Satır Altı (Bölüm III - Köprü)

Ağustos 18, 2025 - 03:57
 0  178
Satır Altı (Bölüm III - Köprü)

Eve vardığımda hava çoktan kararmak üzereydi. Sokak lambalarının titrek ışıklarıyla aydınlanan apartman girişinde bir an durup başımı göğe kaldırdım. Gökyüzü kapalıydı. Ne yıldız vardı, ne umut. Belki de ikisi de benim için artık aynı anlama geliyordu.

Anahtarı iki kez çevirmem gerekti. Kapı yine takıldı. Her seferinde bu eşiği geçerken içimde boğuk bir sıkışma hissediyorum. Sanki bu duvarlar bana bir şey anlatmaya çalışıyor da ben hâlâ dinlememekte ısrar ediyorum.

Ayakkabılarımı çıkardım. Salon... hâlâ aynı darmadağınlık. Koltukta katlanmamış eski bir ceket. Sehpanın üzerinde iki boş bardak, biri kırık. Yerde ezilmiş bir sigara. Her biri ayrı bir sessiz suç mahalli gibi.

Montumu askıya asmakla uğraşmadım. Sadece üzerimden atarcasına bir köşeye bıraktım. Mutfağa yöneldim. Buzdolabının içi boş. Ama dolabın üst kısmında hâlâ bir şişe duruyordu. O, asla bitmiyor. İçtim. Bardak kullanmadım. Artık ritüelleri değil, tesiri önemsiyorum.

Çantayı açtım. İçine defterimi, kalemlerimi, kayıt cihazımı yerleştirdim. Birkaç günlüğüne de olsa yok olacaktım bu şehirden. Geride bıraktığımın ne olduğuna emin değilim. Ama önümde ne olduğu daha da belirsiz.

Bir sandalyeye oturup ayaklarımı uzattım. Şişe elimdeydi. Radyoyu açmadım. Müzik fazla romantik olurdu. Sessizlik ise daha dürüst. Bazen en korkunç şey, hiçbir sesin olmaması.

Yazmak istedim. Ama defteri açmak bile zordu bu gece.
“Gerçek hikâyeler acıtır.”
Her şey bu cümleyle başlamıştı. Belki de bitişi de bu cümleyle olacak.

Ne zaman uyuduğumu hatırlamıyorum. Ama uyanışım ani oldu. Telefon titriyordu.
11:48.
Yatağın kenarında, ayakkabılar hâlâ ayağımda. Başım ağrıyor. Ağzımda paslı bir tat. Ama Mira’yı almam gerek. Gecikmek istemiyorum bugün.

Üzerimi değiştirmedim. Sadece yüzümü yıkayıp saçlarımı geriye taradım. Aynada kendime baktım. Gözlerimin altı morarmıştı.
Göz kapaklarım, kapatılmamış dosyalar gibi ağır.
Ama göz bebeklerimin derininde başka bir şey vardı. Korku değil bu. Daha çok, bitişi gören bir yorgunluk.

Yola çıktım. Okulun önünde yine aynı çocuk kalabalığı. Ama Mira henüz yoktu. Bahçeye göz gezdirirken onu gördüm. Koşarak geldi.

“Baba!”
Her zamanki gibi. Ve her defasında beni biraz daha kıran o gülümsemesiyle.

“Geç kalmadın bu sefer.”
“Bugün önemli biriyle randevum var,” dedim. “Kızımı kaçırmamam gerek.”
Arabanın kapısını açtı. İçeri girmeden önce bir kez daha yüzüme baktı.

“Bir şey var sende. Gözlerin... daha yorgun gibi.”
Gülümsedim.
“Belki yaşlanıyorumdur.”
“Olmaz! Sen yazar oldun. Yazarlar yaşlanmaz. Sadece daha derin olurlar.”
“Senin yaşında bu kadar bilge miydim acaba?”
“Sanmam,” dedi ve koltuğa atladı.

Eve doğru sürdüm. İçimde boğuk bir sıkışıklık vardı. Sanki son bir sahne oynanıyordu ve ben repliklerimi unutmuş gibiydim. Mira konuşmadı bir süre. Sadece pencereye yaslanmış, dışarıyı izliyordu.

Evlerine vardığımızda arabadan indi. Birlikte yürümeye başladık. Sokak sessizdi.
“Ne zaman görüşürüz?” dedi birden.
Bir cevap vermem gerektiğini biliyordum. Ama ağzımdan çıkan sadece bu oldu:
“Bilmiyorum. Bir süre olmayacağım.”
Başını öne eğdi.
“Gideceğin yer... güvenli mi?”
“Değil. Ama gitmem gerek.”

Durdu.
“Yine yazmak için değil mi?”
“Evet. Ama bu kez... belki de sadece yazmak değil derdim.”
“Dön,” dedi. “Ne yazarsan yaz ama dön.”

Sarıldık. Uzun, ağır bir sarılmaydı. Küçük bedeni göğsümde, kalbimin altında atıyordu. O an, bütün o cehennem planlarım çökebilirdi. Sırf bu sarılma için. Gitmemeliyim, diye fısıldadı içimde bir ses. Ama bastırdım. Bastırmakta ustaydım.

Tam Mira içeri girerken gözüm Vivienne’e takıldı. Evin kapısında bekliyordu. Yanında… başka bir adam.
Dünküyle aynı adam değil. Neydi adı… Nathan? Hayır, o da değil. Farklı bir yabancı daha.
Bana bakmadı bile. Konuşmadı.
Ben de sormadım. Bir isim bile öğrenmedim. Çünkü bilmek, ölmekti.

Ama içimde bir cümle çınladı:
“Ona dair hâlâ bir cümlem varsa, şimdi sustu.”

İçimde bir kıskançlık dalgası yükseldi. Sonra utanç geldi. Ardından boşluk.

Mira kapıyı kapatmadan önce döndü:
“Bitir hikâyeni, baba.”
Kapı kapanırken kelimeleri içimde yankılandı.

Arabaya bindim. Motoru çalıştırdım. Şehrin sınırlarına yaklaştıkça tabelalar azaldı. Yollar daraldı. Sonunda Elmsbrook’a giden yolun başındaydım.

Deniz kenarında yükselen, gri taşlardan örülmüş bir yapı. Sanki dünyaya ait değilmiş gibi. Sanki başka bir zamandan buraya sürüklenmiş gibi.

Önümde büyük demir bir kapı. Yanında güvenlik kulübesi. Görevli, yüzüme bile bakmadı.
Yüzünü seçemiyordum bile. Sadece bir baş hareketiyle belgeyi istedi. Sanki bir insan değil, prosedürdü.

Cebimden çıkardım. Elimi uzattım. Titremedi.
İnceledi. Başını salladı.
“Elmsbrook Facility – Görüşme Kod: C13 / R.BLACK. Onaylandı.”

Kapı yavaşça açıldı.
Gıcırtısı, göğsümün derinlerinden tanıdık bir korkuyu uyandırdı. Aynı anda denizden gelen sis avlunun içine doldu. Rüzgâr uğuldadı, gölgeler uzadı.

Kapının ardında, karanlık bir avlu ve uzakta loş bir bina ışığı.
Bir adım attım.

“Gerçek hikâyeler acıtır.”
Ve artık içindeyim.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Mustafa KALFA 1995 yılında Mersin’de doğdum. Maddi olarak büyük zorluklar yaşamadım; zengin değildim belki ama eksik de değildim. Hayat istediklerimi hemen sunmadı ama zamanla hep bir yolunu buldum. Er ya da geç, hayallerime ulaşmayı başardım. Çünkü beklemeyi, sabretmeyi ve yetinmeyi öğrendim. Huzuru, daha fazlasında değil; sahip olduklarında mutlu olabilmekte buldum. Kendimi bildim bileli her şeyi fazlaca düşünüyorum. Ufak ayrıntılara takılıyorum, belki de bu yüzden saçlarım daha şimdiden beyazlamaya başladı. Aşırı düşünmek bazen alnımda damarlar belirginleştiriyor. Kulağa çok da iyi gelmiyor biliyorum ama artık kimse kimseyi kendini vererek düşünmüyor. Ben hâlâ düşünenlerdenim. Her ne kadar maddi anlamda büyük sıkıntılar yaşamamış olsam da, çoğunlukla kalben yarım kaldım. Bu boşluğu kendi aileme taşımamak ve iyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir abi olabilmek için çabalıyorum. Kusursuz değilim, ama elimden geleni yapıyorum. Ben kendimi anlatmaya değil, içimdekileri paylaşmaya geldim. Anlatacaklarımın birilerinde karşılık bulacağına inanıyorum. Hayal gücüme güveniyorum çünkü onunla ayakta kaldım. Ve belki de en çok, bir gün bu dünyadan göçtüğümde adımı hatırlayan son kişi de beni unuttuğunda, geriye bir iz bırakmak istiyorum. Ben sadece tarihte var olmaya çalışan bir dünya yolcusuyum.