Beklemenin Sessizliği

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Beklemenin Sessizliği, beklemenin çoğu zaman sanıldığı gibi boşluk değil, insanın kendisiyle en çok yüzleştiği hâl olduğunu anlatan bir denemedir. Eskiyle yeni arasında sıkışıp kalan ruh hâlini, belirsizlikle geçen zamanı ve adım atamamanın yarattığı içsel ağırlığı ele alır. Metin, beklemenin de bir seçim olabileceğini hatırlatırken, cesaretin çoğu zaman yola çıktıktan sonra ortaya çıktığını fısıldar.

9 Şubat 2026 - 21:16
9 Şubat 2026 - 21:16 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 1  51
Beklemenin Sessizliği

Beklemenin Sessizliği

Beklemek genelde boşluk sanılır. Sanki hiçbir şey olmuyormuş, zaman yerinde sayıyormuş gibi. Oysa insan en çok beklerken değişir. Dışarıdan bakıldığında hareketsiz görünen o anlar, içeride sessiz bir kalabalık gibidir. Düşünceler üst üste biner, duygular birbirine çarpar ve insan fark etmeden kendine biraz daha yaklaşır.

Bazen beklemek bir kişidir. Gelip gelmeyeceğini bilmediğin bir mesaj, adını duyduğunda kalbinin hızlanacağı bir ihtimal. O arada geçen zaman takvimle ölçülmez. Bir dakika saat gibi uzar, bir gün göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Çünkü beklerken zaman değil, umut çalışır. Umut yorulmaz yalnızca şekil değiştirir.

Bazen de beklemek hayata yöneliktir. “Bir gün” diye başlayan cümleler kurarız. Bir gün cesur olacağım, bir gün gideceğim, bir gün başlayacağım. O gün hiç gelmeyecekmiş gibi hissettiğimiz anlar olur. Ama beklerken yine de bir şeyler öğreniriz. Ne istemediğimizi, neye katlanabildiğimizi, neyin bizi yavaş yavaş eksilttiğini.

Beklemek, kontrolü bırakmayı da içerir. Her şeyi planlayamayacağını kabul etmeyi. İnsan belirsizlikle iyi geçinemez; cevap ister netlik ister bir işaret arar. Ama hayat çoğu zaman sessiz kalır. Ve o sessizlikte insan kendisiyle baş başa kalır. Kaçamadığı sorular belirir: “Ben ne istiyorum?”, “Neyi erteledim?”, “Aslında neyi bekliyorum?”

Her bekleyiş pasif değildir. Bazen beklemek, acele etmemeyi seçmektir; yanlış bir kapıyı çalmamak, hazır olmadığın bir hayata atlamamaktır. Bazen de beklemek sabrın değil, cesaretin işaretidir. Çünkü herkes kaçabilir, az kişi kalıp yüzleşmeyi seçer.

Ama her bekleyiş masum da değildir. İnsan bazen kendini oyalamak için bekler. Gitmemek, karar almamak, sorumluluktan kaçmak için. O noktada beklemek ağırlaşır. Beklerken zaman durmaz; sadece sen hayatın kenarına çekilirsin. Beklemekle durmak arasındaki fark işte orada ortaya çıkar.

Belki de mesele, neyi beklediğimizden çok nasıl beklediğimizdir. Kendimizi askıya alarak mı, yoksa yaşarken mi? Hayatı yalnızca “sonra ”ya mı bırakıyoruz, yoksa beklerken bile bir şeyler inşa ediyor muyuz?

Neyi beklediğini bilmeden adım atamamak, yenilere cesaret edememek… Ne yeniyle olmak ne de eskiyle kalmak. İnsan tam da bu aralıkta sıkışıp kalır. Bir eşiğin üzerinde durmak gibidir bu ne geri dönmek mümkündür ne de ileriye geçmek. Ayaklar yerde ama yön yoktur. İçeride bir hareket isteği vardır, dışarıda donuk bir hâl.

Bu hâl çoğu zaman tembellik ya da korkaklık sanılır. Oysa mesele isteksizlik değil, belirsizliktir. İnsan ne istediğini bilmediğinde değil ne istemediğini çok iyi bildiğinde durur. Eski artık dar geliyordur; aynı cümleler, aynı kırgınlıklar, aynı döngü. Yeni ise tanıdık değildir. İhtimallerle doludur ve her ihtimal hayal kırıklığı riski taşır. İnsan bu yüzden arada kalır. Acı veren tanıdıklık mı, ürküten belirsizlik mi?

Eskiyle kalamamak yorar. Alışkanlıkların güveni vardır ama ruhu beslemez artık. İnsan aynı yere dönüp durmaktan kendine yabancılaşır. Eskinin içinde kalmak, kendini inkâr etmeye benzer. Ama yine de orada oyalanılır çünkü neyle vedalaşacağını bilirsin, neyle karşılaşacağını değil.

Yeniyle olamamak da masum değildir. Yeni, sadece bir başlangıç değil; aynı zamanda bir sorumluluktur. Seçtiğin şeyin arkasında durmak, yanlışsa bile ona katlanmak demektir. Bu yüzden insan bazen seçmemeyi seçer. Kararsızlık, yanlış kararın yükünü taşımaz; ama zamanla kendi ağırlığını yaratır.

Belki de bu hâl, insanın kendine sormaktan kaçtığı bir sorunun işaretidir: “Ben gerçekten ne istiyorum, yoksa sadece neyin bitmesini istiyorum?” Çoğu zaman cevap ikincisidir. İnsan bitmiş bir şeyi bırakmak ister ama yerine ne koyacağını bilemez. İşte o boşlukta bekler.

Ama kabul etmek gerekir. Beklemek de bir seçimdir. Hareketsizlik tarafsızlık değildir. Zaman akarken insan olduğu yerde duramaz. Bu yüzden belki de mesele büyük adımlar atmak değildir. Bazen belirsizliğin içinden çıkmanın yolu, küçük ve geri dönüşü mümkün adımlar atmaktır. Yeniyle olmak zorunda değil; sadece eskiyle vedalaşmak yeterlidir.

Çünkü insan her zaman neyi beklediğini bilerek yola çıkmaz. Bazen yol yürürken netleşir. Cesaret de çoğu zaman kapının önünde değil, kapıdan geçtikten sonra ortaya çıkar.

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow