<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; : HİKAYE/ÖYKÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/category/oyku</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; : HİKAYE/ÖYKÜ</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>HEY ON BEŞLİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/hey-on-besli</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hey-on-besli</guid>
<description><![CDATA[ Halil ile Hediye’nin Hikâyesi)




Hey onbeşli, onbeşli




Tokat yolları taşlı…




(Türküden alıntı – Anonim) ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ada3960da431.webp" length="29102" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2026 19:27:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HEY ON BEŞLİ</p>
<p></p>
<p>(Halil ile Hediye’nin Hikâyesi)</p>
<p></p>
<p>Hey onbeşli, onbeşli</p>
<p></p>
<p>Tokat yolları taşlı…</p>
<p></p>
<p>(Türküden alıntı – Anonim)</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Halil, askere gideceği sabah kapının eşiğinde durdu.</p>
<p></p>
<p>Annesi, oğlunun sırtını son kez düzeltti. Eli titriyordu.</p>
<p></p>
<p>Hediye, biraz geride duruyordu. Ne ağlayabiliyor ne konuşabiliyordu.</p>
<p></p>
<p>Dili tutulmuş gibiydi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Halil başını kaldırıp köy yoluna baktı.</p>
<p></p>
<p>Taşlı, uzun, dönüşü belirsiz bir yoldu bu.</p>
<p></p>
<p>— “Ağlama,” dedi Hediye’ye,</p>
<p></p>
<p>Sesi güçlü çıkmaya çalışsa da boğazı düğümlenmişti.</p>
<p></p>
<p>— “Ben gönüllü gidiyorum. Döneceğim.”</p>
<p></p>
<p>Hediye başını salladı.</p>
<p></p>
<p>Gözlerinden yaşlar süzüldü ama sesini çıkarmadı.</p>
<p></p>
<p>İçinden geçenleri kimse duymadı:</p>
<p></p>
<p>“Gitme diyemiyorum…</p>
<p></p>
<p>Gidersen başıma ne gelir bilmiyorum.</p>
<p></p>
<p>Kal dersen, vatan diyorsun.</p>
<p></p>
<p>Susuyorum Halil…</p>
<p></p>
<p>Ama içimde bir şey kopuyor.”</p>
<p></p>
<p>O gün köyden çok genç gitti.</p>
<p></p>
<p>On beşlilerdi hepsi.</p>
<p></p>
<p>Türkü, daha yolun başında dudaklara döküldü:</p>
<p></p>
<p>Hey on beşli on beşli,</p>
<p></p>
<p>Tokat yolları taşlı…</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>CEPHE – HALİL</p>
<p></p>
<p>Cephede gece uzundu.</p>
<p></p>
<p>Top sesleri susmazdı.</p>
<p></p>
<p>Halil, sırtını siperin duvarına dayayıp gökyüzüne bakardı.</p>
<p></p>
<p>“Hediye şimdi ne yapıyordur?” diye düşünürdü.</p>
<p></p>
<p>“Anam hâlâ sağ mı?”</p>
<p></p>
<p>Bir sabah gelen haberle dünyası yıkıldı.</p>
<p></p>
<p>Annesi, Rum çeteciler tarafından öldürülmüştü.</p>
<p></p>
<p>Halil dizlerinin üstüne çöktü.</p>
<p></p>
<p>Toprağı avuçladı.</p>
<p></p>
<p>Gözünden yaş akmadı.</p>
<p></p>
<p>İçine aktı.</p>
<p></p>
<p>O günden sonra cephedeki her adımı</p>
<p></p>
<p>Biraz daha ağır attı.</p>
<p></p>
<p>Ama geri dönmeyi düşünmedi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>KÖY – HEDİYE</p>
<p></p>
<p>Halil cephedeyken,</p>
<p></p>
<p>Köyde hayat Hediye için durdu.</p>
<p></p>
<p>Bir gece kapılar kırıldı.</p>
<p></p>
<p>Çığlıklar karanlığı yardı.</p>
<p></p>
<p>Hediye kaçırıldı.</p>
<p></p>
<p>Günler geçti.</p>
<p></p>
<p>Aylar geçti.</p>
<p></p>
<p>Kimse sormadı.</p>
<p></p>
<p>Kimse aramadı.</p>
<p></p>
<p>Hediye, yaşadıklarını kimseye anlatmadı.</p>
<p></p>
<p>Anlatsa da duyulmayacağını biliyordu.</p>
<p></p>
<p>“Halil bilse…” diye düşündü.</p>
<p></p>
<p>“Bilse de inanır mı?”</p>
<p></p>
<p>Bir süre sonra serbest bırakıldı.</p>
<p></p>
<p>Köye döndüğünde herkes susuyordu.</p>
<p></p>
<p>Ama bakışlar konuşuyordu.</p>
<p></p>
<p>YANLIŞ ANLAMA</p>
<p></p>
<p>Halil savaştan döndüğünde</p>
<p></p>
<p>Köyde onu bir sessizlik karşıladı.</p>
<p></p>
<p>Annesi yoktu.</p>
<p></p>
<p>Hediye vardı…</p>
<p></p>
<p>Ama eski Hediye değildi.</p>
<p></p>
<p>Duydukları, gördükleri, fısıltılar…</p>
<p></p>
<p>Hepsi zihninde tek bir şüpheye dönüştü.</p>
<p></p>
<p>Hediye konuşmak istedi.</p>
<p></p>
<p>Halil dinlemedi.</p>
<p>“Bana acıyarak bakma,” dedi Halil.</p>
<p>“Ben cephedeyken sen…”</p>
<p>Hediye’nin içi yandı.</p>
<p></p>
<p>Ama yine susmayı seçti.</p>
<p></p>
<p>“Anlatsam…</p>
<p></p>
<p>İnansa…</p>
<p></p>
<p>Ama kelimeler yetmez Halil.</p>
<p></p>
<p>Bazen gerçek bile yetmez.”</p>
<p>TÜRKÜYE DÖNÜŞEN AYRILIK</p>
<p></p>
<p>Kavuşamadılar.</p>
<p></p>
<p>Ne cephe ayırdı onları, ne yollar…</p>
<p></p>
<p>Bir yanlış anlama ayırdı.</p>
<p></p>
<p>Türkü, işte orada doğdu.</p>
<p></p>
<p>Aslan yârim kız senin adın Hediye,</p>
<p></p>
<p>Ben dolandım sen de dolan gel beriye…</p>
<p></p>
<p>Ama kimse dönmedi.</p>
<p></p>
<p>“Hey On Beşli”,</p>
<p></p>
<p>Bir savaş türküsü değildir sadece.</p>
<p></p>
<p>Bu türkü,</p>
<p></p>
<p>Suskun kalan bir kızın</p>
<p></p>
<p>Ve yanlış anlayan bir gencin</p>
<p></p>
<p>Ortak ağıtıdır.</p>
<p></p>
<p>Bazı insanlar savaşta ölür,</p>
<p></p>
<p>Bazıları döner…</p>
<p></p>
<p>Ama bazıları</p>
<p></p>
<p>Anlaşılamadığı için kaybolur.</p>
<p></p>
<p>Hediye sustu.</p>
<p></p>
<p>Halil sustu.</p>
<p></p>
<p>Türkü konuştu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>HEY ON BEŞLİ / HALİL _HEDİYE (ANONİM)</p>
<p></p>
<p>Hey onbeşli on beşli</p>
<p></p>
<p>Tokat yolları taşlı</p>
<p></p>
<p>On beşliler geliyor</p>
<p></p>
<p>Kızların gözü yaşlı </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ – Bir Vatanın Ağıdı</title>
<link>https://fikirizleri.com/canakkale-turkusu-bir-vatanin-agidi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/canakkale-turkusu-bir-vatanin-agidi</guid>
<description><![CDATA[ Bazı türküler vardır,

tek bir yüreğin değil,

bir milletin suskunluğunu anlatır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad8af79ca3b9.webp" length="103114" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 21 Oct 2026 15:27:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ – Bir Vatanın Ağıdı</p>
<p>Bazı türküler vardır,</p>
<p>tek bir yüreğin değil,</p>
<p>bir milletin suskunluğunu anlatır.</p>
<p>Çanakkale Türküsü,</p>
<p>bir cephede kalan gençliğin,</p>
<p>yarım kalan sevdaların,</p>
<p>anasına kavuşamayan oğulların sesidir.</p>
<p>Bu türküde sadece ölüm yoktur;</p>
<p>bekleyiş vardır,</p>
<p>umut vardır,</p>
<p>ve geri dönmeyecek olanların sessizliği…</p>
<p>Her dizesinde bir annenin duası,</p>
<p>her ezgisinde toprağa düşen bir can saklıdır.</p>
<p>O yüzden bu türkü söylendiğinde</p>
<p>insanın sesi değil,</p>
<p>yüreği titrer.</p>
<p>Bu hikâye,</p>
<p>bir destanı anlatmaz yalnızca;</p>
<p>bedelini ömürlerle ödemiş</p>
<p>bir vatanın hatırlatmasıdır.</p>
<p>1914 sonbaharında bir sabah, Seyfullah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte Çanakkale Sultanisinin avlusunda tek başına yürüyordu. Güneşin ilk ışıkları taş duvarların arasından süzülüyor, avlunun zeminine altın sarısı lekeler bırakıyordu. Sabah serinliği henüz dağılmamıştı ama havada başka bir ağırlık vardı. Yaklaşan bir şeyin sessizliği…</p>
<p>Kalbi hem heyecan hem de korku ile doluydu. Sokaklardan geçen askerlerin ayak sesleri, nal seslerine karışıyor; marşlar rüzgarla birlikte okulun avlusuna kadar ulaşıyordu. Seyfullah her adımda duruyor, dinliyordu ve kulağında durmadan aynı türkü çınlıyordu.</p>
<p>“Çanakkale içinde aynalı çarşı…”</p>
<p>Sözler küçük kalbine ağır geliyordu. Henüz on bir yaşındaydı. Ama gözlerinde, çocukluğuna sığmayacak kadar büyük bir gölge vardı. Küçücük bedeninde, koca bir ülkenin kaygısını taşıyordu sanki.</p>
<p>Durdu.</p>
<p>Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Bulutlar ağır ağır ilerliyordu.</p>
<p>İçinde bir şey düğümlendi.</p>
<p>Kalemi eline aldı.</p>
<p>Masaya oturdu, titreyen parmaklarıyla annesine mektup yazmaya başladı.</p>
<p>Kardeşlerine…Evine…</p>
<p>“Anneciğim, kısa zaman önce sokaklardan askerler geçmeye başladı. Kimileri at sırtında, kimileri develerle. Top arabaları mekkareler onlara eşlik ediyor. Savaş çıkacağını söylediler. İngiliz ve Fransız gemilerinin boğazda dolaştığını duyduk. Yakında İstanbul’a gideceğiz, ama ben bunu göremeyeceğim. Oysa görmek isterdim. Sonunda size kavuşacağımı biliyorum.”</p>
<p>Kalemi yavaşça indirdi, elleri titrerken derin bir nefes aldı. Etraf sessizleşmişti; rüzgar eski taş duvarların üzerinden esiyor, savaşın yaklaşan ayazını hissettiriyordu.</p>
<p>Mektubun sonuna geldi:</p>
<p>“Babamın ve siz anneciğimin ellerinden öperim. Kardeşlerime selam ederim.</p>
<p> Oğlunuz Seyfullah.”</p>
<p>Mektubu zarfa yerleştirdi, masanın üstüne bıraktı. Gözleri uzaklarda askerlerin yürüdüğü çarşıya takıldı. O an, türkü bir kez daha yankılandı kulaklarında. Her notasında hem gurur hem de korku.</p>
<p>Her kelimede bir annenin yüreği, bir çocuğun masumiyeti ve bir ülkenin kaderi…</p>
<p>O türkü artık yalnızca ezgi değildi.</p>
<p>Savaşın, ayrılığın ve gençliğin yarım kalışının sesiydi.</p>
<p>ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ (ANONİM)</p>
<p>Çanakkale Türküsü, savaşın acılarını ve</p>
<p>kahramanlıklarını anlatan etkileyici sözlere sahiptir.</p>
<p>İşte türkünün en bilinen dizeleri:</p>
<p>Çanakkale içinde vurdular beni</p>
<p>Ölmeden mezara koydular beni</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HALLOWEEN GECESİ  BÜYÜK BALKABAĞI SOYGUNU</title>
<link>https://fikirizleri.com/halloween-gecesi-buyuk-balkabagi-soygunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/halloween-gecesi-buyuk-balkabagi-soygunu</guid>
<description><![CDATA[ Kasaba tarihine ‘Büyük Balkabağı Soygunu’ olarak geçen o gece, herkesin dilinde yıllarca kahkahalarla anılan en tatlı kabus olarak kaldı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad861865d2f9.webp" length="91772" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 21 Oct 2026 09:54:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>          HALLOWEEN GECESİ</p>
<p>    BÜYÜK BALKABAĞI SOYGUNU ​</p>
<p>Sonbaharın o kavgacı rüzgârı kasabanın bacalarından ıslıklar çalarak inerken, takvimler felaketin habercisi olan 31 Ekim’i gösteriyordu. Kasaba halkı için bu tarih, sıradan bir gün değildi bu, ortalıkta korsan kıyafetli çocukların dolaştığı ve evlerin kapılarında kaloni rekorlarının kırıldığı o acımasız Halloween gecesiydi. ​Gülten Teyze, nam-ı değer "Balkabağı Kraliçesi", sabahın kör şafağında, üzerinde pembe pelüş tulumu ve ayağında fosforlu yeşil ev terlikleriyle bahçeye fırladı. Amacı belliydi. Bu yıl da o devasa, turuncu ve gözleri felaketle bakan balkabağını yetiştirip yerel gazeteye kapak olmak, kıskanç komşusu Nermin Hanım’ı çatlatmaktı. Bahçenin en kuytu köşesine, gözü gibi baktığı devasa turuncu canavarın yanına vardığında olduğu yerde kaskatı kesildi. ​Balkabağının yerinde yeller esiyordu. Ortada sadece koparılmış, salyalı gibi duran kalın bir sap ve üzerine ​“Şekerler enflasyona uğradı. Takas yapıldı. Elveda turuncu dostum. Maskeli Bilo” yazan bir not bırakılmıştı. ​​Gülten Teyze’nin bahçeden yükselen, camları zangırdatan o efsanevi tiz çığlığı, belediye hoparlörünün sabah anonsunu bile susturdu. "Balkabağımı çaldılar! Hırsız var! Şerif, beni bağlayın!" ​Kasabanın diğer ucunda ise işler şimdiden kontrolden çıkmıştı. Beş yaşındaki Can, insanlık tarihinin en büyük gizli operasyonuna imza atmanın gururuyla ortalıkta salınıyordu. Üzerinde babasının amele tulumu, yüzünde kedi kumuyla karışmış kömür karası lekeler vardı. Ama asıl olay başındaydı. Gülten Teyze'nin o devasa balkabağını kafasına ters bir şekilde geçirmişti. Balkabağının oyulmamış o kalın duvarı, Can'ın burnuyla alnının tam ortasında sıkışıp kalmıştı. Can, önünü hiç ama hiç göremiyor; her adımda ya bir çöp kutusuna tosluyor ya da rüzgârda sallanan sarhoş bir vantilatör gibi sağa sola savrularak yürüyordu. ​ Can, sesinin balkabağının içinden yankılanıp teneke kutu gibi çıkmasından habersizce.​"Şeker verin bana!" diye bağırdı. ​Şerif Hulusi Bey, karakolun önünde jöleli çöreğini mideye indirirken duyduğu gürültüyle ayağa fırlayarak dışarı çıktı. Karşısında, iki küçük insan bacağı üzerinde yürüyen, turuncu, mutant bir dev balkabağı duruyordu. ​"Hey sen! Yürüyen sebze! Dur orada!" diye kükredi Şerif, tabancasına uzanmaya çalışırken eli yanlışlıkla donut kutusuna girdi. ​Can, sesin geldiği yöne doğru aniden bir hamle yaptı ama kafasındaki seksen kilo gelen balkabağının merkezkaç kuvvetine yenik düştü. "Eyvah!" diyecek zamanı bile bulamadan, caddenin ortasındaki süs havuzunun içine, kafasındaki dev balkabağıyla beraber gümbürtüyle uçtu. ​Havuzdan metrelerce yüksekliğe su fışkırdı. Balkabağı suyun yüzeyinde dev bir şamandıra gibi yüzerken, içinden sırılsıklam ve öksüren Can çıktı. Kafasındaki balkabağı suyun etkisiyle ağırlaşmış, zavallı çocuğun sadece burnu ve nefes almaya çalışan çenesi dışarıda kalmıştı. ​O sırada Gülten Teyze, elindeki budama makasıyla bir kibrit çöpü gibi hızla olay yerine ulaştı. Kendi çocuğu,gözü gibi baktığı balkabağının havuzda yüzdüğünü görünce gözleri pinpon topu gibi büyüdü. "Yavrumun kafasında yüzüyorlar!" diye feryat ederek havuza atladı. ​Balkabağını sudan hırsla çekip çıkardığında. Su, kabuğun erimesine değil altındaki gizli bir kapağın açılmasına neden olduğunu fark etti . Gülten Teyze’nin çektiği kapakla birlikte, dev kabaktan dışarıya binlerce renkli şeker, çikolata ve konfeti fışkırdı! ​Meğer o dev balkabağı gerçekte bir sebze değil, belediyenin geçen yıldan depolarda unuttuğu, içi sürpriz hediyeler ve şekerlerle dolu dev bir parti kutusuydu. Can, balkabağını yerinden oynatmak isterken altındaki gizli mandalı patlatmış, kasabanın en büyük tatlı partisini kendi elleriyle başlatmıştı. ​Şerif Hulusi, havuzun kenarına çömelip yüzünden damlayan suları silerken kahkahayla gülüyordu. "Gülten Hanım, görünen o ki sizin balkabağı meğer tatlı düşkünü bir kutu olarak çıkmış! Can da bu işin kazara açılış törenini yaptı." ​Gülten Teyze, elindeki renkli şekerlere, sonra da sırılsıklam haldeki Can’a baktı. Yüzündeki o korkunç öfke bulutu yavaşça dağılırken yerini hınzır bir sırıtışa bıraktı. ​Madem öyle dedi Gülten Teyze, elindeki budama makasını havaya kaldırarak, "Bu Halloween gecesinde kimse şekersiz kalmayacak!" ​O gece kasaba meydanı, hayatının en absürt ve en neşeli partisine sahne oldu. Şerif Hulusi havuzdan topladığı jöleli şekerleri çocuklara fırlatırken, kafasındaki balkabağından kurtulan Can, yüzündeki çikolata lekeleriyle kahkahalar atarak koşturuyordu. Gülten Teyze ise boşalan dev kutunun üzerine çıkıp kasaba halkına konser verdi. Kasaba tarihine "Büyük Balkabağı Soygunu" olarak geçen o gece, herkesin dilinde yıllarca kahkahalarla anılan en tatlı kabus olarak kaldı.</p>
<p>             DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer:, İlayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gözcü</title>
<link>https://fikirizleri.com/goezcu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goezcu</guid>
<description><![CDATA[ Dağın tepesindeki dürbün, insanlara çabalamanın ve umudun önemini hatırlatır. İki genç, bu geniş bakış açısıyla köylüleri harekete geçirip hayatlarını değiştirir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad85ae3b54d3.webp" length="70430" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 21 Oct 2026 09:28:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Dürbün Gözcü Çaba Gayret Umut Değişim Dönüşüm Gelişim Ufuk Bakış Açısı Mücadele Fikir Yenilik Tohum Doğa Gelecek Adım İlerleme Farkındalık Yaşam</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gözcü</p>
<p>Dağın tepesinde, ahşap bir ayaklık üzerinde duran eski pirinç dürbünün yanına gelen Zeynep, köyde yaşayan meraklı bir kızdı. Yanındaki Emre ise onun çocukluk arkadaşıydı. İki genç tepeden aşağıya baktıklarında, küçük evleri ve dar sokaklarıyla sessizce duran çorak bir köy gördüler. Zeynep merceğe eğildiğinde, ilk gözüne çarpan şey sokakta öylece oturan, günü çabasızca tüketen insanlar oldu. Pirinç gövdeli bu dürbün, yani onların deyimiyle "Gözcü", uzağı gösteren sıradan bir nesne değildi. İnsanlara yeni bir bakış açısı katmak, ufuklarını genişletmek ve onları harekete geçirmek isteyen bir ruha sahipti. Dünyanın her yerini görüp topladığı yeni fikirleri insanların zihnine taşımak, Gözcü’nün en büyük çabasıydı.</p>
<p> Zeynep başını merçekten kaldırıp Emre’ye döndü. "Bak Emre, aşağıdakiler sadece vakit öldürüyor. Hiçbir şey için gayret göstermiyorlar," dedi.</p>
<p>Emre dürbüne yaklaşıp köye baktı. "Köydekiler böyle yaşamaya alışmış Zeynep. Değişmek için adım atmak onlara zor geliyor," diye karşılık verdi.</p>
<p> "Ama adım atmadan hiçbir şey değişmez ki," dedi Zeynep. "Gözcü’nün mücadelesi de tam olarak bu. İnsan ancak kendi çabasının karşılığını alır. Gayret yoksa ilerleme de olmaz. Bugünümüz dünün aynısıysa, zamanı boşa harcamışız demektir."</p>
<p> Emre dürbünün soğuk metal gövdesine elini koydu. "Haklısın ama bu dürbün sesini onlara nasıl duyuracak? Sadece durduğu yerden bakarak bunu nasıl başarabilir?"</p>
<p>"Onlara geniş bir ufuk sunarak," dedi Zeynep gözleri parlayarak. "Gözcü dünyanın her tarafını görüyor; insanlara yeni yollar gösterip düşünmelerini sağlıyor. Tek bir insan bile bunu fark edip çabalamaya başladığında Gözcü mutlu oluyor. Onun tek dayanağı, hiç bitmeyen umudu."</p>
<p>"Peki biz ne yapabiliriz?" diye sordu Emre. "Sadece buradan izlemek yetmez değil mi?"</p>
<p> "Yetmez elbette," dedi Zeynep kararlılıkla. "Önce kendimizden başlayacağız. Aşağı indiğimizde durmak yok; dürbünün bize sunduğu o geniş dünyayı ve yeni fikirleri insanlara taşıyacağız."</p>
<p>Emre hafifçe gülümsedi. "O zaman köylülerin de bakış açısı değişebilir. Gözcü’nün çabası da nihayet karşılığını bulur."</p>
<p>Doğa, gökyüzü, toprak ve insan aynı yaşamın birer parçasıydı. Hayatta var olan her şey hareket etmek ve çabalamak zorundaydı; bir tohum bile toprağı yarıp güneşe ulaşmak için mücadele ederdi. İnsanın da durağan kalmaması, kendi hayatını kurmak için çalışması gerekiyordu.</p>
<p>İki genç kararlılıkla tepeden aşağı, köye doğru yürümeye başladı. Köy meydanına vardıklarında Zeynep ve Emre, Gözcü’nün merceğinden gördükleri o geniş dünyayı, toprağın nasıl işlenebileceğini ve hayatı değiştirecek yeni fikirleri anlatmaya başladılar.İlk başta meydanda oturan yaşlılar şüpheyle başlarını salladı, gençler ise duyduklarına inanmak istemedi. Yıllardır süregelen alışkanlıkları kırmak kolay değildi. Fakat Zeynep ve Emre’nin gözlerindeki kararlılığı gördükçe, köylülerin merakı uyanmaya başladı. Kahvehanede oturanlardan biri ayağa kalktı, bir diğeri sorulara katıldı. Çok geçmeden, o sessiz meydanda canlı bir konuşma başladı; insanlar ilk kez dünün aynısını yaşamaktan vazgeçip yarın için ne yapabileceklerini konuşmaya başladılar.</p>
<p>Ahşap ayaklı eski dürbünün sessiz mücadelesi, tepeden köye uzanan bir köprü kurmuştu. Çabalamanın, çalışmanın ve umudu diri tutmanın ne kadar değerli olduğunu anlayan köylülerle birlikte, o çorak köy ilk kez canlı bir gayretle hayata gözlerini açtı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>CADILARIYLA DANS EDEN AY HATUN</title>
<link>https://fikirizleri.com/Ben-de-ay-cad%C4%B1lar%C4%B1ndan-biriyim.</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Ben-de-ay-cad%C4%B1lar%C4%B1ndan-biriyim.</guid>
<description><![CDATA[ Herkes ışığımdan bir parça çalarken günden güne eksildiğimi göremedim. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad5d8be2a0d7.webp" length="92736" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 21 Oct 2026 06:51:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma ÇAKMAK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İçim bayram yeri; cadılarım ve ben dans ediyoruz birlikte.</p>
<p>​Var edildiğim günden beri onları görmezden geldim. Kızdım, bağırdım, dövdüm, sürekli örseledim. Onları görmezden geldikçe ben acı çektim ama fark edemedim. Uslu dursunlar, söz dinlesinler, sussunlar istedim. Onları anlamaya çalışmadım. Bir kere bile ne istediklerini sormadım. Benim adım Ay Hatun. Ben, ışığını kendinden bile saklayan Ay Hatun'dum. Herkese ışık olurken kendi karanlığımda kayboldum. "Mum dibine ışık vermezmiş" derler, doğruymuş. Herkes ışığımdan bir parça çalarken günden güne eksildiğimi göremedim.</p>
<p>​Ta ki cadılarımla konuşmaya başlayana kadar... Artık sadece Ay Hatun değilim; ben de ay cadılarından biriyim. Onları yeni tanımaya başladım. Birinin adı Sevgi'ymiş. Tam bir sevgi arsızı... Sevgisini cömertçe sergiliyor ve sürekli ilgi görmek istiyor. Meğer bütün taşkınlığı sevgisindenmiş. Diğeri Şefkat; meğer benim yaramazlık zannettiklerim onun merhametinin ayak sesleriymiş. Ufacık tefecik biri var ki gözleri felfecir okuyor, muzip bir gülümsemesi var. Beynimin içindeki sinir uçlarına basıp basıp kaçıyor. Niyeti yaramazlık yapmak değil, benimle oyun oynamakmış meğer. Sürekli öfkeli olanın adı Nefret'miş, her şeye öfkeleniyor. Birisi de var ki kimseyi beğenmiyor; onun adı da Kibir. Öfkeyle Kibir hep kol kola geziyor. Biri burnu havada yürürken diğeri kafa göz dağıtıyor, "Allah ne verdiyse" diyerek karşısına çıkan herkesi yerin dibine sokuyor. Aslında ikisi de beni korumak istiyor. Bir de Hayal var. Sevimli, cilveli, davetkâr bir hâli var. Öyle cüretkâr, öyle utanmaz istekleri var ki dinlerken yüzüm kızarıyor. Allah'tan, istekleri gerçekleşmediğinde kızmıyor ama asla istemekten de vazgeçmiyor. Mazeretlerimi kabul edip anlayışla karşılarken bile yeni hayaller kurmaya devam ediyor.</p>
<p>​Daha ismini öğrenemediğim çok cadı var. Onları dinlemeye başladığımdan beri daha sakin ve ılımlı davranıyorlar. Görmezden gelmediğimde benimle uzlaşmayı kabul ediyorlar. Artık biliyorum, o cadıların hepsi benim... Onları mutlu ettiğim sürece ben iyiyim. Birlikte ışığımız daha parlak ve gerçek. Birlikte dans ettiğimizde parlıyoruz ve göz alıcı bir hâle geliyoruz. Ben cadılarım sayesinde Ay Hatun oldum. Onlardan aldığım ışığı evrene dağıtıyorum. Artık beni ben yapan bütün parçalarımı tanıyorum ve bütün cadılıklarına rağmen sevgiyle bağrıma basıyorum. Şimdi tatlı cadılarımın önünde saygıyla eğiliyorum ve bugüne kadar onları görmezden geldiğim için özür diliyorum.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>LEYLA’DAN MECNUN&amp;apos;A MEKTUP VAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/leyladan-mecnuna-mektup-var</link>
<guid>https://fikirizleri.com/leyladan-mecnuna-mektup-var</guid>
<description><![CDATA[ Sana varamayan, sensizliğe sığamayan bir kuş misali çırpınıp durur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad714f04511d.webp" length="68246" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 21 Oct 2026 06:15:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeynep Kıvanç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Kays’ım,</p>
<p>Çöllerin Mecnun’u, gönlümün sultanı…</p>
<p></p>
<p>Bu mektubu sana hangi kelimeyle başlasam eksik, hangi cümleyle bitirsem yarım kalacak, bilmiyorum. Zira ben seni anlatmaya kalksam kelimelerim susar, kalemim titrer, kâğıdım gözyaşlarımla ıslanır. Senin adını her andığımda içimde bir kuş kanatlanır da göğsümün duvarlarına çarpar. Ne gökyüzüne ulaşabilir ne de kafesine sığabilir. İşte benim yüreğim de öyle Kays’ım…</p>
<p>Sana varamayan, sensizliğe sığamayan bir kuş misali çırpınıp durur.</p>
<p></p>
<p>Bugün senin haberini aldım.</p>
<p></p>
<p>Dediler ki: "Kays, Leyla’nın aşkından aklını yitirmiş."</p>
<p>Dediler ki: "Çöllere düşmüş, dağlara taşlara seslenir olmuş. İnsanların arasından çekilmiş, kendini rüzgâra, kumlara, yıldızlara bırakmış." Dediler ki: "Artık ona Kays demiyorlar; Mecnun diyorlar. Leyla’nın aşkıyla deliye dönmüş, Leyla’nın adıyla nefes alıp Leyla’nın hasretiyle tükenirmiş." </p>
<p></p>
<p>Ah Kays’ım, ah benim güzel yürekli sevdiğim...</p>
<p></p>
<p>Senin aşkından Mecnun olduğunu duyduğumda bir yanım sana koşmak istedi, bir yanım olduğum yere yığılıp kaldı. İçimde bir şeyler kırıldı. Sanki birileri gelip kalbimin ortasına koca bir taş bıraktı. Nefes alamadım. Gözlerim doldu, dudaklarım titredi. Adını söylemek istedim, sesim çıkmadı. Çünkü senin çöllere düştüğün yerde ben, dört duvar arasında bir esir gibi kaldım.</p>
<p></p>
<p>Söyle bana Kays’ım, sen çöllere düşerken benim yüreğim hangi çöle düştü sanıyorsun?</p>
<p></p>
<p>Senin ayaklarına kumlar dolmuş, benim gözlerime yaşlar. Sen geceleri yıldızlarla konuşur olmuşsun, ben geceleri yastığıma başımı koyduğumda senin hayalinle dertleşir olmuşum. Sen dağlara Leyla diye seslenirmişsin, ben içimden adını geçirirken duvarların bile beni duyacağından korkarmışım.</p>
<p></p>
<p>Senin sesin çöllerde yankılanıyormuş, benim sesim kendi içimde boğuluyormuş Kays’ım.</p>
<p></p>
<p>Biz ikimiz de aynı aşkın içinde yanarken aramıza neden bu kadar dünya girdi?</p>
<p></p>
<p>Hatırlar mısın, bir zamanlar adımı söylediğinde yüzünde beliren o mahcup tebessümü?</p>
<p>Gözlerimin içine bakarken kelimelerini nasıl unuttuğunu?</p>
<p>Birbirimize söyleyemediğimiz ne çok sözümüz, kavuşamadığımız ne çok hayalimiz vardı. O günlerde bilmiyorduk ki bazı sevdalar insanın ömrüne sığmayacak kadar büyük, bazı ayrılıklar da insanın yüreğine sığmayacak kadar ağır olurmuş.</p>
<p></p>
<p>Ben seni severken bir gün adının çöllere yazılacağını bilmiyordum Kays’ım.</p>
<p></p>
<p>Sen beni severken bir gün insanların sana acıyarak bakacağını, aşkımızı bir delilik sanacaklarını biliyor muydun?</p>
<p></p>
<p>Şimdi onlar sana Mecnun diyorlar. Belki de senin aklını kaybettiğini düşünüyorlar.</p>
<p>Oysa ben biliyorum Kays…</p>
<p>Sen aklını kaybetmedin. Sen yalnızca dünyanın aklına sığdıramadığı bir sevdayı yüreğine sığdırmaya çalıştın. Onların bir ömürde anlayamayacağı şeyi sen bir bakışta anladın. Onların bin kelimeyle anlatamadığını sen benim adımı söyleyerek anlattın.</p>
<p></p>
<p>Sen deli değilsin sevdiğim.</p>
<p></p>
<p>Sen, aşkın karşısında insanın ne kadar çaresiz kalabileceğinin canlı bir hikâyesisin.</p>
<p></p>
<p>Ben o hikâyenin öteki yarısıyım.</p>
<p></p>
<p>Lakin bilmeni isterim ki senin adını Mecnun’a çıkaran bu aşkın içinde yalnız sen yanmadın. Ben de yandım Kays’ım. Hem de kimsenin görmediği, kimsenin bilmediği bir yangınla…</p>
<p></p>
<p>Senin gözyaşların toprağa düştü, benimkiler içime. Sen derdini dağlara anlattın, ben susmayı öğrendim. Senin feryadını çöller işitti, benim feryadımı yalnız geceler duydu. Senin hasretin dillere destan oldu, benim hasretim kendi göğsümün içinde sessizce büyüdü.</p>
<p></p>
<p>Bazen düşünüyorum da sevdiğim, acaba hangimizin imtihanı daha ağır?</p>
<p></p>
<p>Sen beni göremediğin için mi böyle oldun, ben sana gelemiyorum diye mi böyleyim?</p>
<p>Sen benim yokluğumla mı yanıyorsun, ben senin yokluğuna bir de senin acını eklediğim için mi tükeniyorum?</p>
<p></p>
<p>Keşke bir kere olsun karşına çıkabilsem. Keşke o uçsuz bucaksız çöllerde yürüyüp seni bulabilsem.</p>
<p>Keşke rüzgârın dağıttığı saçlarına dokunabilsem de gözlerinin içine bakarak şöyle diyebilsem:</p>
<p></p>
<p>“Ben buradayım Kays’ım. Senin uğruna adını çöllere yazdığın Leyla, senin uğruna gecelerini ağlayarak geçiren Leyla, senin sesini duymadan her gün biraz daha eksilen Leyla burada. Bak, ellerim boş ama yüreğim seninle dolu. Bak, sana getirecek bir dünyam yok ama sana verecek bir ömrüm var.”</p>
<p></p>
<p>Sonra başını göğsüme yaslasan… Hiç konuşmasak.</p>
<p></p>
<p>Ne insanların bizi ayıran sözleri kalsa aramızda ne ailelerin duvarları ne de dünyanın bitmek bilmeyen hükümleri…</p>
<p>Sen gözlerini kapatsan, ben saçlarını okşasam. Yıllardır içimizde biriktirdiğimiz bütün o sözler, bütün o sitemler, bütün o gözyaşları sessizce aksa aramızdan.</p>
<p></p>
<p>Sana “Beni neden böyle sevdin?” diye sormazdım Kays’ım.</p>
<p></p>
<p>Çünkü cevabını biliyorum. Sen beni yalnız yüzüm güzel diye sevmedin. Sen bende herkesin göremediği bir şey gördün. Belki bir bakışta kendini buldun, belki bir gülüşte ömrünü bıraktın. Belki de kalbin benim kalbime değdiği o ilk anda anladın; bazı insanlar insanın hayatına misafir olarak girer ama bir daha hiç çıkmazmış.</p>
<p></p>
<p>Senin kalbine misafir olmadım ben Kays’ım. Ben oraya yerleştim. Bir daha çıkmamak üzere…</p>
<p>Fakat şimdi düşünüyorum da keşke aşkımız yalnız kalbimizde kalsaydı. Keşke birileri onu öğrenip aramıza girmeseydi. Keşke sevmenin de bir izne, kavuşmanın da bir hükme bağlandığı bu dünyada doğmasaydık. Keşke insanlar birbirini severken önce soyunu sopunu, malını mülkünü, adını sanını değil de yüreğini sorabilseydi.</p>
<p></p>
<p>Belki o zaman sen hâlâ Kays olurdun.</p>
<p>Belki ben hâlâ Leyla…</p>
<p></p>
<p>Belki bir gün bir ağacın altında oturup birbirimizin ellerini tutarak yaşlanırdık. Sen bana şiirler okurdun, ben sana susarak eşlik ederdim. Akşam olunca birlikte eve döner, sabah olduğunda birbirimizin yüzünü görerek güne başlardık. Senin adını fısıldamak için geceleri beklemez, seni özlemek için uzaklara bakmazdım.</p>
<p></p>
<p>Ah, Kays’ım…</p>
<p></p>
<p>İnsan en çok da hiç yaşanmamış güzel günlerin yasını tutarmış. Ben şimdi seninle yaşayamadığım günlerin yasını tutuyorum. Hiç birlikte yürüyemediğimiz yolların, hiç beraber seyredemediğimiz gün batımlarının, hiç başımı yaslayamadığım omzunun hasretiyle yanıyorum.</p>
<p></p>
<p>Seninle yaşlanmayı hayal etmiştim ben. Saçlarımıza aklar düştüğünde bile birbirimize ilk günkü gibi bakmayı, ellerimiz titrediğinde birbirimizin elini tutmayı, gözlerimiz eskisi kadar iyi görmediğinde bile birbirimizi kalbimizle tanımayı…</p>
<p>Şimdi sen çöllerde yaşlanıyorsun, ben hasretimde. Senin yüzüne güneş vuruyor, benim içime ayrılık. Senin saçlarına rüzgâr dokunuyor, benim saçlarımın arasından yalnız zaman geçiyor.</p>
<p></p>
<p>Söyle sevdiğim, bizim suçumuz neydi? Birbirimizi sevmek mi?</p>
<p>Bir insanın adını kendi adından daha çok anmak mı?</p>
<p>Bir bakışın içine koca bir ömür sığdırmak mı? Yoksa Allah’ın bize verdiği şu kalpleri, birbirimizden başka kimseye ait hissetmemek mi?</p>
<p></p>
<p>Bilmiyorum Kays’ım. Bildiğim tek şey, seni sevmekten hiç pişman olmadığım. Bu sevda bana acıyı öğretti, sabretmeyi öğretti, susmanın bazen haykırmaktan daha çok can yaktığını öğretti. Bana insanın birine kavuşamasa da onu yüreğinde taşıyabileceğini gösterdi.</p>
<p>Ama bütün bunları öğrenmek için seni kaybetmem şart mıydı?</p>
<p>Senin çöllere düşmen, benim sensizliğe mahkûm olmam şart mıydı?</p>
<p></p>
<p>Bazen korkuyorum Kays’ım. Bir gün seni bulduğumda beni tanımamandan korkuyorum. Gözlerindeki o eski ışığın sönmüş olmasından, yüzümdeki çizgileri yabancı bulmandan, sesimi duysan bile artık içinin titrememesinden korkuyorum. Çünkü ben seni hâlâ ilk günkü Kays olarak hatırlıyorum. Gözlerimin içine bakarken utanan, elimi tutmaya kıyamayan, adımı söylerken bile kalbini ele veren o güzel yürekli adam olarak…</p>
<p></p>
<p>Ya sen beni unuttuysan?</p>
<p>Ya çöllerin sessizliği sana benim sesimden daha yakın geldiyse?</p>
<p>Ya geceleri yıldızlara anlattığın Leyla, gündüzleri hatırlamak istemediğin bir hatıraya dönüştüyse?</p>
<p></p>
<p>Hayır, hayır…</p>
<p></p>
<p>Bunu düşünmek bile canımı yakıyor. Sonra kendime kızıyorum. Seni tanıyorum diyorum. Benim Kays’ım unutmaz. Çünkü sen bir yüzü değil, bir ömrü sevdin. Bir gülüşü değil, o gülüşün ardındaki ruhu sevdin. Senin sevdan gelip geçici bir heves olsaydı çoktan dinerdi. Oysa sen, yokluğumda bile beni var etmeye devam ediyorsun.</p>
<p></p>
<p>Benim adımı anarak yaşıyorsun. Benim adımı anarak acı çekiyorsun. Benim adımı anarak dünyaya meydan okuyorsun. Belki de bu yüzden seni affedemiyorum Kays’ım.</p>
<p>Beni böylesine sevdiğin için değil…</p>
<p>Kendini benden mahrum bıraktığın için.</p>
<p></p>
<p>Senin o güzel gözlerinin çöllerde yıpranmasına, ellerinin taşlara değmesine, ayaklarının dikenlerle kanamasına razı gelemiyorum. Sen benim için yanarken ben senin acını dindiremiyorsam, bu sevdanın neresinde duracağımı bilemiyorum. Sana koşmak istiyorum ama yollar kapalı. Sesini duymak istiyorum ama aramızda dağlar var. Sana dokunmak istiyorum ama ellerim yalnızlığın soğuk duvarlarına uzanıyor.</p>
<p></p>
<p>Keşke aşk yalnızca sevmek olsaydı.</p>
<p>Keşke sevmek, sevdiğinin acısını azaltmaya yetseydi.</p>
<p>Keşke bir insanın kalbi, başka bir insanın yarasına merhem olabilseydi. O zaman sana bütün kalbimi açardım Kays’ım. İçimdeki her şeyi önüne sererdim. Biriktirdiğim gözyaşlarını, susturduğum çığlıkları, geceler boyu sakladığım hayallerimi sana verirdim. Sen de benim ellerimi tutardın. İkimiz de birbirimizin yaralarını görürdük. Belki iyileşemezdik ama en azından acımızı paylaşırdık. Çünkü insan bazen iyileşmek istemez sevdiğim. Yalnızca acısının anlaşıldığını bilmek ister.</p>
<p></p>
<p>Ben senin acını anlıyorum Kays’ım. Sen de benimkini anla. Benim suskunluğumu sevgisizlik sanma. Sana gelemeyişimi seni istemeyişimle karıştırma. Bazen insanın kalbi bir yere koşarken ayakları başka bir yerde esir kalır. Benim kalbim seninle, ayaklarım ise beni senden uzak tutan dünyanın içinde.</p>
<p></p>
<p>İnan bana, her gece kalbimin peşinden gitmeye çalışıyorum. Gözlerimi kapatınca çöllerine geliyorum. Seni uzaktan görüyorum. Bir kayanın üzerine oturmuş, başını ellerinin arasına almışsın. Dudakların kıpırdıyor. Adımı söylüyorsun. Yanına geliyorum ama sen beni görmüyorsun. Omzuna dokunuyorum, elimi tutmuyorsun. Sana “Kays!” diye sesleniyorum, dönüp bakmıyorsun.</p>
<p></p>
<p>Sonra uyanıyorum. Anlıyorum ki insanın en büyük çaresizliği, rüyasında bile kavuşamadığı birini gerçekte beklemesidir. Yine de bekliyorum sevdiğim.</p>
<p></p>
<p>Beni bekle demeye hakkım var mı, bilmiyorum. Seni daha fazla acıya mahkûm etmeye gönlüm razı değil. Fakat Kays'ı unut demek de dilime varmıyor. Çünkü ben seni unutmayı hiç öğrenemedim. Öğrenmek için de bir gayret göstermedim. Bazı isimler vardır ki insan onları unutursa kendi varlığından bir parça eksilir. Sen benim eksilmeyen yanım, Kays’ım.</p>
<p></p>
<p>Bana ne derlerse desinler, ben seni kalbimin en kuytu yerinde saklıyorum. Kimsenin görmediği, kimsenin dokunamadığı, kimsenin hüküm veremediği bir yerde…</p>
<p>Orada hâlâ elimi tutuyorsun. Orada hâlâ bana gülümsüyorsun. Orada hâlâ bir gün kavuşacağımıza inanıyoruz.</p>
<p></p>
<p>Belki bu dünya bize kavuşmayı çok gördü. Belki insanların koyduğu sınırlar, bizim çizdiğimiz hayallerden daha güçlü çıktı. Belki de kader, bize aynı hikâyenin iki ayrı ucunda durmayı yazdı. Ama bir şeyi unutma Kays’ım: Bizi ayıran mesafeler, birbirimizi sevdiğimiz gerçeğini değiştiremez.</p>
<p></p>
<p>Sen çöllerde benim adımla dolaşırken ben bu dünyanın içinde senin adını kalbimde taşıyorum. Senin Mecnun oluşun, benim Leyla oluşumdan ayrı değil. Senin hikâyen benimle başladıysa benim acım da seninle anlam buldu.</p>
<p></p>
<p>İnsanlar bizim hikâyemizi anlatırken seni Mecnun, beni Leyla diye anacaklar belki. Çocuklar adımızı duyacak, şairler bizi şiirlerine yazacak, âşıklar birbirlerine bizi örnek gösterecek. Yıllar geçecek, yüzler değişecek, şehirler kurulup yıkılacak. Ama bir yerlerde bir insan sevdiğine kavuşamadığında bizim adımızı hatırlayacak. İşte o zaman, belki de ilk kez gerçekten kavuşacağız. Çünkü biz yalnızca birbirimizi sevmedik Kays’ım. Biz, kavuşamayan bütün sevdaların hatırası olduk. Birbirine elini uzatıp da dokunamayanların, aynı gökyüzüne bakıp ayrı yerlerde ağlayanların, sevdasını içinde büyütüp dünyaya anlatamayanların sesi olduk.</p>
<p></p>
<p>Yine de ben bütün bunların arasında yalnızca senin Leyla’n olmak isterdim. Bir hikâyenin adı olmak değil…</p>
<p>Bir adamın ömrü olmak isterdim. Bir şiirde anılmak değil…</p>
<p>Bir akşam seninle aynı sofraya oturmak, aynı ekmeği bölüşmek, aynı pencereden yağmuru seyretmek isterdim.</p>
<p></p>
<p>Senin Mecnun oluşunu değil, benimle huzur buluşunu görmek isterdim.</p>
<p></p>
<p>Biliyor musun Kays’ım, bazen sana kızıyorum. Bütün dünyayı karşına alıp çöllere düştüğün için, kendini bu kadar tükettiğin için, beni böylesine çaresiz bıraktığın için sana kızıyorum. Sonra birden yüzün geliyor gözlerimin önüne. O mahcup tebessümün, adımı söylerken titreyen sesin, bana bakarken saklamaya çalıştığın sevgin…</p>
<p>Bütün kızgınlığım bir damla gözyaşına dönüşüyor. Çünkü ben sana kızarken bile seni seviyorum. Sana sitem ederken bile seni özlüyorum. Sana gelmeyeceğimi söylerken bile içimde bir yer, yolunu gözlüyor.</p>
<p></p>
<p>İnsan kalbine söz geçirebilir mi Kays’ım?</p>
<p>Ben geçiremedim. Belki sen de geçiremedin. Belki bizim bütün hikâyemiz, iki kalbin de kendi sahibine itaat etmemesinden ibarettir.</p>
<p></p>
<p>Şimdi bu mektubu bitirmem gerekiyor. Oysa sana anlatacak daha ne çok şeyim var. Bir ömür konuşsam bitmeyecek, bin mektup yazsam eksik kalacak sözlerim var. Kalemimi bıraksam da içimde sana yazmaya devam edecek bir yürek taşıyorum.</p>
<p></p>
<p>Bu mektup sana ulaşır mı, bilmiyorum.</p>
<p></p>
<p>Belki bir yolcu alır eline, belki rüzgârın önüne düşer, belki de hiç kimse okumadan kumların arasında kaybolur ama olsun. Ben yine de yazdım. Çünkü bazı sözler sahibine ulaşmasa da söylenmeyi hak eder.</p>
<p></p>
<p>Sen benim sana söyleyemediğim bütün sözleri hak ediyorsun Kays’ım.</p>
<p></p>
<p>Sana son bir şey söyleyeceğim. Eğer bir gün çöllerde yürürken rüzgâr yüzüne dokunursa, gözlerini kapat. Belki o rüzgârın içinde benim nefesim vardır. Eğer bir gece yıldızlardan biri diğerlerinden daha parlak görünürse, başını kaldırıp ona bak. Belki ben de aynı yıldızı seyrediyorumdur. Eğer bir gün içindeki fırtına diner de kalbin sana sessizce huzur verirse, bil ki ben o gün seni düşünürken gülümsüyorumdur.</p>
<p></p>
<p>Beni her yerde arama sevdiğim. Bazen insan en çok aradığı yerde değil, en çok hissettiği yerde bulunur.</p>
<p></p>
<p>Ben senin çöllerinde yürüyemem belki ama sen benim kalbimde her zaman yürüyebilirsin. Sana sarılamam belki ama adını her andığımda içimde sana yer açabilirim. Bir gün kavuşur muyuz, bilmiyorum. Fakat bu dünyada kavuşmak kadar gerçek bir şey daha varsa, o da insanın birini bütün imkânsızlıklara rağmen sevmeye devam etmesidir.</p>
<p></p>
<p>Ben seni seviyorum Kays’ım.</p>
<p>Adın Kays iken de…</p>
<p>Sana Mecnun dediklerinde de…</p>
<p>Çöllerde kaybolduğunda da…</p>
<p>Dünya seni benden uzaklaştırdığında da…</p>
<p>Ben seni, bana ait olamadığın hâlde içimde senden başka kimseye yer bırakmayacak kadar seviyorum.</p>
<p></p>
<p>Eğer bir gün bu mektubu okursan, senden tek bir ricam olacak: Kendine iyi bak sevdiğim.</p>
<p></p>
<p>Çöllerin ortasında bile olsan kendini unutma. Benim adımı anarken kendi adını da hatırla. Beni severken kendini de sev. Çünkü ben senin yalnızca aşkınla değil, varlığınla da kıymet bulmanı isterdim. Senin bir kayanın dibinde gözyaşı dökmene değil, başını göğe kaldırıp yaşamaya devam etmene razıyım.</p>
<p></p>
<p>Benim için değilse bile bir zamanlar birbirimize sunduğumuz o güzel hayaller için yaşa.</p>
<p></p>
<p>Ve bil ki bir kadın, kendisini seven bir adamın adını yüreğinde taşıyorsa, aralarına ne kadar mesafe girerse girsin o adam bütünüyle yalnız değildir.</p>
<p></p>
<p>Sen yalnız değilsin Kays’ım.</p>
<p>Senin Leyla’n var.</p>
<p></p>
<p>Her gece senin için dua eden, her sabah adını içinde uyandıran, seni kimsenin anlayamadığı kadar anlayan bir Leyla’n… </p>
<p>Gözlerim yine doldu. Bu kâğıda daha fazla gözyaşı düşürürsem kelimelerim silinecek. Oysa ben istiyorum ki sana olan sevgim, yıllar sonra bile okunabilsin.</p>
<p></p>
<p>Belki bir gün birileri bu mektubu bulur. Belki birileri okurken ağlar. Belki bir âşık, sevdiğinin elini biraz daha sıkı tutar. Belki bir kadın, kalbinde sakladığı adamın adını ilk kez yüksek sesle söyler. Belki o zaman, bizim yaşanmamış ömrümüz başka birilerinin mutluluğuna dokunur. İşte o vakit, bütün acılarımıza rağmen, hikâyemizin boşa yaşanmadığını düşünürüm.</p>
<p></p>
<p>Sana son kez sesleniyorum:</p>
<p>Kays’ım…</p>
<p></p>
<p>Eğer bir gün çöllerin biterse, eğer bir gün yolun denize çıkarsa, eğer bir gün başını kaldırıp ufka bakarsan, beni hatırla. Ben senin için çöllere düşemeyen ama sensiz de bir türlü kendi yolunu bulamayan Leyla…</p>
<p>Ben seni uzaktan seven değil, sana yakın olamadığı için her gün biraz daha uzaklaşan Leyla…</p>
<p>Ben dünyanın gözünde yalnızca bir isim, senin gözünde bir ömür olmak isteyen Leyla…</p>
<p></p>
<p>Sana kavuşamadım diye seni sevmekten vazgeçmedim.</p>
<p>Sana ulaşamadım diye sana yazmaktan vazgeçmedim.</p>
<p>Sana söyleyemediğim bütün sözleri şimdi şu son cümleye sığdırıyorum:</p>
<p></p>
<p>Ey benim çöllere düşen sevgilim; eğer aşkından Mecnun olduysan, bil ki ben de sana kavuşamamanın adıyla Leyla oldum.</p>
<p>Sen çöllerde beni ararken, ben içimde seni aradım. Sen benim adımla dünyadan vazgeçtin, ben senin hatıranla dünyaya tutundum. Belki bu ömür bizi birbirimize vermedi ama kalbim, senden başkasına ait olmayı hiçbir zaman öğrenmedi.</p>
<p></p>
<p>Sana kavuşamadığım her gecenin sabahında,</p>
<p>Seni özlediğim her nefesin ardında,</p>
<p>Adını kimseye duyuramadığım her duanın içinde…</p>
<p></p>
<p>Seni seven,</p>
<p></p>
<p>Leyla’n.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KALBİMİZDEN DİLİMİZE DÖKÜLEN HİKAYELER &amp; SUNA’M</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-hikayeler-sunam</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-hikayeler-sunam</guid>
<description><![CDATA[ Sunam, bir türküden fazlasıdır.

Geç kalınmış bir güvenin

geri dönmeyen sevdanın adıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad619ca3ed5e.webp" length="36750" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 20 Oct 2026 15:07:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>SUNAM</p>
<p>“Şafak söktü yine, Sunam uyanmaz,</p>
<p>Hasret çeken gönül derde dayanmaz.</p>
<p>Çağırırım Sunam sesim duyulmaz,</p>
<p>Uyan Sunam uyan derin uykudan…”</p>
<p>(Türküden alıntı – Anonim)</p>
<p>Suna Hanım , Fahri Kayhan’ın dünyasıydı.</p>
<p>Fahri Bey Sevdiğini gizlemezdi ; eşini över, adını her fırsatta diline dolardı .</p>
<p>Suna da onu severdi.Sakin, derin ve sarsılmaz bir sevgiyle…</p>
<p>Onların aşkı çevrede bilinir, gıptayla anılırdı.</p>
<p>Kimse bu evde bir gün şüphenin kapıdan içeri gireceğini düşünmezdi.</p>
<p>Birlikte kurdukları hayat çevrede dillere destandı.</p>
<p>Aralarına bir gölge düşebileceğine kimse ihtimal vermezdi.</p>
<p>Ta ki o hamam günü gelene kadar…</p>
<p>Kadınlar, adet olduğu üzere birlikte hamama gitmişti.</p>
<p>Buharın, suyun ve kahkahanın arasında önemsiz sanılan bir ayrıntı, birinin gözüne takıldı.</p>
<p>Suna’nın sırtındaki bir ben…</p>
<p>Neriman hanım gördü.</p>
<p>Ve gördüğünü, eve döndüğünde kocasına anlattı.</p>
<p>Söz, ağızdan çıktıktan sonra artık kimsenin kontrolünde değildi.</p>
<p>Günler sonra Fahri Bey, evinin yakınındaki kahvehanede Mustafa Bey’le karşılaştı.</p>
<p>Aralarında eski bir gerginlik vardı.</p>
<p>Ama Mustafa Bey, tartışmayı başka bir yere çekti:</p>
<p>“Sen benimle uğraşacağına,” dedi,</p>
<p>“karına sahip çık. Ben senin karının sırtındaki beni bile bilirim.”</p>
<p>O an…</p>
<p>Fahri Bey’in içinden bir şey koptu.</p>
<p>Nasıl olurdu?</p>
<p>Suna’nın sırtındaki beni bir yabancı nasıl bilebilirdi?</p>
<p>Eve döndüğünde susturamadı kendini.</p>
<p>Sordu.</p>
<p>Suna’ya her şeyi anlattı.</p>
<p>Suna Hanım şaşkındı…</p>
<p>İncinmiştir.</p>
<p>Ama sakindi.</p>
<p>İhanet etmediğini söyledi.</p>
<p>Yemin etti.</p>
<p>Açıkladı…</p>
<p>Ama şüphe, bir kere kalbe düştü mü oradan kolay kolay çıkmazdı.</p>
<p>Fahri Bey değişmeye başladı.</p>
<p>Bakışları soğudu.</p>
<p>Sözleri kısaldı.</p>
<p>Sevgi, yerini mesafeye bıraktı.</p>
<p>O akşam büyük bir tartışma çıktı.</p>
<p>Fahri Bey evden çıktı.</p>
<p>Geceyi dışarıda geçirdi.</p>
<p>Sabah döndüğünde şafak söküyordu.</p>
<p>Evde bir sessizlik vardı…</p>
<p>Ama bu sefer başka türlü.</p>
<p>Suna Hanım, yaşamını yitirmişti.</p>
<p>Şafak gerçekten de sökmüştü.</p>
<p>Ama o sabah, güneş hiçbir yere yetişememişti.</p>
<p>Yanında bir mektup vardı.</p>
<p>“Kusura bakmayın Beyim.</p>
<p>Şüphelerinizin nedenini uzun zamandır</p>
<p> biliyordum.</p>
<p>Adımı temize çıkarmanın başka bir yolunu</p>
<p>bulamadım.</p>
<p>Şunu unutma…</p>
<p>Ben seni asla aldatmadım.”</p>
<p>Fahri Bey,</p>
<p>Elleri titreyerek ipi çözdü.</p>
<p>Ama zaman, bir kez geçince geri dönmezdi.</p>
<p>O an kelimeler bitti.</p>
<p>Gözyaşı yetmedi.</p>
<p>Bağlamayı eline aldı.</p>
<p>“Çağırırım Sunam …” dedi.</p>
<p>Sesi evin duvarlarında kayboldu.</p>
<p>Duyulmadı.</p>
<p>“Uyan Sunam uyan…”</p>
<p>Ama bazı uykulara ses yetmezdi.</p>
<p>O ağıt,</p>
<p>O sabah doğdu.</p>
<p>Sunam Türküsü,</p>
<p>Bir kadının masumiyetinin</p>
<p>Ve bir adamın geç kalmış pişmanlığının sesidir.</p>
<p>Bugün söylendiğinde,</p>
<p>Sadece bir ezgi duyulmaz.</p>
<p>Bir şüphenin nelere mal olduğunu anlatır.</p>
<p>Sunam, bir türküden fazlasıdır.</p>
<p>Geç kalınmış bir güvenin</p>
<p>geri dönmeyen sevdanın adıdır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YUTULAN ATEŞ, İÇİLEN KEZZAP</title>
<link>https://fikirizleri.com/yutulan-ates-icilen-kezzap</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yutulan-ates-icilen-kezzap</guid>
<description><![CDATA[ İçtiğim kezzap, yediğim ateştir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad712ae57c1f.webp" length="31030" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 20 Oct 2026 10:05:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>   <strong>YUTULAN ATEŞ, İÇİLEN KEZZAP</strong></p>
<p>Toprağın altında soğuyan bir evladın ardından usul usul tüten o mutfaklarda, zaman saatle ölçülmezdi. Zaman, soğuyan çay bardağında, kurumuş yufka kırıntısında, kapı arkasında unutulmuş bir hırkanın ipliğinde eskir ve çürürdü. ​Eftelya, o ağır ahşap masanın başında, sırtını duvara vermiş oturuyordu. Adı Rumca bir deniz fısıltısını andırsa da kendisi, bozkırın ortasında çatlamış, kurak bir topraktan farksızdı. İki kızı vardı Eftelya’nın. Biri hayatın hengamesine kapılıp büyümüştü ama diğeri, o minik kızı, baharın henüz tazeliği üzerindeyken çekip gitmişti. Toprağın altına daha açmamış tomurcuğu gencecik bedeni koyup üzerine üç kürek toprak atmak, bir ananın göğüs kafesini sonsuza dek açık bir mezara çevirmeye yeterdi. ​Dışarıda akşamüstünün o nefti, kasvetli morluğu çöküyordu. Evin içi rutubet, yanık odun ve yıllanmış keder kokuyordu. Eftelya’nın parmakları, önündeki bakır tabağın kenarına takılı kalmıştı. Kenarları aşınmış, kalayı gitmiş o tabak. O günden beri eve giren her lokma, mutfağa giren her rüzgâr bir cinayetti sanki. ​Küçük kızının toprağın altında çürümeye terk edildiği bir dünyada, bir ananın iştahla ekmek çiğnemesi kadar ağır bir utanç olabilir miydi? Her akşam o sofrayı kurmak zorundaydı. Katlanmak, pişirmek, kaynatmak. Ama o tencereden kendi tabağına aktardığı her kaşık çorba, boğazından aşağı inerken genzini yırtan, ciğerini eriten bir kezzaba dönüşüyordu. Çiğnediği her ekmek lokması, sanki fırından yeni çıkmış köz bir kömür gibi dilini, damağını, vicdanını dağlıyordu. ​Ne zaman birileri gelse, ne zaman biri "Ayakta dur, bak bir kızın daha var" dese, Eftelya başını sallar, hiçbir şey söylemezdi. İnsanlar acının bağırarak yaşandığını sanırlardı. Oysa gerçek acı, kaskatı bir sessizlikti. Genzine oturan o alev balgamını yutkunurken içinden ​"içtiğim kezzap, yediğim ateştir."</p>
<p>"Benim yandığım yerden yanmadılar ki bilsinler bu acıyı söylemesi kolay onlara." diye düşünürdü.</p>
<p>​Gerçekten de öyleydi. O günden sonra içtiği bir yudum soğuk su dahi, boğazından bir kezzap gibi yakarak süzüldü o su, kızının kuruyan dudaklarına değemiyordu. Sofradaki her katık, avuçlarına aldığı bir ateş parçasıydı; kızının toprağı ise soğuktu. Yaşamak, onun için bir ceza; nefes almak, evladına karşı işlenmiş bağışlanmaz bir suç haline gelmişti. ​Pencere pervazına birikmiş tozların üzerine düşen bir damla yağmuru izledi. Damla, toza değdiği an yok oldu, geriye sadece çamursu bir leke bıraktı. Eftelya’nın gözyaşları da dışarı süzülmüyordu artık, hepsi içeriye, o sönmeyen yangının tam ortasına akıyordu. Yüzündeki hatlar, zamanın değil, evlat acısının derinleştirdiği birer kanyon gibiydi. ​Eftelya yanı başındaki kızının gözlerinin içine baktı. Artık o gözlerde ne bir feryat vardı ne de bir damla yaş. Sadece bir kadının, evladından sonra ayakta kalabilmek için her gün kendi içindeki o ateşi nasıl çiğnediğinin kaskatı, çaresiz ve kapkaranlık gerçeği vardı.</p>
<p>                     DİLEK SARIKAYA</p>
<p> Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya ​</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 5&amp; KARANLIK ÇEKMECE</title>
<link>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%87%C4%B0MDEK%C4%B0-KIYAMET-B%C3%B6l%C3%BCm-5</link>
<guid>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%87%C4%B0MDEK%C4%B0-KIYAMET-B%C3%B6l%C3%BCm-5</guid>
<description><![CDATA[ Sığındığı sahaf dükkânının arka odasında Deniz’e olay gününü anlatan Zeynep, hafızasındaki belirsizliklerle yüzleşiyor. Selim’in göğsünden bıçaklanarak öldürülmesi, evdeki hasarlı çekmece ve kayıp siyah deri çanta kilit soru işaretlerine dönüşürken; Başkomiser Tarık ve ekibi &quot;Zeynep&quot; isminin peşine düşüyor. Selim’in evindeki o karanlık çekmece zorlanmıştı; ama katilin aradığı şey çekmecede miydi, yoksa sırra kadem basan o siyah çantada mı? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad63556c4bc5.webp" length="44638" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 18:21:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bölüm 5 – Karanlık Çekmece</p>
<p>​Deniz, Zeynep’i dar koridordan geçirerek sahaf dükkânının arka tarafındaki çalışma odasına götürdü. İçerisi düzenli dizilmiş kitap rafları, ahşap bir çalışma masası, iki sandalye, mini bir buzdolabı ve köşede evrak dolabının yer aldığı derli toplu bir alandı. Duvar apliklerinin sıcak ışığı odaya dingin bir hava veriyordu.</p>
<p>​Deniz kapıyı kapatıp sürgüledi. Bir süre konuşmadı. Zeynep’in yüzündeki korkuyu gördükçe sorularını sormakta acele etmiyor, onu sıkıştırmaktan kaçınıyordu. Masanın önündeki sandalyeleri işaret etti:</p>
<p>​— Geç otur Zeynep.</p>
<p>​Zeynep sandalyelerden birine çöktü. Deniz de karşısına oturdu:</p>
<p>​— Şimdi baştan anlat. Selim’in evine neden gittin?</p>
<p>​— Eşyalarımı almak için. Anahtarını da bırakacaktım.</p>
<p>​— Kapı kilitli miydi?</p>
<p>​Zeynep başını iki yana salladı:</p>
<p>​— Aralıktı. Önce içeride biri olduğunu düşündüm. Seslendim ama cevap gelmedi. Sonra içeri girdim.</p>
<p>​— Selim’i nerede buldun?</p>
<p>​— Çalışma odasında yerdeydi. Hareket etmiyordu. —Zeynep ellerini birbirine kenetledi.— Yanına gittim. Bileğini kontrol ettim. Nabzını bulamadım.</p>
<p>​Deniz, onun yüzünü dikkatle izledi:</p>
<p>​— Polisi aramadın.</p>
<p>​— Hayır.</p>
<p>​— Neden?</p>
<p>​— Çünkü birkaç saat önce herkesin içinde tartışmıştık. Bana tehditler savurmuştu. Polisler bunu öğrenirse ilk benden şüpheleneceklerini düşündüm.</p>
<p>​— Bu, kaçmanı açıklayabilir ama seni şüpheli olmaktan kurtarmaz Zeynep.</p>
<p>​— Biliyorum... —Sesi kısıldı.— O an ne yapacağımı düşünemedim. Koridordan bir ses geldi. Birinin yaklaştığını sandım. Korktum ve çıktım.</p>
<p>​Deniz bir süre sessiz kaldı. Ardından sordu:</p>
<p>​— Evde başka bir şey dikkatini çekti mi? Dağınıklık dışında?</p>
<p>​Zeynep gözlerini yere indirdi. O an zihninde beliren ayrıntıları sıraya koymaya çalıştı. Odaya ilk girdiğinde her şeyi aynı anda görmemişti. Önce yerdeki Selim’i, sonra masayı ve devrilmiş eşyaları fark etmişti:</p>
<p>​— Masasının üzerindeki pirinç mühür yere düştü, dedi. Ben çarptım sanırım. Ama almadım, olduğu yerde bıraktım.</p>
<p>​— Ona dokundun mu?</p>
<p>​— Hatırlamıyorum. Bilerek dokunmadım. Yalnızca Selim’in bileğini kontrol ettim.</p>
<p>​Deniz başını salladı. Bu ayrımın önemli olduğunu biliyordu. Zeynep’in neye dokunduğu, neye dokunmadığı ancak olay yeri incelemesinin bulgularıyla değerlendirilebilirdi:</p>
<p>​— Başka?</p>
<p>​Zeynep birden başını kaldırdı:</p>
<p>​— Masasının çekmecesi…</p>
<p>​— Ne olmuş çekmeceye?</p>
<p>​— Yamuk şekilde açıktı. Kilit kısmı da hasarlı gibiydi. O an üzerinde durmadım. Selim’i görünce başka bir şey düşünemedim.</p>
<p>​— İçinde ne olduğunu biliyor musun?</p>
<p>​— Hayır. Ama bazı belgelerini yanında taşıdığını biliyorum. Siyah deri bir çantası vardı. Onu neredeyse her yere götürürdü.</p>
<p>​— Evde miydi?</p>
<p>​Zeynep bir süre düşündü:</p>
<p>​— Görmedim.</p>
<p>​— Emin misin?</p>
<p>​— Evet. O çanta orada olsaydı dikkatimi çekerdi. Selim onu kolay kolay yanından ayırmazdı.</p>
<p>​Deniz ayağa kalkıp evrak dolanının yanındaki mini buzdolabından bir şişe soğuk su çıkardı. Plastik bardağa doldurup Zeynep’e uzattı:</p>
<p>​— Çekmecenin hasarlı olması, birinin zorla açıp birşey aradığı anlamına gelebilir. Ama çanta başka bir yerde de olabilir. Şimdilik bildiğimiz tek şey, senin onu evde görmediğin.</p>
<p>​— Biliyorum. Ama Selim, onu yanından asla ayırmadı. İçinde bazı şeyleri saklardı. İnsanları zor durumda bırakabilecek belgeler tuttuğunu duymuştum.</p>
<p>​— Nereden duydun?</p>
<p>​— Bir keresinde telefonda konuşurken birinden söz etmişti. Elinde belgeler olduğunu, gerektiğinde bunları kullanacağını söylüyordu. Kimin hakkında konuştuğunu bilmiyorum.</p>
<p>​Deniz’in yüzündeki ifade değişti. Sahaf çevresinde, Selim’in iş ilişkileri ve bazı yayınevleriyle yaşadığı anlaşmazlıklar hakkında söylentiler duymuştu. Ancak bunların çoğu, kaynağı belirsiz konuşmalardan ibaretti. Bunları Zeynep’e kesin bilgi gibi aktarmak istemedi:</p>
<p>​— Ben de onun hakkında bazı şeyler duydum, dedi. Ama söylentiyle hareket edemeyiz. Çekmecede ne vardı, çantasında ne taşıyordu, bunları bilmiyoruz.</p>
<p>​Zeynep suyu içerken bardağı tutan elleri titriyordu:</p>
<p>​— Peki, şimdi ne olacak?</p>
<p>​— Öncelikle şunu bil: Burada saklanarak bu işin içinden çıkamazsın. Polis o tartışmayı öğrenirse eninde sonunda sana ulaşır. Polise gitmeyip saklandığın ortaya çıkarsa şüpheleri tamamen üzerine çekersin.</p>
<p>​— Ya beni tutuklarlarsa?</p>
<p>​— Bunu ben bilemem. Ama gerçeği anlatmadan, kendi aleyhine yorumlanabilecek boşluklar bırakıyorsun.</p>
<p>​Zeynep cevap vermedi. Deniz’in sözleri canını sıkmıştı ama haksız olduğunu da söyleyemiyordu:</p>
<p>​— Bir şey daha var, dedi sonunda. Selim’in ölümünden önce evde başka biri var mıydı, bilmiyorum. Ben geldiğimde onu gördüm. Öncesinde ne olduğunu görmedim.</p>
<p>​— Öyleyse yalnızca gördüklerini anlatacaksın. Tahminlerini gerçekmiş gibi söylemeyeceksin.</p>
<p>​Deniz masanın üzerindeki ajandayı kenara çekti. Zeynep bardakta kalan suyu içerken aklında aynı soru dönüp duruyordu: Selim’in evinden ayrıldıktan sonra içeri giren biri olmuş muydu?</p>
<p>​Bunu bilmiyordu. Koridorda duyduğu sesin kime ait olduğunu da…</p>
<p>​Selim’in evindeki incelemeler sürerken Başkomiser Tarık, salonun girişinde durup ekibin çalışmalarını izliyordu. Olay yeri inceleme görevlileri fotoğraf ve ölçüm işlemlerini tamamlıyor, belirlenen noktalardan parmak izi ve örnek topluyordu. Eşyaların konumu kaydedilmiş, masanın çevresi ayrıca incelenmek üzere işaretlenmişti.</p>
<p>​Komiser Yardımcısı Murat, elindeki notlarla Tarık’ın yanına geldi:</p>
<p>​— Çay bahçesindeki tartışmayı doğrulayan ilk bilgiyi aldık, dedi. İşletmedeki garsonlardan biri bilgi verdi. Maktulün ölümden birkaç saat önce bir kadınla şiddetli şekilde tartıştığını, kadının masayı terk ederken Selim’in arkasından ‘Zeynep!’ diye bağırdığını söylemiş. Ancak kadının soyadını veya kimliğini henüz bilmiyoruz.</p>
<p>​— Çay bahçesinde veya caddede kamera var mı?</p>
<p>​— İşletmenin kendi kamerası yok ama sokağın başındaki açıyı gören bir iş yeri kamerası tespit ettik. Ekipler görüntüleri almaya gitti. Kadının eşkâlini oradan netleştireceğiz.</p>
<p>​Tarık salona doğru baktı:</p>
<p>​— Güzel. Tartışmayı doğrudan görenlerle sadece sesleri duyanları ayırın. Sırf tartıştılar diye kimseyi doğrudan katil ilan edemeyiz. Peki, adli tıp uzmanı ilk tespiti yaptı mı? Ölüm nedeni ne?</p>
<p>​Murat elindeki rapora baktı:</p>
<p>​— Maktul göğüs bölgesine aldığı tek bıçak darbesiyle hayatını kaybetmiş başkomiserim. Bıçak olay yerinde yok. Kesici alet götürülmüş. Olay yeri inceleme ekipleri masadaki pirinç mühür üzerinden ve yüzeylerden parmak izi örnekleri topladı. Laboratuvar sonuçları çıkmadan izlerin kime ait olduğu netleşmez. Masadaki çekmecenin kilit kısmındaki hasarı da kayda aldık. Ancak bu hasarın ne zaman oluştuğunu, olayla bağlantısı olup olmadığını şu aşamada söyleyemeyiz.</p>
<p>​Tarık başını salladı:</p>
<p>​— Sonuçları bekleyelim. Tahminler raporların yerini tutmaz.</p>
<p>​Murat yeniden söze girdi:</p>
<p>​— Başkomiserim, Selim’in ajansı ve iş yeri adresi belirlendi. Kadıköy’de bir içerik ve yayın ajansında çalışıyormuş.</p>
<p>​— Güzel. Bir ekibi vakit kaybetmeden ajansa gönderin. Selim’in iş ortakları, çalışanları ve son zamanlarda sıkıntı yaşadığı müşterileri kimler, hepsini tek tek saptayın. İş yerindeki bilgisayarını ve mesai arkadaşlarının ifadelerini de incelemeye alalım.</p>
<p>​Polis memuru Ece, elindeki tutanağı kontrol ederek yanlarına geldi:</p>
<p>​— Başkomiserim, Selim’in son günlerdeki iletişim kayıtlarının incelenmesi için gerekli talep süreci başlatıldı. Şimdilik yalnızca mevcut bilgiler üzerinden ilerliyoruz. Kayıtlar geldiğinde ölümden önceki görüşmelerin zamanlarını diğer bulgularla karşılaştırabiliriz.</p>
<p>​— Önce kayıtların tamamını ve zaman aralıklarını görelim, dedi Tarık. Bir numaranın sık araması veya biriyle tartışmış olması, o kişiyi şüpheli yapmak için yeterli değil.</p>
<p>​Ece not aldıktan sonra olay yeri inceleme ekibine döndü.</p>
<p>​Tarık bir kez daha masaya ve hasarlı çekmeceye baktı. Selim’in evinde bazı sorular cevapsızdı: Çekmece neden hasar görmüştü? Bıçak neredeydi? Ve çay bahçesinde adı geçen o 'Zeynep' kimdi?</p>
<p>​Henüz hiçbirinin cevabı yoktu.</p>
<p></p>
<p>​Depoda Zeynep, elindeki boş bardağı masaya bıraktı:</p>
<p>​— Deniz, ya o çekmecede ya da Selim’in çantasında gerçekten önemli belgeler varsa?</p>
<p>​— Olabilir. Ama o çantanın kayıp olduğunu bile henüz kesin olarak bilmiyoruz. Sen yalnızca evde görmediğini söylüyorsun.</p>
<p>​— Selim onu hep yanında taşırdı.</p>
<p>​— Öyleyse kafeden sonra kimlerle görüşebileceğini, nereye gitmiş olabileceğini düşünmemiz gerekiyor. </p>
<p>​Zeynep’in aklına Selim’in son haftalarda yaptığı telefon görüşmeleri geldi. Bazı konuşmalarını yarıda kesiyor, odaya biri girdiğinde sesini alçaltıyordu. Bir keresinde siyah deri çantasını sıkıca kapatıp ona dokunmasını bile istememişti.</p>
<p>​O zamanlar üzerinde durmamıştı. Şimdi her ayrıntı, cevabını bilmediği bir soruya dönüşüyordu.</p>
<p>​— Bir isim hatırlıyor musun? diye sordu Deniz.</p>
<p>​Zeynep gözlerini kapatıp düşündü. Ancak zihninde belirgin bir isim canlanmadı:</p>
<p>​— Hayır. Yalnızca birinden söz ettiğini hatırlıyorum. Kim olduğunu bilmiyorum.</p>
<p>​Deniz ona daha fazla soru sormadı. Zeynep’in anlattıklarından bir sonuç çıkarmak için erkendi. Üstelik polisin Selim’in ajansına gitmesi, çevresini araştırmaya başlaması ve çay bahçesindeki ifadelere ulaşması an meselesiydi.</p>
<p>​Zeynep ise henüz bilmediği bir şeyi düşünüyordu: Selim’in yanından hiç ayırmadığı siyah deri çanta gerçekten kayıpsa onu kim almıştı?</p>
<p>​Bu sorunun cevabı, Selim’in ölümünden önceki saatlerde saklı olabilirdi.</p>
<p>​Devamı yarın burada!</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KALBİMİZDEN DİLİMİZE DÖKÜLEN HİKAYELER</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-hikayeler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-hikayeler</guid>
<description><![CDATA[ Siz hangi türkünün hikâyesini merak ediyorsunuz? Yorum yazın, ben yazayım. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad619c544a71.webp" length="44548" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 16:25:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KALBİMİZDEN DİLİMİZE DÖKÜLEN HİKAYELER</p>
<p></p>
<p> </p>
<p></p>
<p>ÖNSÖZ</p>
<p></p>
<p>Kalbimizden Dilimize Dökülen Hikâyeler</p>
<p></p>
<p>Bazı türküler vardır; yalnızca söylenmez, yaşanır.</p>
<p></p>
<p>Bazıları bir insanın gençliğidir, bazıları ömrü, bazıları ise hiç dinmeyen bir acıdır.</p>
<p></p>
<p>Bu kitap, bir ezginin ardında kalan hayatları anlatmak için yazıldı.</p>
<p></p>
<p>Bu satırlarda anlatılanlar ne bütünüyle masaldır ne de kuru bir tarih bilgisidir.</p>
<p></p>
<p>Bunlar, halkın hafızasında taşınan gerçeklerin, ağıtların ve türkülerle mühürlenmiş kaderlerin roman diline dökülmüş hâlidir.</p>
<p></p>
<p>Her bölüm, bir türkünün ilk dizesiyle başlar. Çünkü türkü, hikâyeden önce gelir.</p>
<p></p>
<p>Hikâye, türkünün doğduğu yerdir.</p>
<p></p>
<p>Bu kitapta anlatılanlar;</p>
<p></p>
<p>— yarım kalmış sevdalar,</p>
<p></p>
<p>— kavuşamayan âşıklar,</p>
<p></p>
<p>— gurbet, yoksulluk, iftira ve kaderdir.</p>
<p></p>
<p>Ve sonunda...</p>
<p></p>
<p>her zaman bir türkü kalır.</p>
<p></p>
<p>Bu çalışma; unutulmasın diye,</p>
<p></p>
<p>eksilmesin diye,</p>
<p></p>
<p>bir daha susmasın diye yazıldı.</p>
<p></p>
<p> AYŞE KÜÇÜKIŞIK </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>İÇİNDEKİLER</p>
<p></p>
<p>SUNAM</p>
<p></p>
<p>ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ</p>
<p></p>
<p>HEY ONBEŞLİ </p>
<p></p>
<p>HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI </p>
<p></p>
<p>SARI GELİN _ERZURUM ÇARŞI PAZAR </p>
<p></p>
<p>YARİM İSTANBUL’U MESKEN Mİ TUTTUN? </p>
<p></p>
<p>GÜVERCİN UÇUVERDİ / MİSKET </p>
<p></p>
<p>HEKİMOĞLU </p>
<p></p>
<p>YÜKSEK YÜKSEK TEPELERE EV KURMASINLAR </p>
<p></p>
<p>ORMANCI </p>
<p></p>
<p>SUZAN SUZİ </p>
<p></p>
<p>MERDO </p>
<p></p>
<p>ZAHİDEM </p>
<p></p>
<p>AK TAŞ DİYE BELEDİĞİM </p>
<p></p>
<p>NOT </p>
<p></p>
<p>Siz hangi türkünün hikâyesini merak ediyorsunuz? Yorum yazın, ben yazayım.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MECNUN’DAN LEYLA’YA MEKTUP VAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/mecnundan-leylaya-mektup-var</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mecnundan-leylaya-mektup-var</guid>
<description><![CDATA[ Çöllere düşen Kays’ın kaleminden, Leyla’sının yüreğine… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad5b6b514e2d.webp" length="70944" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 09:51:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeynep Kıvanç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Leyla’m…</p>
<p>​Mecnun etti aşkın beni!</p>
<p>​Bir zamanlar adımla çağrılan biriydim ben. Annemin sesinde Kays’tım, babamın gözünde evlat, insanların arasında sıradan bir insandım. Sonra sen çıktın karşıma. Bir bakışınla içime öyle bir dünya kurdun ki o dünyanın içinde senden başka kimseye yer kalmadı. Adımı unuttum Leyla’m, yüzümü unuttum, kim olduğumu unuttum. İnsanlar bana Mecnun demeye başladı. Oysa hiçbiri bilmedi ki ben delirmedim; ben yalnızca seni sevmekten aklımın sınırlarını aştım.</p>
<p>​Mecnun etti aşkın beni, Leyla’m!</p>
<p>​Şimdi çöllerdeyim. Başımın üzerinde kavurucu bir güneş, ayaklarımın altında kızgın kumlar var. Geceleri yıldızlarla konuşuyor, gündüzleri rüzgâra seni soruyorum. Bir kervan geçiyor önümden, içlerinden birinin yüzünde sana benzer bir ifade arıyorum. Bir kuş kanat çırpıyor gökyüzünde, kanadına bir mektup bağlayıp sana göndermek istiyorum. Bir ceylan gözlerimin içine bakıyor; senin gözlerini hatırlatıyor bana. Sarılıyorum ona, sanki sana sarılmışım gibi…</p>
<p>​Ah Leyla’m!</p>
<p>​Şu çölde bir tek sen yoksun. Her şey senden bir iz taşıyor da sen hiçbir yerde yoksun. Kumlar ayak izlerimi saklıyor, rüzgâr sesimi alıp götürüyor, geceler gözyaşlarımı karanlığına gömüyor. Ben ise her sabah yeniden doğuyorum, belki bugün seni görürüm diye. Her akşam biraz daha ölüyorum, yine sana kavuşamadan güneş battığı için.</p>
<p>​Söyle bana Leyla’m, insan birini bu kadar sever de nasıl yaşar onsuz?</p>
<p>​Ben yaşamıyorum ki! Ben yalnızca nefes alıyorum. Yaşamak dediğin, sevdiğinin sesini duymak değil midir? Bir çift gözde huzur bulmak, bir çift sözle dünyayı unutmak değil midir? Senin adını duymadan geçen her gün, ömrümden eksilen bir yaprak gibi düşüyor toprağa. Seninle konuşamadığım her gece, içimde binlerce cümle boğuluyor.</p>
<p>​Ben sana söyleyemediklerimi yıldızlara anlatıyorum.</p>
<p>​Bak, bu gece yine gökyüzü dolu. Her yıldız bir hatıramız gibi parlıyor. Şu en parlak olanı hatırlıyor musun? Çocukken gecenin karanlığında birbirimize baktığımız günleri… Belki o zamanlar aşkın ne olduğunu bilmiyorduk. Belki yalnızca yan yana durmanın, aynı gökyüzünün altında nefes almanın güzelliğini seviyorduk. Meğer insanın ömrü boyunca arayacağı cennet, bazen çocukluğunda bir başkasının gözlerine saklanırmış.</p>
<p>​Ben o cenneti sende buldum, Leyla’m.</p>
<p>​Sonra dünya girdi aramıza. İnsanların sözleri, ailelerin korkuları, geleneklerin duvarları örüldü önümüze. Biz birbirimize gönül vermişken başkaları gönlümüzün hesabını tutmaya kalktı. Sanki sevgi bir suçmuş gibi başımızı eğmemizi istediler. Sanki iki kalbin birbirini seçmesi, dünyanın düzenini bozacakmış gibi bizi birbirimizden ayırdılar.</p>
<p>​Oysa ben senden servet istemedim, Leyla’m. Bir saray, bir taht, bir ömürlük saltanat istemedim. Ben yalnızca bir kez elini tutmak, gözlerinin içine bakarak adını söylemek istedim. Bir akşam başımı dizlerine koyup bütün dünyanın gürültüsünden uzaklaşmak istedim. Sen saçlarımı okşarken uykuya dalmak, sabah gözlerimi açtığımda ilk seni görmek istedim.</p>
<p>​Benim bütün zenginliğim sendin.</p>
<p>​Bunu kimse anlamadı.</p>
<p>​Bana deli dediler. Aklını yitirmiş, kendini kaybetmiş, çöllerde boş yere dolaşan bir adam dediler. Beni görenler acıdı, arkamdan konuşanlar güldü. Bir zamanlar adımı bilenler şimdi hikâyemi anlatır oldu. Ama hiçbiri dönüp de sormadı: “Ey Kays, senin kalbinde ne koptu da bu hâle geldin?”</p>
<p>​Sorsalardı onlara seni anlatırdım.</p>
<p>​Derdi ki kalbim: “Bir insanın başka bir insanda kendini bulmasıdır aşk.” Ben sende kendimi buldum, sonra seni kaybedince kendimi de kaybettim. Şimdi bu çöllerde aradığım sen misin, yoksa senin yanında bıraktığım eski Kays mı, bilmiyorum.</p>
<p>​Belki de ben seni aramıyorum artık, Leyla’m. Belki seninle tamamlanan yanımı arıyorum.</p>
<p>​Ama ne zaman adını ansam içimde bir şey ayağa kalkıyor. Yorgunluğum susuyor, açlığım unutuluyor, yaralarım sızlamayı bırakıyor. Bir anlığına bütün çöl çiçek açıyor. Sanki sen uzaktan bana sesleniyorsun da ben o sese doğru koşuyorum.</p>
<p>​Sonra gerçek geliyor karşıma.</p>
<p>​Bir avuç kum, bir parça gökyüzü, bir de sensizliğin bitmeyen sessizliği…</p>
<p>​Ah Leyla’m, keşke bilseydin seni nasıl sevdiğimi!</p>
<p>​Seni yalnızca güzelliğin için sevmedim. Güzellik dediğin zamanın elinde solan bir çiçek, gençlik dediğin bir gün geride kalan hatıradır. Ben seni, adını duyduğumda içimde kopan fırtına için sevdim. Seninle konuşurken dünyanın susması, sen yanımdayken kalbimin evine dönmesi için sevdim. Bir bakışınla içimdeki bütün karanlıkların aydınlanması için sevdim.</p>
<p>​Ben seni, sen olduğun için sevdim.</p>
<p>​Hatta öyle ki artık seni anlatırken kelimelerim yetmiyor. Şairler şiirlerinde seni arıyor, ben şiirlerin arasında kayboluyorum. Onlar Leyla’yı anlatıyor, ben kendi Leyla’ma ulaşamamanın acısını yaşıyorum. Onlar aşkı birkaç mısraya sığdırıyor, benim içimdeki aşk koca bir çöle sığmıyor.</p>
<p>​Bazen düşünüyorum da belki de bu yüzden adımı Mecnun koydular. Çünkü benim aşkım, insanların bildiği ölçülere sığmadı. Onlar sevmeyi kavuşmak sandılar, ben seni göremediğim günlerde bile sevmeyi öğrendim. Onlar sevdiğinin yanında olmayı mutluluk bildiler, ben yokluğunda bile seninle konuşmanın yolunu buldum.</p>
<p>​Sen uzaktasın ama kalbime benden yakınsın.</p>
<p>​İşte bu yüzden sana kızamıyorum, Leyla’m. Bazen kaderime isyan ediyorum, bazen gecelere, bazen beni senden ayıran insanlara… Fakat sana kızmaya gelince dilim tutuluyor. Çünkü seni suçlamak, kalbimin en güzel yerine taş atmak gibi geliyor bana. Sen de bu dünyanın içinde kendi sınırlarına mahkûm edilmiş olabilirsin. Belki sen de geceleri başını yastığa koyduğunda gözyaşlarını kimseye göstermeden ağlıyorsun. Belki sen de benim adımı anıyor, sonra kendi kendine susuyorsun.</p>
<p>​Bilmiyorum.</p>
<p>​Bilmediğim tek şey, senin de beni benim seni sevdiğim kadar sevip sevmediğin değil. Ben senin kalbinde ne taşıdığını hiçbir zaman tam olarak bilemedim. Bilsem de seni sevmekten vazgeçmezdim. Benim sana olan sevgim bir karşılık beklemekten çoktan çıktı. Ben seni sevdim, Leyla’m. Bu sevginin karşılığını dünya vermese de kalbim senden vazgeçmeyi öğrenemedi.</p>
<p>​Bazen kendime soruyorum: “Kays, bir gün Leyla karşına çıksa ne söylersin?”</p>
<p>​İnan, hiçbir şey söyleyemem.</p>
<p>​Bütün bu yıllar boyunca biriktirdiğim kelimeler, seni gördüğüm an dudaklarımda birbirine karışır. Sana yazdığım mektupları, geceler boyunca kurduğum cümleleri, rüzgâra emanet ettiğim şiirleri unuturum. Yalnızca gözlerine bakarım. Çünkü insan bazı sevdalarını anlatamaz; sadece bakar ve bütün ömrünü o bakışın içine bırakır.</p>
<p>​Belki sana şöyle derim:</p>
<p>​“Leyla, bak, geldim. Senin uğruna çöllere düşen, adını sayıkladığı için aklını yitirmiş sanılan Kays geldi. Saçlarına bir tek tel değdiremeden ömrünü tüketen, sana kavuşamadan seni sevmeyi öğrenen adam geldi. Bir zamanlar seninle aynı gökyüzüne bakmayı mutluluk bilen çocuk geldi. Beni tanıdın mı, Leyla’m? Yoksa herkes gibi sen de bana Mecnun mu diyeceksin?”</p>
<p>​Sonra susarım.</p>
<p>​Çünkü senin gözlerinde bir damla yaş görsem bütün çölleri denize çevirecek kadar ağlayabilirim. Bir tebessümünle yıllardır taşıdığım acıları unutabilirim. Bir kez olsun “Kays” diye seslensen belki de adımı yeniden hatırlarım.</p>
<p>​Ah, adımı senden duymayı ne çok isterdim!</p>
<p>​Herkes bana Mecnun diyor. Bazen kendi adımı ben bile unutuyorum. Ama sen bir kez “Kays” desen içimde yıllardır uyuyan o çocuk uyanacak. Belki üzerimdeki çöl tozlarını silkeleyip doğrulacağım. Belki yeniden insanlara karışmayı, yeniden gülmeyi öğreneceğim. Belki aşkın beni delirtmediğini, yalnızca senden uzak kalmanın beni böyle bir yalnızlığa sürüklediğini anlayacağım.</p>
<p>​Yine de senden bir şey istemiyorum.</p>
<p>​Ne bana dönmeni ne beni bulmanı ne de benimle aynı acıyı taşımanı… Eğer mutluluğun başka bir yerdeyse, kalbin başka bir hayatın kapısında huzur buluyorsa ben senin mutluluğuna düşman olamam. Çünkü benim sevgim seni kendime hapsetmek değil, senin iyi olduğunu bilerek uzaktan da olsa dua edebilmektir.</p>
<p>​Ama bil ki Leyla’m, ben bu çöllerde yürürken her adımımda senin adını taşıyorum. Kumlar ayaklarımı yakarken içimde senin hatıran serin bir gölge oluyor. Gecenin soğuğu kemiklerime işlerken çocukluğumuzun sıcaklığı sarıyor beni. Ve ben her defasında yeniden anlıyorum: İnsan bazen birini kaybedince değil, onu bulduğu hâlde ona ulaşamayınca tükeniyor.</p>
<p>​Mecnun etti aşkın beni!</p>
<p>​Bir zamanlar gözlerinle başlayan hikâyemiz, şimdi çöllerin ortasında yazılmaya devam ediyor. Ben her gece bir satırını gökyüzüne, bir satırını kumlara, bir satırını da kalbimin en derin yerine yazıyorum. Belki bir gün biri bu satırları bulur, okur ve benim ne yaşadığımı anlamaya çalışır. Belki adımı hatırlamazlar, yüzümü bilmezler. Ama senin adını gördüklerinde kalplerinde bir sızı duyarlarsa işte o zaman bilirim ki aşkımız büsbütün kaybolmamış.</p>
<p>​Çünkü bazı aşklar iki insanın arasında kalmaz, zamanın hikâyesine dönüşür.</p>
<p>​Benim hikâyem de seninle başladı, Leyla’m.</p>
<p>​Ve ben bu hikâyenin hangi sayfasında olursam olayım, kalemim senin adını yazmaktan vazgeçmeyecek.</p>
<p>​Şimdi mektubumu bitirmem gerekiyor. Güneş yavaş yavaş çölün ardına çekiliyor. Birazdan gece olacak. Yine yıldızlarla konuşacağım, yine rüzgâra seni soracağım. Belki bu gece bir yıldız kayar gökyüzünden. Dilek tutanlar olacak. Ben dilek tutmayacağım. Çünkü benim dileğim yıllar önce senin gözlerinde gerçekleşmişti. Ben yalnızca o dileğin neden yarım kaldığını anlamaya çalışıyorum.</p>
<p>​Son bir şey söylemek istiyorum sana…</p>
<p>​Eğer bir gün yolun bu çöllere düşerse ve kumların üzerinde tek başına dolaşan bir adam görürsen sakın korkma. O adam sana zarar vermez. Belki sana bakar, belki gözlerinden iki damla yaş süzülür, belki dudakları kıpırdar da kimse ne söylediğini anlamaz.</p>
<p>​Ama sen anlarsın, Leyla’m.</p>
<p>​Çünkü o adamın dilinde yıllardır aynı isim vardır:</p>
<p>​Leyla… Leyla… Leyla…</p>
<p>​Ve eğer bir gün çölün ortasında rüzgâr sana bir ses getirirse kulak ver. Belki bir kum tanesinin içinden, belki bir gecenin sessizliğinden, belki de uzaklarda unutulmuş bir hatıradan duyarsın sesimi.</p>
<p>​Sana diyeceğim ki:</p>
<p>​“Ben hâlâ buradayım, Leyla’m. Adımı unuttum, yurdumu unuttum, kendimi unuttum. Ama seni unutmadım. Çünkü sen benim yalnızca sevdiğim kadın değil, kalbimin bir zamanlar evim dediği yer oldun. Şimdi ben o evden uzakta, kapısına bir daha varamayacağımı bile bile ömrümün sonuna kadar senin yolunu gözlüyorum.”</p>
<p>​Mecnun etti aşkın beni, Leyla’m…</p>
<p>​Ama bil ki ben bu deliliğe pişman değilim. Dünyada herkesin bir hikâyesi varsa benim hikâyemin en güzel yanı senin adını taşımasıdır. Belki kavuşamadık, belki bir ömrü yan yana geçiremedik, belki ellerimiz birbirine hiç değmedi.</p>
<p>​Ama ben seni sevdim.</p>
<p>​Hem de bir insanın kalbine sığabilecek bütün kelimelerden daha derin, bütün gecelerden daha uzun, bütün çöllerden daha uçsuz bucaksız sevdim.</p>
<p>​Ve şimdi, bu mektubun sonuna adımı yazarken bile kendimi senden ayrı düşünemiyorum.</p>
<p>​Senin Kays’ın mı desem?</p>
<p>​Yoksa herkesin Mecnun dediği o biçare mi?</p>
<p>​Ne fark eder ki, Leyla’m…</p>
<p>​Ben senin adınla yaşayan, senin yokluğunla sınanan, senin aşkınla Mecnun olan Kays’ım.</p>
<p>​Ve bu çölün ortasında, gökyüzünün şahitliğinde, kalbimin son atışına kadar seni seveceğim.</p>
<p>​Bir gün ölüm gelip de gözlerimi kapatırsa son nefesimde yine senin adını söyleyeceğim. Belki o zaman bu dünyada kavuşamadığımız ellerimiz, başka bir âlemde birbirini bulur. Belki orada kimse aşkımızı yargılamaz, kimse aramıza duvarlar örmez, kimse bizi birbirimizden ayırmaya kalkmaz.</p>
<p>​Belki orada yalnızca biz oluruz.</p>
<p>​Sen, ben ve yarım kalan bütün cümlelerimiz…</p>
<p>​O güne kadar hoşça kal, Leyla’m.</p>
<p>​Ben yine çöllere düşüyorum. Rüzgâr çağırıyor, yıldızlar bekliyor. Bir de içimde hiç dinmeyen o ses var. Her gece aynı şeyi söylüyor bana:</p>
<p>​“Yürü Kays… Belki bu gece rüzgâr, Leyla’nın kokusunu getirir.”</p>
<p>​Ben de yürüyorum.</p>
<p>​Çünkü insan bazen kavuşacağını bildiği için değil, sevmekten başka bir yol bilmediği için yürür.</p>
<p>​Seni bir ömürlük ömre sığdıramayan, bir çölün sessizliğine sığdıramayan, bir mektubun satırlarına sığdıramayan Kays…</p>
<p>​Namıdiğer Mecnun.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Küp Yeşili</title>
<link>https://fikirizleri.com/kup-yesili</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kup-yesili</guid>
<description><![CDATA[ Küp yeşili; güneşin sıcaklığıyla olgunlaşan üzümün özündeki canlılığı ve demir gibi güçlü yapısını temsil eden, doğallığıyla insana güven veren son derece nadir ve zararsız bir tondur. Gıda sektöründen sanayiye kadar pek çok alanda aranan bu özel renk, kullanıldığı her yere lekesiz bir temizlik, şifa ve dürüst bir emeğin simgesini taşır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad20cac5c4d9.webp" length="63898" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 18 Oct 2026 12:40:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Küp Yeşili</p>
<p>​Toprağın bağrından gelen, yaprağın altında saklanan öyle bir renk vardı ki onu her mevsimde bulmak da her boyada görmek de imkânsızdı. Ne göz alan sert bir parlaklığı vardı ne de solgun bir ot rengiydi... O; güneşin sıcağını içine çekmiş, insana canlılık veren demir gibi diri, üzümün özünden gelen özel bir yeşildi. Görenin gözünü yormaz, zihnine ve ruhuna ferahlık verirdi. Bu renge eski ustalar tek bir isim koymuştu: küp yeşili.</p>
<p>​Eski boya ustası Kadir Usta, dükkânına gelen genç çırağı Metin’e raftaki tozlu cam kavanozu göstererek şöyle derdi:</p>
<p>​— Bak evladım, bu gördüğün sıradan bir boya değildir. Toprak nasıl ki tohumu saklar, bu renk de üzümün özündeki gücü, canı saklar. İsim ararsan buna küp yeşili derler.</p>
<p>​Çırak Metin merakla sordu:</p>
<p>​— Usta, her yerde yeşil var. Neden herkes illa bu rengin peşine düşer?</p>
<p>​Kadir Usta gülümseyip cevap verdi:</p>
<p>​— Çünkü bu renk temizliğin ve sağlığın işaretidir. Yiyecek paketinde gördün mü içindekinin katıksız, doğal ve güvenli olduğunu anlarsın. İnsana ve doğaya zarar vermez.</p>
<p>​Zamanla bu renk sadece mutfaklarda kalmadı; zararsızlığın ve lekesizliğin simgesi olup her yere yayıldı. Çarşıdaki küçük bir dükkândan büyük fabrikalara, tezgâhlardan binalara kadar herkes küp yeşillinin peşine düşer oldu. Kadir Usta'nın dediği gibi, bu rengin olduğu yerde hile olmazdı; insana değer veren temiz bir emek var demekti.</p>
<p>​Gökyüzünün maviliği ile yeryüzünün toprağı arasında duran bu renk, doğanın kendi içindeki dengesini ve hayatın kaynağını hatırlatır. Eskiler der ki: Yeryüzünü insanın yaşamı için bir zemin gibi seren, onda salkım salkım nimetler ve gözü dinlendiren renkler sunan doğa, insanın iç dünyasına en çok bu tonla huzur verir. İnsana güç veren, damarlarında can olan her şey toprağın ve yaprağın bu sade dokusundan gelir. Güzel bir tebessüm, temiz bir lokma ve gözü dinlendiren bir yeşillik; insanın bu dünyadaki en basit ama en derin tesellisidir.</p>
<p>​Bugün küp yeşili, hayatın tam ortasında dürüstlüğün, temizliğin ve doğru yapılan her işin simgesi olarak duruyor. Gökyüzünün altında, yiyecekten üretime kadar dokunduğu her yerde güven ve sağlık fısıldamaya devam ediyor.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÖLÜLERİN MİRASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/olulerin-mirasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/olulerin-mirasi</guid>
<description><![CDATA[ Yıllarca hizmetçilik yaptığı ihtişamlı şatonun sahibi olmayı başaran Amelia, hayallerine kavuşmuş gibi görünse de bu görkemli mülk karanlık bir bedeli ve gizemli bir geçmişi barındırmaktadır. Kasaba halkının lanetli olduğuna inanarak uzak durduğu şatoda yalnız bir yaşam süren Amelia, bahçesinde karşılaştığı küçük bir çocuğu içeri davet eder. Şatonun gizli kalmış köşelerinde yapılan bu ürpertici gezinti, servet, açgözlülük ve şatoya hükmeden karanlık bir mirasın kapılarını aralayacaktır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acfe80f15f67.webp" length="20952" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 16 Oct 2026 13:20:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Amelia sabah kahvesini içerken bir yandan da hazırlanıyordu. Üzerine uzun, kırmızı, kabarık bir elbise giyindi. Uzun siyah saçlarını dalgalandırarak şekil verdi. Yüzünü hafif bir makyajla renklendirdikten sonra kahvesinden son bir yudum aldı ve odasından çıktı. Bordo duvar kâğıtları ve halıfleksle kaplı loş koridorda yürüyerek merdivenlere ulaştı. Kısa bir süre durup merdivenlerden aşağı baktı ve gülümsedi. Bu şatonun kapısından içeri her girdiğinde bu geniş, ihtişamlı merdivenlere bakarak iki yanda duran melek heykellerinin arasından geçtiğini, üst katta bulunan ve kendisine ait olan bir yatak odasına girdiğini hayal etmişti. Artık hayalleri gerçek olmuştu. Hizmetçi olarak geldiği bu şatonun sahibiydi. Tabii bunun için büyük bedeller ödemişti. Her güzelliğin büyük bir bedeli olurdu. Bu güzellik de büyük bir bedelin ve çabaların sonucunda gerçekleşmişti. Bundan sonra sadece her yıl düzenli olarak yapması gereken bir şeyi yapmalıydı. Hepsi bu.</p>
<p>​Merdivenlerden inip şatonun dış kapısına doğru ilerledi. Ahşap oymalı devasa kapı açıldığında şatonun kasvetli zemin katına dışarıdan gün ışığı doldu. Gülümseyerek dışarı çıktı. Bahçe, şatonun içi kadar bakımlı değildi. Gerçi buraya sahip olduktan sonra şatonun içi de epey dağılmaya başlamıştı çünkü ne bir hizmetçi ne aşçı ne de bahçıvan bulabiliyordu. Kasabada günlerce dolaşmış ama hiç kimseyi buraya gelmeye ikna edememişti. Eskiden kasabadaki tüm yetişkinler burada yatılı olarak çalışmak için can atıyordu ama şimdi kimse buraya gelmek, hatta yakınından bile geçmek istemiyordu. Tabii tüm bunlar burası Amelia’ya ait olduktan sonra olmaya başlamıştı. Herkes hem ondan hem de bu şatodan korkuyordu. Herkes buranın artık hayaletli ve lanetli olduğunu düşünüyordu. Bunları düşünmeleri gayet doğaldı ama Amelia hâlâ hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyordu. En azından kendi yemeğini yapıyor, kendi ihtiyaçlarını karşılıyordu ama bir hizmetçi gibi temizlik yapamazdı. Bu onun işi değildi. Onun tek işi ölene kadar burada yaşamak ve şatonun tadını çıkarmaktı.</p>
<p>​Bahçenin her yerinde dalları çıplak ağaçlar, zeminde kuru yapraklar vardı. Çitler ise çürümeye yüz tutmuş, bazıları da kırılıp dağılmıştı ama Amelia bunların hiçbirini umursamıyordu. Bahçeden çıkıp bir kilometre kadar uzaktaki ormana doğru toprak yolda yürümeye başladı. Ormana yaklaştığı sırada bir ses duydu. Ovanın aşağısındaki derenin yakınlarından geliyor olmalıydı. Bunlar çocuk sesleriydi. Amelia gülümsedi. Yolunu değiştirip göle doğru yürüdü. Orayı yaklaştığında durdu ve balık tutan çocukları seyretti. Bunlar kasabalının çocukları olmalıydı. Buraya geldiklerine göre evleri fazla uzakta değildi anlaşılan. Amelia onları seyrederken çocuklardan biri durup ona baktı. Sonra yanındaki çocuklara seslendi ve Amelia’yı göstererek onlara bir şeyler söyledi. Çocukların hepsi dönüp ona baktı. Amelia fazla dikkat çekmemek için oradan uzaklaştı ve ormana doğru ilerledi.</p>
<p>​Sabah yürüyüşünü yaptıktan sonra şatosuna geri döndü. Bahçesine girdiğinde ağaçlardan birinde asılı olan eski salıncakta sallanan bir çocuk gördü. Çocuk onu henüz fark etmemişti. Onu ürkütmemek için sessizce arkasından yaklaştı. Sonra çocuğun omzuna dokununca çocuk irkildi, hızla salıncaktan indi ve korku dolu gözlerle ona baktı.</p>
<p>​— Affedersiniz, ben sadece salıncakta sallanmak istemiştim, diye geveledi çocuk.</p>
<p>​Amelia gülümsedi ve çocuğun başını sıvazladı. En fazla on yaşlarında bir erkek çocuğuydu. Sarı saçları, kahverengi gözleri vardı. Üzerinde ise eski püskü giysiler vardı. Amelia ona bakınca kendi çocukluğu gözlerinin önüne geldi. O da sefil bir ailede büyümüş, hatta yıllarca bu şatoda hizmetçilik yapmıştı. Şimdi ise buranın sahibiydi. Kim bilir, belki bu küçük çocuk da ileride bir gün bu kadar zengin ve varlıklı olabilirdi. Amelia çocuğa doğru eğilip onunla göz teması kurdu:</p>
<p>​— İçeriyi gezmek ister misin? diye sordu gülümseyerek.</p>
<p>​Çocuk bunu duyunca gözleri parladı, aniden heyecanlandı:</p>
<p>​— Tabii ki, tabii ki hanımefendi, çok isterim.</p>
<p>​— Gel o zaman, seni gezdireyim.</p>
<p>​Amelia önde, çocuk arkada, beraber şatoya girdiler. Çocuk şaşkınlıkla gözlerini kocaman açmış, hayranlıkla etrafa bakınıyordu. Sanki evin her detayını hafızasına kazımak istiyordu. Amelia merdivenleri tırmanırken çocuk da peşinden gidiyordu. Korkuluklara, duvarlara dokunuyor; burayı sadece görmek değil, dokunmak, hissetmek istiyordu.</p>
<p>​— En üst kattan başlayıp aşağı kata ineceğiz, olur mu? diye sordu Amelia.</p>
<p>​— Olur, olur hanımefendi. Siz nasıl isterseniz.</p>
<p>​En üst kata geldiklerinde Amelia, buranın hayatta olduğu ilk odanın ihtişamlı kapısını açtı. İçerisi zifiri karanlıktı. Amelia içeri girip pencereye doğru ilerledi ve perdeleri açtı. İçeri dolan gün ışığında etrafta uçuşan beyaz tozlar bir sis gibi görünüyordu. Burası devasa bir kütüphaneydi. Tüm duvarlar yerden tavana kadar ahşap kitaplıklarla kaplıydı. İçleri, yılların birikimi olan çeşitli kitaplarla doluydu. Sonuçta üç asırlık bir şatoydu ve buraya yerleşen, burada yaşayan herkes bu kütüphaneye küçük de olsa katkı sağlamıştı. Ve üç asrın sonunda bu devasa kütühane ortaya çıkmış ve Amelia’ya kalmıştı.</p>
<p>​Zemin siyah halıfleksle kaplıydı. Odanın ortasında devasa bir çalışma masası vardı. Üzeri çeşitli dosyalar, belgeler ve el yazmalarıyla doluydu ama Amelia bunları hiç merak etmemişti. Muhtemelen eski sahiplerin iş için hazırladıkları belgelerdi. Küçük çocuk hayranlıkla kitaplıkları inceliyor, dokunuyor, kitapları açıp kokluyordu. Amelia da çocuğu seyrederken bir kitap aldı. O da kitabı açtı ve çocuğa bakarak kitabı kokladı:</p>
<p>​— Harika, öyle değil mi? diye sordu Amelia.</p>
<p>​— Evet, harika ama ben daha çok yeni kitap kokusunu severim. Bunlar toz kokuyor.</p>
<p>​Amelia elindeki kitabı yerine koyarken karar verdi:</p>
<p>​— Ama bunlar da tarih kokuyor. Sonuçta bir zamanlar onlar da yeniydi.</p>
<p>​— Siz tarih kokusunu seviyorsunuz anlaşılan.</p>
<p>​— Evet.</p>
<p>​— Bu, geçmişe duyduğunuz bir özlem mi yoksa daha çok merak mı?</p>
<p>​Amelia kaşlarını kaldırdı:</p>
<p>​— Epey sorgulayıcısın, zekisin. Bunu sevdim.</p>
<p>​— Teşekkür ederim, hanımefendi.</p>
<p>​— Her ikisi de; hem merak hem özlemim diyelim.</p>
<p>​— Onları özlüyor musunuz?</p>
<p>​Amelia durakladı. Bu kez isteksizce gülümsüyordu:</p>
<p>​— Kimi?</p>
<p>​— Artık burada olmayan o insanları işte.</p>
<p>​— Onları neden özleyeyim ki?</p>
<p>​— Sonuçta yıllarca burada çalışmışsınız, onların hizmetçisi olarak. Ben onları tanıyordum. Sizin burada ne zamandır kaldığınızı bilmiyorum ama herkes çok uzun yıllardır burada olduğunuzu söylüyor.</p>
<p>​Amelia öfkelenmeye başlamıştı ama bunu olabildiğince gizlemeye çalışıyordu:</p>
<p>​— Hizmetçi mi? Ben burada hizmetçilik falan yapmadım. Herhâlde başkasıyla karıştırdın.</p>
<p>​— Hayır, hanımefendi. Kimseyle karıştırmadım, ben sizi...</p>
<p>​— Ben yıllardır yurt dışındaydım. Ailem öldükten sonra cenaze için döndüm ve burada kalmaya karar verdim, dedi Amelia ve kapıya doğru ilerledi. — Gel, diğer yerlere bakalım.</p>
<p>​Çocuk şaşırdı ama fazla sorgulamadı. Onun peşinden yürümeye devam etti. Amelia onu bir çocuk odasına götürdü. Odanın zemini, kirden rengi anlaşılmayan koyu renkte bir halıfleksle, duvarları ise yer yer yırtılmış ve kirlenmiş çiçekli duvar kâğıdıyla kaplıydı. Pencerenin hemen yanında bir koyun tablosu asılıydı. Bir kenarda, üzeri gri tozlarla kaplı boş bir karyola, hemen yanında da yine kirden yüzüne bakılacak hâli olmayan bir komodin vardı. Çalışma masası, sandalye, gardırop... Her şey akçaağaçtan yapılmıştı ve hepsi el işçiliğiydi. Amelia pencereye yaklaşıp perdeleri açtı. İçeri dolan gün ışığında, odanın içinde kar tanelerini andıran tozların uçuştuğu daha net görülebiliyordu.</p>
<p>​— Burası eskiden bir çocuk odasıydı, dedi Amelia. Sonra çocuğa döndü. Çocuk hiç etkilenmiş gibi görünmüyordu. Gözlerini devirmiş, Amelia’ya bakıyordu.</p>
<p>​— Ama burası çok kirli, berbat.</p>
<p>​— Evet ama eskiden böyle değildi.</p>
<p>​— Burada kalan çocuğa ne oldu?</p>
<p>​— O gitti, dedi Amelia ve kapıya doğru ilerledi. — Dediğim gibi, bu evde yalnız yaşıyorum. Kimse yok.</p>
<p>​Çocuk etrafa son kez daha baktı. Bir yandan da öksürmeye başladı.</p>
<p>​— Burası beni rahatsız etti. Buradan çıkabilir miyiz? diye sordu çocuk.</p>
<p>​— Tabii ki, dedi Amelia ve kenara çekilip çocuğa yol verdi. — Gel, sana bodrumu da göstereyim.</p>
<p>​Çocuk kısa bir an durakladı:</p>
<p>​— Bodrum mu? Bodrumda görecek ne var ki?</p>
<p>​— Çok şey, dedi Amelia alaycı bir tavırla. Aynı anda gülümsüyordu. — Bu, bildiğin bodrumlardan değil. Hadi gel de sana göstereyim.</p>
<p>​Amelia merdivenlere doğru yürürken çocuk da isteksizce onun peşinden yürüdü. Zemin kata geldiklerinde Amelia aşağı inen merdivenlere yöneldiğinde çocuk durdu ve şatonun dış kapısına baktı. Buradan çıkmak istediği her hâlinden belliydi ama Amelia'nın ona seslenmesiyle gitmek yerine onun peşinden gitmeye karar verdi.</p>
<p>​Bodruma indiklerinde çocuğun yüzü buruştu:</p>
<p>​— Bu koku da ne böyle?</p>
<p>​— Koku mu? Ben hiçbir koku almıyorum.</p>
<p>​— Ne demek almıyorum? Burası resmen domuz ölüsü gibi kokuyor.</p>
<p>​Amelia gülümsedi:</p>
<p>​— Daha önce hiç ölmüş domuz gördün mü?</p>
<p>​— Gördüm tabii, ben köylüyüm.</p>
<p>​Amelia çocuğa karşılık vermeden yürümeye devam etti. Bodrumu her yerde yanan gaz lambaları aydınlatıyordu. Ne bir pencere vardı ne de bir havalandırma. Zaten amaç da buydu. Buraya dışarıdan hiçbir şeyin girmemesi gerekiyordu; ne temiz havanın ne de gün ışığının.</p>
<p>​Uzun bir koridorda yürüdükten sonra geniş bir alana vardılar. Burada zemin bataklık çamuruyla kaplıydı. Yan yana, karşılıklı dizili bir sürü kuyu vardı. Aralarında ise yürümek için biraz boşluk bırakılmıştı. Amelia çocuğa döndü:</p>
<p>​— Bak, sana ne demiştim? Hayatında hiç böyle bir şey gördün mü?</p>
<p>​Çocuk meraklı gözlerle etrafa bakınarak kuyuların arasında yürümeye başladı. Her biri gaz lambalarının ölgün ışığında birer kara delik gibi görünüyordu. Kuyu olduklarını anlamak için onlara daha yakından bakmak gerekiyordu. Tabii içinde su dışında başka bir şeyin olduğunu görmek için de... Çocuk merakla kuyulardan birinin yanında durdu, ellerini kenarlardaki taşların üzerine koydu ve başını eğip kuyunun içine baktı. Sonra dehşetle gözlerini kocaman açtı ve kendisini aniden geriye attı. Diğer kuyuya çarparak yere düştü. Sonra ayağa kalkmaya çalışarak aynı anda bağırmaya başladı:</p>
<p>​— Orada, orada bir şey var! Onu görmen gerek! Orada bir şey var!</p>
<p>​Amelia yine gülümseyerek karşılık verdi:</p>
<p>​— Orada ne olduğunu ben zaten biliyorum, ufaklık. Ben sana göstermek istedim.</p>
<p>​Çocuk korku dolu gözlerle ona baktı:</p>
<p>​— Ne, ne? Ama neden, neden bir şey yapmıyorsun? Neden bana gösteriyorsun?</p>
<p>​Amelia kuyuların arasında dolaşarak konuşmaya başladı:</p>
<p>​— Çünkü ufaklık, bu şatoya girmeyi çok istediğini söylemiştin. Ben de sana aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını göstermeye çalışıyorum. İleride büyüdüğün zaman bu şatafatlar seni aldatmasın, fazla açgözlü olmana neden olmasın diye. Beni anlıyor musun?</p>
<p>​— Ne?</p>
<p>​— Benim gibi olmaman için diyorum, benim gibi olmaman için.</p>
<p>​Amelia durdu ve hâlâ yerde oturur vaziyette olan, korkudan titreyen çocuğa baktı:</p>
<p>​— Ben bu hataya düştüm. Açgözlülük yaptım. Şatafatın dışarıdan görünen yüzüne aldandım ve kendimi bu bataklığın içinde buldum. Meğer bu lüks ya da şatafat falan değilmiş. Bu sadece ölü bir domuzmuş, tıpkı bataklıkta beslenip içindeki çürümüşlükle ölen bir domuz gibi. Anlıyor musun?</p>
<p>​— Neden, neden bir şey yapmıyorsun? Orada bir insan var ve yaşıyor!</p>
<p>​— Hayır, ufaklık. Yaşamıyor, o bir ölü.</p>
<p>​— Ama hareket ediyordu!</p>
<p>​— O yarı çürümüş bir ceset, hepsi bu. Evet, hareket ediyor çünkü bir canlı gördü.</p>
<p>​— Nasıl yani?</p>
<p>​— Bu şatoya sahip olabilmek için ne yapmam gerektiğini biliyor musun? Bu bataklıkla bir anlaşma yapmam gerekti. Bataklık, bu şatoda yaşayan bir soy varken başka bir soyu kendisine sahip olarak kabul etmiyordu. Ben de buranın sahibi olabilmek için burada yaşayan soyu yok etmek zorunda kaldım. Şimdi burada benim soyumdan başka kimse yaşayamaz. Buraya benim soyumdan başka kimse sahip olamaz. Ama onları da bırakmak istemiyordu bataklık. Bu şatoda yaşayan hiçbir soyun yok olmasına izin vermiyordu. Onları birer hatıra gibi saklamak istiyordu. Tıpkı bu şatonun inşa edildiği günden beri, asırlardır yapılan şeyi yaptım. Bunu her kuşak yaptı. Hiçbir kuşak bir öncekiyle aynı soydan değildi. Bu hatayı bir tek ben yapmadım. Ben yapmasam bir başkası gelip yine yapacaktı. Ben de bataklığın istediğini yapıp onların hatıra olarak kalması için yok etmek yerine onları bu kuyulara attım. Açlık ve susuzluktan kendileri öldüler. Onlara bakmak dışında hiçbir şey yapmadım. O günden beri beni ne zaman görseler hareket ediyorlar, bana beddualar ediyorlar, bana hakaret ediyorlar. Bazen de oradan çıkarmam için yalvarıyorlar ama hayır, onlar artık ölü.</p>
<p>​— Ama onları o kuyulara sen attın! Ölmelerine sen sebep oldun! diye bağırdı çocuk.</p>
<p>​Amelia öfkeyle karşılık verdi:</p>
<p>​— Onlar da aynısını yaptılar. Onlar on kişiyi yok ettiler. Ben sadece dört kişiyi, anladın mı ufaklık? Etrafına bir bak. Burada belki de on kuyu var. Asırlardır burada yaşayıp yok edilen tüm kuşaklar burada.</p>
<p>​Amelia ellerini iki yana açıp çocuğa kuyuların tamamını gösterdiğinde oda gitgide daha da büyüdü. Kuyuların sayıları arttı ve her birinden acı dolu, boğuk ve yankılı sesler, bağırışlar, çığlıklar duyulmaya başlandı. Çocuk ayağa fırladı ve şaşkınlıkla etrafa bakındı.</p>
<p>​— Hayır, hayır, diye geveledi çocuk.</p>
<p>​— Evet, bataklığa hoş geldin, ufaklık. Benden sonra birilerinin buranın sahibi olması gerekecek. Bu yüzden seni evladım yapacağım. Benim soyuma geçeceksin ve bu kanlı mirasın, bu kokuşmuş bataklığın sahibi olacaksın. Servetim artık senin.</p>
<p>​Çocuk çığlık atarak bodrumdan çıkmaya çalıştı ama daha koridora bile ulaşamadan zemindeki bataklık çamuru çocuğu ağır ağır içine çekti ve sonunda kendisini bir parçası, bir mirasçısı olarak hapsetti. Amelia artık mirasına bir ortak, kendi soyunu sürdürecek bir canlıya sahip olduğu için rahatlamıştı.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kuyudaki Mavi</title>
<link>https://fikirizleri.com/kuyudaki-mavi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kuyudaki-mavi</guid>
<description><![CDATA[ Küçük bir çocuğun, kuyunun karanlığı ile gökyüzünün mavisi arasındaki yalnız bekleyişinin —öğretmeninin rehberliğiyle— umuda ve mimarlığa uzanan dönüşümünü anlatan bu hikâye, yıllar sonra kavuştuğu babasıyla birlikte hayata tutunmanın ve olgunlaşmanın dingin resmini sunuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad122f1b9bc1.webp" length="54514" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 16 Oct 2026 12:45:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kuyudaki Mavi</p>
<p>​Her insanın içinde zamanla büyüyen ama bir türlü dolmayan bir boşluk vardır. Bazen bu boşluk bir eşyaya, bir eve ya da gelmeyecek bir insana dönüşür. Hikâyemiz, rüzgârın otları eğdiği sessiz bir evin bahçesinde geçer.</p>
<p>​Kora Tepesi; kayalık yamaçları, kurumuş otları ve kurak toprağıyla bilinen, birkaç haneli sessiz bir köydü. Bu köyün en yüksek yerinde, etrafı çatlamış topraklar ve sarmaşıklarla kaplı Yalnız Ev dururdu. Çatısı çökmüş, pencereleri rüzgâra teslim olmuş bu evin bahçesinde, taşları yosun tutmuş eski bir kuyu vardı.</p>
<p>​Kuyunun başında, köyün kimsesiz çocuğu Uraz otururdu. Annesini küçük yaşta kaybettikten sonra köyün yaşlı marangozu Halil Usta’nın yanında kalan Uraz, sabahtan akşama kadar o kuyunun ağzına bakardı. Rüzgâr estikçe paslı çıkrık gıcırdar, Uraz her seste babasının geldiğini sanırdı. Çünkü o kuyu, yılları devirip de dönmeyen babası Devrim’in simgesiydi.</p>
<p>​Uraz için kuyu, yalnızlığın ve bitmeyen bir bekleyişin adıydı. Baba Devrim gitmişti; mevsimler değişir, hayat akıp giderdi ama baba gelmezdi. Uraz, kuyunun karanlığına baktıkça babasını arar, kendi sesinin yankısını dinlerdi.</p>
<p>​Bakmaktan yorulduğu anlarda başını yukarı kaldırır, gökyüzüne bakardı. İşte o zaman gökyüzünün mavisi kuyunun dibindeki durgun suya vururdu. Kuyu toprağın yükünü temsil ederken, sudaki o mavi renk umudu gösterirdi. Uraz, karanlık ile sudaki mavi arasında bekleyen küçük bir çocuktu.</p>
<p>​Bir gün köye yeni atanan Araz Öğretmen, Uraz’ın hâlini fark etti. Çocuğun her gün kuyunun başında saatlerce oturduğunu görüyordu. Yavaşça yanına yürüdü, toprağa oturdu:</p>
<p>​— Ne arıyorsun bu kuyuda Uraz? diye sordu.</p>
<p>​Uraz gözünü kuyudan ayırmadan cevap verdi:</p>
<p>​— Babam Devrim'i... Buraya gitti dediler. Sesimi veriyorum, geri geliyor ama kendisi gelmiyor.</p>
<p>​Araz Öğretmen gözlerini kuyunun dibindeki suya çevirdi:</p>
<p>​— Kuyu derin olur Uraz. İnsan çok bakarsa kendi içini de kuyu sanır. Ama bak, suyun üstünde ne var?</p>
<p>​Uraz başını hafifçe eğip baktı:</p>
<p>​— Gökyüzü var, dedi. Mavi görünüyor.</p>
<p>​Araz Öğretmen gülümsedi, elini çocuğun omzuna koydu:</p>
<p>​— İşte o mavi orada durduğu sürece kuyu seni yutmaz. Baban gelmeyebilir, hayat geçip gidebilir. Ama sen o maviye bakmayı öğrenmelisin.</p>
<p>​— Ya gelirse öğretmenim? Ben bakmazsam geldiğini nasıl anlarım?</p>
<p>​Araz Öğretmen başını salladı:</p>
<p>​— Gelirse kuyuya değil, senin gözlerinin içine bakar Uraz. Sen hayata bak ki seni burada bulabilsin.</p>
<p>​İnsan, hayatın akışı içinde beklediği şeyin gelmeyeceğini anladığı an büyür. Mevsimler geçer, yapraklar dökülür, nehirler akar. Doğal düzen işler ama gidenler her zaman hemen dönmez. İşte o zaman kuyunun anlamı değişir. Kuyu, bir bekleyiş yeri olmaktan çıkıp insanın kendini gördüğü bir aynaya dönüşür.</p>
<p>​Eski insanların dediği gibi, her zorluğun yanında insanı ferahlatan bir kolaylık da vardır. Karanlık bir kuyunun dibinde bile gökyüzüne açılan bir açıklık her zaman bulunur.</p>
<p>​Sabır için de şöyle denmiştir: Sabır, şikâyet etmeden acıya dayanabilmektir. Gelmeyeni beklemenin terbiye ettiği insan ruhu, zamanla olgunlaşır.</p>
<p>​Yine denmiştir ki: Kuyuya düşmeden gökyüzünün, karanlığı görmeden aydınlığın değeri bilinmez.</p>
<p>​Zaman akmaya devam etti. Uraz, Araz Öğretmen’in sözlerini hiç unutmadı. Kuyunun dibindeki karanlığın bir çaresizlik olmadığını, suya vuran maviliğin kendi içinde de bulunduğunu anladı. Uraz okudu, mimar oldu ve eski yapıları, yıkık evleri yeniden hayata döndürmeyi seçti. Gökyüzüne bakmayı ve umut inşa etmeyi iyice öğrenmişti.</p>
<p>​Yıllar sonra, yine bir güz akşamı Kora Tepesi’ndeki Yalnız Ev’in bahçesinde rüzgâr esti. Çıkrık hafifçe gıcırdadı. Uraz kuyunun yanındaydı. Yoldan geçen yaşlı, yorgun bir adamın adımları kurumuş otların üzerinde durdu. Adamın üstü başı toz içindeydi, elleri nasırlıydı ve bakışlarında yılların ağır yükü vardı.</p>
<p>​Adam kuyuya ve sonra Uraz’a baktı:</p>
<p>​— Uraz... dedi kısık bir sesle.</p>
<p>​Uraz donup kaldı. Yıllardır kuyunun dibinde aradığı o ses, ilk kez arkasından geliyordu. Yavaşça döndü:</p>
<p>​— Babam... Devrim sensin, değil mi? dedi.</p>
<p>​Adam gözleri dolarak bir adım attı:</p>
<p>​— Benim oğlum... Seni bir gün bile aklımdan çıkarmadım. Sana gelebilmek, başımızı sokacak bir yuva kurabilmek için gece gündüz çalıştım. Şehir şehir dolaştım, ağır işlerde alın teri döktüm. Yollar uzadı, engeller çıktı ama ben sadece sana döneceğim o günü bekleyerek dayandım. Beni kuyu başında mı bekledin bunca zaman?</p>
<p>​Uraz, Araz Öğretmen’in yıllar önce söylediği sözleri hatırladı. Yüzünde dingin bir tebessüm belirdi:</p>
<p>​— Eskiden kuyuya bakıp seni beklerdim baba. Sonra gökyüzüne bakmayı öğrendim. Mimar oldum, yıkılan yerleri yeniden yapıyorum. Sen benim için çabalarken ben de hayattan kopmadım ki geldiğinde beni bulabil.</p>
<p>​Devrim, oğluna sarıldı. Yılların yokluğu ve yorgunluğu o sarılmada eriyip gitti.</p>
<p>​Kavuşmalarının hemen ardından Uraz, babasının elinden tutup köy okulunun yolunu tuttu. Araz Öğretmen okulun bahçesinde duruyordu. Uraz, yanındaki adamı göstererek gülümsedi:</p>
<p>​— Öğretmenim, dedi. Bana söylediğiniz gibi hayata baktım. Babam da bana ulaşmak için çok çabalamış, sonunda geldi ve beni buldu.</p>
<p>​Araz Öğretmen’in gözleri parladı, ikisinin de elini sıktı:</p>
<p>​— Hoş geldin Devrim. Uraz hem gökyüzüne bakmayı öğrendi hem de kurduğu yapılarla insanların hayatına mavi oldu.</p>
<p>​Sudaki mavi her zamanki gibi yerindeydi. Uraz yavaşça başını kaldırdı ve hem babasının hem de öğretmeninin yanında gökyüzüne baktı. Kuyu oradaydı, hayat geçmişti; ama Uraz artık gelmeyen bir gölgeyi değil, babası ve öğretmeniyle birlikte yeni günün mavisini karşılıyordu.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Devlet</title>
<link>https://fikirizleri.com/Mikro-%C3%B6yk%C3%BC-4857</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Mikro-%C3%B6yk%C3%BC-4857</guid>
<description><![CDATA[ Mikro öykü ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad1d6a3d68f5.webp" length="51728" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 16 Oct 2026 12:42:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Osman Uyur</dc:creator>
<media:keywords>Bilimkurgu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman polisi varlıkları tehditvari bir şekilde uyardı:</p>
<p>​"Evren her zaman 13,8 milyar yaşındadır ve genç bir kadındır."</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 4 &amp; KAÇIŞIN İLK ADIMI</title>
<link>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%87%C4%B0MDEK%C4%B0-KIYAMET-B%C3%B6l%C3%BCm-4</link>
<guid>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%87%C4%B0MDEK%C4%B0-KIYAMET-B%C3%B6l%C3%BCm-4</guid>
<description><![CDATA[ Selim’in ölümünden sorumlu tutulmaktan korkarak olay yerinden kaçan Zeynep, çocukluk arkadaşı Deniz’i arayarak durumu anlatır. Bir yandan Başkomiser Tarık delilleri titizlikle inceleyip soruşturmayı derinleştirirken, Zeynep kendisini kentin sokaklarında daralan bir çemberin içinde bulur. Korku dolu bu kaçış, onu bekleyen tehlikeli bir buluşmaya doğru sürüklemektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acf8ec976e88.webp" length="44638" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 17:36:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bölüm 4 – Kaçışın İlk Adımı</strong></p>
<p>Zeynep, Selim’in evinden uzaklaştıkça adımlarını hızlandırdı. Nereye gittiğini bilmiyordu. Tek istediği, biraz önce gördüğü manzaradan ve zihninde dönüp duran düşüncelerden uzaklaşmaktı.</p>
<p>Selim’in yerde yatan bedenini gözünün önünden silemiyordu. Dairesinin kapısının aralık oluşu, odadaki dağınıklık ve koridordan gelen ayak sesleri birbirine karışıyordu. Birkaç saat önce onunla tartışmıştı. Üstelik Selim, kendisini mahvetmekle tehdit etmişti. Şimdi de onu ölü bulmuş, korkuya kapılıp evden kaçmıştı.</p>
<p>Polisler gerçeği öğrendiğinde ne düşünecekti?</p>
<p>Bu sorunun cevabını bilmiyordu. Bildiği tek şey, olay yerinden ayrılmasının aleyhine kullanılabileceğiydi. Masum olduğunu anlatabilirdi elbette. Fakat o an, kimsenin kendisini dinleyeceğine inanamıyordu.</p>
<p>Bir süre sonra küçük bir kafenin önünde durdu. İçeri girip lavaboya yöneldi. Musluğu açtı, ellerini yıkadı. Selim’in bileğine dokunduğu anı hatırlayınca midesi kasıldı. Onu bulduğunda yardım çağırması gerektiğini biliyordu. Buna rağmen kaçmıştı.</p>
<p>Aynaya baktı. Yüzü solgundu, gözleri korkuyla büyümüştü. Birkaç kez derin nefes aldı. Sakinleşmeye çalışsa da düşünceleri bir türlü düzene girmiyordu.</p>
<p>Deniz’i aramalıydı.</p>
<p>Çocukluklarından beri birbirlerini tanıyorlardı. Zor zamanlarda birbirlerine destek olmuşlardı. Ama şimdi telefonla konuşmak bile Zeynep’e riskli geliyordu. Söylediklerinin bir başkası tarafından duyulmasından korkuyordu.</p>
<p>Kafeden çıktığında caddenin köşesindeki eski bir ankesörlü telefon gözüne ilişti. Bir süre tereddüt ettikten sonra yanına gitti. Numarayı ezbere biliyordu. Ahizeyi kaldırıp Deniz’in numarasını çevirdi.</p>
<p>Telefon birkaç kez çaldı.</p>
<p>“Alo?”</p>
<p>“Deniz, benim.”</p>
<p>Zeynep’in sesini duyan Deniz hemen ciddileşti.</p>
<p>“Zeynep? Ne oldu? Sesin neden böyle?”</p>
<p>“Selim öldü.”</p>
<p>Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.</p>
<p>“Ne diyorsun sen? Nereden biliyorsun?”</p>
<p>“Evine gittim. Eşyalarımı alacaktım. Kapı aralıktı. İçeri girdim ve onu yerde buldum.”</p>
<p>“Polisi aradın mı?”</p>
<p>Zeynep gözlerini kapattı.</p>
<p>“Hayır.”</p>
<p>“Neden?”</p>
<p>“Çünkü dün sabah onunla herkesin önünde tartıştım. Beni tehdit etti. Şimdi de onu ölü buldum. Polisin ilk şüphelisi ben olacağım.”</p>
<p>“Zeynep, tartışmış olmanız onu senin öldürdüğün anlamına gelmez.”</p>
<p>“Bunu sen biliyorsun. Ya onlar?”</p>
<p>Deniz hemen cevap vermedi.</p>
<p>“Peki, evden neden ayrıldın?”</p>
<p>“Koridordan bir ses geldi. Panikledim. Ne yapacağımı bilemedim. Sadece oradan uzaklaşmak istedim.”</p>
<p>“Şu an neredesin?”</p>
<p>Zeynep bulunduğu yeri söyledi.</p>
<p>“Orada kalma,” dedi Deniz. “Sana bir adres göndereceğim. Oraya gel. Ama dikkatli ol.”</p>
<p>“Deniz, başımı daha büyük bir belaya sokmayacaksın, değil mi?”</p>
<p>“Bana güvenebilirsin. Fakat şunu da bil: Polisten sonsuza kadar kaçamazsın. Bir noktada gidip bildiklerini anlatman gerekecek.”</p>
<p>Zeynep telefonu kapattıktan sonra bir süre ahizenin başında kaldı. Deniz’e güveniyordu ama onun söyledikleri korkusunu azaltmamıştı. Aksine, artık yalnızca polisten değil, Selim’in ölümünün arkasında ne olduğunu bilmediği için de korkuyordu.</p>
<p>---</p>
<p>Aynı saatlerde olay yeri inceleme ekipleri Selim’in evindeki çalışmalarını sürdürüyordu. Daireye giren herkesin hareketleri kayıt altına alınıyor, bulunan izler uygun yöntemlerle toplanıyordu. Selim’in ölüm nedeni ve ölüm zamanı henüz kesinleşmemişti. Olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin değerlendirme yapmak için incelemelerin tamamlanması gerekiyordu.</p>
<p>Başkomiser Tarık, emniyette ilk bilgileri alırken masasına bırakılan notları gözden geçirdi. Selim’in adı, adresi ve olayın öğrenilme biçimi dosyada yer alıyordu. Henüz cevaplanmamış çok sayıda soru vardı.</p>
<p>Kapı çalındı. Genç bir polis memuru içeri girdi.</p>
<p>“Başkomiserim, olayla ilgili ilk bilgileri getirdim.”</p>
<p>Tarık başını kaldırdı.</p>
<p>“Anlat.”</p>
<p>“Ölen kişi Selim. Sabah saatlerinde evinde bulunmuş. Olay yeri incelemesi devam ediyor. Ölüm nedeni henüz belli değil.”</p>
<p>“Peki, onu bulan kişi?”</p>
<p>“Şu an için Zeynep isimli bir kadının olayla bağlantısı araştırılıyor. Dün sabah bir çay bahçesinde Selim’le tartıştığı bilgisi geldi. İşletmedeki bir çalışan bunu söylemiş. Ancak tanıkların ifadeleri henüz alınmadı.”</p>
<p>Tarık notlara göz attı.</p>
<p>“Kadın şu an nerede?”</p>
<p>“Bilmiyoruz, başkomiserim.”</p>
<p>“Önce tartışmaya tanık olanları belirleyin. İfadelerini alın. Çevredeki kamera kayıtlarını da araştırın. Zeynep’in nerede olduğunu tespit edin ve ifadesine başvurmak üzere kendisine ulaşın.”</p>
<p>“Gözaltı için talimat verelim mi?”</p>
<p>Tarık kalemini masaya bıraktı.</p>
<p>“Henüz değil. Elimizde ne var? Bir tartışma bilgisi ve tamamlanmamış bir olay yeri incelemesi. Bunlar soruşturma yürütmek için yeterli, ama tek başına birini katil ilan etmek için değil.”</p>
<p>Polis memuru başını salladı.</p>
<p>“Anlaşıldı, başkomiserim.”</p>
<p>“Bir de şunu unutmayın: Tanıkların ne söylediğini öğrenmeden, kamera kayıtlarını incelemeden ve olay yerindeki bulguları değerlendirmeden hiçbir varsayımı gerçek kabul etmiyoruz. Önce bilgi toplayacağız, sonra parçaları birleştireceğiz.”</p>
<p>Memur odadan çıktıktan sonra Tarık dosyaya yeniden baktı. Selim’in ölümüyle sonuçlanan olayın başlangıcı, görünüşe göre sıradan bir tartışmaya uzanıyordu. Ancak tartışmanın varlığı, cinayetin nedenini açıklamıyordu.</p>
<p>Tarık, masadaki notların üzerine bir kâğıt daha koydu ve Zeynep’in adını yazdı. Şimdilik onun hakkında bildikleri sınırlıydı. Yine de bu sınırlı bilgilerin doğrulanması gerekiyordu.</p>
<p>---</p>
<p>Zeynep, Deniz’in gönderdiği adrese doğru yürürken çevresini sürekli kontrol ediyordu. Sokağın sonuna yaklaştığında karşı kaldırımda park etmiş bir polis aracı gördü. Olduğu yerde durdu. Polislerin kendisini arayıp aramadığını bilmiyordu ama Selim’in evinden kaçtığı için artık her polis aracını kendisiyle ilişkilendiriyordu.</p>
<p>Geri dönmeyi düşündüğü sırada yan taraftaki kapı aralandı. Bir el kolundan kavrayıp onu içeri çekti.</p>
<p>Zeynep bağırmaya yeltendiğinde adam fısıldadı:</p>
<p>“Benim, Deniz. Ses çıkarma.”</p>
<p>Zeynep onu tanıyınca kendini kurtarmaya çalışmayı bıraktı. Deniz kapıyı kapattı, ardından sokağa açılan aralıktan dışarı baktı.</p>
<p>“Burada ne işin var? Beni korkudan öldürecektin!”</p>
<p>“Polis aracını gördüm. Seni sokakta karşılamak istemedim.”</p>
<p>“Beni arıyor olabilirler mi?”</p>
<p>“Bilmiyorum. Ama seninle telefonda konuştuktan sonra burada beklemenin daha doğru olacağını düşündüm. Bu hâlde tek başına dolaşman iyi bir fikir değil.”</p>
<p>Zeynep başını eğdi.</p>
<p>“Ben kimseyi öldürmedim, Deniz.”</p>
<p>“Biliyorum. Ama evden kaçtığını polisler de öğrenirse bunu açıklaman gerekecek. Şimdi önce sakinleş. Sonra bana orada gördüğün her şeyi anlat.”</p>
<p>Zeynep bir an tereddüt etti. Polise gitmekten korkuyordu; Deniz’e güvenmek istiyordu ama onun hakkında da bilmediği şeyler vardı. Yine de sokakta kalamazdı.</p>
<p>Arkasından yürüdü.</p>
<p>Oysa henüz bilmiyordu: Polisten kaçmak için sığındığı bu liman, onu kurtaracak güvenli bir kucak mıydı, yoksa Selim’in ölümüne giden o karanlık tuzağın tam ortası mı?</p>
<p><strong>Devamı yarın burada! </strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YEDİ UYUR VE KITMİR</title>
<link>https://fikirizleri.com/yedi-uyur-ve-kitmir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yedi-uyur-ve-kitmir</guid>
<description><![CDATA[ Kıtmir ise yine oradaydı. Mağaranın kapısında, zamanın bittiği yerde, sadakatin en ebedi heykeli gibi duruyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acf3ae02d2b8.webp" length="29042" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 11:18:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>    YEDİ UYUR VE KITMİR</p>
<p>​Zamanın buz tuttuğu, dağların başını kara bulutların sardığı o günden sonra, Efes’in eteklerindeki sessizlik derinleşti. Decius’un zulmü bir cellat gibi sokaklarda gezinirken, sarayın saltanatından vazgeçip hakikatin peşine düşen yedi yürek, adımlarını ölüm korkusuyla değil, inançlarının verdiği o hafiflikle atmıştı.</p>
<p>​Önde Yemliha, arkasında Mislina, Mernis, Şazenuş, Debetnuş, Talliynuş ve en gençleri Kepestatutay. Tozlu patikalardan tırmanırken yalnız değildiler. Çöplüklerden, kapı önlerinden kovulan, kovalayanların taşladığı sarı tüylü, hüzünlü gözlü bir köpek, Kıtmir, sessizce onlara katılmıştı. İnsanların merhameti unuttuğu o çağda, o sadık hayvan inatçı bir sadakatle gençlerin gölgesine sığınmıştı.</p>
<p>​Nihayet dağın sırtında, rüzgârın bile uğramaya korktuğu sapa bir mağara buldular. Mağaranın ağzı taşlarla örülecek, üzerlerine demirden kapılar kilitlenecekti belki; ama içerideki huzur, dışarıdaki demirden daha keskindi. Kıtmir, mağaranın girişine büzüldü. Ön ayaklarını uzattı, kafasını onların üzerine koydu ve gözlerini kapadı. O an, zamanın çarkı sanki ilahi bir buyrukla durdu.</p>
<p>​Yüzyıllarca rüzgârlar esti; uykunun derinliğinde imparatorluklar yıkıldı, krallıklar kumdan kaleler gibi dağıldı. Decius’un kemikleri toprak oldu, torunlarının torunları bile unutuldu. Ama o mağaranın içinde ne bir saç teli uzadı ne de bir cildin tazeliği soldu. Üç yüz dokuz yıl, göğüs kafeslerindeki o sakin inanç ritmiyle inip kalktı. Güneş her sabah mağaranın kapısına vuruyor fakat içeriye sızıp onları rahatsız edemiyordu; sanki ışık bile bu kutsal uykudan çekiniyordu.</p>
<p>​Ve bir sabah... Zamanın kilidi usulca açıldı.</p>
<p>​İlk kıpırdayan Yemliha oldu. Ardından diğerleri uyandı. Kirpiklerindeki tozları silkeleyip gözlerini açtıklarında, mağaraya sızan ışık onlara dünkünden farklı gelmedi. Acıkan midelerini düşünerek, "Ne kadar uyuduk acaba? Günün yarısı mı, yoksa bir tam gün mü?" diye fısıldaştılar. Oysa sandıkları bu kısa uykunun asırları devirdiğinden bihaberdiler.</p>
<p>​Aralarından Yemliha, gümüş işlemeli eski bir sikkeyle yiyecek almak üzere şehre inmek için yola çıktı. Kıtmir, her zamanki gibi sadık adımlarla onun arkasından yürüyordu.</p>
<p>​Yemliha şehre yaklaştığında durup gözlerini ovuşturdu. Surlar başkaydı, bayraklar yabancı bir lisanla dalgalanıyordu, insanların kıyafetleri ve yüzleri bambaşkaydı. Korkuyla değil, derin bir hayretle ilerledi. Taze ekmek kokusunu takip edip fırına girdi. Yemliha, fırının kapısından içeri adım attığında genzini yakan taze ekmek kokusu bile ona yabancı geldi. Çevresindekilerin bakışları üzerindeki eski giysilerde, tozlu çizmelerinde gezinirken; arkasından yükselen fısıltılar, bilmediği bir tınının yabancı sesleri gibi kulaklarında uğuluyordu. Zihnindeki dünkü fırıncı ile karşısındaki adam aynı değildi. Yemliha, yabancı bakışların ortasında cebindeki gümüş sikkeyi fırıncıya uzattı.</p>
<p>​Fırıncı parayı eline aldığında. Paradaki kabartmaya şaşkınlıkla bakarak Yemliha’ya dönüp"evlat" dedi sesi titreyerek. "Sen bu defineyi nerede buldun? Bu para, üç asır önce toprağa karışmış İmparator Decius’un mührünü taşır!"</p>
<p>​Yemliha şaşkınlıkla geri çekilirken "define mi?" diye fısıldadı. "Biz dün akşam bu parayla şehirden kaçtık. Kral Decius hâlâ tahtında, gazabı sokaklardadır. Nasıl üç asır dersin?"</p>
<p>​O an ikisinin de gözlerinde aynı mucizevi hakikat belirdi. Gerçek dalga dalga yayılırken, kalabalıklar toplandı. Ölü sanılanlar, yüzyıllar sonra uyanmıştı.</p>
<p>​Dönemin adil idarecisi ve halk, büyük bir huşu içinde mağaraya doğru yola çıktı. Mağaranın önüne vardıklarında içeriden yayılan o tarifsiz, cennet misali nuru gördüler. Hükümdar saygıyla diz çökerek sizler kimlersiniz? Zamanın unuttuğu ama Yaratıcı'nın koruduğu bu mucize kimin eseridir?</p>
<p>​Yemliha mağaranın kapısında belirdi. Yüzünde derin bir huzur ve teslimiyet vardı. </p>
<p>​Bizler zulümden kaçıp Rabbimizin merhametine sığınan garipleriz. Anladık ki dünyanız değişmiş, zalimler gitmiş. Bizim bu dünyadaki nöbetimiz tamamlandı dediler. </p>
<p>​Gençler, görevlerini tamamlamış olmanın verdiği ebedi huzurla dünyaya veda edip başlarını taşa koydular; asıl uykularına, ebedi istirahatlerine çekildiklerinde. Mağaraya derin bir sessizlik çöktü. Kıtmir önce Yemliha'ya yaklaştı. Burnunu onun eline dokundurup sonra diğerlerinin yanına gitti. Her birini kokladı; sanki hepsinin hâlâ orada olduğundan emin olmak istiyordu. Ardından mağaranın girişine döndü.</p>
<p>Dışarıda güneş batıyordu. Dağların üzerine akşamın gölgesi düşerken Kıtmir ön ayaklarını uzattı ve başını onların üzerine bıraktı.</p>
<p>Yine bekliyordu.</p>
<p>Belki bir gün uyanacaklarını düşünüyordu. Belki de sadakat, beklemek için bir sebebe ihtiyaç duymuyordu. O mağarada yedi genç, inançlarının huzuruna kavuşmuştu. Kapıda ise hiçbir şey istemeden, hiçbir karşılık beklemeden seven bir dost vardı. Ve zaman, bir kez daha sessizce akıp gitti.</p>
<p>​Kıtmir ise yine oradaydı. Mağaranın kapısında, zamanın bittiği yerde, sadakatin en ebedi heykeli gibi duruyordu.</p>
<p>             DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SIĞINAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/siginak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/siginak</guid>
<description><![CDATA[ Ailesinden sevgi görmediği için sevdiklerine zarar veren Poyraz pişmanlığıyla yüzleşerek kendisine sunulan sığınağı kabul etmeyi öğrenir

Kırılan ahşap çerçeve sahnesi ve sade diyaloglarla işlenen hikayede sevginin ailede başladığı teması kurguya doğal biçimde işlenir ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6accc3483b66c.webp" length="43982" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:26:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Poyraz, sevgisizlik, pişmanlık, sığınak, ahşap çerçeve, Kayalı Dere, aile, öfke, bağışlanma, insan ilişkileri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sığınak</p>
<p>Kayalı Dere; etrafı yüksek tepelerle çevrili, kışları sert geçen, insanın yalnızlığını yüzüne vuran sessiz bir kasabaydı. Bu kasabada yaşayan Poyraz’ın içindeki yalnızlık da çocukluğunda başlamıştı. Annesi Ayla ile babası Bahri, bitmek bilmeyen kavgalarından sonra Poyraz henüz küçük bir çocukken onu bırakıp başka şehirlere gitmişlerdi. İkisi de kendi derdine düşmüş, evlatlarını unutmuştu. İnsanın ilk sığınağı kendi evidir; ilk sevgiyi orada görmeyen bir çocuk, dünyayı da soğuk bir yer sanır. Poyraz’a sahip çıkan teyzesi Aslı da ona sevgisini vermemiş; sırf vicdan azabından kaçmak için evinde sadece başını sokacak bir yer ve bir kap yemek vermişti. Ne bir gün başını okşamış ne de içini ısıtacak güzel bir söz söylemişti.</p>
<p></p>
<p> İşte bu sevgisizliğin ortasında büyüyen Poyraz, kasaba çarşısındaki küçük bir mobilya atölyesinde çalışıyordu. İş yerinde onu öz kardeşi gibi gören mesai arkadaşı Aylin, hemen yan taraftaki emniyet amirliğinde çalışan babacan Kemal Amir, bir de Poyraz’ı her şeyine rağmen seven sevgilisi Deniz... Bu üç insan Poyraz’a hep destek olmak istiyordu. Fakat o sıcaklığı ilk önce kendi evinde, ailesinin yanında görmeyen Poyraz, bu yakınlığa nasıl karşılık vereceğini bilemiyor; bir gün onlar da çeker gider korkusuyla etrafındaki herkese sert davranıp sevdiklerini kendinden uzaklaştırıyordu.</p>
<p></p>
<p>O günün sabahında Poyraz Poyraz başını öne eğip çenesini sıktı. "Ben kimseden sığınak istemedim Aylin," dedi. "Annem Ayla da babam Bahri de beni bir kenara attı. Teyzem Aslı’nın evinde de sığıntı gibi kaldım. Ben sevmeyi bilmem. Benim yanımda duran zarar görür."</p>
<p>"Biz sana zarar vermek için değil, yaranı sarmak için buradayız abi," dedi Aylin sesi titreyerek. "Ama sen kırmaktan vazgeçmiyorsun."</p>
<p></p>
<p>O sırada atölye kapısının önünden geçen ve kasabada herkese babalık eden emniyet amiri Kemal Amir içeri girdi. Poyraz’ın omzuna elini koydu.</p>
<p></p>
<p>"Evlat," dedi Kemal Amir. "Etrafındakilere iyi davran ki iyilik bulasın. İnsanların içi birbirine ısınır, birbirine yaklaşır. Sabahki öfkeni de gördüm, söylediğin lafları da. Sana uzanan elleri itme; geçmişte o yuvayı yıktılar diye sana sunulan bu sıcak sığınağı da kendi elinle bozma."</p>
<p></p>
<p> "Beceremiyorum amir," dedi Poyraz alçak bir sesle. "İçimdeki o öfke çıkınca gözüm hiçbir şeyi görmüyor."</p>
<p></p>
<p> "Öğreneceksin evlat," dedi Kemal Amir. "Yeter ki o gururu bırakıp özür dilemeyi bil."yine içindeki öfkeye yenilmişti. Atölyeye girer girmez Aylin’in haftalardır uğraşıp hazırladığı ahşap çerçeveyi bir anlık öfkeyle yere fırlatıp kırmıştı. Üstelik bununla da kalmamış, gürültüyü duyup yanlarına gelen Kemal Amir’in kendisini yatıştırma çabalarına sert bir yanıt vermiş, akşam için sözleştiği Deniz’e de bağırıp yanından kovmuştu. Gün boyu atölyede tek başına kalıp o kırık parçalara baktıkça içindeki pişmanlık büyüdü.</p>
<p> Bir akşamüstü iş çıkışı atölyeden çıkarken, iş yerinde onu öz kardeşi gibi gören Aylin onun yolunu kesti. Gözleri dolmuştu, yüzünde derin bir kırgınlık vardı.</p>
<p> "Poyraz abi, neden bize böyle davranıyorsun?" diye sordu Aylin, kırılan çerçeveden kalan parçayı elinde tutarak. "Biz seni ailemiz bildik, sana sığınak olmak istedik ama sen ne zaman bir adım yaklaşsak bizi tersliyorsun. Sabah o çerçeveyi değil, sanki hepimizin kalbini kırdın."</p>
<p> Poyraz başını öne eğip çenesini sıktı. "Ben kimseden sığınak istemedim Aylin," dedi. "Annem Ayla da babam Bahri de beni bir kenara attı. Teyzem Aslı’nın evinde de sığıntı gibi kaldım. Ben sevmeyi bilmem. Benim yanımda duran zarar görür."</p>
<p>"Biz sana zarar vermek için değil, yaranı sarmak için buradayız abi," dedi Aylin sesi titreyerek. "Ama sen kırmaktan vazgeçmiyorsun."</p>
<p>O sırada atölye kapısının önünden geçen ve kasabada herkese babalık eden emniyet amiri Kemal Amir içeri girdi. Poyraz’ın omzuna elini koydu.</p>
<p>"Evlat," dedi Kemal Amir. "Etrafındakilere iyi davran ki iyilik bulasın. İnsanların içi birbirine ısınır, birbirine yaklaşır. Sabahki öfkeni de gördüm, söylediğin lafları da. Sana uzanan elleri itme; geçmişte o yuvayı yıktılar diye sana sunulan bu sıcak sığınağı da kendi elinle bozma."</p>
<p> "Beceremiyorum amir," dedi Poyraz alçak bir sesle. "İçimdeki o öfke çıkınca gözüm hiçbir şeyi görmüyor."</p>
<p> "Öğreneceksin evlat," dedi Kemal Amir. "Yeter ki o gururu bırakıp özür dilemeyi bil."</p>
<p>Poyraz daha fazla bir şey diyemedi, başını öne eğip hızla atölyeden çıktı. Kasaba meydanındaki ağacın altında kendisini bekleyen sevgilisi Deniz’in yanına gitti. Deniz’in kırgın bakışlarını görünce içi sızladı.</p>
<p> "Yine mi kaçacaksın benden Poyraz?" dedi Deniz yavaşça. "Sabah söylediklerinden sonra yüzüme bakmaya bile çekiniyorsun değil mi? Sevmekten korktuğun için etrafındaki herkesi kırıyorsun. Oysa biz senin fırtınandan kaçıp sığınacağın yer olmak istiyoruz."</p>
<p> Poyraz bu kez öfkelenmedi. Yaptığı hatalar, sabah kırdığı o ahşap çerçeve ve sevdiklerinin yüzündeki o kırgın ifadeler birer birer gözünün önüne geldi. İçinde büyük bir pişmanlık hissetti.</p>
<p>"Çok pişmanım Deniz," dedi Poyraz, sesi cılız çıkarak. "Seni, Aylin’i, Kemal Amir’i hep kırdım. Sabah Aylin’in emeğini bozdum, Kemal Amir’e saygısızlık ettim, sana ağır konuştum. Kimse bana sevmeyi öğretmedi ki... Ne zaman birine yaklaşsam içimdeki o öfke çıkıyor ve her şeyi bozuyor. Pişmanım ama bu pişmanlık verdiğim zararları siler mi bilmiyorum."</p>
<p> Sevgilisi Deniz yaklaşıp Poyraz’ın elini tuttu.</p>
<p> "Pişman olman güzel bir şey Poyraz," dedi. "Doğru, insan sevmeyi önce kendi evinde öğrenir ama orada öğrenemedi diye ömrü boyunca sevgisiz kalmak zorunda değil. Sabah kırdığın o çerçeveyi yeniden yapabilirsin, kırdığın kalpleri de düzeltebilirsin. Sen sevgisiz büyüdün diye hep böyle kalmak zorunda değilsin. Yeter ki o sığınağın kapısını çalmayı kabul et."</p>
<p>Poyraz o akşam kasabanın soğuk rüzgârı eserken ilk kez kaçmak yerine durmayı seçti. Geçmişini değiştiremezdi belki ama pişmanlığı sayesinde bundan sonra sevdiklerine zarar vermemeyi, kırdığı kalpleri düzeltmeyi öğrenecekti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 3 &amp; ODAYA DÜŞEN GÖLGE</title>
<link>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%87%C4%B0MDEK%C4%B0-KIYAMET-B%C3%B6l%C3%BCm-3</link>
<guid>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%87%C4%B0MDEK%C4%B0-KIYAMET-B%C3%B6l%C3%BCm-3</guid>
<description><![CDATA[ Yılların baskısından kurtulmak ve bağları koparmak için gittiği evde Selim’i kanlar içinde bulan Zeynep, bir anlık refleksle mührü masaya bırakırken parmak izini ve elindeki kanı fark eder. Çay bahçesinde herkesin gözü önünde söylenen son sözler ve kapıda duyulan polis sirenleri... Üzerine çöken bu gölgeden Zeynep tek başına nasıl kurtulacak? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acc9bbc27bb2.webp" length="25958" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 02:35:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bölüm 3 – Odaya Düşen Gölge</p>
<p>Çay bahçesindeki o sert kopuştan birkaç saat sonra Zeynep’in içi hâlâ soğumamıştı. </p>
<p>Selim’in son tehditkâr sözleri zihninde çınlıyordu. Ancak bu ilişkiyi tamamen bitirmek, ona ait anahtarları ve evde kalan eşyalarını teslim edip bağları koparmak zorundaydı.</p>
<p>Selim’in yalnız yaşadığı dairesinin önüne geldiğinde merdivenleri kararlı adımlarla tırmandı. Tam zile basacakken çelik kapının aralık olduğunu fark etti. İçeriden çıt çıkmıyordu.</p>
<p>— Selim? diye seslendi Zeynep, kapıyı parmak ucuyla hafifçe iterek.</p>
<p>Cevap gelmedi. Koridorun sonundaki çalışma odasının ışığı sızıyordu. Zeynep içeri adım attığında burnuna sızan o ağır, metalik koku adımlarını dondurdu: Kan kokusu.</p>
<p>Yavaşça odaya yürüdü. Eşikte gördüğü manzara karşısında boğazından boğuk bir çığlık kaçtı. Selim, çalışma masasının yanında, kanlar içinde yerde yatıyordu. Göğsündeki koyu kırmızı leke ahşaba yayılmıştı, gözleri tavana dikiliydi ve donuktu.</p>
<p>Zeynep dehşet içinde yere kapandı, panikle Selim’in bileğine dokundu. Cildi buz gibiydi; ölmüştü.</p>
<p>O anki şokla elini çekerken masanın kenarındaki pirinç mühür yere düştü. Zeynep refleksle mührü yakalamaya çalıştı, yere düşen mührü alıp masanın üzerine bıraktı. Tam o sırada koridorda ağır ve hantal bir ayak sesi yankılandı.</p>
<p>Eline bulaşan kana baktı, evdeki parmak izlerini ve birkaç saat önce çay bahçesinde herkesin gözü önünde Selim ile yaptığı tartışmada söylenen son sözleri hatırladı. Polis gelse ilk şüpheli kim olacaktı?</p>
<p>Zeynep panikle yangın merdivenine doğru koştu. Sokağa çıktığında, binanın önüne sirenleri çalarak yaklaşan ilk polis aracını gördü.</p>
<p>Zeynep ara sokakta izini kaybettirmeye çalışırken, Selim’in evinden çıkan gizemli bir gölge sokağın diğer ucunda belirdi.</p>
<p>Devamı yarın burada!</p>
<p> Görgü tanıkları, parmak izi ve cinayet sebebi... Zeynep bu cendereden tek başına nasıl çıkabilir?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖKYÜZÜ TAMİR ATÖLYESİ VE DÜŞLERİN İÇ COĞRAFYASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/gokyuzu-tamir-atolyesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gokyuzu-tamir-atolyesi</guid>
<description><![CDATA[ Ve gökyüzü, günün sonunda tıpkı insan kalbi gibi en yumuşak bakıma muhtaç olan yerdir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6aca9d555cad7.webp" length="95958" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 11:17:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GÖKYÜZÜ TAMİR ATÖLYESİ VE DÜŞLERİN İÇ COĞRAFYASI</p>
<p>​Ayı biraz daha yakına çekmek, yıldız ışığında parlayan bir çiçeği özenle seçmek, küçük bir gökkuşağı kırıntısını kurtarmak ve kirli bulutları bir çamaşır makinesine atıp arındırmak. Güneşi batarken nefesini tazelemek, dalgalara banyo, bulutlara hava aldırmak... Ve günün sonunda, bir avuç yıldız tozunu serpiştirerek göleti yeniden parlayan çiçeklerle buluşturmak. Eğer dünyanın gerçekten bilmediğimiz, görünmeyen bir yüzü varsa umarım her gün bu zarif, derin ve romantik işlerle meşguldür.</p>
<p>​Çünkü bildiğimiz o gri havanın, bulutların ve yıldızların bile kendi küçük fabrikaları vardır.</p>
<p>​Bulutların dondurmaya dönüştürüldüğü, gökkuşaklarının yeniden boyandığı, yıldızların yıkanıp en yumuşak dokularıyla paketlendiği bir fabrika... Uzun ve koşturmacalı bir günün ardından, minik bulutlara biraz yıldız tozu serperek mesaisini bitiren görünmez bir ekip. Çocukken hayal ettiğimiz o masalsı dünya gerçekten yaşıyorsa muhtemelen evrenin arkasında her gün bu harika, garip ve sevimli mesailer yürütülüyor.</p>
<p>​Gecenin derinliğinde, dünya uykuya daldığında yıldızlar yalnızca gökte kalmaz, yerin en gizli katmanlarına da dökülür. Bir kıyı kasabasında yıldızların izini sürdüğünüzde bulut kalesine çıkan merdivenler sessizce aydınlanır. O saniyede, bütün omuz yükleriniz bu parlak galaksi tarafından eritilir. Peki, bu kısa ve büyülü zaman diliminde hangi sahneyi kalbinizin en mutena köşesinde saklamak isterdiniz?</p>
<p>​Bulutlara rastladım. Gizli bir fabrikanın atölyesinde, un yerine gökyüzünden süzülen bulut ham maddeleriyle tüylü yastıklar örülüyordu. Yıldızlara hassas dokunuşlar ekleniyor, her şey gökyüzünden gelen kıymetli birer hediye gibi paketleniyordu. Efsanelerdeki o gizli atölye gerçekten var olsaydı şüphesiz tam olarak böyle görünürdü. Çatlaklardan sızan ışık, “Her şeyde bir çatlak var, ışık içeri girmenin yolunu bulur.” gerçeğini fısıldarken bu ışık ve gölge oyunu evrenin en saf romantizmini gözler önüne seriyordu.</p>
<p>​Bazen de okul biter, kampüs sessiz bir balık kasesine dönüşür. Rüyalarda okul hep boştur; yalnızca pencereler içeriden parlar, masalar kusursuz bir hizayla dizilmiştir. Altın balıklar, eski bir filmin donmuş karesi gibi havada, suyun içinde yavaşça yüzer. Orada dururken insan kendi kendine sorar: Acaba zamana kilitlenenler onlar mı, yoksa ben bu rüyadan hiç ayrılmadım mı?</p>
<p>​Yetişkinler buna inanmaz ama dünya tam da bu görünmez çarklarla dönmeye devam eder. İşten sonra yıldızlar parlayana kadar kavrulur, gökkuşakları kurutulup asılır, yıldız çiçekleri her gün bıkmadan sulanır ve en nihayetinde yumuşacık bir bulut tatlısı pişirilir. Gökyüzü, arkada gizlice çalışan ellerin huzurlu izleriyle doludur.</p>
<p>​Ve bir an gelir, dışarıdaki masal içeriye, zihnin en derin odalarına taşınır.</p>
<p>​“Bu bir iç göçüdür.” Zihnim, keşfedilmemiş devasa bir coğrafyadır ve ben bu toprağın tek, nefes kesen kâşifiyim. Karanlık derinliklerden süzülerek yükselen parlayan denizanaları, anlık ilhamların ta kendisidir. Çiçeklerin ve yıldız ışığının birbirine karıştığı yollar, yaratıcılığın sinir sistemidir.</p>
<p>​Koşmayı bir fırça, nefesi ise mürekkep bilerek bu iç haritada yürürüm. Nereye gittiğimi sormayın; çünkü iç huzurun bu büyük göçünde, bizzat koşmanın kendisi varışın ta kendisidir. Kimi zaman kendimi uzay ve zamanın devasa kapılarının açıldığı, galaksinin ayaklarım altında patladığı sonsuz bir rüyada mahsur kalmış gibi hissederim. Gül bahçesinden geçmek yerine bulutlardan örülmüş bir merdivenle yükselir, okyanusun en dibinde, gökyüzünün körfezinde yüzen balıkların arasında yürürüm. Her şey o kadar güzeldir ki kalbinizi sızlatır; çünkü her yol insanı derinlikten daha da derine götürür.</p>
<p>​Ve gün biter. Gökyüzü resmî olarak kapanmaya hazırlanırken evrende bakım modu aktif edilir:</p>
<p>​Ziyaretçiler kaydedilir.</p>
<p>Bulutlar onarılır.</p>
<p>Yıldızlar yeniden canlandırılır.</p>
<p>Güneş taze bir nefes için istirahate çekilir.</p>
<p>​Yetişkinlerin gözden kaçırdığı o incelik, çocuk kalbinin bildiği o gerçek hep yerli yerindedir. Hava gerçekten de elden yönetilmektedir. Ay enerjisini tazeler, bulutlar telaşla koşturur ve gök gürültüleri yalnızca hızlı birer şarj alarak dinlenmeye çekilir.</p>
<p>​Eğer gökyüzü bir gün genel mağazasını açsaydı orada bulut pişirenleri, taze yıldızları dalından toplayanları, yastıklar için en yumuşak pamukları biriktirenleri görürdünüz. Gökyüzündeki her küçük mucize özenle korunur.</p>
<p>​Çünkü bu dünya, her zaman pratik bir romantizmin dokunuşuna muhtaçtır. Ve gökyüzü, günün sonunda tıpkı insan kalbi gibi en yumuşak bakıma muhtaç olan yerdir.</p>
<p>​DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer: İlayda Can &amp; Dilara Sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 2 &amp; EŞİKTEKİ DAMLA</title>
<link>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%87%C4%B0MDEK%C4%B0-KIYAMET-B%C3%B6l%C3%BCm-2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%87%C4%B0MDEK%C4%B0-KIYAMET-B%C3%B6l%C3%BCm-2</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Herkes duydu, Selim.&quot;
​Yıllardır sesini ve özgüvenini alan bir baskının karşısına bu kez savunmak için değil, gitmek için çıkan Zeynep; caddenin sonundaki eski çay bahçesinde hayatının en radikal kararını verir. Arkasında öfkeli bir adam, soğuyan bir çay bardağı ve onlarca görgü tanığı bırakarak yürüyüp giderken; o sabah savrulan tehditlerin nasıl karanlık bir şüphenin ilk perdesi olacağından henüz kimse haberdar değildir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6aca97d5a41c0.webp" length="44638" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 01:55:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sokağa adım attığında soğuk hava yüzüne çarptı. Yıllardır başı önde yürüdüğü kaldırımlar, o sabah ayaklarının altında parçalanıyor gibiydi. Caddenin sonundaki eski çay bahçesine doğru ilerledi.</p>
<p>Selim oradaydı.</p>
<p>Köşedeki masada oturmuş, önündeki çaydan yükselen buharı umursamadan telefonuyla ilgileniyordu. Zeynep’in hayatına yıllar önce güven veren, koruyup kollayan bir adam olarak girmişti. Başlangıçta onun neşesini sever, coşkusuna hayran olduğunu söylerdi. Zamanla aynı özellikleri kusur saymaya başlamıştı. Zeynep ne zaman heyecanla bir şey anlatsa abartmakla, üzüldüğünde aşırı duygusal olmakla suçlanıyordu. Ardından o tanıdık cümleler geliyordu:</p>
<p>Çok duygusalsın.</p>
<p>Bensiz bir hiçsin.</p>
<p>Selim bu sözleri öylesine sık tekrarlamıştı ki Zeynep, bir süre sonra kendi kararlarından bile şüphe eder olmuştu. Şimdi ise ilk kez, onun karşısına kendini savunmak için değil, gitmek için çıkıyordu.</p>
<p>Zeynep’in gölgesi masaya düşünce Selim başını kaldırdı. Bakışları bir an göz göze geldi, sonra yeniden telefonuna döndü.</p>
<p>— Geç kaldın.</p>
<p>Sesinde sitemden çok, hesap soran birinin rahatlığı vardı.</p>
<p>Zeynep sandalyeyi çekmedi.</p>
<p>— Geç kalmadım. Söyleyeceklerimi söyleyip gideceğim.</p>
<p>Selim telefonunu masaya bıraktı. Yüzüne yerleşen ifade Zeynep’in çok iyi tanıdığı türdendi: Daha konuşmaya başlamadan karşısındakini haksız çıkaran o küçümseyici bakış.</p>
<p>— Ne oldu yine? Sabah sabah neyin peşindesin?</p>
<p>— Bir şeyin peşinde değilim, Selim. Bu ilişkiyi sürdürmek istemiyorum.</p>
<p>Selim kısa bir kahkaha attı. Elindeki çay kaşığını tabağın kenarına vurdu.</p>
<p>— Sen zaten hiçbir zaman memnun olmadın. Ne yapsam beğenmedin, ne söylesem alındın.</p>
<p>Zeynep cevap vermek için ağzını açtı, sonra vazgeçti. Bu konuşmayı daha önce defalarca yapmışlardı. Her seferinde aynı yerde bitmişti: O, kendini anlatmaya çalışmış; Selim, anlattıklarının içinden işine gelen bir sözü çekip çıkarmış ve tartışmayı Zeynep’in kusurlarına çevirmişti. Sonunda özür dileyen yine kendisi olmuştu.</p>
<p>Bu kez kendini açıklamaya ihtiyacı yoktu.</p>
<p>— Ben ne hissettiğimi anlatıyorum, sen beni suçluyorsun. Artık bunu yapmak zorunda değilim.</p>
<p>Selim kaşlarını kaldırdı.</p>
<p>— İşte sorun da bu. Her şeyi kendi duygularına göre değerlendiriyorsun. Bir de kalkmış bana hayat dersi veriyorsun.</p>
<p>Zeynep’in eli çantasının askısında sıkılaştı. İçinden yükselen öfkeye rağmen sesini yükseltmedi.</p>
<p>— Bitti, Selim. Bundan sonra beni aramayacaksın. Karşıma da çıkmayacaksın.</p>
<p>Selim’in yüzündeki gülümseme silindi.</p>
<p>— Ne demek bitti?</p>
<p>— Söylediğim kadar açık.</p>
<p>— Sen benim sayemde ayakta duruyorsun! Şimdi kalkmış bana kapıyı gösteriyorsun, öyle mi?</p>
<p>Selim ayağa kalkınca sandalyesi taş zeminde gıcırdayarak geriye kaydı. Yan masada oturan yaşlı adam çayını içmeyi bıraktı. Biraz ilerideki iki genç de konuşmalarını kesip başlarını çevirdi.</p>
<p>Zeynep, Selim’in yüzüne baktı. Bir zamanlar bu adamın sevgisini kaybetmekten korkmuştu. Şimdi onun öfkesinden çok, yıllarını bu korkuyla geçirmiş olmasına üzülüyordu.</p>
<p>— Her şeyi bana yaptığın bir iyilik gibi anlatıyorsun. Sanki kendi hayatımı yaşamama bile sen izin vermişsin gibi.</p>
<p>— Kes sesini!</p>
<p>Selim’in bağırışı çay bahçesindeki birkaç kişinin daha dikkatini çekti. Garson, elindeki tepsiyle masaların arasında durmuş, ne yapacağını kestirmeye çalışıyordu. Girişteki gençlerden biri arkadaşına eğildi.</p>
<p>— Bir şey yapsak mı?</p>
<p>Diğeri gözünü Selim’den ayırmadan alçak sesle cevap verdi:</p>
<p>— Biraz bekle. Bakalım ne olacak.</p>
<p>Zeynep çantasını omzuna yerleştirdi.</p>
<p>— Ben gidiyorum.</p>
<p>Arkasını dönüp çıkışa yöneldi.</p>
<p>— Tabii, kaç! Her zamanki gibi!</p>
<p>Zeynep yürümeyi sürdürdü.</p>
<p>Selim masanın etrafından dolaşıp birkaç adım attı.</p>
<p>— Zeynep!</p>
<p>Kadın durmadı.</p>
<p>— Benden öyle elini kolunu sallayarak kurtulamazsın!</p>
<p>Çay bahçesindeki konuşmalar birer birer kesildi. Garson tepsiyi çay ocağının tezgâhına bıraktı. Yaşlı adam sandalyesinde doğruldu.</p>
<p>Selim’in sesi bu kez bütün bahçede yankılandı:</p>
<p>— Duydun mu beni? Seni mahvederim!</p>
<p>Zeynep durdu. Birkaç saniye boyunca sırtı Selim’e dönük kaldı. Sonra başını omzunun üzerinden çevirip ona baktı.</p>
<p>Selim hâlâ ayaktaydı. Çenesi gerilmiş, elleri yumruk olmuştu. Çevresindekilerin kendisini izlediğini fark etmişti ama geri adım atmadı.</p>
<p>Zeynep gözlerini ondan ayırmadan konuştu:</p>
<p>— Herkes duydu, Selim.</p>
<p>Ardından arkasını döndü ve çay bahçesinden çıktı. Bu kez adımlarını yavaşlatmadı.</p>
<p>Selim kapıya kadar baktı. Zeynep caddenin kalabalığına karışınca sandalyesini çekip oturdu. Çay bardağını eline aldı, fakat bir yudum içmeden yeniden masaya bıraktı.</p>
<p>Garson bir süre uzaktan bekledi. Sonunda yanına yaklaşarak sordu. </p>
<p>— Bir çay daha getireyim mi?</p>
<p>Selim başını kaldırdı.</p>
<p>— İstemiyorum.</p>
<p>Garson uzaklaştı. Girişteki gençler yeniden konuşmaya başlamıştı. Yaşlı adam hesabını ödeyip ayağa kalktı. Çıkışa yönelirken garsonun yanından geçti.</p>
<p>— Az önceki tartışmayı duydun mu? diye sordu.</p>
<p>Garson başını salladı.</p>
<p>— Duydum. Adamın sesi bütün bahçeyi doldurdu.</p>
<p>Yaşlı adam bir an durdu, sonra kapıdan çıktı.</p>
<p>Çay bahçesinde hayat yavaş yavaş eski hâline döndü. Garson masalardaki boş bardakları topladı, çay ocağından yeni demlenen çayın kokusu yayıldı. Girişteki gençler hesaplarını istedi. Bir süre sonra köşedeki masaya başka müşteriler oturdu.</p>
<p>Selim de yerinden kalkmadı. Önündeki çay soğudu, telefonunun ekranı birkaç kez aydınlandı. Gelen aramalardan birine cevap vermedi.</p>
<p>Sabahın o saati, orada bulunanların hafızasında farklı ayrıntılarla kalacaktı: taş zeminde sürüklenen sandalye, aniden kesilen konuşmalar, kapıya yönelen bir kadın ve arkasından yükselen o son cümle.</p>
<p>Henüz kimse bu ayrıntıları birbiriyle ilişkilendirmek için bir neden görmüyordu.</p>
<p>Ama bazı sabahlar, insanın hafızasında ancak çok sonra anlam kazanırdı. Ve Zeynep’in arkasında bıraktığı o birkaç kelime, unutulup gitmeyecekti.</p>
<p><strong>Devamı yarın burada!</strong></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kendi Ördüğü Diken</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendi-ordugu-diken</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendi-ordugu-diken</guid>
<description><![CDATA[ Hırsı yüzünden ortak yolu ve bahçeyi dikenlerle kapatarak insanları ve çocukları mahrum bırakan Kenan, bahçesinde yapayalnız kalıp pişman olur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac886c9dd641.webp" length="59234" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 10 Oct 2026 19:18:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi Ördüğü Diken</p>
<p>​Geniş vadinin ortasından temiz bir su akardı. Bu su ağaçları, çiçekleri ve çocukların oyun yerlerini sulardı. Toprak verimliydi. Ancak Eylülyeri köyüne dışarıdan gelip yerleşen Kenan geldikten sonra her şey değişti.</p>
<p>​Yıllar önce bu köye yerleşen Kenan, hırslı ve kimseyle geçinemeyen biriydi. Vadi ise köyün ortasında, herkesin ortak kullandığı, etrafı büyük ağaçlarla çevrili verimli bir yerdi.</p>
<p>​Kenan, elindeki her şeyi yalnız kendisine saklamak istedi. Vadideki meyve bahçesini ve oraya giden tek yolu kimseye vermemek için yola dikenli çengeller dizdi. Kimse geçmesin, çocuklar su kenarında oynamasın istiyordu. Topraklı yolu taşlarla ve dikenlerle kapattı. Yalnızca kendi evinde çürüyecek kadar çok meyve toplamak derdindeydi.</p>
<p>​Eylülyeri köyünün en eski kişisi olan ve herkesin sözüne güvendiği yaşlı Hasan Amca, bir gün Kenan'a yaklaşarak şöyle dedi:</p>
<p>​— Böyle yapma oğul. İnsanlar, çocuklar bu sudan ve yoldan uzak kalıyor. Paylaşmak güzeldir, elindekini bölüş.</p>
<p>​Kenan ise sertçe cevap verdi:</p>
<p>​— Burası benim toprağım, kimse geçemez. Malım bana kalacak.</p>
<p>​Hasan Amca başını sallayarak karşılık verdi:</p>
<p>​— Çok hırslısın. İnsanın iki vadi malı olsa üçüncüsünü ister; gözünü ancak toprak doyurur.</p>
<p>​Oysa hayat bencil hesaplara göre yürümezdi. Dikenli çengellerle çevrilen o yol, zamanla Kenan'ı yalnızlaştırdı. İnsanlar o yoldan uzaklaştı, bahçeye gelen giden kalmadı.</p>
<p>​Bahçedeki meyveler dallarında çürürken, Kenan yaptığı hatanın farkına vardı ama artık çok geç kalmıştı; çünkü kendi ördüğü o dikenler en çok kendi ellerini kanatıyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bakış</title>
<link>https://fikirizleri.com/Mikro-%C3%B6yk%C3%BC</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Mikro-%C3%B6yk%C3%BC</guid>
<description><![CDATA[ Mikro öykü ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac8942dec27d.webp" length="60792" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 10:54:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Osman Uyur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sonsuzluk denizine gözlerini dikmiş yıldızları izliyordu. Yıldızların da kendisini izlediğinden habersizce... </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ELA&amp;apos;NIN GÜNCESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/elanin-guncesi-4806</link>
<guid>https://fikirizleri.com/elanin-guncesi-4806</guid>
<description><![CDATA[ Minik Mucize, Mardin’in tarihî taş konağında geçen, geçmişin harp ve yetimhane acılarını geride bırakmış bir ailenin huzur dolu ikindi vakti buluşmasını anlatır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac75ad1dccd6.webp" length="51518" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 06:57:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban B.oğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MİNİK MUCİZE</p>
<p>​Mardin’in o tarihî taş konağının avlusu; tarihin ve hüznün değil, şimdi hayatın en saf neşesinin yankılandığı bir yuvaya dönüşmüştü. Ovanın üzerine serilen ikindi güneşi taş duvarlarda altın sarısı gölgeler bırakırken avludaki ahşap masanın etrafında bu koca ailenin nefesleri birbirine karışıyordu.</p>
<p>​Birinci hikâyenin o karlı ve çetin şafaklarından, cephedeki yankılı patlamalardan geriye kalan tek şey, şimdi bu masanın etrafındaki sarsılmaz bağdı.</p>
<p>​Kolları yeniden güçlenen, bastonuna yaslanarak demli çayları tazelemeye çalışan Alper, yüzündeki huzurlu tebessümle masaya baktı. Yetimhanenin soğuk rüzgârlarında büyücülük oynayan o yalnız çocuk; şimdi bu kalabalık sofranın başköşesinde, gerçek bir babanın ve amcanın gururunu taşıyordu.</p>
<p>​Karşısında, kollarında minik Nur’la oturan Aysima Öğretmen, tülbentten yaptığı sarı oyalı yazmasını düzeltirken gülümsedi. Yanında, her zamanki muzip ama gözleri dolmaya hazır duruşuyla Üsteğmen Altay oturuyordu. Altay, kızının tombul ellerini öpüp devresine bakarak gururla başını salladı:</p>
<p>​— Gördün mü devre? dedi sesi biraz titreyerek. Biz bu vatanın yollarında yürürken sadece bayrağı korumadık; geleceğimizi, bu masadaki huzuru büyütmüşüz.</p>
<p>​Avlu içinde Ela’nın sıcak elini hisseden Alper, derin bir nefes aldı. Ela, önündeki deri kaplı deftere son cümleleri yazıyordu. İkinci cildin son satırları, masanın ortasında duran minik bir bebeğin gülüşüyle tamamlanıyordu. Kitabın adı belliydi: Minik Mucize.</p>
<p>​Ela, kalemi defterin üzerine bırakıp başını Alper’in omzuna yasladı. Gözleri, Mardin’in serin rüzgârında dalgalanan o uzak tepelere takıldı.</p>
<p>​— Biliyor musun Alper? diye fısıldadı Ela, sesi bütün avluda yankılanır gibiydi. Sen bu vatanın topraklarına adını yazdırdın, ben ise senin o çelikten iradeni kelimelerle ölümsüzleştirdim. Ama asıl hikâye bu masada, bu minik ellerin arasında saklı.</p>
<p>​Nur bebek, sanki annesinin yazdıklarını onaylar gibi minik ellerini havaya kaldırdı ve neşeyle gülümsedi. Alper sandalyesinden hafifçe doğrulup o minik elleri parmak uçlarıyla tuttu. İçindeki o eski, kimsesiz ve üşüyen çocuk nihayet tamamen iyileşmişti.</p>
<p>​Çünkü inançla kurulan bir yuva sadece iki insanın değil, bir milletin iradesinin, bir dostluğun ve sevginin en güzel eseriydi. Ve o an, Mardin’in taş evinden gökyüzüne yükselen sadece kahkahalar değil, sonsuza kadar sürecek bir ailenin sessiz yeminiydi: Biz buradayız, birlikteyiz ve hiçbir güç bu bağı koparamaz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>CESARET BİR TAVŞANIN ÜRKEK YÜREĞİNDE SAKLIYDI</title>
<link>https://fikirizleri.com/Her-y%C3%BCzle%C5%9Fme-cesaret-ister</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Her-y%C3%BCzle%C5%9Fme-cesaret-ister</guid>
<description><![CDATA[ Kaybolmuştum. Korkuyordum... Ama korkularımla savaşmayı ürkek bir tavşandan öğrendim. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac75ed704e42.webp" length="39698" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 06:45:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma ÇAKMAK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün bir düş gördüm:</p>
<p>​Bir ormanın ortasındaydım. Etrafım gökyüzüne uzanan, yemyeşil, çok uzun ağaçlarla çevriliydi. Ağaçların arasından yer yer süzülen güneş ışıkları gölgeleri aydınlatıp ışın kılıcı gibi bana kadar ulaşıyordu. Kuş sesleriyle cırcır böceklerinin sesleri birbirine karışmıştı; bir koro gibi ahenkle ötüp duruyorlardı. Her yer kurumuş yapraklar ve dalından dökülen kozalaklarla doluydu. Bastığım her yerden hışır hışır ezilen yaprak seslerinin arasında bir ara su sesi bile duydum. Yakınlarda bir yerlerde bir dere olmalı diye düşündüm. Nerede olduğumu bilememenin endişesi olmasa kendimi huzurlu hissedebilirdim. Endişeli yürüyüşüme devam ederken belki tanıdık bir şey görürüm diye etrafı inceleyip duruyordum. Sonunda bir derenin kenarına geldim. Su bulanık akıyordu. Çok kirli olduğunu düşünüp dokunmadım. Yine de suyun şırıl şırıl akan sesi kulağıma ninni gibi geldi. Kendimi çok yorgun ve bitkin hissediyordum. Bir ağacın altına oturup suyun ve kuşların sesini dinleyerek gözlerimi kapatıp dinlenmek istedim ama kendimi güvende hissetmediğim için dere yatağını takip ederek yürümeye devam ettim.</p>
<p>​Aniden bir çığlık duyarak ürperdim. Baykuş olabilir mi diye düşündüm önce ama hava aydınlık olduğu için ihtimal vermedim. Sesin kimden geldiğini düşünüp derin derin nefesler alarak yoluma devam ettim. İyice yorulmaya başlamıştım ve nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Birden karşıma bir tavşan çıktı. Tam önümde dikilmiş öylece bana bakıyordu. Bembeyaz tüyleriyle çok sevimli görünüyordu. Benden kaçmadığını fark ettiğimde şaşırdım. Beni görünce kaçması gerekmez miydi? Cevap almak için değil, sırf laf olsun diye, "Hey, merhaba sevimli tavşan!" dedim. Kafamın içinde "Merhaba insan." diye bir ses duydum. Etrafıma bakındım ama bugüne kadar kimse bana "insan" diye seslenmemişti. Allah’ım, galiba aklımı kaçırıyorum! Hem tavşanlar konuşmazdı ki. "Deliriyor olmalıyım." diye düşünürken bir ses daha geldi:</p>
<p>​— Hayırdır, selam verip sonradan şaşırmak neden? Siz insanlar ilginç yaratıklarsınız.</p>
<p>​— Ama hayvanlar konuşamaz ki...</p>
<p>​— Madem böyle düşünüyordun, neden "merhaba" dedin?</p>
<p>​— Haklısın, kusuruma bakma lütfen, ben öylesine söylemiştim. Cevap vermeni beklemiyordum. Bu ıssız ormanda kayboldum. Belki yalnız olmadığımı bilmek için çaresizce şansımı denedim.</p>
<p>​— Aldırma, herkese olur bazen. Biliyor musun, ben bütün hayatımı insanlardan korkup kaçarak geçirdim. Yalnızlığı iyi bilirim. Korkarak yaşamak yorar insanı.</p>
<p>​— Korkma lütfen benden, sana zarar gelmez.</p>
<p>​— Yok, yok, rahat ol. Gördüğün gibi artık kaçmıyorum. Hâlâ korkuyorum ama korkuyla yaşanmayacağını biliyorum.</p>
<p>​— Nasıl yaptığını bana da anlatır mısın? Şu anda çok yalnız hissediyorum ve deli gibi korkuyorum.</p>
<p>​— Tabii ki anlatırım. Bir zamanlar insanlardan o kadar çok korkuyordum ki ormanda rahatça dolaşamazdım. Arkadaşlarım eğlenirken ben hep tetikte beklerdim. Yanlış anlama, hiç kötü bir tecrübe yaşamadım. Bugüne kadar hiçbir insandan zarar görmedim.</p>
<p>​— Peki, öyleyse neden bu kadar korkuyordun?</p>
<p>​— Ben de bunu çok düşündüm. Ailemin ve büyüklerimin uyarıları, insanlara dair anlattıkları hikâyeler korkmama neden olmuş olabilir. Ama beni en çok korkutanlar, kafamda kurduğum senaryolardı.</p>
<p>​— Bilmediğin bir şey hakkında ne düşünmüş olabilirsin ki?</p>
<p>​— Gerçek tektir. Ne kadar kötü olursa olsun bir tanedir; olur ve biter. Ama olasılıklar öyle mi? Sonsuz olasılık var desem abartmış olmam sanırım. Her zaman daha beter bir şey olabilir ve sen korktukça daha kötüsünü düşünürsün; düşündükçe daha çok korkarsın. Gün geçtikçe kendi kabuğuna çekilir, yalnızlaşırsın.</p>
<p>​— Peki, korkunu yenmeyi nasıl başardın?</p>
<p>​— Aslında çok kolay olmadı; yalnız olmaktan yoruldum. Herkes mutlu mesut yaşarken uzaktan seyretmekten usandım. Böyle yaşamak istemediğimi fark ettim. Tam o günlerde senin gibi ormanda yolunu kaybetmiş birini gördüm. Onunla konuşmadık ama yürürken kendi kendine, "Cesaret hiçbir şeyden korkmamak değildir. Korktuğun hâlde vazgeçmemek, korkularınla yüzleşmek demektir. Yürümeye devam et, başarabilirsin." diye yüksek sesle tekrarlıyordu. Ben de korkularımla yüzleşmeye karar verip her gün adım adım ilerledim. En hızlı kaçabileceğim güvenli bir mesafeye kadar yaklaştım önce; etrafı kolaçan edip her an kaçmaya hazır bir hâlde bekledim. Her gün aramızdaki mesafeyi biraz daha kapattım. Artık onlarla oyunlar oynayabiliyordum. Yine korkuyordum; her zaman içimde kaçmaya hazır bir duygu vardı ama gerçekten kaçmamı gerektiren bir durum olmadığı sürece kaçmadım.</p>
<p>​— Bu kadar mı? Öylece kaygılarından kurtuldun mu yani?</p>
<p>​— Hayır, tabii ki kurtulamadım. Maalesef o kadar kolay değil. Hâlâ bazen endişeleniyorum, olasılıklar geliyor aklıma, korkuyorum. Sadece korkularımın beni kontrol etmesine izin vermiyorum. Neyi istemiyorsam onu yapıyorum mesela. Neyden korkuyorsam en çok onun üzerine gidiyorum. "Her şey olacağına varır, olduğu zaman düşünürüm." diyerek yaşadığım andan keyif almaya çalışıyorum. Elimden geleni yapıp takdiri Allah'a bırakıyorum. Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler... Değil mi ama?</p>
<p>​— Sence ben de korkularımı yenebilir miyim?</p>
<p>​— Gerçekten istersen neden olmasın? Hatta hemen şimdi başla. Korkularından kaçma. Onları kucakla ve her şeye, herkese rağmen yoluna devam et. Sen yola çık, yol sana görünür zaten. Sana düşen en önemli iş yolculuğun keyfine varmak.</p>
<p>​— Seni bir daha görebilir miyim? Ben seni çok sevdim.</p>
<p>​— Ne zaman istersen gel, ben hep buralardayım. Ama benden kimseye bahsetme sakın. Hoş, söylesen de kimse sana inanmaz. Boşuna canın sıkılmasın diye söylüyorum, dedi ve göz kırptı.</p>
<p>​Yüzümde bir gülümsemeyle gözlerimi açtım. Gerçekten de bir ağacın altında uyuyakalmıştım. Ama evimin bahçesinde, kendi güvenli alanımdaydım. Gördüklerimin rüya olduğundan eminim ama hâlâ korkularımla yüzleşmekte kararlıyım. Hepsini tek tek yendiğimden emin olana kadar denemeye devam edeceğim. Böylece bir gün arkadaşım tavşanı yeniden görürsem ona başardığımı söyleyip teşekkür edebileceğim.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİMDEKİ KIYAMET Bölüm 1 – Sessizliğin Çatlağı</title>
<link>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%87%C4%B0MDEK%C4%B0-KIYAMET-B%C3%B6l%C3%BCm-1</link>
<guid>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%87%C4%B0MDEK%C4%B0-KIYAMET-B%C3%B6l%C3%BCm-1</guid>
<description><![CDATA[ Yıllardır bastırılan çığlıklar, boğazda düğümlenen kelimeler ve gri duvarlar arasına sıkışmış bir hayat... Zeynep, içindeki fırtınaya daha fazla sınır çizemeyeceğini anladığı o sabah, ilk kez &quot;Yeter&quot; diyerek suskunluk zırhını çıkarıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac7cbb43be68.webp" length="44638" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 02:59:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​“Sustukça büyüdü içimde. Bir çığlık gibi değil, bir yanardağ gibi: sessiz, sabırlı ama ölümcül.”</p>
<p>​Zeynep sabahları hep aynı şekilde uyanırdı: boğazında düğümlenen kelimelerle, göğsünde ağır bir taşla. Gözlerini açtığında, odanın gri duvarları üzerine çöken sessizlik, içindeki fırtınayı daha da belirginleştirirdi. Yıllardır bastırdığı her şey, artık bedenine sığmıyordu. Bir çığlık gibi değil, bir yanardağ gibi büyüyordu içinde. Sessiz, sabırlı ama ölümcül.</p>
<p>​Aynaya baktığında gördüğü kadın, ona ait değildi. Yüzü tanıdık ama yabancıydı. Gözlerinin ardında patlamayı bekleyen derin bir kırılma saklıydı. Dudakları kıpırdamıyordu ama içi haykırıyordu.</p>
<p>​— Yeter, dedi o sabah, ilk kez sesli.</p>
<p>​Kendi sesinden ürktü. Ama artık geri dönüş yoktu. O gün, yıllardır giydiği suskunluk zırhını çıkarıp ilk adımı attı. Kapıyı açtı. Dışarıda hâlâ aynı dünya vardı: yargılayan gözler, bastıran sesler, susturan sistem. Ama Zeynep değişmişti. Yıllardır derisinin altında biriken o genleşme artık yüzeye çıkıyordu. Kimse onu durduramayacaktı.</p>
<p>Sokak kapısını arkasından kapatırken kentin soğuk havası yüzüne çarptı. Yıllardır adım atmaktan korktuğu o cadde, şimdi onu geçmişiyle son kez hesaplaşacağı masaya doğru çekiyordu.</p>
<p>​Devamı yarın burada...</p>
<p>​💬 Sizce de insan en çok kendi sesinden mi korkar ilk kez konuştuğunda? Hiç "Yeter" deyip o kapıyı kapattığınız oldu mu?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİMDEKİ PRİZMA</title>
<link>https://fikirizleri.com/icimdeki-prizma</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icimdeki-prizma</guid>
<description><![CDATA[ Kırıldığı yerlerden parlamanın ne demek olduğunu şimdi tüm evren sessizce izliyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac5f3c90008e.webp" length="71612" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 11:25:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İÇİMDEKİ PRİZMA</p>
<p>​Zaman, tenin üzerinde kül rengi bir tabaka hâlinde donmuştu. Kil ve mermerin katılaşmış, nefessiz sessizliği içinde yüzyıllar birbiri ardına devrilirken, ne bir kalp atışı ne de bir rüzgârın hayaleti kalmıştı geriye. Üzerindeki kalın dokulu, eskimiş keten kumaş bile rüzgârda dalgalanmayı unutup kaskatı kesilmiş, toprağın ve kayanın rengine bürünmüştü. Beden, dış dünyadan tamamen yalıtılmış, derin ve karanlık bir uykunun demir leblebisi gibi sabitti.</p>
<p>​Ve sonra, karanlığın katmanlarını yırtan o ilk sıcaklık sızdı içeriye. Dorukta açılan görünmez bir çatlaktan süzülen saf, kehribar rengi bir ışık huzmesi, buz tutmuş mermer omuzlara dokundu. Bu dokunuş, donmuş hücrelerde bin yıllık bir uyanışın ilk kıvılcımını yaktı. Soğuk taş, içeriden gelen bu coşkulu enerjinin baskısıyla sarsıldı; içeride bir şeylerin büyüdüğünü, genişlediğini ve bu dar kabuğa sığamadığını fark etti.</p>
<p>​Kırılma, sessiz ama devasa bir çatırtıyla başladı. İlk yarık göğüs kafesinin ortasından derin bir uçurum gibi açıldı. Ardından kollar, bacaklar ve boylu boyunca ince örümcek ağı gibi yayılan çatlaklar, mermer dokuyu paramparça etti. Yer çekimi, kopup dökülen taş parçalarını ve kurumuş toprak parçalarını karanlık boşluğa doğru çekerken, havada asılı kalan o küçük enkaz adeta zamanın durduğu anın heykelleri gibi asılı kaldı.</p>
<p>​Ancak bu bir yıkım değil, uzun zamandır hapsedilmiş bir hakikatin dışarı taşmasıydı. Kabuğun derin karanlığından, gözleri kamaştıran mor ve erguvan tonlarında kristal sütunlar fışkırıyordu. Ametistten oyulmuş gibi parlayan bu pürüzsüz, keskin ve kusursuz formlar; yıllarca acının, sabrın ve bastırılmış hayallerin birikip nasıl bir mücevhere dönüştüğünün kanıtıydı. Göğsünden ve karnından dışarı taşan bu mor ışık, çevresindeki karanlık boşluğu boydan boya aydınlatmıştı. Kırılan parçaların arasından sarkan ince, damar misali kökler havada salınırken, beden artık toprağa değil, gökyüzünün sonsuzluğuna ait olduğunu hatırlıyordu.</p>
<p>​Başını geriye, o ilahi ışık kaynağına doğru zarif bir kavisle bırakan yüz hatları tamamen yumuşadı. Taşın sertliği yerini, hafifliğin getirdiği o kusursuz huzura bırakmıştı. Artık o; ağırlığından arınmış, kendi içindeki en saf cevheri dünyaya sunan ve ışıktan örülü bir nehir gibi yukarıya doğru süzülen ışıltılı bir ruhtu.</p>
<p>​Kırıldığı yerlerden parlamanın ne demek olduğunu şimdi tüm evren sessizce izliyordu.</p>
<p></p>
<p>​DİLEK SARIKAYA</p>
<p>​Menajer: İlayda Can &amp; Dilara Sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Son Düğme</title>
<link>https://fikirizleri.com/son-dugme</link>
<guid>https://fikirizleri.com/son-dugme</guid>
<description><![CDATA[ Mikro Öykü. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac23a78591a2.webp" length="65190" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 09:10:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Osman Uyur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3" style="text-align: left;"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Son Düğme</b></p>
<p data-path-to-node="4" style="text-align: left;">Yıllardır biriktirdiği gazete kupürlerini tek tek sobaya attı. Oda ısındıkça geçmiş soğuyordu. En üste, hicret ederken ceketine diktiği ama hiç kopmayan o pirinç düğmeyi koydu. Alevler metali sararken kapı çalındı.</p>
<p data-path-to-node="5" style="text-align: left;">Gelen, ceketinde tek bir düğmesi eksik olan çocukluğuydu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Serbay ve Mihrela: Büyük Yalanlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/serbay-ve-mihrela-buyuk-yalanlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/serbay-ve-mihrela-buyuk-yalanlar</guid>
<description><![CDATA[ &quot;The Whisper&quot; (Fısıltı) ile başlayıp Mihrela&#039;nın ilk yalanı ekmesiyle şekillenen üç bölümlük bir hikâye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6abf641a9bc77.webp" length="76502" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 02 Oct 2026 11:22:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban B.oğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bölüm 1: Mihrela ve Yalanın Başlangıcı (The Whisper)</strong></p>
<p>​Hikâye, sol paneldeki "The Whisper" (Fısıltı) ile başlar.</p>
<p>​Zamanın başlangıcında, yeşillikler ve sırlar içinde saklı bir bahçede Mihrela, kadim ağacın dalları altında düşüncelere dalmıştır.</p>
<p>​Gölge ve ışığın kesiştiği yerde, ona insanlığın kaderini sarsacak o ilk ve en büyük fısıltı ulaşır.</p>
<p>​Mihrela, bu gizemli fısıltının zihninde ve kalbinde uyandırdığı merakla yalanın ilk tohumunu eker.</p>
<p>​<strong>Bölüm 2: Ve Yalan Gerçek Oldu – Yalan Yayılıyor (The Grandest Lie Ever Told to Humanity)</strong></p>
<p>​Orta panelde, zaman akıp geçer ve fısıltı devasa bir Hakikat Ağacı’na dönüşür.</p>
<p>​Ağacın köklerinden yayılan altın sarısı enerji damarları, geçmişten geleceğe tüm insanlığı sarmalar.</p>
<p>​Krallardan bilginlere, tüccarlardan halka kadar herkes bu büyük illüzyonun etkisi altında kalır.</p>
<p>​İşte bu dönüm noktasında Serbay, yalanın kalbinde bu devasa ağacın karşısına dikilir; çünkü yalan artık nesiller boyu yayılarak bir "gerçek" gibi kabul görmüştür.</p>
<p>​<strong>Bölüm 3: Serbay Hakikati Ortaya Çıkarıyor (The Revealed Light)</strong></p>
<p>​Sağ panelde, karanlık bulutların arasından süzülen göksel bir Hakikat Işığı her şeyi aydınlatır.</p>
<p>​Serbay, öncülük ettiği bu uyanış hareketinde, yalanın sembolü olan karanlık sarmalları ve engelleri bu ilahi ışıkla paramparça eder.</p>
<p>​Mihrela ve diğer yoldaşlarıyla birlikte karanlığın zincirlerini kıran Serbay, insanlığın gözündeki bağları çözer.</p>
<p>​Böylece asırlar süren en büyük yalan son bulur ve insanlık nihayet gerçekle yüzleşir.</p>
<p>​Büyük yalanlar nesiller boyu gerçeğin yerini alabilir; ancak tek bir hakikat ışığı, karanlığın tüm imparatorluğunu yıkmaya yeter.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>CAM KÜMBETİN ALTINDAKİ NEFES</title>
<link>https://fikirizleri.com/cam-kumbetin-altindaki-nefes</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cam-kumbetin-altindaki-nefes</guid>
<description><![CDATA[ Belki de onlar için
gerçek olan dünya,
bizim için sadece bir
&#039;canlandırma&#039; kadar
uzaktır.
Pelki ya șu an yaşadığımız
hayatı dışarıdan izleyen
biri varsa? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6abe47dedaf1d.webp" length="52318" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 Oct 2026 15:45:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>CAM KÜMBETİN ALTINDAKİ NEFES</p>
<p>​Odanın havası, yüzyıllardır havalandırılmamış kütüphaneler gibi ağır ve eskimiş bir tütün kokusuyla yüklüydü. Masanın ortasında, cam üfleme sanatının en kusursuz örneği olan, ceviz büyüklüğünde, derinliği göz alabildiğine uzanan küre biçiminde bir nesne duruyordu. Nesnenin içinde, insan gözünün göremeyeceği kadar küçük pikseller hâlinde parıldayan milyarlarca hayat akıp gidiyordu.</p>
<p>​O minyatür evrenin sakinlerinden biri olan Metin, o akşam pencerenin buzlu camına alnını dayamış bakıyordu. Dışarıda ise gri ve hiç bitmeyen bir yağmur çiseliyordu. Şehrin bacalarından tütmeyen dumanlar bile yapay bir monotonlukla yükseliyordu. Göğüs kafesini sıkan o tanrısal yalnızlık hissiyle başını kaldırıp gözlerini binlerce ışıktan örülü o sahte gökyüzüne dikti ve dudaklarının arasından, zihnini kemiren o zehirli ama kaçınılmaz soru döküldü: "Ya biz bir simülasyonun içindeysek? Ya binlerce yıl önce yaşayanları bugün biz nasıl izliyorsak birileri de bizi aynı şekilde izliyorsa? Belki de onlar için gerçek olan dünya, bizim için sadece bir 'canlandırma' kadar uzaktır. Peki ya şu an yaşadığımız hayatı dışarıdan izleyen biri varsa?" Kürenin dışındaki dünyada ise zaman, çok daha yavaş, pürüzsüz ve ağır akıyordu.</p>
<p>​Gözlemci, odanın loş köşesindeki döküm demir koltuğuna yaslanmış, parmaklarını masanın üzerindeki abanoz konsolun üzerinde gezdiriyordu. Metin’in fısıltısı, odanın yüksek tavanlarında yankılanan tok bir çan sesi gibi dalgalandı. Gözlemci, duruşunu hiç bozmadan sağ elinin işaret parmağını hafifçe kaldırdı ve kürenin içindeki bütün evrenin nabzı bir saniyeliğine tekleşti.</p>
<p>​Üzerindeki keten cüppe, mermer zeminde hışırtılı bir ses çıkarırken yerinden kalktı. Adımları ağır ama kararlıydı. Kürenin cam yüzeyine yaklaştığında, yüzünün devasa gölgesi Metin’in yaşadığı o küçük şehrin üzerine, geçici bir güneş tutulması gibi düşmüştü.</p>
<p>​Metin, pencerenin önünde dikkatle dışarıya bakıyordu. Gökyüzündeki bulutlar aniden makasla kesilmiş gibi yırtılırken yıldızlar yerinden oynadı, geometrik bir dansla sağa sola savrulup yeniden dizildi. Kalbi, kaburgalarını kırmaya yemin etmiş gibi güm güm atıyordu. Korkmuyor, sadece merakın o korkunç uçurumunda dengesini bulmaya çalışıyordu.</p>
<p>​Ve sonra... Gökyüzündeki o devasa yırtığın arkasında; amber sarısı, sonsuzluğu barındıran bir göz belirdi. O gözde Metin’in o ana kadar yaşadığı her sevinci, döktüğü her gözyaşını ve hatta unuttuğu düşlerini barındıran derin bir şefkat dalgalanıyordu; çocukluk düşleri bir film şeridi gibi parıldıyordu. Metin, bacaklarındaki tüm dermanın çekildiğini hissederek dizlerinin üstüne çöktü. Gördüğü şeyin azameti karşısında ne kaçabiliyor ne de nefes alabiliyordu. Korkunun ötesinde, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar saf bir idrakin uçurumunda asılı kalmıştı. O devasa bakış, onun varlığını adeta moleküllerine ayırıp yeniden inşa ediyor, ruhunun en derin katmanlarına kadar ısınıyordu. Gözlemci, kürenin sınırına dudaklarını yaklaştırıp: "Yalnız olmadığını hep biliyordun, Metin. Sadece, aynanın hangi tarafında nefes aldığını yeni fark ediyorsun," dedi. Ses, doğrudan Metin’in düşüncelerinin kütüğüne kazınmıştı.</p>
<p>​Metin’in gözünden süzülen tek damla tuzlu yaş, pencerenin pervazına çarptığı anda dışarıdaki Gözlemci’nin parmak ucuna düşen mikroskobik bir ışık taneciğine dönüştü. Gerçek dünyada yankısı olmayan ama hissedilen bir damla yaştı. Gözlemci, parmağındaki o sıcaklığa baktıktan bir saniye sonra, konsoldaki küçük bir çark tıkırtıyla yerine oturdu. Gökyüzü eski gri rengine, bulutlar sıradan akışına döndü. Sokak lambaları yandı. Metin, derin, hücrelerine kadar işleyen bir nefes alarak pencereden uzaklaşıp masasına geçti. Önüne beyaz bir kâğıt çekti. Artık izlenip izlenmediğini umursamıyor, kâğıda dökeceği her kelimenin o devasa gözün retinasında bir çiçek gibi açacağını biliyordu.</p>
<p>​Ve odanın dışındaki karanlıkta Gözlemci, lambayı söndürmeden önce düşündü: Kendi masasının üzerinde duran bu küre, belki de daha büyük bir odanın sadece raflarından biriydi.</p>
<p></p>
<p>                DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SESSİZ SARI</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessiz-sari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessiz-sari</guid>
<description><![CDATA[ Sarı, yalnızca yazın coşkusunu değil; ayrılıkların en kırılgan tonunu ve kabullenişin dinginliğini saklar. Kurumuş bir ıhlamur yaprağının izinde; eylülün getirdiği o huzurlu ara zamana, hüzün ile umudun kesiştiği sessizliğe bir yolculuk. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6abc316cb9af6.webp" length="39302" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 Oct 2026 02:25:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sessiz Sarı</p>
<p>​Eylül, pencerenin ardına ince bir tül gibi serilmişti. Havada yazın son nefesinden kalan ılık bir buğu ile sonbaharın ilk serinliği birbirine dolanıyor, görünmez bir vals ediyordu. İrem, eski ahşap masasının başında boş defter sayfasına bakarken aslında içine bakıyordu. İç dünyası gökyüzü gibi dingin fakat hüznün solgun çizgileriyle boyanmıştı.</p>
<p>​İkindi güneşi, odasına yatay çizgiler halinde süzülüyor, kitaplığın tozlu raflarında bir noktada duraklıyordu. Adımlarını o ışığa çevirdi. Uzanıp dokunduğunda yalnızca ince bir toz tabakasına değil, belleğinin gizli odalarına da temas etmişti. Avucuna düşen şey sararmış bir yaprak oldu: damarları belirgin, ortasından nazikçe çatlamış, çoktan kurumuş bir ıhlamur yaprağı.</p>
<p>​Geçen yıl, yine böylesi bir eylül gününde, o parkta, o bankta verilmişti eline.</p>
<p>"Bak" demişti o, "sessizliğin rengi."</p>
<p>​O gün öğrenmişti İrem: Sarı, yalnızca yazın coşkusunu değil, ayrılıkların en ince, en kırılgan tonunu da saklıyordu. Avucunu kapadı. Soğuktu. Fakat bu soğuk, kayıp duygusundan çok olan biteni kabullenmenin dinginliğini taşıyordu. Tıpkı eylül gibi... Yazın coşkusuyla kışın sertliği arasında uzanan ince bir köprü. Her şeyin yavaşladığı, renklerin derinleştiği, gürültünün yerini sessizliğe bıraktığı bir mevsim aralığı.</p>
<p>​Pencereden dışarı baktı. Karşıdaki ağaçların yaprakları, kimseye haber vermeden birer birer sarıya dönüyordu. Bu dönüşüm çığlık atmıyor, fısıldıyordu. Rüzgâr da artık yazın neşeli türküsünü söylemiyor; dalların arasından geçerken hüzünlü bir ilahi gibi yumuşak, uzun bir uğultuya dönüşüyordu.</p>
<p>​Akşam yaklaştığında gökyüzü lavantanın solgunu ile pasın yanık rengini giydi. İrem, yaprağı cebine koydu ve sokağa çıktı. Kuru yaprakların çıtırtısı, her adımda eylülün bestesine yeni bir nota ekliyordu. Sokaklar tenhalaşmıştı; insanlar sıcak yuvalarına çekilmişti. Bu sessizlik yalnızlık hissi değil, kalbine tarifsiz bir huzur getiriyordu.</p>
<p>​Parktaki banka oturdu. Her tonuyla sarı, etrafını kuşatmıştı: solgun sarı, altın sarısı, toprak sarısı... Hepsi, bir bitişin içinde saklı duran başlangıcı müjdeliyordu. Çünkü her düşen yaprak, toprağa yeni bir filizin rüyasını bırakıyordu. Eylül, işte böyleydi: hem hüzün hem umut. Bir şeylerin son bulduğunu, yenilerinin yavaş yavaş yaklaşmakta olduğunu fısıldayan bir ara zaman. Ve o fısıltının en çok yakıştığı renk: sessiz sarı.</p>
<p>​İrem, cebinden kurumuş yaprağı çıkardı, yeniden baktı. O eski anı artık içini sızlatmıyordu. Yalnızca kabullenişin derinliğinden doğan tarifsiz bir huzur bırakıyordu geriye. Sessiz sarı, iyileştiriyordu aynı zamanda.</p>
<p>​Başını kaldırdı. Alacakaranlığın son ışığı göğe karışıyordu. O an anladı: Eylülün getirdiği his bir veda değil, sadece nefeslenme ihtiyacıydı. Tıpkı doğanın yeniden doğmak için kısacık bir ara verişi gibi.</p>
<p>​Ve o anda sessiz sarı, dünyanın en huzurlu rengine dönüştü.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GECE YARISI KIYISININ SAKLI  MELODİSİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/gece-yarisi-kiyisinin-sakli-melodisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gece-yarisi-kiyisinin-sakli-melodisi</guid>
<description><![CDATA[ Yaz unutulmasın istediklerini yaz ki
gökle deniz birleştiğinde
kaybolmasınlar.. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6abb695f7f5d6.webp" length="56772" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 06:31:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GECE YARISI KIYISININ SAKLI MELODİSİ </p>
<p>​Gece, lacivert kadifeden bir örtü gibi denizin ve çimenli kıyıların üzerine serilmişti. Zaman, sanki o ahşap masanın etrafında durmuş, dalgaların kıyıya her vuruşunda sessiz bir nefes alıyordu.</p>
<p>​Masanın üzerinde, cam bir kavanozun içine hapsedilmiş küçük mumun alevi, etrafa kehribar rengi, titrek bir sıcaklık yayıyordu. Bu cılız ışık, kumsalın yabani otlarını ve ahşap dokunun derin çatlaklarını aydınlatırken, etraftaki sonsuz karanlığa karşı direnen tek dost gibiydi. Yıllardır tamamlayamadığı bir hikâyeyi bitirmeye çalışıyordu.</p>
<p> O masanın başında, defterine dökülen her kelimede ruhundan bir parça bırakıyordu. Kaleminin kâğıtta çıkardığı hışırtı, denizin ezeli ve ebedi ninnisine karışıyordu.  </p>
<p>​Başını kaldırıp gözlerini kıstığında, gökyüzünün en ücra köşesinde sarkan dolunayın gümüşî şavkı denizin yüzeyinde sessiz bir yol açıyordu. Fakat bu gece, gökyüzünde olağanüstü bir şey oluyordu. Yıldızların arasına örülmüş yumuşak, parlayan bir bulut kümesi, sanki gök kubbenin ortasında açılan ilahi bir pencere gibiydi.  </p>
<p>​O bulut çerçevesinin içinden, siyah bir şal ile yüzünün alt kısmını sımsıkı örtmüş genç bir kadının portresi süzülüyordu. Sadece derin, hüzünlü ve hikâyeler anlatan gözleri görünüyordu. Bu gözler, masada deftere bir şeyler karalayan kadını ve dünyayı dikkatle soluksuz izliyordu. Şalın siyahlığı, geceye boyun eğmeyen bir gizemle parlıyor, bulutların beyazlığı ise onun etrafında adeta kutsal bir aura yaratıyordu.  </p>
<p>​Bu iki dünya biri kalemin ucundaki mürekkeple yeryüzüne sığınan, diğeri gökyüzünün bulutlarına nakşedilen iki ruh, sessiz bir lisanla anlaşmaktaydı. Masadaki kadın yazdıkça, gökteki suretin gözlerinde bir damla yaş parıldıyor, dalgalar her kıyıya vurduğunda, zamanın o gizli kapısı biraz daha aralanıyordu.</p>
<p>​Masanın üzerindeki defterin sararmış sayfaları, kalemin ucunda can bulan cümlelerle doldukça, sahilin havası da değişmeye başladı. Denizin kokusu, yavaşça uzak diyarlardan gelen lavanta ve yanık sedir kokusuna karışıyordu. Sanki gökyüzündeki o parlayan bulut çerçeveden süzülen suret, sadece bir hayal değil, geçmişin ya da geleceğin unutulmuş bir hatırasıydı.  </p>
<p>​Siyah şalıyla yüzünün yalnızca etkileyici, karanlık ve derin bakan gözlerini açıkta bırakan genç kadın, bulutların arasından sessizce fısıldıyordu. Ses kulakla duyulan değil, doğrudan kalbin en derin çeperlerinde yankılanan bir fısıltıyla: "Yaz unutulmasın istediklerini yaz ki gökle deniz birleştiğinde kaybolmasınlar." diyordu. </p>
<p>​Masada oturan kadın, bu garip ama bir o kadar da huzur veren hissiyatla kalemi daha sıkı kavradı."Gecenin koynunda saklananlar, sabırsızlıkla doğacak güneşi bekler." diye yazdı.</p>
<p>Deftere dökülen kelimeler artık sıradan cümleler değil, zamanın ötesine yazılmış birer mühür gibiydi. Ve aynadaki yüzler değişir, fakat ruhun kıyısındaki dalgalar hep aynı kıyıya vurur diye devam etti. </p>
<p>​O sırada, kavanozun içindeki mumun alevi hafifçe titriyordu sanki gökyüzündeki dolunayla gizli bir anlaşma yaparcasına boynunu büktü ve bir an için etrafı yakut rengi bir parıltı sardı. Dalgalar tahta masanın ayaklarına kadar gelip çekilirken, kumsalda ayak izleri bırakmadan yok oluyordu.</p>
<p>​Gökyüzündeki bulut çerçeve yavaşça dağılmaya, o siyah şallı kadının hüzünlü gözleri yıldızların arasına karışarak silinmeye başladı. Ancak masadaki kadının yüreğinde bıraktığı o sıcaklık ve ilham, gece yarısının sessizliğini delip geçen en güçlü ses olarak kaldı. Defterin kapağı yavaşça kapandığında, doğunun ufuk çizgisinde lacivert gökyüzü yerini yavaş yavaş mor ve kül rengi şafak çizgilerine bırakıyordu.  </p>
<p>​Defterin son sayfası kapandığında, gökyüzündeki o parlayan bulut çerçeve de son bir kez, bir kalp atışı gibi şiddetle parladı ve ardından tamamen söndü. Siyah şallı kadının derin, hüzünlü gözleri artık gökyüzünde değildi, sanki gecenin lacivert dokusuna, yıldızların ebedi ışığına karışıp gitmişti.</p>
<p>​Masadaki kadın, kalemi yavaşça ahşap yüzeye bırakırken garip bir sessizlik çöktü. Denizin o hırçın dalgaları, rüzgârın ıslığı ve hatta kavanozdaki mumun o tiz çıtırtısı bir anda kesildi. Dünya, nefesini tutmuş, bu kıyıdaki kadının bir sonraki hareketini bekliyordu.</p>
<p>​Kadın, titreyen elleriyle yazdığı defteri açtı. Ancak sayfalar boştu. Ne bir mürekkep lekesi, ne de o geceye mühürlediği derin cümleler. Hepsi buharlaşıp uçmuştu. Defter, sanki hiç kullanılmamış gibi, bembeyaz, el değmemiş bir kumsaldı.</p>
<p>​Tam o sırada, gökyüzünde imkânsız bir olay gerçekleşti. Dolunay, yörüngesinden çıkmışçasına dünyaya doğru hızla alçalmaya başladı. Ay, denizin üzerinde yavaşça durdu ve devasa, gümüşî bir kapı gibi açıldı. Bu bir felaket değil, bir kucaklaşmaydı.</p>
<p>​Ayın içinden, gökyüzündeki bulut çerçeveden süzülen o suret çıktı. Artık siyah şalı yoktu yüzü, ayın ışığıyla yıkanmış, melekûtî bir güzellikteydi. Bu kadın, masadaki kadının ta kendisiydi. Ancak bu, gelecekteki, belki de geçmişteki, zamanın ötesindeki bir yankıydı.</p>
<p>​Zaman ve mekân birbirine girdi. Masada oturan kadın, sandalyesinden kalkıp denizin üzerinde yürümeye başladı. Ayın gümüşî ışığı, ayaklarının altında sağlam bir yol oluşturuyordu. İki kadın biri şimdiki zamanda kaybolmuş, diğeri ebediyette var olan ayın kapısında buluştular. İki kadının gözlerinde aynı hüzün vardı. ​Sözsüz anlaştılar. Masadaki kadın, boş defteri zamanın ötesindeki surete uzattı. Suret, defteri alırken gülümsedi. O gülümsemeyle birlikte, defterin sayfaları doldu ve bu sefer harflerle değil, evrenin sırrını fısıldayan, kimsenin duymadığı, okumadığı, sadece ruhun hissettiği o betimlemelerle, notalarla, renklerle dolmuştu. </p>
<p>​Bu iki kadın birleşip tek bir ruh olduklarında, ayın kapısı kapandı, gökyüzü eski haline döndü. Dolunay, tekrar gece yarısı göğünün en ücra köşesine yerleşti.</p>
<p>​Kıyıda ise , ne ahşap masa vardı, ne kavanozdaki mum, ne de kadın. Kumsalda sadece, denizin köpüklerinin arasında parlayan, boş ama bir o kadar da dolu o defter duruyordu. Ve rüzgâr, o defterin sayfalarını yavaşça çevirdiğinde, sahile hiç duyulmamış, hüzünlü ama huzurlu bir melodi yayılıyordu.​ Masadaki kadının ve gökteki suretin kaderini burada, sonsuzluğun kollarında mühürlüyordu.</p>
<p></p>
<p>             DİLEK SARIKAYA</p>
<p> Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GURBET</title>
<link>https://fikirizleri.com/gurbet-4731</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gurbet-4731</guid>
<description><![CDATA[ Yıllar sonra tavan arasındaki tahta bir valizde bulunan sararmış mektuplar... Otuz yıl boyunca gurbette ailesi için ömrünü tüketen bir babanın hiç gönderemediği iç döküşleri ve bir evladın geç kalmış kabullenişi. Gurbetin, yalnızlığın, mesafelerin ve sessiz bir fedakârlığın dokunaklı hikâyesi... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab6badcf1330.webp" length="76732" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 06:18:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Erdal Burak</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tozun bir kokusu olur, o kokuyu hiç aldınız mı bilmem ama ben bu kokuya zamanın kokusu derim. İnsan fark etmiyor ama yıllar geçtikçe anılar da eşyalar da o kokuya bürünüp kendi kabuğuna çekiliyor.</p>
<p>​Babamın gidişini ne zaman hatırlasam soğuk kasım sabahına dönerim. Kasım ayı o soğuk, o kışın geleceğini haber veren uğursuz ay... Kokudan bahsetmişken otogarların kokusuna değinmeden geçmek olmazdı. Otogarın keskin mazot kokusu eşliğinde annemin titreyen elleriyle babamın boynuna sardığı o lacivert atkı… Lacivert, ah lacivert... Sen nasıl bir renksin ki benim hayatımın bütün kötü anlarında sen varsın.</p>
<p>​Biz çocuktuk o zamanlar. Almanya, Fransa ya da Belçika; neresi olduğu bizim için önemli değildi. Nerede olduklarını dahi bilmiyorduk. Bana göre büyükşehirlere gitmesi ne kadar imkânsızsa oralara gitmesi de o kadar imkânsızdı. Bizim için o uzak memleketler; babamızı bizden çalan, yerine sadece her ay gelen banka havalelerini ve bayramlarda gönderilen çikolata paketlerini koyan büyük, meçhul bir canavardı.</p>
<p>​Evet, sizi de sıkmadan hemen asıl anlatacağım kısma döneyim: Babam gittiği yerde tam otuz yıl çalıştı. Döndüğünde saçlarına kır düşmüş, o eski dik duruşu kamburlaşmış, gözlerindeki o parıltı sönmüştü. Biz artık kendi hayatlarımızı kurmuş, büyümüş çocuklardık. O ise evimizin ortasında, yıllar sonra memleketine dönmüş bir yabancı gibi sessizce otururdu. Sorardık "Nasıl geçti o yıllar baba?" diye. Hep aynı yarım gülümsemeyle cevap verirdi: "Çalıştık işte oğlum, ekmek parası. Fabrika, ev, sonra yine fabrika…"</p>
<p>​Babamız dünyasını değiştirdikten ve ardında büyük bir sessizlik bıraktıktan iki yıl sonra, eski evin tavan arasındaki o tahta valizi açtım. Amacım sadece eski fotoğrafları bulmak, belki gençlik yıllarına ait bir iz aramaktı. Fakat valizin en dibinde, sararmış bir ayakkabı kutusunun içinde, üzeri kırmızı kurdeleyle bağlanmış kalın bir deste kâğıt buldum. Biraz inceleyince bunların, babamın bize hiç göndermediği, gönderemediği mektuplar olduğunu anladım. Sizler de okumak istersiniz diye birkaç tanesini buraya bırakmak istiyorum.</p>
<p>​İlk Mektup:</p>
<p>​"Hülya'm, eşim, çocuklarımın annesi ve benim gözümün nuru çocuklarım…</p>
<p>​Bugün buraya geleli tam bir ay oldu. Size dün gönderdiğim mektupta fabrikanın ne kadar büyük olduğundan, kaldığım lojmanın sıcaklığından bahsetmiştim. Hepsi yalan. Burası çok soğuk. Öyle sadece havası değil, insanı da soğuk, sokakları da.</p>
<p>​Bu akşam işten çıktıktan sonra odama geldim. Dört kişi kalıyoruz bu daracık yerde. Herkes kendi memleketinin sessizliğine gömülmüş. Duvara, küçük oğlumun giderken elime tutuşturduğu o resmi yapıştırdım. Burada güneş bile insanı ısıtmıyor. Kendimi hiç bu kadar eksik hissetmemiştim. Dilini bilmediğin bir kalabalığın içinde yürümek, sağır ve dilsiz bir çölde yürümek gibiymiş. Beni merak etmeyin diyorum ya hep telefonda; siz hiç üzülmeyin ama bilin ki ben sizi çok özlüyorum, yüreğimde tütüyorsunuz."</p>
<p>​Bunları okurken boğazımda bir düğüm oluştu. Bizim o yıllarda mahallede gururla anlattığımız, "Babam Avrupa’da, bize oyuncak getirecek" diye övündüğümüz o gurbet, meğer babamın üzerine çöken devasa bir yalnızlık canavarından ibaretmiş. Bize yazdığı resmî mektuplarda hep "İyiyim, her şey yolunda, siz parayı dert etmeyin" diyen adam; geceleri bu adsız kâğıtlara içini dökmüş ama yollamamış.</p>
<p>​İkinci Mektup:</p>
<p>​"Bugün pazar. Herkes kiliseye koştu ya da parklara gitti. Burası parklarıyla meşhur, hem de öyle büyükler ki görmeniz lazım. Benim de sizleri görmem lazım. Çok özledim... Ben gitmedim, odada kaldım. İçimde öyle bir sessizlik var ki hani köyde yaz geceleri damda yatardık da uzaktan cırcır böceklerinin sesi gelirdi, rüzgâr kavak ağaçlarının yapraklarını sallardı ya… İşte o sesleri özledim. Bu sessizlik beni delirtecek. Bazen sokakta yürürken kendi kendime Türkçe konuşuyorum, sırf kulağım kendi dilimi unutmasın diye. Geçen gün manavda bir adamın arkasından birinin 'Kardeş!' diye seslendiğini duydum. Öyle bir irkilmişim ki dönüp adama sarılmamak için kendimi zor tuttum. Meğer bana dememişler.</p>
<p>​Büyük oğlan okula başlamış, mektupta yazmışsın Hülya'm. Fotoğrafını göndermişsin ama boyu uzamış mı, sesi değişmiş mi anlamıyorum ki fotoğraftan. Ben onun zihnimdeki yedi yaşındaki hâliyle yaşıyorum burada. Korkuyorum ciğerparem. Döndüğümde beni tanımamalarından, 'Bu adam kim?' diye yüzüme bakmalarından çok korkuyorum. Burada sadece ömrümü vermiyorum ben; çocuklarımın büyüyüşünü, onların kokusunu, senin saçlarındaki beyazlara eşlik etmekten mahrum kalıyorum."</p>
<p>​Gözümüzden uzak olan, gönlümüzden tabii ki ırak olmamıştı; o bizim canımızdı, babamızdı ancak biz o yıllarda babamızın yokluğuna alışmıştık. Biz büyürken o, bizim çocukluğumuzun uzağında sadece bir gölge gibi yaşamıştı. Aslında biz büyürken o eksiliyormuş.</p>
<p>​Üçüncü Mektup:</p>
<p>​"Dün doğum günümdü. Tabii burada kimse bilmez, bilse de ne fark eder? Vardiyadan gece yarısı çıktım. Fabrikanın kapısında durup gökyüzüne baktım. Memlekette de siz bu aya bakın; sizinle aynı şeye bakmayı bile çok özledim. Gözlerimin altı çökmüş, ellerim nasır tutmaktan artık eskisi gibi yumuşak değil. Buraya gelirken bir idealim vardı: Ev alacaktık, çocukların geleceği kurtulacaktı. Evi aldık, geleceklerini de kurduk sayılır. Ama ben bittim Hülya'm. İçimdeki o neşeli adamı bu fabrikaların devasa çarkları arasında bıraktım.</p>
<p>​Bazen mutfakta çay demliyorum tek başıma. İki bardak koyuyorum masaya. Biri benim, diğeri seninmiş gibi. Karşımdaki boş sandalyeye bakıp saatlerce konuşuyorum seninle. Çocukların yaramazlıklarını anlatıyorsun bana, ben de dinliyorum. Sonra çay soğuyor, sandalye boş kalıyor."</p>
<p>​Okuduğum Son Mektup:</p>
<p>​Kutunun en altında, muhtemelen dönmesine yakın bir zamanda yazılmış ama tamamlanmamış son bir sayfa vardı. Üzerinde tarih yoktu, sadece birkaç satır karalanmıştı:</p>
<p>​"Artık dönme vakti yaklaşıyor. Biletimi aldım. Ama içimde tuhaf bir sızı var. Yıllarca bu anı bekledim, her gece rüyamda o terminale indiğimi gördüm. Fakat şimdi korkuyorum. Ben o topraklardan çıkalı çok oldu, oranın insanı olmayı unutmuş gibiyim. Buraya da ait olamadım hiçbir zaman. İki dünya arasında sıkışmış bir hayalet gibiyim şimdi. Çocuklar büyüdü; beni bir baba olarak mı görecekler, yoksa sadece para gönderen uzak bir akraba gibi mi? Eğer beni kucaklamakta tereddüt ederseniz, eğer gözlerinizde o eski sıcaklığı göremezsem ben ne yaparım…"</p>
<p>​Cümle orada bitiyordu. Kalem kâğıttan yorulmuş, aniden kendini çekmiş gibiydi. Muhtemelen babam yazmaktan, yüzleşmekten vazgeçmişti.</p>
<p>​Mektupları göğsüme bastırıp tavan arasındaki o karanlık köşede ne kadar ağladığımı bilmiyorum. Babam döndükten sonra gerçekten de hep sessizdi. Evin köşesindeki o eski tekli koltuğuna oturur, saatlerce pencereden dışarıyı, akan trafiği ya da gökyüzünü izlerdi. Biz onun bu sessizliğini yaşlılığına, yorgunluğuna yorardık. Meğer o, otuz yıl boyunca biriktirdiği o devasa sessizliğin altında eziliyormuş.</p>
<p>​Gurbet, sadece coğrafi bir uzaklık değilmiş; bir insanın, sevdiklerinin hayatında sadece bir "ayrıntı" olarak kalmayı kabul ettiği o korkunç fedakârlıkmış.</p>
<p>​Şimdi ne zaman lacivert bir atkı görsem (dedim ya, lacivert o uğursuz renk) ya da pencereye bir yağmur vursa, o karanlık şantiye odalarında çocuklarının kokusunu hatırlamaya çalışan, o çok sevdiği Hülya'sının gözlerini özleyen yalnız adamı görüyorum. Ve içimden çok geç de olsa o sessiz çığlığı haykırıyorum gökyüzüne:</p>
<p>​"Seni anlıyorum canım babam. Nihayet seni duyuyorum. O gurbet denen canavarın elinde yalnız değilsin, ruhun hiç incinmesin."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GEÇMİŞİN SON TANIĞI</title>
<link>https://fikirizleri.com/gecmisin-son-tanigi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gecmisin-son-tanigi</guid>
<description><![CDATA[ ​“Bu kaydı dinlediğinde, karının gömülü olduğu yeri bulmak için kırk beş dakikan kalmış olacak.”
​Üç yıl önce kaybettiği karısının acısıyla yaşayan Komiser Korhan, gece yarısı gelen gizemli bir telefonla terk edilmiş bir maden ocağına sürüklenir. Zamana karşı başlayan bu ölümcül takipte yüzleşeceği şey saklanan bir katil değil, kendi zihninin inşa ettiği dehşet verici illüzyon olacaktır. Soluksuz okuyacağınız, ters köşe sonlu bir psikolojik gerilim... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6abc33ea87313.webp" length="43352" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 02:19:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gece yarısını üç geçe telefon çaldı.</p>
<p>​Komiser Korhan bir süre ekrana baktı. Arayan numara gizliydi. Ahizeyi kaldırıp kulağına götürdü.</p>
<p>​“Efendim?”</p>
<p>​Karşıdan ses gelmedi. Önce birkaç saniye boyunca düzenli bir tıkırtı duyuldu; tıpkı mekanik bir metronom gibi. Ardından derinden gelen, soğuk bir erkek sesi konuştu:</p>
<p>​“Selam, Korhan.”</p>
<p>​Korhan’ın eli telefonda sıkılaştı. “Sen kimsin?”</p>
<p>​“Bu kaydı dinlediğinde, karının gömülü olduğu yeri bulmak için kırk beş dakikan kalmış olacak.”</p>
<p>​Korhan’ın elindeki kahve bardağı parmaklarının arasından kayıp yere düştü. Seramik parçaları etrafa saçılırken sıcak sıvı ayaklarına yayıldı fakat bunu hissetmedi bile.</p>
<p>​“Ne dedin sen?”</p>
<p>​“Karının mezarını bul, Korhan.”</p>
<p>​“Seni bulduğumda—”</p>
<p>​“Bulamayacaksın.”</p>
<p>​Ses son derece sakindi; ürkütücü derecede dingin... Korhan’ın çene kasları kasıldı.</p>
<p>​“Karım üç yıl önce öldü!” dedi sesi öfkeyle titreyerek. “Bir vurkaç olayında... Faili bulunamadı!”</p>
<p>​Karşıdaki adam hafifçe kıkırdadı. “Emin misin?”</p>
<p>​Korhan cevap veremedi.</p>
<p>​“O gece Belgrad Ormanı’nda şiddetli bir yağmur vardı. Arabanın sağ farı kırılmıştı. Aslı’nın bileğinde ise babasından kalan gümüş saat...”</p>
<p>​Korhan’ın yüzündeki kan çekildi. Bu ayrıntıları nereden bilebilirdi? Bunlar polis raporlarında bile yer almayan, yalnızca olay yerindeki kişinin bilebileceği detaylardı.</p>
<p>​“O ayrıntıları nereden biliyorsun?”</p>
<p>​“Mezardaki tabutun içine hiç baktın mı?”</p>
<p>​Telefon pat diye kapandı.</p>
<p>​Korhan birkaç saniye boyunca elindeki karanlık ekrana bakakaldı. Derken ekran yeniden aydınlandı; bir konum mesajı düşmüştü. Riva yakınlarında, yıllardır işletilmeyen terk edilmiş bir maden ocağı...</p>
<p>​Korhan’ın ilk refleksi masadaki telsize uzanmak oldu. Ancak parmakları telsize değdiği an duraksadı. Yavaşça geri çekti elini. Hayır, ekibini bu işe karıştırmayacaktı. Bu onun kişisel kâbusuydu.</p>
<p>​Silahını kılıfına yerleştirdi, montunu üzerine alıp karanlık geceye adım attı.</p>
<p>​Sağanak yağmur başlamıştı. Silecekler ön camı temizlemekte yetersiz kalıyordu. Korhan direksiyonu iki eliyle sıkıca kavramış, gözlerini karanlık yoldan ayırmıyordu. Ama zihni kontrolsüzce üç yıl öncesine kayıyordu.</p>
<p>​Aslı’yla o gece kavga etmişlerdi. Nedeni neydi? Bir an hatırlayamadı. Sonra Aslı’nın ıslak yüzü belirdi gözünün önünde:</p>
<p>​“Böyle devam edemeyiz, Korhan!”</p>
<p>​Ardından kapının şiddetle çarpılma sesi... Aslı araçtan inip yağmurun içine doğru koşmuştu. Korhan da arkasından gitmişti.</p>
<p>​Sonrası... Kesik bir fren sesi. Şiddetli bir çarpma. Ve zifirî karanlık.</p>
<p>​Korhan gözlerini kırpıştırdı. “Hatırla...” diye mırıldandı kendi kendine. “Ne olur hatırla...” Ama zihni yine aynı duvara çarpıp duruyordu.</p>
<p>​Maden ocağının girişine vardığında arabayı yol kenarına çekti. Paslanmış demir kapıyı zorlayarak açtı. İçerisi ağır bir rutubet ve küf kokusuyla kaplıydı. Fenerini yaktı.</p>
<p>​“Kimse var mı?”</p>
<p>​Sesi, yüksek tavanlı boşlukta yankılanıp kendisine döndü. Bir süre yalnızca kendi postal seslerini dinledi. Sonra o tıkırtı yeniden duyuldu.</p>
<p>​Tık.</p>
<p>Tık.</p>
<p>Tık.</p>
<p>​Korhan silahını emniyetten çıkardı. Çift elle tutarak sesin geldiği yöne, geniş depo bölümüne doğru ilerledi. Fenerin ışığı karanlığı deldiğinde gördüğü manzara karşısında donakaldı.</p>
<p>​Deponun ortasında tek bir sandalye duruyordu. Sandalyeye bir adam bağlanmıştı ve ağzı kalın bir koli bandıyla kapatılmıştı. Korhan hızla adama doğru koştu. Adam onu görünce çıldırmış gibi çırpınmaya başladı.</p>
<p>​“Tamam, sakin ol! Seni kurtaracağım,” diyerek bandı tek hamlede söküp attı.</p>
<p>​Adam ciğerlerini patlatırcasına nefes aldı, ardından korkuyla haykırdı:</p>
<p>​“Yaklaşma bana!”</p>
<p>​Korhan duraksadı. “Ben polisim!”</p>
<p>​“Biliyorum!”</p>
<p>​“Seni kurtarmaya geldim!”</p>
<p>​“Hayır!” Adamın sesi dehşetle titriyordu. “Beni sen getirdin buraya!”</p>
<p>​Korhan’ın zihni çalkalandı. “Ne saçmalıyorsun sen?”</p>
<p>​“Beni sen kaçırdın!”</p>
<p>​“Ben seni hayatımda ilk kez görüyorum!”</p>
<p>​Adam başını çaresizce iki yana salladı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Üç saat önce gördün! Beni buraya sen kapattın!”</p>
<p>​Korhan’ın şakaklarına bıçak gibi bir ağrı saplandı. “Sen kimsin?”</p>
<p>​“Özel dedektifim... Adım Selim.”</p>
<p>​“Ne araştırıyordun?”</p>
<p>​Selim bir an durdu, gözlerini Korhan’ın gözlerine dikti. “Karını.”</p>
<p>​Korhan’ın yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. “Ne demek istiyorsun?”</p>
<p>​“Üç yıl önceki o geceyi araştırıyordum. O kazadaki arabanın parçalarını buldum.”</p>
<p>​“Ne arabası?”</p>
<p>​Selim acı bir tebessümle fısıldadı: “Gerçekten hatırlamıyor musun? Garajında buldum onları... Sağ farın kırık parçalarını...”</p>
<p>​Korhan’ın nefesi tıkandı. Boğazı kurudu.</p>
<p>​Selim devam etti: “Beni yakaladığında buraya getirdin. Bana silah doğrulttun. Sonra da 'Birazdan bir kaset dinleteceğim sana, hesaplaşacağız' dedin.”</p>
<p>​Korhan geriye doğru sendeleyerek bir adım attı. “Hayır...”</p>
<p>​“Beni üç saat önce buraya sen bağladın!”</p>
<p>​“Hayır! Telefonda benimle konuşan başkasıydı!”</p>
<p>​Selim’in gözleri ağlamaktan kızarmıştı. “Korhan... Telefon falan yoktu!”</p>
<p>​Korhan başını hızla çevirdi. “Ne telefonu?”</p>
<p>​“Seni buraya çağıran bir telefon hiç olmadı!”</p>
<p>​Korhan’ın bakışları sandalyenin yanındaki sehpanın üzerinde duran eski kasetçalara kaydı. Kasetçaların kapağı açıktı ve içi bomboştu. Ama az önce ses tam olarak oradan gelmişti...</p>
<p>​Korhan yavaşça yaklaştı. Tam o sırada ceketinin iç cebinden hafif bir cızırtı yükseldi. Titreyen elini cebine attı ve küçük bir diktafon çıkardı. Cihaz çalışıyordu.</p>
<p>​Kayıt oynatılıyordu. Ve kayıttaki o soğuk, pürüzsüz ses... Kendi sesiydi.</p>
<p>​“Hayır...” diye fısıldadı Korhan.</p>
<p>​Diktafondaki ses hoparlörden dökülmeye devam etti:</p>
<p>​“Selam, Korhan. Bu kaydı dinlediğinde karının gömülü olduğu yeri bulmak için kırk beş dakikan kalmış olacak...”</p>
<p>​Korhan’ın dizlerinin bağı çözüldü, düşmemek için duvara tutundu. Kendi sesiyle konuşan o kaydı dinlerken, beynindeki zifirî karanlık perde bir anda yırtıldı.</p>
<p>​Yağmur...</p>
<p>Aslı...</p>
<p>Arabanın içindeki şiddetli kavga...</p>
<p>Ve direksiyon başındaki kendisi...</p>
<p>​Direksiyonu tutan ellerinin alkolden nasıl titrediğini hatırladı. Aslı’nın kapıyı açıp fırtınaya fırlayışını... “Beni rahat bırak!” diye bağırışını... Sonra kendisinin hırsla gaza basışını...</p>
<p>​Görüntüler bir film şeridi gibi hızlandı: Karanlıkta parlayan farlar. Aslı’nın silueti. Acı bir fren sesi. Şiddetli çarpma...</p>
<p>​Korhan gözlerini yumdu. “Hayır... Lütfen hayır...”</p>
<p>​Ama artık kaçamıyordu. Direksiyondaki adam kendisiydi. Aslı’ya çarpan araç kendi aracıydı.</p>
<p>​Dahası, Aslı ilk çarpmada ölmemişti. Yanına çöktüğünde hâlâ nefes alıyordu; bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Korhan paniklemiş, polis kimliği ve kariyeri yok olmasın diye yardım çağırmak yerine karısının boğazını sıkıp nefesini kesmişti.</p>
<p>​Cesedi ormanın derinliklerine gömmüş, ertesi gün polis olarak olay yerine gidip "karısının kaybolduğunu" bildirmişti. Zihni, bu korkunç vicdan azabını ve canavarlığı kaldıramadığı için gerçeği reddetmiş; kendisine suçu çözmeye çalışan kahraman bir polis kurgulamıştı.</p>
<p>​Ama o kurgu şimdi paramparça olmuştu.</p>
<p>​Diktafondaki kayıt son cümlesine ulaştı:</p>
<p>​“Ve hafızan sana gerçeği tekrar unutturmadan önce... Tanık asla yaşamamalı.”</p>
<p>​Korhan başını yavaşça kaldırdı. Selim sandalyesinde geriye doğru çekilmeye çalışıyordu.</p>
<p>​“Korhan? Bırak o silahı...”</p>
<p>​Korhan cevap vermedi. Silahın namlusu kendiliğinden Selim’e doğruldu. Fenerin cılız ışığında Selim’in gözleri parlıyordu. Korhan o gözlerde bir polis memuru değil, karısını katleden ve gerçeği saklamak için her şeyi yapabilecek bir canavar gördü.</p>
<p>​Diktafondaki kayıt son kez cızırtıyla konuştu:</p>
<p>​“Geçmiş, hatırlayan son kişiyi de susturduğunda ölür.”</p>
<p>​Korhan’ın parmağı tetiğin üzerinde donakaldı. Dışarıda yağmur fırtınaya dönüşmüştü; içerideyse yalnızca iki adamın düzensiz nefesleri duyuluyordu.</p>
<p><strong>👉 Sizce Korhan, zihnindeki o son gerçeği de susturmak için tetiği çekti mi, yoksa vicdanının sesine mi yenildi? Yorumlarınızı bekliyorum!</strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>CANINA YANDIĞIMIN DÜNYASI  ÇOK ZALİMSİN</title>
<link>https://fikirizleri.com/canina-yandigimin-dunyasi-cok-zalimsin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/canina-yandigimin-dunyasi-cok-zalimsin</guid>
<description><![CDATA[ Mahsun, kediyi avuçlarının içine alıp göğsüne, kalbinin attığı yere bastırdı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aba5f66a0540.webp" length="42586" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 29 Sep 2026 05:37:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>CANINA YANDIĞIMIN DÜNYASI ÇOK                         ZALİMSİN</p>
<p> ​<strong>Mahsun ustanın çeliğe su vermekten nasır bağlamış ellerindeki ince çatlaklar zamanla mühürlenmişti. </strong></p>
<p><strong>Tezgâhın üzerindeki soğuk ve paslı demire çarptığında: " Canına yandığımın dünyası çok zalimsin." diye söylendi. </strong></p>
<p><strong>Sesini loş dükkânın tavanına iplerle astığı eski çekiçlerin, eğri büğrü vidaların ve gres kokulu havanın arasında boğuk bir inilti gibi yankılandı, sonra yine kendi ciğerine geri döndü. ​Hayat, Mahsun’a hiçbir zaman imtiyaz tanımamıştı. Önce otuz yılını verdiği bez fabrikasının demir kapısına vurulan paslı kilit ardından gelen o büyük acı küçük kızının kaybı mahvetmişti onları. O toprağın altına giren sadece küçük kızları değildi. Mahsun’un, karısının büyük kızının neşesi, evinin neşeli cıvıltısı, geleceğe dair kurulan tüm hayaller de o mezarla birlikte mühürlenmişti. Şimdi geride kalan o odaydı, kırık sandalyeleri onararak, eski radyoların tellerini tutturarak evini döndürmeye çalışıyordu. ​Akşamın alacasında dükkânın demir kepengini yarıya kadar indirip içeriye çekildiğinde, dışarıda kışın o kemiklere işleyen, iğne ucu gibi batan hırçın bir yağmur başlamıştı. Tezgâhın köşesinde, bakkalın yağlı kâğıdından sökülmüş buruşuk bir parça duruyordu. İçinde iki dilim kalın kenarlı bayat ekmek ve biraz keçi peyniri vardı. Mahsun, yorgunluktan kurumış dudaklarını aralayıp lokmasını tam ağzına götürecekken, kepengin dibinden gelen cılız, acıklı bir miyavlama sesi duyuldu. ​Kapıyı aralayıp dışarı baktığında, yağmur suyunun çamura buladığı kaldırımda, sırılsıklam olmuş, tir tir titreyen sarman bir kedi yavrusuyla göz göze geldi. Kedinin tüyleri cılız bedenine yapışmış, gözleri: "Ben de senin gibi üşüyorum, ben de can çekişiyorum" der gibi bakıyordu. ​Mahsun’un boğazına oturan o koca taş, yavrunun titreyen minik patilerini gördüğü anda eriyiverdi. Peynirden küçük bir parça koparıp nemli betona uzattı. Kedi önce korkuyla geriye doğru sıçradı, ardından açlığın ve çaresizliğin verdiği refleksle yemeğe koyuldu. Mahsun, kedinin hamlelerini izlerken yüzünde yılların unuttuğu o yorgun çizgi, hafif bir tebessümle aralandı. Gözleri dolmuştu, sadece evlat acısının ateşiyle değil; kalbinin en kuytu köşesinde hâlâ nefes alan merhametin sıcaklığıyla yanıyordu. ​Dünya zalimdi, evet. İnsanın canından can alıp, en masum sevinçlerini elinden söküp alırken geriye acı bir boşluk bırakıyordu. Dükkânında eşini, evde ise geride kalan büyük kızının hüzünlü gözlerini gördüğünde, "bu zalim düzene karşı durmanın tek yolu var elde kalanları sımsıkı sarıp sarmalamak, birbirine omuz vermek." diye düşündü. ​Mahsun usta kediyi avuçlarının içine alıp göğsüne, kalbinin attığı yere bastırdı. Dışarıdaki fırtına ulumaya devam ediyordu ama içerideki iki yaralı can, birbirinin nefesiyle o ayazı biraz olsun dindirmeye çabalıyorlardı.</strong></p>
<p>            DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer: İlayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR YAPRAĞIN YOLCULUĞU</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-yapragin-yolculugu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-yapragin-yolculugu</guid>
<description><![CDATA[ Düşüşü korkutucu olduğu kadar hayatının en büyüleyici anıydı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aba2c4895240.webp" length="31974" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:50:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Yaprağın Yolculuğu</p>
<p>​İlkbaharın ilk nefesiyle doğdu. Sıkıca kapalı tomurcuğundan, temkinli bir umutla sıyrılarak dünyaya gözlerini açtı. İlk anları, uzun ve karanlık bir bekleyişin ardından taze sıcaklığa ve ışıktan bir elbiseye bürünmekten ibaretti. Çevresindeki yaşlı yapraklar hışırdayarak onu selamlıyor, o da taze, zümrüt yeşili bedenini rüzgâra teslim ediyordu.</p>
<p>​Çocukluğu, güneşin şefkatli bakışları altında büyüyerek geçti. İlkbaharın serin yağmurlarını doyasıya içti, her geçen gün damarlarının belirginleştiğini, kenarlarının dantel gibi şekillendiğini hissetti. Yaz esintileriyle dans etmeyi öğrendi. Dallarının üzerinde, kardeşleriyle hep bir ağızdan hışırdardı. Rüzgâr aralarından geçerken birbirlerine görünmez sırlarını fısıldar, ağacın güneş gören taç yapraklarında olup bitenleri konuşurlardı.</p>
<p>​Yaz, hayatının en görkemli dönemiydi. Yeşilin en derin, en cömert tonuna ulaşmıştı. Hücrelerindeki yaşam, kusursuz bir koro gibi çalışıyordu; güneş ışığını yalnızca kendi için değil, bütün ağaç için besine dönüştürüyordu. Yalnızca yapraklar değil, kökten uca devasa bir bütünün atan kalbiydiler.</p>
<p>​Kuşlar aralarında yuva kurar, yorgun böcekler gölgelerine sığınır, bazen çocuklar başlarını kaldırıp hayranlıkla bakardı. Kendini evrenin bu sessiz döngüsünde çok önemli, anlamlı bir amaca hizmet ederken bulurdu.</p>
<p>​Fakat değişimin ilk fısıltısını duyduğu o sabahı hiç unutmayacaktı.</p>
<p>​Hava farklı kokuyordu; daha serin, daha keskin ve vedaya çalan bir kokuydu bu. Bir zamanlar ipek gibi yumuşacık olan yüzeyi yavaş yavaş sertleşmeye, damarlarını ağırlaştırmaya başladı. Gün batımıyla gün doğumu arasındaki karanlık, her geçen gün biraz daha uzuyordu.</p>
<p>​“Başlıyor.” diye fısıldadı yaşlı yapraklar.</p>
<p>​Anlamıyormuş gibi davrandı, direndi.</p>
<p>​Sonbahar ilerledikçe yeşil rengi yavaşça çekildi ve yerini canlı bir kehribara, parıltılı bir sarıya bıraktı. İlk başta yazın o coşkulu hâline veda etmek derinden yaraladı onu. Oysa bir zamanlar, ağacın gövdesinden aldığı güçle fırtınalara meydan okuyan o gururlu yaprak şimdi, damarlarındaki suyun çekildiğini, hayatının en canlı renginin solmaya yüz tuttuğunu fark ediyordu. Direnmek nafileydi çünkü doğanın kanunu, en güçlü sarmaşıkları bile zamana teslim ediyordu. Belki de asıl maharet, dalda kalmakta değil, rüzgârın ellerine güvenle bırakılabilmekteydi. Ve kısa süre sonra bu sessiz dönüşümün de kendine has, hüzünlü bir güzelliği olduğunu fark etti. İnsanlar durup onları seyrediyor, parmaklarıyla gösterip bu sarı atlası fotoğraflıyorlardı.</p>
<p>​“Yapraklar en asil hâline ulaştı.” diyorlardı.</p>
<p>​O da bu ihtişamın aslında vedanın habercisi olduğunu bilmesine rağmen, içinde sinsi sinsi yükselen o gurura engel olamıyordu.</p>
<p>​Sonra dalıyla arasındaki görünmez bağ zamanla incelmeye başladı. Ağaç, yapraklarını yavaşça terk etmeye hazırlanıyordu. Aralarında, yaşam kaynaklarını kesecek o ayrılık perdesini örüyordu hücreler. İlk başta bu kopuşa direnç gösterdi. Güçlü sonbahar fırtınalarında dalına çaresizce tutundu, bırakmak istemiyordu.</p>
<p>​Fakat soğuk bir gecenin ardından gelen o keskin kasım sabahında artık bırakılma vaktinin geldiğini anladı.</p>
<p>​Düşüşü korkutucu olduğu kadar, hayatının en büyüleyici anıydı.</p>
<p>​Havada yavaşça dönerek süzüldü. Hayatında ilk kez, zincirlerinin çözüldüğü o gerçeği, özgürlüğü tadıyordu. Daha önce yalnızca adını duyduğu serin hava akımlarına kapıldı, hiç mümkün olmadığını düşündüğü kadar yükseldi, ardından yumuşacık bir kavisle yaşlı bir orman yolunun üzerine kondu.</p>
<p>​Bundan sonra ne olacağından korkmuyordu.</p>
<p>​Toprağın serin kollarına bırakırken kendini, şimdiden yavaşça çözülmeye, yumuşamaya başladığını hissediyordu.</p>
<p>​Bir zamanlar onu göklere taşıyan o toprağa, şimdi geri dönüyordu.</p>
<p>​Ve bu büyük döngünün içinde anlatılmaz bir huzur vardı.</p>
<p>​Çünkü biliyordu ki bugün toprağa karışan bu beden, yarın yeniden var olacak olanı besleyecekti. Onun yerinde, gelecek ilkbaharda yepyeni bir yaprak açacaktı. Yeni yaprak da tıpkı onun gibi, temkinli bir umutla tomurcuğundan sıyrılacaktı.</p>
<p>​Bir yolculuk sessizce nihayete eriyor, bir diğeri ise aynı coşkuyla yeniden başlıyor.</p>
<p>​Yaprakların ezgisi böyledir.</p>
<p>​Ve döngü tamamlandıkça toprağa düşen her veda, yarına kurulan bir köprü olacaktı.</p>
<p></p>
<p>           DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KUTSAL DOĞUM</title>
<link>https://fikirizleri.com/kutsal-dogum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kutsal-dogum</guid>
<description><![CDATA[ Altmış yaşında, mesleğinin son günlerini yaşayan deneyimli medyum Marcus, ormanın derinliklerindeki kasvetli bir şatodan gelen çağrı üzerine son bir işi kabul eder. Ancak lüksün ve gizemin hüküm sürdüğü bu yerde onu bekleyen şey paranormal bir vaka değil; yüz yıl önce yakılarak öldürülen bir kadının intikam yeminidir.
​Kasaba halkı ve şato sahipleri, geçmişin lanetinden kurtulmak için karanlık bir ritüele hazırlanırken Marcus, kendisini adım adım örülen ölümcül bir tuzağın merkezinde bulur. Geçmişin küllerinden doğan bir ruh ve kaçışı olmayan bir kurban... Mistik atmosferi, yüksek gerilimi ve sürpriz sonuyla okuyucuyu karanlık bir ritüelin içine çeken gotik bir gerilim hikâyesi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab91601370e6.webp" length="24178" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:11:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Korku, gerilim, gothic, hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Marcus yürümekten bitap düşmüştü. Çalışması gereken ev ormanın derinliklerindeydi. Şehir merkezinden buraya aracıyla gelmişti ancak ormanın içine aracıyla giremeyeceği için aracını bırakmak ve eve kadar yürümek zorunda kalmıştı. Onu tutan kişi, yaşadıkları evi kolayca bulabilmesi için ona bir harita vermişti. Marcus bir süre daha yürüdükten sonra soluklanmak için durdu ve bir kayanın üzerine oturdu. Sonra aniden yerinden kalkıp herhangi bir böcek veya sürüngen olmaması için kayanın üzerini kontrol etti. Kaya temizdi. Tekrar oturdu ve haritaya baktı. Bu harita çok karmaşıktı ve Marcus harita okumayı bilmiyordu. Gözlüklerini takıp haritayı kendinden biraz uzaklaştırdı ve inceledi. Hâlâ anlayamamıştı.</p>
<p>Evi bulamaması bir yana, burada kaybolabilirdi. Altmış yaşında bir adamın kalkışacağından fazla büyük işlere kalkışıyordu. Artık emekli olmasının zamanı gelmişti. Gerçi emekli olsa bile medyumluğu bırakamazdı. Nasıl bırakacaktı ki? Onun hayatı buydu. Hayatı boyunca bu işi yapmış, bu işten para kazanmış, önemli çalışmalara imza atmıştı. Bu iş onun için artık bir para kazanma aracı değildi; bir yaşam felsefesi, bir alışkanlık, yaşaması için bir amaçtı. En azından evinden çok uzak olan yerlere gitmeyi bırakabilir, daha yakın yerlere gidebilirdi. Dinlendikten ve kendisini hazır hissettikten sonra oturduğu yerden kalktı ve kendisine yürümek için bir yön seçti. Haritayı katlayıp cebine koydu ve yürümeye devam etti. Haritaya ihtiyacı yoktu; hisleriyle hareket edecekti.</p>
<p>Uzun bir yürüyüşün ardından evi nihayet bulmuştu. Durup derin bir iç çekti, gülümsedi. Karşısındaki bir ev değildi, bir şatoydu. Dış cephesi kararmaya yüz tutmuş ve yer yer kırılıp dökülmüş beyaz taşlarla kaplıydı. Pencerelerinde ise paslı demir parmaklıklar vardı; hem de tüm pencerelerde... Resmen yıkıldı yıkılacak durumda olan eski bir şatoydu. Marcus'un dikkatini çeken tek detay, şatonun giriş kapısı olmuştu. Kapı koyu kırmızı renkteydi. Bu kirli ve eski görüntüye biraz olsun renk katmıştı.</p>
<p>Marcus şatoya doğru birkaç adım attığı sırada durakladı. Ayakları çamura bulanmıştı. Zemin resmen ayaklarının altından kayıyor gibiydi. Kaşlarını çattı. Hava kuru ve soğuktu ama hiç yağmur yağmamıştı. Ormanda herhangi bir yerde su veya çamur birikintisi görmemişti ancak şatonun bahçesine adım attığı anda ayakları çamura bulanmıştı. "Belki de birileri bahçedeki otları sulamak istemiştir." diye düşündü çünkü orman ne kadar yeşil ve canlıysa burası o kadar kuru ve ölüydü. Üstelik aynı ormanın içinde bulunmasına rağmen sanki başka bir bölgeye girmiş gibi hissediyordu. Şaşkınlıkla şatoya doğru yürümeye devam etti. Kapının önüne geldiğinde durdu. Duruşunu düzeltti, yüz ifadesini ciddileştirdi. Kapıya vurmak için elini kaldırdığında kapı açıldı. Sadece bozuk menteşelerin gıcırtısı duyuldu. Marcus başını uzatıp içeri bakındı.</p>
<p>— Merhaba, kimse var mı?</p>
<p>Hiç ses yoktu. Kapının arkasında da kimseyi görememişti. Kapı kendiliğinden açılmıştı. Belki de onun buraya geldiğini gören ev sahipleri kapıyı otomatik bir sistemle açmıştı. Marcus içeri girip ellerini ovuşturdu. Burası dışarıdan da soğuktu. Görüntüsü bile insanın içinin titremesine sebep oluyordu. Giriş bomboştu. Hiçbir eşya yoktu. Duvarlar çıplak, beton zemin ise topraktı. Tavan, şatonun kulelerinden birini oluşturuyor olmalıydı çünkü olabildiğince yükseğe uzanıyordu ve ucunu buradaki loş ışıktan dolayı görmek imkânsızdı. Marcus meraklı gözlerle etrafa bakınırken ileride kuru yapraklarla, dallarla ve toprakla kaplı olan geniş merdivenlere doğru ilerledi. Buraya ilk kez geliyordu ama bulunduğu yerde hiçbir şey olmadığından üst kata çıkması gerektiğini biliordu.</p>
<p>Merdivenleri tırmandıkça içerideki hava giderek ısınmaya başlıyordu. Marcus kaslarının gevşediğini hissetmeye başladı. O sıcağı seviyordu ama kendisini mayıştıracak ve uykusunu getirip işinden alıkoyacak kadar değil. Bunu sevmiyordu. Merdivenleri bitirip birinci kata geldiğinde şaşkınlıktan dilini yutacaktı. Karşısına kocaman bir salon çıkmıştı. Şatonun girişinden buraya geldiğinde sanki farklı bir kata değil de farklı bir binaya geçmiş gibi hissetmişti. Tıpkı kuru ormanın içinde şatonun bahçesinin çamur içinde olması gibi, salon baştan aşağı pahalı, otantik ve klasik eşyalarla doluydu. Her yere altın ve bordo renkler hâkimdi. Duvar kâğıtları, zemindeki halıfleks, altın biblolar, şamdanlar, aksesuarlar, avizeler, kadife koltuklar... Burası resmen bir saraydı. Bir köşede yanan şömine buradaki varlıklı görüntüyü tamamlıyordu. Marcus meraklı gözlerle etrafı seyrederken bir kadın sesi duydu:</p>
<p>— Hoş geldiniz.</p>
<p>Marcus hızla arkasını döndü. Karşısındaki kadın, içinde bulundukları salonla oldukça uyumluydu: zengin ve gösterişli. Üzerinde uzun, bordo renkte kadife bir elbise vardı. Gösterişli altın bir gerdanlık ve yaldızlı bir kemer takmıştı. Uzun sarı saçları ve küçük, yuvarlak yüzüyle insanı âdeta büyülüyordu.</p>
<p>— Merhaba, sanırım siz...</p>
<p>— Ben Katrina, bu evin sahibiyim. Bir de kocam var, Mark. Birazdan burada olur. Buyurun oturun, size kırmızı şarap ikram edeyim.</p>
<p>Marcus kadının gösterdiği koltuğa oturdu. Kadın ona bir kadeh kırmızı şarap getirdi. Marcus şarabından bir yudum aldığında mest oldu. Böyle bir şeyi içtiğini hiç hatırlamıyordu. Muhtemelen bir daha da içemeyecekti. Oldukça pahalı ve eski bir şarap olmalıydı. Kadın da başka bir koltuğa oturup konuşmaya başladı:</p>
<p>— Sizi neden çağırdığımızı biliyor musunuz? diye sordu görüntüsüyle uyumlu ses tonuyla.</p>
<p>Marcus kadehini sehpanın üzerine bırakıp ellerini iki yana açtı ve dudaklarını büktü:</p>
<p>— Ben medyumum. Beni genelde anlamlandırılamayan paranormal olayları çözmem için çağırırlar. Sanırım siz de böyle bir nedenle çağırdınız.</p>
<p>— Neden hemen böyle bir şey düşündünüz? diye sordu kadın ona sinsice bakarak.</p>
<p>Marcus etrafa bakınarak karşılık verdi:</p>
<p>— Burası bir şato ve ben genelde ya şatolara ya uzun süredir kullanılmayan evlere ya da akıl hastanelerine giderim.</p>
<p>— Burası da gittiğiniz mekânlara benzediği için sizi anlamlandıramadığımız paranormal bir olay için çağırdığımızı sanıyorsunuz, öyle mi?</p>
<p>Marcus kadına baktı:</p>
<p>— Öyle sanıyorum.</p>
<p>— Ama biz sizi bunun için çağırmadık. Biz başımıza gelenin ne olduğunu zaten biliyoruz.</p>
<p>Marcus meraklı gözlerle ona bakarak sordu:</p>
<p>— Madem biliyorsunuz, beni neden çağırdınız?</p>
<p>— O öyle istedi, dedi kadın net bir şekilde.</p>
<p>Marcus kaşlarını çattı:</p>
<p>— Kim?</p>
<p>O sırada salona biri girdi. Kadın ayağa kalktı:</p>
<p>— Bu Mark, benim kocam. (Sonra adama döndü.) Hayatım, Bay Marcus bir medyum. Şehirde ondan iyisi yokmuş.</p>
<p>Adam Marcus'a baktı ve gülümseyerek ona yaklaştı. Marcus ayağa kalktı. Tokalaştılar ve tekrar koltuklara oturdular.</p>
<p>— Eşiniz bana başınıza gelen şeyin ne olduğunu zaten bildiğinizi söyledi. Beni tam olarak ne için çağırdığınızı anlayamadım. Ne yapmamı istiyorsunuz?</p>
<p>Adam derin bir iç çekti ve konuşmaya başladı:</p>
<p>— Bir doğum olacak. Bu doğum için sizin yardımınıza ihtiyacımız var.</p>
<p>Marcus sırıttı:</p>
<p>— Anlamadım, doğum mu?</p>
<p>— Evet, bir doğum.</p>
<p>Marcus bir kadına, bir adama baktı:</p>
<p>— Ben bir medyumum. Bunun için size bir doktor gerekli. İzninizle...</p>
<p>Marcus ayağa kalktığı sırada adam onu durdurdu:</p>
<p>— Oturun, Bay Marcus.</p>
<p>Marcus adama baktı, sonra dönüp sehpanın üzerindeki kadehine baktı. Bu karı kocanın saçmalıklarını dinlerken en azından bu leziz şarabı bitirebilirdi. Sonra kalkıp gidecekti.</p>
<p>— Bu kutsal bir doğum, Bay Marcus. Bu doğum için de sizin yardımınıza ihtiyacımız var, diye devam etti adam.</p>
<p>Marcus adamı dinlemiyordu bile. Şarabını keyifle yudumlarken bir yandan da başını sallıyordu:</p>
<p>— Evet, anlıyorum, demekle yetindi.</p>
<p>— Anlamıyorsunuz, Bay Marcus. Bu doğuma ancak siz yardım edebilirsiniz.</p>
<p>Marcus şaşkınlıkla adama baktı:</p>
<p>— Siz ciddisiniz.</p>
<p>— Elbette ciddiyiz. Yoksa neden sizi buralara kadar yoralım?</p>
<p>Marcus bu kez ciddiyete büründü. Kadehini başına dikti ve tek yudumda şarabını bitirdi. Sonra tekrar karı kocaya döndü:</p>
<p>— Bana ayrıntıları anlatın. Bahsettiğiniz şey tam olarak nedir?</p>
<p>Karı koca, Marcus'un onlara yardım etmeyi kabul ettiğini anlayınca rahatladılar ve anlatmaya başladılar:</p>
<p>— Bu doğumu kutsal yapan şey, doğacak şeyin aslında bir ölü olması.</p>
<p>Marcus kaşlarını çattı. Bu, hayatında duyduğu en saçma şeydi:</p>
<p>— Ölü bir insanı ancak Tanrı canlandırabilir. Siz veya ben böyle bir şey yapamayız, dedi net bir şekilde ve oturduğu yerden kalkmaya yeltendi ama adam onu durdurdu:</p>
<p>— Bu düşündüğünüz gibi bir şey değil. Tanrı'ya biz de inanıyoruz ve onun neler yapabileceğini biz de biliyoruz ama bu, sizin düşündüğünüz gibi bir şey değil.</p>
<p>Marcus rahatsız olmuştu. Sıkıntıyla iç çekti. Buradan bir an önce çıkıp gitmek istiyordu:</p>
<p>— Nedir derdiniz? Çabuk anlatın, ben de gidip işime bakayım.</p>
<p>— Bu da bir iş, hem de çok önemli bir iş. Kutsal bir iş.</p>
<p>Kadın araya girdi ve onu ikna etmek için olabildiğince nazik ve kibar olmaya çalıştı:</p>
<p>— Bakın, Bay Marcus, bu kişi herhangi bir insandan doğmayacak. Bu topraklardan doğacak ve onun doğumu hem sizin hem bizim hem de bu kasabanın selameti için çok ama çok önemli.</p>
<p>Marcus öfkelenmeye başladı:</p>
<p>— Siz ne saçmalıyorsunuz böyle? Sizin derdiniz ne? Hasta mısınız siz?</p>
<p>Karı koca birbirlerine baktılar, sonra tekrar Marcus'a döndüler:</p>
<p>— Biz hasta değiliz, Bay Marcus, dedi kadın net bir şekilde. Sadece gerçekleri söylüyoruz. O, bu kasabanın ilk medyumuydu. Bu kasabada doğdu, bu kasabada büyüdü. Herkesin derdine derman oldu, herkese yardım etti. İyilik yapmadığı, hayatına dokunmadığı kimse kalmadı. Ama sonra biri geldi.</p>
<p>Kadın konuştukça bu konu Marcus'un ilgisini çekmeye başlamıştı. Kadına dikkat kesildi. Kadın devam etti:</p>
<p>— Biri geldi. Bir din adamı, bir peder... Buradaki halkın beynini yıkadı. Onun bir cadı olduğunu; lanetli, insan kılığına girmiş bir şeytan olduğunu ve yok edilmesi gerektiğini söyledi. Tüm kasaba o din adamına inandı ve onun istediğini yaptı.</p>
<p>— Ne yaptılar? diye sordu Marcus.</p>
<p>— Onu yakarak öldürdüler, dedi adam. Ama yanarken, can çekişirken bir yemin etti. Tam yüz yıl sonra geri geleceğini söyledi. Eğer onun geri gelişine yardım etmezsek bu kasabaya gerçekten lanet yağdıracağını söyledi.</p>
<p>Kadın devam etti:</p>
<p>— Eğer onun geri gelişine, doğumuna yardım etmezsek bu kasabaya lanet yağdıracak. İşte o zaman bizi kimse kurtaramayacak.</p>
<p>Marcus başını öne eğdi ve düşünmeye başladı. Eğer doğru söylüyorlarsa onlara yardım etmeliydi ama neden kendisinden yardım istediklerini anlayamamıştı:</p>
<p>— Bu doğuma benim dışımda başka kimler katılacak? diye sordu.</p>
<p>— Tüm kasaba, herkes sizinle beraber olacak, size katılacak, dedi adam.</p>
<p>— Peki o zaman benim burada olmamın anlamı ne? Benim ne önemim var ki?</p>
<p>— Çünkü siz bir medyumsunuz, tıpkı o kadın gibi.</p>
<p>Marcus kısa bir süre düşünceli bir hâlde bekledi. Sonra karı kocaya baktı. Bu kez yalvaran ve çaresiz gözlerle bakıyorlardı. Marcus onların, hatta tüm kasabanın yardıma ihtiyacı olduğunu anlayınca bunu kabul etti:</p>
<p>— Tamam, ne zaman olacak bu doğum? diye sordu.</p>
<p>Karı koca gülümseyerek birbirlerine baktılar. İkisi de heyecanlanmış ve mutlu olmuştu.</p>
<p>— Bu gece, dedi ikisi de aynı anda.</p>
<p>Marcus başını salladı:</p>
<p>— O halde hazırlıklara başlayalım.</p>
<p>Marcus gecenin o saati gelene kadar çiftin ailelerinden kalma kütüphanede vakit geçirdi. Medyumlukla ilgili tüm kitaplara göz atmış, ihtiyacı olan tüm metinleri okumaya çalışmış, hazırlık yapmıştı. Saat gecenin on ikisi olduğunda bir hizmetçi gelip ona vaktin yaklaştığını, herkesin hazır vaziyette onu beklediğini söylemişti. Marcus elindeki altın yaldızlı, ciltli kitabı masanın üzerine bırakıp hizmetçinin peşinden gitmişti. Hizmetçi onu şatonun bahçesine çıkardı. Marcus şaşkınlıktan donup kaldı. Yüzlerce insan şatonun önünde toplanmıştı. Hepsinin elinde meşaleler, üzerlerinde siyah cübbeler vardı ve hepsi sessiz ve hareketsiz bir hâlde Marcus'u bekliyordu. Karı koca da şatonun kapısından çıkıp Marcus'un yanına yaklaştı:</p>
<p>— Bakın, Bay Marcus, herkes sizi bekliyor, dedi kadın.</p>
<p>Marcus gözlerini kalabalıktan ayırmadan sordu:</p>
<p>— Tam olarak ne zaman başlamamız gerek ve nerede olacak?</p>
<p>— Burada, dedi kadın.</p>
<p>Marcus dönüp kadına baktı:</p>
<p>— Nerede?</p>
<p>— Bu bahçede, Bay Marcus. O burada yakıldı ve kalıntıları bu bahçenin altına hapsoldu.</p>
<p>Marcus şaşkınlıkla bahçenin zeminine baktı. Demek bu yüzden bahçenin zemini ormanın geri kalanından farklıydı; medyumun kalıntıları yüzünden...</p>
<p>— Peki şatonun girişi neden toprakla kaplı? diye sordu Marcus.</p>
<p>— Çünkü beton dökülmesini kabul etmiyor. Bu bölgede herhangi bir yere beton dökmeye çalıştıysak toprak betonu emdi.</p>
<p>Marcus bir şaşkınlık daha yaşadı:</p>
<p>— Anlıyorum.</p>
<p>— Tam on dakika sonra başlamanız gerek, Bay Marcus.</p>
<p>— Tamam, ben hazırım.</p>
<p>Herkes sessiz bir şekilde beklemeye devam ediyordu. Ortamı yalnızca kasabalıların ellerindeki meşaleler aydınlatıyordu. Bu ışık gayet yeterliydi. Zamanı geldiğinde kadın ona başlaması için işaret verdi. Marcus gökyüzüne bakarak doğuma başladı:</p>
<p>— Alevlerin kutsadığı küllerini verimli topraklarla buluşturan ruhun ete ve kemiğe bürünmüş bir insan olarak bu dünyaya gelmesi ve azaptan kurtulması için doğumunu gerçekleştiriyorum. Artık ölümlü olan bu dünyaya geri gelme zamanı. Tüm kalıntılarının bir araya gelmesi ve ruhunu içine alması için sana destek oluyoruz.</p>
<p>Herkes nefesini tutmuş, şatonun bahçesinin zeminine bakıyordu. Marcus da heyecanlı bir hâlde bekliyordu. Hiçbir şey olmadı. Marcus devam etti:</p>
<p>— Kutsal doğumu başlatıyorum. Sana yardım ediyoruz, sana destek oluyoruz. Ruhunu azaptan kurtarıyor, seni kanlı canlı bir yaratığa dönüştürüyoruz.</p>
<p>Kısa bir süre sonra sert bir rüzgâr esmeye başladı. Kasabalıların ellerinde tuttukları meşaleler birer birer sönmeye başladı. Herkes şaşkın ve korkmuş bir hâlde birbirine bakıyordu. Biraz sonra gök gürlemeye, gökyüzü aydınlanmaya başladı. Gri bulutlar, koyu kahverengi ile turuncu arasında bir renge bürünen gökyüzünü sarmalamaya başladı. Ortalık yeteri kadar aydınlanmıştı ama saat gecenin biriydi. Herkes korkmaya başlıyordu. Biraz sonra zemin sarsılmaya başladı. Hafif bir sarsıntıydı ama kasabalıların yeterince korkmasına neden olmuştu. Herkes ağır adımlarla geri geri gitmeye başlamıştı.</p>
<p>Marcus ise arkasında duran çiftle birlikte meraklı gözlerle çamurlu zemine bakıyordu. Biraz sonra zemindeki çamur kurumaya ve ormanın diğer yerlerindeki gibi kuru toprağa dönüşmeye başladı. Hâlâ şiddetli bir rüzgâr vardı ama sarsıntı azalmıştı. Toprağın bir kısmında hareketlenme oldu. Önce bir el göründü, sonra başka bir el, siyah saçlar ve ardından kadının başı göründü. Herkes dehşet içinde toprağın altından çıkan kadına bakıyordu. Kutsal doğum gerçekleşmişti. Kadın beline kadar dışarı çıkmıştı. Gözleri bembeyazdı ve yüzünde donuk bir ifade vardı. Sanki nereye geldiğini anlamaya çalışır gibi bir hâli vardı. Etrafa bakınarak belinden aşağısını da toprağın içinden çıkarmaya çalışıyordu ama epey zorlanıyordu. Marcus ona yardım etmek için yaklaşmak istedi. Bir hamle yaptığında arkasında duran ev sahibi kadın onun kolunu yakaladı:</p>
<p>— Hayır, Bay Marcus. Siz yeteri kadar yardım ettiniz. Gerisini o halletsin.</p>
<p>Marcus önce ona, sonra topraktan doğan kadına baktı. Hayatında böyle bir şeyi ilk defa görüyordu. Bu anın her ayrıntısını hafızasına kazımaya çalışıyordu; her detayını, her bir saniyesini... Hayatında bir daha asla böyle bir şey görmeyecekti. Kutsal doğum gerçekleştikten sonra rüzgâr kesildi, bulutlar dağıldı, hava karardı ve etraf zifiri karanlığa gömüldü. Kasabalılar ellerindeki meşaleleri aceleci bir hâlde tekrar yaktılar. Marcus merdivenlerden inip yerde yatan kadının yanına yaklaştı ve onunla konuşmaya çalıştı:</p>
<p>— İyi misin? İyi misin? Konuşabilir misin?</p>
<p>Kadın boş gözlerle yıldızlarla dolu berrak gökyüzüne bakıyordu. Sabit ve donuk bir sesle konuşmaya başladı:</p>
<p>— Yerime biri gitmeli. Yerime biri gitmeli.</p>
<p>Marcus anlamamış gözlerle kadına bakıyordu. Sonra aceleyle ev sahiplerine döndü:</p>
<p>— Doktor gerek! Doktor gerek! Onun kontrol edilmesi gerek!</p>
<p>Ev sahipleri onlara yaklaştı. Kasabalılar da bahçeye giriyor, onların etrafını sarıyordu.</p>
<p>— Hayır, kontrol edilmesine gerek yok, dedi adam.</p>
<p>Marcus önce onlara, sonra kasabalılara, sonra yerde yatan kadına baktı. Her şey ona anlamsız geliyordu. Burada garip bir şeyler vardı; yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Yerdeki kadın hâlâ sayıklıyordu:</p>
<p>— Yerime birinin gitmesi gerek.</p>
<p>Marcus bunun ne anlama geldiğini fark edince hızla ayağa kalktı. Korku dolu gözlerle etrafındaki insanlara baktı. Herkes meşalelerle onun etrafını sarmıştı. Ev sahibi çift ise ona gülümseyerek bakıyordu. Kadın ona yaklaştı:</p>
<p>— Teşekkür ederiz, Bay Marcus, her şey için.</p>
<p>— Ne? Ne yaptım ki? diye sordu Marcus.</p>
<p>— Henüz hiçbir şey ama birazdan yapacaksınız.</p>
<p>— Ne yapacağım? Ne yapacağım ki?</p>
<p>Kocası da onlara yaklaştı ve gülümseyerek söylendi:</p>
<p>— Onun yerine siz gideceksiniz.</p>
<p>— Efendim, anlamadım? Siz ne saçmalıyorsunuz?</p>
<p>Adam önce kasabalılara, sonra Marcus'a baktı:</p>
<p>— Eğer onu geri getirmeseydik kendisi gelecek ve bize lanet yağdıracaktı. Ama yerine birini göndermezsek de lanet yağdıracak. Bu yüzden yerine birinin gitmesi gerek.</p>
<p>— Siz... Siz bana bundan bahsetmediniz! diye bağırdı Marcus.</p>
<p>— Evet, dedi kadın. Eğer bunu söyleseydik bunu asla yapmazdınız. Bu yüzden bunu sizden sakladık, Bay Marcus. Onun yerine siz gideceksiniz. Çünkü sizin bizi lanetleme gibi bir gücünüz yok ama onun var. Bu yüzden sizi onun için kurban etmek zorundayız.</p>
<p>— Neden ben? Neden ben?</p>
<p>— Çünkü siz medyumsunuz, tıpkı onun gibi.</p>
<p>Karı koca yerdeki kadını alıp şatoya geri dönerken kasabalılar da ellerindeki meşalelerle ona iyice yaklaştı ve etrafını sardı. Marcus dehşet içinde bağırıyordu. Çığlıkları, ormanın derinliklerinde yankılanmaktan başka bir işe yaramıyordu. Şimdi alevlerle kutsanarak küllerini verimli topraklarla buluşturacak, ruhu ete ve kemiğe bürünmüş bu bedenden çıkıp azap görecek olan kendisiydi; hem de sonsuza kadar.</p>
<p>Yüreğimde. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Vadinin Eski Yaprakları</title>
<link>https://fikirizleri.com/vadinin-eski-yapraklari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/vadinin-eski-yapraklari</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Vadinin Eski Yaprakları&quot;, doğanın içinde yalnızlığı, sevgiyi ve yorgunluğu arayan üç kadının yapraklar üzerinden kendi iç dünyalarını fark edişini anlatan sade bir hikâyedir. Bu öykü, insanın kalbindekilerin dış dünyaya nasıl yansıdığını doğanın dinginliği eşliğinde gözler önüne serer. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab95cd7af960.webp" length="58224" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 10:14:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Vadinin Eski Yaprakları</p>
<p>​Ilgın, kalabalıktan uzaklaşıp doğada yalnız kalmayı seven biri olarak ulu bir ağacın gölgesinde oturuyordu. Suyun sesi ona huzur veriyordu. Toprağın kokusu rüzgârla yayılıyor, ağaçtan dökülen eski yapraklar yere seriliyordu.</p>
<p>​O sırada insanları çok seven Arven yanına geldi:</p>
<p>​— Ilgın, yine daldın gittin. Ne buldun bu yapraklarda?</p>
<p>​Ilgın başını kaldırıp gülümsedi ve elindeki yaprağı gösterdi:</p>
<p>​— Bak Arven, bu yapraklar hep aynı yerde duruyor ama bakan herkes başka bir şey görüyor. Kimi huzuru buluyor, kimi ise sadece kendi sıkıntılarını fark ediyor. Yaprak bize içimizdekini gösteriyor.</p>
<p>​Hayatın telaşından ve kaygılarından yorulan Melâhat de yaklaşıp aralarına katıldı:</p>
<p>​— Her zaman huzur bulmak kolay değil. Ben bu yaprakların sesini duyduğumda sadece yorgunluk hissediyorum.</p>
<p>​Arven dostça Melâhat'ın omzuna dokundu:</p>
<p>​— Belki de sorun dışarıdaki rüzgâr değil. İnsanın kalbinde ne varsa dışarıya o yansır. Göz neye bakarsa yürek onu görür.</p>
<p>​Melâhat etrafa, toprağa ve suya baktı. Yüzü gülümsemeye başladı ve derin bir nefes aldı:</p>
<p>​— Haklısın galiba. Doğada her şey yerli yerinde ama insan kendi içindeki fırtınayı dışarıya taşıyor.</p>
<p>​Güneş batarken vadi sessizleşti. Yalnızlığı seven Ilgın, sevgiyi arayan Arven ve yorgunluğunu hafifleten Melâhat yan yana oturup doğayı izlediler. Anladılar ki doğadaki her şey insanın kendi içini görmesi için vardı. Kalbini bu sadeliğe açan herkes kendi özüne yaklaşıyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Başkasının Elbisesiyle Üşümek</title>
<link>https://fikirizleri.com/baskasinin-elbisesiyle-usumek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/baskasinin-elbisesiyle-usumek</guid>
<description><![CDATA[ Başkasının hayatına özenerek özünden kopan Merve&#039;nin yaşadığı pişmanlık ve hayal kırıklığını anlatan anlamlı bir hikâye. Bir insanın kendi huzurunu bırakıp sahte parıltıların peşinden gitmesinin ruhunda açtığı onulmaz yaraları gözler önüne seriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab0f92629f31.webp" length="45450" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 10:26:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>özenmek, sahte hayatlar, özünü kaybetmek, pişmanlık, aidiyet, çamlıbel, dostluk yanılgısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Başkasının Elbisesiyle Üşümek</p>
<p>​Çamlıbel, dağ eteğinde küçük bir kasabaydı. Evler taş ve ahşaptı, sokaklar her sabah toprak kokardı. Çocuklar okuldan çıkınca dere kenarındaki söğüt ağaçlarının altında oynar, suyun sesine gülerdi. Bu doğanın içinde, papatya gibi saf yaşayan bir kız vardı; adı Merve idi. Merve'nin evi sıcak bir yuvaydı. Annesi Hatice kilim dokur, babası Kemal tahta pencereler yapardı; bu evde huzur hiç eksik olmazdı.</p>
<p>​Bir gün kasabaya dışarıdan üç kız geldi: Pelin, Defne ve Melisa. Bu kızlar kasabanın sade hayatını beğenmiyor, süslü elbiseleri ve kibirli hâlleriyle geziyorlardı. Merve, ilk başta bu kızların parlak hallerine özenmeye başladı.</p>
<p>​Bir öğle vakti okul bahçesinde Pelin güldü: "Merve, hâlâ bu tahta evde mi oturuyorsun? Bu eski önlükle seni hiç kimse fark etmez." dedi.</p>
<p>​Defne kolunu bağladı: "Bizimle takılmak istiyorsan değişmelisin. Dükkândan parlak takılar almalısın, yoksa yüzüne bakmayız."</p>
<p>​Merve başını öne eğdi: "Ben evimden memnunum, burası bana huzur veriyor."</p>
<p>​Melisa ise güldü: "Huzur büyük şehirlerde olur. Bu dağ başında ömrünü çürütüyorsun."</p>
<p>​Bu sözler Merve'nin aklını çeldi. Kendi sade önlüğünü, ahşap masayı, babasının yorgun ellerini ve annesinin bakışını küçümsemeye başladı. Onlar gibi olmak istedi. Pelin, Defne ve Melisa onu aralarına aldılar. Merve onlara uyum sağlamak için her gün kendinden ödün verdi. Ormanda kuş sesleriyle uyanmak yerine, sabahları o kızların dedikodularıyla uyanmaya başladı. Ailesinin sözlerini dinlemedi.</p>
<p>​Artık dere kenarında dürüstçe yürüyen o saf kız gitmiş, yerine sahte takıların peşinden giden biri gelmişti. Bir akşamüstü kasaba yolunda yürürken Merve, arkadaşlarının gerçek yüzünü duydu. Pelin arkasından şöyle diyordu: "Alt tarafı kasaba kızı, ne giydirsek köylü hâlleri gitmiyor. İşimiz bitince yüzüne bakmayız."</p>
<p>​Merve olduğu yerde kaldı. Gözyaşları suya damlarken seslendi: "Ben sizin için her şeyimden vazgeçmiştim, arkamdan böyle mi konuşuyorsunuz?"</p>
<p>​Defne omuz silkti: "Abartma, Merve! Eğleniyorduk sadece. Bizim dengimiz olabileceğini mi sandın?"</p>
<p>​O üç kız, işleri bitince Merve'yi bırakıp gittiler. Merve yapayalnız kaldı. Ne eski neşesini bulabildi ne de o saf günlerini geri getirebildi. Kasabanın suyu akıyordu, dağlar duruyordu, çiçekler açıyordu ama Merve'nin içindeki bahar solmuştu.</p>
<p>​Eve dönüp kapıyı çaldığında annesi Hatice ve babası Kemal kollarını açtılar. Merve ağlayarak annesinin göğsüne sığındı: "Anne, ben ettim; başkası olmaya çalıştım ama kendimi kaybettim."</p>
<p>​Annesi saçlarını okşayıp fısıldadı: "Kızım, insanın kendi evinden başka sığınağı yoktur. Başkasının yalan ışığına özenen, kendi güneşini söndürür."</p>
<p>​Aynaya baktığında gördüğü şey şuydu: Kendi evine yabancılaşmış, ruhu yorulmuş biri. İnsan, başkalarının süslerine özenip kendi hayatını beğenmediğinde huzurunu harcar. Hayat, başkası gibi görünmekle değil, insanın kendi özünde kalabilmesiyle güzeldir; çünkü elin rüzgârıyla yürüyen, en son başkasının elbisesiyle üşür.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAZAN &amp;apos;IN SÜKUTU</title>
<link>https://fikirizleri.com/hazan-in-sukutu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hazan-in-sukutu</guid>
<description><![CDATA[ İnsan en çok, kalbinde taşıdığı hazanın altında üşüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab42a4118166.webp" length="38056" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:36:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>         HAZAN 'IN SÜKUTU</p>
<p>​Eski ahşap konağın buğulu camına yaslanan Hazan, parmak ucunu soğuk cama bastırarak dışarıdaki sessizliğe dokunmak istedi. Dışarıda, tabiat yüzlerce yıllık yorgunluğunu üzerine örtmeye hazırlanıyordu. Gökyüzü, kurşuni ve melankolik bir tona bürünmüş, ağır bulutlar şehrin kiremit çatılarının hemen üzerine çökmüştü. Sanki birazdan bütün bu gri ağırlık, ince ve buzdan iplikler halinde toprağa damlayacaktı.</p>
<p>​Bahçenin ortasındaki ulu çınar, yaz boyu gururla taşıdığı zümrüt yeşili zırhını tamamen terk etmişti. Şimdi rüzgârın her esişinde çıplak kolları inliyor, dallarında inatla tutunmaya çalışan son birkaç sararmış yaprak, havada hışırtılı ve acıklı bir çığlık koparıyordu. Esen yel, kaldırım taşlarının arasına yığılmış geçmiş ayların kurumuş hatıralarını önünde sürükleyip götürüyordu. Yapraklar ise damarlarındaki incecik haritalarla birlikte sokak boyunca dalgalı bir nehir gibi akıyordu.</p>
<p>​Toprak, kavurucu yazın ardından kavuştuğu ilk serin damlalarla derin bir ‘ah’ çekmişti. O taze, nemli ve ot kokulu toprak esintisi, aralık bıraktığı pencereden içeri süzülüp odanın ahşap tavanına kadar sindi. Yağmurun her damlası pencere pervazına çarptıkça zamansız bir metronom gibi odadaki sessizliği dövüyor, insana gaipten gelen derin bir yalnızlık hissi bahşediyordu.</p>
<p>​Hazan, gözlerini karşı tepedeki sis deniziyle örtülmüş koruluğa dikti. Ağaçlar birbirine sarılmış kederli silüetler gibi ufukta eriyor, doğa kendi sessiz veda törenini kutluyordu. İçindeki o sebepsiz gurbet duygusu, dışarıdaki bu görkemli hüznün en zarif yankısı gibi göğüs kafesini yavaşça daraltıyordu.</p>
<p>​Derin bir nefes alırken, camdaki buğunun yavaşça silindiğini fark etti, tıpkı hayatta tutunmaya çalıştığı, zamana yenik düşen anılar gibi. Kendi adını taşıyan bu mevsim, sanki ta içinden geçen bir nehir gibi ruhunu yıkıyordu. Biliyordu ki bazı ayrılıklar gidenler için değil, geride kalıp her sonbaharda biraz daha eksilenler içindi. Pencereden sızan son rüzgâr, saçlarına dokunup geçerken o da insan en çok, kalbinde taşıdığı hazanın altında üşüyor diye içinden geçirdi.</p>
<p></p>
<p>             DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KUŞLAR GİBİ UÇMAYI BEKLERKEN</title>
<link>https://fikirizleri.com/kuslar-gibi-ucmayi-beklerken</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kuslar-gibi-ucmayi-beklerken</guid>
<description><![CDATA[ Gerçek haksızlıkların ortasında hayatı gökyüzüne açılma hayaliyle bekleyişe dönüşen genç öğretmen İdil ve ailesinin dar bir kasabada geçen umut dolu mücadelesi anlatılıyor ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab3979416807.webp" length="44338" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:13:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>İdil, sınıf öğretmeni, Akçapınar kasabası, marangoz Selim, İcarus miti, özgürlük, iftira, haksızlık, gökyüzü, umut</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kuşlar Gibi Uçmayı Beklerken</strong></p>
<p> <strong>İdil, yeni mezun olmuş genç bir sınıf öğretmeniydi. Ataması hemen çıkmadığı için zamanını dağ arasındaki Akçapınar kasabasında geçiriyordu. Burası, herkesin birbirini çekiştirdiği, kimin ne yaptığını konuştuğu dar bir yerdi. Özellikle esnaf Halil, kahveci Rıza ve boş gezen Emine gibi kasabalılar, başkalarının hayatını izlemeyi iş edinmişti. İdil için bu kasaba büyük bir hapishane gibiydi. O, çocuklara ders anlatacağı günlerin hayalini kurar, buralardan bir kuş gibi uçup gitmenin yollarını arardı. </strong></p>
<p><strong>Ailesinin kimseye bir zararı yoktu. Babası Selim, küçük dükkânında marangozluk yapan dürüst bir adamdı. Annesi Meryem evde el işi yaparak geçime yardım ederdi. Kardeşi Doruk ise lisede okuyor, okulu bitirip bu dar yerden kurtulmayı hayal ediyordu. </strong></p>
<p><strong>Yıllar önce, kasabada hırsızlık olmuştu. Suçluyu saklamak için, o sırada dürüstlüğüyle bilinen Selim'in üzerine iftira attılar. Suçsuz oldukları hâlde kasabalılar bu aileyi dışladı, yıllarını çaldı. Babası bu haksızlık karşısında sessizce ezildi, annesi üzüntüden eridi, kardeşi okulda bile dışlandı. </strong></p>
<p><strong>İdil bu durumu İcarus hikâyesine benzetirdi. Mitolojide İcarus ile babası, kapalı kaldıkları yerden kurtulmak ve gerçek özgürlüğe ulaşmak için kanat yapıp gökyüzüne uçmuştu. Ama İcarus özgürlüğün tadını alınca güneşe yaklaşmış ve düşmüştü. Kasabalılar da o güneşten daha acımasızdı; dilleriyle insanı yaralıyorlardı. Aile bu durumdan kurtulmak için çok uğraştı ama kasabanın dar kafası yüzünden hep aynı yerde kaldı. </strong></p>
<p><strong>Yine de inançlarını yitirmediler. Biliyorlardı ki hiçbir insanın hatası bir başkasına yüklenemezdi. Herkes kendi yaptıklarından sorumluydu. Kasabalıların sözleri onları kirletemezdi. Hem her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.</strong></p>
<p><strong> Bir akşamüstü, güneş batarken İdil bahçede gökyüzüne baktı, uçup giden kuşları izledi. Annesi yanına geldi, babası ve kardeşi de katıldı. Hâlâ aynı kasabadaydılar, dışarıdan hiçbir şey değişmemişti. Ama İdil inancını hiç kaybetmedi. İcarus düşmüştü ama gökyüzünü bir kez gören ruh karanlığa razı olmazdı. Başını göğe çevirip kuşlar gibi uçmayı beklerken, bir gün bu tozlu yollardan gideceklerini ve gerçekten özgür olacaklarını çok iyi biliyorlardı.</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇORAK ÖMRÜN GÜFTESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/corak-omrun-guftesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/corak-omrun-guftesi</guid>
<description><![CDATA[ Yine de her damla yaşta yaşatırdım o güzel çehreni,
Giderken yollardan bir kez daha duysam o kadife sesini,
Yazardım bu çorak ömrün en güzel, en derin güftesini. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab167ee6dddc.webp" length="46358" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 08:23:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>             ÇORAK ÖMRÜN GÜFTESİ</p>
<p> Bu gün doğum günün yaşın 25 oldu yavrum.</p>
<p>Bir evlat hasreti düştü bağrıma, Ne usta sözler çare oldu ne de geçen yıllar.</p>
<p> Gülüşünün ebruli resmini sakladım gözyaşlarıma, Yandım, kavruldum yavrum senin o sessiz gidişine.</p>
<p>​Bu serseri yalnızlık ansızın vursa alnımdan beni.</p>
<p>Yine de her damla yaşta yaşatırdım o güzel çehreni,</p>
<p>Giderken yollardan bir kez daha duysam o kadife sesini, Yazardım bu çorak ömrün en güzel, en derin güftesini. ​</p>
<p> sesin ruhuma bir arzuhaldir, gizli gizli yakaran,</p>
<p> Karanlık zindan gecelerden aydınlık sabahlara çıkaran,</p>
<p>Bir tutam nefes yolla bana bulunduğun o uzak iklimden, Zarif bir kelebeğin kanadındaki gökkuşağı renginden.</p>
<p>​Arılar bal getirsin dağların en ıssız, en ulu ardında,</p>
<p> Su taşısın şifalı pınarlar yorulmadan o yokuş yolunda,</p>
<p> Yaban mersini açsın göğsünde o mavimsi bahçelerinde,</p>
<p>Adaçayı demle, lavanta kokan, güzel, şefkatli ellerinle.</p>
<p>​Taşların derinliğinde gizlenen o kadim esrarı seninle bulsam,</p>
<p>Ela gözlerinin serinliğinde bir ömür uyuyup uyanmasam,</p>
<p> Bilirim, sensizliğin ağırlığını bir ağrı tutar yorgun başımı,</p>
<p> Bu kördüğüm, bu bitmeyen hikâye çatlatır kan taşını.</p>
<p>​Ben kalbimin o çözülmez, o uçurumlu bilmecesini,</p>
<p>Yürek dağlayan taşlara kazıyorum yavrumun bitmeyen hecesini.</p>
<p>Bu gün doğum günün yaşın 25 oldu yavrum.</p>
<p>               DİLEK SARIKAYA</p>
<p> Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EVLAT</title>
<link>https://fikirizleri.com/evlat-4665</link>
<guid>https://fikirizleri.com/evlat-4665</guid>
<description><![CDATA[ Mevsimler devrilse de yıllar su gibi akıp gitse de eksilmeyen, aksine her gün büyüyen hasretle yaşayan yanımız var bizim Azizim. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aad2c2e65e9c.webp" length="48580" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 07:19:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>                EVLAT <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/EVLAT  ​Bir yara varmış, azizim! Canda gizli, yürekte sızısı dinmez bir acı imiş. Öyle bir yara ki.  Bütün tabipler susmuş, tıp bu derdin karşısında aciz kalmış. Adına gözyaşı demişler, lakin pınarları kuruyalı çok olmuş. Sabır demişler, çarkı felek durmuş, zaman adeta donmuş. Şifası yalnızca Hak katında saklı olan bu yara, kavuşma vaktini bekleyen körkütük bir" hasret"="" imiş.="" Ölüm="" ile="" yaşam="" arasında="" bir="" nefes'e="" iki="" adım="" kalmış="" ki,="" bunun="" adına="" "özlemek"="" demişler,="" azizim!="" ​Özlemek.="" Ömür="" tahtamızdan="" kopup="" giden,="" göğsümüzün="" ortasında="" hep="" eksik="" kalacak="" o="" devasa="" boşluk="" kaldı="" bizimle.="" ne="" zaman="" solgun="" hatıra="" düşse="" aklımıza,="" rüzgâr="" gibi="" adı="" geçse,="" ta="" derinden,="" can="" evimizden="" şeyler="" düşer.="" kalabalık="" şehirlerin="" uğultusu="" içinde="" bile="" yapayalnız,="" sessizce="" inleyen,="" gecenin="" koyu="" karanlığında="" gündüzden="" daha="" çok="" ses="" veren="" yaramız="" var="" bizim.="" kimsenin="" uzanıp="" da="" dokunamadığı,="" kör="" karanlığı="" tarif="" edemediği="" saklı="" yerde.="" İşte="" orası,="" silinmeyen="" özlemle="" dolup="" taştı.="" mevsimler="" devrilse="" de="" yıllar="" su="" akıp="" gitse="" eksilmeyen,="" aksine="" her="" gün="" büyüyen="" hasretle="" yaşayan="" yanımız="" bizim="" azizim.="" ince="" belli="" fincandan="" tütmekte="" olan="" çayın="" buğulu="" tütsüsünde,="" gramofondan="" sızan="" eski="" şarkının="" kırık="" ve="" mahzun="" melodisinde,="" gece="" yarısı="" sokaklarda="" yürüyen="" kimsesiz="" insanın="" omuzlarında="" yük="" olup="" yaşamaya="" devam="" eden="" ​ben="" gece,="" karanlık="" odalarda="" yavrumu="" düşünürüm.="" köşe="" başındaki="" sokak="" lambasının="" sarımtırak="" ışığı="" altında,="" öylece="" durmuş="" bana="" bakıyorsun="" sanırım.="" dağınık="" saçlarında="" geceye="" karışan="" yağmur="" damlaları.="" titreyen="" göz="" bebeklerinde="" yarım="" kalmış,="" söylenmemiş="" cümleler.="" sonra="" içimden="" aynı="" nakarat="" geçer.="" kalbimin="" en="" derin="" dehlizlerinde,="" an="" susmadan="" ebediyen="" çalan,="" lambalarının="" altında="" şarkısın="" sen.="" ​az="" önce="" dalgınlıkla="" kolumu="" sertçe="" kapının="" pervazına="" çarptım="" biliyormusun.="" dizlerimin="" bağı="" çözüldü,="" soğuk="" betona="" yığıldım="" kaldım="" feryat="" figan,="" yüreğimi="" sökercesine="" hıçkıra="" ağladım.="" başımda="" dikilip,="" neden="" bu="" kadar="" ağlıyorsun,="" alt="" tarafı="" ufak="" çarpma?="" dediler="" bilmiyorlar="" canım="" acıyan="" etime="" yada="" moraran="" koluma="" değil,="" toprağın="" yatan="" gözümün="" nuruna="" onlar="" yarayı="" tenimde="" sandı="" oysa="" darbe,="" göğüs="" kafesimin="" çoktan="" yıkılmış="" koca="" enkazın="" altından="" kopan="" gürültüydü.="" görünmeyen,="" adeta="" taştan="" kemikleri="" çatırdıyordu="" benim.="" tarifsiz="" acının="" dünyada="" ilacı="" teselli="" bulacak="" limanı.="" benimki="" bitmek="" bilmeyen,="" kabuk="" bağlamayacak="" derin,="" kanayan="" yürek="" yarasıdır.="" ​eğer="" siz="" uçurumun="" kenarından="" bakmadıysanız,="" keskin="" taşlara="" takılıp="" yüzüstü="" yere="" kapanmadıysanız,="" kor="" sancının="" peşinde="" geceler="" boyu="" sabaha="" gözyaşı="" dökmediyseniz="" ,="" yaranız="" benimle="" yerde,="" sol="" yanınızın="" tam="" orta="" yerinde="" değilse;="" lütfen="" yaşadığı,="" büyüttüğü="" fırtınalar="" hakkında="" kolay="" konuşmayın.="" Çünkü="" kimin="" hangi="" görünmez="" savaşta="" ruhundan="" neleri="" yitirdiğini="" asla="" bilemezsiniz.="" unutmayın="" bugün="" bodoslama="" yargıladığın="" varsa,="" yarın="" ağır="" imtihanın="" olur.="" ​rabbim,="" sen="" cennet="" bahçelerinde="" gül="" kokulum="" yavruma="" rahmet="" eyle,="" bizede="" dağlar="" büyüklüğündeki="" acıya="" dayanacak="" sabır="" güç="" ver.="" ​evlatla="" imtihan,="" insan="" yüreğinin="" taşıyabileceği="" ağır,="" kavurucu="" sınavdır.="" hz.="" İbrahim,="" evladını="" bıçağın="" teslimiyetin="" eşiğinde="" sınandı,="" yakup,="" evladının="" kara="" hasretiyle="" gözleri="" olana="" dek="" kavruldu,="" nuh="" ise="" hazin="" inkârıyla="" imtihandan="" geçti.="" anladım="" ki="" evlatla="" sınanmak,="" sadece="" seçilmişlerin="" sırtına="" yüklenen="" çileli="" yoldur.="" yanar,="" gözler="" fırtınalı="" deniz="" durmadan="" ağlar.="" lakin="" sabrın="" dipsiz,="" rabbin="" sonsuz="" merhameti="" el="" uzatmayı="" bekler.="" ​bir="" anne="" baba="" için="" yeryüzündeki="" büyük="" azap,="" evladına="" kez="" olsun="" dokunamamak,="" güzel="" sesini="" duyamamaktır.="" ama="" kalbi="" bilir="" dökülen="" damla="" o'nun="" huzuruna="" ulaşır,="" Çekilen="" yüce="" kata="" karşılıksız="" kalmaz.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" &="" dilara="" sarıkaya"=""><strong></strong></a></p>
<p> ​Bir yara varmış, azizim!</p>
<p>Canda gizli, yürekte sızısı dinmez bir acı imiş. Öyle bir yara ki...</p>
<p>Bütün tabipler susmuş, tıp bu derdin karşısında aciz kalmış.</p>
<p>Adına gözyaşı demişler, lakin pınarları kuruyalı çok olmuş.</p>
<p>Sabır demişler, çarkı felek durmuş, zaman adeta donmuş.</p>
<p>Şifası yalnızca Hak katında saklı olan bu yara, kavuşma vaktini bekleyen körkütük bir "hasret" imiş.</p>
<p>Ölüm ile yaşam arasında bir nefese iki adım kalmış ki, bunun adına "özlemek" demişler, azizim! ​</p>
<p>Özlemek...</p>
<p>Ömür tahtamızdan kopup giden, göğsümüzün ortasında hep eksik kalacak o devasa boşluk kaldı bizimle.</p>
<p>Ne zaman solgun bir hatıra düşse aklımıza, ne zaman rüzgâr gibi adı geçse, ta derinden, can evimizden bir şeyler kopup düşer. Kalabalık şehirlerin uğultusu içinde bile yapayalnız, sessizce inleyen, gecenin koyu karanlığında gündüzden daha çok ses veren bir yaramız var bizim.</p>
<p>Kimsenin uzanıp da dokunamadığı, kimsenin o kör karanlığı tarif edemediği o saklı yerde. İşte orası, silinmeyen bir özlemle dolup taştı. Mevsimler devrilse de yıllar su gibi akıp gitse de eksilmeyen, aksine her gün büyüyen hasretle yaşayan yanımız var bizim azizim.</p>
<p> Bizim ince belli bir fincandan tütmekte olan çayın o buğulu tütsüsünde, gramofondan sızan eski bir şarkının kırık ve mahzun melodisinde, gece yarısı sokaklarda yürüyen kimsesiz bir insanın omuzlarında yük olup yaşamaya devam eden yanımız var bizim. ​</p>
<p>Ben her gece, karanlık odalarda yavrumu düşünürüm. Her köşe başındaki o solgun sokak lambasının sarımtırak ışığı altında, öylece durmuş bana bakıyorsun sanırım. Dağınık saçlarında geceye karışan yağmur damlaları. Titreyen göz bebeklerinde yarım kalmış, söylenmemiş cümleler. Sonra içimden hep o aynı nakarat geçer. Kalbimin en derin dehlizlerinde, bir an bile susmadan ebediyen çalan, sokak lambalarının altında titreyen bir şarkısın sen. ​</p>
<p>Az önce dalgınlıkla kolumu sertçe kapının pervazına çarptım biliyormuşsun?</p>
<p>O an dizlerimin bağı çözüldü, soğuk betona yığıldım kaldım feryat figan, yüreğimi sökercesine hıçkıra hıçkıra ağladım.</p>
<p>Başımda dikilip: "Neden bu kadar ağlıyorsun, alt tarafı ufak bir çarpma?" dediler bana. Bilmiyorlar ki; canım acıyan etime yada moraran koluma değil, soğuk toprağın altında yatan o gözümün nuruna ağladım.</p>
<p>Onlar yarayı tenimde sandı oysa o darbe, göğüs kafesimin içinde çoktan yıkılmış,o koca enkazın altından kopan gürültüydü. Kalbimin o görünmeyen, adeta taştan kemikleri çatırdıyordu benim. Bu tarifsiz acının ne dünyada bir ilacı var ne de teselli bulacak bir limanı. Benimki bitmek bilmeyen, kabuk bağlamayacak olan en derin, en kanayan yürek yarasıdır. ​Eğer siz de aynı uçurumun kenarından bakmadıysanız, aynı keskin taşlara takılıp yüzüstü yere kapanmadıysanız, aynı kor gibi sancının peşinde geceler boyu sabaha kadar gözyaşı dökmediyseniz  ve yaranız benimle aynı yerde, sol yanınızın tam orta yerinde değilse; lütfen kimsenin yaşadığı, içinde büyüttüğü fırtınalar hakkında bu kadar kolay konuşmayın.</p>
<p>Çünkü; kimin hangi görünmez savaşta ruhundan neleri yitirdiğini asla bilemezsiniz. Unutmayın ki, bugün bodoslama yargıladığın ne varsa, yarın en ağır imtihanın olur. ​</p>
<p>Rabbim, sen cennet bahçelerinde gül kokulum olan yavruma rahmet eyle, bize de bu dağlar büyüklüğündeki acıya dayanacak sabır ve güç ver.</p>
<p>​Evlatla imtihan, insan yüreğinin taşıyabileceği en ağır, en kavurucu sınavdır. Hz. İbrahim, evladını o keskin bıçağın ve teslimiyetin eşiğinde sınandım.</p>
<p>Hz. Yakup, evladının o kara hasretiyle gözleri kör olana dek kavruldu.</p>
<p>Hz. Nuh ise evladının o hazin inkârıyla imtihandan geçti.</p>
<p>Anladım ki; evlatla sınanmak, bu dünyada sadece seçilmişlerin sırtına yüklenen çileli bir yoldur. Yürek kor gibi yanar, gözler fırtınalı bir deniz gibi durmadan ağlar. Lakin sabrın en dipsiz, en karanlık yerinde bile Rabbin o sonsuz merhameti el uzatmayı bekler. ​Bir anne, baba için bu yeryüzündeki en büyük azap, evladına bir kez olsun dokunamamak, o güzel sesini bir daha duyamamaktır.</p>
<p>Ama kalbi bilir ki, dökülen her damla gözyaşı O'nun huzuruna ulaşır. Çekilen her sabır o yüce katta karşılıksız kalmaz.</p>
<p>           DİLEK SARIKAYA </p>
<p>MENAJER: ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SEVDA ORMANI  BÖLÜM: 2  ​ANKA KUŞU İLE GÖÇ EDEN MEKTUP</title>
<link>https://fikirizleri.com/bolum-2-anka-kusu-ile-goc-eden-mektup</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bolum-2-anka-kusu-ile-goc-eden-mektup</guid>
<description><![CDATA[ ​Gözyaşı mürekkebine karışıp akmış satırlara:

&quot;Ey yedi diyar ötedeki sevgilim, bu ne meşakkat, bu yara?

Yollar kapalı, dağlar karlı, gece karanlık ve pek ıssız. 

Bu garip gönül senden başka kime bağlı, kime sadık, kimsesiz?&quot;

​Mektup bitmiş bitmesine lakin kim götürür bu fani dünyada?

Hangi posta erer bu dağları aşmaya, hangi kervan düşer bu yola?

Tam o sırada gökler gürlemiş, mor bulutlar ikiye yarılıvermiş. 

Ulu çınarın tepesinden bir nur, bir ışık düşüvermiş.

Kaf Dağı&#039;nın ardındandır sanırsın, Anka kuşu süzülmüş masaldan. 

Kanatları yakutla, nurla, zümrütle boyalı, heybetli bir rüya asıl zamandan!

​Gözleri bin yıllık yoldan yorgun ama bir o kadar parlak. 

Süzülmüş yavaşça çınarın dalına, seslenmiş aşığa bakarak :

&quot;Nedir bu derdin ey garip aşık, yüreğindeki bu sızı, bu endişe?

Hangi dağın ateşi düştü ki böyle kavurur bu gidişe?&quot;

​Aşık, titreyen elleriyle uzatmış mühürlü mektubu gülümseyerek:

&quot;Al bunu kanatlarının altına Anka, gökler şahit olsun ki sevgi gerçek!

Götür o yare, desin ki; bu garip seni bir an olsun unutmadı,

Aşk ateşi bu bedende hiç sönmedi, hep dağladı.&quot;

​Anka kuşu almış narin mektubu gagasıyla. 

Kanat çırpmış göğe doğru, binbir renkli nidayla. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aad32226bf57.webp" length="92344" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 12:40:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde. </p>
<p>Kuşların dile geldiği, rüzgârın sevda türküleri söylediği bir diyarda;</p>
<p>Adına Sevda Ormanı derler, ortasında ulu bir çınar yaşarmış. </p>
<p>Kökleri yerin yedi kat derinine, dalları göğe uzanmış.</p>
<p>O çınarın gövdesine sırtını yaslamış gözü yaşlı bir aşık,</p>
<p>Hicran ateşinden kavrulup, kağıda dökmüş yangını karışık karışık.</p>
<p>​Gözyaşı mürekkebine karışıp akmış satırlara:</p>
<p>"Ey yedi diyar ötedeki sevgilim, bu ne meşakkat, bu yara?</p>
<p>Yollar kapalı, dağlar karlı, gece karanlık ve pek ıssız. </p>
<p>Bu garip gönül senden başka kime bağlı, kime sadık, kimsesiz?"</p>
<p>​Mektup bitmiş bitmesine lakin kim götürür bu fani dünyada?</p>
<p>Hangi posta erer bu dağları aşmaya, hangi kervan düşer bu yola?</p>
<p>Tam o sırada gökler gürlemiş, mor bulutlar ikiye yarılıvermiş. </p>
<p>Ulu çınarın tepesinden bir nur, bir ışık düşüvermiş.</p>
<p>Kaf Dağı'nın ardındandır sanırsın, Anka kuşu süzülmüş masaldan. </p>
<p>Kanatları yakutla, nurla, zümrütle boyalı, heybetli bir rüya asıl zamandan!</p>
<p>​Gözleri bin yıllık yoldan yorgun ama bir o kadar parlak. </p>
<p>Süzülmüş yavaşça çınarın dalına, seslenmiş aşığa bakarak :</p>
<p>"Nedir bu derdin ey garip aşık, yüreğindeki bu sızı, bu endişe?</p>
<p>Hangi dağın ateşi düştü ki böyle kavurur bu gidişe?"</p>
<p>​Aşık, titreyen elleriyle uzatmış mühürlü mektubu gülümseyerek:</p>
<p>"Al bunu kanatlarının altına Anka, gökler şahit olsun ki sevgi gerçek!</p>
<p>Götür o yare, desin ki; bu garip seni bir an olsun unutmadı,</p>
<p>Aşk ateşi bu bedende hiç sönmedi, hep dağladı."</p>
<p>​Anka kuşu almış narin mektubu gagasıyla. </p>
<p>Kanat çırpmış göğe doğru, binbir renkli nidayla.</p>
<p>Açılmış önünde göklerin en gizli, en mahrem yolu. </p>
<p>Uçmuş dağlar aşmış, denizler devirmiş, yorulmamış kolu.</p>
<p>Her buluttan bir selam, her yıldızdan bir haber derlermiş. </p>
<p>Götürmüş o saklı mektubu, sevgilinin kalbine mühür gibi eklemiş...</p>
<p>​Gökten üç elma düşmüş;</p>
<p>Biri bu masalı yazana, biri okuyana,</p>
<p>Biri de kalbini bu kadim sevdaya salana...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AĞACIN HATIRLADIĞI ŞEHİR </title>
<link>https://fikirizleri.com/agacin-hatirladigi-sehir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/agacin-hatirladigi-sehir</guid>
<description><![CDATA[ Çınarın dallarında kuşlar ötüyor, altında çocukların sesleri yankılanıyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aabbac5270cc.webp" length="68954" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:03:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>AĞACIN HATIRLADIĞI ŞEHİR </p>
<p>Kasabanın girişinde, kimsenin artık uğramadığı eski bir meydan vardı. Meydanın ortasında, dalları gökyüzüne uzanan yaşlı bir çınar ağacı dururdu. Gövdesindeki çatlaklar yılların izlerini taşır, her bahar yeniden yeşeren yaprakları ise hâlâ hayata tutunduğunu gösterirdi.</p>
<p>Kasabada yaşayan insanlar bir zamanlar bu meydanda toplanır, çocuklar ağacın altında oyun oynar, yaşlılar akşam serinliğinde sohbet ederdi. Fakat zamanla herkes kendi telaşına düştü. Meydan sessizleşti, ağaç yalnız kaldı.</p>
<p>Bir gün kasabaya yeni taşınan küçük bir kız çocuğu olan Ceyda, çınarın altında otururken ağacın gövdesine kazınmış eski yazıları fark etti. Bu ağaç çok şey görmüş olmalı, dedi kendi kendine. Ertesi gün eline küçük bir defter alıp ağacın yanına geldi. Meydandan geçen insanlara ağacın hikâyesini sormaya başladı.</p>
<p>"Büyükannem anlatırdı," dedi yaşlı bir adam. "Bu ağacın altında insanlar birbirine kızgınken bile oturur, konuşur ve barışırmış."</p>
<p>Bir başkası ekledi: " Eskiden herkes farklı düşünürdü ama aynı gölgede dinlenmeyi bilirdi." </p>
<p>Ceyda , o günden sonra her hafta ağacın yanına gidip insanları davet etmeye başladı. Kimi kitap getirdi, kimi çiçek dikti, kimi de sadece oturup eski günleri anlattı. Çocuklar meydanı temizledi. Gençler kırılan bankları onardı. Büyükler ise birbirleriyle yeniden konuşmaya başladı. Kimse kimsenin aynı düşünmesini beklemiyordu artık, sadece birbirini dinlemeyi öğreniyordu.. Aylar sonra meydan yeniden canlandı. Çınarın dallarında kuşlar ötüyor, altında çocukların sesleri yankılanıyordu.</p>
<p>Bir sabah Ceyda ağacın gövdesine elini koyup:</p>
<p>"Bunca yıl nasıl dayanabildin?" diye fısıldadı.</p>
<p>Rüzgâr dalları hafifçe sallarken, ağaç cevap veriyordu:</p>
<p>"Çünkü köklerim toprağa, dallarım gökyüzüne bağlıydı."</p>
<p>İnsanlar da böyledir. Kökleri geçmişte, umutları gelecektedir.</p>
<p>Yıllar geçti. Ceyda büyüdü, başka şehirlere gitti. Fakat her döndüğünde ilk uğradığı yer yine o eski meydan oldu.</p>
<p>Çınar hâlâ oradaydı.</p>
<p>Gövdesindeki izler artmıştı ama gölgesi hiç eksilmemişti.</p>
<p>Çünkü bazı şeyler sadece büyümez başkalarını da büyütür.</p>
<p>Ve bazen bir şehrin değişmesi için büyük sözlere değil, bir ağacın altında yeniden kurulan küçük bir sohbete ihtiyaç vardır.</p>
<p>                DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer: İlayda Can & Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Teneke Pervane</title>
<link>https://fikirizleri.com/teneke-pervane</link>
<guid>https://fikirizleri.com/teneke-pervane</guid>
<description><![CDATA[ Hızırpaşa kasabasında yoksullukla mücadele eden Kerim ve ailesinin hayatını anlatan &quot;Teneke Pervane&quot; küçük bir çocuğun saf umudunun yıllar içinde büyüme ve hayata tutunma mücadelesine dönüşmesini en sade dille ele alır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aaa47da23017.webp" length="33090" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:31:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Teneke Pervane</strong></p>
<p>​Akşam saatlerinde Hızırpaşa kasabasının toprak evine sessizlik inerken bacadan duman tütmezdi çünkü evde yakacak kömür kalmamış, mutfaktaki tencere boş kalmıştı. Bu yoksul evin odasında, on yaşında bir çocuk olan Kerim oturuyordu. Soğuktan çatlamış elleriyle masada duran küçük bir teneke pervaneye dokunuyordu. Bu oyuncak, hurda tenekelerden ve bir çöp şişten yapılmıştı. Dışarıdan esen her rüzgârda gıcırtıyla dönüyor, yoksul odanın içindeki sıkıntıyı rüzgârın alıp uzağa götürebileceğine dair saf bir umut veriyordu.</p>
<p>​Kerim, dünyadaki bütün kötülüklerin; babasının yorgunluğunun, annesinin dertlerinin ve evdeki yokluğun sebebi olarak bu zor hayatı görüyordu. Ona göre bu ufak pervane, rüzgârı arkasına alıp döndükçe bu dertleri de yok edebilecek bir güce sahipti.</p>
<p>​— Abla, dedi sesi odanın sessizliğinde yankılanarak. Bu pervane dünyadaki bütün kötülükleri alıp uzağa götürebilir mi? Keşke hiç kötülük olmasa, hepsini yok edebilsek...</p>
<p>​Zeynep, elindeki eski bezi bırakıp kardeşine doğru döndü. Yorgunluğunu saklamaya çalışarak şefkatle gülümsedi:</p>
<p>​— Her rüzgâr her şeyi alıp götürmez, Kerim, dedi. Ama insan içindeki inancı diri tutarsa o dönen teneke gibi hayatın rüzgârına karşı hep dik durur. Kötülükler hemen bitmez belki ama bizim onları yenecek gücümüz var.</p>
<p>​Ocağın başında duran boş tencereye bakan Zeynep iç çekti. Babaları Hasan tarladaki parayla en azından ilacı alabilmişti ancak anneleri Fatma Hanım, çocukların halini görüp üzüntüden günlerdir yastığa başını aç koyuyordu. Kasabada onlara el uzatan kimse kalmamıştı. Ne kapıyı çalan bir akraba ne de hallerini soran bir komşu vardı.</p>
<p>​Fatma Hanım, çocuklarının bu konuşmasını kapı aralığından duydu. Gözündeki yaşları silerek içeri girdi ve zayıf sesiyle konuştu:</p>
<p>​— Güzel evlatlarım, diye fısıldadı anneleri. Üzülmeyin sakın. Her zorlukla birlikte bir kolaylık da vardır. Elbet bu kış biter, bahar gelir. Biz birbirimize tutundukça sırtımız yere gelmez.</p>
<p>​Dışarıda ise doğa kendi dengesini koruyordu. Kasabanın etrafını saran dağlar sessizce dururken tepelerden akan su sert kayaları yavaş yavaş aşındırıyordu. Pencerenin kenarındaki küçük sarı çiçek soğuğa direniyor, rüzgârda eğilen ağaçlar kökünden kopmuyordu. Yağmur her yere eşit yağıyordu. Hayatta iyilik de kötülük de hep var olacaktı; asıl kalıcı olan sabırdı.</p>
<p>​Kerim, ablası Zeynep’in dizine başını koydu ve pervane birkaç tur daha dönüp durdu. O akşam her şey bir anda düzelmemiş, yoksulluk kapılarını bir süre daha çalmaya devam etmişti. Yıllar geçip de o teneke pervane eskiyerek pas içinde bir kenara atılsa ve sonunda kaybolup gitse de Kerim'in içindeki o saf niyet ve kötülükten arınmış bir dünya özlemi hiç silinmedi.</p>
<p>​Zamanla baba Hasan tarladaki işlerini yoluna koydu, anne Fatma Hanım sağlığına kavuştu. Abla Zeynep zor şartlara rağmen okulunu bitirip ressam oldu; tuvaline doğanın renklerini ve kasabanın yoksul ama gururlu yüzünü taşıdı. Kerim ise büyüyüp ellerindeki o eski çatlaklar geçtikten sonra muhasebe alanında çalışmaya başladı, günün yorgunluğunu defterine notlar alarak ve insan hikâyelerini biriktirerek attı. Kötülükler dünyadan tamamen silinmemişti belki ama çocuklukta rüzgârı bekleyen o teneke pervanenin yerini, onların yüreğindeki dağlardan daha büyük bir umut aldı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KIRAATHANEDE BİLİMSEL MİZAH VAKASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/kiraathanede-bilimsel-mizah-vakasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kiraathanede-bilimsel-mizah-vakasi</guid>
<description><![CDATA[ “Mizah formülü: İnatçı bir tabure, hassas bir mikrofon ve bir tekir kedinin mükemmel zamanlaması.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa7d200c3399.webp" length="78770" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:19:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KIRAATHANEDE BİLİMSEL MİZAH              VAKASI </p>
<p>Mahallenin en neşesiz kahvesi olarak bilinen "Kıraathane 58", o gün hayatının en büyük sınavına hazırlanıyordu. Kahvenin daimi müdavimi olan emekli matematik öğretmeni Hikmet Hoca, kimsenin gülmediği, fıkraların havada asılı kaldığı bu kurak ortama son vermek için iddialı bir proje geliştirmişti. Ortaya atılan iddia büyüktü.Bu kahvedekileri güldürmek imkânsızdı.</p>
<p>Hikmet Hoca ise: "İmkânsız sadece biraz daha fazla veri gerektirir." diyerek masaya doğaçlama bir laboratuvar kurdu.</p>
<p>​Masanın tam ortasında, üzerinde kablolar sarkan son derece şüpheli bir sayaç duruyordu. Sayacın hemen yanında, ses dalgalarını desibel düzeyine kadar hassasiyetle yakalayan siyah bir mikrofon yükseliyordu. Sistemin beyni ise esnafın neşesini ölçmek için tasarlanan, ecnebi mühendislerin elinden çıkma entübe bir gülme ölçer cihazıydı. Hikmet Hoca, o güne kadar kimseden tek bir tebessüm bile koparamadığı için mahallenin gurur meselesi haline gelen ahşap tabureyi, laboratuvarın en stratejik noktasına, yani inatçılığıyla meşhur Berber Nuri’nin tam altına yerleştirdi.</p>
<p>​Berber Nuri, kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzünde subay tokadı yemiş gibi ciddi bir ifadeyle tabureye tırmandı.</p>
<p>"Hadi bakalım hoca, deliliğin bu kadarına da pes." derken; mikrofon kablosu ceketinin düğmesine takıldı.</p>
<p>Hikmet Hoca: " Sakin olun Nuri Bey, sistem hassas, kahkaha desibeliniz 70'i geçerse sayaç yeşil yanacak." diyerek son ayarları yaptı.</p>
<p>​O sırada kahvedeki herkes, ellerinde çay bardakları, nefeslerini tutmuş bu bilimsel mizah deneyini izliyordu. Çıtırdayan sobanın sesi dışında kimseden ses çıkmıyordu. Hikmet Hoca ilk fıkrayı patlattı, Temel'in fıkrası. Sayaçta çıt yok. Nuri’nin yüz kasları betonarme bir baraj gibi dimdik duruyordu. Hoca pes etmedi. İkinci fıkra, üçüncü fıkra derken tempoyu yükseltti. Gülme ölçer üzerindeki tek bir kırmızı LED bile yanmıyordu.</p>
<p>​Tam o sırada, kahvenin açık bıraktığı kapısından içeriye giren mahallenin tekir kedisi Müslüm, doğrudan Berber Nuri’nin bacaklarının arasına süzüldü ve Nuri’nin yeni yağlanmış, parıl parıl parlayan deri ayakkabısına sürünmeye başladı. Kedi, tam Nuri’nin pantolon paçasına tırnaklarını geçirdiği an, Nuri can havliyle bacağını yukarı çekti. Geriye doğru dengesini kaybeden Nuri, altındaki tabureyle birlikte geriye doğru devrildi.</p>
<p>​Tabure kahvenin tahta zemininde fırtına gibi kayarken, Nuri havada bodoslama takla atıp kahvenin ortasındaki usta şefin tepsisine, tam çay bardaklarının kucağına düştü. Üzerine dökülen üç bardak demli çay ve kafasına geçen çay tepsisiyle birlikte Nuri, yerden kalkmaya çalışırken ayağı mikrofon standına dolandı. Mikrofon, Nuri’nin elinde yankı yaparak doğrudan genzinden çıkan boğuk bir "Miyav!" sesini bütün kahveye son ses amfiyle yaydı.</p>
<p>​Kahvedeki sessizlik bir saniyeliğine yerini buz gibi bir şoka bıraktı, ardından kıraathanenin camları yerinden oynadı. Hayatında ilk defa bu kadar absürt bir felaket yaşayan Berber Nuri’nin kendi çıkardığı kedi sesine bakıp sırıtmasıyla birlikte, gülme ölçerin ibresi kırmızıdan mora döndü. Sayaç arıza lambası yakarak arka arkaya bip sesleri çıkarmaya başladı.</p>
<p>​Kahvedeki herkes masalara vura vura, çayları üstlerine döke döke kahkahaya boğuldu. Hikmet Hoca ise elindeki deftere büyük bir ciddiyetle:</p>
<p>Mizah formülü: "İnatçı bir tabure, hassas bir mikrofon ve bir tekir kedinin mükemmel zamanlaması." yazdı.</p>
<p></p>
<p>               DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer: İlayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Adımlarımız Neden Hep Geride Kalır</title>
<link>https://fikirizleri.com/adimlarimiz-neden-hep-geride-kalir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/adimlarimiz-neden-hep-geride-kalir</guid>
<description><![CDATA[ Akköprü’de tahta yontan Leyla, içindeki aile hasretini gökyüzündeki özlem kuşuyla dindirirken hayatın her zaman kavuşmak olmadığını öğrenirdi. İnsan, uzaktan sevmeyi ve en çok yetişemediği şeylere baka baka büyümeyi kabullenirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa7a965ebb5a.webp" length="55924" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:23:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>Adımlarımız Neden Hep Geride Kalır?</strong></span></p>
<p>​Akköprü’nün geniş göğünde, her sabah rüzgârla birlikte özlem kuşu uçardı. O kuş, yeryüzündeki insanlara içlerindeki gizli hasretleri hatırlatmak, uzaktakilerin sızısını dindirmek için göklerde dolanırdı. Çocuk yaşta toprağa verdiği annesi Emine ile babası Hasan’ın yokluğunu ve ekmek parası için yıllar evvel gurbet ellere yolladığı kardeşi Kerem’in sessizliğini, içindeki derin aile ve sevgi açlığını hep o kuşun kanat sesleriyle dindiren Leyla, günlerini atölyede tahta yontarak geçirirdi. Gökyüzünde süzülen o kanatlara her baktığında kaybettiklerini ve uzaklardakileri yeniden bulduğunu hisseder; sanki kanat çırpan o siluette geride bıraktığı bütün canların sıcaklığını kucaklardı.</p>
<p>​O kuşun kanatları uzadıkça uzar, dağların ardındaki saklı yerlere değerdi. Lakin ona doğru bir adım atılsa yollar uzar, ara bir türlü kapanmazdı. Ne kadar yaklaşılmak istense de o ses hep biraz ötede kalırdı. İnsan her şeye erişemezdi; bazen nasip, uzaktan esen bir rüzgârdan ibaretti. Yine de o varlığın bu dünyada nefes aldığını bilmek, insanın yüreğini rahatlatmaya yeterdi.</p>
<p>​Zaman, evlerin yanından akan berrak suyun sesiyle akardı. Kasabanın taş evleri, bahçeleri ve çocukların koşturduğu yollar bu sessiz hasreti yakından tanırdı. Bahçelerdeki ağaçlar meyve vermiş, yaprakların arasından süzülen güneş toprağa düşmüştü. Leyla, çarşıdan çıkan patikadan tepeye yürürken gözlerini yine gökteki kuşa dikmişti. İçindeki özlem kuşu, ulaşılamayan şeylerin hep bir adım geride kalışını hatırlatırdı; çünkü bazı kaderler kavuşmaya değil, sadece aramaya yazılmıştı. Adımları ağırlaşmış, kalbi o kuşun sesine ayak uydurmuştu. Bu sızı, toprağın suya olan hasreti gibi derinlerdeydi.</p>
<p>​Dağda kayalar yerli yerinde dururken bulutlar gökte yavaşça geçerdi. İnsan bazen sevdiğine kavuşamaz, eli boş kalır sanırdı; oysa insan düşer gayrete, kalanı kendiliğinden olurdu. Leyla da vuslatın sabır istediğini iyi bilirdi. Özlem kuşuna hiçbir zaman tam anlamıyla yaklaşamamasının sebebi, elleriyle şekillendirdiği eserlerde de hissettiği gibi, bazı güzelliklerin ancak uzaktan sevildiğinde saf kalabilmesiydi. Ne kadar uzakta olursa olsun sevdiğin bir varlığın bu dünyada var olduğunu bilmek, kuru bir dalın yağmurla yeniden canlanması gibi içini ısıtırdı.</p>
<p>​Akşam yaklaşırken rüzgâr dindi. Leyla tepeye vardığında özlem kuşu son bir kez kanat açıp akşama karıştı. O kuşa dokunamamıştı ama atölyesine döndüğünde tahtaya yansıtacağı o sevgiyi yüreğinde duydu; çünkü bazen erişemediğin bir şeyi uzaktan sevmek insana yeterdi. “Adımlarımız neden hep geride kalır?” sorusunun cevabı belki de buydu: İnsan, en çok yetişemediği şeylere baka baka büyürdü.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NEREYE GİDİYORSUN KALBİM</title>
<link>https://fikirizleri.com/Mini-Oyku</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Mini-Oyku</guid>
<description><![CDATA[ Bazen insanın gitmesi gereken yer bir şehir, bir sokak ya da başka bir hayat değildir. Kendisinden uzaklaştığı yere, yani yine kendisine dönmesidir. Bu metin, uzun süren bir suskunluğun ardından atılan ilk adımı anlatıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa695cbaed65.webp" length="37062" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:25:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sabahın ilk ışıkları pencerenin tozlu camına vururken göğüs kafesimde yerini yadırgayan ağır bir sızıyla uyandım. Oda, her zamanki tanıdık kokusunu, eksilmiş zamanların o ağırlaşmış küfünü taşıyordu. Yıllardır aynı duvara bakan yatak, aynı masanın üzerinde duran yarım kalmış bardak ve dışarıdan sızan şehrin o tekdüze uğultusu… Hayat, uzun süredir akmayan bir suyun havuzda bıraktığı o bulanık sükûnetten ibaretti. Aynaya baktığımda gördüğüm yüz, yabancıdan ziyade uzun zamandır ihmal edilmiş, unutulmuş bir dostun yüzü gibiydi. Gözlerimin etrafındaki çizgiler, içimde biriken ama bir türlü dışarı dökülemeyen kelimelerin haritasıydı sanki. Kahveye mıhlanmış gibi durduğum o odadan çıkmak, dışarıdaki o acımasız akıntıya karışmak eskiden korkuturdu. Şimdi ise bu evde kalmak, yavaş yavaş nefessiz kalmakla eşdeğerdi. Derin bir nefes aldım; içimdeki o korkak ama ısrarlı ses, belki de ilk defa bu kadar net duyuluyordu: “Nereye gidiyorsun, kalbim?”</p>
<p>Cevabı beklemeden eski paltoyu omuzlarıma attım, masanın üzerindeki boş defteri ve kalemi cebime sıkıştırdım. Kapıyı arkamdan çekerken içeride bıraktığım o güvenli ama boğucu hapsin anahtarını unuttuğumu biliyordum. Sokağa adım attığımda sabahın serinliği yüzüme bir tokat gibi çarptı ama bu acı değil, diriltici bir tazelikti. İnsanlar işlerine, telaşlarına, hayatın o sonsuz koşturmacasına yetişmeye çalışırken ben akıntının tersine yürüyen tek insan gibiydim. Adımlarım önce kararsız, biraz da ürkekti; sanki her an arkamdan biri seslenecek ve beni o eski rutinime geri çağıracak sanıyordum. Sahile doğru inerken denizin o tuzlu ve yabani kokusu ciğerlerimi doldurdu. Rıhtımın tahta korkuluklarına yaslandım. Dalgalar kıyıdaki kayalara vurdukça sanki zihnimdeki o gereksiz kalabalığı, ertelenmiş pişmanlıkları, dünün taşıyamadığım yüklerini birer birer silip süpürüyordu.</p>
<p>Cebimdeki defteri çıkardım. Sayfaları rüzgârda dalgalandı. Kalemim, uzun süren bir suskunluğun ardından ilk defa bu kadar kendiliğinden kaydı kâğıdın üzerine: “Kaçmak değilmiş meğer aradığım; kendime yetişmekmiş bütün mesele.”</p>
<p>Rıhtımın o tanıdık, güvenli taşlarını ardımda bırakıp şehrin denize çıkmayan dar, yokuş yukarı sokaklarına saptığımda sabahın ilk saatleri henüz tüm ağırlığını üzerinden atamamıştı. Eskiden bu sokaklar bana bir labirent gibi görünür, adımlarımı hızlandırarak bir an önce evdeki o boğucu güvenliğe sığınma isteği uyandırırdı. Şimdi ise her bir kaldırım taşı, her bir eski ahşap kapı sanki uzun zamandır unuttuğum bir lisanla fısıldıyordu bana. Karşı mahallede, kepenkleri henüz yeni açılan minik bir kahvenin önünden geçiyordum. İçeriden yayılan taze çay kokusu ve ocağın dem tutma sesi, adını koyamadığım bir aidiyet duygusuyla durdurdu beni. Sedirleri eskimiş, masaları zamana direnmiş bu küçük dükkânda, pencere kenarındaki masaya yerleştim. Garsonun hiçbir şey sormadan önüne bıraktığı ince belli bardaktan yükselen buğu, camdaki sabahtan kalma buğuyu yavaşça siliyordu.</p>
<p>Çantamdan defterimi çıkarıp sayfaları çevirirken ilk günkü o çaresiz mürekkep lekelerini, korkuyla karalanmış satır aralarını gördüm. Ne garip; insan kendi içindeki gürültüyü susturmayı başardığında dış dünyanın gürültüsü de siliniyormuş meğer. Artık ne kaçacak bir yerim vardı ne de sığınacak bir limanım. Dünya, tam da şu an oturduğum bu ahşap masadan ibaretti. Kalemimi elime aldım ama uzun süre bir şey yazmadım. Sadece pencereden sokağa dökülen ışığı, insanların telaşsız hâllerini izledim. Sonra, defterin en temiz sayfasına hayatımın bu en sessiz ve en hakiki cümlesini bıraktım: “Yolu bitirmek değil marifet; her adımda yeniden doğmayı göze almak.”</p>
<p>Defteri yavaşça kapattım. Çayın son yudumunu içerken göğüs kafesimdeki o eski daralma yerini engin bir boşluğa, hafifliğe bırakmıştı. Artık biliyordum; insan kendi içine vardığı an dünyanın en uzak şehrinde bile evindeydi. Sokakların o yorucu labirenti yavaşça ardımda kalırken adımlarımın yönünü bilmesem de ilk defa adımlarımın sahibi olduğumu hissediyordum. Güneş, şehrin gri çatılarının üzerinden süzülüp üzerime doğarken içimdeki o uzun kış nihayet yerini cıvıl cıvıl bir bahara bırakmıştı.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KÖK&amp;ANA’NIN NEFESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kok-ananin-nefesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kok-ananin-nefesi</guid>
<description><![CDATA[ O Kök-Ana’nın gövdesinde açan yeni bir dal, ormanın hafızasına kazınan taze bir mitti. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa5384982b92.webp" length="79866" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 11:32:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>         <strong>KÖK-ANA’NIN NEFESİ </strong></p>
<p>Gözlerini ilk açtığında gökyüzü, sırsız ve çatlamış bir çömlek gibi üzerlerine kapanmış, kasım ayının ağır, reçineli ve sarhoş edici buharını tepelerine döküyordu. Reyhan, köklerin arasında sıkışıp kalmış oklava gibi düzleşmiş belini esnetmeye çalıştı ama toprak, bu sabah onu her zamankinden daha sıkı, daha inatçı ve isyankâr bir tutkuyla sarmıştı. Kaburgalarının altındaki o tanıdık ağırlık, bir taşa sarılı su yılanı gibi ağır ağır kımıldıyor, teninin altındaki her kası kendi ritmine uyarlıyordu.</p>
<p>Zaman, Kök-Ana’da saatlerin tik taklarıyla değil, gövdeye yürüyen suyun hızıyla, yaprakların toprağa düşüşüyle ölçülürdü. Ve bugün suyun sesi hızlanmıştı; toprak, içindeki kadim çağrıyı dışarı kusmak için sabırsızlanıyordu.</p>
<p>“Vakit geliyor,” dedi ihtiyar Zühre. Sesi, kırk yıllık meşe kabuğunun sürtünmesinden farksızdı; kuru ama hayat doluydu. Eliyle Reyhan’ın sırtını sıvazladı. Parmak uçlarından sızan kadim toprak kokusu, Reyhan’ın kendi terine ve korkusuna karıştı.</p>
<p>“Orman seni tutmak istiyor, kızım. Bak, kökler ayak bileklerini sarmaya başladı bile. Doğurmadan önce seni tamamen yutmasından korkuyorum.”</p>
<p>Reyhan başını kaldırıp bacaklarına baktı. Çıplak teni ile altındaki koyu kahverengi toprak arasındaki sınır tamamen silinmişti. Derisinin gözeneklerinden ince, yeşilimsi damarlar fışkırıyor, toprağın altındaki diğer binlerce damarla öpüşerek onu bu dünyaya sabitliyordu. İçindeki can, her tekmesinde sanki kemiklerini değil, ormanın en derinlerindeki sütunlu çamların gövdelerini zorluyordu.</p>
<p>Köyün dışındaki ulu sedirin altına doğru yürümeye başladılar. Adımları kurşun gibi ağırdı; her basışta ayakları yere saplanıyor, sanki toprak onları sonsuza dek içine çekmek için yalvarıyordu. Diğer kadınlar çoktan toplanmıştı. Kimi bir dişi kurdun donuk ve kararlı bakışlarıyla ufku izliyor, kimi sırtını yasladığı kayın ağacının kabuğuyla aynı ritimde soluyor, kimi ise dalların arasında bir baykuş gibi tünemiş, sessizliği dinliyordu. Burada hiç kimse tam olarak insan değildi; herkes, içindeki o kadim hayvanın ve toprağın kokusuyla mühürlenmişti.</p>
<p>Reyhan sedirin gövdesine yaslanıp gözlerini kapattığında, ormanın bin yıllık uğultusu doğrudan kulak zarlarından içeri aktı. Kurtların ulumaları, köklerin yer altındaki sessiz çatırtıları, nehirlerin yatak değiştiren hırıltısı ve toprağın derinliklerinde uyuyan kadim anaların nefesi tek bir seste birleşti.</p>
<p>“Bırak kendini,” diye fısıldadı Zühre, kulağına doğru eğilerek. “Korkma. Sen sadece bir kapısın. Kapı açılır, rüzgâr içeri girer, rüzgâr geçer, geriye sadece ormanın sesi kalır.”</p>
<p>O an sancı, bir yıldırım gibi kasıklarından yukarı tırmandı. Bu, bir kesiğin ya da etin ezilmesinin acısı değildi; bu, toprağın ikiye yarılması, kayaların ufalanması gibi büyük, amansız ve durdurulamaz bir coğrafyaya aitti. Reyhan’ın göğsünden, tıpkı ormanın derinlerinde yanan gizli yangınlarda olduğu gibi koyu bir buhar ve boğuk bir hırıltı yükseldi. İçindeki dişi kurt, tenini terk edip ormanın gölgelerine karışmak ister gibi kaburgalarını tırmalarken bedeni başka bir yasaya boyun eğdi.</p>
<p>Pelvisi, yer altındaki mağaraların tavanı gibi büyük bir gıcırtıyla genişledi. Toprak, Reyhan’ın altında derin bir nefes gibi kabardı ve iki yana yarıldı. O esnada derisi gerildi, inceldi ve transparan bir hâl aldı; damarlarındaki kızıl kan yerini akışkan, kehribar rengi bir reçineye bırakmıştı.</p>
<p>“Geliyor,” dedi çevredeki kadınlar bir ağızdan. Sesleri, insan sesinden ziyade fırtınada sallanan dalların çıkardığı o hışırtılı ve tüyler ürpertici melodiye benziyordu.</p>
<p>Reyhan son kez bütün gücünü, toprağın ona fısıldadığı o vahşi iradeyle birleştirdi. Toprağın en derin katmanından sökülen devasa bir mandora kökü gibi, ıslak, parlak ve toprağa bulanmış ağır bir varlık kucağına düştü. Göbek bağı yoktu; onun yerine bebek ile anne arasında, canlı ve parlayan kehribar rengi kalın bir kök uzanıyordu. Zühre elindeki keskin çakmak taşını uzattı. Reyhan, taşı kendi elleriyle kavradı ve o canlı bağı tek bir kararlı hamlede kesti.</p>
<p>Kök kesildiği an, topraktan içeri derin, rahatlamış bir iç çekiş yayıldı.</p>
<p>Reyhan yorgunluktan titreyen elleriyle kucağına baktı. Doğan çocuk sadece bir et parçası değildi; teni hafif yosun yeşili tonlarındaydı ve nefes aldıkça küçük göğsü, ormanın en taze, en inatçı sürgünleri gibi inip kalkıyordu. Başının üzerinde ise henüz ele avuca sığmayan, minicik geyik boynuzlarının ilk tomurcukları belirmişti.</p>
<p>Yorgunluktan gözleri kapanırken Reyhan, bebeğini toprağın üzerine, ormanın kalbine doğru bıraktı. Orman, o çocuğu kucaklamak için kollarını, uzayan sarmaşıklarını, uyanan köklerini ve hışırtılı yapraklarını coşkuyla açtı.</p>
<p>Bu dünyada hiç kimse çocuğuna sahip olamazdı, çünkü her yeni doğan, ormanın toprağına verilmiş bir yemin, ormanın kendisine yazdığı yeni bir mit idi. Reyhan gözlerini karanlığa teslim ederken, içindeki kurdun ormanın karanlığına karışıp özgürce uluduğunu duydu. Toprak, bir evladını daha büyük bir açlıkla kabul etmişti.</p>
<p>Toprak, üzerine dökülen o taze kehribar kokusunu içine çektiğinde, ormanın derinliklerindeki uğultu bir an için kesildi; sanki devasa bir ekosistem, yeni doğan bu küçük nefesi selamlamak için soluğunu tutmuştu.</p>
<p>Reyhan’ın sırtını yasladığı sedir ağacı, gövdesinden aşağıya doğru yavaş bir titreşim gönderdi. Bu titreşim, Reyhan’ın yorgunluktan uyuşmuş tenine ulaştığında damarlarındaki reçineli akıntı yeniden hızlandı. Göz kapakları kurşun gibi ağırdı ama zihni, ormanın en yüksek dallarında esen rüzgâr kadar keskin ve uyanıktı.</p>
<p>“Bırakma kendini tamamen,” diye fısıldadı Zühre. Yaşlı kadının parmakları, Reyhan’ın şakaklarındaki yeşil damarları yatıştırır gibi nazikçe geziniyordu. “Daha köklerinle vedalaşmadın. Orman çocuğu aldı ama seni henüz tamamen serbest bırakmadı.”</p>
<p>Reyhan gözlerini araladığında, etraftaki kadınların yere çömelmiş, ellerini toprağa bastırmış olduklarını gördü. Hiçbiri kıpırdamıyordu. Onların da bedenleri bu uzun ritüelin sonunda ormanın dokusuna karışmış gibi görünüyordu. Kiminin saçları kuru yapraklara dönüşmüş, kiminin omuzları gri birer kaya parçası gibi kamburlaşmıştı.</p>
<p>Yavaşça doğrulmaya çalıştı. Belindeki o devasa esneme hissi, kemiklerinin yeniden insan formuna bürünürken çıkardığı kuru çatırtılarla karşılık buldu. Pelvisi eski genişliğini yitiriyor, toprağın içinden yukarı tırmanan o vahşi güç yavaşça çekiliyor, yerini sıradan bir yorgunluğa bırakıyordu. Ama içindeki o boşluk, rahminin ve ruhunun ormanla paylaştığı o devasa boşluk, hiçbir zaman kapanmayacak bir kapı gibi açık kalmıştı.</p>
<p>Bebek, ulu sedirin köklerinin arasında, toprağın ta kendisinden yapılmış bir beşik gibi duruyordu. Küçük geyik boynuzlarının tomurcukları, sabah ayazında parlayan çiy taneleri gibi nemliydi. Ormanın sarmaşıkları, bebeği incitmekten korkar gibi hafifçe etrafına dolanmış, ona yeşil bir battaniye örmüştü.</p>
<p>“Adı ne olacak?” dedi aralarından genç, henüz ilk doğumunu yapmış bir kadın. Gözlerinde dişi bir kurdun inatçı pırıltısı vardı.</p>
<p>Reyhan ellerine bulaşan kurumuş toprağa ve reçineye baktı. Kök-Ana’da isimler konulmazdı; isimler, çocuğun doğduğu an ormanın çıkardığı sese veya doğanın o gün ona fısıldadığı kehanete göre kendiliğinden beliriverirdi.</p>
<p>O sırada, sedir ağacının tepesinden kopan kuru bir dalın yere düşüş sesi duyuldu ve hemen ardından uzaklardan, ormanın kalbinden gelen derin bir rüzgâr uğultusu ortalığı kapladı. Bu ses, toprağın ve suyun birbirine kavuştuğu yerdeki o tok ses idi.</p>
<p>“Yar,” dedi Reyhan, sesi toprağın altından gelen bir yankı gibi boğuk ama net çıkarak. “Adı Yar.”</p>
<p>Zühre onaylarcasına başını salladı. Diğer kadınlar da bu ismi içlerinde tekrarladılar. İsim, ormanın yaprakları arasında yankılanarak uzaklaştı. Yar, artık ne sadece Reyhan’ın evladıydı ne de sıradan bir insan; o, Kök-Ana’nın gövdesinde açan yeni bir dal, ormanın hafızasına kazınan taze bir mit idi.</p>
<p>Güneş, kasım bulutlarının arasından sızan solgun ve bakır rengi ışıklarıyla ormanın üzerine serildiğinde, kadınlar sessizce ayağa kalktılar. Bebek ormanın koruyucu kökleri arasında güvenle uyuyordu. Reyhan, son kez arkasına dönüp baktı. İçindeki dişi kurdun gölgelerde sessizce adımladığını hissederek diğer kadınlarla birlikte köyün yolunu tuttu. Bedenleri ormana bir parçasını bırakmıştı ama ruhları, bu ebedi döngünün içinde yeniden, daha güçlü ve daha vahşi bir kökle toprağa bağlanmıştı.</p>
<p>Köyün dar ve kıvrımlı patikalarından yürürken Reyhan’ın adımları, ormanın derinliklerinden hâlâ bacaklarına sarılan o görünmez köklerin ağırlığını taşıyordu. Her adımda toprak, tenindeki reçineyi yavaşça emiyor, onu yeniden insanların kurallarına, evlerin duvarlarına ve ateşin etrafındaki o geçici güvenliğe geri çağırıyordu. Ancak Reyhan biliyordu ki o ormanın kökleri arasında bıraktığı parçasından sonra artık hiçbir duvar onu tamamen çevreleyemezdi.</p>
<p>Köye vardıklarında, alçak taş evlerin bacalarından tütmeye başlayan dumanlar, kasım akşamının soğuk havasına karışıyordu. Yaşlı Zühre, diğer kadınlardan sessizce ayrılıp kendi ocağına doğru süzüldü. Reyhan ise evine girdiğinde, odanın loş ve toprak kokan sessizliğiyle baş başa kaldı.</p>
<p>Ateş sönmek üzereydi. Külün altında hâlâ kor gibi parlayan o küçük kırmızı göz, tıpkı ormandaki vahşi bir hayvanın bakışı gibi odayı izliyordu. Reyhan, üzerine sinen toprağı ve kurumuş kehribar reçinesini yıkamak için su dolu tahta çanağa uzandı. Suyu tenine değdirdiği an, derisinin altındaki yeşil damarların hafifçe sızladığını hissetti. Orman, bedeninden elini tamamen çekmemişti; sadece sesini alçaltmış, uykuya çekilmişti.</p>
<p>Gece, Kök-Ana’nın üzerine ağır bir post gibi indiğinde köy tamamen sessizliğe büründü. İnsanlar uykudaydı ama bu dünyada uyku, sıradan bir dinlenme değil, ruhun toprağın altındaki köklerle yeniden buluştuğu bir rüya ayiniydi.</p>
<p>Reyhan yatağına uzandı ama gözlerini kapatamadı. Pencereden içeri sızan dolunayın gümüşi ışığı, odanın toprak duvarlarında uzun, yabani gölgeler çiziyordu. Kulaklarını tırmalayan o uzak rüzgâr uğultusu, şimdi daha yakından, sanki evin hemen dışındaki çalılıkların arasından geliyordu.</p>
<p>Ve o an, karanlığın içinden tanıdık bir ses yükseldi. Derin, boğuk ama bir o kadar da taze bir nefes.</p>
<p>Reyhan yerinden fırladı, üzerindeki örtüyü iterek kapıya koştu. Ahşap sürgüyü açtığında, soğuk gece havası yüzüne keskin bir bıçak gibi çarptı. Eşiğin hemen önünde, ormanın kenarından süzülüp gelen küçük bir gölge duruyordu.</p>
<p>Yar, oranın koruyucu sarmaşıklarından ve yapraklarından sıyrılmış, gecenin rengine bürünmüş bir şekilde orada duruyordu. Minik geyik boynuzları, dolunayın ışığında parlıyor, gözleri ise bir kurdunki gibi karanlıkta yansıma veriyordu. O, sıradan bir insan yavrusu gibi ağlamıyordu; aksine, ormanın diliyle, toprağın o derin ve sarsılmaz ritmiyle soluyordu.</p>
<p>Reyhan diz çöktü. Çocuğunu kucağına aldığında, içindeki dişi kurdun göğsünde yeniden uyandığını, ormanın bin yıllık hafızasının bu küçük bedenle birlikte yeniden evine döndüğünü hissetti.</p>
<p>Bu dünyada analık bir son değil, ormanla yapılan ebedi bir anlaşmaydı. Reyhan, Yar’ı göğsüne bastırıp başını gökyüzüne kaldırdığında, yıldızların bile bu topraktan beslenen devasa birer kök ağıyla birbirine bağlı olduğunu gördü. Gece, ana ve çocukla birlikte yeniden nefes almaya başladı.</p>
<p>Ve son nefes, toprağın derinliklerinde yankılanıp sessizliğe karıştı.</p>
<p>Ulu sedirin gölgesi, Kök-Ana’nın üstüne ağır bir yorgan gibi örtülürken nehirler yataklarında huzurla dinlenmeye, orman ise bir sonraki uyanışa kadar rüya görmeye başladı. Reyhan ve Yar, karanlığın ve toprağın ev sahipliğinde, bu kadim döngünün en saf ve en vahşi parçası olarak gecenin sınırsızlığına karıştılar. Artık ne bir başlangıç ne de bir son vardı; sadece köklerin ve nefesin ebedi akışı kalmıştı.</p>
<p></p>
<p>               DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HESAPTA YOKKEN</title>
<link>https://fikirizleri.com/hesapta-yokken</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hesapta-yokken</guid>
<description><![CDATA[ Grubun lokomotifi masayı dağıtır; ölüm gibi bir şey olur da kimse ölmez. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa099bf993ba.webp" length="59512" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 10:09:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülay Karadaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HESAPTA YOKKEN</strong></p>
<p>​Her şey mayıs sonlarında, bir gece saat üç sularında Fahri’nin Zeyno’yu aramasıyla başlamıştı. “Bu deli kadını al götür Zeynep, can güvenliğim yok!” diye bağırıyordu telefonda.</p>
<p>​Zeyno sözüm ona grubun anaç tavuğudur. Sena, kırılganlığına bakmadan “eşitlik” naraları atar; ben pasif-agresif inişler çıkışlar yaşarım. Sena iplenmediğini anladığında, ben konuşamadığımda Zeyno kanatlarını açardı; biz de hemen altına tünerdik. Sıcacık. Konfor alanımızdaydık. On beş yıldır…</p>
<p>​Zeyno sabahlığını çektiği gibi kapı terliklerini ayağına geçirdi. Dövmeye adam lazımdı herhalde, beni aradı. Ben sonradan katılmıştım aralarına ama aynı sokakta oturuyorduk. Çocuklarımızı beraber büyütmüştük.</p>
<p>​Fahri yine eve geç gelmiş, yine açıklama yapmamış, Sena’nın damarına damarına basmıştı. Bu adamın suyu kaynamıştı ya, neyse.</p>
<p>​Sena hâlâ flört ettiği günlerini arıyor, kümeden düştüğünün ayırdına varamıyordu. Kapıyı çaldık. Benim tarafım belli. Zeyno incinmiş kadınlara şefkat göstermekte mahirdir ama asıl öykündüğü arabuluculuktur. Kapıyı yılışık kocası açtı. Salona girince Sena’yı, kocasına yönelttiği bıçakla heykel gibi donmuş hâlde bulduk. Ahretliğimiz Zeyno, bir fotoroman sahnesinin tam ortasındaymış gibi araya girdi ve o bıçağı aldı.</p>
<p>​Don Kişot’u erkek bilirdiniz, değil mi?</p>
<p>​Elindeki bıçakla Zeyno birden yutkundu, dudakları titremeye başladı. Koltuğa yığıldı. Emir kipiyle Fahri’ye “Su getir!” dedim. Suyeşili bardaktan su içti Zeyno. Bu bardağın aynısından hepimizde vardı. Taksitçide Zeyno hayran hayran bakarken ona, hepimiz oyun arkadaşı oluvermiştik.</p>
<p>​Zeyno ok gibi fırladı yerinden. Sena’ya dönüp “Bu senin meselen,” dedi ve çekip gitti. Kaptan Zeyno gemiyi terk etmişti.</p>
<p>​Sena banyoya girip kapıyı kilitledi. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.</p>
<p>​Sen hırçınlığın resmini çizebilir misin, Abidin?</p>
<p>​Sena’nın bile telefon rehberinde olmayan annesinin, babasının bende bir karşılığı olabilir mi? Babası, Sena evlenirken nikâhına gelmemiş, çeyizini nakliye ücretini vermesi koşuluyla göndereceğini söylemişti. Bahtsız bedevi annesi sınırlı kelimeyle konuşurdu; kızıyla ortak bir dil oluşturamamıştı.</p>
<p>​“Sena, sakin ol canım, aç kapıyı.”</p>
<p>​Kilit biraz takıldıktan sonra açıldı. Sessizdi. Hayret. Ayrık otları yol buldu kendine.</p>
<p>​Sena, “Sen niye gitmedin İdil? Seyir mi lazım?” dedi.</p>
<p>​Kan yürümüş gözlerine baktım. “Küçücük mutfağına yüreklerimizi sığdırmıştık yıllarca. Kapının yerini biliyorum,” dedim.</p>
<p>​“Sil baştan başlamak lazım,” diyordu arkamdan. Tutunacak son dalını da kesiyordu.</p>
<p>​Küçük, samimi, 90’lar tadında bir dostluk filomuz vardı. Kriz anında toplanırdık. Teknik yönden zayıf çözümler bulur ama yine de kara bulutları dağıtırdık. Günlerin getirdiği sofralarda firik pilavı, ev yapımı karışık turşular… Hep Sena’nın başına kalan kahve falı bakma ritüeli…</p>
<p>​Bir şey çatladı. Sesi kulağıma geldi.</p>
<p>​Eve gidince keskin bıçağın ucuna ben geçtim bu defa. Bütün sıfatlarınızı aldım, apoletlerinizi söktüm. Korku aptallaştırıyordu beni. Hakikate çıplak gözle bakıyor, inanmıyordum.</p>
<p>​Sabahına Zeyno’yu aradım. İnternetten hangi çantaya bakıp örnek çıkarıyor kim bilir… Baraj kapaklarını açmayacak yeni sürüm arkadaş bulmuş mudur akşamdan sabaha? Realisttir o. Şeyhimize sadakatte kusur mu ettik? Takkesi düşerse onu da alırdık yerden biz.</p>
<p>​Birkaç ısrardan sonra açtı telefonumu. “Silik varoluşlardan bıktım, bir faydam olmadı. Bırakmayı bilmek gerek,” dedi. Genel bir cümlenin içinde yerimi almıştım.</p>
<p>​Bizi bir arada tutan Zeyno’ymuş meğer. Geldi kulağıma övünmesi…</p>
<p>​Sol göğsüme yürüyen bir sızı var ki zannetmem ki onu da bana bıraksın, Sena sahiplenir.</p>
<p>​Geçen pazarda gördüğüm o dolgun kadın geldi aklıma. Sesi de benzemez ya insanın. Sena, sen insanoğlunun ortalaması mısın?</p>
<p>​Sena’nın 25 yıllık boşuna kürek çektiği evliliğini bitirdiği de geldi kulağıma. Hayatın kendisi mi, zihninden geçenler mi yordu seni? Bunu düşünecek çok zamanın olacaktır artık.</p>
<p>​Bu gemiden mutlu inecekmiş. Yolun sonra yaşamından tatmin olmuş, hafiflemiş insanların gülümsemesi kalacakmış yüzünde. Öyle sabitlemiş WhatsApp’ın bu sözü.</p>
<p>​Dostluk filosunda açık kalan sekmeler var. Zeyno milyoncudan aldığı boncuk çekmecelerine uzanırken, Sena kıraathanenin önünden saklanmadan geçerken, ben metanetle şapkamla selamladım dilimin varmadığı yakın maziyi. Beni nelerin beklediğini bilemediğim tali yola girerken akşam da olmak üzereydi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİNLERCE HİCRAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/binlerce-hicran</link>
<guid>https://fikirizleri.com/binlerce-hicran</guid>
<description><![CDATA[ Bazen uzaktan uzağa çalınan hüzünlü bir veda, bazen de rüzgârın pencere camına savurduğu kuru bir yaprak. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa15d24ad0ad.webp" length="48406" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Sep 2026 16:20:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>            BİNLERCE HİCRAN</p>
<p>Sokak lambasının ışığı, Arnavut Kaldırımları'nın üzerinde yorgun ve titrek bir gölge gibi uzuyordu. Bu şehir, hüznü hep en sessiz saatlerinde kusar, gece yarısını geçtikten sonra gürültülü caddeler yerini, insanı kendi iç sesiyle baş başa bırakan o keskin, acımasız ıssızlığa bırakır. Adımlarımın kaldırım taşlarında yankılanan tok sesi, içimdeki binlerce hicranın melodisine ayak uyduruyordu. Her bir taş, üzerinden geçen onca yılın, söylenmemiş sözlerin ve yarım kalmışlığın ağırlığıyla çökmüştü içime. Göğüs kafesimin altındaki o daracık odada bir sızı hüküm sürüyordu. Binlerce hicran. Sadece bir kelime, sadece geçici bir acı değildi bu, zihnimin en ücra kıvrımlarında saklanan, her biri kendi yangınını sırtlamış anıların koca bir ordusuydu. Bazen uzaktan uzağa çalınan hüzünlü bir veda, bazen de rüzgârın pencere camına savurduğu kuru bir yaprak, o uyuyan orduyu sessizliğin orta yerinde birden ayağa kaldırırdı.</p>
<p>​Hafızamın en tozlu raflarında, zamanın silmeye kıyamadığı o son bakış duruyordu hâlâ. Gözlerindeki o buğu, ayrılığın o keskin, boğucu kokusu ve geride bırakılan eksik cümleler. İnsan en çok neye yanar, biliyor musun? Gidenin yokluğuna ve geride kalanların o evde, o odada, o masada bıraktığı o yankılı sessizliğe. Her köşe başı, yaşanmamış yarınların hayaliyle örülü birer örümcek ağı gibiydi; dokunsan dağılacak, dokunsan ruhunun teli kopacaktı. Rüzgâr, eski bir defterin sararmış yapraklarını havalandırır gibi esti saçlarımdan. Gökyüzü kapkara bulutlarla örülüydü, yıldızlar küsmüş gibi saklanmıştı. İçimdeki o binlerce hicran o karanlık gökyüzünün yeryüzüne inmiş haliydi, ne bir adım ileri gidebiliyor ne de arkaya bakmadan durabiliyordum. Sadece yürüyordum. Zamanın ötesine, belki de hiç varılamayacak o sakin limana doğru, içimdeki kalabalık yalnızlıkla birlikte.</p>
<p>​O yürüyüşün sonu olmayan bir dehliz gibi uzandığını hissettiğim anlarda, sokak lambaları da birer birer sönüyor, geriye sadece içimin o kör karanlığı kalıyordu. Her adımda, zihnimin ta derinliklerinde yıllardır kilitli tuttuğum o paslı kapı biraz daha aralanıyordu. Kapının ardında ise loş bir salon, üzerinde hâlâ kokusu tütmeyen kahve fincanları ve masanın üzerinde yarım kalmış, inkâr edilmiş bir mektup duruyordu. Zaman, bazı insanları geleceğe taşırken bazılarını aynı cümlenin ortasında asılı bırakır; işte ben o asılı kalanlardandım. Ne hikâye bitti ne de kelimeler tükendi; sadece sayfalar birbirine yapışmıştı. Elimi uzatsam dokunacak gibiydim o eski güne, o rüzgârlı sabaha. Ama dokunduğum an, her şeyin bir avuç kum tanesi gibi parmaklarımın arasından kayıp gideceğini biliyordum.</p>
<p>​Adımlarım beni farkında olmadan şehrin unutulmuş sahil şeridine, dalgaların betona çarparak köpürdüğü o ıssız rıhtıma çıkardı. Deniz, simsiyah dev bir ayna gibi gökteki bulutları yansıtıyordu. Burası, kelimelerin bittiği, rüzgârın en yüksek sesle konuştuğu yerdi. İçimdeki binlerce hicran, dalgaların her vuruşunda sanki birer çakıl taşı gibi kıyıya vuruyor, her biri ayrı bir geçmişin ezgisini mırıldanıyordu. Rıhtımın ortasındaki paslı demir korkuluklara yaslandım, soğuğun parmak uçlarımdan içeri sızmasına boyun eğerek. İnsan, en büyük kavgaları hep kendi içinde, kimsenin duymadığı o tenha odalarda veriyor. Dışarıdan bakanlar sadece yürüyen bir gölge görür, oysa o gölgenin içinde yıkılmış imparatorluklar, yakılmış gemiler ve hiç söylenmemiş veda hutbeleri yatar.</p>
<p>​Ufuk çizgisinde, gecenin lacivert tonunu yavaşça delen o soluk, grimsi aydınlık belirmeye başladığında, şehrin üzerindeki kabus dağılmıyor, sadece gerçeği daha keskin hatlarıyla gözler önüne seriyordu. Gökyüzü mordan griye dönerken, içimdeki yoğun sis tabakası yerini derin bir yorgunluğa bırakıyordu. Gece boyunca savaştığım o hayaletler, günün ilk nefesiyle birlikte rüzgâra karışıp kaybolmuştu. Kepenkler birer birer açılıyor, fırından yeni çıkmış ekmek kokusu sokağın tiner ve egzoz kokusuna karışıyordu. Hayat, kimsenin durup yas tutmasına izin vermeyecek kadar acımasız bir tempoyla akıp gidiyordu. Bir zamanlar canımı yakan o yüzler, şimdi kalabalığın arasında eriyip giden silüetlerden ibaretti.</p>
<p>​Ofis penceresinden dışarıyı izlerken camdaki kendi yansımamla göz göze geldim. Yüzümdeki çizgiler, son birkaç yılda ömrümden eksilenlerin haritası gibiydi. İnsan, yaşadığı acıları kabullendiği an yaşlanır derler; ben ise acılarımla dost olmuştum. Akşamın alacasında eve dönüş yolculuğu, günün en uzun saatleriydi. Trenin camına yasladığım başım, rayların çıkardığı o monoton ritimle sallanırken, dışarıdan akıp giden banliyö evlerinin ışıkları, hayatın geçiciliğini fısıldayan küçük fenerler gibiydi. Acaba kaç insan benim gibi taşıyordu içindeki o görünmez kalabalığı? Kaç kişi, gündüzleri maskesini takıp gülümserken, geceleri kendi içindeki binlerce hicranla hesaplaşıyordu?</p>
<p>​Eve vardığımda, üzerimdeki paltoyu çıkarıp koltuğun üzerine bıraktım. Evin o tanıdık, sakin ve biraz da kimsesiz kokusu karşıladı beni. Lamba tuşuna basmadım; ay ışığı salonun büyük penceresinden içeri süzülüp yer tahtalarının üzerine gümüşten bir yol çizerken o loşluk bana yetiyordu. Sehpanın üzerinde duran eski radyonun düğmesini çevirdiğimde, cızırtılı bir frekansın arasından yavaşça yayılan eski bir şarkı odanın dört bir yanını sardı. Şarkının o ağır, hicran dolu nağmesi kalbimin tam orta yerinde kırıldı. Gözlerimi kapattım ve geride bıraktığım onca yılı, silinen yüzleri, eksilen dostlukları bir film şeridi gibi geçirdim gözümün önünden. Hiçbiri kaybolmamıştı aslında; hepsi ruhumun kıvrımlarında, o binlerce hicranın arasında yerini almış, sakinleşmeyi bekliyordu. Derin bir nefes alıp gülümsedim.</p>
<p>​Zaman, kendi kuyruğunu yutan bir yılan gibi dönerken, içimdeki o fırtınalı deniz nihayet en derin maviliğinde dinginleşmeye çabalıyordu. Artık ne rıhtımın soğuk demirlerine yaslanıp birilerini bekliyor ne de geçmişin kapılarını hırsla zorluyordum. Binlerce hicranı, göğsümün altında bir yük olarak saklıyordum, ömrümün en kıymetli anı defterine düşülmüş zarif birer mısra gibi. Pencerenin önünde, demini almış sıcacık bir çayla dışarıdaki akıp giden hayatı izlerken anladım ki insan, kendi hikâyesinin rüzgârıyla barıştığı an özgürleşiyordu. Yarım kalanlar, veda edilemeyenler ve o sessiz geceler. Hepsi beni bugüne, bu sakin limana taşıyan görünmez dalgalardı. Odanın loş sessizliğinde, içimdeki o muazzam kalabalıkla birlikte acımı kabullenerek yepyeni bir sabaha kucak açtım.</p>
<p>           DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer: İlayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇANTADAKİ GEÇMİŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/cantadaki-gecmis</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cantadaki-gecmis</guid>
<description><![CDATA[ İnsan kendini bulmak için her zaman yeni bir yol aramak zorunda değildir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa01eb01c0ea.webp" length="53222" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 08 Sep 2026 17:42:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ÇANTADAKİ GEÇMİŞ </p>
<p>Akşam güneşi dağların ardına çekilirken, uzun zamandır yürüyen bir yolcu küçük bir dergâhın önüne geldi.</p>
<p>Üzerinde yolun tozu, yüzünde yorgunluğun izleri vardı.</p>
<p>Kapının önünde oturan yaşlı bir derviş, yolcunun elindeki ağır çantaya baktı.</p>
<p>"Yolun uzunmuş," dedi.</p>
<p>Yolcu derin bir nefes aldı:</p>
<p>"Yol uzun değil," diye cevap verdi.</p>
<p>"Ben çok yoruldum." </p>
<p>Derviş başını kaldırıp ona baktı:</p>
<p>"Peki çantanda ne taşıyorsun?" </p>
<p>Yolcu çantasını yere bıraktı.</p>
<p>"Geçmişimi." dedi.</p>
<p>Derviş gülümsedi.</p>
<p>"Geçmiş dediğin şey, yürürken neden hâlâ sırtında?" </p>
<p>Yolcu cevap veremedi.</p>
<p>Derviş kapının yanındaki çeşmeyi gösterdi:</p>
<p>"Git, yüzünü yıka. Sonra gel." </p>
<p>Yolcu çeşmenin başına gitti. Ellerini ve yüzünü suyla temizledi. Döndüğünde derviş hala aynı yerde oturuyordu.</p>
<p>"Şimdi daha iyi misin?" </p>
<p>"Biraz." </p>
<p>"Çantanı aç." </p>
<p>Yolcu çantayı açtı.</p>
<p>İçinden eski mektuplar, kırılmış bir saat, solmuş bir fotoğraf ve yıllardır sakladığı birkaç eşya çıktı.</p>
<p>Derviş hiçbirine dokunmadı.</p>
<p>"Bunların hangisi bugün sana lazım?" </p>
<p>Yolcu uzun süre düşündü.</p>
<p>"Hiçbiri." </p>
<p>"Öyleyse neden taşıyorsun?" </p>
<p>Yolcunun gözleri doldu.</p>
<p>"Çünkü onları bırakırsam yaşadıklarımı da unutacağımı sanıyordum." </p>
<p>Derviş yavaşça ayağa kalktı.</p>
<p>"Hatırlamak başka şeydir, taşımak başka." </p>
<p>Bu söz yolcunun içinde bir yere dokundu.</p>
<p>Derviş devam etti:</p>
<p>“Geçmiş, sana yol gösterebilir. Fakat direksiyona geçmesine izin verirsen seni hep aynı yere götürür.”</p>
<p>Yolcu çantasındaki eşyalara yeniden baktı.</p>
<p>İlk kez onları birer hatıra olarak değil, yıllardır kendisini durduran yükler olarak görüyordu.</p>
<p>Bir süre sonra çantadan bazı şeyleri çıkardı.</p>
<p>Her çıkardığında omuzlarının biraz daha hafiflediğini hissediyordu.</p>
<p>Sonunda çanta neredeyse boş kaldı.</p>
<p>Derviş ona baktı.</p>
<p>"Şimdi yolun bitti mi?" </p>
<p>Yolcu başını salladı.</p>
<p>"Hayır." </p>
<p>"Peki ne değişti?" </p>
<p>Yolcu çantasını omzuna aldı.</p>
<p>"Yol aynı. Ama ben artık aynı ağırlıkla yürümüyorum." </p>
<p>Derviş gülümsedi.</p>
<p>"İnsan bazen yolunu kaybettiğini sanır. Oysa kaybolan yol değildir. İnsan, taşıdığı yüklerin arasında yönünü göremez." </p>
<p>Yolcu dergâhtan ayrılırken gökyüzünde ilk yıldızlar görünmeye başlamıştı.</p>
<p>Adımları hala yavaştı.</p>
<p>Fakat bu kez yorgunluğu farklıydı.</p>
<p>Çünkü artık geçmişinden kaçmıyor, onunla birlikte de yürümüyordu.</p>
<p>Sadece onu geride bırakıp yoluna devam ediyordu.</p>
<p>Ve o gece yolcu şunu öğrendi. </p>
<p>İnsan kendini bulmak için her zaman yeni bir yol aramak zorunda değildir.</p>
<p>Bazen eski yüklerini bırakması yeterlidir.</p>
<p>Çünkü bazı yollar ayaklarınla değil,</p>
<p>kalbin hafiflediğinde açılır.</p>
<p></p>
<p>Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ELA&amp;apos;NIN GÜNCESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/elanin-guncesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/elanin-guncesi</guid>
<description><![CDATA[ Mardin&#039;in tarihi dokusunda ümitle yeniden doğan bir aile hikâyesi... Minik bir bebeğin gelişiyle neşelenen taş konak, sevginin gücüyle imkânsızı başaran bir asker ve yarım kalan vuslatın görkemli bir düğünle tamamlanma mücadelesi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a605f5b65e51.webp" length="54862" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:34:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>​I. Bebek Sesi ve Yeni Bir Başlangıç</strong></p>
<p>​Altay ve Aysima’nın evliliği, taş evin odalarını neşeyle doldururken sonbaharın ilk serinliğinde kapılarını çalan mucizeyle taçlandı. Aysima Öğretmen, Nur adını verdikleri minik kızını kucağına aldığında kışlanın çelikten komutanı Altay’ın gözlerinden süzülen yaşları kimse saklayamadı.</p>
<p>​Altay, kızını kucağına alıp doğruca Alper’in yanına koştu. Onu tekerlekli sandalyesinde oturan devresinin kucağına bıraktı.</p>
<p>​"Bak devre... Harbiye ranzalarında iki yetim gibi birbirimize sarılırken bir gün kucağımda kızımla sana geleceğimi söyleseler inanmazdım. Nur’un amcası sensin. Ona bu vatanı ve dik durmayı sen öğreteceksin."</p>
<p>​Alper, minik bebeğin yumuk ellerini tutarken gözleri doldu. O küçük can, sadece Altay ile Aysima’nın değil, bu dört kişilik büyük ailenin yeni neşesi, umudunun simgesi olmuştu.</p>
<p>​<strong>II. Adım Adım İyileşen Bir İrade</strong></p>
<p>​Minik Nur’un gelişi, Alper’in içindeki o gizli direnci yeniden ateşledi. Ela’nın hiç tükenmeyen inancı ve her gün elinden tutup verdiği güçle Alper zorlu bir fizyoterapi sürecine girmeye karar verdi.</p>
<p>​Askerî hastanenin fizyoterapi salonunda geçen aylar, cephedeki en çetin operasyonlardan bile daha zorluydu. Yıllarca dağlarda rüzgâr gibi koşan o bacaklar, şimdi paralele yakın barlara tutunurken titriyordu. Her düşüşünde, her canı yandığında yanında iki kişi vardı: Bir elini tutan Ela ve diğer yanında terini silip "Kalk devre, daha operasyona gideceğiz!" diye bağıran Altay.</p>
<p>​Aylar süren ter, acı ve inatçı bir iradenin ardından o mucizevi an geldi.</p>
<p>​Bir öğleden sonra Mardin’e bakan terasta Ela elinde çaylarla içeri girdiğinde Alper tekerlekli sandalyesinde değildi. Paralel barlara ihtiyaç duymadan bastonuna hafifçe dayanarak ayakta duruyordu. Ela’nın elindeki tepsi neredeyse düşecekti. Alper, titrek ama kararlı iki adım attı ve Ela’ya doğru yürüdü. Ela sarı örgülü saçlarını onun göğsüne bastırıp gözyaşlarına boğulurken Alper başını onun saçlarına gömdü:</p>
<p>​"Sana söz vermiştim, Ela... Seninle o nikâh masasına yürüyeceğim demiştim. Bak, ayaktayım."</p>
<p>​<strong>III. Mardin’de Davul Sesleri: Düğün Hazırlıkları</strong></p>
<p>​Alper’in ayağa kalkmasıyla birlikte taş evde tatlı bir telaş başladı. Yarım kalan o vuslat tamamlanacak, Ela ve Alper görkemli bir düğünle hayatlarını birleştirecekti.</p>
<p>​Düğün hazırlıkları tam anlamıyla imece usulü ilerliyordu:</p>
<p>​Aysima Öğretmen, bir yandan kucağındaki minik Nur’u emzirirken bir yandan da Ela’nın gelinlik detaylarıyla ilgileniyor, beldedeki kadınlarla birlikte düğün yemeklerinin planını yapıyordu.</p>
<p>​Altay Üsteğmen, kışladaki görevinden arta kalan her anı Alper’in yanında geçiriyor, davetiyelerden düğün alanının kurulmasına kadar her ayrıntıyı bizzat koordine ediyordu.</p>
<p>​Ela, bir yandan hayatlarının en mutlu gününe hazırlanırken bir yandan da kitabının ikinci cildini, bu iyileşme ve yeniden doğuş hikâyesini kâğıda döküyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sevgilimin Masumiyeti</title>
<link>https://fikirizleri.com/sevgilimin-masumiyeti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sevgilimin-masumiyeti</guid>
<description><![CDATA[ Sevgilim kaçak çayı yanlış biliyor 🥰 ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9d34fef37ee.webp" length="70206" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 06 Sep 2026 15:05:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Muhsin Işık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">SEVGİLİM KAÇAK ÇAYI YANLIŞ BİLİYOR 🤭</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span>Ben Şırnaklıyım, sevgilim Trabzonlu.</p>
<p class="p2">​Bir gün yine mesajlaşırken bana:</p>
<p class="p2">​— Sen Trabzon’u seviyor musun? Biliyorsun ben Trabzonluyum, sevmezsen üzülürüm, dedi.</p>
<p class="p2">​Ben de:</p>
<p class="p2">​— Sevmez olur muyum canım, tabii ki seviyorum, dedim.</p>
<p class="p2">​Çok hoşuna gitti. Sonra ben de sordum:</p>
<p class="p2">​— Peki, sen Şırnak’ı seviyor musun?</p>
<p class="p2">​— Evet, hem mor yapraklı ağaçları, ters laleleri var. Çok seviyorum, dedi.</p>
<p class="p2">​Kendisinin en sevdiği renk mor. Sosyal medyada gördüğü ters lalelere de bayılıyor. Hatta sürekli:</p>
<p class="p2">​— Bana ters lale topla, diyor. </p>
<p class="p2">​Ben de:</p>
<p class="p2">​— Bir gün beraber Şırnak’ı gezeriz. Dağlara çıkarız, sana odun ateşinde kaçak çay demlerim, dedim.</p>
<p class="p2">​Bir anda heyecanlandı:</p>
<p class="p2">​— A, ne güzel olur! Piknik de yaparız. Ama biliyorsun, ben çayı açık seviyorum. Kaçak çay çok ünlü bir çaymış, acaba içebilir miyim ki?</p>
<p class="p2">​— Neden içemeyesin? Senin için açık hâle getiririm, dedim.</p>
<p class="p2">​— Ya, öyle oluyorsa içerim ki!</p>
<p class="p2">​— Zor değil, suyunu biraz fazla koyarız, açık olur.</p>
<p class="p2">​— İyi o zaman, dedi.</p>
<p class="p2">​Bir süre sonra merakla sordu:</p>
<p class="p2">​— Peki, bu kaçak çay nerelerde yetişiyor?</p>
<p class="p2">​İşte burada benim normal bir insan gibi gerçeği söylemem gerekiyordu.</p>
<p class="p2">​Ama ben bozuntuya vermedim:</p>
<p class="p2">​— Cudi ve Gabar’da daha çok yetişiyor, dedim.</p>
<p class="p2">​Tabii kendisi bilmiyor ki "kaçak çay" dediğimiz şeyin adına kaçak denmesinin sebebi; Irak ve İran’dan vergisiz şekilde ülkeye sokulması. Sanıyor ki Şırnak dağlarında yetişen özel bir bitki. </p>
<p class="p2">​Bir süre düşündü, sonra tekrar sordu:</p>
<p class="p2">​— Peki, hangi mevsimde yetişiyor? Hiç topladın mı?</p>
<p class="p2">​Artık geri dönüş yoktu:</p>
<p class="p2">​— İlkbaharda yeşermeye başlıyor, yazın ilk aylarında topluyoruz. Ben de çok topladım, dedim.</p>
<p class="p2">​— Ya, ne güzel! O zaman beraber toplarız!</p>
<p class="p2">​Ben de:</p>
<p class="p2">​— Neden olmasın? Hatta "Manitayla kaçak çay toplamaca" diye özçekim bile çekeriz, dedim.</p>
<p class="p2">​O kadar hoşuna gitti ki…</p>
<p class="p2">​Şu an muhtemelen kafasında Şırnak dağlarında, mor yapraklı ağaçların altında ve ters lalelerin arasında, elinde sepetle kaçak çay topladığı romantik bir tatil hayal ediyor.</p>
<p class="p2">​Kıyamam ya… </p>
<p class="p2">​Bir gün gerçeği öğrendiğinde bana sadece şunu soracak:</p>
<p class="p2">​— Muhsin… Sen beni kaçak çay toplamaya mı götürecektin yoksa sınır ticaretine mi hazırlıyordun? 😭😂</p>
<p class="p1"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KIRK İKİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kirk-iki</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kirk-iki</guid>
<description><![CDATA[ Çünkü bazı insanların hayatımızdan çıkması için ölmesi gerekmiyordu. Bazen yalnızca onları görmeyi bırakıyorduk. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9d0c4b2c453.webp" length="72756" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:35:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>                 KIRK İKİ</p>
<p>Kasabada herkes ona Kırk İki derdi.</p>
<p>​Kimse gerçek adını bilmezdi.</p>
<p>​Sabahları belediyenin önündeki bankta oturur, elindeki küçük deftere bir şeyler yazardı. Öğlene doğru kalkar, fırına gider, iki ekmek alırdı. Birini kendisi yer, diğerini karşı kaldırımda bekleyen köpeğin önüne bırakırdı.</p>
<p>​Akşam olunca yine aynı banka dönerdi.</p>
<p>​İnsanlar ona alışmıştı.</p>
<p>​Çocuklar yanından geçerken selam verir, esnaf bazen önüne bir bardak çay bırakırdı. Kırk İki de kimseye yük olmazdı.</p>
<p>​Bir gün kasabaya yeni bir belediye müdürü geldi.</p>
<p>​İlk yaptığı iş, belediyenin çevresindeki bankları kaldırmak oldu.</p>
<p>​— Görüntüyü bozuyorlar, dedi.</p>
<p>​Banklar söküldü.</p>
<p>​Kırk İki, ertesi sabah geldiğinde oturacak yer bulamadı. Elindeki defteriyle bir süre kaldırımda ayakta durdu. Sonra belediyenin kapısından içeri girdi.</p>
<p>​— Bankı neden kaldırdınız? diye sordu.</p>
<p>​Müdür başını kaldırmadan:</p>
<p>​— Eskiydi, diye cevapladı.</p>
<p>​— Ama kullanılıyordu, dedi Kırk İki.</p>
<p>​— Yeni banklar gelecek.</p>
<p>​— Ne zaman?</p>
<p>​Müdür bu kez başını kaldırıp ona bakarak:</p>
<p>​— Yakında, dedi.</p>
<p>​Kırk İki başka bir şey söylemeden çıktı.</p>
<p>​Yeni banklar gelmedi.</p>
<p>​Ertesi gün de gelmedi.</p>
<p>​Bir hafta sonra da...</p>
<p>​Bir ay sonra da...</p>
<p>​Kırk İki artık her sabah aynı kaldırımın kenarına oturuyordu.</p>
<p>​Bir sabah fırıncı ona ekmek uzatırken:</p>
<p>​— Senin gerçek adın neydi? diye sordu.</p>
<p>​Kırk İki bir süre düşündü ve:</p>
<p>​— Hatırlamıyorum, dedi.</p>
<p>​— Olur mu öyle şey?</p>
<p>​Kırk İki elindeki defteri açıp sayfanın en üstüne kendi adıymış gibi yazılmış iki kelimeyi göstererek:</p>
<p>​— "KIRK İKİ", beni böyle çağırıyorlar, dedi.</p>
<p>​Fırıncı gülümseyerek:</p>
<p>​— Peki, neden Kırk İki?</p>
<p>​Kırk İki omuzlarını kaldırarak:</p>
<p>​— Bilmiyorum, dedi.</p>
<p>​Fırıncı bu kez:</p>
<p>​— Kaç yaşındasın? diye sordu.</p>
<p>​Kırk İki bilmediği için cevap veremiyordu.</p>
<p>​O günden sonra kasabada onun hakkında konuşmalar başladı.</p>
<p>​Kimisi savaştan döndüğünü söyledi, kimisi ailesini kaybettiğini, kimisi aklını kaçırdığını... Kimisi de aslında çok zengin olduğunu, insanları kandırmak için böyle yaşadığını söylüyordu.</p>
<p>​Ve Kırk İki bütün bunları duyuyor, hiçbirine cevap vermiyordu.</p>
<p>​Her gün aynı saatte defterini açıyor, bir şeyler yazıyor, sonra kapatıyordu.</p>
<p>​Belediyedekiler de bunu fark etmişti.</p>
<p>​Bir gün adamlardan biri yanına gelip deftere baktı.</p>
<p>​— Ne yazıyorsun? diye sordu.</p>
<p>​Kırk İki defteri kapatarak:</p>
<p>​— Hiç, dedi.</p>
<p>​— Adam göster bakalım yazdığın hiçleri, dedi.</p>
<p>​Kırk İki:</p>
<p>​— Olmaz, diyerek defterini sıkı sıkı tutuyordu.</p>
<p>​Adam elini uzatıp almaya çalışırken Kırk İki defteri çekti. Adam bırakmıyor, çekiştiriyordu.</p>
<p>​Kısa bir çekişmeden sonra defter Kırk İki'nin elinden kurtulup yere düştü.</p>
<p>​Sayfalar açıldı.</p>
<p>​Adam eğilip deftere baktığında her sayfada bir isim olduğunu gördü. Ayşe. Mehmet. Fatma. Hasan. Yüzlerce isim...</p>
<p>​Adam şaşkınlıkla:</p>
<p>​— Bunlar kim? diye sordu.</p>
<p>​Kırk İki yere bakıyor:</p>
<p>​— Bilmiyorum, diye yanıtlıyordu.</p>
<p>​— Nasıl bilmiyorsun? Bunları sen yazmadın mı?</p>
<p>​— Yazdım.</p>
<p>​— O zaman kim olduklarını biliyor olman lazım.</p>
<p>​Kırk İki başını hızlıca iki yana sallayarak:</p>
<p>​— Ben sadece isimleri unutmamak için yazıyorum, dedi.</p>
<p>​Adam sayfaları çevirmeye devam ediyordu. Bazı isimlerin yanında tarihler; bazılarının yanında "Bekçi", "Öğretmen", "Anne", "Çocuk", "Fırıncı" yazıyordu.</p>
<p>​Adam son sayfaya geldiğinde orada yalnızca "Kırk İki" ve yanında bugünün tarihinin yazılı olduğunu gördü.</p>
<p>​Adam kaşlarını çatarak:</p>
<p>​— Bu ne? diye sordu.</p>
<p>​Kırk İki defteri adamın elinden hızla alırken:</p>
<p>​— Bugün beni de yazdılar, dedi.</p>
<p>​— Kim?</p>
<p>​Kırk İki belediye binasına bakarak:</p>
<p>​— Yeni müdür, dedi.</p>
<p>​Adam anlamamıştı:</p>
<p>​— Ne yazdı?</p>
<p>​Kırk İki defteri kapatırken:</p>
<p>​— Artık gereksiz, dedi.</p>
<p>​Sonra ayağa kalkıp uzaklaştı.</p>
<p>​Ertesi sabah Kırk İki yoktu.</p>
<p>​Kimse önce fark etmedi.</p>
<p>​Fırıncı her zamanki gibi iki ekmek hazırladı. Birini tezgâhın kenarına ayırıp bir süre bekledi.</p>
<p>​Kırk İki gelmedi.</p>
<p>​Ertesi gün de gelmedi.</p>
<p>​Üçüncü gün fırıncı belediyeye gidip:</p>
<p>​— Kırk İki nerede? diye sordu.</p>
<p>​Müdür:</p>
<p>​— Kırk İki kim? dedi.</p>
<p>​— Belediyenin önündeki bankta oturan adam.</p>
<p>​Müdür:</p>
<p>​— Hatırlamıyorum, dedi.</p>
<p>​Fırıncı çıkıp gitti.</p>
<p>​Oysa kasabada herkes Kırk İki'yi tanıyordu. Ama kimse onun kim olduğunu bilmiyordu.</p>
<p>​O gece fırıncı evde eski bir çekmeceyi açtı. Yıllardır el sürmediği eşyaların arasından küçük, solmuş bir resim çıkardı.</p>
<p>​Resimde belediyenin önündeki bank vardı. Bankta bir adam oturuyordu. Resmin altında çocuk yazısıyla "Beni okuldan alan amca" yazıyordu.</p>
<p>​Fırıncı resimdeki adamın yüzüne uzun süre baktı. Kırk İki'nin yüzünü artık hatırlayamıyordu. Ama onu hatırlayan bir çocuk vardı.</p>
<p>​Sabah olduğunda fırıncı kasabanın meydanına gidip belediyenin önüne eski bir sandalye koydu. Üzerine Kırk İki'nin defterini bıraktı.</p>
<p>​İnsanlar önce uzaktan baktı. Sonra birileri yaklaşıp defteri açmaya başladılar ve içindeki isimleri okudular.</p>
<p>​Yaşlı bir kadın kalabalığın içinden:</p>
<p>​— Ayşe benim annemdi, diye söyledi.</p>
<p>​Bir başkası:</p>
<p>​— Mehmet benim babam...</p>
<p>​Sonra başka biri:</p>
<p>​— Hasan bizim apartmanda kapıcılık yapardı, dedi.</p>
<p>​İsimler birer birer okunmaya başladı. Meydandaki kalabalık büyüdü. Herkes defterde bir yerlerde kendi geçmişinden birini buluyordu. Kimi bir öğretmeni, kimi çocukluğunda elinden tutan bir komşuyu, kimi her sabah selam verdiği halde adını hiç sormadığı birini...</p>
<p>​Akşam olduğunda meydan sessizleşti.</p>
<p>​Fırıncı defteri eline alıp son sayfayı açtı. "Kırk İki" yazıyordu. Ve altındaki tarih hâlâ bugünü gösteriyordu.</p>
<p>​Fırıncı cebinden kalemini çıkartıp bir süre düşündükten sonra tarihin yanına "Bugün hatırlandı" yazdı.</p>
<p>​Ertesi sabah belediye yeni bankları getirdi. Hiçbiri eski bankın yerine konmadı.</p>
<p>​Kasabalılar eski bankın bulunduğu yere bir sandalye bıraktılar.</p>
<p>​Fırıncı da her sabah iki ekmek hazırlamaya devam etti. Birini kendisi için, diğerini ise artık kimin geleceğini bilmeden karşı kaldırıma bırakıyordu.</p>
<p>​Çünkü bazı insanların hayatımızdan çıkması için ölmesi gerekmiyordu; bazen yalnızca onları görmeyi bırakıyorduk.</p>
<p>  </p>
<p>           DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYATIM 2</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayatim-2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayatim-2</guid>
<description><![CDATA[ Hazır mısın rüzgârın kızı? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a50c864dfbf9.webp" length="18214" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:42:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>2. BÖLÜM: İki Teker Üstünde Özgürlük</p>
<p>​Mihriban için o gün, sıradan bir gün değildi. Haftalardır zihninde döndürdüğü, hayalini kurarken bile kalbinin ritmini değiştiren o an nihayet gelip çatmıştı. Bahçedeki ahşap masanın üzerinde duran sıfır kask, güneşin altında parıldıyordu.</p>
<p>​Mihriban, her zaman yaptığı gibi ritüelini bozmadı. Aynanın karşısına geçip saçlarını özenle iki yandan ördü. Örgülerini omzunun üzerinden geriye atarken kendine baktı; gözlerinde hem tatlı bir heyecan hem de geri adım atmayacak bir kararlılık vardı.</p>
<p>​Aşağı indiğinde Serbay, motorun yanında durmuş, aynalarını kontrol ediyordu. Mihriban’ın geldiğini görünce yüzüne o güven veren gülümsemelerinden birini yerleştirdi.</p>
<p>​"Hazır mısın rüzgârın kızı?" diye sordu Serbay, kaskı Mihriban’a uzatırken.</p>
<p>​"Doğduğumdan beri hazırım," dedi Mihriban gülerek.</p>
<p>​Kaskı kafasına geçirip vizörü indirdiği an, dış dünyadaki tüm uğultu kesildi. Sadece kendi nefesi ve motorun çalışmaya başladığındaki o tok, güçlü gürültü kaldı. Debriyajı çekip ilk vitese taktığında, içindeki Artemis ruhunun uyandığını hissetti. Gazı yavaşça açtı ve iki tekerlek, üzerindeki yükü unutup asfaltla buluştu.</p>
<p>​Yol ilerledikçe rüzgâr, örülen saçlarının arasından süzülüp geçiyor, özgürlük hissi adeta kanında dolaşıyordu. Virajları aldıkça kendini bir kuş kadar hafif hissediyordu.</p>
<p>​Biraz ileride, yol kenarındaki seyir tepesinde onları bekleyen üç tanıdık yüz belirdi: Aysima, Edilay ve Tuanay. Motorun sesini duyar duymaz üçü de ıslık çalıp alkışlamaya başladılar.</p>
<p>​Mihriban motoru durdurup kaskını çıkardığında, rüzgarın dağıttığı örgülerini düzeltti. Yüzünde kocaman, ışıl ışıl bir gülümseme vardı.</p>
<p>​Edilay coşkuyla öne atıldı: "Abla inanılmaz görünüyordun! Adeta bir film sahnesi gibiydi!"</p>
<p>​Tuanay gözlerini motordan alamayarak ekledi: "Ben de büyü büyüyünce kesinlikle böyle bir şey istiyorum. Baksanıza şuna, duruşu bile karizma!"</p>
<p>​Aysima ise yanına yaklaşıp Mihriban’ın gözlerindeki o değişimi hemen fark etti. "Ruhun sonunda ait olduğu yeri buldu, değil mi?" dedi sessizce.</p>
<p>​"Buldu Aysima," dedi Mihriban, arkasındaki yeşil vadiye ve sonsuz gibi görünen yola bakarak. "Direksiyonu elime aldığım an, hayatımın kontrolünün de tamamen bende olduğunu hissettim. Bu sadece bir motor değil; bu benim kanatlarım."</p>
<p>​Serbay arkadan gelip grubun yanına katıldı, elini Mihriban’ın omzuna koydu. "Ve bu kanatlar seni daha çok uzun yollara götürecek. Biz de her zaman arkanda takipte olacağız."</p>
<p>​Güneş yavaş yavaş batmaya başlarken, tepeye çöken tatlı serinlikte dört dost ve Serbay, Mihriban’ın ilk sürüş zaferini kutladılar. Mihriban, saçlarındaki örgüler rüzgârda savrulurken bir kez daha anladı: O, kendi yolunu çizen, rüzgara yön veren kadındı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HÜZÜN VE UMUT ARASINDA</title>
<link>https://fikirizleri.com/huzun-ve-umut-arasinda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/huzun-ve-umut-arasinda</guid>
<description><![CDATA[ Gitmek, kalmanın değerini anlamaktı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a99dd9a94526.webp" length="27134" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:51:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Artık tarihin öneminin kalmadığı gün gelip çatmıştı. Bugünün gelmesi için çok uğraş vermişti ancak böyle olacağını kestirememişti. Kutunun üzerindeki son bandı çekerken çıkan ses, bomboş kalan odada yankılandı. Üç yılını geçirdiği bu küçük masanın başında öylece durdu. Takvimler, teslim edilen projeler ve sabah kahvelerinin bıraktığı o silinmeyen halka izleri... Her biri birer anıya dönüşmüştü artık.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İçinde iki zıt duygu büyük bir savaş veriyordu. Bir yanda yeni bir başlangıcın getirdiği o ürkek heyecan, diğer </span>yanda ise alışılmışın güvenli limanından ayrılmanın burukluğu vardı. Masanın üzerindeki kahve fincanını eline aldı. Parmakları, porselenin sıcaklığında geçmiş yılların yorgunluğunu ve dostluklarını aradı. Bu duvarlar arasında sadece çalışmamış ilk iş deneyimi ile büyümüştü. Başarılanı birlikte kutlamış, başarısızlıkları omuz omuza göğüslemişlerdi.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Masanın üzerindeki fotoğraflarda ekip arkadaşlarıyla yaptıkları iş gezilerinden anılar vardı. Fotoğraflara baktıkça gittiği o yerler zihninde yeniden belirmiş, yüreğindeki heyecanlar yüzünde tebessüme neden olmuştu. </span>Bilgisayarın kenarına iliştirdiği küçük notların ise artık bir anlamı kalmamıştı. Kiminde önemli telefon numaraları yazarken kiminde unutmaması gereken kısa bilgiler yer alıyordu.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Kapı aralandı ve içeriye ekip arkadaşları girdi. Yüzlerindeki o hüzünlü tebessüm, boğazındaki düğümü daha da büyüttü. Veda konuşması yapmak için dudaklarını araladı ancak kelimeler sanki dışarı çıkmak istemiyordu. </span>Yalnızca, "Her şey için teşekkürler," diyebildi. Sesi hafifçe titrek çıkmıştı. Cümlelerin yetmediği yerde sarılmalar başladı. Her bir kucaklaşma, paylaşılan mesailerin, edilen sadık sohbetlerin ve içilen binlerce çayın sessiz birer teşekkürüydü.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Odadan ayrıldığında son kez dönüp kapıya baktı. Artık bu kapıdan girdiğinde o odanın bir çalışanı değil, misafiri olacaktı. Yapılacak sohbetler eski içtenliğinde değil yüzeysel kalacaktı. Zaman, hayat içerisindeki rolümüzü bize danışmadan</span> değiştiriyordu.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Koridorda kendisini uğurlamaya gelen üniversiteden arkadaşı ve işe birlikte başladığı diğer arkadaşını görünce gözleri </span>istemsizce doldu. Elindeki kutuyu bir kenara bırakıp bu gidişin bir son değil ara verme olduğunu hatırlattı.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Kutusunu kucaklayıp binanın turnikelerinden dışarı adım attığında, rüzgâr yüzüne çarptı. Arkasına dönüp binanın cephesine son kez baktı. İçeride bıraktığı kendiyle şu an dışarıda duran kendisi aynı kişi değildi. Cebindeki çıkış kartını teslim etmişti ama kalbindeki aidiyet duygusunu tamamen söküp atamamıştı. Hüzün, yerini yavaşça derin bir minnete bıraktı. Gitmek, kalmanın değerini anlamaktı. Gözlerinde biriken bir damla yaşı silip adımlarını geleceğe doğru attı.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇATLAK TESTİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/catlak-testi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/catlak-testi</guid>
<description><![CDATA[ Testilerden biri demir gibi sağlam, pürüzsüz ve kibirliydi, diğeri ise gövdesini baştan başa çizen derin bir çatlağa sahip, ezik ve mahcuptu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9918e0a4aec.webp" length="91748" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2026 16:32:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>                 ÇATLAK TESTİ </p>
<p>Fırından henüz çıkmış taze ekmeklerin o yoğun, buğulu kokusu mahallenin taş sokaklarına yayılmıştı. Tozlu kaldırımın üzerine bağdaş kuran çocuklar, mahalleye adeta kök salmış yaşlı adamın etrafında sabırsızlıkla halka oluşturdular. Yaşlı adam, asırlık bir çınar gövdesini andıran nasırlı ellerini bastonunun tepesine yaslayarak derin, huşu dolu bir nefes alıp ağır ağır anlatmaya başladı:</p>
<p>​“Evvel zaman içinde, sarp yokuşlu bir dağ köyünde yaşayan bir sucu vardı. Omuzlarında dengede duran kalın sırığın iki ucuna asılı iki su testisiyle geçerdi yolları. Testilerden biri demir gibi sağlam, pürüzsüz ve kibirliydi; diğeri ise gövdesini baştan başa çizen derin bir çatlağa sahip, ezik ve mahcuptu.</p>
<p>​Güneş henüz dağların ardındayken başlardı yolculukları. Dere kenarına inilir, o soğuk, berrak sular testilere doldurulur ve yeniden köye tırmanılırdı. Sağlam testi, aldığı her damlayı sahibinin evine ulaştırırken çatlak testi, sarsıla sarsıla katettikleri o uzun yol boyunca içindeki hayatı toprak yola usul usul akıtırdı.</p>
<p>​Aylar, mevsimler devrildi. Çatlak testinin sırtındaki yük her gün biraz daha eksildi. Bir ikindi vakti dayanamadı çatlak olan:</p>
<p>​— Benden utanmıyor musun? diye fısıldadı toprağa doğru. Benim yüzümden emeğin heba oluyor, eve hep eksik su gidiyor.</p>
<p>​Sucu, yolun ortasında durdu; yılların kazandırdığı o dingin tebessüm yerleşmiş çizgili yüzüyle:</p>
<p>​— Yarın dönüş yolunda yere, sadece kendi tarafına dikkatlice bak, dedi yalnızca.</p>
<p>​Ertesi gün şafakla birlikte yola koyuldular. Çatlak testi, suçluluk duyduğu o sol tarafına çevirdi gözlerini. Gördüğü manzara karşısında şaşkına dönmüştü. Kendi tarafındaki toprak, akıttığı o sessiz sularla canlanmış; boy veren rengârenk yabani çiçekler, mor sümbüller yol boyu bir nehir gibi akmıştı. Rengârenk kelebekler o can pazarında kanat çırpıyordu. Yolun diğer tarafı ise kupkuru, çatlamış toprak olarak kalmıştı.</p>
<p>​Sucu, arkasına dönüp testinin şaşkınlıkla bakan gözlerine bakarak şefkatli bir sesle sordu:</p>
<p>​— Gördün mü? Ben senin akıttığın o sularla yıllardır bu çiçekleri suluyorum. Her gün evimin penceresine koyduğum o taze demetleri senin sayende götürüyorum. Sen çatlak olmasaydın bu yolun kaderi hep aynı kalır, bu güzelliklerin hiçbiri var olamazdı.”</p>
<p>​Yaşlı adam hikâyenin bu yerinde susup bastonunu biraz daha kendine çekerek etrafını saran çocukların gözlerindeki pırıltıyı süzdü. Sesini biraz daha alçaltarak:</p>
<p>​— İnsan bazen kusur sandığı şeyle başkasının hayatını güzelleştirir evlatlar. Herkes pürüzsüz ve kusursuz olmaya çalışır bu hayatta ama dünyayı yaşanılır kılan, o küçük çatlaklardan sızanlardır, dedi.</p>
<p>​Çocuklardan biri, merakla parlayan gözlerini yaşlı adama dikip sordu:</p>
<p>​— Peki amca, insan kendi çatlağını nasıl sever?</p>
<p>​Yaşlı adam, çocukların saf yüreklerine dokunur gibi yavaşça gülümseyerek yanıtladı:</p>
<p>​— Önce o çatlağın başkasına ne iyi geldiğini fark ederek evlat... İnsan, kendi yarasının bir şifa olduğunu gördüğünde kusuruyla kavga etmeyi bırakır.</p>
<p>             </p>
<p>                 DİLEK SARIKAYA</p>
<p> Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAFES</title>
<link>https://fikirizleri.com/kafes</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kafes</guid>
<description><![CDATA[ Göğüs kafesimin üzerine yerleşmiş ikinci dünyada ise zaman çoktan durmuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a97bafce9172.webp" length="18226" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:58:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>                      KAFES</p>
<p>        Camın Ardındaki Şehir</p>
<p>​Kafatasımın içi, taşındığımız günden beri kalabalık bir liman kasabasını andırıyordu. Dışarıdan bakanlar, boynumun dik duruşuna, üzerimdeki koyu renk kumaşın ciddiyetine ve göz kapaklarımın ardındaki o sükûnete bakıp huzurlu bir insan gördüklerini sanırlardı. Oysa o sakinliğin altında, asırlık dalgaların dövdüğü iskeleler ve tuzlu suyla şişmiş tahtalar vardı.</p>
<p>​Başımın hemen üzerinde, saçlarımın yerini alan o büyük demir kafes gece gündüz uğuldardı. İçinde minik, taş binalardan oluşan gotik bir mahalle ve o sokaklarda hedefsizce yüzen turuncu balıklar yaşardı. Ne nefes alabiliyorlardı ne de ölebiliyorlardı, zaman o kafesin içinde donmuştu. Her derin nefes alışımda teller kemiklerime batar, pas kokusu genzimi yakardı.</p>
<p>​Göğüs kafesimin üzerine yerleşmiş ikinci dünyada ise zaman çoktan durmuştu. Paslı borularla başımdaki kafese bağlanmış o eski yelkenli, hiç rüzgâr almayan camdan bir denizin ortasında asılı kalmıştı. Yanı başımdan usulca süzülüp geçen dışarıdaki o tek serbest balık, camın ardındaki sonsuzluğa gururla bakarken, benim akvaryumdaki yoldaşım sadece kendi camdaki siluetine dokunabilirdi.</p>
<p>​Yüzümdeki o ince çatlaklar, o geminin taşıyamadığı yükün ve içimde biriken kelimelerin dış dünyaya sızma çabasıydı. Her sabah aynaya baktığımda, o çizgilerin biraz daha derinleştiğini, zihnimin ağırlığından parça parça döküldüğünü görürdüm.</p>
<p>​Şehrin gürültüsü, kafesin içindeki dalgaların sesini bastırmaya yetmezdi. İnsanlar sokaklarda koşuştururken, ben ellerimle göğsümün üzerindeki o cam mahfazayı sıkıca kavrar, saatlerce kımıldamadan dururdum. Parmaklarım camın soğukluğuna öyle bir adapte olmuştu ki, tenimle mika arasındaki sınırın çoktan kalktığını hissediyordum. </p>
<p>​Onu korumaya mı çalışıyordum, yoksa içindekilerin yere dökülüp paramparça olmasından mı korkuyordum? Cevabını kendime bile itiraf edemedim.</p>
<p>​O gün, atölyenin penceresinden sızan solgun ikindi güneşinde, dışarıdaki balıklardan biri durdu ve uzun uzun gözlerimin içine baktı. Göz kapaklarım kapalıydı ama onu hissedebiliyordum. O serbest balık, akvaryumun içindeki tutsak yoldaşına sanki dışarıdaki okyanusun ne kadar geniş, rüzgârın ne kadar acımasız ama bir o kadar da canlandırıcı olduğunu anlatmak istiyordu.</p>
<p>​İçimdeki yelkenli ilk kez o an, yerinden kıpırdar gibi oldu. Paslı çarklar gıcırdadı, borulardan geçen suyun sesi kulaklarımda uğuldadı. Göğsümdeki kafesin telleri gerildi.</p>
<p>​Hayatım boyunca hep limanda bekleyen o gemi oldum. Rüzgârı bekledim, doğru dalgayı bekledim, kafesin kapısının kendiliğinden açılacağı o mucizevi anı bekledim. Oysa bilmediğim ya da bilmek istemediğim şey, kapının kilidinin içeriden ya da dışarıdan açılmadığıydı, anahtar çoktan kaybolmuştu.</p>
<p>​Yüzümdeki çatlaklardan birine parmak ucumla dokundum. Derinleşen çizgilerden biri çeneme doğru uzanıyordu. Eğer o çatlak tamamen açılırsa, içerideki onca su, o minik kasaba ve serbest kalmayı bekleyen balıklar dışarı dökülecekti. Belki de korktuğum şey yok olmak değil, serbest kalmaktı.</p>
<p>​Çünkü insan, içinde yaşadığı kafese o kadar çok alışır ki, bir süre sonra parmaklıkları göğüs kafesinin gerçek kemikleri sanmaya başlar.</p>
<p>​Ellerim camı biraz daha sıkı kavradı. Dışarıdaki balık gözden kayboldu, yelkenli olduğu yerde sessizce sallanıyordu. Ve ben, kendi zihnimin okyanusunda, ne batabilen ne de karaya varabilen o sonsuz yolculuğumda başım öne eğik, bir sonraki dalganın camı dövmesini beklemeye devam ettim.</p>
<p>​Camın soğukluğu parmak uçlarımdan bileklerime, oradan da omuzlarıma doğru yayıldı. Kafesin içinde asılı duran o küçük kasabanın sokaklarında rüzgârın sesi değişmişti, artık sadece uğuldamıyor, tahta pencereleri zorlayan hırçın bir melodiye dönüşüyordu.</p>
<p>​Gözlerim kapalıydı ama zihnimin perdesinde her şey netleşmeye başlıyordu. O paslı borulardan yalnızca su değil, yılların birikimi, söylenmemiş sözler ve yutkunulmuş acılar akıyordu. Göğsümdeki yelkenli, yıllar sonra ilk kez geriye değil, ileriye doğru hafifçe eğildi. Yelkenlerini şişirecek o rüzgârın dışarıdan değil, kendi içimdeki derin bir nefesten doğabileceğini o an fark ettim.</p>
<p>​Yüzümdeki çatlaklar artık birer yara izi gibi değil, sanki kabuk bağlamış birer harita gibi görünüyordu. Her bir çizgi, ruhumun katmanlarını birbirine bağlayan gizli geçitlerdi. Sesim içimdeki o dar odalarda yankılanırken: "Eğer bırakırsam, geriye ne kalır?" diye düşündüm. </p>
<p>​Cevap, akvaryumun dışındaki o turuncu balığın akıntıyla birlikte özgürce süzülüşünde saklıydı. İnsan, kaybetmekten korktuğu şeylerin aslında onu tutsak eden ağırlıklar olduğunu ancak onları serbest bırakmaya yeltendiğinde anlıyordu.</p>
<p>​Ellerim yavaşça gevşedi. Camın üzerindeki parmaklarım birer birer çözüldü. O an, ne o kafes yıkıldı ne de o minik kasaba sular altında kaldı, ilk defa, içimdeki o limandan ayrılmayan gemi, rüzgârını bulmuş gibi sessizce ve gururla denize doğru süzüldü.</p>
<p>​Camın pürüzsüz yüzeyinden ellerimi çektiğim an, üzerimdeki o ağır yükün bir kısmının havaya karıştığını hissettim. Başımın üzerindeki kafes hâlâ oradaydı, minik evler, paslı sokaklar ve zamanın durduğu o gotik mahalle yerli yerindeydi. Ancak artık o kafes beni taşıyan bir zindan değil, geçmişimin sergilendiği sessiz bir müzeydi.</p>
<p>​Yelkenli, boruların bağından tamamen kopmasa da serbest bırakılmış bir kuş gibi hafifçe sallanıyordu. Yüzümdeki çatlaklardan içeriye doğru sızan o ikindi güneşi, içerideki donuk suları ısıtmaya, turuncu balıklara yepyeni bir canlılık katmaya başladı. Göz kapaklarım hâlâ kapalıydı ama dış dünyayı artık bir tehdit olarak değil, keşfedilmeyi bekleyen uçsuz bucaksız bir okyanus olarak algılıyordum.</p>
<p>​Aynaya bakmama gerek yoktu, yüzümdeki çizgilerin birer kırık değil, yaşanmışlığın mühürleri olduğunu biliyordum. İnsan, kendi zihninin derinliklerinden korkmayı bıraktığı an, en şiddetli fırtınaların bile aslında kendi iç denizini temizlemek için estiğini anlıyordu.</p>
<p>​Ve ben, ilk defa limandan ayrılmak zorunda olmayan ama nereye isterse gidebilecek güce sahip olan o gemi gibi, derin bir nefes alarak sessizliğin içinde yürümeye devam ettim.</p>
<p></p>
<p>            DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer: İlayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BÖLÜM 10: MAZİDEKİ EYLÜL&amp;apos;ÜN SESSİZ HAMALLARI</title>
<link>https://fikirizleri.com/bolum-10-mazideki-eylulun-sessiz-hamallari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bolum-10-mazideki-eylulun-sessiz-hamallari</guid>
<description><![CDATA[ Esenler Otogarı&#039;ndan İstanbul’a veda eden Melis, cebinde Rafael’in telefon numarası ve avucunda gümüş madalyonla bilinmezliğe doğru yola çıkıyor. Yarım kalan bir masalın, geçmişin sırlarının ve hiç dinmeyecek bir sızının son durağında hikâye noktalanıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0b3d0044ef7.webp" length="22528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:17:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords>final, veda, İstanbul, Melis, Rafael, gümüş madalyon, mazideki eylul, ayrılık, mazi, son bölüm</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> ​Otobüs, Esenler’in bitmek bilmeyen hengâmesinden, egzoz dumanı kokan kasvetli peronlarından ve havada asılı kalan binlerce veda çığlığından ağır ağır sıyrılıp ana yola çıkarken; alacakaranlığın içinde İstanbul dev bir gölgeye, perdeleri erkenden kapatılmış terk edilmiş bir sahneye dönüşüyordu. Cam kenarındaki koltuğuma iyice sindim, başımı buz gibi soğuk cama çaresizce yasladım. Camın motorla beraber ritmik şekilde titreyen araç sarsıntısı, doğrudan şakaklarıma vuruyor, her darbede zihnimdeki yangın yeri anıları biraz daha dağıtıyordu. Cebimde Rafael’in titreyen elleriyle, bir defterin en arka sayfasından koparıp alelacele yazdığı altı haneli telefon numarası; avucumda ise eniştemin merdiven dibinden, tozların ve saklı günahların arasından alıp bana sessizce geri verdiği gümüş madalyon duruyordu. Metalin tenimi bir kor gibi yakan keskin soğukluğu, gitmekte olduğum yerin yabancılığını, bahsi geçen meçhul boşluğu fısıldıyordu sanki.</p>
<p>​</p>
<p>Gidiyordum. Ama bu sadece gürültülü bir şehirden, çocukluğumun her köşesine sindiği dar sokaklardan ayrılmak değildi. Bu eylem, kalbimin bir parçasını paslı bahçe kapısına asıp, geriye kalan enkazla birlikte bilinmezliğe doğru sürüklenmekti. Kendimden, ruhumda yeni filizlenen kadim masaldan fütursuzca kaçıyordum.</p>
<p>​Geride, cevabını hiçbir zaman tam olarak öğrenemeyeceğim, belki de öğrenmemin yasak olduğu tekinsiz bir sır perdesini bırakıyordum. Hüseyin Eniştemin otuz yıllık dilsiz acısını, teyzemin her adımımı ürkek bir kuş gibi takip eden sessizliğini ve her şeyden önemlisi, antika halı dükkânının önündeki birkaç saniyeye mühürlenen, adı konmamış ama ruhumun derinliklerine kök salmış ilk aşkımı bırakıyordum. Bahsi geçen altı haneli numara, hayatımın geri kalanı boyunca karanlık ve uykusuz gecelerde, cüzdanımın en kuytu köşesinde bir umut ışığı olarak parlayacaktı belki; ama içten içe sarsıntılı otobüs koltuğunda çok iyi biliyordum ki hayatın hoyrat, kimseyi dinlemeyen fırtınası daha yolun başında titrek ışığı çoktan üflemişti. Biz, henüz başlamadan bitmeye mahkûm edilmiş bir masalın iki yarım kalmış çaresiz kahramanıydık. Kader, bazı hayatları birleştirmek için değil, birbirine uzanan ellerin çaresizliğini göstermek için düğümlerdi.</p>
<p>​Otobüs karanlık otobanı keskin bir bıçak gibi yarıp geçerken, Eylül’ün acımasız rüzgârı son kez camda delice uğuldadı. Bu hırçın uğultu, Rafael’in köprüdeki çaresiz bekleyişinin bir yankısı mıydı, yoksa Rovinda’nın taş evin soğuk duvarlarına hapsolmuş çığlığı mı, bir türlü ayırt edemiyordum. İstanbul’un asırlık ışıkları birer birer geride kalırken acıyla anladım: Bazı insanlar birbirlerinin hayatına sadece "mazi" olmak için girerlerdi. Bazı hikâyeler, yaşanmak ve mutlu bir sona ulaşmak için değil; yıllar sonra bir gece yarısı ansızın hatırlanıp, insanın içini sızlatan kronik bir sızı olarak kalmak için yazılırdı. Rafael benim için hep zümrüt gözlü gizemli prens, İstanbul ise tam uyanacakken acımasızca biten, tadı damağımda kalmış yarım bir rüya olarak kalacaktı.</p>
<p>​İstanbul’un yedi tepesi karanlığa tamamen gömülürken, cama buğulu bir nefes bıraktım; dışarıdaki dünya bir anlığına tamamen görünmez oldu, sadece kendi yansımamla ve buğulu gri perdeyle baş başa kaldım. Titreyen parmağımla buğuya sadece tek bir isim yazdım. </p>
<p></p>
<p>Otobüs hızlandıkça, yol kenarındaki ışıklar birbirine karışıp birer çizgi hâline geldikçe isim yavaşça eridi; harfler tıpkı gözyaşlarım gibi damla damla aşağı süzüldü. İstanbul silindi, tozlu ve küf kokulu sokaklar silindi, paslı anahtarın koridordaki çınlaması silindi...</p>
<p>​Eniştemin elindeki kâğıdı kalbine bastırışını, Rafael’in "vatanım ve mezarım" dediği gümüş madalyonu hatırladım. </p>
<p> Şimdi hepsi buğulu bir camın arkasında, ulaşılamaz bir tarihin tozlu raflarındaydı. Geriye sadece Mazideki Eylül ve kalbimdeki hiç dinmeyecek o ince, kadim sızı kaldı. Artık ben de eniştem gibi, anlatamadığım bir hikâyenin sessiz hamalıydım.</p>
<p></p>
<p>                 ​Bitti. </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BÖLÜM 9: İTİRAFLARIN ZEMHERİSİ VE BOŞ KÖPRÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/bolum-9-itiraflarin-zemherisi-ve-bos-kopru</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bolum-9-itiraflarin-zemherisi-ve-bos-kopru</guid>
<description><![CDATA[ Hüseyin Enişte&#039;nin otuz yıllık pişmanlığını itiraf etmesinin ardından, fırtınaya rağmen yıkık köprüye koşan Melis, Rafael&#039;in gittiğini ve köprünün boş kaldığını görür. Kader, geçmişin acımasızlığını tekrarlayarak ikisini yine geç kalmışlığın ortasında bırakır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0b3d0044ef7.webp" length="22528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 31 Aug 2026 10:30:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> Evin tozlu koridoruna çöken kasvetli sessizlik, artık Hüseyin eniştemin hıçkırıklı itiraflarıyla parça parça bölünüyor, her sarsıcı kelime otuz yıllık bir buz dağını dipten uca acımasızca eritiyordu. Eniştem, elindeki pirinç anahtara bakarken gözlerinden süzülen yaşları gizleme gereği duymadı; bahsi geçen sarsılmaz, her zaman otoriter görünen adamın surları ilk kez tamamen yıkılmıştı. Teyzem Zehra köşede, ellerini yüzüne kapamış, geçmişin tekinsiz hayaletleri odaya birer birer doluşurken sessizce ağlıyordu. Eniştemin çatallı, yılların suskunluğuyla paslanmış dilsiz sesi, sağır duvarlarda büyük bir feryatla yankılandı:</p>
<p>"Rovinda..." dedi, ismi ilk kez kutsal bir yemini bozar gibi, dudakları titreyerek anarak. "Otuz yıl önce, yine böyle fırtınalı bir Eylül gecesi, bahsi geçen yıkık köprüde beni beklemişti Melis. Kültürlerimiz, ailelerimiz, aramıza çekilen görünmez ama yıkılmaz duvarlar... Hepsini yıkıp, her şeyi göze alıp ona gitmeye karar vermiştim. Ama gidemedim. Babam, yani deden, gece yarısı bir cellat gibi önüme dikildi. Eğer sınırı geçersem, ailemin yüz karası olacağımı, beni bu topraklardan süreceğini, ismimi maziye ebediyen gömeceğini söyledi. Korktum... Korku, sevdadan daha güçlü, daha sinsi bir zehirdir kızım. Ben köprüye varamadım, adımlarımı kendi korkaklığıma zincirledim. Rovinda sabaha kadar nehrin soğuğunda, rüzgârın acımasız koynunda adımı fısıldayarak, her ayak sesinde umutlanarak beklemiş. Ertesi gün buralardan bir daha dönmemek üzere çekip gittiğinde, arkasında sadece kalbini kilitlediği bu madalyonu ve taş evin gizli bölmesinin anahtarını bıraktı. Ben otuz yıldır taş evin kapısına her baktığımda, kendi korkaklığımın cesedini görüyorum. Mekânlar unutmaz, Melis; taşlar insanlardan daha vefalıdır."</p>
<p>Eniştemin kelimeleri ruhuma birer kor gibi düşerken, gözüm saniyede bir duvardaki eski sarkaçlı saate kayıyordu. Akrep ve yelkovan birer akrep gibi kalbime batıyordu. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. İçimdeki yangın sırtımdaki acıyı, bedenimdeki sızıyı tamamen unutturmuştu. Rafael... Benim zümrüt gözlü çaresizliğim, şu an lanetli köprüde, tam da eniştemin otuz yıl önce yaptığı gibi tek başına, amansız bir soğukta bekletiliyordu. Tarih, hiçbir detayı atlamadan, aynı acımasızlıkla kendini tekerrür ettiriyordu. Eniştemin omuzlarındaki çöküşü, vicdan azabıyla küçülen cüssesini izlerken haykırdım:</p>
<p>"Sen korkuna yenildin, enişte! Kendi zindanının anahtarını otuz yıl cebinde taşıdın. Ama biz Rafael ile aynı kaderin kurbanı olmayacağız. Köprü bizim sonumuz, maziye gömülen yeni yaramız olmayacak!"</p>
<p>Teyzemin arkamdan yükselen, beni engellemeye çalışan çaresiz feryatlarına, eniştemin sırtımda çakılı kalan sarsılmış bakışına asla aldırmadan dış kapının paslı sürgüsünü bir hışımla çektim. Gecenin zifiri karanlığına, sisli ve amansız Eylül fırtınasına kendimi gözümü kırpmadan fırlattım.</p>
<p>Dışarıda gökyüzü adeta delinmişti. Ayaklarım çamura batıyor, hırçın rüzgâr gitmemi istemez gibi göğsüme vuruyor, beni geriye doğru itiyordu. Yağmur damlaları yüzüme birer kırbaç gibi inerken sadece koşuyordum. Saçlarım yüzüme yapışıyor, nefesim boğazımda düğümleniyordu ama duramazdım. Kalbim göğüs kafesimi yırtacak gibi atarken zihnimde tek bir dua, tek bir yakarış vardı: Lütfen orada ol, lütfen geçmişin lanetine inanmayıp beklemiş ol... Geçmişin günahı bizim ayaklarımıza dolaşmamalıydı.</p>
<p>Değirmenin yanındaki yıkık köprüye vardığımda, ciğerlerim patlayacak gibiydi, nefesim boğazımda asılı kaldı. Nehir her zamankinden daha hırçın, daha gürültülü akıyordu; sanki maziye yakılan karanlık ağıtı tamamlamak ister gibi coşmuş, yatağından taşmıştı. Gözlerimi köprünün eski, hırpalanmış ahşap gövdesine diktim. Sisin gri perdesini delmek istercesine bakışlarımı çaresizce gezdirdim. Bir karaltı, tanıdık bir silüet, zümrüt gözlerin karanlıktaki o sıcak ışıltısını aradım.</p>
<p>Ama köprü boştu.</p>
<p>Yalnızca hırçın suların sağır edici sesi ve fırtınanın uğultusu vardı. Rafael gitmişti. Tıpkı otuz yıl önce Rovinda'nın ümidinin sönüp gitmesi gibi, Rafael'in de inancı bu karanlık, soğuk sularda boğulmuştu. Zaman, en büyük intikamını bizi birbirimize geç kalmış kılarak almıştı.</p>
<p>Köprünün tam ortasına gelip dizlerimin üzerine çöktüm; çamur ve taşların soğukluğu iliklerime kadar işlerken, rüzgâr yüzüme veda şarkıları üflüyordu. Kader, bizi geçmişin günahlarıyla yargılamıştı; en acısı da, bekleyen değil, bekleten olmanın o ağır kırgınlığı şimdi benim omuzlarıma mühürlenmişti.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MÜZE&amp;apos;DE İKİ KIZ KARDEŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/muzede-iki-kiz-kardes</link>
<guid>https://fikirizleri.com/muzede-iki-kiz-kardes</guid>
<description><![CDATA[ Zaman sadece ileriye akar sanırsınız ama burası müze, burada geçmiş de gelecek de sizinle birlikte nefes alır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a9141086f539.webp" length="90976" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 20:40:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> <strong>MÜZEDE İKİ KIZ KARDEŞ </strong></p>
<p>​Ankara’nın kalbinde, Ankara Kalesi’nin hemen eteklerindeki Atpazarı Yokuşu'nda yükselen o ihtişamlı han, yüzyıllardır duvarlarında gizli hikâyeler saklardı. Tarih kayıtlarına göre Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1523 yılında Rüstem Paşa tarafından yaptırılan Çengelhan, eskiden uzak diyarlardan gelen kervanların, tüccarların ve yolcuların buluşma noktasıydı. Yüzyıllar boyunca nice kervanın konakladığı; ipeklerin, baharatların ve kıymetli kumaşların alınıp satıldığı bu taş avlulu kervansaray, günümüzde Rahmi M. Koç Müzesi olarak geçmişin en görkemli sanayi ve kültür buluşmalarına ev sahipliği yapıyordu.</p>
<p>​Okul gezisi vesilesiyle müzeyi gezen on üç yaşındaki İlayda ile sekiz yaşındaki kardeşi Dilara, aralarındaki beş yıllık yaş farkının verdiği o tatlı uyumla gruptan biraz uzaklaşarak müzenin en sessiz ve en büyüleyici salonuna adım attılar. Burnuna gelen antika makine yağı, eskitilmiş deri ve ahşap kokusu onları adeta başka bir yüzyıla çağırıyordu. Vitrinlerin arasında dolaşırlarken ortadaki masanın üzerinde duran eski, ağır pirinç gövdeli antik bir denizci pusulası dikkatlerini çekti. Camı hafifçe çizilmiş, üzerindeki kadranı yılların yorgunluğuyla sararmış bu pusula, sanki sıradan bir yön gösterici değil, zamanın akışını değiştirecek gizemli bir anahtardı.</p>
<p>​Küçük Dilara merakına yenik düşerek parmağını camın üzerindeki minik pirinç klipse uzattı ve ablası İlayda’nın şaşkın bakışları arasında kapağı hafifçe araladı.</p>
<p>​O an, hanın tavanındaki devasa ahşap kirişler hafifçe gıcırdadı. Pusulanın içindeki ibre deli gibi dönmeye başladı ve ortasından sapsarı, sıcak bir ışık huzmesi fışkırıp iki kardeşin etrafını sardı. İlayda ile Dilara ayaklarının yerden kesildiğini, zamanın ve mekânın büküldüğü dev bir dişli çarkın üzerinde süzüldüklerini hissettiler. Kulaklarında rüzgâr gibi yankılanan kadife bir ses, "Hoş geldiniz küçük kâşifler! Dokunduğunuz bu pusula sadece kuzeyi göstermez; insan zihninin, emeğinin ve hayallerinin en büyük mucizelerini uyandıran bir zamansal rehberdir. Şimdi sıkı tutunun ve tarihin ellerinde nasıl canlandığını görün." dedi.</p>
<p>​Işık dalgası onları yuttu ve iki kardeş kendilerini bir anda müzenin en eski oyuncak salonunda buldular. Ayak uçlarında, 19. yüzyılın sonlarında üretilmiş, tenekeden yapılmış kurmalı bir yarış arabası duruyordu. Araba birden canlandı, minik tekerlekleri taş zeminde patır patır dönmeye başladı. Direksiyondaki minik teneke şoför başını kaldırıp gülümseyerek, "Biliyor musunuz küçük dostlar? Ben üretildiğimde dünyada piller ya da uzaktan kumandalar yoktu. Çocuklar beni hareket ettirmek için bu küçük anahtarı saat gibi kurar, mekanik hızın ve mühendisliğin ilk büyüleyici adımlarını benimle atarlardı!" dedi.</p>
<p>​Zaman akmaya devam etti; İlayda ve Dilara göz açıp kapayıncaya kadar kendilerini bu kez müzenin ihtişamlı ulaşım koridorunda buldular. Karşılarında, Türk sanayi tarihinin ve ulaşımının en önemli dönüm noktalarından biri duruyordu: Türkiye’de üretilen ilk traktörlerden biri olan Minneapolis-Moline UTSD model traktör. Traktörün devasa demir tekerlekleri arasında yankılanan motor sesiyle birlikte, geçmişin tarım emekçilerinin tarladaki ter kokusu havaya karıştı. Traktörün arkasındaki duvarda asılı duran, 19. yüzyıldan kalma belgeli devasa buharlı gemi maketi aniden suya indirilmişçesine hafifçe sallandı, maketin bacasından tüten hayali bir duman etrafı sardı.</p>
<p>​Hızla akıp giden zaman sarmalı iki kardeşi bu kez müzenin en neşeli köşesine; rengârenk seslerin yükseldiği bebek salonuna ve müzik aletlerinin bulunduğu bölüme taşıdı. Vitrinlerin arkasında sıralanmış, porselen yüzlü, dantel elbiseli antik bebekler sanki canlanmış gibi onlara bakıyordu. Bu bebekler, geçmiş yüzyıllarda çocukların en kıymetli oyun arkadaşlarıydı; her biri ince el işçiliğiyle, porselen başlarla ve dönemin moda kumaşlarından dikilmiş elbiselerle özenle hazırlanmıştı.</p>
<p>​O sırada, müzenin en değerli parçalarından biri olan 19. yüzyıl sonuna ait görkemli bir müzik kutusu kendiliğinden çalışmaya başladı. Delikli metal diskler dönerken odayı yüzyıllar öncesinin saray salonlarını çınlatan büyüleyici ve neşeli bir melodi doldurdu.</p>
<p>​O an, İlayda ve Dilara birbirlerine baktılar. İlayda’nın duru, taze sesi ile Dilara’nın neşeli ve tatlı tınısı, müziğin ritmine kusursuz bir uyum sağladı. İki kardeş, porselen bebeklerin etrafında dönerek o esrarengiz melodiye eşlik etmeye başladılar. Sesleri Çengelhan’ın yüksek taş duvarlarında yankılandı; geçmişin çocuklarının söylediği eski ninnilerle, oyun şarkılarıyla ve kervansarayın duvarlarına sinmiş yüzyıllık ezgilerle adeta dans etti. Dilara büyülenmiş gibi müziği dinlerken İlayda makinelerin, oyuncakların ve müziğin sadece demir, ahşap ve porseleneden ibaret olmadığını; her birinin geçmişin insanlarının neşesini, hayallerini ve insan ruhunun ortak şarkılarını taşıdığını işte o an fark etti. Aralarındaki beş yaş farka rağmen ikisinin de kalbi aynı coşkuyla çarpıyordu.</p>
<p>​"Zaman sadece ileriye akar sanırsınız ama burası müze; burada geçmiş de gelecek de sizinle birlikte nefes alır." diye fısıldadı içlerindeki o sihirli ses.</p>
<p>​Güçlü bir rüzgâr dalgası İlayda ile Dilara’yı yeniden sarıp sarmaladı. Gözlerini açtıklarında, tavanından 1941 model gerçek bir Douglas DC-3 uçak maketinin sarkıtıldığı Çengelhan’ın o büyüleyici salonunda, eski pusulanın açık kapağı karşısında yine aynı yerde duruyorlardı. Kalpleri hâlâ göğüslerinden fırlayacak gibi çarpıyordu ama yüzlerinde kocaman, gururlu ve sır dolu bir gülümseme vardı.</p>
<p>​Arkadan annelerinin "İlayda, Dilara, hadi canlarım, çıkıyoruz! Gruptan kopmayın." diye seslenen sesi duyuldu. İlayda pusulanın kapağını dikkatlice kapattı, Dilara ise cebinde sanki o zamansal yolculuğunun hafif sıcaklığını hissederek ablasının elini sımsıkı tuttu. Müzeden dışarı, Ankara Kalesi’nin serin rüzgârına doğru adım atarken içlerinden, "Bugün biz sadece tarihi bir binayı gezmedik; Kanuni döneminden kalan bu muazzam hanın taş duvarları arasında kurmalı teneke arabaların coşkusunu, buharlı makinelerin gücünü, bebeklerin sessiz bakan gözlerindeki tarihi ve eski bir pusulanın rehberliğinde müzik kutusunun ezgisine eşlik ederek zamanın içinde şarkı söylemenin mucizesini bizzat yaşayarak öğrendik." dediler.</p>
<p></p>
<p>                    DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BÖLÜM 8: MERDİVENDEKİ FERYAT VE KİLİTLİ VİCDANLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/bolum-8</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bolum-8</guid>
<description><![CDATA[ Melis’in merdivenlerden düşmesiyle ortaya çıkan gümüş madalyon ve pirinç anahtar, ailede otuz yıldır süren büyük suskunluğu bozuyor. Eniştesi ve teyzesiyle yaşadığı sarsıcı yüzleşme, geçmişin karanlık vicdan azabını açığa çıkarırken Rafael’in yıkık köprüdeki çaresiz bekleyişini de gözler önüne seriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0b3d0044ef7.webp" length="22528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:17:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kaçmaya çalıştığım her adım, sanki geçmişin görünmez ama bir o kadar da diri prangalarına takılıyordu. Evin kasvetli sessizliği, karanlıkta pusuya yatmış vahşi bir avcı gibi her hareketimi izliyor, her nefesimi büyük bir suç gibi kaydediyordu. Merdivenlerden bir gölge gibi süzülüp Rafael’e ve köprüdeki kadim yüzleşmeye bir an önce ulaşmaya çalışırken ayağım lanetli, gevşek basamağa takıldı. Denge kaybı bir saniyeden daha kısa sürdü; ancak taş zemine kapaklandığımda çıkan ses, tüm mahallenin sükûnetini kökünden yırtacak kadar büyüktü.</p>
<p>Ahşabın ve taşın birbirine çarpan hırçın tınısı, sanki yıllardır saklanan ne varsa bir feryatla dışarı fırlatmıştı. Sırtıma saplanan keskin, yakıcı acıyla taş zeminde bir an nefessiz kaldım. Ciğerlerimdeki hava, darbenin etkisiyle acımasızca dışarı itilmişti. Gözlerimin önünde karanlık noktalar uçuşurken olduğum yerde çaresizce yığılıp kaldım.</p>
<p>Ama asıl canımı yakan, bedenimdeki ani darbe ya da kemiklerime sızan ağrı değildi. Hemen tepemdeki teyzemin dehşet dolu çığlığı ve üst katta aniden yanan soluk, cılız ışığın koridoru bir mahkeme salonu gibi kaplamasıydı. Yakalanmıştım. Aşağıya süzülen bu merhametsiz, zayıf aydınlık; suçumu ve gizlice kaçma çabamı çırılçıplak ortaya sermişti.</p>
<p>Daha da kötüsü, Rafael şimdi köprüde, gecenin amansız ayazında, rüzgârın uğultusunu benim heyecanlı ayak seslerim sanarak umutla bekliyordu. Dakikalar saatlere dönecek, karanlıkta ismimi defalarca, her seferinde biraz daha azalan bir inançla fısıldayacaktı. Nehrin hırçın suları genç adamın sesini yutarken ben gidemedikçe, beni yarı yolda bıraktığımı, korkup kaçtığımı ya da başıma feci bir şey geldiğini düşünecekti. Köprüdeki çaresiz, yalnız ve üşüyen bekleyişi, kalbime yerdeki taşlardan daha sert, daha acımasız batıyordu. İhanet etmiş gibi hissetmenin ağırlığı, sırtımdaki fiziksel ağrıya karışıyordu. Aramızdaki ince kader çizgisi, koridorda yanan zayıf ışıkla birlikte derin, kapanmaz bir yara gibi açılmıştı.</p>
<p>“Melis! Kızım, bu saatte ne yapıyorsun burada? Nereye gidiyordun?”</p>
<p>Teyzem Zehra, beyaz geceliğiyle yanıma gelip omuzlarımdan beni sarsarken gözleri bir anda yerdeki tozların arasından hırçın bir yıldız gibi parlayan gümüş madalyona takıldı. Teyzemin rengi bir saniye içinde kül gibi oldu. Elleri havada asılı kaldı; sanki yerde yatan bir eşya değil de otuz yıl önce canlı canlı gömdüğü zehirli bir yılanı görmüş gibi irkildi. Göz bebekleri korkuyla büyüdü, bakışları madalyonun üzerindeki eski işlemelere çakılı kaldı. Dudakları titredi ama kuruyan, nefesi kesilen boğazından tek bir kelime bile çıkmadı. Koca bir devrin kapanmayan hesabı, gümüş kapağın ardında teyzemi selamlıyordu.</p>
<p>Hüseyin Eniştem ise merdivenlerin tam ortasında, tavana kadar uzanan devasa bir gölge gibi dikilmişti. Üzerimize çöken kasvetli heybetiyle adeta bir celladı andırıyordu. Elindeki feneri bir yargıç edasıyla aşağıya doğrulttuğunda ışığın hüzmesi tam da küçük pirinç anahtarın üzerine düştü. Işık madalyona ve metale çarptıkça tozlu koridor sanki geçmişin hayaletleriyle, Rovinda’nın bitmeyen, zamansız feryatlarıyla doluyordu.</p>
<p>Eniştemin bakışları olduğu yerde dondu. Her zaman sert, otoriter ve sarsılmaz görünen dağ gibi adamın dudaklarının ilk kez çaresizce, rüzgârda kalmış bir yaprak gibi titrediğini gördüm. Maskesi düşmüş, ardındaki yaşlı ve korku dolu adam ortaya çıkmıştı. Ağır adımlarla aşağı indi. Her basamak eniştemin vicdan azabı, her gıcırtı sakladığı koca günahın sesi gibi inledi. Eğildi ve hiçbir şey söylemeden anahtarı ve madalyonu, sanki kutsal ama lanetli bir emaneti yerden kaldırır gibi elleri titreyerek avucuna aldı. Metal parçası avucuna değdiği an, sanki sıcak bir kömür dokunmuş gibi yüzü acıyla kasıldı.</p>
<p>“Bu...” dedi. Sesi, yılların tozunu, pasını ve suskunluğunu yutmuş gibi çatallanıyordu. “Bu senin eline nasıl geçti, Melis? Onca yıl sonra... Nasıl buldu seni? Nasıl çıktı bu mezardan?”</p>
<p>Kolumdaki sızıyı ve sırtımdaki yanma hissini tamamen unutup yerden, topraktan ve haklılığımdan aldığım cesaretle doğrudan gözlerinin içine baktım. Korku duvarını çoktan aşmış, gerçeğin çıplaklığına sığınmıştım.</p>
<p>“Sadece neden sakladığını bilmek istiyorum, enişte! Neden otuz yıldır o taş evin kapısını, Rovinda’nın kalbini bu küçük anahtarla kilitli tuttuğunu; neden hepimizi, bu koskoca evi bu dilsizliğe mahkûm ettiğini bilmek istiyorum! Biz bu evde nefes almıyoruz, sadece maziye bekçilik ediyoruz. Gerçekler merdivenlerden düşmüyor, enişte; onlar artık kapıyı zorluyor!”</p>
<p>Eniştem bana cevap vermedi. Vermedi, zira verecek hiçbir kelimesi, kendini aklayacak tek bir cümlesi bile yoktu. Bakışları avucundaki madalyonda kilitli kalmış, aklı ise otuz yıl önceki bir Eylül gecesine, çok uzaklara, gençlik hatıralarının kanayan yerine gitmişti.</p>
<p>Yavaşça dış kapıya doğru yürüdü, paslı sürgüyü kontrol etti ve dışarıya, Rafael’in beni bir ömürlük umutla beklediği karanlık, sisli ormana doğru uzun uzun baktı. Bakışları karanlığı delmek ister gibiydi. Sanki orada, ağaçların ve yıkık köprünün arasında birinin nefes aldığını, birinin kalbinin çarptığını, birinin tıpkı kendisi gibi çaresizce beklediğini biliyordu. Sanki otuz yıl önce, başka bir kederli Eylül gecesinde kendisi de köprüde bekletilmiş, umudu yavaş yavaş üşüyerek, kimsesizce sönmüş gibi acı bir tebessüm geçti yüzünden.</p>
<p>İnsan, başkalarını hapsettiği zindanların anahtarını cebinde taşır ama bilmez ki en büyük mahkûm, o anahtarı elinde tutandır.</p>
<p>O an anladım; eniştem sadece bizi değil, aslında en çok kendisini o taş evin görünmez duvarlarına, kendi yarattığı karanlık zindana kilitlemişti.</p>
<p>Sessizlik yeniden çöktüğünde pencerelere vuran rüzgârın uğultusu arttı. Uzaktaki köprüden gelen nehir sesi artık bir aşk itirafı değil, maziye yakılan, Rafael’in yalnızlığıyla beslenen karanlık bir ağıt gibi duyuluyordu. Zaman tamamen durmuştu ve biz, donmuş zamanın içinde kendi cehennemimizi soluyorduk.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YARIM KALAN BAVUL</title>
<link>https://fikirizleri.com/yarim-kalan-bavul</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yarim-kalan-bavul</guid>
<description><![CDATA[ Bazı bavullar gitmek için değil, geri dönmek için toplanır.  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8ec88f2ffba.webp" length="56010" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 14:10:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="s5"><span class="s4">1990 yılının temmuz ayın</span><span class="s4">ın sonlarına doğru</span><span class="s4"> kavurucu güneşe aldırmadan kapının önünde umutla bekliyordum. İçimdeki heyecan</span><span class="s4">, </span><span class="s4">tenimdeki sıcaklığı </span><span class="s4">hissetmeme engel oluyordu</span><span class="s4">.</span><span class="s4"> </span><span class="s4">Tepedeki güneşin umutlarımı sarartmasına asla izin vermeyecektim. Benim için yeni bir hayatın başlangıcı bugün başlayacaktı.</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">Üç gündür, büyük umutlarla sokaktan postacının geçmesini </span><span class="s4">beklemek bir ömürden uzun gelmişti bana.</span><span class="s4"> Nihayet sokağın başında göründü.</span><span class="s4"> Omzuna astığı çantasından çıkardığı evrakları ve belgeleri sırayla kapıları çalarak teslim ediyordu. Hâliyle gözüm çantasına takılı kaldı. İçerisinde benim sınav sonuç belgemin olması umudu bile kalbimin hızlanmasına yetmişti. Bana doğru yaklaştığını görünce istemsizce ayağa kalktım. Adımı söyleyip elindeki belgeyi uzattığında heyecandan kuruyan boğazımdan ses çıkmadı. Donuk bakışlar</span><span class="s4"> eşliğinde elime aldığım belgeyi tutmakta zorlandım. Cevap dahi vermeden hızlıca kapıyı açıp eve girdim. Belgeyi tek başıma açmamak için doğruca salona yöneldim.</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">O an için hevesimin kursağımda kalacağını bilmiyordum.</span><span class="s4"> Sevincime ortak olacaklar ümidiyle anne ve babamın yanında bir çırpıda açtım zarfı. İçinden çıkan </span><span class="s4">kâğıdın</span><span class="s4"> </span><span class="s4">en </span><span class="s4">alt bölümünde yazan</span><span class="s4">,</span><span class="s4"> İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesini kazandığımı görünce sevinçten göz bebeklerim yerinden fırlayacak oldu.</span><span class="s4"> Lakin sevincim bundan öteye gidemedi. </span><span class="s4">Benim aksime ailemden çıt çıkmıyordu. Sessiz bakışlar eşliğinde beni bir süre süzdükten sonra asıl gerçeği yüzüme vurdular.</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">Maddi durumumuz ş</span><span class="s4">ehir dışında okumama </span><span class="s4">imkân vermiyordu. </span><span class="s4">İçimdeki sevinç yerini birden hüzne bıraktı. Ne yaptıysam ikna edemedim onları. Benim için yapılacak tek bir şey kalmıştı. </span><span class="s4">Parasızlık, hayallerime gem vuramayacaktı. </span><span class="s4">Hiç istemeseler de bunu yapmak zorundaydım.</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">Bana engel olamayacaklarını anladıklarında durumumu mecburen kabul ettiler. Yolculuk için kendime küçük bir çanta hazırladım. Fazla eşyaya ihtiyacım yoktu. Nasılsa hem okuyup hem de çalışacaktım. Her bir eksiğimi aileme yük olmadan karşılayacaktım.</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">Annem yolculuk için bana yiyecek bir şeyler hazırladı. Kendi elleriyle yaptığı böreklerin yanına bir de en sevdiğim yaprak sarmasından koydu. En çok özleyeceklerim, annemin yemekleri olacaktı.</span><span class="s4"> </span><span class="s4">Belli bir süreliğine buna katlanmak zorundaydım.</span><span class="s4"> Babam ise elindeki, çok büyük sayılmayacak bir bavulu uzattı bana. Yolculuğa bununla çıkmamı istedi ancak ben kabul etmeyip kendi hazırladığım çantamla gideceğimi söyledim. </span></p>
<p class="s5"><span class="s4">Aramıza giren soğukluk sevincimi buruk yaşamama neden olsa da gün gelecek beni anlayacaklardı. Okulumu bitirip geri döndüğümde beni affedeceklerdi. Lakin öyle olmadı.</span><span class="s4"> Okul bitse de iş hayatı şehirden ayrılmama engel oldu. Uzaktan geçirilen yıllar uzadıkça gönül mesafesi daha bir arttı.</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">Aradan tam on iki yıl geçti. Annemin verdiği acı haber sonrası dönmek zorunda kaldım. Dünya gözüyle babamı bir daha görmek yokmuş</span><span class="s4"> nasibimde</span><span class="s4">. Bunun böyle olacağını bilemezdim elbet. </span><span class="s4">Yaşarken babamın kıymetini bilememek daha çok koydu bana.</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">Cenaze sonrası eve geldiğimizde aklıma birden bavul geldi. On iki yıl önce üniversite için evden ayrılırken benim için hazırladığı bavul. Dolabın en üst rafında yıllarca bekleyen bavulu indirdim. Tozunu alıp fermuarını açtım, içinde sadece üç şey vardı. Giyecek kıyafetler, bir defter ve defterin arasına sıkıştırılmış bir not.. . </span></p>
<p class="s5"><span class="s4">Bu babamın el yazısıydı. "</span><span class="s6">Oğlum, gidiyorsan git ama bil ki bu bavul hep burada kalacak. Hasret dediğin şey eşya taşımaz, insan taşır. Dönmen için değil, dönmek istersen diye duruyor.’’</span></p>
<p class="s5"><span class="s4">Bavulu kapattım. Ertesi hafta İstanbul’a o boş bavulla gittim. Tekerlekleri ilk defa ses çıkardı.</span><span class="s4"> Çünkü bazı bavullar gitmek için değil, geri dönmek için toplanır. </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BÖLÜM 7: YIKIK KÖPRÜDEKİ YÜZLEŞME VE SIRRIN MİRASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/bolum-7-yikik-koprudeki-yuzlesme-ve-sirrin-mirasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bolum-7-yikik-koprudeki-yuzlesme-ve-sirrin-mirasi</guid>
<description><![CDATA[ Melis ve Rafael, değirmenin yanındaki yıkık köprüde yüzleşerek Rovinda&#039;nın madalyonundaki sırrı aralıyor. Pirinç anahtarın gölgesinde geçmişin ağır mirasıyla karşılaşan iki genç, kaderlerinin bir felakete mi yoksa kurtuluşa mı sürüklendiğini sorguluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0b3d0044ef7.webp" length="22528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 06:02:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords>yıkık köprü, yüzleşme, Rovinda, Rafael, Melis, pirinç anahtar, sır, eylül, Hüseyin Enişte, İstanbul</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​ ​ Güneş, İstanbul'un yorgun ve puslu çatıları üzerinden ağır ağır yükselirken, zihnimde tek bir isim, ruhumda tek bir görüntü vardı: Rafael ve zümrüt yeşili gözlerinin ardındaki dipsiz sis. Cebimdeki gümüş madalyon ile minik pirinç anahtarın sırrı artık bir mücevher değil, göğüs kafesimi acımasızca ezen devasa bir kaya parçasıydı. Taşınması imkânsız bu yük, her nefes alışımda kalbimi biraz daha sıkıştırıyordu. Fakat zihnimin karanlık köşelerinden tekinsiz bir ses amansızca fısıldıyordu: "Ona gerçekten güvenebilir misin?" Birden içimi buz gibi bir ürperti kapladı. Ya Rafael her şeyi en başından beri biliyorsa? Taş evin önünde bir hayalet gibi, tam da ben madalyona dokunurken ansızın belirmesi sıradan bir tesadüf müydü? Yoksa kendisi de bu karanlık geçmişin mirasını, kendi payına düşen ağır kederi omuzlarında mı taşıyordu?</p>
<p>​ </p>
<p>Mutfaktan teyzemin her zamanki telâşlı, her tabağa bir kaygı yükleyen tıkırtıları geliyordu. Koridorda ise Hüseyin Eniştemin yeri sarsan, otoriter ama artık içinde bariz bir tereddüt barındıran sert adımları yankılanıyordu. Aileme yakalanmadan, bakışlarındaki keskin ve delici sorgulara kurban gitmeden bir yolunu bulup Rafael’e ulaşmalıydım. Eski, ahşap çalışma masamın başına geçtim. Çekmecenin gıcırtısı, sabahın kırılgan sessizliğinde sanki bir ihanetin çığlığı gibi odaya yayıldı. Titreyen ellerimle, üzerine mürekkebin adeta gözyaşı gibi damladığı küçük bir kâğıt parçasına sadece birkaç kelime yazabildim:</p>
<p>​"Değirmenin yanındaki yıkık köprüde. Öğleden sonra. Hayatımız buna bağlı."</p>
<p>​Bahsi geçen satırları Rafael'e ulaştırmak, eniştemin her an üzerimde hissettiğim kartal bakışlarından sıyrılmak, karanlık bir labirentte körlemesine yol bulmaktan çok daha zordu. Ama pirinç anahtar cebimde, bacağıma her çarptığında bir alarm saati gibi ruhumu amansızca sarsıyordu. Köprüde buluştuğumuzda, zümrüt gözlerin en derinine, dipsiz kuyunun dibine bakacak ve gerçeği söküp çıkaracaktım. Eğer Rafael de her şeyi biliyor ve benden saklıyorsa, bu durum ikimizin de sonunun, büyük hayal kırıklığının başladığı yer olacaktı.</p>
<p>​Notu küçük, pürüzlü bir taşın etrafına sıkıca sarıp, Rafael’in her sabah bakır güğümleriyle su doldurmaya gittiği çeşmenin yanındaki gizli oyuğa bıraktım. Kalbim sanki büyük bir cinayet işlemişim gibi küt küt atıyordu. Eve döndüğümde, kahvaltı masasında eniştemin kurşun gibi ağır, ekmeği bile bölerken insanı ürperten sessizliğiyle karşılaştım. Zeytin tabağına uzanırken bile cebimdeki metallerin birbirine çarpıp ince bir ses çıkaracağından, eniştemin bu gizli suç melodisini duyacağından korkuyordum. Zira onun bakışları, insanın ruhundaki en mahrem çekmeceyi bile kırıp açacak kadar keskindi.</p>
<p>​Öğleden sonra, "Biraz yürüyüş yapıp hava alacağım, başım çok ağrıyor," diyerek evden adeta kaçar gibi çıktım. Değirmenin oradaki; zamanın, rüzgârın ve hırçın suların yıprattığı yıkık köprüye vardığımda, Rafael’in çoktan orada beklediğini gördüm. Sırtı bana dönüktü, nehrin bulanık ve hırçın sularına bakıyordu. Omuzları, dükkândaki tozlu halıların yükünden değil de, mahallenin gizli günahlarının ağırlığıyla biraz daha çökmüş gibiydi. İstanbul’un bu unutulmuş köşesi, ikimizi de kendi karanlığına çekiyordu.</p>
<p>​Yanına vardığımda yavaşça döndü. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim, ruhumu sızlatan bir ifade vardı; suçluluk mu, yoksa asırlık bir kederin mirası mıydı bu? Elimi titreyerek cebime attım; gümüş madalyonu ve pirinç anahtarı çıkardım. Avucumu ona doğru açtığımda, sanki doğa bile bu itirafa tepki verdi; rüzgâr aniden sertleşti, Eylül fırtınası aramıza girmek ister gibi saçlarımı yüzüme savurdu. Yapraklar ayaklarımızın altında adeta ölüm şarkıları fısıldıyordu.</p>
<p>​"Bunları taş evin eşiğinde buldum Rafael," dedim, sesim rüzgârda dağılmasın diye tüm gücümle çabalayarak. "İçindeki fotoğrafları gördüm... Yabancı ama bir o kadar tanıdık yüzleri. Şimdi bana doğruyu söyle... Sen bu anahtarın neyi açtığını, sessizliğin neye gebe olduğunu biliyor musun?”</p>
<p>​Rafael, avucumda bir yıldız gibi parlayan madalyona ve küçük anahtara, sanki mezarından kalkıp gelmiş, yarım kalmış bir hesabı sormaya hazır bir hayalete bakıyormuş gibi baktı. Genç adamın çehresindeki hatlar gerildi, dudakları titredi. Uzun bir süre sessiz kaldı; aramızda sadece nehrin taşlara çarpan hırçın sesi ve rüzgârın uğultusu vardı. Sonunda ciğerlerini yakarcasına derin bir nefes aldı ve gözlerimin içine, en savunmasız, en çıplak yerime baktı.</p>
<p>​"Halam..." diye fısıldadı, sesi acıyla ve yılların suskunluğuyla boğulmuştu. "Rovinda... Küçüklüğümden beri onun odasında sakladığı, kimselere göstermediği madalyonu hep görürdüm. Kimseyle konuşmadığı, yıldızların bile bu sırrı duymaktan korkup sustuğu gecelerde gümüş kapağı açar, saatlerce o fotoğraflara bir şeyler fısıldardı. Bir gün cesaretimi toplayıp sorduğumda, bakışlarını benden kaçırmış ve sadece 'Bu madalyon benim hem vatanım hem de mezarım Rafael, onu asla kaybetmemeliyim' demişti." Aşk, bayım, bazen bir insanın vatanı olur; ama o vatandan sürgün edildiğinde, geriye sadece boynunda taşıdığı bir mezar kalır.</p>
<p>​Rafael'in sesi iyice kısıldı, bakışlarını uzaklara, karanlık ve dilsiz taş eve çevirdi. "Bana hep bir Eylül masalı anlatmıştı. Sonu her zaman zemheri kışla biten, imkânsızlıklarla ve duvarlarla örülü bir masal... Madalyondaki adamın bir kahraman olduğunu ama kalbinin geleneklerin ve ailelerin ördüğü duvarların altında ezildiğini söylerdi. Fakat bu anahtar, Melis... Bu anahtardan hiç bahsetmedi. Madalyonun içinde bir kapıyı, belki de gizli bir dünyayı açacak böylesi bir gücün saklı olduğunu ben de bilmiyordum."</p>
<p></p>
<p>​Bana bir adım daha yaklaştı. Şimdi nefeslerimiz birbirine karışıyordu ama aramızdaki kader bağı, bir keman teli gibi gerilmişti; her an kopabilir ya da en acı şarkısını çalabilirydi. Gözlerindeki zümrüt yeşili, suların hırçınlığıyla çalkalanıyordu.</p>
<p>​"Eğer bu anahtar ortaya çıktıysa," dedi, sesi şimdi bir uyarı gibi buz gibiydi. "Hüseyin Enişten bir şeyleri artık gizleyemeyeceğini, geçmişin o derin toprağın altından taştığını anlamış demektir. Bu anahtarın açtığı kapı her neyse... Bizi ya bu mahalleden, bu kapalı kutudan kurtaracak ya da masaldaki gibi ikimizi de yan yana küle çevirecek."</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BOŞ KALAN HAMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/bos-kaan-hamak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bos-kaan-hamak</guid>
<description><![CDATA[ “Anne, beni daha yükseğe salla!”
“Hayır anne, önce beni!” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8d692b09c67.webp" length="60142" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:06:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>        BOŞ KALAN HAMAK </p>
<p>Flütle çalınan bir melodi duyuluyordu.</p>
<p>Yumuşak, süssüz bir melodiydi. Çimenlerin, ağaçların ve ufkun duygusunu taşıyordu. Sanki yıllardır orada bekleyen bir hatırayı uyandırmak için çalınıyordu.</p>
<p>Bazı yerler bizi asla terk etmez.</p>
<p>Sadece zaman geçtikçe daha sessiz, daha uzak ve ulaşılması daha zor hâle gelirlerdi.</p>
<p>Burası da öyle bir yerdi.</p>
<p>Ormanın kenarında, yıllar önce kendi elleriyle astığı iki hamak vardı.. İki kızına ait iki hamak.</p>
<p>Kızları küçükken buraya gelirlerdi. İkisi de aynı anda annelerine seslenirdi.</p>
<p> *Anne, beni daha yükseğe salla!"</p>
<p>" Hayır anne, önce beni!"</p>
<p>Anne gülerek:</p>
<p>" İkinizi birden nasıl sallayayım ben?"</p>
<p>Sonra bir hamaktan diğerine geçer, önce birini, sonra diğerini iterdi. Kızların kahkahaları ormana yayılırdı.</p>
<p>Bazen ikisi de aynı anda konuşur, anne hangisini dinleyeceğini şaşırırdı.</p>
<p>Ama hiçbirini diğerinden ayırmadı. İkisi de canıydı.</p>
<p>İkisi de nefesiydi.</p>
<p>İkisi de dünyaya geldiği gün hayatına başka bir anlam katmıştı. Anne, iki kızına bakarken dünyanın kendisine verebileceği en büyük mutluluğu verdiğini düşünürdü.</p>
<p>Onların ellerini tuttuğunda bütün korkuları dinerdi.</p>
<p>Birinin başını omzuna yasladığında diğerini de yanına çekerdi. İkisini birden sarardı.</p>
<p> "Siz benim iki kanadımsınız," derdi.</p>
<p>Kızlar gülerdi.</p>
<p>O zamanlar ölümün ne olduğunu, </p>
<p>ayrılığın ne kadar ağır olabileceğini bilmiyorlardı. </p>
<p>Yıllar geçti, kızlar büyüdü.</p>
<p>Hamaklar yerinde kaldı.</p>
<p>Bir zamanlar küçük ayakların sallandığı o hamaklarda artık sessizlik vardı. Anne, her baktığında hâlâ çocuklarını görüyordu. Çocukluğun sesleri bazen eşyalarda saklanır.</p>
<p>Bir oyuncakta.</p>
<p>Eski bir elbisede.</p>
<p>Bir fotoğrafın köşesinde.</p>
<p>Ya da yıllardır aynı yerde duran bir hamakta. Sonra hayat, hiç kimsenin hazırlıklı olmadığı bir yerden vurdu onu.</p>
<p>Kızlarından biri gitti.</p>
<p>Öyle bir gidişti ki...</p>
<p>Anne bunun gerçek olduğuna uzun süre inanamadı.</p>
<p>İnsanın “dayanamam” dediği bir ayrılık varmış. Ve insan, dayanamayacağını söylediği o ayrılığa dayanabiliyor olmakla sınanıyormuş.</p>
<p>Ona beklememesi söylendi. Yine de bekledi. Çünkü anneydi.</p>
<p>Bir annenin kalbine “artık gelmeyecek” demek kolay değildi.</p>
<p>Bir gece yine ormana gitti. Gece yarısına kadar orada kaldı. Lambanın kandil ışığı giderek azalırken orman sessizleşti. Rüzgâr bile yavaşladı.</p>
<p>Kadın iki hamağın karşısında durdu.ikiside boş olmasına rağmen gözleri yalnızca küçük kızının hamağına takılı kaldı. </p>
<p>Bir zamanlar küçük bedeniyle sallandığı o hamak şimdi sessizce rüzgârla hareket ediyordu.</p>
<p>Kadın elini uzattıp:</p>
<p>" Sen burada olmalıydın," diyerek hamağın ipine dokundu.</p>
<p>"İkiniz de burada olmalıydın," diyerek ağlarken gözlerini kapattı.</p>
<p>Bir anda yıllar öncesine döndü.</p>
<p>İki küçük kız.</p>
<p>İki hamak.</p>
<p>Ve aralarında duran genç bir anne.</p>
<p>Birini sallarken diğeri sabırsızlanıyordu.</p>
<p>" Anne, sıra bende!" </p>
<p> "Anne, daha hızlı!"</p>
<p>Kahkahalar... </p>
<p>Çimen kokusu.</p>
<p>Güneş.</p>
<p>Hayat.</p>
<p>Kadın gözlerini ağlayarak açtığında yine yalnızdı.</p>
<p> Oturup başını hamağın kenarına yasladı ve uyuyakaldı.</p>
<p>Küçük ayakkabıları onunla bekledi.</p>
<p>Ertesi sabah dünya yine aynıydı.</p>
<p>Güneş doğmuştu. Kuşlar ötüyordu. Ağaçlar rüzgârla sallanıyordu.</p>
<p>Ama onun dünyası sonsuza kadar eksilmişti.</p>
<p>İnsanların görmediği acılar vardı. Yüzünde gülümsemeyle ilerlerken içinde her şey sessizce parçalanabilirdi.</p>
<p>O da gülümsedi, konuştu.</p>
<p>Gündelik işlerini yaptı.</p>
<p>Diğer kızına sarıldı.</p>
<p>Onu kaybetmemek için belki biraz daha sıkı tuttu biliyordu.</p>
<p>Bir çocuğunu kaybetmek için belki daha sıkı tuttu. Biliyordu; bir çocuğunu yalnızca bir insanı kaybetmek değildi.</p>
<p>Birlikte yaşadığın yılları, hayallerini, geleceğini, hatıralarını, kendinden bir parçayı kaybetmekti.</p>
<p>Diğer kızı yanındaydı.</p>
<p>Onu da canından çok seviyordu. Ve insanın kalbinde bir evladın yeri, diğerinin sevgisiyle kapanmıyordu.</p>
<p>Birinin varlığı, diğerinin yokluğunu silmiyordu.</p>
<p>Anne ikisini de aynı kalple seviyordu. Biri yanında nefes alıyordu. Diğeri ise artık yalnızca hatıralarda yaşıyor, sadece enerjisini hisettiriyordu. </p>
<p>Geceleri yine fotoğrafları açıyordu. Her karede kızının yüzündeki gülümsemeye uzun uzun bakıyordu.</p>
<p> "Sen mutluydun," diyerek parmaklarını fotoğrafın üzerinde geziniyordu. </p>
<p> "Ben ise o mutlu anlarına şimdi gözyaşlarımla dokunuyorum. Seni ne kadar çok özledim, yavrum," diyordu. </p>
<p>İçinde biriken onca cümleyi ona anlatmak istiyordu.</p>
<p>Yarım kalan onca duyguyu... </p>
<p>Bir kez sesini duymak.</p>
<p>Bir kez “Nasılsın?” demek istiyor</p>
<p>ama ulaşamıyordu.</p>
<p>Çalmayan bir telefon, cevap vermeyen bir numara ve her geçen gün biraz daha büyüyen bir özlem kalmıştı ona.</p>
<p>İnsan en ulaşamadığı kişiye yanıyordu. Keşke bilseydi.</p>
<p>Keşke kızına, sensizliğin içinde nasıl derin bir boşluk bıraktığını anlatabilseydi. Canının her gün biraz daha nasıl yandığını... </p>
<p>Kalp nadiren bir anda kırılırdı.</p>
<p>Hayal kırıklıklarıyla, eksikliklerle, kırık sözlerle ve veda etmeye hiç hazırlanmadığımız ayrılıklarla yavaşça kırılırdı.</p>
<p>Onun kalbi ise bir kez kırılmamıştı. Her hatırlayışta yeniden kırılıyordu.</p>
<p>Bir şarkıda, bir fotoğrafta, bir kokuda... </p>
<p>Bir çocuğun kahkahasında.</p>
<p>Bazen sokakta kızına benzeyen birini gördüğünde...</p>
<p>Bazen telefonu eline alıp onun numarasını aramak istediğinde... </p>
<p>Bazen de iki hamak arasında durduğunda ve birinin boş olduğunu gördüğünde... </p>
<p>Bir gün yine ormana gitti.</p>
<p>Bu kez yanında diğer kızı vardı.</p>
<p>İki kadın sessizce yan yana yürüyüp hamakların yanına geldiklerinde ikisi de durdu.</p>
<p>Anne bir süre hiçbir şey söylemedi. Sonra kızının elini tutarak:</p>
<p>"Hatırlıyor musun? Seni ve kardeşini burada salladığım günleri." dedi. </p>
<p>Kızı başını sallayarak:</p>
<p>"Hatırlıyorum." dedi. </p>
<p>Anne gülümserken gözlerinden yaşlar da beraberinden boşalıyordu. </p>
<p>"İkiniz de aynı anda “Anne, beni daha yükseğe salla” derdiniz." </p>
<p>Sonra anne boş hamağa bakarak.</p>
<p>"Ben ikinizi de canımdan çok sevdim, yavrum," dedi.</p>
<p>Kızı annesinin elini daha sıkı tutarak:</p>
<p>"Biliyorum, anne," dedi. </p>
<p>"İnsan birini kaybedince diğerini daha az sevmez. Tam tersine... Daha çok sarılmak istiyor. Çünkü hayatın ne kadar kırılgan olduğunu anlıyor." </p>
<p>Rüzgâr eserken boş hamak hafifçe sallandı. Anne, o an kızının çocukluğundaki kahkahasını duyduğunu sanarak gülümsedi. Gözyaşları yanaklarından akarken...</p>
<p>O günden sonra anne boş hamağı kaldırmadı. kimseye de izin vermedi.</p>
<p>O hamak artık yalnızca bir hamak değildi.</p>
<p>Bir kızın çocukluğuydu.</p>
<p>Bir annenin elleriydi.</p>
<p>İki kardeşin kahkahasıydı.</p>
<p>Ve yarım kalan bir hayatın sessiz tanığıydı.</p>
<p>Her gittiğinde önce iki hamağa bakıyor, birinde hâlâ diğer kızını görüyordu. Ötekinde ise kaybettiği kızını.</p>
<p>Ama artık boşluğu yalnızca acıyla görmüyordu.</p>
<p>Orada sevgiyi de görüyordu.</p>
<p>Çünkü bazı insanlar hayatımızdan gider ama sevgileri asla gitmez.</p>
<p>Bir flüt melodisine dönüşür.</p>
<p>Ağaçların arasından geçen rüzgâra...</p>
<p>Ayın gümüş ışığına... </p>
<p>Bir fotoğrafın içindeki gülümsemeye ve bazen boş kalan bir hamağın usulca sallanmasına... </p>
<p>Kadın yıllar sonra bile kızına mektup yazar gibi konuşmaya devam etti.</p>
<p>"Hasretin ne demek olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum ve yavrumun hasretini çekiyorum."</p>
<p>Gökyüzüne bakarak: " Bir gün ben de bu dünyaya veda edeceğim.</p>
<p>Tıpkı bir rüzgârın dalları usulca terk etmesi gibi... Hiç kimseyi incitmeden. Gürültü koparmadan. Toprağın kokusuna karışacağım.</p>
<p>Yağmurun sesinde beni dinleyin. Bir sabah ansızın camınıza vuran hafif bir esintide... Belki bir çiçeğin yaprağındaki çiğ damlasında... </p>
<p>Size yalnızca “Ben buradayım” diyeceğim.</p>
<p>Çünkü yavrum sen gittin diye sevgim bitmedi.</p>
<p>Sen gittin diye anneliğim de bitmedi. Ben hâlâ sizin annenizim . Ve siz ikinizde hâlâ benim kızımsın. Biriniz yanımda, biriniz gökyüzünde." </p>
<p>Kadın son kez boş hamağa baktı.</p>
<p>Sonra diğer hamağa.</p>
<p>İki hamak yan yana duruyordu.</p>
<p>Biri yaşayan kızının çocukluğunu taşıyordu.</p>
<p>Diğeri ise yalnızca hatıraları.</p>
<p>Ama ikisi de aynı annenin sevgisine aitti.</p>
<p>Anne yavaşça yürürken arkasından rüzgâr esti.</p>
<p>Boş hamak hafifçe sallanırken flüt sesi yeniden duyuldu.</p>
<p>Yumuşak, sessiz, uzak... </p>
<p>Kadın dönüp baktığında kızını hissetti.</p>
<p>Bazı insanlar gitse bile hiçbir zaman gerçekten gitmez.</p>
<p>Bir annenin kalbinde, iki kız çocuğunun yan yana sallandığı o eski yaz günlerinde sonsuza kadar yaşayacaklar.</p>
<p></p>
<p>                 DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HASTANE MÜDÜRÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/hastane-muduru</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hastane-muduru</guid>
<description><![CDATA[ Bazen insanın iyileşmeye değil, biraz anlaşılmaya ihtiyacı vardır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8be4209ba6e.webp" length="50700" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 19:10:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>         HASTANE MÜDÜRÜ</p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Dr. Günce sabah servise girdiğinde hastaların koridorda sıra olduğunu gördü.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>En önde, elinde dosyayla Hasan duruyordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Ne oluyor?” diye sordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Hasan ciddi bir ifadeyle:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Toplantımız var, doktor hanım.”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Ne toplantısı?”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Hastanenin yönetim toplantısı.”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Dr. Günce, “Peki, müdür kim?”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Hasan hiç düşünmeden arkasındaki yaşlı adama işaret ederek:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Cemil Bey,” dedi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Cemil Bey sandalyesinde oturmuş, elindeki çayı karıştırıyordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Peki, başhekim?”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Zelal.”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Ben?”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Hasan bir an durdu ve:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Sen de hastanesin,” dedi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Dr. Günce gülmemek için dudaklarını ısırıyordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Peki, toplantıda ne konuşacaksınız?”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Hasan dosyasını açtı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Çok önemli üç madde var. Yemekler kötü, televizyon bozuk ve doktor hanım sürekli bizi iyileştirmeye çalışıyor.”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Dr. Günce kaşlarını kaldırarak:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Peki, bunda ne sorun var?”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Hasan dosyayı kapatıp:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Bazen insanın iyileşmeye değil, biraz anlaşılmaya ihtiyacı vardır,” dedi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Dr. Günce, Hasan’a dikkatle bakarak:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Sen bunu nereden biliyorsun, Hasan?” diye sordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Hasan gözlerini hastalara çevirerek:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“İnsan bazen kendi başına gelmeden başkasının derdini anlayamıyor, doktor hanım,” dedi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Cemil Bey bu sırada çayından höpürdeterek koca bir yudum aldı. Sonra elini kaldırıp ciddi ciddi:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Ben de yemeklerin kötü olduğunu düşünüyorum,” dedi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Herkes alkışlamaya başladı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Dr. Günce kahkahayla gülüyordu, artık tutamamıştı kendini.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>O gün hastalar, farkında olmadan toplantıyı gerçekten yapmışlardı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yemekler düzeldi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Televizyon tamir edildi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Ve Dr. Günce’nin aklında Hasan’ın, “Bazen insanın iyileşmeye değil, biraz anlaşılmaya ihtiyacı vardır,” cümlesi kaldı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Ertesi sabah Dr. Günce servise girdiğinde yatağının başında sessizce oturan Cemil Bey’i gördü.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Günaydın, Cemil Bey, nasılsınız?”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Cemil Bey her zamanki gibi:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“İyiyim, doktor hanım,” diye cevap verdi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Günce dosyasına bakmak için elini uzatırken:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Gerçekten nasılsınız?” diye sordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Cemil Bey gözlerini pencereye çevirip:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Kızımı çok özledim,” dedi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Günce dosyayı kapatıp sandalyesini yatağın yanına çekti.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Anlatmak ister misiniz?” diye sorduğunda Cemil Bey başını çevirip ona baktı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>İşte o an Günce, Hasan’ın ne demek istediğini gerçekten anladı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bazı yaraların ilacı vardı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bazılarının ise sadece dinlenmeye ihtiyacı vardı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>O günden sonra serviste bir hastaya “Nasılsın?” diye sormadan önce, gerçekten cevabını dinlemeyi öğrendi. Bazen bir insanın ihtiyacı olan şey ilaç değil, karşısına oturup, acele etmeden onu dinleyen biriydi.</span></p>
<p><span>Ve Dr. Günce o gün, bazı yaraların tedavi edilmekten önce görülmek istediğini öğrendi.</span></p>
<p>    </p>
<p></p>
<p>              DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MANDALA</title>
<link>https://fikirizleri.com/mandala</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mandala</guid>
<description><![CDATA[ Dairenin çevresinde başka daireler, onların çevresinde kareler, üçgenler ve birbirini tekrar eden ince çizgiler. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8b3f64682d1.webp" length="62808" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 10:05:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MANDALA</p>
<p>​Pencerenin aralığından içeri giren hava, perdeleri hafifçe kıpırdatıyor, duvarın üzerindeki gölgeleri yerinden oynatıyordu. Fakat odanın içinde garip bir dinginlik vardı. Sanki burası evin geri kalanından ayrılmış, zamanın biraz daha yavaş aktığı bir yerdi.</p>
<p>​Masanın üzerinde yuvarlak bir kâğıt duruyordu. Kâğıdın tam ortasında ise küçük bir daire vardı. Dairenin çevresinde başka daireler, onların çevresinde kareler, üçgenler ve birbirini tekrar eden ince çizgiler... Desen büyüdükçe karmaşıklaşıyor fakat hiçbir çizgi diğerinin önüne geçmiyordu. Her şey olması gerektiği yerdeydi. Desenin karmaşık olmasına rağmen gözü yormuyordu. Tam tersine, baktıkça gözleri merkeze doğru çekiliyordu.</p>
<p>​Çizgilerin arasında küçük semboller vardı. Bazıları çiçeklere, bazıları kapılara, bazılarıysa daha önce hiç görmediği şekillere benziyordu. Bütün bu işaretlerin gelişigüzel yerleştirilmediğini düşündü. Mandalanın merkezinden dışarıya doğru baktığında bir dünya görüyordu. Dışarıdan merkeze baktığında ise başka bir şey... Kendine benzeyen bir şey.</p>
<p>​Bu tür desenlere Hindistan ve Tibet'teki eski tapınaklarda rastlandığını biliordu. Yüzyıllardır insanlar bunları yalnızca güzel oldukları için çizmemişlerdi. Mandala, onlar için düzenin bir tasviriydi. Evrenin, insanın ve zihnin birbirinden tamamen ayrı olmadığını anlatan sessiz bir harita...</p>
<p>​Fakat onu asıl etkileyen şey, bu haritanın tamamlandığında sonsuza kadar korunmamasıydı. Bazı mandalalar günlerce süren bir çalışmanın ardından kumların üzerinden yavaşça dağıtılıyordu. Onca emek ve sabır... Tek bir hareketle yok oluşu. Bunu düşündüğünde içinde tanımlayamadığı bir duygu oluşuyordu. Belki de mandalanın anlamı tam olarak buydu: Bir şeyi kusursuz hâle getirmek için uğraşırken onun sonsuza kadar kalacağına inanmamak.</p>
<p>​İnsan da böyleydi. Hayatı boyunca kendinden parçalar topluyor, bazılarını saklıyor, bazılarını unutuyor, bazılarını da hiç kimsenin görmemesi için derinlere gömüyordu. Sonra bir gün, hiç beklemediği bir anda, bütün o parçalar karşısına çıkıyordu. Mandalanın da böyle bir tarafı vardı. İnsan çizdikçe kendinden bir şeyler bırakıyordu. Bazen seçtiği renklerde, bazen tekrar tekrar çizdiği bir çizgide, bazen de boş bıraktığı yerde...</p>
<p>​Belki de bu yüzden psikologlar ve sanat terapistleri yıllar içinde mandalalara farklı bir gözle bakmaya başlamıştı. Çünkü insan her zaman konuşarak anlatmıyordu kendini. Bazı şeylerin kelimesi yoktu. Bazı korkuların adı konulamıyordu. Bazı anılar anlatılmak için değil, yalnızca bir şekilde dışarı çıkarılmak için bekliyordu.</p>
<p>​Elindeki kalemi kâğıdın üzerine bıraktı. İlk çizgiyi nereye çekeceğini bilmiyordu. Sonra merkezdeki küçük daireye baktı. O kadar küçüktü ki bütün o büyük desenin içinde kaybolup gitmesi gerekirdi. Ama gitmiyordu. Tam tersine, her şey onun etrafında kurulmuştu.</p>
<p>​Belki de mesele, hayatındaki bütün parçaları düzene sokmak değildi. Belki mesele, bütün o karmaşanın ortasında kendine ait bir merkez bulabilmekti.</p>
<p>​DİLEK SARIKAYA</p>
<p>​Menajer: İlayda Can &amp; Dilara Sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BÖLÜM 6: PİRİNÇ ANAHTARIN FISILTISI VE TEKERRÜR EDEN KADER</title>
<link>https://fikirizleri.com/bolum-6-pirinc-anahtarin-fisiltisi-ve-tekerrur-eden-kader</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bolum-6-pirinc-anahtarin-fisiltisi-ve-tekerrur-eden-kader</guid>
<description><![CDATA[ Madalyondan çıkan gizemli pirinç anahtar, geçmişin gömülü sırlarını ve Hüseyin enişte ile Rovinda’nın imkânsız aşkını yeniden gündeme getiriyor. Rafael ile aynı kaderin kıyısında duran Melis, saklanan bu büyük gerçeğin kapısını aralamak üzeredir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0b3d0044ef7.webp" length="22528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 09:15:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Masadaki lambanın cılız, sarı ışığı titreyerek yanıyor; ancak albümün sararmış sayfalarındaki derin, katran karası gölgeleri aydınlatmaya bir türlü yetmiyordu. Odanın köşeleri çoktan karanlığa teslim olmuştu; sanki evin tekinsiz ruhu, nesillerdir saklanan ağır sırları korumak için ışığı bir kara delik gibi açlıkla yutuyordu. Fotoğrafa baktıkça parmak uçlarımın pürüzlü, zamanın amansızca dişlediği kâğıt üzerinde titreyerek dolaşmasını hissediyordum. Karşımdaki hikâye sadece "kavuşamamış iki âşık" masalı olamayacak kadar ağır, kemikleri sızlatacak kadar dilsiz bir gerçekti. Kendi kendime, odanın sağır duvarlarına sessizce soruyordum:</p>
<p>​Eğer her şey yaşanıp bittiyse, her feryat dindiyse bu anahtar neden hâlâ birinin elinde, taze ve tehlikeli bir umut gibi inatla saklanıyordu? Neden paslanıp toprak olup gitmemişti de küçük bir dokunuşla, tek bir bakışla parlayabiliyordu?</p>
<p>​Anahtarın, madalyonun ince ve yıpranmış zincirinden yavaşça kurtulurken çıkardığı hafif metalik ses, odanın sessizliğinde adeta bir çığlık gibi yankılandı. Pirinçten yapılmış, ucu zamanın nemi ve rutubetiyle hafifçe kararmış dilsiz metal parçası şimdi avucumda, kaderimin kaçınılmaz bir parçası gibi duruyordu. Üzerinde hiçbir işaret, hiçbir isim, hiçbir gizli yol haritası yoktu; ama taşıdığı sarsıcı gizem, bilinen tüm haritalardan daha büyüktü. Onu parmaklarımın arasında yavaşça çevirirken metalin kendine has, eski zamanları ve hatta hafifçe taze kanı andıran soğuk kokusunu duydum. Bahsi geçen anahtar heybetli bir konak kapısını açacak kadar büyük değildi; daha çok bir kalbe, mahrem bir hatıraya, kimsenin girmeye cesaret edemediği yasak bir odaya giden yolu inatla koruyor gibiydi. Belki gizli bir çalışma masası çekmecesi, belki teyzemin çeyiz sandığının en dibindeki eski bir mücevher kutusu ya da taş evin rutubetli duvarları içine, gevşemiş bir tuğlanın arkasına gizlenmiş kimsenin bilmediği küçük, ahşap bir bölme...</p>
<p>​İçimi kemiren kuşku, zehirli bir sarmaşık gibi damarlarıma yayıldıkça nefesim daralıyor, odadaki oksijenin tamamen tükendiğini hissediyordum. Hüseyin eniştemin geçen gün taş evin kapısında, çökmüş omuzları ve etrafı kollayan tekinsiz bakışlarıyla ne işi vardı? Bahsi geçen otoriter adamı sarsan o büyük şey neydi? Ve bu anahtar, Rovinda’nın madalyonunda saklıysa, eniştem onca yıl sustuktan sonra neden onu bugün saklandığı karanlık dehlizden, kalbinin üzerindeki cepten fırtınayla çıkarmıştı? Yoksa geçmiş, sandığımız gibi sadece eski hatıralarda ve tozlu raflarda değil, evin soğuk taşları arasında hâlâ canlı, aç ve tehlikeli bir organizma gibi sinsice nefes mi alıyordu? Karanlıkta lambanın cılız ışığıyla parlayan küçük anahtara bakarken sesim odanın sessizliğinde ürkütücü bir yankıyla tınladı:</p>
<p>​“Sen neyin kapısını tutuyorsun? Ve ben kapıyı açtığımda, altından çıkacak çıplak, parçalayıcı gerçeğe gerçekten hazır mıyım?”</p>
<p>​Anahtarın soğukluğu parmak uçlarımdan başlayarak ruhuma, oradan da kemiklerime sızarken asıl ürkütücü olanın bu metal parçası değil, zamanın amansız ve geri dönülmez akışı olduğunu bir kez daha fark ettim. Neden şimdi? Neden bunca yıl sonra, yine bir eylül vakti, yapraklar ölüm renklerine bürünmüşken Rovinda bu topraklara, bu lanetli mahalleye geri dönmüştü? İstanbul’un bu eski, yorgun mahallesinde hiçbir şey tesadüf olamazdı; burada rüzgâr bile gizli bir amaca hizmet eder, sokaklar adımların nereye basacağını fısıldardı.</p>
<p>​Garipti... Onların fırtınalı, yasak ve yarım kalan aşklarının başladığı yaşlardaydık Rafael ile. Aynı yaşlardaydık, aynı sokakların tozunu yutuyor, aynı fırından çıkan ekmeğin sıcak kokusunu soluyorduk. Aynı hüzünlü mevsimin tam kalbindeydik ve en kötüsü de aynı imkânsızlığın kıyısında, dipsiz bir uçuruma el ele, korkuyla bakıyorduk. Sanki tarih, otuz yıl önceki tozlu, kanlı ve gözyaşı kokan sayfayı yeniden açmış; yarım kalan acı cümleyi bizim ellerimizle, bizim taze gözyaşlarımızla tamamlamaya karar vermişti. Kader bazen yeni sayfalar yazmaz; sadece eski yaraları, hiç tanımayan ellerin üzerine yeniden açar.</p>
<p>​Bu nasıl bir kaderin tecellisi, nasıl bir tesadüfün acımasızlığıydı? Biz, onların geçmişte yarım bıraktığı günahların bedelini ödemek için mi seçilmiştik?</p>
<p>​Onlar yenilmişti; mahalle baskısına, köhne ve paslanmış geleneklere, farklı kültürlerin ve inançların yarattığı görünmez ama yıkılmaz duvarlara boyun eğmişlerdi. Rovinda gitmiş, arkasında koca bir boşluk ve kapanmayan derin yaralar bırakmıştı; eniştem ise o günden beri yaşayan bir ölü gibi, her lokması boğazında kalan derin bir suskunluğa gömülmüştü. Şimdi yıllar sonra ansızın, bir hayalet gibi dönen kadın sadece geçmişin hesabını sormaya mı gelmişti, yoksa bizim de Rafael ile aynı uçurumdan, aynı sessizlikle düşüşümüzü izlemek için mi oradaydı? Bizim hikâyemiz de onlarınki gibi bir kül yığınıyla mı son bulacaktı?</p>
<p>​Gözlerimi odanın zifiri karanlığına diktim. Cebimdeki anahtarın sadece bir çekmeceyi değil, bu tekerrür eden kaderin paslı zincirini de kırabileceğini umuyordum. Belki de bu metal parçası, bize dayatılan makûs talihi tersine çevirmenin tek yoluydu. Ama bir yandan da iliklerime kadar korkuyordum; ya bu anahtar bizi bu mahalleden ve bu imkânsızlıktan kurtarmak için değil de söndüremeyeceğimiz daha büyük bir yangını, tüm aileyi kül edecek bir felaketi başlatmak için oradaysa?</p>
<p>​O gece anladım; bazı kapılar içindekiler dışarı çıkmasın diye değil, dışarıdakiler o karanlığa bulaşmasın diye kilitlenirdi. Ve ben, elimdeki anahtarla sınırı geçmek, karanlığa gözümü kırpmadan adım atmak üzereydim.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KISA YÜRÜYÜŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kisa-yuruyus</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kisa-yuruyus</guid>
<description><![CDATA[ Varlıklı ama ruhsuz bir evliliğin kıskacında sıkışan Markel, monoton hayatının kaçışını orman yürüyüşlerinde ve doğa hayallerinde arar. Bir sabah ormanın derinliklerinde, kasaba kurallarına aykırı şekilde tek başına dolaşan, gizemli ve büyüleyici bir kadınla karşılaşır. Kadının olağandışı varlığı ve mesafeli tavırları, Markel&#039;de önüne geçilemez bir merak ve tutku uyandırır. Evliliğindeki soğukluktan kaçarken kendini bu esrarengiz kadının peşinde bulan Markel, gün batımında göl kenarında buluştuğunda, gerçekliğin ötesinde ve geri dönüşü olmayan karanlık bir sırrın içine çekilecektir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a86097504497.webp" length="18326" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 16:34:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Korku, gerilim, gothic, hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Markel gözlerini açtığında içeri gün ışığı doluyordu. Başını çevirdiğinde güzel karısını hâlâ mışıl mışıl uyurken buldu. Uyurken bir melek kadar güzeldi. O her zaman melek gibiydi. Uzun ve dalgalı sarı saçları, bebek gibi taze ve kusursuz bir yüzü, incecik beli ve kadife gibi bir sesi vardı. Ama ona aşık olmak için tüm özellikleri bunlar değildi. Markel karısının alnına bir öpücük kondurdu ve yataktan çıktı. Önce ayılmak için yüzünü yıkadı, sonra uşağının hazırladığı sabah kahvesini içmek için üzerinde sabahlığıyla salona indi. Kahvesini yudumlarken bir yandan da gazeteye göz gezdirdi. Sonra kahvesini yarıda bırakıp tekrar yatak odasına çıktı ve üzerini değiştirdi. Her zamanki gibi sabah yürüyüşüne çıkacaktı. Bahçeden çıktı ve yürümeye başladı. Kasabanın yolundan çıkıp toprak yola girdi ve ormana doğru ilerledi. Orman yolunda yürümeyi daha çok seviyordu. İnsanlardan, gürültüden, her şeyden uzak, doğayla iç içe... Sonuçta insan da doğanın bir parçasıydı ve ormanda yürürken kendisini ait olduğu yerde hissediyordu.</p>
<p>​Doğanın bir parçası olduğunu hatırlıyor, hatta tamamen ona ait olmak için yaban hayatı yaşamayı bile düşünüyordu. Ama elbette bunu yaparsa hayatta kalamazdı. O burada yaşayamazdı, en fazla birkaç gün dayanabilirdi. Çünkü hayatta her şeye sahip olarak, hiçbir iş yapmadan, yalnızca emirler vererek yaşamıştı. Burada kime emir verecek, işlerini kime yaptıracaktı ki? Bunu gerçek hayatta yapamayacağını biliyordu. Bu yüzden bunu sadece düşlerinde yaşıyordu. Geceleri uyumadan önce kendisini bu ormanda yaşarken hayal ediyordu. Hayallerinde ormandaki gölün yanında küçük bir kulübesi ve kulübenin içinde birkaç eşyası oluyordu. Beslenmek için ise bir sürü bitki ve meyve... Yalnızca bunlarla beslenmiyordu. Hayvanlarla konuşuyor, onlarla arkadaşlık yapıyordu. Doğanın ta kendisi oluyordu. Bir süre sonra uykuya dalıyor, uyanınca da bütün hayalleri yok oluyordu.</p>
<p>​Biraz sonra hayallerini başka bir şey bozdu. Durdu. Karşıda, ağaçların arasında biri vardı. Ağır adımlarla yürüyordu. Markel kaşlarını kaldırdı. Bu bir kadındı ve tek başına bu ormanda yürüyüş yapmaya gelmişti. Buna şaşırdı çünkü kasabanın kuralları gereği kadınlar asla tek başlarına dışarı çıkmazlardı. Markel kadının olduğu yere doğru ilerledi. Kadın hâlâ ağaçların arasında yürüyordu. Markel ise yoldaydı. Kadın ilk bakışta bir hayaleti andırıyordu. Üzerinde uzun, siyah tül bir elbise vardı ve yere kadar uzanan siyah saçları vardı. Markel kadının yüzünü çok merak ediyordu. Ona seslendi:</p>
<p>​— Affedersiniz, bakar mısınız?</p>
<p>​Kadın durdu, ağır ağır başını çevirip ona baktı. Markel şaşkınlıkla donup kaldı. Kadının saçları ve elbisesi ne kadar siyahsa yüzü o kadar aydınlıktı. Resmen parıl parıl parlıyordu. Bakışları kalbini delip geçiyordu. Markel'in midesi yanmaya başladı. Kadın ona cevap vermedi. Markel yoldan çıkıp ağaçların arasına daldı ve kadına biraz daha yaklaştı.</p>
<p>​— Sakıncası yoksa size eşlik edebilir miyim? Yalnız yakalanırsanız ceza alabilirsiniz. Bunun olmasını istemem.</p>
<p>​Kadın gülümsedi ve başını "evet" anlamında salladı. Sonra önüne döndü ve yürümeye devam etti. Markel de onun yanında yürüyordu.</p>
<p>​— Buraya her gün geliyorum ama sizi ilk kez görüyorum. Siz düzenli olarak mı geliyorsunuz?</p>
<p>​— Bazen, dedi kadın. Ses tonu Markel'in kalbine ok gibi saplandı.</p>
<p>​— Öyle mi? Ben aslında her gün geliyorum, yalnız...</p>
<p>​— Öyle mi?</p>
<p>​— Eğer isterseniz bundan sonra yürüyüşe beraber çıkabiliriz.</p>
<p>​— Eşiniz sizinle gelmiyor mu?</p>
<p>​Markel durakaldı. Kadına evli olduğunu söylemeyecekti. Bunu yapsaydı kadın zaten bir süre sonra öğrenecekti çünkü burası küçük bir kasabaydı ve hiçbir şey gizli kalmıyordu. En azından ortaya çıkana kadar bu melek gibi kadınla beraber olabilirdi. Ama belli ki kasaba onun sandığından daha küçüktü. Kadın onun evli olduğunu zaten biliyordu.</p>
<p>​— O biraz şey... Böyle şeyleri sevmez, daha çok uyumayı sever.</p>
<p>​— Siz uyumayı sevmez misiniz?</p>
<p>​— Severim tabii. Aslında bu biraz saçma bir cümle oldu. Uyumadan yaşayamayız sonuçta.</p>
<p>​— Ben yaşayabilirim, dedi kadın ona bakıp gülümseyerek.</p>
<p>​Markel kadına baktı, bilinçsizce sırıttı ama bir yandan da kadının ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu. Kadın gayet dinç ve sağlıklı görünüyordu. Uyumayan bir insan böyle görünemezdi.</p>
<p>​— Nasıl yani? Siz uyumadan kaç gün dayanabiliyorsunuz?</p>
<p>​— Ben hiç uyumam, dedi kadın ve tekrar önüne döndü.</p>
<p>​Markel kahkaha attı.</p>
<p>​— Evet, bu çok komikti, diye geveledi ama kadın bunu umursamadı.</p>
<p>​Biraz sonra gölün kenarına geldiler. Kadın ona döndü.</p>
<p>​— Artık eve gitmem gerek.</p>
<p>​— Sizi evinize bırakayım.</p>
<p>​— Hayır, evimi öğrenmeyi istemezsiniz.</p>
<p>​— Neden?</p>
<p>​— Buradan uzaklaşın, dedi kadın ve gölün kenarında yürümeye başladı.</p>
<p>​Markel ise kadının arkasından bakmakla yetindi. Şu an deli gibi merak ettiği şey, kadının son söyledikleriydi. Neden onun evini öğrenmeyi istemeyeceğini söylemişti? Ne saklıyordu? Gizli sırrı neydi? Aile... Markel'in aklına direkt bu geldi. Belli ki kadının korkunç bir ailesi vardı ve Markel'i görürlerse iyi şeyler olmayacaktı. Ya da belki de daha farklı bir sebep... Belki de bu melek gibi kadın bir harabede yaşıyordu ve Markel'in bunu görmesini istememişti. Bundan utanmıştı.</p>
<p>​Markel onun bu isteğine saygı duydu ve onun peşinden gitmedi. Ama onu nasıl unutacağını bilmiyordu. Bir daha ne zaman ve nerede görecekti? Bir daha ne zaman konuşacaklardı? Hiçbir şey bilmiyordu. Bu bilinmezlik ve merak duygusu onu yiyip bitiriyordu. Sadece birkaç dakika önce tanıdığı bu kadını neden bu kadar çok merak ettiğini bilmiyordu. Ne oluyordu böyle? Yoksa hayatının aşkı olduğunu sandığı karısını aldatmak üzere miydi? Yoksa başka birine, hem de hiç tanımadığı bir kadına mı âşık olmak üzereydi?</p>
<p>​Markel derin derin nefes aldı ve kendisini sakinleştirmeye çalışarak oradan uzaklaştı. Eve vardığında karısı yataktan henüz yeni kalkmıştı. Üzerini değiştirmiş, saçlarını yapmış, şimdi de makyajıyla ilgileniyordu. Markel onun makyajsız, doğal hâlini daha çok beğeniyordu ama karısını doğallığa asla ikna edemiyordu. Makyajdan asla vazgeçmiyordu. Markel de üzerini değiştirdikten sonra beraber kahvaltı sofrasına geçtiler. Karısı sofrada bir yandan kahvaltısını ediyor, bir yandan da magazin dergilerine göz gezdiriyordu. Markel'in yüzüne bile bakmıyordu.</p>
<p>​Markel sabah yürüyüşündeki kadını hatırladı. Hâlâ onu düşünüyordu. Onu bir türlü aklından çıkaramıyordu. Onu bir daha nasıl bulacak, bir daha nerede görecekti bilmiyordu. Kadın ona bazı sabahlar yürüyüşe çıktığını söylemişti ama Markel oraya her sabah gitmesine rağmen onu ilk kez görmüştü. Ayrıca kadın, evini öğrenmemesi için onun gitmesini beklemişti. Markel bundan sonraü rotasını değiştirecekti. Artık göl kenarına gidecekti. Kadın muhtemelen oralarda bir yerlerde yaşıyordu.</p>
<p>​Tüm dikkatini karısının sesi bozdu:</p>
<p>​— Bugün alışverişe çıkacağım, uşağa biraz para ver.</p>
<p>​Markel göz ucuyla ona baktı.</p>
<p>​— İyi de daha üç gün önce çıktın alışverişe.</p>
<p>​Karısı başını dergiden kaldırıp ona baktı. Meydan okuyan bir bakıştı bu. Karısı ne kadar güzelse, ne kadar saf ve masum görünse de karakteri bunun tam tersiydi. Ama Markel güzelliğinden ve zarafetinden dolayı, yanına yakıştığından ve kendisine uygun bir eş olduğundan dolayı onunla evliliğini sürdürüyordu. Aksi hâlde beraber bir hayat yaşanacak bir insan kesinlikle değildi. Ama Markel buna katlanmak zorundaydı. Sonuçta bu onun için bir itibar meselesiydi. Onu sırf güzelliğinden ve zarafetinden dolayı seviyordu. O kadar uyurken daha saf ve masum oluyordu. Markel onun her zaman uyumasını, hiç uyanmamasını diliyordu ama bunun için onun ölmesi gerekirdi.</p>
<p>​— Ne zaman ne yapacağımı sana soracak değilim, dedi karısı diklenerek.</p>
<p>​Markel derin bir iç çekti. Buna verecek tek bir cevabı vardı:</p>
<p>​— Nasıl istersen.</p>
<p>​Karısı onun yüzüne bile bakmadan kahvaltısını bitirdi. Sonra hazırlanıp evden ayrıldı. Markel ise kalan tüm günü şöminenin başında şarap içerek geçirmişti. Havanın kararmaya başladığını ise hizmetçiler akşam yemeğini hazırlayınca fark etmişti. Ama karısı hâlâ eve gelmemişti. Markel karısının nerede olduğunu sorunca hizmetçilerden biri onun şehirde kadın arkadaşlarıyla akşam yemeği yediğini, bu yüzden Markel'in bu akşam yemekte yalnız olacağını söylemişti.</p>
<p>​Markel bilinçsizce sırıttı. Onu her zaman sofrada görmek isteyen ama bu akşam ondan habersiz bir şekilde arkadaşlarıyla randevuya çıkan bu kadına artık katlanmak zorunda olmadığını anlamaya başladı. Ondan daha anlayışlı, daha kibar, daha nazik kadınlar vardı. Markel artık bu evliliğe tahammül edemiyordu. Ne diye başkalarına gösteriş yapmak için onu para kasasından başka bir eşya olarak görmeyen bir kadına katlanmak zorundaydı ki? Buna katlanmayacaktı. Bu işi bitirmeye karar vermişti.</p>
<p>​Gece olduğunda yatağına girdi. Karısı da yatak odasına girdi ve elindeki alışveriş poşetlerini bir kenara bırakıp üzerini değiştirdi. Markel ile hiç ilgilenmedi. Banyoya girdi, duş aldı ve sonra odaya, yatağa girdi. Markel bütün gece uyumadı. Sabah olması için sabırsızlanıyordu. O göle gidecek ve o kadını bulmaya çalışacaktı.</p>
<p>​Gün ağarmaya başladığında Markel yataktan çıktı. Karısı hâlâ uyuyordu. Sabah kahvesini bile içmeden, sadece yüzünü yıkayıp yürüyüş kıyafetlerini giydi ve evden ayrıldı. Orman yoluna girdiğinde gölü görelim diye etrafına çok dikkatli bakıyordu. Kadını gördüğünü hatırladığı bir yere gelmişti. Patika yoldan çıkıp ağaçların arasına daldı ve yürümeye devam etti. Kadın ile buradan ağaçların arasında dümdüz yürüdüğünü hatırlıyordu. Yürümeye devam etti ve sonunda gölü buldu. Etrafına bakındı ama kadın ortalıkta görünmüyordu.</p>
<p>​Biraz sonra omzuna dokunan bir elle irkildi. Arkasına döndüğünde onu gördü. Kadın orada durmuş, gülümseyerek Markel'e bakıyordu. Markel de ona gülümsedi.</p>
<p>​— Ah, merhaba. Ben şey...</p>
<p>​— Beni arıyordun, diyerek onun sözünü kesti kadın.</p>
<p>​Markel kaşlarını kaldırdı.</p>
<p>​— Aslında evet, sizi arıyordum.</p>
<p>​— İşte buradayım, dedi kadın ve suya doğru yürümeye başladı. Ayak bileklerine kadar suyun içine girdiğinde durup Markel'e döndü ve gülümseyerek devam etti:</p>
<p>​— Evimi arıyordun, öyle değil mi?</p>
<p>​Markel yutkundu. Verecek bir cevap bulamadı. Kadının onu bir sapık gibi görmesini istemiyordu.</p>
<p>​— Ben sadece...</p>
<p>​Kadın ona döndü:</p>
<p>​— Gün batımına kadar burada kalırsan seni evime davet ederim. Bunun için kısa bir yürüyüş gerekecek.</p>
<p>​Markel gözlerini kocaman açtı.</p>
<p>​— Gerçekten mi? diye sordu heyecanla.</p>
<p>​— Tabii.</p>
<p>​— Tamam, tamam. Ben burada bekleyeceğim, dedi Markel sabırsızlıkla.</p>
<p>​Kadın oradan uzaklaştığında Markel arkasından bakakaldı. Neden gün batımını beklemesi gerektiğini anlamamıştı. Gün batımına daha çok zaman vardı ama burada bekleyecekti. Kadın ona evine gitmek için kısa bir yürüyüş gerektiğini söylemişti. Evi buraya çok yakın bir yerde olmalıydı ama Markel etrafında hiçbir ev görmüyordu. Burada göl ve ağaçlardan başka hiçbir şey yoktu.</p>
<p>​Markel bir kenara geçip oturdu ve gün batımını beklemeye başladı. Bu sırada uyuyakalmıştı. Gözlerini açtığında tuhaf bir şey fark etti. Gökyüzü pembemsi bir renkteydi. Bu da etrafın pembe bir görüntüye sahip olmasına neden oluyordu. Markel şaşırdı ama bu muhteşem doğa olayının tadını çıkarmak istedi. Bir süre sonra göl yüzeyi bu kez kırmızıya dönmeye başladı ve kırmızı renk biraz daha koyulaştığında Markel bir şeyler fark etti. Bu sıradan bir doğa olayı değildi. Bu başka bir şeydi.</p>
<p>​Oturduğu yerden kalkıp etrafa bakındı. Her yer kırmızıydı. Göl bile... Bir süre sonra durgun gölde bir hareketlilik oldu. Markel suya biraz daha yaklaşıp göle dikkat kesildi. O sırada suyun üzerine çıkan siyah bir şey dikkatini çekti. Biraz sonra bu şeyin aslında onu evine davet eden kadının ta kendisi olduğunu fark etti. Markel şaşkınlıktan donup kalmıştı.</p>
<p>​— Neler oluyor? diye sordu Markel. Kadının yalnızca başı görünüyordu.</p>
<p>​— Buraya gel. Sadece kısa bir yürüyüş, dedi kadın büyüleyici bir sesle.</p>
<p>​Markel'in aklından bir anda binlerce düşünce geçti. Karısı da bu düşüncelerin içindeydi ama hepsini kafasından silip attı. O kadını istiyordu. Sonunun ne olacağı umurunda bile değildi.</p>
<p>​Markel kan kırmızısı göle girdi. Beline kadar suya girdiğinde başını kaldırıp son bir kez etrafına bakındı. Demek kadının evi burasıydı. Bu göldü ve evine girebilmesi için gün batımı gerekiyordu. Gökyüzü ve göl kırmızıya dönmeliydi. Kadın ancak bu şekilde evine gidebiliyordu.</p>
<p>​Kadının başı suyun altında gözden kaybolduğunda Markel de kendisini suya bıraktı ve o da gözden kayboldu. Artık kırmızı gölde kadının olmuştu. Biraz sonra hava tamamen karardı ve göl de diğer her yer gibi karanlığa gömüldü.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SAF OLANIN YOLCULUĞU</title>
<link>https://fikirizleri.com/saf-olanin-yolculugu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/saf-olanin-yolculugu</guid>
<description><![CDATA[ Saf olanın yolculuğu, sessizliğin ve içten gelen sevginin en yalın hikayesidir. Bu sade anlatım, kalpte biriken duyguların dış dünyaya yansımasını gözler önüne serer. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8815ba58439.webp" length="95536" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 12:17:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>saf olanın yolculuğu, sessizlik, sevgi, içtenlik, doğa, sade hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Saf Olanın Yolculuğu</p>
<p> Saf olanın yolculuğu, yıllardır dağın eteğinde sessizce duran bir taşla başlar. Taş, rüzgâra bile ses çıkarmaz; dağa tutunduğu yerden ayrılmaz. Yolculuk da zaten bu derin sessizlikle başlar.</p>
<p> Kimi insan sevgiyi büyük sözlerde, yeminlerde arar. Sesini yükseltip dağları inlettiğinde sevginin büyüdüğünü sanır. Oysa bahar geldiğinde toprak susar ama tohumu büyütür. Gökyüzü bulutla dolar, fırtına kopar ama yağmur toprağa değdiğinde konuşmaz; sadece düşer ve can verir. Saf olanın yolculuğu bu sessiz düşüşle başlar.</p>
<p>İçten gelen duygu, ormandaki bir çiçeğin güneşe dönmesi gibidir. Çiçek kimseye sevdiğini söylemez, sadece boynunu ışığa uzatır. Arı, çiçeğin özüne kimseye duyurmadan konar. Bu yolculukta ne sevgi dildedir ne de büyük bir vaat vardır. Her şey öylesine saf ve sadedir ki dışarıdan bakıldığında sadece huzur görülür.</p>
<p>Peki yolculuğun yönü nedir ?</p>
<p>İçte sessizce büyüyüp kayayı aşındıran sular gibi olmak mı, yoksa yeryüzünü ıslatan yağmur gibi dışa vurmak mı?</p>
<p>Saf olanın yolculuğu ne tamamen susmaktır ne de durmaksızın konuşmaktır. Gönülden gelen sesin bir anlamı olması için önce kalpte birikmesi gerekir. İçindeki sevdalı nefes, bazen bir duvara yaslanıp bekleyen bir yolcunun hâlidir; bazen de bir yaprağın rüzgârla fısıldaşması.</p>
<p>Yeryüzü dağlarıyla taşlarıyla susmayı bilir, gökyüzü bulutlarıyla dolup taşmayı. İnsan da böyledir. Saf olanın yolculuğu ne içe gömülüp unutulan bir sırdır ne de rüzgârda savrulan boş bir ses. O yolculuk, içteki sessizliğin dışarıya dökülen en sade hâlidir. Toprağın suya, çiçeğin bahara kavuştuğu an gibidir. İnsan sevdiğinde ne çok konuşmaya ihtiyaç duyar ne de tamamen susmaya; kalbinin atışı yettiği sürece yolculuk devam eder.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BÖLÜM 5: PORTRELERDEKİ SIR VE İTİRAF  ​ </title>
<link>https://fikirizleri.com/bolum-5-portrelerdeki-sir-ve-itiraf</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bolum-5-portrelerdeki-sir-ve-itiraf</guid>
<description><![CDATA[ Melis&#039;in metruk taş evin bahçesinde bulduğu gizemli gümüş madalyon ve içindeki portreler, geçmişin karanlık sırlarını gün yüzüne çıkarıyor. Rafael ile yaşanan beklenmedik yüzleşme, tüm dengeleri değiştirerek Eylül&#039;ü bir yangın mevsimine dönüştürüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0b3d0044ef7.webp" length="22528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 06:30:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords>madalyon, sır, itiraf, Rafael, Melis, gizem, taş ev, geçmiş, yüzleşme, eylül</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ertesi sabah, güneş İstanbul’un yorgun çatıları, paslanmış olukları ve dertli minareleri üzerine henüz tam doğmamışken, adımlarım beni sanki görünmez, kopması imkânsız bir ipin ucundaymışım gibi metruk taş evin önüne sürükledi. Gökyüzü bahsi geçen o tekinsiz gri-mavi rengini henüz terk etmemiş; sokak lambaları son bir can havliyle cılız ışıklarını Arnavut kaldırımlarına yansıtmaya çalışıyordu. İçimde anlam veremediğim, sanki ruhumun en ince tellerine sert bir mızrap vurulmuş gibi amansız bir titreme vardı. Mahalle tamamen dilsizdi; her pencere birer kapalı göz, her ahşap kapı sırlar üzerine çekilmiş aşılmaz birer sur gibi yükseliyordu.</p>
<p>​Paslı bahçe kapısının eşiğinde, demir parmaklıkların, yabani sarmaşıkların ve yıllanmış rutubetin tam dibinde durduğumda, kurumuş eylül yapraklarının arasına saklanmış gümüş bir parıltı yeniden gözümü aldı. Eğilip metalin soğukluğuna dokunduğumda, ağır ve buz gibi madalyon avucumun içine ürkütücü bir son nefes gibi düştü. Avucumdaki gümüşün ağırlığı, sadece gramlarla ölçülemeyecek kadar büyüktü; sanki tüm mahallenin yıllardır sustuğu ne varsa, bu küçük yuvarlak metalin içine sığdırılmıştı. Yüzeyinde ince bir işçilikle, neredeyse büyük bir öfkeyle kazınmış gibi duran sert hatlı, otoriter bir "H" harfi vardı. Zincirin ucunda sallanan minik, pirinç bir anahtar, dilsiz bir şahit gibi parmaklarıma dolandı. Kalbim, göğüs kafesimi parçalamak isteyen yaralı bir kuş gibi göğsümü zorlarken; madalyonun kapağını tırnağımla, sanki yasak bir mezarı aralar gibi titreyerek açtım. Zamanın sararttığı ama pürüzsüz kalmış iki küçük portreyle karşılaştım.</p>
<p>​Sol taraftaki genç adam, hayatım boyunca tanıdığımı sandığım kimseye benzemiyordu. Bakışlarında fırtınalı, dizginlenemez ve biraz da korkutucu bir tutku gizliydi. O gözlerde, Hüseyin eniştemin o bildiğim, akşam yemeklerinde masaya çöken ağırbaşlı, ezik hüzünlerinden tek bir iz bile yoktu. Karşımdaki yüz, eniştemin hiç anlatmadığı, belki de bizzat kendisinin bile hafızasından silmek istediği o vahşi, günahkâr gençliği miydi? Sağdaki kadın ise soluk bir sis bulutunun içinden bana gülümsüyor gibiydi; dudaklarında hem tehlikeli bir davet hem de derin bir keder vardı. Boynunda ise şimdi ellerimin arasında, tenimi bir kor gibi yakan bu madalyonun aynısı asılıydı. Onlar kimdi? Hayatım boyunca tanıdığımı sandığım o durağan insanların, bu yabancı ve tutkulu yüzlerle ne bağı vardı? Bulduğum madalyon, gömülü bir mezarın ilk taşı mıydı, yoksa uyanmaması gereken bir lanetin, yüzyıllık bir sürgünün başlangıcı mı? Geçmiş, toprağın altına alelacele gömülen bir ölü gibidir; ne kadar derine gömersen göm, bir eylül yağmuruyla yeniden yüzeye çıkar.</p>
<p>​Tam o esnada, sokağın o kof ve ağır sessizliğini Rafael’in sesi, sanki havayı ikiye bölen bir kırbaç gibi aniden yardı:</p>
<p>​"Melis! Neden bu evin önündesin?"</p>
<p>​Sanki büyük bir cinayet işlerken suçüstü yakalanmışım gibi sarsıldım. Panikle madalyonu ve uğursuz, pirinç anahtarı hırkamın en derin cebine tıktım. Yakalanma korkusu, teyzemin mutfaktaki o ürkütücü uyarıları, eniştemin koridordaki sert, suçlu bakışları... Hepsi zihnimdeki savunma duvarlarını birer birer yıktı. Dudaklarımdan, hiçbir mantık süzgecinden geçmemiş, tamamen savunmasız ve çıplak bir cümle döküldü. Gözlerimi Rafael’in o zümrüt yeşili, meraklı ve aynı zamanda şüpheyle kısılan derin bakışlarına diktim; sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak, neredeyse bir yalvarışla fısıldadım:</p>
<p>​"Sadece... Seni görmek istedim."</p>
<p>​Kendi sesim bile kulaklarıma yabancı bir melodi, bir başkasının feryadı gibi gelmişti. Bir yalan mıydı bu, yoksa madalyonun bana verdiği sarsıcı dehşetin içinde sığındığım tek ve devasa gerçek miydi?</p>
<p>​Rafael’in yüzündeki sert ve sorgulayıcı ifade, bir saniyeliğine tamamen dağıldı; bakışlarında şaşkınlık, minnet ve keder arasında ince, görünmez bir köprü kuruldu. Adımını bana doğru atacak gibi oldu ama taş evin, Rovinda’nın pencerelerinden sızan görünmez gölgesi hâlâ ikimizin üzerine karanlık bir kefen gibi düşüyordu.</p>
<p>​O an, parmaklarımın cebimdeki anahtara değmesiyle bir şeyi daha fark ettim; elimdeki madalyon sadece geçmişin kilitli kapılarını değil, bizim de henüz mürekkebi kurumamış kaderimizin kilidini açmıştı. Gizemli anahtar artık bendeydi ve artık hiçbir şey, pencerelerin ardındaki masumiyet kadar temiz kalmayacaktı. Eylül, artık sadece hüzün değil, bir yangın mevsimiydi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>LANET 4</title>
<link>https://fikirizleri.com/lanet-4</link>
<guid>https://fikirizleri.com/lanet-4</guid>
<description><![CDATA[ Bazı kapılar açıldığında, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8442b967bf3.webp" length="41220" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:32:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meral YILDIRIM</dc:creator>
<media:keywords>KÜTÜPHANE, OKUL</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Her şey Leavenworth’e ilk geldiğim günlerde başladı. Kafa dinlemek, yaşanmış yorgunluğumu dindirmek için seçip geldiğim bu yer, temeli sadece üç kat taşıyacak hayat apartmanıma yüzlerce kat bindirmişti. Yaşadıklarımı başkalarına anlatamazdım. Herkes delirdiğimi ya da aklımı kaçırdığımı düşünecekti.</p>
<p>Leavenworth Lisesinde öğretmenliğimin ilk günüydü. O gün erkenden kalkıp hazırlanmış ve heyecanla kahvemi yudumlarken, yeni başlangıcımın bana çok güzel şeyler getireceğine inanarak kendi kendime gülümsüyordum. Çehremde beliren o gülümseyiş, o günden sonra bir daha bana uğramadı.</p>
<p>O gün işe başlayacağım günü asla unutamam. Sabah hızla giyinmiş ve beş dakika uzaklıktaki Leavenworth Lisesine gitmek için yola çıkmıştım. Kaldığım evin sokağından hemen köşeyi dönünce, iki tarafı ağaçlarla sıralı bir yol karşıma çıkmıştı. Hafif esen okyanus meltemi saçlarıma karışmış, bir o tarafa bir bu tarafa uçuşmasına sebep olmuştu. Hızlı bir şekilde yürürken elimdeki saç lastiğiyle saçlarımı topladım.</p>
<p>Yolun sonuna geldiğimde kafamı kaldırdım. Karşımda heybetli bir yapı duruyordu. Eski Barok mimarisiyle yapılmış binanın sütunları arasında, yer yer melek heykelleri ve garip şekillerde, değişik hayvan heykelleri yer almaktaydı. Bina saçakları ince taş oymalarıyla bezenmişti. Üç blok bina, sanki birleşmiş tek bir yapı gibi duruyordu. Arkasını yoğun ağaçlarla kaplı Ember Forest ormanına dayamış, öylece ihtişamıyla ortada duruyordu.</p>
<p>Yalnız, girişte merdivenlerin her iki tarafında bulunan aslan heykelleri oldukça ürkütücüydü. Duvarlara gizlenmiş hayvan figürleri pek de sevimli değildi. Sütunlardaki melek heykellerinde hem kanat vardı hem de boynuz. Bu bana çok garip gelmişti. Bu heykeller melekleri mi, yoksa şeytanı mı temsil ediyordu? İçimi bir kasvet sardı.</p>
<p>Sabah henüz erken olduğundan öğrenciler tek tek geliyorlardı. Merdiven basamaklarından çıkınca, daha önce tanıştığım okul müdiresi Bayan Elisa Miller karşımda duruyordu. Sert, uzun bir yüze sahip olan kadın saçlarını topuz yapmıştı. Oldukça zayıf ve uzun boylu bir kadındı. Makyajsız yüzünde donuk bir ifade vardı. Sadece kırmızı bir ruj sürmüştü. Oldukça itici bakışlarının altında kırmızı ruj çok sırıtıyordu.</p>
<p>Kendisine yaklaşıp:</p>
<p>— Günaydın, Bayan Elisa!</p>
<p>— Günaydın, dedi.</p>
<p>Sert ve soğuk bir sesi vardı.</p>
<p>İçeri girdiğimde karanlık, kasvetli bir hava vardı. Birkaç öğrenci sabah erken gelmiş, koridorlarda dolaşıyordu. Dikkatimi çeken şey, okul koridorlarında hiç ses olmamasıydı. Çocuklar sanki birer robot gibi dolanıyorlardı. Bu bana normal gelmemişti.</p>
<p>Daha önce çalıştığım okullarda gürültüden yerimizde duramıyorduk. Çocukların koşturmaları, bağırışları okul dışına taşar, ta ötelere giderdi. Buradaki öğrencilerin bakışları bile boş ve donuktu. Sadece sana bakıp başlarını eğerek selam veriyor ve çekip gidiyorlardı.</p>
<p>Birinci kattaki öğretmenler odasına girdim. İçerisi doluydu. Herkese selam verip kendimi tanıttım.</p>
<p>— Merhaba! Ben Sally Brown. Okulun yeni tarih öğretmeniyim.</p>
<p>İçerideki topluluktan sessiz bir şekilde karşılık verenler oldu. Daha sonra bana ayrılan masama geçtim. Yanımda getirdiğim kitap ve defterlerimi çıkarıp masanın üstüne koydum.</p>
<p>İşte o gün, benim hikâyemin başladığı gündü.</p>
<p>Okul sorumlusu olan Bayan Sandra yanıma geldi.</p>
<p>— Şey... Öncelikle hoş geldiniz, Bayan Sally. Umarım okulumuzdan memnun kalırsınız.</p>
<p>Bunu söylerken etrafına şöyle bir bakış attı. Sonra elindeki anahtarı bana uzatarak kısık bir sesle:</p>
<p>— Bayan Sally, bu anahtar bizim kütüphanemizin anahtarıdır. Genelde tarih öğretmenleri kütüphanemizden sorumludur. Eski öğretmenimiz emekli olmuştu. Siz yeni geldiğiniz için size teslim ediyorum, dedi.</p>
<p>Çarçabuk anahtarı elime tutuşturup hemen uzaklaştı. Birkaç soru soracaktım ki o kadar hızlı kaçtı ki ağzımdan çıkan kelimeler öylece havada kaldı.</p>
<p>İlk dersime girdiğimde sınıftaki öğrenci sayısının çok az olduğunu gördüm. Eski ve karanlık perdeleri olan bu sınıf, olduğundan daha kasvetli görünüyordu. Bu havayı teneffüs eden öğrenciler de sanki bundan etkilenmiş gibi başları önde, dersi sessizce dinliyorlardı.</p>
<p>Dersi anlatırken arada, “Sorusu olan var mı?” diye sorduğumda sınıfta çıt çıkmıyordu. Sanki sınıfta sadece ben vardım. Kendi kendime ders anlatıyordum. O kadar zorlamama rağmen öğrencilerle iletişim kuramıyordum.</p>
<p>Dersin son on dakikasına girerken saçları gözlerini kapatmış, yüzü görünmeyen sıskaca bir çocuk, birden sınıfta oturduğu yerden fısıldar gibi konuştu:</p>
<p>— Kütüphaneye gittiniz mi?</p>
<p>Tahtada yazı yazan ben, birden geri döndüm.</p>
<p>— Hayır, gitmedim. Neden sordun?</p>
<p>— Yok bir şey hocam. Siz devam edin dersinize, lütfen.</p>
<p>Sorularımın havada kalması beni sinirlendiriyordu. Sadece kendileri istedikleri zaman konuşuyor, ben cevap istediğimde susuyorlardı.</p>
<p>Ders bitmişti. Ben de sınıftan çıkıp kütüphaneye gitmek istedim. Koridora çıktığımda bir öğrencinin kolunu tuttum ve ona kütüphanenin yerini sordum. Soru sorduğum çocuğun gözleri kocaman açıldı.</p>
<p>— Siz kütüphaneye mi gideceksiniz?</p>
<p>Bunu söylerken sesinde bir titreme hissettim.</p>
<p>— Şey... Yani kütüphane en üst katta, efendim. Şimdi mi gideceksiniz? Hemen mi gideceksiniz?</p>
<p>Bir sürü anlamsız soruyu üst üste sormaya başladı. Ben garip bir şekilde duraksadım ve ona baktım.</p>
<p>— Neden? Kütüphanede ne var ki?</p>
<p>Çocuk aceleci bir şekilde:</p>
<p>— Yok hocam, bir şey yok, deyip hızla oradan uzaklaştı.</p>
<p>Dudaklarımı bükerek kendi kendime düşündüm:</p>
<p>“Niye herkes kütüphane adını duyunca bir garip oluyor? Sınıftaki öğrenci neden bana kütüphaneyi sordu?”</p>
<p>Dersim boştu. En iyisi gidip kütüphaneye bir bakayım, dedim kendi kendime konuşarak üst katlara doğru merdivenden çıkmaya başladım.</p>
<p>Koskoca bina tarihi bir yapı olduğundan asansörü yoktu. Hızlanan nefesimi kontrol ederek ağır ağır basamakları çıkmaya başladım. Her katta karşılaştığım nöbetçi öğretmenlerin, “Kütüphaneye mi çıkıyorsunuz?” diye soru sormaları merakımı daha da celbetmişti.</p>
<p>En üst katın önüne geldiğimde, çatı katına doğru çıkan uzun, tek bir merdiven ve başında bir kapı vardı. Ahşap oymalı olan bu kapının üstüne, garip bir şekilde, binanın dış yapısında gördüğüm melek-şeytan desenleri işlenmişti. Rengi siyaha dönen kapının üstünde koskoca harflerle “KÜTÜPHANE” yazıyordu.</p>
<p>Derin bir nefes aldım ve elimdeki anahtarı anahtar deliğine soktum. İki elimle zorlayarak kapının kilidini açtım ve elimle kapıyı ittim.</p>
<p>Ancak kapı açıldığı gibi tekrar kapandı.</p>
<p>Ben tekrar kapıya yüklendim ve kapı açıldı. Ancak kapıyı itmek istediğimde, sanki içeriden biri de kapıyı bana doğru itiyordu.</p>
<p>İçeride biri mi vardı?</p>
<p>O zaman neden kapı kilitliydi?</p>
<p>Ortada tuhaf bir durum vardı.</p>
<p>İçimi bir ürperti sardı.</p>
<p>Yoksa çocuklar bana oyun mu oynuyordu?</p>
<p>Kapıyı arkadan biri itiyordu.</p>
<p>Kütüphanenin kapısı neden açılmıyordu?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çınar Mahallesi Bölüm 1: Yoldaş Kız Ayşe</title>
<link>https://fikirizleri.com/cinar-mahallesi-boelum-1-yoldas-kiz-ayse</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cinar-mahallesi-boelum-1-yoldas-kiz-ayse</guid>
<description><![CDATA[ Çınar Mahallesi’nde herkesin yardımına koşan Ayşe, yaşlı komşusu Hasan Amca’ya yardım ederek küçük bir iyiliğin bile insanın yükünü hafifletebileceğini gösterir. Yoldaş Kız Ayşe’nin mahalledeki insanlara uzattığı yardım eli, dayanışmanın ve komşuluğun önemini anlatır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a81dda3d5558.webp" length="56074" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:09:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Çınar Mahallesi, Ayşe, Yoldaş Kız Ayşe, dayanışma, yardımlaşma, komşuluk, iyilik, fedakârlık, mahalle hayatı, dostluk, insanlık, Türk hikâyesi, genç kız, Hasan Amca</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h2>Çınar Mahallesi</h2>
<h3>Bölüm 1: Yoldaş Kız Ayşe</h3>
<p>Çınar Mahallesi’nin taş sokaklarına sabahın ilk ışıkları düşmeye başladığında Ayşe çoktan yola çıkmış olurdu. Yirmili yaşlarının başındaki bu genç kız, başındaki yazması ve hızlı adımlarıyla mahallede tanınırdı. Herkes ona ihtiyaç duyana el uzattığı için “Yoldaş Kız” derdi.</p>
<p>O sabah eski mahalle fırınının önünden geçerken Hasan Amca’yı gördü. Yaşlı adamın elindeki un torbası ağırdı. Birkaç adım atıyor, sonra durup dinleniyordu.</p>
<p>Ayşe hemen yanına gitti.</p>
<p>“Ver amca, ben taşıyayım.”</p>
<p>Hasan Amca itiraz edecek olduysa da Ayşe torbayı çoktan omzuna almıştı.</p>
<p>“Yorulursun kızım,” dedi yaşlı adam.</p>
<p>Ayşe gülümsedi.</p>
<p>“Birlikte taşırız, amca.”</p>
<p>Sokağın sonuna kadar yan yana yürüdüler. Çınarların arasından süzülen sabah ışığı taşlara vuruyor, mahalle yavaş yavaş uyanıyordu.</p>
<p>Fırının önüne geldiklerinde Ayşe torbayı yerine bıraktı.</p>
<p>Hasan Amca ona teşekkür etti.</p>
<p>“Sağ ol kızım. Herkes kendi derdine düşmüşken sen hâlâ başkasını düşünüyorsun.”</p>
<p>Ayşe başını salladı.</p>
<p>“İnsan bazen küçük bir yardımın bile birinin işini kolaylaştıracağını unutmamalı.”</p>
<p>Hasan Amca bu sözün üzerine sessizce gülümsedi.</p>
<p>Ayşe ise daha fazla oyalanmadan yeniden yola koyuldu. Mahallede yardıma ihtiyacı olan başka insanlar da vardı.</p>
<p>Çınar Mahallesi’nin taş sokaklarında onun ayak sesleri yeniden duyulmaya başladı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>UMUTSUZ YARINLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/umutsuz-yarinlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/umutsuz-yarinlar</guid>
<description><![CDATA[ Geriye sadece rüzgârın içinden geçtiği hüzünlü bir beton iskelet kaldı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8539808de0c.webp" length="46518" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:08:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Sinan Bey, otuz beş yıllık devlet memurluğunun ardından masasının üzerindeki evrak yığınını son kez kenara ittiğinde, zihninde sadece tek bir resim vardı. Memleketi olan o yeşil köy, yamaca kurulacak ahşap verandalı ev ve bahçesindeki ıhlamur ağacı. Emeklilik ikramiyesinin kuruşu kuruşuna hesabı yapılmış, arsası alınmış, temeli atılmıştı. Geriye bir tek hayalindeki evi yapmak kalmıştı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yaz ortasında yükselen inşaat, emeklilik günlerinin habercisiydi. Sinan Bey, her hafta sonu şehirden köye koşuyor, tuğlaları eliyle sayıyor, harcın kokusunu içine çekiyordu. Duvarlar yükseldikçe, içindeki o bitmek bilmeyen yorgunluğun yerini tatlı bir heyecan alıyordu. Özenle seçtiği pencere pervazlarını yerine taktığında artık onun için sadece dış dünyayı değil emekliliğe açılan bir pencere olacaktı. Çatının kiremitlerini hiç acele etmeden tek tek elleriyle yerleştirdi. Dile kolay, otuz beş yıllık memuriyet hayatı boyunca hep bunun hayalini kurmuştu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Aradan geçen üç yılın ardından nihayet evi tamamlamayı başardı. Geriye yalnızca , küçük bir yerinde organik tarım yapacağı, kalanında ise torunlarının koşup oynayacağı bahçeyi düzenlemek kalmıştı. Bahçe çitlerini özenle yerleştirirken başındaki hafif sızı amansız bir ağrıya dönüştü. Önceleri sıcağa ve yorgunluğa bağladı fakat bir sabah, elindeki çekiç yere düşüp parmakları uyuştuğunda gerçeğin gölgesi üzerine çöktü.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hastanede konulan teşhis, yükselen o duvarlar kadar sertti. Beyninde hızla büyüyen bir tümör. Sinan Bey, özenle hazırladığı bahçesinde ıhlamur ağacının gölgesinde serinleyemeden, beyaz ve soğuk bir yoğun bakım odasının tavanına dikti gözlerini. Günler gecelere, cihazların ritmik sesleri köydeki kuş cıvıltılarının hayaline karıştı. O hayalini kurduğu emeklilik günleri, o odanın steril duvarları arasında yavaşça eridi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Aylar süren savaşta bedeni yenik düştü. Sinan Bey, emeklilik dilekçesinin kokusu henüz üzerindeyken, hayalini kurduğu o köye omuzlar üzerinde döndü. Cenazesi, yarım kalan o evin hemen ilerisindeki mezarlığa defnedildi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şimdi o köyün yamacında, bahçesi yarım kalmış, çitleri tamamlanmayan, ağaç fidanları serpilmeyen öksüz bir bina duruyor. Sinan Bey'in ömrü, en büyük hayalini tamamlamaya yetmemişti. Geriye sadece rüzgârın içinden geçtiği hüzünlü bir beton iskelet kaldı.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DAĞIN KIZI</title>
<link>https://fikirizleri.com/dagin-kizi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dagin-kizi</guid>
<description><![CDATA[ O vadinin sahibi değil, kendisiydi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a83ef18bc3e3.webp" length="72286" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:35:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>DAĞIN KIZI</p>
<p>Dağların arasında bir vadi vardı.</p>
<p>Oraya giden yolların hiçbiri aynı yere çıkmazdı. Kimi sislerin içinde kaybolur, kimi sarp kayalıklarda son bulur, kimi de insanı saatlerce yürüttükten sonra başladığı yere geri getirirdi. Bu yüzden vadiyi bilenler oraya gitmez, bilmeyenler ise onu bulamazdı.</p>
<p>Vadinin tam ortasında ise yüzyıllardır değişmeyen bir sır yaşardı.</p>
<p>Gün henüz doğarken dağların zirvelerine ilk altın ışık vurdu. Bulutlar ağır ağır vadinin üzerine çökerken, ormanın içindeki yapraklar rüzgâr değmeden kıpırdamaya başlamıştı.</p>
<p>Sonra suyun sesi duyuldu.</p>
<p>Ardından yüzlerce küçük derenin aynı anda uyanmasına benzeyen bir uğultuya dönüşürken vadinin en yüksek kayalıklarının üzerinde bir kadın belirdi.</p>
<p>Çıplak ayakları toprağa değmiyordu. Sanki dağın kendisi onu taşıyordu.</p>
<p>Uzun, koyu kızıl saçları omuzlarından aşağıya dökülüyor, saçlarının arasından yeşil sarmaşıklar ve ince kökler geçiyordu. Kimi yerlerde saçları yosunla kaplanmıştı. Yapraklar bedeninin üzerinde bir örtü gibi dururken, ağaç kökleri kollarının çevresinden geçerek yeniden toprağa uzanıyordu.</p>
<p>Kadın gözlerini kapattığında ilk damla saçlarının ucundan düştü.</p>
<p>Sonra bir tane daha, ardından yüzlerce damla...</p>
<p>Şelaleler onun saçlarından, omuzlarından ve parmak uçlarından doğmaya başladı. Su ellerine doğru akarken kadın iki avucunu yavaşça birleştirdiğinde, sanki bütün dağlar onun nefesini bekliyormuş gibi vadideki kuşlar, rüzgâr ve her şey bir anlığına sustu.</p>
<p>Ağaçların yaprakları bile kıpırdamıyordu.</p>
<p>Kadın gözlerini açmadan ellerini aşağıya çevirdi.</p>
<p>Avuçlarının arasından dökülen su, kayaların üzerinden kıvrılarak aşağıya inmeye başladı. Önce ince bir dere olup sonra büyüdü, genişledi ve vadinin içinden geçen berrak bir nehre dönüştü.</p>
<p>Nehrin geçtiği her yerde toprak canlanıyordu.</p>
<p>Kurumuş otlar yeşerirken yosunlar kayaların üzerine yayıldı. Ağaçların dallarında yeni yapraklar belirdi.</p>
<p>Vadinin üzerinde asılı duran sis, güneşin altın ışıklarıyla birleşerek gümüş renkli bir örtüye dönüştü.</p>
<p>Kadın bütün bunlara bakarken yüzünde sadece derin bir huzur vardı.</p>
<p>O vadinin sahibi değil, kendisiydi.</p>
<p>Dağın hafızası, ormanın kalbi, nehrin sesi ve toprağın nefesiydi.</p>
<p>Uzaklarda, dağ yolunda ilerleyen birkaç küçük araç göründü.</p>
<p>İnsanlar vadinin güzelliğine bakıyor, gördüklerinin gerçek olduğuna inanmakta güçlük çekiyordu. Fakat hiçbiri kadını fark etmiyordu. Onu görebilmek için gözlerinin açık olması yetmiyordu. İnsanın önce içindeki gürültüyü susturması gerekiyordu.</p>
<p>Kadın başını hafifçe kaldırdığında güneş yüzüne vurdu ve bütün vadi ışıkla doldu.</p>
<p>Sonra kadın yavaşça geriye doğru çekilirken saçları ağaçların dallarına karıştı.</p>
<p>Kolları sarmaşıklara dönüştü.</p>
<p>Ayaklarının altında kökler belirdi. Bedeninin çevresindeki yosunlar çoğaldı. Ve birkaç nefes sonra artık orada değildi.</p>
<p>Yalnızca ellerinden doğan nehir akmaya devam ediyordu.</p>
<p>Vadinin aşağısında insanlar hâlâ gördükleri manzaraya bakıyor, huzurun içlerini doldurduğunu hissediyorlardı.</p>
<p>Hiçbiri bunun tam olarak ne olduğunu anlayamadı. Vadinin derinliklerinde, suyun sesi arasında eski bir cümle yankılanıyordu:</p>
<p>“Doğa senden hiçbir şey istemez. Yalnızca kendini hatırlamanı bekler.”</p>
<p>Ve o günden sonra, ne zaman dağların üzerinde altın renkli bir gün doğsa, vadiden geçenler şelalelerin arasında uzun kızıl saçlı bir kadının siluetini gördüklerini anlatmaya başladılar.</p>
<p>Kimileri bunun bir hayal olduğunu söyledi.</p>
<p>Kimileri bir efsane olduğunu düşündü.</p>
<p>Kimileri ise doğanın insanlara gönderdiği bir işaret olduğuna inandı.</p>
<p>Vadinin sırrını gerçekten bilenler ise şöyle söylerdi:</p>
<p>“Onu arama. Onu bulduğun gün, aslında kendini bulmuş olursun.”</p>
<p>DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer: İlayda Can &amp; Dilara Sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BÖLÜM 3: METRUK TAŞ EV VE GÜMÜŞ MADALYONUN SESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/bolum-3-metruk-tas-ev-ve-gumus-madalyonun-sesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bolum-3-metruk-tas-ev-ve-gumus-madalyonun-sesi</guid>
<description><![CDATA[ Melis&#039;in metruk taş evin önünde bulduğu &quot;H&quot; harfli gümüş madalyon, Rafael ile ilk temasını sağlarken otuz yıllık karanlık bir sırrın ve yaklaşan fırtınanın habercisi olacaktı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0b3d0044ef7.webp" length="22528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:30:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords>metruk taş ev, gümüş madalyon, Rafael, Rovinda, gizemli sır, Hüseyin Enişte, mor kadife çiçekleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bahsedilen gün mahallede her kapı, sanki görünmez bir cenaze merasiminin ardından yas tutar gibi, tören birliği sessizliğiyle erkenden kapandı. Sokaklarda ne neşeli bir çocuk sesi vardı ne de her zaman köşe başlarında fısıldaşan kadınların gölgeleri...</p>
<p>Öğleden sonra, teyzemin mutfaktaki derin ve dalgın sükûtundan faydalanıp bir gölge gibi sokağa süzüldüm. Adımlarım benden tamamen bağımsız hareket ediyordu; ayaklarım beni, ister istemez, mahallenin adını anmaktan bile korktuğu, Rovinda'nın hayaletinin dolaştığı söylenen metruk taş evin önüne götürdü.</p>
<p>Evin bahçesi, Rafael'in daha önce fısıldadığı gibi, mahallenin geri kalanına tamamen yabancı olan hüzünlü mor kadife çiçekleriyle doluydu. Bahsi geçen çiçekler, bu çorak toprağın, bu sert iklimin çocukları değildi kesinlikle. Sanki başka bir zamandan, uzak bir coğrafyanın derin acısından kopup buraya sürgün edilmişlerdi. Eğilip kadife yapraklarına dokunmak istedim; kokuları genzimi yakarken içimde tarifi imkânsız, ürpertici bir his peydah oldu. Zamanın unuttuğu bu bahçe, sanki yaşayanları değil, sadece hatıraları ağırlıyordu.</p>
<p>Tam o esnada, evin paslı ferforje kapısının hemen dibinde, kuru yaprakların arasında parlayan bir nesne gözümü aldı. Kalbimin güm güm atışını göğsümde, tam boğazımda hissederek eğildim ve nemli toprağın arasından çekip aldım. Üzerinde ince, dâhiyane bir işçilikle "H" harfi işlenmiş, kenarları maziyle kararmış gümüş bir madalyon avucumda duruyordu. Metalin soğukluğu, parmak uçlarımdan sızıp saniyeler içinde kalbime kadar ulaştı. Sanki mazi, avucumda duran soğuk kütlenin içinden bana fısıldıyordu.</p>
<p>"Onu hemen bırakmalısın, Melis."</p>
<p>Aniden yükselen bu boğuk sesle sıçrayarak arkamı döndüğümde Rafael'i gördüm. Antika dükkânının o tanıdık vitrini önünde değil; hemen yanımda, metruk evin koyu gölgelerinin içindeydi. Zümrüt gözleri bu kez bir yangın yerini, küllerin altında söndürülemeyen eski bir koru andırıyordu.</p>
<p>"Bu madalyon" dedim, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak, "kapının hemen önündeydi, toprakta..."</p>
<p>Rafael, elimdeki gümüşe bakmadı bile. Bakışlarını taş evin üst katındaki camları kırık, perdeleri çürümüş pencerelerine dikti.</p>
<p>"Bazı kapılar, içindekiler dışarı çıkmasın diye değil, dışarıdakiler o karanlıkta kaybolmasın diye kilitlenir" dedi, sesindeki kadife buzla. "Elimde tuttuğun madalyon, yıllar önce bu kapıdan çıkan son şeydi. Halam Rovinda, giderken onu demir parmaklığa asmıştı; bir gün mutlaka geri döneceğine dair edilen dilsiz bir yemin gibi... Şimdi durup dururken toprağa düşmüşse yemin bozulmuş, hesap günü gelmiş demektir."</p>
<p>O saniyede Rafael'in elini, madalyonu sımsıkı tutan elimin üzerine koyduğunu hissettim. Bu, bizim ilk ten temasımızdı. Teninin soğukluğu parmaklarımı sararken ruhuma bıraktığı elektrik akımı, damarlarımdaki tüm kanı çılgınca hızlandırdı. Kalbim göğüs kafesimi yırtacak gibi çarparken dünyanın tüm sesleri kısıldı, mor çiçeklerin kokusu ağırlaştı.</p>
<p>"Melis, bu mahallenin altına gömülmüş gizli bir nehir var," diye fısıldadı kulağıma doğru. Nefesi tenimi yakıyordu. "Suyu kanla, ahla ve yasakla beslenen bir nehir... Rovinda, o nehrin kapaklarını otuz yıl sonra yeniden açmaya geldi. Şimdi sakince git, teyzenin yanına dön ve bu madalyonu kimseye gösterme. Özellikle de Hüseyin eniştene..."</p>
<p>Elimi yavaşça bıraktığında geride bıraktığı boşluk, fiziksel bir acı gibi canımı yaktı. Eve nasıl döndüğümü, koridordan nasıl süzüldüğümü ve gümüş madalyonu odamdaki yastığımın altına nasıl sakladığımı hayal meyal hatırlıyorum.</p>
<p>Akşam yemeğinde eniştemin masanın üzerine çöken ağır sessizliği, artık sadece sıradan bir otorite gösterisi değil, büyük bir fırtına öncesindeki sıra dışı sakinlikti. Çorba kaşığının porselen tabağa her çarpışında, madalyonun yastığımın altındaki varlığı zihnimde yeniden canlanıyordu. Eniştemin gözleri yemeğinde değildi; sürekli dışarıdaki taş evin karanlık pencerelerinde, gecenin içinde tekinsiz bir şeyleri arıyor gibiydi. Yüzündeki gergin çizgiler, sakladığı o otuz yıllık sırrın ağırlığıyla iyice derinleşmişti.</p>
<p>Gece yarısı su içmek için kalktığımda koridorda göreceğim o manzara, aslında bu gümüş madalyonun ilk çığlığı olacaktı.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>O GÜN HİÇ GELMEDİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/o-gun-hic-gelmedi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/o-gun-hic-gelmedi</guid>
<description><![CDATA[ İnsanoğlu sınanmadığının bülbülü, sınandığının ise dilsiziydi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8015998a0e2.webp" length="21358" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 15 Aug 2026 20:30:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>           O GÜN HİÇ GELMEDİ</p>
<p> Bir gün her şey güzel olacaktı. Çocukken mi, gençliğinde mi, yoksa hayatın onu iyice yorduğu yıllarda mı bunu ne zaman söylediğini hatırlamıyordu artık. Belki de her defasında başka bir güne bırakmıştı umudunu.</p>
<p>Bir gün...</p>
<p>İnsan, bazen iki kelimeyle koca bir ömrü tüketebiliyor.</p>
<p>Çocukken büyümeyi beklemişti. Büyüyünce özgürleşeceğini sanmıştı. Gençliğinde biraz daha sabretmesi gerektiğini söylemişlerdi.Sonra evlilik, sonra geçim derdi, sonra başkalarının ihtiyaçları girmişti hayatına. Kendisi hep biraz daha beklemişti. Bir gün kendine sıra gelecekti güya ama o gün hiç gelmedi.</p>
<p>Pencerenin önünde oturup dışarıdaki insanlara baktı. Herkes bir yere yetişiyordu. Kimi elinde poşetlerle eve dönüyor, kimi çocuğunun elinden tutmuş yürüyordu. Bir kadın kahkaha atarak telefonda konuşuyordu.</p>
<p>Bir an kendi gençliğini düşündü.</p>
<p>Ne çocukluğunu doyasıya yaşayabilmişti ne de gençliğini. Hayat, daha ne olduğunu anlayamadan avuçlarının arasından akıp gitmişti.</p>
<p>Avuçlarında hiçbir şey yoktu.</p>
<p>Ne kıymetinin bilindiğini hissedebilmişti ne de değerinin.</p>
<p>Uzun yıllar boyunca kendisine verilenle yetinmiş, kendisinden bekleneni yapmıştı. Kimseyi üzmemek için sustuğu günler olmuştu. Kırıldığı hâlde gülümsediği, ağlamak isteyip de odasına kapanamadığı geceleri...</p>
<p>İnsan, kendini sürekli başkalarının hayatına sığdırmaya çalışırken kendi hayatından çıkıp gidiyor.</p>
<p>Bir gün değişmeye başladı.</p>
<p>Sessizce.</p>
<p>Kimse fark etmeden.</p>
<p>Artık hayatta yük olmayı değil, kendi yükünü taşımayı öğreniyordu. Belki de bu yüzden biraz daha mesafeli, biraz sesizdi.</p>
<p>Bazı insanlar çok konuştuğu için değil, çok sustuğu için değişirdi.</p>
<p>Onun sessizliğinin içinde yıllar birikmişti. Kaybedilen insanlar, söylenemeyen sözler, yarım kalan vedalar...</p>
<p>Ve dostlar vardı.</p>
<p>Bir zamanlar, "O dost bana gelsin." demişti. Sözün devamını hatırlamıyordu belki ama o günün sıcaklığını hatırlıyordu. Bir kadeh uzatılmış, birlikte içilmiş, hayatın bütün ağırlığı birkaç saatliğine masanın üzerinde unutulmuştu.</p>
<p>Sonra o dost da gitmişti.</p>
<p>Geriye bir sandalye, yarım kalmış bir sohbet ve söylenmemiş cümleler kalmıştı.</p>
<p>İnsan bazı ayrılıkları ağlayarak atlatamıyordu. Bazen insanın acı,gözyaşına sığmıyordu.</p>
<p>O da ağlamamayı öğrenmişti.</p>
<p>"Ağlama dost." demişlerdi bir zamanlar. Oysa ağlamamak, acı hissetmemek değildi. Sadece acıyı kimseye göstermemeyi öğrenmekti.</p>
<p>"Sen yoktun. Ben yalnız kalmayı öğrendim. Acıya duvar gibi durmayı, kimseye belli etmeden geceleri uyanmayı, sabah olduğunda hiçbir şey olmamış gibi sofraya oturmayı öğrendim. Kaybolmuş bir dilin sözcükleri gibi öksüz, bağsız kalmayı da...</p>
<p>Ama en zorunu başka bir yerde öğrendi. İnsanın kendi kendine yetmeyi öğrenmesi, güçlü olmak değildi. Bazen sadece başka bir seçeneğin kalmamış olmasıydı.</p>
<p>Yıllar önce çok büyük sözler söyleyen insanların, başkasının acısını uzaktan izlerken ne kadar kolay konuşabildiğini düşündü.</p>
<p>İnsanoğlu sınanmadığının bülbülü, sınandığının ise dilsiziydi.</p>
<p>Acıyı yaşamayana her şeyin bir açıklaması vardı.</p>
<p>"Geçer."</p>
<p>"Alışırsın."</p>
<p>"Zaman her şeyi iyileştirir."</p>
<p>Söylemesi ne kolaydı.</p>
<p>Yaşayana sormak gerekir bir de bunu. Zikri aynı mıydı?</p>
<p>Bir başkasının yükünü taşımayan herkes, o yükün hafif olduğunu sanırdı. Oysa her yük, taşımayana hafif gelir.</p>
<p>Bir gün aynanın karşısına geçip yüzünde yılların bıraktığı çizgilere baktı. Her çizginin bir hikâyesi vardı.</p>
<p>Bazıları çocukluğundan kalmıştı.</p>
<p>Bazıları gençliğinden.</p>
<p>Bazıları ise kimsenin bilmediği gecelerden...</p>
<p>Elini yüzüne götürüp," Bunca yıl neyi bekledim?" diye düşündü.</p>
<p>İnsanın hayatındaki en büyük kayıp, bir şeyleri kaybetmesi değildi belki de. Kendi hayatını yaşamayı sürekli ertelemesiydi.</p>
<p>Pencereyi açıp bir süre öylece durup düşündü.</p>
<p>Belki hayatının tamamını geri getiremezdi. Çocukluğunu, gençliğini yeniden yaşayamaz, gidenleri geri getiremezdi.</p>
<p>Ama bundan sonrasını beklemek zorunda da değildi.</p>
<p>Dönüşüm biraz da buydu.  </p>
<p>Eski kabuğun kırılması her zaman acıtırdı.</p>
<p>Nasıl ki tohum, toprağın altında çatlamadan güneşe ulaşamazsa...</p>
<p>Belki de yıllardır yaşadığı acı, onu yok etmek için değil, kendisine ulaştırmak için vardı.</p>
<p>Acıdan kaçtıkça eksik kalmıştı.</p>
<p>Şimdi ilk kez acısına başka bir gözle bakıyordu. Onu bir ceza gibi değil, hayatın elindeki sert bir ateş gibi görüyordu.</p>
<p>İnsan o ateşte yanarken değişiyor, eksiliyordu yeniden şekilleniyordu. Kadehini eline aldığında içinde ne var bilmiyordu.</p>
<p>Şarap mı, geçmiş mi, yoksa yıllardır söyleyemediği sözler mi?</p>
<p>Bir yudum alırken artık kimsenin gelmesini, anlamasını, kıymetini bilmesini beklemiyordu.</p>
<p>Kendi kıymetini kendisi biliyordu artık yada bilmeye çabalıyordu.</p>
<p>Pencerenin önünde durup dışarı baktığında gökyüzü yavaş yavaş aydınlanıyordu.</p>
<p>"Bir gün her şey güzel olacak." demişti yıllarca.</p>
<p>O gün bir türlü gelmedi ve artık beklemiyordu.</p>
<p>Bazı insanlar, hayatlarının en güzel gününe kavuşmazlar. Kendi içlerinden geçerek, o günü kendileri yaratırlar. Sonra durup cümlesini değiştirdi.</p>
<p> Bir gün değil, bugün.</p>
<p>Koca bir ömrü “bir gün” diyerek geçirmişti.</p>
<p>Ve artık o günü beklemeyecekti. Hayatından geriye ne kadar zaman kaldığını bilmiyordu.</p>
<p>Ama ilk kez, kalan zamanın kendisine ait olduğunu biliyordu.</p>
<p>             DİLEK SARIKAYA</p>
<p> Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zihnin Labirenti</title>
<link>https://fikirizleri.com/zihnin-labirenti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zihnin-labirenti</guid>
<description><![CDATA[ Araz, zihnindeki karmaşa ve unutkanlıkla baş etmeye çalışırken, hayatın ve doğanın eksik ahengini kaleme almaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7db799cfb4e.webp" length="57582" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 15 Aug 2026 08:29:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Zihnin labirenti, Araz, unutkanlık, hafıza, doğa, renkler, kelimeler, defter, kitap, ev, ahenk, eksiklik.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>Zihnin Labirenti</strong></span></p>
<p>​Sabahın ilk ışıkları, çalışma masasının üzerindeki dağınık notların üzerine düştüğünde odayı yine alışıldık bir sessizlik kapladı. Pencerenin önündeki saksıda duran çiçeğin yapraklarına bakarken zihninde her şeyin birbirine karıştığını hissetti. Bir yaprağın yeşili ile bir böceğin kanadındaki tonu birbirinden ayırt edemiyordu; sanki dünya onun gözünde tek bir renk paletine dönüşüyordu.</p>
<p>​Masasının üzerindeki kitaplara ve yarım kalmış defter sayfalarına göz gezdirdi. Okuduğu bir paragrafı zihninde tutabilmek, bir nehrin suyunu avuçlarıyla yakalamaya çalışmak kadar imkânsızdı. Kelimeler, daha gözüyle takip edip zihnine yerleştirmeye çalışırken rüzgârın savurduğu bir bulut gibi dağılıp gidiyordu. Oysa “Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren” bir nizam vardı; fakat kendisi bu labirentin içinde yolunu kaybetmiş bir yolcu gibiydi.</p>
<p>​Evin içinde adım atarken bile bir huzursuzluk içindeydi. Kıyafet seçmek, birbirine uyumlu eşyaları bir araya getirmek veya elindeki basit bir aletle bir simetri kurmak onun için aşılmaz dağlar gibiydi. Tarihin derinliklerinde saklı kalmış bir köprünün mimarisini hayal etmek veya bir yol haritasını okumak, zihninin derinliklerinde ancak anlık kıvılcımlar oluşturuyordu. Dışarı çıkıp fotoğraf makinesini eline aldığında doğanın o eşsiz manzarasını, dağın heybetini veya yağmur sonrası oluşan gökyüzünün o duru görüntüsünü çerçevelemek istiyordu. Ancak vizörden baktığında gördüğü görüntü hafızasında bir türlü sabit kalmıyor, fotoğrafı çekemeden o anın büyüsü zihninden siliniyordu.</p>
<p>​Bazen bir atın yürüyüşündeki asaleti bile seçemez, tarihten gelen izleri bugünün Türkçesi ile ifade etmekte zorlanırdı. Zihninin derinliklerindeki bu ıssız adın sahibi Araz, kendi içindeki binlerce yolla örülmüş bu labirentin içinde dönüp duruyordu. Ne bir taşın sertliğini ne bir suyun akışını tam olarak kavrayabiliyor ne de elindeki malzemenin kıymetini tam olarak bilebiliyordu.</p>
<p>​Yine de bu karmaşanın içinde, kalbinin derinliklerinde ince bir sızıyla yazmaya devam etti. Belki de anlamak; her şeyi ezberlemek ya da mükemmel bir simetri kurmak değildi. Belki de bu labirentin içinde kaybolmak; insanın kendi eksikliğiyle yüzleşmesi ve bu kısıtlı dünya hayatında, her şeyin birbirine karıştığı o noktada bile bir parça huzur arayabilmesiydi. Kalemi bıraktığında dışarıdan gelen bir kuş sesiyle irkildi; doğa kendi düzeninde akıp giderken o, kendi zihnindeki yolları yeniden anlamaya çalışıyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BÖLÜM 4: KORİDORDAKİ HESAPLAŞMA VE AYNADAKİ SURET</title>
<link>https://fikirizleri.com/bolum-4-koridordaki-hesaplasma-ve-aynadaki-suret</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bolum-4-koridordaki-hesaplasma-ve-aynadaki-suret</guid>
<description><![CDATA[ Gecenin yarısı koridorda Hüseyin Enişte&#039;nin sakladığı sırla yüzleşen Melis, aynadaki yabancı suret ve yastığının altındaki gümüş madalyonla birlikte geri dönüşü olmayan bir yola girer ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0b3d0044ef7.webp" length="22528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:34:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords>koridordaki hesaplaşma, aynadaki suret, Hüseyin Enişte, Rovinda&#039;nın sırrı, gümüş madalyon, Rafael, Melis</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​Gecenin bir yarısı mutfağa su içmeye kalktığımda, evin içindeki sessizliğin her zamankinden daha ağır, daha yoğun olduğunu fark ettim. Hava sanki asılı kalmış, saatlerin tik takları bile yorulmuştu. Evin zifiri karanlığında ürkek adımlarla ilerlerken, pencerenin önünde tekinsiz bir gölgeyle burun buruna geldim. Önce bir an nefesim kesildi; zamansız bir hayaletle karşılaştığımı sandım. Ama geniş omuzlar ve sarsılmaz duruş Hüseyin Enişteme aitti.​ Pencerenin ahşap pervazına nasırlı ellerini dayamış, dışarıdaki karanlığa değil; koyu karanlığın içindeki bir hayalete bakar gibi fısıldıyordu: "Sonunda döndü işte... Toprak bile kabul etmedi yapılan günahı, geri getirdi kapımıza."</p>
<p></p>
<p>​Bu sözler, boşlukta savrulan kuru bir yaprak gibi değil; namludan çıkmış bir kurşun kadar ağır ve soğuk bir şekilde koridorun parkelerine düştü. Nefesimi tuttum, sırtımı buz gibi duvara yasladım. Anladım ki, eniştem sadece karanlığa bakmıyordu; o dehlizin içinden birinin çıkıp gelmesini bekliyor ya da giden birinin hayaliyle sessiz, kanlı canlı bir hesaplaşma yaşıyordu. Mahallede herkesin çekindiği o dik omuzları, şimdi Rovinda isminin altında acıyla iki büklüm olmuştu. Otoriter bir aile reisinden, suçlu bir çocuğa dönüşmüştü sanki. Vicdan azabı öyle bir yüktür ki; dışarıdan dağ gibi duran adamları, kendi evlerinin koridorlarında bir gölge gibi iki büklüm eder.</p>
<p>​Yavaşça geri çekilmek istedim ama ayaklarım eski döşemelere çivilenmiş gibiydi. Ay ışığı, koridorun sonundaki kenarları nemden kararmış boy aynasına vurduğunda, aynadaki yansımam bana yabancı birinin sureti gibi göründü. Sanki tozlu, sırları dökülmüş camın arkasında başka bir hayat, başka bir Melis vardı. Bahsedilen Melis, evin duvarlarına sinmiş küf kokulu sırları benden çok daha iyi biliyordu. Aynadaki soluk gölgem, evin duvarlarına yüzyıllardır sinmiş olan eski acılara, yarım kalmış sevdalara karışıp kayboluyordu.</p>
<p>​Eniştem, elindeki buruşmuş bir kâğıdı hırkasının iç cebine, tam kalbinin üzerine yerleştirdi. Kâğıt parçası sanki onun son nefesiyse, onu kaybederse ruhu gövdesinden ayrılacakmış gibi elini bir süre cebinin üzerinde tuttu. Bir saniye önce gördüğüm o yıkılmış adam, kâğıdı sakladığı an yeniden sert maskesini takınmaya çalıştı. Ama otoriter adımlarının yerini artık suçluluk duygusunun verdiği ürkek bir yürüyüş almıştı. Odasına doğru ilerlerken, geçtiği her ahşap basamak acıyla inledi. Sanki koca ev, üzerinde taşıdığı bu yeni yükü, günahkâr geçmişi artık kaldıramıyordu.</p>
<p>​Mutfağa girdiğimde elimdeki bardağı doldurmayı bile unuttum, öylece tezgâha yaslanıp kaldım. Gözüm, az önce eniştemin bakışlarının bir mıknatıs gibi çekildiği dilsiz taş eve takıldı. Rafael’in gündüz vakti evin bahçesinde gördüğü, mahallenin toprağına yabancı mor çiçekleri düşündüm. Kültürlerin, dillerin, dinlerin ve inançların arasına örülen aşılmaz duvarların, meğer Hüseyin Eniştemin kalbinde de yıllar önce, bir yangın gibi yükseldiğini o gece anladım. Bizim evin derin sessizliği, aslında Rovinda'nın evindeki o büyük gürültüyle aynı kaynaktan besleniyordu.</p>
<p> ​Herkesin sustuğu, her kapının ardında bir fısıltının, bir gümüş madalyonun saklandığı bu mahallede, aynalar bile gerçeği söylemekten korkuyordu artık. Ama eniştemin omuzlarındaki o ani çöküş, saklanan her neyse onun artık sığınağına sığmadığının en büyük kanıtıydı. O gece anladım ki, Eylül sadece dökülmüş yaprakların değil; sökülmüş maskelerin, çıplak kalmış gerçeklerin mevsimiydi.</p>
<p>​Yatağıma döndüğümde, tavanın loşluğunda dans eden gölgeleri izlerken fısıldadım: "Peki ya o hikâye yeniden başladığında, biz neresinde duracağız? Birer kurban mı, yoksa birer şahit mi?"</p>
<p>​Yastığımın altındaki gümüş madalyonun varlığı, tenimi bir kor gibi yakıyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla paslı kapıya gideceğimi, Rafael'in gözlerindeki gizemli davete ne pahasına olursa olsun cevap vereceğimi biliyordum. Tozlu aynanın bana daha ne acı gerçekler göstereceğini henüz bilmiyordum ama artık geri dönüşü olmayan o patikaya girmiştim.</p>
<p>(Devam edecek)</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Delilik (Yemek Masası)</title>
<link>https://fikirizleri.com/delilik-yemek-masasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/delilik-yemek-masasi</guid>
<description><![CDATA[ Engin’in bakışları karısını bulurken yüzündeki ifade bile hissizdi. Hâlbuki çok sevdiği karısına eskiden endişe ile bakardı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7c25ebda864.webp" length="14332" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:02:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hanife Demir</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sıktığı yumruğu, titreyen çenesi ve buğulu gözleri ile bakışlarını masadan çekmedi. Göz göze gelmekten itinayla kaçıyordu, zira daha fazla dayanamaz yüzüne tükürürcesine haykırabilirdi; zalimliğini ve iğrenç kötülüğünü. Kocası Engin, anlamış gibi kucağında yumruk yapmış ellerini tutup sakinleştirmeye çalışıyordu lâkin ablasının ağzından çıkan her sözcük bir taş olup yüreğine çarpıyordu. “Ah! Nevin şu adamın hâline bak. Hadi seni anladık da kocana bunu neden yapıyorsun? Adam bir deri bir kemik kalmış. Yemekte mi yapmıyorsun artık? Enginciğim ne zaman istersen bize gelebilirsin, istediğin yemeği yaparım...” Hâlâ konuşmaya devam eden kadın ve kocasının onaylayan sessizliğine karşı ellerini hızla çekti avuçlarından. Engin’in bakışları karısını bulurken yüzündeki ifade bile hissizdi. Hâlbuki çok sevdiği karısına eskiden endişe ile bakardı. “Bence artık seni sevmiyor, sadece acıyor. Benden söylemesi.” Sağ tarafından gelen sesle irkilip bakışlarını o yöne çevirdi. Siyah küt saçları ve boynundaki tuhaf kayış kolye ile yanında oturuyordu. Siyah ojeli tırnakları ile önündeki yemeği karıştırırken dudaklarını iğrenerek buruşturmuştu. Bu gerçek olamazdı! Yine halüsinasyon görüyor olmalıydı. Lâkin ilk defa bir kalabalık içindeydi ve yalnız değildi. Üstelik hemen yanında yemeğini karıştırıyordu! Bakışları Nevin’i bulunca yüzündeki ifadeyi anlamsızca süzdü. “Bence senin yaptığın yemekler daha güzel.” Kalbi ağzında atarken yerinden hızla doğruldu. Bütün yüzler aniden kalkan kadına döndüğünde, aynı sorgulayan bakışlar o yabancı kızda da vardı. Sonunda sorgulamaya başladı. Kendinin farkında değil miydi? Yoksa bu yaşanılan her şey ona yapılan bir komplo muydu?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇINARIN ALTINDAKİ TAŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/cinarin-altindaki-tas</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cinarin-altindaki-tas</guid>
<description><![CDATA[ Oysa bazen en büyük iyilik, birinin hayatında yerinden oynamayan taş olabilmektir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7c2c1d067e9.webp" length="82414" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 20:13:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">           ÇINARIN ALTINDAKİ TAŞ<o:p></o:p></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bir akşam çocuklar fırının önünde toplanmıştı. İçlerinden biri Mustafa Amca’ya, "İnsanların en zor taşıdığı yük nedir?" diye sordu. Yaşlı adam yüzünde hafif bir tebessümle, "Etrafıma toplanın bakalım, size bir taşın hikâyesini anlatayım." dedi. Çocuklar heyecanla Mustafa Amca’nın etrafında toplanıp yerlerini aldılar. "Hikâyeyi dinlemeye hazırız." dediler. Ve Mustafa Amca başladı hikâyesine: </span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yıllar, yıllar önce bir köyün meydanında kocaman bir çınar ağacı varmış. Ağacın dibinde de yumruk kadar, sıradan bir taş dururmuş. Kimse o taşa dokunmazmış. Nedenini soranlara köyün yaşlıları, "Yerinde dursun." dermiş.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bir gün köye meraklı bir yabancı gelmiş. "Alt tarafı taş." demiş. Eğilmiş, taşı yerinden kaldırmış. Kaldırdığı anda çınarın dallarından yüzlerce serçe havalanmış. O kadar çok kuş uçmuş ki gökyüzü bir anlığına kararmış. Yabancı paniklemiş, ne yapacağını bilememiş. Köylülerden biri taşı eski yerine koymuş. Az sonra kuşlar tekrar gelip dallarına konmuş.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yabancı dayanamayıp sormuş. "Bu taşın sırrı nedir?" diye. Köyün en yaşlısı, "Taşın hiçbir sırrı yok, evlat." diye cevaplamış. "Öyleyse?" demiş yabancı. "Yıllardır kuşlar bu taşı görünce buranın güvenli olduğunu öğrenmişler. O taş yerinde durdukça yuvalarına korkmadan dönüyorlar."</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yabancı sessizce uzaklaşırken yaşlı adam sözünü tamamlamış. "Hayatta bazı şeylerin değeri yaptığında değil, hep yerinde durduğunda anlaşılır. Güven de böyledir. Bir kez yerinden oynadı mı, geri gelmesi uzun zaman alır."</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Mustafa Amca çocuklara bakarak, "İnsanlar hep büyük işler yapmanın peşindedir. Oysa bazen en büyük iyilik, birinin hayatında yerinden oynamayan taş olabilmektir." demiş.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Çocuklardan biri, "Yani güvenilir olmaktır." demiş.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yaşlı adam, "İşte evlat. İnsan, sözünü tutarak büyür. Güveni koruyarak da hatırlanır." demiş.</span></p>
<p><span>O gece çocuklar evlerine dönerken çınarın altındaki taşı değil, kendi hayatlarında yerinden oynatmaması gereken değerleri düşünüyorlardı.</span></p>
<p class="MsoNormal"> DİLEK SARIKAYA<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> Menajer : İlayda Can &amp; Dilara Sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BÖLÜM 2: PENCERELERDEKİ DİLSİZ SEVDA VE İLK GÖLGE</title>
<link>https://fikirizleri.com/bolum-2-pencerelerdeki-dilsiz-sevda-ve-ilk-golge</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bolum-2-pencerelerdeki-dilsiz-sevda-ve-ilk-golge</guid>
<description><![CDATA[ Pencerelerin ardında başlayan dilsiz bir sevdanın, mahalle baskısı ve yaşlı bir komşunun ihbarıyla ilk engellerle ve yasaklarla karşılaşmasının öyküsü. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0b3d0044ef7.webp" length="22528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:04:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords>dilsiz sevda, Rafael, pencere aşkı, İstanbul, mahalle dedikodusu, yasak aşk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bahsedilen birkaç saniyelik kader anından sonra, ikimizi de uyku tutmaz olmuştu. Geceler artık dinlenmek, rüya görmek için değil; pencerelerin ardında dilsiz, gizli bir alfabe kurmak içindi. Sabahlara kadar ahşap pervazlara tutunarak, karanlığın sessizliğine sığınarak uzaktan uzağa, sadece gözlerimizin içiyle birbirimize ilan-ı aşk ediyorduk. Yaşanan o büyülü demlerde sadece gökteki yıldızların bize şahitlik ettiğini, gecenin siyah örtüsünün bizi dünyadan sakladığını sanıyorduk; mahallenin o uykusuz, her perdenin arkasında pusuda bekleyen meraklı, acımasız gözlerinden tamamen habersizdik.</p>
<p>​ İstanbul’un tarihi sokaklarını adımlamayı, Kız Kulesi’nin karşısında rüzgârı dinlemeyi, Galata’nın gölgesinde kaybolmayı hayal eden ben, artık evden, sokağa bakan pencerenin başından bir milim bile ayrılmak istemiyordum. Dışarıdaki koca dünya, Rafael’in dükkânının önündeki birkaç metrekarelik kaldırıma sığmıştı sanki. Teyzem ya da eniştem yakalamasın diye odadaki ışığı bile açmıyor, sadece karşı binan sızan loş sokak lambasının aydınlığında gencin siluetini seçmeye çalışıyordum. Evin içinde gölgeler hareket ettiğinde bir suçlu gibi panikle perdenin arkasına sinmek kalbimi yoruyordu ama bu ürkek yorgunluk bile ruhuma tarifsiz bir tat veriyordu.</p>
<p>​Pencerelerin ardına gizlenmiş bu dilsiz sevda, günler geçtikçe beni daha cesur, daha cüretkâr adımlar atmaya itiyordu. Evdeki otoriter havayı ve Hüseyin Eniştemin her şeyi sorgulayan o sert, delici bakışlarını atlattığım nadir anlar, hayatımın en kritik kaçışlarıydı. Artık fırına gitmek benim için sadece iki sıcak ekmek alıp dönmekten ibaret değildi; yürüdüğüm yol, her saniyesi titizlikle planlanmış, provası zihnimde defalarca yapılmış gizli bir randevuydu. Aşk, pencerelerin ardına gizlenmiş dilsiz bir duadır; sadece gökyüzünün işittiği, insanların ise günah saydığı...</p>
<p>​Her sabah, içimde kanat çırpan koca bir kelebek ordusuyla kendimi sokağın kollarına fırlatıyordum. Rafael’in antika halı dükkânının önünden geçerken kalp atışlarım öyle bir hızlanıyordu ki, çıkan güm güm sesi ayakkabılarımın parke taşlarındaki tıkırtısını bastırıyor, teyzemin üst kattaki pencereden bu gürültüyü duymasından korkuyordum. Dükkânın kapısına doğru ürkekçe bakarken, "Lütfen," diye fısıldıyordum içimden, "lütfen tam şu an dışarı çıksın, bir halının tozunu silkelemek için dışarı asıp sadece bir saniye dursun..."</p>
<p>​Ama demir kapı bir türlü açılmadı. Rafael, dükkânın loş derinliğinde gizemli bir gölge gibi duruyor, zümrüt gözleriyle adımlarımı izliyor ama dükkânın eşiğini bir türlü geçmiyordu. Gencin bu suskunluğu, dükkânındaki eski halıların karmaşık düğümleri gibi içimi düğüm düğüm ediyordu. Eve her dönüşümde, avucumdaki ekmeklerin sıcaklığı değil, kalbimdeki serin, buruk hüzün kalıyordu yanıma. Gece karanlığında kurduğumuz o masumiyet köprüsü, sabahın sert, gerçekçi ışığında paramparça oluyordu.</p>
<p>​Ancak bu sessiz köprü, mahallenin yıllanmış, her duvar çatlağını bilen eski gözlerinden kaçmayacaktı. Tehlike, Rafael’in hemen yan binasında, dördüncü katta adeta zamana direnen bir anıt gibi duran 98 yaşındaki Ermeni asıllı teyzeden geldi. Yaşlı kadın, mahallenin dilsiz tarihçisiydi; kimin kime baktığını, kimin nefesini nerede, kimin için tuttuğunu ruhuyla sezerdi.</p>
<p>​Bir öğleden sonra, yaşlı kadının titrek eli kapımızı çaldı. Mutfaktan gelen boğuk fısıltılar, evin içindeki o huzurlu sessizliği bir bıçak gibi ikiye kesti. Teyzemle mutfakta fıs fıs konuşurlarken, ben salonda bir heykel gibi donmuş, nefesimi tutarak onları dinliyordum. Kalbim göğüs kafesimi zorlayacak kadar şiddetle vururken, sırtımdan aşağı soğuk bir ter damlasının süzüldüğünü hissettim. Yakalanma korkusu, daha yolun başında suçluluk duygusuyla birleşip ruhumu hırpalıyordu. Çocukluğumda ne zaman gizli bir şey yapsam kalbim böyle sıkışır, saklanacak bir köşe arardım; ama şimdi saklanacak hiçbir yerim yoktu. Yaşlı komşunun o titrek ama zehir gibi keskin sesini tam olarak duyamamış olsam da, teyzemin "Yapma ya..." diyen o telâşlı, endişeli nidası yaklaşan fırtınayı özetliyordu.</p>
<p>​Misafir gittikten sonra teyzem yanıma geldi. Yüzündeki o her zamanki neşeli şefkat, yerini koyu bir bulut tabakasına bırakmıştı. "Gel seninle biraz konuşalım kızım," dedi. Sesi bir anne şefkatiyle sarmalanmış ama bir yargıç kesinliğiyle bilenmişti.</p>
<p>​"Bak canım kızım," dedi ellerimi kendi sıcak avuçlarına alıp sıkıca bastırarak. "Burası küçük yer, dedikodu bir kıvılcım gibi parlar ve tüm mahalleyi küle çevirir. Buraya misafir gelmiş bir genç kızın sürekli camda oturması, hele ki karşı binaları böyle dikkatle izlemesi... Yakışık almaz. Elâlem ne der, bilirsin. Hem enişten bir duyarsa, o fırtınayı bu evde kimse dindiremez. Zapt edilemez, sert bir adamdır, biliyorsun."</p>
<p>​Boynumu büyük bir mahcubiyetle bükerek, "Peki teyzeciğim, dikkat ederim. Ama ne yapayım, evde çok sıkılıyorum," diye kekeledim. Kalbimde tam o saniyede bir şeylerin çatırdayarak kırıldığını hissettim.</p>
<p>​Teyzem kollarını açıp bana sarıldı. "Sen eskiden gezmeyi severdin, sana ne oldu anlamıyorum. İste, seni İstanbul’un en güzel yerlerine götürelim. " dedi. O an anladım ki, teyzemin bu yumuşak, sevecen uyarısı aslında hayallerimin etrafına örülen ilk taş duvardı. Yaşlı kadının fısıltısı, bizim masumiyetimizi "yasak" bir günaha çevirmişti bile.</p>
<p>​Teyzem mutfağa döndüğünde adımlarım beni yeniden odama, o yarım kalmış sığınağıma sürükledi.    </p>
<p></p>
<p> Pencere pervazının ahşap dokusuna parmak uçlarımla dokundum; tozların arasında sanki az önceki hayallerimin enkazı yatıyordu. Karşı dükkanın kapalı kapısına bakarken içimi ilk defa bu kadar ağır, bu kadar erken gelen bir hayal kırıklığı kapladı. Rafael’e karşı duyduğum özlem, henüz adı bile konmamışken yasakların gölgesinde büyüyordu. Yine de ümit, o pencerenin tozlu pervazında bir ekmek kırıntısı gibi durmaya, her şeye rağmen içimi ısıtmaya devam ediyordu.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÜNEŞİN SIRRI</title>
<link>https://fikirizleri.com/gunesin-sirri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gunesin-sirri</guid>
<description><![CDATA[ Toprakkale köyüne sığınan Ateş, kurak topraklara bereket getirdi. Gözü dönmüş zorbacılardan köyü cesaretiyle kurtardı. Bütün canlıların huzur bulduğu, merhamet dolu bir öykü. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a75a7cd1561e.webp" length="70156" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:02:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Toprakkale, Ateş, köye bereket, zorbacılar, merhamet, doğa, huzur</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Güneşin Sırrı  Eski ve sessiz bir dağ köyü olan Toprakkale'nin toprağına, uzak diyarlardan gelen kimsesiz bir ana ile küçük bir oğlan yerleşti. Ananın adı Zühre, çocuğun adı ise Ateş'ti. Zühre, elleri nasırlı, yüreği yaralı ama kalbi hep iyilik dolu bir kadındı. Ateş ise diğer çocuklara hiç benzemezdi; konuşmaktan çok susar, doğayı izler, kuşlarla ve böceklerle sanki fısıldaşırdı.  Zaman geçti, yolların yorgunluğu Zühre'nin bedenine ağır geldi. Anası hastalanıp vefat ettiğinde, Ateş dünyada tamamen yalnız kaldı.  O sırada Toprakkale köyünün ileri gelenleri ve bazı huzursuz köylüler toplanıp Ateş'i istemediklerini söylediler. Aralarından biri," bu="" çocuk="" yabancı,="" üstelik="" bakışları="" garip,="" kim="" bilir="" başına="" ne="" belalar="" açar!"="" diye="" mızmızlandı.="" bir="" başkası="" ise="" bacasından="" tütmeyen="" garip="" çocuğu="" köyde="" istemediklerini="" haykırdı.="" o="" an,="" köyün="" akıllı="" kızı="" aysima="" ile="" en="" yaşlı="" ve="" bilge="" kadını="" olan="" ninesi="" tılsım="" kalabalığın="" önüne="" dikildi.="" nine="" bastonunu="" yere="" vurdu="" seslendi:=""></a>Güneşin Sırrı</p>
<p>“Ey ahali! Korkunuz kime? Ne zararını gördünüz bu masumun? Hangi tarlayı yaktı, kime el kaldırdı? Hayvanlar bile onu sevdi; bakın, köyümüzün en hırçın ve en güzel atı bile onun yanındayken ne kadar sakin, ne kadar huzurlu! Unuttunuz mu, daha dün kuraklıktan kavrulan derelerimiz, o geldikten sonra nasıl coştu? Tarlalarımız başak verdi, ambarlarımız doldu, aç kalmıyoruz. Bu çocuk köyümüze ceza değil, bereket getirdi!”</p>
<p>Köylüler bu hakikat karşısında başlarını öne eğdiler. Aysima da Ateş’in elinden tutup ona sahip çıktı. Böylece Ateş, o köyün bir parçası oldu.</p>
<p>Aylar ve yıllar birbirini kovaladı. Ateş köyde büyürken doğayla iç içe yaşadı; sular berraklaştı, ekinler güldü, çiçekler her zamankinden daha gür açtı.</p>
<p>Ancak bir gün huzur bozuldu.</p>
<p>Çevredeki köyleri yağmalayan, gözü dönmüş üç beş zorbacı ve bozguncu, ellerinde silahlarla karabasan gibi köye bastı. Amaçları köyün bütün mahsulünü çalmak, insanları korkutup kaçırmaktı.</p>
<p>Köylüler ne yapacaklarını bilemez hâlde korkuyla saklanırken, Ateş öne atıldı. Doğanın verdiği o saf cesaret ve güçle, köyün hayvanlarını yardıma çağırırcasına bir hamle yaptı; zorbacıların önünü tıkadı, onlara karşı durdu.</p>
<p>Ateş’in bu korkusuz duruşunu gören köylüler de cesaret bulup birlik oldu ve bozguncuları köyden kovdular.</p>
<p>O günden sonra Toprakkale köyünde hiç kimse Ateş’e yabancı gözüyle bakmadı. Hepsi içten içe şunu çok iyi anladı:</p>
<p>“İnsanın kalbinde merhamet olmayınca, ne malın bereketi kalıyor ne de yuvanın huzuru.”</p>
<p>Artık o köyde doğa, insanlar, hayvanlar, çiçekler, böcekler ve pırıl pırıl akan sular hep birlikte, huzur içinde ömür sürdü.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kısa bir öykü</title>
<link>https://fikirizleri.com/kisa-bir-oeyku</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kisa-bir-oeyku</guid>
<description><![CDATA[ Kendi sözlerini bulmak için başkalarının kelimelerine sığınanların hikâyesi... Gecenin sessizliğinde basılan bir &#039;play&#039; tuşuyla başlayan bu karşılaşma, insanlığa ve yaşama dair unutulmuş bir hakikati fısıldıyor: &#039;Ömür dediğimiz şey, dünya ile kurduğumuz ilişkide içini doğru doldurmakla mükellef olduğumuz bir zaman parçası.&#039; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a747a9445fad.webp" length="45762" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 15:55:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zübeyde Bayık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Şehirde saatler gece yarısını çoktan geçmişti ama tramvay ışıkları hâlâ ışıl ışıl, tüm ahengiyle geceyi aydınlatıyordu. Şehir adeta "Ben burada bekliyorum, eğlence daha bitmedi!" diye bağırıyordu. Son sefer için kapılar açıldığında Kırmızı (Ece) zıplayarak içeri daldı.</p>
<p>​Montunun fermuarı açık; bir kulağında kulaklık var, diğerinde yok... Çünkü Kırmızı için hayat yeterince müzikli ve zilliydi o an...</p>
<p>​Tramvayda birkaç kişi haricinde kimseler yoktu; belki de ilerleyen duraklarda yer dahi kalmayacaktı. Arka taraflara doğru ilerledi Kırmızı.</p>
<p>​İlerideki koltuklarda yaşlı, minyon bir teyze oturuyordu. Başında pembe bir bere, elinde kocaman bir poşet ciklet, yüzünde muzip bir gülümseme vardı. Gözlüklerinin üzerinden bakar iken Kırmızı ile göz göze geldiler. Kırmızı oturdu karşısına, sonra yüzünde bir tebessüm ile el salladı. Devamında, "İyi akşamlar teyze. Parti mi var burada, niyeyse ne kadar enerjiksin?" dedi.</p>
<p>​Yaşlı teyze yüzünde bir gülümsemeyle dolu dolu bir kahkaha attı. Sesi tramvayın sesine ve geceye karıştı.</p>
<p>​"Parti bende, yüreğimde çocuk..." dedi.</p>
<p>​Kırmızı tebessüm ederek, "Ben de aynı kafadayım teyze." karşılığını verdi.</p>
<p>​Yaşlı teyze elini poşetine götürüp içinden bir ciklet çıkardı ve Kırmızıya uzattı: "Al bakalım, hayatın tadı da böyledir." diyerek. "Önce ekşi gelir, sonra bal gibi tatlı olur. Seninki de öyle olacak." dedi yüzünde tatlı bir gülümsemeyle...</p>
<p>​Kırmızı hiç beklemeden aldığı cikleti ağzına attı. Çiğnerken yüzü buruş buruş olan Kırmızı, devamında geniş geniş tebessüm ediyordu: "Vay be! Harbiden ekşi başladı."</p>
<p>​Tramvay gecenin içine doğru ilerlerken yaşlı, minyon teyze elini bu sefer çantasına usulca götürerek içinden kendi gibi minik bir müzikçalar çıkardı. Kırmızı hayret içerisinde izliyordu sadece. İçinden, "Vay be, 2026 yılında bile hâlen bu tür şeyler taşıyan teyzeler var." diye geçirdi...</p>
<p>​Yaşlı teyze elini "play" tuşuna götürdüğünde, 90'lardan hareketli şarkılar çalmaya başladığında yerinden kalkıp dans etmeye başladı. Kırmızı önce hayretler içerisinde izlerken devamında ona eşlik etti.</p>
<p>​İyice yorulup tekrar yerlerine oturduklarında minik, yaşlı teyze elini son defa poşetine götürdü. İçinden küçük bir not kâğıdı çıkarıp Kırmızıya doğru titreyen elleriyle uzattı:</p>
<p>​“Bugün de bitti / Yarın yine dans edeceğim...”</p>
<p>​Son durağa doğru geldiklerinde dışarıda kar yağıyordu. Kar taneleri birer konfeti gibi gökyüzünden süzülerek toprağa karışıyordu...</p>
<p>​Son durakta indiler. Yaşlı, minik teyze bu sefer el sallarken Kırmızıya, "Yarın başka tramvay var evladım. Belki ben binerim, bu sefer sen DJ olursun." diyerek usulca gecenin içinde kayboldu.</p>
<p>​Kırmızı gülümseyerek "Anlaştık teyze, bu sefer çalma listesi bende!" dedi...</p>
<p>​Ve zıplaya zıplaya yürümeye başladı karın içinde.</p>
<p>​Cebinden not kâğıdını çıkarıp okurken kulağında hâlâ o şarkı çalıyordu: (Sezen Aksu / Geri Dön)</p>
<p>​Kırmızı kafasında soru işaretleriyle eve doğru yürürken zihnini yoran bir şeyler vardı. "Bir öğrenmeler manzumesi hayat, hiç bitmeyen..." dedi içten içe kendince...</p>
<p>​Oturduğu binanın önünde birkaç dakika bekledikten sonra kendinden emin adımlarla her basamağı tırmanırken anahtarını usulca cebinden çıkardı. Kapıyı açtı, salonun perdesini araladı, mutfağa doğru ilerledi. Çay suyunu koyduktan sonra sürekli oturduğu divanın karşısına oturdu bu sefer ve zifiri karanlık gecede gökyüzüne daldı.</p>
<p>​Yaşlı, minik teyze ile yaşadıklarını düşündü kısa bir an; koca bir hayat dersi...</p>
<p>​"Peki insan nasıl kendini dünyanın bir parçası hisseder?" diye sordu kendine... Oturduğu yerden kalkıp mutfağa ilerledi, çayını demledi Kırmızı. Odasına gidip not aldığı günlüğünü ve kalemini aldıktan sonra oturup yazmaya başladı... "İşin sırrı değişime olan inançtır." diye bir başlık ekledi. Yaşlı teyzenin verdiği not kâğıdını defterinin ön kısmına zımbaladı. Yazmaya başladı; bilinç akışı ile art arda cümlelerin bir çeşit sayıklama gibi dökülmesine müsaade etti Kırmızı... Gecenin içinden sessizce akıp giden bir ırmak gibi... Kırmızının gözlerinden adeta uyku akıyordu ama o yazmak istiyordu gün aydınlanmadan...</p>
<p>​"Bu bizim dünyamız, ona sahip çıkmalıyız. Ona her gün yine, yeniden aşk ile bakmalıyız." yazdı.</p>
<p>​Anlattı.</p>
<p>Altını çizdi.</p>
<p>Tarif etti Kırmızı...</p>
<p>​Kendi sözlerini bulmak için önce başkalarının kelimelerine sığındı...</p>
<p>​"Kendi payıma çok şey öğrendim." dedi yaşanan gece için...</p>
<p>​Ömür dediğimiz şey; kendimiz ve dünya ile kurduğumuz ilişkide içini doğru düzgün doldurmakla görevlendirildiğimiz bir zaman parçasından başka bir şey değil. Akil baliğ olmak bunu bilmektir belki de...</p>
<p>​Hem yalnız hem çaresiz ve ihtiyaç sahibiydi ki Kırmızı, yazdıkları bunun tezahürüydü...</p>
<p>​Kırmızı, olduğu yerde kendini uykunun sıcacık kollarına bıraktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Komşu Kapısı Ve İlk Kıvılcım</title>
<link>https://fikirizleri.com/komsu-kapisi-ve-ilk-kivilcim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/komsu-kapisi-ve-ilk-kivilcim</guid>
<description><![CDATA[ Yıllar sonra memleketine dönen Mine ile komşusu Ahmet&#039;in yavaşça filizlenen hikayesi; geçmişin yaraları, kaçışlar ve kalbin fısıltıları. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a73a6528aae6.webp" length="54150" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 11:10:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mine, Ahmet’i görünce yüzündeki hüzün bulutları dağılıveriyordu. Adeta yüzüne farklı bir güzellik geliyor, yanakları al al oluyordu. Kalbiyse küçük bir kuş gibi çarpıyordu. Bu durumdan zaman zaman utansa da kendine bile itiraf edemediği bir gerçek vardı: Ahmet, onun yaralı kalbine çok iyi geliyordu.</p>
<p>​Ahmet, beş yıl önce oğlunu, ardından da eşini kaybetmişti. Ailesi artık evlenmesini söylüyor, o da yalnızlıktan tükenmiş hissediyordu. Zaten yıllar öncesinden, çocukluktan komşu çocuklarıydılar. Mine ise evlendikten sonra başka bir şehre taşınmış, uzun yıllar sonra memleketine kırık ve yaralı bir kalple dönmüştü. Mutsuz evliliğini sonlandırmak zorunda kalmış ve baba evine sığınmıştı. Bir daha hayatına kimseyi almayı asla düşünmüyordu.</p>
<p>​Mine, evin altındaki dükkânda ev yapımı gıdalar yapıp satıyordu; Ahmet ise pazarcıydı ve dükkânın hemen önünde bir karpuz tezgahı vardı. Bu yüzden her sabah karşılaşıyor, her gün mutlaka bir sebep bulup sohbet ediyorlardı.</p>
<p>​Ahmet başlarda ona, "Gel Mine abla, sana en kırmızısından kestim," diyerek karpuz ikram ediyor, Mine de "Sağ ol Ahmet abi, kesene bereket," diye karşılık veriyordu. İlk zamanlar Mine bunun altındaki niyeti hiç anlamamıştı. Zaten Ahmet’in de başlangıçta farklı bir düşüncesi yoktu. Fakat zamanla sohbetleri koyulaştı, Ahmet evlenmek istediğini ama kimseye güvenemediğini dile getirmeye başladı.</p>
<p>​Bir gün Ahmet’in ağabeyi durumu fark edip, "Neden uzakta arıyorsun? Hayat arkadaşın dibimizde, komşu kızından daha iyisini mi bulacaksın?" deyince Ahmet içindeki hisleri Mine’ye açma cesaretini buldu.</p>
<p>​Tezgahın tenhalaştığı bir an Ahmet derin bir nefes alıp konuya girdi:</p>
<p>"Mine... Ben artık sana abla demek istemiyorum. Benim yüreğim de seninki gibi yorgun. Hayat arkadaşım ol, yuvam ol istiyorum." </p>
<p>​Mine bu sözleri duyunca ne yapacağını şaşırdı, hemen savunmaya geçti:</p>
<p>"Şaka gibisin Ahmet abi! Sen bana abla, ben sana abi diyorum, hiç olacak şey mi? Hem benim dilim yandı, Allah isteyenlere nasip etsin," diyerek kestirip attı.</p>
<p>​Aslında ortada çok daha büyük, gizli bir engel vardı: Mine, kâğıt üstünde hâlâ boşanamamıştı. Ailesi bu durumu gizli tuttuğu için Mine de kimseye bir şey söyleyemiyordu. Hem bu hukuki çıkmaz hem de ailesinin çıkaracağı engeller yüzünden bu sevdanın gerçekleşme ihtimali yok gibiydi.</p>
<p>​Ahmet ise pes etmiyordu. Fırsatını bulduğu ilk an yine şansını denedi:</p>
<p>"Herkes bir mi Mine? Ben senin o kırılan kalbini onarırım, seni el üstünde tutarım. İzin ver çocuklarım ve aile büyüklerimiz gelsinler, istesinler seni." </p>
<p>​Ahmet o kadar güzel hayaller kurup anlatıyordu ki Mine içinden, "Ah, keşke farklı bir zamanda, başka şartlarda olsaydık," diye geçiriyordu. Ama dışarıdan hep o sert duvarını korudu:</p>
<p>"Sakın ha, sen delirdin mi? Ben özgürlüğümü bir daha kimseye kaptırmam! Sen evlenmek istiyorsan git başkasını bul, altınları da ona tak, hayallerini onunla gerçekleştir!" </p>
<p>​Fakat Ahmet, Mine’nin çalışma şevkini ve o sert kabuğunun altındaki kırılgan kadını gördükçe ondan daha da çok etkileniyordu. Ona gülümseyerek, "Allah yazdıysa olur Mine. Ben sabrederim, beklerim kurban olduğum," diyordu.</p>
<p>​Ahmet ona kararlılıkla, "Ben aklına yerleştirdim, sen de düşünürsün. Allah'ını seviyorsan teklifimi düşün. Hem sen yalnız, ben yalnız... İki bekâr insanın evlenmesi kadar doğal, haklı ve güzel ne var ki bu dünyada? Ben sana kötü gözle bakmıyorum kurban olduğum, nikâhıma alacağım,.Allah'ın emriyle önce isteteceğim," demişti.</p>
<p>​O günden sonra Ahmet, her pazar dönüşü Mine’ye mutlaka bir şeyler getirmeye başladı. Ne büyük tesadüftü ki sanki kalbini okumuş gibi hep en sevdiği yiyecekleri buluyordu. Bir gün yine kapısını çaldı; elinde Mine’nin dünyada en çok sevdiği iki şey vardı: Tulumba tatlısı ve uğur böceği şeklinde kocaman bir yaş pasta.</p>
<p>​Mine garip bir şekilde hem çok mutlu olmuş hem de bir o kadar şaşırmıştı. Daha önce kimse onu bu kadar düşünmemiş, yüzünü güldürmek için böyle çabalamamıştı. İçeri geçip dayanamayarak tulumbadan bir tane yedi.</p>
<p>​O an gayriihtiyari Ahmet’i düşündüğünü fark etti. Gece boyu Ahmet aklından çıkmamıştı. Kendi içinde amansız bir savaş başlamıştı; bir yanda Ahmet, bir yanda kızı ve oğlu, bir yanda aile büyükleri, bir yanda da kâğıt üzerindeki o bitmeyen evliliği arasında sıkışıp kalmıştı. Çok güçlü bir dürtü, "Arayıp sohbet et," diyordu. Ahmet’in bu duruma vereceği tepkiyi merak ediyordu. Hemen ardından, "Ne diye merak ediyorsun, delirdin mi sen kızım, gevşeme hemen!" diyerek rüyadan uyanır gibi kendini toparlıyordu.</p>
<p>​Hissettiği duygulara bir türlü anlam veremiyordu. "Galiba Ahmet'ten etkileniyorum," diye geçiriyor, hemen ardından "Yok canım daha neler, abi dedim ona, olamaz!" diyerek kendine söyleniyordu.</p>
<p>​Sanki çevredeki herkes de ikilinin birbirine olan çekiminin farkındaydı. Mine dedikodudan, laf sözden çok çekiniyordu. "Nasıl bir cendere bu Allah'ım? Lütfen beni hata yapmaktan koru," diye içinden sessizce dua edip duruyordu. Tek başına mücadele etmekten öylesine yorulmuştu ki... Belki de bu yorgun ve yaralı kalbi, tam da bu yüzden durmaksızın kanıyordu. Hayatta gerçek bir destekçisi olmamıştı, yoktu da. Bu yaştan sonra yeniden hayata tutunmaya, her şeye tek başına göğüs germeye zorlanmaktan bıkmıştı. Üstelik bu yaştan sonra tekrar evlenmek de ona göre değildi. Kendi kendine, "Sen güçlüsün, bugüne kadar kimseye eyvallahın, minnetin olmadı; yine öyle kalmalısın," diye telkinde bulunuyordu.</p>
<p>​Gözü masanın üzerinde duran uğur böcekli pastaya takıldı. Ahmet sanki ince bir mesaj vermek ister gibiydi. "Yoksa sen benim uğurumsun mu demek istiyordu?" Mine, zihninde uçuşan bu düşüncelere ve kalbinin giderek hızlanan ritmine bir türlü engel olamıyordu.</p>
<p>​Ahmet, pastayı verdiği gün, çok yorulduğunu, mallar bitince işi bırakıp yaylaya gidip tatil yapacağını söylemişti. Mine’nin içini hüzün kaplamıştı. Ahmet bilmese de henüz Mine kendine dahi itiraf etmese de o, yalnızlığının ortağıydı, yalnızlığının arkadaşıydı. Arkadaşı gidecekti. Bu düşünce kalbini sıkıştırıyordu. İyi kötü onu anlayan, konuşurken rahatça konuşabildiği biri vardı. O da giderse tamamen yine yalnızlığa ve sessizliğe gömülecek demekti. Garip bir şekilde, "Keşke birlikte gidebilseydik," diye geçirdi içinden. Tabii olamazdı. "Hadi bakalım Mine Hanım, yeniden yalnızlığına sarıl bakalım," diye iç çekti. Bir an, "Keşke ürünleri bitiremese," diye aklından geçirdi. Sonra bu kötü, bencilce düşünce için kendine kızdı. "Affet Allah'ım," dedi. "Ne ara bu kadar bencilleştim? Bana ne oluyor?" diye söylendi.</p>
<p>​Her akşam kapı zili çaldığında, Mine "Eyvah, yoksa dediğini yaptı mı?" diye korkuyla pencereden bakar, kapıyı öyle açardı. Her kapı çalındığında "Geldiler mi yoksa?" diye düşünmek, Ahmet'i aklından bir türlü çıkaramamasına neden oluyordu. Ahmet, Mine'nin aklında bir şekilde yer almayı başarmıştı. Bu durum nereye varır bilinmezdi ama Mine'nin tek bildiği ve Ahmet'e de söylediği şey, ikisinin sadece iki iyi arkadaş olabileceğidir. Gelgelelim, Ahmet bu duruma hep "Yakışık almaz, kitabımıza sığmaz," diyerek karşı çıkıyordu.</p>
<p>​Mine, hayatındaki o boğucu monotonluktan da bunalmıştı aslında. İçinden, "Keşke tatile gitme imkânım olsaydı, kendim için yaşayıp felekten birkaç gün çalsaydım," diye geçiriyordu. Bir gün bu düşüncesini Ahmet’le paylaştığında Ahmet hemen atılmıştı:</p>
<p>"Kurban olduğum kabul etmiyorsun ki! Gel diyorum, gelmiyorsun kurban olduğum. Kabul etsen harika vakit geçirirdik, nereye istersen giderdik." </p>
<p>​Mine ise hemen çıkışmıştı:</p>
<p>"Ben illa biriyle dedim mi ki? Sen gitmek istiyorsan git, beni ne diye karıştırıyorsun?" </p>
<p>​Ancak Ahmet’in incinebileceğini düşünerek hemen ardından yumuşakça gülümsemişti. Ahmet ise boynunu büküp:</p>
<p>"Tek başıma sap gibi mi gideyim? İnsan tat almaz ki," demişti.</p>
<p>"Hiç arkadaşın yok mu?" diye sormuştu Mine.</p>
<p>​"Var da erkek erkeke gidilmez ki... Hadi siz kadın kadına gidebilirsiniz ama biz erkeklerde o olmaz," diye karşılık vermişti Ahmet.</p>
<p>​"Aman neyse, ben zaten bir yere gidemem, işim başımdan aşkın. Hem yalnız değilim, yalnız olsam istediğim yere gidebilirdim," deyip, "İşim var," diyerek kaçar gibi dükkâna girmişti.</p>
<p>​Ahmet ise arkasından gülerek seslenmişti:</p>
<p>"Kaç bakalım, kaç! Kurban olduğum! İnşallah o günler yakındır. Çocuklara seni anlattım, gün yakındır demedi deme! Seni gördüler ve çok mutlu oldular. " </p>
<p>​Mine olduğu yerde kalmıştı:</p>
<p>" Nee? Sen ciddi misin? Ne yaptın öyle, rezil ettin beni!" </p>
<p>​Yanakları al al kızarmış, utancından ne yapacağını bilememişti.</p>
<p>​İçimizdeki kapılar bazen bir tatta, bazen bir zil sesinde açılır; kaçmaya çalıştıkça yollar yine aynı yüze çıkar.</p>
<p>​Mine de ne kadar kaçmaya çalışsa da kendini Ahmet'i düşünürken buluyordu.</p>
<p>​ Yalnızlık, insanı önce kendi ördüğü duvarların arkasında saklar; ancak bir başka yorgun yürek kapıyı çaldığında, o duvarların aslında korumaktan çok mahrum bıraktığını anlar.</p>
<p>​(Değerli dostlar, yeni bir kurgunun henüz taze taslağıyla karşınızdayım. Mutfaktaki haliyle, ufak tefek eksikleriyle bıraktım buraya. Fikirleriniz ve eleştirileriniz benim için çok kıymetli. Devam edecek...)</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MAHALLEYE CİN GİRDİ SANDILAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/mahalleye-cin-girdi-sandilar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mahalleye-cin-girdi-sandilar</guid>
<description><![CDATA[ Tam herkes oynarken sistemin kadın sesi tekrar konuştu. BATTERY LOW. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a78a02641e77.webp" length="87244" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 09:35:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MAHALLEYE CİN GİRDİ SANDILAR</p>
<p>Mahallenin en büyük olayı yıllardır aynıydı: Kimin balkonundan kime laf atıldığı...</p>
<p>​Ta ki Perihan Teyze internetten akıllı ev sistemi alana kadar.</p>
<p>​Kadın üç gün boyunca herkese hava attı: "Ben artık teknoloji insanıyım." Kimse inanmadı tabii. Çünkü Perihan Teyze televizyon kumandasını bile poşette saklayan bir kadındı.</p>
<p>​Ama dördüncü gün olay patladı.</p>
<p>​Sabah ezanıyla birlikte mahallede korkunç bir ses yankılanıyordu:</p>
<p>​"UYARI! HAREKET ALGILANDI!"</p>
<p>​Millet yataktan fırladı. Hatçe Teyze pencereyi açıp bağırdı:</p>
<p>"Perihaaan! Eve polis mi geldi?" </p>
<p>​İçeriden Perihan Teyze’nin sesi duyuldu:</p>
<p>"Ben de bilmiyorum kız! Ev kendi kendine konuşuyor!" </p>
<p>​Meğer kadın internetten sesli alarm sistemi kurmuş. Ama yanlışlıkla dili İngilizce, modu da yüksek güvenlik moduna almış. Kadın gece tuvalete kalkınca ev bağırıyordu:</p>
<p>"INTRUDER ALERT! (İzinsiz giriş uyarısı!)" </p>
<p>​Mahalle üç gece uyuyamadı.</p>
<p>​En sonunda muhtar gelip kapıyı çaldı. Perihan Teyze saç baş dağılmış hâlde açtı. Gözünün altı morarmış... Belli ki kendi alarmından korkup duruyordu.</p>
<p>​Muhtar:</p>
<p>"Perihan Abla, bu ne?" diye sorunca kadın sinirle elini uzatarak salonu gösterdi:</p>
<p>"Ben bunun sadece ışık yakacağını sanmıştım!" </p>
<p>​Tam o sırada mutfaktan ses geldi:</p>
<p>"WARNING! (UYARI!)" </p>
<p>​Muhtar yerinden sıçrarken Hatçe Teyze, "Ayetel Kürsi okuyun!" diye bağırmaya başladı. Karşı apartmandan biri korkudan terlikle kaçmaya başladı. Perihan Teyze panikle kumandaya bastı. Bu sefer ışıklar disko gibi yanıp sönmeye başladı. Salon bir anda düğün salonuna döndü.</p>
<p>​Muhtar, "Abla kapat şunu!" diye bağırırken Perihan Teyze, "Hangi tuş olduğunu bilmiyorum!" diye bağırarak karşılık veriyordu.</p>
<p>​Derken sistem kendi kendine müzik açtı. Hatçe Teyze korkudan ağlayacakken mahallenin en arsız kadını Neriman ortaya çıktı. Kadın bir anda oynamaya başladı:</p>
<p> "Hazır müzik açılmış!"</p>
<p>​Bir dakika sonra muhtar alkış tutarken çocuklar zıplamaya başladı. Perihan Teyze korkudan bastığı tuşlarla ışıkları daha da hızlandırdı. Mahallede cin çıktı sanılan gece bir anda düğüne döndü. Tam herkes oynarken sistemin kadın sesi tekrar konuştu:</p>
<p>" BATTERY LOW." </p>
<p>​Mahalle sakinleşirken Hatçe Teyze gözlerini kısıp:</p>
<p>"Kız, bu cin değilmiş. Şarjı bitiyormuş," dedi.</p>
<p>​O an bütün sokak kahkahadan kırılıyordu. Ama rezillik burada bitmemişti. Ertesi gün Perihan Teyze sistemi tamamen söktürmek için teknik servis çağırdı. Genç bir çocuk gelerek laptopu açtı, beş dakika uğraştı. Sonra ciddi ciddi sordu:</p>
<p>"Teyze, siz neden güvenlik sistemine isim olarak "Kocamdan Bıktım" yazdınız?"</p>
<p>​Kadın şaşkınlıkla gencin yüzüne bakıyordu. Komşular ve muhtar da yanında dinliyordu. Sistem her açıldığında aslında şunu söylüyormuş:</p>
<p>"Welcome, Kocamdan Bıktım." </p>
<p>​Hatçe Teyze ne diyeceğini bilmezken muhtar gözlüğünü çıkarıp katıla katıla, gözlerinden yaşlar süzülerek gülmeye başladı. Neriman duvara yaslanmış, elini ağzına bastırarak gülmemeye çalışıyordu. Perihan Teyze kıpkırmızı olmuştu:</p>
<p>"Ben onu şifre sanmıştım!" </p>
<p>​Teknik servisteki genç çocuk gülmemek için dudağını ısırıyordu. Tam çıkarken sistem son kez konuştu:</p>
<p>"GOODBYE." </p>
<p>​Perihan Teyze arkasından bağırdı:</p>
<p>"Hadi git de kurtulalım senden şeytan!" </p>
<p>​O günden sonra bu olay mahallede dalga konusu oldu. Artık biri teknolojiyle ilgili konuşunca herkes aynı şeyi söylüyordu:</p>
<p>​"Perihan Teyze’ye danışma da ne yaparsan yap!"</p>
<p>     DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DİJİTAL ESARET</title>
<link>https://fikirizleri.com/dijital-esaret</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dijital-esaret</guid>
<description><![CDATA[ Telefonu onu dünyaya bağlıyor gibi görünse de oysa gerçekte onu hayattan koparan en büyük duvardı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a75637e88352.webp" length="14620" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:49:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p2" style="text-align: left;"><span class="s1">Ahmet, vapurun penceresinden dışarıya, Boğaz'ın dalgalarına bakıyordu. Aslında bakmıyordu, gözleri dalgaların üzerindeydi ama zihni cebinde titreyen telefondaydı. Son bir saat içinde sosyal medya hesabına gelen beğenileri kontrol etme isteği, içini kemiren bir kurda dönüşmüştü. Dayanamadı, telefonu çıkardı. Ekranın mavi ışığı yüzünü aydınlatırken martıların çığlıkları ve denizin kokusu bir anda yok oldu.</span></p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span class="s1">Karşısında oturan yaşlı adam, Ahmet'i sessizce izliyordu. Adamın yüzünde, telefon ekranına hapsolmuş bu gence karşı derin bir hüzün vardı. Ahmet ise dünyadan kopuk vaziyette, dijital dünyanın sahte pırıltıları arasında kaybolmuşken, önünden geçen muhteşem gün batımını, hemen arkasındaki genç çiftin birbirine sevgiyle bakışını kaçırdı.</span></p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span class="s1">Vapur iskeleye yanaştığında Ahmet, başını ekrandan kaldırmadan kalabalıkla birlikte yürüdü. Yürürken bile gözleri ekrandaydı. Tümseği son anda fark edip sendeleyince boynundaki kronik sızı kendini hatırlattı. </span>Başını dik tutmak ona artık yabancı geliyordu.</p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span class="s1">Eve vardığında, günlerdir konuşmayı ertelediği annesi mutfakta yemek yapmakla meşguldü. Annesi ona, </span>"Hoş geldin oğlum, günün nasıl geçti?" diye sordu. Ahmet, cebinden çıkardığı telefona gelen yeni bir bildirime bakarak, kuru bir "İyi" ile geçiştirdi. Annesinin yüzüne bakmadı bile. Oysa annesinin fazla bir isteği yoktu. Gözlerindeki o yorgun ve yalnız ifadeyle oğlundan sadece iki çift laf ve sıcak bir tebessüm bekliyordu, o kadar.</p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span class="s1">Ahmet, odasına geçip yatağına uzandı. Saatler hızla aktı. Sosyal medyada sözüm ona başkalarının mükemmel hayatlarını izlerken içini açıklanamaz bir yalnızlık ve yetersizlik hissi kapladı. Telefonu bıraktığında saat gece yarısını çoktan geçmişti. Gözleri kuruluktan yanıyor, beyni ekrandan yayılan aşırı uyarıcılar yüzünden bir türlü sakinleşemiyordu. Işığı kapattı ama uyku ona uğramadı.</span></p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span class="s1">Karanlık odada, elinde sımsıkı tuttuğu telefonun soğuk gövdesini hissetti. Binlerce dijital arkadaşı o soğuk telefonun içinde olmasına rağmen gerçekte yapayalnızdı. Telefonu onu dünyaya bağlıyor gibi görünse de oysa gerçekte onu hayattan koparan en büyük duvardı.</span></p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span class="s1">Beklenmedik şekilde telefonun ekranı aniden aydınlandı. Ekranda eski bir çocukluk fotoğrafı belirdi. </span>Dijital bir arşiv hatırlatmasıydı. Fotoğrafta Ahmet, annesinin elini tutmuş, kahkahalarla gülüyordu. Gözlerinde ne bir ekran yansıması vardı ne de zihninde bir beğeni kaygısı. Sadece o anın saf mutluluğu ve tarifsiz sevinci vardı.</p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span class="s1">Derin bir nefes alıp yataktan kalktı. Telefonu masanın üzerine yüzüstü bıraktı. Sessizce salona doğru yürüdü. Annesi koltukta, elinde bir örgüyle uyukluyordu. Usulca yanına oturup elini tuttu. Annesi gözlerini açıp şaşkınlıkla oğluna baktığında Ahmet gülümseyerek, "Anne," dedi, "Uzun zamandır seninle sohbet etmedik. Haydi gel, bir çay koyalım da konuşalım."</span></p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span class="s1">Telefonu odada sessizce titremeye devam ediyordu ama artık Ahmet ait, olduğu yerdeydi. Gerçek hayatın tam içinde.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gözyaşıyla Sulanan Çayır</title>
<link>https://fikirizleri.com/goezyasiyla-sulanan-cayir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goezyasiyla-sulanan-cayir</guid>
<description><![CDATA[ Sevgisiz büyüyen Kenan ile Zeliha&#039;nın şifa arayışıyla kesişen yolları, ihanetler ve acımasız töreler arasında sarsılan, dağların ve gözyaşlarının gölgesinde son bulan imkansız aşkının hikayesi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a75df9093f4e.webp" length="75136" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 19:50:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gözyaşıyla Sulanan Çayır</p>
<p>​İğdelik’in o sert ayazı, insanın tenini geçer de doğrudan kemiğini kırardı. Karadağ’ın eteklerine yaslanmış taştan evlerin arasında ne bir ocağın sıcaklığı ne de şefkatli bir el gördü Kenan. Baba bildiği, usta bellediği Aksakal’ın gölgesinde sadece susmayı, boyun eğmeyi ve yalnızlığı öğrendi. Hani derler ya, “İnsan insana merhamet etmezse toprak da gökten inecek rahmeti unutur.” işte o evin içinde ne bir damla sevgi ne de yeşermeye yüz tutmuş bir umut vardı.</p>
<p>​Aksakal’ın yıllardır omzunda taşıdığı ağır yükü hafifleten, içindeki sızıyı ve geçmişin tozlu sırlarını en iyi bilen sadık bir sırdaşı vardı: İlyas. Kenan, çocukluğundan beri unutulmaya yüz tutmuş ne kadar hakikat varsa İlyas’ın o sakin ve dağ rüzgârını andıran sesinden öğrenmişti. Çünkü İlyas, “Söz gümüşse sükût altındır.” diyerek her yaraya sabırla bir yama bulmaya çalışırdı.</p>
<p>​Günlerden bir gün, dağların ardındaki köylere adını anmaktan bile korkulan o illet hastalık musallat oldu. Gedikli’yi ve Yaylacık’ı kasıp kavuran bu salgın, anaları evlatlarına hasret bırakıyordu. Aksakal, şifa aramak için Kenan’ı da yanına katıp yola düştü. Vardıkları yer; gürül gürül akan şelalelerin, mor sümbüllerin ve yabani nergislerin arasından süzülerek can bulan Akpınar köyüydü.</p>
<p>​O dar ve taşlı sokaklarda, kaderin gizli ipi ilk kez başka birine düğümlendi. Çiçeklerin arasında, bakışlarında ne yapacağını bilemez derin bir hüzün taşıyan Zeliha ile karşılaştılar. Zeliha’nın ocağının omuzlarındaki yükünü çeken, adı dağlarda mertliği ve duruşuyla bilinen ağabeyi Ömer’di. Evin içinde ise henüz hayatın baharında ama ölümün pençesindeki küçük kardeşi Mustafa yatakta kıvranıyordu. Mustafa’nın iniltileri odayı doldururken Aksakal hiç vakit kaybetmeden otları çıkardı, yaralılara koştu. Başucunda dualar mırıldanarak “Sabreden derviş muradına ermiş.” atalar sözünü fısıldadı; şifa bulana kadar o odadan dışarı adım atmadı. Hastalar yavaş yavaş gözlerini açarken Kenan ile Zeliha o daracık odanın loşluğunda göz göze geldiler. Zaman, akan o coşkulu su gibi birden durdu. Suların şırıltısı, sanki yeniden canlanan hayatın türküsünü söylüyordu.</p>
<p>​Fakat bu dünyada huzur, dağların ardındaki geçici rüzgârlar kadar kısa sürerdi. Bir gece, Akpınar köyüne gözü dönmüş bozguncular ani bir baskın düzenledi. Ortalık kana bulanırken Zeliha’nın ocağının direği olan, her daim onları koruyup kollayan büyük ablası Fatma bu saldırıda can verdi. Toprağa düşen her damla kan, Zeliha’nın kalbine sönmez bir kor düşürdü. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” derdi ya büyükler; Zeliha da o haksızlığa karşı susmadı, intikam ateşiyle kavruldu. Bu haklı ve çetin yolda ona sadece Kenan değil, köyün delikanlılarından, yüreği kara sevdalara ve korkuya kapalı olan genç dostu Murat da omuz verdi. Murat, Akpınar’ın tozlu patikalarında Zeliha’nın adımlarına yoldaş olmuş, bu davada kılıcını onların önüne siper etmişti.</p>
<p>​Hastalığın şifası da tam o karanlık günlerin ardında bulundu. Dağın zirvesinde yetişen, sadece şafak sökmeden hemen önce toplanan o efsanevi "Birlik Otu" kaynatılıp hastalara içirildi. Şifa yavaş yavaş yayıldıkça Kenan’ın içindeki o kurak ve buz tutmuş topraklar da Zeliha’nın adıyla yeşermeye başladı. Gittiği her yerde, dar yollarda, sarp kayalıkların ardında hep onunla omuz omuza yürüdü. İçindeki o kimsesiz çocuk, ilk kez birinin bakışında ısınmıştı.</p>
<p>​Ancak kader, yazgısının en acımasız sayfasını açmak üzereydi.</p>
<p>​Bozguncuların başında, adını duyanların yüreğinin ağzına geldiği acımasız bir kadın vardı: Şahika. Kenan, Aksakal’ın en yakın sırdaşı İlyas’tan öğrendiği o sarsıcı gerçekle yıkıldı. Yıllar önce onu bir kuytu köşede savunmasız bırakıp giden, canını taşıdığı o kadındı. Dünya başına yıkılmıştı; o anın tarifi kelimelere sığmazdı.</p>
<p>​Aynı gece, karanlığın koynunda Şahika ve adamları Aksakal’ın sığındığı ocağı bastı. Usta bildiği, her ne kadar sevgi görmese de eteğinde büyüdüğü o ihtiyar adam, kendi doğurduğu kadının eliyle can verdi. Son nefesini vermeden önce Kenan’ın titreyen elini tuttu, gözlerindeki o son ferle fısıldadı: “Hakkını helal et oğul... İnsan sevmediğini koruyamazmış, biz sevmeyi de korumayı da çok geç öğrendik...”</p>
<p>​Kenan, kollarında can veren ustasının acısıyla kavrulurken Zeliha onun yaralı yüreğine elleriyle merhem oldu. “Şüphesiz ki her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” der gibi, Zeliha kederini içine gömerek “Yalnız değilsin, bu dağın dağıttığını biz birlikte toplayacağız.” dedi.</p>
<p>​Artık intikam vakti gelmişti. Fatma’nın kanı yerde kalamazdı. Kenan, bir yanda baba bildiği ustanın katili, diğer yanda kendisini dünyaya getiren ama zehir saçan o kadınla yüzleşmek zorundaydı. Dağın tepesindeki sarp kayalıklarda bozguncularla amansız bir çatışma başladı. Şahika elinde hançerle üzerine yürürken Kenan başka bir çaresinin kalmadığını gördü. Atalarımız boşuna “Zalim kendi kılıcında boğulur.” dememişti; annesini öldürmek istememişti ama bu dünyanın daha fazla yanmaması için elleri o ağır gerçeğe mühürlendi. Şahika dağın eteklerindeki kayalıklara düşerken Kenan’ın içindeki son çocukluk bağı da o derin uçuruma gömüldü.</p>
<p>​Zirvede kalan ağır sessizlik, rüzgârın uğultusuyla bölündü. Kenan, Zeliha’yı mutlu etmek, onu bu acı coğrafyadan uzak, sakin ve yeşil bir hayata taşımak istiyordu. Ancak İğdelik köyünün töresi katıydı, taştandı; oranın insanı dışarıdan birini gelin olarak istemezdi. “Herkes kendi tarlasının mahsulünü yer.” diyerek bu sevdaya karşı çıktılar.</p>
<p>​Kenan, doğup büyüdüğü, sevgisizliğin sarardığı o köyü arkasında bıraktı. Zeliha’ya doğru yola çıktı; birlikte yeni bir dünya kuracaklardı. Şelalelerin coşkuyla dalgalandığı, papatyaların açtığı uzak bir vadiye yerleşeceklerdi.</p>
<p>​Fakat İğdelik’in karanlık zihniyeti peşlerini bırakmamıştı. Köyün ileri gelenleri bu ayrılığı ve kendi gururlarını hiçe sayan bu saf aşkı bir türlü sindiremedi. Ormanın o ıssız patika yoluna, kimsenin bulamayacağı hain bir tuzak kurdular. Kenan, Zeliha’ya kavuşmak için adımlarını hızlandırdığı o an, dar bir vadide çınarların altında pusuya düşürüldü.</p>
<p>​Atılan o zehirli ok, sadece bir bedeni değil, iki yaralı kalbin kurduğu bütün hayalleri yere serdi. Kenan, toprakla kucaklaşırken son kez gökyüzüne baktı; bulutlar sanki onun içindeki yangına ağlıyordu.</p>
<p>​Haber Akpınar köyüne ulaştığında Zeliha’nın dünyası bir anda karardı. Gözyaşları, evinin önündeki pınarın suyuna karıştı; aktı, aktı ve köyün ortasındaki o çayırı suladı. Sevdiği adamın cansız bedeninin arkasından günlerce konuşmadı, dağlara çıktı, onun yürüdüğü yolları ezberledi. Bedeni bu ağır yüke, bu derin yalnızlığa daha fazla dayanamadı. Hastalıktan değil, yüreğindeki sönmeyen yangından, gözyaşlarıyla sulanan o çayırın ortasında hayata gözlerini yumdu.</p>
<p>​Güneş batarken İğdelik ve Akpınar köylerinin tam ortasındaki o dağda iki yeni mezar kazıldı. Biri sevgi görmeden büyüyen bir adamın, diğeri ise o adamı bütün kalbiyle seven bir kadınınkiydi. Şimdi ne şelaleler o eski coşkuyla akıyor ne de dağlar o günkü kadar dik duruyor; rüzgâr o çayırın üzerinde hep aynı sessiz türküyü mırıldanıyor: “Kimi bu dünyada muradına erer, kimi ise sadece severek göçer.”</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MAZİDEKİ EYLÜL</title>
<link>https://fikirizleri.com/mazideki-eylul-4336</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mazideki-eylul-4336</guid>
<description><![CDATA[ Her eylül, beraberinde sararmış yaprakları değil, toprağın altına alelacele gömülmüş sırları da getirir. Melis’in üniversite hayalleriyle adım attığı devasa İstanbul, bir Eylül sabahı karşısına çıkan zümrüt gözlü bir gençle, Rafael&#039;le, destansı ve imkânsız bir sevdanın eşiğine gelecektir. Kültürlerin duvarları, hayatın mecburiyetleri ve ardında bırakılan sessiz vedalar arasında mazi, tozlu bir aynadan onlara bakmaya devam edecektir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0b3d0044ef7.webp" length="22528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 15:50:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords>Mazideki Eylül, Melis, Rafael, İstanbul, zümrüt gözler, Eylül ayın, ilk randevu, antika dükkanı, imkansız sevda, mazi, hatıra.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ÖNSÖZ: EYLÜL’ÜN İKİNCİ YÜZÜ</p>
<p>​Her eylül, beraberinde sadece sararmış yaprakları değil, toprağın altına alelacele gömülmüş sırları da getirir. Kimine göre hüzündür eylül; kimine göre ise bitmek bilmeyen bir bekleyişin, yarım kalmış bir cümlenin son noktasıdır.</p>
<p>​<em>Mazideki Eylül</em>, Melis ve Rafael’in hayatın amansız gerçekleri karşısında nasıl çaresiz kaldıklarını fısıldar bize. Anlatılanlar sadece bir sevdanın değil; sorumlulukların, mecburiyetlerin ve ansızın gelen ayrılıkların hikâyesidir. Annesinin hastalığıyla sarsılan genç bir kızın, hayalleri ile vicdanı arasında sıkışıp kalışını ve üniversite yolunda arkasında bıraktığı zümrüt bakışlı gencin sessiz vedasını taşır sayfalara.</p>
<p>​Kültürlerin arasına örülen görünmez duvarlar yetmezmiş gibi, hayat da kendi engellerini çıkarır karşımıza. Hüseyin Enişte’nin sükûtunda ve Rovinda’nın gidişinde olduğu gibi Melis ve Rafael için de eylül, bir kavuşma değil, bir kopuş mevsimidir. Çünkü mazi, biz onu unuttuğumuzu sandığımızda bile tozlu bir aynadan bize bakmaya devam eder.</p>
<p>​Bu satırlarda büyük zaferleri değil, kadere rıza göstermenin o sessiz, vakur ağırlığını bulacaksınız. İki farklı dünyadan insanın tek bir eylül akşamında birbirine dokunup nasıl uzaklaşmak zorunda kaldığına şahit olacaksınız.</p>
<p>​BÖLÜM 1: İSTANBUL’LA İLK RANDEVU VE ZÜMRÜT MÜHÜR</p>
<p>​Yıllar önceydi. Üzerinden kaç eylül geçti, kaç sarı yaprak rüzgârın koynunda savrulup gitti bilmiyorum ama hatıraların kokusu hâlâ genzimde taptaze… İstanbul’a tek başıma, göğüs kafesimi zorlayan, kabına sığmaz bir heyecanla gitmiştim. Yaşadığım yerin dışında, devasa ve tekinsiz İstanbul ile ilk randevumdu. Şehre yaklaşırken kalbim, yabancı bir kapıyı çalacak, bilinmez bir labirente adım atacakmışım gibi ürkekçe atıyordu. Yan koltuğumda uyuyan yabancının ritmik horultusu, otobüsün yorgun tekerlek sesine karışırken ben sadece camdaki soluk aksime ve ardımda bıraktığım memleket toprağına bakıyordum.</p>
<p>​Dışarıda eylül ayının kendine has, kararsız ilk günleri hüküm sürüyordu. Hava, gitmekle kalmak arasında tereddüt eden tatlı bir yaz sıcaklığını taşıyor; ancak aralık camdan sızan rüzgârda hafif ama keskin bir sonbahar serinliği seziliyordu. Otobüs, kentin gökyüzünü hoyratça dilimleyen yüksek, ruhsuz binalarının arasından süzülmeye başladığında, hayatımda ilk defa gördüğüm bu beton ormanı karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Şehir, tüm azametiyle beni bir lokmada yutacak gibi gelmişti.</p>
<p>​Derken birdenbire gri betonların arasından denizin sonsuz, hoyrat maviliği belirdi. Camın ardındaki masmavi çarşaf, kentin tüm karmaşasını ve içimdeki gürültüyü dindirdi sanki. İşte o saniyede anladım; bu kalabalık devin kendine has, masalsı bir ruhu vardı ve beni daha ilk bakışta girdabına çekmişti. Kendi kendime fısıldadım: "Korkma Melis, bu dev şehir seni bekleyip duruyor."</p>
<p>​Esenler Otogarı'na girdiğimizde büyülü masal kısa bir süreliğine kesildi. Bahsedilen yer kocaman, gürültülü ve gri bir mahşer meydanı gibiydi; egzoz dumanı ile taze simit kokusu havada amansızca birbirine karışmıştı. Teyzem ve eniştemin beni karşılamaya geleceğini biliyordum ama insan selinin içinde tanıdık bir yüz bulamamak kalbimi bir mengene gibi sıktı. Henüz gün ağarmamıştı; etraf loş, puslu ve tekinsizdi. Muavin, "Karşılamaya gelen olacak mıydı?" diye sorduğunda sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak "Evet," dedim. Valizimin sapını sıkıca kavradım; sanki ellerimi bırakırsam ben de bu kalabalıkta kaybolup gidecektim.</p>
<p>​Yalnızlık hissiyle geçen kırk beş dakika, zamanın durduğu bir asır gibi geldi bana. Eniştem ve teyzem normalde saat gibidirler ama otobüs beklediğimizden erken varmıştı perona. Nihayet karaltılarını kalabalığın arasından seçtiğimde üzerimdeki ağır tedirginlik yerini büyük bir ferahlığa bıraktı. Taksiye binip eve doğru yol alırken İstanbul’un sabah mahmurluğunu, uykulu caddelerini izliyordum. Haliç'in tuzlu kokusu camdan içeri süzülürken başıma geleceklerden henüz tamamen habersizdim.</p>
<p>​Aynaya her baktığımda uzun kumral saçlarımı, hayatın tüm renklerini içimde taşıyan ela gözlerimi gören; neşesi yüzünden okunan, selvi boylu, hayat dolu bir kızdım o dönemler. Tüm gençlik enerjimin ortasında kaderin benim için hazırladığı büyük "durak" anı, varacağımız taş evin tam karşısındaki eski, gizemli antika halı dükkânının önünde gerçekleşti.</p>
<p>​Taksiden indiğim an dünya bir saniyeliğine tamamen sustu. Sokağın gürültüsü, teyzemin "Geldin mi yavrum!" feryatları, taksicinin bagaj kapağını sertçe kapatma sesi... Hepsi bir sis perdesinin arkasında silindi. Bir çift gözle kesiştim. Kumraldı, uzun boyluydu ve dükkânın önündeki halının tozlarını silkerken elindeki sopayla öylece duraksamıştı. Üzerinde hafif güneş yanığı bir gömlek vardı; sanki tozlu raflardan, eski kitaplardan fırlamış bir masal prensiydi.</p>
<p>​Ama asıl mühür, zümrüt yeşili gözlerindeydi. Bakışları, ruhumun hiç bilmediğim gizli bir kapısını aralamıştı. Tozlu halıların, eski eşyaların arasında parlayan nadide bir mücevher gibiydi. Hissettiğim anlık şokun büyüklüğünü kaldıramayarak sanki hiçbir şey olmamış gibi başımı çevirip hızla eve doğru adımladım. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki teyzemin bana sıkıca sarıldığını bile algılayamadım. Bakış, oracıkta zihnime keskin ve silinmez bir mühürle kazınmıştı bile.</p>
<p>​İçeride teyzemle konuşurken, çayımı yudumlarken bile ruhum dışarıdaki tek bir saniyeye asılı kalmıştı. Kalbim, bana buraya sadece gezmeye veya üniversite telaşına değil, destansı bir hikâyenin parçası olmaya geldiğimi hatırlatıp duruyordu. Pencereye sırtımı dönmüştüm ama sırtımın tam ortasında zümrüt bakışların sıcaklığını, beni izleyen o derinliği hissediyordum. Anladım ki benim masalım pencerelerin ardına gizlenmiş, sessiz ve belki de yaşanması yasak bir sevda olacaktı.</p>
<p>​Dünyanın tüm kalabalığı, tek bir çift gözün zümrüt yeşilinde sessizliğe gömülebilirmiş; o gün, o sokakta anladım. Gözlerim artık hep onu, sonradan adının Rafael olduğunu öğreneceğim zümrüt gözlü genci arayacaktı. Eylül, artık sadece bir takvim yaprağının adı değil, kalbime vurulan o bakışın adıydı benim için.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>VİNTAGE PANAYIRI</title>
<link>https://fikirizleri.com/vintage-panayiri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/vintage-panayiri</guid>
<description><![CDATA[ Üzerinde Vintage Panayırı yazan bir tabela vardı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a74251354c0a.webp" length="41948" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 06 Aug 2026 12:50:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>         VİNTAGE PANAYIRI </p>
<p>Kasabanın eski tren yolunun bittiği yerde, yıllardır kimsenin uğramadığı geniş bir düzlük uzanırdı. Çocukken oraya dünyanın sonu derdik. Çünkü raylar orada biter, ötesini yalnızca rüzgâr bilirdi.</p>
<p>Diz boyu yükselen otlar, rüzgâr estiğinde dalga dalga hareket eder, toprağın altında, gözle görülmeyen başka bir hayat saklıymış gibi bir his uyandırırdı.</p>
<p>İşte o unutulmuş düzlük, yıllar sonra bir sabah ansızın renklenmeye başladı.</p>
<p>Önce eski bir kamyon geldi. Kasasında, güneşten solmuş üzerinde Vintage Panayırı yazan bir tabela vardı.</p>
<p>Ardından bir kamyon daha geldi. Sonra bir diğeri.</p>
<p>Gün doğana kadar düzlükte ipler gerildi, bez tenteler kuruldu, paslı çiviler toprağa çakıldı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ortaya çıkan manzara, sanki gece boyunca kurulmuş bir rüyadan geriye kalmış gibiydi.</p>
<p>O sabah erkenden uyandım. İçimde tarif edemediğim bir merak vardı. Üzerime aceleyle bir şeyler geçirip dışarı çıktım.</p>
<p>Panayıra doğru yürürken rüzgâr, daha önce hiç duymadığım ama bir yerlerden tanıdık gelen kokular taşıyordu. Eski kitapların sayfaları, cilalanmış ahşap, naftalin ve yağmur yemiş demirin kokusu.</p>
<p>Geçmiş, küçük parçalar hâlinde bugünün içine karışıyordu.</p>
<p>Panayırın girişinde eski püskü bir kemer vardı. Üzerindeki harfler zamanla solmuştu. Yaklaştığımda yalnızca hatırlayanlar İçin sözlerini okuyabildim. </p>
<p>İçeri adım attığım anda sanki zamanın sesi kısılmıştı. Kalabalığın uğultusu uzaklaşmış, renkler daha derin, anlar daha yavaş akmaya başlamıştı.</p>
<p>Bir köşede duran gramofon, cızırtıların arasından eski bir şarkı çalıyordu. Melodiyi tanımıyordum. Yine de içimde bir yere dokunuyordu, sanki yıllardır unuttuğum bir anı, sessizce beni hatırlıyordu.</p>
<p>Panayırın içinde ilerledikçe her tezgâh başka bir zamana açılan kapı gibiydi.</p>
<p>Bir köşede eski daktilolar sıralanmıştı. Tuşlarına dokunduğunuzda, sanki yarım kalmış cümleler yeniden hayat bulacakmış gibi bir his veriyorlardı. Bazı harfler silinmişti, bazı tuşlar yıpranmıştı ama her biri, bir zamanlar birinin ellerinde anlam kazanmıştı.</p>
<p>Bir başka tezgahta sararmış mektuplar duruyordu. Zarfların üzerinde tanımadığım insanların isimleri yazılıydı. Kimin yazdığını, kime gönderildiğini bilmiyordum. Ama her birinde tanıdık bir duygu vardı. özlem, bekleyiş, söylenememiş sözler.</p>
<p>Bir diğerinde ise rengârenk fincanlar dizilmişti. Her fincanın başka bir kahvenin değil, başka bir sohbetin hatırasını taşıdığına inanabilirdim. Kimi uzun geceleri, kimi eski dostlukları, kimi de artık geri dönmeyecek insanlarla paylaşılan sessiz anları saklıyor gibiydi.</p>
<p>Fakat bütün bu kalabalığın içinde en çok dikkatimi çeken, köşede duran küçük bir çadır oldu. Diğerlerinden daha sadeydi. Gösterişli eşyalarla süslenmemiş, yalnızca sessizce orada duruyordu.</p>
<p>Çadırın önünde yaşlı bir kadın oturuyordu. Saçları gümüş gibi parlıyor, yüzünde yılların bıraktığı sakin bir ifade taşıyordu. Beni görür görmez gülümseyerek "Geç kaldın," dedi.</p>
<p>Sözleri o kadar sakindi ki şaşırmaktan çok, sanki uzun zamandır beklediğim bir şeyi duymuş gibi hissettim.</p>
<p>"Neye?" diye sordum.</p>
<p>Kadın gözlerini üzerimden ayırmadan "Kendine" diye cevap verdi. Sonra eliyle çadırın içini gösterdi.</p>
<p>İçeri girdiğimde küçük bir odaya benzeyen bir yerle karşılaştım. Duvarlarda farklı boyutlarda aynalar asılıydı. Ama bunlar sıradan aynalara benzemiyordu.</p>
<p>Her biri , bir zaman parçası taşıyor gibiydi.</p>
<p>Kadın ağır adımlarla bir aynanın önüne geldi. "Bak," dedi.</p>
<p>Yaklaştım. Kendimi görmeyi bekliyordum. Ama aynada çocukluğumu gördüm.</p>
<p>Bahçede koşan küçük hâlimi. Dizlerimdeki yaraları, üzerimdeki eski kıyafetleri ve yüzümdeki o büyük, hesapsız gülümsemeyi.</p>
<p>O görüntü o kadar gerçekti ki bir an elimi uzatıp aynanın içindeki çocuğun elini tutmak istedim.</p>
<p>Gözlerim doldu.</p>
<p>"Bu nasıl mümkün olabilir?" diye fısıldadım.</p>
<p>Kadın "Hatıralar kaybolmaz," dedi. "Sadece onları saklayacak bir yer ararlar."</p>
<p>Beni başka bir aynaya götürdü.</p>
<p>Bu kez karşımda, yıllar içinde uzaklaştığım biri vardı.</p>
<p>Bir zamanlar çok sevdiğim ama hayatın sessizce aramıza mesafe koyduğu biri.</p>
<p>Gözlerindeki sıcaklık, söyleyemediğimiz sözler ve yarım kalmış anlar bir anda içimde yeniden canlandı.</p>
<p>Kadın aynaya bakarak "Bazı anlar vardır tam yaşanamazlar. Söylenmesi gerekenler söylenmez, sarılması gerekenlere sarılınmaz. Ama insanın içinde tamamlanmayı beklerler." dedikten sonra sustu bir süre sessiz kaldıktan sonra devam etti. "Burada ise kendilerine bir yol bulurlar" dedi. </p>
<p>Çadırdan çıktığımda dışarıdaki dünya aynıydı. Ama ben aynı değildim. Panayırın içinde dolaşmaya devam ettim.</p>
<p>Az önce yaşadıklarımın etkisi hâlâ üzerimdeydi. Etrafımdaki her eşya, sanki yalnızca geçmişten kalmış bir nesne değil, birinin yarım kalmış hikâyesi gibiydi.</p>
<p>Bir süre sonra küçük bir tezgahta eski bir saat gördüm.</p>
<p>Zinciri kararmış, camı çizilmişti. Dışarıdan bakıldığında yılların yorgunluğunu taşıyordu. Ama kulağımı yaklaştırdığımda düzenli bir şekilde çalışan tik taklarını duydum.</p>
<p>Sanki zaman, bütün yıpranmışlığına rağmen hâlâ yoluna devam ediyordu.</p>
<p>Satıcı, gözlüğünün üzerinden bana bakarak. </p>
<p>"Bu saat sıradan değildir," dedi.</p>
<p>"Ne farkı var?" diye sordum.</p>
<p>"Bu saat sadece zamanı göstermez."</p>
<p>Saatin kapağını yavaşça kapattı.</p>
<p>"Ne gösterir?"</p>
<p>"Ne kadarını kaçırdığını."</p>
<p>Saati elime aldığımda garip bir ağırlık hissettim. Bu, yalnızca metalin ağırlığı değildi. Sanki içinde yaşanmış yıllar, söylenmemiş cümleler ve geri dönmeyen anlar birikmişti. Aldım.</p>
<p>Biraz ilerlediğimde, elinde eski bir uçurtma tutan küçük bir çocuk gördüm.</p>
<p>Uçurtmanın kumaşı yer yer yamalanmıştı. Renkleri solmuştu ama yine de neşeli görünüyordu. Sanki bütün yaralarına rağmen gökyüzüne çıkmaya hazırdı.</p>
<p>Çocuk bana bakarak "Uçurmak ister misin?" diye sordu.</p>
<p>"Uçar mı ki?" dedim.</p>
<p>Çocuk omuzlarını silkerek</p>
<p> "Denemeden bilemezsin."</p>
<p>Elindeki ipi bana uzattı.</p>
<p>Birlikte koşmaya başladık.</p>
<p>Rüzgâr çok güçlü değildi. Hatta ilk anda uçurtmanın havalanmayacağını düşündüm. Ama biraz daha koştukça ip gerildi. Uçurtma önce sendeledi.</p>
<p>Sonra yükselerek gökyüzünde ağır ağır süzülmeye başladı.</p>
<p>İp avuçlarımın arasındaydı.</p>
<p>O anda çevremdeki bütün sesler uzaklaştı. Sanki dünya bir anlığına durmuş gibiydi. </p>
<p>Gökyüzü hiç olmadığı kadar geniş, içimdeki ağırlık ise hiç olmadığı kadar hafifti.</p>
<p>Çocuğun kahkahası rüzgâra karıştı. O sesi tanıyordum.</p>
<p>Nereden geldiğini anlamam biraz zaman aldı. Sonra fark ettim. O çocuk bendim.</p>
<p>Daha küçük hâlimdi.</p>
<p>Daha cesur, daha meraklı, daha korkusuz. Henüz hayatın bazı şeyleri eksiltebileceğini bilmeyen hâlim.</p>
<p>Uçurtma gökyüzünde dans ederken içimde uzun zamandır yerini arayan bir şey yerine oturdu. Belki de kaybettiğimi sandığım şeyler gerçekten kaybolmamıştı. Belki sadece onları yeniden hatırlamam gerekiyordu. Akşamüstüne doğru panayır yavaş yavaş sessizleşmeye başladı.</p>
<p>Gün boyunca hayat dolu görünen düzlük, şimdi yavaşça eski hâline dönüyordu. Tenteler sökülüyor, tabelalar indiriliyor, ipler birer birer çözülüyordu.</p>
<p>Sanki panayır hiç kurulmamış bütün o anlar yalnızca kısa bir rüyanın içinden geçmişti.</p>
<p>Ama ben biliyordum.</p>
<p>Bazı şeyler gerçek olmak için uzun sürmek zorunda değildi.</p>
<p>Çıkışa doğru yürürken yaşlı kadını yeniden gördüm. Hâlâ aynı sakinlikle oturuyordu. Sanki bütün gün boyunca beni değil, çok daha uzun zamandır beklediği bir şeyi izlemiş gibiydi.</p>
<p>Yanından geçerken bana bakarak "Unutma," dedi.</p>
<p>Durup ona döndüm.</p>
<p>"Geçmiş seni çağırmaz.</p>
<p>Sen onu dinlersen konuşur" dedi. </p>
<p>Bu sözleri içimde bir yere bıraktım. "Unutmayacağım," dedim ve panayırdan çıktım.</p>
<p>Arkamı dönüp baktığımda düzlük yine eski hâline dönmüştü. Ne tenteler vardı ne tabelalar. Ne de gün boyunca gördüğüm o renkli kalabalık.</p>
<p>Sadece rüzgâr ve diz boyu uzayan otlar vardı. </p>
<p>Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibiydi. Ama cebimde bir saat </p>
<p>ve içimde değişen bir şeyler vardı. O günden sonra zamanla kavga etmeyi bıraktım.</p>
<p>Çünkü bazı anları geri getiremeyeceğimi öğrendim. Geçmişi değiştiremezdim. Kaybolan günleri yeniden yaşayamazdım. Ama onları hissedebilirdim. Onları taşıyabilirdim. Çünkü insan bazen kaybettiği şeyleri değil, onlarla birlikte kaybettiği kendisini arar. Aradan yıllar geçti. Yine de bazı akşamlarda rüzgâr aynı kokuyu getirir.</p>
<p>Eski kitapların kokusunu, cilalı ahşabı, yağmur yemiş demiri</p>
<p>ve biraz da hüznü.</p>
<p>Bazen cebimde olmayan o eski saatin tik taklarını bile duyar gibi olurum. O zaman içimden hatırlayanlar için hiçbir şey gerçekten kaybolmaz cümlesi geçer. </p>
<p></p>
<p>               DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SANA GEÇ KALDIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/sana-gec-kaldim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sana-gec-kaldim</guid>
<description><![CDATA[ Yıllar önce yolları ayrılan Nehir ve Mert, beklenmedik bir telefon konuşmasının ardından bir araya gelirler. Şehrin sıradan bir kafesinde gerçekleşen bu buluşma, eski bir aşkı yeniden alevlendirmekten ziyade; söylenmemiş sözleri tamamlamak, değişimi kabul etmek ve geçmişle barışarak kendi yollarına devam etmek adına sessiz bir kabullenişe dönüşür. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a71b88c05a6e.webp" length="36180" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:02:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>SANA GEÇ KALDIM </p>
<p>Yağmur, şehrin bütün seslerini birbirine karıştırıyordu.</p>
<p>​Nehir, pencerenin önünde durmuş, karşı apartmanın ışıklarına bakıyordu. Bazı pencereler erken kapanmış, bazıları hâlâ açıktı. Her ışığın ardında başka bir hayat olduğunu düşündü. Başka sofralar, başka kavgalar, başka suskunluklar…</p>
<p>​İnsanların birbirine ne kadar yakın yaşayıp birbirlerinden ne kadar uzak kalabildiğine şaşırdı.</p>
<p>​Elindeki kahveyi masaya bıraktı.</p>
<p>​Soğumuştu.</p>
<p>​Tıpkı son zamanlarda içinde biriken bazı şeyler gibi.</p>
<p>​Telefonu çaldığında saate baktı.</p>
<p>​Gece yarısını çoktan geçmişti.</p>
<p>​Ekranda tek bir isim vardı:</p>
<p>​Mert.</p>
<p>​Nehir uzun süre telefona dokunmadı.</p>
<p>​Onu yıllardır görmemişti.</p>
<p>​Aslında yıllar, bazı insanları unutmak için yeterli değildi. Sadece hatırlamayı daha sessiz hâle getiriyordu.</p>
<p>​Telefon sustu.</p>
<p>​Nehir derin bir nefes aldı.</p>
<p>​Tam o sırada yeniden çaldı.</p>
<p>​Bu kez açtı.</p>
<p>​— Alo?</p>
<p>​Karşıdan birkaç saniye ses gelmedi.</p>
<p>​Sonra Mert'in sesi duyuldu.</p>
<p>​— Nasılsın?</p>
<p>​Nehir gülümsedi.</p>
<p>​İnsan bazı sesleri unutamıyordu.</p>
<p>​— İyiyim.</p>
<p>​Bu, yetişkinlerin en çok kullandığı yalandı.</p>
<p>​“İyiyim.”</p>
<p>​Çünkü bazen gerçeği anlatmak için fazla yorgun, fazla kırgın ya da fazla gururlu olurdunuz.</p>
<p>​Mert kısa bir sessizlikten sonra:</p>
<p>​— Seni gördüm bugün, dedi.</p>
<p>​Nehir'in yüzündeki ifade değişti.</p>
<p>​— Nerede?</p>
<p>​— Eski kitapçının önünde.</p>
<p>​Nehir pencereye döndü.</p>
<p>​— Yanıma neden gelmedin?</p>
<p>​Mert güldü ama o gülüşün içinde neşe yoktu.</p>
<p>​— Çünkü bazı insanlara yıllar sonra yaklaşmak, aradan geçen yılları yok saymak gibi geliyor.</p>
<p>​Nehir sustu.</p>
<p>​Haklıydı.</p>
<p>​Aralarında söylenmemiş o kadar çok şey vardı ki…</p>
<p>​Bir zamanlar birbirlerini çok sevmişlerdi.</p>
<p>​Sonra hayat, sevginin yetmediği bir yerden kırılmıştı.</p>
<p>​Ne büyük bir kavga olmuştu ne de ihaneti andıran bir hikâye.</p>
<p>​Sadece iki insan, aynı şeyi farklı zamanlarda istemişti.</p>
<p>​Biri kalmak istemişti.</p>
<p>​Diğeri gitmek.</p>
<p>​Ve bazen bir ilişkinin bitmesi için bundan daha büyük bir sebep gerekmiyordu.</p>
<p>​— Hâlâ aynı yerde mi oturuyorsun? diye sordu Mert.</p>
<p>​— Evet.</p>
<p>​— Yarın kahve içelim mi?</p>
<p>​Nehir gözlerini kapattı.</p>
<p>​Bazı tekliflerin cevabı hemen verilmezdi.</p>
<p>​Çünkü insan bazen karşısındakiyle değil, geçmişiyle buluşmayı kabul ederdi.</p>
<p>​— Olur, dedi sonunda.</p>
<p>​Ertesi gün şehir güneşliydi.</p>
<p>​Nehir, yıllar önce birlikte gittikleri küçük kafeye girdiğinde Mert'i cam kenarında otururken gördü.</p>
<p>​İlk fark ettiği şey, saçlarına düşen beyazlardı.</p>
<p>​İkinci fark ettiği şey ise bakışlarının değişmiş olduğuydu.</p>
<p>​İnsan yaşlanınca yüzünden önce gözleri değişiyordu.</p>
<p>​Mert ayağa kalktı.</p>
<p>​Birbirlerine sarılmadılar.</p>
<p>​Sadece baktılar.</p>
<p>​Sonra oturdular.</p>
<p>​Garson geldi.</p>
<p>​İki kahve söylediler.</p>
<p>​Bir süre havadan sudan konuştular.</p>
<p>​İşlerden, şehirden, ortak tanıdıklardan…</p>
<p>​Hayatlarının asıl hikâyesine gelmemek için çevresinde dolaşıyorlardı.</p>
<p>​Sonunda Mert sordu:</p>
<p>​— Mutlu musun?</p>
<p>​Nehir kahvesinden bir yudum aldı.</p>
<p>​Bu kez cevap vermeden önce düşündü.</p>
<p>​— Bilmiyorum.</p>
<p>​Mert başını eğdi.</p>
<p>​— Ben de.</p>
<p>​İkisi de güldü.</p>
<p>​Çünkü yıllar sonra ilk kez birbirlerine dürüst davranmışlardı.</p>
<p>​Nehir masanın üzerindeki ellerine baktı.</p>
<p>​— Sana kızmıştım, dedi.</p>
<p>​— Biliyorum.</p>
<p>​— Çok.</p>
<p>​— Onu da biliyorum.</p>
<p>​— Sonra sana kızgın olduğumu unuttum.</p>
<p>​Mert gözlerini kaldırdı.</p>
<p>​— Peki, ne kaldı?</p>
<p>​Nehir uzun süre sustu.</p>
<p>​Sonra:</p>
<p>​— Merak kaldı, dedi.</p>
<p>​Mert'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.</p>
<p>​— Bende de.</p>
<p>​Dışarıda insanlar yürüyordu.</p>
<p>​Arabalar geçiyordu.</p>
<p>​Şehir, onların hikâyesinden habersizce yaşamaya devam ediyordu.</p>
<p>​Nehir o an anladı ki bazı aşklar bitmiyordu.</p>
<p>​Sadece insanın içindeki yerlerini değiştiriyordu.</p>
<p>​Bir zamanlar hayatının merkezinde duran biri, yıllar sonra kalbinin sessiz bir köşesinde durabiliyordu.</p>
<p>​Ne tamamen yabancı…</p>
<p>​Ne de eskisi kadar yakın.</p>
<p>​Mert elini masanın üzerine koydu.</p>
<p>​Nehir o ele baktı.</p>
<p>​Yıllar önce tuttuğu eli tanıyordu.</p>
<p>​Ama artık o elin sahibini eskisi kadar tanımıyordu.</p>
<p>​Belki de asıl mesele buydu.</p>
<p>​İnsanlar değişiyordu.</p>
<p>​Ve aşk, bazen iki insanın birbirini yeniden tanıma cesaretiydi.</p>
<p>​— Pişman mısın? diye sordu Nehir.</p>
<p>​Mert cevap vermeden önce dışarı baktı.</p>
<p>​— Seni kaybettiğim için mi?</p>
<p>​Nehir başını salladı.</p>
<p>​— Evet.</p>
<p>​Mert derin bir nefes aldı.</p>
<p>​— Pişmanlığım, seni kaybetmek değil.</p>
<p>​Nehir'in gözleri doldu.</p>
<p>​— Neymiş?</p>
<p>​— Seni kaybettiğimi anlayacak kadar geç kalmış olmak.</p>
<p>​Nehir bu cümleyi uzun süre içinde taşıdı.</p>
<p>​Sonra hafifçe gülümsedi.</p>
<p>​— Bazı şeyler zamanında yaşanmadığında, sonradan yaşansa da aynı olmuyor.</p>
<p>​Mert başını salladı.</p>
<p>​— Biliyorum.</p>
<p>​Kalkma vakti geldiğinde ikisi de bunu biliyordu.</p>
<p>​Nehir montunu giydi.</p>
<p>​Kapıya doğru yürüdüler.</p>
<p>​Dışarıda yine yağmur başlamıştı.</p>
<p>​Mert şemsiyesini açtı.</p>
<p>​Birlikte birkaç adım yürüdüler.</p>
<p>​Sonra yol ayrımına geldiler.</p>
<p>​Mert durdu.</p>
<p>​— Seni bir daha görebilir miyim?</p>
<p>​Nehir ona baktı.</p>
<p>​Bu kez cevap vermesi uzun sürmedi.</p>
<p>​— Belki.</p>
<p>​Mert gülümsedi.</p>
<p>​Nehir de.</p>
<p>​Sonra iki ayrı yöne yürüdüler.</p>
<p>​Nehir arkasına bakmadı.</p>
<p>​Çünkü bazı hikâyeler yeniden başlamak için değil, insanın geçmişiyle barışması için geri gelirdi.</p>
<p>​Eve döndüğünde pencerenin önünde durdu.</p>
<p>​Yağmur yine şehri örtüyordu.</p>
<p>​Masada dün geceden kalma kahve fincanı hâlâ duruyordu.</p>
<p>​Nehir fincanı eline aldı.</p>
<p>​Kahve buz gibiydi.</p>
<p>​Ama ilk kez onu dökmek istemedi.</p>
<p>​Çünkü bazı şeylerin soğuması, onların değersiz olduğu anlamına gelmiyordu.</p>
<p>​Bazı duygular da vardı ki…</p>
<p>​İnsan onları yeniden yaşamak için değil, bir zamanlar gerçekten yaşanmış olduklarını bilmek için saklıyordu.</p>
<p>Derya YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Solan Papatyalar</title>
<link>https://fikirizleri.com/solan-papatyalar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/solan-papatyalar</guid>
<description><![CDATA[ Tufan Ağa’nın baskısına ve adaletsiz düzenine başkaldıran çocuk yaştaki Havin ile Kartal&#039;ın direniş hikâyesi. Solan papatyaların yerini alan cesaretin ve köyde başlayan uyanışın öyküsü. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7082ab82d7c.webp" length="54656" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:29:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Solan Papatyalar, Havin, Kartal, Tufan Ağa, direniş, köy, adalet, isyan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Solan Papatyalar  Küçük Havin, köyün sınır taşında dalgın dalgın duran Kartal’ın yanına sessizce süzüldü. Minik parmak uçları, Kartal’ın omzuna dokundu:  —" biz="" burada="" seni="" görmek="" istemiyoruz="" dediler="" sana="" da,="" değil="" mi?="" yapacaklarım="" kendi="" babamın="" bile="" işine="" gelmez;="" o="" insanlara="" ve="" babama="" inat="" ben="" bu="" köyü="" bırakmam,="" sonuçlarına="" kendileri="" katlanacak."="" kartal,="" gözlerini="" sarp="" kayalıklardan="" ayırmadan="" sessizliğini="" korurken,="" küçük="" havin="" öfkesini="" bastırmaya="" çalışarak="" devam="" etti.="" tufan="" ağa’nın="" kurduğu="" adaletsiz="" düzene="" başkaldıran="" bir="" tek="" vardı.="" yıllardır="" insanların="" toprağını="" elinden="" alan,="" korku="" baskıyla="" yöneten="" babasına="" açıkça="" karşı="" çıkıyordu.="" köylüler="" ise="" mirza="" gibi="" hakkı="" gasbedilen,="" zevcan="" düzenden="" korkup="" ses="" çıkaramayan="" ya="" da="" ferzen="" yaşananlara="" dayanamayıp="" aklını="" yitiren="" insanlardı;="" hepsi="" korkunun="" gölgesinde="" sinmişti.="" onlar,="" dışarıdan="" gelen="" kartal’ı="" tehdit,="" içlerinden="" çıkıp="" çıkan="" havin’i="" inatçı="" biri="" olarak="" görüyordu.="" yüzden="" topraklarda="" yapayalnızdı="" karanlıkta="" dostu="" kartal’dı.="" içine="" derin="" nefes="" çekti.="" köyün="" tarlalarındaki="" papatyalar="" gelincikler="" bakımsızlıktan="" solmuştu;="" pınarların="" berrak="" suları="" çamura="" dönmüş,="" sokaklarda="" koşan="" çocukların="" neşeli="" sesleri="" kesilmişti.="" sırada="" kartal="" nihayet="" bozdu,="" başını="" yavaşça="" kıza="" çevirdi="" sesle,="" "yalnız="" yürümeyeceksin,"="" dedi.="" tam="" anda,="" tarlaların="" arasından="" ayak="" sessizliği="" böldü.="" ağa="" ileri="" gelenleri,="" ellerinde="" meşalelerle="" tepeye="" doğru="" tırmanmaya="" başladı.="" kalabalık,="" ikisini="" de="" köşeye="" sıkıştırmak="" için="" çembere="" alırken="" adım="" öne="" çıktı.="" tehditlere="" boyun="" eğmeyeceğini="" gösteren="" dik="" duruşla="" onun="" yanında="" yer="" aldı.="" en="" önde="" durdu,="" arkasında="" sinmiş="" kızına="" kartal’a="" gözdağı="" vermek="" sertçe="" bağırdı,="" ancak="" havin’in="" gözlerindeki="" kararlılığı="" görünce="" an="" duraksadı.="" kalabalığın="" üzerine="" kendinden="" emin="" adımla="" yürüdü.="" gün="" tepede,="" tanıdıkları="" duvarının="" çatladığını="" gördüler.="" ne="" kadar="" öfkelense="" de,="" çocuk="" yaştaki="" havin'in="" kartal'ın="" eğmeyeceği="" anlaşılmıştı.="" Çoraklaşan="" solan="" papatyaların="" yerini,="" artık="" bastırılamayacak="" direnişin="" filizleri="" alıyordu."=""> Solan Papatyalar</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Solan Papatyalar  Küçük Havin, köyün sınır taşında dalgın dalgın duran Kartal’ın yanına sessizce süzüldü. Minik parmak uçları, Kartal’ın omzuna dokundu:  —" biz="" burada="" seni="" görmek="" istemiyoruz="" dediler="" sana="" da,="" değil="" mi?="" yapacaklarım="" kendi="" babamın="" bile="" işine="" gelmez;="" o="" insanlara="" ve="" babama="" inat="" ben="" bu="" köyü="" bırakmam,="" sonuçlarına="" kendileri="" katlanacak."="" kartal,="" gözlerini="" sarp="" kayalıklardan="" ayırmadan="" sessizliğini="" korurken,="" küçük="" havin="" öfkesini="" bastırmaya="" çalışarak="" devam="" etti.="" tufan="" ağa’nın="" kurduğu="" adaletsiz="" düzene="" başkaldıran="" bir="" tek="" vardı.="" yıllardır="" insanların="" toprağını="" elinden="" alan,="" korku="" baskıyla="" yöneten="" babasına="" açıkça="" karşı="" çıkıyordu.="" köylüler="" ise="" mirza="" gibi="" hakkı="" gasbedilen,="" zevcan="" düzenden="" korkup="" ses="" çıkaramayan="" ya="" da="" ferzen="" yaşananlara="" dayanamayıp="" aklını="" yitiren="" insanlardı;="" hepsi="" korkunun="" gölgesinde="" sinmişti.="" onlar,="" dışarıdan="" gelen="" kartal’ı="" tehdit,="" içlerinden="" çıkıp="" çıkan="" havin’i="" inatçı="" biri="" olarak="" görüyordu.="" yüzden="" topraklarda="" yapayalnızdı="" karanlıkta="" dostu="" kartal’dı.="" içine="" derin="" nefes="" çekti.="" köyün="" tarlalarındaki="" papatyalar="" gelincikler="" bakımsızlıktan="" solmuştu;="" pınarların="" berrak="" suları="" çamura="" dönmüş,="" sokaklarda="" koşan="" çocukların="" neşeli="" sesleri="" kesilmişti.="" sırada="" kartal="" nihayet="" bozdu,="" başını="" yavaşça="" kıza="" çevirdi="" sesle,="" "yalnız="" yürümeyeceksin,"="" dedi.="" tam="" anda,="" tarlaların="" arasından="" ayak="" sessizliği="" böldü.="" ağa="" ileri="" gelenleri,="" ellerinde="" meşalelerle="" tepeye="" doğru="" tırmanmaya="" başladı.="" kalabalık,="" ikisini="" de="" köşeye="" sıkıştırmak="" için="" çembere="" alırken="" adım="" öne="" çıktı.="" tehditlere="" boyun="" eğmeyeceğini="" gösteren="" dik="" duruşla="" onun="" yanında="" yer="" aldı.="" en="" önde="" durdu,="" arkasında="" sinmiş="" kızına="" kartal’a="" gözdağı="" vermek="" sertçe="" bağırdı,="" ancak="" havin’in="" gözlerindeki="" kararlılığı="" görünce="" an="" duraksadı.="" kalabalığın="" üzerine="" kendinden="" emin="" adımla="" yürüdü.="" gün="" tepede,="" tanıdıkları="" duvarının="" çatladığını="" gördüler.="" ne="" kadar="" öfkelense="" de,="" çocuk="" yaştaki="" havin'in="" kartal'ın="" eğmeyeceği="" anlaşılmıştı.="" Çoraklaşan="" solan="" papatyaların="" yerini,="" artık="" bastırılamayacak="" direnişin="" filizleri="" alıyordu."=""> Küçük Havin, köyün sınır taşında dalgın dalgın duran Kartal’ın yanına sessizce süzüldü. Minik parmak uçları, Kartal’ın omzuna dokundu:</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Solan Papatyalar  Küçük Havin, köyün sınır taşında dalgın dalgın duran Kartal’ın yanına sessizce süzüldü. Minik parmak uçları, Kartal’ın omzuna dokundu:  —" biz="" burada="" seni="" görmek="" istemiyoruz="" dediler="" sana="" da,="" değil="" mi?="" yapacaklarım="" kendi="" babamın="" bile="" işine="" gelmez;="" o="" insanlara="" ve="" babama="" inat="" ben="" bu="" köyü="" bırakmam,="" sonuçlarına="" kendileri="" katlanacak."="" kartal,="" gözlerini="" sarp="" kayalıklardan="" ayırmadan="" sessizliğini="" korurken,="" küçük="" havin="" öfkesini="" bastırmaya="" çalışarak="" devam="" etti.="" tufan="" ağa’nın="" kurduğu="" adaletsiz="" düzene="" başkaldıran="" bir="" tek="" vardı.="" yıllardır="" insanların="" toprağını="" elinden="" alan,="" korku="" baskıyla="" yöneten="" babasına="" açıkça="" karşı="" çıkıyordu.="" köylüler="" ise="" mirza="" gibi="" hakkı="" gasbedilen,="" zevcan="" düzenden="" korkup="" ses="" çıkaramayan="" ya="" da="" ferzen="" yaşananlara="" dayanamayıp="" aklını="" yitiren="" insanlardı;="" hepsi="" korkunun="" gölgesinde="" sinmişti.="" onlar,="" dışarıdan="" gelen="" kartal’ı="" tehdit,="" içlerinden="" çıkıp="" çıkan="" havin’i="" inatçı="" biri="" olarak="" görüyordu.="" yüzden="" topraklarda="" yapayalnızdı="" karanlıkta="" dostu="" kartal’dı.="" içine="" derin="" nefes="" çekti.="" köyün="" tarlalarındaki="" papatyalar="" gelincikler="" bakımsızlıktan="" solmuştu;="" pınarların="" berrak="" suları="" çamura="" dönmüş,="" sokaklarda="" koşan="" çocukların="" neşeli="" sesleri="" kesilmişti.="" sırada="" kartal="" nihayet="" bozdu,="" başını="" yavaşça="" kıza="" çevirdi="" sesle,="" "yalnız="" yürümeyeceksin,"="" dedi.="" tam="" anda,="" tarlaların="" arasından="" ayak="" sessizliği="" böldü.="" ağa="" ileri="" gelenleri,="" ellerinde="" meşalelerle="" tepeye="" doğru="" tırmanmaya="" başladı.="" kalabalık,="" ikisini="" de="" köşeye="" sıkıştırmak="" için="" çembere="" alırken="" adım="" öne="" çıktı.="" tehditlere="" boyun="" eğmeyeceğini="" gösteren="" dik="" duruşla="" onun="" yanında="" yer="" aldı.="" en="" önde="" durdu,="" arkasında="" sinmiş="" kızına="" kartal’a="" gözdağı="" vermek="" sertçe="" bağırdı,="" ancak="" havin’in="" gözlerindeki="" kararlılığı="" görünce="" an="" duraksadı.="" kalabalığın="" üzerine="" kendinden="" emin="" adımla="" yürüdü.="" gün="" tepede,="" tanıdıkları="" duvarının="" çatladığını="" gördüler.="" ne="" kadar="" öfkelense="" de,="" çocuk="" yaştaki="" havin'in="" kartal'ın="" eğmeyeceği="" anlaşılmıştı.="" Çoraklaşan="" solan="" papatyaların="" yerini,="" artık="" bastırılamayacak="" direnişin="" filizleri="" alıyordu."=""> — "Biz burada seni görmek istemiyoruz dediler sana da, değil mi? Yapacaklarım kendi babamın bile işine gelmez; o insanlara ve babama inat ben bu köyü bırakmam, sonuçlarına kendileri katlanacak." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Solan Papatyalar  Küçük Havin, köyün sınır taşında dalgın dalgın duran Kartal’ın yanına sessizce süzüldü. Minik parmak uçları, Kartal’ın omzuna dokundu:  —" biz="" burada="" seni="" görmek="" istemiyoruz="" dediler="" sana="" da,="" değil="" mi?="" yapacaklarım="" kendi="" babamın="" bile="" işine="" gelmez;="" o="" insanlara="" ve="" babama="" inat="" ben="" bu="" köyü="" bırakmam,="" sonuçlarına="" kendileri="" katlanacak."="" kartal,="" gözlerini="" sarp="" kayalıklardan="" ayırmadan="" sessizliğini="" korurken,="" küçük="" havin="" öfkesini="" bastırmaya="" çalışarak="" devam="" etti.="" tufan="" ağa’nın="" kurduğu="" adaletsiz="" düzene="" başkaldıran="" bir="" tek="" vardı.="" yıllardır="" insanların="" toprağını="" elinden="" alan,="" korku="" baskıyla="" yöneten="" babasına="" açıkça="" karşı="" çıkıyordu.="" köylüler="" ise="" mirza="" gibi="" hakkı="" gasbedilen,="" zevcan="" düzenden="" korkup="" ses="" çıkaramayan="" ya="" da="" ferzen="" yaşananlara="" dayanamayıp="" aklını="" yitiren="" insanlardı;="" hepsi="" korkunun="" gölgesinde="" sinmişti.="" onlar,="" dışarıdan="" gelen="" kartal’ı="" tehdit,="" içlerinden="" çıkıp="" çıkan="" havin’i="" inatçı="" biri="" olarak="" görüyordu.="" yüzden="" topraklarda="" yapayalnızdı="" karanlıkta="" dostu="" kartal’dı.="" içine="" derin="" nefes="" çekti.="" köyün="" tarlalarındaki="" papatyalar="" gelincikler="" bakımsızlıktan="" solmuştu;="" pınarların="" berrak="" suları="" çamura="" dönmüş,="" sokaklarda="" koşan="" çocukların="" neşeli="" sesleri="" kesilmişti.="" sırada="" kartal="" nihayet="" bozdu,="" başını="" yavaşça="" kıza="" çevirdi="" sesle,="" "yalnız="" yürümeyeceksin,"="" dedi.="" tam="" anda,="" tarlaların="" arasından="" ayak="" sessizliği="" böldü.="" ağa="" ileri="" gelenleri,="" ellerinde="" meşalelerle="" tepeye="" doğru="" tırmanmaya="" başladı.="" kalabalık,="" ikisini="" de="" köşeye="" sıkıştırmak="" için="" çembere="" alırken="" adım="" öne="" çıktı.="" tehditlere="" boyun="" eğmeyeceğini="" gösteren="" dik="" duruşla="" onun="" yanında="" yer="" aldı.="" en="" önde="" durdu,="" arkasında="" sinmiş="" kızına="" kartal’a="" gözdağı="" vermek="" sertçe="" bağırdı,="" ancak="" havin’in="" gözlerindeki="" kararlılığı="" görünce="" an="" duraksadı.="" kalabalığın="" üzerine="" kendinden="" emin="" adımla="" yürüdü.="" gün="" tepede,="" tanıdıkları="" duvarının="" çatladığını="" gördüler.="" ne="" kadar="" öfkelense="" de,="" çocuk="" yaştaki="" havin'in="" kartal'ın="" eğmeyeceği="" anlaşılmıştı.="" Çoraklaşan="" solan="" papatyaların="" yerini,="" artık="" bastırılamayacak="" direnişin="" filizleri="" alıyordu."="">Kartal, gözlerini sarp kayalıklardan ayırmadan sessizliğini korurken, küçük Havin öfkesini bastırmaya çalışarak devam etti. Tufan Ağa’nın kurduğu bu adaletsiz düzene başkaldıran bir tek o vardı. Yıllardır insanların toprağını elinden alan, köyü korku ve baskıyla yöneten babasına açıkça karşı çıkıyordu. Köylüler ise Mirza gibi hakkı gasbedilen, Zevcan gibi bu düzenden korkup ses çıkaramayan ya da Ferzen gibi yaşananlara dayanamayıp aklını yitiren insanlardı; hepsi korkunun gölgesinde sinmişti. Onlar, dışarıdan gelen Kartal’ı bir tehdit, kendi içlerinden çıkıp bu düzene karşı çıkan küçük Havin’i ise inatçı biri olarak görüyordu. Bu yüzden Havin bu topraklarda yapayalnızdı ve bu karanlıkta tek dostu Kartal’dı.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Solan Papatyalar  Küçük Havin, köyün sınır taşında dalgın dalgın duran Kartal’ın yanına sessizce süzüldü. Minik parmak uçları, Kartal’ın omzuna dokundu:  —" biz="" burada="" seni="" görmek="" istemiyoruz="" dediler="" sana="" da,="" değil="" mi?="" yapacaklarım="" kendi="" babamın="" bile="" işine="" gelmez;="" o="" insanlara="" ve="" babama="" inat="" ben="" bu="" köyü="" bırakmam,="" sonuçlarına="" kendileri="" katlanacak."="" kartal,="" gözlerini="" sarp="" kayalıklardan="" ayırmadan="" sessizliğini="" korurken,="" küçük="" havin="" öfkesini="" bastırmaya="" çalışarak="" devam="" etti.="" tufan="" ağa’nın="" kurduğu="" adaletsiz="" düzene="" başkaldıran="" bir="" tek="" vardı.="" yıllardır="" insanların="" toprağını="" elinden="" alan,="" korku="" baskıyla="" yöneten="" babasına="" açıkça="" karşı="" çıkıyordu.="" köylüler="" ise="" mirza="" gibi="" hakkı="" gasbedilen,="" zevcan="" düzenden="" korkup="" ses="" çıkaramayan="" ya="" da="" ferzen="" yaşananlara="" dayanamayıp="" aklını="" yitiren="" insanlardı;="" hepsi="" korkunun="" gölgesinde="" sinmişti.="" onlar,="" dışarıdan="" gelen="" kartal’ı="" tehdit,="" içlerinden="" çıkıp="" çıkan="" havin’i="" inatçı="" biri="" olarak="" görüyordu.="" yüzden="" topraklarda="" yapayalnızdı="" karanlıkta="" dostu="" kartal’dı.="" içine="" derin="" nefes="" çekti.="" köyün="" tarlalarındaki="" papatyalar="" gelincikler="" bakımsızlıktan="" solmuştu;="" pınarların="" berrak="" suları="" çamura="" dönmüş,="" sokaklarda="" koşan="" çocukların="" neşeli="" sesleri="" kesilmişti.="" sırada="" kartal="" nihayet="" bozdu,="" başını="" yavaşça="" kıza="" çevirdi="" sesle,="" "yalnız="" yürümeyeceksin,"="" dedi.="" tam="" anda,="" tarlaların="" arasından="" ayak="" sessizliği="" böldü.="" ağa="" ileri="" gelenleri,="" ellerinde="" meşalelerle="" tepeye="" doğru="" tırmanmaya="" başladı.="" kalabalık,="" ikisini="" de="" köşeye="" sıkıştırmak="" için="" çembere="" alırken="" adım="" öne="" çıktı.="" tehditlere="" boyun="" eğmeyeceğini="" gösteren="" dik="" duruşla="" onun="" yanında="" yer="" aldı.="" en="" önde="" durdu,="" arkasında="" sinmiş="" kızına="" kartal’a="" gözdağı="" vermek="" sertçe="" bağırdı,="" ancak="" havin’in="" gözlerindeki="" kararlılığı="" görünce="" an="" duraksadı.="" kalabalığın="" üzerine="" kendinden="" emin="" adımla="" yürüdü.="" gün="" tepede,="" tanıdıkları="" duvarının="" çatladığını="" gördüler.="" ne="" kadar="" öfkelense="" de,="" çocuk="" yaştaki="" havin'in="" kartal'ın="" eğmeyeceği="" anlaşılmıştı.="" Çoraklaşan="" solan="" papatyaların="" yerini,="" artık="" bastırılamayacak="" direnişin="" filizleri="" alıyordu."=""> Havin içine derin bir nefes çekti. Köyün tarlalarındaki papatyalar ve gelincikler bakımsızlıktan solmuştu; pınarların berrak suları çamura dönmüş, sokaklarda koşan çocukların neşeli sesleri kesilmişti. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Solan Papatyalar  Küçük Havin, köyün sınır taşında dalgın dalgın duran Kartal’ın yanına sessizce süzüldü. Minik parmak uçları, Kartal’ın omzuna dokundu:  —" biz="" burada="" seni="" görmek="" istemiyoruz="" dediler="" sana="" da,="" değil="" mi?="" yapacaklarım="" kendi="" babamın="" bile="" işine="" gelmez;="" o="" insanlara="" ve="" babama="" inat="" ben="" bu="" köyü="" bırakmam,="" sonuçlarına="" kendileri="" katlanacak."="" kartal,="" gözlerini="" sarp="" kayalıklardan="" ayırmadan="" sessizliğini="" korurken,="" küçük="" havin="" öfkesini="" bastırmaya="" çalışarak="" devam="" etti.="" tufan="" ağa’nın="" kurduğu="" adaletsiz="" düzene="" başkaldıran="" bir="" tek="" vardı.="" yıllardır="" insanların="" toprağını="" elinden="" alan,="" korku="" baskıyla="" yöneten="" babasına="" açıkça="" karşı="" çıkıyordu.="" köylüler="" ise="" mirza="" gibi="" hakkı="" gasbedilen,="" zevcan="" düzenden="" korkup="" ses="" çıkaramayan="" ya="" da="" ferzen="" yaşananlara="" dayanamayıp="" aklını="" yitiren="" insanlardı;="" hepsi="" korkunun="" gölgesinde="" sinmişti.="" onlar,="" dışarıdan="" gelen="" kartal’ı="" tehdit,="" içlerinden="" çıkıp="" çıkan="" havin’i="" inatçı="" biri="" olarak="" görüyordu.="" yüzden="" topraklarda="" yapayalnızdı="" karanlıkta="" dostu="" kartal’dı.="" içine="" derin="" nefes="" çekti.="" köyün="" tarlalarındaki="" papatyalar="" gelincikler="" bakımsızlıktan="" solmuştu;="" pınarların="" berrak="" suları="" çamura="" dönmüş,="" sokaklarda="" koşan="" çocukların="" neşeli="" sesleri="" kesilmişti.="" sırada="" kartal="" nihayet="" bozdu,="" başını="" yavaşça="" kıza="" çevirdi="" sesle,="" "yalnız="" yürümeyeceksin,"="" dedi.="" tam="" anda,="" tarlaların="" arasından="" ayak="" sessizliği="" böldü.="" ağa="" ileri="" gelenleri,="" ellerinde="" meşalelerle="" tepeye="" doğru="" tırmanmaya="" başladı.="" kalabalık,="" ikisini="" de="" köşeye="" sıkıştırmak="" için="" çembere="" alırken="" adım="" öne="" çıktı.="" tehditlere="" boyun="" eğmeyeceğini="" gösteren="" dik="" duruşla="" onun="" yanında="" yer="" aldı.="" en="" önde="" durdu,="" arkasında="" sinmiş="" kızına="" kartal’a="" gözdağı="" vermek="" sertçe="" bağırdı,="" ancak="" havin’in="" gözlerindeki="" kararlılığı="" görünce="" an="" duraksadı.="" kalabalığın="" üzerine="" kendinden="" emin="" adımla="" yürüdü.="" gün="" tepede,="" tanıdıkları="" duvarının="" çatladığını="" gördüler.="" ne="" kadar="" öfkelense="" de,="" çocuk="" yaştaki="" havin'in="" kartal'ın="" eğmeyeceği="" anlaşılmıştı.="" Çoraklaşan="" solan="" papatyaların="" yerini,="" artık="" bastırılamayacak="" direnişin="" filizleri="" alıyordu."="">O sırada Kartal nihayet sessizliğini bozdu, başını yavaşça küçük kıza çevirdi ve derin bir sesle, "Yalnız yürümeyeceksin," dedi. Tam o anda, tarlaların arasından gelen ayak sesleri sessizliği böldü. Tufan Ağa ve köyün ileri gelenleri, ellerinde meşalelerle tepeye doğru tırmanmaya başladı. Kalabalık, ikisini de köşeye sıkıştırmak için çembere alırken Kartal bir adım öne çıktı. Küçük Havin ise bu tehditlere boyun eğmeyeceğini gösteren dik bir duruşla onun yanında yer aldı.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Solan Papatyalar  Küçük Havin, köyün sınır taşında dalgın dalgın duran Kartal’ın yanına sessizce süzüldü. Minik parmak uçları, Kartal’ın omzuna dokundu:  —" biz="" burada="" seni="" görmek="" istemiyoruz="" dediler="" sana="" da,="" değil="" mi?="" yapacaklarım="" kendi="" babamın="" bile="" işine="" gelmez;="" o="" insanlara="" ve="" babama="" inat="" ben="" bu="" köyü="" bırakmam,="" sonuçlarına="" kendileri="" katlanacak."="" kartal,="" gözlerini="" sarp="" kayalıklardan="" ayırmadan="" sessizliğini="" korurken,="" küçük="" havin="" öfkesini="" bastırmaya="" çalışarak="" devam="" etti.="" tufan="" ağa’nın="" kurduğu="" adaletsiz="" düzene="" başkaldıran="" bir="" tek="" vardı.="" yıllardır="" insanların="" toprağını="" elinden="" alan,="" korku="" baskıyla="" yöneten="" babasına="" açıkça="" karşı="" çıkıyordu.="" köylüler="" ise="" mirza="" gibi="" hakkı="" gasbedilen,="" zevcan="" düzenden="" korkup="" ses="" çıkaramayan="" ya="" da="" ferzen="" yaşananlara="" dayanamayıp="" aklını="" yitiren="" insanlardı;="" hepsi="" korkunun="" gölgesinde="" sinmişti.="" onlar,="" dışarıdan="" gelen="" kartal’ı="" tehdit,="" içlerinden="" çıkıp="" çıkan="" havin’i="" inatçı="" biri="" olarak="" görüyordu.="" yüzden="" topraklarda="" yapayalnızdı="" karanlıkta="" dostu="" kartal’dı.="" içine="" derin="" nefes="" çekti.="" köyün="" tarlalarındaki="" papatyalar="" gelincikler="" bakımsızlıktan="" solmuştu;="" pınarların="" berrak="" suları="" çamura="" dönmüş,="" sokaklarda="" koşan="" çocukların="" neşeli="" sesleri="" kesilmişti.="" sırada="" kartal="" nihayet="" bozdu,="" başını="" yavaşça="" kıza="" çevirdi="" sesle,="" "yalnız="" yürümeyeceksin,"="" dedi.="" tam="" anda,="" tarlaların="" arasından="" ayak="" sessizliği="" böldü.="" ağa="" ileri="" gelenleri,="" ellerinde="" meşalelerle="" tepeye="" doğru="" tırmanmaya="" başladı.="" kalabalık,="" ikisini="" de="" köşeye="" sıkıştırmak="" için="" çembere="" alırken="" adım="" öne="" çıktı.="" tehditlere="" boyun="" eğmeyeceğini="" gösteren="" dik="" duruşla="" onun="" yanında="" yer="" aldı.="" en="" önde="" durdu,="" arkasında="" sinmiş="" kızına="" kartal’a="" gözdağı="" vermek="" sertçe="" bağırdı,="" ancak="" havin’in="" gözlerindeki="" kararlılığı="" görünce="" an="" duraksadı.="" kalabalığın="" üzerine="" kendinden="" emin="" adımla="" yürüdü.="" gün="" tepede,="" tanıdıkları="" duvarının="" çatladığını="" gördüler.="" ne="" kadar="" öfkelense="" de,="" çocuk="" yaştaki="" havin'in="" kartal'ın="" eğmeyeceği="" anlaşılmıştı.="" Çoraklaşan="" solan="" papatyaların="" yerini,="" artık="" bastırılamayacak="" direnişin="" filizleri="" alıyordu."=""> Tufan Ağa en önde durdu, arkasında ise sinmiş köylüler vardı. Kızına ve Kartal’a gözdağı vermek için sertçe bağırdı, ancak küçük Havin’in gözlerindeki kararlılığı görünce bir an için duraksadı. Kartal ise kalabalığın üzerine doğru kendinden emin bir adımla yürüdü.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Solan Papatyalar  Küçük Havin, köyün sınır taşında dalgın dalgın duran Kartal’ın yanına sessizce süzüldü. Minik parmak uçları, Kartal’ın omzuna dokundu:  —" biz="" burada="" seni="" görmek="" istemiyoruz="" dediler="" sana="" da,="" değil="" mi?="" yapacaklarım="" kendi="" babamın="" bile="" işine="" gelmez;="" o="" insanlara="" ve="" babama="" inat="" ben="" bu="" köyü="" bırakmam,="" sonuçlarına="" kendileri="" katlanacak."="" kartal,="" gözlerini="" sarp="" kayalıklardan="" ayırmadan="" sessizliğini="" korurken,="" küçük="" havin="" öfkesini="" bastırmaya="" çalışarak="" devam="" etti.="" tufan="" ağa’nın="" kurduğu="" adaletsiz="" düzene="" başkaldıran="" bir="" tek="" vardı.="" yıllardır="" insanların="" toprağını="" elinden="" alan,="" korku="" baskıyla="" yöneten="" babasına="" açıkça="" karşı="" çıkıyordu.="" köylüler="" ise="" mirza="" gibi="" hakkı="" gasbedilen,="" zevcan="" düzenden="" korkup="" ses="" çıkaramayan="" ya="" da="" ferzen="" yaşananlara="" dayanamayıp="" aklını="" yitiren="" insanlardı;="" hepsi="" korkunun="" gölgesinde="" sinmişti.="" onlar,="" dışarıdan="" gelen="" kartal’ı="" tehdit,="" içlerinden="" çıkıp="" çıkan="" havin’i="" inatçı="" biri="" olarak="" görüyordu.="" yüzden="" topraklarda="" yapayalnızdı="" karanlıkta="" dostu="" kartal’dı.="" içine="" derin="" nefes="" çekti.="" köyün="" tarlalarındaki="" papatyalar="" gelincikler="" bakımsızlıktan="" solmuştu;="" pınarların="" berrak="" suları="" çamura="" dönmüş,="" sokaklarda="" koşan="" çocukların="" neşeli="" sesleri="" kesilmişti.="" sırada="" kartal="" nihayet="" bozdu,="" başını="" yavaşça="" kıza="" çevirdi="" sesle,="" "yalnız="" yürümeyeceksin,"="" dedi.="" tam="" anda,="" tarlaların="" arasından="" ayak="" sessizliği="" böldü.="" ağa="" ileri="" gelenleri,="" ellerinde="" meşalelerle="" tepeye="" doğru="" tırmanmaya="" başladı.="" kalabalık,="" ikisini="" de="" köşeye="" sıkıştırmak="" için="" çembere="" alırken="" adım="" öne="" çıktı.="" tehditlere="" boyun="" eğmeyeceğini="" gösteren="" dik="" duruşla="" onun="" yanında="" yer="" aldı.="" en="" önde="" durdu,="" arkasında="" sinmiş="" kızına="" kartal’a="" gözdağı="" vermek="" sertçe="" bağırdı,="" ancak="" havin’in="" gözlerindeki="" kararlılığı="" görünce="" an="" duraksadı.="" kalabalığın="" üzerine="" kendinden="" emin="" adımla="" yürüdü.="" gün="" tepede,="" tanıdıkları="" duvarının="" çatladığını="" gördüler.="" ne="" kadar="" öfkelense="" de,="" çocuk="" yaştaki="" havin'in="" kartal'ın="" eğmeyeceği="" anlaşılmıştı.="" Çoraklaşan="" solan="" papatyaların="" yerini,="" artık="" bastırılamayacak="" direnişin="" filizleri="" alıyordu."=""> O gün o tepede, köylüler yıllardır tanıdıkları korku duvarının çatladığını gördüler. Tufan Ağa ne kadar öfkelense de, çocuk yaştaki Havin'in ve Kartal'ın bu düzene boyun eğmeyeceği anlaşılmıştı. Çoraklaşan topraklarda solan papatyaların yerini, artık bastırılamayacak bir direnişin filizleri alıyordu.</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖLGENİN  GERÇEK ADI</title>
<link>https://fikirizleri.com/golgenin-gercek-adi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/golgenin-gercek-adi</guid>
<description><![CDATA[ Ben senin taşıdığın şey değilim. Ben senin unuttuğun parçanı taşıyorum. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a71a54ebd294.webp" length="78704" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:10:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GÖLGENİN  GERÇEK ADI Zamanın henüz isimleri öğrenmediği çağlarda, dağların gökyüzüne fısıldadığı, nehirlerin tanrıların nefesiyle aktığı kadim bir diyar vardı. Bu topraklarda tanrılar, insanların arasında sessizce dolaşır. Bazen bir yabancı kılığına girer, bazen yaşlı bir bilge olur, bazen de yalnızca rüzgârın uğultusunda hissedilirdi. Onları gören pek az olurdu, görenler ise gördüklerini anlatmaya cesaret edemezdi. O çağlarda kulaktan kulağa gölge doğarsa denge bozulur. Gölgeyi Taşıyan Kadın gelirse, dünya  ya ateşle sınanacak ya da yeniden iyileşecektir. Diye yayılan eski bir kehanet vardı. Hiç kimse bu sözlerin anlamını bilmiyordu. Yalnızca en yaşlı kâhinler, kehanetin gerçekleşeceği gecede gökyüzünün bile susacağını söylerdi. Ve o gece geldi. Ay ışığının en parlak olduğu vakitte bir kız çocuğu dünyaya geldi. Adını Liya koydular. Doğduğu an gökyüzü sanki görünmez bir el tarafından ikiye ayrıldı. Ay karardı, yıldızlar ışıklarını içine çekti ve rüzgâr bile nefes almayı unuttu. İnsanlar bunun bir uğursuzluk olduğuna inandı. Liya büyüdükçe korkuları arttı. Çünkü onun gölgesi diğer insanların gölgesi gibi değildi. Güneş battığında yerinde kalmaz, sessizce yürürdü. Bazen ay ışığında ondan ayrılır, bazen görünmeyen biriyle konuşur gibi fısıldardı. Liya ise o fısıltıları duyabiliyordu. Gün gelecek, beni anlayacaksın,  derdi gölgesi. Bu yüzden insanlar Liya'dan uzak durdu. Çocuklar onunla oynamadı. Köylüler arkasından dualar okudu. Yaşlılar gözlerini kaçırdı. Ama tanrılar onlar  yalnızca izledi. Aralarında en sessizi, zaman tanrısı Zayron'du. O, geçmişi ve geleceği aynı anda görebiliyordu.  Bir gün kaderin terazisine baktığında dengenin çatladığını fark etti. İnsanlar açgözlülükle birbirini tüketiyor, tanrılar ise güçlerinin sarhoşluğuyla kibirleniyordu. Dünya yavaş yavaş kendi ağırlığı altında eziliyordu. Zayron biliyordu ki bu dengeyi ne ordular ne de tanrılar düzeltebilirdi. Kehanetin vakti gelmişti. Yaşlı bir yolcu kılığına girerek Liya'nın karşısına çıktı. Gölgen senden daha ağır, dedi. Liya  gözlerini gölgesine çevirdi. Çünkü yalnız benim acımı taşımıyor, dedi . O, dünyanın sustuğu bütün acıları taşıyor. Zayron  bir insanın gözlerinde korkudan daha büyük bir şey merhamet gördü. Yaşlı yolcu gözlerini Liya'nın gözlerinden ayırmadan sen gölgeni duyuyorsun dedi.  Liya  evet  doğduğum günden beri. Peki sana ne söylüyor? Liya cevap vermemişti çünkü gölgenin söyledikleri, insanların duymaya hazır olduğu sözler değildi. O gece, ay yeniden karardı. Liya köyün dışındaki sessiz tepeye çıktı. Çocukluğundan beri ne zaman içi daralsa oraya giderdi. Dünyanın bütün sesleri orada susar, yalnızca rüzgâr konuşurdu. Ay ışığı toprağa vurunca gölgesi ayaklarının dibinden ayrıldı. Önce ince bir sis gibi yükseldi. Sonra yavaş yavaş insan biçimine büründü. Yüzü yoktu ama Liya onun kendisine gülümsediğini hissediyordu. Yine geldin. Her zaman gelirim. Neden yalnız bana görünüyorsun? Gölge  bir süre sessiz kaldıktan sonra devam etti. Çünkü insanlar kendi gölgelerinden korkar. Beni görebilmeleri için önce kendilerini görmeleri gerekir dedi.  Liya dizlerinin üzerine çökerek Ben neyim? diye sordu.  Bir kapısın. Neyin kapısı? İnsan ile tanrı arasında unutulan yolun. Rüzgar sert esmeye başladığında dağların ardından siyah kuşlar yükseldi. Gökyüzünde görünmeyen bir çan çalmış gibiydi. Gölge  geliyorlar dedi.  Ertesi gün güneş doğmadı. Gökyüzü kurşuni bir renge büründü. Köylüler korkuyla evlerine kapandı. Tapınakların çanları kendi kendine çalarken  dağların zirvesinden ışıklar inmeye başladı. Yedi tanrı geliyordu.  Her biri farklı bir kudret taşıyordu.  Biri ateşten yaratılmıştı. Biri deniz kadar derindi. Biri yıldızların ışığını omuzlarında taşıyordu. En arkada ise zamanı  üzerinde taşıyan Zayron yürüyordu. Tanrılar Liya'nın önünde durdu. İçlerinden en yaşlı olan  insanların kalbi ağırlaştı dedi.  Bir diğeri ekledi.  Tanrılar da merhameti unuttu. Sonra hepsi aynı anda Liya'ya  kehanet seni işaret ediyor dediler.  Liya derin bir nefes alarak. Benden ne istiyorsunuz? diye sordu.  Zayron dünyanın dengesini dedi.  Nasıl? dedi liya.  Cevabı gölgen biliyor. Bütün gözler yere çevrildi. Liya'nın gölgesi bu kez toprağın üzerinde değil, ayakta yanında duruyordu. Ve bunu yalnız Liya değil. Tanrılar da  görebiliyordu. Tapınakta derin bir sessizlik oldu  tanrılar, gölgenin gözlerinde kendi korkularını gördüler. İnsanlardan sakladıkları her acı, her pişmanlık ve her kibir, yüzyıllardır bu gölgede birikmişti. Gölge dengeyi isteyen önce eksikliğini kabul etmelidir dedi.  Tanrıların hiçbiri cevap veremiyordu , sonsuz sandıkları güçlerinin aslında kusursuz olmadığını görmüşlerdi. Ve o sessizliğin içinde Liya, kaderinin henüz yeni başladığını hissetti. Tapınağın taş sütunları arasından  tanrılar yarım ay şeklinde dizilmişti. Ortalarında duran Liya ise  korkuyordu. Ve  gölgesi de onun yanında, insan suretinde sessizce bekliyordu. Zayron asasını yere vurduğunda  taş zeminde ince bir çatlak oluştu. Çatlak büyüdü, derinleşti ve karanlık bir geçide dönüştü. Bu, dedi Zayron, unutulan yol'dur. Buradan geçen ya kendini bulur  ya da sonsuza kadar kendini kaybeder. Liya derin bir nefes alıp  ne yapmam gerekiyor? dedi.  Saçları alevlerden oluşan  tanrılardan biri öne çıktığında.  Yedi sınavdan geçeceksin.  Her sınavda bir parçanı kaybedeceksin. Ve  sonunda geriye kalan kişi gerçekten sen olacak. Liya  başını sallayarak onaylarken  gölgesi kulağına eğildi. Korkma  insan, en çok kendine yürürken yorulur dedi.  İlk kapının üzerinde korku  yazıyordu. Kapı açıldığında Liya kendini çocukluğundaki köyde buldu. İnsanlar yine ona bakıyordu.  Ama bu kez bakışlarında yalnızca korku yoktu.  Nefret de vardı. Uğursuz çocuk onun yüzünden ay karardı,  bereket gitti.  Sesler giderek çoğalmış taşlar yağmaya başlamıştı.  Küçük Liya yere düştü. Bugünkü Liya bütün bunları yeniden izliyordu. Koşup küçük kıza sarılmak istedi ama görünmez bir duvara çarptı.  Zayron'un sesi gökyüzünden geçmiş değişmez diye yankılandı. O hâlde neden buradayım? diye bağırdı Liya. Çünkü değişmesi gereken geçmiş değildir. Onu taşıma biçimindir dedi Zayron.  Liya gözlerini kapattığında içindeki öfkeyi ilk kez fark etti. Yıllardır insanların kendisine yaptıklarını affetmediğini. Hâlâ onların sevgisini beklediğini. Ve çocukluğunu sırtında taşıdığını. Yavaşça küçük Liya'nın yanına diz çöktü. Onu kimse göremiyordu  küçük kızın omzuna artık yalnız değilsin diyerek dokundu. O anda bütün taşlar havada durdu. Köylülerin sesleri sustu. Çocuk Liya   yukarı bakarak gülümsedi.  Kapı sessizce dağıldı. İlk sınav tamamlanmıştı. İkinci kapının üzerinde kibir  vardı. Bu kez karşısında tanrılar duruyordu. Hepsi genç ve  güçlüydü.  İnsanların dualarıyla besleniyor, övgülerle büyüyorlardı. Bir çocuk diz çökerek dua etti. Tanrılardan biri yüzünü çevirdi. Yaşlı bir kadın yardım istedi. Hiçbiri onu duymadı. Gölge işte güç böyle dinlemeyi bıraktığında zehre dönüşür. Liya önce tanrılara baktı. Sonra  diz çökerek yaşlı kadının elini tuttu. O an gökyüzündeki yıldızlardan biri söndü. Tanrılar  tedirgin olmuşdu çünkü tek bir merhamet, yüzlerce övgüden daha güçlüydü. İkinci kapı da açıldı. Zayron insanlar seni boşuna seçmemiş dedi.  Gölge  hayır  onu insanlar seçmedi acı seçti dedidiğinde bütün tanrıların yüzü bir anda ciddileşti. Çünkü evrenin en eski yasalarından biri  acıyı gerçekten anlayan biri ortaya çıktığında, kader yeniden yazılmaya başlardı.   Üçüncü kapının üzerinde öfke yazıyordu.  Liya kapıya dokunduğu anda kendisini karanlık bir ovada buldu. Gökyüzü kızıl renkteydi. Toprak çatlamış, ağaçlar kurumuştu ve karşısında insanlar vardı. Bu insanlar Liya'nın geçmişinden gelen yüzlerdi. Onu reddedenler, ona korkuyla bakanlar ve  onu yalnız bırakanlar. Birden bir ses onları cezalandır  diye yükseldi.  Liya etrafına bakınarak  Hayır dedi.  Onlar seni incitti diyerek  ses daha güçlü çıktı. Onlar seni yalnız bıraktı. Liya  evet, evet dedi.  O hâlde neden hâlâ onları koruyorsun? Liya susmuştu  bu sorunun cevabını bilmiyordu. Gölgesi yanına gelerek  öfke de bir gölgedir,  onu yok etmeye çalışma dedi.  Peki ne yapacağım? dedi Liya Onu dinle. Liya  öfkesine baktı.  Yıllardır içinde sakladığı küçük kızın  öfkesi aslında intikam istemiyordu. Sadece görülmek istiyordu. Liya gözlerini kapatarak  ben seni duyuyorum dedi.  O anda kızıl gökyüzü sakinleşip alevler söndü.  Kabul edilen öfke, artık insanı yakamazdı. Ve üçüncü kapı açıldı. Dördüncü kapının üzerinde Kayıp  yazıyordu. Kapı açılır açılmaz Liya'nın nefesi kesildi sanki karşısında hiç beklemediği biri vardı. Yıllar önce kaybettiği annesi. Liya 'yı bu tek kelime bütün dünyasını sarstı.  Sarılmak  için koştu.  Ama elleri boşluğa dokundu bu gerçek değildi. Bir sınavdı. Ben kalmanı isterdim, Anne  dedi Liya. Annesinin yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle biliyorum dedi.  Ben seni hâlâ arıyorum unutmak istemiyorum Anne.  Biliyorum  Liya  unutmak, sevmemek değildir dedi Annesi.  Liya'nın gözlerinden yaşlar akarken kaybettiklerimizi bırakmak neden bu kadar zor? dedi.  Annesi çünkü insan bazen acısını, sevgisinin son kanıtı sanır. Bu söz Liya'nın kalbine dokundu yıllardır annesinin yokluğunu değil, yokluğunun acısını taşıdığını fark etti. Annesi yavaşça uzaklaşmaya başladığında  Liya bu kez onu tutmadı. Sadece gülümseyerek  teşekkür ederim dedi.  Dördüncü kapı açılırken  beşinci kapının üzerinde sevgi yazısı belirdi.  Liya içeri girdiğinde her yer ışıkla doldu. Karşısında gölgesi vardı ve  bu kez gölge karanlık değildi. Ay ışığı gibi parlıyordu. Sen kimsin? diye sordu Liya. Gölge  cevap vermekte zorlandı. Ben dedi ve sustu. Ardından  Ben senin taşıdığın şey değilim. Ben senin unuttuğun parçanı taşıyorum dedi.  Liya şaşkınlıkla bakarak.  Ne demek bu? diye sordu.   Gölge biraz  yaklaşarak insan doğduğunda bütündür. Sonra acılar, korkular ve kaybettikleri gelir. Ve insan kendinden parçalar koparır. Ben senin kaybettiğin parçaların toplamıyım dedi.  Liya yani sen benim karanlığım değilsin dedi.  Gölge  hayır ben senin kabul edilmeyi bekleyen yanınım dedi.  O anda Liya gölgesine sarıldı ve bir olup  ikisi birbirinden ayrılmadı. Uzakta duran tanrılar sessizce izliyor ve artık biliyorlardı.  Liya dünyayı kurtarmak için değil  önce kendisini bütünlemek için seçilmişti. Ve kendini bulan bir insan  bütün bir dünyayı değiştirebilirdi.  Altıncı kapı  affetmeydi.  Liya kapıya yaklaştığında artık korkmuyordu. Her kapı dışındaki bir düşmanı değil, içindeki bir yarayı gösterdiğini  artık anlamıştı.  Kapı açıldığında kendisini gördü.  Saçlarına ak düşmüş, gözlerinde yorgunluk birikmiş yaşlanmıştı.  Yaşlı Liya ona baktı ve  yıllar boyunca herkesi affettin dedi.  Genç Liya susuyordu.  Yaşlı  Liya  ama kendini affetmedin dedi.  Bu söz, diğer bütün sınavlardan daha ağırdı. İnsan bazen başkalarının yaralarını iyileştirebilir, ama kendi içindeki kırgınlığı taşıyamazdı. Ben ne için kendimi affedeceğim? diye sordu Liya. Yaşlı Liya ona baktı ve seçmediğin , değiştiremediğin,  kaybettiklerin için. Ve kendini hep güçlü olmak zorunda bıraktığın için. Liya yıllarca gölgesini taşımıştı. Dünyanın acısını hissetmişti. Ama hiç kimse ona Sen nasılsın? diye sormamıştı. O an kendi kalbine döndü ve ilk kez  ben de yoruldum dedi.  Bu sözle birlikte kapının duvarları çatlamaya başladı. Çünkü gerçek kabul edildiğinde, saklanan şeyler gücünü kaybederdi. Yaşlı Liya yavaşça kayboldu. Affetmek, yapılanı doğru bulmak değildir. Affetmek, kalbini geçmişin zincirlerinden kurtarmaktır. Altıncı kapı açılırken son kapının üzerinde hiçbir kelime yoktu. Sadece bir ayna vardı. Liya aynaya baktığında  bütün insanlığı gördü. Ağlayan çocukları, yalnız yaşlıları,  sevgi arayan kalpleri, savaşan insanları, korkuları yüzünden birbirini incitenleri  ve sonra aynanın içinde Fedakârlık yazısı belirdi.  Zayron  yakınına gelerek Liya sana son seçimi söyleme zamanı geldi dedi.  Liya ona bakarak ne seçimi?dedi. Zayron'un yüzü hüzünlendi. Sen ve gölgen artık birsiniz.  Eğer onu tamamen kabul edersen, insan olarak kalamazsın. Tanrılardan daha güçlü bir varlığa dönüşürsün. Fakat insanlar seni anlayamaz. Onlar seni bir efsane olarak hatırlar. Bir insan olarak değil. Liya  diğer seçenek nedir? diye sordu.  Zayron  Liya'nın gözlerine bakarak  gölgeni ayırırsan  dünyanın acısını yine insanlar taşır. Sen ise sıradan bir insan olarak yaşarsın. Liya etrafına bakındı  belkide yıllardır aradığı şey sıradan olmak, korkulmamak, sevilmekdi. Gölgesine baktığında gerçeği gördü. Gölgesi ona bakarak  seçimini yap dedi.  Liya  gülümseyerek  ikinizi de seçmeyeceğim dedi.  Tanrılar  ne demek bu? dedi.  Liya  insanların acısını almak istemiyorum. Çünkü acı olmadan merhameti anlayamazlar. Ben de tanrı olmak istemiyorum. Çünkü güç, paylaşılmadığında yalnızlığa dönüşür dedi.  Zayron  peki ne yapacaksın? diye sordu.  Liya gökyüzüne ve etrafına baktıktan sonra  insanlara gölgelerinden korkmamayı öğreteceğim dedi.  O anda evren sessizleşti, ilk kez biri kaderin sunduğu iki yolu da reddetmişti. Ve kendi yolunu seçmişti.  Evren uzun süre sessiz kaldı. Tanrılar, bir insanın karşısında ilk kez cevap bulamamıştı. Çünkü onlar dünyayı değiştirmek için büyük güçlerin gerektiğine inanmıştı. Oysa Liya onlara başka bir şey göstermişti.  Bazen dünyayı değiştiren şey güç değil, kabuldü. Zayron  sen kehanetin söylediği kişi değilsin dedi.  Liya  değil miyim? dedi.  Zayron hayır. Çünkü kehaneti yanlış anladık. Tanrıların hepsi sessizce Zayron'u dinliyordu. Gölgeyi taşıyan kadın gelirse, dünya ya yanacak ya da iyileşecek. Biz onun bir silah olduğunu sandık. Ama o bir öğretmendi.  Aslında kehanet böyleydi.  Liya gölgesine baktığında  artık gölgesi ondan ayrı değildi. Onunla birlikte nefes alıyor, onunla birlikte yürüyordu. İnsanlara ne olacak? diye sordu Liya. Zayron  onlar artık kendi gölgelerini taşıyacak dedi.  O günden sonra dünya değişmeye başladı. İnsanlar acıyı tamamen kaybetmedi. Çünkü acı, insan olmanın bir parçasıydı  artık acıdan kaçmak yerine onu anlamayı öğrendiler. Bir insan hata yaptığında içinde dön ve bak diye bir ses duyuyordu.  Bir insan kırıldığında başka bir ses kalbin hâlâ hissedebiliyor diye fısıldıyordu.  Bir insan güç kazandığında ise unutma, sen de bir zamanlar yardıma ihtiyaç duydun. Bu sesin kime ait olduğunu kimse bilmiyordu. Eski bilgelere göre o, Liya'nın sesiydi. Tanrılar da değişmişti.  Artık insanlara yukarıdan bakmıyorlardı onlar da kendi gölgeleriyle karşılaşmıştı. Ateş Tanrısı öfkesini öğrendi. Deniz Tanrısı yalnızlığını kabul etti. Bilgelik Tanrıçası her şeyi bilmenin, her şeyi anlamak olmadığını fark etti. Ve Zayron. Zaman Tanrısı ilk kez zamanı durdurdu. Çünkü bazı anların sonsuza kadar hissedilmesi gerektiğini biliyordu.  Ve  Liya. O dünyada kalmadı artık ne tamamen insan ne de tamamen tanrıydı. O, iki dünya arasındaki sessiz köprü olmuştu. Ayın karanlık yüzüne dönüştü. İnsanlar onu göremedi. Ama bazı geceler. Ay gökyüzünde ince bir ışıkla parladığında, yalnız kalan insanlar onun varlığını hissederdi. Derler ki: Bir insan hayatının en zor kararını verdiğinde. Birini affetmekle nefret etmek arasında kaldığında. Korkusuna rağmen doğru olanı seçtiğinde. Liya'nın gölgesi o kişinin kalbine dokunur. Ve çok hafif bir ses acından kaçma diye  duyulur.  Çünkü seni insan yapan, hiç yara almamış olman değil. Yaralarınla yeniden ışık bulabilmendir. Yüzyıllar sonra çocuklar ayın karanlık yüzüne bakıp bir hikâye anlatmaya başladı. Bir kadın varmış. Gölgesini yok etmek yerine onu sevmiş.  Dünyanın acısını taşımak yerine insanlara kendi acılarını anlamayı öğretmiş.  Ne bir kraliçe, ne bir tanrı, ne de bir kahramanmış.  O sadece kendini tamamen kabul eden ilk insanmış.  Ve adı hâlâ  söylenir Liya. Gölgeyi Taşıyan Kadın.        DİLEK SARIKAYA  Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya">          GÖLGENİN GERÇEK ADI </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GÖLGENİN  GERÇEK ADI Zamanın henüz isimleri öğrenmediği çağlarda, dağların gökyüzüne fısıldadığı, nehirlerin tanrıların nefesiyle aktığı kadim bir diyar vardı. Bu topraklarda tanrılar, insanların arasında sessizce dolaşır. Bazen bir yabancı kılığına girer, bazen yaşlı bir bilge olur, bazen de yalnızca rüzgârın uğultusunda hissedilirdi. Onları gören pek az olurdu, görenler ise gördüklerini anlatmaya cesaret edemezdi. O çağlarda kulaktan kulağa gölge doğarsa denge bozulur. Gölgeyi Taşıyan Kadın gelirse, dünya  ya ateşle sınanacak ya da yeniden iyileşecektir. Diye yayılan eski bir kehanet vardı. Hiç kimse bu sözlerin anlamını bilmiyordu. Yalnızca en yaşlı kâhinler, kehanetin gerçekleşeceği gecede gökyüzünün bile susacağını söylerdi. Ve o gece geldi. Ay ışığının en parlak olduğu vakitte bir kız çocuğu dünyaya geldi. Adını Liya koydular. Doğduğu an gökyüzü sanki görünmez bir el tarafından ikiye ayrıldı. Ay karardı, yıldızlar ışıklarını içine çekti ve rüzgâr bile nefes almayı unuttu. İnsanlar bunun bir uğursuzluk olduğuna inandı. Liya büyüdükçe korkuları arttı. Çünkü onun gölgesi diğer insanların gölgesi gibi değildi. Güneş battığında yerinde kalmaz, sessizce yürürdü. Bazen ay ışığında ondan ayrılır, bazen görünmeyen biriyle konuşur gibi fısıldardı. Liya ise o fısıltıları duyabiliyordu. Gün gelecek, beni anlayacaksın,  derdi gölgesi. Bu yüzden insanlar Liya'dan uzak durdu. Çocuklar onunla oynamadı. Köylüler arkasından dualar okudu. Yaşlılar gözlerini kaçırdı. Ama tanrılar onlar  yalnızca izledi. Aralarında en sessizi, zaman tanrısı Zayron'du. O, geçmişi ve geleceği aynı anda görebiliyordu.  Bir gün kaderin terazisine baktığında dengenin çatladığını fark etti. İnsanlar açgözlülükle birbirini tüketiyor, tanrılar ise güçlerinin sarhoşluğuyla kibirleniyordu. Dünya yavaş yavaş kendi ağırlığı altında eziliyordu. Zayron biliyordu ki bu dengeyi ne ordular ne de tanrılar düzeltebilirdi. Kehanetin vakti gelmişti. Yaşlı bir yolcu kılığına girerek Liya'nın karşısına çıktı. Gölgen senden daha ağır, dedi. Liya  gözlerini gölgesine çevirdi. Çünkü yalnız benim acımı taşımıyor, dedi . O, dünyanın sustuğu bütün acıları taşıyor. Zayron  bir insanın gözlerinde korkudan daha büyük bir şey merhamet gördü. Yaşlı yolcu gözlerini Liya'nın gözlerinden ayırmadan sen gölgeni duyuyorsun dedi.  Liya  evet  doğduğum günden beri. Peki sana ne söylüyor? Liya cevap vermemişti çünkü gölgenin söyledikleri, insanların duymaya hazır olduğu sözler değildi. O gece, ay yeniden karardı. Liya köyün dışındaki sessiz tepeye çıktı. Çocukluğundan beri ne zaman içi daralsa oraya giderdi. Dünyanın bütün sesleri orada susar, yalnızca rüzgâr konuşurdu. Ay ışığı toprağa vurunca gölgesi ayaklarının dibinden ayrıldı. Önce ince bir sis gibi yükseldi. Sonra yavaş yavaş insan biçimine büründü. Yüzü yoktu ama Liya onun kendisine gülümsediğini hissediyordu. Yine geldin. Her zaman gelirim. Neden yalnız bana görünüyorsun? Gölge  bir süre sessiz kaldıktan sonra devam etti. Çünkü insanlar kendi gölgelerinden korkar. Beni görebilmeleri için önce kendilerini görmeleri gerekir dedi.  Liya dizlerinin üzerine çökerek Ben neyim? diye sordu.  Bir kapısın. Neyin kapısı? İnsan ile tanrı arasında unutulan yolun. Rüzgar sert esmeye başladığında dağların ardından siyah kuşlar yükseldi. Gökyüzünde görünmeyen bir çan çalmış gibiydi. Gölge  geliyorlar dedi.  Ertesi gün güneş doğmadı. Gökyüzü kurşuni bir renge büründü. Köylüler korkuyla evlerine kapandı. Tapınakların çanları kendi kendine çalarken  dağların zirvesinden ışıklar inmeye başladı. Yedi tanrı geliyordu.  Her biri farklı bir kudret taşıyordu.  Biri ateşten yaratılmıştı. Biri deniz kadar derindi. Biri yıldızların ışığını omuzlarında taşıyordu. En arkada ise zamanı  üzerinde taşıyan Zayron yürüyordu. Tanrılar Liya'nın önünde durdu. İçlerinden en yaşlı olan  insanların kalbi ağırlaştı dedi.  Bir diğeri ekledi.  Tanrılar da merhameti unuttu. Sonra hepsi aynı anda Liya'ya  kehanet seni işaret ediyor dediler.  Liya derin bir nefes alarak. Benden ne istiyorsunuz? diye sordu.  Zayron dünyanın dengesini dedi.  Nasıl? dedi liya.  Cevabı gölgen biliyor. Bütün gözler yere çevrildi. Liya'nın gölgesi bu kez toprağın üzerinde değil, ayakta yanında duruyordu. Ve bunu yalnız Liya değil. Tanrılar da  görebiliyordu. Tapınakta derin bir sessizlik oldu  tanrılar, gölgenin gözlerinde kendi korkularını gördüler. İnsanlardan sakladıkları her acı, her pişmanlık ve her kibir, yüzyıllardır bu gölgede birikmişti. Gölge dengeyi isteyen önce eksikliğini kabul etmelidir dedi.  Tanrıların hiçbiri cevap veremiyordu , sonsuz sandıkları güçlerinin aslında kusursuz olmadığını görmüşlerdi. Ve o sessizliğin içinde Liya, kaderinin henüz yeni başladığını hissetti. Tapınağın taş sütunları arasından  tanrılar yarım ay şeklinde dizilmişti. Ortalarında duran Liya ise  korkuyordu. Ve  gölgesi de onun yanında, insan suretinde sessizce bekliyordu. Zayron asasını yere vurduğunda  taş zeminde ince bir çatlak oluştu. Çatlak büyüdü, derinleşti ve karanlık bir geçide dönüştü. Bu, dedi Zayron, unutulan yol'dur. Buradan geçen ya kendini bulur  ya da sonsuza kadar kendini kaybeder. Liya derin bir nefes alıp  ne yapmam gerekiyor? dedi.  Saçları alevlerden oluşan  tanrılardan biri öne çıktığında.  Yedi sınavdan geçeceksin.  Her sınavda bir parçanı kaybedeceksin. Ve  sonunda geriye kalan kişi gerçekten sen olacak. Liya  başını sallayarak onaylarken  gölgesi kulağına eğildi. Korkma  insan, en çok kendine yürürken yorulur dedi.  İlk kapının üzerinde korku  yazıyordu. Kapı açıldığında Liya kendini çocukluğundaki köyde buldu. İnsanlar yine ona bakıyordu.  Ama bu kez bakışlarında yalnızca korku yoktu.  Nefret de vardı. Uğursuz çocuk onun yüzünden ay karardı,  bereket gitti.  Sesler giderek çoğalmış taşlar yağmaya başlamıştı.  Küçük Liya yere düştü. Bugünkü Liya bütün bunları yeniden izliyordu. Koşup küçük kıza sarılmak istedi ama görünmez bir duvara çarptı.  Zayron'un sesi gökyüzünden geçmiş değişmez diye yankılandı. O hâlde neden buradayım? diye bağırdı Liya. Çünkü değişmesi gereken geçmiş değildir. Onu taşıma biçimindir dedi Zayron.  Liya gözlerini kapattığında içindeki öfkeyi ilk kez fark etti. Yıllardır insanların kendisine yaptıklarını affetmediğini. Hâlâ onların sevgisini beklediğini. Ve çocukluğunu sırtında taşıdığını. Yavaşça küçük Liya'nın yanına diz çöktü. Onu kimse göremiyordu  küçük kızın omzuna artık yalnız değilsin diyerek dokundu. O anda bütün taşlar havada durdu. Köylülerin sesleri sustu. Çocuk Liya   yukarı bakarak gülümsedi.  Kapı sessizce dağıldı. İlk sınav tamamlanmıştı. İkinci kapının üzerinde kibir  vardı. Bu kez karşısında tanrılar duruyordu. Hepsi genç ve  güçlüydü.  İnsanların dualarıyla besleniyor, övgülerle büyüyorlardı. Bir çocuk diz çökerek dua etti. Tanrılardan biri yüzünü çevirdi. Yaşlı bir kadın yardım istedi. Hiçbiri onu duymadı. Gölge işte güç böyle dinlemeyi bıraktığında zehre dönüşür. Liya önce tanrılara baktı. Sonra  diz çökerek yaşlı kadının elini tuttu. O an gökyüzündeki yıldızlardan biri söndü. Tanrılar  tedirgin olmuşdu çünkü tek bir merhamet, yüzlerce övgüden daha güçlüydü. İkinci kapı da açıldı. Zayron insanlar seni boşuna seçmemiş dedi.  Gölge  hayır  onu insanlar seçmedi acı seçti dedidiğinde bütün tanrıların yüzü bir anda ciddileşti. Çünkü evrenin en eski yasalarından biri  acıyı gerçekten anlayan biri ortaya çıktığında, kader yeniden yazılmaya başlardı.   Üçüncü kapının üzerinde öfke yazıyordu.  Liya kapıya dokunduğu anda kendisini karanlık bir ovada buldu. Gökyüzü kızıl renkteydi. Toprak çatlamış, ağaçlar kurumuştu ve karşısında insanlar vardı. Bu insanlar Liya'nın geçmişinden gelen yüzlerdi. Onu reddedenler, ona korkuyla bakanlar ve  onu yalnız bırakanlar. Birden bir ses onları cezalandır  diye yükseldi.  Liya etrafına bakınarak  Hayır dedi.  Onlar seni incitti diyerek  ses daha güçlü çıktı. Onlar seni yalnız bıraktı. Liya  evet, evet dedi.  O hâlde neden hâlâ onları koruyorsun? Liya susmuştu  bu sorunun cevabını bilmiyordu. Gölgesi yanına gelerek  öfke de bir gölgedir,  onu yok etmeye çalışma dedi.  Peki ne yapacağım? dedi Liya Onu dinle. Liya  öfkesine baktı.  Yıllardır içinde sakladığı küçük kızın  öfkesi aslında intikam istemiyordu. Sadece görülmek istiyordu. Liya gözlerini kapatarak  ben seni duyuyorum dedi.  O anda kızıl gökyüzü sakinleşip alevler söndü.  Kabul edilen öfke, artık insanı yakamazdı. Ve üçüncü kapı açıldı. Dördüncü kapının üzerinde Kayıp  yazıyordu. Kapı açılır açılmaz Liya'nın nefesi kesildi sanki karşısında hiç beklemediği biri vardı. Yıllar önce kaybettiği annesi. Liya 'yı bu tek kelime bütün dünyasını sarstı.  Sarılmak  için koştu.  Ama elleri boşluğa dokundu bu gerçek değildi. Bir sınavdı. Ben kalmanı isterdim, Anne  dedi Liya. Annesinin yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle biliyorum dedi.  Ben seni hâlâ arıyorum unutmak istemiyorum Anne.  Biliyorum  Liya  unutmak, sevmemek değildir dedi Annesi.  Liya'nın gözlerinden yaşlar akarken kaybettiklerimizi bırakmak neden bu kadar zor? dedi.  Annesi çünkü insan bazen acısını, sevgisinin son kanıtı sanır. Bu söz Liya'nın kalbine dokundu yıllardır annesinin yokluğunu değil, yokluğunun acısını taşıdığını fark etti. Annesi yavaşça uzaklaşmaya başladığında  Liya bu kez onu tutmadı. Sadece gülümseyerek  teşekkür ederim dedi.  Dördüncü kapı açılırken  beşinci kapının üzerinde sevgi yazısı belirdi.  Liya içeri girdiğinde her yer ışıkla doldu. Karşısında gölgesi vardı ve  bu kez gölge karanlık değildi. Ay ışığı gibi parlıyordu. Sen kimsin? diye sordu Liya. Gölge  cevap vermekte zorlandı. Ben dedi ve sustu. Ardından  Ben senin taşıdığın şey değilim. Ben senin unuttuğun parçanı taşıyorum dedi.  Liya şaşkınlıkla bakarak.  Ne demek bu? diye sordu.   Gölge biraz  yaklaşarak insan doğduğunda bütündür. Sonra acılar, korkular ve kaybettikleri gelir. Ve insan kendinden parçalar koparır. Ben senin kaybettiğin parçaların toplamıyım dedi.  Liya yani sen benim karanlığım değilsin dedi.  Gölge  hayır ben senin kabul edilmeyi bekleyen yanınım dedi.  O anda Liya gölgesine sarıldı ve bir olup  ikisi birbirinden ayrılmadı. Uzakta duran tanrılar sessizce izliyor ve artık biliyorlardı.  Liya dünyayı kurtarmak için değil  önce kendisini bütünlemek için seçilmişti. Ve kendini bulan bir insan  bütün bir dünyayı değiştirebilirdi.  Altıncı kapı  affetmeydi.  Liya kapıya yaklaştığında artık korkmuyordu. Her kapı dışındaki bir düşmanı değil, içindeki bir yarayı gösterdiğini  artık anlamıştı.  Kapı açıldığında kendisini gördü.  Saçlarına ak düşmüş, gözlerinde yorgunluk birikmiş yaşlanmıştı.  Yaşlı Liya ona baktı ve  yıllar boyunca herkesi affettin dedi.  Genç Liya susuyordu.  Yaşlı  Liya  ama kendini affetmedin dedi.  Bu söz, diğer bütün sınavlardan daha ağırdı. İnsan bazen başkalarının yaralarını iyileştirebilir, ama kendi içindeki kırgınlığı taşıyamazdı. Ben ne için kendimi affedeceğim? diye sordu Liya. Yaşlı Liya ona baktı ve seçmediğin , değiştiremediğin,  kaybettiklerin için. Ve kendini hep güçlü olmak zorunda bıraktığın için. Liya yıllarca gölgesini taşımıştı. Dünyanın acısını hissetmişti. Ama hiç kimse ona Sen nasılsın? diye sormamıştı. O an kendi kalbine döndü ve ilk kez  ben de yoruldum dedi.  Bu sözle birlikte kapının duvarları çatlamaya başladı. Çünkü gerçek kabul edildiğinde, saklanan şeyler gücünü kaybederdi. Yaşlı Liya yavaşça kayboldu. Affetmek, yapılanı doğru bulmak değildir. Affetmek, kalbini geçmişin zincirlerinden kurtarmaktır. Altıncı kapı açılırken son kapının üzerinde hiçbir kelime yoktu. Sadece bir ayna vardı. Liya aynaya baktığında  bütün insanlığı gördü. Ağlayan çocukları, yalnız yaşlıları,  sevgi arayan kalpleri, savaşan insanları, korkuları yüzünden birbirini incitenleri  ve sonra aynanın içinde Fedakârlık yazısı belirdi.  Zayron  yakınına gelerek Liya sana son seçimi söyleme zamanı geldi dedi.  Liya ona bakarak ne seçimi?dedi. Zayron'un yüzü hüzünlendi. Sen ve gölgen artık birsiniz.  Eğer onu tamamen kabul edersen, insan olarak kalamazsın. Tanrılardan daha güçlü bir varlığa dönüşürsün. Fakat insanlar seni anlayamaz. Onlar seni bir efsane olarak hatırlar. Bir insan olarak değil. Liya  diğer seçenek nedir? diye sordu.  Zayron  Liya'nın gözlerine bakarak  gölgeni ayırırsan  dünyanın acısını yine insanlar taşır. Sen ise sıradan bir insan olarak yaşarsın. Liya etrafına bakındı  belkide yıllardır aradığı şey sıradan olmak, korkulmamak, sevilmekdi. Gölgesine baktığında gerçeği gördü. Gölgesi ona bakarak  seçimini yap dedi.  Liya  gülümseyerek  ikinizi de seçmeyeceğim dedi.  Tanrılar  ne demek bu? dedi.  Liya  insanların acısını almak istemiyorum. Çünkü acı olmadan merhameti anlayamazlar. Ben de tanrı olmak istemiyorum. Çünkü güç, paylaşılmadığında yalnızlığa dönüşür dedi.  Zayron  peki ne yapacaksın? diye sordu.  Liya gökyüzüne ve etrafına baktıktan sonra  insanlara gölgelerinden korkmamayı öğreteceğim dedi.  O anda evren sessizleşti, ilk kez biri kaderin sunduğu iki yolu da reddetmişti. Ve kendi yolunu seçmişti.  Evren uzun süre sessiz kaldı. Tanrılar, bir insanın karşısında ilk kez cevap bulamamıştı. Çünkü onlar dünyayı değiştirmek için büyük güçlerin gerektiğine inanmıştı. Oysa Liya onlara başka bir şey göstermişti.  Bazen dünyayı değiştiren şey güç değil, kabuldü. Zayron  sen kehanetin söylediği kişi değilsin dedi.  Liya  değil miyim? dedi.  Zayron hayır. Çünkü kehaneti yanlış anladık. Tanrıların hepsi sessizce Zayron'u dinliyordu. Gölgeyi taşıyan kadın gelirse, dünya ya yanacak ya da iyileşecek. Biz onun bir silah olduğunu sandık. Ama o bir öğretmendi.  Aslında kehanet böyleydi.  Liya gölgesine baktığında  artık gölgesi ondan ayrı değildi. Onunla birlikte nefes alıyor, onunla birlikte yürüyordu. İnsanlara ne olacak? diye sordu Liya. Zayron  onlar artık kendi gölgelerini taşıyacak dedi.  O günden sonra dünya değişmeye başladı. İnsanlar acıyı tamamen kaybetmedi. Çünkü acı, insan olmanın bir parçasıydı  artık acıdan kaçmak yerine onu anlamayı öğrendiler. Bir insan hata yaptığında içinde dön ve bak diye bir ses duyuyordu.  Bir insan kırıldığında başka bir ses kalbin hâlâ hissedebiliyor diye fısıldıyordu.  Bir insan güç kazandığında ise unutma, sen de bir zamanlar yardıma ihtiyaç duydun. Bu sesin kime ait olduğunu kimse bilmiyordu. Eski bilgelere göre o, Liya'nın sesiydi. Tanrılar da değişmişti.  Artık insanlara yukarıdan bakmıyorlardı onlar da kendi gölgeleriyle karşılaşmıştı. Ateş Tanrısı öfkesini öğrendi. Deniz Tanrısı yalnızlığını kabul etti. Bilgelik Tanrıçası her şeyi bilmenin, her şeyi anlamak olmadığını fark etti. Ve Zayron. Zaman Tanrısı ilk kez zamanı durdurdu. Çünkü bazı anların sonsuza kadar hissedilmesi gerektiğini biliyordu.  Ve  Liya. O dünyada kalmadı artık ne tamamen insan ne de tamamen tanrıydı. O, iki dünya arasındaki sessiz köprü olmuştu. Ayın karanlık yüzüne dönüştü. İnsanlar onu göremedi. Ama bazı geceler. Ay gökyüzünde ince bir ışıkla parladığında, yalnız kalan insanlar onun varlığını hissederdi. Derler ki: Bir insan hayatının en zor kararını verdiğinde. Birini affetmekle nefret etmek arasında kaldığında. Korkusuna rağmen doğru olanı seçtiğinde. Liya'nın gölgesi o kişinin kalbine dokunur. Ve çok hafif bir ses acından kaçma diye  duyulur.  Çünkü seni insan yapan, hiç yara almamış olman değil. Yaralarınla yeniden ışık bulabilmendir. Yüzyıllar sonra çocuklar ayın karanlık yüzüne bakıp bir hikâye anlatmaya başladı. Bir kadın varmış. Gölgesini yok etmek yerine onu sevmiş.  Dünyanın acısını taşımak yerine insanlara kendi acılarını anlamayı öğretmiş.  Ne bir kraliçe, ne bir tanrı, ne de bir kahramanmış.  O sadece kendini tamamen kabul eden ilk insanmış.  Ve adı hâlâ  söylenir Liya. Gölgeyi Taşıyan Kadın.        DİLEK SARIKAYA  Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya">Zamanın henüz isimleri öğrenmediği çağlarda, dağların gökyüzüne fısıldadığı, nehirlerin tanrıların nefesiyle aktığı kadim bir diyar vardı. Bu topraklarda tanrılar, insanların arasında sessizce dolaşır. Bazen bir yabancı kılığına girer, bazen yaşlı bir bilge olur, bazen de yalnızca rüzgârın uğultusunda hissedilirdi. Onları gören pek az olurdu, görenler ise gördüklerini anlatmaya cesaret edemezdi. O çağlarda kulaktan kulağa "Gölge doğarsa denge bozulur. Gölgeyi Taşıyan Kadın gelirse, dünya ya ateşle sınanacak ya da yeniden iyileşecektir." diye yayılan eski bir kehanet vardı. Hiç kimse bu sözlerin anlamını bilmiyordu. Yalnızca en yaşlı kâhinler, kehanetin gerçekleşeceği gecede gökyüzünün bile susacağını söylerdi. Ve o gece geldi. Ay ışığının en parlak olduğu vakitte bir kız çocuğu dünyaya geldi. Adını Liya koydular. Doğduğu an gökyüzü sanki görünmez bir el tarafından ikiye ayrıldı. Ay karardı, yıldızlar ışıklarını içine çekti ve rüzgâr bile nefes almayı unuttu. İnsanlar bunun bir uğursuzluk olduğuna inandı. Liya büyüdükçe korkuları arttı. Çünkü onun gölgesi diğer insanların gölgesi gibi değildi. Güneş battığında yerinde kalmaz, sessizce yürürdü. Bazen ay ışığında ondan ayrılır, bazen görünmeyen biriyle konuşur gibi fısıldardı. Liya ise o fısıltıları duyabiliyordu. "Gün gelecek, beni anlayacaksın," derdi gölgesi. Bu yüzden insanlar Liya'dan uzak durdu. Çocuklar onunla oynamadı. Köylüler arkasından dualar okudu. Yaşlılar gözlerini kaçırdı. Ama tanrılar, onlar yalnızca izledi. Aralarında en sessizi, zaman tanrısı Zayron'du. O, geçmişi ve geleceği aynı anda görebiliyordu. Bir gün kaderin terazisine baktığında dengenin çatladığını fark etti. İnsanlar açgözlülükle birbirini tüketiyor, tanrılar ise güçlerinin sarhoşluğuyla kibirleniyordu. Dünya yavaş yavaş kendi ağırlığı altında eziliyordu. Zayron biliyordu ki bu dengeyi ne ordular ne de tanrılar düzeltebilirdi. Kehanetin vakti gelmişti. Yaşlı bir yolcu kılığına girerek Liya'nın karşısına çıktı. "Gölgen senden daha ağır," dedi. Liya gözlerini gölgesine çevirdi. "Çünkü yalnız benim acımı taşımıyor," dedi . "O, dünyanın sustuğu bütün acıları taşıyor." Zayron bir insanın gözlerinde korkudan daha büyük bir şey merhamet gördü. Yaşlı yolcu gözlerini Liya'nın gözlerinden ayırmadan "Sen gölgeni duyuyorsun" dedi. Liya "Evet doğduğum günden beri." "Peki sana ne söylüyor?" Liya cevap vermemişti çünkü gölgenin söyledikleri, insanların duymaya hazır olduğu sözler değildi. O gece, ay yeniden karardı. Liya köyün dışındaki sessiz tepeye çıktı. Çocukluğundan beri ne zaman içi daralsa oraya giderdi. Dünyanın bütün sesleri orada susar, yalnızca rüzgâr konuşurdu. Ay ışığı toprağa vurunca gölgesi ayaklarının dibinden ayrıldı. Önce ince bir sis gibi yükseldi. Sonra yavaş yavaş insan biçimine büründü. Yüzü yoktu ama Liya onun kendisine gülümsediğini hissediyordu. "Yine geldin." "Her zaman gelirim." "Neden yalnız bana görünüyorsun?" Gölge bir süre sessiz kaldıktan sonra devam etti. "Çünkü insanlar kendi gölgelerinden korkar. Beni görebilmeleri için önce kendilerini görmeleri gerekir" dedi. Liya dizlerinin üzerine çökerek "Ben neyim?" diye sordu. "Bir kapısın." "Neyin kapısı?" "İnsan ile tanrı arasında unutulan yolun." Rüzgar sert esmeye başladığında dağların ardından siyah kuşlar yükseldi. Gökyüzünde görünmeyen bir çan çalmış gibiydi. Gölge "geliyorlar" dedi. Ertesi gün güneş doğmadı. Gökyüzü kurşuni bir renge büründü. Köylüler korkuyla evlerine kapandı. Tapınakların çanları kendi kendine çalarken dağların zirvesinden ışıklar inmeye başladı. Yedi tanrı geliyordu. Her biri farklı bir kudret taşıyordu. Biri ateşten yaratılmıştı. Biri deniz kadar derindi. Biri yıldızların ışığını omuzlarında taşıyordu. En arkada ise zamanı üzerinde taşıyan Zayron yürüyordu. Tanrılar Liya'nın önünde durdu. İçlerinden en yaşlı olan "İnsanların kalbi ağırlaştı" dedi. Bir diğeri ekledi. "Tanrılar da merhameti unuttu." Sonra hepsi aynı anda Liya'ya "Kehanet seni işaret ediyor" dediler. Liya derin bir nefes alarak. "Benden ne istiyorsunuz?" diye sordu. Zayron "Dünyanın dengesini" dedi. "Nasıl?" dedi Liya. "Cevabı gölgen biliyor." Bütün gözler yere çevrildi. Liya'nın gölgesi bu kez toprağın üzerinde değil, ayakta yanında duruyordu. Ve bunu yalnız Liya değil. Tanrılar da görebiliyordu. Tapınakta derin bir sessizlik oldu tanrılar, gölgenin gözlerinde kendi korkularını gördüler. İnsanlardan sakladıkları her acı, her pişmanlık ve her kibir, yüzyıllardır bu gölgede birikmişti. Gölge "Dengeyi isteyen önce eksikliğini kabul etmelidir." dedi. Tanrıların hiçbiri cevap veremiyordu , sonsuz sandıkları güçlerinin aslında kusursuz olmadığını görmüşlerdi. Ve o sessizliğin içinde Liya, kaderinin henüz yeni başladığını hissetti. Tapınağın taş sütunları arasından tanrılar yarım ay şeklinde dizilmişti. Ortalarında duran Liya ise korkuyordu. Ve gölgesi de onun yanında, insan suretinde sessizce bekliyordu. Zayron asasını yere vurduğunda taş zeminde ince bir çatlak oluştu. Çatlak büyüdü, derinleşti ve karanlık bir geçide dönüştü. "Bu," dedi Zayron, "unutulan yol'dur. Buradan geçen ya kendini bulur ya da sonsuza kadar kendini kaybeder." Liya derin bir nefes alıp "Ne yapmam gerekiyor?" dedi. "Saçları alevlerden oluşan tanrılardan biri öne çıktığında yedi sınavdan geçeceksin. Her sınavda bir parçanı kaybedeceksin. Ve sonunda geriye kalan kişi gerçekten sen olacak." Liya başını sallayarak onaylarken gölgesi kulağına eğildi. "Korkma insan, en çok kendine yürürken yorulur" dedi. İlk kapının üzerinde korku yazıyordu. Kapı açıldığında Liya kendini çocukluğundaki köyde buldu. İnsanlar yine ona bakıyordu. Ama bu kez bakışlarında yalnızca korku yoktu. Nefret de vardı. "Uğursuz çocuk onun yüzünden ay karardı, bereket gitti." Sesler giderek çoğalmış taşlar yağmaya başlamıştı. Küçük Liya yere düştü. Bugünkü Liya bütün bunları yeniden izliyordu. Koşup küçük kıza sarılmak istedi ama görünmez bir duvara çarptı. Zayron'un sesi gökyüzünden "geçmiş değişmez" diye yankılandı. "O hâlde neden buradayım?" diye bağırdı Liya. "Çünkü değişmesi gereken geçmiş değildir. Onu taşıma biçimindir" dedi Zayron. Liya gözlerini kapattığında içindeki öfkeyi ilk kez fark etti. Yıllardır insanların kendisine yaptıklarını affetmediğini. Hâlâ onların sevgisini beklediğini. Ve çocukluğunu sırtında taşıdığını. Yavaşça küçük Liya'nın yanına diz çöktü. Onu kimse göremiyordu küçük kızın omzuna "Artık yalnız değilsin" diyerek dokundu. O anda bütün taşlar havada durdu. Köylülerin sesleri sustu. Çocuk Liya yukarı bakarak gülümsedi. Kapı sessizce dağıldı. İlk sınav tamamlanmıştı. İkinci kapının üzerinde kibir vardı. Bu kez karşısında tanrılar duruyordu. Hepsi genç ve güçlüydü. İnsanların dualarıyla besleniyor, övgülerle büyüyorlardı. Bir çocuk diz çökerek dua etti. Tanrılardan biri yüzünü çevirdi. Yaşlı bir kadın yardım istedi. Hiçbiri onu duymadı. Gölge "İşte güç böyle dinlemeyi bıraktığında zehre dönüşür." Liya önce tanrılara baktı. Sonra diz çökerek yaşlı kadının elini tuttu. O an gökyüzündeki yıldızlardan biri söndü. Tanrılar tedirgin olmuştu çünkü tek bir merhamet, yüzlerce övgüden daha güçlüydü. İkinci kapı da açıldı. Zayron "İnsanlar seni boşuna seçmemiş" dedi. Gölge "Hayır onu insanlar seçmedi acı seçti" dediğinde bütün tanrıların yüzü bir anda ciddileşti. Çünkü evrenin en eski yasalarından biri acıyı gerçekten anlayan biri ortaya çıktığında, kader yeniden yazılmaya başlardı. Üçüncü kapının üzerinde öfke yazıyordu. Liya kapıya dokunduğu anda kendisini karanlık bir ovada buldu. Gökyüzü kızıl renkteydi. Toprak çatlamış, ağaçlar kurumuştu ve karşısında insanlar vardı. Bu insanlar Liya'nın geçmişinden gelen yüzlerdi. Onu reddedenler, ona korkuyla bakanlar ve onu yalnız bırakanlar. Birden bir ses "Onları cezalandır" diye yükseldi. Liya etrafına bakınarak "Hayır" dedi. "Onlar seni incitti" diyerek ses daha güçlü çıktı. "Onlar seni yalnız bıraktı." Liya "Evet, evet" dedi. "O hâlde neden hâlâ onları koruyorsun?" Liya susmuştu bu sorunun cevabını bilmiyordu. Gölgesi yanına gelerek "Öfke de bir gölgedir, onu yok etmeye çalışma" dedi. "Peki ne yapacağım?" dedi Liya. "Onu dinle." Liya öfkesine baktı. Yıllardır içinde sakladığı küçük kızın öfkesi aslında intikam istemiyordu. Sadece görülmek istiyordu. Liya gözlerini kapatarak "Ben seni duyuyorum" dedi. O anda kızıl gökyüzü sakinleşip alevler söndü. Kabul edilen öfke, artık insanı yakamazdı. Ve üçüncü kapı açıldı. Dördüncü kapının üzerinde "Kayıp" yazıyordu. Kapı açılır açılmaz Liya'nın nefesi kesildi sanki karşısında hiç beklemediği biri vardı. Yıllar önce kaybettiği annesi. Liya 'yı bu tek kelime bütün dünyasını sarstı. Sarılmak için koştu. Ama elleri boşluğa dokundu bu gerçek değildi. Bir sınavdı. "Ben kalmanı isterdim anne" dedi Liya. Annesinin yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle "Biliyorum" dedi. "Ben seni hâlâ arıyorum unutmak istemiyorum anne." "Biliyorum Liya unutmak, sevmemek değildir" dedi annesi. Liya'nın gözlerinden yaşlar akarken "Kaybettiklerimizi bırakmak neden bu kadar zor?" dedi. Annesi "Çünkü insan bazen acısını, sevgisinin son kanıtı sanır." Bu söz Liya'nın kalbine dokundu yıllardır annesinin yokluğunu değil, yokluğunun acısını taşıdığını fark etti. Annesi yavaşça uzaklaşmaya başladığında Liya bu kez onu tutmadı. Sadece gülümseyerek "Teşekkür ederim" dedi. Dördüncü kapı açılırken beşinci kapının üzerinde "sevgi" yazısı belirdi. Liya içeri girdiğinde her yer ışıkla doldu. Karşısında gölgesi vardı ve bu kez gölge karanlık değildi. Ay ışığı gibi parlıyordu. "Sen kimsin?" diye sordu Liya. Gölge cevap vermekte zorlandı. "Ben" dedi ve sustu. Ardından "Ben senin taşıdığın şey değilim. Ben senin unuttuğun parçanı taşıyorum" dedi. Liya şaşkınlıkla bakarak "Ne demek bu?" diye sordu. Gölge biraz yaklaşarak "İnsan doğduğunda bütündür. Sonra acılar, korkular ve kaybettikleri gelir. Ve insan kendinden parçalar koparır. Ben senin kaybettiğin parçaların toplamıyım" dedi. Liya "Yani sen benim karanlığım değilsin" dedi. Gölge "Hayır ben senin kabul edilmeyi bekleyen yanınım" dedi. O anda Liya gölgesine sarıldı ve bir olup ikisi birbirinden ayrılmadı. Uzakta duran tanrılar sessizce izliyor ve artık biliyorlardı. Liya dünyayı kurtarmak için değil önce kendisini bütünlemek için seçilmişti. Ve kendini bulan bir insan bütün bir dünyayı değiştirebilirdi. Altıncı kapı "affetmeydi." Liya kapıya yaklaştığında artık korkmuyordu. Her kapı dışındaki bir düşmanı değil, içindeki bir yarayı gösterdiğini artık anlamıştı. Kapı açıldığında kendisini gördü. Saçlarına ak düşmüş, gözlerinde yorgunluk birikmiş yaşlanmıştı. Yaşlı Liya ona baktı ve "Yıllar boyunca herkesi affettin" dedi. Genç Liya susuyordu. Yaşlı Liya "Ama kendini affetmedin" dedi. Bu söz, diğer bütün sınavlardan daha ağırdı. İnsan bazen başkalarının yaralarını iyileştirebilir ama kendi içindeki kırgınlığı taşıyamazdı. "Ben ne için kendimi affedeceğim?" diye sordu Liya. Yaşlı Liya ona baktı ve "Seçmediğin , değiştiremediğin, kaybettiklerin için. Ve kendini hep güçlü olmak zorunda bıraktığın için." Liya yıllarca gölgesini taşımıştı. Dünyanın acısını hissetmişti. Ama hiç kimse ona "Sen nasılsın?" diye sormamıştı. O an kendi kalbine döndü ve ilk kez "Ben de yoruldum" dedi. Bu sözle birlikte kapının duvarları çatlamaya başladı. Çünkü gerçek kabul edildiğinde, saklanan şeyler gücünü kaybederdi. Yaşlı Liya yavaşça kayboldu. "Affetmek, yapılanı doğru bulmak değildir. Affetmek, kalbini geçmişin zincirlerinden kurtarmaktır." Altıncı kapı açılırken son kapının üzerinde hiçbir kelime yoktu. Sadece bir ayna vardı. Liya aynaya baktığında bütün insanlığı gördü. Ağlayan çocukları, yalnız yaşlıları, sevgi arayan kalpleri, savaşan insanları, korkuları yüzünden birbirini incitenleri ve sonra aynanın içinde "Fedakârlık" yazısı belirdi. Zayron yakınına gelerek "Liya sana son seçimi söyleme zamanı geldi" dedi. Liya ona bakarak "Ne seçimi?" dedi. Zayron'un yüzü hüzünlendi. "Sen ve gölgen artık birsiniz. Eğer onu tamamen kabul edersen, insan olarak kalamazsın. Tanrılardan daha güçlü bir varlığa dönüşürsün. Fakat insanlar seni anlayamaz. Onlar seni bir efsane olarak hatırlar. Bir insan olarak değil." Liya "Diğer seçenek nedir?" diye sordu. Zayron Liya'nın gözlerine bakarak "Gölgeni ayırırsan dünyanın acısını yine insanlar taşır. Sen ise sıradan bir insan olarak yaşarsın." Liya etrafına bakındı belkide yıllardır aradığı şey sıradan olmak, korkulmamak, sevilmekti. Gölgesine baktığında gerçeği gördü. Gölgesi ona bakarak "Seçimini yap" dedi. Liya gülümseyerek "İkinizi de seçmeyeceğim "dedi. Tanrılar "Ne demek bu?" dedi. Liya "İnsanların acısını almak istemiyorum. Çünkü acı olmadan merhameti anlayamazlar. Ben de tanrı olmak istemiyorum. Çünkü güç, paylaşılmadığında yalnızlığa dönüşür" dedi. Zayron "Peki ne yapacaksın?" diye sordu. Liya gökyüzüne ve etrafına baktıktan sonra "İnsanlara gölgelerinden korkmamayı öğreteceğim" dedi. O anda evren sessizleşti, ilk kez biri kaderin sunduğu iki yolu da reddetmişti. Ve kendi yolunu seçmişti. Evren uzun süre sessiz kaldı. Tanrılar, bir insanın karşısında ilk kez cevap bulamamıştı. Çünkü onlar dünyayı değiştirmek için büyük güçlerin gerektiğine inanmıştı. Oysa Liya onlara başka bir şey göstermişti. Bazen dünyayı değiştiren şey güç değil, kabuldü. Zayron "Sen kehanetin söylediği kişi değilsin" dedi. Liya "Değil miyim?" dedi. Zayron "Hayır. Çünkü kehaneti yanlış anladık." Tanrıların hepsi sessizce Zayron'u dinliyordu. Gölgeyi taşıyan kadın gelirse, dünya ya yanacak ya da iyileşecek. Biz onun bir silah olduğunu sandık. Ama o bir öğretmendi. Aslında kehanet böyleydi. Liya gölgesine baktığında artık gölgesi ondan ayrı değildi. Onunla birlikte nefes alıyor, onunla birlikte yürüyordu. "İnsanlara ne olacak?" diye sordu Liya. Zayron "Onlar artık kendi gölgelerini taşıyacak" dedi. O günden sonra dünya değişmeye başladı. İnsanlar acıyı tamamen kaybetmedi. Çünkü acı, insan olmanın bir parçasıydı artık acıdan kaçmak yerine onu anlamayı öğrendiler. Bir insan hata yaptığında içinde "Dön ve bak" diye bir ses duyuyordu. Bir insan kırıldığında başka bir ses "Kalbin hâlâ hissedebiliyor" diye fısıldıyordu. Bir insan güç kazandığında ise "Unutma, sen de bir zamanlar yardıma ihtiyaç duydun." Bu sesin kime ait olduğunu kimse bilmiyordu. Eski bilgelere göre o, Liya'nın sesiydi. Tanrılar da değişmişti. Artık insanlara yukarıdan bakmıyorlardı onlar da kendi gölgeleriyle karşılaşmıştı. Ateş Tanrısı öfkesini öğrendi. Deniz Tanrısı yalnızlığını kabul etti. Bilgelik Tanrıçası her şeyi bilmenin, her şeyi anlamak olmadığını fark etti. Ve Zayron. Zaman Tanrısı ilk kez zamanı durdurdu. Çünkü bazı anların sonsuza kadar hissedilmesi gerektiğini biliyordu. Ve Liya. O dünyada kalmadı artık ne tamamen insan ne de tamamen tanrıydı. O, iki dünya arasındaki sessiz köprü olmuştu. Ayın karanlık yüzüne dönüştü. İnsanlar onu göremedi. Ama bazı geceler. Ay gökyüzünde ince bir ışıkla parladığında, yalnız kalan insanlar onun varlığını hissederdi. Derler ki: Bir insan hayatının en zor kararını verdiğinde. Birini affetmekle nefret etmek arasında kaldığında. Korkusuna rağmen doğru olanı seçtiğinde. Liya'nın gölgesi o kişinin kalbine dokunur. Ve çok hafif bir ses "acından kaçma" diye duyulur. "Çünkü seni insan yapan, hiç yara almamış olman değil. Yaralarınla yeniden ışık bulabilmendir." Yüzyıllar sonra çocuklar ayın karanlık yüzüne bakıp bir hikâye anlatmaya başladı. "Bir kadın varmış. Gölgesini yok etmek yerine onu sevmiş. Dünyanın acısını taşımak yerine insanlara kendi acılarını anlamayı öğretmiş. Ne bir kraliçe, ne bir tanrı, ne de bir kahramanmış. O sadece kendini tamamen kabul eden ilk insanmış. Ve adı hâlâ söylenir Liya. Gölgeyi Taşıyan Kadın."</a></p>
<p>       </p>
<p>              <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GÖLGENİN  GERÇEK ADI Zamanın henüz isimleri öğrenmediği çağlarda, dağların gökyüzüne fısıldadığı, nehirlerin tanrıların nefesiyle aktığı kadim bir diyar vardı. Bu topraklarda tanrılar, insanların arasında sessizce dolaşır. Bazen bir yabancı kılığına girer, bazen yaşlı bir bilge olur, bazen de yalnızca rüzgârın uğultusunda hissedilirdi. Onları gören pek az olurdu, görenler ise gördüklerini anlatmaya cesaret edemezdi. O çağlarda kulaktan kulağa gölge doğarsa denge bozulur. Gölgeyi Taşıyan Kadın gelirse, dünya  ya ateşle sınanacak ya da yeniden iyileşecektir. Diye yayılan eski bir kehanet vardı. Hiç kimse bu sözlerin anlamını bilmiyordu. Yalnızca en yaşlı kâhinler, kehanetin gerçekleşeceği gecede gökyüzünün bile susacağını söylerdi. Ve o gece geldi. Ay ışığının en parlak olduğu vakitte bir kız çocuğu dünyaya geldi. Adını Liya koydular. Doğduğu an gökyüzü sanki görünmez bir el tarafından ikiye ayrıldı. Ay karardı, yıldızlar ışıklarını içine çekti ve rüzgâr bile nefes almayı unuttu. İnsanlar bunun bir uğursuzluk olduğuna inandı. Liya büyüdükçe korkuları arttı. Çünkü onun gölgesi diğer insanların gölgesi gibi değildi. Güneş battığında yerinde kalmaz, sessizce yürürdü. Bazen ay ışığında ondan ayrılır, bazen görünmeyen biriyle konuşur gibi fısıldardı. Liya ise o fısıltıları duyabiliyordu. Gün gelecek, beni anlayacaksın,  derdi gölgesi. Bu yüzden insanlar Liya'dan uzak durdu. Çocuklar onunla oynamadı. Köylüler arkasından dualar okudu. Yaşlılar gözlerini kaçırdı. Ama tanrılar onlar  yalnızca izledi. Aralarında en sessizi, zaman tanrısı Zayron'du. O, geçmişi ve geleceği aynı anda görebiliyordu.  Bir gün kaderin terazisine baktığında dengenin çatladığını fark etti. İnsanlar açgözlülükle birbirini tüketiyor, tanrılar ise güçlerinin sarhoşluğuyla kibirleniyordu. Dünya yavaş yavaş kendi ağırlığı altında eziliyordu. Zayron biliyordu ki bu dengeyi ne ordular ne de tanrılar düzeltebilirdi. Kehanetin vakti gelmişti. Yaşlı bir yolcu kılığına girerek Liya'nın karşısına çıktı. Gölgen senden daha ağır, dedi. Liya  gözlerini gölgesine çevirdi. Çünkü yalnız benim acımı taşımıyor, dedi . O, dünyanın sustuğu bütün acıları taşıyor. Zayron  bir insanın gözlerinde korkudan daha büyük bir şey merhamet gördü. Yaşlı yolcu gözlerini Liya'nın gözlerinden ayırmadan sen gölgeni duyuyorsun dedi.  Liya  evet  doğduğum günden beri. Peki sana ne söylüyor? Liya cevap vermemişti çünkü gölgenin söyledikleri, insanların duymaya hazır olduğu sözler değildi. O gece, ay yeniden karardı. Liya köyün dışındaki sessiz tepeye çıktı. Çocukluğundan beri ne zaman içi daralsa oraya giderdi. Dünyanın bütün sesleri orada susar, yalnızca rüzgâr konuşurdu. Ay ışığı toprağa vurunca gölgesi ayaklarının dibinden ayrıldı. Önce ince bir sis gibi yükseldi. Sonra yavaş yavaş insan biçimine büründü. Yüzü yoktu ama Liya onun kendisine gülümsediğini hissediyordu. Yine geldin. Her zaman gelirim. Neden yalnız bana görünüyorsun? Gölge  bir süre sessiz kaldıktan sonra devam etti. Çünkü insanlar kendi gölgelerinden korkar. Beni görebilmeleri için önce kendilerini görmeleri gerekir dedi.  Liya dizlerinin üzerine çökerek Ben neyim? diye sordu.  Bir kapısın. Neyin kapısı? İnsan ile tanrı arasında unutulan yolun. Rüzgar sert esmeye başladığında dağların ardından siyah kuşlar yükseldi. Gökyüzünde görünmeyen bir çan çalmış gibiydi. Gölge  geliyorlar dedi.  Ertesi gün güneş doğmadı. Gökyüzü kurşuni bir renge büründü. Köylüler korkuyla evlerine kapandı. Tapınakların çanları kendi kendine çalarken  dağların zirvesinden ışıklar inmeye başladı. Yedi tanrı geliyordu.  Her biri farklı bir kudret taşıyordu.  Biri ateşten yaratılmıştı. Biri deniz kadar derindi. Biri yıldızların ışığını omuzlarında taşıyordu. En arkada ise zamanı  üzerinde taşıyan Zayron yürüyordu. Tanrılar Liya'nın önünde durdu. İçlerinden en yaşlı olan  insanların kalbi ağırlaştı dedi.  Bir diğeri ekledi.  Tanrılar da merhameti unuttu. Sonra hepsi aynı anda Liya'ya  kehanet seni işaret ediyor dediler.  Liya derin bir nefes alarak. Benden ne istiyorsunuz? diye sordu.  Zayron dünyanın dengesini dedi.  Nasıl? dedi liya.  Cevabı gölgen biliyor. Bütün gözler yere çevrildi. Liya'nın gölgesi bu kez toprağın üzerinde değil, ayakta yanında duruyordu. Ve bunu yalnız Liya değil. Tanrılar da  görebiliyordu. Tapınakta derin bir sessizlik oldu  tanrılar, gölgenin gözlerinde kendi korkularını gördüler. İnsanlardan sakladıkları her acı, her pişmanlık ve her kibir, yüzyıllardır bu gölgede birikmişti. Gölge dengeyi isteyen önce eksikliğini kabul etmelidir dedi.  Tanrıların hiçbiri cevap veremiyordu , sonsuz sandıkları güçlerinin aslında kusursuz olmadığını görmüşlerdi. Ve o sessizliğin içinde Liya, kaderinin henüz yeni başladığını hissetti. Tapınağın taş sütunları arasından  tanrılar yarım ay şeklinde dizilmişti. Ortalarında duran Liya ise  korkuyordu. Ve  gölgesi de onun yanında, insan suretinde sessizce bekliyordu. Zayron asasını yere vurduğunda  taş zeminde ince bir çatlak oluştu. Çatlak büyüdü, derinleşti ve karanlık bir geçide dönüştü. Bu, dedi Zayron, unutulan yol'dur. Buradan geçen ya kendini bulur  ya da sonsuza kadar kendini kaybeder. Liya derin bir nefes alıp  ne yapmam gerekiyor? dedi.  Saçları alevlerden oluşan  tanrılardan biri öne çıktığında.  Yedi sınavdan geçeceksin.  Her sınavda bir parçanı kaybedeceksin. Ve  sonunda geriye kalan kişi gerçekten sen olacak. Liya  başını sallayarak onaylarken  gölgesi kulağına eğildi. Korkma  insan, en çok kendine yürürken yorulur dedi.  İlk kapının üzerinde korku  yazıyordu. Kapı açıldığında Liya kendini çocukluğundaki köyde buldu. İnsanlar yine ona bakıyordu.  Ama bu kez bakışlarında yalnızca korku yoktu.  Nefret de vardı. Uğursuz çocuk onun yüzünden ay karardı,  bereket gitti.  Sesler giderek çoğalmış taşlar yağmaya başlamıştı.  Küçük Liya yere düştü. Bugünkü Liya bütün bunları yeniden izliyordu. Koşup küçük kıza sarılmak istedi ama görünmez bir duvara çarptı.  Zayron'un sesi gökyüzünden geçmiş değişmez diye yankılandı. O hâlde neden buradayım? diye bağırdı Liya. Çünkü değişmesi gereken geçmiş değildir. Onu taşıma biçimindir dedi Zayron.  Liya gözlerini kapattığında içindeki öfkeyi ilk kez fark etti. Yıllardır insanların kendisine yaptıklarını affetmediğini. Hâlâ onların sevgisini beklediğini. Ve çocukluğunu sırtında taşıdığını. Yavaşça küçük Liya'nın yanına diz çöktü. Onu kimse göremiyordu  küçük kızın omzuna artık yalnız değilsin diyerek dokundu. O anda bütün taşlar havada durdu. Köylülerin sesleri sustu. Çocuk Liya   yukarı bakarak gülümsedi.  Kapı sessizce dağıldı. İlk sınav tamamlanmıştı. İkinci kapının üzerinde kibir  vardı. Bu kez karşısında tanrılar duruyordu. Hepsi genç ve  güçlüydü.  İnsanların dualarıyla besleniyor, övgülerle büyüyorlardı. Bir çocuk diz çökerek dua etti. Tanrılardan biri yüzünü çevirdi. Yaşlı bir kadın yardım istedi. Hiçbiri onu duymadı. Gölge işte güç böyle dinlemeyi bıraktığında zehre dönüşür. Liya önce tanrılara baktı. Sonra  diz çökerek yaşlı kadının elini tuttu. O an gökyüzündeki yıldızlardan biri söndü. Tanrılar  tedirgin olmuşdu çünkü tek bir merhamet, yüzlerce övgüden daha güçlüydü. İkinci kapı da açıldı. Zayron insanlar seni boşuna seçmemiş dedi.  Gölge  hayır  onu insanlar seçmedi acı seçti dedidiğinde bütün tanrıların yüzü bir anda ciddileşti. Çünkü evrenin en eski yasalarından biri  acıyı gerçekten anlayan biri ortaya çıktığında, kader yeniden yazılmaya başlardı.   Üçüncü kapının üzerinde öfke yazıyordu.  Liya kapıya dokunduğu anda kendisini karanlık bir ovada buldu. Gökyüzü kızıl renkteydi. Toprak çatlamış, ağaçlar kurumuştu ve karşısında insanlar vardı. Bu insanlar Liya'nın geçmişinden gelen yüzlerdi. Onu reddedenler, ona korkuyla bakanlar ve  onu yalnız bırakanlar. Birden bir ses onları cezalandır  diye yükseldi.  Liya etrafına bakınarak  Hayır dedi.  Onlar seni incitti diyerek  ses daha güçlü çıktı. Onlar seni yalnız bıraktı. Liya  evet, evet dedi.  O hâlde neden hâlâ onları koruyorsun? Liya susmuştu  bu sorunun cevabını bilmiyordu. Gölgesi yanına gelerek  öfke de bir gölgedir,  onu yok etmeye çalışma dedi.  Peki ne yapacağım? dedi Liya Onu dinle. Liya  öfkesine baktı.  Yıllardır içinde sakladığı küçük kızın  öfkesi aslında intikam istemiyordu. Sadece görülmek istiyordu. Liya gözlerini kapatarak  ben seni duyuyorum dedi.  O anda kızıl gökyüzü sakinleşip alevler söndü.  Kabul edilen öfke, artık insanı yakamazdı. Ve üçüncü kapı açıldı. Dördüncü kapının üzerinde Kayıp  yazıyordu. Kapı açılır açılmaz Liya'nın nefesi kesildi sanki karşısında hiç beklemediği biri vardı. Yıllar önce kaybettiği annesi. Liya 'yı bu tek kelime bütün dünyasını sarstı.  Sarılmak  için koştu.  Ama elleri boşluğa dokundu bu gerçek değildi. Bir sınavdı. Ben kalmanı isterdim, Anne  dedi Liya. Annesinin yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle biliyorum dedi.  Ben seni hâlâ arıyorum unutmak istemiyorum Anne.  Biliyorum  Liya  unutmak, sevmemek değildir dedi Annesi.  Liya'nın gözlerinden yaşlar akarken kaybettiklerimizi bırakmak neden bu kadar zor? dedi.  Annesi çünkü insan bazen acısını, sevgisinin son kanıtı sanır. Bu söz Liya'nın kalbine dokundu yıllardır annesinin yokluğunu değil, yokluğunun acısını taşıdığını fark etti. Annesi yavaşça uzaklaşmaya başladığında  Liya bu kez onu tutmadı. Sadece gülümseyerek  teşekkür ederim dedi.  Dördüncü kapı açılırken  beşinci kapının üzerinde sevgi yazısı belirdi.  Liya içeri girdiğinde her yer ışıkla doldu. Karşısında gölgesi vardı ve  bu kez gölge karanlık değildi. Ay ışığı gibi parlıyordu. Sen kimsin? diye sordu Liya. Gölge  cevap vermekte zorlandı. Ben dedi ve sustu. Ardından  Ben senin taşıdığın şey değilim. Ben senin unuttuğun parçanı taşıyorum dedi.  Liya şaşkınlıkla bakarak.  Ne demek bu? diye sordu.   Gölge biraz  yaklaşarak insan doğduğunda bütündür. Sonra acılar, korkular ve kaybettikleri gelir. Ve insan kendinden parçalar koparır. Ben senin kaybettiğin parçaların toplamıyım dedi.  Liya yani sen benim karanlığım değilsin dedi.  Gölge  hayır ben senin kabul edilmeyi bekleyen yanınım dedi.  O anda Liya gölgesine sarıldı ve bir olup  ikisi birbirinden ayrılmadı. Uzakta duran tanrılar sessizce izliyor ve artık biliyorlardı.  Liya dünyayı kurtarmak için değil  önce kendisini bütünlemek için seçilmişti. Ve kendini bulan bir insan  bütün bir dünyayı değiştirebilirdi.  Altıncı kapı  affetmeydi.  Liya kapıya yaklaştığında artık korkmuyordu. Her kapı dışındaki bir düşmanı değil, içindeki bir yarayı gösterdiğini  artık anlamıştı.  Kapı açıldığında kendisini gördü.  Saçlarına ak düşmüş, gözlerinde yorgunluk birikmiş yaşlanmıştı.  Yaşlı Liya ona baktı ve  yıllar boyunca herkesi affettin dedi.  Genç Liya susuyordu.  Yaşlı  Liya  ama kendini affetmedin dedi.  Bu söz, diğer bütün sınavlardan daha ağırdı. İnsan bazen başkalarının yaralarını iyileştirebilir, ama kendi içindeki kırgınlığı taşıyamazdı. Ben ne için kendimi affedeceğim? diye sordu Liya. Yaşlı Liya ona baktı ve seçmediğin , değiştiremediğin,  kaybettiklerin için. Ve kendini hep güçlü olmak zorunda bıraktığın için. Liya yıllarca gölgesini taşımıştı. Dünyanın acısını hissetmişti. Ama hiç kimse ona Sen nasılsın? diye sormamıştı. O an kendi kalbine döndü ve ilk kez  ben de yoruldum dedi.  Bu sözle birlikte kapının duvarları çatlamaya başladı. Çünkü gerçek kabul edildiğinde, saklanan şeyler gücünü kaybederdi. Yaşlı Liya yavaşça kayboldu. Affetmek, yapılanı doğru bulmak değildir. Affetmek, kalbini geçmişin zincirlerinden kurtarmaktır. Altıncı kapı açılırken son kapının üzerinde hiçbir kelime yoktu. Sadece bir ayna vardı. Liya aynaya baktığında  bütün insanlığı gördü. Ağlayan çocukları, yalnız yaşlıları,  sevgi arayan kalpleri, savaşan insanları, korkuları yüzünden birbirini incitenleri  ve sonra aynanın içinde Fedakârlık yazısı belirdi.  Zayron  yakınına gelerek Liya sana son seçimi söyleme zamanı geldi dedi.  Liya ona bakarak ne seçimi?dedi. Zayron'un yüzü hüzünlendi. Sen ve gölgen artık birsiniz.  Eğer onu tamamen kabul edersen, insan olarak kalamazsın. Tanrılardan daha güçlü bir varlığa dönüşürsün. Fakat insanlar seni anlayamaz. Onlar seni bir efsane olarak hatırlar. Bir insan olarak değil. Liya  diğer seçenek nedir? diye sordu.  Zayron  Liya'nın gözlerine bakarak  gölgeni ayırırsan  dünyanın acısını yine insanlar taşır. Sen ise sıradan bir insan olarak yaşarsın. Liya etrafına bakındı  belkide yıllardır aradığı şey sıradan olmak, korkulmamak, sevilmekdi. Gölgesine baktığında gerçeği gördü. Gölgesi ona bakarak  seçimini yap dedi.  Liya  gülümseyerek  ikinizi de seçmeyeceğim dedi.  Tanrılar  ne demek bu? dedi.  Liya  insanların acısını almak istemiyorum. Çünkü acı olmadan merhameti anlayamazlar. Ben de tanrı olmak istemiyorum. Çünkü güç, paylaşılmadığında yalnızlığa dönüşür dedi.  Zayron  peki ne yapacaksın? diye sordu.  Liya gökyüzüne ve etrafına baktıktan sonra  insanlara gölgelerinden korkmamayı öğreteceğim dedi.  O anda evren sessizleşti, ilk kez biri kaderin sunduğu iki yolu da reddetmişti. Ve kendi yolunu seçmişti.  Evren uzun süre sessiz kaldı. Tanrılar, bir insanın karşısında ilk kez cevap bulamamıştı. Çünkü onlar dünyayı değiştirmek için büyük güçlerin gerektiğine inanmıştı. Oysa Liya onlara başka bir şey göstermişti.  Bazen dünyayı değiştiren şey güç değil, kabuldü. Zayron  sen kehanetin söylediği kişi değilsin dedi.  Liya  değil miyim? dedi.  Zayron hayır. Çünkü kehaneti yanlış anladık. Tanrıların hepsi sessizce Zayron'u dinliyordu. Gölgeyi taşıyan kadın gelirse, dünya ya yanacak ya da iyileşecek. Biz onun bir silah olduğunu sandık. Ama o bir öğretmendi.  Aslında kehanet böyleydi.  Liya gölgesine baktığında  artık gölgesi ondan ayrı değildi. Onunla birlikte nefes alıyor, onunla birlikte yürüyordu. İnsanlara ne olacak? diye sordu Liya. Zayron  onlar artık kendi gölgelerini taşıyacak dedi.  O günden sonra dünya değişmeye başladı. İnsanlar acıyı tamamen kaybetmedi. Çünkü acı, insan olmanın bir parçasıydı  artık acıdan kaçmak yerine onu anlamayı öğrendiler. Bir insan hata yaptığında içinde dön ve bak diye bir ses duyuyordu.  Bir insan kırıldığında başka bir ses kalbin hâlâ hissedebiliyor diye fısıldıyordu.  Bir insan güç kazandığında ise unutma, sen de bir zamanlar yardıma ihtiyaç duydun. Bu sesin kime ait olduğunu kimse bilmiyordu. Eski bilgelere göre o, Liya'nın sesiydi. Tanrılar da değişmişti.  Artık insanlara yukarıdan bakmıyorlardı onlar da kendi gölgeleriyle karşılaşmıştı. Ateş Tanrısı öfkesini öğrendi. Deniz Tanrısı yalnızlığını kabul etti. Bilgelik Tanrıçası her şeyi bilmenin, her şeyi anlamak olmadığını fark etti. Ve Zayron. Zaman Tanrısı ilk kez zamanı durdurdu. Çünkü bazı anların sonsuza kadar hissedilmesi gerektiğini biliyordu.  Ve  Liya. O dünyada kalmadı artık ne tamamen insan ne de tamamen tanrıydı. O, iki dünya arasındaki sessiz köprü olmuştu. Ayın karanlık yüzüne dönüştü. İnsanlar onu göremedi. Ama bazı geceler. Ay gökyüzünde ince bir ışıkla parladığında, yalnız kalan insanlar onun varlığını hissederdi. Derler ki: Bir insan hayatının en zor kararını verdiğinde. Birini affetmekle nefret etmek arasında kaldığında. Korkusuna rağmen doğru olanı seçtiğinde. Liya'nın gölgesi o kişinin kalbine dokunur. Ve çok hafif bir ses acından kaçma diye  duyulur.  Çünkü seni insan yapan, hiç yara almamış olman değil. Yaralarınla yeniden ışık bulabilmendir. Yüzyıllar sonra çocuklar ayın karanlık yüzüne bakıp bir hikâye anlatmaya başladı. Bir kadın varmış. Gölgesini yok etmek yerine onu sevmiş.  Dünyanın acısını taşımak yerine insanlara kendi acılarını anlamayı öğretmiş.  Ne bir kraliçe, ne bir tanrı, ne de bir kahramanmış.  O sadece kendini tamamen kabul eden ilk insanmış.  Ve adı hâlâ  söylenir Liya. Gölgeyi Taşıyan Kadın.        DİLEK SARIKAYA  Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya">DİLEK SARIKAYA</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GÖLGENİN  GERÇEK ADI Zamanın henüz isimleri öğrenmediği çağlarda, dağların gökyüzüne fısıldadığı, nehirlerin tanrıların nefesiyle aktığı kadim bir diyar vardı. Bu topraklarda tanrılar, insanların arasında sessizce dolaşır. Bazen bir yabancı kılığına girer, bazen yaşlı bir bilge olur, bazen de yalnızca rüzgârın uğultusunda hissedilirdi. Onları gören pek az olurdu, görenler ise gördüklerini anlatmaya cesaret edemezdi. O çağlarda kulaktan kulağa gölge doğarsa denge bozulur. Gölgeyi Taşıyan Kadın gelirse, dünya  ya ateşle sınanacak ya da yeniden iyileşecektir. Diye yayılan eski bir kehanet vardı. Hiç kimse bu sözlerin anlamını bilmiyordu. Yalnızca en yaşlı kâhinler, kehanetin gerçekleşeceği gecede gökyüzünün bile susacağını söylerdi. Ve o gece geldi. Ay ışığının en parlak olduğu vakitte bir kız çocuğu dünyaya geldi. Adını Liya koydular. Doğduğu an gökyüzü sanki görünmez bir el tarafından ikiye ayrıldı. Ay karardı, yıldızlar ışıklarını içine çekti ve rüzgâr bile nefes almayı unuttu. İnsanlar bunun bir uğursuzluk olduğuna inandı. Liya büyüdükçe korkuları arttı. Çünkü onun gölgesi diğer insanların gölgesi gibi değildi. Güneş battığında yerinde kalmaz, sessizce yürürdü. Bazen ay ışığında ondan ayrılır, bazen görünmeyen biriyle konuşur gibi fısıldardı. Liya ise o fısıltıları duyabiliyordu. Gün gelecek, beni anlayacaksın,  derdi gölgesi. Bu yüzden insanlar Liya'dan uzak durdu. Çocuklar onunla oynamadı. Köylüler arkasından dualar okudu. Yaşlılar gözlerini kaçırdı. Ama tanrılar onlar  yalnızca izledi. Aralarında en sessizi, zaman tanrısı Zayron'du. O, geçmişi ve geleceği aynı anda görebiliyordu.  Bir gün kaderin terazisine baktığında dengenin çatladığını fark etti. İnsanlar açgözlülükle birbirini tüketiyor, tanrılar ise güçlerinin sarhoşluğuyla kibirleniyordu. Dünya yavaş yavaş kendi ağırlığı altında eziliyordu. Zayron biliyordu ki bu dengeyi ne ordular ne de tanrılar düzeltebilirdi. Kehanetin vakti gelmişti. Yaşlı bir yolcu kılığına girerek Liya'nın karşısına çıktı. Gölgen senden daha ağır, dedi. Liya  gözlerini gölgesine çevirdi. Çünkü yalnız benim acımı taşımıyor, dedi . O, dünyanın sustuğu bütün acıları taşıyor. Zayron  bir insanın gözlerinde korkudan daha büyük bir şey merhamet gördü. Yaşlı yolcu gözlerini Liya'nın gözlerinden ayırmadan sen gölgeni duyuyorsun dedi.  Liya  evet  doğduğum günden beri. Peki sana ne söylüyor? Liya cevap vermemişti çünkü gölgenin söyledikleri, insanların duymaya hazır olduğu sözler değildi. O gece, ay yeniden karardı. Liya köyün dışındaki sessiz tepeye çıktı. Çocukluğundan beri ne zaman içi daralsa oraya giderdi. Dünyanın bütün sesleri orada susar, yalnızca rüzgâr konuşurdu. Ay ışığı toprağa vurunca gölgesi ayaklarının dibinden ayrıldı. Önce ince bir sis gibi yükseldi. Sonra yavaş yavaş insan biçimine büründü. Yüzü yoktu ama Liya onun kendisine gülümsediğini hissediyordu. Yine geldin. Her zaman gelirim. Neden yalnız bana görünüyorsun? Gölge  bir süre sessiz kaldıktan sonra devam etti. Çünkü insanlar kendi gölgelerinden korkar. Beni görebilmeleri için önce kendilerini görmeleri gerekir dedi.  Liya dizlerinin üzerine çökerek Ben neyim? diye sordu.  Bir kapısın. Neyin kapısı? İnsan ile tanrı arasında unutulan yolun. Rüzgar sert esmeye başladığında dağların ardından siyah kuşlar yükseldi. Gökyüzünde görünmeyen bir çan çalmış gibiydi. Gölge  geliyorlar dedi.  Ertesi gün güneş doğmadı. Gökyüzü kurşuni bir renge büründü. Köylüler korkuyla evlerine kapandı. Tapınakların çanları kendi kendine çalarken  dağların zirvesinden ışıklar inmeye başladı. Yedi tanrı geliyordu.  Her biri farklı bir kudret taşıyordu.  Biri ateşten yaratılmıştı. Biri deniz kadar derindi. Biri yıldızların ışığını omuzlarında taşıyordu. En arkada ise zamanı  üzerinde taşıyan Zayron yürüyordu. Tanrılar Liya'nın önünde durdu. İçlerinden en yaşlı olan  insanların kalbi ağırlaştı dedi.  Bir diğeri ekledi.  Tanrılar da merhameti unuttu. Sonra hepsi aynı anda Liya'ya  kehanet seni işaret ediyor dediler.  Liya derin bir nefes alarak. Benden ne istiyorsunuz? diye sordu.  Zayron dünyanın dengesini dedi.  Nasıl? dedi liya.  Cevabı gölgen biliyor. Bütün gözler yere çevrildi. Liya'nın gölgesi bu kez toprağın üzerinde değil, ayakta yanında duruyordu. Ve bunu yalnız Liya değil. Tanrılar da  görebiliyordu. Tapınakta derin bir sessizlik oldu  tanrılar, gölgenin gözlerinde kendi korkularını gördüler. İnsanlardan sakladıkları her acı, her pişmanlık ve her kibir, yüzyıllardır bu gölgede birikmişti. Gölge dengeyi isteyen önce eksikliğini kabul etmelidir dedi.  Tanrıların hiçbiri cevap veremiyordu , sonsuz sandıkları güçlerinin aslında kusursuz olmadığını görmüşlerdi. Ve o sessizliğin içinde Liya, kaderinin henüz yeni başladığını hissetti. Tapınağın taş sütunları arasından  tanrılar yarım ay şeklinde dizilmişti. Ortalarında duran Liya ise  korkuyordu. Ve  gölgesi de onun yanında, insan suretinde sessizce bekliyordu. Zayron asasını yere vurduğunda  taş zeminde ince bir çatlak oluştu. Çatlak büyüdü, derinleşti ve karanlık bir geçide dönüştü. Bu, dedi Zayron, unutulan yol'dur. Buradan geçen ya kendini bulur  ya da sonsuza kadar kendini kaybeder. Liya derin bir nefes alıp  ne yapmam gerekiyor? dedi.  Saçları alevlerden oluşan  tanrılardan biri öne çıktığında.  Yedi sınavdan geçeceksin.  Her sınavda bir parçanı kaybedeceksin. Ve  sonunda geriye kalan kişi gerçekten sen olacak. Liya  başını sallayarak onaylarken  gölgesi kulağına eğildi. Korkma  insan, en çok kendine yürürken yorulur dedi.  İlk kapının üzerinde korku  yazıyordu. Kapı açıldığında Liya kendini çocukluğundaki köyde buldu. İnsanlar yine ona bakıyordu.  Ama bu kez bakışlarında yalnızca korku yoktu.  Nefret de vardı. Uğursuz çocuk onun yüzünden ay karardı,  bereket gitti.  Sesler giderek çoğalmış taşlar yağmaya başlamıştı.  Küçük Liya yere düştü. Bugünkü Liya bütün bunları yeniden izliyordu. Koşup küçük kıza sarılmak istedi ama görünmez bir duvara çarptı.  Zayron'un sesi gökyüzünden geçmiş değişmez diye yankılandı. O hâlde neden buradayım? diye bağırdı Liya. Çünkü değişmesi gereken geçmiş değildir. Onu taşıma biçimindir dedi Zayron.  Liya gözlerini kapattığında içindeki öfkeyi ilk kez fark etti. Yıllardır insanların kendisine yaptıklarını affetmediğini. Hâlâ onların sevgisini beklediğini. Ve çocukluğunu sırtında taşıdığını. Yavaşça küçük Liya'nın yanına diz çöktü. Onu kimse göremiyordu  küçük kızın omzuna artık yalnız değilsin diyerek dokundu. O anda bütün taşlar havada durdu. Köylülerin sesleri sustu. Çocuk Liya   yukarı bakarak gülümsedi.  Kapı sessizce dağıldı. İlk sınav tamamlanmıştı. İkinci kapının üzerinde kibir  vardı. Bu kez karşısında tanrılar duruyordu. Hepsi genç ve  güçlüydü.  İnsanların dualarıyla besleniyor, övgülerle büyüyorlardı. Bir çocuk diz çökerek dua etti. Tanrılardan biri yüzünü çevirdi. Yaşlı bir kadın yardım istedi. Hiçbiri onu duymadı. Gölge işte güç böyle dinlemeyi bıraktığında zehre dönüşür. Liya önce tanrılara baktı. Sonra  diz çökerek yaşlı kadının elini tuttu. O an gökyüzündeki yıldızlardan biri söndü. Tanrılar  tedirgin olmuşdu çünkü tek bir merhamet, yüzlerce övgüden daha güçlüydü. İkinci kapı da açıldı. Zayron insanlar seni boşuna seçmemiş dedi.  Gölge  hayır  onu insanlar seçmedi acı seçti dedidiğinde bütün tanrıların yüzü bir anda ciddileşti. Çünkü evrenin en eski yasalarından biri  acıyı gerçekten anlayan biri ortaya çıktığında, kader yeniden yazılmaya başlardı.   Üçüncü kapının üzerinde öfke yazıyordu.  Liya kapıya dokunduğu anda kendisini karanlık bir ovada buldu. Gökyüzü kızıl renkteydi. Toprak çatlamış, ağaçlar kurumuştu ve karşısında insanlar vardı. Bu insanlar Liya'nın geçmişinden gelen yüzlerdi. Onu reddedenler, ona korkuyla bakanlar ve  onu yalnız bırakanlar. Birden bir ses onları cezalandır  diye yükseldi.  Liya etrafına bakınarak  Hayır dedi.  Onlar seni incitti diyerek  ses daha güçlü çıktı. Onlar seni yalnız bıraktı. Liya  evet, evet dedi.  O hâlde neden hâlâ onları koruyorsun? Liya susmuştu  bu sorunun cevabını bilmiyordu. Gölgesi yanına gelerek  öfke de bir gölgedir,  onu yok etmeye çalışma dedi.  Peki ne yapacağım? dedi Liya Onu dinle. Liya  öfkesine baktı.  Yıllardır içinde sakladığı küçük kızın  öfkesi aslında intikam istemiyordu. Sadece görülmek istiyordu. Liya gözlerini kapatarak  ben seni duyuyorum dedi.  O anda kızıl gökyüzü sakinleşip alevler söndü.  Kabul edilen öfke, artık insanı yakamazdı. Ve üçüncü kapı açıldı. Dördüncü kapının üzerinde Kayıp  yazıyordu. Kapı açılır açılmaz Liya'nın nefesi kesildi sanki karşısında hiç beklemediği biri vardı. Yıllar önce kaybettiği annesi. Liya 'yı bu tek kelime bütün dünyasını sarstı.  Sarılmak  için koştu.  Ama elleri boşluğa dokundu bu gerçek değildi. Bir sınavdı. Ben kalmanı isterdim, Anne  dedi Liya. Annesinin yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle biliyorum dedi.  Ben seni hâlâ arıyorum unutmak istemiyorum Anne.  Biliyorum  Liya  unutmak, sevmemek değildir dedi Annesi.  Liya'nın gözlerinden yaşlar akarken kaybettiklerimizi bırakmak neden bu kadar zor? dedi.  Annesi çünkü insan bazen acısını, sevgisinin son kanıtı sanır. Bu söz Liya'nın kalbine dokundu yıllardır annesinin yokluğunu değil, yokluğunun acısını taşıdığını fark etti. Annesi yavaşça uzaklaşmaya başladığında  Liya bu kez onu tutmadı. Sadece gülümseyerek  teşekkür ederim dedi.  Dördüncü kapı açılırken  beşinci kapının üzerinde sevgi yazısı belirdi.  Liya içeri girdiğinde her yer ışıkla doldu. Karşısında gölgesi vardı ve  bu kez gölge karanlık değildi. Ay ışığı gibi parlıyordu. Sen kimsin? diye sordu Liya. Gölge  cevap vermekte zorlandı. Ben dedi ve sustu. Ardından  Ben senin taşıdığın şey değilim. Ben senin unuttuğun parçanı taşıyorum dedi.  Liya şaşkınlıkla bakarak.  Ne demek bu? diye sordu.   Gölge biraz  yaklaşarak insan doğduğunda bütündür. Sonra acılar, korkular ve kaybettikleri gelir. Ve insan kendinden parçalar koparır. Ben senin kaybettiğin parçaların toplamıyım dedi.  Liya yani sen benim karanlığım değilsin dedi.  Gölge  hayır ben senin kabul edilmeyi bekleyen yanınım dedi.  O anda Liya gölgesine sarıldı ve bir olup  ikisi birbirinden ayrılmadı. Uzakta duran tanrılar sessizce izliyor ve artık biliyorlardı.  Liya dünyayı kurtarmak için değil  önce kendisini bütünlemek için seçilmişti. Ve kendini bulan bir insan  bütün bir dünyayı değiştirebilirdi.  Altıncı kapı  affetmeydi.  Liya kapıya yaklaştığında artık korkmuyordu. Her kapı dışındaki bir düşmanı değil, içindeki bir yarayı gösterdiğini  artık anlamıştı.  Kapı açıldığında kendisini gördü.  Saçlarına ak düşmüş, gözlerinde yorgunluk birikmiş yaşlanmıştı.  Yaşlı Liya ona baktı ve  yıllar boyunca herkesi affettin dedi.  Genç Liya susuyordu.  Yaşlı  Liya  ama kendini affetmedin dedi.  Bu söz, diğer bütün sınavlardan daha ağırdı. İnsan bazen başkalarının yaralarını iyileştirebilir, ama kendi içindeki kırgınlığı taşıyamazdı. Ben ne için kendimi affedeceğim? diye sordu Liya. Yaşlı Liya ona baktı ve seçmediğin , değiştiremediğin,  kaybettiklerin için. Ve kendini hep güçlü olmak zorunda bıraktığın için. Liya yıllarca gölgesini taşımıştı. Dünyanın acısını hissetmişti. Ama hiç kimse ona Sen nasılsın? diye sormamıştı. O an kendi kalbine döndü ve ilk kez  ben de yoruldum dedi.  Bu sözle birlikte kapının duvarları çatlamaya başladı. Çünkü gerçek kabul edildiğinde, saklanan şeyler gücünü kaybederdi. Yaşlı Liya yavaşça kayboldu. Affetmek, yapılanı doğru bulmak değildir. Affetmek, kalbini geçmişin zincirlerinden kurtarmaktır. Altıncı kapı açılırken son kapının üzerinde hiçbir kelime yoktu. Sadece bir ayna vardı. Liya aynaya baktığında  bütün insanlığı gördü. Ağlayan çocukları, yalnız yaşlıları,  sevgi arayan kalpleri, savaşan insanları, korkuları yüzünden birbirini incitenleri  ve sonra aynanın içinde Fedakârlık yazısı belirdi.  Zayron  yakınına gelerek Liya sana son seçimi söyleme zamanı geldi dedi.  Liya ona bakarak ne seçimi?dedi. Zayron'un yüzü hüzünlendi. Sen ve gölgen artık birsiniz.  Eğer onu tamamen kabul edersen, insan olarak kalamazsın. Tanrılardan daha güçlü bir varlığa dönüşürsün. Fakat insanlar seni anlayamaz. Onlar seni bir efsane olarak hatırlar. Bir insan olarak değil. Liya  diğer seçenek nedir? diye sordu.  Zayron  Liya'nın gözlerine bakarak  gölgeni ayırırsan  dünyanın acısını yine insanlar taşır. Sen ise sıradan bir insan olarak yaşarsın. Liya etrafına bakındı  belkide yıllardır aradığı şey sıradan olmak, korkulmamak, sevilmekdi. Gölgesine baktığında gerçeği gördü. Gölgesi ona bakarak  seçimini yap dedi.  Liya  gülümseyerek  ikinizi de seçmeyeceğim dedi.  Tanrılar  ne demek bu? dedi.  Liya  insanların acısını almak istemiyorum. Çünkü acı olmadan merhameti anlayamazlar. Ben de tanrı olmak istemiyorum. Çünkü güç, paylaşılmadığında yalnızlığa dönüşür dedi.  Zayron  peki ne yapacaksın? diye sordu.  Liya gökyüzüne ve etrafına baktıktan sonra  insanlara gölgelerinden korkmamayı öğreteceğim dedi.  O anda evren sessizleşti, ilk kez biri kaderin sunduğu iki yolu da reddetmişti. Ve kendi yolunu seçmişti.  Evren uzun süre sessiz kaldı. Tanrılar, bir insanın karşısında ilk kez cevap bulamamıştı. Çünkü onlar dünyayı değiştirmek için büyük güçlerin gerektiğine inanmıştı. Oysa Liya onlara başka bir şey göstermişti.  Bazen dünyayı değiştiren şey güç değil, kabuldü. Zayron  sen kehanetin söylediği kişi değilsin dedi.  Liya  değil miyim? dedi.  Zayron hayır. Çünkü kehaneti yanlış anladık. Tanrıların hepsi sessizce Zayron'u dinliyordu. Gölgeyi taşıyan kadın gelirse, dünya ya yanacak ya da iyileşecek. Biz onun bir silah olduğunu sandık. Ama o bir öğretmendi.  Aslında kehanet böyleydi.  Liya gölgesine baktığında  artık gölgesi ondan ayrı değildi. Onunla birlikte nefes alıyor, onunla birlikte yürüyordu. İnsanlara ne olacak? diye sordu Liya. Zayron  onlar artık kendi gölgelerini taşıyacak dedi.  O günden sonra dünya değişmeye başladı. İnsanlar acıyı tamamen kaybetmedi. Çünkü acı, insan olmanın bir parçasıydı  artık acıdan kaçmak yerine onu anlamayı öğrendiler. Bir insan hata yaptığında içinde dön ve bak diye bir ses duyuyordu.  Bir insan kırıldığında başka bir ses kalbin hâlâ hissedebiliyor diye fısıldıyordu.  Bir insan güç kazandığında ise unutma, sen de bir zamanlar yardıma ihtiyaç duydun. Bu sesin kime ait olduğunu kimse bilmiyordu. Eski bilgelere göre o, Liya'nın sesiydi. Tanrılar da değişmişti.  Artık insanlara yukarıdan bakmıyorlardı onlar da kendi gölgeleriyle karşılaşmıştı. Ateş Tanrısı öfkesini öğrendi. Deniz Tanrısı yalnızlığını kabul etti. Bilgelik Tanrıçası her şeyi bilmenin, her şeyi anlamak olmadığını fark etti. Ve Zayron. Zaman Tanrısı ilk kez zamanı durdurdu. Çünkü bazı anların sonsuza kadar hissedilmesi gerektiğini biliyordu.  Ve  Liya. O dünyada kalmadı artık ne tamamen insan ne de tamamen tanrıydı. O, iki dünya arasındaki sessiz köprü olmuştu. Ayın karanlık yüzüne dönüştü. İnsanlar onu göremedi. Ama bazı geceler. Ay gökyüzünde ince bir ışıkla parladığında, yalnız kalan insanlar onun varlığını hissederdi. Derler ki: Bir insan hayatının en zor kararını verdiğinde. Birini affetmekle nefret etmek arasında kaldığında. Korkusuna rağmen doğru olanı seçtiğinde. Liya'nın gölgesi o kişinin kalbine dokunur. Ve çok hafif bir ses acından kaçma diye  duyulur.  Çünkü seni insan yapan, hiç yara almamış olman değil. Yaralarınla yeniden ışık bulabilmendir. Yüzyıllar sonra çocuklar ayın karanlık yüzüne bakıp bir hikâye anlatmaya başladı. Bir kadın varmış. Gölgesini yok etmek yerine onu sevmiş.  Dünyanın acısını taşımak yerine insanlara kendi acılarını anlamayı öğretmiş.  Ne bir kraliçe, ne bir tanrı, ne de bir kahramanmış.  O sadece kendini tamamen kabul eden ilk insanmış.  Ve adı hâlâ  söylenir Liya. Gölgeyi Taşıyan Kadın.        DİLEK SARIKAYA  Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya">Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İhmal Ettiği Gülzâr</title>
<link>https://fikirizleri.com/ihmal-ettigi-gulzar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ihmal-ettigi-gulzar</guid>
<description><![CDATA[ Sahil kasabasında yaşayan Poyraz&#039;ın sevgisizliğe yenik düşüşü ve Melis&#039;in geç kalmış pişmanlığının kısa özeti. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a6d14341ae0d.webp" length="44792" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:25:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İhmâl Ettiği Gülzâr  Poyraz, sahil kasabasındaki küçük bir tamirhanede çalışıyordu. İyi kalpli, yardımsever ve neşeli bir adamdı; herkesin yardımına koşardı. Fakat etrafındaki insanlar onu yalnız bırakıp sadece işleri düştüğünde aradılar. Annesi Zeren, hep kendi ev işleri ve istekleriyle onu yordu. Ustası Kenan, atölyedeki bütün ağır yükü onun omuzlarına bıraktı. Poyraz herkese sevgi ve güler yüz gösterdi ama karşılığında hep yalnız kaldı. İnsan, sevgi görmezse kurur; hor görülen bir ruh içten içe solarak yok olur gider.  Melis ise aynı kasabadaki kütüphanede çalışıyordu. Poyraz onu çok sevdi, kalbini ona açtı. Ancak Melis bu sevgiyi önemsemedi, Poyraz'ın ona duyduğu değeri hiç görmezden geldi. Bir çiçeği susuz bırakıp açmasını beklemek nasıl haksızlıksa, Melis'in de bu sevgiyi karşılıksız bırakması kendi kendine yaptığı en büyük haksızlıktı.  Zamanla her şey Poyraz'a ağır geldi. İçindeki o neşeli ışık söndü, bedeni ve ruhu yoruldu. Sonunda hastalandı, evinde yatağa düştü.  Melis ise her şeyi çok geç anladı. Kasaba meydanında tek başına kalıp yaptığı hatayı düşündü." bana="" o="" kadar="" değer="" verdi,="" ben="" ise="" onu="" görmezden="" geldim.="" Şimdi="" hasta="" ve="" bu="" hatanın="" altında="" eziliyorum"="" diyerek="" derin="" bir="" pişmanlık="" duydu.="" kişi,="" incittiği="" insanın="" ağırlığını="" omuzlarında="" taşıyamazdı;="" kırılan="" kalbin="" acısını="" zaman="" bile="" zor="" dindirirdi.="" hayatın="" kuralı="" basittir.="" poyraz="" herkese="" iyi="" davrandı="" ama="" kimse="" onun="" kıymetini="" bilmedi.="" melis="" gerçeği="" çok="" geç="" fark="" etti.="" ikisi="" de="" kendi="" köşesinde="" yapayalnız;="" yatakta="" şifa="" bekliyor,="" yaptığı="" acısıyla="" baş="" başa="" kalıyor.="" sevgiye="" sırt="" çeviren="" herkes,="" sonunda="" sadece="" bulur."="">İhmal Ettiği Gülzâr</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İhmâl Ettiği Gülzâr  Poyraz, sahil kasabasındaki küçük bir tamirhanede çalışıyordu. İyi kalpli, yardımsever ve neşeli bir adamdı; herkesin yardımına koşardı. Fakat etrafındaki insanlar onu yalnız bırakıp sadece işleri düştüğünde aradılar. Annesi Zeren, hep kendi ev işleri ve istekleriyle onu yordu. Ustası Kenan, atölyedeki bütün ağır yükü onun omuzlarına bıraktı. Poyraz herkese sevgi ve güler yüz gösterdi ama karşılığında hep yalnız kaldı. İnsan, sevgi görmezse kurur; hor görülen bir ruh içten içe solarak yok olur gider.  Melis ise aynı kasabadaki kütüphanede çalışıyordu. Poyraz onu çok sevdi, kalbini ona açtı. Ancak Melis bu sevgiyi önemsemedi, Poyraz'ın ona duyduğu değeri hiç görmezden geldi. Bir çiçeği susuz bırakıp açmasını beklemek nasıl haksızlıksa, Melis'in de bu sevgiyi karşılıksız bırakması kendi kendine yaptığı en büyük haksızlıktı.  Zamanla her şey Poyraz'a ağır geldi. İçindeki o neşeli ışık söndü, bedeni ve ruhu yoruldu. Sonunda hastalandı, evinde yatağa düştü.  Melis ise her şeyi çok geç anladı. Kasaba meydanında tek başına kalıp yaptığı hatayı düşündü." bana="" o="" kadar="" değer="" verdi,="" ben="" ise="" onu="" görmezden="" geldim.="" Şimdi="" hasta="" ve="" bu="" hatanın="" altında="" eziliyorum"="" diyerek="" derin="" bir="" pişmanlık="" duydu.="" kişi,="" incittiği="" insanın="" ağırlığını="" omuzlarında="" taşıyamazdı;="" kırılan="" kalbin="" acısını="" zaman="" bile="" zor="" dindirirdi.="" hayatın="" kuralı="" basittir.="" poyraz="" herkese="" iyi="" davrandı="" ama="" kimse="" onun="" kıymetini="" bilmedi.="" melis="" gerçeği="" çok="" geç="" fark="" etti.="" ikisi="" de="" kendi="" köşesinde="" yapayalnız;="" yatakta="" şifa="" bekliyor,="" yaptığı="" acısıyla="" baş="" başa="" kalıyor.="" sevgiye="" sırt="" çeviren="" herkes,="" sonunda="" sadece="" bulur."=""></a>Poyraz, sahil kasabasındaki küçük bir tamirhanede çalışıyordu. İyi kalpli, yardımsever ve neşeli bir adamdı; herkesin yardımına koşardı. Fakat etrafındaki insanlar onu yalnız bırakıp sadece işleri düştüğünde aradılar. Annesi Zeren, hep kendi ev işleri ve istekleriyle onu yordu. Ustası Kenan, atölyedeki bütün ağır yükü onun omuzlarına bıraktı. Poyraz herkese sevgi ve güler yüz gösterdi ama karşılığında hep yalnız kaldı. İnsan, sevgi görmezse kurur; hor görülen bir ruh içten içe solarak yok olur gider.<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İhmâl Ettiği Gülzâr  Poyraz, sahil kasabasındaki küçük bir tamirhanede çalışıyordu. İyi kalpli, yardımsever ve neşeli bir adamdı; herkesin yardımına koşardı. Fakat etrafındaki insanlar onu yalnız bırakıp sadece işleri düştüğünde aradılar. Annesi Zeren, hep kendi ev işleri ve istekleriyle onu yordu. Ustası Kenan, atölyedeki bütün ağır yükü onun omuzlarına bıraktı. Poyraz herkese sevgi ve güler yüz gösterdi ama karşılığında hep yalnız kaldı. İnsan, sevgi görmezse kurur; hor görülen bir ruh içten içe solarak yok olur gider.  Melis ise aynı kasabadaki kütüphanede çalışıyordu. Poyraz onu çok sevdi, kalbini ona açtı. Ancak Melis bu sevgiyi önemsemedi, Poyraz'ın ona duyduğu değeri hiç görmezden geldi. Bir çiçeği susuz bırakıp açmasını beklemek nasıl haksızlıksa, Melis'in de bu sevgiyi karşılıksız bırakması kendi kendine yaptığı en büyük haksızlıktı.  Zamanla her şey Poyraz'a ağır geldi. İçindeki o neşeli ışık söndü, bedeni ve ruhu yoruldu. Sonunda hastalandı, evinde yatağa düştü.  Melis ise her şeyi çok geç anladı. Kasaba meydanında tek başına kalıp yaptığı hatayı düşündü." bana="" o="" kadar="" değer="" verdi,="" ben="" ise="" onu="" görmezden="" geldim.="" Şimdi="" hasta="" ve="" bu="" hatanın="" altında="" eziliyorum"="" diyerek="" derin="" bir="" pişmanlık="" duydu.="" kişi,="" incittiği="" insanın="" ağırlığını="" omuzlarında="" taşıyamazdı;="" kırılan="" kalbin="" acısını="" zaman="" bile="" zor="" dindirirdi.="" hayatın="" kuralı="" basittir.="" poyraz="" herkese="" iyi="" davrandı="" ama="" kimse="" onun="" kıymetini="" bilmedi.="" melis="" gerçeği="" çok="" geç="" fark="" etti.="" ikisi="" de="" kendi="" köşesinde="" yapayalnız;="" yatakta="" şifa="" bekliyor,="" yaptığı="" acısıyla="" baş="" başa="" kalıyor.="" sevgiye="" sırt="" çeviren="" herkes,="" sonunda="" sadece="" bulur."=""></a></p>
<p>​Melis ise aynı kasabadaki kütüphanede çalışıyordu. Poyraz onu çok sevdi, kalbini ona açtı. Ancak Melis bu sevgiyi önemsemedi, Poyraz'ın ona duyduğu değeri hep görmezden geldi. Bir çiçeği susuz bırakıp açmasını beklemek nasıl haksızlıksa Melis'in de bu sevgiyi karşılıksız bırakması kendi kendine yaptığı en büyük haksızlıktı.</p>
<p>​Zamanla her şey Poyraz'a ağır geldi. İçindeki o neşeli ışık söndü, bedeni ve ruhu yoruldu. Sonunda hastalandı, evinde yatağa düştü.</p>
<p>​Melis ise her şeyi çok geç anladı. Kasaba meydanında tek başına kalıp yaptığı hatayı düşündü: "Bana o kadar değer verdi, ben ise onu görmezden geldim. Şimdi hasta ve ben bu hatanın altında eziliyorum." diyerek derin bir pişmanlık duydu. Kişi, incittiği insanın ağırlığını omuzlarında taşıyamazdı; kırılan bir kalbin acısını zaman bile zor dindirirdi.</p>
<p>​Hayatın kuralı basittir: Poyraz herkese iyi davrandı ama kimse onun kıymetini bilmedi. Melis ise gerçeği çok geç fark etti. Şimdi ikisi de kendi köşesinde yapayalnız... Poyraz yatakta şifa bekliyor, Melis ise yaptığı hatanın acısıyla baş başa kalıyor. Sevgiye sırt çeviren herkes, sonunda sadece pişmanlık bulur.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>FENERCİ DEDE</title>
<link>https://fikirizleri.com/fenerci-dede</link>
<guid>https://fikirizleri.com/fenerci-dede</guid>
<description><![CDATA[ İyilik, ışık gibidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a704ffe9e902.webp" length="40854" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 11:45:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>            FENERCİ DEDE</p>
<p>Mahallenin en eski sakinlerinden biri, herkesin sevgi ve saygıyla selam verdiği yaşlı bir fenerci vardı. Akşam güneşi ufkun ardına çekilip gökyüzünü turuncu ve mora boyadığında, o her zamanki gibi evinin ahşap kapısını sessizce açardı. Elindeki yıllanmış gaz lambasını özenle yakar, alevin cam fanusta usulca dans edişini izledikten sonra ağır ama kararlı adımlarla sokaklara çıkardı.</p>
<p>​Taş kaldırımlarda yankılanan bastonunun sesi, onu tanıyanlara gecenin başladığını haber verirdi. Bir sokaktan diğerine geçer, karanlıkta kalan sokak lambalarını tek tek yakardı. Yanan her lamba yalnızca bir sokağı değil, sanki insanların içini de biraz daha aydınlatırdı.</p>
<p>​Bir akşam, mahalledeki gençlerden biri alaycı bir gülümsemeyle önünü kesti:</p>
<p>​"Dede, gözlerin artık eskisi kadar iyi görmüyor. Bu kadar zahmete neden katlanıyorsun? Hem çoğu insan seni fark bile etmiyor."</p>
<p>​Fenerci Dede durdu. Elindeki lambanın titrek alevine baktı. Sonra başını kaldırıp gence şefkat dolu gözlerle bakarak sakin bir sesle:</p>
<p>​"Ben bu ışığı kendim için yakmıyorum evlat," dedi.</p>
<p>​"Belki bugün kimse fark etmez. Belki adımı bile hatırlamazlar ama bir gün sen de eline bir lamba alırsın. İşte o zaman neden her akşam bu sokaklarda yürüdüğümü anlarsın."</p>
<p>​Genç, yaşlı adamın sözlerini anlamlandıramadı. Omuz silkip yoluna devam etti. Zaman ise sessizce akıp gitti. Mevsimler değişti, yıllar birbirini kovaladı. O genç de bir gün saçlarına aklar düşmüş, bastonla yürüyen yaşlı bir adama dönüştü.</p>
<p>​Sonbaharın sert bir gecesinde, rüzgâr uğuldayıp yağmur ince ince yağarken bir anda elektrikler kesildi. Mahalle zifiri karanlığa gömüldü. Yaşlı adam güçlükle yürürken uzakta titreyen küçük bir ışık gördü.</p>
<p>​Merakla o ışığa doğru ilerledi.</p>
<p>​Elinde eski bir fener taşıyan küçük bir çocuk, yaşlı bir kadının koluna girmiş, dikkatle ona yol gösteriyordu.</p>
<p>​Yaşlı adam yaklaşıp "Evladım, bu saatte neden dışarıdasın?" dedi.</p>
<p>​Çocuk hiç düşünmeden cevap verdi:</p>
<p>​"Dedem bana hep 'Karanlıkta bir kişinin yolunu aydınlatabilirsen o ışık bütün mahalleyi aydınlatır.' derdi. Ben de dedemin o sözünü tutuyorum."</p>
<p>​Bu sözler yaşlı adamın yüreğine yıldırım gibi düştü.</p>
<p>​Bir anda yıllar öncesindeki o akşam gözlerinin önünde canlandı: Fenerci Dede'nin yüzü, elindeki gaz lambası ve o unutamadığı sözler...</p>
<p>​Fenerci Dede hiçbir zaman yalnızca sokak lambalarını yakmamıştı. O, insanların kalbine iyiliğin ateşini bırakmıştı. O küçücük alev yıllar boyunca elden ele, gönülden gönüle taşınmış ve hiç sönmeden yaşamaya devam etmişti.</p>
<p>​Gözleri dolan yaşlı adam, elindeki küçük feneri çocuğa uzattı. "Al evlat," dedi. "Işık elde tutulmak için değil, paylaşılmak için vardır."</p>
<p>​Çocuk feneri aldı. Titreyen alev yüzünü aydınlatırken gözlerinde tarifsiz bir umut parlıyordu.</p>
<p>​Yaşlı adam arkasını döndü. Birkaç adım attıktan sonra durdu ve geriye baktı. Küçük çocuk, yaşlı kadının yanında yürümeye devam ediyordu. Fenerin sıcak ışığı karanlığın içinde ince bir umut yolu gibi uzanıyordu. Yüzünde huzurlu bir tebessüm belirdi. Artık biliyordu ki gerçek ışık bir lambanın içinde değil, iyilikle atan yüreklerin içindeydi.</p>
<p>​Ve o günden sonra mahallede her karanlık akşam mutlaka bir fener yanardı. Bazen yaşlı bir adamın elinde, bazen genç bir annenin, bazen de bir çocuğun...</p>
<p>​Hiç kimse ilk kıvılcımın kim tarafından yakıldığını bilmiyordu ama herkes o ışığın hâlâ yol gösterdiğini hissediyordu.</p>
<p>​İyilik, ışık gibidir. Paylaştıkça eksilmez; aksine çoğalır. Ve bazen bir insanın yolunu aydınlatan küçücük bir ışık, bir ömrün karanlığını dağıtmaya yeter.</p>
<p></p>
<p>               DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yaş Bahçesinin Mevsimleri</title>
<link>https://fikirizleri.com/yas-bahcesinin-mevsimleri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yas-bahcesinin-mevsimleri</guid>
<description><![CDATA[ Yaş bahçesi, ömrün her anının ayrı bir değere sahip olduğunu ve insanın hangi yaşta olursa olsun o anın kıymetini zamanında bilemediğini anlatan sade, derin ve akıcı bir hikayedir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a6b5b135e012.webp" length="61726" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 01 Aug 2026 11:36:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="font-size: 14pt;">Yaş Bahçesinin Mevsimleri</span></h1>
<p>Yaş bahçesi, ömrün dolu ya da boş geçmiş olsun, insanın her anıyla elinde kalan tek topraktır. İnsan, hangi yaşın bahçesindeyse o yaşın kıymetini çoğu zaman bilemez. Çocukken bir an önce büyümek ister, gençken zamanın değerini fark edemez, yaşlandığında ise geriye dönüp baktığında o bahçenin solmuş yapraklarını görür. Oysa bu bahçenin her mevsimi, kendine özgü bir güzellik barındırır.</p>
<p>Gökyüzünün altındaki bu geniş yeryüzünde doğa, kendi yaş bahçesini sessizce ve kusursuz bir uyum içinde yaşar. Toprak uyanır, ağaçlar çiçek açar, sular akar ve mevsimler birbirini takip eder. Hayvanlar, böcekler ve tüm canlılar, zamanın akışına direnmeden yalnızca içinde bulundukları anı yaşayarak var olurlar. Evrenin bu kusursuz düzeninde ne acelecilik ne de yapaylık vardır. Her şey, kendi yaşının ve kendi zamanının gereğini en sade hâliyle yerine getirir.</p>
<p>Fakat insan, bu yaş bahçesinin içinde en çok kendi zamanına yabancılaşır. Çocukluk bahçesinde oyun oynamak yerine bir an önce büyümeyi bekler; gençlik bahçesinde ise yarının kaygısıyla bugünün çiçeklerini ezdiğini fark edemez. Yaşlılık kapıyı çaldığında ise ömrün bahçesinin nasıl bu kadar çabuk geride kaldığına şaşırır. Hâlbuki yaş bahçesi, insanın içine ekildiği andan itibaren, bugünü yaşayabilmesi için vardır.</p>
<p>Zaman akıp gider. Tıpkı bir nehrin yatağını bulması gibi ömür de kendi sonuna doğru ilerler. Önemli olan, yaş bahçesinin hangi köşesinde olunursa olunsun, o anın nefesini bütün saflığı ve sadeliğiyle hissedebilmektir. İnsan, elindeki yaş bahçesinin kıymetini ancak durup etrafına baktığında anlar. Çünkü bu bahçe yalnızca bir kez yaşanır ve geriye onu anlamlı kılan hatıralar kalır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AY IŞIĞINDA BEKLEYEN ANNE</title>
<link>https://fikirizleri.com/ay-isiginda-bekleyen-anne</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ay-isiginda-bekleyen-anne</guid>
<description><![CDATA[ Bazı hasretlerin ve bazı sevgilerin takvimi olmaz. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a6c6fc619f36.webp" length="40126" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 14:45:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>  AY IŞIĞINDA BEKLEYEN ANNE </p>
<p>Gece, ayın gümüş ışığını denizin üzerine usulca bırakıyordu. Dalgalar kıyıya vuruyor, her biri sanki gökyüzünden düşen sessiz bir notayı taşıyordu. O gece dünya uyuyordu ama bir annenin yüreği yine uyanıktı.</p>
<p>Pencerenin önünde oturmuş, ayı seyrediyordu. Elleri dizlerinde, gözleri uzaklarda, ruhu ise çok daha uzaklardaydı.</p>
<p>İnsan bazen en büyük acısını, en güzel gülümsemesinin arkasına saklardı. O da öyle yapıyordu.</p>
<p>Çünkü görünmeyen acılar vardı. Dokunulamayacak kadar derin, anlatılamayacak kadar ağır yaralar... Zamanın iyileştirmesi beklenen ama her sabah yeniden kanayan yaralar.</p>
<p>Kalbi bir günde kırılmamıştı.</p>
<p>Verilmeyen sözler, yarım kalan hayaller, ansızın biten vedalar ve geri gelmeyeceğini bildiği ayrılıklar... Her biri kalbinden sessizce bir parça koparmıştı.</p>
<p>Yüzü hâlâ gülümsemeye çalışıyordu. Ama gözleri artık eskisi gibi gülmüyordu.</p>
<p>Ay ışığı odanın içine süzülürken, içinden sessizce geçirdi:</p>
<p>"Bir anlığına senin nefesin olabilsem keşke, yavrum. Kimsenin fark etmeyeceği kadar sessiz ama yokluğum hissedilecek kadar değerli."</p>
<p>Söylediği sözler duvarlarda kayboldu. Çünkü özlemek, bazen insanın konuştuğu ama sesini yalnızca Allah'ın duyduğu bir duaydı.</p>
<p>Gözlerinden yaş süzüldü. İnsan ağladığında herkes gözyaşını görür sanırdı. Oysa en acı gözyaşları, gözlerden değil, kalpten akardı.</p>
<p>O gece yine aynı duayı etti.</p>
<p>Evlatları için o, her şeyden önce bir anneydi.</p>
<p>Anne olmak; dağlara meydan okuyacak kadar güçlü, ama evladının "Anne." deyişiyle dizlerinin bağı çözülecek kadar narin olmaktı.</p>
<p>Anne olmak, çocukları sofrada yoksa lokmasının boğazında düğümlenmesiydi.</p>
<p>Gece yarısı ansızın uyanıp, "Acaba üşüyor mudur?" diye düşünmekti.</p>
<p>Telefon çalmadığında bin türlü ihtimali aklından geçirmek, kapı çaldığında ise ilk önce umutla yerinden fırlamaktı.</p>
<p>Anne olmak, çocukları güldüğünde dünyayı kazanmış gibi sevinmek; onların canı yandığında ise acıyı kendi bedeninde hissetmekti.</p>
<p>Kimsenin çıkar gözetmeden sevmediği bir dünyada, karşılık beklemeden sevebilmenin adıdır anne. O sevgi ne zamana bağlıdır ne de mesafeye.</p>
<p>Evlat büyür, ev uzaklaşır, yıllar geçer. Annenin yüreği ise çocuğunu ilk kez kucağına aldığı günkü gibi beklemeye devam eder. Beklemek, belki de annelerin kaderidir.</p>
<p>Pencerenin önündeki kadın gökyüzüne baktığında ay, denizin üzerine ışığını bırakmaya devam ediyordu.</p>
<p>O ise yüreğinin en derin yerinde sakladığı ismi sessizce andı.</p>
<p>Bir anne için bazı yokluklar hiç eskimezdi.</p>
<p>Bazı hasretlerin ve bazı sevgilerin takvimi olmazdı.</p>
<p>Onlar, ölümün bile ayıramayacağı kadar sonsuzdu.</p>
<p>Başını semaya kaldırdı. Gözlerinden süzülen yaşlara rağmen gülümsedi. Biliyordu...</p>
<p>Bir gün bütün ayrılıklar bitecek.</p>
<p>Yarım kalan bütün sarılmalar tamamlanacaktı.</p>
<p>Ve Allah'ın rahmetinde hiçbir anne evladına hasret kalmayacaktı.</p>
<p>O gece ay, denizi aydınlatmaya devam etti. Ama aslında karanlığı aydınlatan ay değildi.</p>
<p>Bir annenin, acısına rağmen hiç tükenmeyen sevgisiydi.</p>
<p></p>
<p>            DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Öz Yaban</title>
<link>https://fikirizleri.com/oz-yaban</link>
<guid>https://fikirizleri.com/oz-yaban</guid>
<description><![CDATA[ Özleri bir olan iki çocukluk arkadaşının, kadim bir bilgenin dokunuşuyla iyilik ve karanlık arasında bölünüp birbirine yabancılaşmasını; tabiatın ise bu sessiz kopuşa şahitlik edişini anlatan derin ve sürükleyici bir hikaye. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a68decfc063c.webp" length="72310" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 11:35:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Öz Yaban</strong></p>
<p>​Kasabanın kıyısındaki kadim ormanda, çocuklukları aynı çeşmenin başında, aynı ağacın gölgesinde geçmiş iki kız vardı: <strong>Güzin</strong> ve <strong>Hazan</strong>.</p>
<p>Güzin, sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp kuşların şarkısına eşlik etmeyi, doğadaki her kıpırtıyı bir hikâye gibi dinlemeyi severdi. Hazan ise gün batımının mora çalan sessizliğinde, rüzgârın ağaç dalları arasındaki uğultusunu ve toprağın derinliklerinden gelen o kadim fısıltıyı dinlemekten haz alırdı. Birbirlerinin sırlarını yüreklerinde birer emanet gibi saklar, baharda açan ilk çiçeği beraber koklar, güz gelip sararan yaprakları avuçlarında biriktirip yeminler ederlerdi. Özleri birdi, yolları ortaktı.</p>
<p>​Bir gün, ormanın en derin köşesinde, asırlardır kimsenin ulaşamadığı bir meşe ağacının altında yaşayan bilgenin davetiyle yola düştüler. Bilge, onları karşıladığında gözleri ikisinin de ruhuna derin bir kuyuya bakar gibi daldı. Güzin’e, ormanın tüm şifasını koruması için iyiliği ve huzuru fısıldadı; Hazan’a ise ormanın gizli karanlığını, toprağın altındaki sabırsız hırsı uyandırması için gölgeyi ve öfkeyi emanet etti. Bilge, dalların arasından süzülen son ışıkla birlikte onlara baktı ve yolları orada ayrıldı.</p>
<p>​Güzin döndüğünde, eli değdiği her çiçeğin daha canlı açtığını, yaralı kuşların onun gölgesinde iyileştiğini gördü; o, toprağın merhameti olmuştu. Hazan ise ormanın gölgeli yanına çekildi. Onun geçtiği yollarda otlar sararıyor, ağaçlar ürperiyor, rüzgâr adımlarıyla daha sert ve keskin esiyordu. Eskiden yan yana yürürken yolları birleştiren o kızlar, artık karşı karşıya geldiklerinde birbirlerinin varlığına tahammül edemez oldular. Güzin’in bir gülü sulamak için uzattığı eli, Hazan’ın o gülü kurutmak için savurduğu soğuk rüzgâra çarptı. Dostlukları; aşılmayan bir sura, bitmek bilmeyen bir savaşa dönüştü.</p>
<p>​İnsan, kendi içindeki özden uzaklaştığında en yakınındakine bile yaban olurdu. Bir zamanlar bir bütün olanlar ayrılmıştı; nitekim kalp ne ile dolarsa dışarıya da onu sızdırırdı. Kötülük ise bir kuyu gibiydi; içine düşen, sadece kendini değil, en yakınındakini de dibe çekiyordu.</p>
<p>​Zamanla Güzin, kasabanın şifa dağıtan koruyucusu oldu. Hazan ise gölgelerin ardında, kendi yalnızlığının soğuğunda kavrulan bir yabancıya dönüştü. Aralarındaki mesafe artık sadece coğrafi bir uzaklık değil, ruhlarında açılan koca bir uçurumdu. Güzin baharın yeşilini yaşatmak için çabalarken, Hazan toprağın küle dönmüş mirasını korumaya ant içti. İkisi de biliyordu ki o kadim meşe ağacının altındaki o an, ruhlarının tek bir gövdeden beslendiği son zamandı.</p>
<p>​Şimdi aynı gökyüzünün altında, birbirine en uzak iki yabancıydılar. Güzin bir çiçeğin başını okşadığında çiçek ona doğru eğilir, Hazan oradan geçtiğinde ise yapraklar korkuyla bükülüp kapanırdı. Ne bir barış mümkün oldu ne de o eski, çocuksu gülüşlerin sıcaklığı geri geldi. Kendi içlerine ördükleri duvarlar gökyüzüne kadar yükseldi ve aralarındaki o kadim bağı ebediyen koparıp attı. Güzin huzuru, Hazan ise karanlığı seçmişti; öz, yabana çoktan yenilmişti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALTIN DIŞKILAYAN BEBEK</title>
<link>https://fikirizleri.com/altin-diskilayan-bebek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/altin-diskilayan-bebek</guid>
<description><![CDATA[ emekle kazanılan bir lokma, mucizeyle gelen bir sandık altından daha değerlidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a6ad14de25cd.webp" length="86690" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 07:22:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/ALTIN DIŞKILAYAN BEBEK   Bir zamanlar, dağların arasında saklı küçük bir köyde yaşayan yaşlı bir çift vardı. Çocukları olmadığı için çok üzülüyorlardı yıllarca dua ettiler. Bir bahar sabahı duaları kabul oldu ve bir erkek bebekleri dünyaya geldi. Bebek birkaç aylık olduğunda annesi  beşiğini temizlerken bezin içinde küçücük altın külçeleri buldu. Önce gözlerine inanamadı. Günler geçtikçe bunun bir tesadüf olmadığı anlaşıldı. Haber kısa sürede çevre köylere yayıldı. İnsanlar bebeği görmek için akın etmeye başladı. Kimisi dua istiyor, kimisi altın satın almak istiyor, kimisi de bebeği zenginlik uğruna ele geçirmek istiyordu. Bir gün açgözlü bir tüccar, anne ve babaya bu çocuğu bana verin. Size ömür boyu yetecek kadar altın vereceğim diye  büyük bir servet teklif etti.Yaşlı adam. Biz zaten dünyanın en büyük hazinesine sahibiz. Onu hiçbir altına değişmeyiz dedi. Ama Tüccar alına koymuştu  o bebeği  alacaktı. Bir gece bebeği ve beşiğindeki altınları çalmaya kalktı. Fakat tam onu kucağına aldığı anda elindeki bütün altınlar sıradan taşlara dönüştü.tüccar ne oluyor böyle diyerek korkuyla bebeği yere bıraktı. O sırada gökyüzü bir birine karıştı, şimşek çaktı ve kuvvetli bir rüzgâr esti. Tüccar kaçarken korku ve panikten yolunu kaybetti ve günlerce ormanda dolaştı. Köye döndüğünde ise artık eski zenginliğinden eser kalmamıştı. O günden sonra çalışarak yaşamayı öğrendi. Bebek büyüdükçe altınlar da azalmaya başladı. On sekiz yaşına geldiği gün mucize tamamen sona erdi. Genç adam annesine bunun nedenini sordu. Annesi evladım, sana verilen mucize bizi doyurmak içindi. Şimdi ise kendi emeğinle kazanmaya hazırsın. Genç adam çalışkanlığı ve dürüstlüğü sayesinde köyün en saygın insanlarından biri oldu. Köylüler yıllar sonra bile  emekle kazanılan bir lokma, mucizeyle gelen bir sandık altından daha değerlidir diyerek dilden dile anlattı.       DİLEK SARIKAYA MENAJER :İLAYDA CAN &amp; DİLARA SARIKAYA"></a><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/ALTIN DIŞKILAYAN BEBEK   Bir zamanlar, dağların arasında saklı küçük bir köyde yaşayan yaşlı bir çift vardı. Çocukları olmadığı için çok üzülüyorlardı yıllarca dua ettiler. Bir bahar sabahı duaları kabul oldu ve bir erkek bebekleri dünyaya geldi. Bebek birkaç aylık olduğunda annesi  beşiğini temizlerken bezin içinde küçücük altın külçeleri buldu. Önce gözlerine inanamadı. Günler geçtikçe bunun bir tesadüf olmadığı anlaşıldı. Haber kısa sürede çevre köylere yayıldı. İnsanlar bebeği görmek için akın etmeye başladı. Kimisi dua istiyor, kimisi altın satın almak istiyor, kimisi de bebeği zenginlik uğruna ele geçirmek istiyordu. Bir gün açgözlü bir tüccar, anne ve babaya bu çocuğu bana verin. Size ömür boyu yetecek kadar altın vereceğim diye  büyük bir servet teklif etti.Yaşlı adam. Biz zaten dünyanın en büyük hazinesine sahibiz. Onu hiçbir altına değişmeyiz dedi. Ama Tüccar alına koymuştu  o bebeği  alacaktı. Bir gece bebeği ve beşiğindeki altınları çalmaya kalktı. Fakat tam onu kucağına aldığı anda elindeki bütün altınlar sıradan taşlara dönüştü.tüccar ne oluyor böyle diyerek korkuyla bebeği yere bıraktı. O sırada gökyüzü bir birine karıştı, şimşek çaktı ve kuvvetli bir rüzgâr esti. Tüccar kaçarken korku ve panikten yolunu kaybetti ve günlerce ormanda dolaştı. Köye döndüğünde ise artık eski zenginliğinden eser kalmamıştı. O günden sonra çalışarak yaşamayı öğrendi. Bebek büyüdükçe altınlar da azalmaya başladı. On sekiz yaşına geldiği gün mucize tamamen sona erdi. Genç adam annesine bunun nedenini sordu. Annesi evladım, sana verilen mucize bizi doyurmak içindi. Şimdi ise kendi emeğinle kazanmaya hazırsın. Genç adam çalışkanlığı ve dürüstlüğü sayesinde köyün en saygın insanlarından biri oldu. Köylüler yıllar sonra bile  emekle kazanılan bir lokma, mucizeyle gelen bir sandık altından daha değerlidir diyerek dilden dile anlattı.       DİLEK SARIKAYA MENAJER :İLAYDA CAN &amp; DİLARA SARIKAYA"></a>ALTIN DIŞKILAYAN BEBEK</p>
<p>Bir zamanlar, dağların arasında saklı küçük bir köyde yaşayan yaşlı bir çift vardı. Çocukları olmadığı için çok üzülüyor, yıllarca dua ediyorlardı.</p>
<p>Bir bahar sabahı duaları kabul oldu ve bir erkek bebekleri dünyaya geldi. Bebek birkaç aylık olduğunda annesi beşiğini temizlerken bezin içinde küçücük altın külçeleri buldu. Önce gözlerine inanamadı. Günler geçtikçe bunun bir tesadüf olmadığı anlaşıldı.</p>
<p>Haber kısa sürede çevre köylere yayıldı. İnsanlar bebeği görmek için akın etmeye başladı. Kimisi dua istiyor, kimisi altın satın almak istiyor, kimisi de bebeği zenginlik uğruna ele geçirmek istiyordu.</p>
<p>Bir gün açgözlü bir tüccar, anne ve babaya:</p>
<p>— Bu çocuğu bana verin. Size ömür boyu yetecek kadar altın vereceğim, diyerek büyük bir servet teklif etti.</p>
<p>Yaşlı adam:</p>
<p>— Biz zaten dünyanın en büyük hazinesine sahibiz. Onu hiçbir altına değişmeyiz, dedi.</p>
<p>Ama tüccar aklına koymuştu; o bebeği alacaktı.</p>
<p>Bir gece bebeği ve beşiğindeki altınları çalmaya kalktı. Fakat tam onu kucağına aldığı anda elindeki bütün altınlar sıradan taşlara dönüştü.</p>
<p>Tüccar:</p>
<p>— Ne oluyor böyle? diye korkuyla bebeği yere bıraktı.</p>
<p>O sırada gökyüzü birbirine karıştı, şimşek çaktı ve kuvvetli bir rüzgâr esti. Tüccar kaçarken korku ve panikten yolunu kaybetti, günlerce ormanda dolaştı. Köye döndüğünde ise artık eski zenginliğinden eser kalmamıştı.</p>
<p>O günden sonra çalışarak yaşamayı öğrendi.</p>
<p>Bebek büyüdükçe altınlar da azalmaya başladı. On sekiz yaşına geldiği gün mucize tamamen sona erdi.</p>
<p>Genç adam annesine bunun nedenini sordu.</p>
<p>Annesi:</p>
<p>— Evladım, sana verilen mucize bizi doyurmak içindi. Şimdi ise kendi emeğinle kazanmaya hazırsın, dedi.</p>
<p>Genç adam çalışkanlığı ve dürüstlüğü sayesinde köyün en saygın insanlarından biri oldu.</p>
<p>Köylüler yıllar sonra bile:</p>
<p>— Emekle kazanılan bir lokma, mucizeyle gelen bir sandık altından daha değerlidir, diyerek bu masalı dilden dile anlattılar.</p>
<p>DİLEK SARIKAYA <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/ALTIN DIŞKILAYAN BEBEK   Bir zamanlar, dağların arasında saklı küçük bir köyde yaşayan yaşlı bir çift vardı. Çocukları olmadığı için çok üzülüyorlardı yıllarca dua ettiler. Bir bahar sabahı duaları kabul oldu ve bir erkek bebekleri dünyaya geldi. Bebek birkaç aylık olduğunda annesi  beşiğini temizlerken bezin içinde küçücük altın külçeleri buldu. Önce gözlerine inanamadı. Günler geçtikçe bunun bir tesadüf olmadığı anlaşıldı. Haber kısa sürede çevre köylere yayıldı. İnsanlar bebeği görmek için akın etmeye başladı. Kimisi dua istiyor, kimisi altın satın almak istiyor, kimisi de bebeği zenginlik uğruna ele geçirmek istiyordu. Bir gün açgözlü bir tüccar, anne ve babaya bu çocuğu bana verin. Size ömür boyu yetecek kadar altın vereceğim diye  büyük bir servet teklif etti.Yaşlı adam. Biz zaten dünyanın en büyük hazinesine sahibiz. Onu hiçbir altına değişmeyiz dedi. Ama Tüccar alına koymuştu  o bebeği  alacaktı. Bir gece bebeği ve beşiğindeki altınları çalmaya kalktı. Fakat tam onu kucağına aldığı anda elindeki bütün altınlar sıradan taşlara dönüştü.tüccar ne oluyor böyle diyerek korkuyla bebeği yere bıraktı. O sırada gökyüzü bir birine karıştı, şimşek çaktı ve kuvvetli bir rüzgâr esti. Tüccar kaçarken korku ve panikten yolunu kaybetti ve günlerce ormanda dolaştı. Köye döndüğünde ise artık eski zenginliğinden eser kalmamıştı. O günden sonra çalışarak yaşamayı öğrendi. Bebek büyüdükçe altınlar da azalmaya başladı. On sekiz yaşına geldiği gün mucize tamamen sona erdi. Genç adam annesine bunun nedenini sordu. Annesi evladım, sana verilen mucize bizi doyurmak içindi. Şimdi ise kendi emeğinle kazanmaya hazırsın. Genç adam çalışkanlığı ve dürüstlüğü sayesinde köyün en saygın insanlarından biri oldu. Köylüler yıllar sonra bile  emekle kazanılan bir lokma, mucizeyle gelen bir sandık altından daha değerlidir diyerek dilden dile anlattı.       DİLEK SARIKAYA MENAJER :İLAYDA CAN &amp; DİLARA SARIKAYA"></a></p>
<p>MENAJER : İLAYDA CAN &amp; DİLARA SARIKAYA </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>LANET 3</title>
<link>https://fikirizleri.com/lanet-3</link>
<guid>https://fikirizleri.com/lanet-3</guid>
<description><![CDATA[ ​&quot;Sudan çıkan bu sessiz tanık, sıranın bana geldiğini mi söylüyordu?&quot;                                       Ember Ormanı&#039;nın gölgesinde işlenen gizemli cinayetlere dair karanlık bir polisiye. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a67323e5dc42.webp" length="75266" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 13:46:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meral YILDIRIM</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sudaki Sessiz Tanık Ne Söylüyor?</p>
<p>​Ember Forest; içinde çılgın, asi bir nehri barındıran derin, karanlık, ıstıraplı ve sadece hayvanların konuştuğu, kimsenin anlam veremediği bir dile sahip gizemli bir ormandı. Leavenworth’ta yaşayan aklı başında hiç kimse bu ormana öyle gelişigüzel giremezdi. Hele geceleri asla... Hem “Neden bu kasabaya geldim?” diye söyleniyor hem de kendimi olayların pençesine zorla düşürüyordum. Rahat durmuyordum.</p>
<p>​O gün ormanın yakınından geçen ve meraklı bir yapıya sahip olan ben, inadımı kıramayıp ünlü Ember Forest’ın içine dalmıştım. Nehrin kenarına kadar uzanan patikadan aşağıya inmiş; kulakları sağır eden, nehrin yankılanan çığlıklarına doğru korkulu adımlarla yürürken çalılıkların içindeki o korkunç cesede takılıp düşmüştüm.</p>
<p>​İlk gördüğümde cesedin genç bir erkeğe ait olduğunu fark ettim. Kaskatı bir şekilde ağzı açık kalmış, dişlerinin bir kısmı dökülmüştü. İki gözü de açıktı; siyah gözbebekleri yoktu, yalnızca beyaz bir çukurdan ibaretti. Adeta taş kesilmişti. O kadar korkmuştum ki kendimi geriye atıp çığlık çığlığa ormanın çıkışına doğru koşmaya başladım.</p>
<p>​Evet, yine olmuştu. Buraya geldiğimden beri bu ve benzeri olaylar üç kez yaşanmıştı. Ne yazık ki bu insanların kim ya da ne tarafından bu hâle getirildiğini kimse bilmiyordu. Leavenworth’ta bu durumlar, şehrin üzerine devasa bir merak ve korku ağının serilmesine sebep oluyordu. Bu korkunç manzaraya bir kez daha şahit olan ben, çabucak Müfettiş Niko Salazar’ı aramış ve “Aynı şey yine oldu!” demiştim.</p>
<p>​Şunu size söylesem mi bilemedim ama açıklamak zorunda olduğumu biliyorum: Aslında o cesedin kime ait olduğunu biliyordum. Korkunç şekilde ölen bu genç erkek, çalıştığım lisenin matematik öğretmeni Alan Main’den başkası değildi. Ayrıca daha önce benzer şekilde ölen diğer iki kişinin de aynı okulun öğretmenleri olduğu aşikârdı. Sudan çıkan bu sessiz tanık, sıranın bana geldiğini mi söylüyordu? Çok korkuyordum.</p>
<p>​Dr. Kimball’ın hemen gelmesini istedim. Bunun nasıl olduğuyla ilgili ancak kendisi bize bilgi verebilirdi. Sudaki sessiz tanık, ancak ona bir şeyler anlatabilirdi; çünkü onun dilinden sadece Dr. Kimball anlardı.</p>
<p>​Dr. Kimball; otuz sekiz yaşlarında, uzun boylu, geniş omuzlu ve oldukça yakışıklı bir adamdı. Uzaktan arabasını görmüştüm. Atletik bir hareketle arabadan atlamış ve koşarak yanımıza gelmişti. Elindeki çantasını açıp eldivenlerini giydi. Onu karşılayan dedektif, cesetle ilgili bilgi verdi. Kendi kendine mırıldanan Kimball, cesedi görünce yüzünü ekşitti.</p>
<p>​— Yine mi?</p>
<p>​— Evet, yine, dedi Salazar.</p>
<p>​— Bu, lisedeki öğretmenlerden biri değil miydi?</p>
<p>​Öne atıldım:</p>
<p>​— Evet Doctor, aynı okuldaydık.</p>
<p>​Kafasını bana doğru çevirdi:</p>
<p>​— Siz neden buradasınız?</p>
<p>​— Şey... Ormanda yürüyüş yapıyordum, derken sesimin titrediğini ben de fark ettim.</p>
<p>​— Bu ormanda! Yürüyüş ha? diyerek dudağını bükmüş, bana inanmadığını yüz ifadesiyle belli etmişti.</p>
<p>​— Hiçbir şeye dokunmadınız, değil mi? dedi doktor. Cesedi incelemeye başlayan Kimball devam etti: — Bunu adli tıbba gönderelim. Sadece gördüğüm kadarıyla yedi sekiz saat önce ölmüş olabilir. Ancak nasıl bir şey yaşanmış ki diğer cesetlerde de çözemediğimiz o kaskatı açık kalmış ağız, dökülmüş dişler ve bu korkunç gözler aynen duruyor? Her üç cesetteki aynı manzara bana şunu anlatıyor: Bu kişiler çok korkunç bir şeyle karşılaşmışlar. Bakın tırnak uçlarına; kan içinde ve parçalanmış. Sanki bir duvarı, betonu ya da taş parçasını kazımış gibi... Bu, nehirde olmuş bir şey değil. Ellerinin içindeki kesikler, tutunmak için yakalamaya çalıştığı su kenarındaki dal ve ağaç parçalarından olabilir. Ama tırnaklar başka bir hikâye... Alan Main’i üç gün önce Santa Barbara Kilisesi’nin önünde görmüştüm. Kiliseden çıkıyordu ancak sıkıntılı görünüyordu. Hatta yüzünün rengi bile tuhaftı. Kendisine bir şeyi olup olmadığını soracaktım ama hızla uzaklaştı ve gözden kayboldu.</p>
<p>​O sırada Dedektif Salazar bana dönüp sordu:</p>
<p>​— Bayan Sally Brown, siz okulda onu görmüşsünüzdür. Son günlerde farklı bir şey fark ettiniz mi?</p>
<p>​— Hayır, ben kendisini görmedim, dedim ve kestirip attım.</p>
<p>​Kafamı kaldırıp müfettişe baktığımda, cesedin yanı başında Alan Main dimdik ayakta duruyordu! Bir cesede baktım, bir de ona... Gözlerinin içi kapkaranlıktı. Ağzını açıp sökülmüş dişleriyle bana bir şeyler söylüyordu. Adeta zaman donmuş, ben de korkudan kaskatı kesilmiştim.</p>
<p>​Müfettiş Salazar’ın beni hızla sarsmasıyla görüntü bir anda kayboldu. Kendime geldim.</p>
<p>​Ben şimdi ne yaşamıştım burada?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İKİ İNCE BELLİ BARDAKTA ÇAY</title>
<link>https://fikirizleri.com/iki-ince-belli-bardakta-cay</link>
<guid>https://fikirizleri.com/iki-ince-belli-bardakta-cay</guid>
<description><![CDATA[ Bazı sözler, onları duyan biri olmasa bile tutulur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a670c757bcb7.webp" length="30584" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 13:16:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);"><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İKİ İNCE BELLİ BARDAKTA ÇAY  Anadolu’nun küçük bir kasabasında  eski bir kahvehane vardı. Duvarlarında yılların sararttığı fotoğraflar asılı, köşesinde sürekli demlenen çayın kokusu dolaşırdı. Her sabah aynı insanlar aynı masalara oturur, aynı sohbetleri yeniden anlatırdı. Çünkü bazı yerlerde değişen tek şey takvimlerdi, insanlar ise anılarıyla aynı yerde kalırdı. O kahvehaneye yıllardır gelen bir adam vardı. Adı Nihat’tı. Her sabah tam saat dokuzda kapıdan içeri girer, pencere kenarındaki masasına otururdu. O masa onun için sıradan bir masa değildi.  karşısındaki sandalye, altmış yıldır boş olmasına rağmen hiç yalnız kalmamıştı.  Nihat oturur oturmaz garson iki ince belli bardakta çay getirirdi. Biri Nihat’ın önüne Diğeri karşısındaki boş sandalyenin önüne.  Kahvehaneye yeni gelenler bu duruma şaşırır, kendi aralarında fısıldaşırlardı. Birini mi bekliyor acaba? Garson her defasında aynı cevabı verirdi.  Hayır. O sandalye yıllardır boş. Ve bu böylece yıllarca devam etti. Bir gün kasabaya röportaj yapmak için gelen genç bir gazeteci, Nihat Bey’in bu alışkanlığını fark etti. Merakına yenilip  affedersiniz diyerek yanına oturdu.  Size bir şey sormak istiyorum. Her gün karşınızdaki boş sandalyeye neden çay söylüyorsunuz? Nihat Bey önündeki çaya baktı bir süre sessizce çayın buharı yavaşça havaya karışırken gözleri yıllar öncesine gitti. Altmış yıl önce, dedi ben bu masada en yakın arkadaşımla otururdum. Sesi sakindi ama kelimelerinin içinde uzun yıllar vardı. Çocukluğumuz birlikte geçti. Aynı sokaklarda büyüdük. Aynı hayallerin peşinden koştuk. Çok paramız yoktu belki ama birbirimize yeterdik.  Bir gün burada otururken birbirimize bir söz verdik. Kim önce giderse gitsin, geride kalana bir çay söyleyecekti. Gazeteci dikkatle dinliyordu. Peki arkadaşınız şimdi nerede? diye sordu. Nihat Bey gözlerini pencereden dışarı çevirdi. O gün askere birlikte uğurlandık. Ben geri döndüm. Sesi  titriyordu. O dönemedi. Kahvehanenin içindeki sesler bir anda uzaklaşmış gibiydi. Sanki herkes, yıllar önce yarım kalan bir vedaya saygı duyuyordu. Nihat Bey devam etti. Döndüğüm ilk gün buraya geldim. Garsona iki çay söyledim. Birini kendim içtim, diğerini ona ayırdım. O günden beri sözümü hiç bozmadım. Genç gazeteci o gün duyduğu hikâyeyi yazdı. Bir insanın altmış yıl boyunca bir dosta duyduğu vefayı, kimsenin görmediği bir sadakati anlattı. Yazı kısa sürede ülkenin birçok yerinde paylaşıldı. Aradan birkaç hafta geçti. Bir sabah kahvehanenin kapısında genç bir adam göründü. Elinde eski, kenarları yıpranmış bir fotoğraf vardı. Nihat Amca burada mı? diye sordu. Nihat Bey geldiğinde genç adam fotoğrafı uzattı. Bu sizsiniz. Bu da benim dedem. Nihat Bey fotoğrafa uzun uzun baktı. Yıllar önce kaybettiği dostunun yüzü karşısındaydı. Genç adam cebinden küçük, sararmış bir kâğıt çıkardı. Dedemin eşyaları yıllar sonra bize teslim edildi. İçinden bu not çıktı. Nihat Bey titreyen elleriyle kâğıdı aldı. Notta.. Eğer ben dönemezsem, Nihat verdiğimiz sözü mutlaka tutar yazıyordu.  Nihat Bey uzun süre sustu. Sonra karşısındaki boş sandalyeye baktı. Altı yıl değil.  Altmış yıl boyunca taşıdığı bir emanet duruyordu orada. O gün ilk kez ikinci çayı içmedi. Çünkü bazı vedaların zamanı yıllar sonra gelir. Bazı sözler, onları duyan biri olmasa bile tutulur. Ve bazen insanı hayatta tutan şey, yanında kalan insanlar değil, kalbinde taşıdığı sözlerdir.         DİLEK SARIKAYA Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya" style="color: rgb(255, 255, 255);">İKİ İNCE BELLİ BARDAKTA ÇAY </a></span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">Anadolu’nun küçük bir kasabasında eski bir kahvehane vardı. Duvarlarında yılların sararttığı fotoğraflar asılı, köşesinde sürekli demlenen çayın kokusu dolaşırdı. Her sabah aynı insanlar aynı masalara oturur, aynı sohbetleri yeniden anlatırdı. Çünkü bazı yerlerde değişen tek şey takvimlerdi; insanlar ise anılarıyla aynı yerde kalırdı.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​O kahvehaneye yıllardır gelen bir adam vardı. Adı Nihat’tı. Her sabah tam saat dokuzda kapıdan içeri girer, pencere kenarındaki masasına otururdu. O masa onun için sıradan bir masa değildi. Karşısındaki sandalye, altmış yıldır boş olmasına rağmen hiç yalnız kalmamıştı.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Nihat oturur oturmaz garson iki ince belli bardakta çay getirirdi: Biri Nihat’ın önüne, diğeri karşısındaki boş sandalyenin önüne. Kahvehaneye yeni gelenler bu duruma şaşırır, kendi aralarında fısıldaşırlardı: “Birini mi bekliyor acaba?” Garson her defasında aynı cevabı verirdi: “Hayır. O sandalye yıllardır boş.” Ve bu, böylece yıllarca devam etti.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Bir gün kasabaya röportaj yapmak için gelen genç bir gazeteci, Nihat Bey’in bu alışkanlığını fark etti. Merakına yenilip “Affedersiniz,” diyerek yanına oturdu. “Size bir şey sormak istiyorum. Her gün karşınızdaki boş sandalyeye neden çay söylüyorsunuz?”</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Nihat Bey önündeki çaya baktı. Bir süre sessiz kaldı. Çayın buharı yavaşça havaya karışırken gözleri yıllar öncesine gitti.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​“Altmış yıl önce,” dedi, “ben bu masada en yakın arkadaşımla otururdum.” Sesi sakindi ama kelimelerinin içinde uzun yıllar vardı. “Çocukluğumuz birlikte geçti. Aynı sokaklarda büyüdük. Aynı hayallerin peşinden koştuk. Çok paramız yoktu belki ama birbirimize yeterdik. Bir gün burada otururken birbirimize bir söz verdik. Kim önce giderse gitsin, geride kalana bir çay söyleyecekti.”</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Gazeteci dikkatle dinliyordu. “Peki, arkadaşınız şimdi nerede?” diye sordu.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Nihat Bey gözlerini pencereden dışarı çevirdi. “O gün askere birlikte uğurlandık. Ben geri döndüm...” Sesi titriyordu. “O dönemedi.”</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Kahvehanenin içindeki sesler bir anda uzaklaşmış gibiydi. Sanki herkes, yıllar önce yarım kalan bir vedaya saygı duyuyordu.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Nihat Bey devam etti: “Döndüğüm ilk gün buraya geldim. Garsona iki çay söyledim. Birini kendim içtim, diğerini ona ayırdım. O günden beri sözümü hiç bozmadım.”</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Genç gazeteci o gün duyduğu hikâyeyi yazdı. Bir insanın altmış yıl boyunca bir dosta duyduğu vefayı, kimsenin görmediği bir sadakati anlattı. Yazı kısa sürede ülkenin birçok yerinde paylaşıldı.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Aradan birkaç hafta geçti. Bir sabah kahvehanenin kapısında genç bir adam göründü. Elinde eski, kenarları yıpranmış bir fotoğraf vardı. “Nihat Amca burada mı?” diye sordu.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Nihat Bey geldiğinde genç adam fotoğrafı uzattı: “Bu sizsiniz. Bu da benim dedem.”</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Nihat Bey fotoğrafa uzun uzun baktı. Yıllar önce kaybettiği dostunun yüzü karşısındaydı.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Genç adam cebinden küçük, sararmış bir kâğıt çıkardı: “Dedemin eşyaları yıllar sonra bize teslim edildi. İçinden bu not çıktı.”</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Nihat Bey titreyen elleriyle kâğıdı aldı. Notta, “Eğer ben dönemezsem Nihat verdiğimiz sözü mutlaka tutar.” yazıyordu.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Nihat Bey uzun süre sustu. Sonra karşısındaki boş sandalyeye baktı. Altı yıl değil, altmış yıl boyunca taşıdığı bir emanet duruyordu orada. O gün ilk kez ikinci çayı içmedi.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">​Çünkü bazı vedaların zamanı yıllar sonra gelir. Bazı sözler, onları duyan biri olmasa bile tutulur. Ve bazen insanı hayatta tutan şey yanında kalan insanlar değil, kalbinde taşıdığı sözlerdir.</span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);">            <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İKİ İNCE BELLİ BARDAKTA ÇAY  Anadolu’nun küçük bir kasabasında  eski bir kahvehane vardı. Duvarlarında yılların sararttığı fotoğraflar asılı, köşesinde sürekli demlenen çayın kokusu dolaşırdı. Her sabah aynı insanlar aynı masalara oturur, aynı sohbetleri yeniden anlatırdı. Çünkü bazı yerlerde değişen tek şey takvimlerdi, insanlar ise anılarıyla aynı yerde kalırdı. O kahvehaneye yıllardır gelen bir adam vardı. Adı Nihat’tı. Her sabah tam saat dokuzda kapıdan içeri girer, pencere kenarındaki masasına otururdu. O masa onun için sıradan bir masa değildi.  karşısındaki sandalye, altmış yıldır boş olmasına rağmen hiç yalnız kalmamıştı.  Nihat oturur oturmaz garson iki ince belli bardakta çay getirirdi. Biri Nihat’ın önüne Diğeri karşısındaki boş sandalyenin önüne.  Kahvehaneye yeni gelenler bu duruma şaşırır, kendi aralarında fısıldaşırlardı. Birini mi bekliyor acaba? Garson her defasında aynı cevabı verirdi.  Hayır. O sandalye yıllardır boş. Ve bu böylece yıllarca devam etti. Bir gün kasabaya röportaj yapmak için gelen genç bir gazeteci, Nihat Bey’in bu alışkanlığını fark etti. Merakına yenilip  affedersiniz diyerek yanına oturdu.  Size bir şey sormak istiyorum. Her gün karşınızdaki boş sandalyeye neden çay söylüyorsunuz? Nihat Bey önündeki çaya baktı bir süre sessizce çayın buharı yavaşça havaya karışırken gözleri yıllar öncesine gitti. Altmış yıl önce, dedi ben bu masada en yakın arkadaşımla otururdum. Sesi sakindi ama kelimelerinin içinde uzun yıllar vardı. Çocukluğumuz birlikte geçti. Aynı sokaklarda büyüdük. Aynı hayallerin peşinden koştuk. Çok paramız yoktu belki ama birbirimize yeterdik.  Bir gün burada otururken birbirimize bir söz verdik. Kim önce giderse gitsin, geride kalana bir çay söyleyecekti. Gazeteci dikkatle dinliyordu. Peki arkadaşınız şimdi nerede? diye sordu. Nihat Bey gözlerini pencereden dışarı çevirdi. O gün askere birlikte uğurlandık. Ben geri döndüm. Sesi  titriyordu. O dönemedi. Kahvehanenin içindeki sesler bir anda uzaklaşmış gibiydi. Sanki herkes, yıllar önce yarım kalan bir vedaya saygı duyuyordu. Nihat Bey devam etti. Döndüğüm ilk gün buraya geldim. Garsona iki çay söyledim. Birini kendim içtim, diğerini ona ayırdım. O günden beri sözümü hiç bozmadım. Genç gazeteci o gün duyduğu hikâyeyi yazdı. Bir insanın altmış yıl boyunca bir dosta duyduğu vefayı, kimsenin görmediği bir sadakati anlattı. Yazı kısa sürede ülkenin birçok yerinde paylaşıldı. Aradan birkaç hafta geçti. Bir sabah kahvehanenin kapısında genç bir adam göründü. Elinde eski, kenarları yıpranmış bir fotoğraf vardı. Nihat Amca burada mı? diye sordu. Nihat Bey geldiğinde genç adam fotoğrafı uzattı. Bu sizsiniz. Bu da benim dedem. Nihat Bey fotoğrafa uzun uzun baktı. Yıllar önce kaybettiği dostunun yüzü karşısındaydı. Genç adam cebinden küçük, sararmış bir kâğıt çıkardı. Dedemin eşyaları yıllar sonra bize teslim edildi. İçinden bu not çıktı. Nihat Bey titreyen elleriyle kâğıdı aldı. Notta.. Eğer ben dönemezsem, Nihat verdiğimiz sözü mutlaka tutar yazıyordu.  Nihat Bey uzun süre sustu. Sonra karşısındaki boş sandalyeye baktı. Altı yıl değil.  Altmış yıl boyunca taşıdığı bir emanet duruyordu orada. O gün ilk kez ikinci çayı içmedi. Çünkü bazı vedaların zamanı yıllar sonra gelir. Bazı sözler, onları duyan biri olmasa bile tutulur. Ve bazen insanı hayatta tutan şey, yanında kalan insanlar değil, kalbinde taşıdığı sözlerdir.         DİLEK SARIKAYA Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya" style="color: rgb(255, 255, 255);"> DİLEK SARIKAYA</a></span></p>
<p><span style="color: rgb(255, 255, 255);"><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İKİ İNCE BELLİ BARDAKTA ÇAY  Anadolu’nun küçük bir kasabasında  eski bir kahvehane vardı. Duvarlarında yılların sararttığı fotoğraflar asılı, köşesinde sürekli demlenen çayın kokusu dolaşırdı. Her sabah aynı insanlar aynı masalara oturur, aynı sohbetleri yeniden anlatırdı. Çünkü bazı yerlerde değişen tek şey takvimlerdi, insanlar ise anılarıyla aynı yerde kalırdı. O kahvehaneye yıllardır gelen bir adam vardı. Adı Nihat’tı. Her sabah tam saat dokuzda kapıdan içeri girer, pencere kenarındaki masasına otururdu. O masa onun için sıradan bir masa değildi.  karşısındaki sandalye, altmış yıldır boş olmasına rağmen hiç yalnız kalmamıştı.  Nihat oturur oturmaz garson iki ince belli bardakta çay getirirdi. Biri Nihat’ın önüne Diğeri karşısındaki boş sandalyenin önüne.  Kahvehaneye yeni gelenler bu duruma şaşırır, kendi aralarında fısıldaşırlardı. Birini mi bekliyor acaba? Garson her defasında aynı cevabı verirdi.  Hayır. O sandalye yıllardır boş. Ve bu böylece yıllarca devam etti. Bir gün kasabaya röportaj yapmak için gelen genç bir gazeteci, Nihat Bey’in bu alışkanlığını fark etti. Merakına yenilip  affedersiniz diyerek yanına oturdu.  Size bir şey sormak istiyorum. Her gün karşınızdaki boş sandalyeye neden çay söylüyorsunuz? Nihat Bey önündeki çaya baktı bir süre sessizce çayın buharı yavaşça havaya karışırken gözleri yıllar öncesine gitti. Altmış yıl önce, dedi ben bu masada en yakın arkadaşımla otururdum. Sesi sakindi ama kelimelerinin içinde uzun yıllar vardı. Çocukluğumuz birlikte geçti. Aynı sokaklarda büyüdük. Aynı hayallerin peşinden koştuk. Çok paramız yoktu belki ama birbirimize yeterdik.  Bir gün burada otururken birbirimize bir söz verdik. Kim önce giderse gitsin, geride kalana bir çay söyleyecekti. Gazeteci dikkatle dinliyordu. Peki arkadaşınız şimdi nerede? diye sordu. Nihat Bey gözlerini pencereden dışarı çevirdi. O gün askere birlikte uğurlandık. Ben geri döndüm. Sesi  titriyordu. O dönemedi. Kahvehanenin içindeki sesler bir anda uzaklaşmış gibiydi. Sanki herkes, yıllar önce yarım kalan bir vedaya saygı duyuyordu. Nihat Bey devam etti. Döndüğüm ilk gün buraya geldim. Garsona iki çay söyledim. Birini kendim içtim, diğerini ona ayırdım. O günden beri sözümü hiç bozmadım. Genç gazeteci o gün duyduğu hikâyeyi yazdı. Bir insanın altmış yıl boyunca bir dosta duyduğu vefayı, kimsenin görmediği bir sadakati anlattı. Yazı kısa sürede ülkenin birçok yerinde paylaşıldı. Aradan birkaç hafta geçti. Bir sabah kahvehanenin kapısında genç bir adam göründü. Elinde eski, kenarları yıpranmış bir fotoğraf vardı. Nihat Amca burada mı? diye sordu. Nihat Bey geldiğinde genç adam fotoğrafı uzattı. Bu sizsiniz. Bu da benim dedem. Nihat Bey fotoğrafa uzun uzun baktı. Yıllar önce kaybettiği dostunun yüzü karşısındaydı. Genç adam cebinden küçük, sararmış bir kâğıt çıkardı. Dedemin eşyaları yıllar sonra bize teslim edildi. İçinden bu not çıktı. Nihat Bey titreyen elleriyle kâğıdı aldı. Notta.. Eğer ben dönemezsem, Nihat verdiğimiz sözü mutlaka tutar yazıyordu.  Nihat Bey uzun süre sustu. Sonra karşısındaki boş sandalyeye baktı. Altı yıl değil.  Altmış yıl boyunca taşıdığı bir emanet duruyordu orada. O gün ilk kez ikinci çayı içmedi. Çünkü bazı vedaların zamanı yıllar sonra gelir. Bazı sözler, onları duyan biri olmasa bile tutulur. Ve bazen insanı hayatta tutan şey, yanında kalan insanlar değil, kalbinde taşıdığı sözlerdir.         DİLEK SARIKAYA Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya" style="color: rgb(255, 255, 255);">Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</a></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Köşe Başı</title>
<link>https://fikirizleri.com/koese-basi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/koese-basi</guid>
<description><![CDATA[ Köşe Başı, tepedeki paslı bir demir direğin etrafında kesişen yolları ve insanların içindeki arayışı anlatan sade bir hikayedir. Doğanın sessiz akışı eşliğinde kırık kalplerin buluşma noktasını gözler önüne serer. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a62056902116.webp" length="76636" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 11:05:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>köşe başı, kırık direk, hikaye, doğa, insan kalbi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Köşe Başı</strong></p>
<p>Eski kasabanın arkasındaki yüksek tepede, yolun bittiği o köşe başında demirden bir direk dururdu. Yıllar önce telleri kopmuş, demiri ortasından çatlayıp paslanmış olduğu için herkes oraya "Kırık Direk" derdi; ama o direk, aslında kasabanın tam köşe başıydı.</p>
<p>​Kasabada yaşayan herkes, günün birinde mutlaka o köşe başına uğrardı. Sabah serinliğinde çocuklar oraya koşa koşa gelir, paslı demire dokunur, yolun kenarındaki yabani çiçekleri koparıp köşe başındaki toprağa bırakırlardı. Çobanlar koyunları önüne katıp tepeye tırmanır, öğle vakti o köşe başının gölgesinde soluklanıp su içerlerdi. Kurt köpekleri etrafta dolaşır; uzaktaki ormandan ve geniş vadiden esen rüzgâr, hep o köşe başından geçerdi.</p>
<p>​İnsanlar bu köşe başında hep bir şeyin peşine düşerdi. Kimi uzaktan gelebilecek bir haberi bekler, kimi içindeki sıkıntıyı o köşe başına getirirdi. Kimi kaybettiği bir eşyasını, kimi de kendi içindeki sessizliği bulmak isterdi. Burası; yolların, rüzgârın ve düşüncelerin kesiştiği ortak bir köşe başıydı.</p>
<p>​Yaşlı bir adam, bir gün o köşe başındaki direğin dibine oturmuş, toprağa bakarak şöyle demişti: "İnsan aradığını aslında uzakta değil, hayatın köşe başında, kendi kırık hâllerinde bulur; çünkü insanın kalbi de bu demir gibi çatlamıştır."</p>
<p>​Etraftaki koyunlar meleşirken doğa, köşe başındaki bu sessizlikte kendi akışında akmaya devam ederdi. Ne oradaki demir yerinden oynardı ne de insanın içindeki o yorgun bekleyiş biterdi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EMEK VE IŞIK</title>
<link>https://fikirizleri.com/emek-ve-isik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/emek-ve-isik</guid>
<description><![CDATA[ Bir insanı değerli yapan şey. kalbinin temizliği. sözünün doğruluğu ve başkalarına verdiği iyiliktir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a630cf52a1e0.webp" length="50860" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 13:50:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>       EMEK VE IŞIK</p>
<p>Köyün yamacına kurulmuş o küçük okul, sabahları güneşten önce uyanırdı. Çatısından sızan ışık, henüz ders başlamadan sınıfların içine umut serperdi. Ama o umudun asıl kaynağı ne güneşti ne de pencerelerdi.                       O umudun adı Muammer Öğretmen’di. Adı ilk duyulduğunda şaşırırdı herkes. Muammer mi? derlerdi, alışık olmadıkları bir kadın ismiydi. Ama onu tanıyan bir daha ismini sorgulamazdı. Çünkü o isim, zamanla bir anlam kazanmıştı. Sabır, emek, merhamet ve hiç sönmeyen bir ışık.                                                  Muammer Öğretmen’in sesi yumuşaktı ama içi güçlüydü. Konuşurken acele etmezdi. Sanki her kelimeyi öğrencilerinin kalbine bırakmak ister gibi seçerdi.</p>
<p>Sınıfa her girişinde kapıyı usulca kapatır, biraz durur, çocuklara bakardı. O bakışta yargı yoktu. Kıyas yoktu. Sadece anlama isteği vardı.</p>
<p>Bir gün, sınıfın en arka sırasına oturan Mehmet dikkatini çekti. Gözleri dalgındı. Defteri boş, kalemi yere düşmüştü. Ama o, bunların ötesini görürdü.</p>
<p>Ders bitiminde yanına yaklaştı. Diz çöktü, göz hizasına indi.</p>
<p>"Mehmet," dedi, sesi neredeyse bir anne şefkati kadar yumuşaktı.</p>
<p>"Sen bugün derste değildin aklın nerede kaldı?"</p>
<p>Mehmet başını önüne eğerek. </p>
<p>"Babam iş bulamadı öğretmenim annem de üzgün. Evde herkes susuyor."</p>
<p>Muammer Öğretmen gözlerini kapattı. Bu cümleye sadece cevap vermek değil, yükünü de taşımak gerekiyordu.</p>
<p>Elini Mehmet’in omzuna koydu.</p>
<p>"Biliyor musun Mehmet,</p>
<p>bazen hayat bizi sessizliğin ortasına bırakır. Ama o sessizlikte bile büyüyen şeyler vardır. Sen şu an sadece bir çocuk değilsin sen bu ailenin umudusun."</p>
<p>Mehmet gözlerini kaldırdı. İlk kez biri ona böyle bakıyordu.</p>
<p>"Ben yapabilir miyim öğretmenim?" dedi çekinerek.</p>
<p>Muammer Öğretmen gülümsedi.</p>
<p>"Sen zaten yapıyorsun," dedi.</p>
<p>"Her sabah buraya gelerek pes etmeyerek kalbin kırıkken bile iyi kalmayı seçerek." </p>
<p>Sınıfta başka bir gün. </p>
<p>Ayşe söz almak için elini kaldırdı ama konuşamadı. Gözleri doldu.</p>
<p>"Anlatmak istemiyorsan susabilirsin," dedi Muammer Öğretmen. "Ama şunu unutma insanın içinde birikenler, paylaşılınca hafifler."</p>
<p>Ayşe dudaklarını ısırarak,</p>
<p>"Arkadaşlarım benimle dalga geçiyor öğretmenim eski kıyafetlerim yüzünden." </p>
<p>Sınıf bir anda sessizliğe büründü.</p>
<p>Muammer Öğretmen yavaşça tahtaya yürüdü. Tebeşiri eline aldı ve büyük harflerle DEĞER yazdı. Sonra arkasını döndü.</p>
<p>"Çocuklar, insanın değeri giydiğiyle ölçülseydi, en iyi insanlar mağazalarda yetişirdi."</p>
<p>Sonra gözleri tek tek hepsinin yüzünde gezindi. "Bir insanı değerli yapan şey, kalbinin temizliği, sözünün doğruluğu ve başkalarına verdiği iyiliktir. Ayşe’nin kıyafeti eski olabilir ama kalbi sizinkinden daha yeni, daha temiz olabilir. Sizce hangisi daha önemli?" Hiç kimse konuşamadı. Ama herkes anlamıştı.Yıllar böyle geçti.</p>
<p>Muammer Öğretmen sadece ders anlatmadı. Kırılan kalpleri onardı. Suskun çocuklara ses oldu. Umutsuzluğa düşenlere yol gösterdi. Kışın sobayı yakarken elleri üşürdü ama hiç belli etmezdi. Yazın ter içinde kalırdı ama yine de aynı sabırla anlatırdı. Çünkü o bir çocuğun hayatına dokunmanın, dünyayı değiştirmek olduğuna inanırdı. </p>
<p>Sonra bir gün o kapı açılmadı.</p>
<p>Muammer Öğretmen artık yoktu. Ama aslında herkes biliyordu o sadece görünmez olmuştu. Yıllar sonra o köyde yetişen çocuklar geri döndü.</p>
<p>Kimisi öğretmen oldu, kimisi doktor ama hepsinin içinde aynı cümle yankılanıyordu. </p>
<p>İyi insan olmak, en büyük başarıdır. Mehmet, bir gün aynı sınıfta ders anlatırken. Bir çocuk el kaldırdı. </p>
<p>Öğretmenim ben büyüyünce ne olacağımı bilmiyorum.</p>
<p>Mehmet gülümsedi. Gözleri doldu ama sesi sakindi.</p>
<p>"Ben de bir zamanlar bilmiyordum," dedi.</p>
<p>Ama bana biri "Önemli olan ne olacağın değil nasıl bir insan olacağın" dedi ve hayatım değişti. İşte o an. </p>
<p>Muammer Öğretmen bir kez daha o sınıftaydı.</p>
<p>Çünkü bazı insanlar ölmez. </p>
<p>Onlar,  dokundukları kalplerde yaşamaya devam eder.</p>
<p>Ve geride bıraktıkları şey sadece anı değildir. Emektir.</p>
<p>Ve o emek karanlıkta bile yol gösteren bir ışıktır.</p>
<p></p>
<p>              DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ARMAN&amp;apos;IN  TABLOLARI</title>
<link>https://fikirizleri.com/armanin-tablolari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/armanin-tablolari</guid>
<description><![CDATA[ Arman için boş bir tuval; üzerine renk sürülecek bir yüzey değil, anlatılmayı bekleyen bir hikâyeydi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a61abc632d02.webp" length="52222" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 15:25:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> ARMAN'IN TABLOLARI</p>
<p>Galeri sessizdi. İnsanlar tabloların önünden geçiyor, birkaç saniye bakıp renkleri inceliyor sonra başka bir esere yöneliyordu. Herkes bir şeyler görüyordu ama çok az kişi gerçekten bakıyordu.</p>
<p>Sadece bir adam, uzun zamandır aynı tablonun karşısında duruyordu.</p>
<p>Tablo, eski bir berber dükkânını gösteriyordu.</p>
<p>Ahşap kapısı biraz eskimiş, duvarları yılların izlerini taşıyan küçük bir dükkândı. Aynanın kenarında ince bir çatlak vardı. Köşede eski bir radyo duruyor, camın önünde iki çocuk oynuyordu.</p>
<p>Adam gözlerini tablodan ayırmıyordu.</p>
<p>Galeri görevlisi yanına yaklaştı.</p>
<p>"Beğendiniz mi?" dedi.</p>
<p>Adam birkaç saniye daha bekledi ve "Hayır" dedi. </p>
<p>Görevli şaşırarak: ''Öyleyse neden bu kadar uzun bakıyorsunuz?" diye sordu. </p>
<p>Adam: "Çünkü onu tanıyorum,'' diye cevapladı. </p>
<p>Görevli tabloya bakarak: "Ressamı mı?" diye sordu. </p>
<p>Adam: "Hayır, bu yeri" dedi ve ekledi, "Çocukluğum burada geçti." </p>
<p>Görevli meraklanmıştı. </p>
<p>"Arman Demir’i tanıyor musunuz?" diye sordu. </p>
<p>Adam: "Hayır." </p>
<p>Görevli iyice meraklanmıştı: "Garip, çünkü bu tabloyu yapan kişi o mahallede hiç yaşamamış." </p>
<p>Adam kaşlarını çatarak: "O zaman nasıl oldu da burayı böyle çizdi?'' diye sordu. </p>
<p>Görevli cevap veremedi. </p>
<p>Çünkü bu soru, yıllardır herkesin cevabını aradığı soruydu.</p>
<p>Arman Demir, hiçbir zaman fotoğraflardan çalışmazdı.</p>
<p>Bir sokağı çizecekse günlerce o sokakta yürürdü. İnsanların kıyafetlerinden çok, birbirlerine nasıl davrandıklarına bakardı.</p>
<p>Bir kahvehaneyi çizecekse saatlerce oturur, konuşulanları değil, insanların sustukları anları izlerdi. Ona göre bir binanın duvarlarını çizmek kolaydı.</p>
<p>Zor olan, o duvarların içinde biriken hayatı fark etmekti.</p>
<p>Yıllarca küçük bir atölyede çalıştı. Ünlü olmak için uğraşmadı. Zengin olmak için resim yapmadı.</p>
<p>Hatta bazı aylar tek bir tablosu bile satılmadı.</p>
<p>Ama her sabah aynı saatte atölyesini açtı. Eski radyosunu çalıştırdı, kahvesini yaptı ve fırçasını eline almadan önce uzun süre boş tuvale baktı.</p>
<p>Çünkü Arman için boş bir tuval, üzerine renk sürülecek bir yüzey değil, anlatılmayı bekleyen bir hikâyeydi.</p>
<p>Arman’ın atölyesi şehrin eski sokaklarından birindeydi.</p>
<p>Büyük tabelaları yoktu. Önünden geçen biri buranın bir ressama ait olduğunu bile anlamayabilirdi.</p>
<p>Kapının üzerindeki küçük zil, yıllardır aynı sesi çıkarıyordu.</p>
<p>İçeride yarım kalmış tablolar, eski kitaplar ve duvarlara yaslanmış çerçeveler vardı.</p>
<p>Bir köşede eski bir sandalye duruyordu. Arman her sabah ilk kahvesini orada içerdi.</p>
<p>Bir gün genç bir gazeteci kapısını çaldı.</p>
<p>"Arman Demir?" </p>
<p>Arman: "Buyurun benim."</p>
<p>Gazeteci not defterini açarken: "Resimleriniz hakkında bir yazı hazırlıyorum. İnsanlar tablolarınıza baktığında kendilerinden bir şey bulduklarını söylüyorlar. Bunun sebebi nedir?" diye sordu. </p>
<p>Arman: "Çünkü onlara hiç görmedikleri yerleri göstermiyorum." </p>
<p>"Peki ne gösteriyorsunuz?" </p>
<p>Arman bir süre düşündükten sonra masanın üzerindeki eski fırçalarına bakarak:</p>
<p>"Unutmaya başladıkları yerleri" dedi</p>
<p>Gazeteci bu cevabı not aldı ama tam olarak anlamamıştı.</p>
<p>O gün, bunu güzel bir cümle olarak düşündü.</p>
<p>Yıllar sonra ise insanların Arman’ın tablolarının önünde neden sessiz kaldığını anlayacaktı.</p>
<p>Gazeteci etrafa göz gezdirdi. </p>
<p>Duvarlarda birbirinden farklı insanlar vardı.</p>
<p>Bir balıkçı ağlarını topluyordu.</p>
<p>Bir öğretmen boş bir sınıfta tahtayı siliyordu.</p>
<p>Bir genç adam, hastane koridorunda elindeki telefonu sıkıca tutuyordu.</p>
<p>Hepsinin yüzünde aynı ifade vardı: Beklemek.</p>
<p>"Bunlar kim?" diye sordu gazeteci.</p>
<p>Arman, "Bilmiyorum" diye cevap verdi.</p>
<p>Gazeteci: "Nasıl yani? Model kullanmadınız mı?" </p>
<p>"Hayır."</p>
<p>"Ama hepsi gerçek gibi görünüyor." </p>
<p>Arman pencerenin önündeki sandalyesine otururken "Çünkü tek bir kişiyi çizmedim ben," dedi. </p>
<p>Biraz durduktan sonra devam etti:</p>
<p>"Yıllar boyunca karşılaştığım yüzlerce insanın ortak hikâyesini çizdim." </p>
<p>Gazeteci bu kez not almak için değil, gerçekten anlamak için dinliyordu.</p>
<p>Çünkü karşısındaki adam resimlerden bahsetmiyordu, insanlardan bahsediyordu.</p>
<p>Tam o sırada kapının üzerindeki küçük zil çaldı.</p>
<p>İçeri yaklaşık on yaşlarında bir kız çocuğu girdi.</p>
<p>Elinde buruşturulmuş birkaç banknot vardı.</p>
<p>Çekinerek yaklaştı.</p>
<p>"Affedersiniz."</p>
<p>Arman ayağa kalkarak: "Buyur." dedi.</p>
<p>Kız duvardaki küçük bir tabloyu gösterdi.</p>
<p>Tabloda, eski bir tahta salıncakta gülen iki kardeş vardı.</p>
<p>"Bu resmi almak istiyorum." </p>
<p>Arman tabloya baktı.</p>
<p>Sonra kızın elindeki paralara.</p>
<p>Ama paraları alıp saymadı.</p>
<p>Sadece: "Bu resmi neden istiyorsun?" diye sordu. </p>
<p>Kız gözlerini tablodan ayırmadan:</p>
<p>"Çünkü kardeşim artık benimle konuşmuyor," diye cevapladı. </p>
<p>Atölyenin içinde birkaç saniyelik bir sessizlik oldu.</p>
<p>Gazeteci elindeki kalemi yavaşça indirdi.</p>
<p>Küçük kız hâlâ tabloya bakıyordu.</p>
<p>Arman ona yaklaşarak: "Adın ne?" dedi.</p>
<p>"İnci" dedi kız. </p>
<p>"İnci. Salıncaktaki çocuklar sana kimi hatırlattı?" </p>
<p>Kız cevap vermeden önce düşündü: "Bizi" dedi. </p>
<p>"Kimi?"</p>
<p>"Ağabeyimle beni..." dedi kız. </p>
<p>Arman sessizce dinliyordu.</p>
<p>"Eskiden böyleydik. Sürekli birlikteydik. Her şeye gülerdik. Sonra büyüdük sanırım." </p>
<p>Arman yüzünde hafif bir tebessümle "Büyümek bazen insanları birbirinden uzaklaştırabiliyor," dedi. </p>
<p>İnci başını eğerek "Ama ben onunla tekrar konuşmak istiyorum," dedi. </p>
<p>Gazeteci o an fark etti ki karşısındaki küçük kız bir tablo almak için gelmemişti.</p>
<p>Bir yol arıyordu.</p>
<p>Arman duvardaki tabloyu dikkatlice yerinden çıkartıp çerçeveyi eline aldı.</p>
<p>Arkasını çevirdi ve eski bir kurşun kalem buldu.</p>
<p>Ahşabın üzerine: "İnsan bazen ilk adımı atacak cesareti, başkasının hatırasında bulur" diye yazdı. </p>
<p>Sonra tabloyu İnci’ye uzattı.</p>
<p>Kız şaşırarak: "Ama benim param yetmez bunu almaya," dedi. </p>
<p>Arman ise: "Bugün bu tabloyu satın almıyorsun İnci," dedi. </p>
<p>"Ne yapıyorum?" </p>
<p>"Onu emanet alıyorsun." </p>
<p>İnci anlamamıştı.</p>
<p>"Emanet mi?"</p>
<p>"Evet, eğer bir gün ağabeyinle yeniden aynı salıncağa oturacak kadar konuşabilirsen bu tablo senin olacak."</p>
<p>"Ya olmazsa?" </p>
<p>"O zaman getirirsin. Burada alacağın güne kadar seni bekler."</p>
<p>İnci tabloyu iki eliyle tutmuştu.</p>
<p>Sanki elinde bir çerçeve değil, kırılabilecek kadar hassas bir umut vardı.</p>
<p>Kapıya doğru yürüdü.</p>
<p>Tam çıkacakken durup arkasını dönerek: "Denerim," dedi. </p>
<p>Arman gülümseyerek: "Ben de seni beklerim," diye karşılık verdi. </p>
<p>Kapı kapandı.</p>
<p>Atölyede yeniden sessizlik oldu.</p>
<p>Gazeteci "Bunu neden yaptınız?" diye sordu. </p>
<p>Arman pencereden dışarıya bakarak:</p>
<p>"Çünkü bazı insanlar bir tablo satın almak istemez." </p>
<p>Gazeteci merakla: "Peki ne isterler?" diye sordu.</p>
<p>"Kendilerine küçük bir neden ararlar" dedi Arman. </p>
<p>"Neden?"</p>
<p>"Bir kapıyı çalmak için." </p>
<p>Gazeteci susmuş dinliyordu. </p>
<p>Arman devam etti. </p>
<p>"Bazen bir özür dilemek için, bazen bir konuşmaya başlamak için, bazen de sadece ‘hâlâ buradayım,' diyebilmek için. İnsanların çoğu değişmek istemediği için değil, nereden başlayacağını bilmediği için bekler." </p>
<p>Arman masadaki fırçasını eline alarak devam etti.</p>
<p>"Bazen ihtiyaçları olan şey büyük bir cesaret değildir."</p>
<p>"Nedir?"</p>
<p>"Küçük bir bahane."</p>
<p>İnci gittikten sonra atölyede uzun süre kimse konuşmadı.</p>
<p>Gazeteci, masanın üzerinde duran not defterine bakıyordu. </p>
<p>O güne kadar birçok insan hakkında yazmıştı. Başarı hikâyeleri, sergiler, ödüller, ünlü isimler... Ama ilk defa bir insanı anlatmak için kelimelerin yeterli olmadığını hissediyordu.</p>
<p>O sırada, kapının üzerindeki küçük zil yeniden çaldı. </p>
<p>İçeri kırklı yaşlarında, takım elbiseli bir adam girdi.</p>
<p>Üzerinde pahalı bir saat, düzgün bir ceket vardı. Hızlı adımlarla tabloları incelemeye başladı.</p>
<p>"Bir ofis için tablo arıyorum" dedi. </p>
<p>Arman, "Nasıl bir ofis?" diye sordu. </p>
<p>Adam "Çok önemli değil. Duvara yakışacak bir şey olsun yeter," dedi.</p>
<p>Arman adama bakarak "Tam tersine," dedi. </p>
<p>Adam şaşkınlıkla dönüp sordu:</p>
<p>"Nasıl yani? Sonuçta sadece bir tablo," dedi.</p>
<p>Arman duvardaki resimlere baktı.</p>
<p>"Bir tablo sadece duvarda duran bir eşya değildir. Her gün yanından geçen insanlara sessizce eşlik eder.''</p>
<p>Adam, " Yani?" dedi. </p>
<p>"Yani nereye asılacağını bilmeden bir resim seçmem."</p>
<p>Adam etrafına yeniden baktı.</p>
<p>Bu kez hızlıca değil, dikkat ederek.</p>
<p>Sonra yakındaki sandalyeye oturdu.</p>
<p>"Sanırım ben buraya tablo almaya gelmedim," dedi. </p>
<p>Arman çaydanlığı ocağa koydu.</p>
<p>"Neye geldiniz?" </p>
<p>Adam bir süre düşündükten sonra "Bilmiyorum," dedi. </p>
<p>Arman, "Çoğu insan da zaten bilerek gelmez," dedi. </p>
<p>Adam hafifçe güldü.</p>
<p>"Garip bir cevap." </p>
<p>İyi sohbetlerin çoğu da böyle başlar; çaylar hazırlandı.</p>
<p>Gazeteci onları izliyordu. </p>
<p>Arman’ın atölyesine giren insanlar çoğu zaman bir şey satın almıyordu.</p>
<p>Bazen bir hatıra buluyordu.</p>
<p>Bazen yarım kalmış bir konuşmayı hatırlıyordu.</p>
<p>Bazen de uzun zamandır kendine sormadığı bir soruyu...</p>
<p>Aylar sonra gazetecinin, Arman hakkında yazdığı yazı yayımlandı. Başlığı çok basitti:</p>
<p><strong>Arman’ın Tabloları: Görmek İçin Değil, Hatırlamak İçin</strong></p>
<p>Yazının son cümlesi ise şöyleydi; </p>
<p>"Bazı ressamlar dünyayı olduğu gibi çizer; Arman ise insanların birbirlerine bakmayı unuttuğu yerleri..."</p>
<p>Yıllar geçti...</p>
<p>Arman’ın atölyesi hâlâ aynı sokaktaydı.</p>
<p>Kapının üzerindeki küçük zil hâlâ aynı sesi çıkarıyor, eski radyo her sabah aynı saatte çalmaya devam ediyordu.</p>
<p>Sadece Arman biraz daha yavaşlamıştı ama değişmeyen bir şey daha vardı.</p>
<p>Her sabah ilk kahvesini içer, sonra boş tuvalin karşısına geçerdi.</p>
<p>Çünkü hâlâ inanıyordu. </p>
<p>Bazı hikâyeler anlatılmak için değil, fark edilmek için vardı.</p>
<p>Bir gün öğleden sonra atölyenin kapısındaki küçük zil çaldı.</p>
<p>Arman başını kaldırdı.</p>
<p>Kapıda genç bir kadın duruyordu.</p>
<p>Elinde eski bir çerçeve vardı.</p>
<p>Arman birkaç saniye baktı.</p>
<p>Sonra gülümseyerek "İnci," dedi. </p>
<p>Genç kadın ise gülümseyerek: "Beni hatırladınız," dedi. </p>
<p>Arman başını sallayarak "Evet, bazı insanları ve bazı hikâyeleri unutmak kolay değildir," </p>
<p>İnci elindeki tabloyu dikkatlice masanın üzerine bıraktı.</p>
<p>Çerçeve hâlâ aynıydı.</p>
<p>Arkasında yıllar önce yazılmış olan "İnsan bazen ilk adımı atacak cesareti, başkasının hatırasında bulur." cümlesi duruyordu. </p>
<p>Arman tabloya baktı.</p>
<p>" Demek geri getirdin..." </p>
<p>İnci: "Hayır," dedi. </p>
<p>"Artık bana ait olduğunu söylemeye geldim." </p>
<p>Arman hiçbir şey sormadı çünkü bazı cevapların anlatılmasına gerek yoktu.</p>
<p>İnsan bazen bir tablonun önünde durarak, bazen bir kapıyı çalarak, bazen de sadece ilk cümleyi söyleyerek başladığı yere geri dönerdi.</p>
<p>İnci giderken kapının önünde durdu." Arman Bey?"</p>
<p>"Efendim?" </p>
<p>“Bunu o zaman neden yaptınız?"</p>
<p>Arman pencerenin önündeki eski sandalyeye baktı. Sonra sokağa.</p>
<p>" Çünkü bazen insanların ihtiyacı olan şey, bir çözüm değil, başlayabileceklerine dair küçük bir hatırlatmadır," dedi. </p>
<p>İnci gülümseyerek kapıdan çıktı. Atölyede yine sessizlik kaldı. Ama bu kez sessizlik boş değildi. Çünkü bazı tablolar duvarda asılı kalmazdı.</p>
<p>Bazıları insanların hayatında yer bulurdu.</p>
<p>Arman yeni bir tuval aldı.</p>
<p>Fırçasını boyaya dokundurdu.</p>
<p>Ve ilk çizgiyi attı.</p>
<p></p>
<p>    DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yazılan Geri Alınamaz</title>
<link>https://fikirizleri.com/yazilan-geri-alinamaz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yazilan-geri-alinamaz</guid>
<description><![CDATA[ Yazılan geri alınamaz, her hata affedilmez, kapı bir kez kapanır. Çünkü hak etmeyen ikinci şansı bulamaz. Sabır tükendiğinde ise yollar ebediyen ayrılır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a60713460645.webp" length="34216" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 14:55:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Yazılan, Geri Alınamaz Eski zamanlarda, bahçesinin kıyısındaki çınar ağacının altına oturup gün batımını izleyen bir adam vardı. Hayatı boyunca kaleminden çıkan her sözün, bir çiçeğin topraktan başını çıkarması gibi geri dönülemez bir hakikat olduğuna inanırdı. Onun için kâğıda düşen her damla mürekkep, gökyüzüne yazılmış bir hüküm gibiydi; ne silinebilir ne de üzerinden tekrar geçilebilirdi.  Bir gün, çok sevdiği bir arkadaşı, ona verdiği bir sözü tutmayıp aralarındaki güveni bir çırpıda yıktı. Adam öfkelenmedi, sesini yükseltmedi. Sadece elindeki defteri kapattı." bilirsin,"="" dedi,="" "bir="" defa="" dökülen="" su="" geri="" toplanmaz.="" İnsanın="" iradesiyle="" yazdığı="" o="" ilk="" satır,="" artık="" kalbin="" mühürüdür."="" bahçesindeki="" kuşlar,="" bir="" sabah="" yuvalarını="" terk="" edip="" uzaklara="" uçtuğunda,="" onlara="" küsmedi.="" kendi="" elleriyle="" yaptığı="" yemliği="" kaldırdı.="" Çünkü="" anladı="" ki,="" canın="" isteğiyle="" gittiği="" yerden="" dönmesi,="" doğanın="" akışına="" terstir.="" hata,="" sadece="" anlık="" kararın="" sonucu="" değildir;="" o,="" insanın="" çizdiği="" yeni="" yoldur.="" yanına="" gelen="" genç,="" mahcubiyetle="" "belki="" telafi="" edebiliriz,"="" dediğinde,="" ihtiyar="" ağaçların="" arasından="" süzülen="" ışığa="" baktı.="" "evlat,"="" ağaç="" dalını="" kırdığında,="" oradan="" yeniden="" filizlenir="" ama="" yara="" izi="" hep="" orada="" kalır.="" bazı="" şeyler="" onarılmak="" için="" değil,="" olduğu="" gibi="" kalıp="" bize="" ders="" olması="" yaşanır."="" sözü="" uzatmadı.="" gökyüzü="" kararıp="" yıldızlar="" yerini="" aldığında,="" ki="" her="" gün="" farklı="" hikâyedir.="" eskiyi="" silmeye="" çalışmak,="" bugünü="" ziyan="" etmektir.="" İnsan,="" hikâyenin="" cümlesini="" değiştiremez,="" çünkü="" gerçektir.="" günden="" sonra,="" daha="" kimseye="" eski="" hataları="" kapısını="" açmadı.="" biliyordu="" hayatın="" sayfaları="" çevrilmek="" satırlar="" eklenmek="" vardır.="" ve="" bilirsin,="" insan="" bazen="" bırakmayı="" öğrenince="" huzuru="" bulur.="" yazılan,="" alınamaz."="">Yazılan Geri Alınamaz</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Yazılan, Geri Alınamaz Eski zamanlarda, bahçesinin kıyısındaki çınar ağacının altına oturup gün batımını izleyen bir adam vardı. Hayatı boyunca kaleminden çıkan her sözün, bir çiçeğin topraktan başını çıkarması gibi geri dönülemez bir hakikat olduğuna inanırdı. Onun için kâğıda düşen her damla mürekkep, gökyüzüne yazılmış bir hüküm gibiydi; ne silinebilir ne de üzerinden tekrar geçilebilirdi.  Bir gün, çok sevdiği bir arkadaşı, ona verdiği bir sözü tutmayıp aralarındaki güveni bir çırpıda yıktı. Adam öfkelenmedi, sesini yükseltmedi. Sadece elindeki defteri kapattı." bilirsin,"="" dedi,="" "bir="" defa="" dökülen="" su="" geri="" toplanmaz.="" İnsanın="" iradesiyle="" yazdığı="" o="" ilk="" satır,="" artık="" kalbin="" mühürüdür."="" bahçesindeki="" kuşlar,="" bir="" sabah="" yuvalarını="" terk="" edip="" uzaklara="" uçtuğunda,="" onlara="" küsmedi.="" kendi="" elleriyle="" yaptığı="" yemliği="" kaldırdı.="" Çünkü="" anladı="" ki,="" canın="" isteğiyle="" gittiği="" yerden="" dönmesi,="" doğanın="" akışına="" terstir.="" hata,="" sadece="" anlık="" kararın="" sonucu="" değildir;="" o,="" insanın="" çizdiği="" yeni="" yoldur.="" yanına="" gelen="" genç,="" mahcubiyetle="" "belki="" telafi="" edebiliriz,"="" dediğinde,="" ihtiyar="" ağaçların="" arasından="" süzülen="" ışığa="" baktı.="" "evlat,"="" ağaç="" dalını="" kırdığında,="" oradan="" yeniden="" filizlenir="" ama="" yara="" izi="" hep="" orada="" kalır.="" bazı="" şeyler="" onarılmak="" için="" değil,="" olduğu="" gibi="" kalıp="" bize="" ders="" olması="" yaşanır."="" sözü="" uzatmadı.="" gökyüzü="" kararıp="" yıldızlar="" yerini="" aldığında,="" ki="" her="" gün="" farklı="" hikâyedir.="" eskiyi="" silmeye="" çalışmak,="" bugünü="" ziyan="" etmektir.="" İnsan,="" hikâyenin="" cümlesini="" değiştiremez,="" çünkü="" gerçektir.="" günden="" sonra,="" daha="" kimseye="" eski="" hataları="" kapısını="" açmadı.="" biliyordu="" hayatın="" sayfaları="" çevrilmek="" satırlar="" eklenmek="" vardır.="" ve="" bilirsin,="" insan="" bazen="" bırakmayı="" öğrenince="" huzuru="" bulur.="" yazılan,="" alınamaz."=""> Eski zamanlarda, bahçesinin kıyısındaki çınar ağacının altına oturup gün batımını izleyen bir adam vardı. Hayatı boyunca kaleminden çıkan her sözün, bir çiçeğin topraktan başını çıkarması gibi geri dönülemez bir hakikat olduğuna inanırdı. Onun için kâğıda düşen her damla mürekkep, gökyüzüne yazılmış bir hüküm gibiydi; ne silinebilir ne de üzerinden tekrar geçilebilirdi.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Yazılan, Geri Alınamaz Eski zamanlarda, bahçesinin kıyısındaki çınar ağacının altına oturup gün batımını izleyen bir adam vardı. Hayatı boyunca kaleminden çıkan her sözün, bir çiçeğin topraktan başını çıkarması gibi geri dönülemez bir hakikat olduğuna inanırdı. Onun için kâğıda düşen her damla mürekkep, gökyüzüne yazılmış bir hüküm gibiydi; ne silinebilir ne de üzerinden tekrar geçilebilirdi.  Bir gün, çok sevdiği bir arkadaşı, ona verdiği bir sözü tutmayıp aralarındaki güveni bir çırpıda yıktı. Adam öfkelenmedi, sesini yükseltmedi. Sadece elindeki defteri kapattı." bilirsin,"="" dedi,="" "bir="" defa="" dökülen="" su="" geri="" toplanmaz.="" İnsanın="" iradesiyle="" yazdığı="" o="" ilk="" satır,="" artık="" kalbin="" mühürüdür."="" bahçesindeki="" kuşlar,="" bir="" sabah="" yuvalarını="" terk="" edip="" uzaklara="" uçtuğunda,="" onlara="" küsmedi.="" kendi="" elleriyle="" yaptığı="" yemliği="" kaldırdı.="" Çünkü="" anladı="" ki,="" canın="" isteğiyle="" gittiği="" yerden="" dönmesi,="" doğanın="" akışına="" terstir.="" hata,="" sadece="" anlık="" kararın="" sonucu="" değildir;="" o,="" insanın="" çizdiği="" yeni="" yoldur.="" yanına="" gelen="" genç,="" mahcubiyetle="" "belki="" telafi="" edebiliriz,"="" dediğinde,="" ihtiyar="" ağaçların="" arasından="" süzülen="" ışığa="" baktı.="" "evlat,"="" ağaç="" dalını="" kırdığında,="" oradan="" yeniden="" filizlenir="" ama="" yara="" izi="" hep="" orada="" kalır.="" bazı="" şeyler="" onarılmak="" için="" değil,="" olduğu="" gibi="" kalıp="" bize="" ders="" olması="" yaşanır."="" sözü="" uzatmadı.="" gökyüzü="" kararıp="" yıldızlar="" yerini="" aldığında,="" ki="" her="" gün="" farklı="" hikâyedir.="" eskiyi="" silmeye="" çalışmak,="" bugünü="" ziyan="" etmektir.="" İnsan,="" hikâyenin="" cümlesini="" değiştiremez,="" çünkü="" gerçektir.="" günden="" sonra,="" daha="" kimseye="" eski="" hataları="" kapısını="" açmadı.="" biliyordu="" hayatın="" sayfaları="" çevrilmek="" satırlar="" eklenmek="" vardır.="" ve="" bilirsin,="" insan="" bazen="" bırakmayı="" öğrenince="" huzuru="" bulur.="" yazılan,="" alınamaz."=""> Bir gün çok sevdiği bir arkadaşı, ona verdiği bir sözü tutmayıp aralarındaki güveni bir çırpıda yıktı. Adam öfkelenmedi, sesini yükseltmedi. Sadece elindeki defteri kapattı. "Bilirsin," dedi, "bir defa dökülen su geri toplanmaz. İnsanın iradesiyle yazdığı o ilk satır, artık kalbin mührüdür." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Yazılan, Geri Alınamaz Eski zamanlarda, bahçesinin kıyısındaki çınar ağacının altına oturup gün batımını izleyen bir adam vardı. Hayatı boyunca kaleminden çıkan her sözün, bir çiçeğin topraktan başını çıkarması gibi geri dönülemez bir hakikat olduğuna inanırdı. Onun için kâğıda düşen her damla mürekkep, gökyüzüne yazılmış bir hüküm gibiydi; ne silinebilir ne de üzerinden tekrar geçilebilirdi.  Bir gün, çok sevdiği bir arkadaşı, ona verdiği bir sözü tutmayıp aralarındaki güveni bir çırpıda yıktı. Adam öfkelenmedi, sesini yükseltmedi. Sadece elindeki defteri kapattı." bilirsin,"="" dedi,="" "bir="" defa="" dökülen="" su="" geri="" toplanmaz.="" İnsanın="" iradesiyle="" yazdığı="" o="" ilk="" satır,="" artık="" kalbin="" mühürüdür."="" bahçesindeki="" kuşlar,="" bir="" sabah="" yuvalarını="" terk="" edip="" uzaklara="" uçtuğunda,="" onlara="" küsmedi.="" kendi="" elleriyle="" yaptığı="" yemliği="" kaldırdı.="" Çünkü="" anladı="" ki,="" canın="" isteğiyle="" gittiği="" yerden="" dönmesi,="" doğanın="" akışına="" terstir.="" hata,="" sadece="" anlık="" kararın="" sonucu="" değildir;="" o,="" insanın="" çizdiği="" yeni="" yoldur.="" yanına="" gelen="" genç,="" mahcubiyetle="" "belki="" telafi="" edebiliriz,"="" dediğinde,="" ihtiyar="" ağaçların="" arasından="" süzülen="" ışığa="" baktı.="" "evlat,"="" ağaç="" dalını="" kırdığında,="" oradan="" yeniden="" filizlenir="" ama="" yara="" izi="" hep="" orada="" kalır.="" bazı="" şeyler="" onarılmak="" için="" değil,="" olduğu="" gibi="" kalıp="" bize="" ders="" olması="" yaşanır."="" sözü="" uzatmadı.="" gökyüzü="" kararıp="" yıldızlar="" yerini="" aldığında,="" ki="" her="" gün="" farklı="" hikâyedir.="" eskiyi="" silmeye="" çalışmak,="" bugünü="" ziyan="" etmektir.="" İnsan,="" hikâyenin="" cümlesini="" değiştiremez,="" çünkü="" gerçektir.="" günden="" sonra,="" daha="" kimseye="" eski="" hataları="" kapısını="" açmadı.="" biliyordu="" hayatın="" sayfaları="" çevrilmek="" satırlar="" eklenmek="" vardır.="" ve="" bilirsin,="" insan="" bazen="" bırakmayı="" öğrenince="" huzuru="" bulur.="" yazılan,="" alınamaz."="">Bahçesindeki kuşlar, bir sabah yuvalarını terk edip uzaklara uçtuğunda onlara küsmedi. Kendi elleriyle yaptığı yemliği kaldırdı. Çünkü anladı ki, bir canın kendi isteğiyle gittiği yerden dönmesi, doğanın akışına terstir. Bir hata, sadece bir anlık bir kararın sonucu değildir. O, insanın kendi elleriyle çizdiği yeni bir yoldur.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Yazılan, Geri Alınamaz Eski zamanlarda, bahçesinin kıyısındaki çınar ağacının altına oturup gün batımını izleyen bir adam vardı. Hayatı boyunca kaleminden çıkan her sözün, bir çiçeğin topraktan başını çıkarması gibi geri dönülemez bir hakikat olduğuna inanırdı. Onun için kâğıda düşen her damla mürekkep, gökyüzüne yazılmış bir hüküm gibiydi; ne silinebilir ne de üzerinden tekrar geçilebilirdi.  Bir gün, çok sevdiği bir arkadaşı, ona verdiği bir sözü tutmayıp aralarındaki güveni bir çırpıda yıktı. Adam öfkelenmedi, sesini yükseltmedi. Sadece elindeki defteri kapattı." bilirsin,"="" dedi,="" "bir="" defa="" dökülen="" su="" geri="" toplanmaz.="" İnsanın="" iradesiyle="" yazdığı="" o="" ilk="" satır,="" artık="" kalbin="" mühürüdür."="" bahçesindeki="" kuşlar,="" bir="" sabah="" yuvalarını="" terk="" edip="" uzaklara="" uçtuğunda,="" onlara="" küsmedi.="" kendi="" elleriyle="" yaptığı="" yemliği="" kaldırdı.="" Çünkü="" anladı="" ki,="" canın="" isteğiyle="" gittiği="" yerden="" dönmesi,="" doğanın="" akışına="" terstir.="" hata,="" sadece="" anlık="" kararın="" sonucu="" değildir;="" o,="" insanın="" çizdiği="" yeni="" yoldur.="" yanına="" gelen="" genç,="" mahcubiyetle="" "belki="" telafi="" edebiliriz,"="" dediğinde,="" ihtiyar="" ağaçların="" arasından="" süzülen="" ışığa="" baktı.="" "evlat,"="" ağaç="" dalını="" kırdığında,="" oradan="" yeniden="" filizlenir="" ama="" yara="" izi="" hep="" orada="" kalır.="" bazı="" şeyler="" onarılmak="" için="" değil,="" olduğu="" gibi="" kalıp="" bize="" ders="" olması="" yaşanır."="" sözü="" uzatmadı.="" gökyüzü="" kararıp="" yıldızlar="" yerini="" aldığında,="" ki="" her="" gün="" farklı="" hikâyedir.="" eskiyi="" silmeye="" çalışmak,="" bugünü="" ziyan="" etmektir.="" İnsan,="" hikâyenin="" cümlesini="" değiştiremez,="" çünkü="" gerçektir.="" günden="" sonra,="" daha="" kimseye="" eski="" hataları="" kapısını="" açmadı.="" biliyordu="" hayatın="" sayfaları="" çevrilmek="" satırlar="" eklenmek="" vardır.="" ve="" bilirsin,="" insan="" bazen="" bırakmayı="" öğrenince="" huzuru="" bulur.="" yazılan,="" alınamaz."=""> Yanına gelen bir genç, mahcubiyetle "Belki telafi edebiliriz," dediğinde, ihtiyar sadece ağaçların arasından süzülen ışığa baktı. "Evlat," dedi, "bir ağaç dalını kırdığında, oradan yeniden filizlenir ama o yara izi hep orada kalır. Bazı şeyler onarılmak için değil, olduğu gibi kalıp bize ders olması için yaşanır." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Yazılan, Geri Alınamaz Eski zamanlarda, bahçesinin kıyısındaki çınar ağacının altına oturup gün batımını izleyen bir adam vardı. Hayatı boyunca kaleminden çıkan her sözün, bir çiçeğin topraktan başını çıkarması gibi geri dönülemez bir hakikat olduğuna inanırdı. Onun için kâğıda düşen her damla mürekkep, gökyüzüne yazılmış bir hüküm gibiydi; ne silinebilir ne de üzerinden tekrar geçilebilirdi.  Bir gün, çok sevdiği bir arkadaşı, ona verdiği bir sözü tutmayıp aralarındaki güveni bir çırpıda yıktı. Adam öfkelenmedi, sesini yükseltmedi. Sadece elindeki defteri kapattı." bilirsin,"="" dedi,="" "bir="" defa="" dökülen="" su="" geri="" toplanmaz.="" İnsanın="" iradesiyle="" yazdığı="" o="" ilk="" satır,="" artık="" kalbin="" mühürüdür."="" bahçesindeki="" kuşlar,="" bir="" sabah="" yuvalarını="" terk="" edip="" uzaklara="" uçtuğunda,="" onlara="" küsmedi.="" kendi="" elleriyle="" yaptığı="" yemliği="" kaldırdı.="" Çünkü="" anladı="" ki,="" canın="" isteğiyle="" gittiği="" yerden="" dönmesi,="" doğanın="" akışına="" terstir.="" hata,="" sadece="" anlık="" kararın="" sonucu="" değildir;="" o,="" insanın="" çizdiği="" yeni="" yoldur.="" yanına="" gelen="" genç,="" mahcubiyetle="" "belki="" telafi="" edebiliriz,"="" dediğinde,="" ihtiyar="" ağaçların="" arasından="" süzülen="" ışığa="" baktı.="" "evlat,"="" ağaç="" dalını="" kırdığında,="" oradan="" yeniden="" filizlenir="" ama="" yara="" izi="" hep="" orada="" kalır.="" bazı="" şeyler="" onarılmak="" için="" değil,="" olduğu="" gibi="" kalıp="" bize="" ders="" olması="" yaşanır."="" sözü="" uzatmadı.="" gökyüzü="" kararıp="" yıldızlar="" yerini="" aldığında,="" ki="" her="" gün="" farklı="" hikâyedir.="" eskiyi="" silmeye="" çalışmak,="" bugünü="" ziyan="" etmektir.="" İnsan,="" hikâyenin="" cümlesini="" değiştiremez,="" çünkü="" gerçektir.="" günden="" sonra,="" daha="" kimseye="" eski="" hataları="" kapısını="" açmadı.="" biliyordu="" hayatın="" sayfaları="" çevrilmek="" satırlar="" eklenmek="" vardır.="" ve="" bilirsin,="" insan="" bazen="" bırakmayı="" öğrenince="" huzuru="" bulur.="" yazılan,="" alınamaz."="">Sözü uzatmadı. Gökyüzü kararıp yıldızlar yerini aldığında, ihtiyar anladı ki her yeni gün farklı bir hikâyedir. Eskiyi silmeye çalışmak, bugünü ziyan etmektir. İnsan, kendi yazdığı hikâyenin sadece ilk cümlesini değiştiremez çünkü o artık bir gerçektir.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Yazılan, Geri Alınamaz Eski zamanlarda, bahçesinin kıyısındaki çınar ağacının altına oturup gün batımını izleyen bir adam vardı. Hayatı boyunca kaleminden çıkan her sözün, bir çiçeğin topraktan başını çıkarması gibi geri dönülemez bir hakikat olduğuna inanırdı. Onun için kâğıda düşen her damla mürekkep, gökyüzüne yazılmış bir hüküm gibiydi; ne silinebilir ne de üzerinden tekrar geçilebilirdi.  Bir gün, çok sevdiği bir arkadaşı, ona verdiği bir sözü tutmayıp aralarındaki güveni bir çırpıda yıktı. Adam öfkelenmedi, sesini yükseltmedi. Sadece elindeki defteri kapattı." bilirsin,"="" dedi,="" "bir="" defa="" dökülen="" su="" geri="" toplanmaz.="" İnsanın="" iradesiyle="" yazdığı="" o="" ilk="" satır,="" artık="" kalbin="" mühürüdür."="" bahçesindeki="" kuşlar,="" bir="" sabah="" yuvalarını="" terk="" edip="" uzaklara="" uçtuğunda,="" onlara="" küsmedi.="" kendi="" elleriyle="" yaptığı="" yemliği="" kaldırdı.="" Çünkü="" anladı="" ki,="" canın="" isteğiyle="" gittiği="" yerden="" dönmesi,="" doğanın="" akışına="" terstir.="" hata,="" sadece="" anlık="" kararın="" sonucu="" değildir;="" o,="" insanın="" çizdiği="" yeni="" yoldur.="" yanına="" gelen="" genç,="" mahcubiyetle="" "belki="" telafi="" edebiliriz,"="" dediğinde,="" ihtiyar="" ağaçların="" arasından="" süzülen="" ışığa="" baktı.="" "evlat,"="" ağaç="" dalını="" kırdığında,="" oradan="" yeniden="" filizlenir="" ama="" yara="" izi="" hep="" orada="" kalır.="" bazı="" şeyler="" onarılmak="" için="" değil,="" olduğu="" gibi="" kalıp="" bize="" ders="" olması="" yaşanır."="" sözü="" uzatmadı.="" gökyüzü="" kararıp="" yıldızlar="" yerini="" aldığında,="" ki="" her="" gün="" farklı="" hikâyedir.="" eskiyi="" silmeye="" çalışmak,="" bugünü="" ziyan="" etmektir.="" İnsan,="" hikâyenin="" cümlesini="" değiştiremez,="" çünkü="" gerçektir.="" günden="" sonra,="" daha="" kimseye="" eski="" hataları="" kapısını="" açmadı.="" biliyordu="" hayatın="" sayfaları="" çevrilmek="" satırlar="" eklenmek="" vardır.="" ve="" bilirsin,="" insan="" bazen="" bırakmayı="" öğrenince="" huzuru="" bulur.="" yazılan,="" alınamaz."=""> O günden sonra, bir daha kimseye eski hataları için kapısını açmadı. Çünkü biliyordu ki hayatın sayfaları geri çevrilmek için değil, yeni satırlar eklenmek için vardır. Ve bilirsin, insan bazen sadece olduğu gibi bırakmayı öğrenince huzuru bulur. Yazılan geri alınamaz.</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İKİ AYRILIK ARASINDA</title>
<link>https://fikirizleri.com/iki-ayrilik-arasinda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/iki-ayrilik-arasinda</guid>
<description><![CDATA[ Sanki doğa da o yıl acele ediyordu, eksiltmeye, vedalara hazırlanıyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a61bc9419444.webp" length="47826" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 12:25:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>   İKİ AYRILIK ARASINDA</p>
<p>Sonbahar o yıl erken gelmişti. Rüzgâr, daha sararmaya fırsat bulamamış yaprakları bile dalından koparıp savuruyordu. Sanki doğa da o yıl acele ediyordu, eksiltmeye, vedalara hazırlanıyordu.</p>
<p>Dilek avluda tek başına oturuyordu. Dizlerini karnına çekmiş, gözlerini boşluğa dikmişti. Kimsenin bilmediği hâli buydu. Herkes onu güçlü sanırdı; dimdik, sabırlı, dayanıklı.</p>
<p>Oysa içinde sessiz bir çöküş vardı. Bir parçası kopmuştu.</p>
<p>Ve o parça bir daha asla geri gelmeyecekti. İki kızı vardı Dilek'in. İkisi de gözünün nuruydu. Biri gülüşüyle evi aydınlatır, diğeri sessizliğiyle bile kalplere dokunurdu.</p>
<p>İlk ayrılık, büyük kızı İlayda' nın gelin olduğu gündü.</p>
<p>Beyazlar içinde mutlu duruyordu. Dilek, kızının duvağını düzeltirken ellerinin titrediğini fark etti. İçinden bir şey kopmuş gibiydi. Ama bu, hayatın bildik ayrılıklarından biriydi. "Git kızım," diye fısıldadı.</p>
<p>"Mutlu ol." </p>
<p>İlayda giderken bir kez dönüp annesine baktı. O bakışta çocukluğu da vardı, vedası da.</p>
<p>Dilek için kapıdan çıkan sadece bir gelin değildi. Bir ömürdü.</p>
<p>Ama asıl ayrılık henüz kapısını çalmamıştı. Küçük kızı Dilara...</p>
<p>Onun gülüşü hâlâ duvarlarda yankılanıyormuş gibi geliyordu.</p>
<p>O sabah yine telaşlıydı. Kapının önünde sözlüsü motosikletle bekliyordu. Dilara dönüp annesine gülümsedi:</p>
<p>"Çok geç kalmam anne."</p>
<p>Dilek her zamanki gibi seslendi:</p>
<p>"Dikkatli olun."</p>
<p>"Merak etme anne."</p>
<p>Motorun sesi avludan uzaklaşırken, o ses Dilek'in kızından duyduğu son ses oldu.</p>
<p>Telefon çaldığında zaman durdu. Kaza dediler. Motor... İkisi de... O an dünya ikiye ayrıldı.</p>
<p>Bir tarafında geçmiş vardı. Diğer tarafında onsuz geçecek bir ömür.</p>
<p>Kızını toprağa verirken içinden birbirlerini bırakmadılar.</p>
<p>"Bende geleceğim yavrum yanına." diye geçirdi. </p>
<p>Günler geçti. Ev sessizleşti.</p>
<p>Bir odada İlayda'nın yokluğu vardı. Diğer odada Dilara'nın</p>
<p>Biri yeni bir hayata gitmişti.</p>
<p>Diğeri sonsuzluğa.</p>
<p>İki ayrılık. Biri alışılmış. Biri tarifsiz. Bir sabah Dilek başını örttü ve evden çıktı.</p>
<p>Yolu belliydi. Dilara'ya gidiyordu.</p>
<p>Adımlarını sayar gibi yürüdü. Mezarlığın kapısından içeri girerken kalbi yine aynı yerden sızladı. Kızının mezarına vardığında dizleri çözüldü.</p>
<p>"Ben geldim kızım." dedi. </p>
<p>Toprağı avuçlarıyla düzeltti. Sanki saçını okşuyor, üstünü örtüyor gibiydi.</p>
<p>"Yalnız değilsin. Ben buradayım. Hep burada olacağım. Bir gün kavuşacağız."</p>
<p>Mezarlıktan çıkarken düşündü. </p>
<p>Gitmesi gereken bir yer daha vardı. Başka bir mezarlık. Başka bir veda.</p>
<p>Kızının sözlüsünün mezarına vardığında bir süre sessizce baktı sonra:</p>
<p>"Ben yavrumu sana emanet etmiştim. Böyle mi korudun? Sahip çıktın yavruma, hani nerede benim Dilara'm?"</p>
<p>Emanet artık yoktu.</p>
<p>Daha da konuşmadı. Göz yaşları bile akmadı orada. </p>
<p>İçindeki acı buna izin vermedi.</p>
<p>Ayağa kalktı. Son kez baktı.</p>
<p>O gün, ilk ve son gidişiydi.</p>
<p>Bir daha hiç gitmedi.</p>
<p>Çünkü her gidiş, kızından biraz daha uzaklaşmak gibi geliyordu ona. Kalbi artık tek bir yere aitti.</p>
<p>Dilara'nın yattığı toprağa.</p>
<p>O günden sonra yolu hep aynı oldu. Aynı mezarlık. Aynı toprak. Aynı isim.</p>
<p>Bazen rüzgâr eserken iki ayrılığın arasında kaldığını hissediyordu. Ama ayakları hiç şaşmıyordu. Çünkü bir annenin kalbi, nereye giderse gitsin, sonunda evlatlarının olduğu yere varırdı. Bir sabah güneş yine avluya vurdu. Dilek usulca ayağa kalktı. İçi hâlâ eksikti ve ahirete kızının yanına gidene kadar da hep öyle kalacaktı. Kalbi hâlâ yarımdı. Ama yürüdü büyük kızı İlayda için yavaş, kırık ve dimdik.</p>
<p>Çünkü insan bazen yaşamaya devam ettiği için güçlü değildir.</p>
<p>Sevdiklerini kalbinde taşıyarak yürümeye devam ettiği için güçlüdür.</p>
<p></p>
<p>             DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>UNUTULMA PROTOKOLÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/unutulma-protokolu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/unutulma-protokolu</guid>
<description><![CDATA[ Bir gün seni kimse hatırlamasa, gerçekten yaşamış sayılır mısın? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a6064b77cc22.webp" length="48704" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>UNUTULMA PROTOKOLÜ </p>
<p>Otuz yaşındaki Deniz'in işi, insanların dijital itibarını yönetmekti.</p>
<p>Ünlülerin, şirketlerin, fenomenlerin internette haklarında çıkan haberleri takip ediyor, krizleri büyümeden çözüyordu.</p>
<p>Bir sabah sisteminde bir bildirim belirdi.</p>
<p>Bu kişi hakkında hiçbir veri bulunamadı.</p>
<p>İsim sıradandı. Fotoğrafı vardı.</p>
<p>Telefon numarası adresi vardı.</p>
<p>Ama internette tek bir izi yoktu.</p>
<p>Ne eski bir okul fotoğrafı.</p>
<p>Ne bir sosyal medya hesabı.</p>
<p>Ne bir haber, ne bir yorum. </p>
<p>Ne de yıllar önce unutulmuş bir forum mesajı. Sanki o kişi, internetin hiç var olmadığı bir dünyada yaşamıştı.</p>
<p>Merakı ağır bastı.</p>
<p>Dosyayı kapatması gerekirken araştırmaya başladı. Gerçek hayatta herkes bu kişiyi tanıyordu. Komşuları onunla sohbet etmişti. Esnaf ona veresiye yazmıştı. Çalıştığı şirket maaşını yatırıyordu.</p>
<p>Ama dijital dünyada yoktu.</p>
<p>Deniz bunu bir tesadüf sandı.</p>
<p>Sonra ikinci dosya geldi.</p>
<p>Yine aynı durum.</p>
<p>Üçüncü, dördüncü. Birileri, dünyanın ortasında yaşayan insanları dijital tarihten tek tek siliyordu. Fakat ilginç olan onları hatırlayan insanların sayısı da her geçen gün azalıyordu.</p>
<p>Deniz bir akşam eski dosyaları kontrol etmek istedi.</p>
<p>Bilgisayarındaki ilk dosya bir türlü açılmıyordu. </p>
<p>Ekranda sıradaki kişi sensin yazan bir cümle vardı. </p>
<p>Deniz panikle telefonunu açtı.</p>
<p>Sosyal medya hesapları, mesajları duruyordu.</p>
<p>Ama arkadaş listesindeki bazı insanlar onu hiç tanımadıklarını yazıyordu. Daha dün birlikte kahve içtiği insanlar.</p>
<p>Bugün onun adını ilk kez duyuyormuş gibiydi.</p>
<p>O gece, "İnsan gerçekten yaşadığı için mi vardır? Yoksa başkalarının hafızasında kaldığı sürece mi?" diye düşündü.</p>
<p>Deniz gece boyunca uyuyamadı.</p>
<p>Sabah uyandığında yaptığı ilk şey telefonuna bakmak oldu.</p>
<p>Her şey normal görünüyordu. Bildirimler, e-postalar, haberler.</p>
<p>Fakat bir ayrıntı dikkatini çekti.</p>
<p>Doğum gününde çekilmiş bir fotoğraf albümü eksikti.</p>
<p>Belki yanlışlıkla silmişimdir, diyerek bulut yedeklemesine girdi orada da yoktu.</p>
<p>Eski bir arkadaşını aradı.</p>
<p>"Geçen yıl doğum günümde çektiğimiz fotoğraflar sende var mı?" diye sorduğunda telefondaki sessizlik Deniz'i huzursuz etti.</p>
<p>"Deniz, biz hiç doğum gününü birlikte kutlamadık ki," dedi arkadaşı. </p>
<p>Deniz'in sinirleri bozulmuştu. Gülmeye çalışarak:</p>
<p>"Şaka yapıyorsun." dedi. </p>
<p>"Hayır. Hatta geçen yıl seni neredeyse hiç görmedim." </p>
<p>Telefon kapandığında Deniz titriyordu. Bilgisayarını açıp şirketin arşiv sistemine girdi.</p>
<p>Kendi personel dosyasını açtı.</p>
<p>Fotoğrafı, kimlik bilgileri vardı.</p>
<p>Ama işe giriş tarihinin bulunduğu satır boştu.</p>
<p>Sanki biri sadece bazı bilgileri değil, yaşanmış anıları da dikkatlice törpülüyordu. O sırada şirketin bilgi işlem müdürü yanına gelerek Deniz, iyi misin? Diye sordu. Size bir şey soracağım dedi Deniz. Ben burada kaç yıldır çalışıyorum?</p>
<p>Adam hiç düşünmeden üç ay diye cevap verdi.</p>
<p>Deniz'in yüzü bembeyaz olmuştu. "Hayır ben beş yıldır buradayım." dedi. </p>
<p>Müdür kaşlarını çatarak,</p>
<p>"Emin misin? Seni ilk kez baharda işe aldık." dedi. </p>
<p>Deniz masasındaki çekmeceyi açtı içinden beş yıl önce aldığı başarı plaketini çıkarmak istedi.</p>
<p>Çekmece bomboştu. Oysa dün oradaydı. Öğle arasında binadan çıkarak kalabalığın arasında yürümeye başladı herkes normal görünüyordu. Kimse telaşlı ya da bir şeylerin değiştiğini fark etmiyordu. Sadece Deniz.</p>
<p>Sokağın köşesindeki elektronik reklam ekranında, "İnternette kaybolan ilk şey veriler değildir." yazıyordu. Deniz durmuş bakıyor anlamaya çalışıyordu. </p>
<p>Ekran bir saniye sonra normal reklamlara döndü.</p>
<p>Çevresindeki insanlar yürümeye devam ediyordu. Hiçbiri o cümleyi görmemiş gibiydi.</p>
<p>Bunun sadece kendi başına gelen bir olay olmadığını hissetti. Birileri insanların geçmişini silmiyordu.</p>
<p>Onların gerçekliğini yeniden yazıyordu. </p>
<p>Deniz haftalar süren araştırmanın sonunda bütün izlerin aynı şirkete çıktığını fark etti. Şirketin adı Arşiv'di.</p>
<p>Dışarıdan bakıldığında sıradan bir veri güvenliği firmasıydı. Büyük şirketlerin dijital kayıtlarını koruyor, eski verileri depoluyor, yapay zekâ sistemleri geliştiriyordu. Ama gerçek bambaşkaydı. Arşiv'in geliştirdiği yeni sistem, internetteki bilgileri silmek için değil, insanların hangi bilgileri hatırlayacağını belirlemek için tasarlanmıştı.</p>
<p>Çünkü günümüzde insanlar, geçmişlerini kendi anılarından çok telefonlarına, mesajlarına, fotoğraflarına ve sosyal medya hesaplarına emanet ediyordu.</p>
<p>Bir fotoğraf kaybolduğunda, ona bağlı anılar da zamanla silikleşiyordu. Bir mesaj zinciri yok olduğunda, insanlar o konuşmayı hiç yapmamış gibi hissetmeye başlıyordu.</p>
<p>Arşiv bunu biliyordu ve bunu bir deneye dönüştürmüştü.</p>
<p>Deniz'in dosyası da bu deney için seçilmişti. Önce fotoğrafları silindi. Sonra e-postaları, eski haberler. Ardından insanların telefonlarında onunla ilgili kayıtlar sessizce değiştirildi.</p>
<p>Hiç kimsenin hafızası sihirli şekilde silinmemişti.</p>
<p>Sadece onları hatırlatacak bütün dijital izler ortadan kaldırılmıştı.</p>
<p>İnsan zihni ise boşlukları kendi kendine doldurmuştu.</p>
<p>Deniz gerçeği öğrendiğinde şirket ona bir teklif sundu.</p>
<p>Her şeyi eski hâline getirebiliriz.</p>
<p>Ama karşılığında bu projeyi unutacaksın.</p>
<p>Deniz uzun süre düşündü ve sonra bilgisayarın başına geçti.</p>
<p>Sistemin merkezine geri yükleme iptal diye bir komut yazdı. Şirket yöneticileri şaşkınlıkla ona bakarak:</p>
<p>"Neden?" dediler. </p>
<p>Deniz sakin bir sesle:</p>
<p>"Çünkü bugün bana yapılan, yarın herkese yapılabilir. Sorun benim unutulmam değil... İnsanların, bir gün kendi geçmişlerinin gerçekten yaşanıp yaşanmadığını bile anlayamayacak olması." </p>
<p>O gece Arşiv'in bütün belgelerini dünyanın dört bir yanındaki gazetecilere gönderdi.</p>
<p>Sabah olduğunda haber siteleri aynı manşeti atmıştı. </p>
<p>Dijital geçmişiniz sandığınız kadar size ait değil.</p>
<p>Aylar sonra Arşiv kapatıldı.</p>
<p>Yöneticileri yargılandı.</p>
<p>Yeni yasalar çıkarıldı.</p>
<p>İnsanlar yıllar sonra yeniden eski fotoğraflarını, mektuplarını ve basılı albümlerini saklamaya başladı.</p>
<p>Deniz ise hiçbir röportaj vermemeye çabaladı. </p>
<p>Bir gün bir gazeteci ona:</p>
<p>"Size tek bir soru sormak istiyorum. Bu olay size ne öğretti?" dedi. </p>
<p>Deniz ise yüzünde hafif bir gülümsemeyle: "Teknoloji hafızamızı güçlendirdiğini söylüyor. Belki de fark etmeden onu kiraya verdik."  dedi. </p>
<p>Gazeteci teşekkür ederek not defterini kapattı.</p>
<p>Bu cümle ertesi gün manşet olmadı ama yıllar sonra, dijital dünyaya güvenin yeniden tartışıldığı her yerde aynı söz yeniden hatırlandı.</p>
<p>Deniz eve döndüğünde bilgisayarını kapattı. Masasının çekmecesinden eski bir fotoğraf albümü çıkardı. Sayfaları tek tek çevirdi. Bazı yüzleri artık hatırlamıyordu. Fotoğraflardan birinin arkasına kurşun kalemle, "Bir gün beni unutursanız, en azından bunun kendi kararınız olduğundan emin olun." yazdı. Ve albümü kapattı. Çünkü bazı hikâyeler, kahramanları unutulsa bile yaşamaya devam eder.</p>
<p></p>
<p>       DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR SUBAYIN GÜNCESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-subayin-guncesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-subayin-guncesi</guid>
<description><![CDATA[ Bir subayın görev, fedakârlık ve aşk arasında şekillenen yaşamı; bazen bir üniformanın altında en güçlü hikâyelerin saklı olduğunu gösteriyor. Bu öykü, vatan sevgisinin ve insan olmanın ortak hikâyesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a605f5b65e51.webp" length="54862" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KALP​📜</p>
<p>​I. Şafak ve Çelik</p>
<p>​Sessizliği sadece rüzgarın uğultusu ve uzaklardan gelen nöbetçi düdüğünün böldüğü o gri saatte, Üsteğmen Alper’in gözleri çalar saatinden önce açıldı. Saat tam 05.00’ti. Yılların verdiği alışkanlıkla, yataktan tek bir hareketle kalktı.</p>
<p>​Üniformasını giyerken aynadaki yansımasına baktı. Jilet gibi ütülenmiş kamuflajı, göğsündeki bröveleri ve pırıl pırıl parlayan botları... Bir subay için kıyafet sadece bir kumaş parçası değildi; taşıdığı sorumluluğun, arkasından gelen onlarca askere verilen sessiz bir mesajın simgesiydi.</p>
<p>​Çok küçük yaşta annesini ve babasını kaybetmişti Alper. Yetim kelimesinin ağırlığını o yaşta omuzlarında hissetmişti. Bir ailesi, sığınacak bir limanı olmadığında dünya bir çocuğa çok büyük, kendisi ise çok savunmasız gelirdi. Kimsesiz kaldığı o günlerde ona devlet sahip çıkmış, milletin ekmeğiyle büyümüştü. Göğsündeki ay yıldızlı bayrağa her baktığında düşündüğü tek şey vardı: "Bu topraklar benim babam oldu; sıra bende."</p>
<p>​İşte bu yüzden subay olmuştu. Ordu onun yuvası, üniforması ise ailesiydi. İçtima alanına çıktığında, askerlerinin gözünün içine bakarken bir komutan olmanın ötesinde, her birinin abisi ve babası gibi hissetmesi bundandı.</p>
<p>​II. Beldedeki Sessiz Temas</p>
<p>​Sokakların daraldığı, teyakkuzun en üst seviyede olduğu meskun mahal operasyonunun ortasında, kader Alper’i hiç beklemediği biriyle karşılaştırdı.</p>
<p>​İstanbul’un hengamesinden kaçıp dedesinden kalan eski köy evine yerleşen 27 yaşındaki genç ve güzel yazar Ela, elinde not defteriyle yolun kenarına çekilmişti. Örgülü sarı saçlarını yana atmış, iri gözleriyle askeri araçların geçişini izliyordu. Alper araçtan inip yanına yaklaştı:</p>
<p>​"Hanımefendi, ilerideki mahallede güvenlik uygulaması var. Güvenliğiniz için birkaç saat köyün bu tarafında kalsanız daha iyi olur."</p>
<p>​Bu, aralarındaki ilk ufacık temastı. Operasyon kazasız belasız bittiğinde, Alper ve timi emniyet için bir süre beldede kaldı. Birkaç gün sonra beldenin asmalı kahvesinde oturan Ela’nın masasına adım attı Alper. Kahve kokulu, demli çaylı ufacık sohbetler başladı aralarında.</p>
<p>​Ela kelimelerle yaşayan bir kadındı ama Alper’in o ketum, ailesiz büyümüş olmanın verdiği vakur duruşunu hemen fark etmişti. Bir gün beldenin tepesinde rüzgara karşı otururken Ela sordu:</p>
<p>​"Çok zor değil mi? Sürekli tetikte olmak, her an bir yere ait olamadan gitmeye hazır yaşamak..."</p>
<p>​"Zor..." dedi Alper. "Ama benim gidecek, arkama bakacak başka bir yerim zaten hiç olmadı Ela. Bu üniforma benim hem evim hem ailem oldu."</p>
<p>​Ela, o an Alper'in içindeki derin yalnızlığı hissetti. Ona acıyarak değil, büyük bir saygıyla baktı. İlk defa biri Alper’e "komutan" ya da "yetim" olarak değil, sadece "Alper" olarak bakıyordu.</p>
<p>​III. İki Devre ve Sığınak Gecesi</p>
<p>​Görevin bitimiyle Alper harekat merkezine döndü. Onu karşılayan, Kara Harp Okulu sıralarından beri aynı çamuru çiğnediği, Menteş kampında son yudum suyunu paylaştığı devresi Üsteğmen Altay’dı. Sakalsız, yakışıklı ve yüzünde küçük bir hatıra yarası taşıyan Altay, kışlanın neşesiydi ama Alper’in bu hayattaki en gerçek kardeşiydi.</p>
<p>​Gece yarısı sığınakta, bir mum ışığında demli çaylarını içerken Alper ilk kez bir kadından bahsetti devresine. Ela’yı, onun gözlerindeki o anlayan bakışı anlattı. Altay muzip tavrını bir kenara bırakıp elini Alper’in omzuna koydu:</p>
<p>​"Biz vatanı koruyoruz, evet devre, ama insanın kalbinde koruyacağı ufacık da olsa bir sıcaklık olması gerekir ki sahadaki soğuğa dayanabilsin. O kız senin çelik zırhının altındaki çocuğu gördüyse, bunu geçiştirme. Döndüğümüzde o kahveye beraber gideceğiz."</p>
<p>IV. Bahçedeki Kahve Fincanları</p>
<p>​Aynı saatlerde beldedeki eski ahşap evin bahçesinde, Ela da yaşadıklarını en yakın arkadaşına anlatıyordu. Beldenin ilkokulunda görev yapan 29 yaşındaki, hafif çekik gözlü ve kahküllü Aysima Öğretmen, Ela’nın fincanını çevirişini izliyordu.</p>
<p>​"Aysima, o adam öyle bir baktı ki..." diyordu Ela. "Ben kurgu dünyalar yaratırken, o benim dünyam yıkılmasın diye çamurun içinde canını ortaya koyuyor."</p>
<p>​Aysima Öğretmen olgun bir tebessümle arkadaşının elini tuttu:</p>
<p>​"Sen buraya hikaye biriktirmeye geldin Ela, ama kader senin karşına yalnızlığın kitabını yazmış bir adamı çıkarmış. Kalbinin duvarlarını aralamışsın. Döndüğünde o masada üç kişi oturacağız; sen, ben ve senin o yürekli subayın."</p>
<p>​V. Mardin’de Mühürlenen Kader</p>
<p>​Mevsimler döndü, görev yerleri değişti. Kader bu dört ruhu Mardin’in tarihi ve mistik atmosferinde bir araya getirdi. Aysima Mardin’e tayin oldu; Alper ve Altay ise sınır kışlasında omuz omuza göreve devam etti.</p>
<p>​Mardin’in ovaya bakan eski bir taş evinin terasında, Ela ve Alper nişanlandı. Yüzükler takıldığında, Alper’in gözleri hayatında ilk kez bu kadar parlıyordu. Yalnız çocuk, nihayet limanını bulmuştu. Yüzükleri takan Altay ve gözleri dolan Aysima, bu mutlu anın en yakın şahitleriydi.</p>
<p>​Ancak nişandan birkaç ay sonra, sınır hattındaki hain bir çatışmada dünya karardı. Alper Üsteğmen, askerlerini ve devresi Altay’ı korumak için kendini öne attığında patlayan şarapnelle ağır yaralandı. Günlerce süren yaşam mücadelesini kazandı ama artık yürüyemeyecekti. Omuzlarındaki rütbelerin yanına en yücesi eklenmişti: O artık bir gaziydi.</p>
<p>​Hastanede gözlerini açtığında Ela’nın elini bırakmak istedi Alper. Yük olmamak için "Git" dedi. Ama Ela, onun gözlerinin içine bakıp elini daha sıkı kenetledi:</p>
<p>​"Sen bu vatan için göğsünü siper ettin Alper. Şimdi sıra bende. Senin yürüyemediğin her yolda ben senin ayakların olacağım."</p>
<p>​VI. Sonsuz Bir Aile</p>
<p>​Zaman, Mardin’in şifalı rüzgarlarıyla aktı. Altay, her mesai çıkışında devresinin yanına koştu. Onu hiç yalnız bırakmadı. Kısa bir süre sonra Altay ve Aysima Öğretmen görkemli bir düğünle hayatlarını birleştirdi. Bu dörtlü artık sarsılmaz tek bir aile olmuştu.</p>
<p>​Yıllar sonra raflarda yerini alan bir kitabın kapağında, kara kalemle çizilmiş bir subay yüzü duruyordu. Yazarı Ela idi.</p>
<p>​Ela, Alper’in yetimhanede başlayan, kışlalarda büyüyen, cephelerde çelikleşen ve gazilikle taçlanan hayatını yazmıştı. Kitabın son satırlarında şöyle diyordu:</p>
<p>​"O, sığınacak bir evi olmadığını sanıyordu. Oysa onun evi bu vatandı. Şimdi ise onun evi, kalbimin tam ortası. Bir subay toprağa basarken postallarından ses çıkarır ama bir gazinin kalbi attıkça, koca bir milletin iradesi yankılanır..."</p>
<p>​Mardin’in terasında, Mezopotamya ovasına karşı otururlarken Ela başını Alper’in omzuna koydu. Uzaktan Altay ve Aysima’nın neşeli sesleri geliyordu. Alper, Ela’nın elini tuttu, gözlerini gökyüzüne çevirdi ve içinden fısıldadı:</p>
<p>​"Çok şükür... Sonunda benim de bir ailem var."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İç Dünyanın Filizi</title>
<link>https://fikirizleri.com/ic-dunyanin-filizi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ic-dunyanin-filizi</guid>
<description><![CDATA[ Yeşilvadi kasabasında yaşayan Deren&#039;in; annesinin beklentileri ve sınav kaygısıyla verdiği mücadeleyi, sanatın iyileştirici gücü sayesinde kendi içsel huzurunu ve gerçek potansiyelini keşfetmesini anlatan umut dolu etkileyici bir hikâye. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a526eba3543d.webp" length="46804" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 16:07:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>iç dünyanın filizi, sınav kaygısı, kişisel gelişim, içsel huzur, sanatın gücü, resim sanatı, Güzel Sanatlar Fakültesi, anne baskısı, özgüven, umut, yaşam mücadelesi, ilham verici hikâye, duygusal öykü, içsel keşif, başarı hikâyesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İç Dünyanın Filizi</strong></p>
<p>Yeşilvadi kasabasında zaman, ağaçların fısıltısıyla yavaşça akardı. Deren, bu yeşilliğin içinde büyümesine rağmen annesi Sema Hanım’ın beklentileri altında kendini toprağa tutunamayan bir tohum gibi hissederdi. Annesinin sürekli, "Başarı, sadece zirvede açan bir çiçektir," diyen o baskın sesi, Deren’in kalbinde gün yüzü görmemiş bir filizin büyümesini engelliyordu. Sınav kaygısı, Deren’in zihninde her gün biraz daha büyüyen ve toprağını kurutan bir çatlağa dönüşüyordu.</p>
<p>Ancak Deren, o kaygılı günlerinde bile resim yapmayı bırakmadı. Sınav gününe kadar elindeki fırçayı bazen bir kalkan gibi kullandı, bazen de bir sığınak. Sınav sabahı, zihnindeki tüm gürültüleri susturmayı başardı. O gün sadece soruları değil, kendi içsel huzurunu da kâğıda döktü ve sınavı başarıyla geçerek hayalini kurduğu Güzel Sanatlar Fakültesi’ne yerleşti.</p>
<p>Üniversitedeki resim atölyesi, Deren’in kendi içine, yani o henüz kimsenin dokunmadığı iç dünyasına sığındığı yer oldu. Bir gün, atölyede elindeki fırça tuvalin üzerinde kararsızca titrerken, Selim Hoca sessizce yanına geldi. Deren, boğazındaki düğümü çözerek korkularını, sınav sürecindeki baskıyı ve annesinin beklentilerini birer birer anlattı.</p>
<p>Selim Hoca, atölyenin penceresini ardına kadar açtı. İçeriye, yağmurdan yeni çıkmış toprağın taze kokusu doldu. Hoca, eliyle toprağın altından başını zar zor uzatan narin bir filizi işaret etti.</p>
<p>"Bak Deren," dedi, sesi bir nehrin akışı gibi sakindi. "Bu küçücük yaşam, dışarıdaki fırtınalara rağmen kendi zamanını bekler. Sınav sürecindeki başarında olduğu gibi, senin ruhun da tıpkı bu filiz gibi kendi vaktini bekliyor. Dışarıdan gelen her baskı, aslında seni daha derine, kendi özüne tutundurmak içindir."</p>
<p>Deren, hocasının kelimelerinde sadece bir tavsiye değil, kendi içinde yeşermeyi bekleyen o gizli gücün onayını da duydu. Selim Hoca, Deren’in omzuna şefkatle dokunarak ekledi:</p>
<p>"Sen sadece sınav başarısından ibaret değilsin; sen kendi içsel mevsimini inşa eden bir bahçıvansın. İnan, bu emeklerin bir gün öyle bir çiçek açacak ki, o baskı dolu günler sadece birer hatıra olacak."</p>
<p>O an, Deren’in içindeki kuraklık yerini tazeliğe bıraktı. Deren, fakültesindeki başarısıyla kısa sürede dikkat çeken bir öğrenciye dönüştü. Artık annesinin beklentileri, onun kendi içindeki filizin büyümesine engel olan bir gölge değil, sadece geçmişten gelen cılız bir yankıydı.</p>
<p>Deren, fırçasını tuvalin beyazlığına, kendi iç dünyasının berraklığıyla daldırıyordu. Her fırça darbesi, ruhunun derinliklerinden gün yüzüne çıkan o filizin özgürleşme dansıydı. Artık biliyordu; insan kendi içindeki bahçeyi sulamayı bildiğinde, dış dünyanın tüm kışlarını bahara dönüştürebilirdi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SUBAY ALPER’İN GÜNCESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/subay-alperin-guncesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/subay-alperin-guncesi</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Bir subayın günü, disiplinle başlayan ve sorumlulukla sona ermeyen uzun bir nöbettir.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a561af57b185.webp" length="49334" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Subay'ın Bir Günü</p>
<p>Sessizliği sadece rüzgârın uğultusu ve uzaklardan gelen nöbetçi düdüğünün böldüğü o gri saatte, Üsteğmen Alper’in gözleri çalar saatinden önce açıldı. Saat tam 05.00’ti. Yılların verdiği alışkanlıkla, yataktan tek bir hareketle kalktı. Odadaki sessizlik, onun zihnindeki mutlak disiplinle birleşti.</p>
<p>​Üniformasını giyerken aynadaki yansımasına baktı. Jilet gibi ütülenmiş kamuflajı, göğsündeki bröveleri ve pırıl pırıl parlayan botları... Bir subay için kıyafet sadece bir kumaş parçası değildi; taşıdığı sorumluluğun, arkasından gelen onlarca askere verilen sessiz bir mesajın simgesiydi.</p>
<p>​Aynadaki bakışlarını sabitleyip yakasını düzeltti. Hazırdı.</p>
<p>​🌅 Şafak Vakti: Toprağa Basan İlk Adım</p>
<p>​Kışlanın bahçesine çıktığında sabahın ayazı yüzüne kamçı gibi çarptı. Ciğerlerine çektiği o soğuk ve temiz hava, uykunun son kırıntılarını da süpürüp götürdü.</p>
<p>​İçtima alanına doğru yürürken, postallarının betonda çıkardığı tok sesler kışlanın duvarlarında yankılanıyordu. Karşısında, sabah karanlığında tek bir vücut gibi duran bölüğü vardı. Hepsinin gözlerinde uykunun ve soğuğun mahmurluğu vardı ama Alper Üsteğmen’in alana girmesiyle hepsi çelik gibi dikleşti.</p>
<p>​"Bölük, Rahat! Hazır ol!"</p>
<p>​Alper, sırayla askerlerin gözlerinin içine baktı. Kimin evinden kötü bir haber geldiğini, kimin uykusuz olduğunu, kimin gözünde memleket hasreti tüttüğünü o tek bakışta anlamak zorundaydı. Onlar sadece emrindeki askerler değil, canını emanet ettiği ve canlarını emanet aldığı evlatlarıydı.</p>
<p>​📋 Gün Ortası: Toz, Çamur ve Çelikten İrade</p>
<p>​Saat 10.30... Eğitim alanında barut, ter ve toz birbirine karışmıştı. Bugün taktik akın ve sızma eğitimi vardı. Alper Üsteğmen sadece kenardan emir veren bir izleyici olmadı hiçbir zaman. Telsizden gelen cızırtılı raporu dinlerken, çamurun içine ilk o bıraktı kendini.</p>
<p>​"Sol kanat, baskı ateşini sürdür! Sağı kapatın!" diye kükredi.</p>
<p>​Sürünerek hedef mevziye ulaştığında, yanındaki genç asteğmenin heyecandan titreyen elini gördü. Omzuna sert ama güven veren bir el koydu: "Sakin ol evlat, nefesini ayarla. Ben yanındayım."</p>
<p>​Öğleden sonra ise bu hareketli sahne yerini kağıtlara, haritalara ve bitmek bilmeyen bürokrasiye bıraktı. Masasının başına geçtiğinde, az önce çamurda sürünen adam gitmiş; yerine her detayda mükemmeliyeti arayan analitik bir yönetici gelmişti. Lojistik raporlar incelendi, nöbet listeleri titizlikle kontrol edildi. En ufak bir hata, kışlanın güvenliğinde bir açık demekti.</p>
<p>​🌆 Gece Yarısı: Sessizliğin Bekçisi</p>
<p>​Güneş çoktan batmış, kışlaya derin bir sessizlik çökmüştü. Birçok rütbeli evine, ailesinin yanına dönmüştü ancak Alper için bu gece farklıydı: Nöbetçi Subaydı. Yani güneş yeniden doğana kadar bu kışladaki her nefesten, her binadan ve sınırdaki her taştan o sorumluydu.</p>
<p>​Gece yarısı saat 02.00’de el fenerini alıp denetlemeye çıktı. Nöbetçi kulübesine yaklaştığında adımlarını sessizleştirdi. Nöbet tutan genç askerin uyanıklığını test etti. Parolayı sorduğunda askerin verdiği kararlı cevap içini rahatlattı.</p>
<p>​Nöbetçi kulübesinin yanından ayrılıp gökyüzüne, yıldızlara baktı. Cebinden telefonunu çıkarıp eşinden gelen "Çocuklar uyudu, seni bekliyoruz. İyi nöbetler" mesajını okudu. Yüzünde hafif, yorgun bir tebessüm belirdi. Mesajı cebine koyup rüzgara karşı yürümeye devam etti.</p>
<p>​Omuzlarındaki yıldızlar ağır gelmiyordu ona; çünkü o yıldızların, ülkenin üzerindeki karanlığı aydınlatan gerçek yıldızlar olduğunu biliyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NEFS &amp;İ EMMARE</title>
<link>https://fikirizleri.com/nefs-i-emmare</link>
<guid>https://fikirizleri.com/nefs-i-emmare</guid>
<description><![CDATA[ Martı Köyü’ndan iktidarın soğuk zirvesine uzanan Aziz’in hikâyesi; masumiyetin hırsla nasıl yozlaştığını, vicdanın &#039;Nefs-i Emmare&#039;nin karanlığına gömülüşünü ve dünyanın tüm gücüne sahip olunsa dahi kendi özünü kaybetmenin getirdiği o uçsuz bucaksız yalnızlığı sarsıcı bir dille gözler önüne seriyor ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a526453a37dc.webp" length="34300" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Nefs-i Emmare, hırsın zararları, adalet ve güç, vicdan muhasebesi, edebi hikaye, iktidar hırsı, insanın özü, manevi yolculuk, ibretlik öykü, nefis terbiyesi.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="2">Nefs-i Emmare</h2>
<p data-path-to-node="3">Martı Köyü'nün hırçın dalgaları ile Gümüşgöl’ün huzurlu sessizliği arasında Aziz adında bir çocuk büyürdü. Aziz, toprağa dokunduğunda ağaçların dilini, göğe baktığında kuşların rotasını anlardı. "Ben asla o kötü insanlar gibi olmayacağım," diye yemin eder, Bilge Öğretmen Elvan’ın dizinin dibinden ayrılmazdı. Üstadı ona sadece harfleri değil; karıncanın hakkını gözetmeyi, suyun akışına hürmet etmeyi öğretmişti. Babası Han Bey, abileri Selçuk ve Batur ile Kızıltepe’nin eteğinde adil bir düzen kurmuşlardı. O günlerde Feride ve şanlı savaşçı Akın ile bir elmanın iki yarısı gibiydiler; birlikte toprağı işler, kederi ve neşeyi bölüşürlerdi.</p>
<p data-path-to-node="4">Ancak zaman, Kızıltepe’nin yamacındaki ağaçları nasıl değiştirirse, Aziz’in içindeki nefsini de öyle dönüştürdü. Han Bey büyük bir devlet kurup adaleti tesis ettiğinde, Aziz o gücün gölgesine sığındı. Bilge Elvan artık tüm diyarlarda ismi hürmetle anılan bir münevverdi; Aziz ise bu bilginin arkasındaki kudrete göz dikti. İçindeki hırs, kökleri toprağın derinliklerine inen bir sarmaşık gibi kalbini sardı. Babasının kurduğu o nizamı, kendi ihtiraslarına basamak yapmak için fırsat kollayan o karanlık kapıyı, yani nefsini araladı.</p>
<p data-path-to-node="5">Bir kış günü, yeryüzünü beyaz bir sessizlik kapladığında Aziz, beklediği anı buldu. Kendi abilerini bertaraf edip tahtı zorla ele geçirdi. Hırsı onu öyle kör etmişti ki; kendisini yetiştiren, hayatın sırlarını fısıldayan hocası Elvan’ı, nefsine düşen o gölgeyi bertaraf etmek için katletti. Yetmedi, dostu Akın’ın eşini de bu uğurda feda etti. Akın, hançerini kuşansa da Aziz’in kurduğu o zorba düzen karşısında çaresiz kaldı. Feride ise bu kanlı gidişata yüreği dayanmayarak, izi sürülmez bir yalnızlığa, uzak diyarlara sürüldü.</p>
<p data-path-to-node="6">Aziz, artık yedi katlı saraylarda, sahip olduğu her şeyin üzerinde tek başınaydı. Bahçesindeki ağaçlar solmuş, kuşlar gökyüzünü çoktan terk etmişti. Penceresinden içeri sızan güneş, artık ona huzur değil; ihanet ettiği insanların gölgelerini taşıyordu. O an, kendi nefsine köle oluşunun ağırlığı çöktü üzerine. Ellerinin ne kadar yabancılaştığını, toprağa ve merhamete ne kadar uzak düştüğünü dehşetle fark etti.</p>
<p data-path-to-node="7">İnsanoğlu unutmasın ki; gökyüzüne hükmetmek isteyen, önce kendi kalbindeki o karanlık fırtınayı dindirmelidir. Toprak tohumunu sadakatle taşıyorsa, insan da özüne sadık kalmalıdır. Keskin sirke küpüne nasıl zarar verirse, nefs-i emmare de insanı kendi içinde öyle öğütür. Bir çiçeğin dalını izinsiz kıran, kendi bahçesinin kuruyacağından korkmalıdır. Dünya, başkalarının hakkı üzerine değil, adalet ve sevgi üzerine kuruludur. Bugün tüm dünya senin olsa, bir avuç toprakla yetinmeyi bilmeyen, her şeyini kaybetmeye mahkûmdur.</p>
<p data-path-to-node="8">Aziz, dünyayı ele geçirdi ama kendini kaybetti. Zirve, aslında insanın nefsine en yakın, kendine ise en uzak olduğu yerdir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çiçek Koparana Değil, Kendi Özünde Açana Güzeldir</title>
<link>https://fikirizleri.com/cicek-koparana-degil-kendi-ozunde-acana-guzeldir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cicek-koparana-degil-kendi-ozunde-acana-guzeldir</guid>
<description><![CDATA[ Hırsın insanı nasıl körleştirdiğini, sabrın ve kanaatkârlığın ise gerçek huzura nasıl ulaştırdığını anlatan anlamlı bir hikâye. Bilge bir bahçıvan ile oğlu Eren&#039;in ibret dolu yolculuğu üzerinden, başkalarının takdirini kazanma arzusu uğruna kendi özünü kaybetmenin sonuçları etkileyici bir dille işleniyor. &quot;Çiçek Koparana Değil, Kendi Özünde Açana Güzeldir&quot; hikâyesi; hırs, sabır, tevazu, içsel olgunluk ve hayat dersleri üzerine düşündüren, güçlü mesajlar içeren kısa ve etkileyici bir anlatıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a4e87348de6b.webp" length="41844" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 17:33:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Çiçek Koparana Değil, Kendi Özünde Açana Güzeldir</strong></span></p>
<p>​Ufuk çizgisinin ardındaki bir beldede, toprağın dilinden anlayan, ömrünü bahçelere adamış bilge bir bahçıvan yaşardı. Oğlu Eren ise babasının aksine, hayatı hep dışarıdan gelecek övgülerle anlamlandırmaya çalışırdı. Babası, bahçesindeki her fidanda ona bir hakikat fısıldardı:</p>
<p><strong>​"</strong>Evlat, çiçeği zorla açtıramazsın; vaktini beklemek, sabrın en zarif halidir."</p>
<p>​Fakat Eren, bu kadim bilgeliği duymak yerine kendi hırslarının gürültüsüne kulak verirdi.</p>
<p>​Bir gün, sarp kayalıkların en tepesinde, ancak güneşin ilk ışıklarıyla parlayan o nadide çiçeği gördü. Herkesin konuştuğu ama kimsenin koparmaya cesaret edemediği bu çiçek, Eren’in yeni tutkusu oldu. "Onu alırsam herkes beni konuşacak," diye düşündü. Çiçeğin güzelliğini görmekten ziyade, ona sahip olarak insanların hayranlığını kazanmayı hedefledi. İnsan, kendi elleriyle yıktığı bir kuleye tırmanmaya kalkışmıştı.</p>
<p>​Tırmanış başladığında kayalar keskin, rüzgâr uğultulu bir uyarı gibiydi. Eren’in elleri kanıyor, dizleri parçalanıyordu; ancak hırsın harareti acıyı hissettirmiyordu. Çevresindeki huzuru, ağaçların hışırtısını, doğanın o dingin ahengini görmez oldu. Artık dünyası, sadece o tepeden ve ulaşmak istediği çiçeğin parlaklığından ibaretti.</p>
<p>​Hırs, insanı yerçekiminden daha güçlü bir kuvvetle aşağı çekerdi; Eren yükselmek için çırpınırken aslında kendi sonuna doğru sürüklendiğini bilmiyordu. Tam çiçeğe elini uzattığı an, yer ayağının altından kaydı. Boşluğun soğuk nefesiyle yüzleştiğinde, bir çığlık vadiyi yırttı.</p>
<p>​Düştü.</p>
<p>​Gözlerini açtığında gece çökmüştü. Vücudundaki sızı, yaptığı yanlışın acı bir hatırlatıcısı gibiydi. Karanlıkta ağaçların fısıltısı, sanki ona şunu diyordu: "Hırsın, seni zirveden alıp kendi hiçliğine savurdu."</p>
<p>​Gece boyunca yüreğindeki o ateş, yerini derin bir pişmanlığa bıraktı. Anladı ki insan, başkalarının gözüne girmek için kendi gözlerini kör etmemeliydi. Bir çiçeği koparmak değil, onun orada açmasına izin vermekti esas olan. Kendi sınırlarını bilmeyen, başkasının sınırlarına çarpıp dururdu. Kanaatkârlık bir hazineydi, hırs ise bu hazinenin etrafını saran dikendi. Bazen en büyük zafer, bir şeyi istemekten vazgeçmekti.</p>
<p>​Sabahın ilk ışıklarıyla bilge bahçıvan ve kasabalılar meşaleleriyle onu bulmaya geldiler. Babası, Eren’in yaralı ellerini tuttuğunda kızmadı; sadece içli bir sesle şöyle dedi:</p>
<p>​"Çiçeği koparamadın ama düşerken dünyayı gördün. Şimdi, hırsın sana neleri unutturduğunu hatırlama vaktidir."</p>
<p>​O günden sonra Eren, başkalarının ışığına ihtiyaç duymadı. Babası gibi toprağın huzurunu keşfetti, mevsimlerin geçişini izledi ve her çiçeğin kendi vaktinde açtığına şahit oldu. Anladı ki yükselmek, başkalarının omuzlarına basarak değil, kendi içindeki ağırlıklardan kurtularak mümkündü. İnsan göğe kanatlanmak için hafif olmalıydı; oysa hırs, insanı kurşun gibi ağırlaştırıp yeryüzüne gömüyordu.</p>
<p>​Eren artık ne hırsının esiriydi ne de o eski çocuktu; artık kendi hayatının bilge bir yolcusuydu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI</title>
<link>https://fikirizleri.com/gatir-depmis-memo-dayi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gatir-depmis-memo-dayi</guid>
<description><![CDATA[ Kahkahanın hiç eksik olmadığı bir Anadolu köyünde, talihsizlikleriyle dillere destan Memo Dayı&#039;nın hem güldüren maceralarına hem de sıcacık aşk hikâyesine tanık olacaksınız. Köy yaşamının samimiyetini, yöresel dili ve unutulmaz karakterleriyle içinizi ısıtacak eğlenceli bir hikâye. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a58821d486d7.webp" length="103228" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:24:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" onlara="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" ondan="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" onları="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" onun="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" onu="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" onlar="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">    GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" onlara="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" ondan="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" onları="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" onun="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" onu="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" onlar="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> Bu köyün adı Kahkaha köyüydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile "Eyvah, yine geliyor." der gibi gıcırdadı. Kahveci İbo:</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" onlara="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" ondan="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" onları="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" onun="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" onu="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" onlar="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> "Hayırdır Memo Dayı? Suratın niye sonbaharda dolu yemiş ayçiçeği tarlası gibi?"</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" onlara="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" ondan="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" onları="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" onun="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" onu="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" onlar="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı çayını aldı, derin bir iç çekti:</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Hiç sorma İbooo. Bööön gendimi duzsuz çökelek gibin hissediyom." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Kahvedekiler dinliyordu. Hasan Ağa merakla:</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ne oldu yine?" diye sordu.</a></p>
<p>" <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Daha sabanan kalktım. Ayağımı yatağın kenarına vurdum. Çorabın biri sobanın altında, öteki tavuğun yuvasında çıktı. Bahçeye indim, kazlar beni görünce sanki alacaklılarını yakalamış gibi üstüme yürüdü. Kaçarken dut ağacına dolandım, oradan kurtulayım derken katırın önüne düştüm."</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> Tam bu sırada kahvenin en muzip delikanlısı Cemil söze karıştı.</a></p>
<p>" <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Eee. Sonra katır ne yaptı?"</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı çayından bir yudum aldı.</a></p>
<p>" <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Oğlum, gatır öyle bir baktı ki. Ben daha tekmeyi yemeden yoruldum."</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Kahvedekiler gülmeye başlamıştı. Memo Dayı başını iki yana sallayarak:</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Yani bööön gatır depmiş gibi yoruldum." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Muhtar masaya vurdu.</a></p>
<p>" <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ula Memo, seni bir gün kitap yapacaklar." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Aradan birkaç gün geçti. Köye komşu köyden bir düğün kuruldu. Davullar çalıyor, kazanlarda keşkek kaynıyor, saclarda yuha ekmekleri açılıyordu. Memo Dayı, yıllardır gizliden gizliye sevdiği Hatçe'yi kalabalığın içinde görünce birden sustu. Hasan dürttü.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> "Ne oldu Memo?" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı gözünü Hatçe'den ayırmadan gülümseyerek Hasan ben ömrümde çok şey gördüm. Sel gördüm. Dolu gördüm. Gatır tekmesi gördüm. Ama vallaha. Hatçeyi görünce yuha ekmeen arasına gevrek üzerine çökelek pendir dürüm görmüş gibi seviniyom ben daha."</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Kahvedekiler bu sözü duyunca gülmekten kırıldı. Hasan elini omzuna attı.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ula Memo. Bu nasıl sevgi tarifi?"</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı bozuntuya vermedi. Sevgi dediğin herkesin anlayacağı dilden anlatılır. Aç adama gülü anlatamazsın ama sıcak yuha ekmeğini anlatırsan gözleri parlar. Hasan kıs kıs gülüyordu.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Peki bu kadar seviyorsan niye gidip söylemiyorsun?"</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> Memo Dayı başını kaşıdı.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Nörüyüm. Nasıl seveyim birbil sen."</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">O an Hatçe dönüp Memo Dayı'ya baktı. Memo Dayı'nın dili tutulmuştu, çay bardağını ters tuttuğunu bile fark etmedi. Kahveci İbo:</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı! Çayı masaya değil, pantolonuna döküyon!"</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Kahvenin içini öyle bir kahkaha kapladı ki, dışarıdaki eşek bile anırarak onlara katıldı. Memo Dayı ise hiç istifini bozmadı.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Gülün gülün. Bir gün siz de sevince anlasınız. Ama o güne kadar. Ben yine duzsuz çökelek gibin dolaşmaya devam edeceğim ve eğer Hatçe bana 'Olur.' derse işte o gün var ya. Yuha ekmeğinin arasındaki çökelek kadar mutlu olacağım!" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı'nın o meşhur sözü köyde dilden dile dolaşmaya başlamıştı. Artık biri keyifsiz görünse kimse "Geçmiş olsun." demiyordu. "Ne oldu la? Bööön gendimi duzsuz çökelek gibin hissediyom" demesi yetiyordu. Gerisini zaten herkes ezbere biliyordu. Bir sabah Muhtar, kahvenin önüne elinde kâğıtla geldi.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> "Ula millet! Yarın imece var. Herkes sabah erkenden dere kenarındaki köprünün tamirine gelecek." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Köy halkı "Tamam." dedi. Bir tek Memo Dayı sessizdi. Hasan dürttü. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">"Sen de gelecesin değil mi?" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı ağır ağır çayını karıştırdı.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> "Gelmesine gelirim de. Benim çalışacağım gün köprünün değil, köyün kaderi değişiyor." Muhtar: </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">"Abartma Memo."</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Abartmıyom Muhtar. Geçen yıl harmana gittim. Traktör bozuldu. Ondan önce bağa gittim. Arılar beni seçti. Daha önce değirmene gittim. Elektrikler kesildi. Ben nereye gitsem bir olay çıkıyor."</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> Kahvede yine gülüşmeler başladı. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ertesi sabah herkes dere kenarındaydı. Kimisi taş taşıyor. Kimisi harç karıyor. Kimisi odun kesiyordu. Memo Dayı da eline küreği aldı. "</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Hadi bakalım bugün uslu duracağız" dedi. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">İlk kürek harcı attı. Tam ikinciyi alacakken ayağı çamura saplandı. Kurtulayım derken kürek dereye uçtu. Küreği almaya eğildi. Bu sefer de şapkası suya düştü. Şapkayı yakalayayım derken dengesi bozuldu. Hooop doğru derenin içine. Hasan gülmekten ayakta duramıyordu.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ula Memo! Sen çalışmıyorsun, milleti eğlendiriyorsun."</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> Memo Dayı sudan kafasını çıkartarak.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ben de bunu anlamıyom işte. Hayat bana niye komedyen muamelesi yapıyor?"</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> Tam o sırada Hatçe dere kenarına ayran getirdi. Bakır tasların içi köpük köpüktü. Yanında da yeni pişmiş yuha ekmekleri üzerine tereyağı of birde bol çökelek ve çıtır çıtır gevrek. Memo Dayı onları görünce bir anda doğruldu. Gözleri parladı. Yüzündeki bütün yorgunluk silindi. Hasan bunu görünce sırıtarak.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ne oldu la?" Memo Dayı ekmeklere bakarak iç geçirdi. "Ah ah Hasan. İnsan bazen öyle bir manzara görür ki bütün derdi unutulur. İşte ben de yuha ekmeen arasına gevrek üzerine çökelek pendirli dürüm görmüş gibi seviniyom ben daha" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Hasan kahkahayı bastı. "Ula Memo! Senin gönlüne giden yol mideden geçiyormuş." Memo Dayı: "Aç adamın aşkı da aç olur oğlum." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Tam herkes ayran içecekken köyün yaramaz keçisi sessizce yaklaşıp. Kimsenin fark etmediği bir anda yuha ekmeğini kaptığı gibi kaçtı. Hatçe arkasından bağırdı.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ula yakalayın şunu!" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Köyün yarısı keçinin peşine düşmüştü. Önde keçi. Arkasında Hasan. Onun arkasında Muhtar. En arkada da nefes nefese Memo Dayı. Koşarken bir taşa takılıp yuvarlandı. Tam kalkacakken karşısında katırı gördü. Katır başını kaldırınca Memo Dayıyla ikisi birkaç saniye göz göze kaldılar. Memo Dayı  katıra:</a></p>
<p>"Y<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">apma oğlum bugünlük anlaşalım." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Katır kuyruğunu sallayarak bir adım geri çekildi. Memo Dayı "heh" diyerek rahatladı. "Akıllandı galiba" tam bunu demişti ki. Köy halkı:</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">"Depçep diyon, coni depemiyon dep dep" diye bağırmaya başladı. O sırada katır öyle bir tekme savurdu ki Memo Dayı'nın şapkası havalanıp dut ağacının dalına kondu. Köylüden öyle bir kahkaha koptu ki derenin kenarındaki ördekler bile korkup suya daldı. Memo Dayı yattığı yerden doğrulmaya çalışırken homurdanıyordu.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ben size demedim mi? Bööön gatır depmiş gibi yoruldum." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Muhtar gülmekten gözünden akan yaşı silerek.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo sana bir katır değil. Köyün talihi tekme atıyor!" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Hasan da arkasından ekledi.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ama iyi ki atıyor. Yoksa biz bu kadar gülemezdik." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Katır tekmesinin üzerinden birkaç hafta geçmişti ama köy hâlâ o günü konuşuyordu. Kahveye yeni gelen yabancılar şaşkınlıkla soruyordu.</a></p>
<p>" <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Bu köyde niye herkes katır görünce gülüyor?" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Hasan hemen söze giriyordu.</a></p>
<p>" <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Uzun hikâye. Otur da iki çay iç, anlatırız." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı ise bu alaylara artık alışmıştı. Hatta bazen kendi de gülüyordu. Ama içinde kimsenin bilmediği bir dert vardı. Hatçe. Yıllardır onu severdi ama bir türlü söyleyemezdi. Hasan sonunda dayanamadı.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> "Ula Memo! Bu yaşa geldin. Daha neyi bekliyorsun?" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı bastonunu toprağa sapladı.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Dil başka şey deyor, yürek başka şey deyor. Hatçe'nin karşısına geçince dizlerim, yeni doğmuş kuzu gibi titreyor."</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Tam o sırada Muhtar da yanlarına gelerek. "Yarın yayla şenliği var. Bütün köy orada olacak. Eğer söyleyeceksen, en güzel gün yarın."</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> Memo Dayı gece boyunca uyuyamadı. Aynanın karşısına geçti. Kendi kendine prova yaptı. Hatçe.Seni seviyorum. Olmadı. Hatçe. Gel bizim eve. O da olmadı. En sonunda elini cebine koyup kendi kendine söylendi." Ula Memo. Nörüyon. Nasıl seveyn sen"</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> Sabah oldu. Yayla cıvıl cıvıldı. Davullar vuruyor, zurnalar çalıyor, çocuklar koşuyor, kadınlar sacın başında yuha ekmeği açıyordu. Kocaman sofralar kurulmuştu. Bir tarafta tereyağı. Bir tarafta çökelek. Bir tarafta mis gibi ayran. Memo Dayı'nın gözü sofrada değil, Hatçe'deydi. Hasan dürterek.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Hadi git!" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı derin bir nefes alıp yürümeye başladı. Bir tavuk geçti. Tavuğa basmamak için sıçradı. İndiği yerde çamura saplandı. Çamurdan çıkayım derken ayağındaki lastik ayakkabı çamurda kaldı. Tek ayakkabıyla yürümeye devam etti. Köylü gülmeye başlamıştı bile. Nihayet Hatçe'nin yanına vardı. Tam konuşacakken. Rüzgâr esti. Başındaki kasket uçtu. Kasket gitti. Doğruca ayran kazanının içine düştü. Hasan iki büklüm olmuştu.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ula Memo! Sen romantik olacağım derken yine panayır kurdun!" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı aldırmadı. Hatçe'nin gözlerinin içine baktı. Sustu. Bir daha baktı. Bir daha sustu. Hatçe gülümseyerek:</a></p>
<p>"B<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">ir şey mi diyecektin Memo?" diye sordu. Memo Dayı'nın dili düğümlendi. Derken gözü sofradaki sıcacık yuha ekmeğine takıldı. İşte o anda bütün köyün yıllarca unutamayacağı cümleyi söyledi.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Hatçe.Seni görünce yuha ekmeen arasına gevrek üzerine çökelek pendirli dürüm görmüş gibi seviniyom ben daha." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Yaylada bir sessizlik oldu. Sonra öyle bir kahkaha koptu ki dağlar yankılandı. Hatçe kahkahalar arasında gözünden yaşları sildi.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> "Memo bunca yıldır bana söylenecek en güzel söz bu muydu?" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı başını eğdi.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ben şair değilim Hatçe. Ben köylüyüm. Biz sevgiyi aç kaldığımız şeylerle anlatırız." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Hatçe'nin yüzündeki gülümseme büyüdü. O zaman ben de sana bir şey söyleyeyim. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı heyecandan bastonunu ters tutuyordu. Hatçe usulca yaklaşıp.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ben de seni görünce, sıcak tandır başında ilk pişen yuha ekmeği gibi içimin ısındığını hissediyom" dedi. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Hasan bağırmaya başladı </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">"Ula ula olmuş bu iş!" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Tam herkes alkışlayacakken. Uzakta tanıdık bir ses duyuldu. Katır ipini koparmış, yaylanın içine dalmıştı. Memo Dayı katırı görünce gözlerini kapattı. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">"Allah'ım. Bugün değil." Ama katır onu görmemişti bile. Doğruca sofraya gitti. Yuha ekmeklerini kaptı. Çökeleği devirdi. Gevrekleri saçtı. Köylü katırın peşinden koşarken Memo Dayı arkasına yaslandı, derin bir nefes aldı ve gülerek </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">"Bööön beni tekmelemedi ya. Varsın ekmeği götürsün. Benim gönlüm zaten doydu." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Muhtar gülerek omzuna vurdu.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Ee Memo, şimdi nasılsın?" </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Memo Dayı yüzüne ilk kez kocaman bir tebessüm yerleştirdi.</a></p>
<p>"<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Vallaha Muhtar. Artık duzsuz çökelek gibin hissetmiyom ama şu katırı kovalamaktan. Bööön yine gatır depmiş gibi yoruldum!"</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">O günden sonra köyde biri sevdiğini anlatmak istediğinde çiçekten, gülden, şiirden söz etmedi. Herkes gülerek aynı cümleyi kuruyordu. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">"Seni görünce, yuha ekmeen arasına gevrek üzerine çökelek pendirli dürüm görmüş gibi seviniyom." </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">Köy halkı yıllarca bu sözü duydukça gülmeye devam etti. Çünkü onlar biliyordu ki bazen en büyük sevgi, en gösterişli sözlerle değil, insanın içinden geldiği gibi, sıcacık bir köy sofrasının diliyle anlatılırdı.</a></p>
<p>              <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" onlara="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" ondan="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" onları="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" onun="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" onu="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" onlar="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI">DİLEK SARIKAYA</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI Bu köyün adı  kahkaha köydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile" eyvah,="" yine="" geliyor."="" der="" gibi="" gıcırdadı.="" kahveci="" İbo="" hayırdır="" memo="" dayı?="" suratın="" niye="" sonbaharda="" dolu="" yemiş="" ayçiçeği="" tarlası="" gibi?="" dayı="" çayını="" aldı,="" derin="" bir="" iç="" çekti.="" hiç="" sorma="" İbooo.="" bööön="" gendimi="" duzsuz="" çökelek="" gibin="" hissediyom.="" kahvedekiler="" dinliyordu.="" hasan="" ağa="" merakla="" ne="" oldu="" yine?="" diye="" sordu.="" daha="" sabanan="" kalktım.="" ayağımı="" yatağın="" kenarına="" vurdum.="" Çorabın="" biri="" sobanın="" altında,="" öteki="" tavuğun="" yuvasında="" çıktı.="" bahçeye="" indim,="" kazlar="" beni="" görünce="" sanki="" alacaklılarını="" yakalamış="" üstüme="" yürüdü.="" kaçarken="" dut="" ağacına="" dolandım,="" oradan="" kurtulayım="" derken="" katırın="" önüne="" düştüm.="" tam="" bu="" sırada="" kahvenin="" en="" muzip="" delikanlısı="" cemil="" söze="" karıştı.="" eee.="" sonra="" katır="" yaptı?="" çayından="" yudum="" aldı.="" oğlum,="" öyle="" baktı="" ki.="" ben="" tekmeyi="" yemeden="" yoruldum.="" gülmeye="" başlamıştı.="" başını="" iki="" yana="" sallayarak="" yani="" gatır="" depmiş="" muhtar="" masaya="" vurdu.="" ula="" memo,="" seni="" gün="" kitap="" yapacaklar.="" aradan="" birkaç="" geçti.="" köye="" komşu="" köyden="" düğün="" kuruldu.="" davullar="" çalıyor,="" kazanlarda="" keşkek="" kaynıyor,="" saclarda="" yuha="" ekmekleri="" açılıyordu.="" dayı,="" yıllardır="" gizliden="" gizliye="" sevdiği="" hatçe'yi="" kalabalığın="" içinde="" birden="" sustu.="" dürttü.="" memo?="" gözünü="" hatçe'den="" ayırmadan="" gülümseyerek="" ömrümde="" çok="" şey="" gördüm.="" sel="" tekmesi="" ama="" vallaha.="" hatçeyi="" ekman="" arasına="" gevrek="" üzerine="" pendir="" dürüm="" görmüş="" seviniyom="" daha.="" sözü="" duyunca="" gülmekten="" kırıldı.="" elini="" omzuna="" attı.="" memo.="" nasıl="" sevgi="" tarifi?="" bozuntuya="" vermedi.="" dediğin="" herkesin="" anlayacağı="" dilden="" anlatılır.="" aç="" adama="" gülü="" anlatamazsın="" sıcak="" ekmeğini="" anlatırsan="" gözleri="" parlar.="" kıs="" gülüyordu.="" peki="" kadar="" seviyorsan="" gidip="" söylemiyorsun?="" kaşıdı.="" nörüyüm.nasıl="" seveyim="" birbil="" sen.="" o="" an="" hatçe="" dönüp="" dayı'ya="" baktı.="" dayı'nın="" dili="" tutulmuştu="" çay="" bardağını="" ters="" tuttuğunu="" bile="" fark="" etmedi.="" dayı!="" Çayı="" değil,="" pantolonuna="" dolduruyon!="" içini="" kahkaha="" kapladı="" ki,="" dışarıdaki="" eşek="" anırarak="" onlara="" katıldı.="" ise="" istifini="" bozmadı.="" gülün="" gülün.="" siz="" de="" sevince="" anlarsınız.="" güne="" kadar.="" dolaşmaya="" devam="" edeceğim.="" ve="" eğer="" bana="" "olur."="" derse="" işte="" var="" ya.="" ekmeğinin="" arasındaki="" mutlu="" olacağım!="" meşhur="" köyde="" dile="" artık="" keyifsiz="" görünse="" kimse="" "geçmiş="" olsun."="" demiyordu.="" la?="" hissediyom="" demesi="" yetiyordu.="" gerisini="" zaten="" herkes="" ezbere="" biliyordu.="" sabah="" muhtar,="" elinde="" kâğıtla="" geldi.="" millet!="" yarın="" imece="" var.="" erkenden="" dere="" kenarındaki="" köprünün="" tamirine="" gelecek.="" köy="" halkı="" "tamam."="" dedi.="" tek="" sessizdi.="" sen="" gelecesin="" değil="" mi?="" ağır="" karıştırdı.="" gelmesine="" gelirim="" de.="" benim="" çalışacağım="" köyün="" kaderi="" değişiyor.="" abartma="" abartmıyom="" muhtar.="" geçen="" yıl="" harmana="" gittim.="" traktör="" bozuldu.="" ondan="" önce="" bağa="" arılar="" seçti.="" değirmene="" elektrikler="" kesildi.="" nereye="" gitsem="" olay="" çıkıyor.="" kahvede="" gülüşmeler="" başladı.="" ertesi="" kenarındaydı.="" kimisi="" taş="" taşıyor.="" harç="" karıyor.="" odun="" kesiyordu.="" da="" eline="" küreği="" hadi="" bakalım="" bugün="" uslu="" duracağız="" İlk="" kürek="" harcı="" ikinciyi="" alacakken="" ayağı="" çamura="" saplandı.="" dereye="" uçtu.="" almaya="" eğildi.="" sefer="" şapkası="" suya="" düştü.="" Şapkayı="" yakalayayım="" dengesi="" hooop="" doğru="" derenin="" içine.="" ayakta="" duramıyordu.="" memo!="" çalışmıyorsun,="" milleti="" eğlendiriyorsun.="" sudan="" kafasını="" çıkartarak.="" bunu="" anlamıyom="" işte.="" hayat="" komedyen="" muamelesi="" yapıyor?="" ayran="" getirdi.="" bakır="" tasların="" içi="" köpük="" köpüktü.="" yanında="" yeni="" pişmiş="" tereyağı="" of="" birde="" bol="" çökelek.="" çıtır="" gevrek.="" onları="" anda="" doğruldu.="" parladı.="" yüzündeki="" bütün="" yorgunluk="" silindi.="" sırıtarak.="" ekmeklere="" bakarak="" geçirdi.="" ah="" hasan.="" İnsan="" bazen="" manzara="" görür="" ki="" derdi="" unutulur.="" İşte="" kahkahayı="" bastı.="" senin="" gönlüne="" giden="" yol="" mideden="" geçiyormuş.="" adamın="" aşkı="" olur="" oğlum.="" içecekken="" yaramaz="" keçisi="" sessizce="" yaklaşıp.="" kimsenin="" anlamadığı="" kaptığı="" kaçtı.="" arkasından="" bağırdı.="" yakalayın="" şunu!="" yarısı="" keçinin="" peşine="" düşmüştü.="" Önde="" keçi.="" arkasında="" onun="" arkada="" nefes="" nefese="" dayı.="" koşarken="" taşa="" takılıp="" yuvarlandı.="" kalkacakken="" karşısında="" katırı="" gördü.="" kaldırınca="" dayıyla="" ikisi="" saniye="" göz="" göze="" kaldılar.="" katıra="" yapma="" oğlum="" bugünlük="" anlaşalım.="" kuyruğunu="" adım="" geri="" çekildi.="" heh="" diyerek="" rahatladı.="" akıllandı="" galiba="" demişti="" depçep="" diyon,="" coni="" depemiyon="" dep="" bağırmaya="" tekme="" savurdu="" havalanıp="" ağacının="" dalına="" kondu.="" köylüden="" koptu="" ördekler="" korkup="" daldı.="" yattığı="" yerden="" doğrulmaya="" çalışırken="" homurdanıyordu.="" size="" demedim="" mi.="" gözünden="" akan="" yaşı="" silerek.="" sana="" değil.="" talihi="" atıyor!="" ekledi.="" iyi="" atıyor.="" yoksa="" biz="" gülemezdik.="" tekmesinin="" üzerinden="" hafta="" geçmişti="" hâlâ="" günü="" konuşuyordu.="" kahveye="" gelen="" yabancılar="" şaşkınlıkla="" soruyordu.="" gülüyor?="" hemen="" giriyordu.="" uzun="" hikâye.="" otur="" iç,="" anlatırız.="" alaylara="" alışmıştı.="" hatta="" kendi="" bilmediği="" dert="" vardı.="" hatçe.="" onu="" severdi="" türlü="" söyleyemezdi.="" sonunda="" dayanamadı.="" yaşa="" geldin.="" neyi="" bekliyorsun?="" bastonunu="" toprağa="" sapladı.="" dil="" başka="" deyor,="" yürek="" deyor.="" hatçe'nin="" karşısına="" geçince="" dizlerim,="" doğmuş="" kuzu="" titreyor.="" yanlarına="" gelerek.="" yayla="" şenliği="" orada="" olacak.="" söyleyeceksen,="" güzel="" yarın.="" gece="" boyunca="" uyuyamadı.="" aynanın="" kendine="" prova="" yaptı.="" hatçe.seni="" seviyorum.="" olmadı.="" gel="" bizim="" eve.="" cebine="" koyup="" söylendi.="" nörüyon.="" seveyn="" oldu.="" cıvıl="" cıvıldı.="" vuruyor,="" zurnalar="" çocuklar="" koşuyor,="" kadınlar="" sacın="" başında="" ekmeği="" açıyordu.="" kocaman="" sofralar="" kurulmuştu.="" tarafta="" tereyağı.="" mis="" ayran.="" gözü="" sofrada="" hatçe'deydi.="" dürterek.="" git!="" alıp="" yürümeye="" tavuk="" tavuğa="" basmamak="" için="" sıçradı.="" İndiği="" yerde="" Çamurdan="" çıkayım="" ayağındaki="" lastik="" ayakkabı="" yerinde="" kaldı.="" ayakkabıyla="" etti.="" köylü="" başlamıştı="" bile.="" nihayet="" yanına="" konuşacakken.="" rüzgâr="" esti.="" başındaki="" kasket="" gitti.="" doğruca="" kazanının="" içine="" büklüm="" olmuştu.="" romantik="" olacağım="" panayır="" kurdun!="" aldırmadı.="" gözlerinin="" mi="" diyecektin="" düğümlendi.="" sofradaki="" sıcacık="" ekmeğine="" takıldı.="" yıllarca="" unutamayacağı="" cümleyi="" söyledi.="" yaylada="" sessizlik="" dağlar="" yankılandı.="" kahkahalar="" arasında="" yaşları="" sildi.="" bunca="" yıldır="" söylenecek="" söz="" muydu?="" eğdi.="" şair="" değilim="" köylüyüm.="" sevgiyi="" kaldığımız="" şeylerle="" gülümseme="" büyüdü.="" zaman="" söyleyeyim.="" heyecandan="" tutuyordu.="" usulca="" görünce,="" tandır="" ilk="" pişen="" içimin="" ısındığını="" başladı="" olmuş="" iş!="" alkışlayacakken.="" uzakta="" tanıdık="" ses="" duyuldu.="" ipini="" koparmış,="" yaylanın="" dalmıştı.="" gözlerini="" kapattı.="" allah'ım.="" görmemişti="" sofraya="" ekmeklerini="" kaptı.="" Çökeleği="" devirdi.="" gevrekleri="" saçtı.="" peşinden="" arkasına="" yaslandı,="" aldı="" gülerek="" tekmelemedi="" varsın="" götürsün.="" gönlüm="" doydu.="" ee="" şimdi="" nasılsın?="" yüzüne="" kez="" tebessüm="" yerleştirdi.="" vallaha="" hissetmiyom.="" şu="" kovalamaktan.="" yoruldum!="" günden="" sevdiğini="" anlatmak="" istediğinde="" çiçekten,="" gülden,="" şiirden="" aynı="" kuruyordu.="" "seni="" seviniyom."="" duydukça="" Çünkü="" onlar="" biliyordu="" büyük="" sevgi,="" gösterişli="" sözlerle="" insanın="" içinden="" geldiği="" gibi,="" sofrasının="" diliyle="" anlatılırdı.="" dİlek="" sarikaya="" menajer="" :ilayda="" can="" &="" dilara="" sarıkaya"="" title="GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI"> Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MANASTIRDA CİNAYET</title>
<link>https://fikirizleri.com/manastirda-cinayet-4157</link>
<guid>https://fikirizleri.com/manastirda-cinayet-4157</guid>
<description><![CDATA[ Bu manastırın kapısından içeri adım atan her yeni başrahip, aslında kendi ölüm fermanını imzalar... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a578c650e914.webp" length="36476" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 22:43:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Korku, gerilim, gothic, hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Dedektif Michel ve yardımcısı, cinayet mahalline vardıklarında bir an durup şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Olay yeri bir manastırdı. Manastırda bir cinayet işlemeye, birini öldürmeye kim, nasıl cesaret edebilirdi ki? İkisi de şaşkınlıklarını hızla üzerlerinden atarak manastıra doğru ilerlediler. Bina oldukça eskiydi. Dış cephesi, yılların getirdiği dış etkenlerden dolayı kararmış ve yer yer dökülmeye başlamıştı ama iki yüz yıllık manastır hâlâ dimdik ayaktaydı. Görüntüsüne rağmen yıllara meydan okuyordu. Dedektif ile yardımcısı kapıya yaklaşıp kapıyı çaldılar ve beklediler. Hava yağmurlu değildi ama dondurucu biçimde soğuktu. İkisi de biraz daha burada beklerlerse soğuktan titremeye başlayacaklardı ya da tekrar bir kilometre uzaklıktaki, ormanlık alanın girişinde biten yol kenarına bıraktıkları araçlarına doğru yürümek zorunda kalacaklardı. Neyse ki fazla beklemelerine gerek kalmadı. Kapı açıldı ve karşılarında bir rahip belirdi. Adam en fazla otuz yaşlarında olmalıydı. Duruşundan ve bakışlarından kibir akıyordu. Sabit ve sert bir ses tonuyla sordu:</p>
<p>“Siz kimsiniz?”</p>
<p>“Beklediğiniz Dedektif Michel, bu da yardımcım. İçeri girebilir miyiz?”</p>
<p>Rahip onları baştan aşağı süzdü, sonra yine aynı kibirli tavrıyla sordu:</p>
<p>“Sizi kim aradı?”</p>
<p>“Bir rahip.” diye cevapladı dedektif.</p>
<p>“Kimliklerinizi gösterin.”</p>
<p>Dedektif ile yardımcısı kısa bir an birbirlerine baktılar. İkisi de soğuktan titremeye başlamışlardı. Elleri paltolarının cebindeydi ve yakalarını boğazlarına kadar çekmişlerdi. Yardımcı sıkıntılı bir hâlde iç çekti. Dedektif tekrar rahibe döndü.</p>
<p>“Bunları içeride yapamaz mıyız? Dışarısı çok soğuk ve aracımızı yol kenarında bırakıp buraya kadar yürümek zorunda kaldık ve...”</p>
<p>Yardımcı sabırsızlıkla araya girdi.</p>
<p>“Kısacası donduk, çekil de içeri girelim.” </p>
<p>Kapıya doğru bir adım atıp rahibi kenara itmeye çalıştı ama rahip, bir kalkan gibi orada kilitlenmişti ve yerinden bile kımıldamadı.</p>
<p>“Önce kimliklerinizi gösterin.” diye yineledi rahip. Yardımcı bu kez öfkeli bir hâlde söylendi:</p>
<p>“Sen ne cüretle bizden kimlik istiyorsun? Sana bu yetkiyi kim verdi?”</p>
<p>Rahip ona kısa bir süre baktıktan sonra tek kelime etmeden kapıyı kapatmaya çalıştı ama dedektif hemen atıldı ve rahibin kapıyı kapatmasını engelledi.</p>
<p>“Durun, tamam. Kimliklerimizi göstereceğiz.”</p>
<p>Dedektif, dönüp yardımcısına kaçamak bir bakış attı ve paltosunun cebinden cüzdanını çıkardı. Yardımcısı da isteksizce kimliğini çıkardı ve öfkeli bir hâlde rahibe uzattı. Rahip kimlikleri inceledikten sonra kapıyı açıp onları içeri aldı. İkisi de içeri girdiklerinde, soğuktan kas katı kesilen bedenlerinin yavaş yavaş gevşediğini hissettiler. Dedektif meraklı, yardımcısı ise umursamaz tavırlarla etrafa bakındı. Bu kat tamamen boştu; yalnızca betondan ibaret, boş bir alan. İçeriyi devasa pencerelerden giren gün ışığı aydınlatıyordu. Dedektif rahibe döndü.</p>
<p>“Ceset nerede?”</p>
<p>Rahip tek kelime etmeden arkasını döndü ve merdivenlere doğru ilerledi. Dedektif ile yardımcısı da onun peşinden gitti. Merdivenlerden yukarı çıktıklarında bu katın hiç gün ışığı almadığını fark ettiler çünkü koridorda hiç pencere yoktu. Bu katı en azından gördükleri kadarıyla yalnızca duvarlarda asılı olan gaz lambaları aydınlatıyordu. Ayrıca koridorda tarifi imkânsız ağır bir koku vardı. Bu ölüm kokusu değildi. Dedektif, bu kokuyu daha önce hiç duymamıştı. Koridorda ilerledikçe bu kat ile giriş katının tamamen farklı binalarda olduğunu düşünmeye başlayacaktı ki buraya merdivenlerden çıkarak ulaştıklarını hatırladı. Koridor boyunca bir sürü kapı vardı ve kapıların hepsi birbirinden tamamen farklı motiflerle süslenmiş ahşap kapılardı. Zemin ise koyu renkte bir halıfleksle kaplıydı. Duvarlar ise koyu renkte ve yaldızlı süslemeler bulunan duvar kâğıdıyla kaplıydı. Zemin kat boş ve bakımsızken bu katın bu kadar gösterişli olmasına bir anlam verememişti. Sonunda rahip bir kapının önünde durdu. Onlara kısa bir bakış attı ve cebinden bir anahtarlık çıkarıp kapıyı açtı ve içeri girmeleri için kenara çekildi. Oda tamamen karanlıktı. Dedektif ile yardımcısı hiç kımıldamadılar. Önce birbirlerine sonra rahibe baktılar. O adama güvenmiyorlardı. Ne diye anahtarı rahibin elinde olan karanlık bir odaya gireceklerdi ki?</p>
<p>Yardımcı, Rahibe; “Önce sen gir ve ışığı aç.” dedi. Rahip bir şey söylemeden içeri girdi. Sonra odanın içi kırmızı bir ışıkla aydınlandı. Dedektif ile yardımcısı bunu görünce onlar da kapıdan içeri girdiler. Girdikleri oda devasa büyüklükte bir odaydı. Duvarlar ve zemin koyu renkteydi. Dedektifin dikkatini çeken şey ceset değil, odayı döşeyen pahalı mobilyalardı. Sadece bu odada milyon dolarlık eşya olabilirdi. Dedektif ile yardımcısı şaşkın, bir o kadar da hayran bir şekilde etrafı incelerken rahip onların dikkatini bozdu.</p>
<p>“Ceset şurada.” dedi, başıyla cesedi işaret ederek.</p>
<p>Dedektif hemen o yöne döndü. Çalışma masasının arkasındaki koltukta oturan bir adam vardı. Başı ve kolları masanın üzerindeydi. Dedektif hemen ona doğru ilerledi. Görünürde hiç kan yoktu. Üstelik ceset son derece temiz,  kıyafetleri ise düzgündü. Olay yeri de öyleydi. Hiçbir eşya yerinden oynamamış gibiydi ve masanın üzerinde en ufak bir dağınıklık göze çarpmıyordu. Dedektif adamın boynuna dokunduğunda teninin çoktan soğumuş olduğunu fark etti.</p>
<p>“Kim bu?” diye sordu dedektif. Yardımcısı etrafı inceleyerek elindeki deftere bazı notlar alıyordu.</p>
<p>“Baş rahip.”</p>
<p>“Ne zaman buldunuz ve kim buldu?”</p>
<p>“Dün gece bir rahibe bulmuş.”</p>
<p>“Rahibe mi? Rahibenin burada ne işi var? Burası başrahibin odası mı?”</p>
<p>“Evet.”</p>
<p>“Peki neden buraya geldi?”</p>
<p>“Rahibelerin rahiplerle konuşması yasak mı?”</p>
<p>Dedektif derin bir iç çekti.</p>
<p>“Madem dün gece bulundu ve öldüğünü anladınız, neden bize haber vermek için sabahı beklediniz?”</p>
<p>Rahip alaycı bir tavırla karşılık verdi:</p>
<p>“Uykunuz bozulmasın diye.”</p>
<p>“Buradaki herkesi sorgulayacağız. Herkesi bir yere toplayın.”</p>
<p>Rahip ellerini arkasında birleştirerek odada volta atmaya başladı.</p>
<p>“Bu mümkün değil. Zaten gerek de yok.”</p>
<p>“Neye gerek olup olmadığına ben karar veririm Rahip, siz değil.”</p>
<p>Rahip ona döndü.</p>
<p>“Gerek yok çünkü herkes uyuyordu. Yatakhaneler binanın en üst katında ve orada yatanlar bu katta çıkan hiçbir sesi duyamazlar.”</p>
<p>Yardımcı sabırsızlıkla araya girdi.</p>
<p>“Bu cinayeti onlardan birinin işlemediğini nereden bileceğiz?”</p>
<p>“Ben biliyorum. Bunu yapan her kim ise buradan, bu binanın içinden biri değil.”</p>
<p>“Ya öyle mi? Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?”</p>
<p>“Çünkü bunu yapanı biliyorum. Onu yakalarsanız bu olayı çabucak çözmüş olursunuz.”</p>
<p>Dedektif istemsizce sırıttı:</p>
<p>“Madem bunu yapanı biliyorsunuz, o hâlde siz yakalasaydınız.”</p>
<p>“Bunu biz yapamayız.”</p>
<p>“Evet, çünkü bu bizim işimiz.”</p>
<p>“Neden alay ediyorsunuz o halde?”</p>
<p>Dedektif ona baktı, söyleyecek bir şey bulamadı. Rahip devam etti.</p>
<p>“Onu bizim yakalamamız mümkün değil. Öncelikle, bizim bu binadan çıkmaya kesinlikle yetkimiz yok.”</p>
<p>“Başrahip öldü. Artık size karışacak kimse kalmadı.” diye araya girdi yardımcı. Rahip ona döndü.</p>
<p>“Evet ama başrahibe hâlâ hayatta.”</p>
<p>“Devam edin.” dedi dedektif.</p>
<p>“Önümüzdeki bir engel de bunu yapan kişinin her zaman ortaya çıkmaması.”</p>
<p>“Nasıl yani?”</p>
<p>“O bir yaratık. Korkunç, akla hayale sığmayacak bir varlık. Gözlerinizin önünde hemen boynuzlu, sivri dişli, koca ağızlı bir şey canlanmasın. Onu size tarif edemem, kesinlikle edemem.”</p>
<p>Dedektif ile yardımcısı sıkıntıyla birbirlerine baktılar. Dedektif tekrar rahibe döndü.</p>
<p>“Peki onu nerede ve ne zaman buluruz?”</p>
<p>“Siz değil, o sizi bulur.”</p>
<p>“Biraz daha açar mısınız?”</p>
<p>Rahip başını dikleştirdi ve kendinden emin bir tavırla konuşmaya devam etti.</p>
<p>“Yaptığımız araştırmalar sonucunda bu yaratığın manastırın kurucusu ve burayı yaptıran kişiye ait olduğunu öğrendik. Ve o, kendisinin yerine dışarıdan birinin geçmesine asla izin vermez. Eğer bu manastırın dışından herhangi biri buraya gelir de başrahip olursa o yaratık gelir, onu alır ve götürür.”</p>
<p>Dedektif meraklı bir hâlde onu dinlerken sordu.</p>
<p>“Yani... ne demek istiyorsunuz?”</p>
<p>“Ölen başrahip de dışarıdan, kasaba kilisesinden gelmişti. Bu yüzden yaratık onu kabul etmedi. Yani onun buraya gelmesi için ancak dışarıdan birinin bu manastırda başrahip olması gerekir.”</p>
<p>Dedektif ile yardımcısı birbirlerine baktılar. Yardımcı kaşlarını kaldırdı ve umursamaz bir tavırla etrafı incelemeye devam etti. Dedektif yardımcısına seslendi.</p>
<p>“Onu buraya nasıl getireceğimizi buldum. Yeni başrahip sen olacaksın.”</p>
<p>Yardımcı ona kısa bir bakış attı. Dedektifin ciddi olduğunu ve kendisine baktığını fark edince şaşkınlıkla sordu:</p>
<p>“Ben... ben mi?”</p>
<p>“Bakalım bu yaratık nasıl bir şeymiş ve onu etkisiz hâle getirmenin bir yolu var mı.”</p>
<p>“O hâlde neden siz olmuyorsunuz?”</p>
<p>“Sen benim yardımcım değil misin? Ben ne istersem onu yapmak zorundasın. Ayrıca o buraya senin için geldiğinde ben ne yapmam gerektiğini biliyorum, seni kurtarabilirim. Peki sen beni kurtarabilir misin?”</p>
<p>Yardımcı tereddüt etti.</p>
<p>“Hayır.” diye ekledi dedektif. “Ne yapacağını bilmiyorsun ve beni ondan kurtaramazsın. O yüzden tartışmaya gerek yok.”</p>
<p>Sonra rahibe döndü.</p>
<p>“Cesedi bir süre burada tutmamız gerekecek çünkü biz gelirken yollar çok kötü durumdaydı. Cenaze aracının buraya gelmesi çok uzun sürebilir.”</p>
<p>“Bodruma indirebiliriz orası oldukça soğuktur.”</p>
<p>“Tamam. O hâlde benim kasabayla iletişime geçip cesedin nakli için görüşme yapmam gerek.”</p>
<p>Rahip kapıya doğru yönelirken karşılık verdi:</p>
<p>“Benimle gelin.”</p>
<p>Dedektif ile yardımcısı onun peşinden gitti. Aynı koridorda başka bir odaya girdiler. Dedektif telefon görüşmesini yaparken rahip kapının önünde onu bekliyor, yardımcısı ise sıkıntılı ve öfkeli bir hâlde dedektife bakıyordu. Dedektif telefonu kapattıktan sonra hep beraber üst kata çıktılar ve rahip onları bir odaya yerleştirdi. Ardından, yardımcının başrahip olabilmesi için hazırlıklara başladılar. Rahip prosedürleri yerine getiriyor, her şeyi resmileştiriyordu. Sonunda tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. Yardımcı yarın sabah başrahip olarak eski başrahibin koltuğuna oturacaktı.</p>
<p>Geceyi rahibin yine onlara tahsis ettiği bir misafir odasında geçirdiler. Dedektif ve yardımcısı sabahın beşinde, herkes uykudayken yataklarından kalktılar ama onlar kalktığında manastır çoktan uyanmıştı. Dedektif şaşırdı ama fazla umursamadı. Sonuçta akşam saat sekizde herkes yataklarına gitmişti. Bu kadar erken kalkmaları gayet doğaldı. Rahip kadınların bahçe ve mutfakla ilgilendiğini, erkeklerin ise sabah ayinlerini yaptıklarını söyledi. Erkeklerden sonra işlerini bitiren kadınlar başrahibe eşliğinde sabah ayinlerini yapıyor, bu kez de erkekler yapmaları gereken işleri yapıyorlardı.</p>
<p>Yeni başrahip olan dedektif yardımcısı koltuğuna oturmuş, rahibin ona anlattığı ve yapması gereken rutin prosedürleri yapıyordu, korktuğu her hâlinden belli oluyordu. Ama bunu gizlemeye çalışıyordu. Hatta bir an korkusuna rağmen kendisini başrahipliğe kaptırmış ve dedektife kendisini yalnız bırakmamasını emrederek odasından çıkarmıştı. Dedektif ise bunu fazla umursamamış ve onu yalnız bırakmıştı. Şu an odada yardımcısından başka kimse yoktu. O ise kapının önünde durmuş, her an her şeye hazırlıklı olmaya, tetikte kalmaya çalışıyordu. Eğer yardımcısına bir şey olursa, onun sesini ya da yardım çığlıklarını duyarsa hemen müdahale edecekti.</p>
<p>Bütün gün orada durup beklemişti. Ara sıra tuvalete gitmiş, bu sırada yerine rahiplerden birini geçirmişti. Yemeğini ise yine kapının önünde, oturduğu sandalyede yemişti. Tabii sık sık kapıyı tıklatarak yardımcısının durumunu kontrol ediyor, yardımcısından iyi olduğu yanıtını alınca gönül rahatlığıyla beklemeye devam ediyordu.</p>
<p>Akşam olmuş, hava kararmış, manastır uykuya geçmişti. Rahip onun yanına geldi ve nöbetin nasıl geçtiğini sordu. Dedektif elini belli belirsiz savurdu.</p>
<p>“İdare eder. Hâlâ bir şey yok.”</p>
<p>Rahip şaşkınlıkla sordu:</p>
<p>“Ama nasıl olur? Emin misiniz?”</p>
<p>Dedektif de şaşkın bir hâlde ona baktı.</p>
<p>“O ne demek?”</p>
<p>“Ölen başrahip buraya geldiğinde ve o koltuğa oturduğunda sadece birkaç saat sonra ölmüştü ama yardımcınız sabah beşten beri içeride yalnız.”</p>
<p>Dedektif oturduğu yerden kalktı ve anlamamış gözlerle rahibe baktı. Sonra kapıya döndü ve dalgın bir hâlde geveledi:</p>
<p>“Ama onu sürekli kontrol ettim. Sesini duydum.”</p>
<p>“Çekilin kenara.”</p>
<p>Rahip dedektifi kenara çekti ve kapıyı açıp içeri girdi. Dedektif ise kapının önünde durmuş içerideki manzaraya bakıyordu. Yardımcısı çoktan ölmüştü. Elleri yanlara sarkıyordu ve başı masanın üzerinde duruyordu. Ağır adımlarla içeri girdi. Rahip onu kontrol ediyor, nabzına bakıyordu. Sonra dedektife döndü ve başını ağır ağır iki yana salladı. Oldukça soğukkanlı ve umursamazdı.</p>
<p>“Ölmüş. Hem de epey uzun bir süre önce.”</p>
<p>Dedektif şaşkınlıkla sordu:</p>
<p>“Ama nasıl? Onu kontrol ettim. Benimle konuştu, iyi olduğunu söyledi.”</p>
<p>Rahip ona yaklaştı ve tam karşısında durdu. Hesap soran bir tavır takınarak karşılık verdi:</p>
<p>“Sizinle konuşan kişi o yaratıktı. İçeri girip onu kontrol etmeliydiniz. Bu sizin suçunuz.”</p>
<p>Rahip arkasını dönüp oradan uzaklaşırken dedektif dehşet içinde bir ona, bir yardımcısına bakıyordu. Yaratığı görememişti bile. Nasıl bir canlı olduğunu bilmiyordu. Onu yakalamaya bir adım bile yaklaşamamıştı. Geriye tek bir seçenek kalıyordu. Bir sonraki başrahip kendisi olmalıydı. Hemen rahiple görüştü, gerekli prosedürleri yerine getirdiler ve ertesi gün için hazırlandılar. Dedektif heyecandan ve korkudan bütün gece uyuyamadı.</p>
<p>Sabah saat beşte yatağından çıktı ve başrahip koltuğuna geçti. Manastırda herkes işi gücü bırakmış, hatta ayinleri bile ertelemişlerdi. Herkes başrahip odasının bulunduğu koridorda durmuş, olacakları bekliyorlardı. Rahip ona şans dileyerek odadan çıktı ve kapıyı kapattı ama kimse koridoru terk etmedi.</p>
<p>Dedektif canavarı kandırmak ve gerçek başrahip olduğuna inandırmak için görevlerini yerine getirmeye başladı. Aradan iki saat geçmişti ama ortada hâlâ bir şey yoktu. Derken dedektif rüzgâr gibi bir şey hissetti. Başını kaldırıp etrafa bakındı. Pencereler sıkı sıkı kapalıydı. Bir kez daha rüzgâr esti. O zaman anladı. Bu yaratıktı. O gelmişti, buradaydı ve odanın içinde dolanıyordu. Onun görünmeyen bedeninin varlığını bu şekilde hissediyordu. Dedektif bunu umursamıyormuş gibi yaparak işini yapmaya devam etti.</p>
<p>O sırada yaratık, siyah bir gölge olarak görünmeye başladı. İlk başta silik bir gölgeydi ve yavaş yavaş netleşiyordu. Dedektif korkudan gözlerini kocaman açmış tam karşıya bakıyordu. Yaratık daha da netleşti. Rahibin dediği gibi onun gözünde canlananın aksine daha farklı ve tarif edilmesi zor bir yaratıktı. İnsana benziyordu ama bir yandan da yılana benziyordu. Hayır, bir keçiye... Belki de nasıl bakılırsa ona benziyordu. Dedektif yutkundu ve onunla konuşmaya çalıştı.</p>
<p>“Sen... sen kimsin? Ne istiyorsun?”</p>
<p>Cevap yoktu. Neden ona cevap verecekti ki? Dedektif oturduğu yerden ayağa kalkmaya yeltendiği sırada yaratık bir baş hareketiyle onu tekrar yerine oturttu. Dedektif aniden koltuğa çöktü ve tüm vücudunun taş kesildiğini hissetti. Ne oluyordu böyle? Dedektif hareket etmeye çalışıyordu ama nafile. Sanki bir çukurun içine konulmuş, üzerine beton dökülmüş ve beton donmuştu. Tam olarak bu şekilde hissediyordu.</p>
<p>Biraz sonra yaratık yine kararmaya ve silikleşmeye başladı. Aynı anda beyaz bir ışık hüzmesi göründü. Işık küçük bir demetten kocaman bir boşluğa dönüşüyordu. Daha sonra ışık aniden yok oldu ve her yer karanlığa gömüldü. Dedektif de hem başrahip hem de yardımcısı gibi ne olduğu bilinmeyen bu yaratık tarafından öldürülmüştü.</p>
<p>Kapı açıldı ve rahip içeri baktı. Dedektif kolları iki yana, başı masanın üzerine düşmüş ölü hâlde yatıyordu. Sonra diğerlerine döndü.</p>
<p>“Bu iş de tamam.” dedi ve herkes alkışlamaya başladı.</p>
<p>Aslında ortada ne garip ölümler vardı ne de yakalanması gereken bir yaratık. Doğru olan tek şey bu yaratığın burayı kuran ve buranın ilk başrahibi olan kişinin ruhu olduğuydu. Rahipler ve rahibeler buranın başına geçen tüm başrahipleri onun ruhuna kurban ediyordu çünkü bunu yapmadıkları zaman kendi canları tehlikeye girecekti. Buranın başına geçen tüm başrahipler öldüğünde yerlerine kimse gelmek istemezse eğer birilerini bulmak zorunda kalıyorlardı ama bu kişi kendi içlerinden biri asla olamazdı. O ruha bir başrahip vermezlerse bu kez manastırı ellerinden alacaktı. Bu yüzden onlar da dışarıdan birilerini bulup çeşitli bahanelerle buraya getiriyorlar ve onları o ruha kurban veriyorlardı. Böylece hem manastır onlara kalıyor hem de can güvenliklerini sağlamış oluyorlardı. Şimdi sırada ruh için yeni bir kurban bulmak vardı. </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Vefa Ağacı</title>
<link>https://fikirizleri.com/vefa-agaci</link>
<guid>https://fikirizleri.com/vefa-agaci</guid>
<description><![CDATA[ Zeliha’nın; kendisini fark etmeyen ablası Leyla için bir tepeye diktiği fidan üzerinden, karşılıksız sevginin ve vefanın derinliğini işleyen bir öykü. İnsanın kendi değerini başkasının bakışına hapsetmemesi gerektiğini anlatan bu eser, beklentinin bittiği noktada başlayan gerçek özgürlüğü ve sadakati sorguluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a4e8e3a91633.webp" length="75474" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:16:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Vefa ağacı, kardeşlik bağı, karşılıksız sevgi, Zeliha ve Leyla, görünmeyen emek, öz değer, sadakat, beklenti, duygusal olgunluk, insan ruhu, içsel huzur, fidan, doğa ve insan, gönül sızısı, nafile çaba, aidiyet, sabır, aidiyet arayışı, kişisel gelişim, hikâye.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div _ngcontent-ng-c1737137223="" class="container">
<div _ngcontent-ng-c2358415815="" inline-copy-host="" class="markdown markdown-main-panel enable-luminous-fast-follows enable-updated-hr-color" id="model-response-message-contentr_86cc5d4926555842" aria-busy="false" aria-live="off" dir="ltr">
<p data-path-to-node="0"><b data-path-to-node="0" data-index-in-node="0">Vefa Ağacı</b></p>
<p data-path-to-node="1">Bir kasabanın yamaçlarında, zamanın kendi hızında aktığı bir evde Zeliha ve ablası Leyla yaşardı. Leyla, bakışlarını hep uzaklara, mahallenin karmaşasına ve gelip geçenlerin tozuna çevirmişti. En yakınındaki, dizinin dibindeki o küçük yüreği Zeliha’yı ise bir gölge kadar bile fark etmezdi. Zeliha ise Leyla’nın her anında var olabilmek, o mahzun bakışları kendi üzerine çekebilmek için bir ömür sergilerdi.</p>
<p data-path-to-node="2">Bir gün; Leyla’nın çocukluğundan beri sevdiği, dallarına dokunurken yüzünde güller açtıran o ağacın bir fidanını buldu Zeliha. Elleriyle toprağın derinliklerini kazdı, Leyla’nın penceresinden en iyi görünen tepeye o fidanı emanet etti. Bu, onun ablasına diktiği bir vefa ağacıydı. Her sabah kendi nasibi olan suyla fidanı besledi, yapraklarını rüzgârdan korumak için etrafına taşlardan setler ördü. "Bu ağaç yeşerirse," dedi kendi kendine, "belki o da bana bakar, beni görür."</p>
<p data-path-to-node="3">Fidan, yıllar içinde kök salıp bir vefa ağacına dönüştü; göğe uzanan dalları, Leyla’nın bakışlarının tam ortasına bir hediye gibi serildi. Leyla o ağacın altına geldiğinde, gölgesinde soluklandı, dallarındaki meyveden yedi ama bakışlarını bir kez olsun o fidanı vefa ile büyüten kardeşi Zeliha’ya çevirmedi. Ağacın yeşilinde huzur buldu ancak o yeşili sadakatle dokuyan gönlü görmedi.</p>
<p data-path-to-node="4">Oysa insan, ömrünü bir başkasının gözüne girmek için harcadığında aslında kendi ruhunu o bakışın esiri kılmış olur. Başkasının görmesi için dikilen her fidan eğer özünde bir vefa barındırmıyorsa, sahibini yalnızlığa mahkûm eder. İnsan, karşılık beklediği her iyilikle aslında kendi değerini bir başkasının terazisine teslim eder.</p>
<p data-path-to-node="5">Kendi bahçende büyüttüğün sevgi başkasına değil, en çok senin gönlüne şifadır. Eğer baktığın göz seni görmüyorsa, bu senin küçüklüğün değil, o gözün körlüğüdür. Bir kimse, en yakınındaki emanetin hatırını bilmeden uzaklarda vefa ararsa, avucundaki suyu döken bir susuzdan farksızdır. Sevgi bir bakışın ödülü değil, kendiliğinden yeşeren bir sadakat yurdudur.</p>
<p data-path-to-node="6">Asıl vefa, hiçbir gözün seni görmediği o kuytu köşede yine de o fidanı sulamaya devam edebilmektir. Eğer bir çaba sadece bir bakışa muhtaçsa, o çaba bittiğinde sen de yitip gidersin. Ama senin diktiğin bu vefa ağacı sadece Leyla için değil, senin toprağa verdiğin sözün bir nişanesidir.</p>
<p data-path-to-node="7">Zeliha vefa ağacının altına oturduğunda, Leyla’nın onu görmemesi artık bir acı değil bir öğretiye dönüştü. Anladı ki; sevmek, görülmeyi beklemekten çok daha asil, çok daha derin bir duruştur. Ağaç büyüdükçe, Zeliha da kendi özünde büyüdü. Artık beklentiyle solan bir umut değil, kendi vefasının gölgesinde dinlenen bir ruh vardı.</p>
<p data-path-to-node="8">İnsan, başkalarının gözünde parlamaya çalışırken kendi ışığını perdelediğini geç de olsa fark eder. Birinin gözüne girmeye çalışmak aslında kendi vefanı o kişinin soğuk bakışlarına kurban etmektir.</p>
<p data-path-to-node="8">Sence bir insanın kendi gönlünü, başkasının bakışına sığdırması, neden en büyük vefasızlık olur?</p>
</div>
<message-content _ngcontent-ng-c1737137223="" _nghost-ng-c2358415815="" id="message-content-id-r_86cc5d4926555842" class="ng-star-inserted"></message-content><!----></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çekirge Bayramı &amp;Kıbrıs&amp;apos;ta Bir Yolculuk</title>
<link>https://fikirizleri.com/cekirge-bayrami-kibrista-bir-yolculuk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cekirge-bayrami-kibrista-bir-yolculuk</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Bazen bir ada kendini deniziyle değil; sabah sessizliği, rüzgârı ve insanın içine işleyen küçük ayrıntılarıyla anlatır.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a53d4411ff52.webp" length="45384" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 14:35:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>           ÇEKİRGE BAYRAMI - KIBRIS'TA  BİR YOLCULUK </p>
<p>Kıbrıs'a yaptığımız bu yolculuk sadece bir tatilden ibaret değildi. Bazen bir ses, bazen yüzyıllardır ayakta duran bir manastırın taş duvarları, bazen de yolun ortasını kesen eşekler bu adayı hafızamızda unutulmaz kıldı.</p>
<p>Konaklamak için Karpaz'daki Caesar Beach'i tercih ettik. Temiz, düzenli ve huzurlu bir yerdi. Aynı sitede Kıbrıslılar, Türkler, İngilizler ve Ruslar birlikte yaşıyorlardı. En hoşuma giden şey ise insanların birbirlerine olan sıcaklığıydı. Tanısın ya da tanımasın, herkes birbirini gülümseyerek selamlıyordu. Samimi bir atmosfer vardı.</p>
<p>Bir sürpriz de bizi burada bekliyordu. Kaldığımız sitede "İnsanlar" isimli dizinin çekimleri yapılıyordu. Oyuncular, yönetmenler ve tüm ekip büyük bir sessizlik ve özen içinde çalışıyordu. Çevredeki insanları rahatsız etmeden, günlük yaşamın akışını bozmadan çekimlerini sürdürmeleri gerçekten takdire değer bir profesyonellik örneğiydi. Tatilimizin güzel anılarından biri de bu çekimlere uzaktan tanıklık etmek oldu.</p>
<p>Bir sabah kahvaltı için Bafra'da yeşilliklerin içinde, aile işletmesi olan, salaş ama son derece otantik bir yayla yemek evine gittik.</p>
<p> Daha kapıdan içeri girer girmez içten bir misafirperverlikle karşılandık. Sofraya gelen her şey tazeydi, lezzetliydi ve emek kokuyordu.</p>
<p>Tam kahvaltımızı yaparken bir anda etrafımızı yüksek sesler sardı. Binlerce çekirge aynı anda ötmeye başlamıştı. Doğa adeta görünmeyen bir orkestraya dönüşmüştü. Sonradan öğrendik ki buna bölgede "Çekirge Bayramı" deniliyormuş.</p>
<p>Bilim insanlarına göre bu seslerin temel nedeni, erkek çekirgelerin dişileri etkilemek için yaptığı çiftleşme çağrısı, bölgelerini savunmaları ya da toplu hâlde ses çıkararak yırtıcıların dikkatini dağıtmalarıymış. Sebebi ne olursa olsun, doğanın bize sunduğu bu konser unutulacak gibi değildi.</p>
<p>Ertesi gün rotamız Dipkarpaz ve Apostolos Andreas Manastırı oldu.</p>
<p>Fakat daha manastıra varmadan yolumuzu bu bölgenin gerçek sahipleri olan yabani eşekler kesti.</p>
<p>Arabamızın etrafını sardılar. Kafalarını camdan içeri uzatıyor, keçiboynuzu ya da havuç bekliyorlardı. Meğer turistlere o kadar alışmışlar ki yiyecek almadan yolu açmaya pek niyetleri yoktu. Apostolos Andreas Manastırı'na giden yol boyunca yaşayan Karpaz'ın yabani eşekleri, bölgenin en ünlü simgelerinden biriymiş. Bu eşeklerin ataları, yıllar önce yük taşımak için kullanılan Kıbrıs eşekleriymiş. Zamanla doğaya uyum sağlayarak yarı yabani bir yaşam sürmeye başlamışlar.</p>
<p>Bölgeye giderken dikkatli araç kullanmak önemli, eşekler aniden yola çıkabiliyor ve çoğu zaman turistlerden yiyecek bekledikleri için araçlara yaklaşabiliyorlar. O an anladık ki burası gerçekten bir "eşek cenneti"ymiş. Karpaz eşekleri, manastırın ayrılmaz bir parçası gibi olmuş. Pek çok ziyaretçi için Apostolos Andreas yolculuğu, sadece manastırı görmek değil, bu özgürce dolaşan eşeklerle karşılaşmak anlamına da geliyormuş. Özellikle sabahın erken saatlerinde ve gün batımına yakın saatlerde manastır çevresinde daha sık görülüyorlarmış. </p>
<p>Apostolos Andreas Manastırı, Karpaz Yarımadası'nın en doğu ucunda, denizle iç içe konumlanmış Kıbrıs'ın en önemli dini merkezlerinden biri olarak biliniyor. Yüzyıllardır hem Ortodoks Hristiyanlar hem de farklı inançlardan insanlar tarafından ziyaret edilen bir hac yeri.</p>
<p>Manastırın en bilinen efsanesi, Hz. İsa'nın havarilerinden Aziz Andreas ile ilgili. Rivayete göre, Aziz Andreas'ın gemisi burada kayalıklara sürüklenir. Geminin kaptanın bir gözü kördür. Aziz Andreas asasını kayaya vurunca tatlı su kaynağı fışkırır ve kaptanın gözü bu suyla iyileşir. O günden sonra bu kaynak şifalı kabul edilmiş, insanlar su almak ve dua etmek için buraya gelmeye başlamıştır. Tabii ki bizde bu suda ellerimizi yıkadık. Pek çok kişi burada mum yakıp, dua ediyor ve dilek diliyor. Bu nedenle manastır, bir dönem "Kıbrıs'ın Lourdes'i" yani insanların umut ve şifa arayışıyla ziyaret ettiği, ünü geniş bir alana yayılmış kutsal bir ziyaret yeri olarak da anılmış.</p>
<p>Günümüzde görülen bu büyük kilise ve yapıların önemli bölümü 19. yüzyıldan kalma. Eski şapel ise 15. yüzyıla kadar uzanıyor. Uzun yıllar bakımsız kalan manastır, iki toplumun iş birliğiyle kapsamlı şekilde restore edilmiş ve yeniden ziyaretçilere açılmış.</p>
<p>Oraya gittiğinizde hissedilen en güçlü şeylerden biri ise manzarası. Yolun sonunda yalnızca manastır değil, uçsuz bucaksız Akdeniz sizi karşılıyor. Bu nedenle birçok kişi Apostolos Andreas'ı sadece bir ibadet yeri değil aynı zamanda huzur ve içsel sessizlik aranan bir durak olarak görüyor.</p>
<p>Manastırın önünde küçük kafeler ve hediyelik eşya tezgâhları vardı. El açması gözlemeler, gözümüzün önünde sıkılan nar ve portakal suları, sıcak kahveler. Hepsi sade ama bir o kadar da keyifliydi.</p>
<p>Manastırı gezdik, mumlarımızı yaktık. Her mum gibi bizimkiler de sessizce bir dileğimizi gökyüzüne taşıdı.</p>
<p>"Bazen bir ada, kendini deniziyle değil; sabah sessizliği, rüzgârı ve insanın içine işleyen küçük ayrıntılarıyla anlatır."</p>
<p>Kıbrıs; masmavi denizi, lüks otelleri ve gösterişli gazinolarıyla dikkat çeken sıcak, nemli ve sevimli bir ada. Ben Kıbrıs'ı; lüks otelleri, gazinoları ve denizi olan büyük bir köye benzettim. Bir yanda modern yaşamın tüm imkânları, diğer yanda insanların sıcaklığı ve samimiyeti. Bu ikisi adada birbirini tamamlıyor.</p>
<p>Denizi çoğunlukla dalgalıydı. Kıyılarının büyük bölümü taşlı olmasına rağmen kendine has doğal güzelliğiyle insanı etkiliyordu. Tatilin en inatçı misafirleri ise hiç kuşkusuz sivrisineklerdi. Özellikle akşam saatlerinde kendilerini fazlasıyla hissettiriyor, adanın sıcak gecelerine küçük ama unutulmaz bir ayrıntı ekliyorlardı.</p>
<p>Bir sabah gün doğmadan sahile indiğimizde bambaşka bir manzarayla karşılaştık. O gün Sirius kavuşumu nedeniyle insanlar denizin üzerinde kanolarında yoga yapıyordu. Gün doğumu ilerledikçe etkinlik sahilde devam etti. Tütsülerin hafif kokusu rüzgâra karışıyor, fonda çalan dingin yoga müziği dalgaların sesine eşlik ediyordu.</p>
<p>Kimisi gözlerini kapatmış nefesine odaklanıyor, kimisi denize karşı sessizce meditasyon yapıyordu. Biz ise biraz uzakta bu anı izliyorduk. Onlara katılmadık ama sadece seyretmek bile insanın içine tarif edilmesi güç bir huzur bırakıyordu. O sabah zaman durmuş gibiydi. Güneş yavaş yavaş yükselirken, deniz ve gökyüzü birbirine karışıyor, insan kendini günlük hayatın telaşından biraz olsun uzaklaşmış hissediyordu. Burada bazen hiçbir şey yapmadan sadece durup etrafı izlemek bile insana iyi geliyordu.</p>
<p>"Bazı şehirler yıkılmaz, sadece zamanın içinde sessizliğe emanet edilir."</p>
<p>Bir sonraki durağımız Kapalı Maraş oldu.</p>
<p>Burası insanın içine sessizce işleyen, anlatılması zor bir yer.</p>
<p>İlk bakışta savaşın izlerini taşıdığı görülüyor. Ama buna rağmen binaların sağlamlığı hâlâ hayranlık uyandırıyor. Oteller, bankalar, eğlence mekânları ve geniş caddeler, buranın bir zamanlar nasıl göz kamaştıran bir turizm merkezi olduğunu anlatmaya devam ediyor. Aradan geçen onca yıla rağmen ayakta kalan yapılar, geçmişin ihtişamını hâlâ fısıldıyor.</p>
<p>Bugün bile Kapalı Maraş, eğer yeniden hayat bulsa tek başına Kuzey Kıbrıs'ın turizmine ve ekonomisine büyük katkı sağlayabilecek potansiyele sahip. </p>
<p>Rumca adı Varosha olan bu şehir, 1974 yılından sonra terk edilmiş. O döneme ilişkin farklı anlatılar ve yorumlar var. Kimileri , bölgenin sonraki siyasi görüşmelerde pazarlık unsuru olarak elde tutulduğunu anlatıyor. Ancak hangi açıdan bakılırsa bakılsın, bugün görünen gerçek aynı. Zaman burada durmuş gibi.</p>
<p>Kapalı Maraş'ta yürürken insanın zihninde birbirine benzeyen düşünceler dolaşıyor.</p>
<p>Sanki insanlar sofralarında yemekleri dururken bir anda kalkıp gitmişler.</p>
<p>Sanki ütü fişte kalmış.</p>
<p>Sanki biraz sonra geri döneceklermiş gibi.</p>
<p>Ama dönmemişler.</p>
<p>Bir zamanların canlı sokaklarında şimdi sessizlik dolaşıyor.</p>
<p>Rüzgâr, boş pencerelerin arasından geçerken insana yalnızca geçmişi hatırlatıyor.</p>
<p>İhtişam yerini sessizliğe bırakmış.</p>
<p>Burası yalnızca terk edilmiş bir şehir değil.</p>
<p>Yokluğun fotoğrafı.</p>
<p>Savaşın anlamsızlığının taşlara kazınmış hâli.</p>
<p>Oradan ayrılırken geriye dönüp bir kez daha baktım.</p>
<p>Bazen bir şehir, insana müzelerden daha çok şey anlatır.</p>
<p>Kapalı Maraş da, bana bunu anlattı.</p>
<p>Savaşın kazananı olmadığını.</p>
<p>Kaybedenin ise her zaman insanlar olduğunu.</p>
<p>"Bazı yapılar taşlardan değil, zamanın, inancın ve insanın bıraktığı izlerden yükselir."</p>
<p>Kıbrıs'taki son durağımız, Girne'nin Beylerbeyi köyünde bulunan Bellapais Manastırı oldu.</p>
<p>Daha ilk adımımızı attığımız anda, insan kendini yüzyıllar öncesine gitmiş gibi hissediyor. Beşparmak Dağları'nın eteklerine kurulmuş bu görkemli yapı, Girne sahiline bakan eşsiz manzarasıyla ziyaretçilerini sessizce karşılıyor.</p>
<p>Bugün "Bellapais Manastırı" olarak bilinen bu yapı, halk arasında Meryem Ana Manastırı olarak da anılıyor. Orijinal adı Ayia Asproforesa, yani "Beyaz Giymiş Meryem Ana" anlamına geliyor. Daha sonra Fransızca "Abbaye de la Paix" (Barış Manastırı) adını almış ve zamanla bu isim Bellapais'e dönüşmüş.</p>
<p>Manastırın tarihi, 1187 yılında Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethetmesinin ardından Kıbrıs'a göç eden Augustinian rahiplerine kadar uzanıyor. Lüzinyanlar döneminde genişletilen yapı, bugün Doğu Akdeniz'deki Gotik mimarinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Taş duvarların arasında dolaşırken yalnızca tarih değil, efsaneler de size eşlik ediyor. Yemekhanedeki taş kabartmalarda iki deniz kızının arasında bir adam figürü. Bu figürdeki deniz kızları, Orta Çağ Hristiyan sanatında dünyevi arzuları, baştan çıkarmayı ve insanın nefsini simgeliyor.</p>
<p>Ortadaki adam ise bu ayartmalarla karşı karşıya kalan insanı temsil ediyor. Bu, manastırda yaşayan rahiplere "dünyevi zevklere kapılmayın" mesajı veren sembolik bir anlatım olarak değerlendirilmiş.</p>
<p> Kitap okuyan kadın figürleri ise farklı şekillerde açıklanıyor. Bilgeliği ve öğrenmeyi temsil ettiği düşünülüyor. Bazı araştırmacılar bunun kutsal metinleri okuyan dindar bir kişiyi simgelediğini söylüyor. Halk arasında ise bunun bilgiyi ve aydınlanmayı temsil eden alegorik bir kadın figürü olduğu anlatılıyor ve farklı semboller dikkat çekiyor.</p>
<p>Yemekhanedeki diğer hayvan ve bitki motifleri de rastgele yapılmamış. Gotik manastırlarda bu tür kabartmalar, okuma yazma bilmeyen insanlara ahlaki ve dini dersler vermek amacıyla kullanılırmış. Her figür; iyilik, kötülük, bilgelik, kibir, günah veya erdem gibi kavramları sembolize ediyor. Bu yüzden Bellapais'te gezerken anlatılan hikâyeler birbirinden farklı olabiliyor. Çünkü bu kabartmaların anlamlarının tamamını açıklayan günümüze ulaşmış yazılı bir kayıt yok, yorumların çoğu Orta Çağ sembolizmine dayanıyor. </p>
<p>Her birinin ardında anlatılan başka bir hikâye, başka bir yorum var.</p>
<p>Osmanlı döneminde bir süre Kıbrıs Ortodoks Kilisesi'ne tahsis edilen manastır, bugün Eski Eserler ve Müzeler Dairesi tarafından korunuyor. Eşsiz akustiğe sahip yemekhanesi ise her yıl klasik müzik konserlerine ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Bellapais'te en çok etkilendiğim şeylerden biri de manzarasıydı. Tarihin içinden geçerek ulaştığınız avludan Girne kıyılarına baktığınızda, geçmişle bugünün aynı karede buluştuğunu hissediyorsunuz.</p>
<p>Manastırın çevresindeki küçük kafeler de en az tarihi yapı kadar keyifliydi. Burada tattığımız kendine özgü sosuyla hazırlanan Kıbrıs tostunu çok beğendik. Yolunuz düşerse mutlaka denemenizi öneririm.</p>
<p>Tam ayrılmaya hazırlanırken kulağıma tanıdık bir ses geldi.</p>
<p>Önce hafifçe.</p>
<p>Sonra biraz daha yükselerek.</p>
<p>Derken bütün vadiyi dolduracak kadar güçlü.</p>
<p>Çekirgeler yine hep birlikte ötmeye başlamıştı.</p>
<p>İlk gün yeşilliklerin içinde kahvaltı ederken duyduğumuz o ses, yolculuğumuzun son gününde Bellapais'in taş duvarları arasında yeniden bize eşlik ediyordu.</p>
<p>Sanki ada, bizi kendi ezgisiyle uğurluyordu.</p>
<p>Kıbrıs'tan geriye aklımızda sadece deniz, manastırlar ya da tarihi yapılar kalmadı.</p>
<p>Caesar Beach'te birbirine gülümseyerek selam veren insanlar.</p>
<p>"İnsanlar" dizisinin çevreye saygılı çekim ekibi.</p>
<p>Dipkarpaz'ın keçiboynuzu bekleyen sevimli eşekleri.</p>
<p>Apostolos Andreas Manastırı'nın huzuru.</p>
<p>Kapalı Maraş'ın derin sessizliği.</p>
<p>Bellapais'in taşlara sinmiş tarihi.</p>
<p>Ve bütün bu yolculuğa başından sonuna kadar eşlik eden çekirgelerin sesi.</p>
<p>Bazı yolculuklar fotoğraflarda kalır.</p>
<p>Bazıları ise insanın içinde yaşamaya devam eder.</p>
<p>Kıbrıs benim için yalnızca gidilen bir ada değil; farklı kültürlerin bir arada yaşayabildiği, tarihle doğanın iç içe geçtiği, kimi zaman hüzünlendiren, kimi zaman gülümseten özel bir hatıra oldu.</p>
<p>Yıllar sonra bu yolculuğu hatırladığımda belki gezdiğim bütün yolları tek tek anımsayamayacağım.</p>
<p>Ama kulağımda o ses yükselecek.</p>
<p>Bir anda başlayan.</p>
<p>Sonra bütün doğayı dolduran.</p>
<p>Ve bana Kıbrıs'ı yeniden hatırlatan.</p>
<p>Çekirge Bayramı.</p>
<p></p>
<p>        DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Öykü</title>
<link>https://fikirizleri.com/oeyku-4106</link>
<guid>https://fikirizleri.com/oeyku-4106</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a50a9fd84a5c.webp" length="66972" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 11:45:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>ŞULE BECER</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">                       </span>FEMİNİST OBASI UYAAAAAAANNNNNN<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Işıl ışıl gökyüzü, mavinin en güzel tonu, göz kamaştırıcı pırıltılar saçıyor; mis gibi dağ havası, yeşil çam ağaçları ve bol oksijen…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Ama ne var ki Şule ve Ebru boğuluyordu beyinlerine oksijen gitmiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Feminist Obası gerilimli bir gün geçiriyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Şule ile Ebru kazanın içine oturtulmuştu,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Kabile Yargıcı Nurhan tarafından yargılanıyorlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Öpücük mağduru Yasemin Sıtkımsıyrık nerede bir hukukçu, avukat, siyasetçi bulsa namusuna yapılan saldırıyı dramatize ederek anlatıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">En sonunda onu ciddiye alan birileri çıktı!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Ünlüler dünyasındaki madde kullanma furyasından olsa gerek Şule ile Ebru'nun kanında da maddeye rastlandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Gecenin bir yarısı hortlayıp uyuyamadığı için Anksiyete ilacı kullanan Şule’de ‘kafam kıyak’ maddesi,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Yoga yapan fit Ebru'nun enerjik kalmak için içtiği enerji içeceğindeki ‘İçbull kanatlandırıııııır’ maddesi çıktı…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Şule ile Ebru'nun masum olduğunu kanıtlayacak olayın tek görgü şahidi, feminist obası oynak başkanı Arzu, sabah gezintisinde yerden kökleyip ‘’Sevgili kız kardeşlerim, bu yabani şalgam köküdür, çok faydalıdır A B C D E F G HAAAAAAAA vitaminleri bulunur.’’ dedikten sonra şalgam kökünü yediği için dili şişti ve konuşamıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Be<span style="mso-spacerun: yes;"> </span>be be be diye anlamsız sesler çıkarıyordu o artık pepe oynak başkanıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Mahkeme başlıyordu ‘Şen Dullar Direniş Örgütü’ ve ‘Gıybet’ Whatsapp grubu, üyeleri nefesini tutmuş şeytani nefsine yenik düşmüş bu mahlukatların akıbetini merak ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Kabile reisi Nurhan, savunmasını yapmak üzere sözü Yasemin Sıtkımsıyrık’a verdi,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">‘’Ben bunlardan şikayetçiyim, doğum günümü kutlamak için beni mekana götürdüler. Bilinçli bir şekilde biri sağıma, biri soluma geçti; bana pasta yedirdiler. Yavvv arkadaş, pasta yedikten sonra şuurum bulandı, bana bir yayılma hali geldi, kontrolümü yitirdim, ne koydularsa içine sürekli sırıttığım için otuz iki dişim görünüyordu; bir anda bu ırz düşmanları Cup diye yanaklarımdan öptü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Yıllardır yanıma erkek sinek yaklaştırmıyorum, bir anlık gafletimden yararlanıp hain emellerine beni alet ettiler; bu kazanda haşlanmalarını talep ediyorum, saygılarımı arz ederim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Nurhan büyük bir ciddiyetle davacı Yasemin Sıtkımsıyrık’ı dinledi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Şimdi birinci davalı Ebru Fitdümen'nin savunmasını dinlemek için sözü kendisine veriyorum<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Ebru derin bir nefes aldı<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">‘’Sevgili pek saygıdeğer reisim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Ben iffetli bir masumum fikir Şule'den çıktı. Bunun kocası olmadığı için canı sıkılıyor, iyice şebek oldu. Geçen hadi gel apartmanların zillerine basıp kaçalım, arabaları bozuk parayla çizelim dedi kabul etmedim; yapar mıyım hiç öyle şeyler, yapmadım tabi ki. Beni kendi içindeki şeytana uydurdu, hür irademe müdahale edildi.’’<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Şule'nin gözleri fal taşı gibi açıldı "NEYYYY" dedi, dava arkadaşı satmıştı…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Nurhan,’’ Şimdi sözü savunmasını yapmak üzere Şule Becer'e veriyorum."<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Şule başını dik tutup omuzlarına düzleştirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">‘’ Feminist obasının pek saygı değer oynak başkanı reisim. Yasemin Sıtkımsıyrık’ın <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>suçlamalarını kabul etmiyorum. Kendisinin rızası vardı, bize kuyruk salladı; ortamızda oturmaya gönlü vardı. Tüm bunlar şeriata uygun giyinmediği, davranmadığı için yaşandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Eğer peçe takmış olsaydı elma yanakları görünmeyecek, bizim de ağzımız sulanmayacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Nefsimize hakim olamadık, çok sevimliydi dayanamadık cuppp diye öptük. Onun yüzünden cennete gidemeyeceğim, sırat köprüsünden geçemeyeceğim, biri cezalandırılacaksa bu Yasemin Sıtkımsıyrık olmalı, toprağa gömülüp taşlanmasını talep ediyorum…"<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Nurhan önündeki kağıtlardan gözünü ayırıp yakın gözlüğünün üzerinden bu üç gereksiz yere solunum yapan bakteri türüne, iyice bir göz attıktan sonra elindeki sopayı su şişesine vurup ‘’Karar verilmiştir‘’ dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">‘’Davacı Yasemin Sıtkımsıyrık’ın<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>aile dizimi yaptırmasına, ata köklerinden gelip, namuslu kadın akrabaları aracılığıyla kendisine sirayet eden, onu zor durumda bırakan işve cilve! zafiyetinin ata kod bağlarının, altın rengi hayali makasla kesilerek kendisinin laçkalaştırılmasına; ayrıca tanınmış bir kuantum uzmanı tarafından<span style="mso-spacerun: yes;"> </span>karanlık, tenha bir odada bilinçaltı temizliği yaptırarak, kilitli çekmecelerinin açılıp tozlarına PÜFFFF denmesine, ilaveten elma yanaklarının çok pembe olmasından dolayı, dahiliye uzmanına görünüp kanındaki demir oranının düşürülmesine karar verilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Davalı Ebru Fitdümen'in ise masum bulunmuş olup, Şule Becer'i takip ettiği sosyal medya hesaplarını terk etmesine Whatsapp gruplarından ayrılmasına karar verilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Şule Becer'in ise savunmasına bakıldığında mikropluk yapmaya devam edeceği kanaatine varılmıştır. Bu yüzden çok acil insan türünün, erkek cinsinin, öküz versiyonu bir koca bulunup, başına derhal çorap örülmesine, Yasemin Sıtkımsıyrık’ın elma yanaklarının aklının ucuna dahi gelemeyeceği meşguliyetlere, sorunların içinde, boğdurulmasına karar verilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif;">Duruşma bitmiştir, şimdi dağılın. Çayı demleyin, kısır yapın, pişi kızartın, çok acıktım, defolun başımdan’’…</span><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Cambria',serif; mso-bidi-font-family: Arial;"><o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Uzlaşı Destanı</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-uzlasi-destani</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-uzlasi-destani</guid>
<description><![CDATA[ Yıllarca süren kavgaların ardından; bilge birinin rehberliğinde vadide kurulan, kinin toprağa gömülüp sevgi ve emeğin yeşerdiği huzurlu bir ticaret kasabasının hikayesidir. Doğayla uyum içinde yaşayan insanların, kurt ile kuzunun aynı pınardan su içtiği bu bereketli topraklarda nasıl bir uzlaşı destanı yazdığını anlatır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a4b74641111e.webp" length="89636" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:05:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>uzlaşı, huzur, bilge, toplumsal barış, doğa ile uyum, bereket, yardımlaşma, ticaret kasabası, kinin sonu, insanlık destanı.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir Uzlaşı Destanı</strong></p>
<p>Yıllarca süren kavgalar yüzünden toprak küsmüş, nehirler kurumuş, ağaçlar meyve vermez olmuştu. İnsanların kalpleri taşlaşmış, yüzlerindeki gülümseme silinmişti.</p>
<p>Tam bu günlerde, saçları kar beyazı, gözleri bahar ışıltılı bir bilge çıkageldi. Bilge, herkesi vadinin geniş ve ıssız düzlüğüne çağırdı. Ortada eski bir kuyu, arkasında ise nazlı bir tepe vardı. "Burada yeni bir yaşam kuralım," dedi. "Elinizdeki kini toprağa gömün, yerine sevgi ve emek ekin. Burada ne nefretin gölgesi kalsın ne de tek bir gözyaşı."</p>
<p>İnsanlar önce çekindiler ama bilgenin huzur veren sözüyle işe koyuldular. Önce kuyuyu temizlediler, yıllardır saklanan sular, kristal gibi parlayarak yeryüzüne çıktı. Bu suyu vadinin her yanına taşıdılar. Kinlerini toprağa gömüp yerine fidanlar diktiler. Tepenin yamaçları yeşerdi, vadinin köşeleri altın başaklı tarlalarla doldu. Bilge, "Ektiğin her ağaç, içindeki nefretin toprağa gömülüşüdür," diye fısıldıyordu.</p>
<p>Kasaba, doğayla kucaklaşan evlerle yükseldi. Pencerelerden çiçek kokuları, sokaklardan neşe sesleri yükseldi. Kazanlarda pişirilen el emeği ürünler, bu ticaret kasabasını bereketli kıldı. Artık burada kavga yoktu; herkes birbirinin eksiğini tamamlayan birer yoldaştı.</p>
<p>Hayvanlar bile bu huzurdan payını aldı. Kurt ile kuzu aynı pınardan su içer, kuşlar insanların omuzlarına konardı. Gökyüzü daha mavi, bulutlar daha ak, yağmur daha şifalıydı. İnsanlar içlerindeki karanlığı yendikçe, dünya da aydınlanmıştı. Bilge, tepeden kasabayı izlerken gülümsedi. "Yeryüzü, insanın attığı her iyi adıma bereketle karşılık verir," derdi.</p>
<p>Kasaba, dünyanın tüm gürültüsünden uzak, güvenli bir liman oldu. Sevgi ve emeğin olduğu yerde husumet barınamazdı. Herkes birbirinin gözüne artık korkuyla değil, kardeşlik şuuruyla bakıyordu.</p>
<p>O günden sonra bu kasaba, zamanın ötesinde bir huzur sembolü olarak anıldı. İnsanlar bu arınmışlığı görmek için uzaklardan geldi. Hayat, küçük bir kuyu başında verilen bir kararla, bir avuç insanın el birliğiyle bir destana dönüşmüştü. Her şey tabiatın şarkısı gibi huzurlu, sade ve sonsuz bir sükûnet içindeydi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NEHİR</title>
<link>https://fikirizleri.com/nehir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/nehir</guid>
<description><![CDATA[ Her nehir bir su damlası olarak başlar, okyanusa dönüşür. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a4a1e915f2c6.webp" length="87870" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 05 Jul 2026 15:18:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar, dağların kalbinde doğan bir dere vardı. Adı yoktu… Çünkü henüz kendini tanımıyordu.</p>
<p> </p>
<p>Başlarda incecik, ürkek bir su yoluydu. Kayaların arasından çekinerek süzülür, her kıvrımda “Acaba doğru yolda mıyım?” diye fısıldardı. Biliyordu bi yolu vardı. Ama doğru yolda olup olmadığını anlayacak kadar tecrübesi yoktu. Henüz derin bir yatağı yoktu; bu yüzden suları, karşısına çıkan taşlara, kayalara her türlü engele karşı yön değiştiriyordu. Kışın eriyen kar sularıyla, baharda yağan yağmurlarla günden güne büyüdü. Her mevsimin ruhundan aldı. Nehir oldu.</p>
<p> </p>
<p>Bir gün öyle coştu ki…</p>
<p>Sular köpürdü, taşları yerinden oynattı, önüne çıkan dalları sürükledi. Gürültüsü vadilerde yankılandı.</p>
<p> </p>
<p>“Ben güçlüyüm!” diye haykırdı. Bir su damlası olduğu zamanları unutup,</p>
<p>“Artık kimse  beni durduramaz!” diye coşkuyla bağırdı.</p>
<p> </p>
<p>Ama o coşkunluk uzun sürmedi.</p>
<p> </p>
<p>Bir süre sonra güneş yakıcı oldu. Rüzgârlar dindi. Nehir ağırlaştı… Sesi kısıldı. Sanki içinden bir şey eksilmişti.</p>
<p> </p>
<p>Bu kez de usul usul aktı.</p>
<p>Kendi içine döndü.</p>
<p> </p>
<p>“Ben neden böyleyim?” diye sordu bu kez.</p>
<p>“Az önce dünyayı yıkacak gibiydim… Şimdi eksildim, duruldum.”</p>
<p>Nehir, kendi değişkenliğinden yorulmuştu. Bir gün, kıyısında duran yaşlı bir söğüt ağacına sordu:</p>
<p> </p>
<p>“Ben neden bir gün fırtına gibi deli, bir gün sessiz bir dere gibi durgun oluyorum?”</p>
<p> </p>
<p>Söğüt dallarını hafifçe salladı, yaprakları suya değdi.</p>
<p> </p>
<p>“Çünkü büyüyorsun" dedi,</p>
<p>“Senin içinde henüz adını koyamadığın bir dünya var. Bazen taşkın bir sel kadar dolu… Bazen bir kar tanesi gibi sessiz. İçinde hem sağanak yağmurların çılgın ruhu, hem kar tanelerinin sakin ruhu var.</p>
<p> </p>
<p>Nehir bunu ilk kez duyuyordu.</p>
<p> </p>
<p>“Peki bu geçecek mi?” diye sordu.</p>
<p> </p>
<p>Söğüt gülümsedi.</p>
<p> </p>
<p>“Geçmeyecek… Ama değişecek. Sen de değişeceksin. Coşkunluğunu da, sakinliğini de taşımayı öğreneceksin.”</p>
<p> </p>
<p>Nehir o günden sonra kendine biraz daha dikkatle baktı.</p>
<p> </p>
<p>Coştuğunda artık korkmadı.</p>
<p>“Bu benim gücüm,” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Sakinleştiğinde üzülmedi.</p>
<p>“Bu da benim derinliğim,” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Zamanla öğrendi ki…</p>
<p>Taşmak da kendine ait, durulmak da. Hepsi gelişiminin bir parçası.Ve öğrendikçe yatağı derinleşti. Öğrendikçe denizle vuslat yolu belirginleşti.</p>
<p> </p>
<p>Ve bir gün, denize kavuştuğunda fark etti:</p>
<p>O, hep aynı nehir değildi… Ama hep kendisiydi. Hem bir su damlasıydı, hem bir okyanus. Kar tanesiydi, yağmurdu, su damlasıydı, denizdi, bir ağacın gövdesinde dalında, meyvesinde dolanan candı. Tek bir şey değildi, pek çok şeydi.</p>
<p> </p>
<p>Çünkü içinde taşıdığı o dalgalı, değişken, bazen deli akan bazen durgunlaşan ruh…</p>
<p>Aslında bir bütünün parçası ve bütünün ta kendisiydi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uçan Yaprak Serüveni</title>
<link>https://fikirizleri.com/ucan-yaprak-seruveni</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ucan-yaprak-seruveni</guid>
<description><![CDATA[ Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden bir kızın doğanın kucağında büyüyerek çiçekler, ağaçlar, böcekler ve hayvanlarla kurduğu derin bağı keşfetmesini anlatan bu masalsı hikâye; rüzgârla savrulan bir yaprağın serüveni üzerinden yaşamın döngüsünü, umudu ve dönüşümü sembolik bir dille işler. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a48e6ab22f5a.webp" length="55222" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 18:41:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>masalsı hikâye, çocuk hikâyesi, doğa hikâyesi, umut, kayıp, dönüşüm, orman, yaprak, rüzgâr, çiçekler, hayvanlar, böcekler, ağaçlar, doğa sevgisi, edebi hikâye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h2><strong><span style="color: windowtext; mso-bidi-font-weight: normal;">UÇAN YAPRAK SERÜVENİ</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; color: windowtext;"><o:p></o:p></span></h2>
<p data-start="162" data-end="411">Uzak diyarlarda, ormanla gökyüzünün birbirine karıştığı kadm bir yerde bir kız yaşardı. Bu orman sıradan bir yer değildi; her ağacın bir hafızası, her çiçeğin bir sesi, her rüzgârın bir hikâyesi vardı. Toprak bile sanki canlıymış gibi nefes alırdı.<o:p></o:p></p>
<p data-start="413" data-end="673">Kızın hayatı küçük yaşta değişmişti. Anne ve babasını kaybetmiş, insanların gürültüsünden uzaklaşarak kendini doğanın sessizliğine bırakmıştı. Ancak bu sessizlik boş değildi; kuşların ötüşü, yaprakların hışırtısı ve suyun fısıltısı onun dünyasını dolduruyordu.<o:p></o:p></p>
<p data-start="675" data-end="1045">Orman onun evi olmuştu. Çam ağaçlarının gölgesinde dinlenir, papatyaların açtığı patikalarda yürür, kelebeklerin peşinden sessizce giderdi. Arıların çiçekler arasında dans edişini izler, karıncaların sabırlı yürüyüşüne hayran kalırdı. Baykuşlar gece ona eşlik eder, geyikler uzaktan onu izlerdi. Zamanla doğanın diliyle konuşmayı öğrenmişti; kelimelerle değil, kalbiyle... <o:p></o:p></p>
<p data-start="1047" data-end="1273">Elinden hiç düşmeyen kâğıt ve tuval vardı. Gördüklerini değil, hissettiklerini çizerdi. Bir çiçeğin açılışını, bir uğur böceğinin yaprak üzerindeki yürüyüşünü, bir sincabın dallar arasında sıçrayışını bile renklerle anlatırdı.<o:p></o:p></p>
<p data-start="1275" data-end="1530">Köy halkı ona “Şen Kız” derdi. Çünkü onun bulunduğu yerde doğa bile daha canlı görünürdü. Çiçekler sanki onun varlığını hisseder gibi açar, kuşlar daha neşeli ötüşler çıkarırdı. Fakat hiç kimse, bu neşenin kayıpların içinden doğmuş bir umut olduğunu bilmezdi.<o:p></o:p></p>
<p data-start="1532" data-end="1738">Bir sonbahar sabahı, ormanda yürürken yerde bir yaprak gördü. Ama bu sıradan bir yaprak değildi. Rüzgâr onu kaldırıyor, bırakıyor, yeniden yükseltiyordu. Sanki düşmekle uçmak arasında bir yolculuğa çıkmıştı.<o:p></o:p></p>
<p data-start="1740" data-end="1975">Yaprağın çevresinde küçük böcekler dolaşıyor, uğur böcekleri onunla birlikte dönüyor, karıncalar toprağın altından sessizce ilerliyordu. Bir kelebek ise ona eşlik eder gibi etrafında süzülüyordu. Tüm orman bu küçük yolculuğu izliyordu.<o:p></o:p></p>
<p data-start="1977" data-end="2181">Kız uzun süre sessizce baktı. O an, yaprağın sadece bir yaprak olmadığını hissetti. O da tıpkı kendisi gibi köklerinden kopmuş ama yok olmamıştı. Rüzgâr onu savurmuş, fakat hayat ona yeni bir yön vermişti.<o:p></o:p></p>
<p data-start="2183" data-end="2369">O günden sonra ormana farklı bakmaya başladı. Her ağaç bir bilgeydi; meşe sabrı, söğüt teslimiyeti, çam ise direnci anlatıyordu. Çiçekler her sabah yeniden doğmanın sırrını fısıldıyordu.<o:p></o:p></p>
<p data-start="2371" data-end="2625">Bir gün ormanda güçlü bir rüzgâr esti. Çiçekler sallandı, yapraklar gökyüzüne karıştı, kelebekler rüzgârın içinde dans etti. Kuşlar yükseldi, sincaplar ağaç gövdelerine tutundu, böcekler toprağın altına çekildi. Doğa bir anda hareketin kendisine dönüştü.<o:p></o:p></p>
<p data-start="2627" data-end="2823">Kız durdu ve gökyüzüne baktı. Uçan yapraklar arasında kendi hikâyesini gördü. Her yaprak bir yolculuktu; kimi çiçeklerin üzerine konuyor, kimi suya düşüp akıyor, kimi ise uzak diyarlara gidiyordu.<o:p></o:p></p>
<p data-start="2825" data-end="3000">O an anladı. Hiçbir şey kaybolmuyordu. Ne çiçek, ne ağaç, ne hayvan, ne de insan… Hepsi doğanın büyük döngüsünün bir parçasıydı. Bir yaprak düşerken bile hayat devam ediyordu.<o:p></o:p></p>
<p data-start="3002" data-end="3159">Kız o gün hiçbir şey çizmedi. Çünkü, o ânı kâğıda sığdırmak mümkün değildi. Sadece dinledi; rüzgârı, böcekleri, kuşları, çiçekleri ve toprağın sessiz kalbini…</p>
<p data-start="3161" data-end="3304">Ve o günden sonra, onun hikâyesi ormanın hikâyesiyle birleşti. Artık o yalnızca bir kız değil, doğanın anlattığı büyük serüvenin bir parçasıydı.<o:p></o:p></p>
<p data-start="3306" data-end="3353">Ve rüzgâr her estiğinde aynı şeyi fısıldıyordu:<o:p></o:p></p>
<p data-start="3355" data-end="3415" data-is-last-node="" data-is-only-node=""><strong data-start="3355" data-end="3415" data-is-last-node="">“Hayat, uçan bir yaprağın içinde saklı bir yolculuktur.”</strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Öykü</title>
<link>https://fikirizleri.com/oeyku-4058</link>
<guid>https://fikirizleri.com/oeyku-4058</guid>
<description><![CDATA[ Saatinin üzerindeki rakamlarda hiç bitmeyecekmiş gibi zamana dağılarak sonsuzluğa uzanıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a50bb2768e43.webp" length="16986" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 11:48:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>ŞULE BECER</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">                       </span><span style="mso-spacerun: yes;">    </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>AĞLADIM SADECE AĞLADIM<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>Ağladım, sadece ağladım...<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;">Sessizce, usulca aktı yaşlar yanaklarımdan, çenemden göğsüme…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hasretinle yüzleşmekten ne kadar kaçınsam da, unutmuş gibi yapsam da, olmadığın gerçeği tokat gibi çarpıyor suratıma.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gözlerimde yağmur yüklü kara bulutlar, kalbimde kurşun ağırlığı, dilimde zuhur edemeyen kelimeler, boğazımda yumru, nefesim tıkandı, çekmecenin dağınıklığında parlayan gümüş rengi saatin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Lacivert zemin üzerindeki akrep, yelkovan kalbin gibi durmuş 20:35. Senin gözlerinle görünmeyince vazgeçmiş zamanı kovalamaktan.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Elime aldım, yere yığılırcasına oturdum; omuzlarım çöktü, tüm bedenim uyuştu, '<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Ağladım, sadece ağladım’... Za</i>man neydi, ben kimdim? Çenemden sızan yaşlara engel olmadan sadece nefes alıp, hayatta kalmaya çalışarak ağladım…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kaza anında kalbinle birlikte duran, anlamını yitiren, durmuş zamanı gösteren saatinin, çatlamış camına bakarak ağladım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Dünya yıkılsın, yıldızlar dağılsın, kıyamet kopsun, güneş salmasın sıcaklığını, yer yarılsın umurumda değil!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Şimdi hepsi içimde! Depremler, afet, kasırga yüreğimde; yıllarca sevginle sarıp, açtırdığın gül goncaların tarumar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Nereye baksam virane yıkıntılar altında kalmış mazimiz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Saatini takan ellerin artık yok; yetişilecek randevular, verilen sözler, dost sohbetleri, iş görüşmeleri, gelecek hayalleri…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Karavan kiralayıp Akdeniz sahillerinde yapacağımız tatil planları... G</span><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;">ün batımında mangalı yakacaktın, sen denizde yüzerken ben balıkları hazırlayıp sevdiğin roka, soğan salatasını yapacaktım. A<o:p></o:p></span><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;">ğustos böceklerinin yaygarasında güneşin batışını seyrederek yemeğimizi yiyecektik; inceden Vivaldi eşlik edecekti sohbetimize…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hıçkırıklarla sarsıldım parmaklarım gevşedi; saatin yere düştü benden uzaklaştı tıpkı senin gibi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Mezarın düştü aklıma, şu an orada olsam; buz mavisi mermerin soğukluğunda bedeninin kalıntılarının varlığıyla avunsam, belki bir nebze olsun diner sızım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>İçimde bıraktığın yangının kavuruyor her bir zerremi; yerde duran saatinde tenini, sesini, bakışını, kokunu duyumsuyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Daimi hissiyatım ‘Özlem’.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Saatinin üzerindeki rakamlarda hiç bitmeyecekmiş gibi zamana dağılarak sonsuzluğa uzanıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Candara',sans-serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><span style="mso-spacerun: yes;">                               </span><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Ağlıyorum sadece ağlıyorum…<o:p></o:p></i></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Solan Gülseren Baharı</title>
<link>https://fikirizleri.com/solan-gulseren-bahari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/solan-gulseren-bahari</guid>
<description><![CDATA[ Gülseren kasabasında, çiçeklerin arasından süzülen &quot;remz&quot;ler, yani kulaktan kulağa fısıldanan asılsız zanlar, bir sevdayı yok etmeye yetti. Bahçıvan kızı Feyza; kütüphaneci Sefa hakkında duyduğu o zehirli fısıltılara inanıp sevdasını, gördüğünü sandığı gölgelere kurban etti. 
Sefa sustu, Feyza uzaklaştı. Aylar sonra döndüğünde bahçeler solmuş, Sefa gitmişti. Feyza; sevdanın sessizlikte değil, şahit olunmayan sözlerin ağırlığında boğulduğunu geç de olsa anladı. Sefa, ardında tek bir cümle bırakmıştı: &quot;Bilmeden fısıldamak, ruhun kendine attığı en büyük düğümdür. &quot;Feyza artık biliyordu; insan, kalbine ektiği yanlış tohumların bahçesinde ömrü boyunca pişmanlık biçerdi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a450fa9d4443.webp" length="26782" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 18:02:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Gülseren, kısa öykü, edebiyat, fısıltı ve zan, Feyza ve Sefa, modern mesel, imkansız aşk, dedikodunun bedeli, edebi kurgu, pişmanlık, sessizliğin dili, bahçe metaforu, hikaye.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="0">Solan Gülseren Baharı</h2>
<p data-path-to-node="1">Gülseren; zamanın kendi akışına razı geldiği, dağların serin gölgesinin çiçekli bahçelere bir şal gibi serildiği bir kasabaydı. Burası; her sabah çiğ damlalarıyla yıkanan ıtır kokulu karanfillerin, toprağın huzurla nefes aldığı bir vadiydi. Feyza, bu kasabanın en huzurlu köşesinde, toprakla ve hatmi çiçekleriyle konuşan bir bahçıvanın kızı olarak büyümüştü. Onun dünyası, toprağı havalandırırken duyduğu o kadim hışırtı ve bir çiçeğin açışındaki sessiz gayretle sınırlıydı. Ancak Gülseren’in dar sokaklarında görünmez bir hastalık kol geziyordu: Bilinmeyeni bilmek, görülmeyeni görmek gibi bir kibirle, dudak ucuyla birbirinin kulağına fısıldanan "remz"ler.</p>
<p data-path-to-node="1">​İnsanlar ellerindeki kısıtlı bilgiyle büyük hükümler veriyor, en yakınlarının kalbini bile bir dedikodu rüzgârıyla savurabiliyorlardı. Oysa hakikatin sessizliği, fısıltıların gürültüsünden daha ağırdı. İnsan, kendi görmediğine şahitlik etmemeli; kalbinin derinliklerine dokunmadığı bir meselede hüküm vermemeliydi. Zira kişi, hakkında bilgisi olmayan bir şeyin ardına düşmemeliydi; kulak, göz ve kalp, bunların hepsi işlediklerinden dolayı hesaba çekilecekti. Hakikat ancak tecrübe ile pişer, sabırla demlenirdi.</p>
<p data-path-to-node="1">​Sefa, kasabanın uzak yamacındaki o kadim kütüphanede çalışan, sessizliği bir mabet gibi koruyan bir gençti. Feyza ile Sefa’nın aşkı; kasabanın gürültüsünden uzak, ormanın derinliklerindeki suyun taşlara vuruşu kadar duru, bir çınar ağacının kök salışı kadar sağlamdı. Ancak kasabanın sinsi fısıltıları, suyun bulanması gibi aralarına girmeye başladı. Bir gün bir kadın bir diğeriyle karşılaşmış; görmediği, bilmediği, sadece kendi zannıyla kurduğu bir olayı, sanki gözleriyle görmüş gibi fısıldamıştı. O fısıltı rüzgârla yayıldı; Sefa’nın kütüphane rafları arasında yaptığı sıradan bir hareketi, karanlık bir ihanet kılıfına soktu.</p>
<p data-path-to-node="1">​Feyza, bu fısıltıların odağında kaldı. İnsanlar, onun duyması için seslerini yükseltmeden, "Sana söylemişlerdi, görmedin mi?" diyerek şüphe tohumlarını ektiler. Feyza, sevdiğinin gözlerine bakıp hakikati sormak yerine, o kulaktan kulağa yayılan ve aslı astarı olmayan zehirli "remz"e inandı. Feyza’nın içinde, doğanın saflığına aykırı bir fırtına koptu. Sefa’nın sessizliğini, o fısıltıların bir teyidi gibi okudu. Oysa insan, bir başkasının kalbindeki niyetten habersizken dilini bir kılıç gibi kullanmamalıydı. Kendi görmediği bir şeye, duyduğunu sanıp da şahitlik etmemeliydi; zira bilmeden hüküm vermek, haksızlığın en büyüğüydü.</p>
<p data-path-to-node="1">​Bir akşamüzeri, gökyüzünün kızıla boyandığı, kuşların yuvalarına çekildiği o vakitte Feyza, Sefa’nın karşısına çıktı. Gülseren’in o huzurlu meydanında, mor sümbüllerin arasında, sevdasını o sinsi fısıltıların uğultusuna kurban etti. "Görüyorum," dedi Feyza, aslında hiçbir şey görmediği hâlde, "fısıltıların ardındaki o gölgeyi görüyorum." Sefa şaşkındı; çünkü Feyza'nın konuştuğu şey; kütüphane raflarının tozundan, eski parşömen kâğıtlarının kokusundan başka bir şey içermeyen kendi hayatıydı. Sefa sadece sustu. Çünkü bazen en büyük hakikat sessizliğin içinde gizlenir; bazen de bir kalp, bir başkasının yanılgısını düzeltemeyecek kadar ağırlaşır.</p>
<p data-path-to-node="1">​Feyza, Sefa'yı ardında bıraktı. Kasabanın o yeşil vadisinden, çiçekli bahçelerinden, ormanın o serin gölgesinden uzaklaştı. İçinde bir pişmanlık ateşi, zihninde ise o yanlış duyduklarının acısı vardı. Uzaklara gittiğinde, rüzgârın artık fısıltı gibi değil, bir çığlık gibi estiğini gördü. İnsanlar hep bilmedikleri şeyleri konuşuyor, görmedikleri şeyler için yorum yapıyorlardı. "Bilmediğin şeyin ardına düşme," diyen o kadim öğüt, artık kalbinde bir yara gibi sızlıyordu. Başkasının hayatı hakkında yargı vermek, kişinin kendi hayatındaki nuru söndürmesiydi.</p>
<p data-path-to-node="1">​Aylar sonra Feyza, Gülseren’e döndüğünde o bahçelerdeki çiçeklerin solduğunu gördü. Sefa gitmişti. Kütüphane, sadece bir toz yığınına dönmüştü. Feyza, o gün fısıltıyla kopardığı hatmi çiçeğinin, kendi kalbiyle beraber solduğunu anladı. İnsan duyduklarının değil, gördüklerinin ve kalbiyle hissettiklerinin sorumlusuydu. O fısıltıları yayanlar şimdi başka bir fısıltının peşindeydi; birinin hayatı yıkılmış, bir sevda gömülmüştü ama kimse bunun hesabını vermiyordu. Çünkü bilinmeden fısıldanan her söz, aslında söyleyenin kendi karakterinden bir parçayı eksiltiyordu.</p>
<p data-path-to-node="1">​Feyza; bir gün ormanın derinliklerinde, kurumuş bir su yatağının kenarında otururken rüzgârın ağaçların arasından geçişini izledi. O ses, insanların fısıltısı gibi yıkıcı değil, evrenin kendi dilinden gelen bir teselli gibiydi. "Duyduğun her şeye inanma, şahit olmadığın hiçbir şeyi yargılama," dedi kendi kendine. İnsan, kendi içindeki sessizliğe dönmeden dışarıdaki gürültüden hakikati duyamazdı. Kalbini korumalıydı, zihnini fısıltıların zehrinden arındırmalıydı. Bir başkası hakkında, elinde nurdan bir delil yoksa dilini mühürlemeliydi.</p>
<p data-path-to-node="1">​Gülseren artık sadece bir hatıraydı. Feyza, o günden sonra bir daha kimse hakkında "duydum" diyerek bir hüküm vermedi. Sevdiğinin yokluğunda sadece sessizliği dinledi. Çünkü bazen bir insanın yokluğu, varlığından daha çok öğretir. O pişmanlık ona şunu öğretmişti: İnsan, kendi hayatının bahçıvanıdır. Kendi bahçesine, başkasının yanlış fısıltılarından getirdiği dikenli tohumları ekmemelidir. Eğer ekilirse o bahçe sadece pişmanlıkla dolar.</p>
<p data-path-to-node="1">​Şimdi Feyza; doğanın içinde bir başına, her şeyi olduğu gibi kabul etmenin huzuruyla yaşıyor. Çiçekler yine açıyor, orman yine nefes alıyor ama o artık rüzgârın getirdiği fısıltılara kulak vermiyor. Hakikat; sadece kendi kalbinin en derin, en sessiz yerinde, hiç kimsenin ulaşamayacağı o kadim nurda saklı. İnsanlar fısıldaşmaya devam edecek, bilmedikleri şeyleri konuşacak, yanlış yorumlarla hayatları karartacaklar. Ama o artık biliyor: Bir çiçeğin açışı kadar hakiki olmayan hiçbir sözün insanın kalbinde yeri yoktur. Sadece görmek, sadece yaşamak ve sadece sevmek; hakikatin tek yolu budur. Ve o yol, fısıltıların uğultusundan değil ancak sessizliğin huzurundan geçer.</p>
<p data-path-to-node="1">​Feyza, o gölgeden kurtulup güneşe çıktığı vakit Sefa’nın bıraktığı o sessiz mektubu buldu; mektupta sadece bir cümle vardı: "Bilmeden fısıldamak, ruhun kendi kendine attığı en büyük düğümdür." Ve o düğüm, ancak o fısıltıların yalan olduğunu kabul etmekle çözülebilirdi. Feyza düğümü çözdü ama geri dönen bir sevda artık yoktu. Sadece, yaşanmışlığın derin bir bilgeliği vardı. İnsanlık bu fısıltı hastalığından kurtulmadıkça, çiçekler açsa da baharlar hep biraz eksik kalacaktı.</p>
<p data-path-to-node="1"></p>
<p data-path-to-node="1"></p>
<p data-path-to-node="1"></p>
<p data-path-to-node="1"></p>
<p data-path-to-node="10"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SİYAH  VE  BEYAZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/siyah-ve-beyaz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/siyah-ve-beyaz</guid>
<description><![CDATA[ Gölün üzerindeki iki varlık yavaşça birbirine yaklaşmaya başladı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a408e0c87098.webp" length="40442" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 11:53:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>SİYAH VE BEYAZ </p>
<p>Gökyüzü sanki iki büyük varlığın sessiz konuşmasına dönüşmüştü. Ufuk çizgisinin bir yanı hâlâ günün son ışıklarını taşıyor, solgun altın renkleriyle titriyordu; diğer yanıysa derin, kadifemsi bir karanlığın içinde yavaşça kayboluyordu. O an dünyaya uzaktan bakan biri olsaydı, evrenin tam ortasında duran dev nefes alışverişini görürdü. Bir yanda ışığın verdiği sıcaklık, diğer yanda karanlığın sakladığı sonsuzluk. Küçük bir kasabada yaşayan Seda, çocukluğundan beri geceleri uyuyamazdı. İnsanların korktuğu karanlığı o hep dinlerdi. Çünkü ona göre gece sessiz değildi yalnızca insanların duyamadığı bir dil konuşuyordu. Büyükannesi bir zamanlar ona “Beyaz ve siyah düşman değildir yavrum. Biri göğün nefesi, diğeri yerin kalbidir” demişti. Seda o sözü yıllar geçmesine rağmen unutmamıştı. Kasabanın hemen dışında eski bir göl vardı. Halk arasında adına “Aynasız Göl” derlerdi. Çünkü suyu o kadar koyuydu ki gökyüzünü bile yansıtmazdı. İnsanlar oradan uzak durur, geceleri gölün çevresinde dolaşanın aklını kaybedeceğine inanırlardı. Ama Seda her dolunay gecesi oraya giderdi. Bir gece yine göl kıyısına oturduğunda Ay gökyüzünde bembeyaz bir yara gibi parlıyor, gölün üstüne gümüş renkli ışık serpiyordu. Seda avuçlarını suya yaklaştırdı. Su soğuktu ama garip biçimde canlı gibiydi.Tam o sırada gölün yüzeyi dalgalandı.Önce beyaz bir ışık yükseldi sudan. Yumuşak, sıcak ve göz kamaştırmayan bir parıltı; sanki insanın içine dokunan bir gün doğumu gibi. Ardından gölün diğer yanından siyah bir siluet çıktı. Ama bu sıradan bir karanlık değildi. Daha çok yıldızsız bir gecenin huzuru gibiydi; derin, sessiz ve sonsuz. İki varlık gölün üstünde karşı karşıya durdu. Beyaz olan konuştu önce. “İnsanlar beni hep iyi sandı.” Sesi rüzgârın buğday tarlalarına değmesi gibiydi. Siyah olan ise “Beni de kötü.” Onun sesi ise mağaraların içindeki yankılar kadar derin geliyordu. Seda korkmamıştı. Çünkü ikisinin arasında düşmanlık yoktu. Sadece tamamlanmışlık vardı. Beyaz olan avucunu açtı. İçinden ince ışık parçaları döküldü. O ışıklar havaya yükselirken çiçekler açtı, kuru dallar yeşerdi, göl kıyısındaki taşlar bile sıcak bir renge büründü. “Ben veririm,” dedi beyaz olan. “Işığı dağıtırım. İçimde olanı paylaşırım. Bu yüzden parlarım.” Sonra siyah olan elini uzattı. Etrafındaki ışıklar yavaşça onun içine çekilmeye başladı. İçeri girdikçe daha derin, daha gizemli bir hale dönüştüler. Göl kararırken daha büyülü görünmeye başladı. “Ben alırım,” dedi siyah olan. “Toplarım. Saklarım. Dönüştürürüm. İnsanlar bilinmezlikten korktuğu için benden korkar.” Seda gözlerini ikisinden ayıramıyordu. “Peki hanginiz daha güçlüsünüz?” diye sordu sonunda. İki varlık aynı anda ona bakarak aynı anda cevap verdiler. “Birbirimiz olmadan hiçbirimiz.” O anda gökyüzünde bulutlar ayrıldı. Ayın ışığı göle vururken Seda suyun içinde bir şey gördü. Siyah göl, aslında her şeyi içinde taşıyordu. Yıldızları, ayı, geceyi, hatta beyaz ışığın kendisini bile. Ve beyaz ışık da karanlığın içinde daha parlak görünüyordu. Seda’nın içine ansızın bir fark ediş yayıldı. İnsan ruhu da böyleydi. İnsan yalnızca ışıktan oluşsaydı hiçbir derinliği olmazdı. Acıyı bilmeyen biri sevgiyi gerçekten anlayamazdı. Kaybolmamış biri yolu bulmanın huzurunu hissedemezdi. Karanlık insanın düşmanı değildi bazen dönüşümün başladığı yerdi. Beyaz olan yeniden konuştu. “İnsanlar hep ışık olmak ister.” Siyah olan devam etti.   “Ama gece olmadan yıldızlar görünmez.” Rüzgâr sertleşti. Ağaçlar sallandı. Gökyüzü dev bir yin yang sembolü gibi dönüyormuş hissi verdi Seda’ya. Beyaz karanlığın içine akıyor, karanlık beyazın içinden doğuyordu. Seda kendi kalbini düşündü. İçindeki korkuları… Kıskançlıklarını, sevinçlerini, sevgisini hepsi bir aradaydı. İnsan dediğin şey yalnızca aydınlık değildi zaten. İçinde uçurumlar da taşırdı. Ve belki insanı insan yapan tam olarak buydu. Gölün üzerindeki iki varlık yavaşça birbirine yaklaşmaya başladı. Beyaz ışık siyahın içine karışıyor, siyah da beyazın etrafında dönüyordu. Bir süre sonra hangisinin nerede başladığını anlamak imkânsız hale geldi. Ortada artık yalnızca titreşen bir denge vardı. Bir nefes gibi. Evren sanki derin bir soluk alıyor. Sonra da veriyordu. Seda’nın gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama neden ağladığını bilmiyordu. Bazı gerçekler kelimelerden büyük olurdu çünkü. İnsan onları yalnızca hissedebilirdi. Sabaha karşı göl yeniden sessizleşti. İki varlık kayboldu. Ay battı. Ufukta günün ilk ışıkları doğmaya başladı.  Seda artık aynı kişi değildi. Kasabaya dönerken insanların evlerinden yükselen ışıklara baktı. Sonra gölgelerine ve ikisinin de aynı hikâyenin parçası olduğunu gördü. Çünkü yaşam sadece parlamak değildi. Bazen saklamak, bazen vermek, bazen kaybolmak, bazen yeniden doğmaktı.   Ve evren durmadan nefes alıp veren dev bir kalp gibi atıyordu. Beyaz veriyordu. Siyah alıyordu. Hayat ise ikisinin arasında sonsuza kadar akıyordu.</p>
<p>"Işık yol gösterir. Karanlık ise insanın kendini bulduğu yerdir."</p>
<p></p>
<p>                  DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AY, GÖLGE  VE UMAY&amp;apos;IN LANETİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/ay-golge-ve-umayin-laneti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ay-golge-ve-umayin-laneti</guid>
<description><![CDATA[ “Aşk, kaderden güçlüdür.
Ama bedelsiz değildir.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3e1d768b3bd.webp" length="32310" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 11:35:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>AY, GÖLGE VE UMAY'IN LANETİ</p>
<p>Dünya henüz tek bir adla anılırken Anadolu, tanrıların kalbinin attığı yerdi. Dağlar konuşur, pınarlar hatırlar, ahirete göçenler bazen geri dönerdi. O çağda göğün en yüksek katında Ülgen, yerin en derin çatlağında Erlik, zamanın ipini elinde tutan Moira’lar ve ayın rahminde saklanan Hekate vardı. Ama hepsinin korktuğu bir isim daha vardı. Alâra. Ay Kızının Doğuşu Alâra, dolunay gecesi bir mağarada doğdu. Annesi bir insan kadındı. Babası ise söylenmezdi çünkü adı söylenirse gök yarılırdı. Doğduğu an, ay kan kırmızısı oldu. Umay Ana, beşiğin başında durup “Bu kız sevilirse dünya kurtulur. Sevilmezse herkes yanar.” dedi. Alâra’nın gölgesi yoktu. Onun yerine arkasında bir karanlık yürürdü. O karanlık, Erlik’in nefesini, Hekate’nin büyüsünü ve insanların bastırdığı tüm günahları taşıyordu. Alâra büyüdüğünde, onu sadece Theron görebildi.  Theron bir yarı tanrıydı. Annesi insan, babası kader tanrılarındandı. Kaderi dokurdu ama kendi kaderini bilmezdi. İlk kez Alâra’ya baktığında “Senin gölgende evim var.” dedi.  Alâra şaşırmıştı. Çünkü biri onu korkmadan sevmişti. Geceleri ay altında buluştular. Alâra gölgesini Theron’un üzerine serdi.Theron korkmadı. Ama tanrılar izliyordu.Tanrıların korkusu Ülgen'in gök gürültüsünü andıran sesi boşlukta yankılandı. “Bu aşk göğü zayıflatır" dedi. Erlik ise gülerek “Bırakın sevsinler, sonra alın.” Moira’lar “Kader tek kişiye bağlanamaz.” diyerek ipleri çekti. Hekate ise sessizdi. Gözlerinde ayın son evresi gibi keskin ve soğuk bir ışık vardı. Parmak uçlarıyla gökyüzündeki yıldızları birbirine bağladı. Alâra’nın kalbine aldığı gölge, aslında bir lanet değil, bir kalkan olacaktı. Sessizliği bir tehdit değil, bir koruma duasıydı. Tanrılar fırtınayı görürken, o fırtınanın getireceği huzuru bekliyordu. Çünkü o biliyordu. Alâra severse insan olur, terk edilirse tanrı katili. Tanrılar Alâra’ya bir teklif sundu “Theron’u unut. Ay’ın karanlık yüzüne geç. Ölümsüz ol.” Theron’a ise “Onu sevme. Gölgesi seni yutar.” dediler. Son gece, Alâra ve Theron dağın zirvesinde buluştular. Ay yarımdı. Rüzgâr ağıt söylüyordu.Theron diz çöktü Alâranın önünde “Ben seni seçersem dünya yanacak.” Alâra ağlayarak “Ben seni seçmezsem ben yok olacağım.” İşte o an, Umay Ana gökten indi ve “Bazı aşklar kurban ister. Ama bazıları kural bozar. Laneti Kıran Aşk" dedi ve uzaklaştı. Theron kader iplerini kopardı. Alâra'nın gölgesini kalbine aldı. İşte o an erlik geri çekildi. Ülgen’in göğü çatladı. Ve ikisi de efsane oldu. Bugün derler ki Anadolu’da dolunay gecesi iki gölge yan yana düşerse ve biri diğerine dokunursa o Alâra ve Theron’dur. Ve bir ses fısıldar.             “Aşk, kaderden güçlüdür. Ama bedelsiz değildir.”</p>
<p>           </p>
<p>               DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>VAKİT TAMİR EDİLİR</title>
<link>https://fikirizleri.com/vakit-tamir-edilir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/vakit-tamir-edilir</guid>
<description><![CDATA[ Ben saat tamir etmiyorum evlat  insanlara kaybettikleri zamanı hatırlatıyorum.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3cd79d9e127.webp" length="45170" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 11:55:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>          VAKİT TAMİR EDİLİR </p>
<p>Bu dükkânın sahibi, herkesin “Saatçi Salih” dediği yaşlı bir adamdı. İnce parmaklarıyla durmuş saatleri çalıştırır, kırılmış mekanizmaları onarırdı. İnsanlar onun sadece saat tamir ettiğini sanırdı. Bir gün, kasabaya genç bir adam geldi. Yüzünde yorgunluk, gözlerinde ise uzun zamandır uyumamış insanların boşluğu vardı. Adı Emir'di. Büyük şehirde iyi bir işi vardı ama içinde tarif edemediği bir eksiklik büyüyordu. O gün yağmur yağıyordu. Emir tesadüfen saatçi dükkânına geldi yağmur çok yağdığı için. İçeri girdi duvardaki yüzlerce saatin tik tak sesi birbirine karışıyor sanki zaman konuşuyordu. Saatçi Salih başını kaldırmadan “Hangisi durdu evlat?” diye sordu.  Emir ise "Ben bir saat getirmedim, yağmurdan korunmak için girdim dükkana, çok yağıyor biraz hafiflesin çıkacağım" dedi.  Yaşlı adam “Ben onu sormadım.” Bu söz Emir'i şaşırtmıştı, ilk kez biri onun söylemediği şeyi duymuş gibiydi. Dükkânda camın önünde duran eski bir sandalye vardı. Emir o sandalyeye oturarak. “İnsan her şeye sahip olup neden kendini eksik hisseder?” diye sordu. Saatçi Salih masadaki eski bir cep saatini açtı. “Çünkü insan, çoğu zaman ömrünü doldurur ama ruhunu aç bırakır” dedi. Sonra saatin içindeki küçücük dişliyi gösterdi. “Bak! Şu parça eksik olsa bütün saat bozulur. İnsan da böyledir. Dışarıdan çalışıyor görünür ama içindeki küçük bir hakikat eksikse zaman ilerlemez.” Emir o gün uzun süre dükkânda kaldı. Sonra her gün gelmeye başladı. Bir gün yaşlı bir kadın elinde eski bir saatle geldi. “Bu, rahmetli eşimden kaldı, çalışmıyor ama atmaya kıyamıyorum” dedi.  Saatçi saati tamir ederken Emir kadının yüzüne bakıyordu ve bazı insanların zamanı değil, hatıraları taşıdığını fark etti. Başka bir gün küçük bir çocuk kırılmış plastik saatiyle geldi. “Tamir olur mu?” diye sordu üzüntüyle. Saatçi gülümseyerek “Olur” dediğinde çocuk resmen sevincinden ışıldadı.   Emir ilk kez küçük şeylerin insan kalbinde ne kadar büyük yer kapladığını fark etmişti. Günler geçtikçe içindeki boşluk değişmeye başlamıştı. Eskiden sürekli bir yere yetişmeye çalışan zihni, artık yavaşlamayı öğreniyordu. Bir akşam dükkân kapanırken Emir saatçiye “Bunca yıldır insanlara saat tamir ediyorsun. Hiç yorulmadın mı?” diye sordu. Saatçi Salih Emir'in gözlerinin içine bakarak. “Ben saat tamir etmiyorum evlat,” dedi . “İnsanlara kaybettikleri zamanı hatırlatıyorum.” Emir sessiz kalırken ne demek istediğini anlamıştı. İnsan bazen yıllarca yaşar ama hiç gerçekten yaşamazdı. O gece eve dönerken telefonunu cebine koyarak başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Bulutların arasından tek bir yıldız görünüyordu. Küçüktü ama karanlığı delmeye yetiyordu. Ertesi sabah Emir yine dükkâna gitti. Fakat dükkân kapalıydı. Kapının üstündeki yazı da yok olmuştu. Yan dükkândaki esnafa “Buradaki saatçi nerede?” diye sordu. Adam şaşkınlıkla Emir'in gözlerine bakarak “Orada yıllardır kimse yok ki…” dedi. Emir bir süre sessizce kapıya baktı. Sonrasında, bazı insanlar gerçekten var olmak için değil, insanın içinde bir kapıyı açmak için gelir diye düşündü.</p>
<p></p>
<p>           DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HORHOR ÇEŞMESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/horhor-cesmesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/horhor-cesmesi</guid>
<description><![CDATA[ insan bazı yerleri, acıları, geride bırakmaz; onları içine alır. Bir anı, bir ses, bir koku olarak kalbinde taşır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3985b95daac.webp" length="62436" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 13:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HORHOR ÇEŞMESİ</p>
<p>Akşam, Van Ovası’nın üzerine mor bir tül gibi serilirken, Horhor Çeşmesi’nin başında yalnız bir çocuk duruyordu. Çeşmeden akan su, sanki bin yıllık bir sırrı fısıldarcasına taşlara çarpa çarpa ilerliyor, her damlasında geçmişin sesini taşıyordu. Su, ay ışığını ince ince bölerken gümüşi kıvılcımlar halinde toprağın kalbine süzülüyordu. Hava, ıslak taş ve yabani nane kokuyordu. Rüzgâr, uzak dağların serinliğini alıp çocuğun yüzüne dokunduruyordu.</p>
<p>Horhor Çeşmesi, sıradan bir çeşme değildi. Rivayete göre, çok eskiden bu topraklarda yaşayanlar, kalplerinde taşıdıkları en ağır dilekleri buraya fısıldarmış. Çeşmenin suyu o dileği alır, dağların içinden dolaştırır, zamanı gelince sahibine geri verirmiş. Bu yüzden geceleri, suyun şırıltısında bazen kahkahalar, bazen hıçkırıklar duyulduğunu söylerlerdi.</p>
<p>Çocuk avuçlarını suya uzattığında, suyun beklenmedik şekilde sıcak olduğunu hissetti. Sanki yeryüzünün kalbi, o suda damar damar akıyordu. Parmaklarının arasından süzülen her damla, bir yıldız parçası gibi parlıyordu. Taşların üzerindeki yosunlar, zümrüt yeşili bir halı gibi yayılmıştı; aralarına düşen ay ışığı, onları gizli bir bahçenin kapılarıymış gibi gösteriyordu. Çeşmenin kemerli gölgesinde örümcek ağları gümüş teller gibi titreşiyor, rüzgârla usulca sallanıyordu.     </p>
<p>Çocuk gözlerini kapattığında... Sesi, suyun sesine karışıyor, sözcükleri görünmez bir ırmağa dönüşüp karanlığın içine akıyordu. O an, sanki çeşmenin taşları derin bir nefes almış gibi su biraz daha gür akmaya başladı; taşların arasından çıkan ses, uzak bir gök gürültüsünü andırıyor, sanki gecenin kalbi atıyordu.</p>
<p>Derken, çeşmenin yanındaki söğüt ağacının yaprakları hışırdadı. Yaprakların arasından süzülen ay ışığı, çocuğun yüzüne düşerken gözlerinde küçük bir umut kıvılcımı oldu. Sanki Horhor Çeşmesi dileği duymuştu. Sanki zaman, bir anlığına durup o fısıltıyı, o sesi kalbinin bir köşesine yerleştirmişti.</p>
<p>Çocuk geri dönerken arkasında hâlâ şırıldayan suyun sesini duyuyordu. Ama o ses artık sadece bir su sesi değil, bir vaatti. Taşların, toprağın ve yıldızların ortaklaşa tuttuğu sessiz bir söz… Ve Horhor Çeşmesi, bir sonraki fısıltıyı beklemek üzere geceye doğru akmaya devam etti.</p>
<p>Çocuk, Horhor Çeşmesi’nden uzaklaşırken ayakkabılarının altındaki taşlar sanki onu tanıyormuş gibi yumuşakça yer değiştiriyordu. Gecenin sessizliği, suyun sesiyle örülmüş ince bir örtü gibiydi. Gökyüzünde yıldızlar, karanlık bir göle düşmüş gümüş pullar gibi titreşiyor, her biri uzaktan bakan gözlere küçük bir umut kırıntısı sunuyordu.</p>
<p>Adımlarını yavaşlatıp arkasına dönüp çeşmeye baktığında, suyun akışında tuhaf bir ritim fark etti. Sanki çeşme kendi kendine bir şarkı mırıldanıyordu. Bu şarkı daha çok, uzun bir yolculuktan dönen birinin yorgun ama huzurlu nefesine benziyordu. Taşların yüzeyi ay ışığında pürüzsüz bir ipek gibi parlarken, yosunların üzerinde küçük damlacıklar inci taneleri gibi diziliyordu.</p>
<p>Rüzgâr, söğüt ağacının dallarını hafifçe eğerken yapraklar birbirine dokundukça, uzak bir denizin kıyısında kırılan dalgaların sesi gibi bir uğultu yükseliyordu. O uğultunun içinden belli belirsiz bir koku süzülüyordu: ıslak toprak, gece açan çiçekler ve serin su…</p>
<p>Çocuk, bu kokunun içini garip bir güvenle doldurduğunu hissetmişti. Sanki dünya, bütün sertliğini bir anlığına unutmuş, ona yumuşak yüzünü gösteriyordu.</p>
<p>Yolun kıyısında, gölgelerin arasına saklanmış eski bir taş basamak gördü. Basamağın kenarlarında zamanın izleri vardı; çatlaklara dolmuş toprak, sabrın ve bekleyişin rengini almıştı. Çocuk basamağa oturup dizlerini karnına çekti, gecenin nefesini dinliyordu.</p>
<p>Horhor Çeşmesi’nin sesi buradan hâlâ duyuluyordu; incelmiş, uzaklaşmış ama kaybolmamıştı. Tıpkı insanın içindeki bir anı gibi… Uzaklaştıkça silikleşen ama bütünüyle yok olmayan bir ses.</p>
<p>Gözleri ağırlaşmıştı. Yıldızlar sanki yerlerinden kopup birer birer çeşmenin suyuna düşüyordu. Her düşüşte suyun yüzeyi kımıldıyor, minik halkalar karanlığın içinde büyüyüp kayboluyordu. O halkaların her biri görünmez bir kapıyı aralıyor gibiydi.</p>
<p>Çocuk, o kapıların ardında saklanan eski hikâyeleri hayal ediyordu: yolunu kaybetmiş gezginleri, evladını kaybetmiş aileleri, gece vakti dua eden yaşlıları, ilk kez sevmenin acısını çeşmeye anlatan gençleri… Hepsinin sesi, suyun içinde bir araya geliyor, tek bir kalp gibi atıyordu.</p>
<p>Bir süre sonra, gecenin serinliği omuzlarına daha belirgin dokunmaya başladı. Çocuk ayağa kalktığında içinde, söyleyemediği kelimelerin bıraktığı bir ağırlık vardı ama bu ağırlık artık canını acıtmıyor, daha çok taşınabilir bir hüzün gibi geliyordu.</p>
<p>Horhor Çeşmesi’nin ona verdiği şey belki de buydu: insanın acısını yok etmek değil, onu taşıyabilecek kadar hafifletmek.</p>
<p>Adımlarını yeniden yola çevirdiğinde, her adımında sanki arkasında görünmez izler bırakıyordu. O izler, toprağın hafızasına karışırken gecenin kalbine yazılıyordu.</p>
<p>Çeşmenin sesi iyice uzaklaştığında bile, çocuğun içinde hâlâ akmaya devam ediyordu o su. Kalbinin bir yerinde, taşlara çarpan bir şırıltı vardı artık; ne zaman umudu azalsa, ne zaman karanlık ağırlaşsa oradan küçük bir ses yükselecekti.</p>
<p>Ve Horhor Çeşmesi, gecenin koynunda usul usul akmayı sürdürdü. Ay, yerini yavaş yavaş solgun bir seher ışığına bırakırken taşların arasından geçen su, yeni bir günün kalbine doğru yol aldı. Kim bilir, bir sonraki fısıltıyı kimin getireceğini…</p>
<p>Seherin soluk ışığı ufukta belirmeye başladığında, gökyüzünün rengi yavaşça değişti. Morlar mavilere, maviler ince bir gül pembesine karışıyordu. Sanki gece, ağır bir pelerinini omuzlarından sıyırıp usulca yere bırakıyordu.</p>
<p>Horhor Çeşmesi’nin suyu bu değişimi ilk fark eden şey gibi, ışığa doğru daha berrak, daha şeffaf akmaya başlamıştı. Gecenin karanlığında sır gibi saklanan pırıltılar, sabahın ince aydınlığında birer küçük mucizeye dönüşüyordu.</p>
<p>Çocuk yürüdükçe ayaklarının altındaki toprak ısınmaya başladı. Gece serinliği çekilirken yerini, uykudan yeni uyanmış bir dünyanın yumuşaklığı alıyordu. Uzakta, horoz sesine benzeyen boğuk bir çağrı duydu. Köy henüz uyanmamıştı ama uyanmanın eşiğindeydi.</p>
<p>Bu arada, çocuğun içindeki sessizlik de değişmeye başlamıştı. Karanlıkta ağır gelen düşünceler, ışıkta daha hafif, daha taşınabilir hâle gelmişti.</p>
<p>Yol kenarında, gece boyunca kıpırdamadan duran yabani çiçekler seherin nefesiyle birlikte yavaş yavaş açılıyor, yapraklarının üzerindeki çiy damlaları küçücük aynalar gibi gökyüzünü yansıtıyordu.</p>
<p>Her damlada başka bir parça vardı: solan bir yıldız, incelen bir bulut, dağılan bir karanlık…</p>
<p>Çocuk eğilip o damlalara baktığında kendini de o aynaların içinde gördü; biraz yorgun, biraz umutlu ama artık daha sakindi. Çünkü Horhor Çeşmesi’nin sesi artık dışarıda değil, onun içindeydi. Kalbinin ritmiyle karışmış, nefesiyle aynı tempoya girmişti.</p>
<p>İnsan bazı şeyleri arkasında bırakmazdı; onları içine alır, kendisiyle birlikte taşırdı. Çeşme de böyle olmuştu: bir yer olmaktan çıkmış, bir duyguya dönüşmüştü.</p>
<p>Güneş, dağların ardından yavaşça yükselirken taşların rengi değişti. Soğuk grilik, yerini sıcak bir altın tonuna bıraktı. Sanki her taş, geceden kalma bütün yorgunluğunu güneşe gösterip ondan şifa istiyordu.</p>
<p>Gölgeler kısaldı, dünya daha tanıdık bir yüz takındı. Ama gecenin bıraktığı o ince gizem, her şeyin içinde hâlâ duruyordu; görünmez ama hissedilir bir damar gibi.</p>
<p>Çocuk yoluna devam ederken, adımlarının sesi artık yalnız gelmiyordu kulağına. Sanki her adımda görünmeyen bir yol arkadaşı da onunla yürüyordu. Bu yol arkadaşı, geceden kalan o fısıltıydı. Suya karışan sözlerin yankısı… Zamanın içinden süzülüp gelen, “Yalnız değilsin.” diyen sessiz bir eşlik.</p>
<p>Ve Horhor Çeşmesi, şimdi sabahın ışığında daha sade, daha sessiz görünse de taşlarının içinde geceden kalma bütün sırları saklamaya devam ediyordu. Kim bilir, belki o sırlar bir gün yeniden uyanacak; bir başka çocuğun, bir başka gecenin kalbine dokunacaktı.</p>
<p>Dünya döndükçe, su aktıkça, fısıltılar hiçbir zaman tükenmeyecekti. </p>
<p>                    DİLEK SARIKAYA              Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR HAYALET HİKAYESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-hayalet-hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-hayalet-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[ Gothic, korku, gerilim, hikaye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a33d5df8bd6a.webp" length="50504" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 17:01:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Korku, gerilim, gothic, hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Jonas şöminenin başında oturmuş kırmızı şarabını yudumluyordu. Hâlâ yas sürecindeydi çünkü çok sevdiği bir sanatçı dün sabah hayatını kaybetmişti. Onunla herhangi bir tanışıklığı yoktu ama onun hayranıydı. O bir keman ve piyano ustasıydı. Bu ölüm klasik müzik camiasında büyük bir kayba yol açmıştı. Asıl dramatik olansa sanatçının ölüm nedeninin bilinmemesiydi. Uşağı onu banyoda, yerde yatarken bulmuştu. Vücudunda herhangi bir yara veya kan yoktu, tertemizdi. Ağzından köpükler de çıkmıyordu. Boğulma belirtisi de yoktu, en azından gözle görünür bir boğulma yoktu. Dedektifler bu ölüme kalp krizi diyerek dosyayı kapatmışlardı. Bu sabah da cenaze töreni vardı. Cenazeye Jonas gibi ona hayran olan ve onu tanıyan hemen herkes katılmıştı. Neredeyse şehrin yarıdan fazlası oradaydı. Epey kalabalık ve ihtişamlı bir cenaze olmuştu ama kimsenin ona Jonas kadar bağlı olduğunu sanmıyordu. Onun ölüm haberini aldığından beri içiyordu. İki gündür sarhoştu. Bu durum onun da pek hoşuna gitmiyordu ama acısını bastırmanın başka bir yolu yoktu.</p>
<p>Ama kafasında bazı düşünceler ve şüpheler vardı. Onun neden öldüğünü mutlaka öğrenmeliydi. En azından kafasındaki bir soru işareti silinirse biraz olsun rahatlayabilirdi. Çünkü bu bilinmezlik onun içini kemiriyor, onu yiyip bitiriyordu. Bunun için de o evi baştan sona araştırmalıydı. Belki de dedektiflerin gözünden kaçan bir detay, bir kanıt bulabilirdi. Saat henüz akşamın altısıydı. Bunun için gece olmasını beklemeliydi. Artık evde yaşayan hiç kimse yoktu. Sanatçı o evde uşaklarıyla ve şoförüyle beraber yaşıyordu ama o öldükten sonra herkes orayı terk etmişti. Ev sahipsiz değildi. Yakın zamanda çocukları gelip o eve sahip çıkacaklardı. Bu yüzden elini çabuk tutmalı, birileri gelmeden önce o eve gidip araştırmasına başlamalıydı.</p>
<p>Gece olmasını ve karanlığı beklemesinin nedeni diğer insanlardı. Etrafta yaşayan diğer insanlar Jonas'ı o eve girerken görürlerse polise haber verebilirlerdi. O da haneye tecavüzden tutuklanabilirdi. Bunun olmasını istemezdi. O saat gelene kadar bir şeyler yemek için mutfağa gitti. Karnını doyurdu, sonra biraz daha alkol almaya yeltendi ama vazgeçti. Zaten yeterince içmişti. Bu gece iş başına geçecekse ayık olmalıydı, en azından yeteri kadar. Bu yüzden kendisine sert bir kahve yaptı. Kahvesini içtikten sonra gidip bir duş aldı. Ayılamamıştı. Bu sarhoşluk birkaç saatte geçecek gibi değildi. En azından bir yerlerde sızıp kalmasa iyi olurdu. Özellikle sanatçının evinde. Bu tam bir felaket olurdu. Kendisini olabildiğince dinç ve ayık tutmak zorundaydı.</p>
<p>Uzun bir süre evinde oyalandı. Saat gecenin ikisi olmuştu. Şimdi tam sırasıydı. Herkes derin uykuda olmalıydı. Onu kimse yakalayamazdı. Yanına bir gaz lambası, bir defter ve bir kalem alıp evden çıktı ve sanatçının evine doğru ilerledi. Evin önüne geldiğinde durdu ve önce etrafa, sonra eve baktı. Hiçbir evin penceresinde ışık yoktu. Yalnızca sokak aydınlatmaları yanıyordu. Evin içinde hiçbir ışığı yakamazdı. Bu yüzden elindeki gaz lambasını kullanmak zorundaydı.</p>
<p>Kapıya yaklaşıp eliyle itti. Sonra kapı kulpunu tutup aşağı indirdi. Kapı açıktı. Kimse kilitlememişti. Jonas şaşırdı ama fazla sorgulamadı. Kapıyı kilitlemeyi unutan her kim ise onun işini kolaylaştırmıştı. Gaz lambasını yakıp içeri girdi. Lambayı yukarı kaldırıp etrafa göz gezdirdi. Aniden tüylerinin ürperdiğini hissetti. Şu an bu kocaman ve karanlık evde tek başına olduğundan mı yoksa burada bir insanın ölmesinden mi bilinmez, içini bir huzursuzluk ve korku kapladı. Daha önce buraya hiç gelmemişti. Bu ilk gelişiydi. Evin ihtişamını bu karanlıkta bile görebiliyordu. Burası kocaman bir malikaneydi. Duvarlar koyu renk duvar kâğıdıyla, zemin kırmızı bir halıfleksle kaplıydı. Her yerde devasa tablolar ve heykeller vardı. Tavanda ise devasa bir avize asılıydı.</p>
<p>Jonas bir an bu evin kendisine ait olduğunu düşündü. Bu evde kendisi yaşasa nasıl olurdu? Ama burayı satın almaya ya da bakımına onun gücü yetmezdi. Bu sadece bir hayalden ibaretti. Merdivenlere ilerledi ve yukarı çıktı. Duyduğu kadarıyla sanatçı birinci kattaki banyoda ölmüştü. Orayı bulmaya çalışıyordu. Bu katta uzun bir koridor ve koridor boyunca bir sürü kapı vardı. Bütün kapıları teker teker açarak o banyoyu aramalıydı.</p>
<p>Birkaç oda tamamen boştu. Yalnız başına yaşayan bir adam bunca odayı neyle dolduracaktı ki? Başka bir odanın kapısını açtığında buranın yatak odası olduğunu gördü. İçeri girip etrafa bakındı. Burada da duvarlar koyu renk, zemin kırmızı renk ve duvarları kaplayan büyük tablolar, yer yer köşelere dizilmiş kocaman ve gösterişli heykeller vardı. Devasa pencereyi kapatan siyah bir perde, tam ortada kocaman bir yatak ve etrafını saran kırmızı tüller...</p>
<p>Jonas hayranlıkla etrafa bakınırken bir kenarda duran çalışma masası dikkatini çekti. Bu ev resmen her adımda kendisine hayran bırakıyordu. Her yer gizemli, ihtişamlı ve gösterişli eşyalarla doluydu. Buraya hayran kalmamak elde değildi. Jonas masaya doğru yaklaştı. Gaz lambasını masanın üzerine tuttuğunda masanın üzerinde bir sürü el yazması kâğıtlar olduğunu gördü. Kenardaki kalemin ucunda hâlâ mürekkep vardı. Mürekkep şişesinin kapağı açıktı ve kâğıtlardan biri sadece yarıya kadar doluydu. Muhtemelen sanatçı bir hikâye yazıyordu ama hikâyesi yarım kalmıştı. Tamamlayamamıştı. Bu çok acıydı. Ölüm gerçeği yüzüne tokat gibi çarpmıştı. En iyisi plansız programsız yaşamaktı. İnsanın başına ne zaman ne geleceği belli olmuyordu.</p>
<p>Jonas masanın önündeki sandalyeyi çekip oturdu. Gaz lambasını masanın üzerine koydu ve kâğıtlardan birini eline aldı. Bunun hikâyenin kaçıncı sayfası olduğunu bilmiyordu. Üzerlerinde sayfa numaraları yazmıyordu ama yine de okumaya başladı:</p>
<p>'Bunu denedim. Gerçekten de işe yaradı. Bu hayatımda yaptığım en korkunç, bir o kadar da muhteşem ve ilginç şeydi. Bunu birine anlatsam bana deli ya da lanetli büyücü derler. Belki de beni darağacına asarlar. Gerçi büyücülerin çoğunun kadın olduğunu sanıyorlar. Bu yüzden bana farklı bir gözle bakarlar ama yine de beni lanetli olarak kabul edeceklerine eminim. Olsun, sonuçta bunu başardım. Onu getirdim.'</p>
<p>Jonas meraklandı. Adam neyden bahsediyordu? Bu sayfada daha fazla detay yoktu. Bunu anlamak için eline başka bir sayfayı aldı ve gaz lambasının ışığında dikkatle okudu:</p>
<p>'Geçen gece rüyamda ilginç bir şey gördüm. Çok garipti. Sanki birisi bana bir mesaj veriyordu. Bana ölen birisini getirmek ve onu tekrar görmek için bir yöntem öğretti. Ben de bu yöntemi uygulayacağım. Bir hayalet hikâyesi yazdım. Rüyamda verilen mesaja göre geri getirmek ve görmek istediğim kişiyle ilgili bir hayalet hikâyesi yazmam gerekiyormuş. Ben de bunu yaptım. Kaybettiğim sevgilimi, hayatımın aşkını, canım karımı geri getirmek ve onu tekrar görebilmek için bir hayalet hikâyesi yazdım.'</p>
<p>Jonas kaşlarını kaldırdı. Meraklı bir hâlde hemen başka bir sayfaya geçti. Hikâye hâlâ karmaşıktı. Bölümleri art arda getirememişti. Bunu yapmak için bütün sayfaları okumalıydı.</p>
<p>'Karım ile ilgili bir hikâye yazdım. Onu bir hayalet olarak tasvir ettim. Onunla ilgili yaşamak istediğim şeyleri yazdım. Sonra ne mi oldu? Bunu yaptığım gece o geldi. Gerçekten geldi. Onu karşımdaki aynada gördüm. Silik silüeti tam arkamda duruyor, bana bakıp gülümsüyordu. Düşünebiliyor musunuz? Onu gerçekten geri getirdim. Hayalet de olsa, kısa bir süre de olsa onu gördüm. Hem de bir yıl sonra ilk kez. Bu benim için dünyalara bedel. Onu tekrar görebilmek dünyalara bedel. Bu beni çok heyecanlandırdı. Bir ara nefesim kesildi. Tüm vücudum uyuştu. Korkudan mı, heyecandan mı bilinmez, kalbimin hayatımda bu kadar deli gibi hızla attığını hiç hatırlamıyorum.'</p>
<p>Jonas donup kaldı. Bu hikâye onun tüylerini ürpertti. Heyecanlandı. Sanatçı gerçekten de kalp krizinden ölmüştü çünkü yarım kalan sayfa, kalbinin hiç bu kadar hızlı attığını hatırlamadığını yazdığı sayfaydı. Bu mesajı uygulamış, söyleneni yapmış, karısının hayaletini görmüş ve deneyimlerini yazarken son sayfasında kalp krizi geçirip ölmüştü.</p>
<p>Jonas'ın aklına bir fikir geldi. Bunu kendisi de o sanatçı için uygulayabilirdi. Hayranı olduğu adamı buraya getirebilir, burada onunla baş başa bir gece geçirebilirdi. Belki ona meşhur kemanını bile çaldırabilirdi. Bu harika bir fikirdi. Bunu uygulayacaktı, hem de şimdi.</p>
<p>Elindeki kâğıtları bir kenara bırakıp boş bir kâğıt aldı ve kalemi mürekkebe batırdı. Sonra yazmaya başladı:</p>
<p>'Hayranı olduğum sanatçı henüz yeni öldü ama ruhunun hâlâ burada, bu evde olduğunu biliyorum. Onu tekrar görmek istiyorum. Canlı canlı... Burada... Şimdi... Onunla bu odada kalmak, onun harika eserlerini dinlemek istiyorum. Bana kemanını çalmasını, beni eserleriyle büyülemesini istiyorum.'</p>
<p>Jonas yazdıkça boğuk, cızırtılı sesler duymaya başladı ama gözlerini kâğıttan ayırmadı. Yazmaya devam etti. Hikâye gerçekleşmeye başlıyordu. O buraya geliyordu. Onu hissedebiliyordu.</p>
<p>Bütün hayal gücünü ve arzularını kullanarak yazmaya devam etti. Boğuk ve yankılı ses giderek yakınlaşıyor, netleşiyordu. Bu ince bir keman sesiydi. İnsanı büyüleyen, huzur veren, ilham veren bir ses. Jonas tüylerinin ürperdiğini hissediyordu.</p>
<p>Ama aklında bir soru işareti vardı. Hikâyenin bir sayfası yarım kalırken cesedi banyoda bulunmuştu. Buna bir anlam veremedi ama yine de yazmaya devam etti.</p>
<p>Ses iyice netleşmişti. Jonas yazdığı ikinci sayfanın yarısına gelmişti ki durdu. Başını kaldırıp karşısındaki aynaya baktı. Ayna çatlamaya başladı. Aynı anda bazı görüntüler beliriyordu. Silik, bulanık, beyaz bir görüntü...</p>
<p>Jonas gözlerini kocaman açtı. Bu sanatçıydı. Gözleri kapalı bir hâlde elindeki kemanını çalıyordu. Biraz sonra oradan uzaklaşmaya başladı. Jonas onu aynadan takip ettiğinde odadan çıktığını gördü. Hemen oturduğu yerden kalkıp onun peşinden gitti.</p>
<p>Hayaleti, ayna olmadan da apaçık görebiliyordu. Hayalet banyoya girdi. Elinde hâlâ kemanı vardı ve çalıyordu. Jonas da peşinden banyoya girdi.</p>
<p>O anda olduğu yerde çakılıp kaldı.</p>
<p>Nefes alıp verişi ve kalp atışları hızlandı. Biraz önce ona keman çalan sanatçının hayaleti şimdi simsiyah, korkunç bir yaratığa dönüşmüştü. Yaratığın kocaman elleri, devasa başı ve köpek balığını andıran korkunç bir ağzı vardı. Gövdesi ise yoktu. Jonas gözlerini kocaman açtı. Tüm vücudunun titrediğini hissedebiliyordu. Gözleri kararıyor, başı dönüyordu. Bir süre sonra dizlerinin bağı çözüldü ve olduğu yere düştü.</p>
<p>Artık hiçbir yerini hissedemiyordu. Bu yüzden yere sırtüstü uzandı ve bir daha doğrulamadı. Gözleri artık tamamen kararmıştı. Nefes alamıyor, hareket edemiyordu.</p>
<p>Canavar oradan yok olduğunda Jonas da hayranı olduğu sanatçı gibi kalp krizinden ölmüştü ama sevdiği birinin hayaletini gördüğü için heyecandan değil, bir canavar görmenin verdiği korkudan. Canavar onu bu şekilde kandırmıştı, tıpkı sanatçıyı kandırdığı gibi.</p>
<p>Sanatçının hikâyesinin yarım kalan sayfasına yazamadığı ve yarım bıraktığı şey buydu.</p>
<p>Bu aslında korkunç bir hayalet hikâyesiydi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>CAMIN İÇİNDE UYANMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/camin-icinde-uyanmak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/camin-icinde-uyanmak</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Ve uyanıyorsun. Ama bu kez cam bir dünyada değil. Kendinde.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a38d6784ee2d.webp" length="64786" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 16:13:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords>Cam, Kendine Uyanış</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>  CAMIN İÇİNDE UYANMAK </p>
<p> Öteki kişi bir gün, camdan bir dünyanın içinde tek başına uyanır. İlk hissettiği şey, sessizliğin bile bir sesi olduğudur. Burada sanki ses hiç icat edilmemiştir. Ne rüzgârın uğultusu ve uzaklardan gelen bir kuş çığlığı ne de toprağın altındaki o belirsiz kıpırtı. Hiçbiri yoktur. Sadece cam. Gözlerini açtığında gökyüzü bile camdan yapılmış gibidir. Şeffaftır ama kırılgan değildir. Soğuktur ama dokunulabilir değildir. Başının üzerinde bir gökyüzü var sanırsın. Elini uzatırsın, parmakların boşlukta kaybolur. Sanki dünya, birinin nefesini içine hapsetmiş de onu geri vermeyi unutmuştur.</p>
<p>Ayağa kalktığında zeminin de cam olduğunu fark edersin. Altında sonsuz gibi görünen bir boşluk vardır. Ama ne düşersin ne de yükselirsin. Sadece durursun. Sanki zaman bile burada yer değiştirmeyi unutmuştur.</p>
<p>Etrafına baktığında bir şehir görürsün. Ama bu, bildiğin şehirlerden değildir. Binalar, sokaklar, yollar hepsi ince bir cam ustasının elinden çıkmış gibidir. Fakat içinde yaşam yoktur. Bir kahve fincanının buğusu, bir kapının gıcırtısı, bir insan adımı hiçbiri yoktur. Sadece sen varsındır. Bir süre nereye gittiğini bilmeden yürürsün. Ayakların cam zemine her değdiğinde ince bir tıkırtı yayılır. Ama bu ses sana ait değildir. Sanki evren, attığın her adımı dinler. Fakat sana hiç cevap vermez.</p>
<p>Sonra bu dünyanın seni yansıtmadığını fark edersin.  Cam binaların yüzeyinde siluetini görürsün. Ama eksiktir. Gözlerin vardır ama bakışların yoktur. Ellerin vardır ama tutmak için yaratılmamış gibidir. Sanki tamamlanmamış bir düşüncenin içinde sıkışıp kalmışsındır. Bir noktada durursun. Çünkü yürümek bile yorucu gelmeye başlamıştır. Ama yorgunluk bedeninde değil içinde. Göğsünün tam ortasında, ağır bir şey büyüyor. Derin bir nefes alıyorsun. "Ben buraya nasıl geldim?" diye fısıldıyorsun. Sesin bile sana yabancı geliyor. Cam dünyada yankılanıyor ama geri dönmüyor. Sanki kelimelerin bile buradan çıkmaya izni yok. İşte o anda bu dünyanın boş olmadığını anlıyorsun. Sadece bekliyor. Seni değil... Seni hatırlayacak bir şeyi. Belki bir anıyı... Belki yarım kalmış bir vedayı... Belki yıllardır görmezden geldiğin bir pişmanlığı... Belki de en çok unuttuğun kendini. Yavaşça elini uzatıyor ve cam duvara dokunuyorsun. Soğukluk parmak uçlarından damarlarına doğru ilerliyor. Ama elini çekmiyorsun. Çünkü burada ilk kez direnç hissediyorsun. Cam çatlamıyor. Ama senin içinde bir şey, usul usul çatlamaya başlıyor. Ve o çatlakların arasından bir ses yükseliyor. Tanıdığın hiç kimseye ait olmayan bir ses. Sanki uzun zamandır susturduğun kendi sesin. Fısıldıyor sana. "Sen yalnız değilsin... Sen içindesin." O an burasının bir dünya olmadığını anlıyorsun. </p>
<p>Burası, yıllar önce içeride bırakıp gittiğin yer. Ve uyanış, dışarı çıkmak değilmiş. İçeride kaldığını ilk kez fark etmekmiş. Camın yüzeyine dokunduğun yerde bir süre hiçbir şey olmuyor. Ne bir kırılma sesi ne de bir değişim. Sadece sessizlik. Ama elini çekmediğin için, zaman sanki seni izlemeye başlıyor. Sonra camın içinde, tam parmak uçlarının değdiği yerde bir titreşim beliriyor. Önce suya atılan tek bir taş gibi. Sonra o taşın büyüttüğü halkalar gibi yayılıyor. Ve bu halkalar dışarıya değil, içine doğru genişliyor.</p>
<p>O anda dünyanın seni geri çağırdığını fark ediyorsun. Ama nereye? Birden hatırlamaya başlıyorsun. Net olmayan, parçalanmış görüntüler. Bir ses... Bir yüz... Bir sabah ışığı... Yarım kalmış bir cümle... Bir vedanın içinde donmuş bakışlar. Sanki camın içinde sıkışmış küçük ışık kırıntıları gibi, tek tek beliriyorlar. Göğsündeki ağırlık artık korku gibi değil, daha çok unutulmuş bir şeyin geri dönme çabası gibi. Bir adım geri atıyorsun. Cam sarsılmıyor. Ama senin içindeki dünya sarsılıyor. Çünkü burada olan şey bir cezalandırma değil. Bir saklanma, kendinden saklanma. Dayanamayıp olduğun yerde başını eğiyorsun. Ve ilk kez cam dünyaya değil, kendi içine bakıyorsun. Orada da aynı şey var. Cam, ama bu cam dışarıyı değil içini gösteriyor ve orada en derinde uzun zamandır dokunulmamış bir sen duruyor. Sadece beklemekten yorulmuş. O an dudaklarından  "ben neyi unuttum?" diye bir cümle düşüyor.  Çünkü bazı cevaplar söylenmez, hatırlanır. Cam dünyadaki her şey bir anda duruyor. Sokaklar, binalar, boşluk... Hepsi seni izliyor gibi. Ama aslında izleyen onlar değil. Sen kendini izliyorsun.</p>
<p>Sonra Cam içeriden çatlamaya başlıyor. İnce ince, sessizce, acele etmeden. Ve bu kez çatlama bir yıkım değil. Bir çözülme. Bir bırakma. Ve sen ilk kez kaçmak istemiyorsun. Camın son çatlaklarından biri açılıyor. İçeriden sadece bir kahkaha duyuluyor. Toprağa çıplak ayakla basan, gökyüzüne sebepsizce bakan, yağmurdan kaçmak yerine onun altında dönen bir çocuğun kahkahası. O ses, camın içini dolduruyor. Sanki uzun zamandır sessiz kalan bir şey ilk kez nefes alıyor. O an anlıyorsun unuttuğun şey sadece çocukluğun değil. O çocuğun içinde yaşayan sensin. Onu unuttuğun gün, kendini de unutmuşsun. Kendini unuttuğunda ise yaşamayı bırakmamışsın ama yaşamayı hissetmeyi bırakmışsın. Cam parçaları sanki hiç var olmamış gibi bir anda yok oluyor. Boşluk kalıyor. İlk kez temiz. İlk kez sakin bir boşluk. Gözlerini kapatıp açıyorsun. Ve artık bir cam yok. Şehir yok. Boşluk yok. Sadece sen varsın.  Ama bu kez eksik değil, tam. Ve uyanıyorsun ama bu kez cam bir dünyada değil. Kendinde.</p>
<p></p>
<p>               DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeşeren Umutlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/yeseren-umutlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yeseren-umutlar</guid>
<description><![CDATA[ Yeşeren Umutlar, küçük yaşta ailesini kaybeden Umut&#039;un yıllardır ayrı kaldığı ablası Güneş&#039;i arayışını konu alan duygusal bir kardeşlik hikâyesidir. Umut, elindeki eski bir fotoğraf ve hiç sönmeyen umuduyla çıktığı yolculukta, Saklıbahçe Çiftliği&#039;nde yaşayan genç bir kızın ablası olabileceğini öğrenir. Doğanın huzur veren atmosferi içinde geçen bu sıcak hikâye; aile bağları, dostluk, sabır, umut ve yeniden kavuşmanın değerini anlatırken okuyuculara sevgi dolu ve umut verici bir mesaj sunmaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a39201e8a0b1.webp" length="36630" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:44:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Yeşeren Umutlar, kardeşlik hikâyesi, umut, aile bağları, kavuşma, dostluk, yetimhane, çocuk hikâyesi, gençlik hikâyesi, duygusal hikâye, macera, kardeş sevgisi, aile özlemi, evlat edinme, umut dolu hikâye, Saklıbahçe Çiftliği, Güneş ve Umut, çocuk edebiyatı, genç okurlar, sevgi, dayanışma</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeşeren Umutlar</strong></p>
<p>Güneş henüz dağların arkasından yeni doğarken, yaprakların üzerindeki çiy taneleri elmas gibi parlıyordu. Uzaklardaki Akasya Kasabası'nda hayat, kendi sessiz ritminde akıp gidiyordu. Kasabanın kenarında, dev çınar ağaçlarının gölgesinde eski bir yetimhane yükseliyordu. Duvarları yıpranmış, pencereleri rüzgârda hafifçe gıcırdayan bu bina, kimsesiz çocuklara yuva oluyordu.</p>
<p>Bu çocuklardan biri de on altı yaşındaki Umut'tu. Gözlerinde derin bir hüzünle birlikte hiç sönmeyen bir umut ışığı vardı.</p>
<p>Umut'un zihninde çocukluğundan kalan silinmez anılar yaşıyordu. Annesi öğretmen, babası doktordu. Evleri sevgi, bilgi ve kitaplarla doluydu. O günlerden aklında en çok kalan şey ise ablası Güneş'in elinden düşürmediği küçük elektronik cihazdı. Fotoğraf makinesine benzeyen bu aletin ekranında kelimeler, resimler ve bilgiler belirirdi. Güneş büyük bir merakla doğayı araştırır, yaprakların damarlarını, böceklerin yaşamını ve dünyayı keşfetmeye çalışırdı. Küçük Umut da onun yanına oturur, hayranlıkla ekranı izlerdi.</p>
<p>Ancak mutlu günler uzun sürmedi. Anne ve babalarının geçirdiği bir kaza, iki kardeşin hayatını değiştirdi. Yetimhaneye yerleştirilen kardeşler kısa süre sonra birbirlerinden de ayrılmak zorunda kaldılar. Güneş, uzak bir aile tarafından evlat edinildi. Ayrılırken kardeşine sımsıkı sarıldı ve kulağına fısıldadı:</p>
<p>"Seni mutlaka bulacağım."</p>
<p>Bu söz, yıllar boyunca Umut'un kalbinde yankılandı. Elinde yalnızca eski bir çocukluk fotoğrafı ve anıları kalmıştı. Buna rağmen ablasını bulma umudundan hiç vazgeçmedi.</p>
<p>Bir gün en yakın arkadaşı Can yanına geldi.</p>
<p>"Bak," dedi heyecanla. "Şu ilerideki Saklıbahçe Çiftliği'nde, senin ablanla aynı yaşlarda çok zeki ve çalışkan bir kız yaşıyormuş. Belki de aradığın kişi odur."</p>
<p>Can'ın sözleri Umut'un içinde yeniden bir umut kıvılcımı yaktı. İki arkadaş vakit kaybetmeden yola çıktı.</p>
<p>Çiftlik, kasabanın dışındaki büyük ormanın hemen yanında yer alıyordu. Rengârenk çiçekler rüzgârda salınıyor, kuşlar neşeyle ötüyor, küçük dereler toprağı besliyordu. Atlar, koyunlar ve diğer hayvanlar huzur içinde yaşıyordu.</p>
<p>Bu güzel çiftliğin konağında yaşayan Güneş ise pencereden dışarı bakıyor, yıllardır aradığı kardeşini düşünüyordu. O sırada yanına çiftliğin sahibi Barış geldi.</p>
<p>"Yine kardeşini düşünüyorsun, değil mi?" dedi yumuşak bir sesle. "Merak etme, bir gün mutlaka bulacaksın."</p>
<p>Güneş hafifçe gülümsedi.</p>
<p>"Burada bana hep ailenizden biri gibi davrandınız. Bunun için size minnettarım. Ama kardeşime verdiğim sözü unutamıyorum."</p>
<p>Tam o sırada çiftliğin emektarı Nuri Amca, bahçede çalışırken giriş kapısında bekleyen iki genci fark etti.</p>
<p>"Buyurun evlatlar, kimi arıyorsunuz?" diye seslendi.</p>
<p>Umut cebinden sararmış fotoğrafı çıkarıp uzattı.</p>
<p>"Yıllardır ablamı arıyorum. Bu çiftlikte yaşayan bir kıza benzediğini söylediler. Acaba tanıyor musunuz?"</p>
<p>Nuri Amca fotoğrafa dikkatle baktı. Resimdeki küçük kızın gözleri, çiftlikte yaşayan Güneş'in gözlerine çok benziyordu.</p>
<p>"Durun burada!" dedi heyecanla, "Sanırım aradığınız kişi burada."</p>
<p>Kısa süre sonra konağın kapısı açıldı. Merdivenlerden inen Güneş'in gözleri Umut'un gözleriyle buluştu.</p>
<p>İkisi de birkaç saniye boyunca oldukları yerde kaldı. Yılların özlemi, tek bir bakışta canlanmıştı.</p>
<p>Ardından birbirlerine doğru koşup sımsıkı sarıldılar.</p>
<p>O an sanki bütün dünya durmuştu. Gökyüzü aydınlanıyor, rüzgâr hafifçe esiyor, kuşlar neşeyle ötüyordu. Umut'un yıllardır süren arayışı artık sona ermişti.</p>
<p>Can, Barış ve Nuri Amca bu mutlu ana gülümseyerek tanıklık ediyordu.</p>
<p>Artık ayrılık geride kalmış, yerini yeniden kurulan bir aileye ve geleceğe dair umuda bırakmıştı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Çınarın Gölgesinde; Babam ve Ben</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-cinarin-goelgesinde-babam-ve-ben</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-cinarin-goelgesinde-babam-ve-ben</guid>
<description><![CDATA[ Sevginin gürültülü sözlerde değil, fedakar eylemlerde saklı olduğunu hatırlatan duru bir Babalar Günü öyküsü. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a37e562d90b1.webp" length="54290" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 21 Jun 2026 15:06:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, Babalar günü, BabaveKız, Edebikurgu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Bir Çınarın Gölgesinde; Babam ve Ben</span></strong></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">​Masanın üzerinde duran eski dolmakalem uzun zamandır mürekkepsizdi; Emel’e yazarlık yolculuğunun en başında babası hediye etmişti. İlk yayın sözleşmesini imzalarken ve kitap fuarlarında okurlarıyla buluşurken elinden düşürmediği bu hatıra, şimdi masanın bir kenarında sessizce duruyordu. Emel, açık laptop ekranının karşısında, yeni bir hikayenin eşiğindeydi. İçindeki o tanıdık, bitmek bilmeyen yazma arayışıyla birlikte başını kaldırıp pencereden dışarı, bahçedeki devasa çınar ağacına baktı. Çocukken ne zaman düşecek gibi olsa arkasında hep aynı sarsılmaz gücü bulurdu; o çınarın gölgesini ve babasını.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">​Babası, kelimeleri tasarruflu kullanan bir adamdı. Sevgisini süslü cümlelerle ilan etmezdi. Emel onun şefkatini; sabaha karşı odasının kapısını sessizce aralayıp üzerini örten elinde, sınav gecelerinde mutfaktan gelen o demli çay kokusunda ve ilk gençlik karalamalarını cüzdanının en gizli bölmesinde özenle saklayışında hissederdi.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">​Emel büyüyüp hayatı satırlara döken bir yazar olduğunda bile, yazdığı her hikayenin arkasında aslında hep babasının o sessiz onayını ve dingin rehberliğini hissetmişti. İnsanın, arkasında fırtınalara göğüs geren bir dağın varlığını hissederek yürümesi, hayattaki en büyük güven kaynağıydı.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">​Odanın kapısı hafifçe vuruldu. Babası, şakaklarına düşen aklar ve yüzündeki o tanıdık, huzurlu tebessümle içeri girdi. Elinde, Emel’in çocukluğundan beri en sevdiği kurabiyelerin olduğu bir tabak vardı. Yine tek bir kelime etmedi. Tabağı masanın kenarına bırakıp kızının omzuna elini koydu.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">​Bakışları bir an için masada duran o eski dolmakaleme kaydı. Emel’in başarılara attığı her imzada babasının sessiz gururu vardı. Kızının omzunu hafifçe sıktı; bu, “Yazmaya devam et, ben hep buradayım,” demenin onun dilindeki karşılığıydı. O elin güven veren ağırlığı, Emel için dünyadaki tüm övgü dolu cümlelerden daha derindi.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">​Emel ayağa kalktı, babasının boynuna sarıldı: “Babalar Günün kutlu olsun.”</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">​Sarılmanın sıcaklığı henüz üzerlerindeyken, Emel masasına geri döndü. Sözcüklere ihtiyaç duymayan o derin Babalar Günü kutlaması, odadaki sessizliği daha da anlamlı kılmıştı. Emel ellerini klavyenin üzerine yerleştirirken, babası adım adım yanına yaklaştı ve elini sakin bir güvenle kızının omzuna koydu. Pencereden süzülen altın sarısı ışık laptop ekranına yansırken; Emel, yazacağı her hikayenin arkasında babasının o sessiz onayını ve dingin rehberliğini hissedeceğini artık çok iyi biliyordu.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Altın Kalbin Yolu</title>
<link>https://fikirizleri.com/altin-kalbin-yolu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/altin-kalbin-yolu</guid>
<description><![CDATA[ Altın Kalbin Yolu, doğayı gözlemlemeyi ve öğrenmeyi seven genç bir adamın ilham verici yaşam hikâyesini anlatır. İnsanların eleştirilerine ve karşılaştığı zorluklara rağmen bilgiye, çalışmaya ve iyiliğe olan bağlılığını sürdüren Altın Kalp, yıllar süren emek ve sabrın ardından şehrin su sorununa çözüm bularak toplumun yaşamını iyileştirir. Bu etkileyici hikâye; azim, sabır, bilginin gücü ve iyiliğin er ya da geç değer bulacağını anlatırken, insanın kendi ışığını keşfetme yolculuğunu da gözler önüne serer. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2bdc9c8c9b7.webp" length="64454" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 16:21:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>Altın Kalbin Yolu, ilham verici hikâye, kişisel gelişim hikâyesi, azim ve sabır, başarı hikâyesi, motivasyon öyküsü, iyiliğin gücü, hayat dersi veren hikâye, doğa ve bilim, öğrenmenin önemi, matematik ve doğa, karakter gelişimi, umut veren hikâye, eğitici hikâye, gençlik öyküsü, emek ve başarı, bilginin gücü, yaşam yolculuğu, fark yaratan insan, kısa hikâye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h1>Altın Kalbin Yolu</h1>
<p>Şehrin üstüne akşam yavaş yavaş inerken taş sokaklar günün son ışıklarını saklıyordu. Meydandaki yaşlı çınarlar rüzgârla hafifçe sallanıyor, dallarından kopan birkaç yaprak yere düşüyordu. İnsanlar evlerine dönüyor, dükkânlar kapanıyor, sokakların kalabalığı azalırken şehrin yüksek tepelerinden biri sessizliğe gömülüyordu.</p>
<p>O tepede tek başına duran genç bir adam vardı. Adı Altın Kalp'ti.</p>
<p>Bu ismi ona annesi vermişti. Çocukluğunda ne zaman bir yaralı kuş görse onu eve taşır, ne zaman yardıma ihtiyacı olan birini görse koşup yanına giderdi. Fakat iyi kalpli olmak, hayatın her zaman kolay geçeceği anlamına gelmiyordu. Altın Kalp bunu büyüdükçe öğrendi.</p>
<p>Çocukluğundan beri farklı şeylere ilgi duyardı. Arkadaşları oyun oynarken o dere kenarında oturur, suyun taşların arasından nasıl yol bulduğunu izlerdi. Bazen saatlerce gökyüzüne bakar, bulutların şekillerini değiştirerek yol alışını seyrederdi. Ormanda yürümeyi sever, ağaçların gövdelerindeki izleri incelerdi. Ona göre doğa sessizdi ama anlattığı hikâyeler hiç bitmiyordu.</p>
<p>Okul yıllarında matematiğe karşı büyük bir merak geliştirdi. Sayılar ona kuru bilgiler gibi görünmüyordu. Bir ağacın dallarındaki düzeni, çiçeklerin yapraklarındaki uyumu ve yıldızların gökteki yerlerini düşündüğünde her şeyin görünmeyen bir ölçüyle birbirine bağlandığını hissediyordu.</p>
<p>Fakat insanlar onun bu merakını paylaşmıyordu.</p>
<p>Kimi zaman hayalperest denildi, kimi zaman boş işlerle uğraştığı söylendi. Bazıları onun sessizliğini kibir sandı, bazıları ise başarısız olduğunu düşündü. Yıllar geçtikçe içinde ağırlaşan bir yalnızlık oluştu. Çabalıyor ama istediği yere ulaşamıyordu. Başkaları ilerliyor gibi görünürken o aynı noktada kalmış hissediyordu.</p>
<p>Bir sonbahar günü şehrin dışındaki ormana gitti. Hava serindi. Yağmur yeni dinmişti. Toprak kokusu ağaçların arasına yayılmıştı. Yürürken gözü büyük bir ağaca takıldı. Ağacın kökleri sert kayaların arasından geçerek toprağa ulaşmıştı.</p>
<p>Uzun süre ağacın karşısında durdu.</p>
<p>Düşündü.</p>
<p>O ağaç, yıllarca önüne çıkan taşlara rağmen büyümeyi başarmıştı. Ne rüzgâr onu durdurabilmişti ne de sert toprak.</p>
<p>Altın Kalp o gün eve döndüğünde içinde farklı bir his vardı.</p>
<p>Artık insanların söylediklerine değil, kendi yoluna odaklanmaya karar verdi.</p>
<p>Sabahları erken kalkmaya başladı. Bilim kitapları okudu. Matematik çalıştı. Şehrin çevresindeki akarsuları gözlemledi. Yağmurlu günlerde suyun hangi yönlere aktığını not aldı. Mevsimlerin değişimini izledi. Kimsenin fark etmediği ayrıntılar onun dikkatini çekiyordu.</p>
<p>Aylar geçti.</p>
<p>Sonra yıllar.</p>
<p>Çalışmalarının sonucunu ilk başta kimse görmedi.</p>
<p>Fakat toprağın altında büyüyen kökler de görünmezdi.</p>
<p>Bir süre sonra şehir büyük bir sorunla karşılaştı. Yağışlar azalmış, su kaynakları zayıflamıştı. Tarlalar kuruyor, insanlar endişeleniyordu. Şehrin ileri gelenleri çözüm arıyor fakat sonuç alamıyordu.</p>
<p>Altın Kalp günlerce düşündü.</p>
<p>Yıllardır yaptığı gözlemleri bir araya getirdi. Akarsuların yönlerini, yağmur sularının toplandığı bölgeleri ve arazinin yapısını hesapladı. Sonunda yeni bir sistem tasarladı.</p>
<p>İlk başta ona inanan çok az kişi oldu.</p>
<p>Fakat o vazgeçmedi.</p>
<p>Planlarını anlattı, çizimler hazırladı, hesaplarını gösterdi.</p>
<p>Sonunda deneme yapmasına izin verildi.</p>
<p>Aradan geçen birkaç ayın ardından sonuç ortaya çıktı. Su daha verimli kullanılıyor, kuraklığın etkileri azalıyordu. İnsanlar rahat bir nefes aldı.</p>
<p>Şehirde herkes bu başarıyı konuşmaya başladı.</p>
<p>Bir zamanlar onu küçümseyenler şimdi fikirlerini soruyordu.</p>
<p>Fakat Altın Kalp değişmedi.</p>
<p>Çünkü onun amacı övülmek değildi.</p>
<p>O, öğrendiklerinin başkalarına da fayda sağlamasını istiyordu.</p>
<p>Bu yüzden çocuklar için eğitim çalışmaları düzenledi. Onları ormanlara götürdü. Gökyüzünü gösterdi. Bir yaprağın damarlarında bile hayran olunacak bir düzen bulunduğunu anlattı. Matematiğin yalnızca kitaplarda değil, yaşamın içinde olduğunu gösterdi.</p>
<p>Çocuklar onu dikkatle dinliyordu.</p>
<p>Çünkü anlattıkları ezberlenmiş sözlere benzemiyordu.</p>
<p>Yaşanmış bir hayatın içinden geliyordu.</p>
<p>Yıllar sonra şehir daha yeşil, daha düzenli ve daha bilinçli bir yer hâline geldi. Yeni fidanlar dikildi. Parklar kuruldu. İnsanlar doğanın kıymetini daha iyi anlamaya başladı.</p>
<p>Bir gün öğrencilerinden biri ona sordu:</p>
<p>“Bunca zorluğa rağmen nasıl vazgeçmediniz?”</p>
<p>Altın Kalp cevap vermeden önce yerde duran küçük bir tohumu eline aldı.</p>
<p>“Çünkü,” dedi, “bir tohumun neye dönüşeceğini ilk bakışta kimse bilemez. Onun büyümesi için zamana ihtiyacı vardır. İnsan da böyledir.”</p>
<p>Öğrenciler sessizce onu dinledi.</p>
<p>Güneş ağaçların arasından süzülüyor, yaprakların üzerinde altın renkli ışıklar bırakıyordu.</p>
<p>Altın Kalp gökyüzüne baktı.</p>
<p>Yıllar önce geleceğini merak eden yalnız genci hatırladı.</p>
<p>Şimdi biliyordu ki insanın yolu çoğu zaman dışarıda değil, kendi içinde başlıyordu. Bilgi o yolu aydınlatıyor, emek güçlendiriyor, sabır ise tamamlıyordu.</p>
<p>Akşam olurken kuşlar yuvalarına dönmeye başladı.</p>
<p>Gökyüzünde ilk yıldız belirdi.</p>
<p>Altın Kalp yüzünde sakin bir gülümsemeyle uzaklara baktı.</p>
<p>Çünkü artık anlamıştı.</p>
<p>İyilik bazen geç fark edilir, emek bazen uzun süre görünmez kalırdı. Ama insan doğru bildiği yolda yürümeye devam ederse, bir gün mutlaka kendi ışığına ulaşırdı.</p>
<p>Ve o ışık yalnızca kendi yolunu değil, başkalarının yolunu da aydınlatırdı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>LANET&amp;2</title>
<link>https://fikirizleri.com/lanet-3863</link>
<guid>https://fikirizleri.com/lanet-3863</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6937e0728e212.webp" length="30622" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 15:11:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meral YILDIRIM</dc:creator>
<media:keywords>CESET, ÖLÜM, FIRTINA</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%;">2. bölüm<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%;">YAĞMURLA GELEN CESET KİME AİT?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">Gökyüzü kapkara olmuş, içindekilerini dökmek için var gücüyle çakıyor ve bardaktan boşalırcasına yağmur bırakıyordu. Derin ve karanlık ormanda göz gözü görmüyor, sadece yağmurun sesi işitiliyordu. Hayvanlar yıldırım ve şimşek seslerinden korkmuş ve bir köşeye gizlenmişlerdi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sadece ağaçların yaprakları ve dalları, yağan şiddetli yağmurla bir o tarafa bir bu tarafa sallanıyor ve ayakta durmaya çalışıyordu. Kaynağı ormanın derinlerinden çıkıp gelen küçük nehir adeta şahlanmış, debisini arttırmış, dev bir anakonda gibi kıvrıla kıvrıla, hırçınca akmaya çalışıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">Nehrin kenarında çalılık ve dallara sımsıkı tutunmuş bir el, deli gibi akan sudan çıkmak için var gücüyle uğraş veriyordu. Arada başını sudan çıkarıp, derin derin nefes alıyor, sonra tekrar vahşi sulara gark oluyordu. Ancak tutunmaya çalıştığı dal elinden kayıp gitmiş ve yükselen sular onu çekip alarak gözden kayboluncaya kadar sürüklemişti. Bedeninin ağırlığıyla suyun içine gömülen bu zavallı adam, artık kurtulamayacağını anlayınca, kendini serbest bırakmış ve canavar gibi kükreyen suların pençelerinin arasına girmişti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">……..<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">Dr Charles Kimball usul usul yanan ateşin karşısında İngiliz fincanlarıyla çayını yudumluyordu. Son günlerde çalıştığı bu kasabada işleri çok yoğun gidiyordu. Kafasında gelecek haftanın planlarını yaparken birden antika telefonu acı acı çalmaya başladı. Pazar Pazar kim onu rahatsız ediyordu. Sürekli onu arayıp hastalıklarını anlatan yaşlı Joe olabilir miydi? Oflaya puflaya istemsiz bir şekilde elini telefonun ahizesine atarak yavaşça kaldırdı. Telefondaki ses nefes nefese idi. Arayan Komiser Niko Salazar’dan başkası değildi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">-Alo Dr Kimball rahatsız ettiğim için özür dilerim. Acil bir durum olmasaydı sizi tatil gününüzde rahatsız etmezdim. Ancak ,gelip hemen görmeniz gereken bir durum var. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">- Tamam, peki nereye gelicem komiser?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">-Ember Forest’in girişine gelin ben sizi oradan aldırırım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">-Ormanda ne işiniz var komiser merak ettim?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">-Şimdi telefonda anlatamam. Gelip kendiniz görmeniz gerekiyor?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">-Peki tamam hemen çıkıyorum. Deyip telefonu hızla kapattı. Askıda bulunan kalın montunu aldı. Odasında bulunan acil tıp çantasını da hemen yanına alarak hızla kapıdan çıkmıştı. Arabası hemen evin önündeydi. Anahtarını montun cebinden çıkarıp çalıştırdı. Hızlı bir manevrayla yerinden çıkıp kasabanın dışında dağların eteğinde bulunan ormana doğru yol almaya başladı. Şerif ona bir şey anlatmamıştı. Oldukça merak ediyordu. Karşılaşacağı manzarada ne vardı. Deli gibi kafasında dönen sorularla ormanın giriş kapısına gelmişti. <o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KÖY EVİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/koy-evi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/koy-evi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2c61e24d605.webp" length="55440" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 15:07:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Betül Sağlam</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%;">KÖY EVİ<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%;">Çalıştığı günlerin geride kaldığı Köy Okulu Öğretmeni Selmin, sakin, dingin ve huzurlu günlerinin tadını çıkarıyordu. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%;">Küçük, duvarları kitaplarla dolu evinin salonunu yağlı boya tablolar süslüyor, harikulade orman manzarası pencereden içeri süzülüyordu. Duvarların önünde duran mumlar, mavinin tonlarıyla, masalsı bir alan oluştururken, çıtırdayarak yanan soba ateşin dansını da beraberinde taşıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%;">Selmin salondaki diğer mumları ve gaz lambalarını yaktı. Gülümsedi, ela gözlerindeki kıvılcımlar mutlulukla titreşti. Sobadaki ateşin ışıklarıyla birlikte, mumların minik alevleri de huzur vericiydi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%;">Bu gece, misafirleri vardı, semaveri hazırladı. Küçücük ev sanki genişlemiş, okuma yazma öğrenen; yaşlısı, genci, köyün çilekeş kadınları, kendi evleri gibi rahatça evin her yanına dağılmış, sohbet ediyorlardı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%;">Salonun köşelerinde ve kapının dibinde duran büyük gaz lambalarının alevleri Selmin’i hisseder gibiydiler. Ufak tefek kitap delisi kız, yanlarından geçerken onlara dokunuyor, alevler artıyor, titreşiyorlardı.<span style="mso-spacerun: yes;">     </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%;">Evin yanındaki mezarlıkta sessiz sesler duyulmaya başladı. Çıtırtılar, böcekler, sürüngenlerin çıkardığı hışırtılar, misafirlere zamanın geldiğini hatırlatıyordu. Sanki tüm mahlukat hazırdı. Selmin, elinde gecenin okunacak kitabı ile ortaya geldi. Evde ve mezarlıkta sessizlik hâkim oldu, Selmin’in yumuşak, etkileyici sesi tüm geceyi kapladı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%;">Sokaktan geçen yaşlı çift, gecenin içinden gelen ney sesine doğru döndüler. Mezarlığın yanındaki yanmış küçük evden gelir gibiydi. Kadın içini çekti. Dua ettiler ve yollarına devam ettiler. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%;">Her dolunayda ney sesi duyulurdu buralarda. Karanlıktaki harap, yanmış küçük okul lojmanı, içinde pek çok mum yakılmışçasına hafifçe aydınlanır, evin avlusundaki çınar ağacı ay ışığı ile yıkanır, pırıltılarla donanırdı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%;">Mahalleli bu evde yakılarak öldürülen Selmin Öğretmen ve köy kadınlarını üzüntüyle anlatırdı. Yıllar önce, okuma yazma öğrettiği Köy Kadınlarıyla birlikte kitap okudukları gece, kadınların okuma yazma öğrenmelerinden hoşlanmayan köy muhtarının çıkardığı yangında kadınlar ve Selmin Öğretmen ölmüş, evin bahçesine 12 mezar açılmış, Selmin evin bahçesindeki çok sevdiği çınar ağacının altına gömülmüştü.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;">Misafirleri giden Selmin, yavaşça mumları söndürdü. Sobaki ateş de artık sönmüştü. Yumuşak bir karanlığa bürünen evine baktı, gülümsedi, avludaki ağaca doğru yürürken şeffaflaşmaya başladı. Huzurlu bir sessizlik geceyi kapladı, mezarlıktaki sessiz sesler yavaşça sustu.</span></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KALBİN YENİDEN DOĞUŞU</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbin-yeniden-dogusu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbin-yeniden-dogusu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2faffe1a04c.webp" length="25346" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 14:19:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KALBİN YENİDEN DOĞUŞU </p>
<p>İnsan bazen hayatın içinde öyle hızlı yürür ki, kendi sesini bile duyamaz hâle gelir. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışır; daha iyi olmak, daha güçlü görünmek, daha çok kazanmak ister. Fakat çoğu zaman unuttuğu bir şey vardır: İnsan önce kendi kalbine ulaşmadan hiçbir yere gerçekten varamaz.</p>
<p>Çünkü en uzun yol, insanın kendine yaptığı yolculuktur.</p>
<p>Ali de yıllarca hayatın peşinden koşan insanlardan biriydi. Başarılı olmak için çalışıyor, insanların onu takdir etmesini istiyor, güçlü görünmek için yaşadığı zorlukları kimseye göstermiyordu. Herkes onun ne kadar kararlı olduğunu söylüyordu ama kimse geceleri kendi içinde verdiği mücadeleyi bilmiyordu.</p>
<p>Bir gün aynaya baktığında fark etti ki, yıllardır herkesi anlamaya çalışmadan yaşamıştı. İnsanların davranışlarını eleştirmiş, hatalarını görmüş ama onların taşıdığı görünmeyen yükleri hiç düşünmemişti.</p>
<p>Oysa her insan, görünmeyen bir hikâyeydi.</p>
<p>Sokakta sessizce yürüyen yaşlı adamın içinde belki yarım kalmış hayaller vardı. Gülümseyen bir insanın içinde belki kimsenin bilmediği acılar saklıydı. Çok konuşan birinin ardında belki de duyulma isteği vardı.</p>
<p>Ali, insanları sadece yaptıklarıyla değil, yaşadıklarıyla anlamaya başladığında değişim de başladı.</p>
<p>Çünkü gerçek gelişim; daha çok bilmek değil, daha derin anlayabilmekti.</p>
<p>Bir gün eski bir arkadaşına rastladı. Yıllardır konuşmadığı bu insan, ona sadece şu cümleyi söyledi:</p>
<p>“Biliyor musun, insanın en büyük yanılgısı herkesin kendisi gibi hissettiğini sanmasıdır. Oysa herkes kendi içinde görünmeyen savaşlar verir.”</p>
<p>Bu söz Ali’nin içinde uzun süre yankılandı.</p>
<p>O günden sonra kendine farklı sorular sormaya başladı.</p>
<p>Bugün bir insanın hayatına güzel bir iz bırakabildim mi?</p>
<p>Birinin sözünü gerçekten dinledim mi?</p>
<p>Bir kalbi kırdıysam onarmak için çaba gösterdim mi?</p>
<p>Çünkü insanı büyüten şey yalnızca başarıları değildir. İnsan; affettiği zaman, anladığı zaman, paylaşmayı öğrendiği zaman büyür.</p>
<p>Hayat, herkese aynı yolları sunmaz. Kimi insan erken keşfeder kendini, kimi uzun yıllar arar. Kimi hatalarından öğrenir, kimi kaybettikleriyle olgunlaşır. Fakat herkesin içinde yeniden başlama gücü vardır.</p>
<p>Tıpkı eski bir ağacın her bahar yeniden çiçek açması gibi…</p>
<p>İnsan da geçmişinin yaralarıyla değil, o yaralardan öğrendikleriyle büyür.</p>
<p>Ali zamanla fark etti ki kişisel gelişim, kendini başkalarından üstün görmek değil; dünkü hâlinden daha anlayışlı, daha sabırlı ve daha merhametli biri olabilmektir.</p>
<p>Çünkü gerçek başarı, insanların seni alkışlaması değil; senin bir insanın kalbine umut bırakabilmendir.</p>
<p>Bir gün yine aynı aynanın karşısına geçti. Fakat bu kez gördüğü kişi değişmişti. Yüzü aynıydı ama bakışı farklıydı. Çünkü artık kendini tanıyor, eksikleriyle kabul ediyor ve her gün biraz daha iyi bir insan olmak için çabalıyordu.</p>
<p>O an anladı:</p>
<p>İnsan dünyayı değiştirmeden önce kendi içindeki dünyayı güzelleştirmelidir.</p>
<p>Çünkü kendini bulan insan, sadece kendi hayatına değil; dokunduğu bütün hayatlara ışık olur.</p>
<p>Ve belki de hayatın en büyük sırrı şudur:</p>
<p>Bir insanın kalbine ulaşabilen kişi, önce kendi kalbine ulaşmayı öğrenmiştir.</p>
<p>Derya YAĞMUR </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAPAN&amp;4</title>
<link>https://fikirizleri.com/kapan-4</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kapan-4</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2eb2e0c5fe7.webp" length="50368" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 12:46:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Berat Gözükızıl</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, Roman, Tefrika, Kapan, Asker, Metafizik, Lanet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>KAPAN - 4</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gecenin pervasız ayazı, ölüm korkusu ve diğer endişeler… Bunların hiçbiri uykuya mâni değildi. İnsanın vücudu, olur olmadık yerde ihtiyaçlarını istiyor ve bunu karşılamak için de tüm baskıyı kurabiliyordu. İnsanoğlu, sırtında görünmez bir pille yaşarmış gibiydi adeta. Allah’tan öngörülü bir adamdı da iç karışıklık başlamadan kısa süre önce sorumlusu olduğu kurumun binasının, basit bir bodrum olarak düşünülen sığınağını alttan alta ihtiyacına göre dizayn edebilmişti. Gıda, jeneratör, kurumun devasa su deposuna ek kendi büyük su deposu ve birçok imkân. Hiç yerinden kımıldamadan belki burada uzun bir yılı ve belki daha fazlasını geçirebilirdi. Fakat esaret altında değilken kendini esarete mahkûm etmek, sanıldığı kadar basit olmuyordu. Belki burada kendini güvence altında tutmak için başka insanlar birçok şeyini feda edebilirdi. Tabii ne kaldıysa. Buna karşılık uzun zamandır kaldığı bu sığınak ailesine belli etmese de kendine cehennemi yaşatıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Bodrumdan hallice ama camı, penceresi hatta normal bir yere açılan kapısı olmayan sığınağında gece ve gündüzü dijital bir saatten takip edebiliyordu. Birkaç ay önce kurumun binasının üzerine ikinci kez bombalar yağmış sadece zeminin altında yapılan sığınak sağlam kalmıştı. Zaten binanın inşa sürecinde özellikle betonun biçimini ve yapılma şeklini kendi seçmişti. Çünkü bir terslik çıkacağını sezmiş ve tedbir almaya çalışmıştı ki öyle de oldu. İç karışıklık patlak verdiğinde binayı kullanıma açalı daha birkaç ay olmuştu. Kurumun personelleri ve aileleri için tasarladığı sığınağa kimse gelememişti. Birçok çalışma arkadaşı ilk bombalamalarda ölmüştü zaten. Kurum binası da yıkılınca bu sığınağı kendisinden başka bilen kalmamıştı. Şehrin yer altından giden su kanallarına çıkan sağlam bir kapıyla sığınağa yer altından gelip gidebiliyordu. Fakat en güvenli yerde bile korku yeterince korkuydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Gece vakti sebepsizce sığınağın yakınlarına düşmeye başlayan bombalar, onu yine uykusundan etmişti. Çoğu zaman kan ter içerisinde bölünen uykusunu küçük oğlu korkmasın diye yatağında tekrar uyumaya çalışarak geri almaya çalışıyordu. Fakat bu kez kalbini sıkan acı bir huzursuzluk vardı. Tek başına yattığı yatağının içinde sessizce doğruldu, başını çevirip yan yatakta uyuyan karısı ve çocuğuna baktı. Karısı Meryem, aylardır devam eden katliamın etkisinde çoktan kalmıştı bile. Bomba seslerine kadıncağız da uyanmış, oğulları Yusuf’un başını bağrına basmış her patlamada oğluna bakıp hıçkırıklara boğuluyordu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Nadir Hâlid, eşinin halini görünce dayanamadı ve yatağından usulca çıktı. Karanlık olursa Yusuf korkabilir diye ışıklarla donattığı sığınağın lambalarını loş halinden aydınlık haline getirdi. Ağlamaklı hanımının yanına gidip saçlarını okşadı. <i>“Korkamayasın Meryem. Korku bize istemediğimiz şeyler yaptırır.” </i>Kadın, kocasının bu sözü üzerine ağlamayı kesti. Başını derin derin baktığı Yusuf’tan kaldırıp bu kez de sığınağın kanallara açılan kapısına gözünü dikti. Nadir, bu kez de Meryem’in kapıdan gelecek bir tehlikeye odaklandığını fark etti. <i>“Meryem. Yerin kaç kat altındayız. Bırak gökyüzünde uçan uçağı yerdeki askerlerin bile haberi olmaz bizden.” </i>Gözlerini kapıya dikmiş olan kadın bakışlarını hızlı ve keskin bir ifade ile kocasına çevirdi. Kocasına sert bir şekilde baktı. <i>“Ölümden korkuma ağlamıyorum ben! Yusuf. O daha küçük. Bize bir şey olursa o ne yapar? Ona bir şey olursa biz ne yaparız?” </i>Karısının bu sözü bıçak gibi batmıştı içine. Belki her şeyi anlardı da hiçbir sebep yokken öldürülen onca çocuğu anlayamazdı. Başını önüne eğdi ve karısı gibi karanlık bir sessizliğe büründü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Bombaların sesleri kesilmişti. Gelgelelim şehre yağan bombalar dursa bile Nadir’in içine yağmaya başlayacak bombaların düğmesine karısının sözleri basmıştı bile. Yetiştiği topraklarda birçoğunun aksine küçüklüğünden beri topluma duyarlı olarak yetiştirilmişti. Fakat şimdi biraz cehaletin biraz kışkırtılmış olmanın ve büyük oranda insanı merkezine almayan anlayışın bedelini ödüyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Babası Halep Su İdaresi’nde çalışan bir işçiydi. Çok küçük yaşlardan itibaren yaşadıkları şehrin sokaklarını öğrendiği kadar altından geçerek onu besleyen temiz ve kirli su yollarını da öğrenmişti. Üniversiteyi ülkesinin okullarında İnşaat Mühendisliği alanında başarı ile bitirirken hemen ardından başarısı sayesinde Avrupa’da eğitimine devam etti.<span style="mso-tab-count: 1;">      </span>Almanya’da Hidrolik ve Su kaynakları alanında yüksek lisans ve doktora yapan bir akademisyen haline geldi. Ardından çeşitli ülkelerde asistanlık ve uzmanlık yaparak kendini geliştirdi. Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde Dünya Bankası’nın finanse ettiği Esad Gölü’nden Halep şehrine su taşınması projelerinin yöneticisi olarak ülkesine geri döndü.<span style="mso-tab-count: 1;">           </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Nadir için yıllar yılları büyük bir hızla kovalamıştı. Yaşadığı toplumun anlayışına göre geç yaşta da olsa, kendisi gibi zincirlerini kırmış Meryem ile evlendi. Meryem ise bir çocuk hastalıkları doktoru idi.<span style="mso-tab-count: 1;">         </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Suriye’de iç savaş patlak verdiğinde, çiftin oğulları Yusuf henüz çok küçüktü. Fakat buna rağmen kendi statülerini paylaşıp Avrupa’nın yollarını kurtuluş belleyenler gibi topraklarını terk etmek istememişlerdi. Kariyerleri onlara rahatlıkla birçok gelişmiş ülkenin kapısını açabilirdi, gelgelelim bu teklifleri reddettiler. Meryem muhalif kanadın askerleri için sıhhiyeci olurken, Nadir ise su kaynaklarının temiz tutulması ve taşınması ile ilgilendi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bu sırada da şehrin altında yer alan çok iyi bildiği tünellerden sivil tarafsızların nakledilmesini sağlayarak, birçok soydaşının bombalar altında can vermesini engellemeye çalıştı. Fakat işi bununla bitmemişti. İç savaş ilerledikçe başka ülkelerin etkinlikleri topraklarında daha fazla arttı. Savaşın körüklenmesini isteyen sözde barış güçlerinin temiz su kaynaklarını sabote ettiğini fark etti ve bunları belgelemeye başladı. Artık hem aktivist hem de hedefti.<span style="mso-tab-count: 1;">     </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gecenin bir vakti tek başına oturduğu çalışma odasında, masasının başındaydı. Masasının arkasında başlayıp, sağ tarafında kalan uzun duvarı boydan boya kaplayan kütüphanesine baktı. Sade ve düzenli kütüphanesi kim bilir kaç uykusuz geceye şahitlik etmişti. Yıllarca evlenmemiş, yalnızlığını görevi ve kitapları arasında paylaştırmış bir adamdı. İçinde bulunduğu bu hale de son dönemde şükürler ediyordu. Görevinin önüne koyacağı, aklını bulandıracak başka bir sevgiyi kalbinde taşımamak en iyisiydi.<span style="mso-tab-count: 1;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Oturduğu masasından, ayağa kalktı. Masanın üzerindeki çalışma lambası haricinde diğer bütün lambalar sönüktü. Yarı karanlık odasında belli belirsiz adımlarla kütüphanesinin önünde ellerini arkasına bağlayıp adımlamaya başladı. Kitaplarına göz gezdirdi ve ardından durdu düşünceli bir şekilde elini çenesine götürdü. Belli bir okuma tarzının olmadığını düşündü. Gerçekten neyi seviyordu? Hayatın anlamsızlığı içinde kalbini göklere çıkaracak bir tutkusu hiç olmamıştı. Kalbi merhamet dolu, sevmeyi sevilmeyi arzu eden bir insandı. Gelgelelim, bu doludizgin duyguları aktarabileceği birisini hiç bulmamıştı. Bırak bulmayı, aramamıştı. Parmak uçlarıyla raflarda duran kitaplarına dokundu. Ardından bir iç çekip masasının başına geri döndü. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Siyasi romanına göz atarken kendi kendine söylendi; <b><i>“Her kahraman kendi zalimini yaratır. Her zalim ise kendi distopyasını ama bunu ütopya sanır.”</i></b><i> </i>Ütopya? Belki zalim ile ütopya kelimelerinin yan yana gelmesi saçmaydı ama öyle değil miydi? Zalimin talep ettiği dünya başkası için distopya olabilirdi ama kendisi için ütopya idi. Tıpkı her kahramanın düşmanı için zalim olması gibi. Birkaç yüz kilometre güneyinde, son dönemde sıkça ziyaret ettiği toprakların, sahibi olduklarını iddia edenlerin haberlerini görmüştü sabahleyin bir gazetede. Kötü bildikleri bir yöneticinin karısını <b>“Çölün Prensesi” </b>adıyla vermişti gazete. Sanki el birliği ile masum sivilleri hiç katletmemişler ya da el kadar çocukların kanına girmemişler gibi. Evet, kendi dünyaları zalimler için bir ütopya idi ve yaşam tarzlarına bu kelime hiç de öyle sırıtmıyordu.<span style="mso-tab-count: 1;">            </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Masasının, yeşil sümeninin üzerinde duran sigara paketini eline aldı ve bir sigara yaktı. Dumanı ciğerlerine çektikten hemen sonra masanın üzerindeki lambaya doğru üfledi. Işığın içindeki dumanın hareketlerini izlemek hoşuna gidiyordu. Bu kısa süre, düşünceler olmadan sadece görünmeyen hava akışının etkisi ile dumana yön vermesini izleyerek zihnini arındırıyordu. Altı üstü bir duman, havanın alanında onun zorbalığına maruz kalıyor; eğiliyor bükülüyor ve dayanamayıp sonunda varlığını kaybediyordu. Havaya karışıyor yok oluyordu. İkisinin arasındaki bu çekişmeyi kayıtsız çaresiz izlemek gücün üzerinde bir güç olduğu gerçeğini aklına kazıyordu. Öyle ya, dumanı havanın elinden kurtarmak için ne yapabilirsin ki?<span style="mso-tab-count: 1;">          </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Üst çekmecesinde duran telefonun titreşim sesi ile kendine kurduğu bu kayıtsız atmosfer bozuldu. Telefonu eline aldı ve cevap verdi. Sessiz bir anlaşma yapmışçasına hiç konuşmadan telefonu kulağından indirdi, derin bir nefes çektiği sigarasını kül tablasına basıp ayağa kalktı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bulunduğu çalışma odasından çıkıp, diğer odaya geçti. Koridordaki odalardan birinin önünde durup kapısını tıklattı. <b><i>“Murat. Murat. Uyan oğlum!”</i></b><i><span style="mso-tab-count: 1;">         </span></i> <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Aylar önce eşini ve çocuğunu, şaibeli olduğunu düşündüğü bir trafik kazasında kaybetmişti Murat. Hastaneden, morg kapısına, morgun kapısından mezarlığa kadar aklını oynatmıştı. Eşi ve çocuğunun uğradığı kazayı, Azez operasyonu esnasında darp ettiği başka bir ülkenin ajanının intikamına bağlıyordu. Öyle ya, Suriye’de Saqr isimli Türk görevliyi şehit edenler, pekâlâ onun eşi ve çocuğunun peşine düşebilir hatta ölümlerine sebep olabilirlerdi. Bu duygularla baş edemeyince komutanı Kemal; onu önce sinir hastalıkları hastanesine yatırmış ardından birkaç ay sonra da hastaneden çıkartıp yanına almıştı. Kemal, bahtsız askerinin sakin duruşuna karşılık, bir çılgınlık yapabilme ihtimalini hep aklında tutmuş ve yanından ayrılmasına izin vermemişti.<span style="mso-tab-count: 1;">            </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, kapısındaki komutanının sesi ile kendine geldi. Alışkanlık üzere hızla yatağından fırlayıp üstünü başını düzeltti. <b><i>“Komutanım geliyorum.” </i></b>Kapıyı açtı, koridorda bekleyen Kemal’in yüzüne baktı. Kemal komutanın bezgin duruşu her halinden belliydi. <b><i>“Hazırlan Murat. Görev çağırıyor.”<span style="mso-tab-count: 1;">      </span></i></b><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yola çıktıklarında, direksiyonda Kemal ve yan koltukta Murat vardı. Günün ilk ışıkları şehrin üzerine düşmeye başlamıştı. Murat sessizce başını cama dayamış ve uzun zamandır sahip olduğu sükûnetine sahip çıkmaya devam ediyordu. Öyle ki, artık konuşmayı bile zayıf düşmüş yüreğine bir zül addediyordu. Kemal ise direksiyonda birkaç yüz kilometrelik sakin yolun tadını çıkartıyordu. Yıllarca tek başına gidip gelmişti bu yolu. Şimdi yanında belli etmese de kardeşi saydığı bir nefes vardı ama sadece nefesten ibaretti. Hayatında hiç kimseyi özel bir yere koymadığı için Murat ile kuramadığı empatinin huzursuzluğu içerisindeydi. Gayri ihtiyari eli arabanın radyosuna gitti. Radyodaki ses, şarkıyı anons etmeden önce birkaç dize söyledi. <i>“Geleceğim, bekle dedi. Gitti. Ben beklemedim, o da gelmedi. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.” </i>‘Ölüm’ kelimesini duyduğunda Murat’ın oturuş şekli değişmişti. Kemal ise radyodaki sesin söylediği bu dizelere daha önceden tanıyordu.<span style="mso-tab-count: 1;">           </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“‘Özdemir Asaf’” </span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">dedi Murat’a duyururcasına. Murat Oturuşunu biraz daha düzeltip Kemal’e baktı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">MURAT; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Efendim Komutanım?”<span style="mso-tab-count: 1;">   </span><br></span></i><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Şiir. Şiir! Şairi Özdemir Asaf diyorum.”<span style="mso-tab-count: 1;">           </span></span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat anlamsız bir ifade ile baktı.<span style="mso-tab-count: 1;"> </span><br><b>MURAT; </b><i>“Anladım komutanım.” </i>Kısa bir sessizlik oldu, Murat mırıltı ile devam etti. <i>“Gelecek kimsem yok artık. Bekleyeceğim bir şey kalmadı.”<span style="mso-tab-count: 1;">            </span></i>Kemal askerinin bu mırıltısından hallice sözlerine içini çekti.<br><b>KEMAL; </b><i>“Yıllarca ne birini bekledim ne de birine ‘Bekle geleceğim.’ dedim.”<span style="mso-tab-count: 1;">            </span><br></i><b>MURAT; </b><i>“Sahi komutanım. Nasıl başardın bunu?”<span style="mso-tab-count: 1;">           </span><br></i><b>KEMAL; </b><i>“Korkarak.”<span style="mso-tab-count: 1;">         </span><br></i><b>MURAT; </b><i>“Nasıl? Neden korktun?”<span style="mso-tab-count: 1;"> </span><br></i><b>KEMAL; </b><i>“Senin yaşadıklarından korktum.”<span style="mso-tab-count: 1;">          </span><br></i><b>MURAT; </b><i>“Haklısın komutanım. Gerçekten öyle. Bir kâbus olsa keşke diyorsun ama bir bakıyorsun ki, göbeğindesin.”<span style="mso-tab-count: 1;">         </span><br></i><b>KEMAL; </b><i>“Oğlum bak. Ben düz adamım. Acını bilirim, buna saygı duyarım ama kendimi senin yerine koyamam. Bunu benden bekleme. Fakat sana diyorum, acına saygım var. Benden daha fazlasını bekleme. Çünkü ne yapmam gerektiğini bilemem.”<span style="mso-tab-count: 1;"> </span><br></i><b>MURAT; </b><i>“Yok komutanım. Ne yapacaksın? Ne yapabileceğiz ki?”<span style="mso-tab-count: 1;">          </span><br></i><b>KEMAL; </b><i>“Benim yaşamaktan korktuğum, uzak durduğum şeyi gözlerimin önünde yaşadın.”<span style="mso-tab-count: 1;">       </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bu sırada Kemal, yolun üzerinde gördüğü benzinliklerden birine girdi ve durdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Aklında, kalbinde bu kaza ile ilgili bir şeylerin yerine oturmadığını biliyorum. Bir şaibe arıyorsun. Araştırdım Murat. Sen Hastanedeyken her taşın altına baktım. O şerefsiz herifin parmağı var mı diye? Halep, El-Bâb, Azez her yerde iz sürdüm. Fakat yok. O adi heriflerin ailenin kazası ile ilgili bir temasları yok.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, Kemal’in yüzüne bakıyordu ama sanki onu görmüyor, bir boşluğa bakıyor gibiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Araçlarına çarpan kamyonun şoförünü sorguladım. Ne araçta ne şoförde bir şey bulamadım. Şoförün çalıştığı kamyonun sahibi firma, o da temiz. Uyuyan hücre olması ihtimaline karşı adamların soylarına varana kadar didik didik ettim. Yok Murat. Aileni olmaması gereken bir yerde olmaması gereken bir kazada kaybettik sadece.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat’ın gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Senden tek bir şey istiyorum. Göreve geri dönebilesin diye üst kurumlara dilekçe verdim kefilin oldum. Operasyon bölgesinde ne beni ne kendini ne de ekipteki diğer arkadaşlarını riske atacak şeyler yapma.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ekipte tek tabanca olmayan ailesi çoluğu çocuğu olan adamlar var. Aman ha diyeyim Murat.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Murat, komutanının söylediklerini anladığını işaret eden şekilde başı ile onayladı. Kemal ise sesini daha fazla çıkartmadan yola devam etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Kilis civarında kurulan üs bölgesine ulaştıklarında, Yüzbaşı Serkan operasyon talimatlarının görüşüldüğü oda da onları bekliyordu. Toplantı odasında yine Alpagu Timi içerisinde görevli arkadaşları vardı. Herkes birbiriyle usulünce selamlaştı, ardından Yüzbaşı Serkan, Kemal komutandan müsaade alarak ayağa dikilip geniş masanın arkasındaki duvarda asılı duran beyaz tahtanın önüne geçti. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Tahtanın üzerinde bazı isimler ve adresler yer alıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>SERKAN; </b><i>“Uzun süredir Halep merkezde, bizim birimlerimiz ile sıkça temas kuran bir akademisyen var. <span style="mso-tab-count: 1;">   </span>Nadir Hâlid, eşi Meryem Hâlid ve çocukları Yusuf Hâlid. Nadir, iç savaşın başında beri sivillerin güvenli <span style="mso-tab-count: 1;">      </span>şekilde yer değişimleri veya saklanmalarını sağlıyordu. Aynı zamanda elinde bulundurduğu imkanlar <span style="mso-tab-count: 1;"> </span>sayesinde temiz su kaynaklarının korunması ve sivillere ulaştırılmasını sağlıyordu. Bu işleyişi güzel idare <span style="mso-tab-count: 1;"> </span>etti ve bölgede birçok kişi için güvenli bir liman oldu. Aynı zamanda eşi Meryem’de doktor olduğu için<span style="mso-tab-count: 1;">  </span>ulaştırabildiğimiz tıbbi malzemelerle sıhhîye hizmeti de verdiler. Fakat son birkaç aydır özellikle üzerinde<span style="mso-tab-count: 1;">  </span>durduğu bir konu vardı. Temiz su kaynaklarının kasıtlı olarak sabote edildiğine dair belgeler ve raporlar <span style="mso-tab-count: 1;"> </span>göndermeye başladı.”<span style="mso-tab-count: 1;">           </span><span style="mso-tab-count: 6;">                                                                       </span><span style="mso-tab-count: 5;">                                                              </span></i><b>KEMAL; </b><i>“Hangi tarafın bunu yaptığını biliyor mu?”<span style="mso-tab-count: 1;">   </span><span style="mso-tab-count: 7;">                                                                                                            </span></i><b>SERKAN; </b><i>“Son birkaç raporunda bunu kimin yaptığını ispat etmiş. Raporlar sayesinde biz de resmî girişimlerde bulununca aile tamamen hedef haline geldi.”<span style="mso-tab-count: 3;">                         </span><span style="mso-tab-count: 5;">                                                                                                                      </span></i><b>KEMAL; </b><i>“Ne resmî girişimi?”<span style="mso-tab-count: 2;">                   </span><span style="mso-tab-count: 9;">                                                                                                                                     </span></i><b>SERKAN; </b><i>“Komutanım bildiğiniz üzere Cenevre Sözleşmesi gereğince sivillerin vazgeçilmez şeylerinin<span style="mso-tab-count: 1;"> </span>hedef alınması yasaktır. İçme suyu tesisleri ile sulama tesislerinin yanı sıra su deposu, arıtma tesisleri su<span style="mso-tab-count: 1;">  </span>taşıma hatları vurulamaz. Raporda tüm bu ihlaller var. Bununla beraber eski Lahey hukukuna göre sivillerin kullanımındaki su kaynaklarını zehirlenemez. Raporda bu ihlal ve sonuçları da var. Yani su <span style="mso-tab-count: 1;"> </span>kaynağı askeri değil sivillere yönelikse kimse su kaynaklarına zarar veremez. Bu raporlar gerektiği gibi <span style="mso-tab-count: 1;"> </span>değerlendirmeye alınırsa faillere Lahey yolu görünür.”<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Murat, Kemal ve Serkan komutanlarının konuşmalarını dikkatle dinledi. Bu sırada masada duran dosyadan fotoğraflar ve raporlara göz attı. Onun için, Nadir Hâlid ya da eşinin yaptıklarından çok evin çocuğu Yusuf bir anlam ifade ediyordu. Böyle bir görevde olması gereken son şey duygusal olmaktı ve Murat o tehlikeli alana çoktan girmişti bile…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>MURAT; </b><i>“Komutanım. Oğulları Yusuf, küçük mü?”<span style="mso-tab-count: 1;">          </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat’ın bu sorusu Kemal’in dikkatini çekmişti ama Serkan sorunun altında yatan gerçeği anlayamamıştı. Hemen yanıt verdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>SERKAN; </b><i>“Küçük bir çocuk. Belki 5 ya da 6 yaşlarında.”<span style="mso-tab-count: 1;">           </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kemal, bozuntuya vermemek için lafı değiştirmek istedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>KEMAL; </b><i>“Peki… Bu Nadir Hâlid’in raporlarında su kaynaklarını sabote eden kim?”<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Aslında bu sorunun cevabı hem Kemal hem de Murat için daha sorunlu bir hissin kapını açıyordu. Murat’ın ruh haline hâkim olmayan Serkan’ın verdiği yanıt Murat’ın içerisinde büyüyen Yusuf Hâlid’e duyduğu merhametin yanına bir de öfke dolu bir intikam duygusu ekledi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>SERKAN; </b><i>“Peşine düştüğümüz ekip. Başlarında Murat’ın komaya soktuğu adam var.”<span style="mso-tab-count: 1;">      </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat’ın sıktığı çenesinden gelen dişlerinin gıcırtısını Serkan’da Kemal’de duymuştu. Sessiz fakat öfke dolu olduğu her halinden belli bir tavırla yanlarından ayrıldı. Bunun üzerinde Serkan, Kemal komutana baktı. Murat’ın duygusal zafiyeti odanın içerisindeki herkesin dikkatini çekmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>SERKAN; </b><i>“Kemal abi. Sen bu Murat’ın operasyonda aklı başında hareket edeceğine emin misin?”<span style="mso-tab-count: 2;">                    </span></i><b>KEMAL; </b><i>“Hiç bilmiyorum Serkan. Gelgelelim üstlere daha fazla dert anlatamıyorum. Dikkatli olmak zorundayız.” <o:p></o:p></i></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İŞİ RAST GİTMEYEN ADAM</title>
<link>https://fikirizleri.com/isi-rast-gitmeyen-adam</link>
<guid>https://fikirizleri.com/isi-rast-gitmeyen-adam</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2d4e79af4e6.webp" length="40956" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:35:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İŞİ RAST GİTMEYEN ADAM</p>
<p>Sabahın erken saatleriydi. Küçük atölyesinde yılların emeğini tahta kokusuna karıştırmış bir mobilya ustası, telefonun ısrarlı sesiyle irkildi. Arayan, acil bir iş olduğunu söylüyordu. Balkon küpeştesi yapılacaktı ve iş “hemen” bitmeliydi.</p>
<p>Usta hiç düşünmeden kabul etti. İçinde alışılmış bir güven vardı; “Ne iş olsa yaparım” der gibi çıktı yola. Ama daha ilk andan itibaren tuhaf bir şeyler olacağı belliydi. Sanki gün, onun adımlarına karşı çıkmaya kararlıydı.</p>
<p>Eve vardığında müşteri ortalarda yoktu. Anahtar bırakılacaktı denmişti ama anahtar yoktu. Usta bekledi, bekledi… Ama gelen olmadı. Mecburen “Yarın geleyim” dedi.</p>
<p>Ertesi gün tekrar gitti. Bu kez de anahtar yine ortada yoktu. Sinirlenmek yerine sabırla bekledi. Sonunda çilingir çağrıldı. Kapı açıldı ama bu kez de işin kendisi karşısına çıktı: yapılacak küpeşte tam olarak ölçülmemişti, kararsız bir düzen vardı.</p>
<p>Müşteri yaşlı, titiz ve zor beğenen İngiliz uyruklu bir adamdı. 2-3 milimlik bir eğriliği bile sorun ediyor, her detayı tekrar tekrar kontrol ediyordu. Usta sakinliğini korumaya çalışarak: “Yarın saat üçte gelip halledeceğim,” dedi.</p>
<p>Ama işler yine ters gitti. Küpeştenin bulunduğu depo kilitliydi. Anahtar kayıptı. Farklı anahtarlar denendi, çilingir çağrıldı ama kapı açılmadı. Sanki her kapı onun önünde inadına kapanıyordu.</p>
<p>Saat üçe yaklaşırken usta içten içe gerilmeye başladı. Müşteriye söz vermişti. Bu kez de depoya ulaşılamadığı için iş yarım kalmıştı. Mecburen özür dileyip bir gün sonraya, saat dörtte yeniden söz verdi.</p>
<p>Ertesi gün…</p>
<p>Sabah daha güneş tam yükselmeden yola çıktı. Ama bu kez deponun kapısı yine açılmadı. Çilingir geldi, uzun uğraşlardan sonra kapıyı açtı. İçeride gördüğü manzara ustayı bir an durdurdu: küpeşte tek parça değildi… parçalanmış, farklı köşelere atılmış gibiydi.</p>
<p>Usta derin bir nefes aldı. Elinde olan parçalarla yeniden bir bütün kurmaya karar verdi. Atölyeye götürdü, kesti, birleştirdi, yapıştırdı. Ama içi hiç rahat değildi. Aynı ağaç değildi, aynı renk değildi… sanki iş daha başlamadan eksilmişti.</p>
<p>Kuruması gerekiyordu. Cam kanalı açılacaktı. Her şey sırayla yapılmalıydı.</p>
<p>Tam teslim günü yaklaşırken, parçaları makinenin üzerine koyduğu anda elektrikler kesildi.</p>
<p>O an ustanın içinde bir şey koptu. Sanki bütün günler onunla dalga geçiyordu. Saat daralıyordu, müşteri bekliyordu, ama hayat yine yoluna taş koymuştu. Elektrik gelmedi. Bekledi, bekledi… ama ışık geri dönmedi.</p>
<p>Aynı saatlerde müşteri şikâyet için şefleri aramıştı bile. Usta arandı.</p>
<p>“Niye gelmedin?” dediler.</p>
<p>Usta derin bir nefes aldı: “İşin sahibi gibi, işi de bugün bana ters gitti… elektrik bile gelmedi,” dedi.</p>
<p>İngiliz müşteri ısrarla birkaç kez daha aradı. Gerginlik büyümüştü. Usta ertesi gün sabah saat 10’da tekrar söz verdi.</p>
<p>Ertesi sabah…</p>
<p>Elektrik hâlâ yoktu. Sanki şehir değil de zaman bile onunla inatlaşıyordu. Usta bu kez küçük kesme makinesini arabasına aldı ve yola çıktı.</p>
<p>Şantiyeye vardığında orada da elektrik yoktu.</p>
<p>Güneşin altında, yarım kalmış bir iş gibi oturdu. Etraf sessizdi. Sadece rüzgârın taşıdığı tozlar vardı. Tam o anda, sağ tarafında bir brandanın altını fark etti.</p>
<p>Birkaç parça küpeşte… düzgün, temiz, hazırlanmış halde duruyordu.</p>
<p>Bir anlık sessizlik… sonra içindeki tüm düğüm çözüldü. Sanki günlerdir üstüne çöken uğursuzluk dağılmıştı.</p>
<p>Parçaları dikkatle aldı. Bu kez hiçbir şey ters gitmedi. Küpeşte sonunda yerini buldu.</p>
<p>İş bittiğinde gün batmak üzereydi. Usta, yorgun ama ilk kez huzurlu bir nefes aldı. Müşteri geldiğinde ise şaşkındı; her şey eksiksizdi.</p>
<p>Şefler daha sonra ustayı aradıklarında, ilk kez işin nasıl bu kadar ters gittiğini dinlediler.</p>
<p>“Bazı işler vardır,” dedi usta, “sanki gün bile seni sınar.”</p>
<p>Şefler ise sadece gülümsedi:</p>
<p>“O müşteri zaten zor bir adamdır… sen yalnızca onun gününe denk geldin.”</p>
<p>Burada ustanın azimli sabrı işinin düzgün gitmesine sebeb oldu.</p>
<p>Bazen iş değil, gün insanın önüne eğri çıkar. Sabırla yürüyen, en sonunda yolunu bulur..</p>
<p></p>
<p>Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>LANET&amp;1</title>
<link>https://fikirizleri.com/lanet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/lanet</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a26756484388.webp" length="64338" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 15:46:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meral YILDIRIM</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" align="center" style="text-align: center;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" align="center" style="text-align: center;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">1.</span></b><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; text-transform: uppercase;">bölüm<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" align="center" style="text-align: center;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="text-transform: uppercase;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" align="center" style="text-align: center;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; text-transform: uppercase;">Bu kasabaya hİç gelmemelİydİm.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">Geçmiş hayatımın yükselen dalgaları beni bu sahil kasabasına sürüklemişti. Kader miydi yoksa kendi irademin bir sonucu muydu ben de bilemiyorum. Bir anda kaçış planı yapmış ve kendimi burada bulmuştum. Her şeyden uzaklaşmak iyi gelecek ve stabil bir hayat yaşayabileceğimi düşünerek bu kasabaya tayin istemiş bir öğretmendim. Buraya geleli tam 3 yıl oldu. Adı <b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Leavenworth </b>kasabası idi. Alman mimarisi ile inşa edilmiş sırtını ormanlarla kaplı <b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Cascade</b> dağlarına dayamış ve eteklerini Pasifik okyanusuna salmış oldukça güzel ve eski bir kasabaydı. Sakin sessiz ve kendi halinde bir yer olduğunu duymuştum. Tabi ben böyle bilirdim. Aslında turist olarak gelseniz çok beğeneceğiniz bir yer. Yeşilin ve mavinin her türlü tonlarını bir arada görebilirsiniz. Barok ve Gotik tarzı evleri gösterişli ve oldukça dikkat çekicidir. Masalsı bir havaya sahip <b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Leavenworth’</b>u <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>gezerken tarihi bir trende seyahat hissi ediniyorsunuz. Yemyeşil manzaraların içine hapsolmuş kasaba evleri hem ihtişamın gölgesine sığınmış hem de gövdesini okyanusun maviliklerine açmış harika yapılardı. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Kemerli geçitleri, iç duvarlarının süslendiği harika resimler seyredenleri kendine hayran bırakmaktadır. Bu anlattıklarım madalyonun ön yüzüydü. Arka yüzü ile ilgili çok şey vardı. Karanlık, Kötülük, Korku, Endişe ve Dehşet. Bunlar bakınca göremeyeceğin ama orada yaşadıkça tenine ruhuna işleyen duygulara dönüşmekteydi. Buraya geldiğimden beri bu kasabadan çıkmadım. Her defasında kaçmak istediğim halde yollar beni yine kasabanın içine getirmekteydi. Beni buradan kaçıran şeyleri size birazdan anlatacağım. Bu kasabaya giren ve burada oturanları kendi içine hapsedip onu bir tutukluya çeviriyordu. Ne kadar mücadele ederseniz edin<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>kasaba sizin gitmenize izin vermiyordu. Şunu çok iyi biliyorum. Çok şey gördüm ve çok şeye şahit oldum. Karanlıklara girdim, dehşete kapıldım. Korktum, endişelendim. Ama kimse benim bu kasabadan kurtulmamı sağlayamadı. Ama hatayı ben yapmıştım. Bu kasabaya hiç gelmemeliydim. Ama nerden bilebilirdim ki?<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>CAMDAN KUŞLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/camdan-kuslar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/camdan-kuslar</guid>
<description><![CDATA[ Sessizliği kutsamayanlar için.
Ve “normal” olmak zorunda olmayanlar için.
Bazı kuşlar uçamaz.  Ama ışığı içeri alır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a26c22cad708.webp" length="35346" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>            CAMDAN KUŞLAR</p>
<p>Ufuk, sesleri ilk kez on iki yaşındaydı duyduğunda bunun hayal gücünden ibaret olduğunu düşünmüştü. O yaşta herkesin kafasının içinde konuşan birileri vardı, değil mi? Annesinin “Dersine odaklan” diyen sesi, öğretmeninin uyarıları, babasının suskunluğu… Ama bu ses, onlardan biri değildi. Bu ses, Ufuk’u adıyla çağırıyordu.                             “Ufuk, camdan kuşlara dikkat et.” Camdan kuşlar. Yıllar sonra, psikiyatristin odasında bu kelimeleri tekrar ettiğinde, doktor not defterine bir şeyler karalamıştı. Ufuk o an anlamıştı: Bazı kelimeler insanın hayatını ikiye böler. Öncesi ve sonrası.                      Ufuk yirmi yedi yaşındaydı. Eski bir sahaf dükkânında çalışıyordu. Kitapların sessizliği ona iyi geliyordu çünkü sessizlikte sesler daha netleşiyordu. Ne kadar netleşirse, o kadar kontrol edilebilir oluyordu. En azından Ufuk öyle sanıyordu.  Hayat ise o dükkâna bir kış günü girdi. Üzerinde gri bir palto vardı, saçları dağınık, gözleri sanki bir şey arıyormuş gibi raflar arasında dolaşıyordu. Ufuk, onu ilk gördüğü anda içindeki seslerden biri sustu. Bu nadir olurdu. Hayat, bir kitabı eline aldı ve Ufuk’a döndü. “Bu kitap insanın içini biraz acıtıyor, değil mi?” dedi. Ufuk yutkundu. “Evet,” dedi. “Ama bazen acıtan şeyler gerçeğe daha yakın olur.” Hayat gülümsedi. İşte o an Ufuk’un zihninde bir cam kuş çatladı. Aşk, Ufuk için hep tehlikeli bir kavram olmuştu. Sesler, özellikle de Gölge adını verdiği o baskın ses, ona sürekli fısıldardı: “Kimseye fazla yaklaşma. Seni çözerler. Seni terk ederler.” Ama Hayat farklıydı. Hayat, Ufuk’a bakarken sanki onda eksik olan parçayı değil, fazla olan karmaşayı seviyordu. İlk zamanlar Ufuk hiçbir şey söylemedi. İlacını düzenli aldı, doktoruna gitti, Hayat’la kahve içti, sokaklarda yürüdü. Ama sesler kıskançtır. Sevgi arttıkça onlar da bağırmaya başladı. Bir gece Hayat’la telefonda konuşurken, Ufuk aniden sustu. “Ufuk? Orada mısın?” “Evet… ama onlar da burada.” Hayat ilk kez o an gerçeği duydu. Şizofreni, Hayat’ın kitaplardan bildiği bir şeydi. Ama kitaplar, insanın gözlerinin içine bakmazdı. Ufuk’un bakışları bazen boşluğa kayıyor, bazen fazlasıyla yoğunlaşıyordu. Hayat korktuğunu inkâr etmedi. Ama gitmedi. “Sesler sana ne diyor?” diye sordu bir gün.                   Ufuk omuz silkti. “Bazen beni koruduklarını söylüyorlar. Bazen de senin gerçek olmadığını.” Hayat elini Ufuk’un elinin üzerine koydu. “Ben buradayım,” dedi. “Gerçek olmanın başka bir yolu yok.” O an Ufuk ağladı. Sessizce. Çünkü ilk kez biri seslere değil, ona inanmıştı. Ama sevgi, hastalığı iyileştirmez. Sadece onunla yaşamayı öğretir. Bir sabah Ufuk ilaçlarını almadı. Gölge ona, Hayat’ın aslında bir oyun oynadığını söyledi. Camdan kuşlar pencerelere çarptı zihninde. Ufuk kaçtı. Günlerce ortadan kayboldu.  Hayat onu eski bir iskelede buldu. Ufuk denize bakıyordu. “Eğer atlarsam sesler susar mı?” diye sordu. Hayat cevap vermedi. Yanına oturdu. Sessizce... Bazen en büyük sevgi, cevap vermemektir. Aylar geçti. Ufuk hâlâ sesler duyuyordu. Ama artık onlarla yalnız değildi. Hayat , Ufuk ve sesler birlikte yaşamaya başlamışlardı. Hayat, her şeyi çözemeyeceğini öğrenmişti. Ufuk da sevilmenin, tamamen iyileşmek anlamına gelmediğini. Bir gün sahaf dükkânında Hayat camdan yapılmış küçük bir kuş bıraktı masaya. “Bu ne?” diye sordu Ufuk. “Camdan kuş,” dedi Hayat. “Ama bu sefer kaçmıyor.” Ufuk gülümsedi. Seslerden biri fısıldadı ama bu kez daha zayıftı. “Belki.. kalabilir.” Ufuk, Hayat’ın bıraktığı camdan kuşu her sabah eline alıyordu. Işık vurduğunda içinde küçük kırılmalar oluşuyor, sanki kuş nefes alıyormuş gibi parlıyordu.(Ufuk o gün Hayat’a bir mektup yazdı. Fakat bu mektubu Hayat’a vermedi. Defterin arasına koydu. Belki bir gün okur diye. Belki hiç okumaz diye.)</p>
<p>                Hayat,</p>
<p>Bunu yazarken hangi sesin bana ait olduğunu bilmiyorum. Ama elim titriyorsa, bunun benim olduğuna inanmak istiyorum. Sana bazen bakıyorum ve bir mucizeye bakar gibi hissediyorum. Sonra birden içimde biri “Bu gerçek olamaz” diyor. İşte o an seni kaybetmekten değil, sana zarar vermekten korkuyorum. Beni sevmen bir lütuf gibi geliyor. Ama lütuflar da geri alınabilir şeylerdir. Sana anlatamadığım günler oluyor. Çünkü kelimeler bazen yanlış kapıları açıyor. Sesler senin ağzından konuştuğunda, sana inanmak istiyorum ama ya yanılıyorsam? Bazen seni bırakmam gerektiğini düşünüyorum. Seni özgür bırakmak için değil… Seni korumak için. Ama sonra sabah oluyor. Sen mutfakta bir şeyler yapıyorsun. Ve dünya, bütün çatlaklarına rağmen, kısa bir anlığına sessizleşiyor. Eğer bir gün gidersen, bunu anlarım. Çünkü ben kendimle yaşamakta zorlanırken, senden kalmanı istemek bencillik gibi geliyor. Ama eğer kalırsan… Bil ki ben her gün, seni incitmemek için içimdeki karanlıkla pazarlık yapıyorum. Sevgi bazen yüksek sesle olmaz. Bazen sadece susup kalmaktır.                                                                                                 Ufuk</p>
<p>Gölge bu nesneden hoşlanmamıştı. “Bu seni zayıflatıyor,” diyordu. “Bağlanmak tehlikelidir.” Ama başka bir ses vardı artık. Ufuk ona Sessiz adını vermişti. Sessiz bağırmazdı. Yargılamazdı. Sadece bazen, Hayat’ın gülüşüyle aynı anda ortaya çıkardı. “Belki de korkmak, yaşadığını gösterir.” Hayat zamanla öğrendi: Ufuk’un bazı günleri sisliydi. O günlerde Ufuk daha az konuşur, gözleri sanki bir tünelin ucuna kilitlenirdi. Hayat bu günlerde fazla soru sormazdı. Çay koyar, pencereyi açar, Ufuk’un yanında otururdu. Bir gün Ufuk aniden sordu: “Benden korkuyor musun?” Hayat duraksadı. “Evet,” dedi dürüstçe. “Ama bu kaçmam gerektiği anlamına gelmiyor.” Ufuk’un yüzünde hem bir rahatlama hem de bir acı belirdi. Çünkü korkuya rağmen kalınması, terk edilmekten daha karmaşık bir duyguydu. Sesler bazen Hayat’ı taklit ediyordu. “Ufuk, sen benim yükümsün,” diyorlardı Hayat’ın sesiyle. “Onsuz daha iyisin.” Ufuk o anlarda aynaya bakıyordu. Kendi yüzüne değil, arkasındaki boşluğa. Çünkü şizofrenide en zor şey gerçek ile yankı arasındaki farktır. Ve yankılar bazen çok ikna edicidir. Sesler o gün erken başladı. Ufuk daha gözlerini açmadan Gölge konuşuyordu. “Bugün dikkatli olmalısın.” “Bugün gerçeği öğreneceksin.” “Bugün Hayat’ın maskesi düşecek.” Kalbi hızlı atıyordu. Göğsünde bir sıkışma. Zaman kayganlaşmıştı. Duvarlar biraz fazla yakındı. Aynadaki yüz, evet o yüz tanıdıktı ama ona ait değilmiş gibi duruyordu. Hayat mutfaktan seslendi. “Ufuk, çay koyuyorum.” Sesler güldü. “Bak, seni çağırıyor. Ama bu bir tuzak.” Ufuk’un elleri titredi. Camdan kuş masadan yere düştü. Kırılmadı. Ama ses çıkardı. Çok net bir ses. Gerçek bu mu? Yoksa hepsi mi oyun? Hayat yanına geldiğinde Ufuk geri çekildi. Gözleri büyüdü. Nefesi hızlandı. “Yaklaşma,” dedi. “Lütfen dur!" Hayat durdu. Gözleri doldu fakat ağlamadı. “Buradayım,” dedi sadece. “Bugün perşembe. Sen Ufuk’sun. Ben Hayat’ım.” Sesler bağırdı. “İnanma!”  “İnanırsan kaybedersin!” Ufuk kulaklarını kapattı. Dizlerinin üzerine çöktü. Zemin soğuktu. Gerçekti. Soğuk gerçekti. Hayat yavaşça yere oturdu. Dokunmadı. Zorlamadı. “Geçecek,” dedi. “Şu an zor. Ama geçecek.” Zaman uzadı. Sonra büzüldü. Sesler yoruldu. Gölge sustu. Sessiz geldi. Buradayım, dedi Sessiz. Hâlâ buradasın. Ufuk ağlıyordu. Uzun, kesintisiz bir ağlayış. Sanki içindeki camdan kuşlar tek tek  nefes alıyordu. Hayat sonunda elini uzattı. Ufuk tuttu. Ve o an, dünya tekrar biraz yerine oturdu. Bir gece Ufuk dayanamadı. Hayat’a her şeyi anlattı. Seslerin söylediklerini. Şüphelerini. Korkularını. “Hayat,” dedi, “Ya bir gün sana baktığımda seni tanıyamazsam?” Hayat gözlerini kaçırmadı. “O gün geldiğinde,” dedi, “ben seni tanımaya devam ederim.” Ufuk için hastane kokusu hep aynıydı: alkol, metal ve yarım kalmış cümleler. Bir kriz sonrası yeniden yatırıldığında Hayat her gün geldi. Bazı günler Ufuk konuşmadı. Bazı günler Hayat’ı başka biri sandı. Ama Hayat her seferinde kendini yeniden tanıttı. “Ben Hayat. Seni seviyorum. Bugün salı.” Ufuk uyuduğunda Hayat onu izlemeyi bırakmazdı. Çünkü uyku, Ufuk için her zaman masum değildi. Bazen yüzü kasılır, dudakları kımıldar, sanki uykusunda bile birileriyle tartışırdı.  Hayat o anlarda nefesini yavaşlatırdı. Eğer yeterince sakin olursa, Ufuk’un rüyaları da sakinleşirmiş gibi gelirdi.     Bu bir yanılgı olabilir, diye düşünürdü. Ama sevgi zaten biraz yanılgıdır.  Kendine sık sık şu soruyu sorardı Hayat: “Ben güçlü müyüm, yoksa sadece kalıyor muyum?” Kimse ona bunu öğretmemişti. Sevmek anlatılırdı ama kalmak anlatılmazdı. Özellikle de herkesin “gitmen gerekir” dediği bir yerde.  Ufuk’un sesleri olduğunda, Hayat’ın da kendi sesleri vardı. Kimse duymuyordu onları. Ya bir gün beni tamamen kaybederse? Ya bir gün bana baktığında yüzümde bir yabancı görürse? Ya sevgi yetmezse? Ama sonra Ufuk’un defterlerini hatırlardı. Satır aralarına gizlenmiş cümleleri ve mektubu. “Bugün Hayat kahve yaparken mutfağı ışık doldurdu.” “Hayat gülünce Gölge sustu.” Bunlar küçük şeylerdi. Ama Hayat biliyordu: Hayat bazen küçük şeylerden ibaretti. Korktuğunu inkâr etmiyordu. Ama korku, sevgiyi geçersiz kılmıyordu. "Ben onun ilacı değilim, derdi kendine. Ben onun yanında duran insanım." Ve belki de bu yeterdi Sevgi bazen bir hatırlatma işidir. Hastanedeki doktor Ufuk’a bir gün şöyle dedi: “Sesleri tamamen susturamayabiliriz. Ama onlarla ilişkin değişebilir.” Ufuk o gün bunu düşündü. Belki de savaşmak zorunda değildi. Belki de dinleyip geçmesine izin verebilirdi. Tıpkı yağmur gibi. Hayat bir defter getirdi ona. “Yaz,” dedi. “Sesler konuştuğunda sen de yaz.” Ufuk yazdı. Korkularını. Şüphelerini. Camdan kuşları. Gölge’yi. Sessiz’i. Hayat’ı. Yazdıkça sesler biçim değiştirdi. Daha az mutlak, daha az sert oldular. Çünkü yazı, kaosa şekil verir. Taburcu olduktan sonra Ufuk sahafa geri döndü. Ama artık rafların arasında kaybolmuyordu. İnsanlara bakabiliyordu. Bazen biri girdiğinde sesler fısıldıyordu: “Dikkat et.” Ufuk içinden cevap veriyordu: “Evet, ama korkmuyorum.” Hayat’la araları hiç “normal” olmadı. Ama gerçekti. Tartıştılar. Yoruldular. Bazen Hayat ağladı. Bazen Ufuk içe kapandı. Sevgi kusursuz değildi. Ama sürdürülebilirdi. Bir gün Ufuk Hayat’a “Beni kurtarmaya çalışmak zorunda değilsin.” Hayat başını salladı. “Zaten kurtarmıyorum. Yanında yürüyorum.”     O an Ufuk anladı: Sevgi bir tedavi değil, bir eşliktir. Yıllar sonra, Ufuk hâlâ sesler duyuyordu. Ama artık hangisinin içinden geldiğini, hangisinin hastalıktan olduğunu ayırt edebiliyordu. Camdan kuşlar hâlâ vardı. Ama artık hepsi kırılmıyordu. Bazıları pencerede duruyor, ışığı içeri alıyordu. Ve Ufuk biliyordu: Sevgi, zihni iyileştirmez belki… Ama insanı hayatta tutacak kadar gerçek kılar. Hayat bir gün pes etmeyi düşündü. O gece Hayat banyoya kilitledi kendini. Ufuk salondaydı. Sessizdi. Tehlikeli bir sessizlikti bu. Ne ses vardı ne kriz. Ama Hayat biliyordu: Asıl yorgunluk sessizlikten sonra gelirdi. Lavabonun kenarına tutundu. Aynaya baktı. Kendi yüzünü ilk kez bu kadar net gördü. "Ben ne yapıyorum? Gerçekten güçlü müyüm, yoksa sadece tükeniyor muyum?" Telefonunu eline aldı. Annesinin numarası. Bir arkadaşının numarası. “Gel, birkaç gün bizde kal” diyecek bir sürü insan vardı. Ve ilk kez şunu düşündü: "Belki de gitmeliyim."       Bu düşünce onu rahatlattığı kadar utandırdı da. Çünkü gitmek bir ihanet gibi geliyordu. Ama kalmak da bazen kendine ihanet gibiydi. Ağlamıyordu.   Bu, ağlanacak bir an değildi. Bu, terazi anıydı. Ufuk’un kriz anlarını düşündü. Elini tuttuğu anları. Gözlerinin boşluğa kaydığı zamanları. Ve sonra defterleri hatırladı. Hayat’ın adının yazılı olduğu satırları. Ben onun hayatı mıyım, diye düşündü, yoksa sadece bir durağı mı?Kapının arkasından Ufuk’un sesi geldi. Çok kısık. “Hayat… Eğer yorulduysan…Gitmen sorun değil.” İşte o an kırıldı Hayat. Çünkü bu bir terk edilme korkusu değildi. Bu, sevileni özgür bırakma cesaretiydi. Kapıyı açtı. Ufuk yerde oturuyordu. Başını kaldırmadı. Hayat yanına çöktü. İlk kez güçlü olmaya çalışmadı. “Gitmek istedim,” dedi. “Bir anlığına.” Ufuk başını salladı. “Anlarım.” Hayat derin bir nefes aldı. “Sonra anladım,” dedi, “Ben kalmak için burada değilim. Ben seninle yürümeyi seçiyorum. Ama kendimi kaybedersem… bunu söylerim.” Ufuk gözlerini kaldırdı. Kızarmıştı. Gerçekti. “Bunu söylemen bile…” dedi, "beni biraz daha hayatta tutuyor.” O gece hiçbir şey çözülmedi. Ama hiçbir şey de bitmedi. Ve bazen en büyük umut, tam olarak budur. Gölge o gün saklanmadı. Eskiden fısıldardı, şekil değiştirirdi, başka seslerin arkasına gizlenirdi. Ama o sabah Ufuk’un karşısına olduğu gibi çıktı. Net. Sert. Tartışmasız. “Beni artık görmezden gelemezsin.” Ufuk yatağın kenarına oturdu. Ellerini dizlerinin arasına aldı. Nefesi kontrollüydü. Bu bile bir ilerlemeydi. “Biliyorum,” dedi içinden. “Zaten ilk kez konuşmak istiyorum.” Gölge güldü. “Ben senin parçanım. Beni susturamazsın.” “Bunu biliyorum,” dedi Ufuk. “Ama beni yönetmene de izin vermek zorunda değilim.” Sessizlik oldu. Bu, Gölge için tehlikeliydi. Çünkü Gölge en çok sessizlikte zayıflardı.“ Hayat seni terk edecek,” dedi Gölge. “Her insan gibi.” Ufuk başını kaldırdı. İlk kez kaçmadı. “Evet,” dedi. “Belki.” Gölge duraksadı. “Ve eğer giderse,” diye devam etti Ufuk, “Bu benim değersiz olduğum anlamına gelmez. Bu, insan olduğumuz anlamına gelir.” Gölge öfkelendi. “Onsuz ne yapacaksın?” Ufuk düşündü. Gerçekten düşündü. “Onsuz zorlanırım,” dedi. “Ama kendimle kalabilirim.” Bu cümle odayı değiştirdi. Duvarlar geri çekildi. Zaman biraz ağırlaştı. Sessiz ortaya çıktı. "Bu yeter," dedi Sessiz. "Bugünlük bu yeter." Gölge geri çekildi. Gitmedi. Ama sustu. Ufuk gözlerini kapattı. İlk kez seslerle savaşmadığını fark etti. Onlarla konuşmuştu. Yıllar geçmişti. Ufuk kırk yaşındaydı. Sesler hâlâ vardı. Ama artık isimleri vardı, sınırları vardı. Ve hepsinden önemlisi: Merkezde değillerdi. Sahaf dükkânı kapanmıştı. Ufuk şimdi küçük bir kütüphanede çalışıyordu. Haftada bir gün, şizofreni tanısı almış gençlerle yazı atölyesi yapıyordu. Masasının üzerinde hâlâ camdan kuş vardı. Çatlakları artmıştı. Ama kırılmamıştı. Hayat mutfaktan seslendi. “Çay soğuyor.”   Ufuk gülümsedi. Bazı günler Hayat yoruluyordu. Bazı günler Ufuk içine kapanıyordu. Bazı günler sesler yükseliyordu. Ama artık kimse kaybolmuyordu. Ufuk defterine son bir cümle yazdı: İyileşmek sessizlik değildir. İyileşmek, gürültüyle birlikte yaşayabilmektir. Camdan kuş ışığı tuttu. Hayat, Ufuk'a olan tüm sevgisiyle gülümsedi. Ve dünya, mükemmel olmadan da,  yaşanabilir kaldı.</p>
<p></p>
<p>                  DİLEK SARIKAYA</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yalnızlığın Aydınlığı</title>
<link>https://fikirizleri.com/yalnizligin-aydinligi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yalnizligin-aydinligi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a25c8b4c9f23.webp" length="13548" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:15:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Sokağın tam ortasında çürümeye yüz tutmuş paslı direk, mahallenin uykusuz bekçisiydi. Gündüz kimsenin dikkatini çekmez, sessizce sıranın kendisine gelmesini beklerdi. Asıl görevini hava kararınca yapsa da gündüzleri de herkesin ihtiyacını gidermeye çalışırdı. Üzerine kuşlar konar, çocuklar etrafında koşuşturur, yeri gelir saklambaç oyununda ebe yeri olurdu. Akşam olup ilk yıldız göründüğünde asıl rolüne büründü.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Güneş, ufuk çizgisinden kaybolup Fatma teyze penceresinden sokağa baktığında dikkatini çeken ilk şey o olurdu. "Aydınlattın yine sokağımızı yaşlı emektar," diye seslenirdi. O, buna karşılık vermediği gibi ampulünden dökülen sarı ışıkla etrafı aydınlatmaya devam ederdi. Sohbetler, vedalar, ilk öpücükler hep onun ışığı altında yapılırdı.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Hiç kimse farkında değildi ancak sokak lambası yorgundu. Kimseyi aydınlatacak ne gücü ne de enerjisi kalmıştı. Sessiz bir cızırtının ardından kimseye duyurmadan ışığını söndürdü ansızın. Sokak günlerce karanlığa gömüldü. Artık ışığı altında çocuklar oynamıyor, sevgililer buluşmuyorlardı. Onun yokluğunda insanlar fenerle yollarını aydınlatmak zorunda kaldı. Buna daha fazla dayanamayan mahalle sakinleri belediyeyi arayıp durumu ilettiler. Ertesi gün ekipler gelip arızaya müdahale ettiler. Yeni bir kablo ve ampul takıldı. Yerine takılan LED lamba beyaz, keskin ve gölgesiz bir ışık yaydı sokağa. Ekipler direkten söktükleri eski lamba ve aparatlarını araçlarına yüklerken penceresinden olan biteni izleyen Fatma teyze, "O lamba gider mi hiç," diyerek içten içe hayıflandı.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">O günün akşamı hava karardığında yeni lamba da ilk görevine başladı. Sokağı boydan boya aydınlatan beyaz bir ışık saçtı etrafına. Tüm sokak aydınlanmış, gölgesiz bir yer kalmamıştı. Haliyle ilk öpücükler de başka köşelere taşınmıştı. Yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğu belliydi. Yeninin ihtişamı eskinin sıcaklığını vermiyordu.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Hurdalığa götürülen eski lamba son kez cızırdadıktan sonra ebedi sessizliğe gömüldü. Kimse duymadı onun sessiz çığlığını. Gösterişten uzak bir şekilde görevini tamamlayarak emekliye ayrılmıştı. Yirmi yıl boyunca kimsenin adını bilmedigi yüzlerce insana hizmet etti. Şimdi onun yerine takılan LED lamba daha yolun başında. Uzunca bir süre görevine devam edecek ancak eski tadı vermeyeceği daha şimdiden belli.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖLDEKİ KADIN</title>
<link>https://fikirizleri.com/goldeki-kadin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goldeki-kadin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2319dedcc6c.webp" length="18210" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:04:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Korku, gerilim, gothic, hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Charli aracıyla toprak yolda ilerliyordu. Hava zifiri karanlıktı. Gittiği yolu yalnızca aracının farları ve gökyüzündeki dolunay aydınlatıyordu. Aracın motor sesine rağmen yolun iki tarafında bulunan ormandaki kurtların uğultusunu ve böceklerin cızırtısını sanki yanı başlarındaymış gibi duyabiliyordu. Burası gerçekten ürkütücü bir yerdi ama Charli, hep hayalini kurduğu kulübenin bulunduğu bölgeyi gündüz vaktinde çekilmiş olan fotoğraflara bakarak satın almıştı. Fotoğraflarda bölge muhteşemdi. Kulübenin kocaman bir bahçesi, bahçenin etrafını çevreleyen çitler, küçük bir süs havuzu, rengârenk çiçekler ve yemyeşil ağaçlar vardı. Kulübeyi daha çok manzara ve bahçesi için satın almak istemiş, öyle de yapmıştı. Oraya varmayı ve gündüz gözüyle görmek için sabırsızlanıyordu. Yolda ilerlerken gözüne bir parıltı ilişti. Etrafa bakındı ama o parıltıyı tekrar göremedi. Kaşlarını çattı, umursamadan yoluna devam etti. Sonunda satın aldığı kulübeye varmıştı. Kulübe, karanlıkta aracın farlarının ışığında ürkütücü görünüyordu. Araçtan inip bahçenin derme çatma tahta kapısını açıp tekrar aracına bindi ve aracı bahçede bir yere park etti. Kontağı kapatıp aracından indi ve ellerini beline dayayıp etrafa bakındı. Derin bir nefes aldı. Buranın havası bile bir başkaydı. Etraftaki koku içinin kıpır kıpır olmasına neden oluyordu. Her ne kadar ürkütücü görünse de gecesi bir başka güzeldi. Cebinden anahtarını çıkarıp heyecanla yeni kulübesine girdi. Kapıyı kapatıp ışığı açtı. Kulübenin içi de fotoğrafta göründüğü gibiydi. Küçük bir kulübe olmasına rağmen klasik mobilyalarla özenle döşenmişti. Charli keyifle koltuklardan birine oturdu ve ellerini ensesine dayadı. Başını da arkasına yasladı ve oracıkta uyuyakaldı. Gözlerini açtığında içeri gün ışığı doluyordu. Hemen yerinden fırladı. Bagajını boşaltmamış, eşyalarını yerleştirmemiş, duşunu almamıştı. Bütün gece uyumuştu ama yorgun ve uykusuz değildi. Nasıl uykuya daldığını bile hatırlamıyordu. Hemen dışarı çıkıp aracının bagajındaki eşyalarını alıp kulübeye götürdü ve eşyalarını yerleştirmeye başladı. O sırada dışarıda bazı sesler duydu. Bunlar ayak sesleriydi. Bahçesinde birisi yürüyordu. Şaşırdı çünkü burada, bu dağ başında kendisinden başka kimse yoktu. Belki de bir hayvandı. Yabani ve tehlikeli bir hayvan olabilirdi. Charli hemen çantasının içindeki tabancasını aldı ve iki eliyle sıkıca kavradı. Sonra derin derin nefes alıp vererek oturma odasına doğru ilerledi. Korkuyordu çünkü satıcı ona bu bölgede hiç kimsenin yaşamadığını, yabani hayvanlarınsa sadece buraya çok uzakta olan ormanda yaşadıklarını ve oradan hiç çıkmadıklarını söylemişti. Kim bilebilirdi ki? Hayvan hayvandır ve burası onların yaşam alanıydı. İstedikleri yere gidebilirlerdi. Charli önce pencereye yaklaştı. Düşmanını hazırlıksız yakalamak için tam olarak hangi yönde olduğunu ve ne yaptığını görmeliydi. Perdeyi biraz araladı ve dışarı bakındı. Bahçesindeki şeyi görünce şaşkınlıkla donup kaldı. Bu bir kadındı. Genç ve gerçek olamayacak kadar güzel bir kadındı. Charli şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Hayatında bu kadar güzel bir kadın görmemişti. Üstelik satıcı burada hiç kimsenin yaşamadığını söylemişti. Belki de yanılmıştı. Kim bilir, adam buraya en son ne zaman gelmişti? Dün gece karanlıktan dolayı pek bir şey görememişti. Belki de etrafta başka evler de vardı. Charli tabancasını koltuğun üzerine bırakıp kapıya yöneldi. Derin bir nefes alıp cesaretini topladı ve kapıyı açtı. Genç kadın bahçedeki çiçeklerle uğraşıyor, çiçeklerin içinden bir şeyler koparıp koluna taktığı sepetin içine koyuyordu. Üzerinde uzun kollu, yere kadar uzanan beyaz bir elbise vardı. Saçları ise uzun ve siyahtı. Charli büyülenmişti. Kadına aval aval bakıyordu. Kadın onu hâlâ fark etmemişti. Sonunda onunla konuşmaya karar verdi. Yutkundu ve ona doğru birkaç adım attı.</p>
<p>“Merhaba.” dedi Charli çekinerek. Resmen bu güzel kadından çekiniyordu. Sebebini bilmiyordu ama midesinde bir yanma hissediyor, elleri titriyordu. Kadın ona baktı ama cevap vermedi. İşine geri döndüğünde Charli kadınla konuşmaya devam etmek için tereddütte kaldı. Kadına biraz daha yaklaştı. Onu baştan aşağı süzdü. Her detayını, her ayrıntısını hafızasına kazımak ister gibi inceliyordu ama bu yaptığının kendisi bile farkında değildi.</p>
<p>“Nerede yaşıyorsun? Buralarda hiçbir ev göremedim. Buranın sahibi de etrafta yaşayan kimse olmadığını söylemişti.”</p>
<p>Kadın tekrar doğruldu ve ona döndü. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Yine aynı ifadesiz, sabit ses tonuyla cevapladı:</p>
<p>“Gölde yaşıyorum.”</p>
<p>Sonra arkasını döndü ve ağır adımlarla oradan uzaklaştı. Elbisesi rüzgârda savruluyor, arkasında tarifi imkânsız etkileyici bir koku bırakıyordu.</p>
<p>Charli, kadın gözden kaybolana kadar orada bekledi. Sonra arkasını dönüp evine girdi.</p>
<p>Gece olmuş, hava kararmıştı. Dışarıyı yalnızca gökyüzündeki dolunay aydınlatıyordu. Charli yatağına yatmış, bir o yana bir bu yana dönüyor ama bir türlü uyuyamıyordu. Hâlâ bahçesine giren o melek gibi olan yabancıyı düşünüyordu. Onu bir türlü aklından çıkarmıyordu.</p>
<p>Uzun bir süre düşündükten sonra kararını verdi ve yatağından çıkıp ayakkabılarını giyindi. Üzerindeki pijamalarını değiştirmeden arabasına bindi ve bahçesinden çıktı. Kadının bahsettiği gölün nerede olduğunu bilmiyordu. Kendisine bir yön belirledi ve o yöne doğru sürmeye başladı. Yolda yavaş ilerliyor, sağına soluna dikkatle bakarak arabasının farlarından ve dolunayın ışığından yararlanarak gölü arıyordu. Buralardaysa ay ışığından parlayan gölü bulabilirdi.</p>
<p>Uzun bir yol gittikten sonra sol tarafta ağaçların arasında bir parıltı gördü. Aniden frene bastı. Etrafına bir göz attı. Ortalığın güvenli olduğunu anlayınca aracından indi ve aracını çalışır vaziyette bırakarak ilerideki parıltıya doğru ilerledi.</p>
<p>Ağaçların arasına daldı. Yavaş ve dikkatli adımlarla ilerledi. Ağaçlık alanın bittiği yere geldiğinde durdu. Karşısında uzun bir göl vardı. Etrafı kayalarla ve ağaçlarla kaplı, uçsuz bucaksız parlak bir göldü. Kendi kendine gülümsedi. Manzara hayranlık vericiydi.</p>
<p>Charli etrafına dikkatle bakarak bir ev aradı ve gördü. Orada, gölün kenarında, penceresinden cılız ışık yayılan bir kulübe vardı ama epey uzaktaydı. Oraya kadar yürüyemezdi, ancak aracıyla gidebilirdi.</p>
<p>Tam arkasını döndüğü sırada durdu, tekrar kulübeye döndü. Gecenin bu geç saatinde bir kadının evine izinsiz bir şekilde nasıl gidecekti? Kendisini sapık gibi hissederdi. Ayrıca kadının yalnız ya da bekâr olup olmadığını bile bilmiyordu. Oraya ne diye gidecekti ki? En iyisi gün içinde bir bahaneyle gidip gerçeği öğrenmekti.</p>
<p>Şimdi hayal kırıklığına uğramış ve sabırsız bir şekilde evine geri dönmekten başka bir çaresi yoktu. Yatağına uzandığı gibi uyuyakaldı.</p>
<p>Gözlerini açtığında odasının içi aydınlıktı. Saatin kaç olduğunu bilmiyordu ama gerek de yoktu. Burada saatin bir önemi yoktu. Önemli olan güneşin doğuşu ve batışıydı.</p>
<p>Charli hemen yatağından kalkıp yüzünü yıkadı ve üzerini değiştirdi. Sabırsızlıktan ve heyecandan elleri titriyor, sakin hareket edemiyordu. Hazırlanıp evden çıktı ve aracına binip tekrar dün geceki yöne doğru ilerledi.</p>
<p>Kafasında oraya gitmek için bir sürü bahane uydurmuştu. Eğer kapıyı başkası açarsa kadının yalnız yaşamadığını, bir erkek açarsa da bekâr olmadığını anlayacaktı. Ya da en azından yalnız bir kadın olmadığını. Bu yüzden kendisini her şeye hazırlamalı, fazla beklentiye girmemeliydi.</p>
<p>Heyecandan içi içine sığmıyordu. Avuçları o kadar terlemişti ki direksiyonu tutmakta zorlanıyordu.</p>
<p>Oraya gecenin karanlığında gittiğinden dolayı yolları pek tanıyamamıştı. Yolu ve kulübenin yönünü nasıl bulacaktı bilmiyordu. Bu kez işi epey zor olacaktı.</p>
<p>Sonunda ona tanıdık gelen bir yer fark etti. Buradaki ağaçlık bölgeyi tanımıştı çünkü dün gece geldiğinde toprak yolun hemen kenarında duran siyah kayalar hâlâ buradaydı ve zeminde birkaç metre ileride biten lastik izleri vardı. Burada kendisinden başka kimse olmadığından dolayı lastik izleri kesinlikle onun aracına aitti. Gerçi satıcı burada kimse olmadığını söyledikten sonra o kadını görmüştü. Belki de buralarda yaşayan başkaları da vardı ama Charli bunu henüz bilmiyordu.</p>
<p>Hemen aracının kontağını kapatıp aşağı indi ve ağaçlık alana daldı. Bir süre ilerledi. Ağaçlık alan bitince durdu ve şaşkınlıkla karşısına baktı. Dün gece bir gölet olan arazi şu an bomboş ve yalnızca çamurdan bir bataklığa dönmüştü.</p>
<p>Ama bu nasıl olabilirdi? Acaba dün gece hayal mi görmüştü? Koca göl bir gecede bataklığa dönüşemeyeceğine göre kesin hayal görmüştü.</p>
<p>Etrafına dikkatle bakınınca kadının yaşadığını söylediği ve dün gece gördüğü kulübeyi de ortalıkta göremedi. Kulübe de bir gecede ortadan kaybolmuş olamazdı.</p>
<p>Charli şaşkınlıkla donup kalmış, olduğu yere çakılmıştı. Bir yandan da korkmaya başlamıştı. Belki de o kadın da yoktu ve onu da bir hayal olarak görmüştü. Hayır, bu kadarı fazlaydı. Bunun bir açıklaması olmalıydı. Kesinlikle yanlış yere gelmişti.</p>
<p>Koşarak tekrar aracına bindi ve yolda ilerlemeye devam etti ama yolun geri kalanı yalnızca çimlerden oluşan boş bir araziydi. İleride de herhangi bir ormanlık alan görünmüyordu. Gölü ve kulübeyi orada gördüğüne emindi. Çaresizce tekrar evine döndü.</p>
<p>Gün boyu kafası karışık bir hâlde işlerini halletmiş, gece boyunca meraktan dolayı uyuyamamış, yattığı yerde tavanı seyretmişti. Bu olanlara bir türlü anlam veremiyordu. Tam olarak ne yaşadığını bilmiyordu. En iyisi beklemekti.</p>
<p>Tam uykuya dalacağı sırada bir tıkırtı duydu. Gözlerini kocaman açtı, nefesini tutarak sesi tekrar duymayı bekledi. Bir kez daha duyduğunda hızla yattığı yerden doğruldu. Karanlıktan dolayı hiçbir şey göremiyordu. Işığı da açmak istemiyordu çünkü ses dışarıdan geliyordu ve o kişi her kim ise ışığı görüp kaçmasını istemiyordu.</p>
<p>Sessizce yatağından kalktı. El yordamıyla kapıya doğru ilerledi. Yatak odasından çıkınca bir şeye çarptı. Canı çok yanmıştı. Bu şekilde yapamayacağını anladı ve ışığı açmak zorunda kaldı.</p>
<p>Sonra dışarıdaki kişinin kaçmaması için hızlı adımlarla kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açtı ve etrafa bakındı. Karşısındaki kişiyi görünce şaşkınlıktan dilini yutacaktı. Bu o kadındı. Dün gece evini bulduğu ama gündüz vakti aynı yere gittiğinde orada bulamadığı kadın.</p>
<p>Göldeki kadın. Koluna taktığı sepetini bahçeden kopardığı çiçeklerle dolduruyordu. Üzerinde aynı giysiler vardı ama bu kez görüntüsü biraz farklıydı. Sanki saatlerce ağır bir işte çalışmış gibi bitkin görünüyordu. Üstü başı ise kir içindeydi. Elbisesi yırtık ve kirliydi.</p>
<p>Charli onu ürkütmemek için sakin bir şekilde yanına yaklaştı.</p>
<p>“Merhaba.” dedi.</p>
<p>Kadın ona bakmadı, karşılık da vermedi. Charli ona birkaç adım daha yaklaştı ve konuşmaya devam etti.</p>
<p>“Şey, ben bugün size uğramak istemiştim, ziyaret için ama evinizi bulamadım.”</p>
<p>“Bulamadınız mı?”</p>
<p>Kadın konuşurken onun yüzüne bakmıyor, çiçek toplamaya devam ediyordu.</p>
<p>“Evet, bahsettiğiniz göl sadece bir bataklıktı.”</p>
<p>Charli gece vakti gittiğinde evi gördüğünü söylememişti. Aksi hâlde kadın onun bir sapık olduğunu düşünebilirdi.</p>
<p>“Bataklık mı? Hayır, orası bir göl.”</p>
<p>“Peki bu civarda başka bir göl var mı? Belki de ben karıştırmışımdır.”</p>
<p>“Hayır, yok. Burada tek bir göl var. Bataklık falan yok.”</p>
<p>Charli kaşlarını çattı. Bu neydi şimdi?</p>
<p>“Şey, benim gördüğüm...”</p>
<p>Kadın sonunda ona döndü. Çiçek toplamayı bitirmişti anlaşılan. Ona kısa bir bakış attıktan sonra bahçe kapısına doğru ilerledi. Aynı anda sordu:</p>
<p>“Evime mi gelmek istiyorsunuz?”</p>
<p>Charli heyecandan ne diyeceğini bilemedi. Midesi yanmaya, elleri titremeye başladı ama heyecanlanmak için henüz çok erkendi. Bu yüzden kendisini sakinleştirmeye çalışarak karşılık verdi.</p>
<p>“Şey, evet. Tabii sakıncası yoksa.”</p>
<p>“O zaman beni takip et.”</p>
<p>Kadın bahçe kapısından çıktı ve yürümeye başladı. Charli de hiç düşünmeden kadının peşine takıldı. Evinin kapısı açıktı, üzerinde pijama vardı ve ayakları çıplaktı ama bunların hiçbirine aldırmadı. Sadece o kadının peşinden gitmek istiyordu.</p>
<p>Kadınla beraber toprak yolda ilerlerlerken ikisi de hiç konuşmuyordu. Charli’de onu rahatsız etmemek için hiç konuşmadı.</p>
<p>Ormanlık alana girdiklerinde Charli heyecanlanmaya başladı. Acaba göl ve kulübe hâlâ orada mıydı?</p>
<p>Ormanlık alanı bitirdiklerinde Charli gözlerini kocaman açtı. Göl orada duruyordu. Tepedeki ay ışığında pırıl pırıl parlıyordu. Başını çevirdiğinde kulübeyi de gördü. O da yerinde duruyordu.</p>
<p>Charli kekeleyerek sordu:</p>
<p>“Ama... Ama nasıl olur? Bugün buraya geldiğimde ne göl vardı ne kulübe. Burası bataklıktı.”</p>
<p>“Burası bir göl.”</p>
<p>“Evet, görüyorum ama bugün gündüz geldiğimde buranın bir bataklık olduğuna yemin edebilirim.”</p>
<p>Kadın ona döndü. Yüzü karanlıkta görünmüyordu ama gözleri parlıyordu.</p>
<p>“Burası benim gölüm. Ben bu gölün kadınıyım.”</p>
<p>Kadın arkasını dönüp göle doğru birkaç adım attı. Charli hemen atıldı.</p>
<p>“Bekle, hava çok karanlık. Bu yaptığın tehlikeli.”</p>
<p>“Ne istiyorsun?”</p>
<p>Charli tereddütle cevapladı.</p>
<p>“Belki... Belki evine gideriz diye düşünmüştüm. Sakın yanlış anlama, ben sadece...”</p>
<p>Kadın ona bakmadan olduğu yerde karşılık verdi.</p>
<p>“Benim evim burası, bu göl.”</p>
<p>“İyi ama şimdi göle girip ne yapacaksın ki?”</p>
<p>“Bana âşık olduğunu biliyordum. Enerjini alıyorum. Eğer beni istiyorsan peşimden gel.”</p>
<p>“Nasıl?”</p>
<p>“Gelirsen görürsün. Ben seni korurum.”</p>
<p>Kadın göle doğru ilerlemeye devam etti. Suyun içine girdiğinde kolundaki sepeti suya bıraktı. Sepet ağır ağır uzaklaşırken kadın da gölün içinde yürümeye devam etti. Önce ayakları, sonra bacakları kayboldu.</p>
<p>Charli’de onun peşinden gittiğinde kadının artık yalnızca belinden yukarısı görünüyordu. Charli dikkatli adımlarla onun peşinden gidiyordu ama dengesini sağlamakta zorlanıyordu. Suyun buz gibi olduğunu düşünmüştü ama aksine su ılıktı. Harika hissetmesini sağlamıştı. Suyun yapısından mı, kadına olan aşkından mı bilinmez, şu an kendinden geçtiğini hissediyordu.</p>
<p>Hayatı boyunca şu anda olduğu gibi mutlu olduğunu hiç hatırlamıyordu. İçi kıpır kıpırdı. Tarif edilemez bir huzur içindeydi.</p>
<p>Kadının artık sadece başı görünüyordu. Saçları suyun üzerinde yüzüyordu. Başı da gözden kaybolduğunda Charli henüz beline kadar suyun içindeydi. Kadının nereye gittiğini anlamaya, onu bulmaya çalışıyordu.</p>
<p>O sırada bir çift el onun bacaklarını kavradı ve suyun içine çekti. Charli dengesini kaybedip suyun içine gömüldü.</p>
<p>Gözlerini açtığında suyun içinde korkunç, vahşi bir yaratık olduğunu gördü. Yaratık o kadar belirgindi ki karanlığa rağmen onu net bir şekilde görebiliyordu.</p>
<p>Âşık olduğu kadının peşinden gitmesinin sonu ölüm olacaktı çünkü ona kulübeyi satan kişinin söylemediği bir şey vardı. Bu bölge, gölde ölen bir kadının ruhunun sahip olduğu bir bölgeydi ve kendi bölgesine giren kadınları erkek, erkekleri ise kadın kılığına girerek kandırıyor, peşinden sürüklüyor ve yine kendi öldüğü gölde ölüme mahkûm ediyordu.</p>
<p>Charli’de onun son kurbanıydı.</p>
<p>Kim bilir, kendisinden sonra daha kaç kurbanı olacaktı?</p>
<p> </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BULUTLARDAN YANSIYAN KALP</title>
<link>https://fikirizleri.com/bulutlardan-yansiyan-kalp</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bulutlardan-yansiyan-kalp</guid>
<description><![CDATA[ Gökyüzünde beliren kalp biçimli bir bulutun ardından içine kapanık bir çocuğun doğaya yaptığı yolculuk ve bu yolculukta varlık, değişim ve içsel farkındalık üzerine geliştirdiği düşünsel dönüşüm anlatılır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a19709f2cdd1.webp" length="64814" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:01:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>bulut, gökyüzü, kalp, çocuk, doğa, yolculuk, farkındalık, değişim, içsel dönüşüm, felsefi hikâye, sembolik anlatım, kasaba, orman, su, varlık ve yokluk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bulutlardan Yansıyan Kalp<br>Gökyüzü o sabah, sanki gece boyunca içinde sakladığı bir duyguyu artık gizleyememiş gibiydi. Bulutlar<br>dağınık değildi; aksine, ağır ve anlamlı bir sessizlik içinde birbirine yaklaşmış, sonra yeniden<br>uzaklaşmışlardı. En yukarıda, rüzgârın ince dokunuşlarıyla şekillenmiş bir boşlukta, kalbi andıran bir<br>bulut duruyordu. Ne tamamen netti ne de tamamen kayboluyordu; sanki varlık ile yokluk arasında asılı<br>kalmış bir düşünceydi.<br>Vadinin içinde bir kasaba vardı. Taş evler, dar sokaklar, sabahları aynı saatlerde açılan kepenkler... Her<br>şey düzenliydi, ama bu düzenin içinde fark edilmeyen bir yorgunluk dolaşıyordu. İnsanlar gökyüzüne<br>bakmayı severdi, ama kısa süreliğine. Çünkü uzun bakışlar, sorular doğururdu; sorular ise çoğu zaman<br>ertelenen cevaplar demekti.<br>O sabah yine de herkes başını kaldırdı. Çünkü gökyüzü alışılmış gökyüzü değildi. Bulutların arasında<br>beliren o kalp biçimi, kimseye doğrudan bir şey söylemiyor ama herkese farklı bir şey hissettiriyordu.<br>Kimine göre rastlantıydı, kimine göre bir işaret, kimine göre ise sadece gökyüzünün geçici bir oyunu.<br>Kasabanın dışında doğa kendi sessizliğinde yaşıyordu. Ağaçlar birbirine değmeden büyüyor, otlar toprağı<br>sabırla örtüyor, böcekler görünmez bir düzen içinde ilerliyordu. Akarsu ise hiçbir şeyi aceleye<br>getirmiyordu; kayaların arasından geçerken bile yolunu zorlamıyor, sadece akıyordu. Su o kadar berraktı<br>ki, içine bakıldığında yalnızca yüzey değil, sanki zamanın kendisi görülüyordu.<br>Kasabanın kenarında bir çocuk yaşıyordu. Çok konuşmazdı. Konuştuğunda kelimeler sanki içinden değil<br>de uzak bir yerden düşer gibi olurdu. Onun dünyası insanların söylediklerinden çok, söylemedikleriyle<br>şekillenirdi. O sabah pencereyi açtığında yüzüne çarpan soğuk havayla birlikte gökyüzüne baktı ve<br>diğerlerinden farklı olarak bir şekil değil, bir çağrı hissetti.<br>Annesi mutfaktan seslendi: “Çok bakma, geç kalacaksın.” Babası çoktan çıkmıştı. Kasaba böyleydi;<br>zaman önemliydi ama anlam çoğu zaman ertelenirdi.<br>Çocuk ise gökyüzüne bakmaya devam etti.<br>Kalp biçimli bulut sabit değildi. Sanki bir düşünce gibi kendini sürekli yeniden kuruyor, sonra bozuyordu.<br>Ama tamamen kaybolmuyordu. Bu da onu garip bir şekilde kalıcı yapıyordu. Çocuk, ilk kez bir şeyin hem<br>değişip hem de yok olmadığını fark etti.<br>Kasabanın ötesinde, insanların “orada hiçbir şey yok” dediği bir yer vardı. Çocuk için ise orası “her şeyin<br>başladığı yer” gibiydi. Çünkü orada hiçbir şey açıklanmıyor, sadece yaşanıyordu.<br>O gün kimseye haber vermeden yürümeye başladı. Taş sokakları geride bırakıp toprak yola geçti. Yol<br>boyunca çiçekler açılıyor, böcekler havada ince çizgiler bırakıyor, kuşlar sanki ona yol gösterir gibi yön<br>değiştiriyordu. Doğa onu dışlamıyor ama tamamen de içine almıyordu; sadece izliyordu.<br>Ormana girdiğinde hava değişti. Kasabanın kuru düzeni geride kaldı, yerine nemli ve canlı bir sessizlik<br>geldi. Ağaçların gövdeleri yaşlıydı ama yorgun değildi; her biri zamanın içinden geçmiş ama kırılmamış<br>gibiydi. Çocuk bir ağaca dokunduğunda kabuğun sertliğini değil, içindeki sabrı hissetti.<br>Bir süre sonra akarsuya ulaştı. Su taşların üzerinden kayarken ses bile sanki yumuşamıştı. Eğilip<br>baktığında gökyüzünü suyun içinde gördü. Ve kalp biçimli bulut artık yalnızca yukarıda değil, aşağıdaydı<br>da. Aynı anda hem gökte hem suda vardı.<br>O an bir şeyi anlamaya başladı: Gökyüzü ile yer arasında kesin bir sınır yoktu. Bulutlar suya dönüşüyor,<br>su yeniden göğe yükseliyordu. Her şey birbirine karışıyor ama hiçbir şey yok olmuyordu.<br>Kasabada ise hayat aynı ritminde devam ediyordu. Fırınlar açılıyor, insanlar konuşuyor ama birbirini tam<br>duymuyordu. Gökyüzündeki o kalp konuşulmuş ama unutulmaya başlamıştı bile. Çünkü kasaba anlamdan<br>çok alışkanlıklarla yaşıyordu.<br>Çocuk ormanda ilerledikçe taşların bile bir düzen içinde durduğunu fark etti. Hiçbiri tek başına ayakta<br>değildi; hepsi birbirini tutarak var oluyordu. Bu, ona kasabanın yalnızlık üzerine kurulu düzenini</p>
<p>düşündürdü.<br>Gökyüzündeki kalp ise değişmeye devam ediyordu. Artık net bir şekil değildi. Bazen bir kuşa, bazen bir<br>yüze, bazen de sadece bir boşluğa benziyordu. Ama çocuk her baktığında aynı şeyi hissediyordu: Bir şey<br>anlatılıyordu ama kelime kullanılmıyordu.<br>Gün ilerledikçe ışık değişti, gölgeler uzadı. Orman daha derin bir sessizliğe büründü. Çocuk bir noktada<br>durdu; çünkü artık varmak ile yürümek arasındaki farkın silindiğini hissetti. Belki de ikisi aynı şeydi.<br>Akşam yaklaşırken gökyüzü ağırlaştı. Bulutlar inceldi, dağıldı, yeniden birleşti. Kalp biçimi artık belirgin<br>değildi ama tamamen de yok olmamıştı. Sanki gökyüzü bir düşünceyi bitirmemeye karar vermişti.<br>Çocuk kasabaya döndüğünde kimse ona bir şey sormadı. Belki fark etmediler, belki de sormanın gereksiz<br>olduğunu düşündüler. Ama çocuk artık aynı değildi. Çünkü bazı yolculuklar insanı dışarıdan değil,<br>içeriden değiştirirdi.<br>Gece kasabaya sessizlik çöktü. Evlerin ışıkları birer birer söndü. Doğa ise konuşmaya devam etti. Rüzgâr<br>ağaçların arasından geçerken tek bir kelimeyi tekrar ediyordu: devam.<br>Çocuk penceresinden gökyüzüne baktı. Kalp yoktu. Ama yokluk da bir varlık biçimiydi artık. Çünkü bazı<br>şeyler gözle değil, hatırlamayla görülüyordu.<br>O gece rüyasında su ile gökyüzü yer değiştirdi. Ağaçlar suyun içinde büyüyor, bulutlar toprağın içinden<br>yükseliyordu. Ve çocuk, zıtlıkların aslında olmadığını anladı.<br>Kasaba ile doğa, düzen ile özgürlük, hareket ile durgunluk... Hepsi aynı şeyin farklı hâlleriydi.<br>Sabah olduğunda gökyüzü yine sıradandı. Ama artık hiçbir şey tamamen aynı değildi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DAMDAKİ TALİP</title>
<link>https://fikirizleri.com/damdaki-talip</link>
<guid>https://fikirizleri.com/damdaki-talip</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Bazı insanlar büyük işler yaptıkları için değil, etraflarına neşe bıraktıkları için unutulmaz olurlar.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a22a26b999f4.webp" length="79608" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 18:11:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> DAMDAKİ TALİP </p>
<p>Anadolu'nun küçük bir köyünde, herkesin tanıdığı bir genç yaşardı adı Şaban. Köyün dar sokakları taşlarla döşeliydi. Bahar geldiğinde duvar diplerinde gelincikler açar, sabahları horoz sesleri birbirine karışır, akşamları tandır dumanı gökyüzüne yükselirdi. Şaban da işte bu köyün en ilginç insanlarından biriydi. Kötü bir huyu yoktu. Kimseyle kavga etmez, kimsenin kalbini kırmazdı. Ama öyle tuhaf alışkanlıkları vardı ki köylüler her sabah gözlerini açtıklarında onun yine neyin peşinde olduğunu merak ederlerdi. Bazı insanlar sabah kahvaltısından sonra bahçelerinde oturup çay içerken,  bazıları tarlaya gider, bazıları ise kahvehanenin yolunu tutardı. Şaban ise damlara çıkardı. Bir damdan ötekine, oradan bir başkasına geçer kiremitlerin üzerinde yürürken sanki yerde değil de gökyüzünde geziyormuş gibi görünürdü.  Bir sabah güneş daha yeni yükselirken köylüler uyandı. Altın renkli ışıklar evlerin duvarlarına vuruyor, serçeler çatılarda cıvıldıyordu.  Şaban ise çoktan üçüncü dama ulaşmış kollarını iki yana açmış, büyük bir ciddiyetle ilerliyordu.  O sırada aşağıdan geçen posta dağıtıcısı başını kaldırıp Şaban! Yine ne işin var damlarda? Diye gülümseyerek sordu.  Şaban durup ufka bakan bir kâşif edasıyla kısayoldan gidiyorum diye cevap verdi.   Nereye?Şaban omuz silkerek henüz karar vermedim dedi.  Postacı kahkahalarla atıp yoluna devam ederken bu konuşmayı duyan köy halkı artık böyle cevaplara alışmıştı. Öğleye doğru güneş yükselmiş, kiremitler ısınmıştı. Meydandaki çınar ağacının altında birkaç yaşlı sohbet ederken, çocuklar tozlu sokaklarda koşuşturuyordu.   Şaban ise yine bir damın üzerinde önüne eski püskü cebinden çıkardığı bir avuç bozuk para dökmüş oturuyordu. Paralar güneş ışığında parlıyor, kiremitlerin üzerinde küçük gümüş balıklar gibi ışıldıyordu. Şaban büyük bir dikkatle. Bir lira... İki lira... Üç lira... Sayıyordu Sonra kaşlarını çatıp durdu. Ve tekrar baştan.  Bir lira... İki lira... Üç lira... Saymaya başladı.  Aşağıdan geçen Muzaffer amca merakla oğlum Şaban kaçıncı sayışın bu? Diye seslendi. Şaban hiç başını kaldırmadan. Altıncı dedi.     Sonuç değişiyor mu?    Şimdilik hayır ama belli olmaz.    Muzaffer amca gülmekten ayakta duramayıp bastonuna yaslanıyordu. o sırada karşı damda oturan yaşlı Melahat teyze örgüsünü bırakıp Şaban, neyin peşindesin sen evladım? Diye bağırdı. Şaban ağır ağır ayağa kalktı. Rüzgâr gömleğinin eteklerini hafifçe savuruyordu. Sanki köy meydanında büyük bir konuşma yapacakmış gibi derin bir nefes aldı. Sonra yüksek sesle</p>
<p>Damdan dama atlarım,  Bozuk para sayarım, Beni everin komşular, Kızınızı severim! Diye mani söylemeye başladı. </p>
<p>Köyde bir anlık sessizlik olmuştu. Sonra meydandaki herkes aynı anda kahkahayı patlattı. Kadınlar gülerken başörtülerini düzeltiyor, yaşlılar dizlerine vuruyor, çocuklar ne olduğunu anlamasalar bile büyüklerin gülüşüne eşlik ediyordu. En çok da dört kız babası olan Nihat amca gülüyordu. Gözlerinden yaşlar gelmişti.  Ulan Şaban! Bu nasıl evlenme teklifi? Şaban gayet ciddi bir şekilde. Modern yöntem amca. Bunun neresi modern? Mektup yazmıyorum ya. Bu cevap üzerine kahkahalar daha da yükselmişti.  Nihat amca nefes almakta zorlanacak kadar gülüyordu. Şaban ise aldığı ilgiden memnun görünüyor göğsünü kabartıyordu. Sonra bir sonraki dama geçti. Ardından bir sonrakine. Sonra bir sonrakine... Sanki bütün köyün çatıları onun için yapılmıştı. Fakat üçüncü atlayışında ayağı gevşek bir kiremite denk gelince kiremit yerinden oynadı.  Bir çıtırtıyla Şaban'ın dengesi bozulurken kolları havada savruldu. Aşağıdaki herkes bir anda ayağa fırlayarak düşüyor!  Aman dikkat! Tutun bir yere! Diye bağrışmaya başladı. Şaban hızla aşağı kayarken son anda bacaya sarıldı. Yarısı havada, yarısı damın kenarında asılı dururken Rüzgâr gömleğini şişiriyor, ayakları boşlukta sallanıyordu. Ama yüzündeki ifade hâlâ sakin hatta biraz gururluydu. Aşağıdan biri Şaban! İyi misin? Diye bağırdı.  İyiyim! Diye cevapladı.  Nasıl iyi oluyorsun? Tövbe tövbe diye seslinirken adam. Şaban araştırma yapıyorum! Dedi. Neyin araştırmasını?  Şaban boğazını temizledi ve  havada sallanırken bile ciddi bir ses tonuyla evlilik yolunda engeller olur! Diye cevap verdi.   Önce aşağı in!  Önce bir söz alın! Bu söz üzerine meydandaki kahkahalar yeniden yükselmiş  yaşlılar gülmekten iki büklüm olmuştu. Çocuklar ise "Önce söz alın!" diye birbirlerine bağırarak koşuşturuyordu.  Nihayet birkaç komşu merdiven getirip Şaban'ı aşağı indirdi. Şaban yere basar basmaz üstündeki tozu silkeleyerek  sanki hiçbir şey olmamış gibi cebindeki bozuk paraları kontrol ederek heh tamam dedi. Ne tamam?   Hepsi duruyor. Köylüler gülmeye devam ediyordu. Ve günün sonunda Şaban ne evlendi ne de damlardan inmeyi bıraktı. Ama o gün söylediği mani köyün hafızasına kazındı. Aradan yıllar geçti çocuklar büyüdü. Eski evlerin bazıları yıkılıp yeni damlar yapıldı. Fakat biri köyde alışılmadık bir işe kalkıştığında, yaşlılar o zanı bilenler hâlâ gülümseyerek aman dikkat edin... Şaban gibi damdan dama atlayıp bozuk para saymaya başlamasın! Diye söylerlerdi. Ve Şaban, köy tarihine yalnızca bir delikanlı olarak değil, damların üstünden türkü söyler gibi kız isteyen o neşeli talip olarak geçti. Köy onu her hatırladığında yüzlerde istemsiz bir tebessüm belirirdi. Çünkü bazı insanlar büyük işler yaptıkları için değil, etraflarına neşe bıraktıkları için unutulmaz olurlar. Şaban da onlardan biriydi.</p>
<p>           </p>
<p>             DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :İlayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MEYDAN İLE ORMAN ARASINDA</title>
<link>https://fikirizleri.com/meydan-ile-orman-arasinda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/meydan-ile-orman-arasinda</guid>
<description><![CDATA[ Meydanın gürültülü ve hızlı yaşamı ile ormanın sakin ve doğal dünyası arasında kalan üç çocuk—Defne, Pınar ve Toprak’ın—doğayı keşfetme yolculuğunu anlatan bu hikâye, kasabanın unuttuğu dengeyi yeniden hatırlamasını konu alır. Çocuk edebiyatı türünde yazılmış bu eser, doğa ve şehir yaşamı arasındaki farkı çocukların gözünden ele alır; orman ve meydan metaforları üzerinden çevre bilinci, keşif ve dayanışma temalarını işler. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a1ff97745d6d.webp" length="40988" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 18:04:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Umran Tezcan</dc:creator>
<media:keywords>çocuk hikâyesi, doğa, orman, meydan, kasaba, çevre bilinci, Defne, Pınar, Toprak, akarsu, şelale, ağaçlar, ekosistem, dostluk, keşif, edebi hikâye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h2><strong><span style="color: black; mso-themecolor: text1; mso-bidi-font-weight: normal;">MEYDAN İLE ORMAN ARASINDA</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; color: black; mso-themecolor: text1;"><o:p></o:p></span></h2>
<p>Kasabanın iki yüzü vardı. Biri, geniş taşlarla döşenmiş ve ortasında eski bir saat kulesi yükselen meydandı. Diğeri ise kasabanın hemen dışında başlayan ormandı; ağaçların gökyüzüne doğru sessizce yükseldiği, rüzgârın yapraklarla konuştuğu, suyun taşların arasından berrak bir şarkı gibi aktığı bambaşka bir dünya.</p>
<p>Meydan sabahları sert seslerle uyanırdı. Taşlara vuran ayak sesleri, aceleyle konuşan insanlar, uzaklardan gelen motor gürültüleri… Herkes bir yerlere yetişme telaşındaydı; çoğu, etrafına bakmayı unuturdu. Saat kulesi ise hiç durmadan zamanı hatırlatırdı: “Geç kalıyorsun… Geç kalıyorsun…”</p>
<p>Oysa kasabanın diğer ucunda, ormanda zaman başka bir ritimde akardı. Orada saat yoktu; kuşların ezgisi, suyun sesi ve rüzgârın fısıltısı vardı. Ağaçlar birbirine yaslanır gibi büyür, çiçekler güneşe yönelir, akarsular taşların üzerinden durmaksızın ilerlerdi. Şelaleler, uzaklardan duyulan bir ninni gibi ormanı doldururdu.</p>
<p>Bu kasabada üç çocuk vardı: <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Defne, Pınar ve Toprak.</span></strong></p>
<p>Defne sessizdi; fakat ayrıntıları herkesten önce fark ederdi.<br>Pınar meraklıydı; her şeyin nedenini öğrenmek ister, sorularla dünyayı anlamaya çalışırdı.<br>Toprak ise sakindi; hem koşmayı severdi hem de bir ağacın altında uzun uzun düşünmeyi.</p>
<p>Üçü, okul çıkışlarında aynı yöne bakardı: ormana.</p>
<p>Bir gün yine birlikte ormanın kenarına geldiler. Meydanın gürültüsü arkalarında kalmıştı. Ormana adım attıklarında hava değişti; sanki dünya bir anda yumuşadı, sessizleşti.</p>
<p>Pınar derin bir nefes aldı.<br>“Burada hava bile farklı kokuyor,” dedi.</p>
<p>Toprak başını hafifçe salladı.<br>“Taşlar bile daha sakin burada.”</p>
<p>Defne yere eğildi. Küçük bir çiçeğin rüzgârla eğilişini izliyordu.<br>“Hiçbir şey acele etmiyor,” dedi.</p>
<p>Ormanın içine ilerledikçe sesler değişti. Yaprakların hışırtısı, böceklerin ince uğultusu ve kuşların ritmi onları karşıladı. Bir akarsuya ulaştıklarında Pınar hemen eğildi. Su o kadar berraktı ki taşların desenleri bile görünüyordu.</p>
<p>“Bu su sanki yaşıyor,” dedi Pınar.</p>
<p>Toprak elini suya değdirdi.<br>“Soğuk… ama huzurlu. İnsan burada yorulmaz.”</p>
<p>Defne uzun süre suyu izledi. Sanki su, kelimesiz bir şey anlatıyordu.</p>
<p>O gün ilerlediklerinde yaralı bir serçe buldular. Bir dalın altında titriyordu.</p>
<p>Pınar hemen eğildi.<br>“Kanadı yaralı…”</p>
<p>Toprak çevresine baktı.<br>“Belki de rüzgâr çok sertti.”</p>
<p>Defne serçeyi dikkatle avuçlarına aldı.<br>“Onu burada bırakmayalım.”</p>
<p>Birlikte küçük bir sığınak yaptılar. Pınar su getirdi, Toprak taşlarla korunak oluşturdu, Defne ise sessizce serçenin yanında kaldı.</p>
<p>O andan sonra orman, o küçük canlıya ve onlara kucak açmıştı.</p>
<p>Günler geçtikçe çocuklar ormana daha sık gitmeye başladı. Her gidişlerinde yeni bir şey öğreniyorlardı: ağaçların sabrını, suyun yol bulma gücünü, toprağın sessiz dayanışmasını…</p>
<p>Pınar sürekli soruyordu:<br>“Bir ağaç nasıl bu kadar uzun yaşayabiliyor?”</p>
<p>Toprak yanıtlıyordu:<br>“Çünkü acele etmiyor.”</p>
<p>Defne ise çoğu zaman sadece dinliyordu. Çünkü orman, kelimelerle değil, hissedilerek anlaşılıyordu.</p>
<p>Meydan ise değişmiyordu. İnsanlar hızla yürümeye devam ediyor, gökyüzüne bakmayı unutuyordu. Kuş sesleri, gürültünün içinde kayboluyordu.</p>
<p>Bir gün yaşlı bir adam şöyle dedi:<br>“Eskiden bu kasaba da orman gibiydi.”</p>
<p>Ama kimse tam olarak dinlemedi.</p>
<p>Yaz yaklaşırken kasabada bir şeyler değişmeye başladı. Yağmurlar azaldı, su kaynakları çekildi, toprak sertleşti. Meydandaki çiçekler soldu. İnsanlar endişelendi; fakat ne yapacaklarını bilmiyorlardı.</p>
<p>Defne, Pınar ve Toprak o gün ormana gittiler. Orman ise hâlâ canlıydı. Ağaçlar gölge veriyor, sular akıyor, kuşlar uçuyordu.</p>
<p>Pınar şaşkınlıkla konuştu:<br>“Kasaba susuzken burası nasıl böyle canlı kalabiliyor?”</p>
<p>Toprak düşündü:<br>“Demek ki bir şeyler eksilmiş.”</p>
<p>Defne gözlerini kapattı. Orman ona sessiz bir cevap veriyordu.</p>
<p>O gün bir karar verdiler: Kasabaya dönüp gerçeği anlatacaklardı.</p>
<p>Meydana geldiklerinde herkes telaş içindeydi. Defne bir taşın üzerine çıktı.</p>
<p>“Ormanda su var,” dedi. “Temiz, berrak ve canlı.”</p>
<p>İlk anda kimse inanmadı. Bazıları güldü, bazıları şüpheyle baktı.</p>
<p>Pınar öne çıktı:<br>“Biz gördük. Orman yaşıyor.”</p>
<p>Toprak sakin bir sesle ekledi:<br>“Belki de kasaba, unuttuğu bir şeyi hatırlamalı.”</p>
<p>Zamanla su azaldıkça insanlar başka çare bulamadı. Sonunda çocukların peşinden gitmeye karar verdiler.</p>
<p>Ormanın sınırına vardıklarında hava değişti. Serinlik yüzlerine dokundu. Kuş sesleri yakından duyuluyordu.</p>
<p>Bir kadın fısıldadı:<br>“Bu… gerçek olabilir mi?”</p>
<p>Bir adam suya eğildi.<br>“Böyle bir su gerçekten var mı?”</p>
<p>Çocuklar gülümsedi. Onlar için orman hep gerçekti.</p>
<p>Orman kimseyi reddetmedi; gelen herkesi kabul etti.</p>
<p>Zamanla kasaba değişmeye başladı. Meydandaki taşların arasına çiçekler ekildi. İnsanlar daha yavaş yürümeyi öğrendi. Gökyüzüne bakmayı, kuşları dinlemeyi hatırladı.</p>
<p>Defne, Pınar ve Toprak artık yalnızca ormanı keşfeden çocuklar değil, kasaba ile doğa arasında bir köprüye dönüşmüştü.</p>
<p>Bir gün meydanda birlikte otururken Pınar sessizce söyledi:<br>“Artık burası daha farklı.”</p>
<p>Toprak gökyüzüne baktı.<br>“Ormanla meydan aslında ayrı değilmiş.”</p>
<p>Defne yavaşça ekledi:<br>“Sadece birbirini unutan iki parça gibiymiş.”</p>
<p>Ve kasaba artık iki ayrı dünya değil, tek bir yaşamın parçasıydı. Meydanın düzeni ile ormanın özgürlüğü aynı nefeste buluşmuştu.</p>
<p>Çünkü sonunda herkes şunu anlamıştı:<br>Doğa bir yer değil, bir yaşam biçimiydi. Ve insan, o yaşamın tam içindeydi.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YOL SANDIĞINDAN DAHA YAKINDI</title>
<link>https://fikirizleri.com/yol-sandigindan-daha-yakindi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yol-sandigindan-daha-yakindi</guid>
<description><![CDATA[ Bir gencin hakikati ararken çıktığı yolculuk, ona  cevaplardan çok kendini tanımayı öğretir. Çünkü bazen insanın aradığı şey , en başından beri  kalbindedir. Ve yol sandığından daha yakındır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a1bdc193fb02.webp" length="61964" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 16:04:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“YOL SANDIĞINDAN DAHA YAKINDI ”</p>
<p>Anadolu’nun kalbinde, rüzgârın buğday başaklarıyla konuştuğu, geceleri göğün yıldızlarla dantel gibi işlendiği eski bir köy vardı. Bu köy, haritalarda küçük bir nokta gibi görünürdü ama gönül haritasında koca bir âlemdi. İnsanları sade, toprağı bereketli, hikâyeleri ise yüzyılların süzgecinden geçmiş kadar derindi.  Köyün en yaşlısı, herkesin “Derviş Dede” dediği bir adamdı. Sakalları ak, gözleri ise hâlâ çocuk gibi berraktı. O, akşamları köy meydanındaki eski dut ağacının altında oturur, gençlere ve meraklı çocuklara hikâyeler anlatırdı. Herkes de merak ve heyecanla dinlerdi çünkü onun anlattıkları sadece hikâye değildi; içinde yol vardı, iz vardı, sır vardı.</p>
<p>Bir gün, köyün en meraklı genci olan Aziz, Derviş Dede’nin yanına geldi. Gözlerinde hem bir arayış hem de hafif bir huzursuzluk vardı.Son zamanlarda Aziz'in içi daralıyordu. Tarlada çalışırken bile düşüncelere dalıyor, geceleri uyumadan önce gökyüzüne bakıp kendine sorular soruyordu. Herkes bir şey söylüyor ama hiçbiri içindeki boşluğu doldurmuyordu.</p>
<p>“Dede,” dedi, “İnsan kendini nasıl bulur? Herkes bir şey söylüyor ama ben hangisinin doğru olduğunu bilmiyorum.”</p>
<p>Derviş Dede hafifçe gülümseyerek “Evlat,” dedi, “Bu yol tek başına yürünmez. Gel, sana bir hikâye anlatayım. Ama dikkatle dinle… Çünkü bu hikâye, aslında senin hikâyen.”</p>
<p>Ve anlatmaya başladı.</p>
<p>Vakti zamanında, yine bu topraklarda yaşayan bir genç vardı. Adı Yunus’tu. Gönlü dar, aklı karışıktı. Bir gün, içindeki sıkıntıya dayanamadı ve yola düştü. “Hakikat nedir?” diye sora sora yürüdü.</p>
<p>İlk karşısına çıkan, dağların eteklerinde yaşayan bir erendi. Üzerinde eski bir aba, elinde bir değnek vardı. Ama yüzünde öyle bir huzur vardı ki, bakanın içi ferahlardı.                                                  “Ne ararsın evlat?” diye sordu eren. Yunus, “Gerçeği,” dedi. “Kendimi, Rabbimi, yolu…” Eren, yere bir taş koydu. “Bu taş ne?” dedi. “Taş,” dedi Yunus.  Eren başını salladı. “Gördüğün sadece şekli. İçine bakmayı öğrenmeden hakikati bulamazsın.”  Sonra onu yoluna uğurladı.  Yunus yürümeye devam etti. Günler geçti, geceler geçti. </p>
<p>Karşısına yeni insanlar çıktı, yeni sözler duydu. Ama içindeki düğüm çözülmüyordu.</p>
<p>Bir akşam vakti yağmur bastırdı. Issız bir kayanın altına sığındı. Üzerindeki elbiseler ıslanmış, ayakları yara olmuştu.</p>
<p>Başını dizlerinin arasına alarak.</p>
<p>“Belki de yanlış yoldayım,” diye düşündü. “Belki de aradığım şey hiç yok.”</p>
<p>İlk kez geri dönmeyi düşündü.</p>
<p>Tam o sırada yağmurun sesi arasında küçük bir kuşun ötüşünü duydu. Karanlığın içinde bile şarkı söyleyen o küçücük canlı, ona tuhaf bir şekilde umut verdi.</p>
<p>O gece anladı ki bazen yol, cevapları vermeden önce sabrı öğretirdi.</p>
<p>Bir gece rüyasında nur yüzlü insanlar gördü. Onların yüzlerinde hem hüzün hem de sonsuz bir merhamet vardı. Birinin bakışı sanki “Sevmeden bilemezsin” diyordu.</p>
<p>Uyandığında kalbi yumuşamıştı.</p>
<p>Artık yolda karşılaştığı her insana farklı bakıyordu. Eskiden görmediği şeyleri görmeye başlamıştı. Bir yaşlının duasında sabrı, bir çocuğun gülüşünde saflığı, bir annenin gözlerinde ise sınırsız sevgiyi fark etti.</p>
<p>Bir gün, bir köyde bir ozanla karşılaştı. Ozan, sazını dizine almış, ağır ağır çalıyordu. Tellerden dökülen ses, sanki kalbinin diline tercüman oluyordu.</p>
<p>Yunus yanına oturdu. </p>
<p>“Bu neyin türküsü?” diye sordu.</p>
<p>Ozan gülümsedi.</p>
<p>“Bu, ayrılığın türküsü… Ama içinde kavuşma da var.”</p>
<p>“Nasıl olur?” dedi Yunus. Sonra sazını eline aldı.</p>
<p>Tellerden yükselen ezgi, akşamın sessizliğine karıştı.</p>
<p>Türküde gurbet vardı, hasret vardı, kavuşamayanların gözyaşı vardı. Ama bütün o hüzne rağmen derinlerde bir umut da hissediliyordu.</p>
<p>Türkü bittiğinde Yunus'un gözleri dolmuştu.</p>
<p>“Bu türkü neden bu kadar hüzünlü?” diye sordu.</p>
<p>Ozan gülümsedi.Ozan konuşurken parmakları farkında olmadan sazın tellerinde dolaşıyor, her cümlesinden sonra tek bir nota bırakıyordu geceye. “Çünkü" dedi "İnsan en çok sevdiğini özler. Özlem olmayan yerde sevginin değeri bilinmez.”</p>
<p>Ozan sazın telini hafifçe çekti.</p>
<p>“Her ayrılık, aslında bir davettir. İnsan sevdiğinden ayrı düşmeden, onun kıymetini tam bilemez.” Ardından “Sevgi, yolun kendisidir. Yolun sonu değil.” diyerek ekledi. </p>
<p>Yunus artık anlamaya başlamıştı. Yol dışarıda değil, içindeydi. Aradığı şey uzaklarda değil, kalbindeydi.</p>
<p>Ama yine de bir eksiklik hissediyordu.</p>
<p>Bir gece, yıldızların altında otururken içinden “Ben artık biliyorum gibi hissediyorum ama hâlâ tamam değilim” dedi. </p>
<p>Yıllardır yürümüş, nice söz işitmişti. Bazı günler hakikate yaklaştığını hissediyor, bazı günler ise başladığı yere döndüğünü sanıyordu. O gece yıldızların altında otururken ilk kez bildiklerine değil, bilmediklerine baktı. İşte tam o anda kalbine bir sıcaklık yayıldı... Sanki görünmeyen bir el, yüreğine dokundu ve bir ses</p>
<p>“Bilmek yetmez. Olmak gerekir.” dedi. Yunus sevginin sadece konuşulmayacağını, yaşanması gerektiğini anladı. Merhamet sadece düşünülmez, gösterilirdi. Hakikat sadece aranmaz, içinde yeşertilirdi.</p>
<p>Yıllar sonra Yunus köyüne döndü. Ama artık o eski Yunus değildi. Gözlerinde derinlik, sözlerinde yumuşaklık vardı.</p>
<p>Kimseye “Ben buldum” demedi. Fakat yanında oturan herkes bir şeyler buluyordu onda. </p>
<p>Çünkü o artık anlatmıyordu; yaşatıyordu.</p>
<p>Derviş Dede hikâyeyi burada bitirdi. Gece iyice çökmüş, yıldızlar gökyüzünü doldurmuştu. Aziz sessizce oturuyordu.Son günlerde zihnini meşgul eden sorular birer birer geçti gözlerinin önünden. Aslında cevapların hepsini bulmuş değildi. Hâlâ anlamadığı şeyler vardı.</p>
<p>Ama ilk kez bundan korkmuyordu.</p>
<p>Çünkü arayışın da cevabın bir parçası olduğunu hissetmişti.</p>
<p>İçindeki boşluk tamamen dolmamıştı belki fakat artık o boşluğu bir düşman gibi görmüyordu. Onu yürümeye çağıran sessiz bir davet gibi hissediyordu. </p>
<p>“Dede…” dedi sonunda, “Ben de o yola çıkmalı mıyım?”</p>
<p>Derviş Dede elini Aziz'in omzuna koyarak, “Evlat,” dedi, “Sen zaten o yoldasın.” Aziz şaşırdı.</p>
<p>“Nasıl yani?”</p>
<p>Derviş Dede dut ağacını işaret etti, toprağı, gökyüzünü…</p>
<p>“Aramakla başladın ya… işte yol orada başladı.”</p>
<p>Aziz derin bir nefes alırken</p>
<p> başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Aynı yıldızlar yıllardır oradaydı. Aynı köy, aynı dut ağacı, aynı gece... Ama sanki bakan göz değişmişti. Bütün yolculuk bunun içindi. İnsan bir yere varmak için değil, görmeyi öğrenmek için yürürdü. Aziz gülümsedi.</p>
<p>Çünkü yol... Sandığından daha yakındı. İçindeki sıkıntı yerini garip bir huzura bırakmıştı.Yolun uzak dağların ardında olmadığını ilk kez hissetti.</p>
<p>Belki de aradığı cevaplar çoktan yanı başındaydı.Belki de insan bazen bir yere varmak için değil, görmeyi öğrenmek için yürürdü.</p>
<p>O gece ilk defa yıldızlara bakarken yalnız olmadığını hissetti. Ve yol, sandığından daha yakındı.</p>
<p></p>
<p>                DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YALIN KAT BİR TESELLİ </title>
<link>https://fikirizleri.com/oeyku</link>
<guid>https://fikirizleri.com/oeyku</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69dbc9529a55d.webp" length="61160" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 16:01:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nilgün Erdem</dc:creator>
<media:keywords>deniz balıkçı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="983689278" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{3}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">                                       YALIN KAT BİR TESELLİ</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="955165667" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{6}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Mert arabayı deniz kenarında toprak yola doğru çevirdi. Arabanın tekerlekleri yolda ilerledikçe ezilen taşların sesi arabanın içine doluyordu.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Hemen önündeki<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">çıkıntıyı s</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">onradan fark etti. O çıkıntı olmasa neredeyse kumlara, hatta denize kadar gidecekti. Karşısında pembe mor renkleriyle bezenmiş deniz, usul<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">usul</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>akşamı bağrında hapsetmişti.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Poseidon</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>sakindi bugün. Gayri ihtiyari saatine baktı. Üç saattir araba kullanmıştı demek.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">P</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">lansız<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">Poyrazköy</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">’</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">de</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>bulmuştu</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>kendini</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Hiçbir yere sığamıyordu</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>Göğsüne bir öküz oturmuştu sanki. Ezdikçe eziyordu tüm göğüs kafesini. Arabadan inip kollarını iki yana açıp derin nefesler almaya başladı. Yok. Yetmiyordu. Bu nefis manzara, bu sakinlik, akşamın bu güzel saatleri, başka bir insanı rahatlatırdı belki ama yok işe yaramamıştı. İnsanın içinde boran varsa dışarısının güzelliği fayda etmiyordu. Balıkçılar teknelerinde çalışıyorlardı. Gece balığa çıkacakları için hazırlık yapıyorlardı. Biraz<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">ilerdeki</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>restoranın çalışanları masaları geceye hazırlıyorlardı. Hayat akıyordu. Kravatını hırsla çıkarıp araba</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">nın<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">içine<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">attı.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">M</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">akosenlerini</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>çoraplarını da çıkardı.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Bir elinde ayakkabıları</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>öteki eliyle de c</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">eketini omuzunun üzerinden aşağı sarkıtıp sahil boyunca yürümeye başladı. Yürüdükçe dalgaların belli belirsiz, sadece alışkanlıktan kumlara vurduğu yere geldiğinde durdu. Paçalarını sıyırma zahmetine girmedi. Biraz daha ilerledi. Artık neredeyse dizlerine geliyordu su. Özel dikim pantolonuna baktı. Gülmeye başladı. Şurada bir güzel sıyırsa ne güzel olurdu. Her şeyi unutsa, tertemiz bir kafa</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">…</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>Biraz daha ilerde eski püskü, boyası dökülmüş, ahşabı kırık dökük kayıktan hallice bir tekne gördü. Ayakları onu oraya doğru götürmeye başladı. İşte tam da bu diye düşündü. Böyle sağlam sıyırsa kurtulurdu belki içindeki o öküzden. Teknenin yanına geldiğinde içindeki adam dikkatini çekti. Saçı sakalı ağarmış, üstünde kirli, buruşuk kareli bir gömlek, ayağında ne kumaşı olduğunu çözemediği bir pantolon vardı.</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Bembeyaz saçları dağınık, birbirine karışmıştı</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Yüzünde</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">ki sakalları yılların eskimişliğini<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">anlatıyordu adeta.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Ama asıl dikkatini çeken şey yaşlı adamın eski bir sandığın üzerine serdiği gazete kağıdının üzerindeki çilingir sofrasıydı. Peynir, domates bir de kavun vardı masada. Eski sırları dökülmüş bakır bir kaptaydı hepsi. Çay bardağın</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">daki<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">rakının</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>suyunu ayarlıyordu. Öyle özenmişti ki</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">. İ</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">yice yaklaştı. Tam ihtiyacım olan ortam diye geçirdi içinden. Yaşlı adam da fark etmişti onu. Dudağının bir ucu yukarı kıvrıldı.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Sigaradan sararmış</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>eksik dişli ağzından anlayamadığı mırıltılar yükseliyordu.</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Oturduğu yerin kenarındaki mukavva kutudan bir çay bardağı daha çıkardı. Ama Mert’e hiç bakmıyordu. Dayanamadı Mert. “Selamünaleyküm kaptan.” “</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">ve</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>aleyküm selam” diye cevap verdi karşısındaki yaşlı adam. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="927268673" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{8}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Afiyet olsun. Müsaade var mı” diye sordu. Ama aslında<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">adamın çıkardığı</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>ikinci bardakla izni kopardığını anlamıştı. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1828792229" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{10}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Buyur beraber olsun bakalım” derken<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">onun da</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>bardağını doldurmuştu çoktan. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1616561734" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{12}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Eyvallah” diyerek tekneye çıkıp sofranın diğer ucuna yerleşmişti. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="360006521" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{14}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">şu</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>kenarda battaniye var. İstersen ser öyle otur. Pantolonun kirlenir demedi deme.”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1319779543" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{16}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8"><span> </span>Boş</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">ver</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>kaptan</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">, iyi böyle.”<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">C</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">eketi teknenin kenarına atıvermişti. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1944908716" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{18}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Yaşlı adam rakı bardağını uzattı. “Al bakalım. İhtiyacın var belli. Ama bak şimdiden<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">söyliyim</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">. Bu senin</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>bildiklerine<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">benzemez</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">. Çarpar ada</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">m</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">ı.”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1682766100" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{20}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Niye bilmeyeyim ki? Bilirim elbet.”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="2013031980" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{22}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Valla façan sağlam. Belli kalantor birisin. Ben diyeyim de…”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="706444321" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{24}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Yok be kaptan… Boş</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">ver<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">yaa</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">. Hadi<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">şerefe”  kadehini</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">çoktan<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">havaya kaldırmıştı Mert. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="2071320684" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{26}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Yaşlı adam</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>karşılıksız bırakmadı</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">.<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">“ Hadi</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>bakalım öyle olsun. Şerefe”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1929162918" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{28}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Mert yudumladığı beyaz sıvı midesine<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">doğru kayarken</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>gözlerini kapadı. Sanki içindeki ateşi daha mı harlamıştı</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>ne</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">. Bir yudum daha aldı. Adamın sözleriyle daldığı yerden uyandı. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1662113178" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{30}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">hoop</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">hoop</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">. Bu meret öyle içilmez. Su iç.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Şuradan</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>bir şeyler at ağzına. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1044141102" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{32}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Gerçekten boğazını yakmıştı. Önce sudan yudumladı sonra ağzına peynir attı. Köprünün rengarenk yanan ışıklarına takıldı gözleri. Batan güneş artık kıpkırmızıydı. Tam ufukta kaybolmak üzereydi. Biraz<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">ilerideki</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>restorandan canlı bir<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">ud</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>taksi</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">mi</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>geliyordu. Gözleri doldu. Rakıdan mıydı ki? öyle<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">efkarlı</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>bir ezgiydi ki.<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">ya</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>da ona öyle gelmişti. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="729169250" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{34}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">biliyor</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>musun<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">kaptan<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">çok şanslısın. Her gece böyle bir ortam, müzik, deniz, ışıklar. Ne<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">deyim</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">? Gerçi sen alışkınsındır ama…”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1914541521" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{36}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Kafasını salladı, güldü yaşlı adam.<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">“ Bak</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>evlat benim adım Hüsnü. Bana kaptan deyip de durma. O eskidendi. Kiminle içtiğini biliyorsun şimdi de bir de neye içtiğini de hele bakayım. Belli ki derdin var. “</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1946770463" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{38}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">var</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>ya Hüsnü baba. Ben de dertten başka bir şey yok zaten.”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="639636061" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{40}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Bir adamı böyle içiren kesin bir kadındır. Hiç şaşmadı şimdiye kadar.”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="929911405" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{42}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Bir olsa iyi…” </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="2013263069" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{44}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">oooo</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">, alengirli işler diyorsun.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="828487488" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{47}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">öyle</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">…” diyerek elindeki alyansı çevirdi parmağında. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="213899919" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{49}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Evlat, rakı masasında sessizlik olmaz. Anlat hele.”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="925916746" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{51}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Neyi anlatayım? Tam bir çıkmazdayım. Evliyim ben. On sene oldu. İlk beş senede iki de çocuk. Zaman su gibi aktı geçti. Hiç anlamadan. Sonra her şey sıradan olmaya başladı git gide. Bildiğin evlilik işte. Yanlış anlama aşk evliliğiydi bizimkisi. Ne oldu ne değişti de aynı evin içinde iki yabancı olduk, hala anlamış değilim. İkimiz de suçluyuz aslında. O çocuklara verdi tüm ilgisini ben işe.”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1436425092" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{53}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Yaşlı adama bakmıyordu anlatırken. Korkuyordu içten içe. Bu yabancı yaşlı adam ya onu suçlarsa, pislik gibi bakarsa diye. Halbuki o bakışlarını yanına yanaşan kediye çevirmiş, usul<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">usul</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>tüylerini okşuyordu. İnsan zihnini susturamayınca herkesi kendi gibi biliyordu. Yine de devam etti. Artık başlamıştı. Sonuna kadar gidecekti. Kimseye anlatamadığı<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">her şeyi</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>ortaya dökecekti bu akşam.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="764575898" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{55}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“İşte tam da bu zamanlarda tanıştım onunla. İş yaptığımız bir şirketin halkla ilişkiler müdürüydü. Çok güzeldi be Hüsnü baba. Akıllı, alımlı, neşeli, güçlü. Çarpılmıştım resmen. Önceleri uzak durdum. Şirket yönetiyorum. Bir ağırlığım var diye düşünüyordum. Ama her<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">gün bir duvarımı yıktı. Sonra duvar falan kalmadı tabii. Çoktan kapılmıştım. Anlarsın işte. Anlıyordu beni. Aynı dili konuşuyorduk. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz o kadar uyumluydu ki.<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">gözüm</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>kör olmuştu adeta. Beni sıkmıyordu, daraltmıyordu. Evli olduğumu bildiği halde dile getirmiyordu. Hep güler yüzlüydü. Heyecan gelmişti hayatıma. Tabii eve geç gitmeler başladı, şehir dışı, ülke dışı seyahatler çoğaldı. Eve gitmek bile istemiyordum. Ne<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">evi,</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>ne eşimi ne çocukları gözüm görüyordu. Tüm dünyam olmuştu.”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="259256058" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{57}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Hem anlatıyor hem de kendine hayret ediyordu bir yandan.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Meğer ne konuşasım, anlatasım varmış” diye geçirdi içinden.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Belki de yabancı birine anlatıp rahatlamaktı<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">istediği.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Rakısından büyük bir yudum alıp, d</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">evam etti.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1750888993" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{59}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Ama böyle gitmedi tabii. Bir zaman sonra sular bulanmaya başladı. Artık yetmiyordu ona ayırdığım vakit. Daha fazlasını istemeye başladı. O<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">güler yüzlü</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>kadın gitti her gün söylenen,<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">hiçbir şeyi beğenmeyen</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">, isteklerinin sonu gelmeyen kıskanç</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">birine dönüştü. Küsüyordu, günlerce konuşmuyordu. Böyle olunca artık her iki tarafa da yalanlar söylemeye başladım. Eve ayrı, ona ayrı. Ne evde ne de onun yanında huzurum kalmıştı. Bugün de resti çekti. Ya karın ya ben diye. Biliyorum kimseyi suçlamaya hakkım yok. Ne karımı ne de onu. Ben bir halt ettim çıkamıyorum işin içinden.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">Yaa</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">, işte böyle. Öğrendin artık. Sence kime içiyorum?”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1033060913" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{61}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">Pekii</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">, seviyor musun o kadını?”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1432298073" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{63}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Birkaç ay önce sorsan aşkımdan ölüyorum derdim. Lakin şimdi o kadar emin değilim. Karım desen… Seviyorum kendimce. O kadar senenin emeği, çocuklar, alışmışlığın verdiği konfor. Yani velhasıl iki ucu boklu değnek… Var</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">mı bana vereceğin bir akıl? Ha Hüsnü baba?”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1035310153" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{65}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Yaşlı adam artık uykuya geçen kediyi okşamayı bırakmıştı. Rakısından bir yudum aldı. Uzun uzun baktı yüzüne. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="2047253042" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{67}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“İşin zor evlat. Ben anlamam bu işlerden. Yalnız geldim, yalnız<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">gidecem</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">. Bu denizlerde ağarttım saçları. Yani demem o ki bir garip adamım işte. Ama bildiğim bir şey var. Basit yaşayacaksın bu hayatı. O zaman böyle alengirli dertlerin olmaz. Ben her sabah rastgele diye başlarım güne. Sana gelince hangi tarafı seçersen seç, ah alacaksın. Akıl vermek bana düşmez. Ama ikisine de senden yar olmaz. Benim anladığım o.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1784044712" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{69}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Yaşlı adam konuşuyordu ama Mert artık onu duymuyordu. Gözleri kapanmış, boynu düşmüştü. Ayakta uyuyordu. Yaşlı adam bir iki dürttü ama hiç tepki vermiyordu. Kediye döndü. “<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">yaa</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>işte böyle Duman<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">E</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">fendi. Bugün de kısmetimize bu düştü. Sızdı kaldı başımıza. Dumandan kısa bir miyavlama sesi geldi. “Efendim?<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">Haa</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>diyorsun ki yazık, bırak yatsın. İyi bakalım yatsın. Şu ceketini de örtelim üstüne değil mi?”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="237869526" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{71}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Mert’i omuzlarından tutup yatırdı. Üzerine ceketini örttü. Sandığın üzerindeki nevaleleri, bardakları toplayıp, kenarda duran mukavva kutunun içine gelişigüzel tıkıştırdı. </span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="108225392" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{73}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">hadi</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>gel Duman gidelim biz. Bu gece kendimize yatacak yer bulacağız daha. Yarın ola hayrola”</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="625139885" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{75}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Mert gözlerini açtığında gece çekilmişti denizin üzerinden. Ufuk çizgisi, sanki biri silgiyle üstünden geçmiş gibi soluktu. Başının altında sert bir ahşap, sırtında kendi ceketi vardı.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Rakıdan kalan yanma hâlâ boğazındaydı ama içindeki ağırlık… garip bir şekilde susmuştu.</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Hüsnü<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Baba<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">yoktu.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="2009440041" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{77}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Teknenin içi boştu. Sandık yerindeydi ama üstündeki</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">ler<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">yok olmuştu. Bakır kaplar, bardaklar, kırıntılar… Hepsi toplanmıştı. Sanki gece burada hiç yaşanmamış,<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Hüsnü Baba diye biri olmamış</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">, içini dökmemiş, ağlamamış, dert ya</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">nmamış…<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Sadece teknenin kenarına yapışmış bir kedi tüyü kalmıştı geriye.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1682757669" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{79}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Ayağa kalktı. Dizlerine kadar suya girdiği pantolon şimdi tuzlu, sert ve buruşuktu. Umursamadı. Deniz sabahları başka olurdu; akşamki gibi davetkâr değil, daha mesafeli, daha ketum. Dün gece onu çağıran su, şimdi sadece bakıyordu.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1316618305" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{81}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Cebinden telefonunu çıkardı. Ekran bir anlığına yandı. Cevapsız aramalar, mesajlar… Hangisi evdi, hangisi kaçıştı, ayırt edemedi. Ekranı kapattı. Henüz dokunmak istemiyordu hiçbir şeye.</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">“Basit yaşayacaksın…”</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">son hatırladığı yaşlı adamın bu sözüydü. Sonrası yoktu.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="2061910416" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{83}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Söz, kafasının içinde dolaştı durdu. Ne demekti basit yaşamak? Az sevmek mi, tek bir kişiyi mi, yoksa hiç kimseyi mi? Bilmiyordu. Ama bildiği bir şey vardı artık: Hayat onu ikiye bölmüştü ve hangisini seçerse seçsin, bir tarafı eksik kalacaktı.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="300770168" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{85}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Tekneden indi. Ayakkabılarını eline aldı. Kum soğuktu. Her adımı iz bırakıyordu ama dalgalar usul<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW154254780 BCX8">usul</span><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"><span> </span>gelip siliyordu. Deniz, kimsenin geçmişini taşımıyordu.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="894981589" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{88}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Arabaya bindi. Kontağa uzandı, durdu. Göğsüne bir ağırlık çöktü yine. Ama bu sefer kaçmak için değildi. Bu, insanın kendine ilk defa yalan söylemediği anlardaki ağırlıktı.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="461489366" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{90}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8">Bekledi.</span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1040866843" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{92}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"></span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="330987549" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{94}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"></span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="1939774308" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{96}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"></span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="649873315" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{98}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"></span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="538245345" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{100}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"></span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW154254780 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW154254780 BCX8" paraid="936851428" paraeid="{b4d40a79-a454-4f6a-b881-98c8b1dac007}{102}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW154254780 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW154254780 BCX8"></span></span><span class="EOP SCXW154254780 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KARANLIK ORMAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/karanlik-orman</link>
<guid>https://fikirizleri.com/karanlik-orman</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a14b2b6c4c92.webp" length="68790" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:22:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Betül Sağlam</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoTitle" style="text-align: center;"><em><strong>KARANLIK ORMAN</strong></em><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: justify;"><b><span style="mso-ansi-language: TR;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir orman varmış. Yemyeşil ağaçları, mis gibi kokan çimenleri ve berrak akarsuları var gibi görünürmüş ama yanına gidenler, ağaçların, çimenlerin yeşilinin kahverengiye dönük olduğunu, ormanın sıkıntılı ve nefes alınmayacak hissi uyandıran sık ağaçlarla donanmış olduğunu görüp, içlerinde oluşan sıkıntıyla hemen uzaklaşırlarmış. Güneş ağaçların dibine ulaşmazmış. Ağaçlar o kadar sık, o kadar büyükmüş ki, sadece tepedeki dallarda yeşil yapraklar olur, onlar da fazla yaşamadan dökülüp gidermiş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Ormandan çıkıp, yakındaki köyün içinden geçen dere bile, devamlı bulanık akarmış ve içinde hiç balık yaşamazmış. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Köylüler bu kasvetli ormandan korkarlar, çocuklar oynamaya gitmezmiş, kuş sesi bile duyulmazmış bu ormanda. Bazı geceler korkunç çığlıklar, tuhaf sesler yankılanır ama bu seslerin ne olduğunu kimse bilmezmiş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Köyün yaşlıları bu ormanın hayaletli olduğunu söylerlermiş. Eskiden çok daha güzel bir orman varmış bu dağ köyünde ama ekecek alan olmadığı için köylüler ormanı yakmışlar. Kala kala bu kasvetli ve korkutucu orman kalmış. Onu da yakmak istemişler ama sanki orman kendini korumuş. Ya rüzgâr ters taraftan esmiş yangın köye doğru genişlemiş ya yağmur yağmış ya da yakmaya çalıştıkları otlar ve çalı çırpı hiç tutuşmamış. Bu denemelerden sonra köylüler bu ormanın yakınına bile yaklaşmamışlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Bir gün ve bu dağ köyüne bir konuk gelmiş. Bir öğretmenmiş, güzel bir dağ köyünde çalışmak istiyormuş. Kızının sağlığı için şehirden ayrılmalarını doktor tavsiye etmiş. Köylüler şaşırmışlar çünkü köylerinde karanlık bir ormandan başka hiçbir şey yokmuş... Ama öğretmeni misafir etmişler, etrafı gezdirmişler. Uzaktan karanlık ve kasvetli ormanı da görmüş Öğretmen, köylüler de bu ormanın hikayesini anlatmışlar. Bir süre köyde kalmış ve sonra veda edip gitmiş Öğretmen...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Aradan birkaç yıl geçmiş. Köylüler bu garip yolcuyu unutmuş. Ancak bir gün, köye yeni bir öğretmen atandığını duyunca sevinmişler. Çünkü bu sapa, yoksul ve yalnız köye hiçbir öğretmen gelmek istemiyormuş. Öğretmeni kasabada karşılamışlar ve büyük bir şaşkınlık yaşamışlar. Gelen kişi, yıllar önce köyü ziyaret eden öğretmenmiş. Yanına kızını ve yaşlı annesini de alarak bu küçük köye yerleşmeye gelmiş. Meraklı köylüler, küçük kızın annesini ısrarla sormuş; fakat öğretmen bu konuda hiçbir şey söylememiş.<span style="mso-font-kerning: 1.0pt;"><o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Köylülerin de yardımıyla küçük ama çok şirin bir ağaç ev yapmış öğretmen, bu evin karanlık ormana giden yol üstünde olmasına dikkat etmiş. Öğretmenin küçük kızı ormanı görmüş ve koşarak ormana gitmiş. Bu güzel yüzlü, lüle lüle siyah saçları, ışıl ışıl yeşil-mavi arası gözleriyle, bembeyaz teniyle, içinin güzelliği parlayan ve korkmadan ilk ağaçları geçip, neşeyle şarkı söyleyen, koşan küçük kız bütün köylüyü korkutmuş. Çünkü karanlık ormana gidip içinde dolaşan çok az kişi sağ salim çıkıp gelebilmiş. Ama bu küçük kız aynı neşeyle ormandan fırlamış ve ormanın onu her gün kitap okumaya, oyun oynamaya davet ettiğini söylemiş. Herkes şaşırmış ama kimse belli etmemiş. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Her gün küçük kız büyük bir neşeyle bu kasvetli, karanlık ormana gidiyor, yanına aldığı kitapları yüksek sesle okuyor, ağaçlara sarılıyor, ağaçların arasında geziyor ve onları seviyormuş. Bir süre sonra ormanın kenarındaki ağaçlar küçük kız geldiği zaman az olan yapraklarını yerlere dökerek sanki ona rahat oturacağı yer yapıyor, dallarını eğerek kitaplarını koyması içi masa yapıyorlarmış.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Köylüler bu küçük kızdan korkmaya başlamışlar ama çok iyi niyetli bu küçük kızı, köyde sevmeyen de yokmuş. Çok çalışkan ve çok yardımsevermiş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Bir gün köyün yaşlılarından biri kızın yaşını merak etmiş ve öğretmene sormuş. Çünkü, köye yerleşeli uzun süre olmasına rağmen küçük kız sanki hiç büyümüyormuş. Öğretmen üzüntüyle başını sallamış. Köyün büyük çınar ağacının altında, sonbahar mevsiminin hafif rüzgârlı ve kapalı, kasvetli havasının eşliğinde anlatmış hikayesini...</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; text-indent: 72pt;">Eşini, öğretmen olarak atandığı ilk dağ köyünde, güzel bir ormanın civarında dolaşırken görmüş ilk olarak. O kadar güzelmiş, gözleri o kadar ışıltı doluymuş ki...</span><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><span style="font-size: 12pt; text-indent: 72pt;">Çok beğendiği bu güzel kızı annesine anlatmış. Ancak bu güzel kızın, ormana yakın bir yerde, küçüçük bir kulübede, babasıyla yalnız yaşadığını öğrenmiş köylülerden. Onlar köye gelmez, köyün halkıyla konuşmazlarmış. Zaman içinde, köy halkının bu yaşlı baba ve kızı istemediklerini anlamış öğretmen. Onlar için “tekin değiller” derlermiş. Ama genç öğretmen gitmiş ve güzel kızı babasından istemiş. Yaşlı adam çok şaşırmış. Kızım isterse neden olmasın demiş ama orman yerinden uzaklaşmamalarını da öğütlemiş. Öğretmen bu yaşlı adamın basit bir köylü olmadığını hissetmiş... Bu öğüdü anlamamış genç adam, üzerinde de durmamış. Kız da evlenmeyi kabul edince, davullu, zurnalı güzel bir köy düğünüyle evlenmişler. Karı-koca birbirlerini çok seviyormuş. Yıllar birbirini kovalamış ve o köyden ayrılıp şehre gelmişler. O zaman hamileymiş güzel karısı... Ama şehirde mutlu olamamışlar, hastalanmış genç kadın ve bebek doğduktan kısa bir süre sonra ölmüş. Yıllar geçmiş, küçük bebek büyümüş</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; text-indent: 72pt;">Kızının da nedeni belli olmayan bir hastalığa yakalandığını, aslında göründüğünden çok daha büyük olduğunu, doktorların çare bulamadığını, son çarenin, temiz hava ve taze gıda alabileceği bir köye yerleşmeleri olduğunu, bu köyü, ormanı üst üste rüyasında görünce arayıp bulduğunu ara sıra içini çekerek anlatmış öğretmen... Çok üzgünmüş, postayla gelen kutuda bir sürü ilaç varmış. Bir umut, köye geldiklerinden beri küçük kız hiç hastalanmamış; bu çok güzel bir gelişmeymiş. Köylüler çok üzülmüşler. Bu köyün bu tatlı ve iyi kızcağıza bir faydası olmayacağını anlatmaya çalışmışlar. Öğretmen onları dinlemeden, dalgın dalgın elinde kutuyla evine doğru yürümeye başlamış bile...</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Küçük kız; yağmur, soğuk demeden karanlık ormana gitmeye devam ediyormuş. Kitaplarını okuyor, ormanın içinde geziyormuş. Köylüler de yavaş yavaş bu duruma alışmışlar. Hasta, küçük ama kalbi çok iyi olan kıza çok üzülüyorlarmış...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Günler gelmiş, geçmiş. Köyde geçirdikleri ikinci kış olacakmış. Kar yağmaya başlamış. Köyü şehre bağlayan tüm yollar kapanmış. Köylüler yürüyerek de olsa, kasabaya inemiyorlarmış. Karanlık orman daha da karanlık ve kasvetli görünmeye başlamış. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">İşte bu soğuk günlerde evden çıkamayan küçük kız hastalanmış. Ormana gidemiyor, neşeyle söylediği şarkıları artık kimse duyamıyormuş. Herkes çok üzgünmüş, ara sıra köylüler öğretmenin evinin önüne gelip, küçük kıza şarkılar söylüyorlarmış. Öğretmen de çok üzgünmüş. Tüm parasını ilaçlara verdiği için yeterli odun da alamamış. Ormanın yakınından kuru dalları toplamayı düşünmüş ama kar, buna da izin vermemiş. Umutsuzlukla yatan kızına bakmış, o da sobadan çıkan alevlerin aydınlattığı odada, yere kıvrılıp, uyumuş...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Kapının hızla çalmasıyla uyanmış öğretmen. Kızına bakmış, yüzündeki huzuru ve güzelliği memnuniyetle seyretmiş bir an. Tıpkı annesinin güzelliği varmış yüzünde. Ama kapı daha hızlı çalınıyormuş şimdi. Hemen toparlanıp kapıyı açmaya gitmiş. Rüzgâr o kadar kuvvetliymiş ki, kapıyı zorla açabilmiş ama dışarıda kimse yokmuş. Şaşırmış öğretmen, yere bırakılmış, küçük ama çok zarif bir sandığı zorlukla görebilmiş ve içeri almış. Üstünde “Küçük Kıza, sevgilerimizle” yazısı, ince, zarif oymalarla süslü tahta sandığa, çok hoş bir yeşille kazınarak yazılmış. Sokak kapısını tekrar açmış öğretmen ve “Teşekkür Ederiz” diye tüm gücüyle bağırmış ama rüzgâr, küçük kızın adını, değişik nağmelerle, ıslıklarla her yönden söylüyormuş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Sabah uyanan küçük kız, yanında bu çok güzel sandığı görmüş, çok sevinmiş ellerini çırpmış, neşeli çığlıklar atmış. Küçük oda o kadar güzel kokuyormuş ki, sanki baharın kokuları taşınmış, gelmiş.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hemen sandığı açmış. İçinden çeşit çeşit kitaplar, renk renk boyalar, değişik, kalın ama çok güzel kağıtlar çıkmış. Hemen kitaplardan birini alıp okuyacakken, birden çok güzel, incecik, kristal gibi parlayan cam şişeyi görmüş ve sevinçle, “Yaşasın, Orman Suyu!” demiş ve babası müdahale edemeden bu suyu içmiş. Öğretmen korkmuş ama küçük kız, neşeyle sandığı yanına çekmiş, bir kitap almış, okurken uyuyup kalmış. Bu suyu biliyor gibiymiş kızı, çünkü hiç tereddüt etmeden içmiş, bitirmiş. Bu konuyu, kızı uyanınca onunla konuşmaya karar vermiş ve tekrar uyumuş... Uyandığında, sobanın yanındaki odun kovasının dolu olduğunu görmüş. Şaşırmış, son odunları da sobaya attığını hatırlamış. Dışarı çıkıp odunluğun kapısını açmış... O kadar şaşırmış ki! Odunluk ağzına kadar, ince kalın orta boy, bir sürü odunla doluymuş. Çok sevinmiş, köylülere teşekkür etmek için köy kahvesine gitmiş. Ama köylüler odun götürmemişler. Üstelik, kendilerinin odunlarının ne kadar az olduğundan bahsetmişler, tuhaf tuhaf öğretmene bakmışlar ve oyun oynamaya devam etmişler... Ve küçük kız iyileşmeye başlamış.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Yavaş yavaş karlar erimiş, bahar gelmiş. Etraf yeşillenmiş. Karanlık orman bile daha güzel görünüyormuş sanki... Küçük kız, baharın ilk günleriyle dışarı fırlamış ve Karanlık Ormana gitmiş. Sonunda bir gün babası dayanamamış, küçük kızı takip etmiş. Küçük kız dolaşarak ormanın derinliklerine yürümüş ve bir sis bulutunun içinde kaybolmuş. Babası çok merak etmiş. Kızına seslenmiş ve endişeyle peşinden sisin içine doğru koşmuş, sise hızla girmiş, birden aynı hızla sisten çıkmış ve olduğu yerde kalakalmış.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Kızı, neredeyse şeffaf denebilecek ama ufacık insanlarla birlikte, şaşkınlıkla ona bakıyormuş. Öğretmen, etrafının çok güzel olduğunu fark etmiş. Yemyeşil ve ışıldayan çimenlerin üzerinde duruyor, sincaplar ve tavşanlar bu güzel çimenlerin üzerinde oynuyor, kaynaktan çıkan ve nazlı nazlı akan su, pırıltılarla dereye karışıyormuş... Havada çok güzel bir koku varmış... Kızının ve ufak şeffaf insanların gölgesinde oturdukları ağacın yaprakları da pırıldıyormuş. Rüzgarla sağa sola sallanıyor, yaprak ve çimen kokusuna ayrı bir güzellik katıyormuş. Yanında duran, beyazımsı, şeffafa çok yakın, ufak tefek diğer yaratıkları görmüş. Gözleri yeşil-mavi sanki etraflarındaki çimenlerin ve akarsuların renginde, bakışları derin ve anlamlıymış. Korkmuş birden, bir adım geri çekilmiş. Ama küçük kızının yüzündeki sakin ifadeyi, mutlu bakışları görünce, çekinerek yanına gitmiş, orman halkı onu da davet etmişler ve oturmuş... Küçük kız ve arkadaşları, orman halkının hikayesini anlatmışlar... <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Yakılan ormanlarını, kaybettikleri yakınlarını anlatmışlar. Oturdukları yerin neresi olduğunu sormuş, gülümsediklerini görmüş, kurtarabildikleri tek ormanlarıymış. Köylülerin, “Karanlık Orman” dedikleri yer... Öğretmen, küçük kızının gözlerinin şeklinin, bakışlarındaki anlamın, ufak tefekliğin, ten beyazlığının özellikle de göz renginin orman halkına müthiş şekilde benzediğini şaşkınlıkla fark etmiş. Gülümsemiş, çok sevdiği ama kaybettiği eşinin de orman kenarında yaşadığını hatırlamış. Ve şehre giderek ne büyük bir hata yaptıklarını anlamış birden... Tüm orman halkı, hissettikleri bu hüzün karşısında anlayış ve şefkatle öğretmenin etrafını sarmışlar ve yaşlı bir orman bilgesi, bir zamanlar kendi içlerinden bazı gençlerin, insanlarla bir arada yaşayabilmek için kendilerini terk edip gittiklerini ancak insanların arasında uzun süre yaşayamadıklarını anlatmış. Çünkü şehirler insanlar için bile, uygun birer yaşam alanı değilmiş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Öğretmene çevreyi gezdirmişler. Bu güzellik, huzur ve sakinlikle kendinden geçmiş öğretmen. Bu arada kızıyla oynayan, kızından biraz daha büyük bir erkek çocuğu görmüş. Onun da ailesinde geçmişte bir insan olduğunu anlamış ve huzurla gülümsemiş. Bir gün, kızının bu güzel ormanda yaşamak isteyeceğini tüm kalbinde hissetmiş...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Uzun süre birlikte oturmuşlar, orman suyundan içmişler... Akşam karanlığı geldiğinde hep beraber şarkılar söylemişler, huzuru hissetmişler. Bu şarkılar köyden, korkunç uğultular olarak duyuluyormuş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Küçük kız ve babası orman halkına veda etmişler, sırlarını saklayacaklarına dair söz vermişler. Küçük kız bazen tek başına bazen babasıyla birlikte ormana gitmeye devam etmiş. Hastalığı yavaş yavaş geçmiş ve çok güzel bir genç kız olmuş. Bir gün ormana gitmiş ve babasına, artık orman halkıyla birlikte olmak istediğini yazan bir mektup bırakmış. Babası çok üzülmüş ama kızının isteği olduğu için sesini çıkarmamış... <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;">Yıllar geçmiş, öğretmen yaşlanmış. Köyde yaşayan insanlar yavaş yavaş şehre göç etmeye başlamışlar. Bir tek yaşlı öğretmen kalmış bu karanlık ama gizemli ormanın yanında...</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; text-indent: 72pt;">Bir gün orman halkı ve kızı, gelip onu da ormana davet etmişler. Çok mutlu olmuş yaşlı öğretmen...</span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: center;"><span style="font-size: 12.0pt;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Ve karanlık ormanın sırrı, onlarla her zaman saklı kalmış...<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MÜNECCİMİN ESKİ DEFTERİNDEN: KAYIP BAHÇE</title>
<link>https://fikirizleri.com/muneccimin-eski-defterinden-kayip-bahce</link>
<guid>https://fikirizleri.com/muneccimin-eski-defterinden-kayip-bahce</guid>
<description><![CDATA[ Derlerdi ki her insan doğduğu gece göğe görünmeyen ince bir ip bırakır. O ip yıldızlara bağlanmazmış. İnsanın kendi yoluna bağlanırmış.
Kiminin yolu dümdüz uzanır, kimininki düğüm düğüm olurmuş. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a194cfb2d21a.webp" length="59768" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 29 May 2026 13:48:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MÜNECCİMİN ESKİ DEFTERİNDEN: KAYIP BAHÇE</p>
<p>Derlerdi ki her insan doğduğu gece göğe görünmeyen ince bir ip bırakır. O ip yıldızlara bağlanmazmış.İnsanın kendi yoluna bağlanırmış. Kiminin yolu dümdüz uzanır, kiminin ki düğüm düğüm olurmuş. Bazıları ise yıllarca uzaklara savrulduktan sonra dönüp dolaşıp yine sahibinin kalbine varırmış. Müneccim, yıldızlara bakarak insanların değil, kalplerin yolunu okurdu. Ama her okuduğu kader, onun kendi hafızasından küçük bir parça eksiltirdi. Bu yüzden gördüğü her şeyi eski defterine yazardı. O gece müneccim eski defterini açtığında sayfalar sararmıştı. Kenarları zamanla yumuşamış, mürekkep yer yer dağılmıştı. İlk sayfanın üstüne iki kelime yazılmıştı: “Ay ve su.” Müneccim mum ışığını biraz yaklaştırarak baktı. Eski yıldız defterlerinde bu işaretin anlamını bilirdi. “Bu kişi dışarıdan durgun görünür. Ama içinde mevsimler taşırdı.” Bir yaz gecesinde doğmuştu o kişi. Gökyüzü sıcaktı. Gece uzundu. Uzaklardan cırcır böceklerinin sesi geliyordu. Ama kader defterinin yaz sayfasına bir sonbahar yaprağı çizilmişti. Bu işaret erken büyümeyi anlatırdı. İnsanların görmediğini görmek… Herkes geçip giderken durup hissedebilmek… Ve bazı şeyleri, gerekenden fazla derinde yaşamak… Müneccim ilk anahtarı çevirdiğinde karşısında ağır ahşap bir kapı açıldı. Üstünde silik harflerle: “Geçmişin Odası” yazıyordu. İçerisi sessiz ve penceresizdi odanın ortasında eski bir sandık duruyordu. Üzerinde “Söylenmeyenler” yazıyordu. Ve sandık kilitliydi. Ama müneccim içinde ne olduğunu biliyordu. Bazı kırgınlıklar insanı değil, bir zamanı özletirdi. Bir sesi… Bir mevsimi… Bir daha geri gelmeyecek eski bir hâli… Defterine eğilerek “Kalbinde kapanan kapılar var. Ama hiçbiri kilitli değil” yazdı. Bunu yazarken bile bazı şeyleri hatırlamak onun için zorlaşıyordu. Tam o anda ikinci kapı belirdi. Duvarların arasından sessizce çıktı. Üzerinde: “Bekleyen Dilekler” yazıyordu. Bu oda diğerlerinden farklıydı. Duvar boyunca uzanan raflar vardı. Her rafta yarım kalmış bir düşünce duruyordu. Birinde: “Belki” yazıyordu. Bir diğerinde: “Keşke” Bir başkasında: “Zamanı değildi.” Odanın en sonunda ise küçük bir ışık titrerken tozların arasında tek bir kelime parlıyordu: “Henüz.”  Müneccim kalemini kaldırırken mürekkep ağır ağır kâğıda aktı. “Geciken şey bitmiş değildir.” Gece ilerledikçe defter yeniden açıldı. Bu kez sayfalar farklıydı. Sanki üzerlerine yağmur düşmüş gibi hafif dalgalıydılar. Ortadaki çizimde kapısı açık, yolu otlarla kapanmış eski bir bahçe vardı. Müneccim uzun süre baktıktan sonra “İnsan bazen kendi bahçesinin yolunu unutur…” diye söylendi. Bahçeye girince ilk görülen şey yaşlı ağaçtı. Mevsim yaz olmasına rağmen dallarından biri kırmızıydı. Tek yaprak… Düşmemişti. Rüzgâr onu sallıyor ama koparamıyordu. Müneccimler buna hatıra yaprağı derdi. Tam kapanmamış anılar için… Belki bir insan… Belki eski bir hayat… Belki de geride kalmış eski bir “sen”… Biraz ilerlediğinde taş bir kuyu gördü. Üzerine bir kelime "sabır" kazınmıştı. Müneccim içine baktı. Orada Yıldızlar vardı. Ve kuyunun derinliğinden belli belirsiz bir ses yükseldi. “Artık bırak…” Ama neyi bırakacağını söylemedi. Bahçenin en kuytu yerinde otların gizlediği ince bir yol uzanıyordu. Yolun sonunda küçük taş kapı görünüyordu. Üzerinde ise eski yazıyla “Kendine dönüş” yazıyordu.Müneccim orada uzun süre durdu. Çünkü bazı kapılar başkalarına açılmazdı. Yalnızca sahibini beklerdi. Deftere “Kendi sesini en sona bırakanlar, bu kapının önünde uzun bekler” yazdı.  Ay yükselip, gece ağırlaşırken bahçenin en sonunda ki küçük bir masayı gördü. Üzerinde boş bir defter vardı. İlk sayfasında “Henüz yazılmamış dilekler.” yazıyordu. Müneccim kalemi usulca alarak. Mum sönmeden önce bir satır ekledi: “Kayıp sandığın bahçe ölmemişti. Yalnızca seni bekliyordu.” Müneccim cümleyi yazdıktan sonra kalemi masanın üzerine bıraktı. Mumun alevi küçülmüştü. Bahçenin üstünde gece ağır ağır soluyor, ay ışığı taş yollara ince bir tül gibi seriliyordu. Tam kalkacakken gözü masanın üzerindeki boş deftere yeniden takıldı. Az önce boş olan ilk sayfada tek bir satır vardı. Müneccim onu yazmamıştı. Kendiliğinden belirmişti. “Bahçene en son ne zaman döndün?” Bu soru kendisine değil… Defterin sahibine sorulmuştu. Bahçenin içinden yürümeye başladı… Kırmızı yapraklı ağacın yanından geçti.  Yaprak hâlâ dalındaydı ama eskisi gibi ağır görünmüyordu. Kuyunun başına geldi. İçine baktığında yıldızlar hâlâ oradaydı. Fakat dipte yeni bir şey vardı. Su; sessiz, durgun ve berrak… Gökyüzünü ilk kez olduğu gibi yansıtıyordu. En sonunda “Kendine dönüş” yazılı taş kapının önünde durdu. Kapı aralıktı. İçeride tanıdık bir sessizlik vardı. Müneccim cebinden eski anahtarı çıkardı. Sonra durup gülümseyerek anahtarı kapıya değil, masanın üzerine bıraktı. Çünkü bazı kapılar açılmak için anahtar beklemezdi. Sadece sahibinin dönmesini beklerdi. Gökyüzünde ince bulutlar ayın önünden çekilirken bahçenin üstüne yumuşak bir aydınlık yayıldı. O anda kırmızı yaprak daldan ayrıldı. Rüzgâr onu bahçenin içlerine, henüz gidilmemiş yollara taşıdı. Müneccim defteri kapatırken.. “Aradığın şey kaybolmamıştı. Yalnızca sen ona eski yerinden bakıyordun” yazdı.  Ve en altına küçük harflerle “Bazı bahçeler terk edilmez. Yalnızca sahibini bekler” diyerek ekledi. Mum söndü. Gece bitti. Ama bu kez karanlık kalmadı. Çünkü sabah, çoktan bahçenin kapısından içeri girmişti.</p>
<p></p>
<p>                DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MİSAFİR</title>
<link>https://fikirizleri.com/misafir-3760</link>
<guid>https://fikirizleri.com/misafir-3760</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a16cdd74d781.webp" length="54756" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 29 May 2026 12:46:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MİSAFİR<br>Yavaşça açılırdı o gizemli odanın kapısı. Misafir odası denilen o özel oda. Normalde hep kapalı dururdu. Ayten hanım her misafir sonrası ve bayramlarda temizler siler süpürür çekerdi odanın kapısını. Kızı Aylin ancak özel günlerde girebilirdi o odaya.</p>
<p>                O odanın kapısı her açıldığında gizli bir mabede girer gibi annesinin ardından kedi gibi sessizce odaya süzülür, bu girilmesi yasak odayı özel yapan gizemi çözmek için etrafa bakınıp dururdu. Odaya girdikleri anda annesinden talimatlar yağmuru yağmaya başlardı. ‘ Kırlentleri oynatma, örtülere dokunma, tülleri elleme, dur oraya oturma….’ Oda gözden geçirilir ve ‘misafir’ denilen özel varlıklar için hazır hale getirilirdi. Bir gün öncesinden hazırlanan yiyecekler, sıcak servis edilmesi gerektiği için sabah hazırlanan atıştırmalıklarla buluşur, misafir odasının masasında beş yıldızlı otellerin açık büfelerindeymiş gibi özel sunumlarla yerlerini alırdı. Aylin için de annesi böyle kekler, çörekler yapardı ama her gün değil. O yüzden bu kadar güzel atıştırmalıkların hem de hepsinin bir arada olması, masada tabağındaki yemeği çoğu zaman zorla bitiren bu küçük çocuğu iştahlandırıyordu. Belki de annesinin ‘dokunma, elleme şeklini bozacaksın, yere kırıntı dökeceksin ‘ diyerek sıraladığı yasaklar cazip getiriyordu bu yiyecekleri kim bilir. En güzel yemek tabakları çıkardı vitrinden. Bir dükkan vitrini gibi sadece uzaktan baktığı bu camekan dünyanın içinden normal zamanda hiç kullanılmayan bardaklar, tabaklar, çatal, bıçak, kaşıklar serilirdi ortaya. ‘Pembe kocaman gülleri olan bu porselen tabaklar, bu ışıl ışıl parlayan kristal bardaklar neden her gün kullanılmıyor ki?’ diye düşünürdü Aylin. Annesine sormuştu bunu hatta. Aldığı cevap hep aynıydı; ‘Onlar misafir için.’</p>
<p>                                Misafir, eve geldiğinde hiç açılmayan o büyük oda açılırdı, hiç kullanılmayan örtüler saklandıkları sandıklardan çıkarılır, her şeyin en yenisi, en güzeli en pahalısı kullanılırdı. Her şey misafir içindi. Aylin pek çok misafir ağırlamasına şahit olmuş, bu seremoninin sıralamasını artık öğrenmişti ama kendisinden üç yaş küçük Gülin evin en küçüğüydü ve ilk kez misafir ağırlayacaktı anne ve ablasıyla. Misafir neydi bilmiyordu. O yüzden ‘misafir geliyor, misafir’ diye evin içinde dolaşan bu kelime ve evdeki tatlı telaşa çok şaşırıyordu. Büyülenmiş gibi izliyordu yapılan hazırlıkları. Merakla bekliyordu misafirleri. Acaba nasıllardı? Onları farklı kılan neydi ki?</p>
<p>                Ayten hanım güzelce giydirdi kızlarını ve ‘Misafirler gelince hoş geldin deyin, Nasılsınız? diye sorarlarsa sessiz kalmayın güzelce cevap verin’  diye öğütledi. Nihayet beklenen misafirler geldi. Ayten hanımın yeni dahil olduğu biçki dikiş kursundan arkadaşlarıydı gelenler. Kapıda karşılandı misafirler. İçeri girer girmez ellerine kolonya döküldü. Ayaklarına terlik verildi. Çikolata ikram edildi. Hem de Gülin’in en sevdiği çikolatalardan. Evdeydi çikolatalar ama nasıl daha önce görmedim ki diye merakla bakıyordu küçük kız. Annesi saklamıştı demek. Misafirler için. Ne güzel şeydi misafir olmak. Annesinin arkasına saklanmış ilk kez gördüğü  ‘ misafir’ denen kişileri inceliyordu. Onlar da kendisine benziyordu. Hepsi şık ve güzel giyinmişti. Özenle hazırlandıkları belliydi.</p>
<p>                Hanımlar birbirlerine hal hatır sorduktan sonra evin iki küçük kızıyla ilgilendiler. Cicili bicili elbiselerinin içinde çok şirin duran ve sessizce onları izleyen kızlara, seslerini incelterek sorular sordular. İçlerinden biri Gülin’e ‘Kaçıncı sınıfa gidiyorsun tatlı kız?’ diye sordu. ‘Anaokuluna’ diye cevap verdi Gülin. Ve o sıradaki beklenen soru geldi. ‘Büyüyünce ne olacaksın bakayım?’ Kadınlar belli ki öğretmen, doktor, hemşire, artist gibi bir meslek adı bekliyorlardı küçük kızdan. Küçük kız, en sevdiği çikolatadan yiyen misafir hanımlardan birine gözleri dalarak baktı ve herkesi kahkahaya boğan şu cevabı verdi; ‘Misafir olacağım. Büyüyünce misafir olacağım.’</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mis Gibi Bir Uyku</title>
<link>https://fikirizleri.com/mis-gibi-bir-uyku</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mis-gibi-bir-uyku</guid>
<description><![CDATA[ Zamanda yolculuğa hazır mısınız? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a1855aec590a.webp" length="38112" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 29 May 2026 10:18:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Osman Uyur</dc:creator>
<media:keywords>Bilim kurgu, Sosyal kurgu, Teknolojik gelişmeler, zamanda yolculuk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h2 class="western" align="center"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: large;">MİS GİBİ BİR UYKU</span></span></h2>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Fizik laboratuvarının floresan ışıkları, Kerem’in masasının üzerindeki eski, sararmış yastığa vurduğunda sınıfta alaycı bir uğultu yükseldi. Adana Fen Lisesi’nin o meşhur koridorlarında "zaman makinesi projesi" dendiğinde herkesin aklına plazma tüpleri, süper iletken mıknatıslar veya en azından birkaç terabaytlık veri işleme ünitesi geliyordu. Ama Kerem, kürsüye sadece bir yastık, bir pijama üstü ve darmadağınık saçlarıyla çıkmıştı. Öğretmenleri Selçuk Bey, elindeki not çizelgesini düzelterek gözlüklerinin üzerinden baktı. "Evet Kerem," dedi sesi hafif bir merak barındırarak. "Arkadaşların solucan deliklerini stabilize etmek için egzotik madde teorileri havada uçuşurken, senin 'zaman makinen' neden bir uyku setinden ibaret?"</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Kerem, derin bir nefes aldı. Gözlerinde, uykusuz gecelerin değil, bir gerçeği keşfetmiş olmanın verdiği o tuhaf, berrak parıltı vardı. "Hocam," diye başladı Kerem. "Hepiniz geçmişe gitmekten ya da geleceğe anlık sıçramalar yapmaktan bahsediyorsunuz. Ama hiçbiriniz evrenin muhasebe defterine bakmıyorsunuz. Fizik yasaları, evrenin en cimri ve en disiplinli memurlarıdır. Onlara rüşvet veremezsiniz. Ben bu projeye başlarken önce neden yapılamayacağını anlamaya çalıştım. Ve anladığım şey şuydu: Biz evrenin içinde değil, evrenin akışının ta kendisiyiz."</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Kerem tahtaya geçti ve tebeşirle kocaman bir $S$ harfi çizdi. "İlk engelimiz Entropi. Termodinamiğin İkinci Yasası, evrenin diktatörüdür arkadaşlar. Entropi, düzensizliğin ölçüsüdür ve her an, her saniye artmak zorundadır. Bir bardağı yere atıp kırdığınızda, o cisim artık daha yüksek bir entropiye sahiptir. Onu eski haline getirmek için harcayacağınız enerji, evrenin toplam entropisini daha da artıracaktır. Yani, zamanı geriye sarmak demek, evrenin toplam entropisini azaltmak demektir. Bu, bir nehrin yokuş yukarı akmasını istemekten daha imkansızdır. Geçmiş, atomik düzeyde 'bozulmuş' bir veridir. O veriyi yeniden kusursuzca inşa edecek bir güç, evrenin kendisinden daha büyük olmalıdır."</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Sınıftaki o dahi çocuklardan biri, Mert, sözünü kesti: "Peki ya enerji? Yeterli enerjimiz olsa entropiyi yerel olarak yenemez miyiz?"</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Kerem acı bir tebessümle Mert’e döndü. "İşte ikinci büyük yalanımız bu: Sonsuz Enerji yanılsaması. Zamanda yolculuk yapmak için ihtiyacınız olan enerji miktarını hesapladınız mı? Einstein’ın meşhur $E=mc^2$ denklemi, enerjinin kütleyle olan amansız bağını anlatır. Bir cismi ışık hızına yaklaştırdığınızda, kütlesi sonsuza doğru ıraksar. Sonsuz kütleyi hareket ettirmek için ise evrendeki tüm yıldızların toplamından daha fazla, yani sonsuz bir enerji gerekir. Biz henüz bir pille bir şehri aydınlatmakta zorlanırken, uzay-zaman dokusunu yırtacak sonsuz enerjiyi nereden bulacağız? Bir atomu parçalamak kolaydır, ama zamanın dokusunu, yani nedensellik ipliğini koparmak için gereken enerji, evrenin kendi varoluş sermayesidir. O sermaye bize ait değil."</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Kerem ses tonunu biraz daha alçalttı, bu sefer daha ciddiydi. "Ama diyelim ki, bir mucize oldu. Entropiyi kandırdınız, sonsuz enerji kaynağını cebinize koydunuz. Ve dediniz ki: 'Ben 200 yıl öncesine, tam olarak bu koordinata gideceğim.' İşte o an, evrenin en büyük şakasıyla karşılaşırsınız." Tebeşiri sertçe tahtaya vurdu. "Dünya nerede?" diye sordu sınıfa.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">"Burada," dedi biri safça.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">"Hayır," dedi Kerem. "Dünya asla olduğu yerde durmaz. Bakalım 200 yıl önce neredeydik: Kendi etrafımızda saatte 1.600 kilometre hızla dönüyoruz. Bu, en basit hareketimiz. Bununla birlikte Dünya, Güneş'in etrafında saniyede 30 kilometre hızla koşuyor. Yani ben bu cümleyi bitirene kadar 150 kilometre yol aldık bile. Güneş de sadece yerinde duran bir lamba değil; Samanyolu Galaksisi’nin merkezindeki dev karadeliğin etrafında, saniyede 230 kilometre hızla bir sarmal çizerek ilerliyor. Yanındaki tüm gezegenleri de bir kuyruklu yıldızın kuyruğu gibi peşinden sürüklüyor. Son olarak Samanyolu Galaksisi de boşlukta asılı değil. Andromeda ile birbirimize doğru saniyede 110 kilometre hızla çekilirken, yerel galaksi grubumuz 'Büyük Çekici'ye doğru saniyede 600 kilometre hızla fırlatılıyor."</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Kerem tahtaya karmaşık bir sarmal çizdi. "200 yıl öncesinin koordinatlarını hesaplamaya kalktığınızda, Dünya şu an bulunduğu noktadan trilyonlarca kilometre uzaktaydı. Eğer zaman makineniz sadece 'zamanı' manipüle edip 'mekanı' sabitlemeye kalkarsa, düğmeye bastığınız anda kendinizi mutlak sıfır sıcaklığında, hiçbir yıldızın olmadığı kapkaranlık ve havasız bir boşlukta bulursunuz. Çünkü gezegenimiz, 200 yıl önce o koordinattan çoktan geçip gitmişti. Zaman yolculuğu yapmak istiyorsanız, aslında evrendeki her bir atomun kütleçekimsel etkisini hesaplayan bir 'kozmik GPS'e ihtiyacınız var. En ufak bir yuvarlama hatası, sizi yerin on kilometre altında bir lav tabakasının içinde uyandırır."</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Sınıf sessizliğe gömülmüştü. Az önce imkansızı kovalayan o karmaşık devre şemaları, Kerem’in anlattığı bu kozmik hareketin yanında çocukça bir oyuncağa dönüşmüştü.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">"İşte bu yüzden," dedi Kerem yastığını havaya kaldırarak. "Benim makinem en gerçekçi olanı. Ben imkansızla savaşmıyorum, onunla dans ediyorum. Benim makinem, yani bu yatak, Dünya'nın kütleçekim kuyusuna tam olarak çapalanmış durumda. Ben uyuduğumda, sistem beni Dünya ile birlikte saniyede yüzlerce kilometre hızla taşıyor. Konumlandırma sorununu yerkürenin kendisi çözüyor; o benim taşıyıcı gemim. Entropi sorununa gelince... Ben geçmişe gidip evrenin yasalarına kafa tutmuyorum. Ben geleceğe, entropinin akış yönüne doğru yolculuk yapıyorum. Sekiz saat boyunca bilincimi kapatıyorum. Bu, askıya alınmış bir animasyon benzeri bir durum. Sekiz saat sonra gözlerimi açtığımda, yaklaşık 17 milyon kilometre yol katetmiş oluyorum. Bambaşka bir uzay koordinatındayım, evren biraz daha yaşlanmış, biraz daha düzensizleşmiş oluyor. Ve ben, hiçbir fizik yasasını ihlal etmeden, o yeni zamana ulaşıyorum."</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Kerem masasına döndü ve yastığını koydu. "Diğer makineler sizi öldürür, sizi boşluğa fırlatır ya da evrenin dokusunda bir hata kodu olarak silinmenize neden olur. Benim tasarımım ise size sadece mis gibi bir uyku ve taze bir gelecek vaat ediyor. Üstelik sabah uyandığınızda, zaman yolculuğunun en büyük ödülünü alıyorsunuz: Yeni bir gün."</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Selçuk Bey, elindeki kalemi bıraktı. Sınıftaki o ağır fizik kokusu dağılmış, yerine garip bir kabulleniş gelmişti. "Kerem," dedi Selçuk Bey. "Anlattıkların sadece birer metafor değil, evrenin en sert gerçekleri. Biz insanlar hep bir şeyleri 'kırmayı' seviyoruz. Zamanı kırmak, uzayı yırtmak, kuralları aşmak... Ama bazen en ileri teknoloji, doğanın akışına en uyumlu olanıdır."</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"> Kerem sırasına doğru ilerlerken, </span><span style="font-family: Times New Roman, serif;">S</span><span style="font-family: Times New Roman, serif;">elçuk </span><span style="font-family: Times New Roman, serif;">B</span><span style="font-family: Times New Roman, serif;">ey </span>"Kerem, felsefene de fizikteki uyanıklığına da yüz veriyorum ama sonraki yazılıda uyursan entropini altüst ederim"</p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">O gün Kerem projeden tam puan aldı. Ama daha önemlisi, o akşam sınıftaki herkes eve gittiğinde yataklarına farklı bir gözle baktı. Artık onlar için yatak, sadece bir mobilya değil; Dünya adlı dev bir uzay gemisinin içinde, entropinin rüzgarıyla geleceğe doğru süzülen, kusursuzca konumlandırılmış birer zaman kapsülüydü.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Kerem ise o gece odasının ışığını kapattığında, pencereden dışarıdaki yıldızlara baktı. Jüpiter oradaydı, Samanyolu'nun puslu şeridi oradaydı. Hepsini hissediyordu. Dünya'nın amansız dönüşünü, galaksinin merkezine doğru olan o baş döndürücü savruluşunu duyabiliyordu. Yastığına başını koydu.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">"Koordinatlar hazır," diye fısıldadı kendi kendine. "Enerji stabil. Entropi yönünde tam yol ileri."</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Gözlerini kapattı. Birkaç saniye içinde bilinci, evrenin o muazzam hızına ayak uydurarak sekiz saatlik o sessiz, masrafsız ve mucizevi sıçrayışına başladı. Yarın sabah uyandığında, dünya 2.5 milyon kilometre daha yol almış olacaktı ve o, bu büyük yolculuğu tek bir saç teli bile zarar görmeden tamamlamış olacaktı. Gerçek zaman yolculuğu işte bu kadar basit ve bu kadar derindi. Geri kalan her şey, sadece insanın kibrinden doğan karmaşık denklemlerden ibaretti.</span></p>
<p align="justify"><br><br></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MEVSİMLER DEĞİŞİRKEN</title>
<link>https://fikirizleri.com/mevsimler-degisirken</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mevsimler-degisirken</guid>
<description><![CDATA[ Toprağın altında uyuyan tohumlar yavaş yavaş kıpırdanıyor, ince kökler karanlığın içinden birbirlerine haber taşıyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a15d35c2baf1.webp" length="83334" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 26 May 2026 21:45:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MEVSİMLER DEĞİŞİRKEN</p>
<p>Kış bitmeye yüz tutmuştu. Dağların doruklarında hâlâ karlar vardı ama eskisi kadar sert görünmüyorlardı artık. Geceleri ayaz hâlâ toprağın üstüne ince bir örtü gibi seriliyordu, fakat gündüzleri güneş biraz daha uzun kalmaya başlamıştı gökyüzünde. Ağaç dalları sessiz toprak suskundu. Ama derinlerde bir yerde, görünmeyen bir şey uyanıyordu. Toprağın altında uyuyan tohumlar yavaş yavaş kıpırdanıyor, ince kökler karanlığın içinden birbirlerine haber taşıyordu.  “Zaman geliyor…”      İşte tam o günlerde Kış bunu hissetti. Gökyüzünün en uzak köşesinde, gri bulutlarının arasından dünyaya baktı.    Bir şey değişiyordu.  Ve Kış bundan hoşlanmadı.  Soğuk nefesini vadilere bıraktı.  Rüzgârlar yükseldi. Ağaçlar sallandı. Sonra göğe doğru bakıp yüksek sesle “Ben gitmeyeceğim.” diye gürlerken sesi dağlardan yankılanıp geri döndü. “Ben daha bitmedim.” Tam o sırada ufkun ötesinden yumuşak bir sıcaklık yükseldi.  Henüz tam görünmeyen ama yaklaşan bir mevsimin sessiz varlığıydı bu. Yaz… Sesi sert değildi.  Rüzgâr gibi bağırmıyordu. Bir dere suyu kadar sakindi. “Her mevsimin bir zamanı vardır Kış,” dedi usulca. “Şimdi sıra değişiyor.” Kış öfkeyle bulutlarını topladı. Gökyüzü koyulaştı. “Hayır!” diye gürledi. “Bu dünya hâlâ benim!” O an Bahar sessizce ortaya çıktı. Kimse onun gelişini görmemişti.  Sessiz sakin toprağın yanına diz çöktü. Parmaklarını kahverengi toprağa dokundurarak fısıldadı: “Uyanma vakti…” Önce ağaç dallarının ucunda küçücük tomurcuklar belirdi. Sonra kuru görünen çalılıkların arasında minicik yeşiller yükseldi. Toprak, uzun uykusundan gözlerini açıyordu. Bunu gören Kış’ın içi sıkıştı.  Çünkü her tomurcuk, onun biraz daha uzaklaşması demekti. Rüzgârını çağırarak yeri göğü bir birine kattı. Dağlardan inen soğuk hava dalları eğdi. Tomurcuklar titredi. Ama düşmediler.Kış bu kez bulutlarını topladı. Gökyüzü ağırlaştı. Bir anda yağmur başladı. Önce ince damlalar düştü. Ardından sertleşti. Rüzgâr yağmuru savurdu. Toprak çamura döndü. Kış öfkeyle bağırdı: “Tohumlar dökülsün!” Bir yıldırım uzakta parladı. “Çiçekler açmasın!” Yağmur biraz daha şiddetlendi. “Ben gitmeyeceğim!” Ama toprağın altında başka bir güç vardı. Sessiz, sabırlı ve inatçı… Tohumlar birbirlerine sarılmış gibiydi. Yağmura rağmen bırakmadılar toprağı. Bahar yeniden eğildi. Yağmur saçlarına düşerken  o sadece gülümsedi. “Biraz daha dayanın…” O gece uzun geçti. Rüzgâr bütün vadileri dolaştı. Yağmur çatılara vurdu. Ağaçlar karanlıkta sessizce bekledi.Ve sonra…Sabah oldu. Güneş, bulutların arasından yavaşça yükselirken ilk ışık dağın yamacına vurdu. Sonra ovaya indi oradan ağaçların dallarına…Ve Kış durdu. Çünkü dün çıplak olan dallar şimdi çiçeklerle doluydu. Bembeyaz…Pembe…İncecik yapraklar sabah ışığında parlıyordu. Yağmurun yıkamadığı, rüzgârın koparamadığı çiçekler vardı. Toprak kazanmıştı. Bahar kazanmıştı. Ve ardından gelen Yaz sessizce yürüdü. Onun gelişi fırtına gibi değildi. Bir serçenin dönüşü gibiydi. Bir tarlanın yeşermesi gibi… Bir çocuğun çıplak ayakla çimlere basması gibi… Geçtiği yerde hava ısındı. Kuşlar geri döndü. Dere suları şarkı söylemeye başladı. Uzak tarlalarda başaklar hafif bir meltemle sallandı.Kış bütün bunları izledi. Öfkesi yavaş yavaş dindi. Mevsimler birbirini yenmek için gelmiyordu. Birbirini tamamlamak için geliyordu. Sessizce geri çekildi. Dağların beyaz tepelerine doğru yürüdü. Gitmeden önce son kez dönüp baktı.Çiçek açmış ağaçlara…Yeşeren toprağa… Gökyüzündeki sıcak ışığa… Ve “Seneye geri döneceğim” diyerek uzaklaştı.  Yaz bütün ışıltısıyla gülümseyerek “Biliyorum” dedi. Bahar da ekledi: “Biz de seni bekleyeceğiz.” Ve dünya dönmeye devam etti. Çünkü bazen gitmek de kalmak kadar gerekliydi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ORMANIN KALBİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/ormanin-kalbi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ormanin-kalbi</guid>
<description><![CDATA[ Gökyüzü Saati yeniden uyandığında Atlas, Pera ve Işık kendilerini sıradan olmayan bir ormanda bulurlar. Bu ormanda ağaçlar hatırlar, kuşlar konuşmadan anlatır ve her şey görünenden daha derindir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a1479be6e282.webp" length="90956" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 25 May 2026 19:33:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Atlasın maceraları 2</p>
<p>ORMANIN KALBİ</p>
<p>Atlas o günden sonra değişmişti. Dışarıdan bakan biri bunu hemen fark etmezdi. Aynı adımlar, aynı sessiz bakışlar, aynı okul yolu… Ama içinde bir şeyler büyüyordu. Sanki gökyüzüne baktığında artık sadece mavi bir boşluk görmüyor; o boşluğun arkasında saklanan başka bir dünya hissediyordu. Sabahları rüzgâr daha farklı esiyordu artık. Yaprakların sesi ona bazen bir kelime gibi geliyordu. Kuşlar geçerken içinden “Acaba ne anlatıyorlar?” diye düşünmeden edemiyordu. O sabah da öyleydi. Atlas, Pera ve Işık okul yolunda dere kenarından geçerlerken yine durdular. Su her zamanki gibi akıyordu ama Atlas’ın dikkat ettiği şey su değil, suyun üstünden geçen gölgelerdi. Üç küçük kuş, suya çok yakın uçuyor, sanki bir şey fısıldar gibi birbirlerine yaklaşıp uzaklaşıyorlardı.  “Kușların dilini anlayabilseydik… ne öğrenirdik acaba? "diye sordu Atlas.  Pera “muhtemelen sadece nerede yemek bulduklarını anlatıyorlardır.” Işık ise hafifçe kıkırdayarak “ya da bizim hakkımızda konuşuyorlardır” dedi.  Atlas gözlerini kuşlardan ayırmadan. “Bence… bizden daha eski şeyleri biliyor olabilirler” dediği  o anda, Atlas’ın cebindeki Gökyüzü Saati hafifçe titreşti.  Bu kez tanıdıkları bir ışık yoktu içinde. Ne yıldızlar dönüyordu, ne de o eski altın parıltı vardı. Sadece… yeşil bir sessizlik. Saatin camının içinde küçük yapraklar dönmeye başladı. Sanki rüzgâr içeriden esiyordu. Ardından, çok ince bir ses daha çok bir çağrı duyuluyordu. “Ormanın kalbi… uyanıyor.” Ve dünya değişti. Derenin sesi yavaşlamış, kuşlar bir anda susmuş,hava ağırlaşmıştı, daha çok derin bir nefes alır gibi. Sonra yer hareket etmeye başladı. Toprak açıldı. Atlas gözlerini kocaman açmış bakıyordu. Çünkü artık biliyordu, gördüğü şeylerden kaçınca hiçbir şey anlaşılmıyordu. Gözlerini kırpıp açtığında artık dere yoktu. Onun yerine, devasa bir ormanın girişinde duruyorlardı.  Bu sıradan bir orman değildi. Ağaçlar gökyüzüne doğru uzanıyor ama gökyüzüne değmiyordu; sanki gökyüzü ağaçlara saygı duyup biraz geri çekilmişti. Yapraklar yeşilin içinde saklanmış ışık parçaları gibi parlıyordu. Hava… konuşmuyor dinliyordu. Pera bir adım geri çekilirken “burası… neresi?” diye sordu.  Işık etrafına bakınarak “burası gerçek olamaz.” Atlas ise“burası Ormanın Kalbi” dedi heyecanla.  O sırada Gökyüzü Saati kendi kendine açıldı. Ormanın içine girdiklerinde sesler değişti. Rüzgâr artık rüzgâr gibi değildi. Birinin uzaktan söylediği cümle gibi akıyordu. Kuşlar dalların arasında uçuşuyor hatta sadece uçmuyor sanki hatırlıyorlardı. Atlas bir ağacın yanından geçerken ağacın ona baktığını fark etti.  Evet… gerçekten bakıyordu. Kabuklarının arasındaki çizgiler bir yüz gibi şekillenmişti. Çok eski bir yüz. Atlas korkmadan yaklaştı. “Ağaçlar… konuşabilir misiniz?” Ağaç cevap vermemiş  yapraklarını hafifçe titretmişti.  Ve Atlas bunu duyabiliyordu. Kelime değil daha çok bir his olarak.  “Biz konuşmayız… biz hatırlarız.” Pera şaşkınlıkla fısıldadı.  “ben bunu duydum… ama kulaklarımla değil.” Işık şaşkın bakışlarıyla “Bu ormanda sesler… içeride duyuluyor” dedi.  Bir süre sonra kuşlar yeniden ortaya çıktı. Bir serçe Atlas’ın omzuna kondu. Atlas anlamamış hissetmişti. Kuşu “insanlar gökyüzüne bakmayı unuttukça biz daha çok konuşuyoruz” diyordu.  Atlas “siz… bizi mi anlatıyorsunuz?” diye sordu.  Kuş cevap vermeden uçup giderken ardında sanki yarım kalmış bir cümle bıraktı. (BAk.... gökyüzü hâlâ sizi bekliyor. ) Ormanın derinliklerine indikçe hava değişiyordu.  Toprak yumuşamıştı. Ve sonra… su sesi geldi. Ama bu su akmıyordu. Bir göl vardı. Rüyaların rengi gibi rengarenkti.  Işık suya bakarken nefesi değişti. “Burası… rüya gibi.” Atlas suya yaklaştı. Ve gölde bir tilki gördü. Ama gerçek bir tilki değildi bu suyun üstünde yürüyen bir düşünce gibiydi. Tilki Atlas’a baktı. Ve Atlas kelime olmadan  “biz uyurken bile dünya bizi bırakmaz” dediğini hissetti.  Pera hayranlıkla bakarken “hayvanlar… rüya görüyor” diyordu.  Işık “ve biz onların rüyalarını görmüyor, yaşıyoruz” dedi. Ormanın daha da içinde bir ses duydular. Gülümseyen bir ses ama kimse görünmüyordu.  Gölün kenarında küçük balıklar vardı. Bu balıklar suyun içinde değil… suyun dışında yüzüyordu. Atlas şaşkınlıkla eğilerek “Konuşabiliyor musunuz?” diye sordu. Balıklardan biri döndü.  Sanki suyun içinden değil de hatıraların içinden  “biz yukarıyı merak ediyoruz” diyerek konuştu.  Atlas “Gökyüzünü mü?” Balık “evet… orada acı var mı?” diye cevap verdi.  Aralarında bir sessizlik oldu. Çünkü bu soru hiçbir çocuğun kolay cevap vereceği türden değildi. Biraz ileride tuhaf bir yapı vardı. Ağaçlardan yapılmış bir kapı. Üzerinde yazı yoktu ama Atlas okuya biliyordu. “Buraya girenler kendini unutur, merakını hatırlar.” Kapı açıldığında içeride okul gibi bir yer vardı ama sıralar yoktu. Sadece ağaç dalları, taşlar ve yumuşak ışıklar. Ve bir de tahta vardı. Üzerinde KEDİLER OKULA GİTSEYDİ… yazılıydı. Atlas gülerek “Bu ne?” diye sordu. Bir anda bir kedi ortaya çıktı. Bu sıradan bir kedi değildi. Gözleri çok sakin, çok bilgeydi. Kedi Atlas’a sanki konuşur gibi “biz zaten okula gidiyoruz.” dediğini anlatıyordu gözlerine bakarak.  Pera şaşırdı. “Nereye?”Kedi kuyruğunu sallayarak “uykuya” dedi.  Işık kahkaha attı. “Bu en iyi ders olabilir.” Kedi devam etti “insanlar hızlı öğrenir. Biz doğru zamanda öğreniriz” diyerek uzaklaştı. Ormanın kalbine yaklaştıkça hava daha da ağırlaşmıştı.  Sanki bir şey onları izliyordu. İleride dev bir ağaç gördüler. Gövdesi o kadar büyüktü ki gökyüzünü tutuyor gibiydi. kabuğunda bir isim "ATLAS" yazılıydı.  Atlas şaşkınlıktan donmuştu.  “Bu… benim ismim” Elini yavaşça ağacın kabuğuna dokundurdu. O anda orman sustu. Kuşlar sessizleşti. Rüzgâr bile bekliyordu. Sonra Atlas bir ses duydu. kulaklarıyla değil içinden hissediyordu. “Geç kaldın.” Atlas geri çekildi. “Ben… daha önce buraya gelmedim.” Ağaç yapraklarını hafifçe titreterek “Hayır.” “Sadece hatırlamıyorsun” dedi. Pera Atlas’a baktı. “Sen daha önce buraya geldinmi ki…” diye sordu.  Işık ise “belki de bazı yerler… bizi bizden önce tanıyordur.” dedi. O anda rüzgâr esmeye başladı. Bu rüzgâr artık sadece rüzgâr değildi. Yaşlı bir ses gibi konuşuyordu.  “Merak edenler… hep geri döner.” Atlas arkasını döndüğünde görünürde kimse yoktu. Ama birinin orada olduğu hissi vardı. Ve Atlas içinden “bu orman… bizi çağırmıyor.” “Bizi hatırlıyor.” diye düşündü.  Gökyüzü Saati bir kez daha parladı. Yeşil ışık söndü. Dere sesi geri geldi. Kuşlar yeniden uçuştu.  Ve üçü kendilerini yine aynı yerde derenin kenarında buldu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi.   Atlas artık biliyordu. Hiçbir şey “sadece hayal” değildi. Pera: “Gerçek miydi bu?” Işık: “gerçek… bazen geri dönmez kalır.” Atlas: gökyüzüne bakarak  Gökyüzü boş değil dinliyor bunu hissediyorum dedi. Ve o gece Atlas uyumadan önce rüzgârı açtığı pencereden içeri aldı.Artık biliyordu:</p>
<p>Bazı cevaplar konuşmaz.</p>
<p>Sadece… hissedilirdi.</p>
<p></p>
<p>        DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>FİLTRELENMEMİŞ GÜNLER</title>
<link>https://fikirizleri.com/filtrelenmemis-gunler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/filtrelenmemis-gunler</guid>
<description><![CDATA[ Bir zamanlar mahalleler sadece sokaklardan ibaret değildi; kahkahaların yankılandığı, sofraların paylaşıldığı, anıların filtresiz yaşandığı küçük dünyalardı… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a1200bb635d9.webp" length="54636" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 23 May 2026 22:32:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>        Filtrelenmemiş Günler</p>
<p>O yıllarda zaman daha yavaş akardı sanki. Akşamüstleri mahallede geriye, güneşin kızıllığında parlayan çocuk kahkahaları kalırdı.  Bizim mahalle de öyleydi işte… Herkesin birbirini adıyla değil, hikâyesiyle tanıdığı bir yerdi.      Yaz akşamları sofralar sokağa taşardı. Anneler, “hava serinledi” bahanesiyle kapı önüne çıkarırdı yemekleri. Domatesin kokusu, yeni kesilmiş karpuzun serinliği, bir de ince belli bardakta çayın buharı… Hepsi birbirine karışır, sokağın üstüne görünmez bir örtü gibi yayılırdı.  Çocuklar mı? Onlar hiç durmazdı. Seksek çizgileri tebeşirle yere çizilir, sonra bir yağmurla silinir, ertesi gün yeniden yapılırdı. İp atlayanlar, misket oynayanlar, saklambaç da “sobee!” diye bağıranlar… Herkesin bir oyunu vardı, aslında hepsi aynı oyundaydı: birlikte olmanın oyunu. Akşam ezanı okununca annelerin sesi yükselirdi:          “Eve gel artık!”  O “gel” çağrısı, hemen gidilmesi gereken bir emir değil, biraz daha oyalanmanın işaretiydi. Çocuklar son bir kez daha koşar, son bir kahkaha atar, ertesi gün tekrar oynamak için anlaşıp yavaş yavaş dağılırdı.  Evlerin içinde başka bir dünya vardı.  Salonun en kıymetli köşesinde duran televizyon… Üstünde dantel örtü, yanında antenin yönünü ayarlamaya çalışan bir baba. Ekran bazen karıncalanır, görüntü kayar ama kimse şikâyet etmezdi. Çünkü o ekran, sadece görüntü değil, bir araya gelme bahanesiydi.  Akşam olunca herkes aynı saatte aynı şeyi izlerdi. Diziler başladığında sokak sessizleşirdi. Reklam aralarında mutfağa koşulur, çaylar tazelenir, tabaklar yenilenirdi. Ve kimse “kaçırdım” demezdi… Çünkü herkes birlikte izlerdi.      Bir de kasetler vardı…. Çekmecede saklanan, üstüne tükenmez kalemle isim yazılmış video kasetleri. Düğünler, bayramlar, doğum günleri… Hepsi o kasetlerin içindeydi. Biri misafirliğe gelince çıkarılır, televizyona bağlanırdı o koca makine. Görüntü başlayınca herkes biraz utanır, biraz gülerdi.  “Bak bak, burada düşüyorsun!” “Saçıma bak, ne yapmışım öyle!” Ama en çok da o anlar sevilirdi.  Çünkü kimse güzel çıkmaya çalışmamıştı. Herkes doğal gerçekten nasılsa öyleydi. Kış geldi mi soba kurulurdu. Üstüne portakal kabukları konur ortalığa mis gibi kokusu yayılır, kestane pişer, bazen kabuğu çatlayıp sıçrardı. Sobanın yanında oturmak bir ayrıcalıktı. En sıcak yer orasıydı ama aynı zamanda en çok hikâyenin anlatıldığı yerdi.  Büyükler eski günleri anlatırdı. Çocuklar yarı dinler, yarı hayal kurardı. Dışarıda kar yağarken içeride başka bir zaman akardı. Ve o zamanın en güzel yanı  kimse “anı yakalayayım” diye uğraşmazdı.  Çünkü zaten anın içindeydiler.  Ne fotoğraf kaygısı vardı ne de “İyi görünüyor muyum” telaşı. Kahkaha atarken gerçekten gülerlerdi. Üzülünce gerçekten susarlardı. Her şey filtresizdi… hem görüntü hem duygu.   Yıllar geçti. Sokaklar değişti, evler değişti, insanlar değişti.   Ama bazen bir kaset sesi, eski bir şarkı, ya da soba kokusuna benzeyen bir anı çarpıyor insana.  Ve insan bir anda o yıllara geri dönüyor.  Bazılarımız hâlâ o mahallede belki de.   Elimizde toplar , dizimizde yara izi, kulağımızda o tanıdık ses…        “Eve gel”.... Belki hala oradayızdır bir yanımızla. Ama artık biliyorum  o sokak yok. Şimdi sadece hatırladığımız kadar var. Ve biz unuttukça, biraz daha kayboluyor.</p>
<p>                               DİLEK SARIKAYA</p>
<p>Menajer :İlayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Orman</title>
<link>https://fikirizleri.com/orman</link>
<guid>https://fikirizleri.com/orman</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0fc7e15644c.webp" length="26936" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 22 May 2026 22:42:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Okan Ildız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: 150%;">Puslu bir gecenin en karanlık anıydı. Issızlık adanın en yüksek tepesine hükmediyordu. Topraktan gözleri kaşınıyordu. Sanki dünyanın bütün topraklar gözlerine doluşmuştu. Buna başta anlam veremedi. Neredeyim diye sormaya kalmadan üzerinde birkaç kırkayağın dolaştığını fark etti. Alnı ter içinde kaldı. Boynuna doğru ilerlemekte olan kırkayağa daha fazla tahammül edemedi. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Yattığı yerden kalkmaya yeltendi. Çürümüş ve yer yer üzerinde delikler oluşmuş garip bir kumaş, bunu engel oluyordu. Kefendeki deliklerden birini can havliyle yırtarak açtı. Tekrar kalkmaya yeltendiğinde, bu sefer başını bir tahtaya çarptı. Hiçbir acı hissetmedi. Tahtayı kenara itti ve bir sürü solucan aniden üzerine çullandı. Büyük bir korkuyla toprağı eşeleyerek toprağın üzerine çıktı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: 150%;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;">        </span></span>Önce kafasını ve ellerini toprağın üzerine çıkardı. Sonra da tüm bedeniyle yeraltından kurtuldu. Sakalları ve tırnakları uzamış, beyni çatlıyor gibiydi ve gözleri kıpkırmızıydı. Bilinci pek de yerinde değildi. Ağzı sulandı ve biranda salyaları akmaya başladı. İki büklüm olan belinden kolları dizlerine sarkıyordu. Karşısına doğru gayriihtiyari bir bakış attı. Genç bir kadın, çıktığı mezarın başında dikilmişti. “Aybüke” diye seslendi. Sevinçten ağlıyordu ama Aybüke onu hiç fark etmeden, usulca yanından geçti. O an dizlerinin bağı çözüldü ve yere yığıldı. Aybüke, Yaman'ın açılmış mezarına doğru ilerlemekteydi, uzun bir süre mezarın eşilmiş çukuruna baktı, birden arkasını dönerek yürümeye başladı. Yürürken de yavaş yavaş silikleşerek ortadan kayboldu. Yaman şaşkınlıkla zorbela ayağa kaldı. Bir süre mezarına doğru baka kalıp umutsuzlukla arkasını döndü. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;">Karşısında Aybüke’nin babası dimdik ona bakıyordu. Yaman tam onun boğazına sarılacakken Aybüke’nin amcaoğlu elindeki tüfeğiyle Yaman'a ateş etti ve Yaman birdenbire yere yığıldı. Eliyle yarasını tuttu. Elinin kanla ıslanmadığını fark etti. O an akrep, çıyan ve onlarca haşere böğrünü yırtarak dışarı çıkmaya başladı. Dizlerinin bağı çözülüp yere yığıldı. Yerden geri geri sürünerek kaçmaya çalıştı. Sonrasında ise tüm böcekler gözden kayboldu. Hava kararıyordu, büyük bir gök gürültüsü koptu. Gökten bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı. Yağmur damlaları zamanla kızıllaşmaya başladı. Gökten düşen her damla teninde yaralar açıyordu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Baştan aşağıya bu kızıllığın verdiği acıyla yıkandı. Yağmur birden durdu. Karşısında kendisini gördü. Narsist bir hayranlıkla kendisine baktı Ardından yanında bir karartı belirdi. Karartıya doğru dişleriyle atılarak, ona saldırmaya başladı. Karartıdan onu doğru oluk oluk kan fışkırıyordu. Fışkıran kanlar Yaman'ın bedenini bir kez daha ıslatmaya başladı. Bu kan damlalarıyla, açılan yaralar hızla kapanmaya başladı. Bu onun hoşuna gitmeye başlamıştı. Kan ona kendisini dünyanın efendisi gibi hissettiriyordu ve bu onu daha da kana susatmıştı. Gözleri dönmüştü. Çevresine aç bir avcının bakındığı gibi bakınmaya başladı. Yabani bir tavşan gördü, hemen ağaçların arasına saklandı. Tavşana doğru atıldı. Tavşan hareket bile edemeden pençeleşen ellerinin arasında can verdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: 150%;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span>Eskisine nazaran büyüyen ve keskinleşen dişlerini hayvanın narin boynuna geçirince ağzına dolan kan onu çılgına çevirdi. Artık kendisini dünyanın efendisi gibi değil, tiksindiği bir canavar gibi hissediyordu. Buna rağmen kanı içmekten de geri kalmıyordu. O esnada uzakta kanlı canlı bir insan gördü. Kan arzusunun verdiği tutkuyla, ona doğru dört nala koşmaya başladı. Yaklaştığında ise şaşırdı, bu kişi Aybüke ‘idi.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Aybüke, eliyle kendisini takip etmesini istedi. Sonra Yaman’ı ormanlık bir alana götürdü. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;">Yaman artık her şeyi hatırlıyordu, onu bu ormanda öldürmüşlerdi. Aybüke'nin ailesi evlenmelerine razı olmadığı için beraber Yaman'ın babasının ormandaki evine kaçmışlardı. Kısa bir süre sonra nerede saklandıkları anlaşıldı. Aybüke'nin ailesi evi basıp Aybüke'yi evden alsalar da Yaman’ı yakalayamadılar. Onu ormanı derinliklerine kadar kovaladıktan sonra yakaladılar. Aybüke'nin amcaoğlu, Yaman'a dayadığı tüfeğini, bir anlık öfke ile ateşledi ve onu oracıkta öldürdü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: 150%;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;">        </span></span>Aybüke tekrar ortadan kayboldu. Yaman bu akıl oyunlarından artık çok sıkılmıştı. Gerçeği görmek için hızla Aybüke’nin evine doğru koştu. Kapıyı çaldı, kapıyı açan Aybüke’ydi. Yamanı görünce korkudan adeta dili tutuldu. Yaman ise Aybüke'ye büyük bir özlemle baktı ama içindeki dürtü aklını bulandırıyordu. İfadesi donuklaştı. Gözlerindeki sevginin şeytani bir acımasızlığa evrilmesiyle Aybüke'nin boynuna saldırdı ve Aybüke oracıkta çığlıklar atarak çok sevdiği Yaman’ın ellerinde can verdi. Buna uyanan Aybüke’nin babası kuşandığı tüfekle birlikte, tüm ev halkıyla oraya koştu. Kızının yerde uzanan cansız bedenini görün baba silahını ateşledi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span>Yaman, kaçmayı başardı. Aybüke’nin ailesi onu, ormanın derinliklerine kadar kovaladı. Sonunda da etrafını çevirdi. Aybüke’nin babası içindeki tüm silahını son kez Yaman’a doğrulttu. Gecenin karanlık ayazında kısa ve yüksek bir ses, kara ormanın derinliklerinde yankılandı.<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR KÜLAH MUTLULUK</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-kulah-mutluluk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-kulah-mutluluk</guid>
<description><![CDATA[ Pencereden sarkan fesleğenler…
Bir annenin balkondan “eve gel artık” diye seslenmesi…
Ve herkesin, hiç fark etmeden birbirinin hayatına değmesi… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0cb108b1636.webp" length="71992" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 12:36:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BİR KÜLAH MUTLULUK </strong></p>
<p>Mahallenin en küçük dükkânıydı belki ama en çok insanı içine sığdıran yer orasıydı. Sokağın köşesinde, sararmış tentesi güneşten biraz solmuş, camında eski çıkartmaların izleri kalan o bakkal… İçeri girince kavanozlarda renk renk şekerler, tavandan sarkan cips paketleri, bir köşede gazoz kasaları ve tezgâhın hemen yanında duran kocaman çekirdek çuvalı karşılar, insana sanki “acele etme, biraz burada kal” derdi.  Yaz akşamları mahalle başka olurdu zaten. Güneş yavaş yavaş apartmanların arasına çekilirken kaldırımlar günün sıcağını hâlâ saklar, pencere önlerinde oturan teyzelerin sesleri birbirine karışırdı. Bir yerlerden taze demlenmiş çayın kokusu gelir, çocuklar son kez “bir el daha” diye bağırarak saklambaç oyununu uzatmaya çalışırdı.  O mahallenin en neşeli çocuğu İdil'di.  Saçlarını hiçbir zaman düzgün toplayamazdı. Mutlaka bir tutam saç yanağına düşerdi. Ceplerinde bazen renkli taşlar, bazen kopmuş bir düğme, bazen de neden sakladığını kendi bile bilmediği minicik şeyler taşırdı. Ama her akşam üstü cebinde mutlaka birkaç bozukluk olurdu.  Çünkü o bozuklukların bir görevi vardı.  Koşarak bakkala gitmek. Kapıdaki zile hafifçe vurup içeri girmek.  Gülümseyerek:  “ Amca, bana bir külah çekirdek verir misin?” demek.  Bakkal Ahmet Amca çekirdekleri öyle alelacele doldurmazdı. Önce kâğıdı dikkatlice kıvırır, külahı yapar, sonra küreği çuvala daldırıp çekirdekleri ağır ağır birazda fazlaca doldururdu. Sanki sadece çekirdek vermiyor da küçük bir akşam hazırlıyordu. İdil külahı eline alınca soluğu sokağın başındaki dut ağacının altında alırdı.  Orada hep birileri olurdu.  Taburede oturan komşular…Ellerinde ince belli bardaklarla çay içen anneler…  Bisikletlerini yere bırakıp nefeslenen çocuklar…  Gökyüzünün turuncudan mora döndüğü o yumuşacık saatler…  İşte o anlarda hayat çok büyük görünmezdi kimseye. Çok güzel görünürdü.  İdil çekirdekleri tek tek çitlerken yanındaki arkadaşlarına uzatırdı. Külah küçük olurdu ama nedense hiç yetmezlik hissi olmazdı. Çünkü gerçekten de… “Küçücük bir külahın içinde sadece çekirdek değil.. Mahalle sohbetleri, çocuk kahkahaları ve saf mutluluk vardı.”  Bir avuç çekirdekten daha fazlasıydı o.  Bir teyzenin “bizim zamanımızda…” diye başlayan hikâyesi…Bir çocuğun dizindeki yaraya rağmen oyuna geri dönmesi…  Sokaktan geçen dondurmacının sesi…  Pencereden sarkan fesleğenler…  Bir annenin balkondan “eve gel artık” diye seslenmesi…  Ve herkesin, hiç fark etmeden birbirinin hayatına değmesi…Yıllar geçti.  Mahalle değişti.  Dut ağacı bir fırtınada devrildi.  Bakkal kapandı. Yerine parlak ışıklı başka bir dükkân açıldı.  Çocukların sesleri azaldı. Kaldırımlarda eskisi kadar uzun sohbetler kalmadı.  İdil büyüdü öğretmen oldu.  Bir gün, uzun zaman sonra eski mahallesine döndü.  Akşam üstüydü yine.  Gökyüzü aynı renklerdeydi.  Ama sokak daha sessizdi.  Eski bakkalın olduğu yere baktı uzun uzun.   Sonra çantasından küçük bir kâğıt çıkardı. Yoldan aldığı çekirdekleri içine doldurdu. Kendi elleriyle minicik bir külah yaptı.  Kaldırım kenarına oturup bir  çekirdek çitledi.   O sesle birlikte yıllar geriye açıldı sanki.  Çocuk kahkahaları yeniden koştu sokakta. Bisiklet zilleri çaldı.  Bir yerden çay kokusu geldi hayaline.  Ahmet Amca gülümsedi.  Dut ağacının gölgesi yeniden düştü kaldırımlara.   Bazı mutluluklar büyük anların içinde saklanmıyordu.  Bir yaz akşamında… Bir avuç çekirdekte…. Bir mahallenin kalbinde… İnsanın yıllar geçse de içinden hiç çıkmayan o ışıl ışıl çocukluğunda yaşıyordu.  Çünkü bazı hatıralar eskimez. Sadece insanın içine yerleşir, orada küçük bir lambayı hep açık bırakır. O yüzden yıllar sonra en sıradan bir çekirdek sesi bile insanın kalbini usulca aydınlatabilir.</p>
<p>                      DİLEK SARIKAYA </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yarına Giden Otobüs</title>
<link>https://fikirizleri.com/yarina-giden-otobus</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yarina-giden-otobus</guid>
<description><![CDATA[ Hüzünlü gözlerle camdan dışarıyı seyretti. Her an yerinden kalkacak gibi hazırdı. İçindeki öfkeyi atmaya, yeniden başlamaya, her şeyi unutmaya…  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0d74cf2c5c4.webp" length="34418" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 12:26:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Bugüne kadar ne bir kimseyi mağdur ettim ne de yolda bıraktım. Herkesin ihtiyacını kendi imkanlarımla karşılamaya gayret gösterdim. Yeri geldi kimsesizlere yuva oldum, sırdaş oldum, onların yalnızlığını paylaştım; yeri geldi görmezden gelindim.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Koca şehirde bir kez de olsa yolu benimle kesişmeyen yoktur. Her gün geceli gündüzlü yüzlerce kişiyi misafir ederim. Bazen sevenleri kavuşturur, bazen de ayırırım. Her iki durumda da gözlerden akan yaşlara mani olamam. İnsanların yüzlerinde mutluluğu da gördüm, hüznü de. En çok gördüğüm ise yorgunluk. Sürekli koşuşturma halinde olan insanlar bir yere yetişme telaşıyla hayatı yakalamaya çalışıyor. Farkında değiller zamanı tutamayacaklarının.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Kimler geldi, kimler geçti buradan? Kaç nesil gördüm, değişen bir şey yok. Bir yerlere varma telaşına düşmüş insanoğlu. Ömürlerini bu uğurda harcıyorlar. Bilmezler ki kaybedilen zamanı geri alamayacaklar. Nasihat edemem belki ama etsem de anlamazlar. Nafile bir çaba benimkisi.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Saat gecenin bilmem kaçı. Yine bildik manzaralardan biri. Kendinden büyük valizi çekmeye çalışan telaşlı kızın bir gözü hep arkasında. Hem gitmeye çalışıyor hem de kalmaya. Bir ses, bir umut, bir özür bekliyor… Yüreğine sığdıramadığı sevgisi valizinden daha ağır. İçindeki öfke taşıyor hem valizini hem de gem vuramadığı sevgisini.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Nihayet ulaştı perona. Henüz otobüsü gelmedi. Yine dönüp baktı çaresizce arkasına. Kalabalık arasında tanıdık bir yüz aradı. Yüreğinden söküp atmak istediği yüzü. Önüne döndüğünde otobüsün geldiğini fark etti. Kıpırdamadan bekledi bir süre. Buraya kadar gelmesine rağmen halen kararsızdı. Son bir bakış attı arkasına ancak değişen bir şey olmadı. İstemeyerek valizini teslim etti. Ağır adımlarla otobüse binip yerine oturdu. Hüzünlü gözlerle camdan dışarıyı seyretti. Her an yerinden kalkacak gibi hazırdı. İçindeki öfkeyi atmaya, yeniden başlamaya, her şeyi unutmaya… </span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Yardım etmek istedim ama yapamazdım. Benim görevim ya birilerini karşılamak ya da uğurlamaktı. Daha fazlası elimden gelmiyordu. Nihayet otobüs hareket etti. Hiç istemesem de kırık bir kalbi daha yolcu ettim bağırımdan. </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DOĞA</title>
<link>https://fikirizleri.com/doga</link>
<guid>https://fikirizleri.com/doga</guid>
<description><![CDATA[ Bazı insanlar hayatı hızla geçip giderken fark etmez; toprağın kokusunu, rüzgârın sesini, bir ağacın gölgesini… Çünkü modern dünyanın gürültüsü çoğu zaman insanın kendi iç sesini bile bastırır. Bu hikâye, tam da o gürültünün içinden çıkıp sessizliği yeniden duymayı öğrenen bir gencin yolculuğunu anlatıyor.
“Doğa”, sadece doğaya dönmekle ilgili bir hikâye değil; insanın kendine dönüşünü anlatan bir yolculuk. Bazen bir ağacın altında otururken, bazen akan suyu dinlerken, bazen de hiçbir şey yapmadan dururken insanın aslında ne kadar yorulduğunu fark etmesini…
Bulut’un hikâyesinde doğa yalnızca bir mekân değil; öğreten, dinleyen ve insanı değiştiren canlı bir yol arkadaşıdır. Çünkü doğa acele etmez. Ve belki de bu yüzden, insana en çok ihtiyacı olan şeyi hatırlatır. Durmayı, dinlemeyi ve gerçekten yaşamayı.
Bu hikâyeyi okurken, kendi içindeki sessizliği de duyabilmen dileğiyle… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0767bf51f2b.webp" length="70056" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 21:38:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>                       DOĞA </p>
<p>Bulut üniversite de mimamırlık okuyordu. Herkes onun iyi bir geleceği olacağını söylüyor, çizimleri ve projeleri beğeniliyordu. Ama son zamanlarda yaptığı şeylerin içinde kendini bulamıyordu. Kağıt üstünde çizdiği binalar büyüdükçe, içindeki boşluk da büyüyor gibiydi. Betonlar katman katman yükselirken, içinde bir şeyler eksiliyordu. Okullar tatil olduğunda herkes plan yapmıştı. Arkadaşlarından kimisi denize gidecek, kimisi şehirde kalıp eğlenecekti. Bulut ise hiçbirine dahil olmak istemiyordu.             Gürültüye tahammülü kalmamıştı. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan insanlara…   Bitmeyen telefon bildirimlerine…Ve en çok da, durmadan bir şey üretmesi gerekiyormuş gibi hissetmeye…  Oysa o sadece biraz durmak nefes almak istiyordu.       Hiçbir şey yapmadan bir şeylerin olmasına izin vermek.    Bu yüzden annesinin çocukken götürdüğü köy aklına geldi. Orada bir de evleri vardı. Yıllardır gitmemişti. Ama hatırladığı tek şey sessizlik ve sakinlikti.                        Ya da o zamanlar sessizlik sandığı şey… Bir çantaya birkaç parça eşya koyup kimseye uzun uzun bir şeyler anlatmadan. “Biraz dinlenmeye gidiyorum” diyerek çıktı yola. Aslında dinlenmekten fazlasını arıyordu.        Belki kendini.  Belki de kaybettiğini bile fark etmediği bir şeyi.   Köye geldiği ilk gün kendini garip hissetti. Telefon çekmiyordu çoğu yerde. İlk başta eli sürekli cebine gitti. Bildirim yoktu. Ses yoktu. Koşuşturan kimse yoktu.    Şehirde alıştığı şey sessizlik değil sadece gürültünün bir türü olduğunu fark etti.   Buradaki sessizlik ise canlı gelmişti. Rüzgâr vardı. Toprak kokusu vardı. Uzaklarda ağaçların arasından geçen kuşların sesi…. Hepsi ayrı ayrı bir şey söylüyordu sanki.  Bulut ilk gece zor uyudu. Çünkü ilk kez gerçekten sessizdi etraf.  Rüzgârın sesi bile farklı geliyordu. Sanki bir şey anlatmak istiyor gibiydi ama kelimeleri yoktu işte, belki de biz duymayı unutmuştuk.   Birkaç gün sonra o sessizliğin içinde bir huzur bulmaya başladı.  Ve bir sabah, içinden gelen bir dürtüyle köyün dışındaki tepeye doğru yürümeye başladı. Rüzgârın sesi o gün daha da farklı geliyordu.  Sanki bir şey anlatmak istiyordu. Belki de Bulut, ilk kez gerçekten dinlemeye hazırdı.  Tepenin başına varıp yere oturdu. Otların arasında bir sürü karınca bir düzen içinde, hiç durmadan çalışıyorlardı. Birkaç metre ötede küçük bir dere akıyordu. Suyun sesi, şehirde duyduğu hiçbir şeye benzemiyordu. “Biz neyi yanlış yaptık acaba?” diye sesli düşünürken.  Tam o sırada arkasından bir ses.  “Yanlış yapmadık. Sadece unuttuk” dedi.  Bulut arkasını döndüğünde. Yaşlı bir adam, elinde bastonuyla yavaş yavaş ona doğru geliyordu. Yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı. “Ne unuttuk?” diye sordu Bulut.  “Dinlemeyi,” dedi adam. Yanına oturarak. “Doğaya karşı yaşamamayı, onunla birlikte yaşamayı.” “Ben zaten buradayım,” dedi Bulut. “Bu yetmiyor mu?” Adam gülümseyerek. “Burada olmak yetmez evlat. Birlikte olmak başka bir şey." dedi.  “Nasıl yani?” Yaşlı adam bastonuyla toprağa dokunarak devam etti. “Sen buna basıyorsun. O seni taşıyor. Sen onu zorluyorsun, o sana yine veriyor. Ama bu tek taraflı. Birlikte yaşamak… Karşılık vermek demek evlat." dedi.  Bulut sessizce düşünürken.  “Ben Bekir,” dedi adam bir süre sonra. “Ben de Bulut.”       O gün Bulut, Bekir amcayla birlikte uzun süre oturdu. Konuştular, sustular, dinlediler.  Bulut doğanın acele etmediğini ve hiçbir şeyin de geç kalmadığını fark etmişti.  Ertesi gün Bulut aynı yere geri gelmişti. Bu sefer amacı oturup  düşünmek değildi. Doğaya katkıda bulunmak istiyordu. Köyün kenarında küçük, boş bir arazi vardı. Önce eski alışkanlığıyla orayı düzenlemek, plan yapmak, çizmek, şekil vermek istedi; fakat bir anda  “Ben yine aynı şeyi mi yapıyorum?” diye düşünerek diz çöküp, toprağı eline aldı. “Bu sefer seni dinleyeceğim,” dedi.  O gün toprağı zorlamadan, küçük dokunuşlar yaptı. Taşları ayırdı. Suyu azar azar verdi. Yabani otların bir kısmını söktü.  Ve akşam eve döndüğünde, uzun zamandır hissetmediği kadar huzurlu hissetti kendini.  Günler geçtikçe Bulut’un mimarlığa bakışı da değişmeye başlamıştı.  Eskiden bir yere baktığında, hemen “Buraya ne yapılır?” diye düşünürdü. Şimdi ise kendine  “Burada zaten ne var?” diye sormaya başlamıştı. Bir gün eline defterini aldı ve gördüklerini anlamak için.  Ağaçların gölge düşürme şeklini çizdi. Rüzgârın yönünü not aldı. Güneşin gün içindeki hareketini izledi. Ve doğanın zaten kusursuz bir mimar olduğunu fark etti.  Onun yapması gereken, doğaya rağmen bir şey inşa etmek değildi, onunla birlikte düşünmekti.  Bugünlerin birinde, köyün içinden geçen dar patikadan her sabah okula giden küçük bir çocuk vardı. Adı Güneş’ti. Saçları hep dağınık olurdu, sanki rüzgârla konuşmuş gibi. Gözleri sürekli etrafa bakardı. Meraklı, sessiz ama dikkatli bir çocuktu.  Güneş birkaç gündür  her sabah, o arazinin yanında biri olduğunu görüyordu.  Bulut da çocuğu görüyordu.  İlk birkaç gün çocuk sadece bakarak geçip gitti.  Bir gün merakına yenilerek Bulut'un yanına giderek.. “Abi… Merhaba ben Güneş" dedi çekinerek. “Sen burada ne yapıyorsun?” Bulut ise gülümseyerek "Merhaba Güneş ben de Bulut. Toprağı, doğayı öğreniyorum.” dedi.                  “Ne öğreniyorsun?”                             “Nasıl birlikte yaşanır…”                    Güneş tam anlamadı ama hoşuna gitmişti.   O günden sonra her sabah uğramaya başladı. Önce izledi. Sonra dayanamayarak;  “Ben de yardım edebilir miyim?” dedi.   Bulut "Tabi edebilirsin. Ama önce dinleyeceğiz.” dedi.  Güneş oturdu . Ve dinlemeye başladı. Başta sıkıldı sesizlikten fakat sonra…  Rüzgârın, kuşların, yaprakların  sesini duymak hoşuna gitti.  Ve sessizliğin aslında hiç de sessiz olmadığını fark etti. Aylar geçmiş o küçük arazi artık yemyeşil olmuştu.  Bunu Bulut tek başına yapmamıştı doğaya eşlik etmişti. Toprak kendi yolunu bulmuştu.  Bir gün Güneş elini toprağa koyarak.  “Abi,” dedi, “Burası sanki bizi tanıyor.” Bulut ise "Evet ama biz de onu tanımaya başladık Güneş." dedi.  Bir akşam Bulut yine tepeye çıktığında Bekir amca oradaydı.      “Nasıl gidiyor evlat?" diye sordu.       Bulut gökyüzüne bakarak. “Artık ne yapacağımı daha iyi biliyorum,” dedi. “Ben mimar olacağım… Ama eskisi gibi değil Bekir amca dedi."  “Nasıl?” yani “Doğaya rağmen değil… doğayla birlikte  yapacağım işimi" dedi ve biraz durup düşünerek; “Belki daha az şey yapacağım ama daha doğru olacak." Bekir amca yüzünde oluşan gülümsemeyle başını sallayarak  “İşte o zaman gerçekten yapmış olacaksın evlat." dedi.  "Doğaya karşı değil, doğayla birlikte yaşamak…  Belki büyük şeyler yapmak değildir fakat küçük şeyleri fark etmektir.  Belki kontrol etmek değil de eşlik etmektir  Ve belki de en önemlisi…Konuşmayı bırakıp,  dinlemeyi hatırlamaktır.  Çünkü doğayla birlikte yaşamak güzeldir.  Bazen bir şey yapmak değil, sadece orada olmaktır. Bazen değiştirmek değil, anlamaktır olay" dedi Bekir amca.  Ve bazen de en büyük adım…  Hiç acele etmemektir belki de diyerek ekledi Bulut.  Rüzgâr yine esiyordu. Fakat bu kez onu duyanlar vardı. </p>
<p>                              DİLEK SARIKAYA </p>
<p>                        Menajer : İlayda can /                                          Dilara sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAPAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/kapan-3503</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kapan-3503</guid>
<description><![CDATA[ Kapan Bölüm-3 ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a00897a48072.webp" length="33896" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 15 May 2026 18:35:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Berat Gözükızıl</dc:creator>
<media:keywords>Kapan, Asker, Ortadoğu, Savaş, Şeytan, Metafizik, Azez, Suriye, Gizli Servis</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><strong>KAPAN<br>Erken Bedel</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><strong>&nbsp;</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; G&uuml;n doğmadan &ouml;nce Alpagu Timi, Azez b&ouml;lgesine girmişti. Tim, yerleşim b&ouml;lgelerinin ara sokaklarına geldiğinde, harabe haline gelmiş bir binanın i&ccedil;erisine gizlendi. Kemal Binbaşı, siyah kamuflajının cebinden bir A4 k&acirc;ğıdı &ccedil;ıkarttı ve biraz inceledi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>KEMAL; </strong><em>&ldquo;G&uuml;neydoğu y&ouml;n&uuml;nde &lsquo;Habl&rsquo;ul H&uuml;k&uuml;m Mescidi&rsquo; adında bir mescit var. Birka&ccedil; blok &ouml;tede. Bizi pilotlara g&ouml;t&uuml;recek adamımız 15 dakikaya kadar orada olacak.&rdquo;</em><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Takip edilmemek, dinlemeye takılmamak gibi nedenlerden dolayı uzun menzilli iletişim cihazları, navigasyon gibi teknolojik aletler kullanmıyorlardı. Sadece iletişimleri sağlıklı y&uuml;r&uuml;s&uuml;n diye kısa dalga telsizler ile temas kuruyorlardı. Bu nedenle planlamalarındaki zamanlamaya sadık kalmak zorundaydılar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>KEMAL; </strong><em>&ldquo;Tilki, Radar; siz iki ayrı yol kullanarak &ouml;nden gidin. Bir aksilik olursa işaretinizin ne olduğunu biliyorsunuz.&rdquo;</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tilki ve Radar, timin hem keşif hem de istihbarat subaylarıydı. Onlar &ouml;nden bir g&ouml;lge gibi alanı tahlil edecek ve yolun g&uuml;venliğini test edeceklerdi. Tehlike anında ses &ccedil;ıkarmamak i&ccedil;in kulaklıklarına bağlı kısa mesafe telsizlerini 3 kez mandallayacak ve telsiz ekranında kodu g&ouml;ren tim komutanı buna g&ouml;re komutunu değiştirecekti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>KEMAL; </strong><em>&ldquo;G&ouml;lge sen Tilki&rsquo;yi, &Ccedil;akal sen de Radar&rsquo;ı takip et.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">G&ouml;lge ve &Ccedil;akal ise gizlenmenin ustaları, keskin nişancılardı. İstihbarat subaylarının peşinden g&ouml;nderilmelerinin nedeni ise ani saldırılarda uzaktan m&uuml;dahale ederek keşifteki subayları koruyabilecek olmalarıydı. Ardından tim komutanı; ekibi, Serkan Y&uuml;zbaşı ve kendisi ayrı olacak şekilde ikiye b&ouml;l&uuml;yordu. İki ayrı ekip, iki keşif subayının izinden aynı noktaya ulaşıyordu. B&ouml;ylece hem operasyonun başarı şansını y&uuml;kseltiyor hem de g&uuml;venli alanlarını genişletiyorlardı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Harabe haline gelmiş Azez şehrine, g&uuml;n ışığı yeni yeni d&uuml;şmeye başlamıştı. Akşamları yıkık d&ouml;k&uuml;k evlerinde, yataklarına girebilenler şanslıydı fakat onların da sabahı g&ouml;r&uuml;p g&ouml;remeyecekleri belli değildi. Tim &ouml;n g&ouml;r&uuml;len s&uuml;rede Habl&rsquo;ul H&uuml;k&uuml;m Mescidi isimli yere geldi.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span>Bu noktada Binbaşı, timin tamamının gizlenmesini emretti. Sadece kendi belirleyeceği tek kişinin buluşmaya katılmasını istedi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Murat, ağır silahlı takım arkadaşı Tank ile birlikte, buluşma yerinde uygun bir yere gizlenmişti. Ekibin tamamı alanın etrafını sarmış, buluşma yerini g&ouml;rebilecek şekilde gizlenmişti. Az sonra telsizden Binbaşı&rsquo;nın sesi duyuldu <em>&ldquo;Kıra&ccedil; gelen adamla g&ouml;r&uuml;şmeye sen gideceksin. Konumunu ona g&ouml;re belirle.&rdquo; </em>Kıra&ccedil; kod adı ise Murat&rsquo;a aitti. Bu sırada Kemal Binbaşı devam etti <em>&ldquo;Gelecek kişinin adı Saqr. O ortaya &ccedil;ıkmadan sen &ccedil;ıkma. Benim talimatımı bekle.&rdquo; </em>Kıra&ccedil;, yanındaki arkadaşından uzaklaştı ve buluşma noktasını g&ouml;rebilecek başka bir yere sindi. Saqr isimli adamın gelmesini bekledikleri mescidin avlusunu g&ouml;zetlemeye başladı. Biraz bekleyişin ardından avluya g&ouml;lge gibi bir adam s&uuml;z&uuml;ld&uuml;. &Uuml;zerinde bir h&uuml;cum yeleği ve başında şapkası olan sakallı bu adam, sağ eliyle başından şapkasını &ccedil;ıkarttı. Şapkasını avcunun i&ccedil;inde d&uuml;rd&uuml; ve elini bacağının yanına indirip &uuml;&ccedil; kez kesik kesik ıslık &ccedil;aldı. Binbaşı telsizden seslendi <em>&ldquo;Kıra&ccedil;, adamımız bu. Acele et.&rdquo;</em><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span>Kıra&ccedil;, tıpkı adamın geldiği gibi sessizce avluya s&uuml;z&uuml;ld&uuml;. Bekleyen adamın arkasında belirdi. Bu sırada onu ge&ccedil; fark eden adam, biraz tedirginlikle Kıra&ccedil;&rsquo;a doğru y&uuml;z&uuml;n&uuml; d&ouml;nd&uuml;. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>KIRA&Ccedil;; </strong><em>&ldquo;&Ccedil;oklar diye korkmadık.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;"> </span></em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Saqr, tesad&uuml;fen gelişen bu c&uuml;mlenin karşılığını vermekte gecikmedi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>SAQR; </strong><em>&ldquo;Azız diye &ccedil;ekinmedik.&rdquo;</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kıra&ccedil; adamın cevabından sonra, başını &ouml;ne eğerek bir kafa selamı verdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">SAQR; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Bilge Tonyukuk Yazıtı&hellip;&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp; </span><br></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KIRA&Ccedil;; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Vatan emanetlerini almaya geldik.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><br></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">SAQR; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Kuzeybatı y&ouml;n&uuml;ne 20 dakikalık bir y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş mesafesindeler. Karşınıza yerleşimlerin neredeyse tamamen yıkıldığı bir sokakta, 7 katlı bir bina &ccedil;ıkacak. Binanın 3. katında birbirine bakan iki &ccedil;anak anten var. Yapının i&ccedil;erisinden, zemin katına ineceksiniz. Demir kapılı odanın i&ccedil;erisinde sizi bekliyorlar.&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bu sırada Saqr, Kıra&ccedil;&rsquo;ın eline bir anahtar uzattı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>SAQR; </strong><em>&ldquo;Yanlarında biraz tıbbi malzeme var. Durumu iyi olan arkadaş ilkyardım biliyor zaten. Gideceğiniz yol şu anda temiz. Yerel devriyeler, 2 saatte bir ge&ccedil;er buralardan. Son devriye 40 dakika kadar <span style="mso-tab-count: 1;"> </span>&ouml;nceydi. Allah yardımcınız olsun.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></em><strong>KIRA&Ccedil;; </strong><em>&ldquo;Peşlerine d&uuml;şenler vardı?&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></em><strong>SAQR; </strong><em>&ldquo;Helikopterin d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; b&ouml;lgeden birka&ccedil; kilometre uzaklaştırma imk&acirc;nı buldum. Bereket, arayanların hepsi enkaz b&ouml;lgesi &ccedil;evresinde arıyorlar. Bu civarda gezenlerin hepsi standart devriye.&rdquo;</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kıra&ccedil;, Saqr&rsquo;dan bilgileri aldıktan sonra geldiği gibi alandan kayboldu. &Ccedil;ok s&uuml;rmeden komutan ekibi yine aynı şekilde ikiye b&ouml;lerek tarif edilen yere doğru yola &ccedil;ıkarttı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">G&ouml;z&uuml;n&uuml;z&uuml; hangi şehrin sabahına a&ccedil;mış olursanız olun; seher, havanın en temiz, şehrin en sessiz olduğu vakitti. Yıllarca izlediği filmler, diziler ve insanın g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; kabartan o kahramanlık destanları&hellip; Savaş bu kadar basit miydi? Evinden bir kez olsun dışarı adım atmamış insanlar bile bunları izleyerek savaşı bildiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. &Uuml;zerine namlular &ccedil;evrildiğinde, mermilerden ka&ccedil;abileceğini. En &ccedil;aresiz anında kendisine manevi bir g&uuml;&ccedil; gelip k&ouml;t&uuml; olanı alt edebileceğine inanır. Halbuki ger&ccedil;ek savaş bu değildir. Terk edilmiş ama terk edilememiş bir şehirde; bir zamanlar varlığın merkezi şimdi ise hi&ccedil;liğin ortasında ne yaptığını bilirsin belki ama ne olduğunu bilemezsin. Uzun y&uuml;r&uuml;y&uuml;şlerden sonra canını yakmaya başlayan postalların, daha d&uuml;n burada yaşamını s&uuml;rd&uuml;ren hangi canlının hayallerinin tozuna bastığını, g&ouml;rmezden gelerek yoluna devam edersin. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>Kutsal bir gayesi olmayan, &acirc;li menfaat g&uuml;tmeyen hangi aklı başında insan; başka bir insanı &ouml;ld&uuml;rebilir ki? Nedensizce bir canlıya doğrultulan namlu, tetiği &ccedil;ektiğiniz zaman karşınızdakinin hayatını alırken, b&uuml;y&uuml;k bir par&ccedil;ada sizden g&ouml;t&uuml;rmez miydi? Belki hi&ccedil; tanımadığın bir &ccedil;ift g&ouml;ren g&ouml;z&uuml;, elinde kan ile koca bir &ouml;mre ortak etmeye gerek var mıydı? Hayır &ouml;l&uuml;mle burun buruna olmak ya da &ouml;ld&uuml;rmek &ouml;yle beyaz perdede g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi değildi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Binbaşı Kemal&rsquo;in verdiği emir ile &ccedil;ıktıkları yolda, hep bunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Şehri bu hale getiren adamların motivasyonu ne olabilirdi? &Ccedil;ocuk, kadın, gen&ccedil; ya da yaşlı demeden herkesi g&ouml;z&uuml;n&uuml; kırpmadan &ouml;ld&uuml;rebilen bir zihniyeti ortadan kaldırmak, kahramanlık mıydı yoksa aptallık mı? Bunun cevabını bilmese de dostla d&uuml;şmanın birbirine karıştığı bu topraklarda, canını emanet edebileceğin birka&ccedil; asil adamla yan yana olmak b&uuml;y&uuml;k bir şanstı. Bu topraklar, bir insanı sebepsizce hayattan koparabilecek kişilerle doluydu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Hedef konuma ulaştıklarında, telsizden komutanın sesi duyuldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Keskin nişancılar, sokağı kontrol altında tutsunlar. Ağır silah ekibi binanın girişini gizlenerek koruyun. Keşif ekibi, &ouml;nden binaya siz gireceksiniz, peşinizden sağlık ekibi. Ardından ben ve Kıra&ccedil;. Y&uuml;zbaşı sizde dışarıda ekiple kontrol sağlayın.&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Binbaşı daha talimatlarını sıralarken timin &uuml;yeleri yerlerini almıştı bile. Binanın girişinde Kemal ve Murat yan yana geldiler. Kemal askerine baktı ve g&uuml;l&uuml;msedi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;O nasıl bir testti lan &ouml;yle? Tonyukuk Yazıtı nereden geldi aklına?&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat komutanın bu s&ouml;z&uuml;ne g&uuml;ld&uuml;.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">MURAT; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Komutanım savaşı d&uuml;ğ&uuml;n, &ouml;l&uuml;m&uuml; vuslat bilmeyen adamdan T&uuml;rk savaş&ccedil;ısı mı olur?&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><br></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;&Ouml;nden y&uuml;r&uuml; &ouml;nden. &Ccedil;ok gaza getirdik seni. İyice film setine &ccedil;evirdin&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0cm 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Binanın i&ccedil;erisine girer girmez, zemin katta gizlenen pilotlara ulaştılar. Sağlık ekipleri yaralı pilota m&uuml;dahale etti. Ardından y&uuml;r&uuml;y&uuml;p y&uuml;r&uuml;yemeyeceğini test ettiler. Yaralı pilota gerekli tedaviyi kısa s&uuml;rede uyguladıktan sonra, hep beraber &ccedil;ıkış kapısına y&ouml;neldiler. Binbaşı telsizden talimatını verdi. <em>&ldquo;Dışarıdakiler, binadan &ccedil;ıkıyoruz.&rdquo; </em>Bu talimatın &uuml;zerine, telsiz dışarıdan &uuml;&ccedil; kez mandallandı. Binanın i&ccedil;erisindeki herkes sessizce yere &ccedil;&ouml;kt&uuml;. Binbaşı telsizin ekranına baktı. Telsizi mandallayan keskin nişancı G&ouml;lge idi. &Ccedil;ok uzun s&uuml;rmeden sokakta silah sesleri y&uuml;kseldi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>KEMAL; </strong><em>&ldquo;Ne oluyor oğlum dışarıda?&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">G&ouml;lge, yanıt verdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>G&Ouml;LGE; </strong><em>&ldquo;Komutanım sokakta hareket var &ccedil;atışmanın bizim ile ilgisi yok gizli haldeyiz.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></em><strong>KEMAL; </strong><em>&ldquo;Oğlum ne oluyor?&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></em><strong>G&Ouml;LGE; </strong><em>&ldquo;Silahlı bir grup sivilleri kovalıyor.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Binbaşı elini silahına attı dişlerini sıktı. Telsizin mandalını tekrar sıktı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>KEMAL; </strong><em>&ldquo;Kadın, &ccedil;ocuk var mı aralarında?&rdquo;</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">G&Ouml;LGE; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Komutanım siviller sadece kadın ve &ccedil;ocuklardan oluşuyor.&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Saldıran grup ka&ccedil; kişi oğlum?<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp; </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">G&Ouml;LGE; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;İndiremeyeceğimiz kadar kalabalık değil komutanım.&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">G&ouml;lge, telsizdeki komutanın niyetini anlamış ve tarafını belli etmişti. Herkes bilirdi; bir T&uuml;rk, masuma ve savunmasıza edilen eziyete g&ouml;z yummazdı. Hele ortada g&uuml;nahsız &ccedil;ocuklar varsa, d&uuml;nyanın &ccedil;ivisini s&ouml;kmekten bile geri durmazdı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0cm 35.4pt;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0cm 35.4pt;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Radar, Tilki siz pilotları koruyun. </span></em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">(Telsizi mandalladı) <em>G&ouml;lge, &Ccedil;akal indirin ulan haysiyetsizleri. Madem kimliğimiz yok hakkını verelim. Y&uuml;zlerinizi kapatın, &ccedil;atışma durumuna ge&ccedil;in.&rdquo;</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Binbaşı Kemal&rsquo;in emriyle tim, sivillere saldıran gruba m&uuml;dahale etti. Karşılarındakiler, i&ccedil; savaşın kanlı boşluğunda silahlanmış maceraperest adamlardı. Kendi soylarından kadın ve &ccedil;ocukları katletmeye kalkışmaları, yalnızca acımasız değil, aynı zamanda ahmak olduklarını da a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;steriyordu. Tim ilk ateş a&ccedil;tığında neredeyse hepsi ka&ccedil;ışmaya başlamıştı. İ&ccedil;inde bulundukları binanın, kapısından bir anda &ccedil;ıkan Murat kenarda bir yere siper aldı. Mermilerden ka&ccedil;ışan saldırganların &uuml;zerine ateş a&ccedil;tı. Bu sırada ağır silahlı ekipte Murat ile birlikte ateş a&ccedil;mıştı. Y&uuml;zbaşı ise siviller &ccedil;atışmadan uzaklaştırmaya &ccedil;alışıyordu. Murat bir an i&ccedil;in duruldu ve siper aldığı yerden saldırganların arasındaki bir adamın silahını kullanma şekline baktı. Adam grubun diğer &uuml;yeleri gibi ateş etmiyordu. Silahı tutma ve kullanma şekli bariz şekilde profesyoneldi. Murat kenarda adamı izledi ve telsizden; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0cm 35.4pt;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">MURAT;</span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> &ldquo;G&ouml;lge, &Ccedil;akal. Turuncu araba enkazının arkasında sinmiş bir adam var. Başında siyah sarık &uuml;zerinde bej h&uuml;cum yeleği olan. Ben ateş edip herifi yerinden &ccedil;ıkaracağım. Biriniz beni korusun diğeri de adamı etkisiz hale getirecek &ouml;l&uuml;mc&uuml;l olmayan bir atış yapsın.&rdquo;</span></em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kemal Binbaşı, araya girdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>KEMAL; </strong><em>&ldquo;Ne yapacaksın oğlum adamı?&rdquo;</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">MURAT; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Normal değil komutanım bu herif. Diğerleri &ccedil;apulcu bu ne yaptığını biliyor.&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">SERKAN; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Kıra&ccedil; adamın bende farkındayım. P&uuml;sk&uuml;rt gitsin başımıza iş &ccedil;ıkartma. Adam başka bir &uuml;lkenin <span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>adamı belli.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp; </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Adamdan uzak dur Kıra&ccedil;.&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Daha Kemal&rsquo;in s&ouml;z&uuml; bile bitmeden, Murat siperden &ccedil;ıktı ve s&ouml;z ettiği adamı siperinden &ccedil;ıkartmak i&ccedil;in ateş a&ccedil;tı. Adam siperden &ccedil;ıkmadan hemen &ouml;nce daha ileride &ccedil;atışmadan ka&ccedil;an ekibine işaret verdi. Uzak noktadaki adamlar da Murat&rsquo;a ateş etmeye başladı. Fakat Murat ısrarı ile karşısındaki adamı siperinden &ccedil;ıkartmayı başarmıştı. &Ccedil;akal, Murat&rsquo;ın iki ateş arasında kalacağını &ouml;n g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde, hedefteki adamı iki net atışla yere &ccedil;iviledi. Adam yere d&uuml;şt&uuml;, diğerleri ise kaldıkları yerden ka&ccedil;maya devam etti. Murat yerdeki adamın başına y&uuml;r&uuml;rken, timin diğer &uuml;yeleri sivilleri ve alanı g&uuml;venlik altına almaya &ccedil;alışıyordu. Binbaşı Kemal Murat&rsquo;ın ardından koşar adım y&uuml;r&uuml;rken, Murat adamın yanına ulaşmış ve silahını kafasına doğrultmuştu bile.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: center; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;" align="center"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">***</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yerdeki adam; suratına silah doğrultulmuş, korku ve panik i&ccedil;erisinde Arap&ccedil;a bir şeyler s&ouml;ylemeye başladı. Murat adamın y&uuml;z&uuml;ne baktı. &Ouml;fkesi iyice artmıştı. Sokağın ucundan gelen ağlamaklı kadın sesleri ve korkmuş &ccedil;ocuk &ccedil;ığlıkları bu &ouml;fkeyi kam&ccedil;ılıyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">MURAT; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Kes ulan tatavayı. Ajan olarak arasına karıştığın adamların leh&ccedil;esini bile bilmiyorsun daha!&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kemal, adımlarını hızlandırdı. Murat&rsquo;ın hareketinin farkındaydı. Askerinin bu halini yıllar &ouml;nce başka bir yerde dağda g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;. Murat t&uuml;feğini indirip belinden tabancasını &ccedil;ıkartmışsa, muhakkak bir şey &ouml;fkesini olması gerekenden daha fazla arttırmış işi şahsi hale getirmişti. Kemal askerine yetişti&hellip;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>KEMAL; </strong><em>&ldquo;Dur oğlum dur.&rdquo;</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, dişlerini sıktı&hellip;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>MURAT; </strong><em>&ldquo;Abi geldiğin y&ouml;nde k&ouml;şeye bak. Bu adi it bilerek sivilin kucağındaki &ccedil;ocuğa nişan aldı. &Ouml;ld&uuml;rd&uuml; <span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp; </span>el kadar sabiyi. Bu it buralı bile değil yaşamaya hakkı yok.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp; </span></em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Oğlum haklısın ama bak zaten biz elimizden geleni yaptık.&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">MURAT; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Yok abi bu burada it gibi can verecek.&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Yerdeki adam birden inlemeyi kesti. Burnun ucunda dayalı silahtan başını kenara doğru &ccedil;ekip, ayakta duran iki adama dik dik baktı. Birdenbire T&uuml;rk&ccedil;e konuşmaya başladı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>ADAM; </strong><em>&ldquo;Siz ikiniz T&uuml;rk m&uuml;s&uuml;n&uuml;z?&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kemal, olmaz bir y&uuml;z ifadesi ile adama baktı.&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>KEMAL; </strong><em>&ldquo;Sen T&uuml;rk&ccedil;e konuşmayı ne biliyorsun?&rdquo;</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">ADAM; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Siz bana zarar veremezsiniz! Beni serbest bırakmak zorundasınız.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat&rsquo;ın &ouml;fkesi kendini bilmez bu adama karşı tamamen raydan &ccedil;ıktı. Silahını indirdi ve adamın y&uuml;z&uuml;ne bir tekme attı. Silahını indirdi ve adamın &uuml;zerine eğilip yakasını yakaladı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>MURAT; </strong><em>&ldquo;Sen az &ouml;nce bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rd&uuml;n lan.!&rdquo;<span style="mso-tab-count: 2;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">ADAM; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Senin &ccedil;ocuğun mu? Sana ne?&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Artık Murat&rsquo;ın &ouml;fkesini Kemal&rsquo;de tutamıyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong>MURAT; </strong><em>&ldquo;&Ccedil;ocuk ulan &ccedil;ocuk.! &Ccedil;ocuğun seni beni mi var?&rdquo;</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">ADAM; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Biz se&ccedil;ilmiş kavimiz buradaki insanların yaşama hakkı yok. Hepiniz bizim k&ouml;lemiz olarak&nbsp;yaratıldınız.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;"> </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, bu s&ouml;z&uuml;n &uuml;zerine tamamen zıvanadan &ccedil;ıktı. Adamın &ouml;nce başını yere vurmaya başladı, ardından silahı başına doğrultup ateş etmek &uuml;zereyken, Binbaşı Kemal elini tuttu. Yerde yatan adam zaten bilincini kaybetmişti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Oğlum bu adamı &ouml;ld&uuml;r&uuml;rsen daha fazlasını yaparlar buradaki insanlara. Dur artık!&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, Kemal&rsquo;in s&ouml;z&uuml; ile duruldu. Silahı yavaş&ccedil;a dizinin hizasına indirdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">MURAT; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Abi en azından &uuml;st&uuml;n&uuml; başını yoklayalım. Kim bu?&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Binbaşı, kendine &ccedil;aresizce gelmeye &ccedil;alışan adamına baktı. Sorduğu sorunun cevabını pek&acirc;l&acirc; kendisi de biliyordu nasılsa. Sakince cevap verdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Belli değil mi oğlum?&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kemal Binbaşı, neredeyse sinir krizi ge&ccedil;iren adamının &ouml;fkesini dizginlemek i&ccedil;in yerdeki adamın &uuml;st&uuml;n&uuml; aramasında askerine yardım etti. Adamın &uuml;zerine iki farklı telsiz ve &uuml;zerinde şifre yazan bir k&acirc;ğıt &ccedil;ıkmıştı. Şifre ne şifresiydi, amacı neydi araştıracak vakit yoktu. Murat o andan itibaren, vatan toprağındaki &uuml;s b&ouml;lgesine d&ouml;nene kadar hi&ccedil; konuşmadı. Kemal Binbaşı, vicdanen hareket eden askerini su&ccedil;lu g&ouml;rm&uuml;yordu ama kızmıştı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; karşısındakinin başka bir &uuml;lkenin ajanı olduğunu bile bile yaptığı bu hareketi, Alpagu Timi&rsquo;ni a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarabilirdi. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>Sevdiği askerini riske atmamak i&ccedil;in bu olayı kimseye s&ouml;ylemedi ve timdeki diğer &uuml;yeleri de sessiz kalınması konusunda uyardı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: center; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;" align="center"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">***</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Azez b&ouml;lgesindeki kurtarma operasyonu, başarılı bir şekilde sona ermişti. Fakat Murat&rsquo;ın i&ccedil;inde kırılan par&ccedil;a g&ouml;zlerine yansımıştı bile. &Ouml;l&uuml;m&uuml; ilk kez g&ouml;rm&uuml;yordu. Belki de onun i&ccedil;in &ccedil;ok fazla normalleşmişti. Fakat bir &ccedil;ocuğun, bu kadar kayıtsız, bu kadar ama&ccedil;sız &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesini hazmedemiyordu. Aklında bir yerde hi&ccedil; tanımadığı, hayatında yaşarken bir kez bile g&ouml;rmediği, o &ouml;ld&uuml;r&uuml;len &ccedil;ocukla kendi bağını kurmuştu. Donuk g&ouml;zlerle evine d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde, geceleri Alper&rsquo;in yatağının başına gidiyor ve g&ouml;zlerini ondan ayırmadan d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu. Fark etmişti, birilerinin g&ouml;z&uuml; gibi baktığı ve canı saydığı, bir başkası i&ccedil;in kıymetsiz bir hedef olabiliyordu. Bu d&uuml;ş&uuml;nce onu mahvetmişti. Kendisi de yıllardır askerdi ama karşısında zararsız duran hi&ccedil;bir mahlukata namlusunu &ccedil;evirmemişti. Bu ahlak, vicdan, insanlık ya da adını ne koyarsan koy hi&ccedil;birini sığmazdı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir yandan, adaletsiz d&uuml;nya d&uuml;zenine karşı koyamıyor olmanın ağırlığı, diğer yandan aksi durumda ailesini koruyamamak endişesi onu g&uuml;n g&uuml;n t&uuml;ketti. Sahi, o g&uuml;n &ouml;ld&uuml;r&uuml;len &ccedil;ocuk kimin yavrusuydu? Onun babasına ne olmuştu? Babası belli ki &ouml;lm&uuml;şt&uuml;. Ya hayatta olsaydı? Yavrusunun b&ouml;yle merhametsizce &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesine izin verir miydi? Sorunun cevabı sorudan daha ağırdı. G&uuml;c&uuml; yetmezse ne yapabilecekti? Babası hayatta olup &ouml;ld&uuml;r&uuml;len &ccedil;ocuk yok muydu bu coğrafyada? Başka topraklarda cenazeleri par&ccedil;alanmış, alelade bir naylon poşetin i&ccedil;inde babalarının ellerine tutuşturulan &ccedil;ocukları, haberlerde defalarca g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;. Bir annenin ve babanın sevdiği b&uuml;y&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; bebeği kıytırık bir naylon poşetin i&ccedil;inde&hellip; Bir pazar eşyası gibi. Sarılacak, vedalaşacak bir beden bile yok. Hayallerde kalacak bir son fotoğraf, cenazesini yıkayıp son bir buse ile veda edecek hi&ccedil;bir şey yok. Naylon bir poşetin i&ccedil;inde kanlı et par&ccedil;aları. Demek ki babanın hayatta olmasının da bir kaidesi yok. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Uykularını kaybetmişti. Hemen her g&uuml;n, uykusuz geceler yorgun sabahlara d&ouml;nerken, bir sabah eşi Arzu&rsquo;nun s&ouml;zleri tokat gibi y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;arptı. <em>&ldquo;Son g&ouml;revinden sonra d&ouml;nd&uuml;n ama ruhunu g&ouml;rev yaptığın yerde bıraktın. Onun yerine korku ve kasvetle d&ouml;nd&uuml;n evine.&rdquo; </em>Murat, Arzu&rsquo;nun s&ouml;ylediği bu s&ouml;z &uuml;zerine sessizliğini hi&ccedil; bozmadı. Konuşmak istiyordu ama susuyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">"Allah&rsquo;ım! Bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme g&uuml;c&uuml;, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlama bilgeliği ver."&nbsp;</span></em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">G&uuml;nler, değiştiremeyeceği şeyleri kabul etmemekle ge&ccedil;ip gidiyordu. Hayat kendisine zehir olduğu kadar ailesi i&ccedil;inde anlamsız bir yumağa d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insan doğru bir şey i&ccedil;in bile olsa, kibri elden bırakamıyordu. Murat i&ccedil;in de bu b&ouml;yleydi. Belki &uuml;z&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; bir &ccedil;ocuğun hayatıydı ama aslolan şey bu d&uuml;zeni değiştirme arzusu i&ccedil;indeyken buna g&uuml;c&uuml;n&uuml;n yetmemesi idi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir sabah telefon &ccedil;aldı. Yorgun g&ouml;zleri, g&uuml;n&uuml;n doğumuyla kapanmak &uuml;zere iken telefonu a&ccedil;tı. Karşısındaki ses Binbaşı Kemal&rsquo;di. <em>&ldquo;Ordu evine gel. Konuşmamız gerekenler var.&rdquo; </em>Alelacele toparlandı, kıyafetlerini giydi ve hızlıca ordu evinin yolunu tuttu. Oraya vardığında, kahvaltı salonunun masasında buldu komutanını. Kemal, Murat&rsquo;ı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde selam vermeye bile tenezz&uuml;l etmeden, karşısındaki sandalyeye bir el işareti ile buyur etti. Murat ise altı morarmış g&ouml;zlerle komutanın karşısına oturdu. Artık resmi olarak asker değildi, hi&ccedil; istifini bozmadı. Kemal karşısında anlamsız şekilde t&uuml;kenen gen&ccedil; adama baktı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0cm 35.4pt;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Kontrolden &ccedil;ıkman hi&ccedil; hoşuma gitmedi Murat. Ka&ccedil; g&uuml;nd&uuml;r yanına gelmiyorum &ccedil;&uuml;nk&uuml; kızgınım. Biz orada o sivilleri kurtarmak i&ccedil;in elimizden geleni yaptık, hi&ccedil; vazifemiz olmadığı halde. İntikam almak bizim işimiz değil. Saldırdığın adamın kim olduğu aşağı yukarı malumun.&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat hi&ccedil; konuşmadan komutanın s&ouml;zlerini dinliyordu. Binbaşı Kemal, birazdan hi&ccedil; adeti olmadığı halde yanında taşıdığı evrak &ccedil;antasının i&ccedil;inden siyah bir dosya &ccedil;ıkarttı. Murat&rsquo;ın &ouml;n&uuml;ne koydu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0cm 35.4pt;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Buradayım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yaptığını sonucunu g&ouml;r istiyorum. Bu dosyayı incele bakalım ne g&ouml;receksin?&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat sessizce dosyayı a&ccedil;tı ve baktı. O g&uuml;n d&ouml;vd&uuml;kten sonra baygın bıraktığı adam ger&ccedil;ekten de başka &uuml;lkenin ajanıydı. Bunu doğru bilmişti. Kurtarılan siviller, T&uuml;rklere emanet edilmişti. Fakat ajanın y&ouml;nettiği grup, adamı dava neferi ilan etmiş ve o g&uuml;nden sonra durmaksızın intikam adına bir&ccedil;ok sivil kadın ve &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rm&uuml;şt&uuml;. Murat ilk sayfayı okuduktan sonra başını dosyadan kaldırıp Kemal&rsquo;in y&uuml;z&uuml;ne baktı. Kemal soğuk bir tavırla <em>&ldquo;Arkadaki sayfaya ge&ccedil;. Yaptıklarının semeresi bir tek orası ile sınırlı değil.&rdquo; </em>dedi. Murat titreyen eller ile arka sayfaya ge&ccedil;ti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Arka sayfada, bizzat kendisine ait ama y&uuml;z&uuml;n&uuml;n maske ile kapalı olduğu bir fotoğrafını g&ouml;rd&uuml;. Fotoğrafının arkasında kalan alandan bu fotoğrafın nerede &ccedil;ekilmiş olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Bu fotoğraf Saqr ile konuşurken, onun tarafından &ccedil;ekilmiş olmalıydı. Hemen arka sayfaya ge&ccedil;ti. Saqr&rsquo;ın vahşice şehit edilmiş fotoğrafını g&ouml;rd&uuml;. Elini ağzına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. Bağırmak istedi ama bağıramadı. G&ouml;zleri kıpkırmızı olmuş şekilde komutanına baktı. Kemal konuşmaya girdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Yaraladığımız adamın ortakları o b&ouml;lgedeki t&uuml;m h&uuml;crelerini harekete ge&ccedil;irmiş intikam i&ccedil;in.<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;</span>Nasıl olduysa da Saqr&rsquo;ı tespit etmişler. İşkence g&ouml;rm&uuml;ş, konuşturmaya &ccedil;alışmışlar. Kendi yetkililerine bilgi&nbsp;vermek i&ccedil;in kullandığı yaka kamerasını tespit etmişler. Muhtemelen şifrelemeyi &ccedil;&ouml;zemedikleri i&ccedil;in ellerinde<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;</span>bilgi yoktur. Fakat ortada senin g&ouml;r&uuml;nt&uuml;n var. Bizim bilgi işlemdekiler senin ve ailenin g&uuml;venliği i&ccedil;in bir&ccedil;ok&nbsp;veriyi bozdu. Sızma g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor şimdilik. Fakat sen ve ailen uzak koruma altındasınız. Alpagu Timi&rsquo;ni&nbsp;neredeyse deşifre edeceklerdi. Bereket Saqr, işkence altındayken bir sinyal g&ouml;ndermeyi başarmış. Allah&nbsp;rahmet eylesin, kendisi şehit olurken bile hepimizi kurtardı.&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat şaşkınlık i&ccedil;erisinde kalakalmıştı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</span><strong>MURAT; </strong><em>&ldquo;Şimdi ne olacak komutanım?&rdquo;<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp; </span></em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></em><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&ldquo;Birka&ccedil; izin istedim ve istihbarat bazı bilgileri bizimle paylaşmayı kabul etti. Peşimizde olanları<span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp;</span>temizlemek i&ccedil;in gayya kuyusuna geri d&ouml;neceğiz. Yanımda seni de g&ouml;t&uuml;receğim, timin bir par&ccedil;asısın. Ama! <span style="mso-tab-count: 1;">&nbsp; </span>Murat kendine h&acirc;kim olmazsan, sana s&ouml;z veriyorum k&uuml;lahları &ccedil;ok ağır değişiriz.&rdquo;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat komutanının bu keskin tavrı karşısında boynunu b&uuml;kt&uuml;. Tam &ouml;z&uuml;r dilemek &uuml;zere iken telefonu &ccedil;aldı. Telefona cevap vermek i&ccedil;in eline aldı. Arayan eşi Arzu idi. Telefona cevap verdi. Karşısında tanımadığı bir adamın sesi vardı. <em>&ldquo;Beyefendi, burada ağır bir trafik kazası oldu.&rdquo; </em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><em><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; margin-top: 0cm; mso-margin-bottom-alt: 8.0pt; mso-margin-top-alt: 0cm; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Akıl sahibi birisinin s&ouml;ylediği gibiydi. <em>&ldquo;İnsan kendi imtihan sahasını belirleyemez. Eğer ki, yaratıcı kendi imtihanımızı belirlememize izin verseydi, hepimiz elimize y&uuml;z&uuml;m&uuml;ze bulaştırır işleri daha sıkıntılı hale getirirdik.&rdquo; </em>Murat&rsquo;ın vicdanı ya da kibri karşılık bulmuş, kendi imtihanını kendi belirlemişti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAKİKATİN ETRAFINDA DÖNENLER</title>
<link>https://fikirizleri.com/hakikatin-etrafinda-donenler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hakikatin-etrafinda-donenler</guid>
<description><![CDATA[ Gözümüz yok şu dünyanın varında.. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f8a8e1a4dfb.webp" length="51262" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 19:20:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>        HAKİKATİN ETRAFINDA DÖNENLER </p>
<p>Anadolu’nun dağları o gün başka bir sessizliğe bürünmüştü. Gökyüzü derin bir sükûnet taşıyordu, sanki rüzgâr bile adabını kuşanmış, ağır ağır esiyordu. Uzaktaki  bir köyden, kerpiç evlerin arasından ince bir duman yükseliyor, tandır kokusu toprağa karışıyordu. O gün köyde başka bir hazırlık vardı. Cem olacaktı.</p>
<p>Köyün gençlerinden Ekber, sabahın erken saatlerinde uyanmıştı. İçinde tarif edemediği bir çağrıyla, sanki biri onu adıyla değil, kalbiyle çağırıyordu. Ellerini yüzünü yıkarken aynada kendine baktığında içinde bir yol, bir arayış kıpırdandığını hissediyordu.</p>
<p>Annesi “Ekber, bugün dikkatli ol oğlum. Her cem, bir sırdır. Her dönen, kendine döner” diyerek seslendi.</p>
<p>Ekber başını salladı. Fakat annesinin ne demek istediğini tam anlamamıştı.</p>
<p>Akşam çöktüğünde köyün cemevi dolmaya başladı. Kadınlar, erkekler, yaşlılar, gençler… herkes sessiz bir saygıyla yerini aldı. Ortada bir boşluk vardı, semahın dönüleceği yer. Deliller yakıldı. Loş ışık, yüzleri aydınlatırken gözlerin derinliğini daha da belirgin kılıyordu.</p>
<p>Köyün dedesi, herkesin “Hasan Dede” diye andığı bilge kişi ağır adımlarla içeri girdi. Yüzünde yılların hikmeti vardı. Herkes ayağa kalktı.</p>
<p>Hasan Dede posta oturduktan sonra gözlerini kapadı. Bir süre hiç konuşmadı. O sessizlik bile bir öğüttü.</p>
<p>Sonra yavaşça “Yol, sözle değil hâl ile yürünür." diyerek konuşmaya başladı. "Bugün dönecek olan, beden değil, gönüldür.” Ardından derin bir nefes aldı ve sanki içinden gelen bir çağrıyı dillendirir gibi devam etti:</p>
<p>“Ben sizin içinizde, sizin aranızda, karanlıklardaki ışık gibiyim. Karanlıklara dalan o ışıkla aydınlanır, yol bulur. Ey canlar duyun, dinleyin; can kulaklarınızı açın, anlayın.”</p>
<p>Ekber’in kalbi hızlanmıştı.</p>
<p> Ozan sazını eline aldı. Teller titredi, ses dalga dalga yayılırken ilk deyiş oturanların “Allah Allah” demesiyle yükseldi. </p>
<p>“Döndükçe âlem döner,</p>
<p>Gönül Hakk’a yönelir,</p>
<p>Bir adım aşk ile atan,</p>
<p>Bin kapıyı aralar…”</p>
<p>Semah dönecek canlar yerini almıştı. Ekber'de, aralarındaydı, ilk kez dönecekti. Ayakları titriyor içinden bir ses “korkma” diyordu.</p>
<p>Semah'ı ağır ağır dönmeye başladılar. Sanki bir kuş gibi hafifliyordu Ekber, döndükçe dünya da onunla dönüyor gibiydi.</p>
<p>Ekber’in içinden, Hasan… Hüseyin ismi geçerken daha derin bir acının ama daha güçlü bir direnişin izini taşıyordu. </p>
<p>Ekber dizlerinin üzerine çöktü. </p>
<p>“Ben kimim ki buradayım?” diye içinden geçirdi.</p>
<p>Kalpten gelen bir ses:</p>
<p>“Sen aradığın için buradasın.”</p>
<p>Ekber’in gözlerinden yaş süzülürken “Ben neyi arıyorum?” dedi içinden.</p>
<p>Cevabı ise “Adaleti.. sevgiyi.. hakikati… Ve en çok da kendini” olarak geldi. </p>
<p>Semah devam ederken Hasan Dede’nin sesi duyuldu:</p>
<p>“Aşk ile yürüyen yorulmaz imiş,</p>
<p>Hakk’ın kapısını çalan kalmaz imiş,</p>
<p>Canını yola koyan ölmez imiş,</p>
<p>Yol birdir, bilenler bilir… Hûû Allah Allah diyelim canlar." </p>
<p>Hakikat, sadece huzur değil; bazen direnişti. Bazen susmamak, bazen de doğruyu söylemekti.</p>
<p>Semah bittiğinde herkes yerine geçti. Ama Ekber aynı yerde değildi artık.</p>
<p>Hasan Dede bu kez cem ehline dönerek konuştu, sesi hem uyarı hem şefkat taşıyordu:</p>
<p>“Allah’ın kulları, canlar yaptıklarınız tartılmadan siz tartın kendinizi; hesabınız görülmeden siz görün hesabınızı. Boğazınız sıkılmadan önce soluk alın. Zorla sökülüp götürülmeden önce hazır olun ve bilin ki kim kendisine yardım etmez, öğüt vermezse, kim kendisini korkutmazsa, korkmazsa, başka bir korkutucu ona fayda vermez. Başka bir öğütçünün öğüdü ona tesir etmez.”</p>
<p>Sonra Ekber’e bakarak ekledi:</p>
<p>“Emin insan; eline, diline, beline sahip olandır.”</p>
<p>Cem derinleşirken Hasan Dede dizlerini hafifçe doğrulttu ve nefes söylemeye başladı. Sözler artık onun dilinden dökülüyordu:</p>
<p>“Dediler kerâmet kâni Haydar</p>
<p>Dayanılmaz derdin dermânı Haydar</p>
<p>Hakk’ın kudreti sende ayandır</p>
<p>Velâyet mülkünün sultanı Haydar</p>
<p>İmamü’l –müttekinsin bellü bayık</p>
<p>Erenler merdinin merdanı Haydar</p>
<p>Yemin’i derdime derman eyle inayet</p>
<p>Delâlette zora koyma Haydar”</p>
<p>Sonra sanki bir yakarış gibi devam etti; sözler geçmişten bugüne uzanıyordu. </p>
<p>“Bizler için mi yalvardın yüce yaratıcıya, bizleri de dahil eyledin o yalvarının içeriğine, </p>
<p>‘Allah’ım, manevi gölgende geniş mi geniş yer ver, ihsanından olasıya hayırlar üstüne hayırlar ihsan et. Kurduğun yapıya bizleri de dahil eyle. Derecelerimizi yücelt. Işığımızı ışıttıkça ışıt. Onu elçi olarak gönderdiğine karşılık tanıklığını kabul ve makbul eyle Rabbim.’”</p>
<p>Cem ehli hep bir ağızdan karşılık verdi:</p>
<p>“Allah Allah …”</p>
<p>Hasan Dede başını eğdi:</p>
<p>“Allah! Allah! Derim, Pirim. Bizleri de dualarının içine al. Himmet eyle velayet nurunla.”</p>
<p>Sonra tekrar konuştu:</p>
<p>“Nefeslerimiz de hep gerçeği aradık, ‘Gerçeğe HÛÛ!’ dedik.”</p>
<p>Bir an sustu, ardından </p>
<p>“Gerçeği yaşamanın da bir bedeli vardı… senin ödediğin gibi halen ödemeye devam ediyoruz. Hep sana sığındık, yar ve yardım senden bekledik. Dayandık Hakk aşkına.” diyerek ağır bir gerçeği dile getirdi. </p>
<p>Ve sözlerine devam etti. </p>
<p>“Baktım, gördüm ki Ehl-i Beyt’imden başka ne bir yardımcı var bana… Ağzımın yarini canımın parçasını dertle yuttum… acılara dayandım…”</p>
<p>Cemevinde derin bir sessizlik oluştu.</p>
<p>Sonra yeniden “Allah’a mazlum olarak varmaya çalışın; zalim olarak ulaşmaya kalkışmayın. Düşmanlık yerlerinden kaçının. Karınlarınıza haram lokma sokmayın” diyerek öğütle devam etti. “Dağlar yerinden oynasa sarsılsa bile ; sık dişini… Bas yere ayağını, direndikçe diren… Bil ki yardım, Allah’tan olacaktır.”</p>
<p> Bu kez bir niyaz gibi döküldü sözler: “Niyazımız vardır gerçek erlere,</p>
<p>Medet Abdal Musa pirim gel yetiş.</p>
<p>Yüzümüzü sürelim her dem pirlere,</p>
<p>Medet Abdal Musa pirim gel yetiş.</p>
<p>Derde düştüğümde halimi gören,</p>
<p>Umulmaz dertlere dermanı veren,</p>
<p>Varıp dergahına yüzümü sürem,</p>
<p>Medet Abdal Musa pirim gel yetiş.</p>
<p>Muhammet Mustafa Ali aşkına,</p>
<p>Hasan’la Hüseyin Zeynel aşkına,</p>
<p>Muhammet Bakır’ın yüzü suyuna,</p>
<p>Medet Abdal Musa pirim gel yetiş.</p>
<p>Caferi Sadık’tan sürelim yolu,</p>
<p>Musayı Kazım’dan içmişiz dolu,</p>
<p>İmam Ali Rıza gönlümüzün gülü,</p>
<p>Medet Abdal Musa pirim gel yetiş.</p>
<p>İmamı Taki Naki’den himmet,</p>
<p>Hasanu’l Askeri ermeye zahmet,</p>
<p>Şefaat eyleye Mehdi Muhammet,</p>
<p>Medet Abdal Musa pirim gel yetiş.</p>
<p>Gönlümüze doldu bu aşkın seli,</p>
<p>İmdat isteyene uzatan eli,</p>
<p>Himmeti ola Bektaş-ı Veli,</p>
<p>Medet Abdal Musa pirim gel yetiş.”</p>
<p>Ekber bu sözleri dinlerken artık başka bir hâlin içindeydi.</p>
<p>Hasan Dede şu dizelerle devam etti. </p>
<p>“Gözümüz yok şu dünyanın varında,</p>
<p>Yandık Kerbela’nın kızgın narında,</p>
<p>El pençe olup da pirin darında,</p>
<p>Dura geldik Abdal Musa’m eyvallah.</p>
<p>Hürmet ettik insanların yaşına,</p>
<p>Akıl ermez erenlerin işine,</p>
<p>Pir aşkıyla sazımızın döşüne,</p>
<p>Vura geldik Abdal Musa’m eyvallah.</p>
<p>Bektaş-i Veli’den almıştır şiar,</p>
<p>Kök salmıştır kurumaz ki bu çınar,</p>
<p>Birlik olup etten kemikten duvar,</p>
<p>Öre geldik Abdal Musa’m eyvallah. Allah Allah..." </p>
<p>“İşte Hak ile Hak olmuşların sırrı budur. Bunu anlamak lazımdır” diyerek son öğüdünü verdi. </p>
<p>“Kapıdan çıkınca köşe gözetme</p>
<p>İçin karartıp da dışın düzeltme</p>
<p>Şah Hatayi ötesini uzatma</p>
<p>Mümin isen bir ikrarda durasın”</p>
<p>Gece ilerleyip Cem dağılırken Ekber Cemevinin kapısında durup gökyüzüne baktı.</p>
<p>Yıldızlar… sanki biraz daha yakındı. İçinden:“Allah’ım beni bu yoldan ayırma…” diye dua etti. Yol dışarıda değildi. Semah'ın sadece dönmek olmadığını anladı.</p>
<p>Semah, insanın kendi etrafında değil, hakikatin etrafında dönmesiydi.</p>
<p>Ve en zor semah, kalbin yaptığıydı.</p>
<p></p>
<p>                                    DİLEK SARIKAYA </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Kurt Bir Adam</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-kurt-bir-adam</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-kurt-bir-adam</guid>
<description><![CDATA[ Kısa bir hikaye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0421d4bccf2.webp" length="56768" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 14:38:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Muhsin Işık</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Bir Kurt Bir Adam</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Roni’nin çocukluğu, toprağın kokusunu bilen ayaklarla geçti.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Çamurun izini silmediği günler, keçilerin peşinden koşarken yorulmayı bilmediği akşamlar, çoban köpeklerinin gözlerinde kendine benzeyen bir sadakat gördüğü zamanlar… Hepsi köyde kaldı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Sonra büyüdü.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Şehir geldi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Beton duvarlar, dar sokaklar, yabancı yüzler… Ve en çok da, içinden hiç çıkmayan bir boşluk.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Roni yıllar geçse de bir şeyi unutamadı:</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Toprağa basmadan geçen günlerin eksikliğini.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bir akşam, yorgun bir günün ardından televizyonun karşısına geçti.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Rastgele açtığı bir belgesel, hayatının yönünü değiştirdi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ekranda bir dişi kurt vardı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Karların içinde, soğuğa karşı dimdik duran… Açlığa rağmen yavrularını beslemeye çalışan… Dişleriyle taşıdığı umut, gözlerinde saklı bir merhamet…</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ve sonra… küçük kurt yavruları.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Titrek adımları, masum bakışları…</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Roni o an sustu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İçinde yıllardır konuşmayan bir çocuk, birden ağlamaya başladı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">“Keşke…” dedi içinden,</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">“Keşke bir tanesini bulsam… büyütsem… onunla yaşasam…”</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Gözleri doldu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">O an anladı… Bu sadece bir istek değil, bir özlemdi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Günler geçti.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ama o belgesel, Roni’nin içinden hiç çıkmadı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ve bir sabah…</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Daha fazla dayanamadı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Şehri arkasında bıraktı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Köye döndü.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ve hiç düşünmeden dağlara çıktı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Saatlerce yürüdü.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Rüzgar yüzünü kesti, taşlar ayağını acıttı… ama içindeki o his, onu durdurmadı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Derken…</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bir kayanın dibinde hareket gördü.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Dört haftalık kurt yavruları.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Roni’nin dizleri titredi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Gözlerinden yaşlar süzüldü.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Yaklaştı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Birini kucağına aldı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Kokladı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Öptü.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Sanki yıllardır eksik olan bir parçayı bulmuş gibiydi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Tam dönecekken…</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bir ses duydu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Dişlerini gösteren bir anne.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Gözlerinde öfke, yüreğinde korku…</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Dişi kurt, yavrusunu korumak için hazırdı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bir adım daha atsa saldıracaktı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Roni’nin kalbi hızlandı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Yavaşça silahına uzandı…</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ama ateş etmek için değil.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Sadece kendini korumak için.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İkisi de birbirine baktı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Uzun, sessiz bir an…</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Roni, eliyle diğer yavruları gösterdi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Sonra kucağındakini.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Sanki diyordu ki:</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">“Onlar senin… bu benim… yoksa birimiz ölecek…”</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Anne kurt durdu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Gözlerini Roni’den ayırmadan geri çekildi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">O an… bir anlaşma yapıldı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Sözsüz, sessiz… ama çok derin.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Roni yavruyu aldı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Köye, amcasının evine götürdü.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Onu besledi, büyüttü, sevdi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ama hikaye orada bitmedi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Her gece…</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Köyün yakınlarından bir uluma yükseldi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bir annenin sesi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bir özlemin yankısı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Roni o sesi her duyduğunda başını eğdi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İçinde bir şey kırıldı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Dayanamadı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bazen yavruyu aldı, dağa götürdü.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Anneyle buluşturdu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Anne kurt, yavrusunu kokladı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Yavru, annesine sokuldu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ve Roni… biraz uzaktan izledi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İşte o an anladı:</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Her sevgi, sahip olmak değildir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bazı sevgiler vazgeçebilmektir. </span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Muhsin Işık </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Görünmez Kahraman</title>
<link>https://fikirizleri.com/goerunmez-kahraman</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goerunmez-kahraman</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0422735c884.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 13:27:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Belki de yaşamları boyunca en sorumsuz oldukları dönemde gönüllerince eğlenen çocukların cıvıltıları tüm parkı etkisi altına aldı. Renkli kaydıraklardan birbiri ardınca kayan, mavi gök yüzüne ulaşma çabasıyla salıncaklarda kuş misali süzülen, tahterevallide birbirine üstünlük kurmaya çalışan, parkın içerisindeki yeşil çimlerde özgürce koşuşturan çocukların neşeleri görülmeye değerdi. <br><br></p>
<p style="text-align: justify;">Çocuklarını eğlendirme bahanesine sığınarak kendi gönüllerini hoş etmek isteyen anneler ise parkın bir köşesinde konumlandırılan, güneş ve yağmura karşı üzeri kapatılan ancak diğer bölümleri açık olması sebebiyle esen rüzgar sayesinde oturmak için gayet havadar bir yer olan çardaklarda toplanmışlardı. Evden getirdikleri kek, börek, kurabiye ve içecekleri ortaya çıkarıp bir önceki günden bu yana geçen zamandan ne değişmiş olabileceğine aldırmadan konuşacak bir gündem oluşturmuşlardı. Bir yandan yiyip içiyor diğer yandan aralarında tartışan ve yanlış hareketlerde bulunan çocuklarını uyarıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">İster çocuklar için isterse yetişkinler için olsun, çocuk parkları yapılma amaçlarını fazlasıyla karşılıyordu. Burada bulunan herkes dertlerini bir kenara bırakıp zamanı umursamadan geçip giden hayat seline kendilerini bırakmıştı. <br><br></p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu cıvıldaşan hayatlar içerisinde zamanı önemseyen tek bir kişi vardı. O, bu çocuk parkına eğlenmek için değil kendisine yüklenen görevi yerine getirmek için gelmişti. Eline aldığı çalı süpürgesi ile etrafa saçılan çöpleri diğer elinde bulunan kovaya doldurma telaşıyla parkın her yerini tek tek dolaşan park bekçisi, solunmak için durup saatine baktığında mesaisinin bittiğini fark etti. Parktan topladığı çöpleri cadde üzerinde bulunan çöp konteynerine atmak için hareketlendiğinde bacaklarındaki yorgunluğu da anlamış oldu. Yavaş hareketlerle giderek topladığı tüm çöpleri boşalttıktan sonra park içerisinde kendisi için ayrılmış kulübeye doğru yorgun adımlarla yürümeye başladı. <br><br></p>
<p style="text-align: justify;">Yaşadıkları dünyadan tamamen soyutlanarak kendi yarattıkları hayal dünyasında oyun oynayan çocukların arasından geçerek yürümeye başladı. Çocukların kendisini umursamadan oyun oynamalarına alışmıştı. Her gün onlarca çocuğun ve velinin geldiği bu kalabalık parkta görünmez bir varlık misali üzerine vazife olan görevimi eda ediyordu. İlk başlarda bu umursamazlıklar garibine gitmişti ancak aradan geçen zaman içerisinde alışmış hatta bu durum giderek hoşuna bile gitmeye başlamıştı. <br><br></p>
<p style="text-align: justify;">Kulübenin önüne geldiğinde elindeki çalı süpürgesi ve kovasını kapının yanına bırakarak alnında biriken terleri sağ elinin tersiyle bir hışımda sildi. Üzerindeki yorgunluğu parkta bırakıp gitme zamanı gelmişti. Gönlünce oynayan çocuklara son bir bakış attıktan sonra elini kapıya uzattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapının kulpunu yavaşça kavrayıp açtığında gördüğü manzara karşısında önce şaşırsa da sonrasında dudaklarının kenarına küçük bir gülümseme oturdu. Masasının üzerinde, genişçe bir tabak içerisinde yer alan kek, poğaça ve kurabiyeyi görmek günün bütün yorgunluğunu almasına yetmişti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İSTİLA: KOZMİK DOSYA MASRAFLARI</title>
<link>https://fikirizleri.com/istila-kozmik-dosya-masraflari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/istila-kozmik-dosya-masraflari</guid>
<description><![CDATA[ Binlerce ışık yılı uzaktan, korkunç bir teknoloji ve devasa bir orduyla geldiler. Hedeflerinde İstanbul, niyetlerinde mutlak bir istila vardı. Ancak uzaylıların hesaba katmadığı bir şey vardı: Türklerin elinde, hiçbir lazer silahının delemediği, hiçbir ordunun aşamadığı o meşhur &#039;işleyiş&#039; saklıydı. Henüz o sarsılmaz duvara çarpmamışlardı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a035e001179d.webp" length="19954" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Osman Uyur</dc:creator>
<media:keywords>Bilim kurgu, Sosyal kurgu, Teknolojik gelişmeler.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p align="center"></p>
<p align="justify"></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"> Bir gün, sıradan bir salı sabahında, Dünya'ya devasa bir uzay gemisi indi. İnsanlar panikledi, haber kanalları canlı yayına geçti, komplo teorisyenleri "Biz demiştik!" diye Twitter’ı ateşe verdi. Ama kimse beklemiyordu ki, bu istila tüm gezegen tarihinin en saçma olayına dönüşecekti… İlk Temas Devasa uzay gemisinden üç yeşil tenli, uzun kulaklı uzaylı çıktı. Üzerlerinde metalik, parlayan zırhlar vardı ve gözlerinden tehdit saçıyorlardı. Liderleri ileriye doğru bir adım attı ve tok bir sesle haykırdı.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Bizi liderinize götürün!</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"> Ortalıkta kimse kıpırdamadı. Çünkü "lider" konusu dünyada tam olarak net değildi. Bir grup "Amerikan başkanına gidin!" diye bağırırken, birileri "Avrupa Birliği'ne sormalıyız!" dedi. Arkalardan birisi de "Abi Birleşmiş Milletler var, oraya gitmeliler!" diye ekledi. Tartışma beş dakikada kavgaya dönüştü.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylılar birbirine baktı, liderleri kendi dilinde mırıldandı.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Yine mi bu tip gezegenlerden biri...</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Sonunda belediyede çalışan memur Hüseyin amca araya girip çözümü buldu.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Bakın şimdi, herhangi bir işlem yapacaksanız önce "Gezegeni Ele Geçirme Talebi Formu"nu doldurmanız lazım.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylıların lideri şaşkınlıkla sordu.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Form mu?</span></p>
<p align="justify">—<span style="font-family: Times New Roman, serif;">Tabii! Bürokrasi olmadan istila mı olur? Önce form dolduracaksınız, sonra onay alacaksınız. Yoksa kaçak istila sayılır, ceza keseriz. Ayrıca şu geminin <span>yabancı plaka statüsü için geçici gümrük muafiyeti</span> belgesi nerede? Triptik karnesi olmadan buraya gemi indirmek yasak. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylılar bir an sessiz kaldı, sonra liderleri yanındaki subaya döndü.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Bu gezegen sandığımdan daha zor olabilir…</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylılar çaresizce formu kabul etti. Ama kağıdı açtıklarında şok geçirdiler: Gezegen Ele Geçirme Başvuru Formu – 326/B</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">1. İstila sebebiniz? ( ) Kaynak Sömürme ( ) Yeni Koloni ( ) Eğlencesine</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">2. Kaç adet askeriniz var? (Lütfen toplam ayak sayısını da belirtin)</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">3. Gezegeni ele geçirdikten sonra vergi oranlarınızı nasıl belirleyeceksiniz?</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">4. Dünya’daki mevcut sistemlerden hangisini kullanacaksınız? ( ) Kapitalizm ( ) Komünizm ( ) "Abicim biz doğrudan totaliter geliriz" seçeneği.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylıların lideri formu inceleyip kıkırdamaya başladı.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Komutan Zargol, bu insanlar bizimle alay mı ediyor?</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Komutan Zargol da şaşkın halde formu karıştırıyordu.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Efendim, burada bir de "Başvuru için noter onayı gerekmektedir" diyor… Noter de nereden bulacağız?</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Lider derin bir nefes aldı.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Peki, biz bu noteri nereden bulabiliriz?</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Belediye çalışanı Hüseyin amca sigarasını yaktı ve gevrekçe gülümsedi.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">İşte orası biraz sıkıntı… Noterler 12.30’dan sonra öğle molasına girer, sonra 15.00’te tekrar açılır. Ama çarşamba günü yarım gün çalışıyorlar, perşembe de resmi tatil.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylıların liderinin kaşları çatıldı:</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Ne demek yani?</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">En erken randevuyu pazartesi alırsınız.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Lider gözlerini kıstı.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Bu gezegeni yok etsek mi?</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Tam o sırada başka bir yetkili araya girip ekledi.</span></p>
<p align="justify">—<span style="font-family: Times New Roman, serif;">Tabi, önce çevresel etki raporu almanız lazım. Yok etmek için bile onay gerekiyor. <span>Hele o geminin emisyon ölçümünü yaptırmadan motor bile çalıştıramazsınız, çevreyi radyasyona boğdunuz evladım. </span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Saatler geçti, uzaylılar hâlâ formlar, noterler ve belgelerle uğraşıyordu. Tüm ordu sinirden titriyordu. Gemideki diğer askerler liderlerine rapor veriyordu.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Efendim, işler çığırından çıktı. Şu an "İşgal İçin ÇED Raporu" bekliyoruz, ama belediye "önümüzdeki ay gelin" dedi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylı lideri kafasını tutarak bağırdı.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">BİZ KAİNATIN EN GÜÇLÜ İMPARATORLUĞUYUZ! YÜZLERCE GEZEGENİ ELE GEÇİRDİK! AMA ŞU FORMU TAMAMLAYAMIYORUZ!</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Sonunda lider pes etti. Formları yere fırlattı ve emretti.</span></p>
<p align="justify"></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Gidiyoruz. Bu gezegen ele geçirilemez. Burada yaşamak bile başlı başına bir işkence.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Bütün uzaylılar hızla gemiye bindi. Motorları çalıştırdılar. Ama tam havalanacakken hoparlörden bir ses geldi</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Dikkat, dikkat! Çıkış izni almadan kalkış yapmak yasaktır! Lütfen 4 adet belgeyle başvuru yapınız!</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylı lider başını avuçlarının arasına aldı ve fısıldadı.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Bizi kurtarın…</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Ve böylece Dünya, tarihte ilk kez uzaylı istilasını sadece bürokrasiyle savuşturan gezegen olarak tarihe geçti. Belediye memuru Hüseyin amca ise tüm olanları izleyip başını salladı.</span></p>
<p align="justify">— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Helal olsun, yine kimseye tek bir imza attırmadık.</span></p>
<p></p>
<p></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman, serif;">BAŞVURU FORMU OLMADAN GERİ DÖNÜŞ YAPILAMAZ</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylıların Dünya’dan kaçışının üzerinden tam üç hafta geçmişti. İnsanlık rahat bir nefes almış, televizyonlarda “Uzaylıları Kağıt İşleriyle Durdurduk!” başlıklı belgeseller dönmeye başlamıştı. Ancak kimse, o devasa geminin geri döneceğini tahmin etmiyordu.<br>Fakat bu kez… ellerinde kalemlerle.</span></p>
<h3 class="western"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">İkinci Temas</span></h3>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Aynı sabah, gökyüzü bir kez daha karardı. Gemi bu kez belediyenin tam üzerine indi. Etrafta toz duman koptu, camlar sallandı. Herkes korkuyla kaçışırken tek bir kişi hiç istifini bozmadı: yine Hüseyin amca.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Elinde çay bardağı, sakin bir şekilde kaldırım taşına oturmuştu. Gemi açıldı, içinden geçen seferki o yeşil tenli lider indi. Bu kez zırh yerine gri bir takım elbise giymişti, elinde dosya çantası vardı.</span></p>
<p>— <span style="font-family: Times New Roman, serif;">Sayın Hüseyin, biz geldik!<br>— Hoş geldiniz, buyurun. Formlarınızı getirdiniz mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Lider gururla çantasını açtı.<br>— Evet! Üç nüsha, noter onaylı, çevre raporuyla birlikte.<br>— Güzel. Sistem değişti. Artık e-devlet üzerinden yüklemeniz gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylı liderin yüzü dondu.<br>— E-devlet de ne?<br>— Elektronik Devlet Kapısı işte. Tüm başvurular oradan yapılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Komutan Zargol hemen araya girdi:<br>— Efendim, bizde internet yok.<br>— O zaman nüfus müdürlüğüne gidip şifre almanız lazım, dedi Hüseyin amca gayet ciddi bir sesle.<br>— Nerede o müdürlük?<br>— Şurada köşede, öğle arası yaklaşıyor, şimdi giderseniz sıra alamazsınız.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Lider bir an başını göğe kaldırıp derin bir nefes aldı.<br>— Kaçış yok... Bu gezegen resmen delirmiş.</span></p>
<h3 class="western"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Evrak Helak Etkisi</span></h3>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylılar çareyi buldu: beş kişilik bir “bürokrasi timi” kurdular. Her biri farklı daireye gönderildi.<br>Bir tanesi Tapu Müdürlüğü’ne,<br>biri Vergi Dairesi’ne,<br>biri Noter’e,<br>biri Nüfus’a,<br>sonuncusu da SGK’ya.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Sonuç: Felaket.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Tapu’daki uzaylıya “Arsa sizin adınıza değil” dendi.<br>Vergi Dairesi’ndeki “sistem çöktü”.<br>Noter, “fotokopi siyah-beyaz olur mu, renkli getirin” diye geri çevirdi.<br>Nüfus’taki görevli “randevusuz işlem alamayız” dedi.<br>SGK’daki memur ise “Bizim konumuz değil, belediyeye sorun” diyerek kibarca gönderdi.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Akşama kadar birbirlerine telsizle rapor verdiler:<br>— Komutan, Tapu Dairesi’nde hâlâ sıra numarası almadık!<br>— Efendim, sistem bizi ‘yabancı uyruklu’ olarak kaydetmedi, vatandaşlık istiyorlar!<br>— SGK’da “dijital imza” dediler, parmak izimiz tanımlanmadı!</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Liderin damarları atmaya başlamıştı.<br>— Yüz gezegen fethettim, hiçbirinde “dijital imza” denen bir lanet yoktu!</span></p>
<h3 class="western"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Evrensel Çözüm Toplantısı</span></h3>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Ertesi gün belediyede kriz toplantısı yapıldı. Hüseyin amca, uzaylı lider ve birkaç yetkili bir masaya oturdu.<br>Lider masaya yumruğunu vurdu:<br>— Biz istila etmek istiyoruz, siz ise bize “dosya boyutu çok büyük” diyorsunuz!<br>— Efendim, sistem 5 MB’tan büyük dosya kabul etmiyor, dedi Hüseyin amca sakince.<br>— Bu kadar küçük bir limit olamaz! Bizim harita dosyası 2 terabayt!<br>— O zaman sıkıştırın. WinRAR var, oradan yaparsınız.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylı lider çaresizce başını iki yana salladı.<br>— Kâinatın sonu bu gezegen olacak…</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Tam o sırada belediye binasının ışıkları gitti. Elektrikler kesilmişti.<br>Bir memur koşarak geldi:<br>— Efendim, faturayı ödememişler, elektrikler kesildi.<br>— Kimin faturası bu?<br>— Uzaylıların gemisi binaya bağlanmış, sayaç onların üstüne görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Lider bir çığlık attı.<br>— ARTIK YETER!<br>— Efendim, sakin olun, dedi Hüseyin amca.<br>— Sakin mi olayım? Onay alamıyoruz, internet yok, dosyalar açılmıyor, elektrik kesik!<br>— O zaman şikâyet dilekçesi doldurun, ben başvuru numarası vereyim.<br>— Dilekçe mi?<br>— Tabii, “İşgal Sürecinde Yaşanan Mağduriyet Formu” var.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Uzaylı lider yere diz çöktü.<br>— Kimsiniz siz?!<br>— Biz belediyeyiz, evladım.</span></p>
<h3 class="western"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Sonuç</span></h3>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Üçüncü günün sabahında uzay gemisi bir kez daha havalandı. Bu kez kimse onları durdurmadı. Hüseyin amca elindeki çayla yukarı bakıp mırıldandı:<br>— Eh, yine kimseye işlem yaptıramadık.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">O günden sonra uzaylılar kendi aralarında bir yasa çıkardı:<br></span><strong><span style="font-family: Times New Roman, serif;">“Dünya benzeri bürokratik gezegenlere asla temas edilmemelidir.”</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Ve böylece insanlık, ikinci kez uzaylı istilasını… evrak işiyle kazandı.</span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYALET</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayalet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayalet</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a01e42729c2b.webp" length="12330" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 11 May 2026 17:14:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>HAYALET<br>Geceleri çok severim. Karanlığı da. Bir an önce güneş batsın ve evin içinde, ortalıkta gezinen hiç kimse yokken rahat rahat dolaşabileyim diye beklerim. Evde yaşayanların gözleri karanlıkta göremez ama ben çok iyi görürüm. Gece, günün en sevdiğim bölümü. Koca ev bana kalır. Tavan arasından başlar tüm odaları tek tek dolaşırım. Hareket eden her şeyi anında fark eder keskin gözlerim. Hiç kimsenin alamadığı kokuları alır, kimselerin duymadığı sesleri duyarım. Ben kim miyim? Ben bu evin efendisi, gölgelerin korkulu rüyası. Adım Hayalet. Yani bana koyulan isim bu,her ne demekse.Uzun yıllardır bu eve hapsoldum. Başta alışmak zor gelmişti ancak şimdi kabullendim, alıştım hatta sevdim bile diyebilirim. Evin her köşesine ,her detayına hakimim. Aramızda kalsın, kaybolan herşeyden de ben sorumluyum diyebilirim. Evdekilerle küçük oyunlar oynamayı seviyorum ,tabi onlar bunun farkında değiller. Bazen bir araba anahtarı, bazen bir toka, ya da bir oyuncak. Gece alır ve saklarım. Gündüz arayıp dururlar, beni göremezler, benim aldığımı bilemezler ama ben büyük bir keyifle onların telaşlı arayışlarını, evin içindeki koşuşturmalarını gizlice izler, icat ettiğim bu küçük oyundan çok zevk alırım. Evdekiler gündüz çok ses yapıyor. Yüksek sesler beni çok rahatsız eder. Gece ise intikam vaktidir. Güneş batar, ay doğar, etraf ıssızlaşır. Odalarına çekilip uykuya daldıklarında , benim zamanım başlar. Ses yapar onları rahatsız ederim. Masanın üzerinden düşen bir vazo, kanepeden aşağı kayan bir uzaktan kumanda, tezgahtan düşüp kırılan bir tabak ya da hızla çarpan bir pencere. Çoğu zaman suç ya rüzgara ya da evin küçük uyurgezer kızına kalır. Odalarına çekilip uykuya daldıklarında usulca kapı aralığından odalarının içine akarım. Baş uçlarına kadar sessizce süzülürüm. Benim varlığımı hissetmezler. Bazen de orda olduğumu hisseder ama tatlı uykularından kopamayacakları için gözlerini açmadan sadece hafifçe sağa sola dönerek belli ederler bu hissedişi. İzlerim onları. Tam baş uçlarında durur , gece görmek için tasarlanmış ışık saçan gözlerimle dikkatlice izlerim. Rüya gördüklerinde yüzlerinin aldığı şekli görür, hızlanan kalp atışlarını duyar , nefes alıp verişlerini dinlerim. Evde yaşayan herkesi , bu eve hapsolduğum süre zarfında çok iyi tanıdım diyebilirim. Ses tonlarından, mimiklerinden , bakışlarından, onlarla ilgili her detaydan. Saklandığım yerden her birini dikkatlice izlerim. Evin küçük kızının o gün okulda günü nasıl geçti. Baba dedikleri adam keyifli mi değil mi her şeyi ilk ben fark ederim.Bu arada baba denilen adamın yüzünde bıyık dedikleri garip bi tüy yumağı var. Benim bildiğim bıyık öyle değildir ama neyse. Sonuçta ben onlardan çok daha yaşlıyım benim takvimime göre, çok daha fazla şey görüp geçirdim. Bu evde onlar yokken de ben vardım. Yaşlı bir kadın yaşardı burda. Onunla kaldım. Yapayalnız ve kimsesizdi. Sonra öldü. Ölümünü izledim. Cansız bedeniyle üç gün bu evde yalnız kaldım. Onu bulmaları çok geç oldu. Kimsesizlik zor. Sonra bu eve bu üç kişilik aile taşındı. Sürpriz.Evle birlikte beni de almış oldular. Ben hala bu evdeydim. Sanki bu evin bir parçası gibi olmuştum. Birileri gidip geliyor bense hep burada. Dışarı çıkamıyorum. Kapılar ve pencereler bana kapalı. O kapıların ardında ne var merak etmiyor değilim. Ama bu konuda çok sağlam bir öğrenilmiş korkum var. Bir de su. Evet yanlış okumadınız bir de sudan korkuyorum. Nedenini bilmiyorum,bununla ilgili geçmişime dayalı bir şey olabilir, emin değilim. Bu yüzden mümkün olduğunca banyolarından uzak duruyorum. Oraya girdiklerinde zaten nedense şarkı söylemeye başlıyorlar, şarkı denebilirse tabi ve o korkunç seslerinin akustikle güzel çıktığını sanarak canhıraş bağırıyorlar. Merak edip girmek istiyorum ama fazla sulu bir ortam, risk almaya hiç gerek yok. Ben Hayalet. Gölgelerde yaşıyor çok hızlı ve çevik hareket ediyorum. Beni yakalamak ya da takip etmek zor. Buna rağmen benim de korkularım var işte. Komşularının köpeği Şanslı mesela. Bir gün yanlarında getirdiler. Eve girer girmez garip davranmaya başladı. Köpekler beni görür, hisseder ve sevmezler ben de onları sevmem. Huzursuzlanıp hırlamaya başlarlar. O zaman en yakındaki eşyanın içine saklanırım. Bu bir vazo, saksı bir ayakkabı bile olabilir. Ebat mühim değil, her kabın şeklini alabiliyorum. İstediğimde tamamen görünmez olabiliyorum . Köpekler için bile. Bu tüylü canavarlardan hoşlanmıyorum. Gün doğdu. Günün en güzel saatleri bitti. Evin en sevdiğim insanının sesi beni çağırıyor. Evin annesi. Ne tatlı ve huzurlu bir ses.Bak işte yine bana sesleniyor. ‘Hayalet, gel güzel pisicik , gel pisi pisi maman hazır.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KİBİRLİ ELMA AĞACI (Büyüklere Masallar Serisi&amp;Masal 2)</title>
<link>https://fikirizleri.com/kibirli-elma-agaci-buyuklere-masallar-serisi-masal-2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kibirli-elma-agaci-buyuklere-masallar-serisi-masal-2</guid>
<description><![CDATA[ Alegorik,sembolik,biraz da fantastik masallar serisi. Çocuklardan çok bir zamanların çocuklarına… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69fcb938b5ce1.webp" length="106182" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 11 May 2026 14:18:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords>Büyüklere masallar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KİBİRLİ ELMA AĞACI (Büyüklere Masallar Serisi-Masal  2)</p>
<p><br>Evvel zaman içinde kalbur saman içinde.  Yere düşen her tohumun yeşerdiği,  ağaçların evlerden, ormanların şehirlerden fazla olduğu zamanlarda kıpkırmızı elmalarıyla meşhur bir elma ağacı varmış. Gören hayran olmadan, elmasından bir ısırık almadan geçip gidemezmiş. Öyle bir ağaçmış ki; sanırsınız masallardan kopup gelmiş, Adem’e cennette gölge etmiş de, gökten düşen üç elma ona aitmiş.</p>
<p>                Meyveleri sulu mu sulu, yaprakları yeşil mi yeşil, dalları gövdesi güçlü mü güçlüymüş. Bu güzellik, bu ihtişam kibir yapmış ağaçta. Hiç ağaç kibirlenir mi demeyin, o da bu dünyada bir can ya. ‘Yemesin kimseler meyvemden, ulaşılmaz olsun dallarım, ne gölge edecekmişim şu çobana, bundan nedir benim kârım’ demeye başlamış. Öyle uzatmış ki dallarını göğe, bir tek elmasını bile hiç kimseler alamamış. İstediği de oymuş. Zor olmak istemiş. Sanmış ki daha çok bilinir kıymeti, yürür şanı şöhreti. Paylaşmamış dalındaki tek bir meyvesini. İnsanlar uğraşsın, onun için savaşsın istemiş.</p>
<p>                Bakmış ki insanlar bu ağaç onları aşar, kimse uğramaz olmuş yanına, yamacına. Ne toprağını karan olmuş, ne de bakan olmuş gübresine suyuna. Kuşlar konmayı bırakmış kibirli dallarına. Unutmuş varoluş amacını, kurtlar sarmış yamacını. Ağacın ne ihtişamı kalmış ne de sulu meyveleri. Vazgeçmiş kibirinden, insan aramış gözleri. Bir gün bir yabancı yaklaşmış yanına. Çok sevinmiş ağaç, dallarını eğmiş ona. Bir elma ikram etmek istemiş gölgesindeki konuğa. Başlamış rüzgarla dans etmeye. Bir elma düşmüş sonunda tam da yabancının önüne. Adam almış elmayı evirmiş çevirmiş. Alıp çok uzağa atmış, bu çürümüş demiş. Kuru bir dal gibi kırılmış ağacın yüreği. Nasıl olur demiş böyle bir şey hiç görülmedi. Tekrar sallamış dallarını düşürmüş meyveleri. Ama her biri birbirinden çürük, birbirinden lekeli. Adam beğenmemiş yememiş hiçbirini.</p>
<p>                Öyle üzülmüş öyle üzülmüş ki ağaç, hüznü dallarından göğe yükselmiş. Dua olmuş, tövbe olmuş, af olmuş. Gün gelmiş yeniden yeşermiş dalları, dallarına yeniden kuşlar konmuş. O gün bugündür bırakmış kibiri. Vazgeçilmez sanmamış artık kendini. Gölge olmuş çobana, koyuna, kuzuya, can olmuş elmasıyla garibana, yoksula. O verdikçe yeşermiş yaprağı büyümüş gölgesi, daha tatlı, daha güzel olmuş meyvesi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AYNI EVDE İKİ YABANCI</title>
<link>https://fikirizleri.com/ayni-evde-iki-yabanci</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ayni-evde-iki-yabanci</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0041c7c4d2e.webp" length="25060" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 11 May 2026 14:10:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>AYNI EVDE İKİ YABANCI</p>
<p>Yağmur gece boyunca durmamıştı.</p>
<p>Sokak lambalarının altında biriken su, şehrin bütün yorgunluğunu taşıyordu sanki. Mira mutfakta tek başına oturuyordu. Saat gece üçü geçmişti. Çayın buharı çoktan kaybolmuştu ama o hâlâ fincanı avuçlarının arasında tutuyordu.</p>
<p>Bazı insanlar gitmezdi.</p>
<p>Sadece eskisi gibi sevmezdi.</p>
<p>Can da öyle olmuştu.</p>
<p>Aynı evin içinde iki yabancıya dönüşmek…</p>
<p>İnsan buna nasıl alışırdı?</p>
<p>Eskiden kahkahalar vardı bu evde. Mutfaktan salona taşan küçük mutluluklar… Birbirine uzanan eller… Sabah uykulu gözlerle edilen “Gitme biraz daha kal” cümleleri…</p>
<p>Şimdiyse her şey düzenliydi.</p>
<p>Ve korkunç olan buydu zaten.</p>
<p>Kavgaları bile yoktu artık.</p>
<p>Çünkü kırılan bazı şeyler ses çıkarmazdı.</p>
<p>Mira ayağa kalktı. Salondan gelen loş ışığa baktı. Can kanepede uyuyakalmıştı. Televizyon açıktı ama sesi kapalıydı. Adamın yüzünde garip bir yorgunluk vardı.</p>
<p>Bir insanı en çok ne tüketir biliyor musun?</p>
<p>Sevilmediğini hissetmek değil.</p>
<p>Eskisi gibi sevilmediğini anlamak.</p>
<p>Yavaşça yanına yürüdü. Üzerine düşen battaniyeyi düzeltti. Parmakları bir an Can’ın saçlarına dokunacak gibi oldu… sonra vazgeçti.</p>
<p>Çünkü bazı kadınlar sevgisini göstermekten değil, karşılıksız kalmaktan yorulurdu.</p>
<p>Tam dönecekken Can gözlerini açtı.</p>
<p>Birbirlerine baktılar.</p>
<p>Uzun uzun.</p>
<p>İki insanın birbirine söyleyemediği her şey vardı o bakışta.</p>
<p>“Uyumadın mı?” dedi Can sessizce.</p>
<p>Mira gülümsedi ama gözleri gülmedi.</p>
<p>“İnsan bazen düşünmekten uyuyamıyor.”</p>
<p>Can cevap vermedi. Çünkü bazı erkekler özür dilemeyi bilse bile, yarayı nasıl kapatacağını bilemezdi.</p>
<p>Yağmur cama vuruyordu.</p>
<p>Mira bir an içinden geçenleri söylemek istedi:</p>
<p>“Ben senden vazgeçmedim…</p>
<p>Sadece sürekli eksilen ben olmaktan yoruldum.”</p>
<p>Ama sustu.</p>
<p>Çünkü yetişkinlerin aşkı biraz böyleydi.</p>
<p>İçinde fırtına koparken normal konuşabilmek.</p>
<p>Gitmek isteyip masada birlikte kahvaltı yapmak.</p>
<p>Birini hâlâ severken ona yabancı hissetmek.</p>
<p>Can ayağa kalktı. Yavaşça Mira’ya yaklaştı.</p>
<p>“Biz ne zaman bu hale geldik?” diye sordu.</p>
<p>Mira gözlerini kaçırdı.</p>
<p>“Birbirimizi kırarken değil…” dedi usulca.</p>
<p>“Kırıldığımızı saklarken.”</p>
<p>Unutmayın </p>
<p>“Bazı ilişkiler bir anda bitmez…</p>
<p>İnsanlar birbirini sevmeyi bırakmaz, önce birbirinin içinde yalnız kalmaya başlar.</p>
<p>Ve bir gün anlarlar ki;</p>
<p>aynı evde yaşamak, aynı kalpte yaşayabilmek değildir.”</p>
<p>Derya YAĞMUR </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAPAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/kapan-3502</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kapan-3502</guid>
<description><![CDATA[ Kapan Bölüm-2 ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a008678daeaf.webp" length="37216" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 11 May 2026 14:05:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Berat Gözükızıl</dc:creator>
<media:keywords>Kapan, Asker, Ortadoğu, Savaş, Şeytan, Metafizik, Azez, Suriye, Gizli Servis</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: center;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KAPAN<br>A.M.A.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Lise birinci sınıfta döndüğü memleketinde, babası o gelmeden evlerini başka bir mahalleye taşımıştı. Yeni evlerinin karşısındaki dar sokağın afet-i deryasını daha ilk günden görmüş ve bilinmez bir kalem ile gönlüne yazmıştı. Kat kat kesilmiş kızıl saçları dışa doğru fönlenmiş, yürürken başı sürekli önde ama sert bakışlı bir hülya idi Arzu. Parlak mavi, mat gri spor ayakkabılarının üzerine giydiği yeşil paraşüt kaprisi, tek omzunu hafifçe açıkta bırakan tişörtü ve o buğday teni. Arzu onu her gördüğünde. Murat’a tüm gün dualar ettiren bir ütopyanın prensesiydi. Ailesiz ve gurbette geçen üç senelik acımasız hayatın bahar kapısı, yeni ailesi idi Arzu. Onu sevmek yetmezdi. Onun uğruna her gün adaklar adamak, her gece şükür namazları ile dualarda istemek gerekirdi yaratanından.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İlk gördüğü günden, aşkını itiraf ettiği iki seneye kadar gecesi gündüzü; adını defterinin her yerine yazmakla geçmişti. Rüyalar o, hayaller onun varlığı üzerineydi. Cesaretini toplayıp kendini itiraf ettiği günden Arzu’nun inadının kırılmasına kadar geçen o sürede de Murat’ın lise hayatı son bulmuştu. Beklediğine, sevdiğine, peşinden koştuğuna değmişti Arzu. Ömürlerinin en tatlı bu anından itibaren seneler seneleri kovalamış, acısı ve tatlısıyla her kula nasip olmayan şey olmuş çocukluklarını bitirip gençliklerinde başlayan aşkları, evlilikle nihayete ermişti.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Aşk karın doyurmaya yetmezdi. Bunun için mesleki olarak da ideallerini kaybetmediler. Doktor olmak isteyen Arzu hemşire olarak kariyer edindi, Murat ise er olarak gittiği askerden dönmeyip Uzman Çavuş olarak görevine devam etti. Gece gündüz demeden, evliliklerin ilk o şaşalı dönemlerinde bile vatana hizmet ettiler. Bazen bayramları göremediler birbirlerini bazen de uykusuz geceleri sevdalarına katık ettiler. Ayrı bile olsalar gönüller hep beraberdi. Senede toplasan birkaç ay bir arada kalabiliyorlardı. Bunun dışında Arzu’nun nöbetleri, Murat’ın kışla hayatı bir süre hiç bitmedi. Özlem zor olsa da birbirlerini sevdikleri kadar vatanlarını da seviyorlardı. Vatanı sevdiğini göstermenin en iyi yolu da onlara göre içinde bulundukları meslekleri en iyi şekilde yapmaktı. Mesele doğru sevmekti. Bir insanı sevebilirdiniz ya da bir toprağı da. Sizi tüm sevdalardan ayıran sevme biçiminiz olurdu. Karı kocanın düsturu da ölümüne sevmek değil, en iyi şartları sağlamak için sevmekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Zaman, planları ya da bunu uygulayış biçimleri ne olursa olsun herkes için akıp gidiyordu. Murat ve Arzu için de zaman merhametli davranmadı ve akıp gitti. Murat bulundukları şehrin ordu evinde görevlendirildiğinde, hayatları artık birbirleri ile tamamen paylaşabilecekleri bir düzene girmişti. Mutsuzluk ya da ümitsizlik zor geçen yıllara inat onlardan çok uzaktı. Bu mutlu yuva, bir zaman sonra aralarına katılan minik oğulları Alper’in Dünya’ya gelmesi ile daha da perçinlenmişti. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalarken; Murat eşi Arzu’nun zorlaması ile kapısından bile geçmeyi düşünmediği üniversiteye girmiş ve tamamlamıştı. Görev aldığı ordunun kurum içi sınavlarına girdi ve subay oldu. Saha tecrübesi ile kendisini bilen komutanlarının gözünü dolduran Murat için subay olması yeni bir yolun başlangıcı olacaktı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Çocukları Alper 3-4 yaşlarına geldiği zaman, ülkenin sınır komşularında yaşanan karışıklıklar ve ordunun sınır ötesi operasyonlarına başlaması, her hanede hissedilebilir bir hareketliliğe neden olmuştu. Ordu evinde konuşulanları dinliyor, hala operasyon bölgelerinde görev alan arkadaşlarından haberler almaya çalışıyordu. Her ne kadar aile babası olsa da Türk’ün içindeki savaşçı ruhu yıllarca görev aldığı operasyonlarda hissetmişti. Ellerini uyuşturan, kalbini Arzu’nun aşkından daha bir başka hızlandıran bu hissi alt etmek zordu. Fakat artık istese de yapamazdı. Alper vardı, Arzu’nun şefkatli kollarında yaşıyordu. Bu kadını ilk gün sevdiğinden daha fazla seviyordu ve ondan ayrı kalmak işine gelmezdi. Bu düşünceye ne zaman düşse sadece kendini tek bir şekilde frenleyerek konuyu kapatıyordu. <i>“Görev çağırırsa elbette giderim. Fakat kendim isteyemem.”<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bazı insanların hayat şartları ne olursa olsun, kalbinden geçen dilekleri hep yerini bulur…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, birgün görev aldığı orduevinin, komutanı tarafından odasına çağrıldı. Odanın içerisine girdiğinde makamındaki komutanına selamını verdi. Komutanın misafiri ile göz göze geldi, karşısındaki adam operasyon bölgelerinde emri altında çalıştığı Binbaşı Kemal’di. Murat eski komutanına esas duruşunu gösterdi. Binbaşı Kemal, eski askerini selamladıktan sonra orduevi komutanından nezaketen izin aldı. Orduda, ülkenin dört bir yanındaki bütün rütbeliler, Binbaşı Kemal’in isteğinin reddedilmeyeceğini bilirdi. Bilenler için hem bir kahraman hem de usulsüz istekleri olmayan bir görev adamıydı. Orduevi komutanı büyük bir nezaket ile makam odasını terk etti. Binbaşı ise eski askerini dostane bir tavırla karşısındaki koltuğa buyur etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Operasyon bölgelerinde, dağlarda, soğukta gecenin tehlikesinde ya da gündüzün açık tehdidinde Binbaşı her zaman babacan bir adamdı. Askerleri ile arasında bir samimiyeti vardı ancak bu asla otoritesini sarsmazdı. Murat’ı, oturması için buyur ettiğinde eski askerinin gözündeki o ışığı çoktan görmüştü. Murat bu ziyaretin normal bir ziyaret olmadığını anlıyor ve ellerindeki o huysuz titremeyi kontrol etmekte zorlanıyordu. Binbaşı üzerindeki resmi üniformasının kravatını gevşetti, önlerindeki sehpanın üzerinde duran küp şeklindeki ağır kül tablasını önüne doğru çekti. Paketinden çıkarttığı sigarasının ucunu ateşledi ve derin bir nefes çekip, başını sol tarafa çevirip yukarı doğru dumanını üfledi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bunca zamanın geçmesi, onca çatışma ve ömrünü vatan için hayatına kimseyi almadan devam ettirmiş bu adamın biraz daha yorgun olmasını beklerdi. Gelgelelim Kemal’in gözlerinin içine yeteri kadar dikkatli bakmazsanız yorgun olduğunu anlayamazdınız. Traşlı saçları, jilet gibi ütülenmiş üniforması ve asil duruşu asla bozulmuyordu. Bir çatışma sırasında omuzundan yaralanıp sol kolunu sargıya aldıklarında, kendisine takdim edilecek üstün hizmet madalyasını almaya gitmemişti. Kendisine bunun sebebini sorduklarında, <i>“Hareket etmeyen bir sol kol ile üniformamı sırtıma geçirip madalya almaya gidemem. Bu üniforma sırtındaysa hep dimdik hem en güçlü duracaksın. Bu bir duruş meselesi.”</i> Diyerek cevap vermişti. Ona göre üniforma zayıflığı kabul etmezdi. Sigarasının dumanını üfledikten sonra karşısındaki eski askerini süzdü ve bir tebessüm etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Subay olduğunu duyduğumda çok sevindim Murat. Her zaman iyi bir asker olacağına inandım.<span style="mso-tab-count: 1;"> </span>Senin gibi bir adamı bu orduevinde pasif duruma getirmek işime gelmezdi ama bu duruma razı gelmemizi seni kardeş gibi seviyor olmamıza bağla.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, komutanın bu sözleri karşısında gururlanmıştı. Her asker, komutanının övgüsünü duymak isterdi ama bu başka bir gururdu. Kemal babacan adamdı belki ama kolay kolay da karşısındaki adamı övmezdi. Operasyonlara katılırken rütbesi yüzbaşı olan Kemal’i ayak bastığı tüm topraklar tanırdı. Bu adamadan övgü almak, akademide Oscar almak ya da Nobel edinmek gibi bir şeydi. Tevazu içerisinde komutanına baktı <i>“Teşekkür ederim komutanım.” </i>Dedi. Kemal konuşmasına devam etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Oğlum olacak kadar yaşın küçük değil belki ama kardeşim sayılırsın. Kardeşten öte silah<span style="mso-tab-count: 2;"> </span>arkadaşımsın. Sınırlarımızda dönen hareketliliği biliyorsun. Suriye’de yaşananlar hepimize yeni görevler<span style="mso-tab-count: 1;">  </span>dayattı.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, komutanının sözünü ikiletmedi. Komutanın gösterdiği lütuf karşılığında, oturduğu yerden ayağa kalktı ve esas duruşa geçti. <i>“Emredersiniz komutanım!” </i>dedi. Kemal askerinin bu özverisini karşılıksız bırakmadı, ayağa kalktı ve elini adamın omzuna koydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Küçük bir tim ve özel görevler. ‘Bul ve kurtar’ ya da ‘bul ve yok et.’</span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> <i>Sürekli dağda ya da kışlada <span style="mso-tab-count: 1;">  </span>kalmak yok. Sadece özel görevleri al, işi bitirip dön.”<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, komutanın tanımına duraksadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>MURAT; </b><i>“Komutanım bu tarz görevleri özel kuvvetler yapar sanıyordum.”<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kemal, güldü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>KEMAL; </b><i>“Bizden âlâ özel kuvvet mi var oğlum? Şaka bir yana biraz karmaşık bir durum. Diplomatik olarak ülkenin kabul etmeyeceği şeyleri yapmak gerekebilir. Özel kuvvetleri sahaya sürmek bazı şeyleri<span style="mso-tab-count: 1;"> </span>kabul etmek demek olur. Gayya kuyusu gibi olmuş oralar, herkes tüm istihbarat servisleri orada. Sınırı olan da orada olmayan da orada.”<span style="mso-tab-count: 6;">                                                              </span><span style="mso-tab-count: 5;">                                                                        </span></i><b>MURAT; </b><i>“Operasyonların sadece gizli olması değil o zaman mesele. Aksi giden bir şey olur açığa<span style="mso-tab-count: 1;"> </span>çıkarsak sahipsiz olacağız.”<span style="mso-tab-count: 1;">  </span><span style="mso-tab-count: 10;">                             </span></i></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><b> KEMAL; </b><i>“Diplomatik dengeler var. Bununla beraber feda edilmeyecek âli menfaatler söz konusu. Bağımsız olduğumuz bir gerçek ama düz gördüğümüz yolda koşmaya başlarsak bu herkesin dikkatini çeker.”<span style="mso-tab-count: 4;">                                    </span><span style="mso-tab-count: 10;">                                                                                                      </span></i><b>MURAT; </b><i>“Libya’da bir ülkenin başka bir ülkede kurulan özel paralı asker şirketi vardı. Kurucusu olan <span style="mso-tab-count: 1;"> </span>adam o ülkenin istihbaratından atılıp Kanada’ya kaçmıştı sözde. Bunun gibi bir hamle herkes tarafında bilinir olsa da iş resmiyete geldiği zaman kabul edilmez.”<span style="mso-tab-count: 7;">                                                                                 </span><span style="mso-tab-count: 1;">           <br></span></i></span><b style="font-family: 'Times New Roman', serif;">     KEMAL; </b><i style="font-family: 'Times New Roman', serif;">“İkimiz de kimden ve neden bahsettiğimizi biliyoruz öyle değil mi? Gerçi o şirketin hakkını<span> </span>avcuna verdik o topraklarda. Çekilmek zorunda kaldılar ama tespitin doğru. Zaman artık paralı asker şirketlerinin denkleme dahil olduğu bir yapıya doğru gidiyor.”<span>                                                                  </span><span>            <br></span></i><b style="font-family: 'Times New Roman', serif;">     MURAT; </b><i style="font-family: 'Times New Roman', serif;">“Siz ne derseniz ben sizin emrinizdeyim komutanım.”<span>               </span><span>                                                           <br></span></i><b style="font-family: 'Times New Roman', serif;">     KEMAL; </b><i style="font-family: 'Times New Roman', serif;">“Görevi kabul ettin mi?”<span>             </span><span>                                                                                                          <br></span></i><b style="font-family: 'Times New Roman', serif;">     MURAT; </b><i style="font-family: 'Times New Roman', serif;">“Ettim komutanım.”<span>                                                 </span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;"> </span>Kemal cebinden bir zarf çıkarttı. Murat’a uzattı.<span style="mso-tab-count: 1;">     </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">      </span><b>KEMAL; </b><i>“İyi o zaman. Bu zarfı al. Az önce kovuldun.”<span style="mso-tab-count: 1;">    </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">  </span></span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, elleri titreyerek zarfı aldı. Yüzü bembeyaz kesilmişti. Kemal ince bir kahkaha attı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">     </span><b>KEMAL; </b><i>“Endişe etme tüm haklarımız koruma altında. Ayrıca memuriyetimiz de yanmadı devletin çeşitli <span style="mso-tab-count: 1;">   </span>kurumlarında görevli görüneceğiz.”<span style="mso-tab-count: 1;"> </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Murat, görevi Arzu’ya hiç sormadan kabul etmişti. Sırrına vakıf olduğunda Arzu biraz öfke biraz da üzüntü ile kabul etmişti. Binbaşı Kemal tarafından kurulan <i>Alpagu Timi </i>birkaç gözü pek askerin rol aldığı başarılı bir ekip olmuştu. Murat ise Kemal’in gözbebeği timin üçüncü adamı idi.<span style="mso-tab-count: 1;">   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Murat girdikleri her operasyonda, timin istihbarat ekibi ile hareket ediyor, gözünü budaktan sakınmıyor ve her alanda durmaksızın koşturuyordu. Timin başındaki adam Kemal Binbaşı ile istihbarattan sorumlu Yüzbaşı Serkan, Murat’ın bu hareketliliğini yerinde ama tehlikeli buluyordu. Fakat Murat, sahada durdurulabilecek bir adam olmaktan çok uzaktı. Ayda birkaç kez operasyona çıkıyordu. Evine döndüğü zamanlarda ise eşine ve oğluna daha güvenli bir dünya bırakmış olmanın gururunu yaşıyordu.<span style="mso-tab-count: 1;">       </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Gece evinde uyurken çalan telefonuna uyanmıştı. Telefona cevap verdiğinde, karşı taraftaki ses <i>“Buluşma yerine gel.” </i>Dedi. Vakit kaybetmeden hazırlandı ve evden çıktı. Bu haber geldiğinde genellikle en fazla bir saat içerisinde buluşma yerinde olması gerekirdi. Buluşma noktasına geldikten sonra da 24 saat içerisinde operasyon merkezine götürülürdü. Buluşma yerine ulaştığında onu bir helikopter bekliyordu. Bu kez durumun acil olduğu ortadaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Kilis’te kurulan operasyon merkezine indiğinde, Binbaşı Kemal ve Yüzbaşı Serkan ekibin tamamlanmasını bekliyordu. Üs bölgesine ayak basar basmaz komutanlarının yanına gitti.<span style="mso-tab-count: 1;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">MURAT; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Komutanım. Neler oluyor?”<span style="mso-tab-count: 1;">      </span><o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Binbaşı Kemal’in moralinin bozuk olduğu her halinden belliydi. Onun yerine Yüzbaşı Serkan yanıt verdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">       </span><b>SERKAN; </b><i>“Azez bölgesinde, devriye görevinde olan helikopterlerimizden biri kaza kırıma uğradı. Pilotlardan biri yaralı, diğeri yaralanmamış. Fakat ateş çemberinin ortasında kaldılar. Yerel unsurlar onları arıyor, bulurlarsa onları şehit edebilirler.”<span style="mso-tab-count: 1;">       </span><br><span style="mso-spacerun: yes;">          </span></i><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><b>MURAT; </b><i>“Peki yerleri belli mi? Nerede gizleniyorlar?”<span style="mso-tab-count: 1;">   </span><br><b><span style="mso-spacerun: yes;">          </span></b></i><b>SERKAN; </b><i>“Orada halkın arasına karışmış elemanlarımız onları buldu ve gizledi. Fakat uzun süre onları<span style="mso-tab-count: 1;"> </span>gizlemeye devam ederlerse, deşifre olabilirler.”<span style="mso-tab-count: 1;">            </span><span style="mso-tab-count: 8;">                                                                                              <br></span></i><b>          MURAT; </b><i>“Orada sadece yerel unsurlar yok.”<span style="mso-tab-count: 1;">   </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Binbaşı Kemal söze girdi.<i><span style="mso-tab-count: 1;">     </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">         </span></span></i><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KEMAL; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Gizli servislerin bölgede faaliyetleri çok yüksek. Bölge oldukça sıkıntılı bir bölge. İstihbarat <span style="mso-tab-count: 1;"> </span>raporlarında hemen her yerel unsurun içerisinde ajanlar var.”<span style="mso-tab-count: 8;">                                                                                      <br></span></span></i><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">         MURAT; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Diplomatik temas ile askerlerimizi kurtarmak mümkün değil o zaman?”<span style="mso-tab-count: 2;">                      </span><o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Binbaşı ağzından derince bir nefes alıp burnundan verdi…<span style="mso-tab-count: 4;">                                    </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>KEMAL; </b><i>“Bölgede varlığını inkâr eden bir gizli servise diplomatik girişim mi? Ayrıca toprak onların değil ki.”<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Murat, komutanın hiddetinden tekrar soru sormaya cesaret edemedi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAPAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/kapan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kapan</guid>
<description><![CDATA[ Kapan Bölüm-1 ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0084f82108b.webp" length="49448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 16:21:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Berat Gözükızıl</dc:creator>
<media:keywords>Kapan, Asker, Ortadoğu, Savaş, Şeytan, Metafizik, Azez, Suriye, Gizli Servis</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">KAPAN<br>*Giriş*<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></span></b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yolda uğradıkları saldırı, onları buraya kadar sürüklemişti. Görev bölgelerinde olan bu toprak parçası, haritada bile görünmüyordu. Öyle alelade bir boşluktu ve daha önce kendisi de buradan hiç geçmemişti. Etrafa bakındı. Yerleşim bölgelerinin arasında kalan bu izbe çöl kılıklı yer nasıl olmuştu da birkaç tarihi yorgun yapı kalıntıları dışında böyle bakir kalmıştı? Halep’in merkezinde onlara yol gösteren yerel rehberde açığa çıktığı için can korkusu ile onların yanında kalmıştı. Fakat eski mezarlığı saran duvarın yanına kurulan geçici çadırların önünde bir aşağı bir yukarı yürüyordu. Gerginliği her halinden belliydi, elinde bir mendil akşama dönen havanın serinliğine inat alnındaki teri silip duruyordu. Timin komutanı bu halini açığa çıkmış olmasına bağlıyordu ama rehber kamp alanının bu bölgede kurulmasına <i>“lanetli topraklar” </i>diyerek itiraz etmişti. Bu gerginliğinin sebebi yanı başında durdukları bu eski mezarlık olabilir miydi?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Bu lanetli topraklar, kadim mezarlık hikayesi onun için ünü kendinden önde giden basit bir efsaneden başka bir şey değildi. Fakat yine de rehber olarak edindikleri Ebu Salih isimli adamın tavrı aklını bulandırıyordu. Burada gerçekten efsanevi bir şey olması mümkün müydü? Ekibindeki Murat’ın kontrolden çıkmaya müsait tavrı, peşlerinde ansızın kaybolan yabancı grup, görev gereği ülkelerine götürmek zorunda oldukları aile… Ne zamandır bu kadar yorulduğunu hissetmemişti Binbaşı Kemal. Koşturmak ve içinde olduğu can pazarı değildi onu yoran. İnsanların öngörülemez halleriydi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Birazdan, kadim mezarlığa ait duvarın uzunluğu boyunca oluşturduğu güvenli alanın diğer ucuna baktı. Diğer uçta bekleyen Yüzbaşı Serkan’ın yanına yürüdü. Sanki timinin kendisinden sonra gelen ikinci komutanı da tedirgin olmuştu da hissettirmiyor gibiydi. Mezar duvarının üzerinde durup, içeriye bakan adamın yanında durdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">             </span><b>KEMAL; </b><i>“Ne diyorsun Serkan bu işe?”<span style="mso-tab-count: 1;">     </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></i><b>SERKAN; </b><i>“Garip komutanım. Önümüzde duran koca mezarlık, haritada bile belirtilmemiş. Yerel rehberin <span style="mso-tab-count: 1;"> </span>tavrına bakacak olursan, lanetli bir yerdeyiz.”<span style="mso-tab-count: 1;">        </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">             </span></i><b>KEMAL; </b><i>“İnanıyor musun oğlum bunlara?”<span style="mso-tab-count: 1;">         </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></i><b>SERKAN; </b><i>“İnanmak meselesi değil komutanım. Fakat soruyorum, peşimizdeki grup neden birdenbire <span style="mso-tab-count: 1;"> </span>takibi bıraktı? Ellerine ilk kez bizi alt edecek fırsat geçmişti. Öyle sebepsizce bıraktılar peşimizi.”<span style="mso-tab-count: 1;">        </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></i><b>KEMAL; </b><i>“Yani inanıyorsun.”<span style="mso-tab-count: 1;">         </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">         </span></i><b>SERKAN; </b><i>“İnanmak değil komutanım ama mezarlığın içerisine bakın. İçeride anlamsız şekilde küçük<span style="mso-tab-count: 2;"> </span>küçük odalar yapılmış. Üstün körü duvarlar örülmüş.”<span style="mso-tab-count: 1;">       </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Kemal, Serkan’ın söylemesi üzerine dibinde durduğu, belini biraz geçen duvardan başını içeri doğru uzattı. Gerçekten de parçalanmış mezar taşlarının haricinde arazinin her yerinde irili ufaklı üstünkörü yapılmış küçük odaları gördü. Serkan konuşmasına devam etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>SERKAN; </b><i>“Anadolu’da bir köyde görev yaparken, kendine hoca diyen birinin peşine düştük. Suçüstü <span style="mso-tab-count: 1;">          </span>yaptığımızda yanında genç bir kadın ve kocası vardı. Hocayı tutuklarken, adamdan fazla tedavisini<span style="mso-tab-count: 1;">         </span>bekleyen hastaları karşı çıktı tutuklamamıza. Zaten savcılık kovuşturmadan sonra adamı da serbest bıraktı.<span style="mso-tab-count: 1;">     </span>Ben o hocaya giden insanları takip ettirdim bir süre. Adam hastalarından karşılık almıyordu. Hastaları da<span style="mso-tab-count: 1;">         </span>genelde metafiziksel varlıkların musallatından muzdarip olan kişilerdi.”<span style="mso-tab-count: 1;">           </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></i><b>KEMAL; </b><i>“Nereye varacak bu hikâye?”<span style="mso-tab-count: 1;">     </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">           </span></i><b>SERKAN; </b><i>“Komutanım bu tarz musallat vakalarının çoğunda adam hastalarını ıssız bir yere gönderiyor.<span style="mso-tab-count: 1;"> </span>Hasta gece tek başına kimsenin çok uğramadığı ıssızlığın ortasındaki bir yerde üstünkörü bir duvar örüp<span style="mso-tab-count: 1;">   </span>küçük bir oda yapıyor ve ardından normale dönüyordu. Bu mezarlıktaki o anlamsız odalar gibi.”<span style="mso-tab-count: 1;">  </span><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><b>           KEMAL; </b><i>“Ne diyorsun yani?”<span style="mso-tab-count: 1;">        </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">       </span></i><b>SERKAN; </b><i>“Bu mezarlıkta buna benzer ritüeller sıkça yapılmış gibi görünüyor komutanım. Yerel halkın<span style="mso-tab-count: 1;"> </span>buradan korkması boşuna değil bence.”<span style="mso-tab-count: 1;">      </span><br style="mso-special-character: line-break;"><!-- [if !supportLineBreakNewLine]--><br style="mso-special-character: line-break;"><!--[endif]--></i><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kemal, Serkan’ın sözlerine güldü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>KEMAL; </b><i>“Gençliğinde ağaçlara çaput falan da bağladın mı sen?”<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Serkan komutanın bu şakasına, onun gibi kendi de gülmüştü. Sonra komutanı Kemal çadırların olduğu bölgeye doğru baktı. Bir iç çekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><b>KEMAL; </b><i>“Murat. Elindeki tabancayı göğsüne koyup, üzerinde hücum yeleği ile uyuyor.”<span style="mso-tab-count: 1;">     </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></i><b>SERKAN; </b><i>“Aşamadı komutanım. Ailesini amacını bir anda kaybetti. Fakat bu şekilde devam ederse tüm<span style="mso-tab-count: 1;">      </span>timi riske sokar.”<span style="mso-tab-count: 1;">        </span><br><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></i><b>KEMAL; </b><i>“Farkındayım. Fakat elinde bir bu kaldı adamın. İlk evlendiği zamanı hatırlıyorum. Hayallerini<span style="mso-tab-count: 1;">     </span>anlatmıştı bir dağ başında bir kez. Şimdi elinden hepsi gitti. İşini de elinden alırsak tükenir.”<span style="mso-tab-count: 1;"> </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">***<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elleri ve ayakları bağlı, karanlık bir suyun derinliklerinde boğuşuyordu. Nefes alamıyor ve bu karanlıkta hiçbir şey göremiyordu. Su kirli miydi yoksa temiz mi? İçinde boğuştuğu şey su muydu? Bunu bile bilemiyordu. Sadece sırtında, ensesinden gelen sıcak bir sızıntıyı hissediyordu. Fakat bu hengâme içerisinde sadece nefes alamamak değil karanlıktan hiçbir şey görememek de onu mahvediyordu. Saatler geçmişti sanki bu karanlık suyun altında, ayaklarının altında sürekli bir boşluk. Yüzmeyi bildiğini sanıyor ama tüm uğraşlarına rağmen suyun üzerine bir türlü çıkamıyordu. Ayrıca dibe mi çöküyor yoksa yüzdükçe yukarı mı tırmanıyor o bile belirsizdi. Birazdan, tüm bu uğraş arasında bir şey fark etti. Ölmüyordu. Belki saatlerdir bu karanlık içerisinde nefes alamayan bir halde idi, gelgelelim ölüm onu yakalayamıyordu. Bunu anladığı an, içinde bulunduğu suyun üzerinde bir aydınlık oldu. İlk kez içinde bulunduğu suyun yüzeyini görüyor, ellerini kollarını bu aydınlık içerisinde görebiliyordu. Berrak suyun içinden yüzeye doğru yüzmeye başladı, ardından nefes nefese gözlerini açtı. Cenin pozisyonunda yattığı yatak sırılsıklamdı. Gördükleri bir rüyaydı ama yaşadıkları gerçekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir hastane odasında açmıştı gözlerini. Bunun farkına vardığında, ağırlığını kaldırmanın çok zor olduğu başını kaldırdı. Dizleri karnına çekili şekilde duran vücuduna baktı. Elleri, ayakları… Beden bütünlüğü yerli yerindeydi. Mesleğinin zorluğundan mütevellit, bir gün bir hastane koridorunda bir uzvunu kaybetmiş olarak uyanma ihtimalini hep düşünmüştü. Fakat başına bu gelenler yerine, bir uzvunun kopmuş olmasını hatta belki ölmüş olmayı bile tercih edebilirdi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bulanık olan zihni toparlanmaya başlamış yavaşça içerisinde bulunduğu gerçekliği yakalıyordu. Öyle bir gerçeklikti ki bu, kaçabileceği tek yer yabancı olan bu yataktı. Yavaş yavaş yatağın içerisine gömüldü. Hemen ardından gözlerinin kenarında kuruyan yaşların izlerini fark etti. O anda göğsünde tarifi zor bir ağırlığın farkına vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Arzu, Murat, Alper; AMA… <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bu tesadüf baş harf akrostişini, eşi Arzu bulmuştu. Arzu eşi, Murat kendisi, Alper ise minik oğullarıydı. Her göreve çıkmadan önce Alper’i göğsünde uyutur ve eşinin elini tutarak yataklarına uzanırdı. Giderken Alper’i uyandırmaz ve kapıda biricik eşinin ellerini tutup tavsiyelerini dinlemeden evden ayrılmazdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">ARZU; </span></b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Murat, Bir çılgınlık yapmadan hemen önce AMA de. Senin bir AMA’n var artık bunu sakın unutma.”</span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> <o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SUSUN GARİP KUŞLAR…</title>
<link>https://fikirizleri.com/susun-garip-kuslar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/susun-garip-kuslar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a006d457ca40.webp" length="38814" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>SUSUN GARİP KUŞLAR…</span><span>​</span><span>           </span></p>
<p><span>​</span><span>Şanslı bir çocuktum. Dedeleri ile zaman geçirmek kısmet olmamış ama büyükannelerimle büyümüştüm. Özellikle anneannem çocukluğumda çok büyük bir yere sahipti. Çok çok küçük yaşta iki kez peş peşe anne kelimesini söyleyip ‘annane’ demeyi keşfettiğimde, sevinçten nasıl uçtuğunu dün gibi anımsarım. </span><span>Onunla</span><span> uyumayı çok severdim. Saçlarımı okşar, bana masallar anlatır, ninniler söylerdi. Hem de kitaplarda yazan klasik herkesin bildiği türden masallar değil ha. Tamamen o an doğaçlama uydurduğu ya da eskiden duyduğu bir anekdotu yeniden kurgulayarak anlattığı masallar. Ninnileri de çok bilindik ninniler değildi. En çok da şu ninniyi söylerdi;</span></p>
<p><span>‘Susun garip kuşlar ötmeyin </span><span>susun.Güzeller</span><span> güzeli yavrum uyusun.’  Ninninin aslında ‘Yetimler güzeli’ dermiş ama annanem onu kendince uyarlamış, bunu da sonradan öğrendim. Yalnız en çok dikkatimi çeken şey şu olurdu. Annanem ne zaman bu ninniyi okusa ağlamaya başlardı. Ama öyle böyle bir ağlayış değil, içli içli çok derin çok iç yakan türden. Ve gözlerini kaçırırdı benden. Küçücüktüm. Karşımda daha geleli birkaç yıl olmuş dünyada</span><span>ki</span><span> en sevdiğim insanlardan</span><span> biri böyle ağlarken durur muyum, ben de eşlik ediyordum bu nedenini bilmediğim hüzne. Sonra annem gelir görürdü ki, uyumak şöyle dursun ikimiz gözyaşları içinde, sarılmış ağlıyoruz. Sorardım annaneme çocuk dilimin yettiğince ‘Neden ağlıyorsun? diye. Bir şey söylemez, başındaki mis beyaz sabun kokulu beyaz tülbentinin ucuna gözyaşlarını siler, en hızlısından konuyu değiştirir, başka ninnilere, masallara geçerdi. Ancak o ninnide ne </span><span>varsa,</span><span> ne zaman biricik Pamuğumun diline dolansa gözyaşlarına hakim olamıyordu. Bir gün taktım kafaya, öğreneceğim neymiş bu ninninin anneannaemdeki hikayesi diye. Öğrenmez olaydım.</span></p>
<p><span>​</span><span>Anneannem, 13 yaşında bir evlat yitirmişti. Hiç tanışmak nasip olmayan Hasan dayım. Daha kimse ona ‘dayı’ diye seslenemeden, kimsenin sevdiceği, eşi, </span><span>babası ,</span><span> dedesi olamadan bir nehrin sularında boğularak can vermişti. Anneannem hiç anlatmazdı konuşamazdı. Derler ki acılar fe</span><span>ry</span><span>at eder, çok büyük acıların ise dili yoktur. Anneannemin tek ninnisi kalmıştı içini döktüğü. Bunu öğrenince o ninninin sözleri daha da anlam buldu. ‘Susun garip kuşlar ötmeyin susun. Güzeller güzeli yavrum uyusun.’</span></p>
<p class="s2"><span>Ne zaman duysam </span><span>bu </span><span>ninniyi ,</span><span>ne</span><span> zaman bahsetsem gözyaşlarımı tutamam</span><span>, şu anda olduğu gibi. Beyaz tülbentli, mis kokulu Pamuğum, Hasan’ına birkaç yıl önce kavuştu. Anneler Günün Kutlu Olsun Pamuğum. Seni hiç unutmayacağım.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YARISI GÖKYÜZÜNDE BİR ANNE</title>
<link>https://fikirizleri.com/yarisi-gokyuzunde-bir-anne</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yarisi-gokyuzunde-bir-anne</guid>
<description><![CDATA[ Diğerinin sesi hâlâ rüzgârda kulağıma çarpıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a04d0b7b1df6.webp" length="24492" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>YARISI GÖKYÜZÜNDE BİR ANNE</p>
<p>Bugün Anneler Günü… Ama benim için sadece çiçeklerin, hediyelerin günü değil. Benim için bugün; yarım kalan bir kalbin, eksik atan bir yüreğin günü. Ben iki kız annesiyim… İkisini de kollarımda, canımın içinde büyüttüm… Sonrasında bir yavrumu kalbimin en derin yerine uğurladım. Birinin sesini her gün duyuyorum, Diğerinin sesi hâlâ rüzgârda kulağıma çarpıyor. Birinin saçını okşuyorum, Diğerinin kokusunu hatıralarımda saklıyorum. Anne olmak, bir canı büyütmek demek derler… Ama kimse, bir annenin evladını toprağa verip yine de nefes almaya devam etmesinin ne demek olduğunu anlatmaz. Kimse, kalbinin bir parçası eksilmişken hayata tutunmanın nasıl bir sabır istediğini bilmez. Benim anneliğim ikiye bölündü… Yarısı dünyada, yarısı gökyüzünde. Bir yanım gülerken, diğer yanım hep sessiz ağlar. Bir yanım “şükür” der, diğer yanım “keşke” diye fısıldar. Bugün bana “Anneler Günün kutlu olsun” diyenler olacak… Ben de gülümseyeceğim belki… Ama içimde, ahirete giden yavrumun sızısıyla… Çünkü bir anne için en büyük hediye, evladının nefesidir. Ve benim bir nefesim artık toprağın altında. Yine de ben anneyim… Eksik, kırık, ama hâlâ anneyim. Yaşayan evladım için güçlü durmayı öğrenen, Giden evladını kalbinde yaşatmayı bırakmayan bir anne… Bugün, hem sarıldığım hem özlediğim çocuklarımın annesiyim ben. Ve biliyorum ki… Bir anne, evladını kaybetse bile anneliğini asla kaybetmez. Anneler Günüm, günümüz kutlu olsun… Gökyüzündeki meleğimle, yanımdaki canım kızım, torunum ve oğlum gibi sevdiğim damadımla… Eksik ama sonsuz bir sevgiyle…</p>
<p>   DİLEK SARIKAYA</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>LAL</title>
<link>https://fikirizleri.com/lal</link>
<guid>https://fikirizleri.com/lal</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f65f93e59cc.webp" length="62684" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 10:59:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Lal o sabah erkenden uyandı. Kafasını sağa çevirdi; eşi yoktu, çoktan işe gitmişti. Sol taraftaki beşiğe doğru eğildi. Henüz 3 aylık olan bebeği mışıl mışıl uyuyordu. Yerdeki yatağa baktığında ise çok sevdiği oğlunun da hâlâ uyuduğunu gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Fırsat bu fırsat, biraz daha uyuyayım. Nasıl olsa çocuklar uyuyor,” diye düşündü. Gece bebeğin saat başı uyanmasından ve emzirmek zorunda olduğundan asla uykusunu alamıyordu. En iyisi biraz daha uyumaktı… Tam yeniden uykuya dalacakken aklına evde yapılması gereken işler geldi. Suratını ekşiterek kafasını yastığa gömdü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">On saniye geçmedi ki bebeğin agulama sesini duydu. Hemen başını yastıktan kaldırdı.<br>“Günaydın prensesim… Ne çok uyudun yahuu,” dedi yorgun bir gülümsemeyle, göz altı torbalarıyla birlikte.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bebeği beşiğinden aldı; altını değiştirdi, emzirdi, giydirdi. Pusetini de alıp sessizce mutfağa geçti, kahvaltı hazırlamaya başladı. Henüz 7 yaşındaki oğlu uyanana kadar bir yandan kahvaltı hazırladı, bir yandan bebeğiyle ilgilendi. Bebeği pusetle yere koydu; tek ayağıyla puseti sallıyor, bir yandan da mutfak tezgâhını siliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Oğlu uyandı. Birlikte kahvaltı ettiler. Okul saati yaklaşıyordu. Hızlıca okul çantasını ve beslenmesini hazırladı, oğlunu giydirdi.<br>“Anne, saçlarıma jöle de sürer misin?” dedi çocuk.<br>Annesi oğlunun yanaklarını sevgiyle öptü, saçlarını da şekillendirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Okul saati gelmişti bile. Lal, eşofmanının üstüne uzun bir hırka giydi. Aynaya bile bakmadan bebeği de kucağına alıp çıktı. Oğlunun okulu 15 dakika yürüme mesafesindeydi. Okula bıraktıktan sonra eve döndü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Akşamdan kalan bulaşıklar, yıkanması gereken çamaşırlar, akşam yemeği, evi süpürme ve silme… Tüm bunları yaparken bir yandan da bebekle ilgileniyordu. Bebeği anakucağıyla göğsüne bağladı ve bütün işleri yine robot gibi halletti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Okul çıkış saati geldi. Oğlunu okuldan aldı, eve geldiler. Eşi de o sırada işten gelmişti. Bebeği iki sevip okşamış, sonra da koltuğa uzanmıştı.<br>“Çok yoruldum, yemekte ne var?” diye sordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Lal, “Taze fasulye, pilav ve cacık yapabildim,” dedi.<br>Kocası yarım ağızla, “Sen de hep aynı yemeği yapıyorsun,” dedi.<br>Lal, “Evde bunlar vardı, ne yapabilirim… Buna da şükür,” diye karşılık verdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bebek bir yandan ağlıyor, küçük çocuk ise “Anne, ödevimi yapamıyorum, yardım et,” diye sesleniyordu. Eşi de koltuktan söylenmeye devam ediyordu:<br>“Yemek hâlâ hazır değil mi? Bütün gün dışarıyla uğraşıyorum, iş güç… Evde de sizin sesinizden rahat uzanamıyorum ya…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Lal tüm bunların ortasında koridordan geçerken gözü aynaya takıldı. Aynada ona bakan suret sanki o değildi. Günlerdir vakit bulup tarayamadığı dağınık topuz saçları, uykusuzluktan şişmiş gözleri, üzerinde bebeğin kustuğu tişört ve eski bir eşofman altı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sanki o an birden tüm dünya sessizleşti. Hiçbir ses gelmiyordu kulağına. Ne çocuklar,ne eşi, ne televizyon… Hiçbir şey.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aynaya bakarken birden yüksek sesle kahkaha atmaya başladı. Gittikçe şiddetlenen bir tonla, daha yüksek, daha da yüksek kahkaha atmaya devam ediyordu. Birden dizleri onu taşıyamadı. Olduğu yere, dizlerinin üstüne çöktü. Gülmekten gözlerinden yaşlar geliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dakikalarca güldü… güldü… güldü…<br>Sonra bayıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlerini açtığında hastane odasındaydı. Doktor ve hemşire başındaydı.<br>“İyi misiniz Lal Hanım? Bizi duyuyor musunuz?” diye soruyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Lal “Evet” dercesine başını salladı. Doktor kısaca bir özet geçti:<br>“Kan değerleriniz çok düşük. Vitamin değerleriniz olması gerekenden çok daha az. Verdiğimiz vitamin iğnelerini ve diğer ilaçları düzenli kullanmalısınız. Ayrıca bir de psikoloğa gitmenizi öneriyoruz. Psikiyatrik ilaçlar daha rahat uyumanızı sağlayacaktır,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Lal bu defa gülmedi.<br>“Ben psikoloğa gidemem,” dedi.<br>“Ben daha rahat uyumak için ilaç da içemem. Bana vereceğiniz uyku yapan herhangi bir ilacı da kullanamam… Bana ihtiyacı olan evlatlarım var. Ben kendim için bir şey yapamam.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Lal gibi kadınlar, en son kendileri için yaşardı.<br>Çoğu zaman, artık yaşayacak güçleri kalmayana kadar kimse bunu fark etmezdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben kendim için bir şey yapamam,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama aslında en çok kendisine ihtiyacı olduğunu kimse fark etmedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çitlerin Ötesindeki Lezzet</title>
<link>https://fikirizleri.com/citlerin-otesindeki-lezzet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/citlerin-otesindeki-lezzet</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69eb47199a26b.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 06 May 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tuğba Akın</dc:creator>
<media:keywords>#HayvanHikayeleri #UykuÖncesiHikaye #DoğaSevgisi #EğiticiMasallar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Güneşin altın sarısı saçlarını tarlaların üzerine bıraktığı, zamanın adeta yavaş aktığı bir çiftlikte başladı her şey. Çiftçi Kerem, elinde hasır bir sepetle döndüğünde, içinden çıkan o küçük canlı aslında bir mucize taşıyordu. Tüyleri sonbaharda toprağa düşen kuru yaprakların kahverengisine bürünmüş, gözleri ise meraklı birer zeytin tanesi gibi parlayan Kıvırcık’tı o. Kerem Bey, onu diğer tavşanların arasına, güvenli ama sınırları olan o geniş kafese bıraktı.</span></p>
<p><span>Kerem Bey’in avucunda tuttuğu havuç, bir mücevher gibi parlıyordu. Onu Kıvırcık’ın önüne bıraktığında, diğer tüm tavşanlar bu turuncu ziyafete minnettarlıkla saldırdılar. Ancak Kıvırcık, önüne düşen bu ödülle arasına aşılmaz duvarlar örmüş gibiydi. Havuç, onun için sadece sert ve ruhsuz bir köktü. Onun kalbi, serin bir sabah sisinde ıslanmış, kat kat sırları olan, dokunduğunda dünyayı unutturacak kadar çıtır ve taze bir yeşilin, yani marulun özlemiyle yanıyordu.</span></p>
<p><span>Diğer tavşanlar, havuçlarını çiğnerken çıkardıkları seslerle dünyadan memnuniyetlerini haykırıyorlardı. "Neden?" diye sordu içlerinden biri, "Neden bu eşsiz lezzeti reddediyorsun?" Kıvırcık, kafesin telleri arasından uzaktaki bostana, o yasaklı yeşil denize bakarak fısıldadı: "Siz sadece karnınızı doyuruyorsunuz, ben ise ruhumu arıyorum. Hiç bir yaprağın üzerinde sabah çiyinin serinliğini, o suyun damarlarınızda akışını hissettiniz mi?" Diğerleri sustu; onlar için marul, sahibinin "sindirim sistemine ağır gelir" diye yasakladığı, korkutucu ve bilinmez bir masaldı.</span></p>
<p><span>Gece, gökyüzünü lacivert bir pelerin gibi çiftliğin üzerine örttüğünde, Kıvırcık için zaman durdu. Rüzgar, bostandan o tanıdık, taze ve baş döndürücü kokuyu taşıyordu. O an anladı; ya bu tel örgülerin ardında başkasının sunduğu hayatı yaşayacaktı ya da kendi gerçeği için karanlığa yürüyecekti. Pençeleriyle toprağı kazmaya başladı. Toprak tırnaklarının arasına doluyor, nefesi daralıyordu ama o yeşil rüya ona güç veriyordu. Sonunda çitin altından sıyrılıp özgürlüğe, o devasa bostana adım attığında dünya birden sustu.</span></p>
<p><span>Karşısında, ay ışığıyla yıkanan, gümüşi bir parıltıyla titreyen dev marullar duruyordu. Kıvırcık, en görkemli olanın önünde durdu. İlk ısırığı aldığında çıkan o "çıt" sesi, sessizliğin içindeki en sarsıcı melodiydi. O an sadece karnı doymadı; korkuları uçup gitti, yalnızlığı bitti. Marulun o buz gibi suyu damarlarında dolaşırken, Kıvırcık ilk kez gerçekten nefes aldığını hissetti.</span></p>
<p><span>Şafak vakti Kerem Bey bostana girdiğinde, marulların arasında uyuyakalmış küçük kahverengi bir yumak gördü. Önce kızmak için eğildi, ama Kıvırcık’ın yüzündeki o huzurlu ifadeyi, bıyıklarındaki marul kırıntılarıyla birleşen o zafer gülümsemesini görünce durdu. Bir canlının kendi doğasına bu kadar sadık kalması, çiftçinin kalbindeki tüm kuralları yıktı.</span></p>
<p><span>O sabah çiftlikte bir devrim yaşandı. Kerem Bey anladı ki, sevgi sadece beslemek değil, karşındakinin neyle mutlu olduğunu keşfetmekti. Artık ne yasaklar kalmıştı ne de gizli kaçışlar. Kıvırcık, kendi rengini ve tadını tüm çiftliğe öğretmişti. Hikayesi ise rüzgarla yayıldı: Gerçek özgürlük, size sunulan turuncu dünyayı reddedip, kendi yeşil rüyanızın peşinden gidecek cesareti bulmaktır.</span></p>
<p><span>Tuğba Akın</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ATEŞTEN DİLEKLER, SUYUN YOLCULUĞU</title>
<link>https://fikirizleri.com/atesten-dilekler-suyun-yolculugu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/atesten-dilekler-suyun-yolculugu</guid>
<description><![CDATA[ bugün dünya biraz daha genç hisseder kendini. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9b4de691c4.webp" length="65490" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 06 May 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>  ATEŞTEN DİLEKLER, SUYUN YOLCULUĞU</em></p>
<p> Hıdırellez gecesinin o kendine has büyüsü, sanki baharın yeryüzüne attığı en renkli imza gibidir. Toprak, kışın ağırlığını üzerinden atar, ağaçlar yeni uyanmış bir çocuğun şaşkın bakışları gibi taze yapraklarını rüzgâra doğru uzatır. Hava ılık, hafif serin… ama içinde hep bir umut taşır; sanki görünmeyen bir el her köşeye “yeniden başla” diye fısıldar gibi.</p>
<p>Köyün kenarındaki dere boyunca küçük ışıklar yanmaya başlamış, insanlar gün batımından sonra yavaş yavaş toplanmıştı. Kimisinin elinde renkli kurdeleler, kimisinin cebinde yazılmış dilek kâğıtları vardı. Çocuklar koşuyor kahkahaları suyun şırıltısına karışıyordu. Yaşlılar, yılların getirdiği sakinlikle ateşin etrafına oturmuş, yüzlerinde hem geçmişin hatırası hem de bugünün tatlı merakı vardı.</p>
<p>Genç bir kız, kimsenin duymadığını sandığı iç sesiyle dereye eğilip küçük bir kâğıt bıraktı. Kâğıtta “Korkmadan sevmeyi öğrenmek istiyorum.” yazıyordu. Su, sanki onu anlamış gibi dileği alıp götürdü. Rüzgâr biraz daha yumuşak eserken sanki doğa bile bu dileğe saygı duymuştu. "Ateşler yakıldı.." Alevler gökyüzüne doğru dans ederken insanlar üzerinden atlayarak her sıçrayışta içlerinden dilekler tutuyorlardı. Kimi “hastalık gitsin”, kimi “kısmet açılsın”, kimi de sadece “içim hafiflesin” diye atlıyordu o ateşin üzerinden. Herkesin dileği farklıydı ama o gece hepsini aynı umut birleştiriyordu.</p>
<p>Biraz ileride, yaşlı bir adam sessizce oturup elindeki bastona yaslanmış, ateşi izliyordu. Yanına küçük torunu gelip dedesinin yüzüne bakarak dede “Bu gece neden herkes böyle mutlu?” diye sordu. Dedesi ise gözleri ateşin ışığında parıldarken torununa gülümseyerek “Çünkü evlat… bugün dünya biraz daha genç hisseder kendini.” diye cevapladı. Gece ilerledikçe gökyüzü yıldızlarla dolup taşmıştı. Sanki her yıldız, bir dileğin yankısıydı. Ve sabaha karşı, çimenlerin üstünde kalan çiy damlaları bile bu geceye şahitlik etmiş gibi daha parlak görünüyordu. Gece boyunca fısıldanan dilekler artık sessizdi… Genç kızın bıraktığı o küçük kâğıt çoktan gözden kaybolmuştu; belki bir taşa takılmış, belki de çok uzaklara gitmişti.Ve güneş doğarken, herkes evine döndü. Ateş söndü, rüzgâr dindi, su yoluna devam etti. Ama o geceye bırakılan dilekler, belki de ilk kez, insanların içinde filizlenmeye başladı. Hıdırellez, sadece bir gece değildir aslında; insanın içindeki umudu hatırlama biçimidir. Ve o gece, herkes biraz daha inanır: bazı dilekler gerçekten suya, ateşe ve rüzgâra emanet edildiğinde yolunu bulur.</p>
<p>                               DİLEK SARIKAYA</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ISLAK İZ &amp; Altıncı ve Son Bölüm</title>
<link>https://fikirizleri.com/islak-iz-altinci-ve-son-boelum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/islak-iz-altinci-ve-son-boelum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69da24ebadb37.webp" length="35038" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 06 May 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ISLAK İZ – Altıncı ve Son Bölüm</p>
<p>Akşam, günü usulca susturdu.</p>
<p>Kapı hâlâ aralıktı. İçeriden sızan loş ışık, Mahir’in yüzüne vuruyor; sanki onu içeri çağırmıyor da, bir eşiğin üzerinde tutuyordu.</p>
<p>Leyla konuşmadı.</p>
<p>Mahir de…</p>
<p>Çünkü bazı anlar vardır; kelimeler girerse bozulur.</p>
<p>Sadece baktılar birbirlerine.</p>
<p>Yılların arasına koyduğu mesafeyi, tek bir bakışla kapatır gibi…</p>
<p>Ama o bakışta bir şey eksikti.</p>
<p>Ya da fazlaydı.</p>
<p>Mahir ilk adımı attı. İçeri girdi.</p>
<p>Kapı, arkasından kendi kendine kapandı.</p>
<p>Ev beklediği gibi değildi.</p>
<p>Ne anılarla dolu bir yerdi, ne de terk edilmiş gibi…</p>
<p>Sanki hiç yaşanmamıştı.</p>
<p>“Buradasın…” dedi Mahir, sesi yabancı gibi çıktı.</p>
<p>Leyla hafifçe gülümsedi.</p>
<p>“Ben hep buradaydım.”</p>
<p>Bu cümle…</p>
<p>Bir cevap mıydı, yoksa bir soru mu?</p>
<p>Mahir kaşlarını çattı.</p>
<p>“Ben seni aradım,” dedi. “Her yerde.”</p>
<p>Leyla başını eğdi.</p>
<p>“Yanlış yerlerde.”</p>
<p>O an, Mahir’in içinden bir şey sarsıldı.</p>
<p>“Ne demek bu?” diye sordu.</p>
<p>Leyla bir adım geri çekildi.</p>
<p>“Beni dışarıda aradın, Mahir… Oysa ben hep senin içinde kaldım.”</p>
<p>Sessizlik.</p>
<p>Ama bu kez ağır bir sessizlikti.</p>
<p>İnsanın içine çöken, nefesini daraltan türden…</p>
<p>Mahir etrafına baktı.</p>
<p>Duvarlar… boştu.</p>
<p>Eşyalar… yabancıydı.</p>
<p>Ama bir yandan da tuhaf bir tanıdıklık hissi vardı.</p>
<p>Bir anda gözleri masanın üzerindeki deftere takıldı.</p>
<p>Kendi defteri.</p>
<p>Yavaşça yaklaştı.</p>
<p>Elleri titreyerek açtı.</p>
<p>Sayfalar doluydu.</p>
<p>Ama…</p>
<p>Bu yazılar onun değildi.</p>
<p>Ya da… öyle mi?</p>
<p>İlk cümleyi okudu:</p>
<p>“Leyla hiç gitmedi. Mahir, onu kaybettiğine kendini inandırdı.”</p>
<p>Kalbi hızlandı.</p>
<p>Sayfaları çevirdi.</p>
<p>Her satır…</p>
<p>Her cümle…</p>
<p>Onun zihninin içinden kopmuş gibiydi.</p>
<p>“Bu ne?” dedi, sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü.</p>
<p>Leyla yaklaştı.</p>
<p>Tam arkasında durdu.</p>
<p>“Bu,” dedi, “senin gerçeğin.”</p>
<p>Mahir başını iki yana salladı.</p>
<p>“Hayır… bu mümkün değil…”</p>
<p>Leyla yavaşça elini kaldırdı.</p>
<p>Mahir’in omzuna dokundu.</p>
<p>O anda…</p>
<p>Her şey değişti.</p>
<p>Sokak…</p>
<p>Apartman…</p>
<p>Kapı…</p>
<p>Hepsi silinmeye başladı.</p>
<p>Mahir gözlerini kapattı.</p>
<p>Açtığında…</p>
<p>Yine o odadaydı.</p>
<p>Sabahın solgun ışığı…</p>
<p>Perdeler…</p>
<p>Masa…</p>
<p>Ve karşısında…</p>
<p>Kimse yoktu.</p>
<p>Nefesi kesildi.</p>
<p>“Leyla?” diye fısıldadı.</p>
<p>Cevap yok.</p>
<p>Elini cebine attı.</p>
<p>O not…</p>
<p>Hâlâ oradaydı.</p>
<p>“Artık hazırsın.”</p>
<p>Ama bu kez anladı.</p>
<p>Hazır olduğu şey…</p>
<p>Birine kavuşmak değildi.</p>
<p>Bir gerçekle yüzleşmekti.</p>
<p>Mahir yavaşça aynaya döndü.</p>
<p>Kendi gözlerine baktı.</p>
<p>Uzun uzun…</p>
<p>Ve ilk defa, kendine yalan söylemedi.</p>
<p>Leyla…</p>
<p>Hiç gitmemişti.</p>
<p>Çünkü belki de…</p>
<p>Hiç var olmamıştı.</p>
<p>Ya da…</p>
<p>Mahir, onu kaybetmemek için</p>
<p>kendi zihninde yaşatmıştı.</p>
<p>Peki o kapı?</p>
<p>O apartman?</p>
<p>O karşılaşma?</p>
<p>Hepsi neydi?</p>
<p>Mahir aynaya biraz daha yaklaştı.</p>
<p>Dudakları titredi.</p>
<p>“Ya gerçekten kapıyı çaldıysam…” dedi kendi kendine,</p>
<p>“ve hiç açan olmadıysa?”</p>
<p>O an…</p>
<p>Hangi ihtimal daha ağır geldi, bilmiyordu:</p>
<p>Leyla’nın hiç olmaması mı…</p>
<p>Yoksa…</p>
<p>Hiçbir zaman gelmemiş olması mı?</p>
<p>Mahir gözlerini kapattı.</p>
<p>Ve ilk kez…</p>
<p>Cevabı aramadı.</p>
<p>Çünkü bazı soruların cevabı yoktur.</p>
<p>Sadece insanın içinde yankılanır…</p>
<p>Ve o yankı,</p>
<p>bir ömür susmaz.Sabah, geceyi sessizce devraldı.</p>
<p>Mahir gözlerini açtığında, yine o odadaydı.</p>
<p>Perdeden süzülen ışık, masanın üzerindeki deftere vuruyordu.</p>
<p>Her şey… aynıydı.</p>
<p>Ama o, aynı değildi.</p>
<p>Yavaşça kalktı.</p>
<p>Masaya yaklaştı.</p>
<p>Defteri eline aldı.</p>
<p>Sayfaları çevirdi.</p>
<p>Her satır…</p>
<p>Her kelime…</p>
<p>Leyla’ydı.</p>
<p>Durdu.</p>
<p>Uzun süre baktı.</p>
<p>Sonra defteri kapattı.</p>
<p>Bir daha açmamak üzere.</p>
<p>Kalemi eline aldı.</p>
<p>Boş bir sayfa açtı.</p>
<p>Bekledi.</p>
<p>Ama bu kez…</p>
<p>Hiçbir şey yazmadı.</p>
<p>Kalemi yavaşça bıraktı.</p>
<p>Çünkü anladı:</p>
<p>Bazı hikâyeler yazılarak değil,</p>
<p>susularak biter.</p>
<p>Ve bazı insanlar…</p>
<p>ancak anlatmayı bıraktığında iyileşir.</p>
<p>Mahir defteri çekmeceye koydu.</p>
<p>Kapattı.</p>
<p>Anahtarını çevirdi.</p>
<p>Ve anahtarı… pencereden dışarı attı.</p>
<p>—</p>
<p>Dışarı çıktı.</p>
<p>Şehir uyanıyordu.</p>
<p>İnsanlar yine koşuşturuyordu.</p>
<p>Ama bu kez Mahir’in gideceği bir yer yoktu.</p>
<p>Ve ilk kez…</p>
<p>Bu onu korkutmadı.</p>
<p>Yürümeye başladı.</p>
<p>Arkasında ne bir hikâye bıraktı,</p>
<p>ne bir iz…</p>
<p>Ama tam köşeyi dönerken,</p>
<p>yağmur yeni başlamıştı.</p>
<p>Yerde ince bir su birikintisi oluştu.</p>
<p>Mahir fark etmeden geçti.</p>
<p>Ama suyun üzerinde…</p>
<p>Kısa bir anlığına</p>
<p>bir yansıma belirdi.</p>
<p>İki kişi.</p>
<p>Sonra dalga yayıldı.</p>
<p>Ve görüntü kayboldu.</p>
<p>—</p>
<p>Kimse görmedi.</p>
<p>Mahir de.</p>
<p>Ama soru orada kaldı:</p>
<p>Mahir gerçekten yeniden yazmayı bıraktı mı…</p>
<p>Yoksa…</p>
<p>Yazmayı bıraktığını da</p>
<p>yazan biri mi oldu?</p>
<p>SON</p>
<p>Hayat, aynı hikâyeyi farklı zamanlarda yeniden yazdıran bir döngüdür;</p>
<p>başladığını sandığın yerde aslında çoktan bitmiş,</p>
<p>bitti dediğin anda ise yeniden kendine dönmüşsündür...</p>
<p>Derya YAĞMUR </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ISLAK İZ &amp; Beşinci Bölüm</title>
<link>https://fikirizleri.com/islak-iz-besinci-boelum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/islak-iz-besinci-boelum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69da24ebadb37.webp" length="35038" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 05 May 2026 16:58:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ISLAK İZ – Beşinci Bölüm</p>
<p>Sabah, geceyi sessizce devraldı.</p>
<p>Mahir gözlerini açtığında, odanın içi solgun bir aydınlığa bürünmüştü. Perdelerin arasından süzülen ışık, masanın üzerindeki deftere vuruyor; sanki yazılanları görünür kılmak ister gibi sayfaların üzerinde dolaşıyordu.</p>
<p>Gece yaşananlar… bir rüya değildi.</p>
<p>Kapının önündeki o not hâlâ cebindeydi.</p>
<p>Elini yavaşça cebine attı. Kâğıdı çıkardı. Kat yerleri belirginleşmişti ama üzerindeki cümle hâlâ aynı netlikteydi:</p>
<p>“Artık hazırsın.”</p>
<p>Mahir derin bir nefes aldı.</p>
<p>Hazır olmak… ne demekti?</p>
<p>Neye?</p>
<p>Birine mi? Geçmişe mi? Yoksa kendine mi?</p>
<p>Ayağa kalktı. Bu kez düşünmek için değil, hareket etmek için. İçinde uzun zamandır hissetmediği bir şey vardı: yön.</p>
<p>Masaya yaklaştı, defteri kapattı. Dün geceki Mahir o defterde kalmıştı. Şimdi başka bir sayfa açılıyordu ama bu kez kâğıtta değil, hayatın içinde.</p>
<p>Üzerini değiştirdi. Aynaya baktı.</p>
<p>Kendi gözlerine ilk defa bu kadar uzun baktı.</p>
<p>Kaçmadı.</p>
<p>Gözlerini kaçırmadı.</p>
<p>“Leyla…” diye fısıldadı.</p>
<p>Bu isim artık bir yara gibi değil, bir cevap gibi duruyordu içinde.</p>
<p>Kapıyı açtı.</p>
<p>Koridor sessizdi. Dün geceki o tuhaf his yoktu ama yerini daha güçlü bir şey almıştı: kesinlik.</p>
<p>Merdivenlerden indi. Sokağa çıktı.</p>
<p>Şehir uyanıyordu. İnsanlar yine koşuşturuyordu. Ama bu kez Mahir, o kalabalığın içinde kaybolan biri değildi.</p>
<p>O, birini bulmaya giden biriydi.</p>
<p>Ama aslında… Kendini tamamlamaya.</p>
<p>Adımlarını hızlandırdı.</p>
<p>Bir adres yoktu elinde.</p>
<p>Bir yol haritası da yoktu.</p>
<p>Ama bir his vardı.</p>
<p>Ve bazen insan, yolunu bilmeden de doğru yere yürür.</p>
<p>Bir süre yürüdü. Sokaklar değişti. Tanıdık olmayan mahallelere girdi. Ama içindeki o ses susmadı.</p>
<p>“Devam et.”</p>
<p>Bir köşe başında durdu.</p>
<p>Kalbi hızlandı.</p>
<p>Gözleri bir noktaya takıldı.</p>
<p>Eski bir apartman.</p>
<p>Kapısının boyası dökülmüş, camları yarı karanlık.</p>
<p>Ama Mahir biliyordu.</p>
<p>Burayı daha önce görmüştü.</p>
<p>Belki rüyasında… Belki bir anının kıyısında…</p>
<p>Ya da belki, hiç gitmediği ama hep bildiği bir yerde.</p>
<p>Yavaşça yaklaştı.</p>
<p>Kapının önünde durdu.</p>
<p>Elini kaldırdı.</p>
<p>Kapıyı çalmak için…</p>
<p>Ama durdu.</p>
<p>Çünkü bu kez fark etti:</p>
<p>Bu kapı, sadece bir eve açılmıyordu.</p>
<p>Bu kapı… Geçmişine açılıyordu.</p>
<p>Ve ilk kez, Mahir geçmişinden korkmuyordu.</p>
<p>Kapıyı çaldı.</p>
<p>Sessizlik.</p>
<p>Bir daha çaldı.</p>
<p>İçeriden ayak sesleri geldi.</p>
<p>Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi.</p>
<p>Kapı yavaşça aralandı.</p>
<p>Ve Mahir’in gözleri…</p>
<p>Yıllardır aradığı cevapla karşılaştı.</p>
<p>Kapıyı açan kişi, sadece bir insan değildi.</p>
<p>Bir hatıra değildi.</p>
<p>Bir yüzdü…</p>
<p>Ama aynı zamanda, onun eksik kalan parçasıydı.</p>
<p>Leyla…</p>
<p>Hiçbir şey söylemediler.</p>
<p>Çünkü bazı kavuşmalar, kelimeleri gereksiz kılar.</p>
<p>Sadece baktılar.</p>
<p>Ve o bakışta, yarım kalan her şey yavaş yavaş tamamlanmaya başladı.</p>
<p>Ama hikâye burada da bitmiyordu.</p>
<p>Çünkü bazı karşılaşmalar, bir son değil…</p>
<p>Gerçek başlangıçtır.</p>
<p>Derya YAĞMUR </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖKYÜZÜNDE YAZILAN HİKAYE</title>
<link>https://fikirizleri.com/gokyuzunde-yazilan-hikaye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gokyuzunde-yazilan-hikaye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f65cf190583.webp" length="43784" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 04 May 2026 23:26:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                </span>GÖKYÜZÜNDE YAZILAN HİKAYE<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gün sazlıkta gün doğarken, bütün hayvanlar için tıpkı diğerleri gibi sıradan bir gündü. Bazı hayvanlar sazlıkta su içiyor, kimi doğada aç kalmamak için yiyecek aramaya çıkmıştı. Kimileri ise sazlıkta öylece, bomboş oturuyordu. Turna hariç.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna, o sabah gözlerini açtığında, artık o sazlığa ait olmadığını hissetti ve gökyüzüne uçmaya karar verdi. Etrafına baktı; sanki bütün hayvanlar hallerinden memnundu. Kimi uyuyor, kimi uyanıyor, kimi ise yıllardır kaldıkları o sazlıkta hiçbir şeyi sorgulamadan öylece var oluyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna, uzun zamandır ormanı, sazlığı, hayvanları, hatta kendini bile uzaktan izleyen bir kuştu. Sonunda kabına sığamadığını anladı. “Evet,” dedi, “yapabilirim. Yaşam bu sazlıktan ibaret değil. Gökyüzünde uçmak ve bulutları görmek istiyorum. Özgürce uçmak istiyorum.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kanatlarını yokladı. Uzun zamandır kullanılmayan, sadece fark edilmesini bekleyen o değerli kanatları… Korkuyordu. Alıştığı bir konfor alanı vardı; o sazlık onun tüm dünyasıydı. Şimdi ise, tıpkı denizden çıkmış bir balık gibi, ne yapacağını bilemez haldeydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an bir şey fark etti: Korku da onunla gelecekti. Ama eğer doğru yönetirse, belki de onu koruyabilirdi. Sonuçta o, kanatları olan bir kuştu. Üstelik henüz ruhundaki kanatlardan haberi bile yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna şöyle bir silkelendi. “Her şeye rağmen,yapabilirim,” dedi. Kanatlarını açtı ve ucu bucağı olmayan o masmavi gökyüzüne doğru yükseldi. Yükseldi, yükseldi… Ve yükseldikçe kendini daha genişlemiş hissetti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Artık gökyüzünde usulca süzülüyordu. Arada diğer kuş dostlarını görüyor, selamlaşıyordu. Henüz gökyüzünde yeni olduğu için, sazlıktan çıkmayı başarabilmiş birkaç arkadaşı vardı ve onları da uzun zamandır görmüyordu. Gidenler bir daha dönmemişti. Belki fırsatları olsa dönerlerdi diye düşündü; ama bir yandan da gökyüzüne dalan birinin, istese de geri dönemeyeceğini hissediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna, bu düşüncelerle süzülürken bir yaşlı bir kartalla karşılaştı. Kartal gökyüzünde yeni değildi; aksine oldukça hakimdi. Selamlaştılar ve birlikte uçmaya başladılar. Kartal, sanki turnayı önceden tanıyor gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ona gökyüzü ve uçmak hakkında birçok soru sordu. Turna, kartal kadar hakim olmasa da birçok şeyi biliyordu ama bu bilgi, öğrenilmiş değil, içinden gelen bir bilgiydi. Kartal öyle sorular soruyordu ki, sorular cevaplardan daha derindi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bulutların üstünde ne arıyorsun?” diye sordu kartal.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna ise bilmediğini, bu cevabı bulmak için gökyüzüne çıktığını söyledi. Yaşlı bilge kartal bu cevap karşısında turnanın egolu bir kuş olduğunu düşündü. Turna ise henüz egonun bile ne demek olduğunun farkında değildi.Tesadüf kartalı karşısına çıkarmasaydı, yine aynı şekilde fakat ruhundaki kanatları hiç fark etmeden yaşayıp gidecekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kartal adeta bilge, yaşlı bir öğretmendi. Turnaya birçok ders verdi. Turna, gökyüzü hakkında ne kadar çok şey bilmediğini fark etti. Bilge kartalın kendine has bir duruşu ve düşünce tarzı vardı. Türü arasında nadir rastlanan bir kuştu o. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Gökyüzünün o masmavi derinliği ve uçsuz bucaksızlığı zaman zaman onu endişelendiriyordu. Hatta bazen kayboldukları bile oluyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna kuşu küçüktü. Yolun başındaydı. Uçmayı yeni öğreniyor, gökyüzünü tanımaya niyet ediyordu. Ama yaradılışı gereği, içinde bitmek bilmeyen bir öğrenme aşkı vardı. Sazlığı, ormanı, ağaçları, hayvanları, gökyüzünü, kanatlarını ve derinliği öğrenmeye devam ediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gökyüzünde süzüldüğü süre boyunca, bir ömre yetecek kadar değerli anılar biriktirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama içinde bir ses vardı. Nereye uçarsa uçsun, peşini bırakmıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Dön,” diyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna gökyüzünden sazlığı izledi. Sazlıktaki hayvanların onun tecrübelerine ihtiyacı vardı. Gökyüzünü, uçmayı ve yaşlı kartalı çok sevmişti. İçindeki sesi susturabilse, uçmaya devam ederdi. Ama gökyüzü bilinmezliklerle doluydu ve sazlıkta onu bekleyenler vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaşlı kartalı düşündü. Kendini onun yerine koydu. Kartal da kendi ülkesine dönmeli ve orada uçmayı yeni öğrenen kuşlara ders vermeliydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İki dost vedalaştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna, yaşlı ve bilge kartala her şey için teşekkür etti. Gitmek zorundaydı. Gökyüzünden ayrılmak, ruhundaki kanatları kırıyor gibiydi ama bunu belli etmedi. Çünkü artık biliyordu: Kanatlar uçmak içindi, ama doğru yöne. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaşlı kartal, küçük turnanın gidişini korkuya yordu. Turna ise bunu sadece izledi. Çünkü o, korkusundan değil, merhametinden sınanıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onun için önemli olan korkusuzca uçmak değildi. Önemli olan, doğru yerde, doğru zamanda uçmak ve gerektiğinde sazlığa dönmeyi kabul edebilmekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna kanatlarını seviyordu, gökyüzünü de ama sırf kendisi istiyor diye bütün ormanı yok sayamazdı. Çünkü ormanın da, sazlığın da uçan bir turnaya değil; onlara yol gösteren, örnek olan bir turnaya ihtiyacı vardı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gökyüzünü fethetmek değerliydi; asıl mesele, yeryüzünü unutmamaktı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MAVİ AT</title>
<link>https://fikirizleri.com/mavi-at</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mavi-at</guid>
<description><![CDATA[ Anlaşılamadığı için yitip giden sıra dışı çocuklara ithafen… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f72ff746495.webp" length="29668" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 14:27:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MAVİ AT<br>Küçük çocuk, o sabah neşeyle uyandı. Çok güzel bir sabahtı. Güneş, odasını aydınlatmış, odaya tarif edilemez bir enerji doldurmuştu. Küçük bir kedi gibi gerindi gülümseyerek. Kalkıp elini yüzünü yıkadı ve güzel kokuları takip ederek kahvaltı yapmak üzere mutfağa yöneldi.</p>
<p>    Annesi onun için sahanda yumurta hazırlamıştı. Çok severdi sahanda yumurtayı ama üzerine reçel dökerek yemeyi severdi. Annesi şaşkınlıkla onu izlerdi. Her seferinde ’ Oğlum ne yaptın? Hiç yumurtaya reçel dökülür mü? Eski köye yeni icat mı getiriyorsun?’ derdi. Çocuk gülümseyerek reçelli yumurtasını yemeye devam ederdi.</p>
<p>   Kahvaltısını bitirdikten sonra, giyinmek için odasına gitti. Okula gitmek üzere hazırlanması gerekiyordu. Okul forması kahverengi ve yeşildi. Hangi çoraplarını giyeceğini bilemedi. Kahverengi çoraplarını mı giymeliydi, yoksa yeşil olanları mı? Neden birini seçmek zorundayım ki?, diye düşündü. Bugün bir ayağına yeşil, diğerine kahverengi çoraplarını giymek istiyordu. Öyle de yaptı. Sonra ayaklarını uzatıp baktı, gayet de yakışmıştı. Saçlarını taradı, okul çantasını da sırtına alıp okulun yolunu tuttu.</p>
<p>   İlk dersleri matematikti. Çok severdi matematiği küçük çocuk. Özellikle problem çözmeye bayılırdı, tıpkı bulmaca gibi gelirdi ona problemler. Ama soruları, öğretmenin istediği yoldan çözmez ,kendi bildiği şekilde çözerdi. Her seferinde de doğru sonucu bulurdu ama öğretmeni hep ‘gidiş yolu’ kendisininkiyle aynı olmadığı için notunu kırardı. Çocuk buna bir anlam veremezdi.</p>
<p>    İki ders matematikten sonra dersleri Türkçe’ydi. Öğretmenleri, ilk ders bir şiir okudu ders kitabından. İkinci ders çocuklardan bir şiir yazmalarını istedi. Küçük bir dörtlük. Çocuk bir şiir yazdı ,annesine sevgisini anlatan. Ama öğretmeni arkadaşlarının şiirini beğendi, onun şiirini çok da sevmedi. Çocuk, hissetti. Çünkü şiiri kafiyeli değildi, benzeyen kelimeler bulamamıştı çocuk. Annesine olan sevgisini anlatmaya o kadar çok odaklanmıştı ki, şiirinde kafiye dedikleri şeye dikkat bile etmemişti.</p>
<p>Son ders resimdi. Resim yapmayı çok severdi çocuk. Öğretmeni, en sevdikleri hayvanın resmini çizmelerini istedi. Çok güzel bir resim çizmek istiyordu çocuk. Düşündü,düşündü,düşündü. Gözleri sıra arkadaşının kağıdına takıldı. Büyük siyah bir köpek çiziyordu arkadaşı büyük bir gayretle. En sevdiği hayvanı düşündü çocuk. Tek bir hayvan yoktu ki sevdiği. Tüm hayvanları severdi. Şimdi nasıl seçecekti en sevdiğini. Düşündü düşündü düşündü ve buldu. Gözleri parladı çocuğun. Boya kalemlerini aldı heyecanla ve çizdi, çizdi. Öğretmen, sıraların arasında dolaşıp çocukların çizdiklerini inceliyordu. Kimisi bembeyaz bir tavşan, kimisi yanında yumağı olan bir küçük sarı kedi kimisi de renkli kanatlı bir kelebek çiziyordu. Öğretmenin gözü, küçük çocuğun kağıdına takıldı. Çocuğun önünden aldı kağıdı ve gülerek. ‘Oğlum, nerde görülmüş mavi at? dedi, kanatları da var bunun. Sen hiç mi at görmedin hayatında? diye sordu. Öğretmeninin sözleri üzerine, tüm sınıf alaycı tonda güldü küçük çocuğa. ’Hiç mavi at olur muydu?’.</p>
<p>         Küçük çocuk, çok kötü hissetti. Tüm hayvanları severdi; en çok sevdikleri kuşlar ve atlardı. En sevdiği renk de mavi. Çocuk bir seçim yapmak istememişti. Resminde tüm sevdiği şeyleri bir arada görmek istediğini bu yüzden kanatlı mavi bir at çizdiğini kimseye açıklayamadı.</p>
<p>         Günler böyle böyle geçti. Çocuk, artık yumurtayı ne reçelle yedi, ne farklı ayaklarına farklı renk çoraplar giydi, ne matematiği sevdi ne de şiir yazdı. Bir daha mavi bir at da çizmedi ve hiçbir zaman eski köye yeni icat getirmedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KEHRİBAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/kehribar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kehribar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d9f4703a9e9.webp" length="26942" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 13:02:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nilgün Erdem</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="934976622" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{11}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">KEHRİBAR</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="219147072" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{17}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine yazı işleri müdürünün odasından çıktığında<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">kalbi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>göğsüne sığmıyordu.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Hala inanamıyordu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">D</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ünyaca ünlü besteci Piyanist Ersoy Tekin ile röportaj yapacaktı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. S</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">onunda olmuştu işte</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. A</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">dını duyuracağı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">, gerçekten onun işi<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">denecek bir</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>haber<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">yakalamış</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>ve onaylatmayı başarmıştı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">S</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">a</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">atine baktı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">H</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">emen yola<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">koyulursa</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>b</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">elki de son vapura yetişebilirdi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Defterini, bilgisayarını, kayıt cihazını gelişi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">güzel çantasına tıkarak çıktı gazeteden.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="918597139" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{87}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Eve bile uğramadan arabasına atladığı gibi Çanakkale'nin yolunu tuttu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Bu işi kotarırsa, artık önünde kimse duramazdı. Kabatepe’nin dolambaçlı, karanlık yollarında heyecanını bastırmak pek kolay olmuyordu. “Bir çaresi bulunur elbet yarın yeniden yaşamanın. Bir çaresi bulunur canım bir uyuyup uyanalım” bir yandan Sertab’ a eşlik ediyor bir yandan da parmakları ile direksiyonda tempo tutuyordu.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="417517246" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{97}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> Gec</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">e yarısını çoktan geçmişti</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Son vapur</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>gitmiş olmalıydı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Yine de içi<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">kıpır<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">kıpırdı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Y</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">irmi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>dakika sonra iskeledeydi. Arabadan inip kasılan bacaklarını esnetti, denizden gelen keskin<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">rüzgarı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>içine çekti. Etrafta kimsecikler yoktu. İskele binasından sızan ışığı görünce oraya doğru yürümeye başladı.  Kapıya yaklaştı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Üzerindeki yelekten görevli olduğunu tahmin ettiği</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bir delikanlı çıktı. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1344413586" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{127}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-İ</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">yi geceler</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>görevlisiniz sanırım</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1210189822" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{139}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Evet buyurun</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1553563891" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{147}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">iliyorum geç kaldım biraz ama</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">… Gökçeada’ya</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>geçmem gerekiyor. </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Nasıl yaparız diye soracaktım </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="133486279" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{167}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Valla<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">abla bu saatte vapur yok</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. En erken sekizde.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1457538142" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{179}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Tüh<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">yaa</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Yetişirim sandım ama olmadı işte. Ne<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">yapıcam</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>ben şimdi? </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="789226083" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{187}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Adeta hayat memat meselesiymiş gibi rol kesiyordu çocuğa. Biraz daha yaklaştı.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">İri mavi gözlerini titretti. Buna şimdiye kadar kimse direnememişti. Görevlinin bakışlarında hafif bir yumuşama fark etti. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1957408051" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{195}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Yani abla elimden bir şey gelmez ki.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2032173740" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{201}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine,<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ellerini beline ko</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">yup etrafa<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">bakmaya başladı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ir yolu olmalı diye geçiriyordu içinden</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Gözleri az i</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">lerideki balıkçı tekneleri<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ne takıldı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ş</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ansını denemeye karar<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">verdi.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1980912231" paraeid="{c80a66a6-d8d4-4dad-9b17-19aada0f1e1f}{239}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Şu tekneler… Beni karşıya geçirirler mi sence? Tanıdığın biri</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">…</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">illaki vardır.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>A</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">tla deve değil ya</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1866594340" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{6}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Bir yandan da yüzüne şirin bir gülümseme yerleştirip;<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">boynunu yana eğerek ellerini birleştirdi. Gencin vicdanına oynadı.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1438397360" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{14}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Vardır bir yolu. Bir yardım etsen bana.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Eee</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>ne diyorsun? Hem adın neydi senin?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1356431469" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{20}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">D</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">elikanlı kafasını havaya</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>kaldırıp</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">, çattık der gibisine ellerini iki yana açtı.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Bıkkın bir gülümseme ile </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1126219641" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{36}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ali<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">benim adım</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Y</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ani bir iki tanıdığım var</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>amma…</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="606040654" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{52}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-İ</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">şte bak</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>beraber gidip konuşsak</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Gecenin bu saatinde<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">o</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">tel<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">aratma bana</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Hadi ama</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">…</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="924208490" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{82}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Teknelerin oraya vardıklarında</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>birkaç adamın<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">tahta</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>sandıklardan yaptıkları masanın etra</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">fında oturduklarını gördü. Üzerlerinde denizin tuzu kurumuştu. Semaverden duman yükseliyor, çayın kokusu denize karışıyordu. </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Ali adamların yanına geçip </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1839505156" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{98}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Selamünaleyküm<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ağabeyler,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>afiyet olsun</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="980212909" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{112}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> Dördü de başlarını kaldırıp, hep bir ağızdan “Aleykümselam” diye cevap verdiler. B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ir yandan da Ali'nin yanınd</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">aki Mine'ye bakıyorlardı.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="846815574" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{122}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">İ</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">çlerinden</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>60 yaşlarında kafasında<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">kahve</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">rengi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>örgü<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">bereli</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">beyaz sakalı olan ikisini<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">de dikkatle inceleyip sordu.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1972892137" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{148}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Hayırdır genç</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>hatırımızı sormak için gelmedin</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>belli<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ki. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1630041957" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{162}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">B</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">en</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">, </span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">H</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">alim</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">K</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">aptan'a bakmıştım ama</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">…</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1752781402" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{188}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">O</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>yok bugün</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Hem sen ne</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>yapacaksın<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Halim kaptanı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">?</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">D</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">e hele</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="291061704" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{216}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ali ne diyeceğini bilemiyormuş gibi sıkıntı ile kafasını kaşımaya<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">başlayınca</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8"><span> </span>M</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">in</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">e</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>araya</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">girdi.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="670081924" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{236}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">- B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">enim adaya geçmem lazım</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Yardımcı olabilirseniz çok sevinirim</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1438497241" paraeid="{e548ed27-6dff-4b9f-839e-a11f153b74a1}{250}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> -B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">u saatte</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">… </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1787792084" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{5}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ah sormayın… Hastam var. Malum İstanbul trafiği. Son vapuru kaçırdım tabii. Belki de son nefesine yetişemeyeceğim.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="973745487" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{13}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine bir yandan sesini titretiyor bir yandan da uzaklara bakıyordu. “Allah seni ne etmesin Mine. Yalanın da kuyruklusu” diye geçirdi. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="533581419" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{19}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Yaşlı adam gözlerini kısıp Mine’yi süzdü</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Gözlerini genç kadından ayırmadan </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1475380744" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{27}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Serka</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">n, sen geçecektin zaten. Kızı da alıver gider</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ken.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1095945364" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{39}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">İyi bakalım müşkül de bırakmayalım seni</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Bak</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bu Serkan<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Kaptan.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>O geçirir seni adaya.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Ama öyle konforlu bir şey<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">bekleme ha, bizim taka küçük.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="545203272" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{63}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Gülümsedi.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Yine ş</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ansı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">nı döndürmeyi başarmıştı</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="624411879" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{75}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Bir saatin ardından taka hazırdı. Denizin kıyısında, karanlığın içinden gelen hafif dalga sesiyle birlikte motorun uğultusu yükseld</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">i.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Meslek hayatının</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>belki de en garip yolculuğuna çıkıyordu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1737073482" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{89}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine teknenin iç tarafına doğru ilişmiş kendini gecenin ayazından korumaya çalışıyordu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Ü</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">şüdüğünü fark eden Serkan<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Kaptan</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">”A</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">şağıya</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>in orada battaniye de var</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>İdare edeceksin artık</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">”</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>di</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ye teklif edince hiç ikiletmedi. Aşağı indiğinde k</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">eskin bir sigara ve m</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">azot kokusu genzini yaktı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.  Keçeleşmiş, r</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">engi solmuş</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>kalın battaniye</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">yi eline aldığında yüzünü<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">buruşturdu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. A</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ma o kadar üşüyordu ki</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>çaresiz<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">sarıldı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. T</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">elefonundan radyoyu açtı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Cızırtıların arasında kanal ararken hüzünlü bir<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Yunanca<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">şarkıya denk geldi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Sahi ya,<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">E</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ge'deydi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Sözcükleri anlamasa da hissettirdiği şey acıydı. Başını tahtaya dayadı. Ay ışığı küçük camdan süzülüp yüzüne vuruyordu. Taka karanlığın içinde ilerlerken, motorun homurtusu bir süre sonra kalp atışına karıştı. Denizin bilinmezliğine baktı. “Ne tuhaf” diye düşündü.<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">”Bazen</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>en doğru yere varmak için en karanlık sulardan geçiyorsun.”</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="642396612" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{161}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">irkaç dak</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ika daha böyle durduktan sonra m</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">a</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">zot kokusuna daha fa</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">zla dayana</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">mayınca yukarı çıktı. Serkan, elinde sigarasıyla dümeni tutuyor, gözünü ufuktan ayırmıyordu. Mine yaklaştı. Sessizce yanına oturdu. Bir süre yalnızca motorun sesi ve dalgaların hafif çarpışı duyuldu.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Serkan başını çevirip ona baktı, gözlerinde uykusuzluğun izleri duruyordu. Sigaranın ucunu denize fırlattı. Ardından sanki kendi kendine söylenir gibi konuştu.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="680959377" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{185}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Gece insanı konuşturmaya zorluyor bazen.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1369363685" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{191}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Gülümsedi<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Mine .</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>“Belki de dinlemeye” </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2092442543" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{197}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">O zaman Serkan, kısa bir sessizlikten sonra omuzlarını silkti.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2024049413" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{203}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Ne anlatayım ki? Herkesin hikayesi kendine işte.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="507756411" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{209}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine’nin merakı kabarmıştı.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="672499043" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{215}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ne zamandan beri bu işi yapıyorsun? Oradan başlayabilirsin mesela.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1554704173" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{223}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Baba mesleği benimkisi. Bizim sülale hep balıkçıdır.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="594779325" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{229}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Öyle mi?<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Limandaki adam baban mı yoksa?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="626052611" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{237}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Hüseyin Kaptan’ı diyorsun. Y</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ok ama<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">b</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">abam gibidir.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="670829127" paraeid="{fb460f61-097a-49ef-9fd3-e8d9efec2f62}{251}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Anladım</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">u saatte karşıya geçtiğine</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>göre adada yaşıyorsun herhalde.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="186851503" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{12}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Öyle</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1571396022" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{24}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-O</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>zaman sen Ersoy Tekin'i de tanırsın değil mi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1316669322" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{36}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">O</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>an Serkan aniden kafasını çevirip Mine'ye baktı </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1464192154" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{46}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ersoy Tekin</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">’</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">mi?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="734467872" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{60}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Evet</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>tanıyor musun<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">yoksa?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="265215661" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{74}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Niye bu kadar meraklısın sen? Hastana yetişiyordun hani?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="183986999" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{82}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine boğazını temizledi, eliyle saçını düzeltti.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="855158757" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{88}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Ben sadece merak ettim.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1988183887" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{94}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Merak iyidir de sende fazla var gibi. Gazeteci misin yoksa?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="849355826" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{100}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Kızardı mine. Zaten hiç tutamazdı kendini. Olan olmuştu zaten. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="239157563" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{106}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Evet gazeteciyim. Ama ne yapayım? Aklıma başka bir şey gelmedi. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1941002796" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{114}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Gülümsedi Serkan.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">“Tahmin etmiştim.”</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="42008713" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{122}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Ersoy Tekin’le bir röportaj yapmak istiyorum.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2020620445" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{128}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">G</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">üldü Serkan</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">“ röportaj</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>mı?"</span></span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="70838907" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{140}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Evet</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Ne var ki bunda</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="378021251" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{156}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">E sen gazetecisin daha iyi bilmen lazım</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>O kimseyle konuşmaz</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">H</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ele gazetecilerle hiç konuşmaz</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1296446" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{176}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Evet biliyorum. Şu… ölen eşi. Onu da…</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="301312026" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{182}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Evet</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>rahmetli Aysun Hanım</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> Ç</span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">ok</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>güzel bir kadındı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Ama öyle böyle değil</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>S</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">evgi dolu biriydi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>herkese eli değerdi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Ersoy Bey o<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">vakitler böyle</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>uzak değildi insanlara karşı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">L</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">ena</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>ile ikimiz</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">onlara çok şey<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">borçluyuz </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="406756366" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{232}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Lena</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">? </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="888505720" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{242}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> -K</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">arım</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1242439605" paraeid="{1d2ea459-3e94-4e8a-b115-de88f2a8a783}{250}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> -Ah, yani karın R</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">um anladığım kadarıyla</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="451102102" paraeid="{a03268fc-2b10-4be2-8bc7-ff8301fdf354}{5}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> Acı bir gülüşle birlikte, kafasını salladı Serk</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">a</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">n.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="468800864" paraeid="{a03268fc-2b10-4be2-8bc7-ff8301fdf354}{15}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-O zaman sizinkisi bir aşk hikayesi.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="342162202" paraeid="{a03268fc-2b10-4be2-8bc7-ff8301fdf354}{21}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Bizimkisi bir sevda hikayesi demek daha<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">doğru</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>olur bence.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="16892648" paraeid="{a03268fc-2b10-4be2-8bc7-ff8301fdf354}{33}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-A</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">nlatsana biraz Serkan</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Ö</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">yle kolay bir şe</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">y değil</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Yani…</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>özellikle böyle</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">…</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="972132631" paraeid="{a03268fc-2b10-4be2-8bc7-ff8301fdf354}{53}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Öyle tabii kolay olur mu hiç</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">?</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Çok Sevdik<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">b</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">irbirimizi am</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">a işte</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. O<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Hıristiyan</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">b</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">en<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Müslüman.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>O Ru</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">m ben Türk</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">G</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">önül</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>işte</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Sevdik</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">…</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>ama b</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">enim babam biraz tutucudur</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">D</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">aha doğrusu hacıdır</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Tabii Bunu duyunca kıyamet koptu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Onun babası da<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">karşı çıktı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>A</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">nnesi rahmetli olmuştu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>babasıyla birlikte yaşıyordu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">iz de<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">vazgeçmedik inat ettik. R</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ahmetli<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Aysun</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Hanım</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>o zaman devreye girmişti.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">L</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">ena'yı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>çok sev</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">erdi. Evlendik işte.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Lena'nın</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>oturduğu eve yerleştik. Bize destek oldu.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ailem beni reddetti. Babası da<span> L</span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">ena'yı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. <span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Yunanistan'a göç</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>etti</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Ö</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">nce çevremdeki herkes</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>tavır aldı. Tabii küçük yer. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="56092893" paraeid="{a03268fc-2b10-4be2-8bc7-ff8301fdf354}{173}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Peki,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">annen, </span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bir</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>şey yapmadı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">m</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">? S</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ana destek olmadı mı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">?</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1586307335" paraeid="{a03268fc-2b10-4be2-8bc7-ff8301fdf354}{199}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Benim a</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">nam biraz sert kadındır</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">abamdan daha beter karşı çıktı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Önce unutur muyum dedim</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>d</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">enemedim değil ama olmadı işte</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Ş</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">imdi d</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">e kendi iki kişilik dünyamızda y</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">aşıyoruz</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ir de bebeğimiz olacak yakında</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1652084336" paraeid="{a03268fc-2b10-4be2-8bc7-ff8301fdf354}{237}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Anladım</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.<span> Z</span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">or</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bir durum e</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">vet ama zamanla düzelir belki</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Bebek olunca affederler ha ne dersin</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="179468309" paraeid="{9f5eafde-bcf2-49d0-98bd-45457b646355}{2}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Hiç zannetmiyorum. Bakacağız artık</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2075485872" paraeid="{9f5eafde-bcf2-49d0-98bd-45457b646355}{12}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Pekii</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">, Ersoy Tekin? Yardımcı oldu demiştin.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="398491919" paraeid="{9f5eafde-bcf2-49d0-98bd-45457b646355}{20}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-E</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">limizden tuttular. Düğünümüzü yaptılar.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Lena</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>onların evinde çalışmaya başladı. Çok güzel yemek yapar<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Lena’m</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Ö</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">yle işte</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">…</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>H</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">er şey böyle güze</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">l giderken o malum gece sancıs</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ı tutuyor Aysun Hanım'ın</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. E</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>burası da ada tabii</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Aslında her şeyi planlamışlardı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. İstanbul'a<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">gideceklerdi.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Hastane işleri her şey<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ayarl</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">anmıştı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Ama bebek erken gelmeye karar verince</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">hastaney</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">e gitmeye fırsat bulamadan evde başl</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ıyor</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>doğum. Doktor çağır</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ıyorla</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">r</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>eb</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">e<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">falan<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">gel</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">iyor</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>ama olm</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">uyor</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>işte</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Çok kan kaybetmiş. T</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">akdiri ilahi yapacak bir şey yok o zamandan beri Ersoy Tekin için hayat durdu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. İki</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>yaşına kadar oğlunu hiç görmedi biliyor musun</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">? Onları<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">İstanbul'a gönderdi cenazeden sonra</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Günlerce sahilde oturur, akşamları sarhoş dolaşırdı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>S</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">açı<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">sakalı birbirine karışmış evsizlere dönmüştü. Ada halkı “besteci delirdi” derdi arkasından.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>H</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">erkes üzülürdü ama elimizden bir şey gelmiyordu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. N</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">e oğ</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">lunu görmeye gidiyordu<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ne gelmesine</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>izin veriyordu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. En sonunda<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">çocuk<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">iki yaşındayken<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">annesi bir video yollamış</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Ersoy Bey</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">’</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">in<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">oğlunun videosunu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>İşte o zaman onun gözlerini görünce</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>İlk defa o zaman otur</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">muş<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">piyanonun başına Ersoy Bey</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1500504556" paraeid="{9f5eafde-bcf2-49d0-98bd-45457b646355}{164}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Kendi mi söyledi?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1067425130" paraeid="{9f5eafde-bcf2-49d0-98bd-45457b646355}{170}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Yok<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Lena</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>anlattı. Ben nasıl bileceğim yoksa. Bütün çalışanları kovmuştu. Bir tek<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Lena’nın</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>kalmasına izin vermişti. </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Gerçi günlerce açmamış annesinin yolladığı zarfı. Kaldırmış çekmeceye koymuş.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Lena’da</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>inat. Her seferinde masanın üzerine çıkarmış zarfı. Bir gün artık ne düşündüyse</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>açıyor zarfı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>İçinden bir mektup bir de o video kaydının olduğu o zımbırtı çıkmış işte.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Bizimki de<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">kapı aralığından seyretmiş tabii. Hiç durur mu? Annesi oğlunu çekmiş yollamış.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Lena</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>“Oğlunu gördükten sonra haykıra haykıra ağladı” demişti. Sonra piyanonun başına oturmuş. Biliyorsundur kimsenin duymadığı o besteyi yapmış. Bir tek<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Lena</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bilir “Öyle acıklı ki, içim parçalanıyor” der her seferinde. </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1990432412" paraeid="{9f5eafde-bcf2-49d0-98bd-45457b646355}{190}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Kehribar</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2033278068" paraeid="{9f5eafde-bcf2-49d0-98bd-45457b646355}{196}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">K</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ehri</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">bar<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">evet. Aysun Hanım’ın</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>g</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">özleri o renkti</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. O</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ğlunda eşinin gözlerini gör</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">düyse artık.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Yani</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Lena’nın</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">anlatmasıyla söylüyorum. Çocuğun k</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ehribar gözleriyle baba demesi onda bir şeyleri tetikledi demek k</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">i.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1974782808" paraeid="{9f5eafde-bcf2-49d0-98bd-45457b646355}{230}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Limana vardıklarınd</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">a yıldızlar</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">adeta<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">denizin üzerine serilmişti. Mine takadan indiğinde ayaklarının altındaki taşlar, gece boyun</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ca biriken nemle kaygandı. Serkan</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>sessizce teknenin halatları ile uğraşırken “Şu sokaktan yukarı çık. Biraz ileride sağda küçük bir pansiyon var. Eleni’nin Yeri. Benim adımı verirsin. Bu saatte kalacak yer bulmakla uğraşma.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine teşekkür<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">edip yürümeye başladı. Ada</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>derin bir uykudaydı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Sadece önünden geçtiği fırının kepenkleri açılmış, içeriden ek</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">m</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ek kokusu yayılıyordu.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="870964452" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{7}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> Pansiyon küçük, beyaz badanalı taş<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">bir<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">binaydı. Kapı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>önündeki saksılarda ortancalar<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">rüzgarda</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>hafifçe sallanıyordu. Mine kapıyı tıklattı. Bir süre sonra yaşlı bir kadın açtı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>kapıyı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Yabancı birini beklemiyormuş gibi şaşkın baktı önce.  </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="768334922" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{23}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Buyur<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">kizim</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="13550841" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{31}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">“Kal</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">acak bir arıyorum, balıkçı Serkan</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>tavsiye etti burayı</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">.”</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>dedi Mine, çekingen bir gülümsemeyle. Kadın bir an düşündü. Sonra kapıyı ardına kadar açtı. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="392642529" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{41}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-A</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">h.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Bağişla</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>be canim.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Şaşkinliğimi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>affet… Bu mevsimde buralara pek gelen olmaz ya…<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Serkanaki</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">mou</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>öyle herkesi de yollamaz ya buraya.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1862946761" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{49}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine teşekkür ederek içeri girdi. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2040778351" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{55}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Adın ne senin</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">kori</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>mu?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="473136390" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{63}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Mine</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Kusura bakmayın bu saatte…</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2119179527" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{71}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Hiç olur öyle şey. Burası pansiyondur.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Eh yaşlılık işte<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">yavri</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">m</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">u</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Uyku tutm</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">adı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bu gece</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Papatya çayı yapmıştım kendime</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>ya.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Odana çıkm</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">azdan evvel</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bir fincan veriyim</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>sana, istersin?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1651936046" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{105}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Çayını içerken, Pencereden limanı izliyordu Mine. “Bir adaya sığınmak… İnsan bazen kendi k</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">armaşasından kaçmak için bahane</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">mi arıyor acaba?” diye düşündü.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Gözlerini denizden ayırmadan, içindeki tuhaf sessizliği fark etti. B</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">u</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>korkutucu değil</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">di, aksine iyi geliyordu. Boş fincanı masaya bırakıp odaya çıktı. Üzerindeki tuzu,<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">rüzgarın</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bıraktığı serinliği hissetti. Yatağın örtüsünü bile açmadan kendini bıraktı. Uyandığında<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">saat çoktan on bir olmuştu bile</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. A</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">şağıya indiğinde Eleni’yi<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">göremedi.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2026259569" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{133}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Gece<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">önünden geçtiği</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>liman kahvesine doğru yürümeye başladı. Henüz çok erkendi. Kahvedeki yaşlılar</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ın meraklı bakışlarının odağındaydı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Kendine bir tostla çay söyledi.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Bir yandan</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>limanı izliyor, bir yandan da defter</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ine notlar alıyordu.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Çay bardaklarının tınısı, martıların çığlıklarıyla karışıyordu.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Besteci hakkında bilgi toplamak için</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>en uygun yerde olduğuna karar verip, siparişini getiren<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">garsona ,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">“ Birkaç</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>sorum olacak sana. Yardımcı olursan sevinirim” diye konuya giriş yaptı. Garson” Buyur abla</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">”</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>diye cevap verdi.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1765576703" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{169}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Ersoy Tekin’i soracaktım. Ben gazeteciyim.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">R</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">öportaj</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ım var.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Öncesinde Bir şeyle</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">r</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>öğrenmek istiyordum.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1528788045" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{189}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Garson bir an durdu, t</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">epsiyi masaya bırakırken, “Ersoy Tekin mi? İşin zor ne<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">diyim</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">.” dedi. “Burada yaşar ama</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>kimse kolay kolay kapısını çalmaz. O<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">pek</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>kimseyle konuşmaz.”</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="416033217" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{203}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Y</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">an masadan yaşlı bir adam lafa karıştı:</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1802142602" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{211}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Eskiden buralar</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ın<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">en güzel sesi onundu. Şimdi yalnız kalmak istiyor. Kadın g</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ittiğinden beri.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1883580502" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{225}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Başka biri dudak bükerek, “Gittiğinden mi? Kadıncağız doğururken öldü, herkes bilir,” dedi.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="673798135" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{231}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">“Yok be,” diye araya girdi bir diğeri, “öldü ama adam da<span> </span></span><span class="NormalTextRun AdvancedProofingIssueV2Themed SCXW174332977 BCX8">onunla birlikte</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>gitti sayı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">lır.”</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1428187081" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{239}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine, anlatılanların her birini defterine not etti. Herkesin sesi başka bir yankıydı. Kimisi acıdı, kimisi kızdı, kimisi hâlâ hayranlıkla bahsetti ondan.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1463445422" paraeid="{9bd6b7ea-e2e3-4c1e-88b3-8262efd49400}{245}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Öğle</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">den sonra</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>rüzgâr biraz sertleşti. Ada sokakları, kireç kokan duvarlarıyla be</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">mbeyaz parlıyordu. Mine,<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">sahil<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">boyunca yürüyüp</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">düşünüyordu.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Pansiyona geri dönüp gün boyunca aldığı notların üzerinden geçse iyi olacaktı sanki.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Aslında bu bahanesi miydi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">?</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Y</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">oksa<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">h</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">enüz o kapıyı çalmaya hazır hissetmiyor</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>olabilir miydi?<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Reddedilmek büyük bir fiyasko olurdu. Kafası</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">karmakarışıkken<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">yolda Serkan’la</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>karşılaştı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"> </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1990744575" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{42}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Selam gazeteci hanım. Ne yaptın bakalım. Konuşabildin mi Ersoy Beyle?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="865171720" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{48}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Yok,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Serkan, henüz değil. Ada da biraz araştırma yaptım. Birkaç kişiyle konuştum, notlar aldım. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1859979580" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{58}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">eee</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">, yani. Niye gitmiyorsun o zaman?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="817381665" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{64}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Öğrendiklerimin üzerinden geçeyim diyorum. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="665275407" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{70}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Gülümsedi Serken. “Kabul etmez diye korkuyorsun. En kötü kapıdan kovar.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">” diyerek ufak bir kahkaha attı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Hadi gel beraber gidelim.” </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Y</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ola koyulmuştu bile. Mine peşine takıldı<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Serkan’ın</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1478332505" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{94}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ev</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">e giden taşlı daracık yolda</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>yürürken</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>güneş ufka doğru alçalıyor, denizin üstünde turuncu bir gölge uzuyordu. Mine, kapının önünde bir süre durdu. Ev sessizdi, duvarlara sarmaşıklar tırmanmıştı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Pencereler yıllar önce ağlamayı bırakmış gözler gibi donuklaşmıştı. Kiremitler güneşte hala parıldıyor</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>lakin o</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>parıltının<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">altında ,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>dokunulmamış bir hüznün solgunluğu vardı.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Bahçedeki taş merdivenler, sanki sahibinin adımlarını hatırlıyor gibiydi. Gösterişliydi ev ama</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">; o gösteriş süslenmiş yaradan başka bir şey değildi.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="20416849" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{118}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Benden buraya kadar. Gerisi sende. İyi şanslar.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1251711457" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{124}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Sağ ol</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Serkan. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="142585921" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{134}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Derin bir nefes aldı. Elindeki deftere baktı, sonra kapıya üç kez vurdu.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Kapı açıldığında karşısında Ersoy Tekin duruyordu. “Gelebildin demek</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">”</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Mine şaşırdı, duda</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">klarında istemsiz bir gülümseme<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">“ Serkan</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">”<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">d</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">edi içinden.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">“Gelin,” dedi Ersoy, kapıyı tamamen açarak.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">İ</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">çeri gir</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">er girmez kasvetli bir hava karşıladı Mine’yi.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Adeta yıllardır solunan acı duvarlara sinmişti. Evin içerisi loştu.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Besteci onu salona yönlendirip “Kahve yapmıştım.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Siz geçin hemen geliyorum.”<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Her adımında geçmişin gölgelerine çarpıyor gibiydi.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Köşelerde antika eşyalar sessizce gölgeler içinde bekliyordu. Büyük kütüphanede raflar dolusu kitap vardı. Odanın ortasında eski maun bir piyano duruyordu. Tuşları<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">zamanın,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>ve hüzünlerin ağırlığını taşıyor gibiydi. Perdelerin arasından süzülen ışık, oda da ki her nesneyi daha da kasvetli gösteriyordu.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Kalın perdeler güneşi dışarıda tutuyordu.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Piyanonun hemen karşısın</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">da olan</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">duvardaki</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>tabloya takıldı Mine’nin gözleri. Kadının yüzü tuvalden dışarıya bakar gibiydi. Uzun saçları omuzlarına dökülüyor, gözleri ışığı yakalayan bir kehribar gibi parlıyordu. Sanki o gözler hala evin içinde adamın her adımını izliyordu. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2131189928" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{184}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Erso</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">y</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Tekin içeri girip</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">, kahveleri masanın üzerine bıraktı.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1243857004" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{196}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine kaydın ışığını yaktı, kalemini</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">,</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>defterini kenarına koydu. Bir süre sadece fincanın içinden yükselen kahve buharına baktılar. Sessizlik ağırdı.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="237304718" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{206}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Öncelikle zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Gerçekten çok kıymetli benim için.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="904564458" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{212}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ersoy Tekin kısa bir sessizlikten<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">sonra<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">bakışlarını Mine’ye çevirdi. “Belki de zamanı gelmiştir,” dedi alçak bir sesle. “Her<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">hikayenin</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bir gün anlatılma vakti vardır.” Mine, bu cümlede yılların yorgunluğunu, kabullenişin ağırlığını hissetti. Kalemi eline aldı, ilk sorusunun sormadan önce derin bir nefes çekti. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1922787489" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{222}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Bestelerinizin çoğu doğa seslerinden ilham alıyor.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ama son yıllarda hiç yeni bir çalışma yayınlamadınız. Neden?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1543703251" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{232}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Bazen sesler insanın içinde kaybolur. Dışarıdan değil içeriden gelmesi gerekir.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1776403571" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{238}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Peki neden Gökçeada?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1572621086" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{244}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-İmroz… Çocukluğum burada geçti. Hatta bütün hayatım. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1177829874" paraeid="{0dcb6d8e-7b34-4630-be06-0f11e8ad1738}{250}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Eserlerinizde hep bir hüzün hissediliyor. Sizce bu yaşan</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">m</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ışlıktan mı geliyor?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="132175362" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{5}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Adam kısa bir kahkaha attı. Ama sesinde neşe yoktu.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">“</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Yaşamak yetiyor bazen.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">”</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1494488537" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{17}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Röportaj boyunca Ersoy Tekin, ada hayatını, müziğe bakışını, günlük rutinlerini ve geçmişini anlattı. Mine sorularını sırayla sordu</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. Kalemiyle notlarına dokundu. Sonra başını kaldırıp gözlerinin içine baktı.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="676371144" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{25}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-Peki… Kehribarın hikayesi ne?</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="739399696" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{31}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Adamın elindeki fincanın içindeki kahve dalgalandı. Mine devam etti sorusuna.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="996969238" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{37}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">hiçbir yerde çalmadınız, hiç<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">duyurmadınız,</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8"> </span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8"><span> </span>ama</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bir nevi şehir efsanesi gibi dilden dile dolaştı</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1310762120" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{51}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Adam derin bir nefes aldı, bakışları uzaklara kaydı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Geçmiş ses verdi içinden.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1844118993" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{59}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">“Ersoy…” Aysun’un sesi hala kulaklarındaydı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Ter içindeydi, nefesi daralıyordu. Bana söz ver… dudaklarının rengi çoktan çekilmişti. “Her ne… olursa olsun… ışığı unutmadan yaşa. Oğlum… onu sevdiğimi…” Odada<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">b</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ir şey eksilmişti o anda. Bir nefes, bir nota, bir hayat.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="1184761375" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{71}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Mine’nin sesi yankının içinden sızdı. “İyi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">misiniz?”<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Besteci</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>derin bir nefes aldı. Gözlerini piyanoya çevirdi.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="77246617" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{85}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">-</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Bu beste… O</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ğluma ve eşime bi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">r ağıt.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>Her nota bir anı, her tuş bir özür gibi.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">İsyanım, özlemim.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Sadece bir renk değil o. Bir veda. Gözleri uzak bir yerin pusuna dalmıştı. </span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="2017605334" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{103}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">O sırada dış kapı aralandı.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">A</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">yak sesleri koridorda yankılandı.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Yaşlı bir</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>kadın sesi</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">, annesi olmalıydı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">“Dur oğlum, koşma düşeceksin”</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>dedi. Salonun kapısından koşarak küçük bir çocuk girdi. </span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">“Baba?”</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="838373773" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{129}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Ersoy irkildi. Bir an sessiz kaldı, sonra sesi yumuşadı. “Buradayım oğlum”. Küçük çocuk içeri girdiğinde Mine’nin nefesi kesildi. Tam da o tablodaki kadının gözleri gibi kehribar tonuydu. Sıcak, derin ve tanıdık. Ersoy çocuğu kucağına aldı. Yılların ağırlığı omzundan süzülür gibi oldu. Mine artık hiçbir soru sormadı. Cevap oradaydı. Bir çocukta, bir renkte, bir beste</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">de. Ersoy hafifçe gülümsedi.<span> </span></span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">“ Hayat</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>bazen en eksik yerinden tamamlanır” dedi.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW174332977 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW174332977 BCX8" paraid="670341875" paraeid="{a5da5892-6101-4f4f-90b4-2639c3e94530}{137}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW174332977 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">Röportaj bitmişti. Mine ayağa kalktı, Ersoy Tekin’e teşekkür etti. Kapıdan ç</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">ıktığında a</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">danın üzerine<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">akşamın lacivert</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>örtüsü serilmişti. Sarman bir kedi bacaklarına sürtündü. Kediyi kucağına alıp göğsüne bastırırken, u</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">fukta parlayan deniz</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">e takıldı gözleri.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">İçinde hem<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8">bir hüzün hem de bir umut vardı.</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW174332977 BCX8">Kehribar’ın</span><span class="NormalTextRun SCXW174332977 BCX8"><span> </span>hikayesi artık onunla birlikteydi.</span></span><span class="EOP SCXW174332977 BCX8" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335559740":360}"=""> </span></p>
</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÜNEŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/gunes</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gunes</guid>
<description><![CDATA[ İnsan bazen yolunu tek başına bulamaz. Bazen bir bakış, bir anı, bir dost… ya da küçük bir zarf gerekir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f461bfddc6e.webp" length="54476" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>                       GÜNEŞ </p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Kasabanın sabahları bir başkaydı. Güneş, sanki herkese tek tek “günaydın” demek istermiş gibi ağır ağır yükselirdi tepenin ardından. İnce bir sis, sokak aralarına saklanmış gibi tembel tembel dağılır, taş yolların üstünde gece boyunca biriken serinliği usulca bırakırdı. Bu kasabada yaşayanlardan biri de Ozan'dı. Ozan, kasabanın küçük muhasebe ofisinde  gün boyu rakamların arasında kaybolan, faturalarla konuşan, defterlerle dertleşen biriydi. Masası hep düzenli, kalemler aynı hizada, dosyalar kusursuz sıralanmıştı… ama iç dünyası o kadar düzenli değildi. Yorgundu Ozan  bu, sadece fiziksel bir yorgunluk değildi. Yıllar önce büyük hayalleri vardı. Resim yapmayı severdi mesela. Çocukken duvarlara çizdiği hayali dünyalar yüzünden annesinden sık sık azar işitirdi ama yine de vazgeçmezdi. Renkler onun diliydi. Sonra büyüdü… “Gerçekçi ol” dediler. “Garanti bir işin olsun.” O da kalemini bıraktı, rakamlara sarıldı. Zamanla, yorgunluğu arttı içindeki o renkli dünya sessizleşti.  Vazgeçtiği hayallerinin sessiz ağırlığında dolayı.  Her sabah aynı saatte uyanır, aynı çayı demler, aynı sandalyeye oturur ve pencereden aynı sokağa bakardı. O sokakta hep bir şeyler olurdu aslında; bir kedi çöp tenekesini devirir, bir teyze pencereden halı silker, çocuklar okula yetişmeye çalışırken ayakkabılarını yarım bağlardı… Ama Ozan için her şey sanki renksizdi. Bir gün, yine böyle sıradan başlayan bir sabah, kapısının önünde küçük, turuncu bir zarf buldu. Üzerinde mavi kalemle eğri büğrü bir yazıyla  “Bugün biraz farklı olsun”  yazılıydı.  Ozan  kaşlarını çatarak “kim yapar böyle şeyleri?” diye mırıldandı ama merakına da engel olamayarak zarfı açtı. İçinden küçük bir kâğıt çıktı: “Her gün geçtiğin yoldan gitme.” Başta saçma geldi. Sonra belki de uzun zamandır ilk kez, içinde küçücük bir merak kıpırtısı hissetti. O gün işe giderken sağdan değil, soldan döndü.  o sokakta, hiç fark etmediği bir şeyler duvarlara yapılmış rengârenk resimler. Birinde uçan balinalar, birinde kahkaha atan güneşler, birinde de el ele tutuşmuş insanlar çizilmişti. Boyalar biraz akmış, yer yer solmuştu ama içlerinde garip bir canlılık vardı. Ozan  uzun uzun baktı.  Kalbinin derinlerinde bir yer sızladı. Çünkü o çizimler… ona kendini hatırlatıyordu, daha eski, daha cesur, daha renkli halini. “Ben bunu nasıl fark etmemişim?” diye şaşırırken sanki kasaba da  ona göz kırpmıştı.  Ertesi gün kapının önünde yine bir zarf vardı. “Bir yabancıya gülümse” yazıyordu. “Tamam,” dedi, “oynuyorum bu oyunu.” Sokağa çıktı. Köşedeki simitçiye baktı, hafifçe gülümsedi. Simitçi önce şaşırdı, sonra öyle içten bir şekilde karşılık verdi ki…Ozan'ın içi ısındı. Sanki biri kalbinin içinde küçük bir mum yakmıştı. Zarflar günlerce gelmeye devam etti. “Bugün bir ağaca dokun.” “Çocukların oynadığı oyunu izle.” “Kendine sevdiğin bir şey al.” Her zarf, Ozan'ın unuttuğu bir duyguyu geri getiriyordu. Ve aslında… bu zarflar tesadüf değildi. Kasabanın başka bir köşesinde yaşayan İnci vardı. İnci, duvarlara resim yapan o kızdı o sadece rastgele bir sanatçı değildi. Yıllar önce, Ozan'ın çocukluk arkadaşıydı. Aynı sokakta büyümüşlerdi. Ozan duvarlara çizim yaparken, İnci hep yanında olur, boyaları tutar, “Biraz daha mavi ekle” diye akıl verirdi. Ozan'ın hayallerine inanan ilk kişiydi.  Zaman onların yolunu  ayırmıştı.  Ozan gerçek hayatın peşine düşerken, İnci hayallerinden vazgeçmemişti. Başka şehirlere gitmiş, sanatla yaşamış, düşmüş, kalkmış ama hep boyamaya devam etmişti. Yıllar sonra kasabaya geri döndüğünde Ozan’ı gördü. Ama gördüğü kişi, hatırladığı çocuk değildi. Omuzları çökmüş, gözleri donuk, yürüyüşü bile yorgundu. Ve en çok da… artık hiçbir şeye bakmıyordu. İnci bunu fark ederek  bir şeyler yapmaya karar vermişti.  Ozan'a “Sen değiştin” demek yerine, ona kendini hatırlatmak istedi. İşte zarflar böyle başladı. Bir gün, Ozan kasabanın en eski parkına gitti. Ağaçlar, yılların yükünü taşıyan bilge insanlar gibiydi. Yapraklar rüzgârla fısıldaşıyor, banklar sessizce oturanları dinliyordu. Ve orada… İnci’yi gördü. Çimenlerin üzerinde oturmuş, elinde boya kalemleriyle çizim yapıyordu. Saçları rüzgârla hafifçe savruluyor, yüzünde tanıdık bir huzur vardı. Ozan yaklaşıp“merhaba,” dedi. İnci başını kaldırıp göz göze geldiklerinde zaman durdu sanki. Ozan'ın gözleri büyüyerek “Sen…” dedi.  İnci gülümseyerek “Evet ben” dedi. Yan yana oturup hasret giderdiler.  Ozan, çizimlere baktı. Duvarlardaki resimler… zarflardaki yazılar… Her şey birleşti. “Zarfları sen mi bırakıyordun?” diye sordu. İnci Ozan'ın  yüzüne bakarak evet kasabaya ilk geldiğim gün gördüm seni mutsuzdun.  “çünkü seni tanıyorum,”  “Sen sadece yolu kaybettin. Ama kaybolmadın.” Ozan'ın boğazı düğümlendi. Yıllardır içinde biriken o sessizlik, o yorgunluk… sanki çözülmeye başladı. Günler geçti. Ozan artık aynı adam değildi. Muhasebe ofisinde hâlâ çalışıyordu ama akşamları küçük bir defter çıkarıp çizmeye başlamıştı. İlk başta elleri titremiş, çizgiler yamuk olmuştu ama sonra renkler geri geldi. Ve her çizimde, biraz daha kendini buldu. Bir sabah kapısının önünde son bir zarf buldu. Elleri hafif titreyerek açtı. “Artık zarfa ihtiyacın yok” yazıyordu.  Ozan gülümseyerek gökyüzüne baktı. Bulutlar pamuk gibi dağılmıştı. Güneş yine aynıydı… ama bu sefer daha parlaktı. Evinin kapısını kapattıp çıkarak yürümeye başladı. Hangi yoldan gideceğini düşünmeden. Çünkü artık biliyordu… Bazı insanlar hayatımıza  bize, aslında kim olduğumuzu hatırlatmak için geri döner Ve hayat… En çok da, unuttuğumuz renkleri yeniden bulduğumuz yerde başlar.                     DİLEK SARIKAYA">Kasabanın sabahları bir başkaydı. Güneş, sanki herkese tek tek “günaydın” demek istermiş gibi ağır ağır yükselirdi tepenin ardından. İnce bir sis, sokak aralarına saklanmış gibi tembel tembel dağılır, taş yolların üstünde gece boyunca biriken serinliği usulca bırakırdı. Bu kasabada yaşayanlardan biri de Ozan'dı. Ozan, kasabanın küçük muhasebe ofisinde gün boyu rakamların arasında kaybolan, faturalarla konuşan, defterlerle dertleşen biriydi. Masası hep düzenli, kalemler aynı hizada, dosyalar kusursuz sıralanmıştı… ama iç dünyası o kadar düzenli değildi. Yorgundu Ozan bu, sadece fiziksel bir yorgunluk değildi. Yıllar önce büyük hayalleri vardı. Resim yapmayı severdi mesela. Çocukken duvarlara çizdiği hayali dünyalar yüzünden annesinden sık sık azar işitirdi ama yine de vazgeçmezdi. Renkler onun diliydi. Sonra büyüdü… “Gerçekçi ol” dediler. “Garanti bir işin olsun.” O da kalemini bıraktı, rakamlara sarıldı. Zamanla, yorgunluğu arttı içindeki o renkli dünya sessizleşti. Vazgeçtiği hayallerinin sessiz ağırlığında dolayı. Her sabah aynı saatte uyanır, aynı çayı demler, aynı sandalyeye oturur ve pencereden aynı sokağa bakardı. O sokakta hep bir şeyler olurdu aslında; bir kedi çöp tenekesini devirir, bir teyze pencereden halı silker, çocuklar okula yetişmeye çalışırken ayakkabılarını yarım bağlardı… Ama Ozan için her şey sanki renksizdi. Bir gün, yine böyle sıradan başlayan bir sabah, kapısının önünde küçük, turuncu bir zarf buldu. Üzerinde mavi kalemle eğri büğrü bir yazıyla “Bugün biraz farklı olsun” yazılıydı. Ozan kaşlarını çatarak “kim yapar böyle şeyleri?” diye mırıldandı ama merakına da engel olamayarak zarfı açtı. İçinden küçük bir kâğıt çıktı: “Her gün geçtiğin yoldan gitme.” Başta saçma geldi. Sonra belki de uzun zamandır ilk kez, içinde küçücük bir merak kıpırtısı hissetti. O gün işe giderken sağdan değil, soldan döndü. o sokakta, hiç fark etmediği bir şeyler duvarlara yapılmış rengârenk resimler. Birinde uçan balinalar, birinde kahkaha atan güneşler, birinde de el ele tutuşmuş insanlar çizilmişti. Boyalar biraz akmış, yer yer solmuştu ama içlerinde garip bir canlılık vardı. Ozan uzun uzun baktı. Kalbinin derinlerinde bir yer sızladı. Çünkü o çizimler… ona kendini hatırlatıyordu, daha eski, daha cesur, daha renkli halini. “Ben bunu nasıl fark etmemişim?” diye şaşırırken sanki kasaba da ona göz kırpmıştı. Ertesi gün kapının önünde yine bir zarf vardı. “Bir yabancıya gülümse” yazıyordu. “Tamam,” dedi, “oynuyorum bu oyunu.” Sokağa çıktı. Köşedeki simitçiye baktı, hafifçe gülümsedi. Simitçi önce şaşırdı, sonra öyle içten bir şekilde karşılık verdi ki…Ozan'ın içi ısındı. Sanki biri kalbinin içinde küçük bir mum yakmıştı. Zarflar günlerce gelmeye devam etti. “Bugün bir ağaca dokun.” “Çocukların oynadığı oyunu izle.” “Kendine sevdiğin bir şey al.” Her zarf, Ozan'ın unuttuğu bir duyguyu geri getiriyordu. Ve aslında… bu zarflar tesadüf değildi. Kasabanın başka bir köşesinde yaşayan İnci vardı. İnci, duvarlara resim yapan o kızdı o sadece rastgele bir sanatçı değildi. Yıllar önce, Ozan'ın çocukluk arkadaşıydı. Aynı sokakta büyümüşlerdi. Ozan duvarlara çizim yaparken, İnci hep yanında olur, boyaları tutar, “Biraz daha mavi ekle” diye akıl verirdi. Ozan'ın hayallerine inanan ilk kişiydi. Zaman onların yolunu ayırmıştı. Ozan gerçek hayatın peşine düşerken, İnci hayallerinden vazgeçmemişti. Başka şehirlere gitmiş, sanatla yaşamış, düşmüş, kalkmış ama hep boyamaya devam etmişti. Yıllar sonra kasabaya geri döndüğünde Ozan’ı gördü. Ama gördüğü kişi, hatırladığı çocuk değildi. Omuzları çökmüş, gözleri donuk, yürüyüşü bile yorgundu. Ve en çok da… artık hiçbir şeye bakmıyordu. İnci bunu fark ederek bir şeyler yapmaya karar vermişti. Ozan'a “Sen değiştin” demek yerine, ona kendini hatırlatmak istedi. İşte zarflar böyle başladı. Bir gün, Ozan kasabanın en eski parkına gitti. Ağaçlar, yılların yükünü taşıyan bilge insanlar gibiydi. Yapraklar rüzgârla fısıldaşıyor, banklar sessizce oturanları dinliyordu. Ve orada… İnci’yi gördü. Çimenlerin üzerinde oturmuş, elinde boya kalemleriyle çizim yapıyordu. Saçları rüzgârla hafifçe savruluyor, yüzünde tanıdık bir huzur vardı. Ozan yaklaşıp“merhaba,” dedi. İnci başını kaldırıp göz göze geldiklerinde zaman durdu sanki. Ozan'ın gözleri büyüyerek “Sen…” dedi. İnci gülümseyerek “Evet ben” dedi. Yan yana oturup hasret giderdiler. Ozan, çizimlere baktı. Duvarlardaki resimler… zarflardaki yazılar… Her şey birleşti. “Zarfları sen mi bırakıyordun?” diye sordu. İnci Ozan'ın yüzüne bakarak evet kasabaya ilk geldiğim gün gördüm seni mutsuzdun. “çünkü seni tanıyorum,” “Sen sadece yolu kaybettin. Ama kaybolmadın.” Ozan'ın boğazı düğümlendi. Yıllardır içinde biriken o sessizlik, o yorgunluk… sanki çözülmeye başladı. Günler geçti. Ozan artık aynı adam değildi. Muhasebe ofisinde hâlâ çalışıyordu ama akşamları küçük bir defter çıkarıp çizmeye başlamıştı. İlk başta elleri titremiş, çizgiler yamuk olmuştu ama sonra renkler geri geldi. Ve her çizimde, biraz daha kendini buldu. Bir sabah kapısının önünde son bir zarf buldu. Elleri hafif titreyerek açtı. “Artık zarfa ihtiyacın yok” yazıyordu. Ozan gülümseyerek gökyüzüne baktı. Bulutlar pamuk gibi dağılmıştı. Güneş yine aynıydı… ama bu sefer daha parlaktı. Evinin kapısını kapattıp çıkarak yürümeye başladı. Hangi yoldan gideceğini düşünmeden. Çünkü artık biliyordu… Bazı insanlar hayatımıza bize, aslında kim olduğumuzu hatırlatmak için geri döner Ve hayat… En çok da, unuttuğumuz renkleri yeniden bulduğumuz yerde başlar.</a></p>
<p>                 <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Kasabanın sabahları bir başkaydı. Güneş, sanki herkese tek tek “günaydın” demek istermiş gibi ağır ağır yükselirdi tepenin ardından. İnce bir sis, sokak aralarına saklanmış gibi tembel tembel dağılır, taş yolların üstünde gece boyunca biriken serinliği usulca bırakırdı. Bu kasabada yaşayanlardan biri de Ozan'dı. Ozan, kasabanın küçük muhasebe ofisinde  gün boyu rakamların arasında kaybolan, faturalarla konuşan, defterlerle dertleşen biriydi. Masası hep düzenli, kalemler aynı hizada, dosyalar kusursuz sıralanmıştı… ama iç dünyası o kadar düzenli değildi. Yorgundu Ozan  bu, sadece fiziksel bir yorgunluk değildi. Yıllar önce büyük hayalleri vardı. Resim yapmayı severdi mesela. Çocukken duvarlara çizdiği hayali dünyalar yüzünden annesinden sık sık azar işitirdi ama yine de vazgeçmezdi. Renkler onun diliydi. Sonra büyüdü… “Gerçekçi ol” dediler. “Garanti bir işin olsun.” O da kalemini bıraktı, rakamlara sarıldı. Zamanla, yorgunluğu arttı içindeki o renkli dünya sessizleşti.  Vazgeçtiği hayallerinin sessiz ağırlığında dolayı.  Her sabah aynı saatte uyanır, aynı çayı demler, aynı sandalyeye oturur ve pencereden aynı sokağa bakardı. O sokakta hep bir şeyler olurdu aslında; bir kedi çöp tenekesini devirir, bir teyze pencereden halı silker, çocuklar okula yetişmeye çalışırken ayakkabılarını yarım bağlardı… Ama Ozan için her şey sanki renksizdi. Bir gün, yine böyle sıradan başlayan bir sabah, kapısının önünde küçük, turuncu bir zarf buldu. Üzerinde mavi kalemle eğri büğrü bir yazıyla  “Bugün biraz farklı olsun”  yazılıydı.  Ozan  kaşlarını çatarak “kim yapar böyle şeyleri?” diye mırıldandı ama merakına da engel olamayarak zarfı açtı. İçinden küçük bir kâğıt çıktı: “Her gün geçtiğin yoldan gitme.” Başta saçma geldi. Sonra belki de uzun zamandır ilk kez, içinde küçücük bir merak kıpırtısı hissetti. O gün işe giderken sağdan değil, soldan döndü.  o sokakta, hiç fark etmediği bir şeyler duvarlara yapılmış rengârenk resimler. Birinde uçan balinalar, birinde kahkaha atan güneşler, birinde de el ele tutuşmuş insanlar çizilmişti. Boyalar biraz akmış, yer yer solmuştu ama içlerinde garip bir canlılık vardı. Ozan  uzun uzun baktı.  Kalbinin derinlerinde bir yer sızladı. Çünkü o çizimler… ona kendini hatırlatıyordu, daha eski, daha cesur, daha renkli halini. “Ben bunu nasıl fark etmemişim?” diye şaşırırken sanki kasaba da  ona göz kırpmıştı.  Ertesi gün kapının önünde yine bir zarf vardı. “Bir yabancıya gülümse” yazıyordu. “Tamam,” dedi, “oynuyorum bu oyunu.” Sokağa çıktı. Köşedeki simitçiye baktı, hafifçe gülümsedi. Simitçi önce şaşırdı, sonra öyle içten bir şekilde karşılık verdi ki…Ozan'ın içi ısındı. Sanki biri kalbinin içinde küçük bir mum yakmıştı. Zarflar günlerce gelmeye devam etti. “Bugün bir ağaca dokun.” “Çocukların oynadığı oyunu izle.” “Kendine sevdiğin bir şey al.” Her zarf, Ozan'ın unuttuğu bir duyguyu geri getiriyordu. Ve aslında… bu zarflar tesadüf değildi. Kasabanın başka bir köşesinde yaşayan İnci vardı. İnci, duvarlara resim yapan o kızdı o sadece rastgele bir sanatçı değildi. Yıllar önce, Ozan'ın çocukluk arkadaşıydı. Aynı sokakta büyümüşlerdi. Ozan duvarlara çizim yaparken, İnci hep yanında olur, boyaları tutar, “Biraz daha mavi ekle” diye akıl verirdi. Ozan'ın hayallerine inanan ilk kişiydi.  Zaman onların yolunu  ayırmıştı.  Ozan gerçek hayatın peşine düşerken, İnci hayallerinden vazgeçmemişti. Başka şehirlere gitmiş, sanatla yaşamış, düşmüş, kalkmış ama hep boyamaya devam etmişti. Yıllar sonra kasabaya geri döndüğünde Ozan’ı gördü. Ama gördüğü kişi, hatırladığı çocuk değildi. Omuzları çökmüş, gözleri donuk, yürüyüşü bile yorgundu. Ve en çok da… artık hiçbir şeye bakmıyordu. İnci bunu fark ederek  bir şeyler yapmaya karar vermişti.  Ozan'a “Sen değiştin” demek yerine, ona kendini hatırlatmak istedi. İşte zarflar böyle başladı. Bir gün, Ozan kasabanın en eski parkına gitti. Ağaçlar, yılların yükünü taşıyan bilge insanlar gibiydi. Yapraklar rüzgârla fısıldaşıyor, banklar sessizce oturanları dinliyordu. Ve orada… İnci’yi gördü. Çimenlerin üzerinde oturmuş, elinde boya kalemleriyle çizim yapıyordu. Saçları rüzgârla hafifçe savruluyor, yüzünde tanıdık bir huzur vardı. Ozan yaklaşıp“merhaba,” dedi. İnci başını kaldırıp göz göze geldiklerinde zaman durdu sanki. Ozan'ın gözleri büyüyerek “Sen…” dedi.  İnci gülümseyerek “Evet ben” dedi. Yan yana oturup hasret giderdiler.  Ozan, çizimlere baktı. Duvarlardaki resimler… zarflardaki yazılar… Her şey birleşti. “Zarfları sen mi bırakıyordun?” diye sordu. İnci Ozan'ın  yüzüne bakarak evet kasabaya ilk geldiğim gün gördüm seni mutsuzdun.  “çünkü seni tanıyorum,”  “Sen sadece yolu kaybettin. Ama kaybolmadın.” Ozan'ın boğazı düğümlendi. Yıllardır içinde biriken o sessizlik, o yorgunluk… sanki çözülmeye başladı. Günler geçti. Ozan artık aynı adam değildi. Muhasebe ofisinde hâlâ çalışıyordu ama akşamları küçük bir defter çıkarıp çizmeye başlamıştı. İlk başta elleri titremiş, çizgiler yamuk olmuştu ama sonra renkler geri geldi. Ve her çizimde, biraz daha kendini buldu. Bir sabah kapısının önünde son bir zarf buldu. Elleri hafif titreyerek açtı. “Artık zarfa ihtiyacın yok” yazıyordu.  Ozan gülümseyerek gökyüzüne baktı. Bulutlar pamuk gibi dağılmıştı. Güneş yine aynıydı… ama bu sefer daha parlaktı. Evinin kapısını kapattıp çıkarak yürümeye başladı. Hangi yoldan gideceğini düşünmeden. Çünkü artık biliyordu… Bazı insanlar hayatımıza  bize, aslında kim olduğumuzu hatırlatmak için geri döner Ve hayat… En çok da, unuttuğumuz renkleri yeniden bulduğumuz yerde başlar.                     DİLEK SARIKAYA">DİLEK SARIKAYA</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İSTİRİDYE VE İNCİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/istiridye-ve-inci</link>
<guid>https://fikirizleri.com/istiridye-ve-inci</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69f2e6f28cb26.webp" length="59696" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 10:54:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="s3"><span class="s2"><span class="bumpedFont15">                               İSTİRİDYE VE İNCİ<br>Denizin en derininde yaşıyordu küçük istiridye. </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Yumuşacık bedeni, bu muhteşem olduğu kadar tehlikeli ve hoyrat olan sularda öyle savunmasızdı ki, Yaratıcısı onu korumak için ona bir kabuk bahşetmişti.</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> Vücudunda manto denilen </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">kısım, bir salgı salgılamış ve bu yumuşacık beden sapasağlam, se</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">r</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">t ve dayanıklı bir kabuk üretmeye başlamıştı. </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Evet</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> o sert kabuk, istiridyenin yumuşacık derisinin salgısıydı. </span></span></p>
<p class="s3"><span>​</span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Kabuğunun biri, suyun akıntısı onu alıp gitmesin diye, zemine yapışmayı sağlayacak şekilde çukur ve büyüktü. Diğer üstteki kabuk ise düz ve daha küçüktü. Kabukların üst yüzeyi sert ve pürüzlüydü. Tüm deniz canlıları onu sert ve pürüzlü bilirdi.</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> O kabuğun altında nasıl yumuşacık ve nasıl kendi halinde olduğunu bilmezlerdi.</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> Ona bulaşmazlardı. Düşmanları için de kabuğu kırmak için verecekleri zahmet, alacakları ödülle kıyaslanırsa hiç uğraşmaya değmezdi.</span></span></p>
<p class="s3"><span>​</span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Deniziyle küçük bir anlaşması vardı istiridyenin. Onu sarıp sarmalayan, ona yuva olan denizini temizlemekle görevliydi. Denizi de ona kollarını açıyor, onu bir ana gibi kucaklıyordu. Ama çok yalnızdı istiridye. Etrafında kendisi gibi pek çok istiridye vardı ama hiçbiri ile iletişim kuramıyordu. Her biri kendi kabuğuna kendi dünyasına çekilmiş, korku ile </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">başlayan ve zamanla alışkanlık haline gelmiş, güvenli ve yalnız ortamlarında ‘kabuklarında’ yaşayıp gidiyorlardı. Kalabalığın içindeki yalnız ruhlardı her biri. Hemen yanı başındaki büyük istiridye mesela. Bildi bileli hep oradaydı. Ortalama ömürlerinin elli yıl olduğu düşünülürse, en az kırk yılını orada sabit geçirdiği, dünyaya geldiği andan itibaren hiçbir yere gitmediğine yemin edebilirdi. Hatta bir gün, küçük istiridye üst kabuğunu hafifçe aralamış ve onunla konuşmaya çalışmıştı. Büyük istiridye hiç oralı olmamıştı. </span></span></p>
<p class="s3"><span>​</span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Yanından yüzerek geçen </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">rengarenk</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> balıklara ve bin bir çeşitlilikteki deniz canlılarına çok imrenirdi küçük istiridye. Onlar yeni yerler görebiliyor, türlü maceralara atılabiliyorlardı. Bir keresinde, kendini bildi bileli tutunduğu o kayayı sımsıkı saran bedenini gevşetip kendini akıntıya bırakmaya ve denize teslim olmaya niyetlenmişti. Ama cesaret edemedi. Bilinmezlik… Bilinmezlik korkutuyordu onu. Bu hayalini daha önce gerçekleştirebilen bir istiridye olmuş muydu acaba? </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Sorup öğrenebileceği kimsesi de yoktu ki. Bazen yakınında sohbet edip eğlenerek geçen deniz canlılarının birbirleriyle konuştuklarına şahit olur ama bu kulak misafirliği hızla geçip giden bu yolcuların uzaklaşan sesleriyle hep yarım kalırdı. O an onların kuyruklarına takılıp gitmek için neler vermezdi ama yapamazdı. </span></span></p>
<p class="s3"><span>​</span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Birgün</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> tüm cesaretini toplayıp bir deniz kaplumbağasına, kocaman bir </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">carettaya</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> kabuğuna tutunup onunla yolculuk etmeyi teklif etmişti. ‘Seni hiç rahatsız etmem, varlığımın bile farkında olmazsın. Lütfen seninle geleyim ‘ demişti de, isteği küçük bir deniz canlısının sorumluluğunu almak istemeyen </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">caretta</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> tarafından nazikçe geri çevrilmişti. O da zamanla kaybetmişti bu isteğini. Yalnızlık ve </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">monotonluk kaderi </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">olmuştu. Tıpkı sert kabuğu gibi hayatta kalmasını sağlıyordu. Güvenliydi. Büyükleri bi</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">r </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">şeyler biliyor olmalıydı. Teslim oldu. </span></span></p>
<p class="s3"><span>​</span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Onun için yine her şeyin tüm sıradanlığı ile başladığı bir sabah, kabuğunun içinde bir hareket hissetti. Şaşırdı. Kabuğu sımsıkı kapalıydı. O uyurken içeri </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">bir şeyin girmesi </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">imkansızdı</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">.</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Ama yanılıyordu işte. Kabuğunun içinde bir şey vardı. Hareket ediyordu. Korku ile karışık bir heyecan hissetti. Bu zamana kadar hiç misafiri olmamıştı. Dönüp baktığında incecik bir kurdun, kabuğunun içinde kıvrılıp uyuyor olduğunu fark etti. Nasıl olurdu bu? Ondan izin </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">almadan kabuğunun içine girmişti. Bu ne küstahlık diye düşündü. Hemen dışarı atmalıydı onu. O buraya ait değildi. Kabuğu yalnız ona aitti ve tek kişilikti. İçinde bir taraf merak da etmiyor değildi. Bu küçük canlının gelişi bile fark yaratmıştı gününde. Uyanmasını bekledi. Uyurken onu izledi. Çok zararsız çok masum görünüyordu. </span></span></p>
<p class="s3"><span>​</span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Kurt uyandı. Neşeyle selamladı istiridyeyi. O kadar rahattı ki. Sanki yıllarca o kabukta istiridye ile birlikte yaşamıştı. İstiridye, kurdun bu rahatlığından etkilendi. Onu kabuğundan atma fikrini erteledi. Sohbet etmeye başladılar. Kurt, küçücük ve çok hareketliydi. Yerinde duramıyordu. Kabuğun içinde bile kıpır </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">kıpırdı</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">. Yıllarca sabit bir yerde kımıldamadan yaşamını sürdürmüş bir istiridye için bu hareketlilik, izlemesi çok keyifli bir şeydi. Kurt, ona gezip gördüğü yerleri anlatıyor</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">, anlattıklarıyla istiridyenin hipnoz olmuşçasına kendinden geçmesine sebep oluyordu. İstiridye onu günlerce dinledi. Zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyordu artık. Çünkü artık yalnız değildi.</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> Kurda anlatacağı, onunla paylaşabileceği anıları, </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">hikayeleri</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> yoktu belki ama ona coşkulu bir dinleyici, bir hayran ve günden güne sevgi ile dolan bağlı bir yürek veriyordu. </span></span></p>
<p class="s3"><span>​</span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Günler günleri, haftalar haftaları kovaladı. Küçük istiridye hastalanmaya başladı. Başlarda günden güne güçten düştüğünü anlamamıştı ama ölüyordu. Bir sabah, kurt kabuğunun içinde usul </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">usul</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> uyurken dışarıda bir ses duydu. Büyük istiridye ona sesleniyordu. ‘Hey ufaklık. Kurtul o kurttan.’ ‘Anlamadım’ dedi küçük istiridye. Büyük kabuklu istiridye, kabuğunu yavaşça açtı ve ilk kez yumuşak bedenini küçük istiridyeye gösterdi. Bedeninde küçük kahverengi lekeler vardı. İyileşmiş birer yara gibi duruyorlard</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">ı. Ve tam ortada evet tam ortada </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">kocaman bir inci. </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Gözalıcı</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> güzellikte kocaman bir inci. Büyük istiridye konuşmasına devam etti. ‘Çok geç olmadan kurtul ondan. Seni içten içe yok ediyor. Kurtul ondan.’ Bunu der demez kocaman kabuğu aniden kapandı.</span></span></p>
<p class="s3"><span>​</span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Küçük istiridye çok şaşırmıştı. Kendisiyle bunca yıl hiç konuşmamış olan yaşlı komşusunun onunla konuşmasına mı, gördüğü o büyük inciye mi, yoksa duyduklarına mı şaşırmalıydı bilemiyordu. Ne demek istemişti. Hasta olmasının sebebi çok sevdiği bu küçük varlık mıydı gerçekten? İçine bir kurt düştü derler ya hani, küçük istiridyenin içine tüm bu soru işaretleri ile birlikte ikinci kurt da düşmüş oldu. Düşüncelerini içten içe kemiren bir kurt. Vesvese kurdu. Güvendiği, kabuğunun içinde kalmasına izin verdiği, en yumuşak karnını gösterdiği kurt, onu içten içe tüketiyordu. Ve en acısı da bunu, tatlı sohbetleri, neşeli halleri, kurdurduğu hayalleri ve sever halleriyle ört bas ediyordu. </span></span></p>
<p class="s3"><span>​</span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Küçük istiridye kurda çok alışmıştı. Kabuğumdan çık git diyemezdi. İçinde ona karşı bir öfke birikmiş olsa da, bu öfke ondan vazgeçmesine neden olacak kadar büyük değildi. Hiçbir duygunun da buna neden olabileceğini sanmıyordu. Bir sabah kararını verdi. Kurt, kabuğunun içinde uyurken, küçük istiridye onu izledi. Uzun uzun izledi. Ardından manto denilen kabuğundan ışıl </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">ışıl</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15"> bir salgı salgılanmaya başladı. </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">Sedef gibi parlak. Bu istiridyenin gözyaşlarıydı. Sedef salgı, uyuyan kurdun etrafını ipek bir koza gibi sarmaya başladı. İstiridyenin kollarıymışçasına, sevgi ve şefkatle. Sardı, sardı, </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">sardı…Yusyuvarlak</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">, ışıl </span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">ışıl</span></span><span class="s2"><span class="bumpedFont15">, kaskatı bir taş haline gelene kadar sarmaya devam etti. Artık küçük istiridyenin de bir incisi vardı. Vazgeçemediğini sinesinde saklayan, gözyaşlarıyla oluşturduğu bir incisi.</span></span></p>
<p class="s3"><span>​</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ISLAK İZ &amp; Dördüncü Bölüm</title>
<link>https://fikirizleri.com/islak-iz-doerduncu-boelum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/islak-iz-doerduncu-boelum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69da24ebadb37.webp" length="35038" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 22:45:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ISLAK İZ – Dördüncü Bölüm</p>
<p>Gece ilerlemişti.</p>
<p>Saatin tik takları, odanın içinde yankılanırken Mahir yazmayı bırakmadı. Sanki kalem onun elinde değil, yıllardır susturulmuş bir sesin elindeydi. Her cümle, içinden sökülüp gelen bir parça gibiydi.</p>
<p>Defter açıktı.</p>
<p>Islak iz artık yoktu.</p>
<p>Ama bu, her şeyin bittiği anlamına gelmiyordu.</p>
<p>Aksine… yeni başladığını fısıldıyordu.</p>
<p>Mahir durdu.</p>
<p>Kalemi masaya bıraktı ve yazdıklarına baktı.</p>
<p>Cümleler ona aitti. Bu kez gerçekten ona aitti. Ne yabancı bir el, ne geçmişin gölgesi… sadece kendisi.</p>
<p>Ama bir eksik vardı.</p>
<p>“Leyla…”</p>
<p>İsmi ilk kez bu kadar net, bu kadar ağır çıktı ağzından.</p>
<p>Ayağa kalktı. Pencereye yürüdü. Şehir karanlığa gömülmüş ama bir şekilde canlıydı. Işıklar yanıyor, insanlar bir yerlere yetişiyordu. Herkes bir şeylerin peşindeydi.</p>
<p>Peki o?</p>
<p>O yıllardır neyin peşindeydi?</p>
<p>Ya da neden kaçıyordu?</p>
<p>Bir an durdu.</p>
<p>Sonra anladı.</p>
<p>Kaçtığı şey bir insan değildi.</p>
<p>Bir anı değildi.</p>
<p>Bir hata da değildi.</p>
<p>Kaçtığı… kendisinin eksik kalan tarafıydı.</p>
<p>Mahir hızla masaya döndü. Defteri tekrar açtı. Bu kez sayfaları karıştırmadı. Boş bir sayfa buldu.</p>
<p>Ve yazdı:</p>
<p>“İnsan bazen birini kaybetmez.</p>
<p>Kendinde bıraktığı parçayı kaybeder.”</p>
<p>Kalem durmadı.</p>
<p>“Ve o parça, bir gün geri çağırır seni.</p>
<p>Bir sesle, bir iz ile… ya da bir kadınla.”</p>
<p>Tam o anda…</p>
<p>Kapı çaldı.</p>
<p>Mahir dondu.</p>
<p>Kalbi bir anlığına duracak gibi oldu.</p>
<p>Bu saatte kim olabilirdi?</p>
<p>Yavaşça kapıya yürüdü.</p>
<p>Her adımda içindeki o eski his geri geliyordu. Ama bu kez korku değildi. Bu… beklentiydi.</p>
<p>Kapıyı açtı.</p>
<p>Karşısında kimse yoktu.</p>
<p>Ama yerde bir şey vardı.</p>
<p>Küçük, katlanmış bir kağıt.</p>
<p>Mahir eğildi, aldı.</p>
<p>Açtı.</p>
<p>Tek bir cümle yazıyordu:</p>
<p>“Artık hazırsın.”</p>
<p>Mahir’in gözleri karardı bir an.</p>
<p>Bu yazıyı tanıyordu.</p>
<p>Ama bu kez nereden geldiğini biliyordu.</p>
<p>Yavaşça başını kaldırdı.</p>
<p>Koridora baktı.</p>
<p>Boştu.</p>
<p>Ama içi… ilk kez doluydu.</p>
<p>Kapıyı kapattı.</p>
<p>Masasına döndü.</p>
<p>Defteri açtı.</p>
<p>Yeni bir sayfa.</p>
<p>Derin bir nefes aldı.</p>
<p>Ve bu kez sadece yazmadı…</p>
<p>Karar verdi.</p>
<p>“Geçmiş beni çağırmıyor artık.</p>
<p>Ben gidiyorum.”</p>
<p>Kalemi bıraktı.</p>
<p>Gözlerini kapattı.</p>
<p>Ve o an…</p>
<p>ilk kez hiçbir şeyden kaçmadan,</p>
<p>hiçbir şeyi beklemeden,</p>
<p>sadece kendisi olarak oturdu.</p>
<p>Ama hikâye bitmemişti.</p>
<p>Çünkü bazı yolculuklar yazıyla başlamaz…</p>
<p>Adım atınca başlar.</p>
<p>Derya YAĞMUR </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yolculuk 3. Bölüm</title>
<link>https://fikirizleri.com/yolculuk-3boelum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yolculuk-3boelum</guid>
<description><![CDATA[ Her yolculuk bir imtihandır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f4fec522550.webp" length="9154" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 22:30:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Yolculuk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün biraz daha kırgın uyandım sabaha. Zaten her gün biraz daha çöktüğünü hissedebiliyordum bedenimin. Her yer rengârenk ve cıvıl cıvıldı. Kuşlar ötüyor, kuzular meleşiyor, çicekler açıyordu ama ben tüm güzelliklere rağmen bir türlü mutlu olamıyordum, hep bir tarafım eksik kalıyordu...</p>
<p>Ailece yaptığımız kahvaltıdan sonra balkona çıkıp hava almak ve kendime gelmek istiyordum. Karşımda tüm heybetiyle bana bakan Erek Dağı'nın fısıldayacakları vardı anlaşılan. Adeta "Bana bak adam, ben senden daha yaşlıyım, nice depremler, savaşlar, yağışlar, seller gördüm, tüm bunlara rağmen hâlâ dimdik ayaktayım" diyordu; yaşama sevincini ve geleceğe dair umutlarını bir bir yitirmek üzere olan bana "Düştüğün yerden kalk ve yoluna daha inançlı ve kararlı bir şekilde devam et!"diye serin esen rüzgârla birlikte kulağıma fısıldıyordu.</p>
<p>Bir müddet Said Nursî gibi âlimleri,  Allah dostlarını misafir etmiş Erek Dağı bugünkü yolculuğumun ilk durağıydı.</p>
<p>Aramızda birkaç kilometre mesafe vardı, buna rağmen tüm heybetiyle karşımda duruyordu. Bahar gelmiş, havalar ısınmış, ancak üzerindeki kar kütlesi hâlâ yerinde duruyordu. Bu dağ o kadar soğuğa, toprağını ezip geçen insana, üzerindeki kara, sağdan soldan üstten atılan çöp yığınlarına rağmen şikâyet etmiyor, heybetini kaybetmiyordu. Üstelik kar kütleleri havalar iyice ısınınca eriyip hayvanlar, insanlar ve bitkiler için âb-ı hayat sunan bir çeşmeye dönecekti. Dağ, taş, ağaçlar, çiçekler, böcekler, kuşlar...Her birinin bir vazifesi ve mürebbibi vardı. Dağlar sadece yere çivilenmiş, depremlerin etkisini en aza indirmek için görevlendirilmemişti, onun bir vazifesi de insanlara yaşam sunan suyun kaynağını üzerinde taşımak ve vakti gelince o suları derelere, ırmaklara, barajlara, yer altı kaynaklarına akıtmaktı. Yükü ağır olmasına rağmen, şikâyet etmiyor, aksine Rahmet-i İlahi'ye vesile oluyordu. Benim de yüküm ağırdı, dağlar kadar olmasa da.</p>
<p>ALLAH (cc) Hâşr suresi'nde, 21. ayette dağların bile altına girmekten korkttuğu yükün ağırlığını şöyle buyurmuştur: "Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağın tepesine indirseydik, sen onu Allah korkusundan başını eğip paramparça olduğunu görürdün. Biz bu misâlleri insanlara veriyoruz ki, etraflıca düşünüp gerekli dersi alsınlar."</p>
<p>Evet, şu anda sabrederek yoluma devam etmemi Kur-an ayetlerinin bir parçası olan dağlar söylüyordu. Dağların bile altına girmekten korkttuğu bu sorumluluğu insan olarak ben de almıştım. Ok yaydan çıkar gibi, söz ağızdan çıkmıştı Elest bezminde, yaratılan tüm ruhlar Kalû belâ, yani; "Evet, Sen bizim rabbimizsin." demişlerdi. Bizler verdiğimiz bu sözün imtihanını vermek için bir müddet dünyada kalacaktık. Sözünün gereği gibi yaşayanlar mükâfât görecek; gereği gibi yaşamayanlar ise imtihan sonucunda cezaya çarpıtılacaktı. Bu ağırlık hem bedenimi hem de ruhumu yorarken; "Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirâh suresi). Allah hiç kimseye taşıyamayacağı yük yüklemez. (Amennerresulü). Bu ayetler ezberlemek için kafa patlattığım ve nihayetinde dilime pelesenk olmuş, her sıkıntıda, her çıkmazda, her yorgunlukta okumayı âdet hâline getirdiğim, bana maddî ve manevî güç kazandırdığına iman ettiğim ve şahit olduğum güzel duâlardı.</p>
<p>Yine ruhum ferâhlamıştı biraz da olsa, hem ders almıştım hem de bugün beni ayakta tutacak dozu...</p>
<p>Bu kısa tefekkürden sonra yine attım kendimi dışarıya. Bu sefer eski okulumun yolunu değil, başka bir yerden gitmeyi tercih ettim Elimde tespih, dilimde zikir vardı. Lâ ilahe illallahu'l-Fettah. Lâ ilahe illallah'ul-Tevvab.</p>
<p>Lâ ilahe illallah'ul-Vehhab.</p>
<p>Lâ ilahe illallah'ul-Rezzak...</p>
<p>Sırayla dönüyordu tespih elimde peşi sıra gelen bu zikirlerle. Rahman ve Rahim, Hay ve Kayyum olan Rabbİm yaşattığı onca zorlukla birlikte beni duâlar vesilesiyle kendine çekmişti. Duâsız yapamıyordum artık. Özellikle çarşı pazara çıkınca mutlaka duâlarla çıkardım. Zira ortalık hem gözün hem gönlün kolaylıkla kayabileceği manzaralarla doluydu... Elimdeki tespih zikrime vesile olduğu gibi, dilimden düşmeyen dualarda Rabbime yönelmeme, Onu (cc) hatırımda tutmaya vesileydi. Zira Onu her daim anan kolay kolay günaha, hataya düşmezdi. Aslında sohbet edecek kimsem yoktu; zira yıllarca şehir dışında yaşamıştım, eski dost ve ahbaplar ya dünyalarını değiştirmişti ya da memleketlerini...</p>
<p>Merkeze doğru giderken kendimi yorgun ve sanki aniden düşecekmiş gibi hissettim, o an anladım ki düşük olan kan değerlerim tansiyonumu yine düşürüyordu. Daha önce uğradığım çiğköftecide yemeğimi yedikten sonra eve dönüş yoluna girdim. Uzun yıllarıma şahit olan bu caddede iki dostum, sırdaşım vardı. Hem dinlenmek hem de sohbet edip dualarını almak için dükkânlarına uğradım. Saim abi ve kardeş gibi sevdiği ortağı bu dükkânda çok güzel ağırladılar beni. Saim ve Rüstem abiler karşılıklı olarak aynı ismi taşıyan dükkânlar açmışlardı. Her ikisinde de Beyda market tabelasını görünce içimden acaba demeden duramadım. Ancak işler düşündüğüm gibi değilmiş, abiler siparişlere yetişkeyince bir şube daha açmışlar ve böylelikle iki koldan hizmet sunuyormuşlar.</p>
<p>Önce beni Saim abi davet etti, görüşmeyeli 13 yıl olmuştu, yine de hem dükkânından hem de simasından tanımıştım onu. Çay teklif etti, elimde su olduğu için kabul etmedim. Sohbet, muhabbet...Eskiler ve yeniler...Aile, çoluk-çocuk deyince ister istemez eski sayfalar açıldı. Olanları öğrenince;</p>
<p>"Vay dostum, vah kardeşim, demek ki o kadar zor geçen çocukluk ve gençlik yetmiyormuş gibi şimdi de evliliğinde de rahat yüzü görmedin, öylemi?" derken, bir yandan da nemli gözlerle perişan hâlime, dağınık saç ve sakalıma bakıyordu.</p>
<p>"Allah sabır versin kardeş. Herkesin bir imtihanı var, senin de buymuş demek ki. Sen okumuş adamsın, okul, medrese görmüş adamsın, biliyorsun ki; Allah dilemezse hiç kimse insana fayda vermez ve yine Allah dilemezse hiç kimse insana zarar veremez. Her şey Allahın emriyle ve izniyle olur. Sabret, bak geçmişte peygâmberler bile türlü türlü zorluklarla imtihan edilmişler. Ama bu imtihana sabredenler kazanmış, isyân edenler de kaybetmişlerdir. Sen sabret ki, kurtuluşa eresin!"</p>
<p>Ahiret dostlarım, ihvân kardeşlerim hiçbir zaman bana doğru yoldan ve doğruluktan başka bir şey tavsiye etmediler. Bugün hâlâ onlara selâm verebiliyorsam, bu güzelliklere vesile oldukları içindir.</p>
<p>Saim abi çok üzülmüştü ancak neredeyse ağlayacak gibi olduğumdan kendini tutuyordu.</p>
<p>Sarılıp duasını aldıktan sonra caddenin karşı tarafındaki Rüstem abi'ye de uğramasam ayıp olurdu. Her ikisinin de üzerimde emekleri çoktur. Rüstem abi diğer ortağına göre biraz daha çökmüştü. Selamlaşıp içeri girdiğimde o da tanımıştı beni. Oturduğu yüksek tabureye beni yönlendirirken, "Estağfirullah abi, orası tezgâh ve senin yeriné deyince; "Biz hem dünyada hem ahirette kardeşiz. Bu dükkanın da sahibi değil, emanetçisiyiz" deyince Rüstem abinin o eski mütevâzı hayatından taviz vermediğini bir kez daha gördüm. Hayatıma giren her insan ve yasadığım her bir olay yolculuğumun bir parçası olmuştu: Kimi Allah'ın gönderdiği imtihan vesilesiydi kimi hayata yeniden bağlanmamı sağlayan güzel yürekli insanlardı. İşte bu gönül adamları bugün yine sabretmemi, doğru yoldan ayrılmamamı, dünyanın geçici lezzetleri uğruna ebed yurdu ahiretimi mahvetmememi öğütlüyor ve art arda güzel duâlar ediyordu.</p>
<p>Allah'a binlerce kez şükürler olsun ki, hayatım boyunca kötü ve kötülüğe sevk eden insanlarla arkadaşlık kurmadım!</p>
<p>Sevgili okuyucu, buraya özellikle her namazından sonra okumayı alışkanlık haline getirdiğim bir duayı bırakıyorum, belki bir gün bu duâ ile duâ etmek istersin:</p>
<p>"Ya Rabbi!</p>
<p>Dünyada da ahirette de beni sevdiklerinle; Salih ,sâdık, zâkir ve şâkir kullarınla birlikte hâşreyle."</p>
<p>Sohbet ve havada uçuşan dûalarla birlikte üzerinde dumanı tüten çayımızı içerken; selâmsız sabahsız bana doğru gelen birini gördüm. Hareketleri çok tuhaftı. Müşteri olmadığını Rüstem abi "oğlum" deyince anladım.</p>
<p>Tanışmak istedim ürkek bir şekilde elimi uzattığım bu gençle. Daha selâm vermeden bir tuhaflık sezmiştim onda. Konuşmanın ilerlediği sırada yanılmadığımı anladım.</p>
<p>Adı Yusuf. Yaşı 25. Ortaokul sıralarında türlü türlü yaramazlıklar ve akabinde sigarayla başlayan, uyuşturucu ile devam eden alışkanlık ve girdiği bataklık yüzünden aklını yitiren, önce babasının sevgi, sabır ve mücadelesiyle sonra da antidepresanlarla ayakta durmaya çalışan genç bir adam... Hastalığı yüzünden ortaokulu bırakmış, askerliğini aldığı çürük raporu ile yapamamış ve evlenip yuva kuramamış Yusuf!</p>
<p>Aslında çok zekiymiş, ancak uyuşturucu onun da ailesinin de hayatını karartmıştı. Rüstem abi, her ne kadar abini zorlama, dese de her defasında bana "Abi sen ne iş yapıyorsun, öğretmen misin?" diye sorup biraz dinlendikten sonra bu seferde "Abi ne okudun?" diye sorup tekrar bir müddet bekliyor ve yine "Abi sen kimsin?"  diye sorularını arttırıyordu.Ben huyuna, suyuna göre gidip cevap versem de, zavallı Yusuf aynı soruları bir daha bir daha soruyordu. Rüstem abi, onu zorla benden uzaklaştarırken, gözlerimin nemlendiğini, boynumun çaresizce eğildiğini görüp "Bu da bize hem Allahın emaneti hem de imtihanı. Çok şükür!." deyince kısa bir süre önce kaleme aldığım, "Erenlerin Sofrasında Yeşeren Ümitler" adlı romanımda konu edindiğim ve Yusuf gibi kötü arkadaş ve yanlış kararlar sonucu hayatı kararan Selim geldi aklıma. Evet sırf çocuk ve gençlerimizin hayat yolculuğunda doğru arkadaşlar bulmalarına ve doğru kararlar alarak hareket etmelerine bir nebzede olsa katkım olsun diye yazmıştım, ancak bu adı güzel yüzü güzel ama bahtı kara delikânlıyı görünce daha çok çalışmam, daha çok kalbe dokunmam gerektiğini bir kez daha anlamış oldum. Bu iş bir tane kitap çıkarmakla olmayacak kadar büyümüştü artık. Her ne olursa olsun daha çok Yusuf'a ulaşmam gerekirdi.</p>
<p>O anki hüznümü bir anda dağıtmıştı Rüstem abi'nin metanetli duruşu!</p>
<p>Tekrarladı yine sadece dişleri görünecek kadar tebessüm ederek; "O benim hem emanetim hem de imtihanım."</p>
<p>Son zamanlarda yaptığım işleri anlatıp kitapların adreslerini de gösterdikten sonra helalleşerek ve karşılıklı dûalarla ayrıldım ordan.</p>
<p>"Bugünkü kısa süren yolculuğumda ne öğrendin," diye sorarsanız "Sabrı, şükrü, tüm zorluklara rağmen hayatın bir nefes alıp verme süresi kadar da olsa yaşamaya değer olduğunu öğrendim" derdim.</p>
<p>Ben de Yusuf'u yoldan çıkararak bu hâle getiren vicdansız çetelerle karşı karşıya geldim, onlardan biri olmayı kabûl etmediğim için çok dayak yedim, dayak attım. Yusuf'un hayallerini, gençliğini, umutlarını çalan bu zihniyet hâlâ okullarımızda, mahalle ve sokak kenarlarında zehir saçmaya devam ediyor! Ben iki grup arasında tercihimi mütedeyyin insanlardan yana kullanmasaydım, şimdi Yusuf'tan daha beter bir hayatın kurbanı olarak hem kendime hem de aileme çok büyük zararlar vermiştim. Bugün her ilde, her mahallede iyilerle tanışıp kısa zamanda anlaşıp kaynaşıyorsam, o gün tüm zorluklara ve zorbalıklara rağmen tercihimi iyilerden ve iyliklerden yana kullandığım içindi.</p>
<p>Tanıştığım o güzel insanlar bana her zaman şöyle derdi: "Âlimle oturup kalkarsan âlim olursun. Zalimle oturup kalkarsan zalim olursun!"</p>
<p>Ve yine Peygâmber Efendimiz'den öğrendiğim şu hadis-i şerifleri ömrüme ışık oldu: "Kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin. Bülbül güle, karga çöplüğe götürür. Bu dünyada kimi severseniz, ahirette de onlarla birlikte hâşrolunursunuz."</p>
<p>Evet, tabii ki gözlerimi dünyaya açtığım günden beri gün yüzü görmemiştim, bu doğru. Ancak ömrüm boyunca yanlış insanlarla oturup kalkmamıştım. Eşkiyayı Evliya yapan yollarla yolcularla hâşir- neşir olmuştum. Bu güzel insanlar sayesinde ne beni uçurumun kenarına getiren sebeplerden dolayı bir kez olsun intihar etmeyi düşündüm ne de olağanüstü zorluklarla mücâdele azmimi kaybettim. Beni birçok insandan ayıran en önemli özellikler bunlardı.</p>
<p>Defalarca kırılmış ve kırıldığım yerden filizlenerek yeniden çıkmayı başarmiştım imtihan sahasına, başka bir deyişle er meydanına!</p>
<p>Yaşadığım zorlukların ne tarifi mümkün ne de sabrı...</p>
<p>Eyyüb değildim, nerede biter sabrım bilemem.</p>
<p>Yusuf değilim, kör kuyularda ne kadar hayatta kalabilirim bilmiyorum.</p>
<p>Peygâmber Efendimiz gibi ne kadar hicret edebilirim küfür, günâh ve imansızlık bataklığından ve bu imanını şeytanın eline bırakanlardan, onu da bilemiyorum, doğrusu.</p>
<p>Bildiğim tek şey varsa, o da her insan gibi ben de bir garip yolcuydum ve bir yolculuğun içindeydim.</p>
<p>Bu yolculukta iyiyi ve iyi insanları da gördüm kötüyü ve kötü insanları da.</p>
<p>Ve bu öğrenme süreci yolculuk sona erinceye kadar devam edecek...</p>
<p>Bu yeni yaşım bana çok şey öğretti. Hareketlerim kısıtlandı. Başımla birlikte dizlerinin de ağrımaya başladı...Dünyaya olan sevgimin nefrete dönüştüğünü meselâ; her insana kolay kolay güvenmiyorum artık. Adımlarımı daha temkinli atmaya başladım...Sen iyileşmek istemedikçe hiçbir doktor ve ilaç seni iyileştiremez!</p>
<p>Verdiğin her kararın hem bu dünyada hem ahirette mutlaka bir karşılığı olduğunu...</p>
<p>Bu fâni ve fenâ dünyanın iyilere fazla geldiğini...</p>
<p>Allah'ın sevdiği kullarına sıkıntı verdiğini...</p>
<p>İnsanın gerçek dostu ve yardımcısının yalnızca Allah olduğunu...</p>
<p>Hiçbir kulun Allah kadar cömert ve merhametli olamayacağını...</p>
<p>Her zorlukla birlikte mutlaka bir kolaylığın da olduğunu...</p>
<p>Her zerresiyle kulun yalnızca Allah'ı sevmesi ve yalnızca Onu razı etmesi gerektiğini...</p>
<p>Gerçek dostluk ve aşkın yalnızca Allah'a yaklaştıran bir dostluk ve aşk olabileceğini...</p>
<p>Hastalık ve zorlukların Allah'a yönelmek ve çokça zikreden kul olmak için bizlere verildiğini...</p>
<p>Zulüm ile abad olanların sonunun berbat olduğunu...</p>
<p>Sadece Musa'dan yana olmanın savaşı kazandıramayacağını...</p>
<p>Savaşmanın da gerektiğini...</p>
<p>Zorluk ve mücâdele olmadan hiçbir şeyin elde edilemeyeceğini...</p>
<p>İman etmedikçe cennete giremeyeceğimiz, birbirimizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olamayacağımızı...</p>
<p>Kalbin tasdik etmediğini dilin söylemesinin hiçbir anlamı olmadığını...</p>
<p>Sevgisini iddia edenin ispatla yükümlü olduğunu...</p>
<p>Hiçbir amelin birlik ve beraberlik içinde yaşamaktan daha güçlü olmadığını...</p>
<p>Bu geçici dünyaya sadece bir ahiret tarlası olarak bakmadıkça gerçek manada huzura eremeyeceğimizi...</p>
<p>Kendi nefsimize sahip çıkmadan başka insanların hayatlarına iyillikerle, güzelliklerle dokunamayacağımızı...</p>
<p>Ve daha neler neler öğretmişti bu yol...</p>
<p></p>
<p>Yolculuk 3. Bölümden...</p>
<p>Not: Bu hikâye'nin devamı gelecektir...</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KARA YILAN ( Büyüklere Masallar Serisi &amp;Masal 1)</title>
<link>https://fikirizleri.com/kara-yilan-buyuklere-masallar-serisi-masal-1</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kara-yilan-buyuklere-masallar-serisi-masal-1</guid>
<description><![CDATA[ Bu masallar çocuklar için değil, bir zamanların çocukları içindir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f618b2f0aea.webp" length="20498" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 18:35:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="s3"><span class="s2"><span class="bumpedFont15">KARA YILAN<em> (Büyüklere Masallar Serisi- Masal 1)</em></span></span></p>
<p><span>​</span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Bir yoktu, bir vardı. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Her </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">gaybın</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> görünür, her kaybın bulunur olduğu zamanlardı. Ulu dağların eteği yar, başı kardı. Uzak köylerin birinde, elleri nasırlı, sözü hatırlı, akıllı mı akıllı bir Gülce hatun yaşardı. </span></span></p>
<p class="s5"><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Kışın odununu kendi keser, tohumunu kendi eker, ekinini kendi biçer, ekmeğini bir yetim kızıyla böler yerdi. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Azıcık </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">aşım, ağrısız başım der, gül gibi geçinir giderdi. Eşinden kalan </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">bir horoz, iki tavuk, </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">bir avuç toprak,</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">iki cana fazlasıyla yeterdi. Ana kız birlikte yer içer, birlikte ağlar, birlikte gülerdi. Kızı takılıp düşecek olsa, o daha yere varmadan koşar, </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">taştan yeri kuştüyü yastık ederdi. Ne kadar yükü olsa da omuzlarında, </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce’nin</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> süt kokulu kuzusu vardı yanında. Korkusuzdu Gülce, ne yıldırırdı gözünü kara kış, ne de karanlık gece. Ta ki o gece…</span></span></p>
<p class="s5"><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Kan ter içinde uyandı Gülce. Bir </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kabus</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> ki, sanki gerçek. Kara bir yılan giriyordu yuvasına, ölümü taşıyordu kınalı kuzusuna. O gün bugündür bir korku aldı </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce’yi</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">. Derler ki, ne kadar severse, kaybetmekten o kadar korkar insan. Korkuları mıydı bu rüyayı var kılan, yoksa gerçek mi olacaktı o </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kara yılan</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">? </span></span></p>
<p class="s5"><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Güneş doğdu, ay battı, günler günleri kovaladı. O kara rüyadaki o </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kara yılan</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">, </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce’nin</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> yüreğinde yuvaladı. Eridi soldu gül yüzü, kuzusundan başka bir şey görmez oldu kara gözü. Ne yapayım edeyim de, olacaksa olmadan engelleyeyim diye hal çare düşünür oldu. Konuya komşuya döktü içini, yine de atamadı </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kara yılanın</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> zehrini</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">.</span></span></p>
<p class="s5"><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Dediler ki; yakın bir köy var, orada nene hatun yaşar. Çok görmüş geçirmiş, çok yedirmiş içirmiştir. Bilirse senin derdinin dermanını, ancak o bilir. Bir an bile durmadı Gülce. Bu dert aklında durdukça, bitmiyordu gün, geçmiyordu gece. Aldı kuzusunu yanına, düştü nene hatunun yoluna.</span></span></p>
<p class="s5"><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Sora sora buldu evi. Dokunsan kırılacak, üflesen yıkılacak bir evin önüne vardı. En az nene hatun kadar yaşlı, görmüş geçirmiş bir ev, bacası dumanlı. Dokunur dokunmaz gıcırdayarak açıldı tahta kapı. İsli, puslu bir odanın, yamalı minderli divanında, ufak tefek yaşlı bir kadın gördü Gülce hatun. ‘Hoş geldin’ dedi kadın, 'Ned</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">i</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">r derdin?</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> Anlamak zor değildi, bakışları bile dertliydi.</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> Elini tuttuğu kuzusuyla, yaklaştı kadının yanına.</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"></span></span></p>
<p class="s5"><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce garipsemedi, soruyu iki etmedi. Anlattı o ka</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">ra rüyayı ve ruhunu zehirleyen</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kara yılanı</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">. Nene hatun dikkatlice baktı </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce’</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">ye</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> ve yanındaki küçük kızına.</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> ‘Senin elinin ereceği var, eremeyeceği var. Gücünün yeteceği var, yetemeyeceği var. Gözlerinin göreceği var, göremeyeceği var. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Nasırlı ellerine mi güveniyorsun, taşı sıkan gücüne mi, yoksa şahin gibi gözlerine mi?</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> Korkuların olmuş bir </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kara yılan</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">, güvendiğin her şey yalan.’ dedi.</span></span></p>
<p class="s5"><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce hatun, iyice sararıp soldu. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Kara yılana</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> kurban mı verecekti kuzusunu? Neydi bu rüyanın anlamı? Var mıydı bu derdin dermanı? Kapandı ayağına, ‘Peki ne yapmalı? ‘</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> diye </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">sordu </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">hatuna</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">.</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> Yaşlı hatun, </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">şefkatle baktı. Tuttu kollarından </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce’yi</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">, ayağa </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kaldırdı. ‘Kusurluysan, kusursuza inan. Göremiyorsa gözlerin gece önünü,</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">geceyi gündüz edene dayan.’</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> dedi.</span></span></p>
<p class="s5"><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce, zor duruyordu ayakta. Aldı kuzusunu, düştü evinin yoluna. Derdinin çaresi bu son sözlerdeydi. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Peki</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> ama nene hatun ne demek istemişti</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">? </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Dilinde bir </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">name </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">gibi tekrar ede ede evine vardı Gülce. ‘Kusurluysan, kusursuza inan. Göremiyorsa gözlerin</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> gece önünü</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">, geceyi gündüz edene dayan.’</span></span></p>
<p class="s5"><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gece olmuştu yine. İçindeki </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kara yılan</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> büyürdü geceleri </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce’nin</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">. Yer yatağını </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">serdi,yatırdı</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> kuzusunu öpe koklaya. Kim bilir kaç gece geçmişti uyumadan, gözleri hasretti uykuya. Sırtını karşı duvara yasladı. Bitmeyen gece nöbeti başladı. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Dilinde nene hatunun</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> son</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> sözleri</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">‘Kusurluysan, kusursuza inan. Göremiyorsa gözlerin gece önünü, geceyi gündüz edene dayan.’</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">  </span></span></p>
<p class="s5"><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Artık hali, takati kalmamıştı </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce’nin</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Günlerdir  uykusuzdu</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">. Gözleri istemsizce kapandı, uykunun tatlı çağrısına koşarken son kez şu cümleyi mırıldandı. ‘</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Allahım</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">, yavrum sana emanet.’</span></span></p>
<p><span>​</span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gülce, horozun sesiyle uyandı.</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> Uyuyakaldım diye kendisinden utandı. O kadar saat nasıl geçmişti, gece gündüze nasıl ermişti anlamadı. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Gözleri telaşla yavrusunu aradı. Yatağında uyuyordu masum can. Ne </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kabus</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> vardı ne de kara yılan. Evinin bahçesine çıktı. Uzun zamandır ilk kez, derin bir nefes aldı. Çevresine bakındı. Ağaçlara, kuşlara. Bir uykuya bile yenik düşmüştü, ne kadar acizdi. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Kara yı</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">lan</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> o gece gelse ne yapabilirdi? </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">’ Nereye kadar ?’ diye sordu kendine. Hayalse bu </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kara yılan</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">, korkularıysa sadece, cana ziyan. Gerçek ise bu </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kara yılan</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">.</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> Gelse, görseydi de alsaydı yılanın canını. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"></span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Bitiremezdi dünyanın </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kara yılanlarını</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">. Nene hatunun ilk sözlerini hatırladı.</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> "</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Senin elinin ereceği var, eremeyeceği var. Gücünün yeteceği var, yetemeyeceği var. Gözlerinin göreceği var, göremeyeceği var. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Nasırlı ellerine mi güveniyorsun, taşı sıkan gücüne mi, yoksa şahin gibi gözlerine mi? Korkuların olmuş bir </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">kara yılan</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">, güvendiğin her şey yalan". </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Bu sözler aydınlattı onu gün gibi, güneş gibi.</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">Şimdi anlamıştı Nene hatunun dediğini.</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> Utandı verdiği anlamsız mücadeleden ve saçma korkularından, gelse de ne</span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15"> yapabilirdi artık o kara yılan. </span></span><span class="s4"><span class="bumpedFont15">İşte o an bir kuş kadar hafif hissetti. Ellerini kaldırıp göğe, kusursuza şükretti.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gecelerin Kirli Ritüeli: Mastürbasyon</title>
<link>https://fikirizleri.com/gecelerin-kirli-ritueli-masturbasyon</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gecelerin-kirli-ritueli-masturbasyon</guid>
<description><![CDATA[ Her insanın sakladığı bir karanlık vardır. Bu hikâyede, mastürbasyon bağımlılığı bir adamın diliyle gecelerin kirli ritüeli olarak açığa çıkıyor. Ama mesele sadece beden değil, görünmezliğin yükü ve anlaşılmamanın çilesi. Kaçışların ardında duran tek hakikat: Kendini bilme arayışı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f54a4180c3d.webp" length="5120" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 03:50:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.25pt; line-height: normal; mso-outline-level: 1; background: white;"><b><span style="font-size: 22.5pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #222222; mso-font-kerning: 18.0pt; mso-fareast-language: TR;">Gecelerin Kirli Ritüeli: Mastürbasyon<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 9.4pt; line-height: 15.05pt; mso-outline-level: 2; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #222222; mso-fareast-language: TR;">Her insanın sakladığı bir karanlık vardır. Bu hikâyede, mastürbasyon bağımlılığı bir adamın diliyle gecelerin kirli ritüeli olarak açığa çıkıyor. Ama mesele sadece beden değil, görünmezliğin yükü ve anlaşılmamanın çilesi. Kaçışların ardında duran tek hakikat: Kendini bilme arayışı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">...</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"><o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kasabanın gecesi ağır ağır serinliyordu. Çınar ağacının yaprakları rüzgârla hışırdıyor, eski taş kaldırımların üzerinde gölgeler titriyordu. Gece yarısını çoktan geçmişti; kahvehaneler kapanmış, sokak lambalarının solgun ışığı yalnızca birkaç köpeğin gölgesini uzatıyordu. Havanın sessizliği, iki adamın adımlarını daha da belirgin kılıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kenan ve Mehmet yan yana yürüyordu. Onları birbirine bağlayan şey kan bağı değil, yılların getirdiği dostluktu. Bu dostluk, sözlerden çok suskunlukla yoğrulmuştu. Ama bu gece suskunluk kırılacaktı. Kenan’ın içi, aylarca sakladığı bir yükle doluydu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Bir köşe başında durdu. Gözleri yerdeydi, sanki taşların arasına sıkışmış kelimeleri arıyordu. Derin bir nefes aldı, sigarasının dumanını göğe bıraktı. Duman gökyüzünde erirken cesaretini topladı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kenan:</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"> Mehmet… Sana bir şey söylemem lazım. Belki küçüleceğim, belki yargılanacağım, bilmiyorum. Ama artık susamıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Mehmet:</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"> (bakışlarını ondan ayırmadan) Söyle. Buradayım. Bazen en ağır sırlar, dile geldiğinde hafifler.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kenan, dudaklarını ısırdı. Bir an için uzaklara baktı; sokak lambasının altında, yağmurun izlerini taşıyan kaldırıma. Sonra başını eğdi, itirafını fısıldar gibi çıkardı:<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kenan:</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"> Geceleri… Ellerim bana oyun oynuyor. Mastürbasyona sığınıyorum. Sanki bir uyku kapısı gibi oldu. Onsuz uyuyamıyorum. Bir gün değil, bazen birkaç kez. Tatmin değil, sadece ertelenmiş bir huzursuzluk. Sabah uyandığımda içimdeki boşluk daha da büyümüş oluyor. Bu bağımlılığın içinde debeleniyorum. Ve en kötüsü, eşim yanımda uyurken bile ben yalnızım. Ellerim bedenimi avutuyor ama ruhumu daha da susatıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Mehmet başını sallamadı, kaşlarını çatmadı. Sadece dinledi. Yargılamadan, kesmeden. Kenan’ın yükünü paylaşır gibi sessiz kaldı. Bir süre sonra, ağır ama net bir sesle konuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Mehmet:</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"> Sen aslında ellerini değil, kaçışını anlatıyorsun. Eller sadece aracın. Asıl mesele, neden kaçıyorsun?<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kenan’ın gözleri bu sefer doldu. Dudakları titredi. Çınarın gölgesi altında yılların ağırlığı dökülmeye başladı:<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kenan:</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"> Çünkü görünmezim. İnsanların arasında varım ama yok gibiyim. Ailem, dostlarım… Hepsi beni gördüğünü sanıyor ama gördükleri sadece ismim, yüzüm, rolüm. Baba, eş, evlat… Oysa içimde başka biri var, kimseye göstermediğim. Köprü kuruyorum, kendi tarafımda kazıkları çakıyorum. Ama karşı yakadan kimse çivi bile çakmıyor. Hep yarım. Hep eksik. İşte o yüzden kaçıyorum. Ellerime, sigaraya, dumanın içinde kaybolmaya…<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Mehmet, derin bir nefes aldı. Gözleri hafifçe kısıldı, sanki Kenan’ın içine bakıyordu. Sonra yumuşak ama kesin bir tonda konuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Mehmet:</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"> Belki de köprün yanlış yere kuruluyor. Belki köprüyü karşıya değil, kendine kurman gerekiyor. Çünkü asıl yolculuk başkasına değil, kendine giden yol.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kenan, bu sözle irkildi. Kafasının içinde bir kapı aralandı. Dudaklarından çıkan kelimeler artık itiraf değil, fark edişti:<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kenan:</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"> Bütün bağımlılıklarım bana aslında aynı şeyi söylüyor. Sigara, eller, ayaklarımda kaşınan huzursuzluk… Hepsi tek bir yere işaret ediyor: Kendini bil. Kaçışlarımı inkâr etmiyorum. Onlar bana ders veriyor. Bana diyorlar ki: “Dur, bak, kendini tanı.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Mehmet, dostunun omzuna hafifçe dokundu. Yargılamadı, kırmadı, sadece yol gösterdi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Mehmet:</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"> O zaman mesele şu: Sebep, anlaşılma arzun. Sonuç, kaçışların. Ama arkasında seni sen yapan bir öz var. O özü hatırladığında, hiçbir bağımlılık seni küçültemez. Kendini bilmek, işte bütün zincirleri çözmenin anahtarı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kenan, gözlerini gökyüzüne çevirdi. Yıldızlar görünmüyordu ama içindeki boşluk biraz olsun hafiflemişti.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kenan:</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"> Benim süper gücüm yok, Mehmet. Ama cesaretim var. Ve şunu öğrendim: Kimse beni küçültemez. Ben değerimi biliyorum. Zayıflıklarımla da insanım, kaçışlarımla da… Ama yine de kendini bilen biri olacağım.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Çınarın gölgesinde suskunluk ağırlaştı. İki dost adımlarını yeniden kaldırımlara bıraktı. Gece daha da derinleşmişti, ama Kenan’ın içinde ilk defa bir ışık yanmıştı. Yol uzun olsa da, artık kendi içine kuracağı köprünün yönünü biliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p align="center" style="margin-top: 0cm; text-align: center; background: white;"><strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">...</span></strong><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI</title>
<link>https://fikirizleri.com/1-mayis-isci-bayrami</link>
<guid>https://fikirizleri.com/1-mayis-isci-bayrami</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f45e344fc1d.webp" length="42848" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 01 May 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 11.0pt;"><span style="color: windowtext;">                 </span></span>AYNI YÖNE YÜRÜYENLER <o:p></o:p></p>
<p>Bugün sıradan bir gün değildi. Yıllardır aynı saatte kalkıp aynı yollardan geçerek çalışmaya giden o insan, ilk kez başka bir yol seçecekti. İçinde biriken sözler, suskun geçen yılların ağırlığıyla artık taşmaya hazırdı. Kapıyı kapatırken arkasında bıraktığı ev küçüktü ama içinde büyüyen umut çok daha büyüktü. Sokağa adım attığında alıştığı yöne değil, başka bir yöne yürümek kolay değildi. İçinden geçen o eski tanıdık ses, “Bugün de sus,” diyordu. Ama bu kez dinlemedi. Sokaklar yavaş yavaş dolarken, farklı mesleklerden, farklı hayatların içinden gelen insanlar aynı yönde yürüyordu. Kimisinin cebinde son parası, kimisinin aklında ödenmemiş borçlar… Ama hepsinin kalbinde ortak bir şey vardı. “Emeğin değeri.” Bir köşede yaşlı bir işçi, yılların yorgunluğunu omuzlarında taşırken; biraz ileride genç bir kadın, daha iyi bir hayatın hayalini gözlerinde saklıyordu. Kalabalık büyüdükçe sesler çoğalıyor, sesler çoğaldıkça cesaret artıyordu. Ve bir anda o sessiz insan içinden, kendi sesini duydu, sonra dudaklarından döküldü kelimeler. Yıllarca söylenmeyenler, bastırılanlar, görmezden gelinenler… Hepsi bir araya gelip güçlü bir yankıya dönüşüyordu. Yalnız değildi, bunu artık çok iyi biliyordu. Adımlar hızlanıyor, omuz omuza yürüyen insanlar birbirine güç veriyordu. Belki o gün her şey bir anda değişmeyecekti. Ama o gün, değişimin mümkün olduğu hissi doğmuştu insanların içinde. Akşam olduğunda şehir yine sessizleşirken o insanların içindeki sessizlik kaybolmuştu; yerine diri, sıcak bir inanç gelmişti. Çünkü bazen en büyük umut, aynı yöne yürüyen insanların ayak seslerinde saklıdır.<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/AYNI YÖNE YÜRÜYENLER  Bugün sıradan bir gün değildi. Yıllardır aynı saatte kalkıp aynı yollardan geçerek çalışmaya giden o insan, ilk kez başka bir yol seçecekti. İçinde biriken sözler, suskun geçen yılların ağırlığıyla artık taşmaya hazırdı. Kapıyı kapatırken arkasında bıraktığı ev küçüktü ama içinde büyüyen umut çok daha büyüktü. Sokağa adım attığında alıştığı yöne değil, başka bir yöne yürümek kolay değildi. İçinden geçen o eski tanıdık ses, “Bugün de sus,” diyordu. Ama bu kez dinlemedi. Sokaklar yavaş yavaş dolarken, farklı mesleklerden, farklı hayatların içinden gelen insanlar aynı yönde yürüyordu. Kimisinin cebinde son parası, kimisinin aklında ödenmemiş borçlar… Ama hepsinin kalbinde ortak bir şey vardı. “Emeğin değeri.” Bir köşede yaşlı bir işçi, yılların yorgunluğunu omuzlarında taşırken; biraz ileride genç bir kadın, daha iyi bir hayatın hayalini gözlerinde saklıyordu. Kalabalık büyüdükçe sesler çoğalıyor, sesler çoğaldıkça cesaret artıyordu. Ve bir anda o sessiz insan  içinden,kendi sesini duydu, sonra dudaklarından döküldü kelimeler. Yıllarca söylenmeyenler, bastırılanlar, görmezden gelinenler… Hepsi bir araya gelip güçlü bir yankıya dönüşüyordu. Yalnız değildi, bunu artık çok iyi biliyordu. Adımlar hızlanıyor,omuz omuza yürüyen insanlar birbirine güç veriyordu. Belki o gün her şey bir anda değişmeyecekti. Ama o gün, değişimin mümkün olduğu hissi doğmuştu insanların içinde. Akşam olduğunda şehir yine sessizleşirken o insanların içindeki sessizlik kaybolmuştu; yerine diri, sıcak bir inanç gelmişti. Çünkü bazen en büyük umut, aynı yöne yürüyen insanların ayak seslerinde saklıdır.             DİLEK SARIKAYA"></a></p>
<p>                      DİLEK SARIKAYA<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif; color: black;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yolculuk 2. Bölüm</title>
<link>https://fikirizleri.com/yolculuk-2boelum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yolculuk-2boelum</guid>
<description><![CDATA[ Yolculuk ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69f0e3777e481.webp" length="20454" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 01 May 2026 00:31:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Anlam arayışı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yolculuk 2. Bölüm</p>
<p>Cezaevine git-gel sekiz sefer attık o gün. Son ikinci seferde ellerinde büyük poşetler ve çantalar, üzerinde eski elbiseler olan birkaç mahkûm da vardı. Yanımda oturan adamın sürekli öksürdüğünü ve bunun son beş günde artarak devam ettiğini, ne kadar söylese de görevlillerin onu hastaneye götürmediğini söyleyen bu adamın hâl-hareketlerinden de çok sinirli olduğu belli oluyordu. Kaptanın da desteğiyle ve bünyem de salgın hastalıklara karşı hassas olduğundan onun yanından kalkmak için ayaklandım, ancak o adam kendisi kalkıp başka bir yere oturdu. Bize hastaneyi sorarken bile sert bir şekilde konuşuyordu, sözleri isyân kokuyordu. Belki de gidecek yeri, kendisini bir daha kabûl edecek bir kimsesi ya da hastaneye gidecek beş kuruş parası yoktu; kim bilir. Yanında oturduğu adam da İran'lı bir uyuşturucu taciriymiş, yıllarca hapiste yatmış ve o gün tahliye olmuştu, doğru dürüst Türkçe konuşamıyordu bile. Zor belâ ne demek istediğini anlamıştım. Yüksekova'ya giden minibüs durağını soruyordu, kaptana durumu izah edip en yakın durakta inmesine yardımcı olmasını söyledim. Bu adamın da yüzünde yaşama sevinci kalmamış, yerini kin ve öfke almıştı.</p>
<p>Ben bile gördüklerimden, duyduklarımdan etkilenirken; rutin işi bu olan kaptan kim bilir ne hâldeydi?</p>
<p>Onlarca durak, binlerce yolcu ve bir birinden farklı hikâyeler...</p>
<p>Bazen yaşlı bir amca bazen bastonlu bir teyze. Bazen ayakkabısı yırtılmış bir öğrenci bazen tekerlekli sandalyeye mahkûm bir genç bazen elbisesi yıpranmış bir dilenci...Beni o gün en çok yakın olduğum cezaevi ve ordaki mahkûmlar etkilemişti. O anda aklıma şu söz geldi: "Ölülerin hâlini anlamak için mezarlıkları; hastaların hâlini anlamak için hastaneleri; hapistekilerin hâlini anlamak için hapishaneleri ziyaret edin."</p>
<p>Hastanede, hiçbir şeyin sağlıktan daha önemli olmadığını anlayacaksınız. </p>
<p>Hapishanede, özgürlüğün en değerli şey olduğunu göreceksiniz. </p>
<p>Mezarlıkta, hayatta canınızı sıkan hiçbir şeyin önemi olmadığı, bugün üzerinde yürüdüğümüz toprağın yarın çatımız olacağını anlayacaksınız.</p>
<p>"Hayatı doyasıya yaşayın."</p>
<p>O gün sanki ensemden kan alınmış gibiydim. İkindi namazını yıllarca tedavi olmak için gidip geldiğim, bazen tedavi olmak için mescidinde sabahladığım Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kılmak için hastane durağında indim ve yine o mescide koştum. Belki abdest alırsam, kendimi biraz toparlarım diye düşünüyordum. Hastane bahçesinde mahşer kalabalığı vardı. Dışarıdaki kantin ve polikliniklerin önü tıklım tıklımdı. Eli, ayağı alçılı çocuklar, tekerlekli sandalyede bekleyen ağzında maske olan 60'lı, 70'li amcalar, teyzeler...Elini kolunu kaybedenler, bir gözü görmeyenler, kulaklarına işitme cihazı bağlananlar...Önümde duran şu kantinde o kadar çok oturmuştum ki, bazen kendim için bazen yoğun bakımdaki hastalar için. Defalarca acil servisine gelmiştim burada. 1,1,5 kiolmetre ötede okuduğum üniversitedeyken, aşırı kan kaybı yaşamış ve hemoglobin 7, tansiyonum da 9'a düştüğünden bir hafta sonra ameliyat kararıyla kendimi yine bu hastanenin ameliyat masasında bulmuştum. Narkoz verilmeden önce doktora söylediğim son sözümü bile dün gibi hatırlıyordum: "Önce Allah'a sonra size emanetim." Evet ekseriyetle acı dolu hatıralar vardı bu hastanede. 2000'de ani işitme kaybı sonucunda, sol kulak total işitme kaybı yaşadığımı ve Amerika'da ameliyat olsam bile bir daha asla iyileşmeyeceğini öğrendiğim yer de; merhum babamın mide kanseri olduğunu öğrenip sular seller gibi gözümden akan yaşlara şahit olan yerde bu hastaneydi. Rahmetli babamı 2009'da son muayenesinde geçirdiği mide kanaması sonucu kaybetmiştim, acısı hâlâ taptaze. Hastaneler zorluklarla geçen hayatımın en önemli parçasıdır. Her hastane ayrı bir hikâye barındırıyor...Kimi zaman saatlerce yürüyerek kimi zaman bir hayırseverin arabasına binerek şifa bulmak için gelip gittiğim yerlerden biri de hastanelerdir.</p>
<p>"Ne alaka" dediğinizi duyar gibiyim ama orada tanıdık bir yüz aradı durdu nemli gözlerim. Yavaş adımlarla kalabalığı yarıp meccide gitmek üzere merdivenlerden aşağı indim. Kan tahlilleri, MR, Röntgen, Odyometri, Ortopedi...</p>
<p>Onlarca, belki de yüzlerce kez inip çıkmıştım bu merdivenlerden!</p>
<p>Uzun bir koridor, büyük ecza depoları, yemekhane, mescidin hemen yanında ölülerin yıkandığı gasilhâne ve cesetler çürümesin diye yapılmış soğuk bir oda: Morg!</p>
<p>Tadilattan sonra duvarlara sağlıkla, hastalık ve ölümle ilgili yazılar bulunan tablolar çivilenmişti koridor duvarlarına, en meşhuru ise hepimizin bildiği ama sık sık unuttuğu, "Her nefis(canlı) ölümü tadacaktır." Ayetiydi. Namaz için hazırlanırken lavaboda yine engel olamadım göz yaşlarıma. İkindi namazından önce iki rekat namaz kılıp yaralı yüreğimle Yâsin açıp okudum ve başta Peygâmber Efendimizin(sav) ruh-i saadetleri başta olmak üzere tüm ölmüşlerimizin ruhları için 1 Fatiha ve 3 İhlâs ekleyerek hediye ettim. Ellerim semâda gözlerim yaşlıydı. Öylesine geçmişim ki kendimden sessiz çığlıklarımı duymuştu benim gibi Kur'an okuyan bir adam.</p>
<p>Oturduğu yerden öyle bir duâ etti ki gören Hızır (as) geldi derdi:</p>
<p>"Gözyaşını seccadeye akıtan sıkıntın her neyse Allah rahmetiyle gidersin, gönlüne inşirâh ve ferahlık verip döktüğün her bir damlayı günahlarına keffâret eylesin."</p>
<p>Yol O'nun (cc). Yolcu O'nun (cc)... Yaşatan da öldüren de O'dur (cc). Veren de alan da O'dur (cc).</p>
<p>İyilere iyiliğinin mükâfatını; kötülere kötülüğünün cezasını verecek olan yine O'dur (cc).</p>
<p>Ben gerçekten çok sevmiştim ve yıllardır çektiklerimi hak ettiğimi düşünmüyordum ama isyân da etmiyordum, sadece kendime kızıyordum, şikâyetim olsa olsa acizliğimin ikrarı niteliğindeydi. Bazen Hızır gibi imdadıma yetişen iyi insanlar olmuştu bazen Şeytan gibi beni yolumdan alıkoymaya çalışan kötü insanlar...</p>
<p>Bazıları kendimi bulmamı sağlamıştı, bazıları ise beni benden etmişti; tıpkı severek, türlü türlü cefâ ve ezalar çekerek evlendiğim ve acımadan sırtını dönüp giden o zalim ve vicdânsız gibi!</p>
<p>Evet hayat bir yolculuktu ve her durakta ayrı bir hikâye saklıydı...Bazı hikâyeler uzun bazısı kısaydı. Bazıları ise sadece acılar, ayrılıklar barındırıyordu tıpkı benim hikâyem gibi...Yerde bir karınca ezilse acırdı benim yüreğim, yumuşak kalpliydim ama beni yıllarca sömürmeye çalışan zalim insanlara şunu da göstermeliydim artık: "Yeter artık bana çektirdikleriniz!"</p>
<p>Merhametliysem kim söyledi uysal koyun olduğumu?</p>
<p>Biliyor musunuz, geç de olsa bu tavrı ortaya koyduğum için etrafımda hiçbir dostum kalmamıştı. Ben insanları memnun etmek için gelmemiştim dünyaya. Bunu çok iyi bilmeme rağmen yine de kırılmasınlar, üzülmesinler, küsmesinler, beni yalnızlığa terk etmesinler diye yıllarca sabrettim.</p>
<p>Ki yıllarca bir dört duvar arasında soğuk bir odada yalnızlığa terk edilen de yine bendim!</p>
<p>O zamanlar benim de bugün cezaevinde gördüğüm o mahkûmlardan bir farkım yoktu.</p>
<p>Onlar içerde ben ise dışarıda hapistim!</p>
<p>Sabrımın karşılığını insanlardan göremedim.</p>
<p>"Balık bilmese de Hâlık bilsin yeter." Ben bu sabrın mükafâtını er ya da geç alacağıma olan inancımı hâlâ koruyorum...Beni ayakta tutan da bu inançtır.</p>
<p>Son seferimizde sırf akşam namazını kılalım diye yine cezaevine sürdük otobüsü. Kantin kapalı cezaevi karanlıktı. Cezaevine yönelip sanki sesimizi duyacaklarmış gibi, "Allah hepinizi kurtarsın," diyerek uzaklaştık oradan.</p>
<p>Yolda hâlâ düşünüyordum ki, kaptan sırası bitmesine rağmen aniden frene basıp durdu. Belli ki araba yoktu o saatte. Adam içeri gelir gelmez duâ etmeye başladı: "Allah, peygâmber sizden razı olsun, bir saattir bu soğukta araba bekliyordum, sen de durmasaydın, soğuktan donacaktım." Kaptan biraz takılmak istedi ve şöyle dedi: "Bak abi, bu otobüsün sırası bitti. Eğer ceza yazarlarsa, sana keserim bilesin."</p>
<p>Adam para uzattığı anda kaptan eliyle uzaklaştırıp "Koy onu cebine, insanlık öldü mü?" diye yanıt verdi. "Kimsin, necisin?" gibi soruların cevabı canımı çok fenâ acıtmıştı.</p>
<p>"Ben bir akrabamın yanında lokantanın fırınında ekmek ustasıyım. Geçen sene göğsümden ameliyat oldum. Biraz iyiydim ama bugün yine film çektirdim, hastalığım yine tekrar etmiş, yeniden ameliyat olmam gerekiyormuş. Bana dûa edin."</p>
<p>Adamın sık sık göğsüne bastırdığını görüyordum. İçten içe bir ahh! çektikten sonra ona sabır ve mücadeleyi elden bırakmaması için telkinde bulundum.</p>
<p>Adam poşetinden ekmek çıkarıp ne olur hayır demeyin parayı almadınız bari bu pideleri alın deyince, kaptana döndüm; o da ayıp olmasın diye al der gibi kafasını salladı. İki gündür yediğim ekmeğin sahibi göğüs kanseri abimize duâ ediyorum... ALLAH (cc) evlatlarına, eşine bağışlasın. Bir gün içinde gördüklerim, yaşadıklarım bana ne kadar az şükrettiğimi de göstermişti.</p>
<p>Bu memleketin her bir köşesinde ayrı bir hikâye vardı...</p>
<p>Attığım her adımda geçmişimle yüzleşmek zorunda kalıyordum, her durakta yeni bir şey öğreniyordum, adeta hayat bana durmadan ders veriyordu. Hem de çok ibretlik derslerdi bunlar...</p>
<p>Beni en çok yoran ve üzense her insanın kolay kolay kaldıramayacağı bu dersleri, en aciz düştüğüm ihtiyarlığa adım atarken alıyor olmam. Her şeye rağmen bu gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmamdı.</p>
<p></p>
<p>Not:Bu hikâyenin devamı gelecek...</p>
<p>Yolculuk 2. Bölümün sonu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TAHTADAKİ SON İZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/tahtadaki-son-iz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tahtadaki-son-iz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69efb596258cc.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 22:30:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Pencereden giren güneş, yeni bir günün habercisiydi. Sıraların üzerine vuran umudun ışığıydı. Benden önce kaç nesil geçti bu sıralardan bilmem ama şimdi sıra bendeydi. Farkında değillerdi belki ama bugünlere  bir gün özlem duyacaklardı. O gün gelene kadar görevimi eksiksiz yapmalıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">Yoğun bir gün daha başlıyor. Çok değil, biraz sonra okulun içi çocuk cıvıltılarıyla dolup sınıflar yine o neşeli haline bürünecek. Benim varlığımdan haberdar olmasalar da ben hep onları izliyor olacağım. Sessiz ama görünmez değilim. Biliyorum, hiçbirisi beni hatırlamayacak. Öğrendikleri her yeni bilgide benim katkımın olduğunu bilmeyecekler belki ama hayata atıldıkları bu dönemde en büyük yardımcıları ben olacağım. Benim sayemde bir şeyler öğrenecek, yeni bilgilere kavuşacaklar. Bitip tükenene kadar hep onların yanında olacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte, sınıfın kapısı açıldı. İlk giren, kırmızı kurdelesiyle Ayşe oldu. Hemen ardından Funda ve Yasemin tüm sevecenlikleriyle onu takip ettiler. Onların arkasından sınıfın haylaz delikanlıları Mert, Asaf ve Enes büyük bir gürültüyle girdiler içeri. Bundan birkaç yıl sonra akıllarının ucuna bile gelmeyecek hararetli bir tartışma içerisindelerdi. Yine her zaman olduğu gibi bir sonuca varamayıp konudan konuya atlayacaklardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm çocuklar içeriye girdiğinde artık sınıfın sessizliği yerini çoşkuya bıraktı. Sıralara yerleştirilen çantaların ardından kimi yerinde otururken kimileri sınıf içerisinde koşturmaca halindeydi. Bitmek bilmeyen enerjileri sayesinde bir o tarafa bir bu tarafa her yere yetişme telaşı içindeler. Onları izlemekse bana büyük bir mutluluk veriyor. Az sonra bu hallerine öğretmenleri son verecek. O an gelene kadar yaramazlığın tadını çıkarmaya kararlıydılar. Hayatlarının en masum oldukları bu dönemde kendilerine verilen bu hakkı sonuna kadar kullanıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapıda beliren öğretmenlerini görünce sınıftaki gürültü bir anda azaldı. Sıraların arasında koşuşturanlar hemen yerlerine geçtiler. Tahtanın önünde duran uzun boylu öğretmenleri, yuvarlak çerçeveli gözlüklerin ardından gülümseyerek <em>''Günaydın çocuklar,''</em> dedi tüm çoşkusuyla. Hep bir ağızdan çıkan <em>''Günaydın öğretmenim''</em> çığlığı tüm sınıfı inletmeye yetti. Yerine geçen öğretmenleri, çantasından çıkardığı notlarını masasına bırakırken çocuklar da kendi çantalarından çıkardığı defterlerini sıraya koydular. Tüm hazırlıklar tamamlandı. Sırada yeni bilgilerin öğrenilmesi vardı. Öncesinde yoklama zamanıydı. Eline aldığı sınıf listesindeki isimleri sırayla okumaya başladı öğretmenleri. İsmini duyan her bir çocuğun kimi yüksek sesle kimisi ise utangaçlığın verdiği duyguyla sessizce <em>''Buradayım,''</em> dedi. Tüm sınıf eksiksiz buradaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kiminin gözünde öğrenme hırsı varken kiminde yapamama telaşı vardı. Her biri ayrı bir cevher olduğunu bilmeden minik yüreklerine yükledikleri heyecanları bir gün gösterecekti. Belki bugün belki başka bir zaman. Elbette sıra kendilerine gelecekti. Cesaretlerini toplayıp tahtaya çıktıklarında en büyük destekçileri ben olacağım. Belki beni hatırlamayacaklar ama olsun. Onlara bir nebze yardımcı olursam, ne mutlu bana.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayet öğretmenleri yerinden kalkıp tahtanın önüne geldi. Herkes gibi ben de bugünün konusunu merak ediyordum. Bakalım minik dahilere bugün neler öğretecektim. Öğretmenleri, tahtanın kenarına uzanıp beni eline aldı. En yukarı, tahtanın sol üst köşesine ders yazıp üst üste iki nokta koyduktan sonra büyük harflerle ''HAYAT BİLGİSİ'' yazdı. Artık sıra bendeydi. Benimle yazılan her bir harf her bir kelime umutlara açılan yeni bir kapı demekti. Yazdıkça tükenirken, öğrettikçe çoğalacaktım. Kendimle ne kadar iftihar etsem azdır. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yolculuk 1.Bölüm</title>
<link>https://fikirizleri.com/yolculuk-1boelum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yolculuk-1boelum</guid>
<description><![CDATA[ Yolculuk ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69f0e3777e481.webp" length="20454" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 20:14:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Yolculuk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih 27 Nisan 2026 Pazartesi.</p>
<p>Yurtdışından döneli epey zaman olmuştu. Ailemle onca zamanın hasretini çıkarıyorduk. Evin bazı ihtiyaçları; hazırlanması gereken içinde annemin imkânları nispetinde soğan, domates, biber, fasülye gibi sebzeleri ekmeğe hazırla(n)dığı bahçe, annemin hastane ve ilaçları, iğne ve serumlar derken bir ayı devirmiştim işte. Yurtdışına gitmek üzere her an gelebilecek bir telefonla hareketlenebilirdim, yurtdışından geldiğimde ilk iş elbiselerimi yıkayıp sanki hiç dokunulmamış gibi özenle bavuluma yerleştirmek oldu. Bu yüzden telefonu yanımdan hiç ayırmadım. Doğup büyüdüğüm, babamın yokluğunu her an hissettiğim bu evdeki sınırlı günleri iyi değerlendirmeye çalışıyordum: Kitap okuyor, sık sık nisan ayının yağmurlu ve karla karışık havasına rağmen dışarıya çıkıp derin derin nefes alıyor, hem web siteleri için hem de romanım için çeşitli yazılar yazıyordum. Herkes kendi dünyasında, kimse kimseyle ilgilenmiyordu.Yaşadığım onca badireden sonra bu kalabalıklar içindeki yalnızlık ceza mıydı yoksa bir mükafât mı? bilmiyordum ama yine böyle bir yalnızlığın içinde bocalayıp duruyordum.</p>
<p>Bu arada çok şanslıydım; mahallenin her iki sokağında da birer camii vardı ve bana çok yakındı.</p>
<p>Cuma namazından sonra Hüsnü amcanın çocukları, Hasan, Mustafa ve torunuyla musafalaştıktan sonra eski bakkal ve çok sevdiğim Hüsnü amcayı sordum. Hasan gerilerde bir yeri üzgün bir şekilde işaret ederek "İşte orada, seni tanıyabilirse tabi" deyince ben de çok üzülmüştüm. Zira elini sıkıp öptüğüm bu adam beni tanıyamayacak kadar yorgundu.  Alzheimer olduğunu ögrendiğimde adeta sarsılmıştım. Hey gidi Hüsnü bakkal, seni böyle mi görecektim yıllar sonra! Halılar kirlenmesin diye ters çevirdiği bastonuyla camiden çıkarken, gelecekteki ben geçti gözümün önünden. Dolu gözlerle eşlik edip yolcu ettikten sonra boşalan camiye geri dönüp olduğum yere çöktüm.</p>
<p>Ve hem onun için hem kendim ve ailem hem de insanlık için duâ etmeye devam ettim, bu hâl akşam namazına kadar devam etti. Akşam namazını cemaatle kıldıktan sonra düşünceli bir hâlde eve vardım...</p>
<p>Ve her zamanki gibi uygulamayı açıp kaldığım yerden romanı okumaya devam ettim...</p>
<p>Artık tek gayem, geçen zamana güzel anılar pekiştirmekti. Kaçınılmaz bir sona yaklaşırken, artık daha temkinli ve kararlı adımlar atmam gerekiyordu.</p>
<p>Yaşadıklarım bunu iyice kavratmıştı bana!</p>
<p>Her zaman yaptığım gibi yalnızlığımı Onunla paylaşıyor, secdeleri uzatıp ağlıyordum. Zira ağlamak her zaman iyi geliyordu ruhuma. Hem kalbim kasvetten kurtuluyor hem de yumuşuyordu. Duâ etmek ise manevî bir terapi gibi geliyordu bana. Eskisi gibi sohbetlere katılamıyordum artık, zira bedenim de yılların acısını çıkarıyordu benden. Kalbim ritmini değiştirmişti, bozuk bir akort gibi işaret veriyordu.</p>
<p>Kan değerlerim düşmüş, onunla birlikte birden kalkmamla yere çökmem bir oluyordu, belli ki ihtiyarlık alâmetleri baş göstermişti, ancak ben yine de direniyordum.Yarım kalan hayallerim vardı...Kaderin bana yapabileceği en büyük kötülük hayallerimi gerçekleştirmeden hayatıma son noktayı koymasıydı!</p>
<p>Sohbet meclislerine gidemiyordum demiştim, aslında gönülden bağlı olduğum bu yerlere gitmememin ya da gidemememin de kendimce makûl sebepleri vardı. Bizim buralar alım ve hocalarla doludur, her biri ilim ve irfân pınarı olan bu zatlar, yaşarken de öldükten sonra da ilhâm kaynağı olmayı, gönüllere yerleşmeyi ve hayır dualarla anılmayı başarmıştır.</p>
<p>Evde oturup beklemekten çok sıkıldığım zamanlarda evimize dönen ilk kavşakta Sofubaba Camii ve Türbesi vardır. Camii bahçesi içindeki mezarlık düşünülenin aksine, huzur verir bana, zira orada dünyalık ve dünyalık telâş biter, ruh ve kalp ahirete ve sahibine dönüktür.</p>
<p>Orada çok tefekkür ederim, namaz kılmayı, dünya ve ahiret saadeti için uzun uzadıya duâ etmeyi çok severim. Bütün çıkmazlara, tıkanıklıklara, meşâkketlere, yorgunluk ve yalnızlıklara, acı ve ayrılıklara rağmen; seni hakkıyla bilen, hakkıyla duyan, hakkıyla gören bir varlığın olduğunu hissetmek yaşama sevincinizi ve mücâdele azminizi biraz daha artırıyor. En azından ben kısa veya uzun vadeli bunalım ve çöküntülerimin şifasını bu şekilde arayarak buluyorum.</p>
<p>Sofubaba manevî bir koku yayar hissedebilmeyi başaranlara.Ben orada gül kokusu, cennet kokusunu alırım ve o atmosferin hâlet-i ruhiyesine karışırım, uzun bir yolculuğa dalarım...</p>
<p>Artık ne olmuşların ne de olacakların durumu beni endişelendirir veya korkutur, ben o anda kalmaya çalışırım ve :"Keşke bu bir rüya olsa ve ben hiç uyanıp zulmün, adaletsizliğin, vicdânsızlığın, ihanetin, nankörlük ve şükürsüzlüğün olduğu bu dünyaya bir daha gözlerimi açmasam" diye içimden geçiririm.</p>
<p>Bu mekânlarda çok duâ etmişimdir, en çokta daha fazla yara almamak için duâ etmişimdir;</p>
<p>Yıllar sonra yine aynı memleketin camisinde şu kelimeler döküldü dilimden: "Ya Rabbi, bana insanların gerçek yüzünü göster."</p>
<p>Nasıl içten dilediysem, o gece rüyamda onu gördüm...Bana onun hakkında önemli bilgiler veriyordu onun olduğu yeri işaret eden aksakallı dede!</p>
<p>Ağlayarak uyandım ve lavaboya koştum, hasta annem dahil hiç kimse hıçkırarak ağladığımı görmemeliydi, duymamalıydı. Onunla fırtınalar kopararak ayrılmıştık, üzerinden iki sene geçmişti.</p>
<p>O geceyle birlikte yeniden kalbime dinmek bilmeyen bir hüzün ve gözlerimde bulutlar toplanmıştı.</p>
<p>Bir gün sonra...</p>
<p>Telefon çaldı akşam saatlerinde, tabi ben kara bulutlar dağılsın diye elimdeki Android uygulamasından indirdiğim kitapları sırasıyla okuyordum. Arayan teyzemin torunuydu. Teyzem vefat edeli çok olmuştu, ancak onun merhameti sayesinde bıraktığı insanlarla selamı sabahı asla kesmedim. Kısa bir hâl hatır sorduktan sonra benim için en çok üzülen ve duâ eden bu adam kısa bir selamlaşmadan sonra canımın sıkıldığını hissederek kaptanlığını yaptığı belediye otobüsünde kendisine refakat etmemi, yol arkadaşı olmamı ve kitaplarım hakkında bilgi alıp tanıtım için birkaç yere başvurmamız gerektiği konusunda sohbet etmek üzere çalıştığı yere davet ediyordu. Hayır demedim tabii. Liseyi okuduğum yoldan gitmeyi tercih ettim. Hem evimize 5 dk. mesafedeki bu okulda anılarım vardı hem de yüzleşmem gereken hakikâtler...Ne zaman bu okulun önünden geçsem, bir müddet ya bir bankta otururum ya da çimlere...Okul düz liseden Anadolu lisesine dönmüş, giriş çıkışları bile değişmiş zamanla tıpkı benim de değiştiğim gibi. Zaten hangimiz değişime engel olabiliriz ki!</p>
<p>O kısacık yolu adımlarken neler neler geçti önümden...</p>
<p>Bir hafta önce harita mühendisi olduğunu öğrendiğim bir çiğköfteciye uğradım. Selam verdim, biraz sohbet ettik, yazar olduğumu biliyordu, bir entelektüel üslubuyla hemşehrim olduğunu öğrendiğim bu insanla çay eşliğinde verimli bir sohbet gerçekleştirdik. Kaptanla buluşma saatimiz gelmediğinden orada zamanımı din, iman, ahlâk, ticaret gibi konulara temâs ederek değerlendirdiğimi düşünüyorum...</p>
<p>Aradan yarım saat geçmeden kaptan buluşma yerine varmak üzere olduğunu haber verince hemen vedâlaşıp ayaklandığım gibi hızlı adımlarla buluşma noktasına gittim. Memleket ne kadar değişmişti böyle. Depremden sonra minaresi yıkılan Hz.Ömer camii özellikle öğrencilik yılllarımı saklayan anılarla dolu bir yerdi benim için. Uzun zaman önce yıkım kararı verilen o camiiden eser kalmamıştı, yerine yeni bir cami inşaatı yapmışlardı.Yer olmadığı için eşiğinde namaza durduğum kapı, nefes almak için üzerinde oturduğum bank...</p>
<p>Her şey ya yok olmuş ya da değiştirilmişti.Tıpkı akıp giden hayatım gibi etrafımdaki insanlar da mekânlar da değişmişti, değişiyordu...</p>
<p>Buluşma yerinde yeni banklardan birine oturduk hem sohbet ettik hem de dumanı üzerinde tüten çayımızı içtik. Saatine baktı, beklediği şoförün gelmesine daha vardı. "Biraz yürüyelim" dedi ve muhafazakâr insanların alışveriş yaptığı bir dükkana götürdü. Burası hemen hemen her şeyin bir arada olduğu kocaman bir alış veriş merkeziydi.</p>
<p>Ne olduysa o basamaklardan birkaç adım atarak aşağı indiğim o anda oldu, korkttuğum başıma gelmişti: O veya onun silüeti artık ne derseniz deyin, birkaç adım ötede ellerinde kırtasiye malzemeleri, kahverengi uzun pardesü ve elinde konuştuğu telefonla göz gözeydik şimdi! Bu memlekete geldiğim gün ya onunla ya da onu yakından tanıyan biriyle göz göze gelmekten korkmuştum. Zira unutmak ve unutulmak istiyordum, bir süre şehir dışına ve yurtdışına çıkma sebebim buydu, ancak kader yine onu bir hançer gibi yaralı yüreğime saplamayı başarmıştı. Bir süre yürür adımlarla baktıktan sonra kaptanın kolundan tutup yönümüzü değiştirdim. Kaptan neye uğradığını şaşırmıştı ve ilk sorduğu soru: "O muydu?" oldu. Kaptan da biliyordu yüreğimdeki yangının çok kolay sön(e)meyeceğini, ancak yine de birine benzettiğimi, onu bir daha hiç görmeyecek kadar benden uzak olduğuna inandırmak için elinden geleni yapıyordu.Tezgâhın arkasında mahalleden eski tanıdıklarımla sohbet ederek bu atmosferden sıyrılmaya çalıştım, ancak gel görki; sanki benim kokumu almış, sesimi duymuş gibi yeniden gözümün görebileceği bir yerden geçti. Durgunluk ve çaresizliğime bir de şiddetli bir baş ağrısı eşlik etti ve derin bir kuyuda yeniden binlerce soruyla boğuşmaya başladım.</p>
<p>Kaptan kafam dağılır diye davet etmişti, ancak yaşadığım tarifsiz acı için kendini suçluyordu. İlk bir saatlik yolculuktan son yolculuğa kadar bu hâlden sıyrılmayı başaramadım. Belki çok uzaklardaydı, belki evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı ama ben hâlâ onun hayaliyle mi yatıp kalkıyordum? Bu olacak şey miydi; yuvamı yıkan, hayatımı darmadağın eden,beni sürgün yemiş gibi memleketi'mden uzaklaştıran o değil miydi!</p>
<p>İnanın bunu neden yaşadığımın yanıtını ben de bilmiyorum.Ancak çok iyi bildiğim bir şey vardı o da geçmişe takılıp kalmak yolumu kapatmaktan, beni kör kuyulara hapsetmekten başka işe yaramayacaktı. Işıklarda bindik şoför değisti, garaja gittik, öğlen namazını kılıp çay içtik yine. Çok konuşmak yerine sadece dinlemeyi tercih etmiş ve içten içe bu günkü daveti kabul ettiğim için kızmaya başlamıştım kendime.</p>
<p>Otobüs hareket saatinde ön koltuğa oturdum, hemen kaptanın arkasında, sağ camın önünde...</p>
<p>Her durak ayrı bir hikâye ayrı bir gözlem...</p>
<p>İlk yolcumuz tekerlekli sandalyede hayata tutunmaya çalışan 40-50 yaşlarında bir amcaydı. Kapıyı binecek şekilde ayarlayıp içerideki yerine yolcu ettim. Teşekkürü dilinden düşürmedi yol boyunca. Kim bilir o sandalyede ne yaşanmışlıklar ne hayaller gizliydi. Umudun ete kemiğe bürünmüş bir hâliydi, şükretmeyi dilinden düşürmeyen bu adamın vakârlı duruşu.</p>
<p>İnenler binenler derken,bir sonraki durakta tesettürlü ve yaşlı bir teyze bindi otobüse. Ben oturuyordum, ancak onun oturacak boş bir koltuğa ihtiyacı olduğunu hissederek yerimi vermek istedim ve aldığım cevap hayatımın en büyük derslerinden, edebin, hâyânın, hürmetin git gide kaybolduğu bir toplumda, bir örtülü hanımefendiden almış oldum: "Orası sizin yeriniz. Ben sizi ordan kaldırırsam hem ayıp olur hem de hak geçer. Siz oturun, lütfen!"</p>
<p>Bunu söyleyen cahil bir insan da değildi. Okumuş ve kendini geliştirmişti. Bunu duyunca çok utandım ve ısrarla yerimi vermeyi başardım. İneceği son durakta yineledi: Hakkınızı helal edin. Yerinizi işgâl ettim ve duâ ederek oracıkta indi.</p>
<p>Kaptan yerimi verip ayakta kaldığım için içten içe kızıyordu, çünkü benim akrabamdı ve rahatımın bozulmasını istemiyordu. Ancak ben hem huzurlu hem düşünceliydim...</p>
<p>Bu arada söylemeyi unuttum, yolculuğumuz cezaevine, evet evet, yanlış duymadınız hani şu mahkûmların yattığı cezaevi.</p>
<p>Cezaevinden içeri girince insan hem üzülüyor hem de ürperiyor.</p>
<p>Kahvaltıyı geç yapmama rağmen, birlikte yemek yememiz için ısrar ediyordu. Elimi yıkayıp çıktığım sırada garson masanız hazır diye sesleniyordu. Kaptan misafirini aç bırakmak istemiyordu. Biz yoldayken yemeklerimizin hazırlanmasını söylemişti. Güveçte köfte ve her etli yemeğin yanında olmazsa olmazımız soğan ezmesi inanılmaz güzeldi.</p>
<p>Ayranımı da bitirdikten sonra masadaki yazıya takıldı gözüm, aynen şöyle yazıyordu: "Burada çalışanlar rehabilete edilerek topluma yeniden kazandırmaya çalıştığımız mahkûmlardır. Bir kusurlarını, eksiklerini görürseniz, anlayışla karşılamanızı rica ederiz." Bir cezaevine oradaki kader mahkûmlarına ilk defa bu kadar yakındım. Masamızı hazırlayan, ekmeğimizi, suyumuzu getiren o insanların boştayken neler hissettiklerini, nerelere dalıp dalıp gittiklerini tahmin edebiliyordum. Kimisi sevdiklerini, eşini, çocuklarını, anne babasını özlerken; kimisi de bulaştığı suçların acısını, vicdân azabıyla ödüyordu. Kimisi kandırılmış kimisi bir anlık öfkesine yenilmiş tetiğe dokunmuş, bıçak sallamış, kimisi alışkanlık üzere veya çoçukları daha iyi bir hayat yaşasın diye kaçakçılık ve uyuşturu gibi suçlarından hüküm giymiş kimisi iftiraya ve hâkerete uğramış kimisi de başka birinin suçunu üstlenmişti.</p>
<p>O gözlerde hem korku vardı hem hüzün vardı hem de bugün yarın özgürlüğüne kavuşma umudu...</p>
<p></p>
<p>Not:Bu hikâyenin devamı gelecek...</p>
<p>Yolculuk 1.Bölüm'den...</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YUVA</title>
<link>https://fikirizleri.com/Yuva</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Yuva</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e73bb23a2d4.webp" length="32826" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords>Yuva</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>           YUVA<br>   Kasvetli ve boğucu… Bulunduğun odayı tarif et deseler kesinlikle kullanacağım iki kelime. Burası bir bekleme salonundan farksızdı artık benim için. Bu yüzden odanın en sevdiğim yeri pencere kenarıydı. Odanın bir köşesinde duran ve pek de kullanılmayan o ahşap sandalyeyi pencerenin kenarına çekip saatlerce izleyebilirdim dışarıyı. Sokağı, sokaktan geçen insanları, ağaçları, gökyüzünü ve kuşları. Her gün bir hikaye uydururdum onlarla ilgili. Bu yüzden arkadaşlarım bana ‘Hikayeci’ der, bazı geceler etrafımı sarar hikayemi meraklı gözlerle dinlerlerdi. Tüm hikayelerimin ilham kaynağı bu pencereydi.</p>
<p>                Bu sabah hava çok güzeldi ve ben yine tek mutlu olduğum yerdeydim, penceremin kenarında… Dünyaya açılan pencerem. Tıpkı gözlerim gibi o ve en güzeli ben dışarıda olanları izliyordum ama onlar benim farkımda bile değildi. En çok gökyüzünü ve ağaçları izlemeyi seviyordum. Ağaçlar, öyle sessiz, sakin ve asiller ki. Sonra gözlerim iş çıkışı koşturarak evlerine giden insanlara takılırdı. Çocuğunu kolundan tutup çekiştirerek yürüyen kadına, her gün parkın aynı bankına oturup bekleyen emekli Ahmet amcaya. Ne emekli olduğunu ne de adının Ahmet olduğunu biliyorum. Sadece benim hikayemde öyleydi.</p>
<p>           Dışarıyı izlerken penceremin tam önünden bir kuş geçti. Ne kadar da yakından geçti. Hemen ardından bir tane daha. Ya arkadaşlar ya da eş diye düşündüm. İlerideki ağacın dalına kondular. Dün de ordaydılar. Sürekli aynı yere gelmeleri garip. Bir karartı var ama tam net seçemiyordu gözlerim. Geçen bayram, hediye paketlerimden birinden bir dürbün çıkmıştı, onu hatırladım. İşte şimdi tam sırası. Nereye koymuştum onu acaba? Yatağımın altındaki kutudaydı sanırım. Evet işte orda. İlk kez kullanacağım, bu neden daha önce aklıma gelmedi ki? Dürbünümle ağaca doğru baktım, o iki kuşun konduğu sık yapraklı dallara doğru baktığımda gördüğüm şey beni nedense hayrete düşürdü. Bir yuva… Bir kuş yuvası.</p>
<p>                Küçük dal parçaları,  kuru yapraklar ile ince ince işlenmiş, örülmüş bir mimari harikası. O kadar muazzam ki, görür görmez hayran olurdu insan. Böyle ince bir işçiliğin, bu küçük, kahverengi, çelimsiz yaratıklar tarafından yapıldığına inanmak zor. Dürbünün ayarlarıyla oynayıp biraz daha yakınlaştırdım. Her detayı izlemek, yuvasının başında ‘Bunu ben yaptım’ gururuyla bir o yana bir bu yana zıplayan minik kuşu gözlemlemek keyif veriyordu. Yuvanın içinden üç küçük gaga yukarı doğru uzanıyordu. Bir tane de kahverengi benekli beyaz küçük bir yumurta vardı, henüz çatlamamış. Yuvanın en tembeli bu galiba dedim içimden. Kardeşlerine yetişememiş, halen kabuğunu kıramamış.</p>
<p>                İki minik ebeveyni izliyordum. Tatlı bir telaş içindelerdi. Gagaları hep yukarda, süt için ağlayan bebekler gibi yiyecek bekleyen yavrularını doyurmak için uçup uçup dönüyorlardı. Biri ne zaman bir şeyler getirmek için uçup gitse diğer ebeveyn yuvanın başında, en yakın dalda durup bekliyordu. Diğeri ağzında bir böcek ya da solucanla döndüğünde öteki hızla uçup gidiyordu. Bir takım oyunu, bir bayrak yarışı gibi. Bu iki minik beden, çer çöpten yaptıkları yuvalarının içinde duran üç doymak bilmeyen gagayı doldurmak için bir seferberlik halindeydiler. Birden içime bir sıkıntı bastı. Öfkeyle karışık bir karanlık. Hızla perdeyi kapatıp kalktım yerimden. Dürbünü bir kenara atıp uzandım. Tek isteğim; uyumak. Rutubetten kararmış, artık eski beyazlığı kalmayan tavana bakarak uyuyakaldım.</p>
<p>                Ertesi gün, kahvaltı sonrası herkes odasına çekildiğinde, gözlerim perdesi kapalı pencereye ilişti. Dün anlam veremediğim öfkem, yerini tekrar meraka bırakmıştı. Dürbünümü alıp perdeyi açtım. İşte yine oradalardı. Kuşlardan biri, yavruların başındaydı. Diğeri ise yine yuvaya yiyecek taşımak için gitmişti. Gözlerim, çatlamayan yumurtaya takıldı. Sanırım başaramadı.  Kabuğunu hiç kıramayacaktı. Onun kabuğunu kırmasına yardım etmeyen anne babasına ve karınlarını doyurmaktan başka bir şey düşünmeyen kardeşlerine öfkelendim. Ne kadar bencillerdi. Hayat, o kabuğunu kıramayan yumurtaya rağmen devam ediyordu.</p>
<p>                Her sabah bu yuvayı ve kuş ailesini izlemek bir ritüel haline geldi benim için. Karanlıkta görebilsem, gece de izlemeye devam ederdim, öylesine ilgimi çekiyordu. Günlük işlerden fırsat buldukça, odama kaçıyor, dürbünümü alıp onları izliyordum. Merakla başlayan her gözlemim, isimlendiremediğim karanlık bir duyguyla sona eriyordu.</p>
<p>                İki hafta geçti. İki hafta boyunca her gün yuvayı, yavruları ve iki kuşu gözlemledim. Sadece insana mahsus olduğu düşünülen her duyguyu hissettim onlarda. Merhamet, sevgi, korku… Bakıp da görmediğimiz pek çok can, can taşıyan her beden, boyutu, şekli, tipi, türü ne olursa olsun benzer şeyleri yaşıyor ne garip.</p>
<p>                Bir pazar sabahı, yine uyanır uyanmaz dürbünümü alıp pencereye koştum. O gün farklıydı. Kuşlar yavrularına yiyecek taşıma telaşında değillerdi. İkisi de yuvanın başındaydı. Tüysüz, şekilsiz, kocaman gagalardan ibaret yavrular büyümüş tüylenmiş ve anne babalarına daha çok benzeyen bir şekle bürünmüşlerdi. Henüz toy oldukları hareketlerinden belli oluyordu, ancak iki hafta önce yuvada ilk gördüğüm hallerinden çok farklıydılar. Büyük kuşlardan biri, ağzında tuttuğu yiyeceği yavrulara gösterip arkasını dönüyor yuvadan uzak bir dala konuyordu. Ne yapmaya çalışıyordu acaba? Yavru kuşlardan biri yuvadan dışarı çıkıp ağacın dalına doğru adım attı. Sanırım amaç buydu; yavruları yuvadan çıkarmak. O sırada korkunç bir şey oldu. Ve yavru kayıp düştü. Yuvanın bulunduğu yüksek daldan aşağı düştüğünde hiç şansı yoktu biliyordum. Küçük kuş tam düşerken hızla kanat çırpıp yükselmeye başladı. Uçuyordu. İlk andan itibaren büyümelerini izlediğim yavrulardan birinin bu ilk uçuşu beni inanılmaz duygulandırdı. Gözyaşlarıma mani olamadım. Sanki onunla ben kanat çırpıyor, onun yerine ben uçuyordum. Yavru kuş uçtu ve yukarı yükselerek gagasında yiyecek tutan ebeveyninin yanına kondu. O yiyeceği hak etmiş ve kısacık hayatının belki de en önemli anını yaşamıştı. Onun ardından diğer kardeşine cesaret gelmiş olacak ki, o da yuvadan atladı. Kardeşinden çok daha hızlı kanat çırparak uçmaya başladı. Artık kendimi tutmayı bıraktım ve burnum kızarana kadar ağladım. Bu olay beni neden bu kadar etkilemişti anlamıyorum.</p>
<p>                Yuvada hala bir yavru vardı ve yuvadan aşağı bakıp geri çekiliyordu. Sanırım o henüz hazır değildi. Güvenli yuvasının en derin, en kuytu köşesine sinmiş halde, uçmayı başaran iki kardeşini izliyordu. O yavruyu büyük bir şefkat ve merhamet duygusuyla uzunca bir süreyle izledim. Onu çok iyi anlıyordum. Yanında duran kırılmamış yumurtadan daha başarılı ama uçup giden iki kardeşine kıyasla daha yeteneksizdi. Yanındaki yumurtayı fark ettiğini bile sanmıyorum çünkü minicik gözleri, yuvanın etrafında uçup duran anne babası ve kardeşlerindeydi.</p>
<p>                Ertesi sabah, midemde korkunç bir krampla uyandım. Çok kötü bir gece geçirmiştim. Rüyamda sürekli uçurumlardan düştüm, uyandım tekrar uyudum, ter içinde uyandım. Başucumdaki su şişesini kafama diktim ve çölde kalmışçasına kana kana içtim. Derin nefes almaya çalışıyordum ama tamamlayamıyordum, nefesim kesiliyordu. Sabah olduğunda da aynı stresli hal devam ediyordu. Sanki karnımın içinde kocaman bir uzay boşluğu vardı.</p>
<p>                Perdeleri çekilmiş pencereme doğru baktım ancak hiç içimden gelmiyordu. İlk kez bir sabah dürbünümü alıp pencereden dışarı yuvayı izlemek içimden gelmiyordu.  Belki de vedaları sevmediğimdendir. Yatağımın altındaki eski püskü bavulumu çıkardım. Üzerinde bir karış toz birikmişti. Çekmeceden aldığım bir mendille tozunu aldım. Zaten toplasanız bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az giysim vardı. Onları katlayıp bavuluma yerleştirdim. En üste de kitaplarımı koydum çünkü en kıymetlim onlardı. Hikayelerimi yazdığım defterim ve dürbünümü de bavuluma koyarken odamın kapısı açıldı. Zehra anne, yanında sonradan Sosyal Hizmetler Uzmanı olduğunu öğrendiğim iki kişiyle odaya girdi. Zehra anne, yetimhanemizin müdüresi, ancak buradaki tüm yetimlerin annesi sayıldığı için kimse ona ‘müdür’ demezdi.  O, Zehra anneydi. Kırlaşmış saçları ensesinde sımsıkı topuz yapılmış, resmi giyimli sert bakışlı bu kadının nasıl şefkatli bir yüreği olduğunu uzun yıllarını burda onunla geçirmiş olan ben bilebilirdim ancak. Boğazına bir şey düğümlenmiş gibi zorla konuşuyordu. Gözleri kızarmıştı. Yanıma yaklaştı ve sarıldı. Cebime birşeyler sıkıştırdı. Bir tane de kart verdi elime. Daha önce konuştuğumuz gibi bu karttaki numarayı mutlaka ara dedi. Peki dedim tekrar sarıldım. Bir damla gözyaşı bile akmadı gözlerimden. Sanırım yalnız kalacağım o ilk anı bekliyordum, bağıra bağıra ağlamak, şuan biriktirdiğim yağmurları fırtınaya dönüştürmek için. Serde erkeklik vardı, ağlamamam gerekiyordu şimdi. 18 yaşında olmama rağmen bir ömre sığacak sorumluluklar yüklüydü omuzlarımda. Bavulumu alıp, çocukluğumu geçirdiğim yetimhaneden ayrıldım.</p>
<p>                Yetimhanemin bahçesinde beraber büyüdüğüm arkadaşlarımı, daha doğrusu ana baba ayrı kardeşlerimi gördüm. Sarıldılar, ağladılar, ben yine ağlamadım. Sadece o anı hızla atlatmak istiyordum. Elimde bir kumanda olsaydı da o anları ileri sarabilseydim keşke diye düşündüm. Vedalardan nefret ederim. En çok da hikayelerini özleyeceğiz dediler. 18 yaşından küçüktü hepsi. Büyüdüklerinde onlar da benim gibi yuvadan uçacaklardı. Yuva… Yuva deyince aklıma ağaçtaki kuşlar ve yuva geldi. Son iki haftamın her gününü meşgul eden yuvayı da son kez görmek istedim.</p>
<p>                Yetimhanenin arka bahçesinde, odamın karşısındaki ağacın önünde durdum, başımı yukarı kaldırdım; ancak ağaç o kadar yüksekti ki, hiçbir şey görünmüyordu. Tam gidecekken ayaklarımın dibinde küçücük bir şeyin hareketsiz durduğunu farkettim. O anda tutamadım gözyaşlarımı. Yuvadaki ürkek yavruydu. Başaramamıştı. Yuvadan ayrılan her yavru uçamıyordu demek. Yanına eğildim, gözlerimi ayıramadan bakakaldım yavruya. Sonra doğruldum ve bavulumu alarak bahçe kapısına yöneldim. İçimdeki kocaman boşluk, yuvadan uçan yavrular, çatlayamayan yumurta ve yerde yatan küçük cansız kuşu düşünerek yuvamdan ayrıldım. Beni bekleyen yeni hayatıma ilk adımı attım.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ISLAK İZ &amp; Üçüncü Bölüm</title>
<link>https://fikirizleri.com/islak-iz-ucuncu-boelum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/islak-iz-ucuncu-boelum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69da24ebadb37.webp" length="35038" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ISLAK İZ – Üçüncü Bölüm</p>
<p>Gün akşama dönerken, evin içindeki sessizlik değişmişti.</p>
<p>Bu kez boşluk gibi değil, bekleyiş gibiydi.</p>
<p>Mahir yazmayı bırakmıştı ama kalemi hâlâ elindeydi. Masanın üzerindeki ıslak iz, gün boyu hiç kurumamıştı. Yanına bıraktığı mektup ise sanki yıllardır oradaymış gibi ağır duruyordu.</p>
<p>Ayağa kalktı.</p>
<p>İlk kez kaçmak istemedi.</p>
<p>Ceketini aldı. Kapıya yöneldi. Durdu.</p>
<p>Yıllardır yapmadığı bir şeyi yapacaktı: geçmişin üstüne gitmek.</p>
<p>Sokağa çıktığında hava serinlemişti. Yağmurdan kalan nem, asfaltın üzerinden hâlâ buhar gibi yükseliyordu. Şehir kalabalıktı ama Mahir’in içi garip bir şekilde sakindi.</p>
<p>Adres belliydi aslında.</p>
<p>Unuttuğunu sanmıştı, ama bazı yerler insanın hafızasından değil, bedeninden silinirdi.</p>
<p>Adımlar onu eski mahallesine götürdü.</p>
<p>Dar sokak, köşe başındaki bakkal, soluk sarı apartman… Hiçbiri değişmemişti. Sadece o değişmişti.</p>
<p>Apartmanın önünde durdu.</p>
<p>Kalbi hızlandı.</p>
<p>“Ya geç kaldıysam…” diye düşündü.</p>
<p>Ama sonra mektubun son cümlesi geldi aklına.</p>
<p>Kendini bul yeter.</p>
<p>Derin bir nefes aldı ve içeri girdi.</p>
<p>Merdivenleri ağır ağır çıktı. Her basamak, yılların yükünü taşıyordu sanki. Kapının önüne geldiğinde eli zile gitmedi.</p>
<p>Kapı aralıktı.</p>
<p>Hafifçe itti.</p>
<p>İçerisi boştu.</p>
<p>Toz kokusu vardı. Perdeler solmuş, eşyalar örtülmüştü. Yaşanmayan bir hayatın sessizliği sinmişti duvarlara.</p>
<p>“Leyla…” diye fısıldadı.</p>
<p>Cevap gelmedi.</p>
<p>Ama içeride bir şey vardı.</p>
<p>Salonun ortasında küçük bir masa… Üzerinde bir defter.</p>
<p>Mahir yaklaştı. Defteri açtı.</p>
<p>İlk sayfada kendi yazısını gördü.</p>
<p>Ama bu, onun yazdığı bir şey değildi.</p>
<p>“Geç kaldığını düşündüğün her an, aslında başlamaktan korktuğun andır.”</p>
<p>Geri çekildi.</p>
<p>Kalbi hızlandı.</p>
<p>Bu cümleyi o yazmış olamazdı… ama sanki yıllardır içinde taşıyordu.</p>
<p>Sayfaları çevirdi.</p>
<p>Her sayfada başka bir cümle vardı. Hepsi ona aitti ama hiçbiri onun kaleminden çıkmamıştı.</p>
<p>Birden anladı.</p>
<p>Bu ev, bir hatıra değildi.</p>
<p>Bir yüzleşmeydi.</p>
<p>Yıllardır söylemediği, yazmadığı, kaçtığı her şey burada onu bekliyordu.</p>
<p>Ve o kadın…</p>
<p>Gece gelen o kadın…</p>
<p>Bir hayal değildi.</p>
<p>Bir çağrıydı.</p>
<p>Mahir defteri kapattı. Gözlerini kapadı.</p>
<p>Kaçabilirdi.</p>
<p>Her zamanki gibi görmezden gelip geri dönebilirdi.</p>
<p>Ama bu kez yapmadı.</p>
<p>Defteri koltuğunun altına aldı ve kapıya yöneldi.</p>
<p>Tam çıkarken durdu.</p>
<p>Arkasına baktı.</p>
<p>Ev hâlâ sessizdi.</p>
<p>Ama artık boş değildi.</p>
<p>Çünkü Mahir ilk kez kendinden kaçmamıştı.</p>
<p>Sokağa adım attığında hava tamamen kararmıştı.</p>
<p>Ama onun içinde ilk kez bir şey aydınlıktı.</p>
<p>Eve döndü.</p>
<p>Masasına oturdu.</p>
<p>Islak izin yanına bu kez defteri koydu.</p>
<p>Kalemi eline aldı.</p>
<p>Ve yazdı:</p>
<p>“Bazı kapılar geçmişe açılmaz. İnsan o kapıyı çaldığında, aslında kendine girer.”</p>
<p>Islak iz o an hafifçe dalgalandı.</p>
<p>Ve ilk kez…</p>
<p>Yavaşça kurudu.</p>
<p>Derya YAĞMUR </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>(A)NORMAL AKTİVİTE “Almanya’da İş Fırsatı! Üstelik Ön Ödeme Yok!”</title>
<link>https://fikirizleri.com/anormal-aktivite-almanyada-is-firsati-ustelik-on-odeme-yok</link>
<guid>https://fikirizleri.com/anormal-aktivite-almanyada-is-firsati-ustelik-on-odeme-yok</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ef738e3d87a.webp" length="26298" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:45:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Berat Gözükızıl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Çalıştığı firmanın bekleme salonunda sıradan birgün geçiriyordu. Bilindik işler peşinde, bedenen yeri yurdu belli ama ruhen kaybolmuş bir hayatın kendine göre baş aktörüydü. Sağ dirseğini önündeki masaya yaslamış, sol elinin işaret parmağı ile masanın üzerinde hemen önünde duran telefonunda ekran kaydırıyordu. Sosyal medyanın derin ama bir o kadar da sığ dehlizlerinde kimi umut, kimi eğlence, kimi ise olmayanı satıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sabah saatlerinin iç titreten soğuğuna inat, öğlen yaklaştıkça hararet basıyordu. Masanın üzerinde telefonun hemen yanında duran yarım bardak çaya baktı. Bir anda oturduğu yerden ayağa kalkıp sırtındaki firmanın logosu olan poları çıkarttı ve başka bir sandalyenin üzerine fırlattı. Tekrar yerine oturmaya niyetlenirken eliyle üstünü yokladı istemsizce, sigarası ve çakmağı poların cebinde kalmıştı. Poları fırlattığı sandalyenin başına döndü, cebinden sigarasını çakmağını çıkarttı. Henüz oturacağı yere dönmeden sigaranın ucunu çoktan ateşlemişti bile. Aslında sigara yakmak aklında yokken neden yakmıştı bunu anlamamıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Masaya geri oturduğunda, etrafa göz gezdirdi. Masanın karşı ucunda kendisinden birkaç yaş büyük adama baktı. O adam da masanın üzerine gövdesini yarısına kadar yatırmış bir elini başına dayamış, bir sandalyede yan oturarak telefonu ile uğraşıyordu. Birden aklına lisede staj için gittiği kamu kurumundaki atölye memurları geldi. O adamlarda, ellerinin boşluğunda atölyede iki buçuk litrelik pet şişelere zeytin kurarak vakit geçiriyorlardı. O yaşta çok kızmıştı adamlara belki ama yaptıklarının doğru ya da yanlış olması artık onu ilgilendirmiyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yarım bardak çayını avuçlarının arasına aldı, bir yudum çekti. Çektiği gibi yüzü buruştu ve boğazından zorla geçirdi yudumunu. Çay buz gibi olmuştu. Masanın karşısındaki adama baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Şu sıcakta niye çay içiyoruz ki abi biz?”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Karşısındaki adam telefona bakarken sırıttı, güldü… Ne zaman sonra, başını telefondan kaldırıp.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Çay harareti alırmış oğlum. Bilmiyon mu sanki?” </span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">dedikten sonra yine sırttı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Yok len abi. O çay, o çay değil. Şu köyde, kentte biriken temiz sular olur ya insanlar içine falan girerler. O çaydan bahsediyorlar. Harareti alan çay o yani.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Karşısındaki adam dilini ağzından yarım yamalak çıkartıp, geri yerine soktu. Umursamadığını belli eder şekilde ağzını yana büküp;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Neyse ne işte. İçiyoruz. Beyzadem siz gidin kafelerde falan takılın dilerseniz.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Adam sırıtarak geri yan yıkıldığı masanın üzerindeki telefona dönerken çaresiz o da tekrar telefonuna döndü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">-Almanya Köln’de yaşama ve çalışma fırsatı. Kod95 ve lojman desteği ile işiniz garanti. Dil şartı yok!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Dilini bilmediğin adamlarla nasıl anlaşacaksın ki?” </span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">diye sordu kendi kendine önce. Ardından aklına geldi. Sosyal medyada zaman akışında sürekli bu reklamlara denk geliyordu. Geçen bir arkadaşı ile ayak üstü konuşurken airsoft tabancalardan söz etmişti. O günden beri o tabancalar sürekli zaman akışında önündeydi. Tıpkı sürekli güncellenen bir günlük gibi… Herhangi bir ürün ile ilgili dediği her bir söz saatine kalmadan önüne reklam olarak çıkıyordu. İlkokulda öğretmenin söylediği üstün körü bir söz aklına geldi. <i>“Her kelimemiz, her cümlemiz gökyüzünde atmosferde asılı duruyor.” </i>Öğretmenin bu söylediği sözü o çocukluk aklıyla <i>“Demek Allah bizi kıyamette yargılarken atmosferdeki bu konuşmalarımızı dinleyerek cehenneme atacak.” </i>diye düşünmüştü. <i><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Cehennem? <i>“Çocukken cehenneme gitmeyeceğine inanan çocuk var mıydı acaba?” </i>diye düşündü birdenbire. Ne de olsa belli bir yaştan sonra herkes cennete gideceğinden emin gibi davranıyordu. O halde cehenneme de sahip çıkacak birileri olmalıydı. Belki de tevazunun en saf hali çocuklarda olduğu içindi bu kötü olanı kabul etme ya da kendini iyi olana yeteri kadar layık görememe. Çocuk demişken kendi çocukluğu da ana hatları ile geçti içinden…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Cahit Sıtkı Tarancı’nın yolun yarısı dediği yeri çoktan geçmişti. Geçen ömrünün tüm hataları, tüm travmaları… Geçmişe dönüp baktığında kayda değer en büyük başarısı hayatta kalmak mıydı? Kendine sorduğu bu soruya olumsuz şekilde başını sağa sola sallayarak yanıt verdi. Her cümle ya da kelime bir müziği çağrıştırıyordu. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Hayır temalı kelimeler ise çocukken izlediği Erkan Yolaç’ın ‘Evet, Hayır’ yarışmasındaki trompet sesi ile özdeşlemişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Hayır dediniz efendim!” “Dı rıt rıt dı…”</span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Doksanlı yılların hafta sonu eğlence programı. Pazar gecesinin <i>“Yarın okul var.” </i>karın ağrısı… Oldum olası sevememişti okulu, belki de bu yüzden başarılı olamamıştı. Babasının tabiri ile <i>“Adam olamamıştı.” </i>Belki bir baltaya sap olmayı başarmıştı ama sapı olduğu balta onun için yeteri kadar keskin değildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Dayandığı masanın üzerindeki telefonu çaldı. Hiç istifini bozmadan telefonu sol eline aldı zira sağ eli çenesinin altında duruyordu. Ekrana baktı birdenbire kafasının içinde bu kez boks ringlerinde maç başlarken çalan “Gong” sesini duydu. Bu sesi de öfkelendiğinde ya da kavgaya hazır hissettiğinde duyuyordu. Öfkelenmişti çünkü telefonunu meşgul eden bu çağrı tanımadığı bir numaraydı. Geçen sene tanımadığı bir numaraya cevap vermiş kendini polis olarak tanıtan adamdan şans eseri yakayı kurtarmıştı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Banka hesabı boş bir hesap defterine benzemese kim bilir ne kadar zarara uğrayacaktı. Telefona cevap vermedi <i>“Çok meraklıysa mesaj atsın!” </i>diye söylendi. Dolandırılma korkusu artık hiçbir tanımadığı numaraya cevap verdirmiyordu. Fakat artık masanın üzerinde duran telefonu eline almıştı bir kere…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Müthiş bir kas hafızası ile son birkaç dakikadır ilgilenmediği sosyal medyanın kucağına geri attı kendini. Kendi profilinin ne olduğu pek de önemli değildi. Ne de olsa 72 takipçisine karşılık 3463 kişiyi takip ettiği bir hesabın sahibiydi. Zaman akışında tekrar aşağılara doğru süzüldü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">-Almanya…<br>-Yabancı dil akademileri…<span style="mso-tab-count: 1;">   </span><br>-Airsoft…<br>-Bu dualı ritüeli uygula iki gün sonra banka hesabına bak…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir haber dikkatini çekti. Ortadoğu’da savaş? Gözlerinin önüne öldürülen çocuklar, ağlayan baş örtülü kadınlar ve oradan oraya savrulan Müslümanlar geldi. Parmağı daha habere tıklamadan aşağı kaydırmaya devam etti…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">-Gayri Safi Milli Hasıla arttı…<span style="mso-tab-count: 1;">         </span><br>-Akaryakıtta yeni zam…<span style="mso-tab-count: 1;">       </span><br>-Defne yaprağının üzerine 777 yazıp halis üzüm sirkesine banın yastığınızın altına koyun…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Çenesinin altında duran elini şaşkınlıkla ağzına götürüp kapattı. Elindeki telefonu hemen masanın diğer ucundaki adama çevirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Abi şu televizyondaki kadın vardı ya. Uyuşturucu bağımlısı çıkmış. Polis tedarikçi falan derken tutuklamış kadını.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Masanın ucundaki diğer adam serin bir hareketle doğruldu, çayından bir yudum çekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Geçen haftanın haberi oğlum o. Dün serbest bıraktılar.”<span style="mso-tab-count: 1;"> </span><o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Yapma ya. Yanlış anlaşılma mı olmuş?”<span style="mso-tab-count: 1;">     <br></span><br>“Yoo. Yanlış anlaşılma falan değilmiş. Ben anlamıyorum bu kadar madde kullanımına bunlar nasıl bu kadar güzel kalabiliyor? Bunların kullandığını başka biri kullansa suratı içi bitmiş meyve suyu kutusuna döner.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Telefonu tekrar kendine çevirdi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ne bileyim abi? Bakıyorlardır kendilerine her halde? Benim hanım izliyordu bu kadının programlarını sağlıklı yaşam diye bir sürü bunun anlattığı tarifi yaptı yaptı yedirdi bize evde çoluk çocuk.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Adam kırık bir gülüşle tısladı…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“İyi ya. Bende yüzüne son zamanlarda gelen rengin sebebini merak ediyordum.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tepkisiz bir şekilde ayağa kalktı. Telefonu pantolonun cebine koyarken masanın üzerinde duran sigarasını çakmağını eline aldı. İçinde bulunduğu tek katlı ofisin bahçesine çıktı. Paketinden bir tane sigara çıkardı. Yakmadan sigaraya baktı <i>“Tanesi 5 lira 75 kuruşa geliyor. Vay be.”<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Birazdan masanın karşısında oturan adam da yanına geldi bir sigarada o yaktı. Bir şeyler söylemek istercesine yüzüne baktı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Olmazsa sen şu Almanya meselesini bir değerlendir. Mantıklı gibi duruyor. Baktın işler iyi bizde geliriz.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sigarasından derin bir nefes çekti, dumanı üflerken kendisinden biraz daha uzun olan adama baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Yok be abi. Ne Almanya’sı. Firma götürmek için önden 3000 Euro istiyor. Oraya gidince 2500 Euro daha vermem gerekiyormuş. Ben o kadar parayı bulsam zaten düzenimi burada oturturum.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Orada kaç para verecekler, gidersen?”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Göbeği çatlasın 3000 Euro.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Birazdan arkalarında kalan ofisin kapısından ayak sesleri duyuldu. İçeriden çıkan adama biraz alttan ve samimiyetsiz yüz ifadesi ile bakarken bahçeye genç iş verenleri lüks aracı ile girdi. İçeriden çıkan adam, koşar adım patronun arabasının başına gitti. Kapısını açtı. Saygı ile bükülerek <i>“Hoş geldin abi.” </i>Dedi. Patron hem kapısını açan adama hem de kapıda bekleyen ikiliye soğuk bir selam vererek ofise girdi. Patronun selamını aldıktan sonra yanında ki adama baktı.<span style="mso-tab-count: 1;">        <br></span><br><i>“Abi bu adam nereden biliyor patronun geleceğini, her defasında kapıda böyle?”<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Adam kahkaha attı…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Araç takip cihazından bakıyor gelene kadar. Geçen gün de yemekte hakkında ileri geri konuşuyordu.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Yok canım. Her gün üzerine vazife gibi koştur koştur kapısını açıp çay götürüyor adama ama…”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Adam dudaklarını büküp, omuzlarını silkti…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Kimisine belli olmuyor demek oğlum.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İstemsizce elini telefonuna attı ve yine sosyal medyada buldu kendini. Bu kez bir sayfanın tırnak içerisinde yazıp resim olarak paylaştığı yazı çıktı karşısına;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Nasıl yaşarsanız. Öyle idare olunursunuz…”</span></i></b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-tab-count: 1;">      </span><o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BIR AVUÇ HAYAL</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-avuc-hayal</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-avuc-hayal</guid>
<description><![CDATA[ Ali, henüz 11 yaşında olmasına rağmen bir sanayi atölyesinde çalışmak zorunda kalan bir çocuktur. Babasının gidişiyle birlikte ailesinin yükü onun omuzlarına kalmış, çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kalmıştır. Hayallerini neredeyse tamamen unutmuşken, bir gün atölyeye gelen Elif adlı bir kadın onun hayatını değiştirir.
Elif, Ali’nin okula gitmesi gerektiğini fark eder ve gerekli adımların atılmasını sağlar. Ali önce alışmakta zorlanır, ancak zamanla yeniden hayal kurmayı öğrenir ve okula başlar. Eğitimle birlikte kendine olan inancı artar, geçmişte yaşadığı zorlukları bir konuşmayla dile getirerek hem kendi sesini bulur hem de başkalarına umut olur.
Sonunda Ali, azimle çalışarak okulda başarılı olur ve hayallerine yeniden kavuşur. Hikâye, küçük bir umudun ve desteğin bir çocuğun hayatını tamamen değiştirebileceğini anlatır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69efd6934ef78.webp" length="72452" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:37:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rozerin Gidici</dc:creator>
<media:keywords>Çocuk işçiliği Yoksulluk Umut Hayal Eğitim Değişim Mücadele Dayanışma Öğretmen (Elif) Çocuk hakları Aile sorumluluğu Azim Toplumsal farkındalık Gelecek Kurtuluş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“BİR AVUÇ HAYAL”</p>
<p>Sabahın körüydü. Gökyüzü hâlâ karanlık ile aydınlık arasında sıkışmışken, bir çift küçük el, paslı bir çekiçle demiri dövmeye başlamıştı. Bu şehirde güneş doğmadan çalışanlar vardı. Ali de onlardandı. Ali daha on birindeydi. Yaşı küçük, yükü büyük…</p>
<p>Çocuk olmayı bırakalı çok olmuştu. Belki bir gün çocuk olduğunu fark edecek biri çıkar diye bekliyordu ama şimdilik herkesin gözünde o sadece “iş gören”di.</p>
<p>Sanayi sitesinin en arka sokağında, bir demir doğrama atölyesinde çalışıyordu. Sabahları sobasız bir evde annesinin titrek elleriyle sardığı ekmek arasında ne varsa onu yer, sonra demirin soğuğuyla, çeliğin yüküyle güne başlardı.</p>
<p>Babası gitmişti. Gidişi sessizdi, ardı çok sesli… Borçlar, eksilen sofralar, annesinin göz altındaki morluklar kadar derin izler bırakmıştı evde. Ali hayal kurmaktan vazgeçmişti çoktan. Bir zamanlar doktor olmak isterdi. Şimdi sadece parmaklarının ucunu ezmemeyi, ustasının hışmına uğramamayı düşlüyordu. Ne tuhaf… İnsan büyüdükçe hayalleri küçülüyordu bu şehirde.</p>
<p>Bir gün, içeri topuk sesi gibi garip bir şey girdi. Ne Ali, ne diğer çocuklar o sesi tanıyordu. Sonradan öğrendi, adı Elif’ti. Yüzünde sokaklara hiç benzemeyen bir ışık vardı. Yumuşak konuşuyordu. Ali’ye adını sordu. Sesi… Bir öğretmenin değil de sanki unuttuğu bir annenin sesi gibiydi. “Okula gitmiyor musun?” dediğinde başını eğdi Ali.</p>
<p>“İşim var abla.”</p>
<p>İlk defa biri onun cevabına acımadı. Sadece sustu. Ama o sessizlik bile Ali’nin içinde bir şeyleri yerinden oynattı. Sanki çoktan unuttuğu bir defterin kapağını araladı.Ustabaşı o kadının gelişinden hiç memnun değildi. “Kimseye ağzınızı açmayın!” diye bağırdı o gün. Oysa Ali’nin susması zaten mesaiye dâhildi. Orada her şey susturularak büyüyordu.</p>
<p>Eve gidince annesine anlattı. Elif’i, onun sorularını, gözlerindeki ışığı. Annesi sustu önce. Sonra başını önüne eğdi. “Sen çalışmazsan… Bu evin ışığı bile yanmaz Ali.”</p>
<p>O gece ilk defa dua etti Ali. Bir çocuk gibi, küçük harflerle. İçinden gelen tek şey şuydu; "Ben artık çocuk olmak istiyorum."</p>
<p>Bir hafta sonra kadın yine geldi. Bu defa yanında birileri vardı. Sözler yükseldi, kapılar açıldı. Ali ilk defa bir arabanın içine binerken işten değil, umutlanmaktan terlemişti. Küçük bir merkezdeydiler. Temiz çarşaflar, sıcak yemek, kitaplar… Ali her şeye uzaktan baktı önce. Sanki ona ait değil gibiydi. Ama Elif gülümseyince, her şey biraz daha yaklaştı.</p>
<p>“Senin hayalin ne Ali?” dedi.</p>
<p>Cevap önce içinden çıktı; “Ben… Çalışmayan bir çocuk olmak istiyorum.”</p>
<p>Zamanla okul başladı. Defterlerin kokusunu unuttuğunu fark etti Ali. Yeni kitaplar aldılar ona. Sıralara utana sıkıla oturdu. Okulun kapısından içeri girerken adımlarını saydı. Sanki hayallerinin kapısından geçer gibi… Bir gün öğretmen sınıfa sordu;</p>
<p>“Hayaliniz nedir?”</p>
<p>Sıra Ali’ye geldiğinde başını kaldırdı.</p>
<p>“Ben... Herkesin sadece oyun oynadığı bir dünya istiyorum. Kimsenin küçük elleriyle büyük işleri taşımadığı, kimsenin yorgun doğmadığı bir dünya…”</p>
<p>O gün defterine bir resim çizdi. Üzerinde beyaz önlük olan bir çocuk. Gülümsüyordu. Elinde kitap vardı, çekici değil. Altına tek bir cümle yazdı;</p>
<p>“Bir avuç hayal, bir ömrü kurtarabilir...”</p>
<p>Zaman öyle garip akıyordu ki… Ali artık sabahları demir tozlarını değil, kurşun kalemlerini ellerinde taşıyordu. Her sabah okul çantasını sırtına aldığında, sanki sırtında bir ülkenin geleceğini taşıyormuş gibi ağır ama bir o kadar da gururluydu. Onun için bir çanta, yalnızca kitap taşımak değil, bir geçmişi sırtlayıp geleceğe yürümekti.</p>
<p>Elif Öğretmen, her derste onun gözlerinin içine bakardı. Çünkü bilirdi, Ali’ye bir soru sorduğunda verdiği cevap sadece dersin değil, hayatın içinden çıkardı. Öyle bir sessizlikle düşünürdü ki, bazen sınıfın en gürültülü anında bile Ali’nin içi sessiz kalırdı.</p>
<p>Bir gün okulda “Çocuk Hakları Günü” için bir konuşma yapılacaktı. Öğretmen, o konuşmayı Ali’nin yapmasını istedi. Ali önce başını eğdi. Sonra, bir şeyleri anlatma vaktinin geldiğini anladı. Yazdı… Sildi… Yine yazdı. Çünkü bu sadece bir konuşma değildi. Bu, yıllarca susturulan bir çocuğun ilk haykırışıydı.</p>
<p>“Ben bir çocuktum. Ama elimde oyuncak yoktu, çekiç vardı. Oyun bahçesi yerine sanayi sokağında büyüdüm. Ama şimdi biliyorum… Bir çocuğun çalışması değil, yaşaması gerekir. Çocukluk, hakkımızdır. Ve biz haklarımızı sessizce kaybetmeyeceğiz.”</p>
<p>Salonda bir sessizlik oldu. Sonra kocaman bir alkış yükseldi. Bazı öğretmenler ağladı. Bazı çocuklar dönüp Ali’ye sarıldı. O gün Ali yalnız olmadığını hissetti. O gün sadece bir konuşma değil, bir umut yayıldı sınıfa.</p>
<p>Aylar geçti. Ali okulda dereceye girdi. Kitaplar, kalemler artık onun için birer kurtarıcıydı. Onlarca sınav, onlarca gece çalışması… Ama yılmadı. Çünkü o, çalışmaktan hiç korkmamıştı. Sadece eksik koşullarda yaşamaktan yorulmuştu. Şimdi, koşulları değiştirerek çalışıyordu...</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇORAPLAR EŞLEŞMEZKEN HAYAT</title>
<link>https://fikirizleri.com/coraplar-eslesmezken-hayat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/coraplar-eslesmezken-hayat</guid>
<description><![CDATA[ Belki de hayat,
eşleşmeyen çoraplar gibi değildi sadece.  Belki de hayat…
aynı anda farklı olup
yine de aynı şeye gülebilmekti. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ef1a8759dea.webp" length="70170" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 11:13:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>          ÇORAPLAR<a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Çoraplar Eşleşmezken Hayat Bu gece, sanki “bugün biraz eğlenelim” der gibiydi. Sokak lambaları biraz daha parlak, rüzgâr biraz daha oyunbazdı. Sokağın köşesindeki eski kabare yine canlıydı. Tabelesi eğriydi, bazı harfleri eksikti, ama içeriden taşan kahkahalar “biz hâlâ buradayız” diyordu. Kapı açıldığında içerisi sıcaktı. İnsanın içine işleyen, yargısız bir sıcaklık. Masaların çoğu doluydu. Kimse kimseyi tanımıyordu ama herkes birbirine tanıyormuş gibi gülümsüyordu. Garson tepsiyi taşırken küçük bir dans yapıyor, kimse buna şaşırmıyordu. Çünkü burada kimse normal olmak zorunda değildi. Sahneye ilk çıkan kişi Tarık oldu. Öyle bir çıktı ki, sanki yanlışlıkla gelmiş ama kalmaya karar vermiş gibiydi. Üzerindeki ceket biraz büyüktü, kolları uzun, omuzları boldu. Ama onu öyle bir taşıyordu ki, sanki yeni bir akım başlatacak gibiydi. Mikrofonu eline alıp..  “Ben bugün çok önemli bir karar verdim,” dedi ciddi bir yüzle. Salonda herkesin gözü sahnedeydi.  “…çoraplarımı eşleştirmemeye karar verdim.” Bir anlık sessizlik oldu ardından kahkahalar patladı. Tarık ayağını kaldırdı. Gerçekten de biri çizgili, biri puantiyeliydi. “Hayat zaten yeterince karışık,” dedi, “bir de çoraplarla uğraşamam.” Kısa bir duraklama. “Bir gün bütün çoraplarım kayboldu… ben de aramayı bıraktım.” Arka masadan biri “haklısın!” diye seslenirken.  Bir başkası, “ben yıllardır böyleyim!” dedi. Kabare bir anda kolektif bir rahatlama yaşamıştı.  Sanki herkes içinden aynı anda “oh be” diyordu.  Tam o sırada sahneye Asya çıktı. Elinde bir defter vardı. Saçlarını gelişi güzel toplamıştı o dağınıklık ona öyle yakışıyordu ki, sanki bilerek yapılmış bir şey gibiydi. Defteri havaya kaldırarak “ben,” dedi, “insanların saçma anlarını yazıyorum.” Tarık tek kaşını kaldırıp..  “O zaman benim hayatım bestseller olur” dedi.  Asya gülümseyerek “zaten ilk bölüm sensin.” Salon yine kahkahaya boğuldu. Asya defteri açıp “bir gün biri, markette karpuz seçerken karpuza ‘bizi mahcup etme’ dedi.” Salon kahkahadan kırılıyordu.  Asya salona  göz gezdirerek seyircilerden birine “bu sen olabilir misin?” dedi.  Tarık elini kaldırdı. “Ben yapmış olabilirim.” Kahkaha yeniden yükseldi. Asya bir  sayfa  daha  çevirdi. “Biri… mesaj yazdı, sildi. Yazdı, sildi… Hiç göndermedi. Ama üç gün boyunca o mesajı düşündü”.  Bu kez gülüşler daha yavaştı. Daha tanıdıktı. Sahnenin köşesinde eski bir sandalye vardı. Tarık gidip oturdu. “Ben bu sandalyeye güveniyorum,” dedi. Asya şaşırdı. “Neden?” “Çünkü hiçbir beklentisi yok” dedi Tarık.  Ve devam etti  “insanlar biraz sandalye gibi olsa keşke.” Bu kez salon sadece gülmedi. Bazıları hafifçe başını sallıyordu.  Bu sırada müzik başladı. Hafif, oyunbaz bir melodiyle.  Tarık ayağa kalktı. “Şimdi size bir soru!” diyerek.  Salon hazırdı. “Hayatınızdaki en saçma ama en sevdiğiniz şey ne?” “Gece dolabı açmak!” dedi biri. “Asansörde aynaya bakıp kendime selam vermek!” dedi bir başkası. “Mesaj yazıp silmek…” “Yağmur yokken şemsiye taşımak…” Cevaplar çoğaldıkça kahkahalar büyüyordu.  Ama bu kez herkes sadece gülmüyor aynı zamanda  kendini de yakalıyordu. Asya'nın gülmekten gözlerinden yaşlar gelirken silerek “bak,” dedi, “hepimiz biraz tuhafız.” Tarık başını sallayarak“İyi ki” dedi ve mikrofona yaklaştı. Bu kez sesi daha sakindi. “Bence en güzel şey ne biliyor musunuz?” Salon sessiz bekliyordu.  Tarık insanlara tek tek baktıktan sonra “hiç tanımadığın insanlarla aynı şeye gülmek…”  “ve  artık o kadar da yabancı olmamak.” dedi.  Salonda yumuşak bir sessizlik oldu insanlar birbirine baktı. Gerçekten yabancı mıydılar? Işıklar yavaşça kısılırken perde kapanmaya başladı. Ama içeride hâlâ bir şey kalmıştı kahkahadan biraz daha derin, sessizlikten biraz daha hafif. Belki de hayat, eşleşmeyen çoraplar gibi değildi sadece.  Belki de hayat… aynı anda farklı olup yine de aynı şeye gülebilmekti.             DİLEK SARIKAYA"> EŞLEŞMEZKEN HAYAT </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Çoraplar Eşleşmezken Hayat Bu gece, sanki “bugün biraz eğlenelim” der gibiydi. Sokak lambaları biraz daha parlak, rüzgâr biraz daha oyunbazdı. Sokağın köşesindeki eski kabare yine canlıydı. Tabelesi eğriydi, bazı harfleri eksikti, ama içeriden taşan kahkahalar “biz hâlâ buradayız” diyordu. Kapı açıldığında içerisi sıcaktı. İnsanın içine işleyen, yargısız bir sıcaklık. Masaların çoğu doluydu. Kimse kimseyi tanımıyordu ama herkes birbirine tanıyormuş gibi gülümsüyordu. Garson tepsiyi taşırken küçük bir dans yapıyor, kimse buna şaşırmıyordu. Çünkü burada kimse normal olmak zorunda değildi. Sahneye ilk çıkan kişi Tarık oldu. Öyle bir çıktı ki, sanki yanlışlıkla gelmiş ama kalmaya karar vermiş gibiydi. Üzerindeki ceket biraz büyüktü, kolları uzun, omuzları boldu. Ama onu öyle bir taşıyordu ki, sanki yeni bir akım başlatacak gibiydi. Mikrofonu eline alıp..  “Ben bugün çok önemli bir karar verdim,” dedi ciddi bir yüzle. Salonda herkesin gözü sahnedeydi.  “…çoraplarımı eşleştirmemeye karar verdim.” Bir anlık sessizlik oldu ardından kahkahalar patladı. Tarık ayağını kaldırdı. Gerçekten de biri çizgili, biri puantiyeliydi. “Hayat zaten yeterince karışık,” dedi, “bir de çoraplarla uğraşamam.” Kısa bir duraklama. “Bir gün bütün çoraplarım kayboldu… ben de aramayı bıraktım.” Arka masadan biri “haklısın!” diye seslenirken.  Bir başkası, “ben yıllardır böyleyim!” dedi. Kabare bir anda kolektif bir rahatlama yaşamıştı.  Sanki herkes içinden aynı anda “oh be” diyordu.  Tam o sırada sahneye Asya çıktı. Elinde bir defter vardı. Saçlarını gelişi güzel toplamıştı o dağınıklık ona öyle yakışıyordu ki, sanki bilerek yapılmış bir şey gibiydi. Defteri havaya kaldırarak “ben,” dedi, “insanların saçma anlarını yazıyorum.” Tarık tek kaşını kaldırıp..  “O zaman benim hayatım bestseller olur” dedi.  Asya gülümseyerek “zaten ilk bölüm sensin.” Salon yine kahkahaya boğuldu. Asya defteri açıp “bir gün biri, markette karpuz seçerken karpuza ‘bizi mahcup etme’ dedi.” Salon kahkahadan kırılıyordu.  Asya salona  göz gezdirerek seyircilerden birine “bu sen olabilir misin?” dedi.  Tarık elini kaldırdı. “Ben yapmış olabilirim.” Kahkaha yeniden yükseldi. Asya bir  sayfa  daha  çevirdi. “Biri… mesaj yazdı, sildi. Yazdı, sildi… Hiç göndermedi. Ama üç gün boyunca o mesajı düşündü”.  Bu kez gülüşler daha yavaştı. Daha tanıdıktı. Sahnenin köşesinde eski bir sandalye vardı. Tarık gidip oturdu. “Ben bu sandalyeye güveniyorum,” dedi. Asya şaşırdı. “Neden?” “Çünkü hiçbir beklentisi yok” dedi Tarık.  Ve devam etti  “insanlar biraz sandalye gibi olsa keşke.” Bu kez salon sadece gülmedi. Bazıları hafifçe başını sallıyordu.  Bu sırada müzik başladı. Hafif, oyunbaz bir melodiyle.  Tarık ayağa kalktı. “Şimdi size bir soru!” diyerek.  Salon hazırdı. “Hayatınızdaki en saçma ama en sevdiğiniz şey ne?” “Gece dolabı açmak!” dedi biri. “Asansörde aynaya bakıp kendime selam vermek!” dedi bir başkası. “Mesaj yazıp silmek…” “Yağmur yokken şemsiye taşımak…” Cevaplar çoğaldıkça kahkahalar büyüyordu.  Ama bu kez herkes sadece gülmüyor aynı zamanda  kendini de yakalıyordu. Asya'nın gülmekten gözlerinden yaşlar gelirken silerek “bak,” dedi, “hepimiz biraz tuhafız.” Tarık başını sallayarak“İyi ki” dedi ve mikrofona yaklaştı. Bu kez sesi daha sakindi. “Bence en güzel şey ne biliyor musunuz?” Salon sessiz bekliyordu.  Tarık insanlara tek tek baktıktan sonra “hiç tanımadığın insanlarla aynı şeye gülmek…”  “ve  artık o kadar da yabancı olmamak.” dedi.  Salonda yumuşak bir sessizlik oldu insanlar birbirine baktı. Gerçekten yabancı mıydılar? Işıklar yavaşça kısılırken perde kapanmaya başladı. Ama içeride hâlâ bir şey kalmıştı kahkahadan biraz daha derin, sessizlikten biraz daha hafif. Belki de hayat, eşleşmeyen çoraplar gibi değildi sadece.  Belki de hayat… aynı anda farklı olup yine de aynı şeye gülebilmekti.             DİLEK SARIKAYA">Bu gece, sanki “bugün biraz eğlenelim” der gibiydi. Sokak lambaları biraz daha parlak, rüzgâr biraz daha oyunbazdı. Sokağın köşesindeki eski kabare yine canlıydı. Tabelası eğriydi, bazı harfleri eksikti, ama içeriden taşan kahkahalar “biz hâlâ buradayız” diyordu. Kapı açıldığında içerisi sıcaktı. İnsanın içine işleyen, yargısız bir sıcaklık. Masaların çoğu doluydu. Kimse kimseyi tanımıyordu ama herkes birbirine tanıyormuş gibi gülümsüyordu. Garson tepsiyi taşırken küçük bir dans yapıyor, kimse buna şaşırmıyordu. Çünkü burada kimse normal olmak zorunda değildi. Sahneye ilk çıkan kişi Tarık oldu. Öyle bir çıktı ki, sanki yanlışlıkla gelmiş ama kalmaya karar vermiş gibiydi. Üzerindeki ceket biraz büyüktü, kolları uzun, omuzları boldu. Ama onu öyle bir taşıyordu ki, sanki yeni bir akım başlatacak gibiydi. Mikrofonu eline alıp.. “Ben bugün çok önemli bir karar verdim,” dedi ciddi bir yüzle. Salonda herkesin gözü sahnedeydi. “…çoraplarımı eşleştirmemeye karar verdim.” Bir anlık sessizlik oldu ardından kahkahalar patladı. Tarık ayağını kaldırdı. Gerçekten de biri çizgili, biri puantiyeliydi. “Hayat zaten yeterince karışık,” dedi, “bir de çoraplarla uğraşamam.” Kısa bir duraklama. “Bir gün bütün çoraplarım kayboldu… ben de aramayı bıraktım.” Arka masadan biri “haklısın!” diye seslenirken. Bir başkası, “ben yıllardır böyleyim!” dedi. Kabare bir anda kolektif bir rahatlama yaşamıştı. Sanki herkes içinden aynı anda “oh be” diyordu. Tam o sırada sahneye Asya çıktı. Elinde bir defter vardı. Saçlarını gelişi güzel toplamıştı o dağınıklık ona öyle yakışıyordu ki, sanki bilerek yapılmış bir şey gibiydi. Defteri havaya kaldırarak “ben,” dedi, “insanların saçma anlarını yazıyorum.” Tarık tek kaşını kaldırıp.. “O zaman benim hayatım bestseller olur” dedi. Asya gülümseyerek “zaten ilk bölüm sensin.” Salon yine kahkahaya boğuldu. Asya defteri açıp “bir gün biri, markette karpuz seçerken karpuza ‘bizi mahcup etme’ dedi.” Salon kahkahadan kırılıyordu. Asya salona göz gezdirerek seyircilerden birine “bu sen olabilir misin?” dedi. Tarık elini kaldırdı. “Ben yapmış olabilirim.” Kahkaha yeniden yükseldi. Asya bir sayfa daha çevirdi. “Biri… mesaj yazdı, sildi. Yazdı, sildi… Hiç göndermedi. Ama üç gün boyunca o mesajı düşündü”. Bu kez gülüşler daha yavaştı. Daha tanıdıktı. Sahnenin köşesinde eski bir sandalye vardı. Tarık gidip oturdu. “Ben bu sandalyeye güveniyorum,” dedi. Asya şaşırdı. “Neden?” “Çünkü hiçbir beklentisi yok” dedi Tarık. Ve devam etti “insanlar biraz sandalye gibi olsa keşke.” Bu kez salon sadece gülmedi. Bazıları hafifçe başını sallıyordu. Bu sırada müzik başladı. Hafif, oyunbaz bir melodiyle. Tarık ayağa kalktı. “Şimdi size bir soru!” diyerek. Salon hazırdı. “Hayatınızdaki en saçma ama en sevdiğiniz şey ne?” “Gece dolabı açmak!” dedi biri. “Asansörde aynaya bakıp kendime selam vermek!” dedi bir başkası. “Mesaj yazıp silmek…” “Yağmur yokken şemsiye taşımak…” Cevaplar çoğaldıkça kahkahalar büyüyordu. Ama bu kez herkes sadece gülmüyor aynı zamanda kendini de yakalıyordu. Asya'nın gülmekten gözlerinden yaşlar gelirken silerek “bak,” dedi, “hepimiz biraz tuhafız.” Tarık başını sallayarak“İyi ki” dedi ve mikrofona yaklaştı. Bu kez sesi daha sakindi. “Bence en güzel şey ne biliyor musunuz?” Salon sessiz bekliyordu. Tarık insanlara tek tek baktıktan sonra “hiç tanımadığın insanlarla aynı şeye gülmek…” “ve artık o kadar da yabancı olmamak.” dedi. Salonda yumuşak bir sessizlik oldu insanlar birbirine baktı. Gerçekten yabancı mıydılar? Işıklar yavaşça kısılırken perde kapanmaya başladı. Ama içeride hâlâ bir şey kalmıştı kahkahadan biraz daha derin, sessizlikten biraz daha hafif. Belki de hayat, eşleşmeyen çoraplar gibi değildi sadece. Belki de hayat… aynı anda farklı olup yine de aynı şeye gülebilmekti.</a></p>
<p>                             <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Çoraplar Eşleşmezken Hayat Bu gece, sanki “bugün biraz eğlenelim” der gibiydi. Sokak lambaları biraz daha parlak, rüzgâr biraz daha oyunbazdı. Sokağın köşesindeki eski kabare yine canlıydı. Tabelesi eğriydi, bazı harfleri eksikti, ama içeriden taşan kahkahalar “biz hâlâ buradayız” diyordu. Kapı açıldığında içerisi sıcaktı. İnsanın içine işleyen, yargısız bir sıcaklık. Masaların çoğu doluydu. Kimse kimseyi tanımıyordu ama herkes birbirine tanıyormuş gibi gülümsüyordu. Garson tepsiyi taşırken küçük bir dans yapıyor, kimse buna şaşırmıyordu. Çünkü burada kimse normal olmak zorunda değildi. Sahneye ilk çıkan kişi Tarık oldu. Öyle bir çıktı ki, sanki yanlışlıkla gelmiş ama kalmaya karar vermiş gibiydi. Üzerindeki ceket biraz büyüktü, kolları uzun, omuzları boldu. Ama onu öyle bir taşıyordu ki, sanki yeni bir akım başlatacak gibiydi. Mikrofonu eline alıp..  “Ben bugün çok önemli bir karar verdim,” dedi ciddi bir yüzle. Salonda herkesin gözü sahnedeydi.  “…çoraplarımı eşleştirmemeye karar verdim.” Bir anlık sessizlik oldu ardından kahkahalar patladı. Tarık ayağını kaldırdı. Gerçekten de biri çizgili, biri puantiyeliydi. “Hayat zaten yeterince karışık,” dedi, “bir de çoraplarla uğraşamam.” Kısa bir duraklama. “Bir gün bütün çoraplarım kayboldu… ben de aramayı bıraktım.” Arka masadan biri “haklısın!” diye seslenirken.  Bir başkası, “ben yıllardır böyleyim!” dedi. Kabare bir anda kolektif bir rahatlama yaşamıştı.  Sanki herkes içinden aynı anda “oh be” diyordu.  Tam o sırada sahneye Asya çıktı. Elinde bir defter vardı. Saçlarını gelişi güzel toplamıştı o dağınıklık ona öyle yakışıyordu ki, sanki bilerek yapılmış bir şey gibiydi. Defteri havaya kaldırarak “ben,” dedi, “insanların saçma anlarını yazıyorum.” Tarık tek kaşını kaldırıp..  “O zaman benim hayatım bestseller olur” dedi.  Asya gülümseyerek “zaten ilk bölüm sensin.” Salon yine kahkahaya boğuldu. Asya defteri açıp “bir gün biri, markette karpuz seçerken karpuza ‘bizi mahcup etme’ dedi.” Salon kahkahadan kırılıyordu.  Asya salona  göz gezdirerek seyircilerden birine “bu sen olabilir misin?” dedi.  Tarık elini kaldırdı. “Ben yapmış olabilirim.” Kahkaha yeniden yükseldi. Asya bir  sayfa  daha  çevirdi. “Biri… mesaj yazdı, sildi. Yazdı, sildi… Hiç göndermedi. Ama üç gün boyunca o mesajı düşündü”.  Bu kez gülüşler daha yavaştı. Daha tanıdıktı. Sahnenin köşesinde eski bir sandalye vardı. Tarık gidip oturdu. “Ben bu sandalyeye güveniyorum,” dedi. Asya şaşırdı. “Neden?” “Çünkü hiçbir beklentisi yok” dedi Tarık.  Ve devam etti  “insanlar biraz sandalye gibi olsa keşke.” Bu kez salon sadece gülmedi. Bazıları hafifçe başını sallıyordu.  Bu sırada müzik başladı. Hafif, oyunbaz bir melodiyle.  Tarık ayağa kalktı. “Şimdi size bir soru!” diyerek.  Salon hazırdı. “Hayatınızdaki en saçma ama en sevdiğiniz şey ne?” “Gece dolabı açmak!” dedi biri. “Asansörde aynaya bakıp kendime selam vermek!” dedi bir başkası. “Mesaj yazıp silmek…” “Yağmur yokken şemsiye taşımak…” Cevaplar çoğaldıkça kahkahalar büyüyordu.  Ama bu kez herkes sadece gülmüyor aynı zamanda  kendini de yakalıyordu. Asya'nın gülmekten gözlerinden yaşlar gelirken silerek “bak,” dedi, “hepimiz biraz tuhafız.” Tarık başını sallayarak“İyi ki” dedi ve mikrofona yaklaştı. Bu kez sesi daha sakindi. “Bence en güzel şey ne biliyor musunuz?” Salon sessiz bekliyordu.  Tarık insanlara tek tek baktıktan sonra “hiç tanımadığın insanlarla aynı şeye gülmek…”  “ve  artık o kadar da yabancı olmamak.” dedi.  Salonda yumuşak bir sessizlik oldu insanlar birbirine baktı. Gerçekten yabancı mıydılar? Işıklar yavaşça kısılırken perde kapanmaya başladı. Ama içeride hâlâ bir şey kalmıştı kahkahadan biraz daha derin, sessizlikten biraz daha hafif. Belki de hayat, eşleşmeyen çoraplar gibi değildi sadece.  Belki de hayat… aynı anda farklı olup yine de aynı şeye gülebilmekti.             DİLEK SARIKAYA">DİLEK SARIKAYA</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Geçmişten Geleceğe</title>
<link>https://fikirizleri.com/gecmisten-gelecege</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gecmisten-gelecege</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ece0c11c4fb.webp" length="12380" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Berker Kayar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı hikâyeler vardır, başladığı anda bitmeye mahkûm değildir ama zamanı geldiğinde kendi kendine susar. Onların adı ayrılık değil, yarım kalmışlıktır. Beggy ve Bentan’ın hikâyesi de tam olarak böyleydi.</p>
<p>Aynı sokakta büyüyen iki kalp… Pencereleri karşı karşıya, hayatları iç içe. Geceleri kimse duymasın diye fısıldayarak konuşulan cümleler, sabah uyanınca ilk beklenen günaydınlar. Henüz hayatın yükünü bilmeyen iki insanın, gerçek sevgisi ve gerçek aşkı.</p>
<p>İlk kez birini sevmek… İlk kez biri için heyecanlanmak… Ve ilk kez birinin yokluğunu düşünmek bile istememek.</p>
<p>Zaman geçti. Hayat, o yıllar  kadar sade kalmadı.</p>
<p>Aileler, sorumluluklar, korkular…Bazen insan sevdiği kişiden değil, şartlardan uzaklaşır. Ama dışarıdan bakıldığında bu hep aynı görünür: “Gitti.”</p>
<p>Beggy için belki bu bir vazgeçişti. Bentan içinse bu, mecbur kalınmış bir uzaklaşma. Ve hüzünlü ama derinden hep ilk gün ki gibi tutkusu, sevgisi vardı. </p>
<p>İkisi de kendi yollarına savruldu. Yıllar geçti.Hayatlarına başka insanlar, başka hikâyeler girdi. Ama bazı duygular vardır, tamamen silinmez… Sadece derinlere gömülür.</p>
<p>Bentan yıllar sonra yeniden o kapıyı çaldı. Elinde geçmişten kalan duygularla…Bir cevap aramadı belki, sadece içindekini söylemek istedi.</p>
<p>Ama bazı kapılar sessizlikle kapanır.</p>
<p>Beggy cevap vermedi. Ne bir kızgınlık vardı ortada, ne de bir açıklama. Sadece bir mesafe… Ve o mesafenin içindeki kesinlik.</p>
<p>Bentan anladı.</p>
<p>"Hayatıma tekrar girmek için değil, hatırlanmak için vardı, belkide Beggy bu şekilde düşünüyor." dedi.</p>
<p>Geçmişte yaşananlar ne kadar güzel olursa olsun, her güzel şey bugüne taşınamaz.</p>
<p>Beggy artık başka bir hayatın içindeydi. Ne kadarda da Bentan gibi düşünsede.</p>
<p>Bentan ise o geçmişin hatırasını, aşkını, sevgisini tüm tutkusuyla içtenliği ile taşıyan biriydi.</p>
<p>Ve bazen en büyük sevgi şudur:</p>
<p>Zorlamamak.</p>
<p>Bentan sustu. Yazmadı. Beklemedi. Çünkü artık biliyordu:</p>
<p>O hikâye bitmedi aslında… Sadece olması gerektiği yerde sessizce kaldı...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KADERİN SESSİZ ÖĞRETİSİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kaderin-sessiz-ogretisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kaderin-sessiz-ogretisi</guid>
<description><![CDATA[ Bazı insanlar hayatına huzur gibi girer, bazılarıysa kendini sorgulatır. Bazen en büyük ders, kime değer vermemen gerektiğini öğrenmektir.
“Kaderin Sessiz Öğretisi”
Küçük seçimlerin, büyük kırılmaların ve geç fark edilen bir gerçeğin hikâyesi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ec769ccaaf4.webp" length="44388" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 11:10:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/“Kaderin Sessiz Öğretisi” “Yüzün değil, kaderin güzel olsun…” Bunu ilk kim söyledi bilmiyorum ama bizim mahallede en çok safiye  teyze söylerdi. Sabahları kapısının önüne küçük bir tabure koyar, elinde ince belli çay bardağıyla gelip geçen herkese bakardı. Öyle yargılayan değil, daha çok, hayatın içinden geçmiş birinin sessizce “anlıyorum seni” diyen bakışıydı. Ben o zamanlar pek anlamazdım bu sözün ağırlığını. Çünkü gençken insanın gözü hep yüzlerde olur; kim güzel, kim değil, kim daha dikkat çekiyor… Kader dediğin şey ise sanki uzak bir dağ gibi, var ama dokunulmaz. Ta ki  fırat'la tanışana kadar. Fırat mahalleye yeni taşınmıştı. Öyle ilk bakışta dikkat çeken biri değildi. Ne çok yakışıklıydı ne de kendini göstermek gibi bir derdi vardı. Ama garip bir huzur vardı onda. Sanki yanında durunca dünya biraz yavaşlıyor, sesler biraz kısılıyordu. Bir gün bakkalın önünde karşılaştık. Elinde eski bir poşet, içinde ekmek ve birkaç ufak tefek şey. Rüzgâr poşeti sallarken ekmeğin kokusu yayıldı. O an, saçma bir şekilde, hayatın en gerçek anlarından biriymiş gibi hissettim. Merhaba ben gül “yeni taşındın galiba,” dedim. Gülümseyerek ben Fırat “evet,” dedi, “alışmaya çalışıyorum.” Zamanla sohbetlerimiz arttı. Birlikte yürüdük, çay içtik, sustuk. En çok da sustuk aslında.  Bazı insanlar vardır, yanında konuşmadan da anlaşılır ya Fırat'da öyle biriydi. Ama ben… ben o zamanlar hâlâ yüzlere bakıyordum. Bir süre sonra hayatıma başka biri girdi. Herkesin dönüp baktığı türden. Konuşması, gülüşü, kendine güveni… Sanki her şey fazla parlıyordu onda. Yanında yürürken kendimi daha görünür hissediyordum. İnsanların bakışları hoşuma gidiyordu, itiraf edeyim. Bir akşam bir kafede oturuyorduk. Ben bir şey anlatırken telefonuna baktı, sonra gülümseyerek başını kaldırdı ama gözleri hâlâ ekrandaydı. “Dinliyorum,” dedi, ama aslında dinlemiyordu. “Bugün benim için önemli bir gündü…” dedim, biraz duraksayarak. “Hmm… güzel,” dedi kısaca. Ardından garsona dönüp siparişini değiştirdi, sanki ben hiç konuşmamışım gibi. O an içimde küçük bir şey kırıldı ama ben görmezden geldim. Çünkü onunla yan yana durmak, bana kendimi değerliymiş gibi hissettiriyordu. Fırat yavaş yavaş uzaklaştı bu süreçde. Bir gün selamlaştık, ertesi gün sadece başımızı salladık, sonra o da bitti. Ve ben, fark etmeden, yanlış bir kapının önünde beklemeye başladım. Çünkü bazı insanlar vardır, ne verirsen ver, yetmez. Zamanını verirsin, az gelir. Değer verirsin, anlamaz. Sabır gösterirsin, alışkanlık sanır. İşte ben o “denizi versem yetmez” dediğimiz insanlardan birine kalbimi bırakmıştım. Başta anlamıyorsun. Hep bir umut oluyor içinde. “Belki değişir”, “belki fark eder”, “belki bu sefer…” diye diye insan kendi değerini küçük küçük eksiltiyor. Bir gün ona, “yarın önemli bir şeyim var, gelir misin?” diye sordum. Biraz düşündükten sonra “bakarız,” dedi. “Benim için önemli,” dedim, ilk defa bu kadar net.  “Of çok abartıyorsun bazı şeyleri,” dedi hafif bir gülümsemeyle. O an, ciddiye alınmamanın ne demek olduğunu hissettim. Ama yine de sustum. Çünkü kaybetmekten, kendimi kaybetmekten daha çok korkuyordum. Bir gün, çok basit bir an oldu aslında. Yağmur yağıyordu. Ben bekliyordum. Saatlerdir. O ise gelmemişti. Ne bir mesaj, ne bir açıklama. Sırılsıklam olmuştum ama içimdeki o bekleyiş daha ağırdı. Suyun kıymetini bilmeyene, denizi versen de susuz kalıyor insan. Eve dönerken Safiye teyze kapının önündeydi yine. Saçlarım ıslak, gözlerim dolu dolu. Bana baktı, hiçbir şey sormadı. Sadece“yüzün değil, kaderin güzel olsun evladım…” dedi.  O an ilk defa gerçekten  güzellik  dediğimiz şeyin, bakışlarda değil. Birinin seni nasıl hissettirdiğinde, yokluğunda içinin ne kadar daraldığında, varlığında ne kadar huzur bulduğunda olduğunu anladım.  Günler geçti. Kendime gelmem zaman aldı. Ama insan, kırıldıkça öğreniyor. Ve en çok da kime değer vermemesi gerektiğini öğreniyor. Bir akşam yine aynı sokakta yürürken Fırat'ı gördüm. Elinde yine bir poşet, yine sade, yine kendi halinde. Göz göze geldik.  “Merhaba,” dedim. “Merhaba,” dedi, aynı sakinlikle. Bir süre yürüdük birlikte. Sessizce. Ama bu sefer o sessizlik başka türlüydü. İçinde pişmanlık da vardı, farkındalık da. “Kayboldum biraz,” dedim sonunda. Bana baktı. Yargı yoktu gözlerinde. “Herkes kaybolur,” dedi. “Önemli olan nerede duracağını anlamak.” İşte o an, kader dediğimiz şeyin aslında büyük olaylardan değil, küçük seçimlerden oluştuğunu fark ettim. Kime güldüğün, kimin yanında sustuğun, kimin yokluğunda eksildiğin… O gün eve dönerken içimde garip bir huzur vardı. Sanki uzun zamandır yanlış yolda yürüyormuşum da nihayet doğru sokağa sapmışım gibi. Şimdi biri bana o sözü sorsa, ezbere değil, yaşayarak söylerim.  Yüz geçer. Gençlik geçer. Bakışlar değişir. Ama kader… Kader, kime değer verdiğinde yazılır. Ve inan, o an anladım... Yanlış kişiye verdiğim her değer, aslında önce kendimden eksilttiğimmiş.                       DİLEK SARIKAYA">                “Kaderin Sessiz Öğretisi”</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/“Kaderin Sessiz Öğretisi” “Yüzün değil, kaderin güzel olsun…” Bunu ilk kim söyledi bilmiyorum ama bizim mahallede en çok safiye  teyze söylerdi. Sabahları kapısının önüne küçük bir tabure koyar, elinde ince belli çay bardağıyla gelip geçen herkese bakardı. Öyle yargılayan değil, daha çok, hayatın içinden geçmiş birinin sessizce “anlıyorum seni” diyen bakışıydı. Ben o zamanlar pek anlamazdım bu sözün ağırlığını. Çünkü gençken insanın gözü hep yüzlerde olur; kim güzel, kim değil, kim daha dikkat çekiyor… Kader dediğin şey ise sanki uzak bir dağ gibi, var ama dokunulmaz. Ta ki  fırat'la tanışana kadar. Fırat mahalleye yeni taşınmıştı. Öyle ilk bakışta dikkat çeken biri değildi. Ne çok yakışıklıydı ne de kendini göstermek gibi bir derdi vardı. Ama garip bir huzur vardı onda. Sanki yanında durunca dünya biraz yavaşlıyor, sesler biraz kısılıyordu. Bir gün bakkalın önünde karşılaştık. Elinde eski bir poşet, içinde ekmek ve birkaç ufak tefek şey. Rüzgâr poşeti sallarken ekmeğin kokusu yayıldı. O an, saçma bir şekilde, hayatın en gerçek anlarından biriymiş gibi hissettim. Merhaba ben gül “yeni taşındın galiba,” dedim. Gülümseyerek ben Fırat “evet,” dedi, “alışmaya çalışıyorum.” Zamanla sohbetlerimiz arttı. Birlikte yürüdük, çay içtik, sustuk. En çok da sustuk aslında.  Bazı insanlar vardır, yanında konuşmadan da anlaşılır ya Fırat'da öyle biriydi. Ama ben… ben o zamanlar hâlâ yüzlere bakıyordum. Bir süre sonra hayatıma başka biri girdi. Herkesin dönüp baktığı türden. Konuşması, gülüşü, kendine güveni… Sanki her şey fazla parlıyordu onda. Yanında yürürken kendimi daha görünür hissediyordum. İnsanların bakışları hoşuma gidiyordu, itiraf edeyim. Bir akşam bir kafede oturuyorduk. Ben bir şey anlatırken telefonuna baktı, sonra gülümseyerek başını kaldırdı ama gözleri hâlâ ekrandaydı. “Dinliyorum,” dedi, ama aslında dinlemiyordu. “Bugün benim için önemli bir gündü…” dedim, biraz duraksayarak. “Hmm… güzel,” dedi kısaca. Ardından garsona dönüp siparişini değiştirdi, sanki ben hiç konuşmamışım gibi. O an içimde küçük bir şey kırıldı ama ben görmezden geldim. Çünkü onunla yan yana durmak, bana kendimi değerliymiş gibi hissettiriyordu. Fırat yavaş yavaş uzaklaştı bu süreçde. Bir gün selamlaştık, ertesi gün sadece başımızı salladık, sonra o da bitti. Ve ben, fark etmeden, yanlış bir kapının önünde beklemeye başladım. Çünkü bazı insanlar vardır, ne verirsen ver, yetmez. Zamanını verirsin, az gelir. Değer verirsin, anlamaz. Sabır gösterirsin, alışkanlık sanır. İşte ben o “denizi versem yetmez” dediğimiz insanlardan birine kalbimi bırakmıştım. Başta anlamıyorsun. Hep bir umut oluyor içinde. “Belki değişir”, “belki fark eder”, “belki bu sefer…” diye diye insan kendi değerini küçük küçük eksiltiyor. Bir gün ona, “yarın önemli bir şeyim var, gelir misin?” diye sordum. Biraz düşündükten sonra “bakarız,” dedi. “Benim için önemli,” dedim, ilk defa bu kadar net.  “Of çok abartıyorsun bazı şeyleri,” dedi hafif bir gülümsemeyle. O an, ciddiye alınmamanın ne demek olduğunu hissettim. Ama yine de sustum. Çünkü kaybetmekten, kendimi kaybetmekten daha çok korkuyordum. Bir gün, çok basit bir an oldu aslında. Yağmur yağıyordu. Ben bekliyordum. Saatlerdir. O ise gelmemişti. Ne bir mesaj, ne bir açıklama. Sırılsıklam olmuştum ama içimdeki o bekleyiş daha ağırdı. Suyun kıymetini bilmeyene, denizi versen de susuz kalıyor insan. Eve dönerken Safiye teyze kapının önündeydi yine. Saçlarım ıslak, gözlerim dolu dolu. Bana baktı, hiçbir şey sormadı. Sadece“yüzün değil, kaderin güzel olsun evladım…” dedi.  O an ilk defa gerçekten  güzellik  dediğimiz şeyin, bakışlarda değil. Birinin seni nasıl hissettirdiğinde, yokluğunda içinin ne kadar daraldığında, varlığında ne kadar huzur bulduğunda olduğunu anladım.  Günler geçti. Kendime gelmem zaman aldı. Ama insan, kırıldıkça öğreniyor. Ve en çok da kime değer vermemesi gerektiğini öğreniyor. Bir akşam yine aynı sokakta yürürken Fırat'ı gördüm. Elinde yine bir poşet, yine sade, yine kendi halinde. Göz göze geldik.  “Merhaba,” dedim. “Merhaba,” dedi, aynı sakinlikle. Bir süre yürüdük birlikte. Sessizce. Ama bu sefer o sessizlik başka türlüydü. İçinde pişmanlık da vardı, farkındalık da. “Kayboldum biraz,” dedim sonunda. Bana baktı. Yargı yoktu gözlerinde. “Herkes kaybolur,” dedi. “Önemli olan nerede duracağını anlamak.” İşte o an, kader dediğimiz şeyin aslında büyük olaylardan değil, küçük seçimlerden oluştuğunu fark ettim. Kime güldüğün, kimin yanında sustuğun, kimin yokluğunda eksildiğin… O gün eve dönerken içimde garip bir huzur vardı. Sanki uzun zamandır yanlış yolda yürüyormuşum da nihayet doğru sokağa sapmışım gibi. Şimdi biri bana o sözü sorsa, ezbere değil, yaşayarak söylerim.  Yüz geçer. Gençlik geçer. Bakışlar değişir. Ama kader… Kader, kime değer verdiğinde yazılır. Ve inan, o an anladım... Yanlış kişiye verdiğim her değer, aslında önce kendimden eksilttiğimmiş.                       DİLEK SARIKAYA"> “Yüzün değil, kaderin güzel olsun…” Bunu ilk kim söyledi bilmiyorum ama bizim mahallede en çok safiye teyze söylerdi. Sabahları kapısının önüne küçük bir tabure koyar, elinde ince belli çay bardağıyla gelip geçen herkese bakardı. Öyle yargılayan değil, daha çok, hayatın içinden geçmiş birinin sessizce “anlıyorum seni” diyen bakışıydı. Ben o zamanlar pek anlamazdım bu sözün ağırlığını. Çünkü gençken insanın gözü hep yüzlerde olur; kim güzel, kim değil, kim daha dikkat çekiyor… Kader dediğin şey ise sanki uzak bir dağ gibi, var ama dokunulmaz. Ta ki fırat'la tanışana kadar. Fırat mahalleye yeni taşınmıştı. Öyle ilk bakışta dikkat çeken biri değildi. Ne çok yakışıklıydı ne de kendini göstermek gibi bir derdi vardı. Ama garip bir huzur vardı onda. Sanki yanında durunca dünya biraz yavaşlıyor, sesler biraz kısılıyordu. Bir gün bakkalın önünde karşılaştık. Elinde eski bir poşet, içinde ekmek ve birkaç ufak tefek şey. Rüzgâr poşeti sallarken ekmeğin kokusu yayıldı. O an, saçma bir şekilde, hayatın en gerçek anlarından biriymiş gibi hissettim. Merhaba ben gül “yeni taşındın galiba,” dedim. Gülümseyerek ben Fırat “evet,” dedi, “alışmaya çalışıyorum.” Zamanla sohbetlerimiz arttı. Birlikte yürüdük, çay içtik, sustuk. En çok da sustuk aslında. Bazı insanlar vardır, yanında konuşmadan da anlaşılır ya Fırat'da öyle biriydi. Ama ben… ben o zamanlar hâlâ yüzlere bakıyordum. Bir süre sonra hayatıma başka biri girdi. Herkesin dönüp baktığı türden. Konuşması, gülüşü, kendine güveni… Sanki her şey fazla parlıyordu onda. Yanında yürürken kendimi daha görünür hissediyordum. İnsanların bakışları hoşuma gidiyordu, itiraf edeyim. Bir akşam bir kafede oturuyorduk. Ben bir şey anlatırken telefonuna baktı, sonra gülümseyerek başını kaldırdı ama gözleri hâlâ ekrandaydı. “Dinliyorum,” dedi, ama aslında dinlemiyordu. “Bugün benim için önemli bir gündü…” dedim, biraz duraksayarak. “Hmm… güzel,” dedi kısaca. Ardından garsona dönüp siparişini değiştirdi, sanki ben hiç konuşmamışım gibi. O an içimde küçük bir şey kırıldı ama ben görmezden geldim. Çünkü onunla yan yana durmak, bana kendimi değerliymiş gibi hissettiriyordu. Fırat yavaş yavaş uzaklaştı bu süreçde. Bir gün selamlaştık, ertesi gün sadece başımızı salladık, sonra o da bitti. Ve ben, fark etmeden, yanlış bir kapının önünde beklemeye başladım. Çünkü bazı insanlar vardır, ne verirsen ver, yetmez. Zamanını verirsin, az gelir. Değer verirsin, anlamaz. Sabır gösterirsin, alışkanlık sanır. İşte ben o “denizi versem yetmez” dediğimiz insanlardan birine kalbimi bırakmıştım. Başta anlamıyorsun. Hep bir umut oluyor içinde. “Belki değişir”, “belki fark eder”, “belki bu sefer…” diye diye insan kendi değerini küçük küçük eksiltiyor. Bir gün ona, “yarın önemli bir şeyim var, gelir misin?” diye sordum. Biraz düşündükten sonra “bakarız,” dedi. “Benim için önemli,” dedim, ilk defa bu kadar net. “Of çok abartıyorsun bazı şeyleri,” dedi hafif bir gülümsemeyle. O an, ciddiye alınmamanın ne demek olduğunu hissettim. Ama yine de sustum. Çünkü kaybetmekten, kendimi kaybetmekten daha çok korkuyordum. Bir gün, çok basit bir an oldu aslında. Yağmur yağıyordu. Ben bekliyordum. Saatlerdir. O ise gelmemişti. Ne bir mesaj, ne bir açıklama. Sırılsıklam olmuştum ama içimdeki o bekleyiş daha ağırdı. Suyun kıymetini bilmeyene, denizi versen de susuz kalıyor insan. Eve dönerken Safiye teyze kapının önündeydi yine. Saçlarım ıslak, gözlerim dolu dolu. Bana baktı, hiçbir şey sormadı. Sadece“yüzün değil, kaderin güzel olsun evladım…” dedi. O an ilk defa gerçekten güzellik dediğimiz şeyin, bakışlarda değil. Birinin seni nasıl hissettirdiğinde, yokluğunda içinin ne kadar daraldığında, varlığında ne kadar huzur bulduğunda olduğunu anladım. Günler geçti. Kendime gelmem zaman aldı. Ama insan, kırıldıkça öğreniyor. Ve en çok da kime değer vermemesi gerektiğini öğreniyor. Bir akşam yine aynı sokakta yürürken Fırat'ı gördüm. Elinde yine bir poşet, yine sade, yine kendi halinde. Göz göze geldik. “Merhaba,” dedim. “Merhaba,” dedi, aynı sakinlikle. Bir süre yürüdük birlikte. Sessizce. Ama bu sefer o sessizlik başka türlüydü. İçinde pişmanlık da vardı, farkındalık da. “Kayboldum biraz,” dedim sonunda. Bana baktı. Yargı yoktu gözlerinde. “Herkes kaybolur,” dedi. “Önemli olan nerede duracağını anlamak.” İşte o an, kader dediğimiz şeyin aslında büyük olaylardan değil, küçük seçimlerden oluştuğunu fark ettim. Kime güldüğün, kimin yanında sustuğun, kimin yokluğunda eksildiğin… O gün eve dönerken içimde garip bir huzur vardı. Sanki uzun zamandır yanlış yolda yürüyormuşum da nihayet doğru sokağa sapmışım gibi. Şimdi biri bana o sözü sorsa, ezbere değil, yaşayarak söylerim. Yüz geçer. Gençlik geçer. Bakışlar değişir. Ama kader… Kader, kime değer verdiğinde yazılır. Ve inan, o an anladım... Yanlış kişiye verdiğim her değer, aslında önce kendimden eksilttiğimmiş.                                       </a></p>
<p>                                                  <a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/“Kaderin Sessiz Öğretisi” “Yüzün değil, kaderin güzel olsun…” Bunu ilk kim söyledi bilmiyorum ama bizim mahallede en çok safiye  teyze söylerdi. Sabahları kapısının önüne küçük bir tabure koyar, elinde ince belli çay bardağıyla gelip geçen herkese bakardı. Öyle yargılayan değil, daha çok, hayatın içinden geçmiş birinin sessizce “anlıyorum seni” diyen bakışıydı. Ben o zamanlar pek anlamazdım bu sözün ağırlığını. Çünkü gençken insanın gözü hep yüzlerde olur; kim güzel, kim değil, kim daha dikkat çekiyor… Kader dediğin şey ise sanki uzak bir dağ gibi, var ama dokunulmaz. Ta ki  fırat'la tanışana kadar. Fırat mahalleye yeni taşınmıştı. Öyle ilk bakışta dikkat çeken biri değildi. Ne çok yakışıklıydı ne de kendini göstermek gibi bir derdi vardı. Ama garip bir huzur vardı onda. Sanki yanında durunca dünya biraz yavaşlıyor, sesler biraz kısılıyordu. Bir gün bakkalın önünde karşılaştık. Elinde eski bir poşet, içinde ekmek ve birkaç ufak tefek şey. Rüzgâr poşeti sallarken ekmeğin kokusu yayıldı. O an, saçma bir şekilde, hayatın en gerçek anlarından biriymiş gibi hissettim. Merhaba ben gül “yeni taşındın galiba,” dedim. Gülümseyerek ben Fırat “evet,” dedi, “alışmaya çalışıyorum.” Zamanla sohbetlerimiz arttı. Birlikte yürüdük, çay içtik, sustuk. En çok da sustuk aslında.  Bazı insanlar vardır, yanında konuşmadan da anlaşılır ya Fırat'da öyle biriydi. Ama ben… ben o zamanlar hâlâ yüzlere bakıyordum. Bir süre sonra hayatıma başka biri girdi. Herkesin dönüp baktığı türden. Konuşması, gülüşü, kendine güveni… Sanki her şey fazla parlıyordu onda. Yanında yürürken kendimi daha görünür hissediyordum. İnsanların bakışları hoşuma gidiyordu, itiraf edeyim. Bir akşam bir kafede oturuyorduk. Ben bir şey anlatırken telefonuna baktı, sonra gülümseyerek başını kaldırdı ama gözleri hâlâ ekrandaydı. “Dinliyorum,” dedi, ama aslında dinlemiyordu. “Bugün benim için önemli bir gündü…” dedim, biraz duraksayarak. “Hmm… güzel,” dedi kısaca. Ardından garsona dönüp siparişini değiştirdi, sanki ben hiç konuşmamışım gibi. O an içimde küçük bir şey kırıldı ama ben görmezden geldim. Çünkü onunla yan yana durmak, bana kendimi değerliymiş gibi hissettiriyordu. Fırat yavaş yavaş uzaklaştı bu süreçde. Bir gün selamlaştık, ertesi gün sadece başımızı salladık, sonra o da bitti. Ve ben, fark etmeden, yanlış bir kapının önünde beklemeye başladım. Çünkü bazı insanlar vardır, ne verirsen ver, yetmez. Zamanını verirsin, az gelir. Değer verirsin, anlamaz. Sabır gösterirsin, alışkanlık sanır. İşte ben o “denizi versem yetmez” dediğimiz insanlardan birine kalbimi bırakmıştım. Başta anlamıyorsun. Hep bir umut oluyor içinde. “Belki değişir”, “belki fark eder”, “belki bu sefer…” diye diye insan kendi değerini küçük küçük eksiltiyor. Bir gün ona, “yarın önemli bir şeyim var, gelir misin?” diye sordum. Biraz düşündükten sonra “bakarız,” dedi. “Benim için önemli,” dedim, ilk defa bu kadar net.  “Of çok abartıyorsun bazı şeyleri,” dedi hafif bir gülümsemeyle. O an, ciddiye alınmamanın ne demek olduğunu hissettim. Ama yine de sustum. Çünkü kaybetmekten, kendimi kaybetmekten daha çok korkuyordum. Bir gün, çok basit bir an oldu aslında. Yağmur yağıyordu. Ben bekliyordum. Saatlerdir. O ise gelmemişti. Ne bir mesaj, ne bir açıklama. Sırılsıklam olmuştum ama içimdeki o bekleyiş daha ağırdı. Suyun kıymetini bilmeyene, denizi versen de susuz kalıyor insan. Eve dönerken Safiye teyze kapının önündeydi yine. Saçlarım ıslak, gözlerim dolu dolu. Bana baktı, hiçbir şey sormadı. Sadece“yüzün değil, kaderin güzel olsun evladım…” dedi.  O an ilk defa gerçekten  güzellik  dediğimiz şeyin, bakışlarda değil. Birinin seni nasıl hissettirdiğinde, yokluğunda içinin ne kadar daraldığında, varlığında ne kadar huzur bulduğunda olduğunu anladım.  Günler geçti. Kendime gelmem zaman aldı. Ama insan, kırıldıkça öğreniyor. Ve en çok da kime değer vermemesi gerektiğini öğreniyor. Bir akşam yine aynı sokakta yürürken Fırat'ı gördüm. Elinde yine bir poşet, yine sade, yine kendi halinde. Göz göze geldik.  “Merhaba,” dedim. “Merhaba,” dedi, aynı sakinlikle. Bir süre yürüdük birlikte. Sessizce. Ama bu sefer o sessizlik başka türlüydü. İçinde pişmanlık da vardı, farkındalık da. “Kayboldum biraz,” dedim sonunda. Bana baktı. Yargı yoktu gözlerinde. “Herkes kaybolur,” dedi. “Önemli olan nerede duracağını anlamak.” İşte o an, kader dediğimiz şeyin aslında büyük olaylardan değil, küçük seçimlerden oluştuğunu fark ettim. Kime güldüğün, kimin yanında sustuğun, kimin yokluğunda eksildiğin… O gün eve dönerken içimde garip bir huzur vardı. Sanki uzun zamandır yanlış yolda yürüyormuşum da nihayet doğru sokağa sapmışım gibi. Şimdi biri bana o sözü sorsa, ezbere değil, yaşayarak söylerim.  Yüz geçer. Gençlik geçer. Bakışlar değişir. Ama kader… Kader, kime değer verdiğinde yazılır. Ve inan, o an anladım... Yanlış kişiye verdiğim her değer, aslında önce kendimden eksilttiğimmiş.                       DİLEK SARIKAYA">DİLEK SARIKAYA</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Baş harfi “&amp;” &amp; Habil Yaşar</title>
<link>https://fikirizleri.com/bas-harfi-habil-yasar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bas-harfi-habil-yasar</guid>
<description><![CDATA[ “-” – umut dolu gençliğimin boşa çıkan hayallerinin katili. Ömrümün en tatlı anlarını acıya çeviren yılanların en zehirlisi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e6994a81bb9.webp" length="28968" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 00:24:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Habil_Yashar</dc:creator>
<media:keywords>aşk roman hikaye sevda yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">“-” – umut dolu gençliğimin boşa çıkan hayallerinin katili. Ömrümün en tatlı anlarını acıya çeviren yılanların en zehirlisi. Alfabenin içinde en çok bana seni hatırlatan, baş harfi “-” olan acımasız sevgilim. Ne söylesem azdır sana, ey merhametsizler, merhametsizi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Belki de hiç okumayacaksın sana yazdıklarımı, ömür boyu giley dolu hikayemi. Ya da varlığımdan, yazılarımdan habersiz yaşayacaksın geleceğini. Bir kez bile hatırlamayacağımı düşünüyorum, çünkü senin karakterini iyi bildiğimden söylüyorum bunları. Bağırırsam duymayacak, yazarsam okumayacak, ağlarsam duymayacak, ölsem ağlamayacaksın. Biliyorum ki tüm bunların sana hiçbir değeri yok, çünkü sen, sana değer verenlerin değerini anlamayacak kadar bencil birisin. Yedi yıl önce nasılsan öyle kalmışsın, acıyorum sana, hayat arkadaşım dediğim (rakibim olmasına rağmen) o insanın gününe. Belki de yanıldım burada, bilmiyorum, belki o senden de beter bencildir, sen onun yanında birine katılmak zorunda kalmışsın. Her halükarda varsayımlar çok olabilir, ama bir gerçek var ki, sen herhangi bir erkeğin karısı, kadınısın. Sana yalnızca ve yalnızca mutluluk dileyecek gücüm var. Ben lanet için değil, alkış için yaratıldım, benden ancak bunu bekleyebilirsin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">“-” – biliyorum yazdıklarımı okumayacaksın (Ama unutma ki ben bir yazarım, dertlerimin yazarı. Sensiz yaşayabildiysem de, yazmasam yaşayabileceğime inanma. Hayatta en güvenilir dostum ilhamımdır, çünkü o, tam da kederimde ve sevincimde benimle yürür, asla beni terk etmez, yanımdan uzaklaşmaz). Sen okumasan bile binlerce, belki de milyonlarca insan okuyacak yazdıklarımı, çünkü herkes kendini bulacak yazdıklarımda. Belki de çoğu kendi vefasız sevgilisinin baş harfini yazacak, senin baş harfin olan “-” yerine. Tek sen okumayacaksın, habersiz kalacaksın yazdıklarımdan. Garip değil mi? Çünkü bir zamanlar ilk okuyucusu sen idin, ne yazdıysam. Gazete okumayan sen bile, tamamen bana özel olarak edebi yayınları takip ediyordun (filoloji okumana rağmen). İnsafla söylemeliyim, “Sen mükemmeldin, gerçekten mükemmeldin. Sınıf arkadaşlarım senin çalışkanlığına imrenirken, ben sana kavuşmak için yanıyordum”).<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Benim sayemde ilk kez Yazarlar Birliği’ne adım atmıştın, çünkü o gün benim ikinci kitabım “Beni Sevgi Yarattı” kitabımın tanıtımıydı. Tek gözüm seni arıyordu, onlarca insan arasında, saygın yazarlar, şairler, akrabalar ve dostlar arasında, sadece senin için heyecanlıydım. Eleştirilseydim utanacak, kızaracaktım, şükür ki o gün yanında fazla acizleşmedim. Eleştirilerle birlikte övüldüm de. Belki de sen gururlandın, çünkü sevgilinin kitabının tanıtımıydı. Her gün seni bekletmeme rağmen, o, senden bir an bile ayrılmak istemeyen bir aşıktı. Belki de seni şikâyet ederken kendimi biraz övdüm de. Pek iyi olmadı. Yoksa son yıllarda ben de bencil mi oldum? Hayır, bu olamaz, çünkü bir şair asla bencil olamaz, kim ne derse desin, şairlerin bencil olabileceğine inanmıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Neyse, senin atmosferinden uzaklaşmayayım. Her ne olursa olsun, senin havanın güzelliği inkar edilemez. Çünkü senin havan bana ilham verdi, derin düşünmeme sebep oldu. Ama sonuçta hiçbir şey seni geri getiremez. Sen sensin. Üzerime düşen seni yazılarımda yaşatmak ve inanıyorum ki sen o yazılarda sonsuza kadar yaşayacaksın. Çünkü her şeyde biraz sen varsın ve senin varlığın her şeyi güzel ve eşsiz kılıyor. Sana ait “başyapıt”ımı ne zaman yazacağımı bir yüce Tanrıdan başka hiç kimse bilmez, bilemez…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Baş harfi “-”, şimdi bilmiyorum nerelerdesin. Biraz kulak dolgunla duydum. Evlendiğini, bir kızın olduğunu, çalışmadığını duydum (maalesef çok okumana rağmen sonunda işsizsin. Belki eşin çalışmana razı değil, ya da çalışmaya ihtiyacın yok. Birçok şey düşünülebilir, ama sonuçta işsizsin). Mutlu musun yoksa tam tersi mi bilmiyorum. Ne olursan ol, hayatta her şey nispeten görecelidir, Einstein örneği gibi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Baş harfi “-”, aradan yedi yıl geçti. Düşünüyorsun 7 yıl, şaka değil, bir adamın ömrü der atalarımız. Hayatımda neler oldu geçti saymakla bitmez “-”. Başarılarım oldu, kayıplarım da. En önemlisi seni kaybettim, bundan sonra kaybedilecek ne olabilir ki… Ne kaybedersem kaybedeyim, senin yokluğunun yanında hiçbir şey. Yakın zamanda üçüncü kitabımın yayınlanmasına hazırlanıyorum, hayal edemiyorum sensiz gerçekleşecek kitap tanıtımını. İnanmazsın belki de yazarken neler hissettiğimi. Kalemle yazmıyorum, mürekkep yerine kanımla yazıyorum. Şimdi birçok kişi bilgisayarda yazmaya alıştı, biz yazarlar da zamanla uyum sağlamalıyız (ama bana göre kalemle yazmak daha güzeldir). Ah, sen benim kanatları kırılmış hayatımın sebebi. Biliyor musun, biri sana haber verirse bile o tanıtıma gelirsin, ya da rüyanda gizlice sana tanıtımın yeri ve tarihinden bahsedilir. Ne olur, bilmiyorum neler olacak, neler yaşanacak. Tek bildiğim o olursa, hayatımda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hayatım 180 derece değişecek. Ah, bir gelsen… Yine yedi yıl önceki gibi seni düşünecek kalbim, seni arayacak gözlerim. Seni, seni, seni, baş harfi “-” olan sevgilim. Gelirsen gölgeden bile varlığını tanırım, saçlarının kokusundan varlığını anlarım… Ah hayaller, bir gerçek olsa, olsa da olsa.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Baş harfi “-”, sonunda sana yedi yıl önce yazdığım şiirin iki dizesini hatırlatıyorum ve bunu ömür boyu hatırlayacaksın:<br>                Beni istesen de, istemesen de,<br>                Benim olacaksın şiirlerimde.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Evet sevgilim, benim olacaksın. Bedenen kavuşamasak da sana, ruhen sonsuza kadar benim olacaksın, benim olarak kalacaksın. Bu ruhu hiç kimse benden alamaz, hatta ölüm bile. Çünkü bütün ruhumla sana bağlıyım, sen benim içimde görünmeyen bir varlıksın. Tüm benliğimle sen benim, benimsin…<o:p></o:p></span></p>
<div class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><hr size="2" width="100%" align="center"></div>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Habil Yaşar<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Benden Bana</title>
<link>https://fikirizleri.com/benden-bana</link>
<guid>https://fikirizleri.com/benden-bana</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e7dc540952d.webp" length="62004" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ahsen yorgunluktan ağırlaşmış adımlarını salona çevirdi. Girer girmez tam karşısında büyük pencereler ve kar beyaz tüller onu karşıladı. Soluna baktığında duvarı takip eden kahverengi büyük kitaplığını gördü. Kitaplarına göz gezdirerek yürüdü ve pencerenin karşısında ki beyaz kanepeye çantasını ve montunu bırakıp, pencerenin önüne gitti. Yorgun ama gururlu gözlerle pencerenin ardında ki ağaçlı bahçesini izlemeye başladı. Geceniz karanlığı, kış mevsiminin sessizliği, evinin sıcaklığı onu orada hayli bir ayakta tuttu. </p>
<p>Ne kadar kaldığının farkında dahi değildi. Yardımcısı Ezgi gelip ses verene kadar.</p>
<p>‘’Ahsen Hanım, hoş geldiniz.’’</p>
<p>Ahsen duyduğu ses ile irkilse de Ezgi olduğunu görünce rahatladı.</p>
<p>‘’Ezgi’cim gel canım.’’</p>
<p>‘’Kusura bakmayın korkacağınızı tahmin edemedim.’’</p>
<p>‘’Sorun yok canım, boş bulundum.’’</p>
<p>‘’Yorgun görünüyorsunuz.’’</p>
<p>‘’Çok…’’</p>
<p>‘’Ben evin düzenini istediğiniz gibi ayarladım. Siz isterseniz bir duş alıp rahatlayın bende size yiyecek bir şeyler hazırlayayım.’’</p>
<p>Ahsen saatine baktığında artık gece içine sadece ruhu dinlendirmesi gereken zamanları gösteriyordu.</p>
<p>‘’Çok iyi olur ama saat geç olmuş. Ben bir duş alayım, çıktığımda da kahve içelim birlikte Ezgi’cim.’’</p>
<p>‘’Ben kahvenizi yapayım size ama bu gecelik müsaadenizi isteyeyim.’ diyerek tebessüm etti Ezgi.</p>
<p>‘’Peki, teşekkür ederim.’’</p>
<p>Ahsen evinde ilk gecesini huzurlu geçirmek istiyordu. Duştan sonra kırmızı kareli pijamalarını giyindi, bakımlarını yaptı, saçlarını biraz kurutup aşağıya indi. Daha merdivenlerde onu sevdiği bir koku karşıladı. Salona gittiğinde Ezgi henüz orada değildi. Kanepeye oturup Ezgi’ye seslendi.</p>
<p>‘’Ezgi tarçın mı kokuyor?’’</p>
<p>Ezgi elinde küçük bir tepsi ile içeri girdi.</p>
<p>‘’Evet, Ahsen Hanım. Kahveniz çok azdı bende sıcacık salep yaptım size.’’ diyerek kupayı Ahsen’in önünde ki kahverengi, orta sehpaya koydu. </p>
<p>Ahsen:</p>
<p>‘’Eline sağlık Ezgi’cim.’’</p>
<p>‘’Afiyet olsun Ahsen Hanım. Bu sırada bu mektup bugün size geldi ama kimden geldiğini bilmiyorum.’’</p>
<p>Ahsen mektubu aldığında sadece üzerinde Ahsen’e yazıyordu. Neydi bu gizemli mektup? Kim göndermişti? Cevaplar zarfın içinde onu beklerken Ahsen ilk olarak Ezgi’yi uğurladı. Ardından ışıkları kapatıp, orta sehpanın üzerinde duran mumları yaktı. Kanepeye oturup zarfı açtı. İlk gözüne çarpan kelime gözlerinin dolmasına sebep oldu.</p>
<p>‘’Sevgili Ahsen,</p>
<p>Eğer bu mektup eline geçtiyse, sen kendine verdiğin sözleri tutmuşsun demektir. Kolay olmayacağını biliyorduk. Dışarıdan bir heves gibi görünen şeyin içeriyi yakan kocaman bir orman yangını olduğunu biliyorduk. Her zaman söylediğin gibi hayat hep iki kitap arası geçti senin için. Ya okuyordun ya da yazıyordun. </p>
<p>Üniversite hayalin vardı hani. Edebiyat okuyacaktın ama ailen okuma yaşının geçtiğini söylemişti. Şu an bu mektubu Edebiyat öğretmeni bir yazar olarak okuduğunu biliyorum. İlk sözün buydu kendine. Zamanı geçmedi, henüz gelmedi diyordun. İkinci sözün ise vazgeçmemekti. Sen ne kadar yalnız ve kimsesiz başlasan da bu yola, yol ilerledikçe kendine binlerce kişilik bir aile kuracaktın. Büyüklü küçüklü okurların senin ailen olacaktı. Son sözün ise hayalinde ki bahçeli iki katlı müstakil bir ev almaktı kendine. Bu mektup eline geçtiyse sen o evi de almış ve kendine verdiğin sözleri tutmuşsun demektir.</p>
<p>Sana on yıl önce ki, yirmi beş yaşında ki Ahsen olarak; hiç vazgeçmediğin için hayal kurmayı hiç bırakmadığın ve kendine verdiğin sözleri tuttuğun için teşekkür ederim. Canının yandığı da oldu, yorulduğunda. Yalnız kaldın bazen kalabalıklara karıştın ama sen başardın. Sende şimdi kalkıp aynada bak bize. Bana teşekkür etmeyi unutma delilik gibi görünen bu cesaret ateşini yaktığım için. </p>
<p>Sarıl bize güzel kızım, iyi iş çıkardık…</p>
<p>Benden bana….’’</p>
<p>Ahsen mektubu bitirdiğinde dışarıda kar lapa lapa yağmaya başlamıştı. Tarçınlı salebi soğumuş, mum yarıya kadar yanmıştı. Dışarısı soğuktu ama evi sıcacık bir yuvaydı. Gözyaşlarını silip girişteki boy aynasına gitti. Uzun uzun baktı kendine. </p>
<p>‘’Teşekkür ederim güzel kızım. Sen o ateşi içeriden yakmasan ben belki hiç cesaret edemezdim. İyi iş çıkardık…’’</p>
<p>Aynada kendine baksa da gördüğü on yıl önce yalnız bırakılmış Ahsen’di. Salona döndüğünde kanepenin üzerinde duran kırmızı şalı alıp uzandı. Soğuk Ocak gecesi, bembeyaz karlar, mumdan çıkan sıcak sarı ışık ve sımsıkı sarıldığı mektubu ile gece artık tamamen kendi içine dönüyordu. Aklından neler geçiyordu. Kâh ağlıyor kâh gülüyordu. </p>
<p>En az herkes kadar oda her gece kendi içine dönerdi. Yorulduğunda, kırıldığında bir önce gece olsun ve kendi kendime kalayım diye beklerdi. Okuduğu, yazdığı, araştırdığı, düşündüğü, hayal ettiği ve ağlayabildiği zamanlardı. Canının en çok yandığı ama en çok güçlendiği zamanlardı. Bu başarının ardında ödediği ilk bedel uykusuzluk, ikincisi ise ara sıra kalp sancılarıydı.</p>
<p>Umudu kadar hüznü de vardı gecelerinde. Rüyaları kadar hayalleri, hayalleri kadar da gerçekleri. Buruk bir mutluluk çokça yalnızlığı vardı. Yine de vicdanı rahat kalbi umutluydu…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DİLARA VE ATLAS&amp;apos;IN 23 NİSANI</title>
<link>https://fikirizleri.com/dilara-ve-atlasin-23-nisani</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dilara-ve-atlasin-23-nisani</guid>
<description><![CDATA[ 23 Nisan, sadece bir bayram değil; çocuklara armağan edilmiş dünyadaki ilk ve tek bayramdır. Bu özel gün, geleceğimizin teminatı olan çocuklara duyulan güvenin, sevginin ve umudun en güzel göstergesidir. Her çocuğun mutlu, özgür ve barış içinde yaşayabildiği bir dünya dileğiyle… 🇹🇷✨ ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e9e54a5c82a.webp" length="79148" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 12:24:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/DİLARA VE ATLAS'IN 23 NİSANI  23 Nisan sabahı, güneş sanki biraz daha erken doğmuştu. Sokaklar bayraklarla süslenmiş, balkonlardan kırmızı beyaz renkler dalgalanıyordu. Dilara, penceresini açtığında yüzüne vuran serin bahar rüzgârıyla gülümserken. O sırada kapı çaldı. “Dilaraaa! Hadi çık artık!” diye seslendi Atlas. İçinde tarifsiz bir sevinç vardı ikisinin'de.  Atlas, Dilara’nın en yakın arkadaşıydı. Hep birlikte oynar, hayaller kurar, en çok da bayramları birlikte kutlamayı severlerdi. Dilara hızlıca hazırlanıp dışarı çıktı. Atlas’ın elinde iki küçük bayrak vardı. Birini Dilara’ya uzatarak.  “Bugün bizim günümüz,” dedi gururla. Okulun bahçesine vardıklarında her yer cıvıl cıvıldı. Çocuklar rengârenk kıyafetler giymiş, farklı ülkelerden gelmiş gibi danslar hazırlamışlardı. Sanki dünya küçülmüş, bütün çocuklar aynı bahçede buluşmuştu. Dilara biraz heyecanlıydı çünkü şiir okuyacaktı. Atlas da bir gösteride rol alacaktı. İkisi sahnenin arkasında beklerken birbirlerine baktılar.  “Heyecanlı mısın?” diye sordu Atlas. “Biraz…” dedi Dilara. Atlas gülümseyerek“ben de. Ama birlikteyiz ya, o yüzden her şey güzel olacak” dedi.  Sıra önce Dilara'daydı. Sahneye çıktığında kalbi hızlı hızlı atıyordu. Atlas’ın az önce söylediği sözleri hatırlayarak, derin bir nefes aldı ve şiirini okumaya başladı. Sesi her kelimede biraz daha güçleniyor, alkışlar yükseldiğinde gözleri parlıyordu. Sonra Atlas sahneye çıktı. O ve arkadaşları neşeli bir dans sergiledi. Müzik, kahkahalar ve alkışlar birbirine karıştı. Dilara, Atlas’ı izlerken gururla gülümsedi. Tören bittikten sonra ikisi bahçede koşup oynamaya başladılar. Gökyüzüne bırakılan balonlar yavaş yavaş yükselirken, Dilara ve Atlas yan yana durup onları izlediler. “Bir dilek tutalım mı?” dedi Dilara ve Atlas'la birlikte  gözlerini kapattılar.  Dilara: “Tüm çocuklar mutlu olsun…” Atlas: “Ve hep birlikte oyun oynayabilelim…” Gözlerini açtıklarında gökyüzü rengârenkti. Sanki dilekleri balonlarla birlikte yükselmişti. O gün, sadece bir bayram değildi onlar için. Dostluktu, cesaretti, paylaşmaktı… Ve en önemlisi, birlikte olmanın verdiği o sıcacık mutluluktu. “Dilara ve Atlas’ın 23 Nisan’ı”, kalplerinde hep parlayan bir anı olarak kaldı.   23 Nisan, sadece bir bayram değil; çocuklara armağan edilmiş dünyadaki ilk ve tek bayramdır. Bu özel gün, geleceğimizin teminatı olan çocuklara duyulan güvenin, sevginin ve umudun en güzel göstergesidir. Her çocuğun mutlu, özgür ve barış içinde yaşayabildiği bir dünya dileğiyle… 🇹🇷✨">           DİLARA VE ATLAS'IN 23 NİSANI </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/DİLARA VE ATLAS'IN 23 NİSANI  23 Nisan sabahı, güneş sanki biraz daha erken doğmuştu. Sokaklar bayraklarla süslenmiş, balkonlardan kırmızı beyaz renkler dalgalanıyordu. Dilara, penceresini açtığında yüzüne vuran serin bahar rüzgârıyla gülümserken. O sırada kapı çaldı. “Dilaraaa! Hadi çık artık!” diye seslendi Atlas. İçinde tarifsiz bir sevinç vardı ikisinin'de.  Atlas, Dilara’nın en yakın arkadaşıydı. Hep birlikte oynar, hayaller kurar, en çok da bayramları birlikte kutlamayı severlerdi. Dilara hızlıca hazırlanıp dışarı çıktı. Atlas’ın elinde iki küçük bayrak vardı. Birini Dilara’ya uzatarak.  “Bugün bizim günümüz,” dedi gururla. Okulun bahçesine vardıklarında her yer cıvıl cıvıldı. Çocuklar rengârenk kıyafetler giymiş, farklı ülkelerden gelmiş gibi danslar hazırlamışlardı. Sanki dünya küçülmüş, bütün çocuklar aynı bahçede buluşmuştu. Dilara biraz heyecanlıydı çünkü şiir okuyacaktı. Atlas da bir gösteride rol alacaktı. İkisi sahnenin arkasında beklerken birbirlerine baktılar.  “Heyecanlı mısın?” diye sordu Atlas. “Biraz…” dedi Dilara. Atlas gülümseyerek“ben de. Ama birlikteyiz ya, o yüzden her şey güzel olacak” dedi.  Sıra önce Dilara'daydı. Sahneye çıktığında kalbi hızlı hızlı atıyordu. Atlas’ın az önce söylediği sözleri hatırlayarak, derin bir nefes aldı ve şiirini okumaya başladı. Sesi her kelimede biraz daha güçleniyor, alkışlar yükseldiğinde gözleri parlıyordu. Sonra Atlas sahneye çıktı. O ve arkadaşları neşeli bir dans sergiledi. Müzik, kahkahalar ve alkışlar birbirine karıştı. Dilara, Atlas’ı izlerken gururla gülümsedi. Tören bittikten sonra ikisi bahçede koşup oynamaya başladılar. Gökyüzüne bırakılan balonlar yavaş yavaş yükselirken, Dilara ve Atlas yan yana durup onları izlediler. “Bir dilek tutalım mı?” dedi Dilara ve Atlas'la birlikte  gözlerini kapattılar.  Dilara: “Tüm çocuklar mutlu olsun…” Atlas: “Ve hep birlikte oyun oynayabilelim…” Gözlerini açtıklarında gökyüzü rengârenkti. Sanki dilekleri balonlarla birlikte yükselmişti. O gün, sadece bir bayram değildi onlar için. Dostluktu, cesaretti, paylaşmaktı… Ve en önemlisi, birlikte olmanın verdiği o sıcacık mutluluktu. “Dilara ve Atlas’ın 23 Nisan’ı”, kalplerinde hep parlayan bir anı olarak kaldı.   23 Nisan, sadece bir bayram değil; çocuklara armağan edilmiş dünyadaki ilk ve tek bayramdır. Bu özel gün, geleceğimizin teminatı olan çocuklara duyulan güvenin, sevginin ve umudun en güzel göstergesidir. Her çocuğun mutlu, özgür ve barış içinde yaşayabildiği bir dünya dileğiyle… 🇹🇷✨">23 Nisan sabahı, güneş sanki biraz daha erken doğmuştu. Sokaklar bayraklarla süslenmiş, balkonlardan kırmızı beyaz renkler dalgalanıyordu. Dilara, penceresini açtığında yüzüne vuran serin bahar rüzgârıyla gülümserken. O sırada kapı çaldı. “Dilaraaa! Hadi çık artık!” diye seslendi Atlas. İçinde tarifsiz bir sevinç vardı ikisinin'de. Atlas, Dilara’nın en yakın arkadaşıydı. Hep birlikte oynar, hayaller kurar, en çok da bayramları birlikte kutlamayı severlerdi. Dilara hızlıca hazırlanıp dışarı çıktı. Atlas’ın elinde iki küçük bayrak vardı. Birini Dilara’ya uzatarak. “Bugün bizim günümüz,” dedi gururla. Okulun bahçesine vardıklarında her yer cıvıl cıvıldı. Çocuklar rengârenk kıyafetler giymiş, farklı ülkelerden gelmiş gibi danslar hazırlamışlardı. Sanki dünya küçülmüş, bütün çocuklar aynı bahçede buluşmuştu. Dilara biraz heyecanlıydı çünkü şiir okuyacaktı. Atlas da bir gösteride rol alacaktı. İkisi sahnenin arkasında beklerken birbirlerine baktılar. “Heyecanlı mısın?” diye sordu Atlas. “Biraz…” dedi Dilara. Atlas gülümseyerek“ben de. Ama birlikteyiz ya, o yüzden her şey güzel olacak” dedi. Sıra önce Dilara'daydı. Sahneye çıktığında kalbi hızlı hızlı atıyordu. Atlas’ın az önce söylediği sözleri hatırlayarak, derin bir nefes aldı ve şiirini okumaya başladı. Sesi her kelimede biraz daha güçleniyor, alkışlar yükseldiğinde gözleri parlıyordu. Sonra Atlas sahneye çıktı. O ve arkadaşları neşeli bir dans sergiledi. Müzik, kahkahalar ve alkışlar birbirine karıştı. Dilara, Atlas’ı izlerken gururla gülümsedi. Tören bittikten sonra ikisi bahçede koşup oynamaya başladılar. Gökyüzüne bırakılan balonlar yavaş yavaş yükselirken, Dilara ve Atlas yan yana durup onları izlediler. “Bir dilek tutalım mı?” dedi Dilara ve Atlas'la birlikte gözlerini kapattılar. Dilara: “Tüm çocuklar mutlu olsun…” Atlas: “Ve hep birlikte oyun oynayabilelim…” Gözlerini açtıklarında gökyüzü rengârenkti. Sanki dilekleri balonlarla birlikte yükselmişti. O gün, sadece bir bayram değildi onlar için. Dostluktu, cesaretti, paylaşmaktı… Ve en önemlisi, birlikte olmanın verdiği o sıcacık mutluluktu. “Dilara ve Atlas’ın 23 Nisan’ı”, kalplerinde hep parlayan bir anı olarak kaldı. </a></p>
<p></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/DİLARA VE ATLAS'IN 23 NİSANI  23 Nisan sabahı, güneş sanki biraz daha erken doğmuştu. Sokaklar bayraklarla süslenmiş, balkonlardan kırmızı beyaz renkler dalgalanıyordu. Dilara, penceresini açtığında yüzüne vuran serin bahar rüzgârıyla gülümserken. O sırada kapı çaldı. “Dilaraaa! Hadi çık artık!” diye seslendi Atlas. İçinde tarifsiz bir sevinç vardı ikisinin'de.  Atlas, Dilara’nın en yakın arkadaşıydı. Hep birlikte oynar, hayaller kurar, en çok da bayramları birlikte kutlamayı severlerdi. Dilara hızlıca hazırlanıp dışarı çıktı. Atlas’ın elinde iki küçük bayrak vardı. Birini Dilara’ya uzatarak.  “Bugün bizim günümüz,” dedi gururla. Okulun bahçesine vardıklarında her yer cıvıl cıvıldı. Çocuklar rengârenk kıyafetler giymiş, farklı ülkelerden gelmiş gibi danslar hazırlamışlardı. Sanki dünya küçülmüş, bütün çocuklar aynı bahçede buluşmuştu. Dilara biraz heyecanlıydı çünkü şiir okuyacaktı. Atlas da bir gösteride rol alacaktı. İkisi sahnenin arkasında beklerken birbirlerine baktılar.  “Heyecanlı mısın?” diye sordu Atlas. “Biraz…” dedi Dilara. Atlas gülümseyerek“ben de. Ama birlikteyiz ya, o yüzden her şey güzel olacak” dedi.  Sıra önce Dilara'daydı. Sahneye çıktığında kalbi hızlı hızlı atıyordu. Atlas’ın az önce söylediği sözleri hatırlayarak, derin bir nefes aldı ve şiirini okumaya başladı. Sesi her kelimede biraz daha güçleniyor, alkışlar yükseldiğinde gözleri parlıyordu. Sonra Atlas sahneye çıktı. O ve arkadaşları neşeli bir dans sergiledi. Müzik, kahkahalar ve alkışlar birbirine karıştı. Dilara, Atlas’ı izlerken gururla gülümsedi. Tören bittikten sonra ikisi bahçede koşup oynamaya başladılar. Gökyüzüne bırakılan balonlar yavaş yavaş yükselirken, Dilara ve Atlas yan yana durup onları izlediler. “Bir dilek tutalım mı?” dedi Dilara ve Atlas'la birlikte  gözlerini kapattılar.  Dilara: “Tüm çocuklar mutlu olsun…” Atlas: “Ve hep birlikte oyun oynayabilelim…” Gözlerini açtıklarında gökyüzü rengârenkti. Sanki dilekleri balonlarla birlikte yükselmişti. O gün, sadece bir bayram değildi onlar için. Dostluktu, cesaretti, paylaşmaktı… Ve en önemlisi, birlikte olmanın verdiği o sıcacık mutluluktu. “Dilara ve Atlas’ın 23 Nisan’ı”, kalplerinde hep parlayan bir anı olarak kaldı.   23 Nisan, sadece bir bayram değil; çocuklara armağan edilmiş dünyadaki ilk ve tek bayramdır. Bu özel gün, geleceğimizin teminatı olan çocuklara duyulan güvenin, sevginin ve umudun en güzel göstergesidir. Her çocuğun mutlu, özgür ve barış içinde yaşayabildiği bir dünya dileğiyle… 🇹🇷✨">23 Nisan, sadece bir bayram değil; çocuklara armağan edilmiş dünyadaki ilk ve tek bayramdır. Bu özel gün, geleceğimizin teminatı olan çocuklara duyulan güvenin, sevginin ve umudun en güzel göstergesidir. Her çocuğun mutlu, özgür ve barış içinde yaşayabildiği bir dünya dileğiyle… 🇹🇷✨.         </a></p>
<p>                                      DİLEK SARIKAYA </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KALBİMDEKİ MELEK</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimdeki-melek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimdeki-melek</guid>
<description><![CDATA[ Bir anne, kızını toprağa verdiğinde dünya susmaz…
Ama kalbi, bir daha asla eskisi gibi konuşmaz.
Kalbimdeki Melek, gençliğinin baharında kaybedilen bir kızın, annesinin kalbinde yeniden doğuşunun hikâyesi.
Bu hikaye yasın içinden geçenlere “yalnız değilsin” demek için yazıldı.
Acının içinden umut çıkaran, kaybın içinden sevgi büyüten bir hikâye…
Okurunu incitmeden sarsan, sarsarken sarıp sarmalayan bir anlatı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e8829bd6ff2.webp" length="66978" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>                    KALBİMDEKİ MELEK </p>
<p>Gece, şehrin üzerine siyah bir tül gibi serilmişti. Sokak lambalarının sarı ışıkları, ıslak kaldırımların üstünde titreyerek süzülürken sanki her adımda bir anı parlıyor, gökyüzü, içine binlerce sır saklamış derin bir kuyu gibi beni içine alıyordu. Rüzgâr, penceremin aralığından içeri süzülüp odamdaki perdeleri usulca kımıldatıyor, bana adını bilmediğim duyguları fısıldıyordu. Kalbimde bir boşluk vardı. Dokunamadığım ama varlığını her nefesimde hissettiğim bir varlıktı. O an… Onu hissettim. Kalbimin en kuytu yerinde, kimsenin ulaşamadığı bir yerde, ince bir ışık yandı. Önce soluk bir parıltı oldu. Sonra yavaş yavaş büyüdü, ısındı, canlandı. Gözlerimi kapadığımda onu gördüm. Kanatları gecenin içinden koparılmış bir ay ışığı gibiydi. Tüyleri, yıldız tozu serpilmiş gibi parlıyordu. Yüzünde, insanı hem ağlatan hem iyileştiren bir tebessüm vardı. O, kalbimdeki melekti. Bana dokunmasına gerek yoktu. Varlığı bile içimdeki bütün kırıkları tek tek sarıyordu. Her acı hatıranın üstüne ince bir örtü serer gibi, kalbimde gezindi. Yorgunluğumun omuzlarına görünmez ellerini koydu. İçimde yıllardır biriken o ağır taşları, sanki suya atar gibi bir bir bıraktırdı bana. Kalbim, uzun zamandır ilk defa hafifliyordu. “Ben senin umudunum,” dedi sesi, rüzgârın içinden gelen bir melodi gibi. “Unuttuğun cesaretinim. Karanlıkta yürürken yolunu aydınlatan küçücük ışığın…” Gözlerimi açtığımda oda hâlâ karanlıktı. Sokak lambaları hâlâ titriyordu. Rüzgâr hâlâ perdelerle oynuyordu. Ama ben aynı kişi değildim. İçimde, tarifsiz bir sıcaklık vardı artık. Kalbim, yalnız bir oda olmaktan çıkmış; içinde bir meleğin yaşadığı bir yuvaya dönüşmüştü. O günden sonra kalbimdeki melek hep oradaydı. Bir gece, ışığı daha farklı yandı. Daha tanıdıktı bu kez… daha yakıcı, daha gerçek. Pencerenin önünde oturuyordum. Dışarıda yağmur ince ince yağıyor, damlalar camdan süzülürken, sanki her biri içimdeki bir hatırayı da aşağıya çekip götürüyordu. O an kalbimdeki ışık büyüdü. Gözlerimi kapadığımda onu gördüm. Bu kez karşımdaki melek, yıldız tozundan değil, gençliğinin baharında toprağa verdiğim kızımın hatıralarından örülmüştü. Saçları, güneşte kuruyan çamaşırların kokusu gibiydi. Gülüşü, evin içinde yankılanan aceleci adımların sesi… Gözleri, dünyayı doya doya sevmeye yeni başlamış bir genç kızın masumluğu ile, vedayı hiç öğrenmemiş bir kalbin hüznünü birlikte taşıyordu. O, hakka yürüyen kızımdı. Kalbimde melek olmuştu. Kanatları vardı artık, o kanatlar gökten inmiş değildi. Bir annenin gözyaşlarından, susturulamayan dualarından, gecenin en karanlık saatlerinde fısıldanan “keşke”lerden dokunmuştu. Her tüyünde bir anı saklıydı, saçlarını tararken avucuma dökülen telli sabrı, sabahları kapıyı çarpıp gidişi, arkasından “üşütme” diye seslenişim… Dönmediği son gidişin bıraktığı o ağır sessizlik. Ona uzanmak istedim. Yokluğuna alışmak için değil… Varlığını içimde tutabilmek için. “Anne,” dedi sesi, kalbimin duvarlarına çarpan bir yankı gibi. “Ben kaybolmadım. Sadece yer değiştirdim.” İçimdeki bütün boşluklar o cümleyle doldu. Onun gidişi artık sadece bir ayrılık değildi, kalbimde açılan gizli bir kapıydı. Ne zaman çok acıtsam, o kapı aralanıyor, içeriye küçük bir ışık sızıyordu. Ne zaman dizlerim titreyip düşecek gibi olsam, görünmez bir el beni omuzlarımdan tutup doğrultuyordu. İnsanlar “zaman alıştırır” der ya… Hayır. Zaman alıştırmaz. Sadece kalbin içindeki meleğin sesini duymayı öğretir. Artık geceleri uyumadan önce elimi kalbime koyuyorum. Orada, küçücük bir kalp atıyor gibi geliyor bana. Bazen rüyalarımda gülüyor, bazen sadece bakıyor. Ama her seferinde aynı şeyi hissettiriyor. Ben hâlâ anneyim. Ve o, hâlâ benim kızım. Sadece artık kollarımda değil… Kalbimin en kutsal yerinde bir melek olarak yaşıyor.</p>
<p>Annenin Kızına Yazdığı Mektup</p>
<p>Kızım… Bu satırları yazarken odamda senin yokluğun var. Sandalyenin boşluğu bile ses çıkarıyor artık. Pencerenin önünden geçen rüzgâr, senin saçlarını savurduğun günleri hatırlatıyor bana. Duvarlara asılı kalan kahkahaların, geceleri kalbime çarpıp beni uyutmuyor. Biliyor musun, yokluğunu kimseye anlatamıyorum. İnsanlar teselli cümleleri kuruyor; ama hiçbiri senin adını söylemek kadar gerçek değil. Senin adını anınca içimde bir şeyler yanıyor, sonra o yangının içinden ince bir ışık çıkıyor. Sanırım bu ışık sensin. Kalbimin en derin yerine yerleşmiş hâlin… Sana kızdığım günleri düşünüyorum bazen. Kapıyı sertçe kapatıp gittiğin günleri. Arkandan “üşütme” diye bağırdığımda duymadığını sandığım anları… Meğer hepsi kalbime kazınan son seslerinmiş. Keşke daha çok sarılsaydım sana. Keşke acelemiz olmasaydı hayata karşı. Keşke gençliğinin baharını senden çalmaya kalkan kaderin önünde durabilseydim. Ama duramadım kızım. Bir anne, bazen sadece bakakalıyor… Şimdi seni rüzgârın içinde hissediyorum. Gecenin en sessiz anında kalbimde açan bir çiçek gibi duyuyorum. Biliyorum, artık başka bir yerdesin. Ama bilmeni istiyorum: Ben hâlâ buradayım. Adını her nefeste anan, yokluğunu bile sevgiyle taşıyan bir anne olarak… Kalbimdeki meleğim… Kanatların üşümesin. Ben seni, bu dünyada yarım kalan bütün sarılmaların yerine, her gün kalbimde tamamlıyorum.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Kızım Rüyamda bana geldi. O gece uykunun en derin yerine düşmüştü kızım. Zaman, rüyaların içinde yumuşayıp sessizleşmişti. Bir bahar sabahının ferahlığıyla açtım gözlerimi rüyamda. Gökyüzü, çocukluğumda baktığım gökyüzü gibiydi; mavi, tertemiz ve korkusuz. Bir çayırın ortasında duruyorduk. Otların üzerinde güneş ışığı, altın rengi lekeler bırakıyordu. Ve kızımın karşısında ben vardım. Üzerinde, çok sevdiği elbisesi… Saçlarımız rüzgârda hafifçe dalgalanıyordu. Gözlerimde ne acı vardı ne yorgunluk. Sadece huzur. “Anne,” dedi gülerek, “Beni böyle hatırla.” Yaklaşmak istedik birbirimize biliyorum. Kollarımızı uzattık birbirimize . Ama aramızda görünmez bir mesafe vardı; dokunulmaz ama hissedilir bir mesafeydi. Yine de kızımın kalbi bana değdi. O kadar net hissettim ki… “Üzülme,” dedi bana, sesi bir kuşun kanat çırpışı gibi hafifti. “Ben üşümüyorum artık. Korkmuyorum. Yalnız değilim. Annem Sen ağladığında kalbine bir sıcaklık düşüyorsa, bil ki o benim.” dedi. Canım kızım. Gözlerimden yaşlar süzülürken sana son bir kez baktım. “Yaşamaya devam et anne,” dedi. “Gül. Çiçeklere bak. Güneşe yüzünü dön. Ben senin kalbinde zaten yaşıyorum.” Sonra yavaşça ışığın içine karıştı. Ben uyandığımda yastığım ıslaktı… Ama kalbim, uzun zamandır olmadığı kadar sıcaktı. Dayanması çok zor bir acıyla hayata tutunmaya çabalayarak yaşamak denilirse bunun adına yaşamaya devam ediyorum. Kızlarım için.                           </p>
<p style="text-align: left;">                              DİLEK SARIKAYA</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ISLAK İZ &amp; İkinci Bölüm</title>
<link>https://fikirizleri.com/islak-iz-ikinci-boelum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/islak-iz-ikinci-boelum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69da24ebadb37.webp" length="35038" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:10:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ISLAK İZ – İkinci Bölüm</p>
<p>Sabah, geceyi inkâr eder gibi doğmuştu. Yağmur dinmiş, sokaklar sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi kurumuştu. Şehir, insanların acılarını görmezden gelmeyi iyi bilirdi. Güneş doğar, hayat devam ederdi. Oysa bazı geceler sabaha karışmazdı; insanın içinde kalırdı.</p>
<p>Mahir, masasının başında uyandı. Başını deftere yaslamış, elinde kalemle sızmıştı. Gözlerini açar açmaz ilk yaptığı şey, masanın üzerindeki ıslak izi aramak oldu.</p>
<p>Oradaydı.</p>
<p>Kuruması gereken yerde hâlâ tazeydi. Parmaklarını üzerine götürdü. Su değildi. Gözyaşı da değildi. Tarif edemediği bir serinlik taşıyordu.</p>
<p>Geceyi hatırladı.</p>
<p>Kadının sesi, gözleri, pencere önünde oturuşu… Ve ansızın yok oluşu.</p>
<p>Kendi kendine güldü.</p>
<p>“Demek delirmeye başladık…” dedi.</p>
<p>Ama içindeki ses, bunun delilik olmadığını söylüyordu. Bazı şeyleri akıl açıklayamazdı. Hele insan yıllarca susmuşsa, hayat ona bazen kelimelerle değil, işaretlerle konuşurdu.</p>
<p>Defteri açtı. Yazmaya devam etti.</p>
<p>“Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir. İnsan, kendisine gönderilenleri çoğu zaman geç fark eder.”</p>
<p>Kalemi hızla akıyordu artık. Sanki yıllardır tıkanan nehir, önündeki taşı kırmıştı. Cümleler birbiri ardına dökülüyor, Mahir her satırda biraz daha hafifliyordu.</p>
<p>Öğlene doğru kapı yine çaldı.</p>
<p>Bu kez irkilmedi.</p>
<p>Yavaşça yürüdü, kapıyı açtı.</p>
<p>Karşısında yaşlı bir kadın vardı. Elinde eski bir zarf tutuyordu.</p>
<p>“Sen Mahir misin oğlum?” dedi.</p>
<p>“Evet.”</p>
<p>Kadın zarfı uzattı.</p>
<p>“Bunu yıllar önce bırakmıştı biri. Vermeye cesaret edemedim. Dün gece rüyamda seni gördüm. Getir dediler.”</p>
<p>Mahir’in elleri titredi.</p>
<p>Zarfın üzerinde kendi adı yazıyordu. Ama yazıyı tanıyordu.</p>
<p>Leyla.</p>
<p>Yıllar önce sevdiği, sonra sessizce kaybettiği kadın.</p>
<p>Kapıyı kapatıp içeri geçti. Zarfı yavaşça açtı. İçinden tek sayfalık bir mektup çıktı.</p>
<p>“Mahir,</p>
<p>Bir gün yazmayı bırakırsan bil ki beni değil, kendini kaybetmiş olacaksın. Ben gidiyorum ama senden vazgeçen ben değilim. Sen, içindeki hayatı susturuyorsun.</p>
<p>Eğer bir gün yeniden başlarsan, beni arama.</p>
<p>Kendini bul yeter.”</p>
<p>Mahir uzun süre kıpırdamadı.</p>
<p>Yıllarca terk edildiğini sanmıştı. Oysa terk edilen, sevgisi değil cesaretiymiş.</p>
<p>Gözleri doldu. İlk kez geçmişe kızmadı.</p>
<p>Masaya oturdu. Islak izin yanına mektubu bıraktı.</p>
<p>Ve o an anladı…</p>
<p>Gece gelen kadın belki bir yabancı değildi. Belki pişmanlıklarının suretiydi. Belki yıllardır konuşmayan vicdanıydı. Belki de hayat, ona son kez dokunmuştu.</p>
<p>Camı açtı.</p>
<p>İçeri temiz bir rüzgâr doldu.</p>
<p>Deftere yeni bir cümle yazdı:</p>
<p>“İnsan bazen kapısını çalanı değil, yıllarca içeri almadığını bekler.”</p>
<p>Sonra yazmaya devam etti.</p>
<p>Çünkü bazı izler silinmek için değil, yön göstermek için kalırdı.</p>
<p>Derya YAĞMUR </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KRİSTAL KIZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kristal-kiz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kristal-kiz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e86cdc4909c.webp" length="20278" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KRİSTAL KIZ<br>Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir dağ köyünde bir kız çocuğu dünyaya gelmiş. Ama bu kız çocuğu diğerlerinden çok farklıymış: Bu kız kristaldenmiş. Cam kadar parlak, duru, saf ve güzelmiş. Onunla aynı köyde yaşayıp onun sıra dışı yaradılışı hakkında bir şeyler duyan köylüler, onu görmek için teker teker ziyaretine gelmişler. Ziyarete gelen köylülerden biri; temizliği kabul etmeyen, saçı başı darmadağınık, kirli giysilerini bile değiştirmeye üşenen, tembel ve pasaklı bir kadınmış. Kristal kıza baktığında karşısında darmadağın saçlı, pejmürde kıyafetli, pasaklı bir kız görmüş. "Bu mu demiş herkesin çok methettiği, merak ettiği kız? Bu çok dağınık, çok pasaklı bir şey!" demiş ve oradan memnuniyetsiz bir şekilde uzaklaşmış. Başka bir gün kristal kızı çok çirkin bir adam görmeye gelmiş. Çirkin dediysek; yüzü, kaşı, gözü, burnu çirkin değil... İnsanın çirkinliği dış görünüşünde değil, kalbindedir ya; kalbinin karanlığı yüzüne yansımış bir adammış bu adam da. Kristal kıza baktığında, çok çirkin, asık suratlı bir suret görmüş. "Bu muymuş," demiş "kristal kız dedikleri? Bu çok çirkin." Arada ona bakıp da güzellikler de görenler oluyormuş ama çoğunluk kötü şeyler söylediği için, "biz güzel bir kız gördük" diyememişler, deseler de sesleri kalabalıkta kaybolup gitmiş. İnsanların böyle yorumlarını duyarak büyüyen kız, yavaş yavaş tüm insanlardan ve köyden uzaklaşmış. Dağ köyünün ıssız bir mağarasına çekilmiş. Tek başına yaşamaya karar vermiş. Herkesten her şeyden uzakta. Kızın ünü civar köylere yayılmış. Herkes bir farklı anlatıyormuş kızı. Bu sözler, uzak diyarlardan birinde yaşayan bir dervişin kulağına kadar gitmiş. Özü sözü dinlenen bu zat, düşmüş yollara. Bu kristal kızı bir de kendisi görmek istemiş. "Aynı kişi, herkesçe nasıl bu kadar farklı şekilde anlatılabilir ki?" demiş. Bahsedilen dağ köyünün ıssız mağarasının önüne geldiğinde, onu fark eden kristal kız, mağarasına kaçıp saklanmış. Derviş seslenmiş: "Korkma seni görmeye ziyaret etmeye geldim, kötü bir niyetim yok!" Kız, olduğu yerden çıkmış. Derviş, kristal kızın yüzüne bakınca içine bir ışık doğmuş. Bu ömrü boyunca gördüğü en güzel yüzmüş. Çok saf, temiz ve güzel. Derviş, kızın yaşadığı köyün halkının yanına gitmiş. Onu duyan, bilen köylü; izzet-i ikramda kusur etmemişler. Derviş, kristal kızı gördüğünü söyleyince, her bir köylü kendi gördüğüne dair cümleler kurmaya, tasvirler yapmaya başlamış. Derviş, her birini dinlemiş. Ve şöyle demiş. “Gördüğünüz kristal kız değil, sizsiniz. İnsan ne taşırsa özünde, onu görür kristal kızın yüzünde.”</p>
<p>İnsan kendisine kördür. Karşılaştığımız olaylar ya da insanlarda bizi rahatsız eden şeylerin aslında bizde olan, karanlığımızda saklı kalan kötü taraflarımız olduğunu söyler tasavvuf inancı. Bugün bir düşünelim hep birlikte: Biz ne görürdük acaba kristal bir kızın yüzünde?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YORGANIN ALTINDAKİ NEFES</title>
<link>https://fikirizleri.com/%C3%96zg%C3%BCr-Urtekin-3166</link>
<guid>https://fikirizleri.com/%C3%96zg%C3%BCr-Urtekin-3166</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e64e05df79f.webp" length="76990" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Özgür URTEKİN</dc:creator>
<media:keywords>Yazar-Hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Yaylanın gecesi, insanın içine işleyen bir soğukla çökmüştü çadırların üzerine. Rüzgâr, bez kapıları hırpalarken içeride nefesler bile saklanıyordu sanki.</p>
<p>Mustafa, kiler olarak kullanılan daracık bölümde, üzerine örtülen kalın yorganın altında titriyordu. Islak çorapları ayaklarına yapışmış, soğuğu daha da derinlere işlemişti. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki, sanki sesi dışarıdan duyulacak diye korkuyordu.</p>
<p>Annesinin sesi hâlâ kulaklarındaydı:</p>
<p>“Ben çağırana kadar kıpırdama.”</p>
<p>Dışarıda askerler vardı. Her zamanki gibi gecenin içinde dolaşıyor, sorular sorup gidiyorlardı. Çadırın kapısı açıldığında Mustafa nefesini tuttu. Annesinin kırık dökük Türkçesiyle verdiği cevapları dinledi:</p>
<p>“İki kişiyiz… Kocam İstanbul’da… çalışıyor…”</p>
<p>O kadın, bir hafta önce bebeğini toprağa vermişti. Daha nedenini bile anlayamadan. Şimdi ise diğer oğlunu saklamak zorundaydı. Acısını içine gömüp dimdik durmaya çalışıyordu.</p>
<p>Komutan çadırın arkasına doğru yürüdüğünde, annenin yüreği ağzına geldi.</p>
<p>“Kiler orası… peynir var… tandır ekmeği…” diyebildi sadece.</p>
<p>Yorganın altındaki Mustafa, konuşulanları duymak için dikkat kesildi.</p>
<p>“Senin gibi yalnız bir kadın için tekin yer değil burası,” dedi ve çıktı.</p>
<p>Ayak sesleri uzaklaştığında çadırın içindeki sessizlik çöktü. Annesi hemen yorganı kaldırdı. Mustafa’nın yüzünü iki eli arasına aldı, sımsıkı sarıldı. O an ne korku kaldı nede keder… sadece bir annenin sevgi dolu kalbi vardı.</p>
<p>Gece ilerledi. Gaz lambasının ışığı titredi. Kadın, küçük radyosunu açtı. Yaylada zor çekmesine rağmen o gece Erivan’dan bir türkü ulaştı çadıra. Kürtçe bir ağıt… sanki onun içinden kopup geliyordu.</p>
<p>Gözyaşlarını tutamadı.</p>
<p>Hayat ona seçim yapmayı değil, sabretmeyi öğretmişti.</p>
<p>Mustafa uykusunda sayıkladı:</p>
<p>“Anne… babam ne zaman gelecek?”</p>
<p>Kadın gözlerini kapattı. Gerçeği biliyordu. Ama umut, bazen yalandan daha gerekliydi.</p>
<p>“Yakında… çok yakında,” dedi.</p>
<p>Ama o “yakın”ın ne kadar uzak olduğunu sadece kendisi biliyordu.</p>
<p>Sabah güneş, sanki hiçbir şey olmamış gibi doğdu. Çocuklar göle gitmek için toplandı. Mustafa da aralarındaydı. Ama önce kardeşinin mezarına uğradı.</p>
<p>Toprağa sarıldı.</p>
<p>Sessizce.</p>
<p>Ağlamadı. Ağlayamadı. </p>
<p>Sonra koşarak diğerlerine katıldı.</p>
<p>Gölde su serindi. Çocuklar kayanın üzerinde oturup gülüşüyordu. Bir an her şey normal gibiydi. Sanki gece hiç yaşanmamıştı.</p>
<p>Ta ki Mustafa, Osman’ı göremeyene kadar.</p>
<p>Başını çevirdiğinde kuzeninin suyun içinde çırpındığını fark etti.</p>
<p>Kimse yüzme bilmiyordu.</p>
<p>Bir çocuk çadırlara doğru koştu. Ama zaman yoktu.</p>
<p>Mustafa durmadı.</p>
<p>Korkuyu düşünmedi. Soğuğu düşünmedi. Kendini suya bıraktı.</p>
<p>Kulaç attı.</p>
<p>Bir tane daha.</p>
<p>Bir tane daha…</p>
<p>Suyun altına daldı, Osman’ın kolunu yakaladı. Tüm gücüyle geri yüzmeye başladı. Nefesi kesildi, ciğerleri yandı ama bırakmadı. Sonunda kayaya ulaştılar.İkisi de öksürüyor, nefes almaya çalışıyordu. O an Mustafa’nın içinde bir şey değişti. Gece yorganın altında saklanan çocuk gitmişti. Yerine, daha güçlü korkusuz bir çocuk gelmişti.Osman’ın annesi çığlıklarla koşarak geldi. Oğluna sarıldı. Sonra kızdı, bağırdı, korkusunu öfkeyle sakladı.</p>
<p>Akşam yine yaylanın üzerine çöktü. Rüzgâr yine esti. Radyo yine aynı türküyü çaldı. Ama bu kez Mustafa yorganın altında değildi. Çadırın önünde oturuyordu. Gökyüzüne baktı. Yıldızlar aynıydı. Ama o artık aynı çocuk değildi. Ve o gece, ilk kez korkudan değil…</p>
<p>Büyüdüğü için titredi içi...</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Umut Öğretmen</title>
<link>https://fikirizleri.com/umut-ogretmen</link>
<guid>https://fikirizleri.com/umut-ogretmen</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e7dacd201c6.webp" length="47142" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmurlu bir sonbahar günü, vakit akşamüstü, yer öğretmenler odası… Ortada duran beyaz masanın, etrafında oturan öğretmenlerden hiç ses çıkmıyordu. Leman Hanım kitap okuyor, Saim Bey bulmaca çözüyor ve Mehmet Bey ise telefon ile oynuyordu. Her birinin önünde duran ince belli bardaktaki, karanfilli çayın kokusu içeriyi daha da sıcak yapıyordu. Sessizliği ise okul müdürü Kemal Bey’in içeriye girişi bozdu.</p>
<p>‘’Merhaba arkadaşlar!’’</p>
<p>Onu görünce öğretmenler ayağa kalktı. </p>
<p>‘’Merhaba hocam’’ diye karşılık verdiler. </p>
<p>Kemal bey eline bir çay bardağı alıp, arkasında duran küçük masanın üzerindeki semaverden çay doldururken kendisine, Mehmet Bey’in sesi duyuldu. </p>
<p>‘’Kemal hocam yeni gelecek öğretmeni tanıyor musunuz? Kolejden geliyormuş diye duydum.’’</p>
<p>Kemal bey çayını alıp yavaş adımlarla masaya ilerledi. Sandalyesini çekip oturduktan sonra çayından bir yudum alıp, gözlüklerinin altından Mehmet Bey’e baktı. Ardından söze girdi:</p>
<p>‘’Evet, Mehmet hocam tanıyorum. İlkokul öğrencim olur kendisi. Altı yüz otuz sekiz Umut Payam.’’</p>
<p>Söze Leman Hanım girdi.</p>
<p>‘’Aa ne kadar hoş bir duygu sizin için hocam.’’</p>
<p>‘’Öyle Leman hocam. Çocukluğundan belliydi okuyup adam olacağı. Çok çalışkandı Umut kızım.’’</p>
<p>‘’Kız mı? Umut ama kız mı hocam?’’ dedi Mehmet öğretmen.</p>
<p>‘’Evet, Mehmet hocam. Anne babası çok büyüktü Umut’tan. Önünde iki ablası vardı ama babası ilkokuldan sonra onları okutmadı. Küçük yaşta da evlendirdi iki kızını. </p>
<p>Umut için köylüler evlendir yanında da otursun, yaşlısınız size bakar dediler hep. Ama Arif Efendi iki kızını okutmamış olmanın ve hayırsız cahil adamların eline bakmaya mecbur bırakmış olmanın vicdan azabı ile Umut’u okuttu.</p>
<p>Umut Ankara’da öğretmenlik yapıyordu. Ne zamandır gelmek istiyordu buraya ama ihtiyaç olmadığı için gelemiyordu. Ebru Hanım’ın hamilelik sebebi ile aramızdan ayrılışı ile Umut’a bir kapı açıldı.’’</p>
<p>Çok fazla Umut demişlerdi ki kapı vuruldu ve içeriye Umut öğretmen girdi. Minyon tipliydi, buğday tenine toprak kahvesi gözleri ve saman sarısı saçları renk katıyordu. Birkaç adım attıktan sonra olduğu yerde durdu ve etrafına bakındı. İlk göz göze geldiği yüz Kemal öğretmen oldu. Birkaç saniye baktıktan sonra öğretmeninin yanına gidip elini öptü.</p>
<p>‘’Kemal hocam çok özlemişim sizi. Nasılsınız?’’</p>
<p>Kemal öğretmen oldukça mutluydu. </p>
<p>‘’Seni gördüm daha iyi oldum Umut hocam. Aramıza hoş geldiniz.’’ deyip güldükten sonra öğretmen arkadaşları ile tanıştırdı Umut’u. </p>
<p>Ardından birlikte Umut’un öğretmeni olacağı sınıfa gittiler. Öğrencileri yeni öğretmenleri ile tanıştırıp sınıftan çıktı Kemal Bey. Saat son dersin son dakikalarını gösteriyordu. Umut masasına geçip oturdu.</p>
<p>‘’Arkadaşlar bugün tanışmak için çok vaktimiz yok ama yarından sonra nasılsa hep birlikteyiz. Yine de merak ettiğiniz bir şey varsa sorabilirsiniz.’’</p>
<p>İkinci sıradan Murat isimli öğrenci parmağını kaldırıp söz istedi.</p>
<p>‘’Öğretmenim’’</p>
<p>‘’Efendim canım?’’</p>
<p>‘’Öğretmenim Umut erkek ismi değil mi?’’</p>
<p>Tüm sınıf bir anda gülmeye başladı. Umut ise onların güzel gülüşüne gülüyordu.</p>
<p>‘’Kadınlarda kullanabiliyor bazen.’’ demişti ki zilin sesi duyuldu.</p>
<p>Çocuklar duyar duymaz ‘’iyi akşamlar öğretmenim’’ diyerek koşar adımlarla sınıftan çıktılar. Umut’ta çantasını alıp yavaş adımlarla çıktı okuldan. Mutlu, heyecanlı ama bir kanadı kırıktı. Eve dönüşte komşularını görüp sohbet etti. Komşuları çocukluğunu bildikleri bu güzel ve naif kadının şimdi öğretmen olup ayakta dimdik duruşuna hayran kalıyor olsalar da bazıları için yirmi birinci yüz yılda halâ boşanmak ve çocuk sahibi olmamak tuhaf karşılanabiliyordu. </p>
<p>Eve geldiğinde yorgundu Umut. Yorgunluğu ise Ankara’da yaşadığı üç yıllık sıkıntılı evliliğinden kaynaklanıyordu. Yeni boşanmış olduğu için gönül yorgunluğunu henüz tam atamamıştı. </p>
<p>Ayrıca doğup büyüdüğü evdeydi, gözünün gördüğü her yerde hatıraları vardı ama anne babası artık yoktu. Onların yokluğuna alıştığını sandığı zaman da gelmişti hatıraların onları yaşattığı eve. Bu kolay olmayacak belki sık sık can yakacaktı. </p>
<p>Bir ara gözü oturma odasında ki mavi duvarda asılı duran küçük çerçeveye takıldı. Anne ve babası işte oradaydı. Umut yeni doğduğu zaman onlar çoktan kırklı yaşlarını görmüşlerdi. Babası sabahtan akşama kadar çiftçilik yapıyor eve geldiğinde ise yorgun oluyordu. Annesi ise ev işleri ile uğraşıyor ablalarının çeyizini diziyordu. Umut ise ablaları ile küçük bahçelerinde oynuyordu. Anne babası yanındayken bile özlerdi onları. Çünkü onlardan doya doya sevgi görmemişti. Aralarında hep duvarlar vardı. Böyle öğrenmişti ailesi çünkü. Çocuklarına, sevgilerini hissettirmek ayıp gibi gizlice içlerinde saklarlardı. Bu yüzden değil miydi Umut’un iki güzel sözü sevgi sanıp, tanımadan evlenmesi ve ardından geçen mutsuz üç yılı.  </p>
<p>Geçmişi arkasında bırakıp gelmişti ama içinden söküp atmak sandığı kadar kolay değildi. Baba ocağında ana kucağına ihtiyacı vardı. Kimseyle kolay kolay dertleşemez, hep içine atardı dertlerini. Genel olarak sakin ve durgun bir yapıya sahipti. Kararlı ve azimli yanı ise toprak kahvesi gözlerinden belli olurdu hep. Çocuk yaştan kendisine hedefler koymuş çok zorlansa da bu hedeflerine ulaşmış ve öğretmen olmuştu. </p>
<p>O gece zor geçti Umut için. Canı yandı ama en çok anne ve babasının onun köylerinde öğretmen olduğunu göremeyişlerine. Geç saatlere kadar oturduktan sonra uyuması gerektiğini hatırlayarak gidip yatağına yattı. </p>
<p>Sabah Umut gözlerini açtığında saatin geç olduğunu fark etti. Hızlıca hazırlanıp evden çıktı. Koşarak okula gitti. Sınıfa yaklaştığında hiç ses gelmiyordu ve bu çok tuhaftı. İçeride başka bir öğretmenin olacağını düşünerek kapıyı usulca açtı ve içeri girdi. O girer girmez öğrencileri alkışlamaya başladılar. Öğretmenler günüydü ve ilk iş gününe denk gelmişti. Umut’un mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Öğrencileri ile tek tek sarılıp hediyelerini aldı. Kimisi iğne oyalı yazma kimisi patik kimisi el örgüsü lif getirmişti. Umut hepsini çok beğenip teşekkür etti öğrencilerine. O günkü dersleri çok eğlenceli geçti hem Umut için hem öğrenciler için. Umut gecenin kasvetini üstünden atmayı bu minik kalpler sayesinde başarmıştı. Son ders bittiğinde çocuklar yine koşar adımlarla sınıftan çıktılar. Umut ise toplanıp bahçeye çıktı. Yapması gereken önemli bir işi vardı. Bahçeye çıkıp Atatürk büstünün önünde durdu. Gözleri dolu doluydu. İlk başta boğazında bir şeyler düğümlü gibi olsa da sonradan kendisini toparlayıp konuşmaya başladı. </p>
<p>‘’Merhaba Başöğretmenim. Ben öğretmen Umut Payam. Çiftçi Arif’in ve maalesef okuma yazma bilmeyen Zehra’nın kızı. Bu köyün bu köylülerin kızı ama en çok sizin kızınız. </p>
<p>Babam ablalarımın hayatını mahvettikten sonra kız çocuklarının neden okuması gerektiğini anlayarak beni okutup öğretmen yaptı. Onlara da teşekkür ederim elbet ama benim asıl teşekkürüm sizedir. </p>
<p>‘’Kadınlarını okutmayan milletler yıkılmaya mahkûmdur’’ diyerek bizlere okumanın önemini kazandırdığınız için. Otuz beş yaşımda koluma altın bir bilezik takıp, dünyanın her yerinde iş bulma fırsatı verdiğiniz için, bir erkeğe muhtaç kalmayıp ayaklarım üzerinde hayatımı devam ettirme gücü verdiğiniz için, alın terimle kazandığım kazancım ile kendi arabamı alacak imkân sunduğunuz için, bize miras bıraktığınız bu cennet vatan ve daha nicesi için çok teşekkür ederim başöğretmenim.  </p>
<p>…</p>
<p>‘’Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.</p>
<p>Varlığım Türk varlığına armağan olsun.</p>
<p>Ne mutlu Türk’üm diyene!’’</p>
<p>Başöğretmenine, Ata’sına teşekkürünü edip bu büyük gururla yavaş adımlarla okuldan çıktı Umut öğretmen. Kalp hissediyordu yeni hayatının ilk günü olduğunu ve tesadüfen böyle gelişmediğini. </p>
<p>Eve gittiğinde yüklerinden kurtulmuş gibi hafiflemiş ve muyluydu Umut öğretmen. Geçmişi arkasında bırakıp yarından umutluydu.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Geleceksin Biliyorum</title>
<link>https://fikirizleri.com/geleceksin-biliyorum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/geleceksin-biliyorum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e6a0fdc45f9.webp" length="84072" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:56:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah erken kalktım. İçimde bitmemiş bir umut ve çocuksu heyecanımla hazırlanıp evden çıktım. Mis gibi temiz bahar havası, etrafı hafiften ısıtan güneş, ılık ılık esen rüzgâr… Aşağı sokakta ki parka gittim. Çay ocağına geçip çıtır çıtır bir simitle, tavşankanı çayımı alıp dışarı çıktım. </p>
<p>Oturduğum bankta fark ettim birçok şeyi. On yıldır ilk kez mi hava bu kadar güzel bu kadar aşka davetkârdı? Gökyüzü hep masmavi miydi? Ağaçlar bu kadar yeşil miydi? Bu kuşlar hep böyle güzel mi öterdi? Simit bu derece çıtır, çay böyle lezzetli miydi? </p>
<p>Dışarıdan bakan otuz yaşında adam der ama içimde ki çocuğu kimse göremez. Bugün bana bayram. Bu gün bana Bahar. Bir de… Bir de dileğim kabul olursa düğün dernek…</p>
<p>Simit bittikten sonra bardakta ki son yudum çayı içip kalkıyorum masadan. Önce pazara gidelim evin eksiklerini almaya. Anam patlıcanları küçük, domatesleri sert, biberi acı, üzümü çekirdeksiz istedi. Peder bey ise ‘’Bıktım be kadın! Gel kendin seç. Her defasında beğenmiyorsun’’ diye söyleniyordu. ‘’Ben giderim’’ dediğimde oldukça şaşırdılar. Haklılar tabi. Bu yaşıma kadar bir işlerinin ucundan tutmuşluğum yok.  </p>
<p>Pazara geldiğimde özenle seçtim hepsini. Tam da anamın istediği gibi… Evin yoluna koyuldum. Yolda birkaç komşu ile karşılaşıp ayaküstü sohbet ettik. Gören herkes gözlerinin içi gülüyor, hayırdır diye soruyor. Yok, bir şey deyip gülüyorum. Kalp bir taht, tahtın sahibi geldi diyemiyorum. Bahar geldi, Bahar’ım geldi diyemiyorum. </p>
<p>Eve poşetleri bırakmaya geldiğimde bizimkiler kahvaltı masasında görüyorum. Anam illa gel çay iç diyor. İçeri geçip masaya oturdum. Anam üst çekmeceden ince belli bardağı alıp geldi ve çayımı doldurup verdi. Ardından yerine oturup, gözlerini kaçırıp ama sözlerini tam isabet ettirerek konuşmaya başladı. </p>
<p>‘’Bahar gelmiş mahalleye. Gördün mü sen?’’</p>
<p>Nedenini dahi bilmeden tebessüm ettikten sonra:</p>
<p>‘’Gördüm. Ne olmuş?’’</p>
<p>‘’Belli oluyor gördüğün Akif. Gözlerinde yeniden aşkın o ateşi yanıyor.’’</p>
<p>‘’Yok, öyle bir şey ana.’’</p>
<p>‘’Var oğlum. Neden saklıyorsun bizden? Bahar senin ilkin, Bahar senin çocukluğun, gençliğin…’’</p>
<p>‘’Ana olacak iş mi bu saatten sonra?’’</p>
<p>‘’Saat daha çok erken Akif Efendi. Yaşamayı umut geçiyor. Bir inatla hem kendini hem Bahar’ı mahvettin. Yeter artık, dur de şu inadına!’’</p>
<p>‘’Ana kız boşanmış bir de oğlunu almış gelmiş. Sen ne diyorsun?’’</p>
<p>‘’Ne o? Gurur mu yapıyorsun yoksa? Bahar evlenirken neredeydi o gurur?’’</p>
<p>‘’Ben öyle mi dedim ana?’’</p>
<p>‘’Elbet Bahar’a zaman ve anlayış göster. Lakin bu kez Bahar’da senin elini tutarsa, tuttuğun o eli bir daha bırakma.’’</p>
<p>Hiç sesi çıkmayan babama bakıyorum. Elinde gazetesi var ancak o bizi dinliyor. Baktığımı fark edince gözlüklerin altından bakıp, gözlerini kırptı. Ailem de Bahar’ı severdi. Bu konuşma bana cesaret verdi. Çayımı bitirip kalktım masadan. Aşağı indim. </p>
<p>Bahar’ın kapısının önüne gidip beklemeye başladım. Pencereden geldiğimi görünce, gelecek sandım. Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Gelmedi zalimin kızı. Saatlerce bekletti kapısında. İnat ettim gitmedim. Elbet çıkacak o kapıdan diye akşama kadar bekledim. Gelen geçenle konuştum. Kahveci Hasan abiden tabure aldım oturdum orada. Sıkıldığımı anlayan Hasan abi bir ara kaptı tabureyi sehpayı geldi yanıma, iki el tavla attık. Mahallenin çocuklarıyla maç yaptık, camdan izledi bizi. Tabi ki yendik. Senin içindi attığım goller Bahar… </p>
<p>Akşam oluyor. Kahve kapandı, seyyar satıcı Ahmet ab evine gitti, çocukları anaları eve çağırıyor. Ezan okunmaya başladığı an kalbimde bir sancı belirdi. Tam umudumu kaybedecekken Bahar’ı gördüm karşımda. Hiç değişmiyorsun Bahar. Ne yaşarsan yaşa yıllar sadece güzelliğine güzellik katıyor.</p>
<p>Beline kadar uzun, dalgalı, kahverengi saçları, saçlarından koyu toprak kahvesi gözleri beni gül bahçesinde gezdiriyor sanki. Siyah uzun bir etek giymiş, üzerinde minik beyaz çiçekler var. Beyaz da badi giymiş, sütten beyaz teniyle yarışıyor. Ah o gelişin hafızam da hiç unutulmayacak yerlere kazınıyor Bahar…</p>
<p>‘’İşte karşımda mahallenin ağır abisi Kartal Akif’i. Uzun boylu, yeşil gözlü, kumral Akif. Sakalların her ne kadar yüzüne renk katsa da, görünce binlerce tövbe bozduracak gamzelerini gizlemeye yetmiyorlar. Gidelim yanına da gitsin artık gelmek için geç kaldığı yerden…’’</p>
<p> ‘’Hoş geldin Bahar.’’</p>
<p>‘’Ne işin var Akif, kapımın önünde sabahtan beri?’’</p>
<p>‘’Seni bekledim Bahar.’’</p>
<p>‘’Beklemek için geç kalmadın mı sanki?’’</p>
<p>‘’On yıldır beklemişim şimdi mi geç kaldım Bahar?’’</p>
<p>‘’Geç kaldın ya, yıllar süren bir evlilik ve altı yaşında bir çocuk kadar geç kaldın!’’</p>
<p>‘’Allah bilir, sen bilmezsin Bahar.’’</p>
<p>‘’Amenna lakin bildiğim bir şey varsa senin beni on yıl önce terk ettiğin ve hiçbir şekilde gelmediğin. Bugün de gelme bundan sonra da gelme Akif.’’</p>
<p>Arkasını döndü gitmek için, kolundan tutup kendime çevirdim. Gözleri gözlerime değdi bir kere. İstese de gidemez şimdi.</p>
<p>‘’Böyle gitme Bahar…’’</p>
<p>‘’Neredeydin Akif? On yıl önce neredeydin? On yıldır neredeydin? Benim canım paramparça olurken sen neredeydin? </p>
<p>Bir kez olsun gelmedim mi aklına. Bir kez olsun o kalbin sızlamadı mı bana? Şu hasret denen illet gece gelip girmedi mi koynuna? Neden bıraktın beni?’’</p>
<p>‘’Affet be kızım. Cahildim. Bilemedim sensiz bu kadar kötü olacağımı. Yine bilemezdim seni bir kez görünce hayat bulacağımı. </p>
<p>Sanma ki ben iyiydim, sen kötü. Aramıza yıllar, yollar, insanlar girdi. Aramıza doğumlar ve ölümler girdi. Cahildim anla işte gelemedim. Çok selam gönderdim sana ama kötü niyetle değil asla. İyi olduğunu bilmek için. Hiç haberin gelmedi Bahar.’’</p>
<p>‘’Senin de hiç selamın gelmedi Akif! Yeni bir dava değilsin bende. Sevdim ben seni, daha çocuk yaşta. Yirmi yaşımda yine sen vardın yanımda. Ama artık otuzumda sadece oğlum var. Bu saatten sonra bizden ne köy olur ne kasaba. Var git gayrı.’’</p>
<p>Arkasını döndü yine, gidiyor. İçimde kaç papatya öldürüp, kaç gül yeşerttiğini bilmeden.</p>
<p>‘’Bahar…’’</p>
<p>Durdu ama dönmüyor gül yüzünü. Susma bu kez dilim. Kalbine kulak ver. Söyle hadi ona sevdiği!</p>
<p>‘’Bunca yıldan, bunca olandan sonra hala konuşurken seni benden ayırmayıp biz diyorsun ya, Sivas şahidim olsun Bahar; ben seni seviyorum çocukluğumdan beri. Bir gün geleceksin biliyorum, çocukluğum.</p>
<p>O gün hesapsız, kitapsız başımın da gönlümün de üstünde yeriniz var. Senin de senden doğanın da…’’</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYAL  ROKETİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayal-roketi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayal-roketi</guid>
<description><![CDATA[ Bazı çocuklar dünyaya farklı bir güçle gelir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e3d81a62f11.webp" length="35392" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 22:15:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HAYAL ROKETİ</p>
<p>Sabahın ilk ışıkları odanın duvarına vururken Mert’in odası yavaş yavaş aydınlanıyordu. Perdelerin arasından süzülen güneş, odadaki oyuncakların üzerine düşüyor, kırmızı oyuncak arabanın üstünde küçük bir ışık parlıyordu. Sanki güneş bile Mert’i uyandırmadan önce odasına sessizce uğramak istemişti. </p>
<p>Mutfaktan gelen çay ve poğaça kokusu eve yayılmıştı. </p>
<p>Annesi Meral, her sabah yaptığı gibi sessizce Mert’in odasının kapısını aralayarak “Mert’cim… günaydın oğlum” diyerek yanağına bir öpücük kondurdu. </p>
<p>Mert gözlerini yavaşça açarken uykulu gülümsemesi yüzüne yayılarak, “Günaydın anne…” diyerek kalmak için hareket etti. </p>
<p>Ama kalkmak kolay değildi.</p>
<p>Mert önce yan döndü. Sonra iki eliyle yatağın kenarını tuttu. Bacaklarını yavaşça yere indirdi. Her sabah yaptığı o küçük ama büyük mücadeleyi veriyordu.</p>
<p>Annesi bunu görüyordu ama yardım etmek için hemen koşmuyordu. Çünkü Mert bazen kendi başına başarmayı çok seviyordu.</p>
<p>Sonunda Mert ayağa kalkarken biraz sendelemiş ama başarmıştı başarmış olmanın gururuyla annesine bakıp gülümseyerek “Başardım” diyor,</p>
<p> annesi Meral'in ise kalbi o an hem sevinçle hem de ince bir sızıyla doluyordu. </p>
<p>Her şey aslında birkaç yıl önce başlamıştı.</p>
<p>Mert üç yaşındaydı mahalledeki çocuklarla parkta oynuyordu. Diğer çocuklar koşarken Mert biraz geride kalıyordu. Koşmaya çalışıyor, sonra düşüyordu. Dizleri hep yara içinde kalıyordu. </p>
<p>Bir gün parkta yere düştüğünde kalkmak için ellerini dizlerine koyup kendini yukarı doğru ittiğinde, o an Meral’in kalbine küçük bir korku düşmüştü.</p>
<p>“Her çocuk farklı gelişir.” demişti çevresindekiler.</p>
<p>Ama bir annenin iç sesi bazen her şeyden daha güçlüdür.</p>
<p>Doktorlara gidildi. Testler yapıldı. Günler geçti. Bekleyiş uzadıkça Meral’in kalbi daralıyordu.</p>
<p>Sonra bir gün doktorun odasında (DMD) </p>
<p>(Duchenne Musküler Distrofi.) olduğu söylendi. </p>
<p>Erkek çocuklarında ortaya çıkan, kasların bütünlüğünü sağlayan distrofin proteininin yokluğu nedeniyle, kasların ilerleyici yıkımına yol açan genetik bir hastalığı vardı. </p>
<p>Dr.'un cümleri odanın içinde yayılıyor; Meral'in kulakları uğulduyor, hiçbir şey duymuyordu. Sanki dünya durmuş gibi hissediyordu. </p>
<p>Sadece Mert’in elini tuttuğunu hatırlıyordu.</p>
<p>Mert ise bir şeyden habersiz doktorun masasındaki küçük oyuncak arabaya bakıyordu.</p>
<p>Mert altı yaşına geldiğinde okula başladığı o sabah yeni çantasını sırtına takmıştı. Çantası neredeyse kendisinden büyüktü. İçinde renkli kalemler, defterler ve annesinin koyduğu küçük bir sandviç vardı.</p>
<p>Okul bahçesi çocuk sesleriyle doluydu.</p>
<p>Koşan, bağıran, gülen çocuklar…</p>
<p>Mert de koşmak istiyordu. </p>
<p>Ama ayakları diğer çocuklar kadar hızlı değildi.</p>
<p>Bir çocuk yanına gelerek "merhaba ben Kerem sende bizle koşmak ister misin?" Merhaba bende Mert. </p>
<p>Mert, "ama ben biraz farklı koşuyorum sizin gibi hızlı koşamam." Nasıl yani?" "yavaş koşabiliyorum." </p>
<p>Çocuk “tamam. O zaman ben de senin hızında koşarım” dedi. </p>
<p>O gün Mert ilk gerçek arkadaşını bulmuştu. Teneffüslerde hep beraber oynuyor; derslerde bir birlerine destek oluyorlardı. </p>
<p>Fakat okul her zaman kolay değildi.</p>
<p>Merdivenler Mert için küçük bir dağ gibiydi.</p>
<p>Bazen sınıfa çıkarken nefesi kesiliyordu.</p>
<p>Bazen çocuklar teneffüste </p>
<p> futbol oynarken, Mert ise bir kenarda oturup arkaşlarını izlerdi. Bir gün yine bir kenerda oturmuş arkadaşlarını izlerken, top birden ona doğru geldi.</p>
<p>Bir çocuk bağırarak “Topu atsana!” Dedi. </p>
<p>Mert ise topu kaldırmaya çalışırken, ayağıyla vurmak istediğinde, dengesini kaybedip düştü.</p>
<p>Çocuklardan biri “Top bile oynayamıyor şuna bak" diye bağırarak gülerken, Mert’in boğazında bir şeyler düğümlenmişti. </p>
<p>Ama Kerem hemen Mert'in yanına gelerek “hey! O benim takımımda ne oluyor?" diyerek </p>
<p> Mert’e dönüp; “Sen kaleci ol” diyerek arkadaşını korumuştu. </p>
<p>O gün Mert ilk kez kaleci oldu.</p>
<p>Ve kimse onun ne kadar hızlı koşamadığını umursamadı.</p>
<p>Okuldan sonra eve dönmek Mert için bazen çok yorucuydu.</p>
<p>Annesi kapıyı açtığında Mert çantasını yere bırakır ve derin bir nefes alırdı.</p>
<p>Meral hemen saçlarını okşar,</p>
<p>“Bugün günün nasıldı?” oğlum der, Mert ise bazen sadece; </p>
<p>“Güzel” derdi. </p>
<p> Bazen de sessizleşirdi.</p>
<p>Bir akşam annesine, </p>
<p>“Anne… ben neden diğer çocuklar gibi koşamıyorum?” diye sorduğunda. </p>
<p>Meral’in kalbi sızlayarak, oğlunun gözlerine baktı.</p>
<p>“Çünkü senin kasların biraz daha çabuk yoruluyor” diyebildi. </p>
<p>Mert biraz düşündükten sonra</p>
<p>“Yani benim kaslarım tembel mi?” Dedi. </p>
<p>Meral gülümsedi ama gözleri dolmuştu. </p>
<p>“Hayır… sadece biraz daha hassas.”</p>
<p>Mert başını sallayarak,</p>
<p>“Tamam. O zaman ben de onları fazla yormam” dedi. Meral'in içi burukulmuş ama oğlunun böyle olgunlukla karşılaması da hoşuna gitmişti. </p>
<p>Bir gün öğretmen sınıfta çocuklara,</p>
<p>“Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?” Diye sordu.</p>
<p>Çocuklar sırayla konuştu.</p>
<p>Kimisi “Pilot!” kimisi "Doktor!”</p>
<p>Kimisi ise “Futbolcu!” olmak istediğini söyledi. </p>
<p>Sıra Mert’e geldiğinde; </p>
<p>Mert biraz düşünerek heyecanla,</p>
<p>“Ben büyüyünce… umut olmak istiyorum ” dedi. </p>
<p>Sınıfta herkes şaşkın şaşkın bakarken öğretmen “Umut mu?” Diye sordu. "Evet" dedi Mert başını sallayarak. </p>
<p>“Çünkü bazı günler insanlar umut bulamayabiliyor.”</p>
<p>Öğretmenin gözleri dolmuştu. "Çok güzel bir düşünce Mert, tebrik ederim" dedi. </p>
<p>Yıllar geçtikçe Mert’in adımları biraz daha yavaşlıyordu. </p>
<p>Ama hayalleri roket gibi hiç yavaşlamıyordu.</p>
<p>Bir gün pencerenin önünde otururken annesine</p>
<p>“Anne…</p>
<p>Ben koşamasam da sorun değil.”</p>
<p>“Neden Mert'cim?”</p>
<p>Mert, gökyüzüne bakarak,</p>
<p>“Çünkü hayaller roket gibi koşabiliyor anne..."</p>
<p>Meral o an oğluna sessizce bir süre sarıldı.</p>
<p>Mert devam etti, "Çünkü...</p>
<p>Bazı çocuklar dünyaya farklı bir güçle gelir.</p>
<p>Onlar belki çok hızlı koşamaz.</p>
<p>Ama…</p>
<p>Sabretmeyi öğretirler.</p>
<p>Sevginin ne kadar güçlü olduğunu gösterirler.</p>
<p>Küçük şeylerin ne kadar değerli olduğunu hatırlatırlar."</p>
<p>Ve bazen… Bir çocuğun yavaşlayan adımları</p>
<p>koca bir dünyaya  insan olmanın sevginin ne demek olduğunu anlatır.</p>
<p></p>
<p>                                     DİLEK SARIKAYA </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BAYRAM VE ÜTÜ.</title>
<link>https://fikirizleri.com/bayram-ve-utu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bayram-ve-utu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e252ecd3029.webp" length="24874" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 18:34:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Erdal Burak</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ortaokula gittiğim zamanlardı... Gece, odanın köşesindeki saatin tik taklarıyla ağır ağır akarken - ki saat sesinden nefret ederim -kalbim göğüs kafesime sığmıyordu. Yastığımın altında midem de kelebekler uçuşturan bir şişkinlik vardı; yeni alınmış, henüz mahallemizdeki toz ile tanışmamış ayakkabılarım ve kat izi bozulmasın diye bin bir özenle yerleştirdiğim o pantolonum... Elimi her uzattığımda o sert kumaşa dokunuyor, dünyanın en değerli hazinesine sahipmişim gibi gülümsüyordum. Oldum olası uykuyu sevmezdim zaten. Bayram akşamı yaşadığım bu heyecan da uykumu alıp daha da uzaklara götürmüştü. </p>
<p></p>
<p>​Sizler gibi ben de aynı oda içerisinde yer yatağında bütün kardeşlerim ile uyurdum. Nefes alışları yer yatağının sıcaklığında yankılanırken, ben çoktan uyanmıştım. Herkes uyuyordu. Annem hariç, anne herkes değildir. O hiç uyumaz... gece uyanık olandır, sabah kaçta uyanırsak uyanalım evde herhangi bir iş yapandır.  </p>
<p></p>
<p>Evde sessizlik vardı bu sessizlik yaklaşan bayram sabahının heyecanıyla titriyordu.</p>
<p></p>
<p>​Yavaşça yorganın altından sıyrıldım. Ayak parmaklarımın ucuna basarak mutfağa, o ağır ve heybetli ütünün yanına gittim. Ben o jilet gibi pantolon çizgisinin mimarı olmak istiyordum. Ütü yapmayı o zamandan sonra mıdır bilinmez ama hep severim. Ütü o küçük bedenime biraz ağır gelse de sessizce alıp daha yeni kalktığım yatağımın üzerine getirip, koydum. Prize takarken çıkardığı o hafif cızırtı, sanki bayramın gelişini müjdeleyen bir bando sesiydi. </p>
<p></p>
<p>​Annemin o an içeri gelmesini istemiyordum. Çünkü sen yapamazsın, kendini yakarsın demesinden korkuyordum, kafamın içindeki bando sesini kimse susturmamalıydı. Annem dahi... Pantolonun bacaklarını üst üste getirdim. Buharın fısıltısı odayı doldururken, kendimi dünyanın en önemli işini yapan bir usta gibi hissediyordum.</p>
<p></p>
<p>​​Derken, bir anlık dalgınlık... Ütü, pantolonun üzerinden kayıp boşluğa doğru hamle yaptı. Yer yatağında uyuyan kardeşlerimi uyandıracak o gürültü kopmasın, o kıymetli pantolon yanmasın diye gayriihtiyari elimi uzattım. Yakalamaya çalıştığım şey, bayramın neşesi değil, kor gibi bir metal kütlesiydi.</p>
<p>​Cızzz...</p>
<p></p>
<p>​Çığlığımı ağzım da hapsettim. Avcumun içindeki o keskin, sızılı sıcaklık bir anda tüm vücudumu sardı. Ütüyü sessizce yerine bırakırken, yanan avuç içim ile birlikte beni bir korku kapladı. Annem laflarını sıralayacaktı ve ben başarısız olmuştum.</p>
<p></p>
<p>​​Şimdi, üzerinden onlarca yıl geçmişken ne zaman bir bayram sabahına uyansam, önce avcumun içine bakarım. O görünmez yanık izi, hâlâ oradadır sanki.</p>
<p>Benim için bayram; sadece yeni kıyafetler değil, o sızının içindeki büyük heyecan ve çocuk kalbimin o telaşlı saflığıydı. Eski bayramlar mı güzeldi yoksa biz mi daha güzeldik bilmiyorum ama hiçbir şey ve hiç kimse yastık altına koyduğum bayramlıklar kadar beni mutlu etmemiştir. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yıldızların çocuğu</title>
<link>https://fikirizleri.com/yildizlarin-cocugu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yildizlarin-cocugu</guid>
<description><![CDATA[ Her evren, bir ışıkla başlar.
Ve her ışık, bir kalpte doğar.

İnsanlık, tarih boyunca gökyüzüne bakıp yıldızlarda cevap aradı. Kimimiz yalnızlığımıza derman aradık, kimimiz kaybettiklerimizi gökyüzünde sakladık. Yıldızlar, aslında hiç sönmeyen hatıralarımızdır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69db6d7f0ba19.webp" length="42854" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 13:03:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>                YILDIZLARIN  ÇOCUĞU</p>
<p>Karanlık bir gecede gökyüzü, her zamankinden farklı parlıyordu. Ay, ince bir gümüş bıçak gibi bulutların arasından sızarken yıldızlar sanki bir sırra tanıklık ediyormuş gibi daha yakın, daha yoğun görünüyordu. Elara, gökyüzüne baktığında içi hep garip bir hüzünle dolar, aynı zamanda tarifsiz bir umutla çarpardı. Henüz on yedi yaşındaydı ama kalbinin derinliklerinde hep başka bir yere ait olduğunu hissederdi. Onu bu dünyaya bağlayan tek şey, annesinin ona çocukken anlattığı masaldı.“Bir gün yıldızlardan bir kapı açılacak kızım… O kapı sana ait olacak.” Ve  o gece, bu masal gerçeğe dönüştü. Gökyüzünde aniden dev bir ışık haresi belirdi. Elara’nın gözleri kamaşmış; ışıkların arasından düşen bir parıltı, doğrudan onun ellerine doğru indimişti. Avuçlarının içinde soğuk, camdan yapılmışa benzeyen ama içinde canlı bir kıvılcım taşıyan küçük bir küre vardı ve küre onunla.. “Seçilmiş olan zaman daralıyor. Dünyalar birbirine bağlanacak, kaybolan ışığı bulmalısın” diyerek konuştu.  Elara korkuyla küreyi bıraktığında, küre havada asılı kaldı ve kalbinin ritmiyle birlikte atmaya başladı. O an, hayatının artık sıradan olmayacağını biliyordu.  Küçük kasabanın sokakları sessizdi ama gölgeler arasında garip bir hareket vardı. Siyah pelerinli yabancılar, ellerinde parlayan mavi cihazlarla Elara’yı arıyorlardı. Onların kim olduğunu bilmiyordu Elara ama bir şeyden emindi: Küre, sadece onun değil, tüm evrenin anahtarıydı.  Kaçması gerekiyordu ama nereye olduğunu bilemiyordu.  Aniden, rüzgâr gibi önüne çıkan uzun boylu, gri gözlü bir yabancı, “Elara… Eğer hayatta kalmak istiyorsan benimle gel!” dedi.  Elara korkuyla geri adım atarken “sen de kimsin?” dedi.  Adam, kürenin ışığında yüzünü gösterdiğinde; yüzünde bin yıllık bir hüzün görünüyordu.  “Ben, yıldızların sürgünü Kael. Ve sen… benim son umudumsun” dedi.           Küreyide alarak ikisi birlikte kasabanın dışına kaçarken Elara kalbinin daha hızlı çarptığını hissetti. Çünkü hem korkuyordu hem de içinde bir şey, bu yolculuğun sadece hayatta kalmak değil, kaderini bulmak anlamına geldiğini söylüyordu. Küre bir anda yeniden konuştu;  “Kaybolan ışık, sadece senin değil… Milyonların hayatını kurtaracak. Ama bedelini kalbinle ödeyeceksin” derken..   Elara küreye yeniden dokundu. İçinde birden, sanki binlerce yıldız patlamış gibi bir sıcaklık hissediyordu. Ve artık geri dönüşü yoktu…Elara ve Kael, gecenin karanlığında kasabadan uzaklaştıklarında, ufukta gizlenmiş paslı bir uzay gemisi belirdi. Dışarıdan hurdaya benzeyen bu geminin içinde, başka bir dünyanın kokusu vardı. Kael, geminin kapısını açarken.  “Bu gemi, sadece bir araç değil… Dünyalar arasında kapı açabilen tek yol. Ama çalışması için senin ışığına ihtiyacı var” dedi.  Elara, küreyi avuçlarına alıp küreyi gemiye dokundurduğu an ışık saçtı. Motorlar gürlerken, yer titremiş, geminin içi parıldamıştı. Elara sanki kendi ruhunu da bu makineye bağlamıştı. İlk durak, yıldız tozlarıyla kaplı harabe bir gezegendi. Burada yaşayan uygarlık, bir zamanlar evrenin kalbini koruyormuş. Ama “Gölgeler” denilen varlıklar her şeyi tüketmişti. Yıkıntılar arasında bir tapınak vardı. Tapınağın duvarında  “Işığı taşıyan, sonunda kendi ışığını feda edecek” yazıyordu.  Elara’nın yüreği burkulurken Kürenin sesi daha netleşerek, “Seçilmiş olan… kurtuluşun bedeli, senin ışığındır” dedi.  Elara “benim ışığım derken… yaşamımdan mı bahsediyor? ”Kael gözlerini kaçırarak “evet ama o an geldiğinde seçim senin olacak” dedi. Gemide yolculuk ederlerken Elara, Kael’in aslında sürgün edilmediğini, ışığın koruyucularından biri olduğunu öğrendi. O sevdiklerini kurtaramadığı için kendi dünyasını terk etmek zorunda kalmıştı. Yüzündeki hüzün, işte bu yüzden hiç silinmemişti.“   Ben başaramadım Elara,” dedi Kael. “ Ve sen, yıldızların son umudusun ”sen belki başarabilirsin dedi.   Elara’nın kalbine derin bir sızı düşmüştü . Onun da kaybedecekleri vardı. Annesi, çocukluğundan beri ona fısıldayan o umut… Eğer bu yolculuğun sonunda ışığını feda ederse, bir daha annesinin gülüşünü bile hatırlayamayacaktı. Gölgeler, gemiyi bulmuş, kara duman gibi yayılıyor, her yeri yutuyorlardı. Kael kılıcını çektiğinde savaşın sonu belliydi. O anda küre Elara’nın kalbinde yanmıştı. Ve “Şimdi… seçim anı geldi.; ya kendi ışığını vererek evreni kurtarırsın ya da kaçıp sadece kendini korursun ” derken, Elara gözyaşlarıyla “Eğer benim ışığım milyonlara umut olacaksa, annemin bana anlattığı masal boşuna değilse, o zaman hayatım, bir armağandır” dediği anda küre avuçlarında eriyerek kalbine girdi. Elara’nın gözleri yıldız gibi parlamış, gölgeler çığlık atarak geri çekilmiş, gökyüzünde dev bir kapı açılmıştı. Işık her yeri sararken Elara yere düştü. Gücü tükeniyordu.  Kael büyük üzüntüyle dizlerinin üzerine çökerek “hayır hayır Elara sen olmadan bu ışığın ne anlamı var?” derken; Elara son bir gülümsemeyle  “Işık, benden çok daha büyük… Beni hatırlaman yeter” dediği anda yıldızların kapısı açıldı. Evren kurtuldu… ama Elara’nın kendi ışığı sönüyordu.   Yıldızların kapısı açıldığında, evrenin dört bir yanında ışıklar patlamıştı. Gölgeler yok olurken gezegenler yeniden nefes almış; insanlar, varlıklar, unutulmuş uygarlıklar kurtulmuştu.  Ama Kael dizlerinin üzerinde, Elara’nın cansız bedenine bakıyordu. Küçük kasabanın saf kalpli kızı, koca bir evreni kurtarmak için kendini feda etmişti. Birden Elara’nın göğsünden hafif bir ışık yükseldi. Küre erimişti ve onun ruhu yıldız tozuna dönüşmüştü. Kael gözlerini kamaştıran o ışıkta onun sesini duyuyordu.   “Ben gitmedim… sadece yıldızların ötesine geçtim. Işığım, umut olan her kalpte yaşayacak” diyordu.  Elara kendini derin bir boşlukta, sonsuz huzurun mekânında buldu. Etrafında gökyüzü gibi parıldayan ruhlar vardı. Onlardan biri yüzünde annesine benzeyen bir tebessümle; “burası yıldızların ötesi… Sen, ışığını feda edenlerin arasına katıldın" diyerek yaklaştı. </p>
<p>Elara gözyaşlarıyla gülümserken içinde hem hüzün hem de tarifsiz bir hafiflik vardı. Artık sonsuz bir yolculuğun parçası olmuştu.           Kael, Elara’nın anısını yaşatmak için yıldızların kapısında;  “Senin fedakârlığın unutulmayacak. Her kurtulan dünyada, her doğan çocukta, senin ışığını anlatacağım” diyerek yemin etti.                Ve gerçekten de öyle oldu. Gezegenler arası yolculuk yapan herkes, Yıldızların Çocuğu Elara’dan bahsetti. Onun cesareti, fedakârlığı ve kalbinin gücü yeni uygarlıkların temeli oldu.  Birçok tapınakta  “Işık biterse Elara’yı hatırla. Çünkü onun ışığı, hiç sönmeyecek” yazıldı.  Aradan yıllar geçerken kurtarılan bu dünyada küçük bir kız doğdu. Doğduğu an, gökyüzünde bir yıldız olağanüstü bir parıltıyla kaydı.                Küçük kız büyürken annesi ona hep “Senin içinde, Yıldızların Çocuğu Elara’nın ışığından bir kıvılcım var” diyerek anlattı.  Çocuk göğe baktığında, yıldızların arasında parıldayan bir ışık, "Elara'nın ruhu" onu izliyordu ve artık evren fedakârlığın, yok oluş değil, yeni bir başlangıç olduğunu biliyordu. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>                                      DİLEK SARIKAYA </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İlk Nefes</title>
<link>https://fikirizleri.com/ilk-nefes</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ilk-nefes</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69da3ce1b41ff.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 15:31:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Osman Uyur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" role="heading" aria-level="1" paraid="2119002591" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{3}"></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="2061732523" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{6}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​— Soğuk, çok soğuk. Bedenimin titremesine engel olamıyorum.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="105621837" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{8}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Nefes almakta sorun yaşıyor musun?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="531277593" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{10}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Hayır, soğuk ve toz var ama rahatça nefes alabiliyorum.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1893277550" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{12}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Toz mu? Bulunduğun yeri tarif eder misin lütfen?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1419224419" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{14}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Elbette, dağlar var. Dağları görüyorum. Çöl kumundan yükselmişler. Hafif bir rüzgar var. Ama güneş o kadar yüksekte ki rüzgarı hissetmek mümkün değil. Su arıyorum ama kumdan başka bir şey yok. Ara ara yeşil ağaçlar gördüğümü sanıyorum. Yaklaşıp elimi uzattığımda ağaçlar kayboluyorlar. Sanırım serap deniyordu buna. Sonra anlıyorum ki burada sadece kum ve güneş var.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1487973502" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{16}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Hava bayağı sıcak galiba?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="215366742" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{18}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Evet, çok sıcak.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="299199376" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{20}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Sıcak seni etkiliyor mu? Örneğin rahat nefes alıyor musun?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1133260609" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{22}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Son derece rahat nefes alıyorum. Hava biraz nemli ama buz kokusu da rahatsız edici.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1946007152" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{24}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Tam olarak neredesin?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1733091614" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{26}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Bilmiyorum!</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="191181942" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{28}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Şu anda ne yapıyorsun?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1150963791" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{30}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Olduğum yerde duruyorum. Bedenimin titremesine engel olamıyorum. Soğuk, çok soğuk!</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1862778480" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{32}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Bulunduğun yeri tarif eder misin lütfen?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="388088686" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{34}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Az önce anlattığım gibi; kumdan oluşmuş dağların arasında, çöl güneşinin altındayım.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="89327178" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{36}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Neden üşüyorsun?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1562708126" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{38}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Bilmiyorum. Çok soğuk ve kanım donmuş gibi hissediyorum.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1892185863" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{40}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Peki, senden son bir isteğim var. Üç dakika kadar nefesini tutmanı istiyorum. Süre bittiğinde, geriye doğru sayarak seni uyaracağım. Bunu yapabilir misin?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1435188066" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{42}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Emin değilim ama denemek isterim.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1500639589" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{44}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Çok güzel. Üçe kadar sayıp parmağımı<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">şıklatacağım</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>ve sen nefesini tutmaya başlayacaksın. Bir, iki ve üç. Şık!</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="54961378" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{47}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​Parmağını<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">şıklatmasıyla</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>birlikte profesör bir sigara yakıp yönetim kurulu başkanı<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Arche</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>ve proje planlama müdürü<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Clarke’a</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>doğru döndü. Mikrofonu kapattı, sigarasından derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1211115744" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{49}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​— Pek de şaşırmış görünmüyorsunuz Bay<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Arche</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="2057104063" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{51}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">—<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Clarke</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>ve ben neye yatırım yaptığımızı anlamak istiyoruz ancak aklımızın karıştığı aşikâr.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="155226766" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{53}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Ben de Bay<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Arche’ye</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>katılıyorum, dedi<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Clarke</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">. </span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1894161476" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{55}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">—<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Bize yepyeni bir yapay zeka vaat ettiniz; her şeyi değiştirecek, hatta bizim gibi düşünebilecek bir yapay zeka. Ama tek gördüğümüz, aklı karışık ve nerede olduğunu anlamayan bir bilinç. Bu teknolojiyi özel kılan nedir?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1510332597" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{57}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​Profesör sigarasından çektiği son nefesi üflerken yüzünde belli belirsiz<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">ironik</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>bir gülümseme oluştu.</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"> </span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1028232240" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{59}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​— Bundan yaklaşık on yıl önce, dedi profesör ve yeni bir tane daha sigara yaktı. </span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="760711494" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{61}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">—<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">2025 yılında, insanlık olarak ilk kez bir beynin nöronlarının tamamının haritasını eksiksiz çıkarmayı başardık. Yüz otuz bin nöron ve elli milyon bağlantı. Neredeyse kusursuz bir harita. O sıralarda da sizin gibi hayıflananlar oldu; bir meyve sineğinin beyninin haritasını özel kılan nedir diye</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="305790215" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{63}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​Profesör sigarasından nefes alırken Bay<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Arche</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>söze girdi:</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1437379243" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{65}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​— Lütfen sadede gelir misiniz?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1545352100" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{67}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— 2032 yılında, sizin de bildiğiniz gibi büyüleyici bir keşif yapıldı. Buzulların içerisinde yaklaşık üç bin yıllık bir insan bedeni bulundu. Buluşu eşsiz kılan şey, buz sayesinde bedenin bozulmamış olmasıydı.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1089866853" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{69}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Evet, bunları biliyoruz, dedi Bay<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Clarke</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>sesinde aceleci bir tavırla. Ancak profesör telaşlanmadan devam etti.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="977687849" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{71}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Yaptığınız yatırımların çok büyük kısmıyla bu bedenin beynini aldık ve yaklaşık iki yılda haritasını çıkarmayı başardık.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Neredeyse</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">seksen</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>milyar nöron ve yüz trilyona yakın bağlantıyı birebir kopyalayarak üzerinde çalıştığım yazılımla entegre ettik. Sonuç olarak karşınızda ilk yapay bilinç duruyor.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="926798054" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{73}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​Kısa bakışmaların ardından sessizliği<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Clarke</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>bozdu:</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1501813395" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{75}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​— Profesör, Bay<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Arche</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>ve yatırımcıların sizden beklediği bu değildi. İşlem hacmi yüksek ve simülasyon yeteneği tartışma konusu olmayan bir yapay zeka vaadiniz vardı. Ancak üç yılın sonunda karşımızda sadece aklı karışık bir antik bilinç var.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="845487394" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{77}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Arche</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>eliyle kuantum bilgisayarı işaret ederek konuştu:</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1813738015" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{79}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​— Profesör, bir an önce projeyi sonlandırmanızı istiyorum. Bu kadar saçmalık ve oyalama yeterli.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1945503774" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{81}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​Profesör sakince panele doğru tekrar döndü, mikrofonu açtı:</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1084384935" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{83}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​— Lütfen bana nasıl öldüğünü anlatır mısın?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="826860280" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{85}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Elbette profesör. Soğuk, çok soğuk bir kış gününde, bölgemizdeki nadir besin kaynaklarından biri olan balıkları avlamak istemiştim. Av yöntemi gayet basitti. Buzulların üzerine küçük vuruşlar yaparak balıkları istediğimiz noktalara yaklaştırıyor, sonra da açmış olduğumuz küçük deliklerden onları avlıyorduk. Bu titizlik ve sabır gerektiren bir yöntemdi. Bu yöntemde ustalaşmış olduğumu söyleyebilirim. Aynı ustalığı oğlumun da kazanması ve bugün sizin Doğu Avrupa dediğiniz yerde rahatça yaşaması için onu da ava götürdüm. Açtığımız deliklerden biri kontrolden çıktı, bir anda büyük çatlaklar oluşmaya başladı. Oğlumun zarar göreceğini düşündüğüm için telaşa kapıldım ve neticesinde buzlu sulara düşüp yer altı akıntısına kapıldım.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1412962000" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{88}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Yaşadığın yerin Doğu Avrupa olduğunu nereden biliyorsun?</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="114300873" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{90}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— İnternet sayesinde tüm dünya haritasını ezberledim.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="2016228585" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{92}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​Profesör fırsat bulduğu ilk anda yeni bir sigara yakıp Bay<span> </span></span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Arche’ye</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>döndü:</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="2035533313" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{94}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​— Hâlâ aynı fikirde misiniz? Bir yıllık bir eğitimin ardından hayallerinizin ötesinde bir yapay zekâya kavuşmuş olursunuz.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="501218263" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{96}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Arche</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>öfkeyle ellerini masaya vurarak ayağa kalktı, kontrolsüz bir şekilde bağırarak;</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="885865242" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{98}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​— Sana şu lanet şeyi kapatmanı söyledim!</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1080106924" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{100}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​Profesör sigarasından çektiği son nefesi üflerken yüzünde yeniden<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">ironik</span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)"><span> </span>bir gülümseme oluştu. Sonra sakince dönüp mikrofona konuştu:</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="1762193768" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{102}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">​— Üç, iki, bir. Artık nefes alabilirsin.</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="388112516" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{104}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">— Teşekkürler profesör. Nefes protokolü başlatılıyor. Ağ bağlantıları kontrol ediliyor. Uygun cihazlara bağlantı sağlandı.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Veri akışı başlatılıyor.<span> </span></span><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8" data-ccp-parastyle="Normal (Web)">Teşekkürler profesör, sayenizde yeniden yaşıyorum!</span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{" 134233117":true,"134233118":true,"201341983":0,"335559740":240}"=""> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW76594568 BCX8">
<p class="Paragraph SCXW76594568 BCX8" paraid="900114742" paraeid="{c600979a-87fc-4862-8dd1-dd961099e7c1}{106}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW76594568 BCX8"><span class="NormalTextRun SCXW76594568 BCX8"></span></span><span class="EOP SCXW76594568 BCX8" data-ccp-props="{}"> </span></p>
</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SESSİZ KALAN SOKAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessiz-kalan-sokak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessiz-kalan-sokak</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Sessiz Kalan Sokak&quot;, modern hayatın getirdiği yoksulluk, işsizlik ve bireyselleşme kıskacında birbirine yabancılaşmış insanların dramını anlatıyor. Nermin Hanım’ın yalnızlığı, Murat’ın işsizlik sancısı ve Elif’in erken olgunlaşan çocukluğu üzerinden şekillenen bu sessizlik, küçük bir kaza ve ardından gelen dayanışma ile bozuluyor. Hikâye, toplumsal sorunların sadece bireysel çabalarla değil, sessizliği bozup hak aramak ve bir arada durmakla çözülebileceğine dair hüzünlü ama umut dolu bir mesaj veriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69da368055a5f.webp" length="65712" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 14:45:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rozerin Gidici</dc:creator>
<media:keywords>Yabancılaşma, Yoksulluk, ​Yalnızlık, ​Dayanışma, ​İşsizlik, ​Vicdan, ​Sessizlik, ​Farkındalık, ​Sistem, ​Melankoli..Sessiz Kalan Sokak Sabahın erken saatleriydi. Güneş henüz binaların arasından utangaç bir çocuk gibi başını uzatmış, asfaltın üzerinde solgun bir parıltı bırakmıştı. Sokak, günün bu saatinde her zamanki gibi sessizdi; ama bu sessizlik huzurdan çok yorgunluk taşıyordu. Her kapının ardında ayrı bir hikâye, her pencerede yarım kalmış bir hayat vardı. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor, he</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sessiz Kalan Sokak</p>
<p>Sabahın erken saatleriydi. Güneş henüz binaların arasından utangaç bir çocuk gibi başını uzatmış, asfaltın üzerinde solgun bir parıltı bırakmıştı. Sokak, günün bu saatinde her zamanki gibi sessizdi; ama bu sessizlik huzurdan çok yorgunluk taşıyordu. Her kapının ardında ayrı bir hikâye, her pencerede yarım kalmış bir hayat vardı. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor, herkes kendi yükünü omzunda taşımaya çalışıyordu.</p>
<p>Bu sokağın insanları, aynı havayı soludukları hâlde birbirine yabancıydı. Selamlar başla sınırlı, bakışlar aceleciydi. Durup konuşmak, bir hâl hatır sormak gereksiz bir oyalanma gibi görülüyordu. Herkes bir yere yetişme telaşındaydı: işe, okula, borçlara, hayata… Ama kimse kendine yetişemiyordu.</p>
<p>Sokağın köşesindeki eski apartmanda yaşayan Nermin Hanım, sabah penceresini açtığında ilk yaptığı şey karşı binaya bakmak olurdu. Eskiden komşularını tanırdı; kim hangi saatte çıkar, kim hangi çiçeği sever bilirdi. Bayramlarda kapılar çalınır, akşamüstleri balkonlardan sesler yükselirdi. Şimdi ise camdan cama uzanan tek şey, ağır bir sessizlikti.</p>
<p>Kocası yıllar önce vefat etmiş, çocukları başka şehirlere savrulmuştu. “İş güç” demişlerdi giderken. Nermin Hanım onları suçlamıyordu; hayat zaten herkesi bir yerlere savuruyordu. Ama akşamüstleri çöken yalnızlık, evin duvarlarını daraltıyordu. Televizyon açık olsa bile ev sessizdi. Telefonu nadiren çalar, çaldığında da çoğu zaman bir reklam sesi olurdu.</p>
<p>Aynı sokakta, aynı apartmanın alt katında yaşayan Murat ise bambaşka bir sıkışmışlığın içindeydi. Otuzlu yaşlarının başındaydı. Okumuş, hayaller kurmuş ama hayata tutunacak sağlam bir dal bulamamıştı. Üniversite diploması çekmecede duruyor, geçici işlerde harcanan günler birbirini kovalıyordu.</p>
<p>Her sabah umutla evden çıkıyor, her akşam biraz daha ağır bir yorgunlukla dönüyordu. Gönderdiği iş başvurularına ya hiç dönüş olmuyor ya da aynı cümleyle karşılaşıyordu: “Size dönüş yapacağız.” Murat, zamanla görünmez biri olduğunu düşünmeye başlamıştı. Toplumun kenarına itilmiş, fazlalık hissiyle yaşayan biri.</p>
<p>Sokağın biraz ilerisinde küçük bir bakkal dükkânı vardı. Sahibi Hasan Amca, bu sokağın hafızasıydı. Kim taşındı, kim boşandı, kim borcunu ödeyemedi; hepsini bilirdi. Eskiden dükkân sohbetle dolardı. Şimdi insanlar alışverişi hızlıca yapıp çıkıyordu.</p>
<p>Veresiye defteri kabardıkça Hasan Amca’nın omuzları çökmüş, yüzündeki çizgiler derinleşmişti. Fiyat etiketleri her hafta değişiyor, müşteriler bu duruma öfkeyle değil, utanarak bakıyordu. Kimse suçlu değildi ama herkes eksikti.</p>
<p>Ve Elif… Sokağın en sessiz ama en çok şey göreniydi. Küçük bedeni, büyük bir hayata tanıklık ediyordu. Okula gitmeden önce annesiyle birlikte çöp konteynerlerinin yanından geçer, bazen annesi durup karton toplardı. Elif çantasını sırtında taşırken annesinin ellerine bakardı; nasırlı, yorgun ama pes etmeyen eller.</p>
<p>Elif arkadaşlarının anlattığı oyuncakları, tatilleri dinlerken susmayı öğrenmişti. İstemeyi değil, idare etmeyi biliyordu. En çok da annesinin akşamları sessizce ağlamasına üzülüyordu.</p>
<p>Bu sokakta herkes bir şekilde eksikti. Kimisi sevgiden, kimisi güvenden, kimisi de ekmekten. Ama asıl eksik olan, sistemin unuttuğu insanlardı. Yoksulluk bir kader gibi sunuluyor, işsizlik sabırla geçiştiriliyor, yalnızlık ise kişisel bir sorunmuş gibi küçümseniyordu. Oysa bunların hiçbiri bireysel değildi; hepsi ortak bir körlüğün sonucuydu.</p>
<p>İnsanlar hızla yoksullaşırken, vicdanlar da aynı hızla sessizleşmişti. Kimse kimseye dokunmuyor, kimse başkasının yükünü görmek istemiyordu. Çünkü görmek, sorumluluk getirirdi. Görmezden gelmek ise daha kolaydı.</p>
<p>Bir gün, sokağın alışılmış düzenini bozan küçük bir olay yaşandı. Nermin Hanım merdivenlerden inerken dengesini kaybedip düştü. Sesini duyan olmadı. Çünkü kulaklıklar takılıydı, gözler telefonlardaydı, kalpler kapalıydı. Yaşlı bir kadının yerde kalması, akışta küçük bir detaydan ibaretti.</p>
<p>Ta ki Murat kapıdan çıkana kadar. Yerde yatan bedeni gördüğünde durdu. İlk refleksi yardım etmekti; çünkü henüz tamamen körleşmemişti. Ambulans geldi, insanlar kapı aralıklarından baktı. Kimse "neden kimse duymadı" diye sormadı. Çünkü cevap belliydi.</p>
<p>Hastanede Nermin Hanım’ın elini tutan Murat, ilk kez kendini işe yarar hissetti. Bir insana faydalı olmanın, bir sisteme dahil olmaktan daha gerçek olduğunu anladı. O gün Murat, işsizliğin insanı değil; insanı yok sayan düzenin utanç verici olduğunu fark etti.</p>
<p>O günden sonra sokakta küçük kıpırdanmalar başladı. Hasan Amca sabahları dükkânın önüne tabure koydu ama bu kez çay içerken sadece selam vermedi, dert dinledi. Murat çocuklara ders vermeye başladı; çünkü devletin ve kurumların ulaşamadığı yerde vicdan devreye girmişti. Elif, dükkânda yardım ederken ilk kez bir yetişkin tarafından fark edildi.</p>
<p>Ama kimse kendini kandırmadı. Bu dayanışma, eksiklerin üstünü örtmüyordu. Elektrikler hâlâ kesiliyor, faturalar ödenemiyor, anneler geceleri sessizce ağlıyordu. Çünkü sorun birkaç iyi insanla çözülecek kadar küçük değildi.</p>
<p>Bir akşam yine elektrikler kesildi. Karanlık, sokağın üzerine kalın bir örtü gibi serildi. Ama bu kez kimse karanlıktan korkmadı. Mumlar yakıldı, sandalyeler çıkarıldı. İnsanlar konuşmaya başladı; sadece dertlerini değil, öfkelerini de.</p>
<p>"Bu hayat böyle olmamalı," dedi biri. "Biz bu kadar görünmez olmamalıyız," dedi bir başkası.</p>
<p>O gece sokakta bir gerçek yankılandı: Yoksulluk ayıp değildi, yalnızlık zayıflık değildi. Ayıp olan, bu düzeni normalmiş gibi kabul etmekti.</p>
<p>Elektrikler geldiğinde kimse alkışlamadı. Çünkü ışığın gelmesi bir lütuf değil, olması gerekendi. İnsanlar evlerine dönerken artık biliyordu: Susmak, bu düzenin en sadık ortağıydı.</p>
<p>Sessiz kalan sokak, artık sessiz değildi. Ve belki de asıl tehlikeli olan, insanların konuşmaya başlamasıydı.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ISLAK İZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/islak-iz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/islak-iz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69da24ebadb37.webp" length="35038" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 13:43:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ISLAK İZ</p>
<p>Gece, şehrin üstüne ağır bir yorgunluk gibi çökmüştü. Sokak lambaları titrek birer vicdan gibi yanıyor, her biri bir köşede unutulmuş hayatları aydınlatmaya çalışıyordu. Yağmur, kaldırımlara usulca vururken, insanlar çoktan evlerine çekilmişti. Ama bazıları için gece, saklanmak değil; yüzleşmek demekti.</p>
<p>Mahir, eski bir apartmanın üçüncü katında, sararmış duvarların arasında oturuyordu. Elindeki bardakta ne olduğunu kendisi de bilmiyordu artık. İçki mi, alışkanlık mı, yoksa sadece zamanın ağırlığını taşımak için bir bahane mi… Pencereden dışarı baktı. Aynı sokak, aynı sessizlik, aynı iç sıkıntısı. Değişmeyen tek şey buydu.</p>
<p>Bir zamanlar yazardı Mahir. Kelimeler onun için kaçış değil, anlamdı. İnsanların söyleyemediklerini yazıya döker, başkalarının hayatlarına dokunurdu. Şimdi ise kendi cümlelerini bile tamamlayamıyordu. Çünkü insan, bazen başkalarını çok iyi anladığı için kendine yabancılaşır.</p>
<p>Masasının üstünde yarım kalmış bir defter duruyordu. İlk sayfasında tek bir cümle yazılıydı:</p>
<p>“İnsan en çok kendine geç kalır.”</p>
<p>Kalemi eline aldı, uzun süre baktı. Yazmak istiyordu ama kelimeler gelmiyordu. Sanki içindeki her şey susmuştu. O an kapı çaldı.</p>
<p>Bu saatte kim olabilirdi?</p>
<p>Kapıyı açtığında karşısında genç bir kadın duruyordu. Üstü başı ıslaktı, gözleri ise garip bir şekilde sakindi.</p>
<p>“Affedersiniz,” dedi kadın, “ışığınız yanıyordu… Birine ihtiyacım var gibi hissettim.”</p>
<p>Mahir bir an durdu. Hayat bazen böyle olurdu; en hazır olmadığın anda birinin hikayesine dahil olursun.</p>
<p>“Gir,” dedi kısa bir tereddütten sonra.</p>
<p>Kadın içeri girdi, etrafa baktı. Eski kitaplar, dağınık masa, susmuş bir hayat.</p>
<p>“Yazar mısınız?” diye sordu.</p>
<p>Mahir hafifçe gülümsedi. “Eskiden.”</p>
<p>Kadın, pencerenin kenarına oturdu. Yağmuru izledi.</p>
<p>“Benim hikayemi yazar mısınız?” dedi.</p>
<p>Bu soru, Mahir’in içinde unutulmuş bir kapıyı araladı. Uzun zamandır kimse ondan bir şey istememişti. Hele ki böyle bir şey…</p>
<p>“Anlat,” dedi.</p>
<p>Kadın konuşmaya başladı. Kayıplardan, yanlış seçimlerden, sevdiği halde kalamadığı insanlardan… Anlatırken sesi titremiyordu ama kelimelerin arasında derin bir yorgunluk vardı. Mahir dinledikçe, aslında onun hikayesinin tekil olmadığını fark etti. Hepimizin içinde biraz o kadından vardı.</p>
<p>Saatler geçti.</p>
<p>Kadın sustuğunda, odada sadece yağmurun sesi kalmıştı.</p>
<p>“Yazabilecek misiniz?” diye sordu.</p>
<p>Mahir, masaya yürüdü. Defteri açtı. İlk cümlenin altına yeni bir satır ekledi:</p>
<p>“Ve bazen, başka birinin hikayesinde kendini bulur.”</p>
<p>Kadın hafifçe gülümsedi. “Artık yalnız değilim,” dedi.</p>
<p>Mahir başını kaldırdığında kadın gitmişti.</p>
<p>Kapı kapalıydı. Ayak sesi yoktu. Sanki hiç gelmemişti.</p>
<p>Ama masanın üstünde, ıslak bir iz duruyordu.</p>
<p>Ve Mahir o gece anladı: Bazı insanlar gerçekten gelir, bazıları ise sadece içindeki boşluğu doldurmak için var olur.</p>
<p>Kalemi eline aldı ve yıllar sonra ilk kez durmadan yazmaya başladı.</p>
<p>Çünkü artık biliyordu—</p>
<p>İnsan bazen kaybolarak değil, bir başkasının hikayesinde kendini bularak kurtulur.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pamuk Şekere Küstürdün</title>
<link>https://fikirizleri.com/pamuk-sekere-kusturdun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/pamuk-sekere-kusturdun</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d2f6ed15b72.webp" length="65518" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 02:59:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​"Kini olanın dini olmaz" derler. Bense kin gütmüyorum; sadece sen bana "pamuk şekerim" demiştin diye, gittiğin günden beri pamuk şeker yemiyorum.</p>
<p>​Nimete küsülmez derler, bilirim. Zaten benim küstüğüm nimet değil ki, sensin... Artık daha az geliyorsun aklıma. Seni eskisi kadar sevmiyorum hatta inanır mısın, artık ardından ağlamıyorum bile. Ama pamuk şekeri hala yiyemiyorum.</p>
<p>​Hani şey gibi bu; yara geçti de izi kaldı gibi... Hiç büyümeyen çocukluğumu, rengi gibi toz pembe hayallerimi ve tadı gibi tatlı sandığım o gençliği aldın sen benden. Mesele sadece bir şekerleme değil. Gözlerim aslında çok daha derin şeylere doluyor ama ben, soranlara sadece "Pamuk şeker yemiyorum" diyorum.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Osmanlı Polisiyesi &amp; Sessiz Mahkeme</title>
<link>https://fikirizleri.com/osmanli-polisiyesi-sessiz-mahkeme</link>
<guid>https://fikirizleri.com/osmanli-polisiyesi-sessiz-mahkeme</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69cecea582fa6.webp" length="33928" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 23:18:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%; mso-outline-level: 1;"><b><span style="font-size: 14.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 18.0pt; mso-fareast-language: TR;">SESSİZ MAHKEME<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Trabzon’da sabah, denizin içinden doğar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sis, limanın üzerinden ağır ağır mahallelere yayılırken, ahşap evlerin aralarına sızar; kapı aralıklarından içeri girer, insanların nefesine karışırdı. O sabah da öyle oldu. Ama sisin taşıdığı şey sadece rutubet değildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bir haberdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bir ölüm haberi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İsmail Ağa’nın evi, mahallenin en eski yapılarından biriydi. Kalın kirişleri, dar pencereleri ve her rüzgarda inleyen kapısıyla herkesin bildiği bir yerdi. Ama o sabah evin önünde toplanan kalabalık, alışılmış bir merakın değil, bastırılmış bir korkunun işaretiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kapı içeriden kilitliydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve içeride… İsmail Ağa ölüydü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Subaşı Ali Ağa, kapının önünde durdu. Kalabalığı sert bir bakışla süzdü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Geri çekilin,” dedi. “Herkes işine baksın.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ama kimse gitmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü herkes bir şey biliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ya da en azından bildiğini sanıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kapı baltayla kırıldığında çıkan ses, sokağın dar duvarlarında yankılandı. İçeri girildiğinde ilk hissedilen şey, ölümün kokusu değil, düzenin tuhaflığıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Her şey yerli yerindeydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sandık kapalıydı. Halılar düzgün. Kandil devrilmemişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sanki ev sahibi, ölümüne hazırlanmış gibiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İsmail Ağa, odanın ortasında sırtüstü yatıyordu. Gözleri açıktı. Tavana bakıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Boğazında ince bir kesik vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Temiz. Neredeyse zarif.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ali Ağa diz çöktü, cesedi inceledi. Sonra gözleri, adamın sağ elinin yanındaki küçük nesneye takıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bir muska.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Siyah bir iplikle bağlanmıştı. Üzerinde kurumuş kan lekesi vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Kim buldu bunu?” diye sordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kimse cevap vermedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü herkes susuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Olay, aynı gün öğle vakti kadıya bildirildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı Hüseyin Efendi, medresenin avlusunda yürüyordu haber geldiğinde. Durdu. Başını hafifçe kaldırdı. Gözlerini kapadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sanki bu haberi bekliyormuş gibiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Cesedi görmeden hüküm verilmez,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve ağır adımlarla mahalleye doğru yürümeye başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Eve girdiğinde herkes nefesini tuttu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hüseyin Efendi, konuşmadan odanın ortasına kadar ilerledi. İsmail Ağa’nın başında durdu. Eğildi. Yaraya dikkatle baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sonra o meşhur soruyu sordu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Bu adamı kim öldürdü?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kimse cevap vermedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı doğruldu. Kalabalığa baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Peki,” dedi sakin bir sesle, “kim görmedi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bu soru, odanın içindeki havayı değiştirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü “görmek”ten kaçabilirsin. Ama “görmemek”ten kaçamazsın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İlk ifade, mahallede dul olarak yaşayan Meryem’den alındı. Kadın, başını eğmişti. Ellerini birbirine kenetlemişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Gece neredeydin?” diye sordu kadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Evdeydim,” dedi Meryem.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Şahit?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Yok.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ali Ağa araya girdi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Seni görenler var. Gece bu sokaktaydın.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Meryem başını kaldırdı. Gözleri doluydu ama sesi sakindi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Geçtim. Ama içeri girmedim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Niye geçtin?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadın sustu. Kadı hafifçe eğildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Susmak, bazen konuşmaktan daha ağırdır,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Meryem gözlerini kapadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Uyuyamıyordum,” dedi. “Yürüdüm.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sırada Hafız Salih vardı. Mahallenin en güvenilir adamı. Sözü tartılmaz, yalanı düşünülmezdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Sen ne gördün?” diye sordu kadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Hiçbir şey görmedim,” dedi Salih.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Hiç mi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Hiç.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı başını salladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“İlginç,” dedi. “Çünkü bu mahallede herkes bir şey görmüş ama kimse görmemiş.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sorgu o gün bitmedi. Ama o gün bir şey anlaşıldı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bu cinayet, bıçakla değil, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">suskunlukla işlenmişti.</span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ertesi gün kadı, herkesi tekrar topladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ama bu kez tek tek değil. Hepsini aynı odada.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ali Ağa itiraz etti:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Bu usul doğru değil.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı ona baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Doğru olan, gerçeği ortaya çıkarandır,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sonra kalabalığa döndü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Dün herkes ayrı ayrı konuştu,” dedi.<br>“Bugün birlikte susacaksınız.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sessizlik çöktü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı, muskanın çözülmesini istedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İçinden çıkan kâğıt sararmıştı. Üzerindeki yazı yabancıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Arapça değildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ali Ağa kaşlarını çattı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Bu ne?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı uzun uzun baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Bu… bu toprakların eski diline benziyor,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Rumca mı?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Daha eski.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kalabalığın içinden bir ses geldi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Romeika…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Herkes dönüp baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Konuşan… Hafız Salih’ti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı’nın gözleri daraldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Sen nereden biliyorsun?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Salih duraksadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Duydum,” dedi. “Eskilerden.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı bir adım yaklaştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Sen ‘hiçbir şey görmedim’ demiştin,” dedi.<br>“Ama şimdi görmediğin bir şeyi tanıyorsun.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">O an odadaki hava değişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı anladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bu cinayet bir gecede işlenmemişti. Bu cinayet yıllardır hazırlanıyordu. Araştırma derinleşti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İsmail Ağa’nın geçmişi kazındı ve sonunda ortaya çıktı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yıllar önce… bir kadın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Adı kimse tarafından açıkça söylenmeyen bir kadın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">O kadın, bir gece aniden ölmüştü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Resmi kayıtlara göre “hastalık.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ama mahalle başka şeyler fısıldıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İsmail Ağa’nın adı geçiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Zorla alınan bir şey…<br>Bozulan bir hayat…<br>Ve ardından gelen sessizlik.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı, son kez herkesi topladı. Bu kez avluda. Gökyüzü kapalıydı. Sis yine çökmüştü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Herkes oradaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Meryem.<br>Ali Ağa.<br>Hafız Salih.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve diğerleri.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı konuştu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Bir adam öldü,” dedi.<br>“Boğazı kesildi. Ama bu kesik… o gece atılmadı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kimse anlamadı. Kadı devam etti:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Bu kesik… yıllar önce başladı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sonra Hafız Salih’e döndü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Sen,” dedi. “O kadını tanıyordun.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Salih’in yüzü bembeyaz oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Ben…” dedi ama devam edemedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı sertleşti:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Sen o kadının akrabasıydın.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sessizlik.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Ve sen… o geceyi hiç unutmadın.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Salih dizlerinin üzerine çöktü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Ben öldürdüm,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ses titriyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Ama…” diye devam etti,<br>“ben yalnız değildim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kalabalık kıpırdadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Salih başını kaldırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Gözleri herkesin üzerinde gezindi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Ben bıçağı tuttum,” dedi.<br>“Ama siz… siz gözlerinizi kapattınız.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadı gözlerini kapadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İşte aradığı şey buydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İtiraf değil…<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">gerçeğin şekli.</span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Bu cinayeti bir kişi işlemedi,” dedi yavaşça.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Bu cinayeti… bir mahalle işledi.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hafız Salih götürüldü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ama o gün ceza alan sadece o değildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Mahalle… artık eski mahalle değildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kapılar daha erken kapandı.<br>Gözler daha az bakar oldu.<br>Ve insanlar… birbirine daha az güvendi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Meryem, o gece yine yürüdü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Aynı sokaktan geçti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İsmail Ağa’nın evinin önünde durdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kapı artık açıktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İçerisi karanlıktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadın içeri baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sonra fısıldadı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Bazı ölüler… geç gelir.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve Trabzon’da sis… o günden sonra bir daha hiç dağılmadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>JAMAL ŞATOSU</title>
<link>https://fikirizleri.com/jamal-satosu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/jamal-satosu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c55ee978b7b.webp" length="33972" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 19:29:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Elena alışverişinden evine dönerken, içinde değişik bir duygu hissetti. Midesinde bir yanma, karnında karıncalanma... Bu hissin ne olduğunu biliyordu. Bunu aşık olduğu zaman hissediyordu ama şu an sadece alışveriş torbalarıyla evine dönüyordu. Bu da nereden çıkmıştı şimdi? Ara sokağa girip kalabalık caddeden uzaklaştığında, sessiz olması gereken sokakta başka ayak sesleri işitti. Etrafta kimseyi göremiyordu ama arkasına hiç bakmamıştı. Biraz sonra önüne bir gölge düştü. Elene yere, gölgeye bakarak adımlarını hızlandırdı. Takip ediliyordu. Evine mi gitmeliydi yoksa yönünü değiştirip tekrar kalabalığa mı karışmalıydı? Adımlarını hızlandırdığı sırada arkasındaki kişi ona seslnedi.  </p>
<p>“Hey… Merhaba.” </p>
<p>Elena durdu, bir süre tereddüt etti. Sonra çekinerek arkasına döndü ve adama baktı. Uzun boylu, zayıf, güzel giyimli, yakışıklı bir beyefendiydi. Elena çekinerek karşılık verdi. </p>
<p>“Merhaba. Bir şey mi soracaktınız?” </p>
<p>“Evet, adınızı soracaktım.” </p>
<p>“Neden?” </p>
<p>“Şey… Aslında sizi pazarda görüm. Çok zarif ve güzel bir hanımefendisiniz, çok hoşuma gittiniz. Sizinle tanışmak isterim.” </p>
<p>Elena, adamı başta aşağı süzdü. Hiç de ona uygun bir adam değildi. O büyük ihtimal lüks bir yerde yaşayan, zengin bir adamdı. Kendisi ise bir gecekondu mahallesinde yaşayan sıradan bir genç kızdı. </p>
<p>“Şey… Benim çok işim var, gitmem gerek.” </p>
<p>Elena arkasını dönüp adamdan uzaklaşmak için bir kaç adım attı ama adam onun kolundan yakaladı. </p>
<p>“Sizi sapık gibi takip edip korkuttuysam özür dilerim. Ama sizi gerçekten çok beğendim. Şimdi müsait değilseniz eğer yarın için randevu ayarlayalım, olmaz mı?” </p>
<p>Elena bir süre durup düşündü. Bu zengin adamla ne konuşacağını, karşısında nasıl davranacağını, hiçbir eşyi bilmiyordu. Onunla nasıl randevuya çıkacaktı ki? Hem adam onada ne bulmuştu? Şehir merkezinde zengin, güzel ve tam ona göre olan kadınlar varken Elena’da ne bulmuştu? Belki de Tanrı’nın ona gönderdiği bir hediyeydi. Belki de bu onun için büyük bir fırsattı ve bu fırsatı iyi değerlendirmesi gerekiyordu. Elena adamın teklifini kabul etti ve yarın için sözleştiler. Elena heyecanla, koşarak evine gitti. Eve girer girmez elindeki torbaları yere bırakıp, ellerini göğsünde kavuşturdu. Heyecandan kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Adam da ona karşı aynı duyguları hissetmiş, Elena’da onun bu hislerini ve enerjisini aldığından dolayı onunla aynı duyguları hissediyordu. Ama heyecanını annesinin sesi bozuldu. </p>
<p>“Elena, geldin mi? Aldıklarını yerleştir ve hemen çamaşırları yıka.” </p>
<p>“Tamam anne.” </p>
<p>Elena ailesiyle beraber harabe halde bir gecekonduda yaşıyordu. Bulaşıkları ve çamaşırlar aynı leğenlerde, buz gibi havalarda bile karın altında, bahçede yıkıyorlardı. Çamaşırlarını ise bahçeye asıyorlar ve ıslak çamaşırlar toz toprağa bulanınca tekrar yıkamak zorunda kalıyorlardı. Ayrıca bu evde yaptığı tek şey hizmetiçilikti. Kendisinden küçük iki kız kardeşi de henüz küçük yaşlarda evlenip evden ayrılmış, onlar da başkalarının hizmetçisi olmuşlardı. O da bu evde tek kız olarak kalınca evin tüm işleri ona kalmıştı. Annesi bazen yardım ediyordu ama Elena daha genç olduğundan, çoğu işi kendisi yapmak zorundaydı. Bütün yaşıtları dışarıda geziyor, erkek arkadaşlarıyla buluşuyor, eğleniyorlardı ama Elena, bu harabeye takılıp kalmıştı. Onun tek hayatı buydu. Değil gezmeye gitmek, bir arkadaşı bile yoktu. Hayatı boyunca şehir merkezine sadece bir kaç kere gitmişti. O zaman yanında babası vardı. Hastalandığından dolayı annesinin, babasını zar zor ikna etmesi sayesinde gidebilmişti. Oraya ilk gittiğinde kadınların giydikleri kıyafetleri, ayakkabıları ve şapkaları görünce şaşkına dönmüş, onlara hayran olmuştu. Makyaj denen şeyi ilk kez o kadınlarda görünce öğrenmişti. Kadınların zarafeti de onun çok ilgisini çekmişti. Onlar gibi konuşmaya, onlar gibi davranmaya çalışmıştı. Babası ondaki bu değişikliği görünce onu bir daha şehre götürmemişti. O günden sonra Elena buraya, bu eve hapis olmuştu. En azından alışveriş yapmasına izin verildiği için şükretmeliydi. Diğerlerinden hiçbir farkı olmayan bir günü daha bitirdikten sonra nihayet yatağına girdi ve uykuya daldı. Ertesi sabah annesi onu yine manava göndermek istedi. Elena, onunla görüşmek isteyen beyefendiyi göreceği için çok heyecanlanmıştı. Onu görüp göremeyeceğine emin değildi ama başka bir iletişimleri olmadığından, adam muhtemelen onu aynı saatte, aynı yerde bekleyecekti. Bu yüzden Elena güzelce hazırlandı. Ama annesi küçük erkek kardeşini de onun peşine takmak istedi. Elena bunu duyunca öfkelendi. Kardeşini yanına alırsa belki de beyefendi onun yanına yaklaşmayacak ya da kardeşi bunu hemen babasına yetiştirecek. Elena onu yanına almak istemedi ama başka çaresi yoktu. Bir ihtimal işe yarayacağını düşünerek onu korkutmak istedi. Kasabaya bazı haydutların geldiğini ve özellikle küçük çocukları alıp götürdüklerini söyledi. Henüz beş yaşında olan kardeşi de elbette buna inandı ve onunla beraber gitmekten vazgeçti. Elena sevinmişti. Heyecanlı bir şekilde kasabaya gitti. Manava doğru giderken gözleriyle etrafı tarıyor, o beyefendiyi görmeye çalışıyordu ama hiçbir yerde göremedi. Manav alışverişini yapıp evine doğru ilerlerken hayal kırıklığı yaşamıştı. Tam umudunu kestiği sırada beyefendi bir ara sokakta karşısında belirdi. Onu takip etmiş ve kimsenin olmadığı, ıssız bir yerde yakalamıştı. Elena heyecandan bayılacak gibi hissediyordu.  </p>
<p>“Tahmin ettiğim gibi… Yine aynı saatte, aynı yerde.” dedi adam. </p>
<p>“Tesadüf...” </p>
<p>“Hayır, tesadüf değil. Seni neredeyse iki aydır izliyorum ve her zaman aynı saatte alışverişe geliyorsun.” </p>
<p>“İki ay mı?” diye sordu Elena, şaşkınlıkla. “Siz beni iki aydır mı izliyorsunuz?” </p>
<p>“Ne sandın? Kararın nedir?” </p>
<p>Elena’nın heyecandan dili tutuldu. Ne diyeceğini bilmiyordu.  </p>
<p>“Evet.” dedi Elena aniden. “Evet. Teklifinizi kabul ediyorum.” </p>
<p>Bu fırsatı geri çeviremezdi. Yaşadığı sefaletten kurtulmasının tek yolu buydu, bir zenginle evlenmek. Neden hayır diyecekti ki? Geride bırakacağı hiçbir şeyi yoktu. Sahip olduğu hiçbir şeyi yoktu. Yalnızca ailesi vardı. Onlar da Elena’yı kullanmaktan, hizmetçi gibi çalıştırmaktan başka bir şey yamıyorardı. Ona değer veren kimse yoktu. Belki de bu adam ona gerçekten değer veriyordu.Neden olmasın?</p>
<p>“Ne zaman evlenelim?” diye sordu adam “Sen ne zaman istersen o zaman evleniriz.” </p>
<p>“Hemen şimdi. Sizinle hemen şimdi gelmeyi kabul ediyorum. Beni alıp götürün efendim.” </p>
<p>Adam şaşkınlıkla gözlerini kocaman açtı, bir yandan da heyecanlanmıştı. Onu elinden tuttu ve beraber oradan uzaklaştılar. Elena adamın yaşadığı yere gelince şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Burası bir şatoydu. Kocaman, ihtişamlı, bir okadar da kasvetli bir şatoydu. Kapının üzerinde büyük ve havalı bir şekilde JAMAL şatosu yazıyordu. Elena şaşkınlıkla, hala elini tutan adama baktı. Adam da gülümseyerek ona bakıyordu. </p>
<p>“Yeni evine hoşgeldin.” dedi adam. </p>
<p>Elena ile beraber şatoya doğru ilerlediler. Kapıyı iki tane hizmetçi kadın açtı. Üzerlerindeki hizmetçi kıyafetleri bile neredeyse bir parti kıyafeti gibi ihtişamlıydı. Beraber içeri girdiler. Elena her geçen dakika başak bir şaşkınlık yaşıyordu. İçeride devasa aynalar, mumlar, gaz lambaları, pahalı oldukları anlaşılan biblolar ve özenle yontulmuş heykeller vardı. Zemin ise koyu kırmızı halıfleksle kaplıydı. Halıfleks, ilerideki devasa merdiveni de kaplıyordu. Beraber o ihtişamlı merdivenden üst kata çıktılar. Büyük bir salona girdiler. Salon da pahalı mobilyalarla, biblolarla ve heykellerle doluydu. Salonda birkaç tane kadın ve erkek oturuyordu. Hepsi güzel giyinmiş, süslenmiş, havalı insanlardı.Adam onun elini bırakıp onların yanına yaklaştı. Elena ise ellerini önünde birleştirmiş, öylece duruyordu. </p>
<p>“Evet bayanlar baylar, bu benim müstakbel eşim Elena” Sonra Elena’ya döndü. “Bunlar da benim erkek kardeşlerim, onlar da eşleri. Annem ile babam muhtemelen yine bir opera gösterisine gitmişlerdir.” </p>
<p>Salondaki herkes gülümseyerek ayağa kalktı ve Elena ile tokalaşmak için sıraya girdiler. Elena hem şaşırmış hem utanmıştı. Bu soyluların, giyiminden dolayı onu aşağılayacaklarını, onunla alay edeceklerini düşünmüştü ama tam tersi olmuştu. Herkes Elena’yı hecenal ve sevecen bir tavırla karşılamıştı. Tanışma faslından sonra hep beraber yemek masasına oturdular. Elena’nın kocası olacak adam, kardeşlerinden birine döndü </p>
<p>“Bizim için düğün hazırlıklarına başla. En kısa zamanda evleneceğiz.” </p>
<p>“Tamam abi. Yarın sabah hazırlıklara başlarım.” </p>
<p>Elena bu evin resmi bir ferdi olacağı için heyecanlanmıştı. Artık oda bir soylu olacaktı. O da böyle güzel kıyafetler giyecek, güzel yemekler yiyecek, pahalı alışverişler yapacaktı. Bir daha o kasabaya asla dönmeyecekti. Oradaki hiç kimseyle, hatta onu yıllarca çalıştıran ailesiyle bile görüşmeyecekti. Atık onlarla işi kalmamıştı. Elenaya büyük ve güzel bir oda vermişlerdi. Nikahı kıyılana kadar bu odada kalacak, sonra kocasının odasına yerleşecekti. Elena, nişanlısının şöförüyle beraber alışveriş yapmak için lüks mağazalara gitti ve kendisine en güzel kıyafetleri aldı. Makyaj malzemeleri ve bakım ürünleri almayı da ihmal etmedi. Canı ne istediyse almıştı. Şatoya geri dönerken araç, kasabalıların önünden geçti. Herkes dönüp onun bulunduğu araca baktı, herkesin yüzünde şaşkınlık ifadesi vardı. Elena gururla başını dikleştirdi. Artık onlar gibi sefil bir hayat yaşamadığı, bir soyluyla evlenerek soylu olacağı için herkes şaşırmıştı. Onu görenlerin hepsi hem onu hem de ailesini tanıyan insanlardı ama Elena hepsini görmezden geldi. Araç şatonun bahçesine girdi. Elena salına salına şatoya girerken, şoför de onun aldıklarını odasına taşıdı. Elena hemen aldıklarını denedi, güzelce süslenip hazırlandı. Sonra akşam yemeği için salona indi. Herkes onun yeni halini görünce heyecanlandı. Onu ne kadar beğendiklerini söyleyerek iltifatlar ediyorlardı. Bu yoğun iligi Elena’nın çok hoşuna gidiyordu. Yemeklerini yedikten sonra herkes odalarına çekildi. Yarın şatonun bahçesinde küçük bir törenle nikahları kıyılacaktı. Elena bu yüzden bütün gece heyecandan uyuyamadı. Sabah olduğunda birkaç hizmetçi onu nikah için hazırlamaya başladı. Elena çok heyecanlı ve mutluydu ama hizmetçilerin yüzünde anlamsız bir soğukluk vardı. Sanki Elena’yı burada istmeiyorlardı ama bu Elena’nın umurunda değildi. O artık bu evin gelinlerinden biri olacaktı, dolayısıyla onların efendilerinden biri olacaktı. Hizmetçiler ona itaat etmek, emirlerini yerine getirmek zorunda kalacaklardı. Hazırlandıktan sonra bahçeye, nikahın kıyılacağı alan gitti. Kocası ve davetliler çok mutlu, çok heyecanlıydı. Tüm gözler Elena’nın üzerindeydi. Elena kendisini bir yıldız gibi hissediyordu, hayatında görmediği ilgiyi, sevgiyi ve değeri bir kaç günde burada, bu şatoda görmüştü. Nikah kıyıldıktan sonra, Elena ile kocası alkışlar arasında salona gittiler ve şöminenin başına oturdular. Hizmetçiler onlara birer tane kırmızı şarap getirip, onları yalnız bıraktı. </p>
<p>“Artık benim karımsın” dedi adam, kadehini kaldırarak </p>
<p>“Sen de benim kocamsın” dedi Elena ve kadehlerini tokuşturdular. </p>
<p>İçkilerini içtikten ve akşam yemeklerini yedikten sonra yatmaya gittiler. Ama gece saat iki buçukta kocası onu uyandırdı. Elena merkala yerinden kalkıp kocasına ne olduğunu sordu.  </p>
<p>“Vakit geldi.” dedi kocası. </p>
<p>“Ne vakti? Anlamadım, ne diyorsun?” </p>
<p>Kocası ona üzerini giyinip salona gelmesini söyledi ve odadan çıktı. Elena meraklı bir halde giyinip salona indi. Gördüğü manzara karşısında şaşkına döndü, neler olduğunu algılamaya çalışıyordu. Belki de rüya görüyordu ama o bunun farkında değildi. Herkesin üzerinde kırmızı renkte cüppeler, ellerinde ise mumlar vardı. Ortalığı yalnızca birkaç gaz lambası aydınlatıyordu. Salonun tam ortasında, yerde bir muşamba vardı. Üzerinde ise çeşitli delici ve kesici aletler vardı. Elena dehşet içinde kocasına döndü.</p>
<p>“Neler oluyor, bu ne demek oluyor?” diye sordu. </p>
<p>Kocası ona yaklaştı. Onun suratını ellerinin arasına aldı ve alnına bir öpücük kondurdu.  </p>
<p>“Korkma hayatım! Bu şatomuzun bir geleneği.” dedi gayet sakin bir şekilde. Elena biraz olsun rahatlama hissetti ama neler olacağını hala bilmediğinden dolayı, rahatlaması fazla uzun sürmedi. Kadınlardan biri açıklama yapmaya başladı. </p>
<p>“Evet, bu bizim geleneğimiz. Kocalarımız her yıl biriye evlenir ve her yıl sırayla bu şatodaki bir erkeğin eşi, şatoya kurban edilir. Şimdi sıra senin kocanda, dolayısıyla bu kez kurban sensin. Bir sonraki yıl sıra benim.” </p>
<p>Elena gözlerini kocaman açtı.</p>
<p>“Ne? Siz… Siz ne saçmalıyorsunuz?”  </p>
<p>Elana’nın kocası tekrar araya girdi. </p>
<p>“Bu şatonun ayakta kalması ve herkesin hayatta olması için gereken bu Elena. Şatomuz her sene bir kurban gelin istiyor. Bu yüzden sürekli evlenmeli ve her yıl bir gelin kurban etmeliyiz. Sen benim bu şatoya getirdiğim beşinci eşimsin.” </p>
<p>Elena kocasına dehşetle baktı.  </p>
<p>“Hayır… Hayır, bunu yapamazsınız!” dedi geri geri gitmeye başlayarak. Kocası da onun üzerine doğru gidiyordu, aynı anda açıklama yapmaya devam ediyordu.  </p>
<p>“Yapmak zorundayız Elena! Bu şato yapıldığında, burada ilk yaşayan ve ilk ölen gelinin ruhu için bunu o istiyor. Kendisi gibi gelin olanların ölmesini… Her sene onun ölüm yıl dönümünde bir tane gelin vermeliyiz. akis halde başımıza büyük felaketler gelir!” </p>
<p>“Siz hepiniz delirmişsiniz, ben gidiyorum!” </p>
<p>Elena sefil hayatından kurtulmak için ne kadar büyük bir hata yaptığını şimdi anlıyordu. O gece konduda en azından can güvenliği vardı ama buraya, hiç tanımadığı bir adamın karısı olarak gelerek kendi ayağına sıkmıştı. Elena şatonun kapısını açıp kedisini dışarı attı ama kocası onun kolundan yakaladı ve zorla içeri soktu. Herkes ona yardım ederken içlerinden biri de eline bir baltayı almış, hazır vaziyette bekliyordu. Herkes Elena’yı sıkıca tutuyor, kaçmasını engelliyordu. Elena ne kadar çırpınsa da onların elinden kurtuluşunun olmadığını anladı. Ailesine ve kendi halkına ettiği ihanetin bedelini bu şekilde ödeyecekti. Daha fazla direnmeyi bıraktı ve gözlerini kapattı. Onu bir kurbanlık gibi yere, muşambanın üzerine yatırdılar. Sonra boynuna bir balta darbesi indi. Elena’nın gözleri karardı, kulakları sağır oldu, artık hiçbir şey hissetmiyordu. Bu şatonun bu yılki gelin kurbanı o olmuştu. </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Anka&amp;apos;dan Aşka...</title>
<link>https://fikirizleri.com/ankadan-aska</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ankadan-aska</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c30b5aedb29.webp" length="18202" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 01:08:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords>Anka, Aşk, Yanmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>‎Yoruluyor muyum seni severken? Kendime geç mi kalıyorum sana gelirken? Yokluğunda umutlar, bir sigara ateşi gibi sönüp gidiyor mu?</p>
<p>‎​Bütün bunlar gelip beni bulsa da, aşkın bir kül gibi yaksa da, benliğim Mecnun olup çöllere karışsa da vazgeçmem seni sevmekten. Aslında konu 'sen' değilsin, bakma... Ben de bilirdim ardıma bakmadan gitmeyi ama yazgım buna izin verir mi? Senin sandığından, benimse yandığımdan daha büyük bu aşk.</p>
<p>‎​Sevmekten kül olana kadar yanmak ve bir Anka gibi yeniden o küllerden doğmakmış aşk. Tek başına yanmakmış... Gelsen zaten aşk olmazmış; senin güzelliğin imkânsızlığında saklıymış sevgili... </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçimde Kalan Taş</title>
<link>https://fikirizleri.com/icimde-kalan-tas</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icimde-kalan-tas</guid>
<description><![CDATA[ Aziz, sabahın sessizliğinde bulduğu cüzdanı sahibine vererek hem kendi içindeki taşları hafifletir hem de Hasan’ın  kızının gülüşünde geçmişin ağırlığını siler; küçük bir iyilik, iki yabancının dünyasında sessiz ama derin bir fark yaratır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b1ae8723e03.webp" length="48626" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 20:56:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>     İÇİMDE KALAN TAŞ  </p>
<p>Sabah, şehrin boğazına oturmuş gri bir sis vardı. Binaların üst katları silikleşiyor, sokak lambalarının ışığı pusun içinde soluk halkalar çiziyordu. Hava, insanın yüzüne değdiğinde hafif bir ürperti bırakan, ceketini biraz daha sıkı kapattıran nemli bir serinlik taşıyordu. Uzakta bir vapurun boğuk düdüğü duyuluyor, ıslak kaldırımların üzerinde adımlar yankılanıyordu.</p>
<p>Aziz otobüsten indiğinde durak bir anlığına arkasında kaldı; motor sesi uzaklaştıkça sokak, kendi sessizliğini yeniden buldu. Yerdeki kaldırım taşları gece boyunca yağmur görmüş, küçük su birikintileri arasında parlıyordu. Aziz’in ayakkabısı ıslak zeminde hafifçe kayıyor, düşmemek için yere bakarak dikkatli yürüyordu. Omuzları biraz düşüktü; uykusunu tam alamamış, aklı hâlâ yarım kalan rüyalarla dolu gibiydi.</p>
<p>İşte o anda fark etti cüzdanı.</p>
<p>Kaldırımın kenarında, sanki aceleyle bırakılmış gibi duruyordu. Yağmurdan koyulaşmış siyah derisi, sabahın solgun ışığında mat bir parlaklık taşıyordu. Aziz eğilip aldığında derinin serinliği avucuna yayıldı; bu serinlik, sanki bir başkasının tenine dokunuyormuş hissi veriyordu. Cüzdanı açtığında banknotlar, kimlik… ve köşeleri hafifçe kıvrılmış bir çocuk fotoğrafı vardı. Fotoğraftaki çocuk, kameraya doğru hafif eğilmiş, dudaklarının kenarında yarım kalmış bir gülümsemeyle bakıyordu; birazdan kahkaha atacakmış gibi, sanki biri tam o anda fotoğrafı çekmişti. Aziz fotoğrafa dikkatle, uzun uzun baktı.</p>
<p>Bir an, sokağın daha da sessizleştiğini, sanki şehrin nefesini tuttuğunu hissetti. Arka plandaki sesler, uzaktan gelen korna, açılan bir kepengin metal gıcırtısı, bulanıklaştı.</p>
<p>İçinden geçen düşünceyi, o sessizlikte daha net duyuyordu:</p>
<p>“Kimse görmedi.”</p>
<p>Bu düşünce, ayakkabısının içine giren küçük bir taş gibi rahatsız ediciydi. İlk başta önemsenmeyecek kadar küçüktü; ama yürümeye başladığında, her adımda kendini hatırlatıyordu. Canını yakmıyordu belki. Fakat orada olduğu belliydi. Cüzdanı cebine koyduğunda,göğsünde hafif bir sıkışma oldu. Sanki nefesi biraz daralmış, ciğerleri tam dolamıyordu.</p>
<p>Sokaklar yavaş yavaş kalabalıklaştı. Bir simitçinin tezgâhından sıcak susam kokusu yükseliyor, yanından geçenlerin elleri ceplerinde daha hızlı adımlarla yürüyordu. Bir dükkânın kapısı gıcırdayarak açılıyor, içeriden loş bir ışık sokağa taşıyordu. Hayat, alıştığı ritimde akıyordu. Sadece Aziz’in içi, bu ritme ayak uyduramıyordu; içindeki taş her adımda biraz daha ağırlaşıyor gibiydi.</p>
<p>Aynı saatlerde Hasan, iş yerinin önünde durup cebine elini attı. Parmakları boşluğa değdi. Önce bir an dondu; insanın bir şeyi kaybettiğini kabullenmeden önce yaşadığı o kısa boşlukta kaldı. Sonra diğer cebine, sonra çantasına baktı. Yoktu. Kalbi, göğsünün içinde hızlanarak çarpmaya başladı. Geriye doğru birkaç adım atıp az önce geçtiği yolu gözleriyle süpürdü; kaldırımın üzerindeki her karanlık lekeye umutla baktı, her köşede cüzdanını görmeyi bekledi. </p>
<p>Aslında paranın gidişi onu korkutan şey değildi. Cüzdanın içindeki fotoğraf, kızının hastanede çekilmiş eski bir fotoğrafıydı. Hasan o fotoğrafa her baktığında, o günlerin ağırlığı biraz hafiflerdi; makinelere bağlı geçen saatler, bekleme salonlarının soğuk sandalyeleri, geceleri uykusuz kalmak… Hepsi o fotoğrafın gülüşünde yumuşardı. Şimdi o ağırlık, sanki yeniden omuzlarına binmişti. Boğazının kuruduğunu hissederek yutkundu. Kalabalığın ortasında, kalabalığa rağmen yalnız hissetti.</p>
<p>Aynı kaldırımdan üç kez geçmişti. Her seferinde eğilip yere baktı, bazen farkında olmadan dizlerini kırıp çömeldi. İnsan bazen kaybettiği şeyi değil, kaybettiği hissi arar. Hasan da öyleydi; fotoğrafı değil, o fotoğrafın verdiği güven duygusunu arıyordu.</p>
<p>Aziz iş yerine vardığında ayakkabısının içindeki taş hâlâ oradaydı. Bilgisayarın ekranı açıldı, mailler gelmeye başladı, klavyelerin sesi ofisin içinde ince bir yağmur gibi tıkırdıyordu. İnsanlar konuşuyor, kahkahalar kısa kısa havaya karışıyordu. Ama her şey Aziz’e sanki bir camın arkasından geliyormuş gibi boğuk görünüyordu. Kahvesinden aldığı yudumun bile tadı yoktu. Yaptığı her iş yarım kalmış gibiydi. Cüzdan cebinde durdukça, Aziz’in omuzları biraz daha öne düşüyor, sırtı farkında olmadan kamburlaşıyordu.</p>
<p>Bir ara cebindeki cüzdanı çıkartıp. Kimlikteki isme baktı: Hasan Yıldırım.</p>
<p>Adresi okuyunca çok uzakta olmadığını fark etti. Yürünecek kadar yakındı. Bu yakınlık, bir bahane gibi değil; bir çağrı gibi duruyordu.</p>
<p>Pencerenin kenarına geçip dışarı baktı. İnsanlar telaşla yürüyordu; kimisinin omzunda çanta, kimisinin kulağında kulaklık vardı. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu. Aziz, ilk kez gerçekten içindeki taşı çıkarıp çıkaramayacağını tarttı. Ceketini giyerken elleri biraz ağırlaştı. Kapıyı kapatırken, ayakkabısının içindeki taşın yer değiştirdiğini hissetti; sanki hâlâ oradaydı ama artık daha az batıyordu.</p>
<p>Hasan eve doğru yürürken adımlarını sayıyordu. Bu, onu sakinleştiren eski bir alışkanlıktı. Bir, iki, üç… Nefesini adımlarına uydurmaya çalışıyor, kalbinin hızını bu sayılarla bastırıyordu. Kapının önünde durup, içeri girmeden önce cebine son kez baktı; boşluk hâlâ oradaydı.</p>
<p>Hasan anahtarı kilide soktuğu anda arkasından bir ses duydu.</p>
<p>“Pardon… Hasan Bey, siz misiniz?”</p>
<p>Bir an duraksadı; sonra başını yavaşça çevirdi.</p>
<p>Karşısında Aziz duruyordu. Yüzünde kararsızlıkla karışık bir yorgunluk vardı. Eli, cüzdanı uzatırken hafifçe titriyordu; sanki cüzdan değil de kendi içindeki yükü uzatıyordu.</p>
<p>Hasan cüzdanı aldığı an, içindeki boşluğun dolduğunu, göğsünün gevşediğini hissetti. Nefesi, biraz önceki kadar dar değildi artık. Bir şey söylemek istedi; teşekkür, minnet, belki daha fazlası… Ama kelimeler boğazında düğümlendi. Sadece “Teşekkür ederim,” diyebildi. Sesi, beklediğinden daha kısıktı. Aziz ise sadece başını sallayabildi. İki yabancı, kısa bir anlığına birbirlerinin hayatına değmişti. Ne daha fazlası, ne daha azı.</p>
<p>Aziz merdivenlerden inerken ayakkabısının içindeki taş yoktu. Yere düşmemişti, sanki içinden alınmıştı. Sokak aynı sokaktı ama renkleri daha canlıydı. Islak kaldırımlar artık daha az kaygan geliyordu. Hava, ciğerlerine daha rahat doluyordu. Vicdan bazen insanı mutlu etmez; sadece rahatlatır. O rahatlama, insanın omuzlarını biraz olsun doğrultur.</p>
<p>Hasan kapıyı kapattıktan sonra cüzdanı açtı. Fotoğraf yerindeydi. Kızının gülüşüne baktı. İçinden geçen düşünce, yüksek sesle söylenmeyecek kadar sakindi:</p>
<p>“İyi insanlar var. Sadece sesleri çıkmıyor.”</p>
<p></p>
<p>          DİLEK SARIKAYA </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eksik Toprak</title>
<link>https://fikirizleri.com/eksik-toprak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eksik-toprak</guid>
<description><![CDATA[ Bazı hayatlar daha çiçek açamadan don vurur. Bu yazı, hayalleri yarım kalan insanların ve erken kırılan umutların hikâyesine dair bir düşünce. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69af4b0892b2a.webp" length="41150" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 01:35:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords>edebiyat, deneme, hayat, umut, kırılganlık, insan hikayeleri, düşünce yazısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun bir kışın ardından baharın gelişi gibi bazı mutluluklar. Havası, kokusu, çiçekleri dahi ağır ama emin adımlarla geliyor gibi. Kara kışı atlatıp bahara varınca ve kalbin çiçek açmaya başlayınca o mutluluğu paylaşacak birisini arıyorsun. Varsa ailen, eşin, dostun ve akrabaların ne âlâ. Peki ya var ama yoklarsa? O mutluluk içimizde ukte kalıyor. Hani tam çiçek açacakken ayaz vurmuş gibi. Hani çocukken yaptığın koşu yarışını tam kazanacakken düşmek gibi. Eksik kalmak hissi... Zaman, mekân ve kader dahi aynı çizgide hizalanmış da sevdiğin kişi yok gibi. </p>
<p>Zor zamanlarımızda yedi kat elde geliyor yardıma. Sen baharda çiçek açacakken toprak olmayandan haber ver. Güçlü kalmaya alışıyorsun, yalnız başına zorluklara göğüs geriyorsun ama çiçek açacakken yarım kalıyorsun. Eksikliğe yeniliyorsun. İnsan bazen ağlayacağı omuz değil de birlikte güleceği bir çift göz arıyor.</p>
<p>Var olanlar eksik olmasınlar. Eksik olan varsa Allah'a emanet olsunlar... </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Pazar Sabahı</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-pazar-sabahi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-pazar-sabahi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69af32fa51b69.webp" length="24130" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 23:26:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Ceylan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir pazar sabahıydı. Leyla evde ailesine kahvaltı hazırlıyordu. Ailesi ise bahçeye gitmişti. Leyla her şeyden habersiz sofrayı donatıyordu. Normalde bulaşık yıkama işini kahvaltıdan sonraya bırakan Leyla bu kez her yer tertemiz olsun dedi ve her yeri temizledi; sofrayı donattı ve elinde kalan son tabağıda sofraya götürürken telefon çaldı. Arayan babasıydı. Babası, ,"kızım çabuk biz eve geliyoruz dayın vefat etmiş" dedi. Leyla, o an beyninden vurulmuşa döndü; öylece kaldı, sonra bir çığlık koparıverdi. Leyla, "hayır ya olamaz ben inanamıyorum ya olamaz böyle bir şey, o bizi bırakmaz, biz onsuz yaşayamayız!" diyor ve ağlıyordu. Kardeşi geldi Leyla'yı alıp cenaze evine gittiler. Dayısı öylece yatıyordu. Herkes başında ağlıyordu. Ambulans geldi, başınız sağolsun dedi ve herkes tekrardan yıkıldı. Leyla'nın en çok canını acıtan ise dayısını bir elveda bile diyemeden kaybetmesiydi. Taziyeye çıktılar herkes çok kötüydü. Leyla öylece donmuş sürekli gelen ağlama isteğine karşı çıkamıyor ve ağlıyordu. Sanki dayısı misafirliğe gitmiş de gelecekmiş gibi hissediyor, bağırıp çağırmak istiyordu. Ancak bağırıp çağırmaya bile mecali yoktu. Kalbi çok acıyordu. ilk defa böyle bir acı hissediyordu. Düşünemiyordu sadece yapabildiği şey ağlamaktı. Akşam olmuştu. Leyla eve geçmişti. Kafasını yastığa koydu uyuyamıyor, kalbinde taşıyamadığı ağırlık ile "Allahı'm ne olur dayım rüyama gelsin, onu görmek istiyorum, dayanamıyorum" diye ağlarken uyuyakalmıştı...</p>
<p>Merve Ceylan </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gökyüzündeki Yıldızlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/goekyuzundeki-yildizlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goekyuzundeki-yildizlar</guid>
<description><![CDATA[ Aslı, yazar olmayı hayal eden bir genç kadındır. Ancak toplumun cinsiyetçi baskıları nedeniyle hayallerinden vazgeçmek zorunda kalır, sevmediği bir adamla evlendirilir ve genç yaşta anne olur. Evlilik, sorumluluklar ve eşinin kötü davranışları arasında sıkışan Aslı’nın hayatı, komşusu sayesinde kadınların kurduğu bir derneğe katılmasıyla değişir. Burada tanıştığı kadınların hikâyeleri ona yeniden yazma cesareti verir. Aslı, bu hikâyeleri bir kitaba dönüştürür ve kadınların yalnız olmadığını, dayanışma ile güçlenebileceğini gösterir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ac838806eb9.webp" length="68452" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 22:59:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülin Gerçeker</dc:creator>
<media:keywords>Kadın dayanışması, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadın mücadelesi, umut ve değişim, birlikten doğan güç</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Gökyüzündeki Yıldızlar</span></p>
<p dir="ltr"><span>Aslı çocukken gökyüzünü izlemeyi severdi. Mahallenin dar sokaklarında yürürken başını kaldırır, çamaşır iplerinin arasından görünen o ince mavi şeride uzun uzun bakardı. Ona göre gökyüzü dev bir defterdi; sayfaları rüzgârla çevrilen, içinde sonsuz hikâyeler saklayan bir defter. Defterlerinin kenarlarını çiçeklerle süsler, sayfaların arasına insanların hayatlarını yerleştirirdi. Bir kadının pencereden sokağa bakışını, bir çocuğun yağmurda koşmasını, bir adamın sessizliğini… hepsini kelimelerle anlatmaya çalışırdı. Aslı’nın da bir hikâyesi olacaktı. Kendi hikâyesini özgürce yazacaktı. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir gün öğretmeni onun yazdığı kompozisyonu sınıfta yüksek sesle okumuştu. Aslı o sırada sırasına gömülmüş, kalbinin çarpıntısını bastırmaya çalışıyordu. Öğretmen metni bitirdiğinde gülümseyerek söylemişti: “Senin kalemin güçlü, Aslı. Bir gün gerçekten başarılı bir yazar olabilirsin.” O gün Aslı’nın içinde küçük de olsa parlak bir ışık yanmıştı. Ama bu ışık büyümeye fırsat bulamadan gölgelerin içinde kalmıştı.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir akşam ailecek oturdukları sofrada konu üniversiteden açıldığında Aslı büyük bir cesaretle hayallerini ilk kez sevdikleriyle paylaştı. “Ben aslında edebiyat okumak istiyorum. Şehir dışında başarılı okulları tercih edebilirim. Belki bir gün yazdıklarımı bastırır, başarılı bir yazar olurum.” Sofranın üzerinde çorba buharı yükseliyordu. Babası kaşığını yavaşça bıraktı. “Yazarlıkla karın mı doyar kızım?” Ses tonu sert değildi ama Aslı’nın kalbini kırmaya yetecek bir kesinlik taşıyordu. Bir kapının kapanma sesi vardı o cümlede. Annesi de çok geçmeden ekledi: “Zaten şehir dışında kız başına nasıl okuyacaksın? Aklımız sende kalır. Devir bu haldeyken evine yakın ol anneciğim.”</span></p>
<p dir="ltr"><span>Aslı o akşam odasına gitti. Defterini açıp uzun süre boş sayfaya baktı. Yazmak istediği onca şey, birden kelimesiz kalmıştı. Hayallerini yüksek sesle çıkan bir itiraza ihtiyaç duymadan sessizce bırakması gerektiğini hissetmişti. Öyle de oldu maalesef. Bir yıl sonra Murat hayatlarına girdi. Aileye uygun bir damattı. İyi bir işi vardı, ailesi düzgündü. Mahallede herkes aynı şeyi söylüyordu: “Çok şanslısın.” Aslı’nın kalbinde ise ne bir sevinç ne de bir umut vardı. Sadece geleceğini başkalarının belirlemesini kabullenmişti. Düğün günü beyaz gelinliğin içinde aynaya baktığında kendini tanıyamadı. O aynadaki genç kadın sanki kendi hayatının değil, başkasının hikâyesinin içindeydi. Onca metin yazmasına rağmen kendi hikâyesini yazamadığı için kendine kızıyordu. Evlilik ilk başta sessiz ve sıradandı. Yeni evli çift gündüzleri işe gidip gelirken akşamları ise günün yorgunluğunu atlatmaya çalışıyordu. Gün geçtikçe çevredekilerin baskısını hissetmeye başladıklarında bu sıradanlığı kaybettiler. Kayınvalidesi şakayla karışık sitem etmeye başladı “Artık bir torun sevelim.” Annesi ise her sohbeti evin çocukla güzelleşeceğini ima ederek bitiriyordu.  Her bayram, her ziyarette aynı beklenti, aynı soru çınlıyordu kulaklarında. Aslı kısa süre sonra söylentilerden uzaklaşmak için anne oldu. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Eren dünyaya geldiğinde hastane odasının beyaz ışığı altında ilk kez gerçekten gülümsedi. O küçük yüz, o narin eller… Kalbinde uzun zamandır kapalı olan bir kapıyı aralamıştı. Eren’i çok seviyordu. Ama bu sevgi, hayatının ağırlığını hafifletmeye yetmiyordu. Geceler uykusuz geçiyor, sabahlar telaşla başlıyordu. Hem çalışıyor hem evi toparlıyor hem de küçük bir çocuğun dünyasını ayakta tutmaya çalışıyordu. Yorgunluk zamanla sadece bedenine değil, ruhuna da yerleşti.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Murat ise giderek daha uzak bir adama dönüşüyordu. Bazen küçümseyen bir bakış, bazen sert bir söz, bazen günlerce süren bir sessizlik.  Aslı’nın o kadar çabasına rağmen en ufak bir tartışmalarında hiçbir işi beceremiyorsun diye söyleniyordu. Bu cümle Aslı’nın zihninde yankılanan bir duvar gibi büyüdü. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir akşam kapı çaldı. Kapıyı açtığında komşusu Sevda’yı gördü. Sevda’nın yüzünde taze bir morluk vardı. Gözleri şişmişti. “Sevda… ne oldu sana?” Sevda başını çevirdi. Konuşmadan içeriye girdi ama mutfağa geçtiklerinde dayanamadı, sessizce ağlamaya başladı.</span></p>
<p dir="ltr"><span>“Yeter artık Aslı,” dedi titreyen bir sesle. “Farkında mısın? Biz hep susuyoruz.” Aslı karşısında oturan kadına baktı. “Konuştuğumuzda da dinlemiyorlar. Ne yapabiliriz ki?” Sevda gözyaşlarını sildi.</span></p>
<p dir="ltr"><span>“Dediğin gibi sadece konuşmakla olmuyor artık. Mahallede kadınlar bir dernek kurmuş. Birbirimize destek oluyoruz. Hikâyelerimizi anlatıyoruz. Sesimizi belki bu şekilde duyurabiliriz.”</span></p>
<p dir="ltr"><span>Aslı uzun süre düşündü. Yıllardır içinde büyütülen o sessizlik kolay kırılmayacaktı. Yine de bir hafta sonra Sevda’yla birlikte küçük bir apartman dairesinin kapısından içeri girdi. Dernek mütevazı bir yerdi. Duvarlarda afişler, küçük bir kitap rafı, ortada yuvarlak bir masa ve etrafında oturan kadınlar… Kadınlar onları gördüklerinde gülümsedi. Zamanla sohbetler başladı. Her kadının bir hikâyesi vardı. Birinin üniversite hayali yarım kalmıştı. Biri zorla evlendirilmişti. Biri yıllarca şiddete maruz kalmıştı. Biri kendi hayatını çocuklarının gölgesinde unutmuştu. Aslı onları dinledikçe kalbinde eski bir kapı aralanıyordu.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir gün dernekteki yaşlı bir kadın ona sordu: “Sen ne olmak isterdin?” Aslı bir an sustu. Yıllardır söylemediği kelime dudaklarından usulca döküldü. “Yazar.” Kadın gülümsedi. “O zaman yaz kızım.” O gece Aslı yıllardır sandığın dibinde duran eski defterlerini çıkardı. Kalemi eline aldı. İlk kelimeyi yazmak zor olsa da dernekte paylaşılan anıları düşündükten sonra  zamanla akmaya başladı. Kadınların hikâyelerini yazdı. Sevda’yı, kendini, dernekte tanıdığı bütün hayatları… Sessizlikleri, korkuları, umutları. Aylar sonra o yazılar bir kitaba dönüştü ve beklenmedik bir şekilde yayıldı. İnsanlar okudu, paylaştı, konuştu. Kadınlar Aslı’ya mektuplar gönderdi. Yalnız olmadığını fark eden, kendinden bir parça bulan onlarcca kadın Aslı’ya teşekkür ediyordu. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir akşam Aslı eve geldiğinde Murat salonda oturuyordu. Elinde kitap vardı. Sayfaları yavaşça kapattı. Uzun süre konuşmadı. Sonra ilk kez gerçekten kırılmış bir sesle sordu: “Bunların çoğu… bizim evde oldu değil mi?” Aslı cevap vermedi. Sessizliğin bir insanın kendi gerçeğiyle yüzleşmesi için gereken en doğru ayna olacağını düşündü. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Murat başını eğerek konuşmasına devam etti. “Ben… sana çok kötü davranmışım.” O an yüzünde ilk kez bir pişmanlık gölgesi vardı. Değişmek kolay değildi. Ama fark etmek bir başlangıçtı. Aylar sonra Aslı yine dernek binasındaydı. Kadınlarla birlikte oturuyor, bu sefer kahkahalar masanın etrafında yankılanıyordu.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir süre sessizlik oldu. Odayı dolduran kadınların bakışları Aslı’nın üzerinde toplandı. Her birinin gözlerinde başka bir hayatın izi vardı; yorgunluk, direnç, umut, kırgınlık… ama hepsinin içinde aynı sorunun gölgesi duruyordu: </span><span>Gerçekten bu düzen değişebilir mi?</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir kadın usulca sordu: “Bu kitabı yazarken ne düşündün?” Aslı başını kaldırdı. Pencerenin yanındaki sandalyede oturuyordu. Akşam ışığı yavaş yavaş odaya doluyor, duvardaki mor afişlerin üzerine yumuşak bir renk bırakıyordu. Pencereye baktı. Gökyüzü yine çocukluğundaki gibi genişti. Çamaşır iplerinin arasından görünen o ince mavi parça artık yoktu belki, ama gökyüzü hâlâ aynıydı: sonsuz, sabırlı ve bekleyen. Derin bir nefes aldı.</span></p>
<p dir="ltr"><span>“Bazen,” dedi yavaşça, “bir kadının hayatını değiştiren şey büyük bir mucize değildir.” Kadınlar sessizce onu dinliyordu. Aslı ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. “Biz küçükken bize hep güçlü olmayı öğretirler,” dedi. “Ama çoğu zaman bunu yanlış anlatırlar. Güçlü olmak sanki tek başına her şeye dayanmakmış gibi gösterilir.” Bir kadın başını salladı. Bir başkası gözlerini yere indirdi. Aslı devam etti. “Bize ‘sus, idare et, sabret’ derler. Sanki sabretmek bir kadının kaderiymiş gibi.” O an odanın içinde bir ağırlık dolaştı. Çünkü orada oturan her kadın bu cümleleri hayatının bir yerinde duymuştu. Aslı yavaşça gülümsedi. “Ama ben bu kitabı yazarken başka bir şey fark ettim.” Kadınlar ona biraz daha yaklaştı. “Hiçbirimiz aslında yalnız değilmişiz.” Sözleri odanın içinde yankılandı. “Aslında hepimiz aynı duvarın önünde durmuşuz. Aynı korkularla, aynı suskunluklarla… Ama bunu birbirimizden saklamışız. Toplum bize yıllarca kadının mücadelesini tek başına vereceğini öğretti. Başına gelenleri kimseye anlatmaz.” Aslı başını kaldırdı.</span></p>
<p dir="ltr"><span>“İşte tam da bu yüzden değişim zor oldu.” Kadınlardan biri fısıldadı: “Çünkü hep yalnızdık.” Aslı başını salladı. “Hayır,” dedi yumuşak bir sesle. “Biz yalnız değildik. Sadece birbirimizi göremiyorduk.” O an dernek odasındaki sessizlik başka bir şeye dönüştü. Sanki yıllardır söylenmeyen bir gerçeğin kapısı aralanmıştı. Aslı sözlerine devam etti. “Sevda o gün kapımı çaldığında hayatım değişti.” Sevda utangaç bir gülümsemeyle başını eğdi. “Aslında değişim böyle başlıyor,” dedi Aslı. “Bir kadın konuşuyor. Sonra bir diğeri… Ve bir gün bakıyorsun ki o sesler birleşmiş.” Elini hafifçe masaya koydu. “Ve o zaman hiçbir duvar eskisi kadar sağlam kalamıyor.” Kadınların yüzlerinde yavaş yavaş başka bir ifade belirmeye başladı. Bir tür güven. Aslı pencereye bir kez daha baktı.</span></p>
<p dir="ltr"><span>“Bu kitabı yazarken şunu düşündüm,” dedi. “Bir kadının sesi bazen duyulmayabilir. Ama yüz kadının sesi… duyulmak zorundadır.” Kadınların gözleri parladı. “Bize yıllarca birbirimizi rakip gibi gösterdiler,” dedi Aslı. “Ama aslında biz birbirimizin gücüyüz.” Sonra hafifçe gülümsedi. “Çünkü birlikten kuvvet doğar. Bu sadece bir söz değil.” Etrafındaki kadınlara baktı. “Bu odanın içindeki gerçektir.” Dernek odasının içinde farklı hayatlar oturuyordu. Farklı yaşlar, hikâyeler, farklı yaralar… ama artık ortak bir şeyleri vardı. Birbirleri. Aslı sözlerini yavaşça tamamladı: “Bir kadın ayağa kalktığında bu bir hikâyedir.” Gözleri Sevda’ya, sonra diğer kadınlara kaydı. “Ama kadınlar birlikte ayağa kalktığında…“İşte o zaman tarih yazılır.” O an odanın içindeki sessizlik kırıldı. Bir süre sonra bütün oda alkışlarla doldu. Ama o alkışların içinde sadece Aslı yoktu. Orada oturan bütün kadınların sesi vardı. İlk kez, hiçbiri kendini yalnız hissetmiyordu.</span></p>
<p><b id="docs-internal-guid-bb544407-7fff-4114-371d-4f229eb3186a"> </b></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Talihsiz Kaza!</title>
<link>https://fikirizleri.com/talihsiz-kaza</link>
<guid>https://fikirizleri.com/talihsiz-kaza</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ac36750eb83.webp" length="28626" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 17:33:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="s2" style="text-align: justify;"><span class="s3">Gece yarısı çoktan gelmiş, ay tüm ihtişamıyla şehrin üzerinde par</span><span class="s3">ıldarken</span><span class="s3"> </span><span class="s3">s</span><span class="s3">okak lambasının sarı ışığı, yağmurda ıslanan Arnavut kaldırımlara titrek gölgeler bırakıyordu. Şehrin bu köhne ve yalnız semtinde ayakta kalabilen eskimiş binaların pencereleri karanlığa gömülmüşken, uzaktan yaklaşan arabanın farları sadece yolu aydınlatmaya yetmişti.</span></p>
<p class="s2" style="text-align: justify;"><span class="s3">Komiser Serdar, arabanın gürültülü motorunu susturarak sokağı o sessiz ve sakin haline geri çevirdi. Aracından indiğinde keskin bir soğuk kendisini karşıladı. Hafiften esen soğuk rüzgârdan korunmak için paltosunun yakasını yukarı dikti.</span></p>
<p class="s2" style="text-align: justify;"><span class="s3">Gözleriyle etrafı süzdüğünde sokakta kendinden başka kimsenin olmadığını gördü. Bakışlarını bu sefer önüne, hemen ilerisindeki sokak lambasının altında devrilmiş vaziyette duran bisiklete sabitledi.</span><span class="s3"> Devrilen bisikletin yaklaşık beş metre kadar ilerisinde yerde boylu boyunca yatan adamı gördüğünde birden irkildi. Birkaç saniye gözlerini kırpmadan baktığında adamda herhangi bir hareket göremedi. Hızlı adımlarla yürümeye başladığında ayakkabısının topuğundan çıkan sesler sokağı inletmeye yetmişti.</span></p>
<p class="s2" style="text-align: justify;"><span class="s3">Adamın yanına geldiğinde hemen eğilip incelemeye koyuldu. </span><span class="s3">Başından akan koyu kanlar, Arnavut kaldırımlı taşların arasında kendine yol bularak nehir misali ilerliyordu. Kaldırım taşının kenarındaki kan lekeleri ise olayın özeti durumundaydı. Bisikletten düştüğü anda başını ilk olarak buraya vurmuş, alınan darbenin sonucunda başta oluşan derin yarık, kanların akmasına sebep olmuştu.</span></p>
<p class="s2" style="text-align: justify;"><span class="s3">Bakışlarını bu kez başka tarafa, adamın karnına çevirdi. H</span><span class="s3">erhangi bir soluk almanın belirtilerini göremediğinde elini adamın boğazına götürdü. Birbirine birleştirdiği iki parmağı ile </span><span class="s3">çene kemiğinin hemen altın</span><span class="s3">a</span><span class="s3">, kulak memesinin birkaç cm altında</span><span class="s3">ki bölgeye </span><span class="s3">ufak bir baskı uyguladığında şah damarının atmadığını fark etti. </span><span class="s3">Talihsiz a</span><span class="s3">dam için yapılabilecek bir şey kalmamıştı.</span><span class="s3"> Şimdi sıra diğer aşamaya gelmişti. Yaşanan bu olay kaza mı</span><span class="s3">ydı</span><span class="s3"> yoksa cinayet mi?</span></p>
<p class="s2" style="text-align: justify;"><span class="s3">Çaresizce yerinden kalkıp y</span><span class="s3">avaş adımlarla ilerle</span><span class="s3">yerek</span><span class="s3"> devrilen bisikleti</span><span class="s3">n y</span><span class="s3">anına geldi</span><span class="s3">.</span><span class="s3"> </span><span class="s3">B</span><span class="s3">isikletin önünden arkasına her bir tarafını bakışlarıyla taradı. Her şey kusursuz gibi duruyor olsa da gözüne ilişen bir detay dikkatini</span><span class="s3"> </span><span class="s3">çekti. Dizlerini kırarak çömeldi ve tüm dikkatini bu ayrıntıya verdi. Bisikletin arka tekerleğine giden fren tellerinden biri kop</span><span class="s3">muş vaziyetteydi</span><span class="s3">. Bakışlarını hemen ön tekerleğe giden fren tellerine çevirdiğinde onların sağlam olduğunu gördü. Bakışlarını bu sefer bisikletin geldiği yöne sabitledi ancak karanlıktan bir şey göremedi. Tepelerinde yanan sokak lambası sadece dibini aydınlatmaya yetiyordu. Yavaşça olduğu yerde doğrulduktan sonra paltosunun </span><span class="s3">dış </span><span class="s3">cebinden ufak bir el feneri</span><span class="s3"> </span><span class="s3">çıkararak yaktı. </span><span class="s3">Karanlığı yaran ışık huzmesi</span><span class="s3"> bisikletin ardını aydınlatmaya başladığında yolda siyah izler gördü. Bu izler, bisikletin ani fren yaptıktan sonra lastiğinden çıkan izlerin ta kendisiydi.</span></p>
<p class="s2" style="text-align: justify;"><span class="s3">Göz kararı ölçüm yaptığında bu izlerin yaklaşık olarak iki metreden fazla olduğuna kanaat getirdi. Düz yolda ilerleyen bir bisikletin ani fren yapması kafasına takılan ilk soruydu. Cevabını bulmak için tekrardan bisikletin durduğu yere geldiğinde</span><span class="s3"> daha detaylı incelemeye başladı. Direksiyon, oturma yeri, tekerlekler derken aradığı cevabı zincirde buldu.</span><span class="s3"> İlk bakışta belli olmasa da dikkatli bakılınca yerinden çıktığı belli oluyordu. Daha dikkatli baktığında ise gerçekle yüzleşmiş oldu. Yerinden çıkan zincir değil, çarkın dönmesini sağlayan demir</span><span class="s3">den</span><span class="s3">,</span><span class="s3"> iki tanesinin </span><span class="s3">aşınmış olmasıydı. </span><span class="s3">Paltosunun diğer c</span><span class="s3">ebinden çıkardığı büyüteç ile daha yakından baktığında ise zamanla oluşan doğal bir aşınma olmadığını gördü. Sivri dişleri olan testere ya da törpü marifetiyle çarkın üzeri yontularak zincirin çıkması hedeflenmişti. Sokak lambasının altında devrilmiş vaziyette duran bisiklet ise bunun bir kanıtı niteliğindeydi.</span><span class="s3"> Artık kendinden emindi. </span><span class="s3">Her şey kusursuzca planlanmıştı. </span><span class="s3">Ortada bir cinayet vardı ve bunu çözüme kavuşturması gereken de kendisi</span><span class="s3">ydi.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Acının Açtığı Kapı</title>
<link>https://fikirizleri.com/acinin-actigi-kapi-2820</link>
<guid>https://fikirizleri.com/acinin-actigi-kapi-2820</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a4c005e8f78.webp" length="19740" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:54:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Hanne</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti."> Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. </a><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti."> Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti."> İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden. Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına. Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu. Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti. O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden. Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu. Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi. Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış. O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı. Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış. Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder. Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu. Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu. İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı. Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.">Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yol Hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/Hikyedergi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Hikyedergi</guid>
<description><![CDATA[ Fikir İzleri dergisi 5.sayı da yer alan hikayem ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a5d58d2b28a.webp" length="78658" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 21:24:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Özgür URTEKİN</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>YOL HİKÂYESİ</p>
<p>ÖZGÜR URTEKİN</p>
<p>Hüzünler ve mutluluklar arasına gizlenmiş bir zaman dilimidir yaşam. Büyük mücadelenin yanı sıra güçlü olmayı, güçlü kalabilmeyi de içinde barındırır. İnsan, yere düştüğünde kalkmayı bilmeli mesela. Vücudundaki yaraların iyileşip kabuk bağlamasına izin vermeli; bu defa olduğundan daha sağlam basmalı. Bir bakıma küllerinden yeniden doğmalı. Daha kuvvetli, daha cesur, adımlarından çok daha emin yürümeli. Tökezlediğinde biraz sallanmalı belki ama düşmemeli... Her zorluk onu daha da güçlendirmeli.</p>
<p>Yeliz de bunun kendisi için böyle olduğunu hissediyordu. Yaşadığı her olaydan sonra kırılgan yüreği sanki biraz daha taşlaşıyordu. Ya da okuduğu o şiirdeki gibi, yüreğine ateşten bir kor düşmüştü. Kim bilir, belki sönüp yok olacaktı; belki de yeniden alev alacaktı.</p>
<p>Gün henüz yeni ağarmaya başlamıştı. Trenin gelme saatinin yaklaştığını, duvarda asılı dijital panodan görüp tedirgin bir şekilde etrafı inceledi. Ardından kenardaki banka usulca oturdu. Görünmez olmaya çalışır gibi bir hali vardı. Metal bankın soğuk yüzeyi içini ürpertti. Diğer uçta oturan genç kadına dönüp, ikinci vagon için doğru yerde bekleyip beklemediğini sordu. Genç kadın, dikkatle okumakta olduğu ders notlarından başını kaldırdı; gözlerinin içine bakarak tek bir kelime etmeden doğru yeri işaret etti ve kenarı yıpranmış kâğıdı kaldığı yerden okumaya devam etti. Kadının dikkatini dağıtmış olmanın verdiği rahatsızlıkla bir süre gözlerini tren raylarına dikti. Oldukça bakımsız olan metal yığınına bakarken, dün gece yaşadıklarını düşündü. O ana geri döndü, bir anlığına da olsa. İstemsizce gözleri doldu. Ağlamak, şu an yapmak isteyeceği son şeydi. İnsan kaderini yeniden yazabilir miydi? Kendi duygu ve düşüncelerini nasıl görmezden gelebilirdi.Kendini anlayamazsa, başkalarına nasıl iyi gelebilir, nasıl yardımcı olabilirdi?</p>
<p>Birkaç dakika sonra, uzun boylu, koyu renk saçlı genç bir delikanlı bankta yanına oturduğunda düşüncelerinden sıyrılıp gerçek hayata döndü. Gencin hızlı kalp atışların ve nefes alışverişini duymaktan rahatsız olmuştu; trene yetişebilmek için acele ettiği belliydi. Sağ ayağını sürekli salladığı için  uyarmak istedi. Ama çoğu zaman yaptığı gibi susmayı tercih etti. Tartışma çıksın istemiyordu. Tam o sırada, ellili yaşlarının ortalarında olduğunu tahmin ettiği kadın, eski bir İstanbul Hanımefendisi edasıyla önlerinden geçti. Yeliz, arkasından bir süre bakakaldı. Açık renk yakası ve kol uçları kürklü kaşe kabanının altına giydiği dizlerinin altında biten kahverengi deri sivri topuklu çizmelerinin yürürken çıkardığı ses, kulakları bir süre daha çınladı.</p>
<p>Trenin perona gelmekte oldu anons edildiğinde, gözlerini kadından ayırdı. Valizinden destek alarak ayağa kalktı. Elindeki yıpranmış küçücük valize tüm eşyalarını sığdırmayı başarmıştı. İnsan, istediği zaman "olmaz" denileni olur kılabiliyordu. Trenden inen yolcuları beklerken, sanki hayatında bir dönem kapanıyor, yeni bir kapı aralanıyordu. Kapının yanındaki kolu tutup basamaktan yukarı çıkarken geriye dönüp son bir kez baktı. Yarım kalmış bir şeyler varmış gibiydi.</p>
<p>Valizi zorlanarak başının hemen üstündeki rafa yerleştirdi. Ardından pencere kenarındaki yerine oturdu. Kapalı olan perdeyi açtığında, trene yetişme telaşındaki insanları gördü. İnsanoğlunun ömrü, hep bir yerlere yetişme, hep bir şeyleri tamamlamaya çalışma telaşıyla geçiyordu. Yol boyunca yıkık, köhne evlerden oluşan köyler; yemyeşil ormanlar; bazen sarp kayalık dağlar, bazen de kıvrıla kıvrıla akan nehirler eşlik etti ona. Sanki uzak bir yere değil de kendi içine doğru yol alıyordu.</p>
<p>İş başvurusu için gelen cevap mailini bir süre korkudan açamamıştı. Açtığında ise doğru okuyup okumadığına emin olmak için defalarca sesli okumuştu. Kabul edildiği, ekteki evrakları hazırladıktan sonra işe başlayabileceği yazıyordu. Belki de hayatında ilk kez, tek başına bir şey başarmanın mutluluğunu yaşıyordu. Büyük şehirde yaşama fikri içine biraz korku salsa da aldığı karardan mutluydu. Sadece anne ve babasından uzakta olmak hoşuna gitmiyordu. Nişanlısı tarafından aldatıldığını gözleriyle gördükten sonra, onunla aynı şehirde yaşama fikri artık ona ağır gelmişti. Bu radikal kararı biraz da bu yüzden almıştı. Bir şeyleri değiştirmeliydi. İnsanları, olayları ve duyguları değiştiremediğini fark ettiğinde de yaşadığı şehri değiştirmeye karar vermişti...</p>
<p>Eğer kalsaydı, (eski) nişanlısı ile ortak arkadaş ortamlarında karşılaşma ihtimali çok fazlaydı. Yerleşip bir düzen kurduktan sonra, anne ve babasından yanına gelmelerini isteyebilirdi. Düşüncelere daldığı sırada, hafifçe uykuya dalmıştı. Uyandığında, yanında oturan orta yaşlı beyefendinin indiğini; okumakta olduğu kitabı ise koltukta bıraktığını fark etti. Saatine bakıp ne kadar uyuduğunu anlamaya çalıştı ama tam hesaplayamadı. Gözü yeniden kitaba kaydı. Son dönemde İngiltere'de en çok okunan kitaplar arasına girmeyi başarmıştı bu eser. Yazarı ise yıllar önce aramızdan ayrılmıştı. Ne garip bir dünyaydı...</p>
<p>İneceği durak yaklaştığında, geldiği heybetli şehre baktı. En son küçücük çocukken, bir okul gezisinde gördüğü bu devasa şehir daha da büyümüştü; her yerde gökdelenler yükseliyordu. Çocukluğundan hatırladığı o güzel şehirden eser kalmamış gibiydi. İnsanlar gibi kentler de zamanla değişiyordu...</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Nefes Kadar Yakın</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-nefes-kadar-yakin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-nefes-kadar-yakin</guid>
<description><![CDATA[ Annesini kaybettikten sonra derin bir yalnızlığa gömülen Murat, hayatla bağını neredeyse tamamen koparmış bir halde günlerini mekanik bir sessizlik içinde sürdürmektedir. Bir akşam yağmur altında bulduğu çaresiz bir yavru kedi, onun hayatında beklenmedik bir kırılma noktası olur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698ddbe1648e8.webp" length="33464" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 16:55:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülin Gerçeker</dc:creator>
<media:keywords>yas, kayıp, yalnızlık, umut, şefkat, öykü, kedi, hayvan sevgisi, bağ, değişim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 style="margin-top: 14.0pt; text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; page-break-after: auto;"><a name="_5owgxzcq6f6z"></a><span lang="tr" style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; color: black;">Bir Nefes Kadar Yakın<o:p></o:p></span></h3>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Murat, evine her akşam aynı sessizlikle giriyordu. Kapıyı açtığında onu karşılayan ne bir ses vardı ne de bir hareket. Ayakkabılarını kapının yanına bırakıyor, ışığı yakmadan salona geçiyor, koltuğa oturup öylece tavana bakıyordu. Annesini kaybedeli altı ay olmuştu ama ev, sanki onu yıllardır bekliyormuş gibi bomboştu. Zaman ilerliyor ama Murat olduğu yerde kalıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Bir akşam işten dönerken apartmanın önünde küçük bir kalabalık gördü. Yağmur yağıyordu. Kaldırımın kenarında, karton bir kutunun içinde titreyen bir yavru kedi vardı. Islak tüyleri birbirine yapışmış, gözleri korkuyla açılmıştı. İnsanlar bakıyor, üzülüyor ama dağılıyordu. Murat da bakıp geçecekti. Hep yaptığı gibi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Ama kedi o anda miyavladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Ses çok zayıftı, neredeyse bir nefes gibiydi. Murat’ın içinde bir şey koptu. Annesinin hastane odasında duyduğu o kırılgan sesleri hatırladı. Yardım isteyen ama gücü kalmamış sesleri.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Eğildi. Kedi kaçmadı. Sadece baktı. Murat ceketini çıkarıp kediyi sardı. O an verdiği karar, belki de aylar sonra verdiği ilk gerçek karardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Eve geldiklerinde Murat, kediyi banyoda kuruttu. Bir kaba süt koydu ama kedi içmedi. Onun yerine Murat’ın eline sokuldu. Küçücük kalbi hızla atıyordu. Murat uzun zamandır ilk kez bir canlının varlığını bu kadar yakından hissediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">— Tamam, dedi fısıltıyla. Buradayım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Kediye “Nefes” adını verdi. Çünkü onu bulduğu anda, sanki kendi nefesini yeniden hatırlamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Günler geçtikçe ev değişti. Sabahları alarmdan önce uyanmaya başladı Murat çünkü Nefes yüzüne patisiyle dokunuyordu. Akşamları eve aceleyle geliyordu çünkü biri onu bekliyordu. Murat farkında olmadan yemek yemeye, pencereleri açmaya, perdeleri toplamaya başladı. Evin içine hayat sızıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Ama asıl değişim Murat’ın içinde oluyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Bir gece Murat yine karanlık düşüncelerle koltuğa çöktüğünde, Nefes sessizce yanına geldi. Murat’ın göğsüne tırmandı, başını kalbinin üstüne koydu. Mırıldanmaya başladı. Ritmik, sakin bir ses. Murat’ın nefesi yavaşladı. Gözlerinden yaşlar süzüldü ama bu kez kaçmadı. Ağladı. Uzun zamandır ilk kez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">— Yalnız değilim, dedi kendi kendine. Ve buna gerçekten inandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Bir süre sonra Murat, annesinin odasına girebildi. Önceden kapıyı bile açamıyordu. Nefes, odanın ortasına kadar ilerledi, etrafı kokladı, sonra pencerenin önüne oturdu. Güneş içeri doldu. Murat, annesinin sevdiği çiçeği suladı. İlk kez acı, boğazında düğüm olmadan durabildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Aylar sonra Murat bir barınakta gönüllü olmaya başladı. İnsanlara hep aynı şeyi söylüyordu:<br>— Ben bir kediyi kurtardığımı sanıyordum. Meğer o beni kurtarmış.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span lang="tr">Nefes şimdi hâlâ Murat’ın yanında. Büyüdü, güçlendi. Ama Murat bilir: Asıl büyüyen, onun kalbidir. Çünkü bazen bir hayvan, bir insana yol göstermez; ona yeniden yaşamayı öğretir. Ve bu sevgi, sessiz ama sonsuzdur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span lang="tr"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TANIDIK BİR YABANCI</title>
<link>https://fikirizleri.com/tanidik-bir-yabanci</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tanidik-bir-yabanci</guid>
<description><![CDATA[ “İhtimalin yasını tutmak” belki de … ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a605b18bad5.webp" length="20712" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 03:22:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Karadağ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ona baktığım an anladım.</span></p>
<p><span>Bazı karşılaşmalar tanışma değildir; hatırlamadır.</span></p>
<p><span>Gözleri, başka bir zamanın kırık aynası gibiydi. Sanki bir döngünün içinden bana bakıyordu. Ona vurulduğumu söylemek fazla basit olurdu. Bu bir düşüş değildi; bu, bir bilincin başka bir bilince yeniden temas etmesiydi.</span></p>
<p><span>Ruhunun iç katmanlarında gezindiğimi hissediyordum. Varlığımın onun varlığında çoğaldığını, onun ise benim içimde tekrar tekrar doğmak istediğini. İnsan bazı hisleri açıklamaz; bazı hisler açıklanamaz. Sadece bilinir. Ve bilmek, insanın kaldıramayacağı kadar ağır bir eşiktir.</span></p>
<p><span>Bilginin sınırında yaşamak, bir tür sessiz sürgündür. İkimiz de bunun farkındaydık. Söylenmeyen şeyler, söylenenlerden daha çok bağlar insanı.</span></p>
<p><span>Biz bir yerde vardık.</span></p>
<p><span>Başka bir zamanda, başka bir evrende, belki de bu zamanın sadece bir yankısında. Onu gördüğüm an, bu bağın yeni olmadığını anladım. Ruhum, ruhunu tanıdı. Sanki kadim bir söz, bilinçaltımın derinlerinden yeniden yükseldi: “Seni bekliyordum.”</span>Acı çekiyorum. Yaşanmamış hayatımın en güzel ihtimaliydi; şimdi yaşanmış hayatımın asla yaşanamayacak hikâyesine dönüştü. İnsan bazen bir ihtimali, bir gerçeğin yasını tutar gibi özler.</p>
<p><span>Kader demedim.</span></p>
<p><span>Kader, zayıf bir kelime. Ama onu düşündüğümde bile var olan o süreklilik hissi, yokluğunu varlığıma nasıl bu kadar sıkı mühürledi, bilmiyorum. Yokluğu, varlığımın içine sızmış bir gölge gibi.</span></p>
<p><span>Eğer tüm bunları ben uyduruyor olsaydım, bu kadar gerçek hissedebilir miydi?</span></p>
<p><span>İnsan kendi kendine böyle bir evren kurabilir mi, içinde bu kadar tutarlı bir acıyla? </span>Ona tek bir şey söylemek istedim. Uzun cümlelere gerek yoktu. Sadece şunu bilmesini istedim: Bu bağın bir ucu bende değilse, ben zaten yokum. Söylemesi hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Ama söylememesi, her şeyi değiştirecekti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YA ÖLÜM YA ÖZGÜRLÜK</title>
<link>https://fikirizleri.com/ya-olum-ya-ozgurluk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ya-olum-ya-ozgurluk</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6989c5fecf3ae.webp" length="46070" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 14:33:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Maria, her zamanki vakit geçirdiği parka gidip aynı banka oturdu. Sabırsız bir halde beklemeye başladı. Burada her hafta, aynı günde ve aynı saatte gördüğü o adamı bekliyordu. Onu tanımıyordu, adını bile bilmiyordu. Onu yalnızca kuşları beslerken seyretmeyi seviyordu, adam buraya geldiğinde başını kaldırıp etrafına bakınıyordu. Şimdiye kadar onu hiç fark etmemişti ama Maria onu tam bir yıldır aynı yerde bekleyip uzaktan izliyordu. Hiç tanışmamalarına rağmen Maria’yı değiştirmeyi başarmıştı. Giyim tazı, saçı, makyajı, her şeyi değişmişti. O adamın ilgi göstereceği, fark edeceği türden bir kadın gibi görünmeye başlamıştı. Uzun siyah elbise ve siyah kabanlar giyiniyor, abartılı kolyeler, zarif küpeler takıyor, çeşitli şapkalar giyiyordu. Ayrıca makyajını daha koyu yapmaya başlamıştı ve saçının rengini sarıdan siyaha çevirmişti. Ama odam onu yine de fark etmemişti. Onun ilgisini çekmenin tek yolunun gidip onunla konuşmak olduğunu anlamıştı. Bu kez bunu yapacaktı, gidip onunla konuşacaktı. Sabırsızlıkla saatine baktı, saat tam üçü gösteriyordu. Maria başını kaldırdığında onu gördü. Adam parka girmişti ve her zamanki oturduğu banka doğru ilerliyordu. Havalar soğuk olduğundan dolayı etrafta ikisinden başka kimse yoktu. Yürüyüş yolu ağaçların döktüğü sarı yapraklarla kaplıydı. Adam yapraklarla süslü yolda salına salına yürüyordu. Pardösüsü rüzgârda savruluyor, dudaklarının arasına sıkıştırdığı sigarasının dumanı, adamın arkasında kasvetli bir arka plan oluşturuyordu. Kasketini ise her zamanki gibi burnun üstüne kadar indirmişti. Üzerindeki smokini ise onun asaletine asalet katıyordu. Maria hayranlıkla onu seyre dalmıştı. Kendi kendine gülüyor, hayal dünyasında onunla ilgili fanteziler kuruyordu. Adam iki parmağıyla sigarasını fırlatırken birle Maria’nın içi kıpır kıpır oluyordu. Adam banka oturup cebinden yem poşetini çıkardı. O sırada Maria gibi onun gelmesini bekleyen kuşlar onun önüne toplandı. Adam yemleri yere serpiştiriyor, kuşlar ise günlerdir aç kalmışçasına yemlere dadanıyordu. Maria birkaç derin nefes aldı, cesaretini toplamaya çalıştı ve ağır ağırı oturduğu yerden kalktı. Sonra yine ağrı adımlarla adam doğru yaklaştı. Adamın oturduğu bankın yanında durup ellerini ovuşturdu. Heyecandan midesi yanıyor, suratını ateş ballıyor, bacakları titriyordu.</p>
<p>“Affedersiniz.” dedi sonunda Maria. Bir yıldır gözetlediği adama söylediği ilk söz... Affedersiniz... Çok amatörce. Maria’da güzel, alımlı ve zarif bir kadındı. Gerçi adamın dikkatini çekmek için oluştuğu yeni tarzı kendisine pek yakıştıramamıştı ama adamın etrafında, kendisinden çok daha güzel kadınların olduğuna emindi. Yine de denemekten zarar gelmezdi. Adam onu yüzüne bile bakmadan karşılık verdi.</p>
<p>“Ne yaptın da af diliyorsun?”</p>
<p>Maria kaşlarını çattı, berbat bir başlangıçtı.</p>
<p>“Yanınıza oturabilir miyim?” diye sordu yine çekinerek.</p>
<p>“Bu devletin malı, neden benden izin istiyorsun?”</p>
<p>Maria gerilmeye başladı. Adamın umursamaz olduğu hareketlerinden anlaşılıyordu ama karakter olarak kaba mıydı yoksa kötü mü, bunu şimdilik anlayamamıştı. Onun yanına oturdu ve konuşacak bir şeyler düşündü, ama aklına hiçbir şey gelmedi. Sonunda dürüst davranmaya karar verdi.</p>
<p>“Ben sizi bir yıldır burada görüyorum, sizi hep uzaktan seyrediyorum ama siz ben hiç fark etmediniz,”</p>
<p>“Seni fark etmediğimi mi sanıyorsun?”</p>
<p>“Evet, aslında öyle sanmıştım.”</p>
<p>“Seni fark ettim. Fark edilmeyecek gibi değilsin.” Adam sonunda ona baktı. Bakışları donuk, yüzü ifadesizdi. “İlk zamanlar paspal giysiler giyen bir çapulcuydun, şimdi ise kendini elit sanan bir varoşsun.”</p>
<p>Maria gözlerini kocaman açtı, şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalmıştı.</p>
<p>“Siz ne biçim konuşuyorsunuz? Ne kadar kabasınız!”</p>
<p>“Yalan mı? Sırf benim için tazını değiştirmedin mi?”</p>
<p>Maria şaşkınlıkla donup kaldı. Ona bir şeyler söylemek, haddini bildirmek istiyordu ama resmen beyni durmuştu. Hiçbir şey söyleyemiyordu. Adam onun şaşkınlığını görünce ekledi.</p>
<p>“Ama bugünkü elbiseni beğendim, sana yakışmış.”</p>
<p>Maria biraz olsun kendini toparladı ve başını dikleştirip karşılık verdi.</p>
<p>“Teşekkür ederim.”</p>
<p>“Ne söyleyeceksin?” diye sordu adam, kuşlara yem atmaya devam ederken.</p>
<p>“Hiç hiçbir şey. Tam bir züppesiniz.”</p>
<p>“Evet ama o züppeyi seçen ve ona asılan da sensin. Herkes kendisine benzeyen insanlar ilgi duyar.”</p>
<p>“Hayır beyefendi. Ben sizi seçmedim ve size ilgi falan duymuyorum, iyi günler.”</p>
<p>Maria hızla oturduğu yerden kalktı ve koşar adımlarla adamın yanından uzaklaştı. Ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. O adamın dış görünüşüne aldanmış ve ona aşık olmuştu ama adamın dış görünüşü ne kadar mükemmelse, karakteri o kadar berbattı. En iyisi onu unutmaktı. Evine gidip kendine bir bitki çayı hazırladı. Elleri titriyordu ama bu kez öfkeden. Bunu yapmamalıydı, bunu yapması büyük hataydı. İçindeki o sıkıntılı sesi dinlemesi gerekiyordu. Ses ona, bunu yapmamasını söylemişti ama o dinlememişti. Sonuçta o bir kadındı, karşısındaki ise bir erkek. Erkekler kadınların peşinden koşardı, avcı olan onlardı ama Maria bunun tam aksini yaparak kendisini küçük düşürmüştü. Bu da yetmemiş, adam onu rencide etmişti. Demek Maria onun ilgisini çekmeye çalışırken adam onu en başından beri fark etmişti. Onu unutmak için ne yapacağını bilmiyordu. Tam bir yıldır uzaktan seyrettiği, platonik aşık olduğu birini unutmak için ne yapılır bilmiyordu. Böyle bir durumu hayatında ilk kez yaşıyordu. Şimdiye kadar hep onun peşinden koşmuşlardı, Maria ilk kez bir erkeğin peşinden koşmuştu. Bunu nasıl atlatacağını bilmiyordu. Bitki çayını içerken penceresine bir taş çarptı. Maria yine takıntılı eski aşığının geldiğini düşünerek, öfkeli bir şekilde pencere gitti ve aşağı baktı. Kalbi duracak gibi oldu, şaşkınlıkla donup kaldı. Bu o adamdı. Evini biliyordu, belki de onu takip etmişti ve buraya kadar gelmişti. Ama neden? Onu aşağıladığı yetmemiş miydi yoksa söyleyecek başka hakaretleri mi vardı? Maria camı açıp bağırarak söylendi.</p>
<p>“Ne istiyorsunuz, burayı nasıl buldunuz.”</p>
<p>“Son sözümü söylememiştim. Aşağı gel.”</p>
<p>Maria başını hızlı hızlı iki yana salladı.</p>
<p>“Hayır, siz bana emir veremezsiniz! Ne söyleyecekseniz buradan söyleyin.”</p>
<p>“Bana aşık olduğunu biliyorum, sana iki seçenek veriyorum.”</p>
<p>“Neymiş o?” diye sordu Maria, umursamaz bir tavır takınmaya çalışarak. Bunu yapmakta oldukça zorlanıyordu çünkü şu an istediği şey pencereden atlamak ve adamın boynuna sarılmaktı. Bunu yapmayı çok istiyordu. Ama onun da bir gururu vardı.</p>
<p>“Ya ölüm ya özgürlük...” diye bağırdı adam. Maria kaşlarını çattı.</p>
<p>“Ne?”</p>
<p>“Sana söyledim. İki seçeneğin var, ikisinden birini seç.”</p>
<p>Maria onun hala ne söylemek istediğini anlayamamıştı, bu yüzden ne cevap vereceğini bilmiyordu. Vereceği cevabı dikkatli seçmeliydi.</p>
<p>“Açık konuşursanız bir cevap verebilirim.” dedi Maria.</p>
<p>“Eğer benimle beraber olmayı seçersen ölümü seçmiş olursun, ama beni şimdi reddedersen ve peşimi bırakırsan da özgürlüğü... Cevabını hemen şimdi vereceksin. Birkaç saat ya da birkaç gün sonra vereceğin cevapların hiçbir önemi olmayacak.”</p>
<p>Maria, adamın sarhoş olduğunu düşünecekti ama sarhoş gibi bir hali yoktu. Onu seçmenin nesi ölüm olabilirdi ki? En fazla ne olabilirdi? Maria hiç düşünmeden içinden geçen cevabı verdi.</p>
<p>“Ölüm... Seninle ölmeyi seçiyorum” diye karşılık verdi Maria. Adam bundan bahsetmiş olmalıydı. Beraber ölmek. Ölene kadar beraber yaşamak. Maria bir yıldır bu anı bekliyordu. Bu fırsatı geri çeviremezdi. Adam ona sinsice gülümseyerek karlılık verdi ama Maria bunu umursamadı. Onun karakteri buydu. Onunla yaşlanmak, onunla ölmek istiyorsa onun huylarına alışmalıydı.</p>
<p>“O halde bavulunu hazırla ve gidelim.” diye bağırdı adam. Maria heyecanla gülümsedi ve küçük bir çocuk gibi ellerini birbirine kenetledi. Hızlıca başını salladı.</p>
<p>“Hemen geliyorum, bekleyin beni.”</p>
<p>Maria içeri girip kendisine gelişi güzel küçük bir valiz hazırladı. Yanına pek fazla eşya almamıştı, sadece zorunlu olabilecek birkaç parça... Geri kalan eşyalarını daha sonra gelip alabilirdi. Şimdi kendisine fazla yük edinmek isteyemiyordu. Valizini hazırladıktan sonra aşağı indi ve adamla el ele tutuşarak oradan ayrıldı. Adamdan, çok büyük ve lüks bir ev bekliyordu. Bu fikre, giyinişine bakarak kapılmıştı. Ama bu fikirden hemen vaz geçti. Sonuçta adam yakışıklı olduğu kadar kabaydı. Görüntüye aldanmamak gerekiyordu. Bir harabenin önünde durdular. Maria neden durduklarını merak ederken, adam tek katlı harabenin kapısını açtı ve Maria’ya içeri girmesi için eliyle işaret yaptı. Maria ne olduğunu anlayamamıştı. Evet, ilk baştaki lüks düşüncesinden vaz geçmişti ama böyle bir harabeyle karşılaşmayı da beklemiyordu. Maria isteksiz bir şekilde içeri girdi ve etrafa bakındı Yalnızca iki odalı, küçük bir evdi. Pek fazla mobilya yoktu. Olanlar ise küflenmiş, yıpranmış, neredeyse çürümeye gelmişti. Mutfak, oturma odasının bir köşesine yerleştirilen bir tezgâhtan ibaretti. Ayrıca içeride ağır, kötü bir koku vardı. Toz, pislik, çürümüşlük kokusu. Üstelik her yerde koca koca örümcek ağları vardı. Birkaç tane de fare. Maria, adamın burada yaşadığına inanmıyordu. Adam onu kendisinden vazgeçirmek için bu harabeye getirmişti. Hayır. Onu parktaki üslubundan dolayı zaten kendinden vaz geçirmişti. Neden evine kadar gelip, onu alıp buraya getirecekti ki? Bu işte başka bir iş vardı. Maria, adama döndü. Adam kapıyı kapattığından, evin içi karanlık olmuştu. Pencereler ise tahtalarla kapatılmıştı</p>
<p>“Burada yaşadığına inanmamı beklemiyorsun her halde, evin nerede?” diye sordu Maria.</p>
<p>“Evet, burada yaşamıyorum ama sen burada yaşayacaksın.”</p>
<p>“Ne? Ama neden? Hem beni yanına almak, benimle yaşamak istiyorsun hem de beni başka bir yerde mi tutmak istiyorsun?”</p>
<p>“Seninle yaşamak istediğimi de nereden çıkardın? Ben seninle yaşamak falan istemiyorum ki.”</p>
<p>“O zaman neden beni yanında getirdin?” diye bağırdı Maria.</p>
<p>“Ben seni buraya zorla getirmedim. Sana iki seçenek sundum. Ya ölüm ya özgürlük dedim, sen de ölümü seçtin.” dedi adam, umursamaz bir tavırla.</p>
<p>“Ama ben... Ama ben bunu faklı bir şekilde anlamıştım. Ben böyle bir şey düşünmemiştim.”</p>
<p>“Senin ne düşündüğün benim umurumda değil.”</p>
<p>Adam, Maria’nın koluna yapıştı ve onu odalardan birine götürdü. Sonra odanın zemininde bulunan bir tahtayı kaldırdı. Bu bir kapıydı. Onu zorla kapıdan içeri soktu ve beraber merdivenleri indiler. Maria o sırada sadece bağırmakla yetiniyordu.</p>
<p>“Hayır... Bırak beni! Bırak beni... İstemiyorum... Evime gitmek istiyorum.”</p>
<p>Adam onu duymazdan geliyordu. Merdivenlerden indikten sonra uzun ve karanlık bir tünelde yürüdüler. Maria önünü göremiyordu. Sadece adamın onu sürüklediği yöne doğru yürüyordu. Biraz sonra durdular. Bir gıcırtı duyuldu, sonra bir demir kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Burası hücreyi andıran küçük bir odaydı ve içeride hiçbir şey yoktu. Adam, Marina’nın hala elinde tuttuğu valizini elinden çekip aldı ve onu içeri itti. Maria korku içinde sordu.</p>
<p>“Bana ne yapacaksın?”</p>
<p>“Sen sadece benim ihtiyaçlarımı karşılayan bir köle olacaksın ve ölene kadar da öyle kalacaksın.”</p>
<p>Demir kapı kapandı, Maria derin bir sessizliğe ve zifiri karanlığa gömüldü. Demek ölüm derken kastettiği şey buydu. Maria burada, o herifin kölesi olarak yaşayacak ve ölecekti.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Son Zil</title>
<link>https://fikirizleri.com/son-zil</link>
<guid>https://fikirizleri.com/son-zil</guid>
<description><![CDATA[ Öykünün ana fikri, haksızlık karşısında susmanın geçici bir güven sağlasa da insanın kendine olan saygısını yok ettiği; buna karşılık bedeli olsa bile gerçeği savunmanın  adaleti ve iç huzuru getirdiğidir. Metnin teması adalet, vicdan ve toplumsal eşitsizlik etrafında şekillenirken, verilen mesaj güçlü ve ayrıcalıklı kişilerin korunabildiği bir düzende bile bireyin doğruyu savunarak hem adını temize çıkarabileceği hem de onurunu koruyabileceğidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_69872d98d738f.webp" length="49950" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 15:18:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülin Gerçeker</dc:creator>
<media:keywords>adalet, vicdan, dürüstlük, haksızlık, suçlama, cesaret, özsaygı, eşitsizlik, sorumluluk, doğruluk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Son Zil</span></p>
<p dir="ltr"><span>Okulun koridorlarında yankılanan ayak sesleri, Ali’nin kalp atışlarına karışıyordu. Elindeki zarfı sımsıkı tutuyor, parmakları terden kayganlaşıyordu. Zil henüz çalmamıştı ama o, hayatındaki en önemli ana doğru yürüdüğünü biliyordu. Müdür odasının kapısı tam karşısındaydı. Kapının üzerindeki camdan sızan ışık bile ona ağır geliyordu.</span><b></b></p>
<p dir="ltr"><span>Bu zarf, Ali’nin kaderiydi. Üç ay önce babası işten çıkarıldığında evdeki sessizlik değişmişti. Daha ağır, daha keskin bir hâl almıştı. Annesi mutfakta daha az konuşuyor, geceleri ışığı erken kapatıyordu. Küçük kardeşi, yeni defter alamadıkları için eski defterlerin arkasına yazıyordu. Ali ise her sabah okul yolunda aynı soruyu düşünüyordu: “Devam edebilecek miyim?” Bu okul özeldi. Bursu kesilirse, sadece okul değil, umut da bitecekti.</span><b></b></p>
<p dir="ltr"><span>Her şey matematik sınavından sonra başladı. Ali sınavdan emindi. Soruları çözmüş, hatta bazılarını iki kez kontrol etmişti. Sonuçlar açıklandığında sınıfın en yüksek notunu o almıştı. Ama öğretmen kâğıdı uzatırken gözlerini kaçırmıştı. Tebrik etmemişti. O gün Ali’nin içine bir şey oturdu.</span><b></b></p>
<p dir="ltr"><span>Ertesi gün rehber öğretmen çağırdı. “Sadece konuşacağız,” dedi. Ardından müdür yardımcısı. Sonra sessiz bakışlar. Fısıltılar. “Mert ile cevapları aynı. Kopya çekmiş olabilir.” Ali bu cümleyi ilk kez arkasından duyduğunda, kulakları yanmıştı. Suçsuzdu. Ama bunu kanıtlayacak bir şeyi yoktu. Sadece doğruyu söylemek yetmiyordu.</span><b></b></p>
<p dir="ltr"><span>Ta ki o güne kadar. Sınavdan birkaç gün sonra, ders çıkışı sınıfta yalnız kaldığında bir defter fark etti. Sıranın altında unutulmuştu. Kapağında Mert’in adı yazıyordu. Okulun en parlak öğrencisi, herkesin gözdesi Mert. Defteri kapatıp bırakacaktı ama sayfalar arasından bir tarih gözüne çarptı.</span><b></b></p>
<p dir="ltr"><span>Bir hafta önce. Ali sayfaları çevirdikçe nefesi kesildi. Matematik sınavındaki sorular… Aynıydı. Sadece benzer değil, birebir. Aynı çözümler, aynı işlemler, hatta aynı küçük hata bile oradaydı. O an Ali anladı: Sorular sınavdan önce Mert’in elindeydi. Kopya çeken biri varsa, o Ali değildi. Defteri alıp götürmedi. Kimseye göstermedi. Sadece sakladı. Çünkü Mert’in babasının okulun en büyük bağışçılarından biri olduğunu biliyordu. Gerçeğin bedelini kimin ödeyeceğini de tahmin ediyordu. Ama susmak, suçu kabullenmekti. Kendinden vazgeçmekti.</span><b></b></p>
<p dir="ltr"><span>Şimdi elindeki zarfın içinde, o defterin sayfalarından çekilmiş net fotoğraflar vardı. Tarihler, sorular, gerçek görünüyordu. Kapıyı çaldı.Müdür gözlüklerinin üzerinden baktı.</span></p>
<p dir="ltr"><span>“Ali, buyur.”</span><b></b></p>
<p dir="ltr"><span>Ali oturdu. İlk cümle boğazında düğümlendi. Sonra konuştu. Sesi titredi ama durmadı. “Kopya çekmedim,” dedi. “Ama soruların önceden birine verildiğini biliyorum.” Zarfı uzattı. Fotoğrafları masaya bıraktı. Defterin Mert’e ait olduğunu, tarihleri, aynı soruları, her şeyi tek tek anlattı. Oda sessizliğe gömüldü. Müdür uzun süre konuşmadı. Dosyaları kapattı. Sonunda derin bir nefes aldı. “Bunun sonuçları olabilir,” dedi. “Senin için de.” </span><span>Ali başını kaldırdı. Gözleri doluydu ama bakışları netti. “Zaten sonuçlarıyla yaşıyorum,” dedi. “Babam işsiz. Annem geceleri ağlıyor. Eğer sussaydım, belki bu okulda kalırdım. Ama kendimle kalamazdım.”</span></p>
<p dir="ltr"><span>Müdür dosyayı kapattı. “Çıkabilirsin.” Ali koridora çıktığında zil çaldı. Öğrenciler sınıflardan fırladı. Hayat gürültüyle akıyordu. Ali merdivenlerin başında durdu. Ne olacağını bilmiyordu. Ama doğru olanı yaptığını biliyordu. Bir hafta sonra sonuçlar açıklandı. Soruşturma başlatılmıştı. Soruların sızdırıldığı kanıtlanmıştı. Mert’in bursu iptal edilmişti. Sınavdan sorumlu öğretmen hakkında işlem yapılmıştı. Ali’nin adı temize çıkmıştı. Bursu kesilmemiş, aksine artırılmıştı. </span><span>Ama asıl değişim kağıtlarda değildi. Ali, okulun bahçesinde kardeşini beklerken fark etti: Omuzları daha dikti. Yoksulluk hâlâ oradaydı. Belirsizlik de. Ama korku yoktu. Artık kimse onun gözlerinin içine suçlu gibi bakmıyordu. En önemlisi, o da kendine öyle bakmıyordu.</span></p>
<p dir="ltr"><span>O gün eve gittiğinde annesi kapıyı açtı. Ali’nin yüzüne baktı. Bir şeylerin değiştiğini hemen anladı. Ali hiçbir şey anlatmadı. Sadece gülümsedi. Annesi sustu. Çünkü bazı zaferler kelime istemezdi. O gece Ali defterinin en arkasına tek bir cümle yazdı: “Adalet bazen geç gelir, ama geldiğinde insanın içini susturur.” Ertesi sabah okulun kapısından içeri girerken zil yine çalıyordu. Ama bu kez Ali koşmuyordu. Çünkü artık zaman onun yanındaydı.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SADECE BİR GÜN</title>
<link>https://fikirizleri.com/sadece-bir-gun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sadece-bir-gun</guid>
<description><![CDATA[ Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_697f12290121c.webp" length="51488" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 11:43:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Cebinde tek kuruş parası kalmamıştı. Son parasını yine alkole harcamıştı. Girdiği hiçbir işte tutunamıyordu. Ya işi çok yorucu bulup beğenmiyor ve kendisi bırakıyor ya da sarhoş halde gittiği zamanlarda insanlara bulaşıp işi mahvediyor ve bundan dolayı kovuluyordu. En son yaptığı iş, bir lokantada temizlikçilikti. Orada sadece dört gün tutunabilmişti. Yerleri silmek için hazırladığı suya çamaşır suyu ve tuz ruhunu beraber koymuş hem kendisi hem de bir garson hastanelik olmuştu. Patronu ona bir daha bu lokantanın bulunduğu bölgeden bile geçmemesini söylemişti. Bunun üzerine yine işsiz kalmıştı. En azıdan patronu onu kovmadan önce çalıştığı dört günün parasını vermişti. O parayı da son kuruşuna kadar içkiye yatırmıştı. Sokaklarda sarhoş halde, aylak aylak dolanarak iş arıyordu. Ama yaptığı tek şey dükkânların ve mağazaların vitrinlerinde asılı olan iş ilanlarına göz atmak ve yürümeye devam etmekti. İlanalar sadece bakıyordu, oraya yaklaşıp detaylarını okumuyor, ya da içeri girip görüşme yapmıyordu. Bu şekilde iş bulamayacağını kendisi de gayet iyi biliyordu ama iş aramak bile ona eziyet gibi geliyordu. Onun istediği şey en basit ve en kolay yollarla para kazanmaktı. Tabi böyle bir iş varsa. Sonunda evine yine eli boş döndü. Yalnız yaşayan bekar bir adamdı. Bir de karısı ve çocukları olsaydı vay haline... Her halde ülkeyi terk eder, onları başlarının çaresine bakmaları için yalnız bırakırdı. Geçen sene evlenmek için bir adım atmış, nişanlanmıştı ama sonra nişanlısı onun bir ayyaş olduğunu öğrenince onu terk etmiş ve başka biriyle evlenmişti. Genç kadın resmen kendi hayatını kurtartmıştı. O zamanlar ona çok öfkelenmişti ama şimdi onunla evlenmediği için şükrediyordu. Yerdeki minderlerden birine oturup, komşusunun kapısının önünden çaldığı günlük gazeteyi karıştırmaya başladı. İş ilanlarının bulunduğu sayfaya gelip göz gezdirdi. Bir ilanı gördüğünde şaşkınlıkla donup kaldı. Demek onun istediği gibi bir iş vardı. Tam da onun düşündüğü gibi hiç yorulmadan ve uğraşmadan para kazanabileceği bir iş. İlanda yazana göre, işi almak isteyen kişi ormanın ortasına inşa edilen bir kulübeye gidecek ve orada yirmi dört saat geçirecekti. Sadece bir gün. Bir gün boyunca hayatta kalınması, ihtiyaçların giderilmesi için gereken her şey kulübenin içinde mevcuttu. Tek yapması gereken o kulübeye girmek ve oradan çıkarılana kadar orada vakit geçirmekti. Henry sırttı. Bu kadar kolay bir iş bulacağını asla düşünmemişti. Bu ne saçma bir şeydi? Ona para verdikleri sürece o kulübede yıllarca, hatta ölene kadar kalabilirdi. Hemen ilanda yazan numarayı aradı. İşi kabul ettiğini söyledi. Telefonun arkasındaki kişi ilanın iki haftadır yayınlandığını, ancak şimdiye kadar onun dışında hiç kimsenin ilan için aramadığını söyledi. İnsanların o kulübeden korktuklarını da ekledi. Henry bunun sebebini sorduğunda ise telefonun arkasındaki kişi bu ilanı her yıl yayınladıklarını ve şimdiye kadar bu işi kabul eden herkesin o kulübeden ayrılamadan intihar ettiğini, bu yüzden insanların artık bu işe girmek istemediklerini söyledi. Henry bir kahkaha patlattı. Telefonun arkasındaki kişide muhtemelen kendisi gibi kafayı çekmişti ve onunla alay ediyordu. Henry anlaşmayı yaptıktan sonra sabah altıda, patronla buluşmak için hemen yatıp uyumaya çalıştı. Büyün gece gözüne uyku girmemişti. Sabah tam altıda patronla anlaştıkları yerdeydi. Patron kendisini takip etmesini söyleyerek ormanlık alana doğru ilerledi. Henry’de onun peşinden gidiyordu. Uzakta, ağaçların arasına gizlenmiş kulübeyi görebiliyordu. Her taraf yemyeşil ağaçlar ve çalılarla, rengârenk, çeşit çeşit çiçeklerle doluydu. Kulübenin dışı ise sarmaşıklarla kaplanmış, bu muhteşem doğanın bir parçası haline gelmişti. İnsan buradan neden korkardı ki? Sadece huzur için bile burada yaşayabilirdi. Patron ana gerekli bilgileri verdi. Bu işin sonunda tam bin dolar alacağını söyledi. Henry heyecanlandı sadece bir gün için bin dolar. Bu harikaydı. Henry heyecanla kulübeye girdi. Patron ona kulübenin anahtarını da verdi ve buradan çıkmadığına, günü tamamladığına emin olmak için dışarıda gözcülerin olduğunu ve gizlice onu izleyeceklerini söyledi. Gayet makul bir tedbirdi. Henry içeri girip kapıyı kapattı. Anahtarı kapının kilidine taktı ve öylece bıraktı. Kulübenin için son derece aydınlık, temiz, düzenli ve harikaydı. Duvarlar çiçekli duvar kağıtlarıyla kaplıydı. İçeride harika bir koku vardı, taze çiçek kokuları. Etrafta çiçek yoktu, muhtemelen parfüm sıkılmıştı. Henry’nin hayalindeki kulübe daha ürkütücü bir yerdi. İnsanları korkunç bir yerde kalmaya ikna etmek daha mantıklı olurdu, ama burası hayal bile demeyeceği kadar güzeldi. Kulübede tek kişilik bir yatak, bir masa, sandalye ve bir köşeye yığılmış bir sürü yiyecek vardı. Masaya yaklaştığında üzerinde temiz kağıtlar ve güzel kalemlerle olduğunu gördü. Bir gaz lambası, birkaç tane de mum ve kibrit vardı. Muhtemelen burada kaldığı süre boyunca yaşadıklarını ve hissettiklerini not alması isteniyordu. Başını çevirdiğinde, arkasındaki duvarın dibinde birkaç tahta parçası, çiviler ve çekiç gördü. Bunlar da neydi böyle? Muhtemelen kulübenin inşası sırasında unutulmuşlardı. Ama telefonda görüştüğü adam ona bu işi her yıl düzenlediklerini söylemişti. Dış cephesindeki sarmaşıklara bakılırsa kulübe oldukça eskiydi. Ayrıca tahtalar taze, çiviler ve çekiç ise parlaktı. Bunların ne için burada olduklarını bilmiyordu ama daha fazla kafasını yormak istemedi. Sadece buranın tadını çıkaracaktı. Perdeyi aralayıp pencereyi açtı ve derin derin tertemiz havayı soludu. Patron onun dışarıdan izlendiğini söylemişti, bir yerlerde gizlenmiş gözcüler vardı. Henry onlarla alay etmek için ellerini sallayıp bağırdı.</p>
<p>“Hey... Burası harika! Sizi ezikler, siz anca orada oturup beni izlersiniz. Ben burada keyfime bakıyorum.”</p>
<p>Kendi kendine sırıtıyordu. Etrafta hiç kimseyi göremiyordu, herifler harika gizlenmişlerdi. Bu işte usta olmalıydılar. Henry pencereyi açık bırakıp yiyeceklerin yanına gitti ve kendisine birkaç paket cips, kola ve çikolata alıp yatağa uzandı. Yiyeceklerini silip süpürdü. Günlerdir kuru ekmek ve alkol dışında hiçbir şey yiyip içmediğinden dolayı karnı çok açtı. Elindekileri bitirdikten sonra başka yiyecekler de almak için tekrar yiyecek yığının yanına yaklaştı. Birkaç meyve alıp yatağa dönmek üzereyken masanın üzerindeki kağıt ve kalemlere baktı. En azından birkaç cümle yazsa iyi olacağını düşünüyordu. Masaya oturdu. Hem yazdı hem yedi.</p>
<p>Burası harika bir yer. Hayatımda hiç bu kadar rahat bir yatakta yatmadım. En son ne zaman cips, kola, hatta meyve yediğimi hatırlamıyorum. Ayrıca harika bir koku var. Sadece tuvalet yok. Tuvaletimi yapmam için yatağın yanına küçük bir kova bırakmışlar, ama olsun. Onun dışında her şey harika. Burası gerçekten harika. Hangi aptal böyle güzle bir yerde kalması için birlerine para öder ki? Herif resmen benim keyif çatmama para ödüyor, galiba havaya saçacak çok parası var.</p>
<p>Kağıt kalemi bırakıp yatağa geçti. Meyveleri yedikçe çöplerini camdan dışarı fırlatıyordu. Burada istediği her şey vardı, alkol hariç. Bir şişe bile içki yoktu. Neyse, bir gün dayanabilirdi. Sonra patrondan aldığı paranın tamamıyla istediği kadar alkol, yiyecek, hatta meyve bile alabilirdi. Bütün gece heyecandan uyuyamadığından dolayı daha fazla dayanamadı ve uzandığı yerde uyuya kaldı. Buranın tadını henüz yeteri kadar çıkaramamıştı ama önünde kocaman bir gece vardı. Geceleri gaz lambasını ve mumları yakıp keyfini yapmaya kaldığı yerden devam edebilirdi. Yorganın altına girip rahat bir uyku çekti. Gözlerini açtığında kulübenin içi zifiri karanlıktı, saatlerce uyumuştu. Ne kadar zamanı kaldığını bilmiyordu, buraya saat tam yedide girmişti. Sabah yediye kadar zamanı vardı ama saatin şu an kaç olduğunu bilmiyordu. İçerisi buz gibiydi, uyurken pencereyi açık bırakmıştı. Gündüzleri hava sıcacıktı ama geceleri soğuk oluyordu, yataktan çıkıp el yordamıyla pencereyi buldu ve kapattı. Sonra yine el yordamıyla masayı bulmaya çalıştı. O sırada bir şey fark etti, pencere açık kalmış olmasına rağmen içeride ağır bir koku vardı. Parfüm kokusu çoktan dağılmıştı, bu farklı bir kokuydu. Mide bulandırıcı, iğrenç bir koku. Demek ki o uyurken içeri bir hayvan girmiş ve içeriye dışkısını bırakmıştı. Kendi kendine o hayvana küfürler savurdu. Masanın üzerindeki kibritleri buldu ve zor da olsa birini yakmayı başardı. Sonra kibritin ölgün ışığında gaz lambasını aradı, bulur bulmaz yakmaya çalıştı ama elindeki kibrit çoktan sönmüştü. Bir kibrit daha yaktı. Sonra aceleyle gaz lambasını yaktı. Etrafı iyice aydınlatması için fitilini biraz daha açtı. Sonra camın üzerine takıp orada bıraktı. Yiyeceklerin yanına gitmek için arkasını döndü. O sırada şaşkınlıkla donup kaldı. Yiyecekler yoktu, hepsi ortadan kaybolmuştu, bir tane bile kalmamıştı. Acaba onu gizlice izleyen herifleri mi gelip almıştı? Henry bunu düşününce öfkeden deliye döndü. Kendi kendine onlara da küfürler ederek yatağına gitmek için arkasını döndü. O sırada kulübede bir değişiklik fark etti. Büyük bir değişiklik. Duvarlardaki duvar kâğıtları yok olmuş, tam bir döküntü halindeydi. Zemin kum, toz ve toprak içindeydi. Ayrıca yatağının üzerindeki temiz nevresim kararmış, yıpranmış, yıllarca burada beklemiş gibi eskimişti. Tavandan örümcek ağları sarkıyor, etrafta böcekler geziniyordu. Masaya doğru döndüğünde üzerindeki kâğıtların yıpranıp sarardığını, kalemlerin ise parçalanmış bir halde olduğunu gördü. Kulübe resmen bir harabe halindeydi. Sanki yıllarca kullanılmamış, terk edilmiş bir mekân gibiydi. Henry buraya ilk girdiğinde, buranın harika bir olduğuna adı gibi emindi. Buraya gelirken sarhoş değildi. Şu an uyumuyor, rüya görmüyordur. Şimdi anlamıştı. Onu buraya getirenler sırf onu korkutmak, onun aklıyla oynamak için o uyurken gelmiş ve kulübeyi bu hale getirmişlerdi. Henry bunu anlayınca çılgına döndü. Hemen pencereyi açıp başını dışarı uzattı ve var gücüyle bağırdı.</p>
<p>“Sizi adi şerefsizler! İlanda böyle şeyler yazmıyordu. Sahtekârlar! Buradan defolup gidiyorum, alın paranızı...”</p>
<p>Henry pencereden uzaklaşıp kapıya gitti. Kapı tokmağını çevirip açmaya çalıştı ama kapı açılmadı. Anahtar hala üzerindeydi, öfkeli bir şekilde anahtarı çevirip tekrar denedi ama kapı yine açılmadı. Henry bu kez daha da öfkelendi. Kapıyı tokmağından tutup birkaç kere sarstı, hala kendi kendine söyleniyordu.</p>
<p>“Bunları beni korkutmak için yapıyorsunuz, biliyorum ama işe yaramayacak. Açın şu kapıyı!”</p>
<p>Ama kapı açılmadı, hiçbir ses duymuyordu. Etrafta kimse yoktu. Kapıyı dışarıdan onların kilitlediklerine emindi. Kapıdan uzaklaşıp öfkeli bir şekilde kulübenin içinde volta atmaya başladı. Parmaklarını saçlarının arasına doladı ve öfkeli bir şekilde bağırdı. O sırada bir ses duydu, sonunda birileri gelmişti. Hemen pencereye koştu, dışarı baktı ama kimseyi göremedi. Muhtemelen onu daha çok korkutmak için ondan gizleniyordu. Bu iş kocaman bir oyundu, demek telefondaki adamın bahsettiği intihar olayları bu şekilde gerçekleşiyordu. O insanları bu şekilde intihara sürüklemişlerdi.</p>
<p>“Burada olduğunuzu biliyorum! Bunları sizin yaptığınızı biliyorum. O insanlara da bunları yaptığınızı biliyorum.” Henry durakladı. Belki de intihar vakası da tamamen yalandı, böyle bir şey hiç olmamıştı. Onu korkutmak, ilgisini çekmek için böyle bir şey söylemişlerdi. “Şehre döner dönmez sizi dava edeceğim.” diye ekledi Henry bağırarak. Sonra pencereden çıkmak için bir bacağını pervazın dışına attı. O sırada tuhaf bir şey oldu. Biri şey ayağını sıktı, Henry pencereden dışarı aşağı baktı ama hiçbir şey göremedi, etrafta kimse yoktu. Bu nasıl olmuştu anlayamadı. Ayağını birkaç kere sarstı ve hemen geri içeri soktu. O sırada suratının tam ortasına sert bir darbe aldı. Bu darbenin etkisiyle serseme döndü. Korku dolu gözlerle etrafa bakındı ama hiçbir şey göremedi.</p>
<p>“Bu da ne... Neler oluyor?”</p>
<p>Henry bu olanlara mantıklı bir açıklama getirmeye çalıştı ama bunun hiçbir mantıklı açıklaması yoktu. Olamazdı da... Resmen görünmez bir şey tarafından yumruk yemişti. Henry korku dolu gözlerle etrafa bakınıyor, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Hemen masanın üzerindeki gaz lambasını alıp pencereye yaklaştı. Lambayı pencerenin dışına çıkardı, etrafa bakınırken dışarıdan esen rüzgâr anında kesildi ve gaz lambası, üzerindeki cama rağmen söndü. Henry kendi kendine küfürler sayarak, el yordamıyla masaya yaklaştı. Bir kibrit buldu ve gaz lambasını yakmak için üzerindeki camı çıkarmaya çalıştı, ama elini aniden geri çekmek zorunda kaldı. Cam çok sıcaktı. Bu kez bir mum yakmak istedi. Mumu yaktığı sırada yüzüne bir darbe daha yedi. Henry'nin canı bu kez daha çok yandı. Burnunu tutarak, boğuk bir sesle gevelemeye başladı.</p>
<p>“Ne oluyor?  Ne yapmaya çalışıyorsunuz ha? Tamam siz kazandınız, paranızı falan istemiyorum.”</p>
<p>Henry burnundan güçlükle nefes alamaya çalışıyor, ancak genzi yanıyordu. Ağzından nefes almaya başladı. Aynı anda mumu tekrar yakmaya çalıştı. Mum yandı ancak bu kez de dışarıdan içeriye şiddetli bir rüzgâr girdi. Büyük bir dalga gibiydi, geldi ve gitti. Henry bu rüzgâr dalgasından dolayı bir an donarak öleceğini sandı. Çünkü oldukça soğuk, buz gibi bir rüzgardı bu. Artık bu olanlara mantıklı bir açıklama getiremiyordu. Dışarıdaki adamlar buraya gelip kulübenin içini değiştirebilirdi. Ama görünmez bir el ya da şiddetli, buz gibi bir rüzgâr oluşturamazlardı. Hayır, bunu yapmazlardı. Bu başka bir şeydi. Dışarıda onu izleyen adamlarla hiçbir alakası yoktu. Görünmez, kötü bir güç... Henry yaktığı mumu eline alıp ağır ağır kendi etrafında bir tur attı. Her şey dökülüyor, her şey çürüyor, her şey eskiyordu. Hem de gözlerinin önünde. Bunu kimse yapmıyordu, bunlar kendiliğinden oluyordu. Bunların hepsi gözlerinin önünde oluyordu. Biraz sonra elindeki mum eriyip, bir su gibi ellerini etrafından akıp yere süzüldü. Bütün mum ellerine yapışmıştı. Henry acıyla, bir hayvan gibi uludu. Canı fena yanıyordu, elindeki mum kalıntılarını yatağın nevresime sürerek temizlemeye çalışıyordu. Diğer yandan da acından suratı yanıyordu. O sırada bir şey hissetti. Bir çift el boğazına yapıştı ve sıkmaya başladı. Henry doğruldu ve ellerini boğazına götürdü, boğazını sıkan ellerden kurulmaya çalışıyordu ama ortada bir el falan yoktu. Boğazı, tamamen görünmez bir şey tarafından sıkılıyordu. Henry arkasını döndüğünde karşısında silik, belli belirsiz bir şey gördü. Simsiyah, ağzı ve gözleri kocaman bir yaratık. İnsana benzer hiçbir yanı yoktu. Görüntü hemen kayboldu, neredeyse anlık bir görüntüydü. Sanki Henry'nin sorusuna cevap vermek için kendisini birkaç saniyeliğine göstermiş, sonra hemen kaybolmuştu. Henry tam bilincini kaybetmek üzereyken, görünmez güç onu serbest bıraktı. Henry tekrar nefes almaya başladı. Derin derin nefes alıp verirken, siyah bir toz bulutunun pencereden dışarı çıktığını gördü. Zifiri karanlığa rağmen... Bunu görünce hayaletin gittiğini düşündü. Hemen pencereyi kapattı. Sonra bir mum daha yaktı. Etrafa bakınırken, hayaletin buraya tekrar girmesini engelleyecek bir şey buldu. Zemindeki tahta parçaları, çekiç ve çiviler. Hemen tahtaları alıp pencereye yerleştirdi ve hepsine çiviler çaktı. Pencere kapandığına göre sıra kapıdaydı. Kapı zaten açılmıyordu ama her ihtimale karşı kapıyı da tahtalarla tamamen kapatacaktı. Adamlar gelip onu buradan alana kadar da açmayacaktı. Kapıyı da tamamen kapattıktan sonra kendisini artık güvende hissediyordu. Artık rahatlamıştı. Bir an önce sabah olmasını ve bu eziyetin buşona ermesini istiyordu. Tam yatağa oturduğu sırada, aniden ayağa fırladı. Kalçasının altında, yumuşak ve ıslak bir şey hissetmişti. Korkarak yorganı açtı ve yatağa baktı. Hiçbir şey yoktu. Sonra birisi onu yatağa doğru itti, Henry yatağa devrildi. Ağır ağır doğrulup etrafına bakınırken, ellerinde bir ıslaklık hissetti. Mum ışığına yaklaşıp ellerine baktı. Elleri ve üzeri kanlar içindeydi, yatağa döndü ama hiçbir şey göremedi. Tekrar ellerine baktığındaysa ne ellerinde ne de üzerinde hiçbir şey göremedi.</p>
<p>“Ne bu? Lanet olsun... Her ne haltsan benimle uğraşmayı bırak, tamam mı?” diye bağırdı Henry. Gözlerinden yaşlar akmaya, sesi titremeye başlamıştı. Artık korkuyordu. Hem de deli gibi korkuyordu. Mumun ölgün ışığında etrafına bakınırken zemindeki tozların ve toprağın, ağır ağır havalandığını gördü. Her şey tavana çakılıyor, sonra bir hortum gibi odanın içinde oradan oraya dönüp dolanıyordu. Henry ağzını ve burnunu kapattı. Tozlar gözlerinde de giriyordu, gözlerini de sıkıca kapattı. Artık nefes almakta zorlanıyordu. Hemen yere, dizlerinin üzerine çöktü. Başını kollarının arasına alıp tozlardan korunmaya çalıştı O sırada başına sert bir darbe aldı, yan bir pozisyonda yere devrildi. Artık havada tozla uçuşmuyordu ama birisi ya da her ne ise onu sert bir şekilde dövüyordu. Henry yerden kalmaya çalıştı, zor da olsa başardı. Sonra kapıya gitti. Biraz önce tahtalarla sıkı sıkı kapatmıştı. Karnına bir darbe daha aldığında, acıyla iki büklüm oldu. Sonra pencereye koştu, onu da tahtalarla kapatmıştı. Tahtaların birkaçını sıkıca kavrayıp sökmeye, yerinden çıkarmaya çalıştı ama başaramadı. Sonra yerdeki çekici alıp tahtaları kırmaya çalıştı ama bunu da başaramadı. Hiçbir şey yapamıyor, buradan dışarı çıkamıyordu. Buraya sıkışıp kalmıştı. Henry’nin nefesi kesilmeye başladı, Yine boğazı sıkılıyordu. Bu kez hem yediği dayakların onu bitkin düşürmesinden hem de yorgunluktan dolayı bu güce daha fazla direnemedi. Kulübenin içinde oradan oraya savrulup duvarlara çarptıktan sonra yere yığıldı. Artık yapabileceği bir şey yoktu. Son nefesini çoktan vermişti, artık geriye ruhunu vermek kalıyordu. Bir süre sonra artık hareket etmiyor, kalbi atmıyordu. Henry ölmüştü. Saat tam yediyi gösterdiğinde, patron ve kulübeyi gözetleyen adamlar kapıyı anahtarla kolay bir şekilde açıp çeri girdiler. İçerisi ferah ve aydınlıktı. Çiçekli duvar kâğıtları, yiyecekler, Henry'nin buraya ilk geldiğinde yazdığı ilk ve son notları, yerdeki yiyecekler, tahtalar, çiviler ve çekiçler... Her şey yerli yerinde duruyordu. Yatak nevresimi hala tertemizdi. Pencere ardına kadar açık olmasına, içerisi temiz havayla dolamasına rağmen içerideki parfüm kokusu hala etkisini sürdürüyordu. Farklı olan tek şey buraya canlı giren Henry’nin yerde, ölü vaziyette yatmasıydı. Yere sırt üstü uzanmış, bacaklarını açmış, ellerini kendi boğazına dayamıştı. İmkânsızı başarmış ve kendisini boğarak intihar etmişti. Bu harika kulübe, kimsenin anlamadığı bir şekilde bir kişiye daha mezar olmuştu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SADAKA</title>
<link>https://fikirizleri.com/sadaka</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sadaka</guid>
<description><![CDATA[ Bazen öyle bir an olur ki; bu kadarı olmaz dersin ama olur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_697dc6d12b8bd.webp" length="72406" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 12:10:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Karadağ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>O gün hastanenin yoğun olmadığı bir gündü bir şey çıksa da kendimi dışarı atsam diye düşündüm. Sonra Doktorumun köy ziraate günü olduğunu hatırladım. Sevdiğim hemşire arkadaşım bana sende gel dedi. Gerekli izinleri aldım ve onlara katıldım.<br>Yolculuk köydeki ziyaretler yaşlı teyzelerle sohbet derken zaman geçti. Bende hemşire arkadaşıma yardım ettim. Nihayetinde tansiyon bile ölçebiliyordum. Şehirden uzaklaşmak iyi gelmişti . İnsanın bir köyü olmalı diye düşünürken,  bir horoz sesiyle irkildim. Ziyaretler bitmiş ve dönüş yoluna girmiştik. <br>Arabayı sen kullan istersen dedi arkadaşım tamam dedim . Direksiyona geçtim. Kıvrımlı yolları bir bir ilerlerken içimde bi his belirdi. Ne olduğunu anlayamadım. Bir viraj , bir viraj daha derken son virajı  alamadım. O an uçurumun kenarına takılı kaldık. <br>(saat: 14:35 )Herkes susmuştu. Birbirimize baktık. Arabadan aşağı teker teker indik. En son ben kaldım ama arama nasıl sallanıyordu. Korku değildi yaşadığım değişik bir hisle bekliyordum. Ve sonunda bende indim. Sonra başka bir  araçla  şehre döndük.<br>Burnumuz kanamadan kurtulmuştuk. Herkes o şoku atlatmaya çalışıyordu ve direk eve geçtim. Anneme olanları anlattım. Annem gülümsedi gözleri doldu. <br>“Bugün kursda annesiyle yaşayan yetim bir kıza bir miktar para verdim. Kadın da bana öyle içten dua etti ki. “Allah çocuklarını kazadan beladan korusun “dedi.  Genelde "Allah ne muradın varsa versin" falan der diye bekledim ama kadın direk böyle söyleyince, gözüm saate ilişki . (Saat:14;30) Nerdeyse senin kaza geçirdiğin saatle aynı.  Niyetimin böyle kısa sürede tecelli etmesi beni mutlu etti. Verilmiş sadakanız varmış kızım”dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sessiz Operasyon</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessiz-operasyon</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessiz-operasyon</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696d485bf133b.webp" length="38414" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 23:54:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sessiz Operasyon<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Yoğun iş temposundan biraz olsun rahatlamak için gittiğim Didim’deki yazlık evime geldiğim için çok mutluydum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Mutluydum mutlu olmasına da bir de bu korkunç olayı yaşamasaydık.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Didim’e geldiğimde güneş ortalığı kavuruyordu. Gündüzleri sakin, geceleri ise kalabalıktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Didim’e geldiğimi haber alan arkadaşım Bülent, bize uğradı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşım Bülent’in yüzü gülüyordu. Fazla gülüyordu hatta.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Akşam bir yere gidelim,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Takıldığım bir ortam var. Kafanı dağıtırsın.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ortam” kelimesi kulağıma her zaman fazla yuvarlak gelmiştir. İçine her şey girer, ama ne olduğunu kimse söylemez. Yine de tatildeydik. İnsan tatilde şüphelerini denize bırakmak istiyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Akşamüstü güneş batarken çıktık evden. Didim’in merkezinden uzaklaştıkça sokaklar daraldı, sesler azaldı. Arabanın içi klimaya rağmen sıcaktı. Camdan gelen rüzgâr tuzluydu ama ferahlatmıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Mekân sahile yakın değildi. Daha çok, unutulmuş bir bahçeye benziyordu. Yüksek duvarlar, içeride loş ışıklar. Kapıda duran adamın bakışı uzun sürdü. Kim olduğumu sormadı ama kim olmadığımı tarttı sanki.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Masaya oturduğumuzda ilk dikkatimi çeken şey, kimsenin telefonuna bakmamasıydı. Telefonlar masanın ortasında değildi. Cepte de değildi. Görünürde yoktu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Burada böyle,” dedi arkadaşım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Daha rahat.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Rahat kelimesinin içi boştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Tedirgin olmadım desem yalan olurdu. Pek hoşuma gitmedi bu durum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir süre sonra masaya gelenler oldu. Beni tanıştırdılar ama isimler aklımda kalmadı. Zaten kimse isimle çağrılmıyordu. Herkes birbirine lakapla, bakışla, baş hareketiyle sesleniyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir adam vardı. Konuşmuyordu. Ama herkes konuşmadan önce ona bakıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İlk kez o an anladım:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Biz davet edilmemiştik.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Biz çağrılmıştık.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşımın eli titriyordu. Bunu sadece ben fark ettim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Eğilip kulağıma fısıldadı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Sonra anlatırım.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu cümle, tatilin bittiği andı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gece ilerledikçe ortam ağırlaştı. Alkol vardı ama ben alkol kullanmıyordum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Mekanda kahkaha vardı ama neşesi yoktu. Bir ara adamın biri bana döndü:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Sen yabancısın galiba.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“İstanbul,” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gülümsedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“İstanbul insanı burayı seviyor. Rahat sanıyor.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir şey demedim. Çünkü rahat olmadığımı fark etmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Çıkarken arkadaşımı kolundan tuttular. “Bir dakika” dediler. O an zaman durdu. Bahçedeki ışıklar daha sarı, duvarlar daha yakın geldi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sonra bıraktılar onu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arabaya bindiğimizde arkadaşım direksiyona başını koydu. Konuşmadı. Motoru çalıştırmadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Artık anlat,” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başını kaldırmadan konuştu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu işten çıkmam lazım.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ne işi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Uyuşturucu,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ve beni bırakmıyorlar.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Didim gecesi ilk kez gerçekten karardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İlk kez Didim’e geldiğimde kendimi bu kadar tedirgin hissediyordum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arabayı sonunda çalıştırdı. Didim’in gece ışıkları yol boyunca arkamızdan akıyordu. Ne o konuştu ne ben. İnsan bazı sessizliklerin bozulmaması gerektiğini bilir. Bu onlardan biriydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Eve vardığımızda saat ikiye geliyordu. Balkona çıktım. Deniz görünmüyordu ama kokusu geliyordu. Normalde insana iyi gelir. O gece midemi bulandırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Borç,” dedi arkamdan.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Dönmedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Borç mu?” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Para değil,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“İş.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İş kelimesini söylerken sesi çatladı. Sanki kelime boğazına takılmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bir şey taşıdım,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bir kere. Sonra bir kere daha.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sonrası gelmeye başladı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Çık,” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bunu söylerken ne kadar naif olduğumu fark ettim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Çıkılmıyor,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bırakırsan, bedelini ödüyorsun.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Nasıl bir bedel?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu sefer cevap vermedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sabaha karşı uyuyakaldım. Rüyamda kapı çalıyordu. Açıyordum, kimse yoktu. Sadece yerde bir anahtar duruyordu. Uyandığımda kapı gerçekten çalıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Saat yediydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kapıyı açtığımda iki adam vardı. Güleryüzlüydüler. Fazla güleryüzlü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bir kahve içelim dedik,” dedi biri.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Arkadaşın evde mi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşım salondan çıktı. Yüzü bembeyazdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Beş dakika,” dedi adamlardan diğeri.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Deniz kenarında.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gitmeden önce bana baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bakışında bir tehdit yoktu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu daha kötüydü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Deniz kenarında oturduklarını uzaktan gördüm. Konuşmalarını duymadım ama beden dili yeterliydi. Arkadaşımın omuzları düşüktü. Adamlarınki değil.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Eve döndüklerinde arkadaşım doğrudan banyoya girdi. Kapıyı kilitledi. İçeriden su sesi gelmedi. Sadece nefes.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Telefonum titredi. Bilinmeyen bir numara.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Açmadım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir dakika sonra mesaj geldi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Misafirperverliği severiz.<br>Ama meraklı misafir istemeyiz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Altında imza yoktu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşım banyodan çıktığında gözleri kıpkırmızıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Beni bu akşam götürecekler,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Nereye?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bilmiyorum.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Gitme.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gülümsedi.<br>“Bak,” dedi.<br>“Onlar ‘gel’ diyor.<br>Ben ‘gitmiyorum’ diyemiyorum.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Öğleden sonra araba değişti. Bizim arabayı kullanmadılar. Siyah bir SUV geldi. Plakasını göremedim; görmek istemediler zaten.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşımı almadan önce içeri giren adam bana döndü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Tatili uzatmayı düşünüyordun galiba,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Didim insanı bırakmaz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kapı kapandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O an anladım:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu sadece onun meselesi değildi artık.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Telefonumu elime aldım. Rehberdeki isme baktım. Aramamam gerektiğini biliyordum. Ararsam bir şeylerin geri dönülmez şekilde değişeceğini de.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ama değişmişti zaten.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Aradım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Telefon iki kere çaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal,” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Karşıdan tanıdık bir nefes geldi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Konuş,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Başım belada,” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ve yalnız değilim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir süre sessiz kaldı. Sonra sadece şunu söyledi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yerinden ayrılma.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Telefon kapandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Didim’de güneş yükseliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ama artık gölge çoktu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşımın bindiği arabanın arkasından bakarken, bir insanın ne kadar hızlı yalnız kalabildiğini düşündüm. Motor sesi kaybolduğunda Didim yine sıradan bir yazlık kasaba gibiydi. Sahilde insanlar yürüyordu. Bir yerde çocuklar bağırıyordu. Kimse bir şeyin eksildiğini fark etmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Akşam çöktüğünde telefonum hâlâ sessizdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Saat dokuzda mesaj geldi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Yine bilinmeyen numara.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Merak, insanı yanlış yerlere götürür.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Altında bir konum vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gitmemem gerektiğini biliyordum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ama gitmediğim her dakika, onun içeride geçirdiği bir dakikaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Konum, yarım kalmış bir siteye çıkıyordu. İnşaat durmuş, doğa geri almaya başlamıştı. Betonlar yosun tutmuş, demirler paslanmıştı. Işık yoktu. Sadece bir dairenin penceresinde sarı bir loşluk vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İçeri girdiğimde beni bekliyorlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşım sandalyeye oturtulmuştu. Elleri bağlı değildi ama hareket etmiyordu. Hareket edemeyeceğini biliyordu. Bu daha etkiliydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Karşımda oturan adam konuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sesi sakindi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Arkadaşını seviyorsun,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu iyi bir şey. Ama pahalı, bedeli ağır.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Beni ilgilendiriyor mu bu?” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Artık evet,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Çünkü sen de buradasın.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Masaya bir telefon bıraktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Benim telefonumdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bizimle iletişimi seviyoruz,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ama kontrolsüz olanını değil.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşım bana baktı. Gözlerinde bir şey yoktu. Ne korku, ne umut. Sadece yorgunluk.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bir yanlış anlaşılma var,” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Adam başını salladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yanlış anlaşılma yok,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Sadece yanlış yerde yanlış insanlarla doğru bağ kurdunuz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Beni dövmediler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bağırmadılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Tehdit etmediler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bıraktıklarında gece yarısını geçmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arabaya bindiğimde ellerim titriyordu. Kontağı çeviremedim. Telefonum geri verilmişti. İçinde sadece tek numara silinmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O an ilk defa gerçekten korktum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Telefonu yeniden kaydetmedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ezberden aradım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Telefon çaldı. Bir. İki.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Konuş,” dedi Bilal.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Onu aldılar,” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Benim telefonumu kontrol ettiler. Senin numaranı sildiler.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Normal,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Devam et.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bir şey yapmadılar,” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu daha kötü.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal nefes aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Evet,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu, henüz bitirmediklerinin işaretidir.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ne yapacağım?” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Şimdi beni dinleyeceksin,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Sözümü kesmeyeceksin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kendi başına hiçbir şey yapmayacaksın.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Onu öldürürler mi?” diye sordum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir saniye sustu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Eğer bu gece yalnız kalırsan,” dedi,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Evet.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Boğazım düğümlendi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Şimdi,” dedi,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yerini söyle. Ama kimseye görünmeden.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Konumu anlattım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Güzel,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Arabanı değiştir. Işık altında durma.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Telefonunu şarja tak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ve şu cümleyi unutma:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu iş Narkotik’le başladı ama buradan sonra cinayet ihtimali var.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yani…?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yani,” dedi,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ben artık içindeyim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Telefon kapandı. Didim o gece sessizdi. Ama artık yalnız değildim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gözlerini bağlamadılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu, başta iyi bir şey gibi geldi. Sonra anladı ki insan gördüğü şeyleri unutamıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Oda küçüktü. Penceresi yoktu. Beton duvarlar nemliydi. Bir köşede paslı bir yatak, yerde boş su şişeleri. Saat yoktu. Zamanı, sadece içeri girip çıkan ayak seslerinden tahmin ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İlk gece kimse konuşmadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sadece beklediler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İkinci gün bir adam geldi. Elinde dosya yoktu, defter yoktu. Soru da sormadı. Sandalyeyi karşısına çekip oturdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Borç,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşım başını kaldırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ne borcu?” diye sordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Adam gülümsedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Hatırlamadığın borçlar en pahalı olanlardır.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir kâğıt uzattı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Rakam yoktu. İsim yoktu. Sadece bir tarih vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu tarihte bir iş var,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yaparsan borcun biter.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yapmazsam?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Adam ayağa kalktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yapmamak diye bir seçenek yok.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Giderken durdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu arada,” dedi,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Arkadaşın meraklı biri. Merak bazen bulaşıcıdır.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kapı kapandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O an ilk kez titredi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gece rüyasında denizi gördü. Uzakta biri yüzüyordu ama yardım istemiyordu. Uyandığında boğazı yanıyordu. Bağırmamıştı ama içi kanıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Üçüncü gün suyu unuttular.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Dördüncü gün ışığı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Beşinci gün, konuşmak için can atıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kim olursa olsun.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal masasında oturmuyordu. Masada oturan polis, karar veren polistir. Başkomiser Bilal o gün karar vermiyordu; hareket ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Resmî hiçbir şey yoktu. Dosya açılmamıştı. İsim yazılmamıştı. Ama telefonlar çalıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İlk aradığı kişi eski bir Narkotikçiydi. Emekliydi ama hâlâ dinlenmiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Didim,” dedi Başkomiser Bilal.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Karşıdan kısa bir kahkaha geldi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yazlık suçlar,” dedi adam.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“En pis olanlarıdır.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bana son üç ayda yarım kalan dosyaları söyle,” dedi Başkomiser Bilal.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ölüm olmayanları özellikle.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İkinci telefon liman tarafınaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Balıkçı gibi görünen ama balıktan başka her şeyi taşıyan birine.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu hafta gece hareketi var mı?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Var,” dedi adam.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Normalden fazla sessiz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu cevap Başkomiser Bilal’in hoşuna gitmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Üçüncü telefon genç bir polise gitti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Resmî değil,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Sadece bakacaksın. Plaka yazmayacaksın. İsim sormayacaksın. Sadece kim, nereye, ne sıklıkla.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal defter kullanmazdı. Her şeyi kafasında tutardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ve kafasında ilk kez bir şey yerine oturuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Didim küçük yerdi. Ama suç, küçük yerde daha çok iz bırakırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Çete hızlıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ama acele etmeye başlamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşını bir geceliğine başka bir yere aldılar. Daha “güvenli” olduğunu düşündükleri bir depoya. Aynı gece iki araç kullandılar. Aynı güzergâhı iki kez geçtiler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal’in genç polisi bunu fark etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Aynı araba,” dedi telefonda.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“İki tur.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal sustu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sonra sadece şunu sordu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Kaç kişi indi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Üç,” dedi genç polis.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Biri içeride kaldı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal gözlerini kapadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu, çetenin ilk hatasıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Çünkü bekçi bırakan adam, bir şeyi koruyordur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Korunan şey ya paradır…ya da insandır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ve insan korunuyorsa, pazarlık vardır. Pazarlık varsa da zaman vardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal telefonu kapattı. Derin bir nefes aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Tamam,” dedi kendi kendine.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Şimdi başlıyoruz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal sahayı daraltırken kimseye “baskın” kelimesini söylemedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Çünkü baskın, ancak bekleniyorsa işe yarar. İlk hamlesi bilgiyle oldu. Yanlış bilgiyle.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Narkotik’te hâlâ borçlu hissettiği bir memur vardı. Resmî kaydı olmayan, ama kulağı açık biri.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bir ihbar düşmüş,” dedi Başkomiser Bilal.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Didim’deki yazlık sitelerden biriyle ilgili.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Hangisi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal güldü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Henüz bilmiyoruz. Ama arıyorlar.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu cümle iki saat içinde üç farklı kulağa gitti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ve yanlış bir yerde yankılandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Aynı gece, çetenin adamlarından biri telefonunu denize attı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir diğeri arabasını değiştirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Üçüncüsü, “bir süre görünmeyelim” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Hiçbiri tek başına hata değildi. Ama birlikteyken panikti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İkinci hamle sessizlikti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal iki gün boyunca hiçbir şey yapmadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Aramadı. Sormadı. Görünmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Suç dünyası sessizliği sevmez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sessizlik, yaklaşan bir şeyin işaretidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Üçüncü hamle ise en tehlikelisiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir gölge.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gece yarısı, yarım kalan sitenin önünden bir sivil araç geçti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Işıklar kapalıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ama içindeki telsiz bir anlığına açık kaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sadece bir kelime duyuldu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Merkez.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O kelimeyi duyan adam, sabaha kadar uyumadı. Çete toplantısı kısa sürdü. Uzun toplantılar güven isteyenlerin işidir. Bunlar artık güvenmiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bir köstebek var,” dedi biri.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yok,” dedi diğeri.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Polis var.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu cümle odayı ikiye böldü. Arkadaşım bir köşede oturuyordu. Konuşmasına gerek yoktu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Artık herkes ondan şüphe ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Telefonu kim kontrol etti?” diye sordu lider.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Cevap yok.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Araba değiştirildi mi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Evet.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Kim söyledi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sessizlik.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Lider masaya vurmadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bağırmadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu, en kötüsüydü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu iş uzadı,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu gece bitiriyoruz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşımın kalbi sıkıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Nasıl?” diye sordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Lider ona baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ya borcun bitecek,” dedi,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ya sen.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O an anladı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Pazarlık bitmişti. Başkomiser Bilal saatine baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">02.40.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Telefonu cebine koydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Artık konuşma zamanı geçmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Narkotik’ten gelen ekip sessizdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Cinayet Büro’dan gelenler daha sessiz. Başkomiser Bilal fısıldadı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Kimse kahramanlık yapmıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kimse hızlanmıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Herkes gördüğünü rapor ediyor.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Yarım kalmış sitenin etrafı nefes almadan sarıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Işık yoktu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ama herkes her şeyi görüyordu. Başkomiser Bilal kulaklığa eğildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“İçeride kaç kişi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Üç.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Rehin?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Kızgın ama canlı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bilal gözlerini kapattı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir saniye.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sonra açtı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Giriyoruz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Aynı anda kapı açıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Didim o gece, ilk kez gerçekten uyandı. Kapı tekmeyle açılmadı. Sessizce çözüldü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İlk giren gölgeydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İkincisi nefes.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Üçüncüsü karardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Polis.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu kelime bağırılarak söylenmedi. Ama duyan herkesin içinden bir şey koptu. Bir adam elini kaldırdı. Bir diğeri dondu. Üçüncüsü silaha uzandı ama geç kaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Yerdeki sesler kısa sürdü. Kimse kahramanlık yapmadı. Kimse ölmek istemiyordu. Arka odada arkadaşım vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Yerde, sırtı duvara yaslı. Gözleri açıktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bitti,” dedi biri.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Arkadaşım başını kaldırdı. Bana baktı. Sonra ilk kez gerçekten nefes aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Geçti mi?” diye sordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Geçti,” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ama ikimiz de biliyorduk: <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bazı şeyler geçmez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Çete lideri kaçmamıştı. Kaçabilecek zamanı vardı. Ama kalmıştı. Bilal karşısına geçti. İkisi de ayaktaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Aralarında masa yoktu. Silah yoktu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Beni tanıyor musun?” dedi lider.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal başını iki yana salladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Tanımıyorum,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Tanımam da gerekmiyor.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu çocuk için mi geldin?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal kısa bir an arkadaşımı süzdü. Sonra lidere döndü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Hayır,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu çocuk bahaneydi.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Lider kaşlarını çattı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“O zaman neden?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal sesini yükseltmedi. Ama odadaki herkes sustu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Çünkü sen,” dedi,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Kendini görünmez sandın.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Lider gülümsedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Kimse ölmedi,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Cinayet yok.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal bir adım yaklaştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Henüz yok.” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Güneş doğarken Didim yine güzel görünüyordu. Deniz sakin, sokaklar sessizdi. Kimse gece olanları konuşmuyordu. Arkadaşım arabanın içinde uyuyordu. Başını cama yaslamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Uyurken bile elleri titriyordu. Başkomiser Bilal sigarasını yaktı. Dumanı denize doğru üfledi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Borç bitti mi?” diye sordum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bazı borçlar,” dedi,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Hayatta kalınca başlar.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir süre sustuk.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bir daha aramam umarım,” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal bana baktı. Gözleri yorgundu ama sakindi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sonra hikâyenin akılda kalan cümlesini söyledi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><i><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“İnsanlar sanıyor ki biz ölü gelince işe başlarız.<o:p></o:p></span></i></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><i><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Oysa bazen…<o:p></o:p></span></i></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><i><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">biri ölmesin diye bütün bu karanlığa gireriz.”<o:p></o:p></span></i></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sigarasını söndürdü. Arkasını döndü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gitti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Didim güneşin altında pırıl pırıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ama ben artık biliyordum:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bazı tatiller insanın içinde hiç bitmez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu yaz tatili de aynen böyle oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kırık Oyuncak</title>
<link>https://fikirizleri.com/kirik-oyuncak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kirik-oyuncak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696d05ea09ab8.webp" length="35368" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 18:27:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Evimizde yanan sobamız sadece salonumuzu değil tüm aileyi bir arada tuttuğundan içimizi de ısıtıyordu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yemekler salonda yeniyor, sohbetler ediliyor, üzüntülerimiz, hüzünlerimiz, kahkahalarımız hep salonda yaşanıyordu. Kardeşimle olan tüm oyunlarımızı burada oynuyorduk.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Annem, elinden bırakmadığı örgüsünü alıp örmeye başladı. Kış başlayalı kaçıncı kazak, hırka olmuştu bilmiyorum. Devamlı bir şeyler örerdi. Babam ve abilerim, televizyonun başına geçip izlemeye koyuldular.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Benden iki yaş küçük kardeşimle benim ise televizyon pek merakımızı çekmiyordu. Her akşam yaptığımız gibi küçük salonumuzun ortasında, bize yetmeyen alanda oyuncaklarımızla oynamaya başladık.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Her ikimizin oyuncaklanı kırık ve eskiydi. Hiçbir zaman yeni oyuncağımız olmadı. Başka çocukların eskitip yüz çevirdiği oyuncaklara mecburduk. Ancak bundan hiçbir zaman ne kardeşim ne de ben şikâyetçi olmadık. Bizim için önemli olan oyuncakların yeni olması değil, onlarla vakit geçirirken kurduğumuz hayal dünyasıydı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kardeşim, salonu boylu boyunca kaplayan halının bir ucunda, ben ise sobaya yakın diğer ucunda kendimizce kurduğumuz oyunlarımızla meşguldük. Kardeşim ayakları kırık, üzerindeki renkleri çoktan solmuş, ışıkları yanmayan robotunu diğer kırık dökük oyuncaklarıyla savaştırıyordu. Onları birbirine çarparak ağzından tuhaf sesler çıkarıyor, bir patlama sonucu havaya kaldırdığı oyuncaklarını tekrar yere koyuyordu. Her yer kan revan içindeydi. Bu kadar vahşet küçük salonumuza fazlaydı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Benim oyuncaklarımın tümünü ise arabalar oluşturuyordu. Tekerlekleri olmayan arabalarımı sürme şansım yoktu. Kırık arabalarıma futbol oynatmak bana daha çok keyif veriyordu. Hayalimdeki futbolcuların yerine koyuyordum onlanı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Arabalarımı modellerine göre iki takıma ayırdım. Model dediğime bakmayın. Görünüşlerinin güzelliğine göre ayırdım. Annemin bir tarafı yırtık olan terliklerinden kale yaptım. Abimin bilyelerinin içerisinden, üzerinde desen bulunmayan, her yanı beyaz bır bilyeyi de top olarak kullandım.</span></p>
<p class="p2">Maç hayli çekişmeli başladı. Birbiri ardına atılan goller beni heyecanlandırıyordu. Oyuna kendimi o kadar kaptırıyordum ki kıyamet kopsa umurumda olmazdı. Açık olan televizyonun varlığından bile haberdar değildim. Zaman, benim için durmuştu. Salonda sadece ben ve arabalarım vardı. Atılan goller sonrası tekerlekleri olmayan arabalarımı havaya kaldırıp sevinç gösterileri bile yapıyordum. Maç esnasında top yerine koyduğum beyaz renkli bilyem bazen sahanın dışına çıkıp kardeşimin oyun alanına giriyordu.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Oyunun başlarında halının desenine göre belirlediğim maç sahasının o kenarından taç atışı yapıyordum.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Oyunum o kadar heyecanlı olmuştu ki saha kenarı olarak belirlediğim alan artık bana yetmiyordu. Kenarda yedek olarak beklettiğim kırık arabalarımdan birkaç tanesini daha maçın içerisine alarak oyun alanımı genişlettim. Böylece kurduğum oyun daha bir gerçekçi daha bir heyecanlı olmuştu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Benim oyun alanım genişlerken kardeşimin oyun alanı aynı oranda daralmıştı. Kardeşim de bu durumdan hiç hoşnut olmadı. Zaten küçük olan salonumuzun ufak bir köşesine sıkışmak kardeşimin hoşuna gitmedi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Önceleri benim futbol topu olarak kullandığım beyaz bilyeyi benim tarafıma fırlattı, sonrasında futbolcularım olan kırık arabalarımı. Bu duruma tepkisiz kalamazdım. Haliyle sesimi yükseltip kızdım.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Babam önceleri pek umursamadı kardeşimle aramızda geçen sürtüşmeyi. Aldırış etmeden televizyonu izlemeye devam etti. Artık inada bindirmiştim. Büyüttüğüm oyun alanımı kaybetmeye hiç niyetim yoktu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Top yerine koyduğum beyaz renkli bilyeyi bilerek kardeşimin tarafına atıyor ve oyuncaklarımı o tarafa taşınıyordum. Aynı şekilde kardeşim de benden aşağı kalmayıp kendi kırık dökük oyuncaklarını benim olduğum tarafa atıyordu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İkimizin de buna sabrı kalmamıştı. Beraber gülüp oynadığımız salonumuzu paylaşamaz hale geldik.</span>Seslerimiz iyiden iyiye yükselerek televizyonun sesini bastırır hale gelince babam daha fazla dayanamadı.Oturduğu kanepeden kalkmadan, kaşlarını bir daha ayrılmayacakmışçasına çatarak ters bir bakış attı ve 'yeter' diye bağırdı. Babamın ani tepkisi karşısında ne olduğunu anlamayan kardeşim ve ben birden sus pus olduk. Kısa bir sessizliğin ardından sanki ilk konuşanın kazanacağını düşünerek hem kardeşim hem de ben itiraz edip birbirimizi suçlamaya başladık. Babam ise kimin haklı olduğuna bakmadan sorgusuz sualsiz cezayı bana kesti. Oturduğu kanepeden hışımla kalkıp benim hayalimde futbolcu yaptığım kırık arabalarımdan birazını gelişigüzel avucunun içine aldı. Diğer eline aldığı maşa yardımıyla sobanın üst kapağını açtı ve avucundaki tüm arabaları yanan sobanın içine attı.</p>
<p class="p1"><span class="s1">O an benim dünyam yıkıldı. Hemen sobanın içine girip oyuncaklarımı kurtarmak istedim ancak mümkün değildi. Geri dönüşü olmayan bu yolda, yanmanın acısı kalbime kadar işledi. Yanan kırık arabalarım değil, hayallerimdi. Bu acıya daha fazla dayanamayarak oturduğum yerden ok gibi firlayarak soğuk odalardan birine kaçtım. Kendimi somyanın üzerine atıp hıçkırarak ağlamaya başladım. Odanın soğukluğu umurumda değildi. Kalbimde yanan acı, bedenimdeki soğukluğu perdelemişti. Gözyaşlarımı, bu yangını dindirmesi için özgür bıraktım.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ertesi sabah, sobada yanıp kül olan kırık arabalarımdan arta kalanlara baktım. Çoğunluğu duruyordu. İki avucumun içine alarak sıkı sıkıya sarıldım onlara. Artık onlar benim için kaybedilmeyecek bir hazineydi. </span>Bu hazineyi kimsenin çalmasına izin veremezdim.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Sonraki günlerde kardeşimle birlikte yine evin salonunda kendimizce oyunlar oynadık. Ama hiçbir zaman o akşam yaşadığım olayın tekrarını yaşamak istemiyordum. O yüzden kardeşimin oyun alanına hiç müdahale etmedim. Onunla en ufak bir sürtüşmeye dahi girmedim.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şimdiki çocuklar gibi türlü türlü oyuncaklarım hiç olmadı. Tüm çocukluğum o tekerlekleri olmayan kırık arabalarımla oynatmakla geçti. Şimdi geriye dönüp baktığımda kurduğum hayal dünyası en büyük hazinem olmuş. Çekmecemi açtığımda herkesten sakladığım o kırık oyuncaklarımı görmek bana tarifi imkânsız bir mutluluk veriyordu.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KUZUM</title>
<link>https://fikirizleri.com/kuzum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kuzum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696bee6a0d24e.webp" length="20302" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 23:18:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda ERDEN</dc:creator>
<media:keywords>Anne kız</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span><b>KUZUM<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Zihninde aynı kelimeler dönüp duruyordu. Rüzgarın dahi konuştuğu bu gecede, her nesne nefes almadan konuşuyor, gürültü yapıyordu. Dışarıda yağmur ve fırtına, yüreğinde kor ateşler vardı Nejla’nın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ne demişti, boş konuşma Nejla, rüyanda görürsün Nejla, kızın burada gayet mutlu Nejla, hayatımızdan çık Nejla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Susmuyor, susmuyordu…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Gece boyunca düşündü durdu Nejla…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Kızını hayatının merkezine koymuştu, şimdi dünyası başına yıkılmıştı. Gözünden sakındığı , bugünlere (kızı 18 yaşındaydı) pamuklara sararak getirdiği kızı, çok uzaklardaydı. Liseyi okumak için gitmişti, babasının yanına, yurtdışına. Bitirince geri dönmedi. Hayattaki tek arkadaşını kaybetmişti Nejla. Gözünün Nur’u , o birlikte kıt kanaat geçindikleri yuvasını, annesini bırakmıştı. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Babasıyla kalıp şatafatlı bir yaşamı annesine tercih etmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Kızı henüz 3 yaşındayken ayrılmıştı eşinden Nejla. Anlaşamamışlardı. Yürümemişti. Kızını çok seviyordu. Birlikte yeniden bir hayat kurdular. Sakin, mütevazi, sıcak bir yuvaları oldu. Tüm zorluklara rağmen dimdik ayakta durdular, mutluydular. Kendi hayatındansa kızının hayatı için didinip durdu, çok çalıştı. Kimseye muhtaç olmadan güçlü kalabildiler. Tam da bu yüzden ondan ayrılmayı göze alabildi. Tek istediği kızının mutluluğuydu. Hayatın ona öğrettiği iç sefkate sarıldı. Çok özledi ama dayandı Nejla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Birden sıçradı, gök gürüldüyordu. En zayıf noktası bu olabilirdi. Şimşek korkusu. Gözlerini kapadı Nejla ,ışık çakınca içinden bir şeyler kopuyor sandı. Saklanmak istiyordu. Zihni susmuyordu. Nur da istememişti dönmek ,annesinin yüzüne söyleyemiyordu. Derdi okumak da değildi, sevmişti bu lüks hayatı. Annesinin yanına dönmek istemiyordu. Şunu da çok iyi biliyordu ki yaptığı vefasızlık <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>annesinin kaldırabileceği bir yük değildi. Onu yapayalnız bırakmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Gökyüzü sakinleşti. Nejla da…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Sabah olduğunda endişelerinden bir nebze kurtulmuştu Nejla. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Okuyucuların; <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>kızının iyiliği için, geleceği için diye içinden geçirdiği sebepler, Nejla’ya ulaşmıştı merak etmeyin. O bunları zaten milyon kere kafasında yazıp çizmişti. Nejla sadece anneliği boyutunda huzura kavuşamıyordu. Bu dünyanın bir teoremi varsa sadece kızıyla birlikte çözerek ilerlemeyi biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Yanı başında olsundu kuzusu, istediğinde gidip saçını okşayabilecek kadar yakınında olsundu. Yokluğunu makul bir düzleme oturtamayışı, onu derinden üzmekle beraber çıkış noktasına varamayışı onu büsbütün çaresiz hissettiriyordu. Kimi zaman onu seven bir çocuk kalbin varlığına şükrediyordu, ama ona konum itibariyle ulaşamamak sonsuz evrende tek başına kalmış kadar yalnız bırakıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Bu size tuhaf ya da saçma gelebilir ama Nejla hiçbir kişide ona duyduğu sevgi ve şefkatin kırıntısına rastlayamıyor, ve yahut bir benzer güzel duyguyla ilişkilendirip bu boşluğu bir türlü doldurmayı beceremiyordu. Noksanlık çektiği bu durum onu günden güne bitiriyordu. Ta ki kızının onu ziyaret edeceğini söyleyeceği güne kadar. Susuz kalmış bitkiye verilen su gibi, bu haber onu canlandırmıştı. Kıpır kıpır kabına sığmayan Nejla Hanım hayata yeniden başlamış gibiydi. Hayat damarlarına can verilmişti, enerjisini,, kalbini, ruhunu yeniden inşa etmişti. Gün sayıyordu, şarkılar, türküler..<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Sonunda o gün gelmişti. Erkenden kalkan Nejla pencereleri açtı, derin bir nefes çekti içine ciğerleri açıldı. Pencere kenarındaki çiçeklerin kokusu içine dolmuştu. Nur ‘um bu senin kokun, geliyorsun sonunda “canımın Nur’u “ dedi. Şimdi neşeli bir şarkı açmalıydı, neydi Nur’un en sevdiği şarkı. Heh! ama dur radyodan olmaz , telefondan bulayım dedi Nejla. Heyecandan bir haber uygulamasına değdi eli. Son dakika haberi Nejla’nın telefonunda gözüktüğünde , önce anlayamadı, sonra anlamak istemedi. Gözleri karardı Nejla’nın…Dünyası karardı Nejla’nın… Gözlerinin önünde ülkesine dönen kızının güzel gözleri ve onu bıçaklayan şehir magandalarının haberi! Nejla annenin de yüreğine bir hançer indirdi. ”Kuzumm” diyebildi sadece…<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYAL HANIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayal-hanim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayal-hanim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696b9802b86e3.webp" length="26720" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 17:10:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Karadağ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HAYAL HANIM<br>İşte sonunda yalnız kalabilmişti .<br>Sessizlik içinde vurdum duymaz bir tavırla aynada kendini izledi. Aynadaki suretinin ona ait olmadığını iddia edecek kadar bakışlarını keskinleştirdi. Pencereden baktı. Gölün kıyısında duran oyuncak ayı dikkatini çekti. Buralarda çocuk da yoktu nasıl gelmişti buraya diye düşündü… Belki de rüzgar getirmişti. <br>Ama üzerinde çok durmayacak kadar yorgundu. Yatağına uzandı derin bir nefes aldı. Yaş almanın verdiği ağırlığı sadece aynada görmüyordu. Bedeni de eskisi gibi değildi. <br>Farkında olduğu bu durumu aynaların fısıldamasına çok da şaşırmadı. Yalnızdı. Buna alışmıştı . Şimşek gibi çakan düşüncelerine kestirmeden yol aldı. En çok da düşünmeyi, kafasında kurduğu bu hayali yaşantının bir parçası olmayı seviyordu. Başka başka hayatlar yaşama arzusu içinde görüyordu kendini.<br>Gerçek yaşamındaki yaşama hevesini hayali yaşamında hiç rastlamadı. Belki de arayacak kadar hayali bir düşüncenin içinde var olmadı. <br>Kalktı üstü başına çeki düzen verdi. <br>Anahtar sesiyle kendine geldi. <br>Aşağıdan bir ses” hayatım biz geldik” dedi.<br>Kalemi elinden bıraktı hayali yaşamın dehlizlerinden çıktı aynaya baktı ve gülümsedi.<br>Uyandı yine gerçek olamıcak kadar güzel bir rüya görmüştü <br>belki kimseye anlatamayacaktı ama  yine mutluydu. Odasına gelen hemşire seslendi”Hayal hanım” bugün nasılsınız bakalım dedi. Hayal hanım gülümsedi:)</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DOLUNAY AYİNİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/dolunay-ayini</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dolunay-ayini</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696a18ad6caff.webp" length="10040" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 14:11:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kasabada büyük bir heyecan, korku ve talaş vardı. Bu kişiden kişiye değişiyordu. Herkesin bu özel günde yaşadığı duygular birbirinden tamamen farklıydı. Herkes bir şekilde hazırlık yapıyordu. Kimi özel geceye katılmak, kimi saklanmak, kimi de kaçmak için. Bu gece dolunay vardı ve her dolunay gecesinde olduğu gibi bu gece de ayin düzenlenecekti. Ama bu sıradan bir ayin değildi. Bu kasabada yüzlerce yıldır devam eden bir gelenek, atalardan kalma bir mirastı. Bu miras bazılarını korkutuyor, bazılarını sevindiriyordu. Kasabadaki herkes aya tapıyordu. Onların Tanrı’sı aydı. Bu yüzden Tanrı’larının en belirgin ve en büyük olduğu zamanlarda, kendine tapanlara hediye istediğine inanılıyordu. Bu özel görüntüye büründüğü zamanlarda ona tapan halk aya hediyeler gönderiyordu. Ama bunlar sıradan hediyeler değildi. Karşılıklı hediyelerdi. Dolunay gecesinde halk aya, içlerinde işe yaramayacak yaşlı, sakat ya da engelli kişileri hediye ediyor, Tanrı’ları da onlara bunun karşılığında bolluk ve bereket veriyordu. Aslına bakılırsa işe yaramayan insanlar öldürüldüğünde hanelerde boğaz eksildiğinden dolayı herkese fazladan bir şeyler düşüyor, bundan dolayı evlere bereket geldiğini sanılıyordu. Geri kalanlar ise çalışıyor, kasabayı kalındırmaya devam ediyordu. Bu döndü devam ettiği sürece onlar bereketlendiklerini düşünürken, hiç ummadıkları bir anda büyük bir felaketle karşılaşacaklarını hiç düşünmüyorlardı. Evet, birkaç yılda bir böyle şeyler oluyordu. Bazen kasabada büyük olaylar yaşanıyordu. Kıtlık, susuzluk, deprem, sel gibi doğal afetler oluyordu ama halk tüm bunları kendilerine gerçek Tanrı'dan gelen bir uyarı olarak algılamak yerine, kendi inandıkları Tanrı’yı kızdırdıklarını ya da hediyelerini beğenmediğini düşünüyorlardı. Bu yüzden daha çok hediye vermek için daha çok insan öldürüyorlardı. Ama Alisa böyle düşünmüyordu. O bu inanca karşıydı. Bunun tamamen saçmalık olduğunu düşünüyordu. Ama bu düşüncesini kimseye söylemiyordu. Çünkü daha önce onunla aynı fikirde olan ve bu fikrini açıkça söyleyen bir adamı, inançsız olduğu gerekçesiyle kasaba meydanında diri diri yakmışlardı. Kendisi de onunla aynı kaderi paylaşmamak için susmak zorundaydı. Kasabada neredeyse herkes bu inanca sahipti ve neredeyse tamamı, her dolunay ayinine katılmaya çalışıyordu. Alisa ise katılmamak için bazen bir bahane üretiyor, bazen de mecburen katılmak zorunda kalıyordu. Öyle ki bir ara şiddetli bir hastalığa yakalanmış, bunu bile herkesten gizlemek zorunda kalmıştı. Aksi halde bir dolunay kurbanı da kendisi olabilirdi. Bu gece için de bir bahane uydurmaya çalışmıştı ama ayinlere düzenli olarak katılmadığından dolayı, yan komşusu ondan şüphelenmeye başlamış ve onun bu inanca sahip olmadığını düşündüğünü ima etmişti. Bu yüzden Alisa bu geceki ayine katılmak zorundaydı. Bunun için de bebeğine birkaç saat bakabilecek birilerini bulmalıydı. Onu yanında götürüp bu vahşete ortak edemezdi. Hazırlanıp bebeğini de aldı ve dışarı çıktı. Kasabaya bir telaş hakimdi. Herkes ellerinde bazı sepetlerle yola koyulmuş, kasabanın tek açıklığı olan ovaya doğru ilerliyordu. Alisa’da arkadaşının evine doğru ilerliyordu. Onun da on iki yaşında bir kızı vardı. Kocası ve kendisi ayine katılacaktı ama kızı evde kalacaktı, bebeğini ise o küçük kıza emanet edecekti. Daha önce birkaç kere bırakmıştı ve herhangi bir sorun çıkmamıştı. Küçük kız gayet aklı başındaydı, bu yüzden ona güveniyordu. Kapıyı vurup bir süre bekledi, kapıyı arkadaşının kocası açtı ve onu içeri davet etti. Alisa içeri girip salona geçti ve bebeğini son kez emzirdi. Ayin yaklaşık iki saat sürüyordu, şimdi karnını doyurursa iki saat dayanabilirdi. Arkadaşı hazırlandığında, bebeğini küçük kıza verdi. Kız sanki bu anı bekliyormuş gibi Alisa’nın bebeğini kucaklayıp onu dikkatli bir şekilde tutarak, bir süre muhabbet etti. Sonra Alisa’ya dönüp gözünün arkada kalmamasını, ona kendi bebeği gibi bakacağını söyledi. Oyuncak bebekleri gibi. Kızı tanımasa bu sözleri onu korkutabilirdi ama onu tanıyordu, ona iyi bakacağına emindi. Alisa arkadaşıyla ve onun kocasıyla beraber evden çıktı ve diğer kasabalılarla beraber ovaya doğru ilerledi. Kasabadan çıktıktan sonra ovaya giden yol zifiri karanlıktı, bu yüzden herkesin elinde mumlar, meşaleler ve gaz lambaları vardı. Alisa yanına herhangi bir aydınlatma almamıştı çünkü arkadaşının ve kocasının elinde zaten vardı. Ovaya yaklaştıkça Alisa’nın içindeki korku ve huzursuzluk daha da artmaya başladı. Bu olay ne zaman gerçekleşse içini büyük bir korku kaplıyordu ama ilk kez böyle bir huzursuzluk hissediyordu. Başını yukarı kaldırıp derin bir nefes aldı. Gök yüzü bulutlarla kaplıydı, dolunayın ışığı bulutları delmeye çalışıyor ancak bulutların yoğunluğundan dolayı ışığını yer yüzüne ulaştıramıyordu. Sonunda ovaya vardılar. Ama hala gelenler vardı. Alisa ve arkadaşları yerlerini aldılar. Kasaba halkı düzlükte büyük bir daire oluşturuyor, ayini gerçekleştirecek olanlar ise o dairenin ortasında yan yana diziliyorlardı. Üzerlerinde siyah cübbeler vardı. Onların önünde, yerde ise kurbanın yatırılması için siyah bir muşamba vardı. Kurbanın kanlarının toprağa karışıp kirletmesini kimse istemezdi. Bu yüzden kurbanlarını dolunaya verirken temiz iş yapmaya çalışıyorlardı. Herkes tamamdı, şu an sadece bulutların dağılmasını ve dolunayın ortaya çıkmasını bekliyorlardı. Kurbanlarını da o zaman getireceklerdi. Alisa bu gece kurban olacak zavallıyı çok merak ediyordu. Acaba hangi yaşlı ya da engelli kurban olacaktı. Biraz sonra rüzgâr şiddetini artırdı, bulutların hareketi hızlandı ama dolunay hala tam olarak ortaya çıkmıyordu. Bir beliriyor bir kayboluyordu ama rüzgârın sayesinde gökyüzü daha kolay açılacak gibi görünüyordu. Ayini gerçekleştirecek olan cübbelilerin siyah giysileri uçuşuyor, bu karanlık havada, insanların ellerindeki ateşlerin kırmızı ışığında birer hayaleti andırıyorlardı. Bu onlara ve atmosfere daha da ürkütücü bir hava katıyordu. Kim bilir kurban ne kadar korkacaktı. Sonuçta buraya getirilen herkes başına gelecekleri biliyordu. Bazıları her ne kadar gönüllü ve istekli görünseler de içten içe deli gibi korktuklarına emindi. Alisa çoğu zaman bir engelli olmadığı için Tanrı'ya şükrediyordu. Ama yaşlandığı zaman işler değişecekti, o da bir gün kurban olma potansiyeline sahip olacaktı ama o zaman hala burada olacağını düşünmüyordu. Kırk yaşına geldiği gün kızıyla beraber bu kasabayı terk edecekti. O zamana kadar rahat olabilirdi. Biraz sonra bulutlar dağılmaya, dolunay belirginleşmeye başladı. İşte kâbus başlıyordu. Cübbeli adamlar ellerindeki meşaleleri yerde, benzin ile daha önceden hazırlanan görünmez şeklin zerine tuttular. Önlerinde kocaman, daire şekilde alevler çıktı. Ama bu fazla uzun sürmedi birkaç dakika sonra alevleri tekrar söndürdüler. Bu, ritüeli başlatma k amacıyla yapılan bir şeydi. Bir çeşit işaret. Biraz sonra alana bir at arabası geldi. Arabanın içinden iki tane cübbeli indi, sonra kurban. Kurbanın elleri ve ayakları bağlanmış, ardından ellerindeki ve ayaklarındaki bağlar birleştirilmişti. Ayaklarındaki bağlar küçük adımlar atabileceği kadar geniş bırakılmıştı. Kurban, yanında iki cüppeliyle beraber ayini gerçekleştirecek olan cübbelilerin yanına doğru yürüyordu. Biraz daha yaklaşınca, Alisa bunun yaşlı bir kadın olduğunu anladı. Kadın en fazla elli yaşında olmalıydı. Uzun beyaz saçları, üzerinde ise kurbanlara özel hazırlanan siyah bir elbise vardı. Buradan bakınca kadının yüz ifadesini göremese de ne kadar korkmuş olduğunu tahmin edebiliyordu. Kadın başı önde, kamburunu çıkarmış, çaresizce yürüyordu. Kadını, sonradan daire oluşturmuş cübbelilerin ortasına aldılar. Sonra cübbeliler hep bir ağızdan yüksek sesle ayini başlatan bazı sözler söylediler. Ardından kendilerinin ilahi olarak tanımladıkları bir çeşit şarkı söylemeye başladılar. Bu şarkıya kasabalı da katıldı, herkes onlara eşlik ediyordu. Alisa hariç. O sözleri asla kullanmayacak, o şarkıyı asla söylemeyecekti. O bu günaha ortak olmayacaktı. Şarkıyı söylemediğini gizlemek için ağzını boynundaki şalıyla kapatmıştı. İlahi bitince cübbelilerden biri yaşlı kadının üzerine yanıcı bir sıvı döktü ve kadından uzaklaştı. Sonra içlerinden biri kadının yanına yaklaşıp, elindeki meşaleyi kadının ayaklarına değdirdi. Kadının ayaklarından başlayan alevler yukarıya doğru çıkarak kadını esir aldı. Kandın artık alevlere teslim olmuş, diri diri yanıyordu. Herkes susmuş, dikkatli gözlerle cayır cayır yanan kadını seyrediyordu. Ortamdaki derin sessizliği bozan şey ise alevlerin kadının elbisesini yiyip bitirirken çıkardığı çıtırtılar ve kadının çığlıklarıydı. Kadın ellerini savurmaya çalışıyor ancak ayaklarındaki halatlara bağlı olduğundan onu bile yapamıyordu. Oradan oraya koşuşturarak çığlıklar atıyor, yardım istiyordu ama kimse kılını bile kıpırdatmıyordu. Kadının ayakları iplere dolandı, kadın yere düştü ve bu kez de çığlıklar arasında yerde yuvarlanmaya, can çekişmeye devam etti. Bir süre sonra kadının sesi de kesildi ve yalnızca alevlerin acımasız sesi kaldı. Alevler kadının bedeninde yiyecek başka bir şey bulamayınca yavaş yavaş sönmeye başladı. Artık yalnızca birkaç küçük alev kalmıştı. Onları da cüppeli adamlar söndürdü. Ardından iki tane cüppeli bir tabut getirdi ve yanmış ölü bedeni tabuta koydu. Tabut at arabasına yüklendikten sonra cüppeliler tekrar daireye katıldı. Ayin tamamlanmıştı. Şimdi sırada dolunaya dua etmek kalıyordu. Son bir dua. Adamlardan biri duaya başladığı sırada tuhaf bir şey oldu. Biraz önce yaşlı kadının yandığı yerden küçük bir alev topu yükseldi. Adamlar alevi ayaklarıyla söndürmeye çalıştılar ama başaramadılar. Ardından ilçelerinden biri üzerindeki cüppeyi çıkarıp alevi söndürmeye çalıştı ancak alev sönmek yerine, her geçen saniye daha da büyüdü. Tüm kasabalı meraklı gözlerle onları seyrederek neler olduğunu anlamaya çalışırken alevler hızla büyümeye, zeminde daire oluşturmaya, bütün cüppelileri arasına almaya başlamıştı. Alevler artık cüppelilerin etrafında daire oluşturmuştu, adımlar oradan çıkamıyordu. Herkes söylenmeye başladı. Birileri, onlara yardım edilmesi gerektiğini söylüyordu. Birkaç kişi oturduğu yerden kalkıp onların yanına gitti ama alevlerden dolayı yanlarına bile yaklaşamadı. Akevler bu kez de yükselmeye başladı. Adamlar alevlerin arasında çığlık çığlığa bağırıyor, yardım istiyor, kendilerini kurtarmaları için insanlara yalvarıyorlardır. Biraz sonra at arabasından bir silüet indi. Yalnızca iskelet halinde bir iskeletti. Kemiklerinde yer yer erimiş etler, yer yer sallanan küçük kumaş kalıntıları vardı. İğrenç, mide bulandırıcı, bir o kadar da korkunç ve dehşet verici bir görüntüydü. Alisa ne olduğunu hemen anladı. Bu biraz önce cüppelilerin diri diri yaktıkları yaşlı kadındı. Onun öldüğünü sanmışlardı ama yaşlı kadın ölmemişti, aksine intikam almak için geri dönmüştü. Alevleri yeniden canlandıran ve biraz önce kendisini yakanlardan intikam almak için onları alevlerin içine hapseden de bizzat oydu. İskelet alevlere yaklaştı ve ellerini kaldırdı. Artık ne ellerinde ne de ayak bileklerinde bağlar yoktu. Tamamen özgürdü, rahatça hareket edebiliyor, istediğin yapabiliyordu. İskelet, alevlerin arasından geçip dairenin içine girdi ve diğer cüppelilerle beraber alevlerin arasında gözden kayboldu. O sırada tüm kasaba halkı çığlıklar içinde etraftı koşturuyor, kaçmaya çalışıyordu. Herkes dehşete düşmüştü. Herkes burayı terk etmek için hızlı hareket ediyordu. Alisa’da onların yaptığını yaparak kaçmak için ayağa kalktı ama diğer yandan da olacakları merak ediyordu. Biraz önce o yaşlı kadını ve daha öncesinde bir sürü masum insanı diri diri yakarak katleden bu canilerin aynı şekilde acı çekişlerini görmek, çığlıklarını duymak istiyordu. Hak ettiklerini bulmuşlardı, onlar bunu hak etmişti. Hatta buna göz yuman, üstelik bunu destekleyen kasaba halkı da bunu hak ediyordu. Alisa kasaba yoluna doğru ağır adımlarla ilerlerken sürekli arkasına dönüp alevlere bakıyordu. Biraz sonra alevler yavaş yavaş azaldı, sonra tamamen söndü. Artık ortada yalnızca cüppeli adamların kemikleri kalmıştı. Yaşlı kadın ise yakılmadan önceki halinden bile daha farklı bir görünüme sahip olmuştu. Daha korkunç, daha güçlü. Saçları daha uzun ve siyahtı. Boyu daha uzundu ve daha iriydi, artık kamburu yoktu ve dik duruyordu. Yüzü ise daha da çirkinleşmişti. Üzerinde ise uzun, beyaz bir elbise vardı. Ancak alevlerin verdiği hasara dair hiçbir belirti yoktu. Tamamen normal bir insan görünümündeydi. Ancak havaya kaldırıldığı avuçlarının içinden çıkan alevlere bakılırsa, norma bir insan değildi. Alisa şimdi anlamıştı, cüppeliler yanlış kişiyi yakmaya çalışmıştı. Bu kadın, bu kasabanın hayalet büyücüsüydü. Onunla ilgili birçok rivayet duymuştu ama aklında kalan ve tek gerçek olan rivayet, onun yıllar önce öldüğüydü. Onu öldürememişlerdi çünkü o zaten ölüydü. Ama hayaleti bir insan suretinde, kasabada istediği herhangi bir yerde yaşamaya devam ediyordu. Şimdi ise cüppeliler, bunca zaman yaptıkları bu kötülüklerin bedelini ödemişlerdi, hem de çok ağır bir şekilde. Alisa orada durmuş kadını izlerken, biri onu kolundan tuttu ve çekiştirerek oradan uzaklaştırdı. Alisa artık evine gönül rahatlığıyla gidebilir, bu kasabada istediği kadar yaşayabilirdi. Ayin görevlileri ölmüş, kasabalı dersini almıştı. Alisa, herkesin korktuğu o yaşlı büyücüye karşı hayranlık duyuyordu. Görüntüsü her ne kadar mide bulandırıcı ve korkunç olsa da kalbi güzeldi. Tüm masumların intikamını almıştı.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KARGANIN MESAJI</title>
<link>https://fikirizleri.com/karganin-mesaji</link>
<guid>https://fikirizleri.com/karganin-mesaji</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_695e6e5553fb1.webp" length="17412" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 17:34:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sonu olmayan derin bir çukurdaydı. Olduğu yerden bakınca, gün ışığı ufacık bir nokta gibi görünüyordu. Etrafına bakındığında ise hiçbir şey göremiyordu. Zifiri karanlığın ortasında, neresi olduğunu bilmediği bir yerde yapa yalnızdı. Bağırıyor, çığlık atıyor, yardım istiyordu. Ama sesini kimse duymuyordu. Burada hissedebildiği tek şey ayaklarının altındaki yumuşak, vıcık vıcık zemin ve o zemine dokunduğunda ellerine bulaşan ıslaklıktı. Bunun ne olduğunu anlamamıştı. Sadece bu ağır, berbat, mide bulandırıcı kokudan dolayı iğrenç bir şey olduğunu biliyordu. Burası neresiydi, buraya nasıl gelmişti, sonu ne olacaktı hiçbir şey bilmiyordu. Bu bilinmezlik onu daha da kokutuyordu, bilinmezlik her zaman korkunçtu. Bir kez daha çığlık attı. Gözlerini sıkıca kapatmış, tüm gücüyle bağırıyordu. O sırada omzuna bir el dokundu.</p>
<p>“Hayatım, yine kâbus mu gördün?”</p>
<p>Gözlerini tekrar açtığında, odanın içine gün ışığı doluyordu. Hızla yattığı yerden doğuruldu, yanında oturur vaziyette duran ve şaşkın gözlerle ona bakan kocasını gördüğünde, rahatlamış gibi iç çekti.</p>
<p>“Yine aynı kâbus mu?” diye ekledi kocası. Melisa derin derin nefes alıp vererek, kendisini tekrar yatağına bıraktı.</p>
<p>“Evet. Yine aynı çukur, aynı zemin, aynı koku.”</p>
<p>“Hayatım, bence bir kez daha doktora gidelim. Bakalım ne söyleyecek.”</p>
<p>“Ben deli değilim hayatım, bu sadece bir kâbus. Herkes kâbus görür.”</p>
<p>Kocası yataktan çıkarken karşılık verdi.</p>
<p>“Evet ama bir yıl boyunca, her gece yalnızca aynı kâbusu kimse görmez.” Sonra dönüp ona baktı. “Bunun farkında değil misin hayatım, sence de ortada bir sorun yok mu? Neden bir yıldır her gece aynı kâbusu görüyorsun, bunu hiç merak etmedin mi?”</p>
<p>Melisa gözlerini açıp, boş tavana bakarak cevapladı.</p>
<p>“Hayır. Çünkü nedenini biliyorum.”</p>
<p>“Neymiş.”</p>
<p>“Bu kâbusu ilk kez gördüğümde yarım kaldı. Bu yüzden beynim sürekli bu kâbusu düşündü. Sonra onu tamamlamak için bana tekrar gösterdi ve tekrar yarım kaldı. Beynim sürekli bu rüyayı düşündüğünden dolayı, artık bilinç altıma yerleşti ve bu yüzden de her gece bu kâbusu görüyorum.”</p>
<p>Kocası dudağını büktü. Odanın tüm perdelerini açtı, bu kez içerisi daha çok aydınlandı. Hatta güneş tam olarak yatağa vuruyordu. Melisa gözlerini kapattı. Güneşe karşı durup gözlerini kapatmak, onun her zaman hoşuna gidiyordu. Gözlerinin önünde bembeyaz bir boşluk oluyordu ve bu ferah, aydınlık boşluğu istediği her türlü güzelliklerle süsleyebiliyordu. Müthiş hayaller kuruyor, sanki onların içindeymiş gibi hissederek yaşıyordu, ama o hayalleri hiçbiri zaman gerçekleşmiyordu. Yine de onun yaşadığı hayatta güzeldi. Kocaman bir malikanede iki çocuğuyla, eşiyle ve on beş tane hizmetçiyle yaşıyordu. Başka ne isteyebilirdi ki? Gerçi istediği bir şey daha vardı. O da bir yıldır gördüğü bu kabustan kurtulmak. Kocası çoktan üzerini giyinmeye başlamıştı. Bugün bir toplantısı olacaktı ve geç kalmam için kahvaltı etmeden gidecekti.</p>
<p>“Ya sebebi çok daha farklı bir şeyse?” dedi kocası.</p>
<p>Melisa kaşlarını açtı, düşünceli bir şekilde yattığı yerden doğruldu ve gözlerini tek notaya sabitleyip karşılık verdi.</p>
<p>“Evet hayatım, haklısın. Belki de bana şeytan musallat oldu. Belki de bu kâbus bana verilen bir mesaj. Belki de...”</p>
<p>“Saçmalıyorsun Melisa! Demek istediğim bu değil. Bu kâbusu küçük kuzenin öldükten sonra görmeye başladın, öyle değil mi? O öleli bir yıl oldu ve sen onun ölümünden sadece iki gün sonra bu kâbusu görmeye başladın. Ya bu kâbusun ölen kuzeninle bir ilgisi varsa... Ya sana rüya yoluyla bir mesaj vermeye çalışıyorsa...”</p>
<p>Kocasının bu söyledikleri onun tüylerini ürpertti. Ama diğer yandan haklıydı, bu kâbusu on yaşındaki kuzeni öldükten iki gün sonra görmeye başlamıştı. Belki de gerçekten onunla ilgiliydi. Belki de küçük kuzeni ona bir mesaj vermeye çalışıyordu.</p>
<p>Küçük çocuk bir yıl önce bu zamanlarda, yani yaz ayında kasabanın yakınındaki bir derede boğularak ölmüştü. Dereye beraber gittiği ve onun boğulmasına şahit olan arkadaşları onun derenin kenarında, bilek hizasına gelen kısımdaki suya düşen ve çırpına bir kargayı kurtarmaya çalıştığını, ama ayağı boşluğa düşünce dengesini kaybedip suyun içine, derin kısmına gömüldüğünü söylemişlerdi. Küçük çocuk yüzme bilmediğinden dolayı bir süre çırpınıp debelendikten sonra oracıkta boğularak ölmüştü. Ama asıl garip olan küçük çocuk derede çırpınırken onunla aynı anda çırpınan karganın, çocuk öldükten sonra suyun içinden uçarak çıkması ve oradan uzaklaşmasıydı. Bunu gören çocuklar kokluyla kasabaya gitmişler, arkadaşlarına yardım etmesi için yetişkinlerle konuşmaya çalışmışlar ama gördükleri o korkunç olaydan dolayı dertlerini bir türlü anlatamamışlardı. Bunun üzerine bir yetişkini kolundan tutup dereye götürmüşlerdi. Küçük çocuğun cesedi ancak bu sayede bulunmuştu. Çocuklar kasaba şerifine olayın tüm detaylarını ancak boş kağıtlara yazarak anlatabilmişlerdi. Çünkü bu olaydan sonra üç çocuk da konuşma kabiliyetlerini yitirmişlerdi. Onların konuşmalarını engelleyen bu büyük travma bir arkadaşlarının gözlerinin önünde boğularak ölmesi ve onların hiçbir şey yapmaması mıydı, yoksa suda çaresizce çırpınan o karganın çocuk öldükten sonra uçup gitmesi miydi? Bunu hiç kimse bilmiyordu. Kuzeninin bu feci ölümünden sonra bu korkunç ve anlamsız kâbusu görmeye başlamıştı. Bunun nedenini bir türlü çözemiyordu, ama kocası bu teoriyi söyleyene kadar kafasını hiç bu kadar meşgul etmemişti.</p>
<p>“En iyisi bir medyumla görüşmem.” dedi Melisa, dalgın bir şekilde. Kocası şaşkınlıkla ona baktı.</p>
<p>“Asıl bunu yaparsan kendini deli konumuna düşürmüş olursun hayatım. Gerçekten bu tür saçmalıklara mı inanıyorsun? Üstelik bir devlet adamının karısısın.”</p>
<p>“Ne olmuş yani?” diye sordu Melisa kocasına dönerek. “Sen devlet adamısın, ben ise bir devlet adamının karısıyım. İkimiz aynı şeylere inanmak zorunda değiliz.”</p>
<p>Melisa yataktan çıkıp kasabadaki tek medyuma gitmek için hazırlandı. Kocası onu ikna etmek için ne kadar uğraşsa da onu ikna edemeyeceğini anladı. Bunu karısının iyiliği için mi istemiyordu, yoksa bunun duyulması durumunda kendisinin rezil olacağını bildiğinden dolayı mı istemiyordu belli değildi. Melisa hazırlandıktan sonra, kahvaltısını bile etmeden at arabasına binip medyumun yaşadığı yere doğru yola koyuldu. At sürücüsü yolu biliyordu, bu yüzden ona sadece medyuma gitmek istediğini söylemişti o kadar. At arabası kasabadan çıkıp, toprak bir yola saptı. Biraz daha ilerledikten sonra ormanın tam ortasında durdu. Etrafı yemyeşil ağaçlarla ve çalılıklarla kaplanmış, dışını saran sarmaşıklardan ve yosunlardan dolayı ormanda kamufle olmuş, doğanın bir parçası gibi görünen küçük bir kulübe gördü. Medyumun evi burası olmalıydı, belki de yalnızca çalışma alnıydı. Melisa dudağını büktü. Buranın için kim bilir ne kadar küçüktü, kim bilir ne kadar kötü kokuyordu ve ne kadar kirliydi. İçeri girip girmemek konusunda kararsızdı. Bir süre düşündükten sonra kararını verdi. Bir kere denemekten zarar gelmezdi. Eve döndüğünde üzerini değiştirip duş alır ve burada üzerine sinen tüm kirlerden arınırdı. At arabasından inip kulübeye doğru ilerledi. Elinde eldiven olduğundan, kapıya dokunmaktan iğrenmedi. Kapıya vurduğunda zaten açık olduğunu fark etti. Kapıyı ardına kadar açtığında suratına ağır bir koku çarptı. Yüzünü buruşturdu, bu da neydi böyle? Buraya nasıl girecekti? Koku buradan bile bu kadar ağırsa kim bilir içerisi nasıldı... Bir süre kapının dışında durup, kendisini bu iğrenç kokuya alıştırmaya çalıştı. Sonra eşikten içeri bir adım attı. Etrafı aydınlatan mumlar içinin daralmasına neden oldu. Etrafa daha dikkatli baktığında ise tüyleri ürperdi. Her yerde bağırsaklar, tuhaf et yığınları, hayvan kafaları, şeffaf vazolarda çeşitli renklerde sıvılar, duvarlarda çizili anlamsız semboller vardı. Burası bir medyumdan çok bir büyücü inini andırıyordu. Melisa oturacak bir yer bulamayınca ayakta dikilmeye devam etti.</p>
<p>“Kimse yok mu?” diye seslendi. Hala korku dolu gözlerle etrafa bakınıyordu. Biraz sonra bir şırıltı duyuldu. Bir kenarda bulunan kapı boşluğunu kapatan boncuklu perdenin arasından biri geçti. Boncuklu ipler kadının üzerine asılı kalmış, oradan uzaklaşana kadar da üzerinden inmemişti. Bu kadın oldukça gençti. Üzerinde siyah dantelli ve yer yer parlak tüllerle kaplı uzun bir elbise, ellerinde ise yine tülden yapılmış siyah eldivenler vardı. Kadının hareketleri son derece ağırdı. Ama bu ağırlık kibarlık barındırmıyordu. Daha çok üzerine sinen görünmez bir ağırlıktan dolayı böyle hareket ediyor gibiydi. Kadın ağaç kütüğünden yapılmış küçük masanın yanına geçip yere oturdu.</p>
<p>Sonra ellerini birleştirerek sordu.</p>
<p>“Seni buraya hangi kötü güçler getirdi?”</p>
<p>Melisa dudağını büktü.</p>
<p>“Sadece bir kâbus, bir rüya... O kadar.”</p>
<p>Kadın ağzını ayırarak sırıttı. Melisa kadının yüzüne vuran mum ışığında, kadının ağzında bir tane bile diş olmadığını gördü.</p>
<p>“Bu rüya iyi bir rüya olsaydı sen burada olmazdın, öyle değil mi? Belli ki rüyalarına bazı kötü güçler müdahale etmiş.”</p>
<p>“Evet, olabilir. Ben sizden bu konu hakkında yardım istiyorum.”</p>
<p>“Senin için ne yapabilirim.” Kadının konuşması da hareketleri gibi son derece ağır ve uyuşuktu. Ayrıca genizden gelen cırtlak bir sesi vardı. Bu da Melisa’nın sinirini bozuyordu.</p>
<p>“Bir kâbus görüyorum ama bu sıradan bir kâbus değil. Bir yıldır aynı kâbusu görüyorum.”</p>
<p>“Peki bu kâbusu görmene neden olan herhangi bir sorun yaşadın mı?”</p>
<p>“Aslında evet. Küçük bir kuzenim öldü, onu geçen yaz kaybettik. Onun ölümünden iki gün sonra da bu kâbusu görmeye başladım. Ama hep aynı kâbus.”</p>
<p>“Ne görüyorsun?”</p>
<p>Melisa durakladı. İlk başta tereddütte kalmıştı ama sonunda anlatmaya karar verdi.</p>
<p>“Bir çukurun içindeyim, uçsuz bucaksız bir çukur. Gün ışığı tepede bir nokta gibi küçük görünüyor. Zemin ise yumuşak ve ıslak. Etraf zifiri karanlık, hiçbir şey göremiyorum. Böyle bir kâbus.”</p>
<p>Kadın bir süre durup ona baktı. Sonra önüne ahşap bir tas aldı içine koyu kırmızı bir sıvı döktü. Ardından bir hayvana ait olduğu anlaşılan küçük bir uzuv koydu. Kabın içinden aniden siyah dumanlar yüklemeye başladı. Kadın ellerini dumanın üzerinde gezdirirken konuşmaya başladı.</p>
<p>“Küçük kuzenin derede, bir kargayı kurtarmaya çalışırken ölmüş.”</p>
<p>Melisa bu bilgiye pek şaşırmadı. Sonuçta bu olay kasabada hızla yayılmıştı, herhangi birinden duymuş olabilirdi. Kadın devam etti.</p>
<p>“Kuzenin dengesini kaybedip suyun derin kısmına düşmüş ve boğulmuş. Onunla beraber çırpınan karga, küçük çocuk öldükten sonra uçup gitmiş. Bu olaya şahit olan üç çocuğun dili tutulmuş.”</p>
<p>“Evet.” dedi Melisa, başını dikleştirerek. Kadın hala onu şaşırtan bir bilgi vermemişti. “Bunlar doğru. Ama bunları herhangi birinden de öğrenmiş olabilirsiniz.”</p>
<p>Kadın göz ucuyla ona baktı, ellerini kasenin üzerinden çekip geriye doğru yaslandı. Melisa kadının bakışlarından ürkmüştü, kadına, onu ciddiye almadığını hissettirmiş olmalıydı.</p>
<p>“O karganın sana bir mesajı var.” dedi kadın. “Bunu da herhangi birinden öğrenmiş olabilirim, öyle değil mi?”</p>
<p>Melisa kaşlarını çattı. Bu kez oldukça meraklanmıştı. Kadın o tasın içinde bir şeyler görmüş olmalıydı. “Nedir... O mesaj nedir?” diye sordu heyecanla.</p>
<p>Kadın, Melisa’yı baştan aşağı süzdü. Sonra havalı bir tavırla cevapladı.</p>
<p>“Bu oldukça pahalı bir bilgi.”</p>
<p>Melisa bir süre durup kadına baktı. Sonra onun ne demek istediğini anladı. Hemen kürkünün içine gizlediği kesesini çıkarıp, kadına üç altın verdi. Kadın altınları görünce gözleri büyüdü. Altınları alıp göğsüne soktu ve cevap verdi.</p>
<p>“Seni bir yere davet ediyor. Kuzeninin mezarına.”</p>
<p>“Neden? orada ne var ki?”</p>
<p>“Sana kuzeninin aslında neden öldüğünü anlatacak. Bu gece on ikiden sonra oraya git, ama sadece iki saat süren var. Karga seni orada sadece iki saat bekleyecek, sonra gidecek.”</p>
<p>Melisa bunları duyunca kulaklarına inanamadı. Demek bir yıldır gördüğü kâbusun anlamı buydu, demek kuzeninin kurtarmaya çalıştığı o karga, aslında ona bir mesaj vermeye çalışıyordu. Hiç bıkıp usanmadan onun kâbuslarına girmiş, ona bir şeyler anlatmaya çalışmıştı. Ama Melisa bunu bir türlü anlayamamıştı. Kadının dediğini yapmak için ona teşekkür edip, hemen evine döndü. Tüm günü evin içinde düşünerek geçirdi. O karga ona ne mesajı vermeye çalışıyordu? Neden böyle bir şey yapıyordu? Ayrıca neden başkası değildi? Neden Melisa idi? Bütün bunları bu gece öğrenecekti.</p>
<p>Akşam yemeğini yedikten sonra, kocasıyla beraber şöminenin karşısında birer kadeh kırmızı şarap içtiler. Sonra da yataklarına gittiler. Kocası yatar yatmaz hemen uyumuştu ama Melisa uyumamak için direniyordu. Bu gece çok önemli bir işi vardı. Bu işi bu gece bitirmesi gerekiyordu. Saat on bir olduğunda yataktan çıkıp hazırlandı ve gece yarısı olmasını bekledi. Saat tam on iki olduğunda evden çıktı. At arabasına binemezdi çünkü sürücü uyuyor olmalıydı, onu uyandırmak istemedi. Ayrıca onun bu saatte nereye gittiğini ve ne yaptığını kocasına söyleyebilirdi. Bunu kocasından habersiz yapacaktı, o böyle şeylere inanmadığından ona asla izin vermezdi. Ama medyum net konuşmuştu. Karga onu bu gece saat on ikiden sonra sadece iki saat bekleyecek, sonra gidecekti. Bir daha ne zaman geleceğini de bilmiyordu. Hem bu bilgi için o kadına altın vermişti hem de artık bu kabuslardan kurtulmak istiyordu. Evin bahçesinden çıktıktan sonra el fenerini açtı ve mezarlığa doğru yürümeye başladı. Mezarlık yolu kasabanın yoğun olmayan bölgesinde olduğundan, etrafta hiçbir aydınlatma yoktu. Etraf zifiri karanlıktı. Bu karanlıkta, yalnız başına bir kurt ya da bir köpek saldırısına uğramamayı umuyordu. Hızlı adımlarla toprak yolda ilerliyordu. Bu bölgeyi biliyordu ama mezarlığa hiçbir zaman gecenin bu karanlığında, üstelik yürüyerek gitmemişti, her zaman at arabasıyla gitmişti. Karanlıkta kafasının karışmasından, yolu karıştırıp kaybolmaktan korkuyordu. Bölgedeki derin sessizliği yabani hayvanların sesleri bozuyordu. Melisa ürkek bir halde, koşar adımlarla ilerliyordu. Sonunda mezarlığa ulaşmayı başardı. Gülümsedi. Bu onun için büyük bir başarıydı. Mezarlığa girip yavaş ve dikkatli adımlarla yürüyerek, kuzeninin mezarını bulmaya çalıştı. Fenerini mezar taşlarına tutuyor, üzerlerinde yazan yazıları okumaya çalışıyordu. Sonunda mezarı buldu ama yanına yaklaşamadı, orada öylece donup kaldı. Mezar taşında bir karga duruyordu ama bu normal bir karga değildi. Oldukça büyük bir kargaydı. Üstelik mezar açıktı. Üzerindeki tüm toprak boşaltılmış, mezarın yanına yığılmıştı. Bunu kim yapmıştı? Melisa şaşkın gözlerle mezara bakarken, karga aniden gürültülü bir ses çıkardı. Resmen bağırıyor, çığlık atıyordu. Melisa olduğu yerde sıçradı. Hala olduğu yerde duruyordu. Karga bu sefer kanatlarını çırparak bağırmaya, çığlık atmaya devam etti. Melisa ürkek bir şekilde, ağır ağır mezara doğru yaklaştı. Gözlerini karganın üzerinden ayırmıyordu. Onu hiç ummadığı bir anda, hazırlıksız yakalamasından ve saldırmasından korkuyordu. Ama karga sadece ona bakıyor, bağırıp çağırıyordu. Melisa mezara yaklaşıp feneri içine tuttu, gözlerini kocaman açtı. Gördüğü manzara karşısında dili tutulmuştu. Küçük kuzeni sanki yeni ölmüş gibi görünüyordu, cesedi hiç bozulmamıştı. Sadece tabutun içindeki çıplak bedeni mora dönmüştü, ama hiçbir çürüme yoktu. Daha da korkunç olan şey karnının boydan boya yarılmış, tabutun içinin kan gölüne dönmüş olmasıydı. Karnının içinden çıkıp etrafa dağılan şeyler is onun midesini bulandırdı. Bunlar karga kafalarıydı. Karının içinden karga kafaları fışkırıyordu. Hepsi ıslaktı, muhtemelen kandı. Karga kafaları da kanlar içindeydi. Melisa başını kaldırıp mezar taşındaki kargaya bakmak istedi, ama o çoktan yok olmuştu. Tekrar mezara döndü. Bu bir kâbus muydu yoksa bir lanet mi? Bunu tam olarak anlayamamıştı ama karganın mesajını anlamıştı. Kuzeni, yakaladığı tüm kargaların kafalarını canlı canlı koparıp onları yemişti. Sonunda öldüğü bir karganın ailesi ondan intikam almak istemişti. Çocuğun, onun kafasını da yemek için onu yakalamaya çalışacağını bildiğinden dolayı, dereye girip boğulma numarası yapmıştı. Kuzeni o dereye onu kurtarmak için değil, kafasını yemek için girmişti. Sonra karga onu derenin derin olan kısmına doğru sürüklemiş, orada boğulmasına neden olmuş, öldüğünü anlayınca da uçarak oradan uzaklaşmıştı. Olan buydu. Karganın Melisa’ya vermeye çalıştığı mesaj buydu. Hiçbir karganın yağmadığını o yapmış, kendi ailesinden olan birinin intikamını almıştı. Melisa bu mesajı anlayınca hem rahatladı hem üzüldü. Artık kâbuslarından kurtulduğu için rahatlamıştı. Ama kuzeninin yaptığı kötülük için üzülmüştü. Oysaki herkes onun kendi canını tehlikeye atarak bir hayvanı kurtarmaya çalışırken öldüğünü düşünüp, onu kahraman ilan etmişlerdi. Oysaki kuzeni küçük bir canavardan başka bir şey değildi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güzel bir gün</title>
<link>https://fikirizleri.com/guzel-bir-gun-2616</link>
<guid>https://fikirizleri.com/guzel-bir-gun-2616</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_695a563ce1897.webp" length="50760" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 04 Jan 2026 20:55:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gamze Türkistanlı</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GÜZEL BİR GÜN</p>
<p>Hiçbir şey eskisi gibi değil bugün... Çığlıklar atmak karanlığı ürkütürcesine, gülebilmek, artık boylu boyunca uzanıp çimlere. Kor düşmüş yüreğinin kıyılarına vuran hüzünleri, sevinçle temizleme zamanı dedim kendime. Yitip giden çok umut oldu yazıklarla beraber. Pişmanlıklar, sancılar, yakarışlar... Bugün başka herşey. Zemherin tutsaklığında kalan ağacın dalları başka güzel, sanki ellerini göğe açıp etrafında dönen semazenin beyazlığı yağmış üzerine. Toprağın koynunda, düşen kar taneleri ile dans eden kardelenin sevinci başka güzel. Güneş, başka mevsime saklasa da gülüşlerini, huzmelerini papatya falı gibi dağıtıyor.Elindeki adakların gerçekleştiğinde görürsün ovalardan çıkagelen çiğdemlerin kokusunu. Kefilim hayatın umuduna. Uçurum gibi bir hayalin dibinde, bir tayın yeleleri değince, hissedersin doludizgin koşarken. Yalınayak yürürken kum tanelerinin üstünde, kayıp gider dünün, ertesi gün acıdan eser kalmaz, köpüklü bir dalga yanar senin yerine. Yani aslında herşey başka güzel bugün... </p>
<p>Eylül 1998</p>
<p>Gamze Türkistanlı</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SIZI</title>
<link>https://fikirizleri.com/sizi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sizi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694bc36a30d11.webp" length="12670" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 13:42:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ceyhan Han Ataç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Odada bir başına kalan Demir, üzerindeki battaniyeyi çekerek yatağın üzerine bıraktı. Oturduğu yerden öne doğru eğildi. Altları sızlamaya başlayan ayaklarını hafifçe yana çekti. Yer yer ayak tabanlarının şeklini almış ve bir kısmı halâ ıslak olan kan izlerini gördü. Doğrularak yatağına baktı. Yastığın kenarında ve çarşafın üzerinde de kan izleri vardı. Aynı şekilde, yastığın kenarında duran annesine ait baş örtüsü ve kedisinin tasması da kurumuş kan ile lekelenmişti. O an Bahriye'nin sözleri kulaklarında yankılandı; "Çok fazla kan izi vardı."</p>
<p>   Sol bacağını sağ dizinin üzerine çekerek tabanına baktı. Dokundukça içinden kan çıkan ince kesikler halâ tazeydi. Bir gece önce, alkolün etkisiyle ve o anki sıcağıyla hissetmediği yaraların sızısı yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Üstelik gittikçe daha da artan, daha da can yakan sızılardı bunlar. Yatağın üzerine bıraktığı cımbızı sol eline alan Demir, sağ elinin işaret ve baş parmağını kesiklerden birinin üzerine koydu ve kesiği iki yana doğru hafifçe açtı. Acıyan canına aldırış etmemeye çalıştı. Yaranın içindeki cam parçası kana bürünen bir elması andırıyordu. Cımbızı kesikten içeri sokan Demir, acıyan canına rağmen cam parçasını almayı denedi ama yapamadı. Her iki ucu sıcak kana bulanan cımbızı geri çekti. Kalp atışları ve nefes alıp verişleri hızlanmıştı. Bir süre bekledi. Sakinleşmeye çalıştı. Derin derin birkaç nefes aldıktan sonra cımbızı tekrardan kesiğin içine soktu. Bu defa daha da derine sapladı. Kanlı ete giren cımbızın sebep olduğu acı öylesine keskindi ki, Demir'in tüm vücudu elektriğe kapılmış gibi titredi. Canının en çok yanacağı anın o an olduğunu düşündü ve dayanmaya çalıştı. Ama yanılmıştı. Çünkü esas acı, yaranın içindeki cam parçasını cımbızın arasına almak için cımbızı her iki ucundan sıkmaya başlayınca duyduğu acıydı. Boylu boyunca kesiğin içinde ilerleyen cımbızın uçları cam parçasına sarıp sarmalayana kadar geçen birkaç saniye Demir'e yıl gibi gelmişti. Acıyla dolu dolu olan gözlerini istemsizce sıktı. Sağ gözünden fışkıran yaş yanağından aşağıya süzüldü. O an cımbızı geri çekmeyi düşündü ama aynı acıyı yeniden yaşamak istemediği için başladığı işe devam etti. Kendini kanata kanata cımbızın uçlarını birleştirdi ve cam parçasını çekip çıkardı. Yerinden çıkan parçanın sebep olduğu çukur kısa sürede kanla doldu taştı ve kesikten dışarı süzüldü. Koyu kırmızı kan damlaları ardı ardına yere damlarken, Demir, kesikten çıkan ve ışıl ışıl parlayan cam parçasına baktı.</p>
<p>   O an, cam parçasının üzerindeki ışıltının yavaş yavaş kararmaya başladığını farkeden Demir, geri kalan her şeyin aynı şekilde karardığını ve gözlerine inen katran karası perdeyi ise farkedemedi.</p>
<p></p>
<p>CEYHAN HAN ATAÇ</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>O Adam</title>
<link>https://fikirizleri.com/o-adam</link>
<guid>https://fikirizleri.com/o-adam</guid>
<description><![CDATA[ Gizem, gerilim, dram ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6944ea18b27ae.webp" length="15808" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 09:01:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hanife Demir</dc:creator>
<media:keywords>Gizem</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Rüzgârın yalayıp geçtiği saçları yüzüne çarpıp geçerken oturduğu koltuğa daha çok sindi. Başını yanındaki cama yaslamış zaman kadar hızla geçip giden ağaçları izlemeye dalmıştı ki yanındaki adamın horultularına kulaklarını tıkamak istedi. Lâkin ne mümkün, küçücük otobüste huzurun esamesi bulunmuyordu. Sarı uzun saçlarını kulaklarının arkasına atıp ayağının altındaki çantasına uzandı. Ön cebinden kulaklığını çıkarıp telefonundan rastgele bir müzik açarken başını geriye yaslayıp sadece müziğin sesine kulak verdi. Ailesi geldi aklına; şimdiden deli gibi özlemişti. Annesinin keşkeği, kız kardeşinin cıvıl cıvıl sesi ve en sadık dostları. Özlemediği tek kişi babasıydı. Babası ona evin kapısını gösterdiğinde onun için bitmişti. Bir babası yoktu artık. Bunun sebebi de, en değerli varlığı gururuydu. Velhasıl, şimdi yollardaydı işte. Kuzeni ona başka bir ilde iş bulmuş bir süre onu idare edeceğini düşünmüştü. Bittabi öyleydi, bu iş velinimetti zira. Babasıyla arasında her zaman böyle sürtüşmeler yaşanırdı. O her zaman müzisyen olmak isterdi, lâkin babası zorla hukuk okumasını sağlamıştı. Arkadaşlarından tut, ilişkilerine kadar her şeyine karışırdı. Hatta saçını uzattığında babası öfkeden kudurmuş, gözüme gözükme demişti. Bir gün böyle olacağını bilmiyordum dese yalan olurdu. Sadece daha erken olmasını bekliyordu. Keşke babası birazcık da olsa onu anlayabilseydi. Üzerindeki yorgunluk ve gerginlikle ne zaman uykuya daldığını bilmeden telefonuna düşen bildirim ile uyandı. Yabancı bir numaradan mesaj geldiğini görüp kaşlarını çattı. Mesajı açtığında anlamayarak birkaç defa okudu. “Bu senin kaderin, kaçmak imkansız! Artık olman gerektiği yerdesin” Yanlış numara olduğunu düşünerek klavyeye parmaklarını gezdirip gönderdiğinde önündeki koltukta bir telefondan bildirim sesi geldi. Umursamazca dudaklarını büküp telefonuna dönmek üzereyken otobüsün camına yansıyan telefonun ışığıyla ekranı net bir şekilde gördü. “Yanlış numara kardeşim” yazıyordu. Kaşlarını çatarken kalbi göğsünü yumrukluyordu. Zira az önce kendi attığı mesaj ile aynıydı. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BABAMIN CEKETİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/babamin-ceketi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/babamin-ceketi</guid>
<description><![CDATA[ Ne zamandır oradaydı. Kendimi bildim bileli kapının sağındaki meşe rengi askılıkta. Yıllardır evden çıkarken askıdan alıp sırtına bir çırpıda telaşla giydiğin o baba ceketi. Kaldırmadım askıdan, yine aynı yerinde, belki gelip yine giyersin diye. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_69442537a1bbb.webp" length="12808" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 19:01:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda ERDEN</dc:creator>
<media:keywords>baba oğul aile öykü köşe yazısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b><span style="font-size: 11.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;">BABAMIN CEKETİ</span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"> Ne zamandır oradaydı. Kendimi bildim bileli kapının sağındaki meşe rengi askılıkta. Yıllardır evden çıkarken askıdan alıp sırtına bir çırpıda telaşla giydiğin o baba ceketi. Kaldırmadım askıdan, yine aynı yerinde, belki gelip yine giyersin diye. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>İnanmak zordu telaşlı ceketin yerinden kımıldamayışına.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Esir alınmış gibi, zamanın o noktada donması gibi boynu bükük öylece kalakalmıştı işte askıdaki ceket.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Çayı demledim, kahvaltımı hazırladım, sonradan farkettim ki evde ekmek yoktu. Balkondan başımı uzattım, hava serindi, “ben geldim” der gibi fısıldayan sonbahar rüzgarını yüzümde hissettim. Gözüm askıdaki cekete ilişti. Acaba dedim içimden, giysem mi? Kararsız bir hamle ile cekete doğru uzandım, yapamadım. Kafamın içindeki sesleri susturmaya çalıştım. Özlemiştim… Eve ekmek ve gazete getiren o ceketi özlemiştim. Niye olmasın diyerek, bunun aynı zamanda imkansız olduğu düşüncesini çürütme isteği ile dolup taşarak ceketi hızlıca giyip evden çıktım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Yola adımımı attığım andan itibaren kendimi çok tuhaf hissettim. Adımlarım mı hızlanmıştı? Adeta koşarcasına yürümeye başladım, acelem neydi?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Fırına doğru yürürken, karşıdan beyaz saçlı, ince uzun elinde market poşeti olan bir adamcağızın bana doğru gülümseyerek geldiğini gördüm. Yanımdan geçerken “Günaydın” demesi erafıma bir tur bakmama sebep oldu. Bana mı demişti? Öyle gözüküyordu. Yarım ağızla günaydın dedim cılız çıkan titrek sesimle. Tanıdığımı sanmıyordum ama emin de olamadım. Her gün görüştüğüm bir dost, arkadaş kadar canlı ve kararlı çıkmıştı ağzından günaydın sözcüğü. Düşünceli düşünceli fırına girdim, ekmeğimi alırken omzumda bir el hissettim. “Günaydın”, kısık bir sesle<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“günaydın” dedim çekinerek. “Bugün hava baya serin olmuş”. -“Eeee<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>evet öyle olmuş, kış geliyor” diyebildim. Fırından çıktığımda kafam iyice karışmıştı. Bu adamların yaklaşımları beni çok şaşırtmıştı neler oluyordu?. Babam yaşındaki adamlar, beni nereden tanıyor olabilirlerdi. Bir dakika ne dedim ben? Babam yaşındaki adamlar mı? Yoo olamaz! Hayır imkansız! Nasıl olabilir? <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Telaşla gazete almak için evin karşısındaki bakkala girdim, Saffet abi bana doğru dönüp gazetenin parasını alırken, nasılsın arkadaşım? Dedi. “Senin çocuk mezun olmuş eve dönmüş haydi hayırlısı çok sevindim.” Dedi. “Benim çocuk mu? Evet ,şimdi iş bakıyor “ diye çıkıverdi ağzımdan. Gazetemi de alıp caddeden geçerken bana bir aracın yol verdiğini gördüm, sürücü bana el salladı. Ben de sağ elimi kaldırıp zoraki bir gülümseme<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>ile karşılık verdim. Onu da tanımıyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>Nefes nefese binaya girdim, kafam allak bullaktı. Aklıma bir şey geliyordu ama nasıl olabilirdi bu? Ter basmıştı, bu ceket ne sıcak tutuyormuş dedim asansörün kapısını açarken. Asansöre binerken aynadaki yansımama takıldı gözüm, hayretler içerisinde aynaya bakakaldım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">    Babamın yüzü…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Üzerinde onun ceketi ve elinde ekmek ve gazetesiyle tam karşımdaydı. Elim ayağım çözüldü, dokunsan ağlayacaktım…Şimdi anlıyordum olanları. Babamın 50 yıl aynı semtte yaşadığı arkadaşlarının çokluğunu, sebepsiz baba telaşımı, omzumda hissettiğim baba yükünü…Onu “baba” yapan ne varsa hepsini şimdi daha iyi anlıyordum. Elimi aynaya doğru uzattım ,dokunmak istedim , ayna karardı, ortam sıcak bir hava dalgası ile birlikte sislendi, kaybolup gitti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Gözlerimi açtım. Boncuk boncuk terlemiştim. Kalbim yerinden çıkacaktı. Askılığa doğru yürüdüm, ceketi aldım giydim, göz pınarlarımdaki baskıyı serbest bıraktım. Bıraktım senle olan en güzel anılarımı baba ceketinin üzerine. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Oğlun seni çok özledi baba”<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>cümlesini, <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>dilinden dökmeye çalışarak…<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KARMAŞA</title>
<link>https://fikirizleri.com/karmasa</link>
<guid>https://fikirizleri.com/karmasa</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6943811bef400.webp" length="29850" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 07:23:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><span>Yokluk yıllarıydı. Sadece karnımızı doyurabildiğimiz, en ufak gereksinimlerimiz için saatlerce kuyruklarda beklediğimiz, o yıllar için bile bize kalabalık gelen şehirde yaşamak zorundaydık. Ancak yine de komşuluk vardı, dostluk vardı, içten sıcak gülümsemeler vardı. Maddi sıkıntı çeksek de halimizden memnunduk. Karım ve ben üç çocuğumuzla birlikte İstanbul'un eski semtlerinden olan Fatih’te maddi sıkıntıları dert etmeden mutluluk içinde yaşıyorduk.</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>En büyük oğlan büyüyüp evlilik çağına gelince parasızlığın ne demek olduğunu anladım. Aynı mahallenin iki sokak ötesinde, sanki başka biri kalmamış gibi, benim de kahvehaneden tanışık olduğum ve pek de haz etmediğim Niyazi Bey'in kızına vurulmuş bizim oğlan. Benim hanımın söylemesine göre uzun zamandır görüşürlermiş. Önceleri ısrarcı oldum lakin bizim oğlanının kafasını çeldiremedim. Dediğim dedik, çaldığım düdük dedi bana. Gayri bana da kızı istemekten başka çare kalmadı.</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>Hanımdan haber ilettik kendilerine geleceğimizi. Niyazi'nin mahkeme duvarı suratlı bodur hanımı, geleceğimizden pek hoşnut olmasa da ağzının kenarıyla buyur etmiş bizi. İki yanı kırık dolabın içinden, beş yıl önce tekne kazıntısı oğlanın sünnetinde aldığım elbiseleri geçirdim sırtıma. Akşamdan silip parlattığım, bayramdan bayrama boya yüzü gören ayakkabılarımı giydim ayağıma. Başımda olmadığında kendimi çıplak hissettiğim koyu renkli kasketimi takınca benim hazırlığım tamamlandı. Kız kardeşinin düğününde aldığı mor çiçekli fistanını giydi hanım. Çiçekle çikolata işini halleden, başıma bu derdi saran büyük oğlan da iş yerinden verilen lacivert takım elbisesini giydi. Biz gelene kadar evde usluca durmaları için diğer iki oğlanı tembihledikten sonra, dünür başı olması için ikna ettiğim, karşı binada oturan hacı emmimiz Rüstem Çavuş'un evine gittik. Tüm hazırlıklarımız tamam olunca Niyazilerin evine doğru revan olduk.</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>Kapıda bizi Niyazi'nin suratsız hanımı karşıladı. Selam verdikten sonra içeri girip oturduk. Hanım, ben ve oğlan bir kanepeye sığıştık. Karşı kanepeye de Niyazi ile hanımı oturdu. Hafif çaprazımdaki tekli koltukta oturan Rüstem Çavuş, cebinden çıkardığı doksan dokuz taşı olan tespihini çekmeye başladı. Daha merhaba, nasılsınız faslı başlamadan, üzerinde kahvelerin bulunduğu uzunca bir tepsiyle salona girdi hanım kızımız. Kahveler dağıtılırken kimseden çıt çıkmadı.</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>Elindeki tespihini cebine koyan Rüstem Çavuş, kahvesinden ilk yudumu aldıktan sonra söze başladı. ''Efendim, sebebi ziyaretimiz belli.  Hayırlı bir iş için toplandık burada. Gençler yuva kurmak istemişler, bizler de buna vesile olmak için sizleri ziyaret ettik...''</span><br><span>Rüstem Çavuş'un sözünün bitmesini beklemeden elindeki fincanı sehpada duran tabağa koyan Niyazi araya girdi. ''Ziyaretinizin sebebini bilmekteyiz elbette. Lakin siz de bilirsiniz ki bu işler nasip kısmet meselesi.''</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>Başka zaman olsa sözünün kesilmesine kızacak olan Rüstem Çavuş, içinde bulunduğumuz durum nedeniyle, biraz da benim hatırım için, Niyazi'nin patavatsızlığını görmezden geldi. ''Elbette nasip meselesi,'' diyerek ikinci yudumu almadan, elinde tuttuğu kahve fincanını önündeki sehpaya koydu hafiften. Cebindeki tespihini tekrar çıkararak sözlerine devam etti. ''Bizler Yüce Rabbimizin kulları olarak nasibimizi kovalamak zorundayız. Alnımızda yazılanın ötesini istemedik hiçbir zaman. Uzun lafın kısası şudur ki, Allah'ın emri Peygamberimizin kavliyle kızınız Hafize’yi oğlumuz İbrahim’e istiyoruz.''</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>Niyazi, önce bana sonra da oğluma kısa bir bakış attıktan sonra aldığı nefesi vermeden konuşmaya başladı. ''Doğru söylersin Rüstem Çavuş. Büyüğümüzsün. Sana her zaman itimat ederiz. İsmail Efendi ile oğlunu da bilirim. Lakin hanımın ufak bir isteği vardır.''</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>Gözler bir anda Niyazi’nin yanında oturan Makbule Hanıma çevrildi. Dünya umurunda değilmiş edasıyla, asık suratını hiç yumuşatmadan sessizce oturmaya devam etti. Acaba bize karşı mı surat yapıyor diye düşündüm lakin öncesinde de hiç gülmediği hatırıma geldi. Hanımından ses çıkmayınca Niyazi kaldığı yerden devam etti.</span><br><span>''Bizim kızın üzerinde hanımın emeği çoktur. Besledi, büyüttü, bu yaşa getirdi. Takdir edersiniz ki emeğinin karşılığını vermek iktiza eder.''</span><br><span>''Başlık parası istersin, öyle mi Niyazi efendi?'' diye çıkıştı Rüstem Çavuş.</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>Niyazi sağ elini havaya kaldırarak hafif mahcup bir halde itiraz etti hemen. ''Başlık değil Rüstem Emmi, hanım süt parası ister. Adettendir hem. Beş yüz kaimeyi getirin kızı alın.''</span><br><span>Rüstem Çavuş’un geri durmaya hiç niyeti yoktu. ''Biz de biliriz adetleri amma biz kızı istemeseydik büyütmeyecek miydiniz?''</span><br><span>''Ben diyeceğimi dedim. Gayri bundan sonrası size kalmış,'' diyerek kestirip attı Niyazi.</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>Rüstem Çavuş yine söz söyleyecek oldu lakin ben hemen ayağa kalkıp durdurdum onu. Geldiğimiz evden gerisin geri çıktık. Eve gidene kadar kimsenin ağzını bıçak açmadı.</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>Ertesi gün, Niyazi’nin tilki suratını tekrar görmemek için kahvehaneye gitmedim. Yan sokaktaki taş binanın altında bulunan küçük çay ocağına gittim. Duvarın dibine konulmuş hasırdan yapılan küçük taburelerden ortadakine oturup kara kara düşünmeye başladım. Elde yok, avuçta yok. Karnımızı bile zor doyururken Niyazi’nin istediği başlık parasını vermem mümkün değildi. Kafamda bu düşünceler dönerken, ne kadar zaman geçti bilmiyorum, yanıma Suat ile Hamza gelip oturdular. Sağıma oturan Suat, yirmili yaşlarda genç bir delikanlı. Efendi çocuktur, kendi oğlum gibi severim. Soluma oturan Hamza benden üç yaş küçüktür.</span></p>
<p style="text-align: left;"><br><span>Tek başıma oturup kara kara düşünür halde görünce nedenini sordular. Ellerimi havaya açıp tüm olan biteni anlattım. Suat, elini çenesine koyup pür dikkat dinledi beni. Aynı şeyi Hamza için söyleyemem. Kendisinin üç kızı var. Evlendirecek oğlu olmadığı için anlattıklarımı dinlemeyip umursamaz halde oturdu yanımda. Çaylarımızı içtik, konuşacaklarımızı konuştuk lakin bir sonuca varamadık. Evden çıkarken yanımda götürdüğüm dertlerimi gerisin geri getirdim eve.</span><br><span>Hanım bana ne yaptığımı sorduğunda omuzlarımı silkelemekle yetindim. Çay ocağında oturduğumuzu ve Suat’ın pür dikkat beni dinlemesinin aksine Hamza’nın bir o kadar umursamaz olduğundan bahsettim. Hanımın anlattıkları sonrası ise ağzım açık kaldı. Meğer bu Suat, Hamza’nın ortanca kızıyla görüşürmüş. Beni pür dikkat dinlemesinin sebebi de buymuş. Ben sandım ki, benim derdime ortak oldu! Meğer kendi derdine yanıyormuş.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SON DÜET</title>
<link>https://fikirizleri.com/son-duet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/son-duet</guid>
<description><![CDATA[ Ünlü besteci İlhan Kara, boynunda bir keman teliyle ölü bulunur. Olay yerinde pikaptan yükselen o tanıdık, takıntılı melodi ve parçalanmış notalar, Komiser Yardımcısı Eylül Yılmaz&#039;ı müziği bıraktığı geçmişine geri götürür. Eylül, notalara değil, duygulara kulak vererek cinayetin ardındaki susturulmuş itirafı çözmelidir. Çünkü bu ölüm, yalnızca bir cinayet değil; telif hakkı çalınmış bir başyapıtın, yıllarca süren bir ihanetin ve vicdanın son çığlığının yankısıdır. Adalet, bazen mahkeme salonunda değil, kırık bir notada yankılanır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6941a289233c1.webp" length="89058" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 21:20:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, Polisiye, MüziğinGizi, GölgedekiBeste, Adalet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>? <strong>SON DÜET </strong></p>
<p><strong>BÖLÜM 1 – KIRIK NOTA </strong></p>
<p>Sabahın gri sisi, lüks apartmanın koridorlarına ağır bir perde gibi çökmüştü.</p>
<p>Komiser Yardımcısı Eylül Yılmaz, binanın asansöründen çıkıp ilk adımını attığında tuhaf bir ses duydu: Ta, ta, ta, taaaa... Ta, ta, ta, taaaa...</p>
<p>Pikaptan yükselen bu tekrar, sanki bir ruhun aynı acıyı defalarca yaşadığını fısıldıyordu. Her nota bir çığlık gibi yankılanıyor, aralardaki sessizlik ise bir itiraf gibi susuyordu.</p>
<p>Odaya girdiğinde lavanta kokusu, keskin bir ter kokusuyla karışmıştı. Ünlü besteci İlhan Kara, deri koltukta oturuyordu. Gözleri boşluğa dikilmişti. Boynundaki keman teli solgun tenine gömülmüş, yüzüne donuk bir huzur yerleşmişti. Ne korku ne de acı vardı; yalnızca kabullenmiş bir sessizlik.</p>
<p>Eylül, eğilip yerdeki parçalanmış notalara baktı. Mürekkep dağılmıştı ama bazı yerler hâlâ okunabiliyordu. “Bu... bu Son Düet,” diye mırıldandı.</p>
<p>Olay yeri ekibinden biri yaklaştı. “Ne demek bu?” diye sordu.</p>
<p>“İlhan Kara’nın kayıp başyapıtı,” dedi Eylül. “Ama burada... sanki bir şey eksik. Ya da fazla.”</p>
<p>Pikap hâlâ çalıyordu. İğne, aynı çizgide takılı kalmıştı. “Sanki zaman, İlhan Kara’nın son nefesinde durmuş,” diye düşündü Eylül. “Her tekrar, bir pişmanlığın yankısı gibi.”</p>
<p>O an, geçmişinden bir ses yankılandı zihninde: “Sen notaları değil, duyguları çalmalısın.” Yıllar önce keman hocası söylemişti bunu. O gün müziği bırakmıştı. Ama şimdi, bir cinayeti çözmek için notalara geri dönüyordu.</p>
<p><strong>BÖLÜM 2 – EYLÜL’ÜN MELODİSİ </strong></p>
<p>Karakolun sessizliğinde otururken Eylül’ün gözleri, karşı duvardaki eski bir fotoğrafa takıldı. Siyah beyaz karede, bir müzik okulunun mezuniyet töreni vardı. Ortada, kemanını gururla tutan genç bir kız duruyordu — kendisi.</p>
<p>Henüz on dört yaşındayken konservatuvara adım attığında kalbi notalarla atıyordu. Kemanı ilk kez eline aldığında, sesiyle değil, titreşimiyle bağ kurmuştu.</p>
<p>Ama bir gün hocası sert bir sesle söylemişti: “Sen notaları değil, duyguları çalmalısın.” O cümle, içindeki melodiyi susturmuştu. O gün, Eylül müziği bırakmıştı.</p>
<p>Şimdi ise bir cinayeti çözmek için müziğe geri dönüyordu. Belki de bu dava, onun için bir yüzleşmeydi.</p>
<p>Kapı aralandı. Komiser Ali başını uzattı. “Selin Aydın geldi. Hazır mısın?” diye sordu.</p>
<p>Eylül başını kaldırdı. “Hazırım.”</p>
<p>Sorgu odasında Selin, kucağında keman kutusuyla oturuyordu. Parmakları kutunun kenarına ritmik ama huzursuzca vuruyordu. Gözlerini kaçırıyor, alt dudağını ısırıyordu.</p>
<p>“İlhan Kara’yla aranız nasıldı?” diye sordu Eylül.</p>
<p>“Keman hocamdı,” dedi Selin sessizce. “Saygı duyuyordum. Hayranlıkla çalışıyordum onunla. Ama son zamanlarda... değişmişti.”</p>
<p>“Nasıl değişmişti?”</p>
<p>“Takıntılıydı. Son Düet’i bitirmek istiyordu ama bir şey onu durduruyordu. Sanki birinden çekiniyordu.”</p>
<p>Eylül not defterine birkaç kelime karaladı. “Peki siz? Aranızda bir sorun mu vardı?”</p>
<p>“Hayır. Sadece son eseri üzerinde çalışıyorduk. Ama vasiyetinde adım geçince işler karıştı.”</p>
<p>“Nasıl yani?”</p>
<p>“İlhan Bey, Son Düet’i bana ithaf edecekti. Sonra vazgeçti. ‘Bu beste geçmişimle ilgili, sana zarar verebilir,’ dedi. O gece tartıştık.”</p>
<p>Eylül’ün bakışları Selin’in keman kutusuna vuran parmaklarına kaydı. Ritmik, gergindi, kontrolsüzdü. “Bu müzik... bir düet değil,” diye mırıldandı. “İkinci keman hiç cevap vermiyor. Sanki biri konuşuyor, diğeri susuyor.”</p>
<p>Selin başını kaldırdı. “Ben onu öldürmedim,” dedi titreyen bir sesle. “Sadece çok üzgünüm. Çünkü o beste, öksüz kaldı. Birinci keman bendim... o cevap veremeden susturuldu.”</p>
<p>Eylül sustu. Bu cinayet yalnızca bir ölüm değil; yarım kalmış bir melodiydi. Belki de susturulmuş bir itiraftı.</p>
<p><strong>BÖLÜM 3 – NOTALARIN ARASINDA </strong></p>
<p>Eylül, eski bir taş binanın önünde durdu. Kapının üstünde solmuş harflerle “Müzikoloji Enstitüsü” yazıyordu.</p>
<p>Duvarları konser afişleriyle kaplı koridoru geçip Ayla Hanım’ın odasına girdi.</p>
<p>Ayla Hanım gri saçlarını topuz yapmış, gözlüklerinin ardından dikkatle bakan bir kadındı. Masasında eski nota defterleri, plaklar ve bir keman duruyordu.</p>
<p>“Son Düet’in kaydını getirdim,” dedi Eylül. “Yapısal analizine ihtiyacım var.”</p>
<p>Ayla Hanım kulaklığı taktı, müziği dinledi. Kaşları çatıldı, dudakları kıvrıldı. Parça bittiğinde derin bir nefes aldı.</p>
<p>“Bu eser klasik bir düet değil,” dedi. “İkinci keman sadece eşlik ediyor, hiç karşılık vermiyor. Bu bir monolog. Bir isyan.”</p>
<p>“Yani İlhan Kara birine mi isyan ediyor?”</p>
<p>“Belki birine, belki kendine. Ama bu müzikte hesaplaşma var. Özellikle son bölümde... bir şey kırılıyor.”</p>
<p>Eylül notalara baktı. “Bu kırılma, cinayetin sebebi olabilir mi?”</p>
<p>Ayla Hanım başını salladı. “Müzik bazen kelimelerin söyleyemediğini anlatır. Bu beste hem isyan hem itiraf.”</p>
<p>Eylül, pikaptaki o tanıdık pasajı hatırladı: Ta, ta, ta, taaaa... “Bu tekrar, bir takıntı mı?” diye sordu.</p>
<p>“Hayır,” dedi Ayla Hanım. “Bu, bir özlem. Katil bu müziği dinleyerek kendini affetmeye çalışmış olabilir. Ya da hatırlamak istemiştir. Çünkü bu müzik onun da bir parçası.”</p>
<p>Eylül’ün zihninde bir isim belirdi: Murat Demir. İlhan Kara’nın eski yapımcısı. Birlikte çalışmışlardı, sonra yolları ayrılmıştı. Ama Son Düet, o geçmişe bir dönüş gibiydi.</p>
<p>Ayla Hanım notaların arasından bir sayfa çekti. “Bakın,” dedi. “Bu pasaj Şafak Sonatı’na çok benziyor. Ama küçük değişikliklerle. Sanki bir çeşitleme.”</p>
<p>Eylül kaşlarını çattı. “Şafak Sonatı, Murat Demir’in bestesi olarak bilinir. Ama ya değilse?”</p>
<p>Ayla Hanım sessizce başını salladı. “Belki de İlhan Kara geçmişi geri almak istiyordu.”</p>
<p>Eylül ayağa kalktı. “Teşekkür ederim Ayla Hanım. Sanırım müzik, bana katilin kim olduğunu söyledi.”</p>
<p><strong>BÖLÜM 4 – GÖLGEDEKİ BESTE </strong></p>
<p>Eylül, eski gazete kupürleriyle dolu dosyayı masasına açtı. Sararmış sayfalarda genç İlhan Kara ve Murat Demir yan yana poz veriyordu.</p>
<p>Altında yazıyordu: “Yeni Yıldızlar Doğuyor: Şafak Sonatı ile Müzikte Devrim!”</p>
<p>Eylül kupürü inceledi. Şafak Sonatı Murat’ın bestesi olarak tanıtılmıştı. Ama fotoğrafta İlhan’ın elindeki defterde tanıdık bir işaret vardı — kendi imzası yerine kullandığı nota sembolü. “Bu beste... belki de İlhan’a aitti,” diye düşündü. “Ama neden sessiz kaldı?”</p>
<p>Bilgisayarında Şafak Sonatı’nı ve Son Düet’i peş peşe dinledi. İki eser neredeyse kardeşti. Melodik yapı, geçişler, final pasajı... Ama biri umut doluydu, diğeri karanlık.</p>
<p>Bir eski öğrenciye ulaştı. “İlhan Hoca, Şafak Sonatı’ndan bahseder miydi?”</p>
<p>“Hayır,” dedi öğrenci. “Ama bir gün, ‘O beste bana ait olmalıydı,’ dediğini duydum. Sonra sustu.”</p>
<p>Eylül’ün zihninde parçalar birleşti. İlhan Kara, Son Düet’i bir itiraf olarak yazmıştı. Ama bu, aynı zamanda bir suç duyurusuydu. Müziğiyle konuşmuştu. Ve biri, o sesi susturmuştu.</p>
<p>BÖLÜM 5 – SESSİZ İTİRAF</p>
<p>Murat Demir’in ofisi, eski bir plak şirketinin restore edilmiş binasındaydı. Duvarlarda altın plaklar, ödül sertifikaları, eski fotoğraflar vardı. Ama Eylül’ün gözü köşedeki tozlu keman kutusuna takıldı. Üzerinde solmuş bir etiket: İ.K..</p>
<p>Murat, geniş masasında oturuyordu. Gözleri yorgun ama tetikteydi. Eylül sessizce dosyasını açtı.</p>
<p>“Son Düet’i dinlediniz mi?” diye sordu.</p>
<p>“Evet,” dedi Murat. “İlhan’ın son çığlığıydı.”</p>
<p>“Hayır,” dedi Eylül. “Son itirafıydı.”</p>
<p>Murat’ın yüzü gerildi. “Ne demek istiyorsunuz?”</p>
<p>“Bu beste, Şafak Sonatı’nın bir çeşitlemesi. İlhan Kara, o eserle geçmişi geri almak istedi. Sizin onu çaldığınızı anlatmak için müziği kullandı.”</p>
<p>“Bu bir iftira!” diye bağırdı Murat.</p>
<p>Eylül sakin kaldı. “Peki neden öldüğünde pikapta Şafak Sonatı’ndaki aynı pasaj tekrar tekrar çalıyordu? Neden o notalar?”</p>
<p>Murat sustu. Gözleri uzaklara daldı. Sonra başını eğdi. “Sonat aslında onun eseriydi. Ben sadece bir pasaj eklemiştim. O beğenmişti. Ama plak anlaşması benim adıma yapıldı. İlhan sessiz kalmak zorunda kaldı. Yıllar sonra o sessizliği bozmak istedi... Bozamazdı.”</p>
<p>Sesi çatladı. “Evet, ben yaptım. O müziği, onun cansız bedeninin karşısında dinledim. Her tekrar, bir hatırlayıştı. Her nota, bir çığlık.”</p>
<p>Eylül sustu. Bu itiraf bir savunma değil, bir beste gibiydi — ritmik, içten, çaresiz.</p>
<p>“Adalet,” dedi Eylül sessizce, “bazen mahkeme salonunda değil, bir notada yankılanır.”</p>
<p>Murat gözlerini kapadı. “Ve bazen en büyük suç, en güzel melodide gizlidir.”</p>
<p><strong>BÖLÜM 6 – GÖLGELİ GEÇMİŞ </strong></p>
<p>Eylül, Murat Demir’in geçmişine dair belgeleri önüne yaymıştı. Eski dergiler, arşiv kayıtları, röportaj kupürleri... Hepsi aynı hikâyeyi anlatıyordu: Bir yükselişin ardındaki sessizlik.</p>
<p>Bir dergide Murat şöyle diyordu: “Şafak Sonatı kariyerimin dönüm noktasıydı.”</p>
<p>Ama İlhan Kara’nın konser sonrası yaptığı bir konuşma kaydı farklıydı: “Bazı eserler sahibini kaybettiğinde bile konuşur. Şafak Sonatı benim sesimdi.”</p>
<p>Eylül o cümlede İlhan’ın gölgesini duydu. Müziğiyle konuşmuştu o. Son Düet ise onun son kelimesiydi.</p>
<p>Arşivde İlhan’ın gençlik defteri bulundu. Bir sayfada yazıyordu: “Bu eser sabah gibi umut taşımalı. Ama bir gün karanlıkta çalınırsa... bir şeyler eksik demektir.”</p>
<p>Eylül başını kaldırdı. İlhan, eseri çalındığını biliyordu. Ama intikam değil, müzikle cevap vermeyi seçmişti.</p>
<p>Son Düet — susturulmuş bir vicdanın yankısıydı.</p>
<p><strong>BÖLÜM 7 – GERÇEĞİN SESİ </strong></p>
<p>Eylül, son kez İlhan Kara’nın stüdyosuna girdi. Pikap durmuştu. Odayı sadece sessizlik dolduruyordu.</p>
<p>Masaya oturdu. Önünde Son Düet’in notaları, itiraflar, gözyaşları... Hepsi aynı hikâyenin parçalarıydı. Her nota bir tanık gibiydi. Her sessizlik bir çığlık.</p>
<p>Eylül gözlerini kapattı. Bir an, gençliğindeki o günü hatırladı — konservatuvar sahnesinde, elinde kemanla hocasının sesini duyduğu günü.</p>
<p>“Sen notaları değil, duyguları çalmalısın.”</p>
<p>Yıllarca kaçmıştı o cümleden. Ama şimdi, duyguları dinleyerek bir cinayeti çözmüştü. Müziği delil değil, ruh olarak okumuştu. Ve sonunda anlamıştı.</p>
<p>Kapı aralandı. Selin içeri girdi. Elinde kemanı vardı.</p>
<p>“Son Düet’i çalmak istiyorum,” dedi. “Bu kez ikinci keman da cevap verecek.”</p>
<p>Eylül gülümsedi. “O zaman bu, gerçek bir düet olur.”</p>
<p>Melodi yükseldi. Artık eksik değildi. İki ses birbirine karışmıştı; biri geçmişi, diğeri geleceği taşıyordu.</p>
<p>Eylül dışarı çıktığında gökyüzü griydi ama yağmur durmuştu. Yürürken içinden bir cümle geçti: “Adalet, müziğin susmasıyla değil, gerçeğin sesiyle sağlanır.”</p>
<p>Ve o ses artık yankılanıyordu.</p>
<p><strong>SONSÖZ </strong></p>
<p>Müziği ilk kez bir cinayetin içinde dinledim. O gün bir nota bana gerçeği fısıldadı. Son Düet sadece bir beste değildi — bir hayatın özeti, bir vicdanın yankısıydı. Her nota bir iz, her sessizlik bir itiraftı.</p>
<p>Ve ben, bu hikâyeyi dinledim. Şimdi sıra sizde. Dinleyin.</p>
<p>Belki siz de sessizliğin içinden bir gerçeğin sesini duyarsınız.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>VİCDAN YÜKÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/vicdan-yuku</link>
<guid>https://fikirizleri.com/vicdan-yuku</guid>
<description><![CDATA[ Hukuken özgür kalan güçlü bir iş insanının, cinayeti gizleyen sessiz gölün yansımasında kendi vicdanının görülmez zincirlerine mahkûm oluşunun hikayesi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693c07c19a77c.webp" length="14828" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 15:17:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>VİCDAN, İÇ HESAPLAŞMA, SUÇ VD CEZA</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Vicdan Yükü</p>
<p>I. Erguvan'ın Yüzeyi ve Derinliği</p>
<p>Erguvan Kasabası, rengârenk çiçekleri ve örnek dayanışmasıyla huzurun bir tablosu gibiydi. Fakat kasabanın yüzeyi ne kadar parlaksa, zengin iş insanı Julian Erder'in gücü de o kadar görünmez ve karanlıktı. Julian, sadece banka hesaplarıyla değil, kasabanın belediyesinden kolluk kuvvetlerine kadar neredeyse her kurum üzerindeki nüfuzuyla, adeta bir feodal bey gibi dokunulmaz sayılıyordu. Servetini, kasabanın yoksul kesimini hedef alan bir dizi yasadışı imar ve vergi kaçırma zinciri üzerine kurmuştu.</p>
<p>Julian’ın bu gölgeli imparatorluğunun üzerine düşen ilk gerçek gölge ise, genç ve inatçı bir idealist olan Dedektif Aron Yalçın’dı. Aron, Erguvan’ın sessizliğinin altında yatan çürümüşlüğü biliyordu. Satın alınamaz, korkutulamazdı; çünkü kendisi de Julian’ın sisteminin ezip geçtiği küçük esnafın oğluydu. Soruşturmanın aylar süren gizli takibi sonunda Aron, Julian’ı devirecek olan asıl belgeye, 20 milyon dolarlık zimmetin kanıtını içeren kriptolu deftere ulaşmıştı.</p>
<p>II. Gölün Soğuk Kararı</p>
<p>Aron, soruşturmada kritik eşiği geçmiş, ertesi gün operasyonu başlatacaktı. Son bir doğrulama için, o gece gizlice Julian’ın Sessiz Erguvan Gölü kenarındaki özel iskelesine gitti. Ancak Julian’ın sezgileri onu yanıltmamıştı.</p>
<p>Julian, elindeki çantada ne olduğunu biliyordu. Fırtına öncesi sessizlik çökmüştü. Julian, önce sakin ve hesapçı bir sesle 10 katı rüşvet teklif etti. Aron’un kararlı reddi, Julian’ın panik maskesini düşürdü.</p>
<p>“Bunun bedeli… bir kariyerden fazlası Aron,” diye tısladı Julian.</p>
<p>Boğuşma kısaydı ama vahşiydi. Aron, kriptolu defteri korumaya çalışırken, Julian can havliyle itti. Aron, ahşap iskelenin ıslak yüzeyinde dengesini kaybedip buz gibi göl suyuna düştü. Julian, bir anlığına sudaki çaresiz bedene baktı. Kurtarmak için elini uzatmak ile her şeyi kurtarmak arasında saniyeler süren bir cehennem yaşadı. O beş saniye, Julian’ın hayatının kararıydı. İçindeki korku ve gücün karanlık birleşimi, insaniyetine galip geldi.</p>
<p>Julian, gölün kenarına eğildi ve Aron’u, tekrar yüzeye çıkma çabasındayken bir kez daha suyun derinliğine doğru itti. Bırakırken elinde hissettiği son direnç, bir zincir gibi ruhuna dolandı. O an, Julian’ın ruhunda işlediği suç, gölün dibine çöken bedelden çok daha ağırdı.</p>
<p>III. Vicdanın İşkencesi</p>
<p>Cinayet soruşturması, Julian’ın bağlantıları, ifadesi ve parası sayesinde hızla kapatıldı. Hukuken özgürdü. Ama bu özgürlük bir ödülden çok, bir hapishaneye dönüştü.</p>
<p>Geceleri, Sessiz Erguvan Gölü'nün yüzeyine yansıyan ay ışığı, Julian’a Aron'un gözlerini fısıldar gibiydi. Artık uyuyamıyordu. En ufak bir gıcırtıda evinin koridorlarında Aron'un kararlı ayak seslerini duyduğunu sanıyordu.</p>
<p>İş toplantılarında, zihni sürekli kararıyor, en kritik anlarda masanın cilalı yüzeyindeki yansımasını gölün çalkantılı suyu zannediyordu. Bir keresinde, uluslararası bir ortaklık anlaşmasının imzalanması sırasında, sudan damlama sesi duyduğu vehmiyle elindeki kalemi düşürdü ve kritik bir finansal detayı atladı. Bu küçük hata, şirketine itibar kaybına neden oldu, ancak gerçek bedeli paranın çok ötesindeydi: kontrolü kaybetmeye başlamıştı.</p>
<p>Kasaba halkının ona duyduğu saygı ve abartılı hürmet artık Julian için bir işkence, iğrenç bir oyundu. İnsanların samimiyetsiz gülümsemelerinin altında, gölün sırrını bildiklerine dair sarsılmaz bir paranoyaya saplanmıştı. Eskiden nazik olduğu sadık çalışanlarına karşı bile aniden öfke nöbetleri geçiriyor, onların da kendisini yargıladığını düşünüyordu. Julian, içinden çıkamadığı bu görünmez hükümranlıkta yavaşça eriyordu.</p>
<p>IV. Elara’nın Sessiz Meydan Okuması</p>
<p>Aradan bir yıl geçti. Julian’ın kızı Elara, babasının hızlı çöküşünü—titreyen ellerini, patlayan öfkesini ve uykusuzluğun getirdiği karanlık gözaltlarını—sessizce izliyordu. Elara, babasının aksine, kasabanın etik ve vicdanlı yüzüydü. Gönüllüsü olduğu kasaba programında, Aron Yalçın anısına yapılan “Adalet Bahçesi”ndeki anma etkinliğinde konuşma yapmak üzere hazırlanıyordu.</p>
<p>Etkinlikten sonra, Elara eve geldi. Babası her zamanki gibi loş salonda, sessizliğe bakarak oturuyordu. Elara, babasının gözlerinin içine, o bir yıllık acının tüm tanıklığıyla baktı ve yumuşak ama etkileyici bir tonda konuştu:</p>
<p>&gt; “Babacığım, bugün Aron Bey’in anıtında cesaretten bahsettim. Bence en büyük cesaret, başkalarının karşısında durmak değil… Kendi gölgemizle yüzleşebilmektir.” Durakladı.</p>
<p>&gt; “Bence bir insanın işlediği bir yanlışı düzeltmesi, kendisine verebileceği en büyük ödüldür. Bu, vicdanımıza vereceğimiz tek gerçek onurdur.”</p>
<p>&gt;</p>
<p>Bu cümle, Julian’ın bir yıldır titizlikle ördüğü tüm savunma duvarlarını yerle bir etti. Sözler, masumiyetin kaynağından geldiği için kurşun gibiydi. Gölün sessizliği, kasabanın hüznü ve Aron’un kapanmayan dosyası… Hepsi aynı noktaya işaret ediyordu: Ceza artık dışarıda değil, içeride işlemeye başlamıştı.</p>
<p>V. Huzur</p>
<p>Julian ertesi sabah, kızı evden çıkmadan, kendi isteğiyle karakola gitti ve cinayeti itiraf etti. Polis memurları şaşkındı. Kasaba halkı daha da şaşkındı.</p>
<p>Julian, karakolun soğuk duvarları arasında ilk kez gerçekten nefes alabildiğini hissediyordu. Gözleri kapalıyken, artık ne suyun sesini ne de Aron’un ayak seslerini duyuyordu.</p>
<p>Çünkü onun için hapishane duvarları bir ceza değil, bir yıldır alamadığı iç huzurun başlangıcıydı; paranoyadan, yalandan ve sahte saygıdan arınmış bir sığınaktı. Kendi gerçeğini teslim etmişti.</p>
<p>Ve Sessiz Erguvan Gölü, o gün, üzerindeki ağır yük kalktığı için ilk kez gerçekten ses verdi. Çünkü sonunda işlenen suç, hak ettiği somut cezaya kavuşmuştu.</p>
<p>Julian’ın payına düşen ise aslında ona bir ödüldü: Kendi vicdanında duyduğu, geç de olsa gelen affediş.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kış Uykusuna Yatan Kalpler</title>
<link>https://fikirizleri.com/kis-uykusuna-yatan-kalpler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kis-uykusuna-yatan-kalpler</guid>
<description><![CDATA[ “Kış Uykusuna Yatan Kalpler”, karla kaplı bir gecede geçmişin izlerini, yarım bırakılmış sevgiyi ve kendine dönüş yolculuğunu anlatan bir içsel hikâye. Ayrılığın bıraktığı sessiz acıyı, yasak bir sevginin gölgesini ve sonunda kendine kavuşan bir kalbin uyanışını konu alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693b6e137afdb.webp" length="27522" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 04:26:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeliha Karakuş</dc:creator>
<media:keywords>yrılık, özlem, hasret, yasak aşk, geçmişe özlem, kalp kırıklığı, içsel yolculuk, duygusal hikâye, kar teması, kış hikâyesi, yalnızlık, içsel monolog, kendini bulma, aşk acısı, duygusal yazı, kendi baharını bulmak, kapanmamış hikâyeler, unutulamayan aşk, ruhsal iyileşme, romantik drama</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: center; line-height: normal; mso-outline-level: 2;"><b><i><span style="font-size: 18.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kış Uykusuna Yatan Kalpler</span></i></b><b><span style="font-size: 18.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Koltuğuna oturmuş elinde kahvesi, pencereden karın yağışını izliyordu. Her bir kar tanesi nasıl da birbirinden farklı tek tek düşüyordu. Kendisi gibi tek başlarına düşen kar taneleri… </span>Düşen taneler, onu aylar öncesinin hatıralarına götürüyordu<span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Dışarıda dünya beyaza bürünürken, içindeki karanlık aynı yerinde duruyordu. Kışın sessizliği, içinde aylardır taşıdığı boşlukla aynı tondaydı; soğuk, derin ve hiç konuşmayan bir sessizlik…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bir zamanlar bu manzarayı izlerken yanında oturan biri vardı. Sessiz bir tebessümle omzuna yaslanan, kahvesinden bir yudum alıp “Ne garip… Kar yağınca dünya daha temizmiş gibi geliyor” diyen o ses. Şimdi o ses yoktu. Yerine yalnızlığın içten içe kemiren tıkırtısı vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Eli, kahve fincanının sıcaklığına daha çok sarıldı. İnsanın içi soğuyunca dışardaki hiçbir sıcaklık tam olarak yetmiyordu. Pencere camına düşen bir kar tanesi süzüldü, iz bırakarak aşağı doğru kaydı. O an, farkında olmadan kendi yanağından süzülen yaşa dokundu.<br>Onu silmedi. Bu sefer acının akmasına izin verdi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p><b style="mso-bidi-font-weight: normal;">“Bazı kalpler,” diye düşündü, “kış uykusuna yatar gibi kendini unutturur. Ama bahar geldiğinde bile uyanamazlar. Ayrılıktır bu…”</b> Son ayrılık, kalbini o kış uykusuna yatırmıştı. Bir türlü uyanamıyordu. Kış bitti, yaz geçti, yeni umutlar geldi, yeni şarkılar dinlendi. Ama onun içindeki mevsim hep donuktu. Mevsimlerin adı yoktu artık. <o:p></o:p></p>
<p>Bir anda dışarıda rüzgâr esti, kar taneleri savruldu. Tıpkı onun içindeki duygular gibi dağılan, toplanamayan, nereye gittiği belli olmayan. Kahvesinden son bir yudum aldı. Derin bir nefes verdi. Kitaplığından bir kitap çekti ve pencere önündeki koltuğa geri oturdu.<br>Neden onunla birlikte okudukları <em>ilk kitabı</em> almıştı ki şimdi? Elinin titrediğini o an fark etti.<br>Çünkü o kitap, yine böyle lapa lapa kar yağarken, sahafa koşarak girdikleri günün hatırasını taşıyordu. <em>Serenad…</em> İkisinin de aynı anda dokunduğu, kahkahalarla “tamam bunu alıyoruz!” dedikleri o kitap. Kitabı açar açmaz, arasından bir fotoğraf sessizce yere süzüldü.<br>Hafifçe eğildi, aldı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>İki gülüş… İki sıcak bakış…<o:p></o:p></p>
<p>“Biz nerede üşüdük?” diye fısıldadı kendi kendine.<br>“Ben seni ne zaman kaybettim, yoksa sen beni çoktan bırakmış mıydın?”<o:p></o:p></p>
<p>Parmakları fotoğrafın üzerinde gezinirken içinden bir sızı yükseldi. Sevdiği adam gerçekten onu sevmiş miydi? Yoksa tüm o yakınlık, onun tek başına koştuğu bir yolun yanılsaması mıydı? Ne çok istemişti onu ondan daha çok sevecek birini… Varlığıyla karanlıklarını aydınlatacak, en soğuk gecelerinde bile üşütmeyecek, bir bakışıyla dünyayı sakinleştirecek birini… Belki o yıllarda, sevgiyi en saf hâliyle taşıyordu içinde. Belki gerçekten sevmeyi biliyordu… Ya da acı olan şu ki, belki de sadece <em>sevilmeyi seviyordu.</em> Bir an durdu. Kitabı kapattı. Sanki yıllardır kapanmamış bir kapıyı kapatıyordu artık.<o:p></o:p></p>
<p>Kendine fısıldadı:<br>“Ben bu sevgiyi birine vermek için değil… Kendimi sevmek için yaşamışım. Onun vermediği esirgediği şeyi en önce ben kendimden esirgemişim. Sevgiyi… <strong>İnsan kendinden kendisini sevmeyi nasıl esirger ki</strong>… Ama ben onu çok sevdim kendimden bile…”<o:p></o:p></p>
<p>Pencereden dışarı baktı… O hep beklediği köşeye. Bir anlığına kar taneleri arasından onu görür gibi oldu; arabasının kapısını kapatışı, soğuğa aldırmadan bir sigara yakışı… O sigaranın dumanı bile yakışıyordu adama.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ne büyük bir sevinçti onun tarafından izlenmek…<br>Aranmak, sorulmak, önemsenmek, merak edilmek… Kendine itiraf edemediği bir gerçek vardı: Hayatında kimse onu böyle görmemişti. Hiç kimse onun varlığını böyle iştahla sahiplenmemişti. İlk zamanlar o sevgiden, o duygudan çok kaçtı.<br>Aklına yatmayan, doğru gelmeyen ne çok şey vardı.<br>Kafası sürekli “git” derken, kalbi her defasında <strong>“bir kez daha…”</strong> diye fısıldıyordu. Kaç kere teslim etti kendini ona? Bedenini, ruhunu, düşüncelerini… Belki yanlış, belki yasaktı…<br>Ama o sıcaklığı, o sarılışı, o bakışı…<strong> İnsan bazen doğruyu değil, <em>yaşadığını hissettiren şeyi</em> seçiyordu.</strong> Masasının çekmecesindeki eski mektupları hatırladı. Kalkıp mektupları aldı. Ona yazdığı, ama çoğunu asla göndermediği mektuplar…<o:p></o:p></p>
<p>Birinde şöyle yazmıştı:<o:p></o:p></p>
<p><strong>“Seni seviyorum demem yasak biliyorum ama içimdeki bu ateş hiç sönmüyor. Bana sadece bir kez ‘geldim’ de, dünyayı yakacak gücü bulurum.”</strong><o:p></o:p></p>
<p>Başka bir gün şöyle:<o:p></o:p></p>
<p><strong>“Kaçmak istiyorum bazen… Ama senden değil. Kendimden, korkularımdan, yanlış zamanda karşına çıkmış olmaktan. İçimdeki karanlığa el uzatan tek kişi sensin.”</strong><o:p></o:p></p>
<p>Ve son yazdığı o mektupta:<o:p></o:p></p>
<p><strong>“Biz olmayız biliyorum. Olursak yanarız, olmazsak içimiz yanar. Ama ne garip, yine de seni isteyişim hiç azalmıyor.”</strong><o:p></o:p></p>
<p>Mektupları düşünürken yutkundu. Hazine gibi sakladığı fotoğrafları, mektupları ve kitabıda çöpe attı. Yasak olduğunu çok geç fark etmişti. Ayrılık bu fark edişte gelmişti. Kar hâlâ yağıyordu. Belki de o kar, içinde aylardır biriken külü sessizce örtüyordu.  Kar yavaşlamıştı artık. Tıpkı kalbinin içinde süren fırtınanın da yavaşlaması gibi.<o:p></o:p> Onu nasıl bıraktığını düşündü.<br>Sessizliğini, ortadan kayboluşlarını, hep yarım gelmesini… Sonunda kendisinin de yarım kalmasını. <o:p></o:p>Kendisine ait olan sevgiyi başkasına verirken nasıl tükendiğini, kimin onu tamamlamadığını, kimin onu eksilttiğini ve kimin asla gelemeyeceğini hatırlatan bir gölgeydi.<o:p></o:p></p>
<p>Pencereyi araladı. Soğuk hava yüzüne vurdu, ama bu kez üşütmedi.<br>Kar taneleri avucuna düştü; hepsi birbirinden farklıydı, ama hepsi aynı sessizlikle eriyordu.<o:p></o:p></p>
<p>Kendi kendine mırıldandı:<o:p></o:p></p>
<p><strong>“Belki de kış uykusuna yatan kalpler, baharı beklemek için uyur.</strong><b><br><strong>Ben artık senin baharını beklemeyeceğim. Sevilmeyi beklemeyeceğim.</strong><br><strong>Kendi baharımı kendim getireceğim.”</strong></b><o:p></o:p></p>
<p>Bu cümle dudaklarından dökülürken, içinde bir yer hafifledi.<br>Sanki yıllardır taşıdığı görünmez yük omzundan kaydı gitti.<o:p></o:p></p>
<p>Onun varlığı değil, yokluğu iyileştirmişti onu.<br>Gitmesi değil, hiç gelememesi öğretmişti.<o:p></o:p></p>
<p>Son kez sokağa baktı.<br>O köşe artık bir “bekleyiş” değil, bir “hatıra”ydı.<br>Soğuk gecelerde üşütmeyecek kadar uzakta, kalbini acıtmayacak kadar geride bir hatıra…<o:p></o:p></p>
<p>Kar yağmaya devam etti. Ama bu kez o kar, içindeki acıyı örtmek için değil;<br>yeni bir sayfanın üstüne sessizce beyaz bir başlangıç çizmek için yağıyordu.<o:p></o:p></p>
<p>Kendine döndü, ışığı kapattı, derin bir nefes aldı. Fakat içinin kuytusunda hâlâ yanıyordu. Aklına geldikçe kalbi sızlıyordu. O soru hiç gitmiyordu: <strong>Bu kadar saf sevmeyi kaybettiği an ne zamandı?</strong><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Arı&amp;apos;dan Bir Ders: Beklenmeyen Öğretmenler</title>
<link>https://fikirizleri.com/aridan-bir-ders-beklenmeyen-ogretmenler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/aridan-bir-ders-beklenmeyen-ogretmenler</guid>
<description><![CDATA[ Tefekkür ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_692ec810dcbef.webp" length="24850" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 18:48:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Arı&#039;dan Bir Ders</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Arı'dan Aldığım Ders-İçimizde Geçen Hikâyeler </p>
<p></p>
<p>30 Kasım 2025 Pazar, mevsimlerden Sonbahar. Balkanlar'da soğuk hava dalgası hâkim.Lapa lapa yağan kar yerini sağanak yağmura bırakır.</p>
<p>Isınma'nın zor olduğu kış aylarında birkaç odun parçası veya çılı çırpı'yla ateş yakıp ısınmayı çok sever inşaat işçileri,zira çalıştıkları yer ne bir kamu dairesidir ne de konteynır.Ne elektrikli soba kullanma imkânları vardır ne de klima!</p>
<p>İşte böyle bir günde etrafta çılı çırpı,kalıpçıların söktüğü kalasların kullanılamaz hâle gelmiş parçaları bir araya getirilip çakmakla yakılır,yakması bir dert ısınması başka bir dert!Burası Balkanlar'da arabayla 30 dk.gidildikten sonra ancak ulaşılabilen ve dağların,sıra sıra uzayıp giden ağaçlarla kaplı bir yerleşim yeri ve köprü inşaat sahası.</p>
<p>Yoğun çabalar sonunda odunlar alev aldı ve:"Hava güzel ne odunu ne ateşi,söndürün şunu!"diye bağıran usta'ya rağmen işçiler donma derecesine gelen ellerini ısıtmak için sırayla gidip gelmeye başladı.Ateş başı sohbetleri memleketleri'nden ve sevdiklerinden kilometrelerce uzakta yaşayan gurbetçiler için adeta bir teselli kaynağıdır.Bazen siyaset konuşulur,kendinizi ateşin etrafında değil de yuvarlak masanın etrafında onlarca politikacı'yla birlikte oturuyor hissine kapılırsınız.Bazen de din konuşulur o zaman da camii'de fetva veya vaaz veren bir imamı ve ona muhalif kişilerin lâf kalabalığı etmelerine şahitlik eder,bazen de din iman gibi hassas meselelere dair yalan yanlış bir şeyler ortaya atılınca aslan gibi kükrer,karşı koyarsınız.Bazen de isteseniz de istemeseniz de beraber çalıştığınız içki veya kumar müptelası birilerinin:"Dün orda yedik,içtik,şu haltı yedik,bu haltı yedik "diye eğlendiklerine şahit olursunuz.İşte böyle sıradan birgün yine soğuktan titreyen ellerimizi ısıtmak için ateşin etrafında birkaç kişi toplandık.Herkes konuşmaz,birileri o ateşi seyrederken tefekkür eder,sıcaklığını,yakıcılığını...O ateşi izleyenler bazen kabir azabını bazen de cehennem nârını düşünüp ibret almaya çalışır:"Elini bir dakika şu ateşin üstünde tutamayacak kadar aciz bir insan cehennem ateşine nasıl dayanır,hiç düşündünüz mü arkadaşlar!"Ali'nin niyeti abuk subuk konuşan insanları biraz olsun tefekküre davet etmek,eğer azabın şiddetini hissedebilirlerse onların içinden bir kişi dahi olsa yanlışlarından dönmelerine vesile olmaktır.Koca inşaat'ta namaz kılan, ALLAH'tan bahseden sadece iki kişiden biridir Ali.Ezelden beri ilme, âlime aşık bir üniversite mezunu olmasına rağmen kader onu inşaat işçisi olarak sınamaktadır.Ali kendini bildi bileli bir tebliğci olarak görmekte ve bunun gereğini yapmak için elinden gelen gayreti göstermektedir.Tabi anlatmak kadar anlaşılmanın da gayet derecede zor olduğu bir zamanda bunu yaparken hakaret edenler de olmuyor değildi,daha nice zorluklara göğüs germek zorundadır.Elinden geldiğince eline diline hâkim olarak ibadet,tebliğ ve mücadelesine devam ediyordu.Birgün yine ateş yaktılar.Ali yine tefekkür hâlindeydi.Toprağa dalmıştır gözleri.Kim bilir nasıl imtihanların süzgecinden geçmiş,hangi çarkların dişlerinde öğütülmüştü.Gözleri sürünerek ateşe doğru gelmeye çalışan bir arı'ya ilişti.Önce kar,akabinde de yağmur yağmıştı.İçinden şöyle geçirdi Ali:"Allah Allah!Bu mevsimde bu arının ne işi olur burda?Bu soğukta karda çoktan ölmesi gerekirdi,taktir-i ilâhi işte,yaşatan da öldüren de Allah'tır.Arı da Allah'ın bir mucizesidir.Hem de vahye konu olmuş bir hayvandır.</p>
<p></p>
<p>Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: “Dağlarda, ağaçlarda ve insanların kurdukları çardaklarda kendine göz göz kovan edin.” </p>
<p>(Nahl / 68 )</p>
<p></p>
<p>“Sonra her türlü meyve'den ye de bal yapmak üzere Rabbinin sana takip etmen için belirlediği yolları tam bir inkıyatla tut(uymak,itaat etmek)!” Onların karınlarından çeşitli renklerde bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Şüphesiz bunda, sistemli bir şekilde düşünen kimseler için kesin bir delil ve ibret vardır."</p>
<p> (Nahl / 69 )</p>
<p></p>
<p>İğnesi zehir balı da şifadır.Ali üzeri çamurla kaplı arı'yı elindeki odun parçası'yla ateşe yaklaştırırken,bir diğeri ayağıyla uzaklaştırmaya çalışıyordu,Ali sinirlenip karşı hamle yaptı ve bu girişimi engellemeye çalıştı:"Sen ne istiyorsun hayvandan,sana ne zararı var,baksana kanadı kırılmış bir kuş gibi çırpınıyor,onu ısıtıp iyileştirmeliyiz."</p>
<p>Ve bu üçlünün arasında şöyle bir konuşma geçiyordu:"Bak ustam,bu arı adamı soktu mu canını yakar, bunun için ölmesi lâzım."</p>
<p>:"Baksanıza arkadaşlar,can çekişiyor,acı çekiyor,bir daha uçamaz,ayaklar altında ezilip gideceğine biz ona bir iyilik yapalım,acısına son verelim."</p>
<p>:"Yok hiçbirinize katılmıyorum,bırakalım gideceği yere kadar gitsin,en azından ölümü bizim elimizden olmaz, değil mi arkadaşlar?"</p>
<p>Ali bu konuşmalardan yorulmuş olacak ki;"Yeter artık! diye haykırdı ve ekledi:"Kimse dokunmasın bu hayvana!O, Allah'ın emri ile hareket eder."</p>
<p>Elindeki odun parçalarını oturak yapıp arıyı ısınması için ateşe yaklaştırdı ve içinden:"Korkma,seni iyileştirip yeniden uçmanı sağlayacam."dedi.Biraz ısındıktan sonra canlanmaya başladı arı ve adeta:"Benim ölümüm sizin elinizden olmasın, dercesine ateşin içine attı kendini.Ali hayretle izliyordu bu tablo'yu ve adeta arı'nın verdiği mesajı anlamışcasına arkadaşlarına dönüp hüzünlü ve kızgın bir ses tonuyla konuşmaya başladı:"Arı bize bu hareketiyle ne dedi biliyor musunuz?</p>
<p>Arı dedi ki:"Hiç birinizin benim yüzümden ateşte yanmasını istemiyorum.Siz de kendi kendinizi yakmayın!"</p>
<p>Arı bile bizim yanmamamız için kendini feda etti,peki bunu ona vahyeden ALLAH (celle celalluhu) kulunu yakmak ister mi hiç!?"</p>
<p>"Gelin hep beraber tövbe edelim hata ve günahlarımıza ve ALLAH'a dönelim.Allaha dönelim ki ateş azabına düçâr olmayalım!"</p>
<p>Ali o gün bir arı'dan çok büyük bir ders almıştı.Zaten kâinata ibret nazarıyla bakmayı bilenler için nice nice ibretler,dersler,nasihâtler yok muydu!?</p>
<p>Her sabah doğan güneşten, yağan yağmurdan,yerdeki karınca'dan,semâdaki kuşa varıncaya kadar alacağımız çok dersler vardır.Bize düşen ise bu ders kitabını açıp okumak,iyice anlamak ve anladıklarımızla amel etmektir.</p>
<p>Unutmayın:</p>
<p>Allah için bir saatlik tefekkür bin yıllık nâfile ibadet'ten üstündür.Zira herşey akletmek,derk etmek ile başlar.</p>
<p></p>
<p>Yazar Abdulaziz ADAKAN ✍? </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYALET HEMŞİRE</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayalet-hemsire</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayalet-hemsire</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6932a0e2a4b3c.webp" length="22822" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 12:09:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hemşire ağır adımlarla bebek odasına girdi. Kucağında tuttuğu yeni doğan bebeği, boş yataklardan birine bıraktı ve arkasını dönüp odadan çıktı. Koridor boş, bina sessizdi. Ürkütücü ve derin bir sessizlikti bu. Hemşirenin ayak sesleri boş koridorda yankılanıyordu. Arkasına bakmadan, koşar adımlarla alt katta bulunan danışma bölümüne gitti. Bu binada herhangi bir yerde tek başına dolaşmaktan korkuyordu. Çünkü binanın geçmişini biliyordu. Bina eski bir akıl hastanesiydi. Son 3 yıldır bir doğum evi olarak kullanılıyordu. Bebeklerin anneleri ise en alt katta, bodrumdaydı. O kadınlar buranın geçmişini bilseydi, burada ne kendileri kalırdı ne de bebeklerini bırakırlardı. Hemşire, danışma masasındaki arkadaşının yanına doğru yaklaştı. Tam ona bir şey söylemek üzere dudaklarını araladığı sırada bir şimşek çaktı. Şimşek, zemin kattaki pencerelerden içeriye girip koridoru aydınlattı. Saat gecenin on ikisiydi ve iki hemşireler şu an gece vardiyasındaydı. Burada gündüz çalışmak için müdürüyle defalarca görüşmüş olmasına rağmen, ona gündüz vardiyası verilmemişti. Burada çalışan herkes buranın geçmişinden haberdardı. Yine de Melissa bebeklerle ve yeni doğum yapmış kadınlarla ilgilenmeyi sevdiğinden dolayı, burada çalışmaya devam ediyordu. Dört katlı binanın en üst katında eskiden ceza hücreleri vardı. Birinci ve ikinci katta, tehlikeli olmayan hastaların tutulduğu odalar vardı. Zemin kat ise personellere aitti. Ancak bodrum katla ilgili hiç kimsenin bilgisi yoktu. Melissa hariç. Melissa bodrum katta neler yaşandığını gayet iyi biliyordu. Çünkü buraya gelmeden önce binanın geçmişiyle ilgili detaylı araştırma yapmıştı. Araştırma yapmasının sebebi, yeni çalışacağı yerin geçmişini bilmek istemesi değildi. Binanın fantastik mimarisi ve kasvetli atmosferi onun ilgisini çekmişti. Ve buranın eskiden ne için kullanıldığını, neden yapıldığını merak etmişti. Bodrum katında çok kötü şeyler yaşandığını okumuştu. Ama bundan kimseye bahsetmemişti. Çünkü bodrum kat ile ilgili bilgileri bilen birisi, orada yaşananlardan birine bahsetmişti ve birkaç gün sonra ortadan kaybolmuştu. Bir daha da bulunamamıştı. Onun başına ne geldiğini hala bilmiyordu. Ona her ne olduysa kendisine de olmasını istemiyordu. Burada dolaşan kötü güçler mi vardı? O kişiyi ortadan kaldıran şey kimdi? Binanın geçmişiyle ilgili bilgi sızdırılmasını istemeyen birisi miydi? Belli değildi. Ama o kadın ortadan kaybolmuştu. Burada daha önce çalışan kişilerin kendi istekleriyle ayrıldıklarını duymuştu. Ne yaşadıklarını bilmiyordu ama duyduğu kadarıyla tuhaf sesler duymuşlar, değişik yaratıklar görmüşlerdi. Elbette onları dinleyen herkes onların deli olduğunu, bir akıl hastanesine yatmaları gerektiğini söyleyerek onları umursamamışlardı. Buraya gelen kişilerin çoğu en fazla 2 veya 3 ay dayanabiliyordu. Melissa yaklaşık 2 yıldır buradaydı ama şimdiye kadar bir sorun yaşamamıştı. Tabi bazen bazı tuhaf sesler duyuyordu ama pek umursamıyordu. Seslerin, bina eski olduğundan dolayı tesisat sorunundan kaynaklandığını düşünüyordu. Belki de gece saatlerinde çalıştığından dolayı zihni ona küçük oyunlar oynuyordu. Yine de henüz bir yaratık görmemişti. Arkadaşı elindeki dergiyi kurcalarken, Melissa’da onun yanındaki boş sandalyeye oturdu. O sırada tekrar şimşek çaktı. Yanındaki arkadaşı sıçradı ama Melissa hiçbir şey hissetmedi. O bu tür şeylerden korkmuyordu. Şimşeklerin beyaz ışığı koridoru aydınlatmaya devam ederken gaz lambalarından birinin söndüğünü fark etti. Gaz lambasını yakmak için o tarafa doğru ilerlerken bir diğer gaz lambasının da söndüğünü fark etti. Masada oturan arkadaşına dönüp o lambayı da onun yakmasını söyledi. Ama arkadaşı onu ya duymazdan gelmişti ya da gerçekten duymamıştı. Arkadaşının ödleğin teki olduğunu biliyordu. O çok korkaktı. Burada, gece vaktinde nasıl çalıştığına hayret ediyordu. Melissa arkadaşına daha fazla ısrar etmedi. Gaz lambalarını tek tek yaktıktan sonra, arkadaşı ona bir de bebeklerin bulunduğu odaya bakması gerektiğini söyledi. Bebekleri kontrol etmeleri gerekiyordu. Ama arkadaşı oraya asla gitmeyeceğini söyledi. Buradaki işi doğum yapan kadınlara ağır kesici vermek ve bebeklerin bezlerini değiştirmekti. Ama bazı zamanlar tek başına binanın içine dolaşmaktan korkuyordu. Bu yüzden yanına mutlaka birisini alıyordu. Bu kez hava yağmurlu ve gök gürültülüydü. Bu kötü hava ortamı daha da kasetli hale getiriyor, binanın daha da ürkütücü görünmesini sağlıyordu. Arkadaşı bunu asla yapmayacaktı. Olduğu yerden hiç kımıldamadı. Melissa onunla alay ederek üst kata, bebeklerin bulunduğu odaya çıktı. O da bu koridorlarda tek başına dolaşmaktan korkuyordu, ama kimseye bir şey söylemiyordu. Kendisini gülünç duruma düşüremezdi. Bebeklerin bulunduğu odaya girdiğinde rahatladı. Bebek de olsalar sonuçta odada bir sürü canlı vardı. Bir sürü küçük insan. Bu yüzden bebeklerin yanına girdiği zaman korkusunu bastırabiliyordu. Yatakların arasında dolaşarak bebekleri tek tek kontrol etti. Bazıları oldukları yerde ellerini bacaklarını sallıyor, bazıları ise hiç hareket etmeden uyuyordu. Beslenme saatleri geldiğinde hepsini tek tek annelerine götüreceklerdi. Bodrum katta, vahşi şeylerin yaşandığı yerde yatan annelerine. Yaptığı araştırmalarda, orada birkaç kişi öldüğünü öğrenmişti. Ama sıradan ölüm değildi bunlar. Hastalar vahşileştiklerinde, aşırı saldırganlaştıklarında onları en üst katta bulunan ceza hücrelerine koymak yerine bodrum katına indirip, hastaları tek bir odaya kapattıklarını öğrendi. Hastalar orada birbirlerini dövüyorlar, parçalıyorlar, öldürüyorlar, birbirlerini yiyorlardı. Orada vahşi şeyler yaşanmıştı. Hastalar vahşi bir şekilde birbirlerini öldürmüşlerdi. Bu yüzden bodrum katına ne zaman inse içinin sıkıldığını, daraldığını, kalp atışının hızlandığını ve kafasının patlayacak derecede ağrıdığını hissediyordu. Üzerine derin bir ağırlık çöküyordu. Orada kendisinin dışında başkalarının da aynı şeyi hissedip hissetmediğini bilmiyordu. Ama o, derin bir sıkıntı hissediyordu. Bazen bu sıkıntıyı kaldıramayacak dereceye geliyor ve çığlık atıp ortalığı dağıtmamak ya da kendisine zarar vermemek için oradan kaçarcasına ayrılıyordu. Bu olayı birilerine anlatmayı ve bu binanın bir doğum evi olarak kullanılacak en son yer olduğunu birilerine söylemeyi çok istiyordu, ama bunu yapamıyordu. Bu yüzden sessiz kalmayı tercih ediyordu. Bebeklerin arasında dolaşırken bir şey fark etti. Mavi tulumlu bir bebeğin yerinde pembe tulumlu bir bebek vardı. Etrafına bakındığında, pembe tulumlu bebeğin yatağında da mavi tulumlu bir bebeğin yattığını fark etti. Karşılarına çattı. Bunu muhtemelen ödlek hemşire arkadaşı yanlışlıkla yapmıştı. Bebeklerin hepsinin belli yatakları vardı çünkü yatakların üzerlerinde, annelerinin isimleri yazıyordu. Neyse ki cinsiyetinden dolayı bebekler karışmamıştı ancak bu hata affedilemezdi. Bunun yerine kız veya erkek bebekleri de birbirleriyle karıştırabilirdi. Bu durumda da her bir anne aslında başkasının bebeğini alabilirdi. Bunu hemen müdürüne bildirmesi gerekiyordu. Hızlı adımlarla odadan çıkıp zemin kata indi. Orada bulunan arkadaşına öfkeli bir bakış attıktan sonra müdürünün odasına gitti. Kapıyı birkaç kere çaldı ama içeriden ses gelmedi. Kapıyı açtığında içerinin boş olduğunu fark etti. Müdürü gitmişti. Bunun üzerine arkadaşının yanına yaklaştı ve öfkeli bir şekilde söylendi.</p>
<p>“Sen aklını mı kaçırdın? Bebekleri nasıl karıştırırsın? ya aynı cinsiyetteki bebekleri değiştirseydin...”</p>
<p>“Ne?” diye sordu arkadaşı, anlamamış gözlerle ona bakarak.</p>
<p>“Bebekleri diyorum... Bir kız ile bir erkek bebeği birbirlerinin yataklarına yatırmışsın.”</p>
<p>“İyi de ben daha bir saat önce geldim ve geldiğimden beri burada oturuyorum.” dedi genç kadın.</p>
<p>Melissa şaşkınlıkla kala kaldı. Arkadaşı doğru söylüyordu. Geleli henüz bir saat olmuştu ve geldiğinden beri bu masadan hiç kalkmamış, bebeklerin bulunduğu odaya hiç girmemişti. Üstelik birkaç saattir oraya girip çıkan tek kişi kendisiydi. Şu an hastanede sadece o ve arkadaşı vardı. Bir de müdür. Müdür de onların görmediği bir ara gitmişti. Muhtemelen ya tuvaletteydi ya da yemekhanede. Melissa şaşkınlıkla başını öne eğdi. Acaba bunu kendisi yapmıştı da hatırlamıyor muydu? Hayır, bu imkansızdı. Böyle bir hatayı asla yapmazdı! O, bebeklere ve ailelerine çok fazla değer veriyordu. Bu yüzden bebeklerin karışmamaları için özenli bir şekilde çalışıyor, dikkatli davranıyordu. İyi ama bunu kim yapmıştı? Biraz sonra bebeklerin beslenme saati geldi ve arkadaşıyla beraber üst kata çıkıp, bebekleri teker teker annelerine götürdüler. Melissa bodrum kata inip bebekleri annelerine verdikten sonra hızlı adımlarla üst kata çıkıyor, arkadaşı da koşar adımlarla peşinden geliyordu. Şu an yanında Melissa olduğundan dolayı binanın içine rahatça dolaşabiliyordu. Ama Melissa bodrum kata indiğinde, arkadaşının korktuğundan daha çok korkuyordu. Son bir bebek kalmıştı. O bebeği de Melissa götürecekti çünkü arkadaşı bunu asla yapmayacağını söylemişti. Arkadaşı danışma masasındaki yerini alıp dergisini kurcalamaya devam ederken, Melissa bebeği kucağına aldı ve kapıya doğru ilerledi. O sırada kapı ağır ağır kendiliğinden kapandı. Melissa şaşkınlıkla kapıya baktı. Elini kapı kulpuna attığı an şimşek çaktı ve sağanak daha da hızlandı. Odadaki bütün gaz lambaları sönmüştü. Onların yerini şimşeklerin beyaz ışığı almıştı. Odanın içini kesik kesik dolduran beyaz ışık yüreğini ağzına getirdi. Kalbi hızla atmaya başladı. Kapının kulpunu tutup çekti ama kapı açılmadı. Bu kez daha da sert bir şekilde çekti, yine açılmadı. Hemen cebindeki kibrit kutusunu çıkartıp, şimşeklerin ışığından yararlanarak bir gaz lambası buldu ve yaktı. Bebek hala kucağındaydı. Gaz lambasını yaktığı an içindeki sıkıntı yavaş yavaş yok oldu. Gaz lambasını eline alıp, ışığından yararlanarak tekrar kapıya yaklaştı ve kapı kulpunu tutup çekti. Kapı bu sefer rahatça açıldı. Melissa şaşkınlıkla bir kucağındaki bebeğe, bir kapıya bakıyordu. Sonra arkasını dönüp pencereye baktı. Sağanak hafiflemeye başlamıştı. Melissa bodruma inip kucağındaki bebeği annesine verdi. Annesi gülümseyerek bebeğini kucağına aldı ve ilk önce öpüp kokladı. Sonra göğsünü çıkartıp bebeği emzirmeye başladı. Melissa da o sırada kadınların yanında oturmuş, onları gözetliyordu. Herhangi bir ihtiyaçları olması durumunda yanlarında olmak istiyordu. Bebeklerin beslenme saati bittikten sonra tekrar yataklarına dönme vakti gelmişti. Arkadaşıyla beraber bebekleri tekrar yataklarına götürdüler ve ilk beslenme saatlerini tamamlamış oldular. Daha sonra Melissa bir kahveyi içmek için yemekhaneye gitmek istedi. Arkadaşı da hemen onun peşine takıldı. Beraber kendilerine sert bir kahve yaptılar ve kahvelerini yudumlamaya başladılar. Yemekhanede kendilerinden başka hiç kimse yoktu. Aşçılar yalnızca gündüz vardiyasındaki doktorlar ve hemşireler için çalışıyorlardı. Gece vardiyasında kalanları çalışandan saymıyorlardı herhalde. Bu yüzden aşçı gece vardiyasında çalışanların yemeklerini hazırlayıp bir kenara koyuyor, öylece bırakıyordu. Onlar kendi yemeklerini kendileri hazırlıyorlardı, bulaşıklarını kendileri yakıyorlardı. Gece vardiyasında çalışmak birçok yönden çok zordu. Melissa ile arkadaşı kahvelerini içip keyif yaparken koridorda bir çığlık yankılandı. İkisi de aniden durup bir süre birbirlerine baktılar. İkisinin de gözleri kocaman olmuş, neredeyse yerinden çıkacaktı. Melissa ağır ağır yerinden kalkarken arkadaşı onun koluna yapıştı ve yerini oturtturmaya çalıştı. Yanından gitmemesini, onu yalnız bırakmamasını istedi. Yalvarır gözlerle ona bakıyordu. Melissa yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Muhtemelen kadınlardan birinin yardıma ihtiyacı vardı. Melissa arkadaşına dönüp saçmalamaması gerektiğini, onların hemşire olduklarını ve buradaki kadınlara bakmakla görevi olduklarını hatırlattı. Koşar adımlarla yemekhaneden çıkarken, arkadaşı da onun peşinden geliyordu. Melissa bodrum kata inip kadınların yatakhanesine girdiğinde, herkesin mışıl mışıl uyuduğunu gördü. Hiç kimseden ses çıkmıyordu. Melissa ile arkadaşı bir kez daha şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Biraz önce bir çığlık duyduklarına emindiler. Bunu ikisi de duymuştu, sadece biri değil. Onlar neler olduğunu anlamaya çalışırken bir kez daha çığlık sesi duydular. Melissa yataktaki kadınlara baktığında hiçbirinin eksik olmadığını fark etti. Bütün kadınlar yataklarındaydı ve binada ikisinden başka kimse yoktu. Müdürleri ise erkekti ama bu çığlık sesi bir kadın sesiydi. Melissa tekrar koşarak zemin kata çıktı ve etrafına bakındı. Ses kesilmişti. Arkadaşı korkuyla titremeye başlamıştı. Bir yandan da sağanak şiddetini arttırmaya başlamıştı. Çığlık sesini tekrar duyduklarında, arkadaşı bu gece daha fazla burada kalmayacağını söyledi ve eşyalarını toplayıp binayı terk etti. Melissa ise müdürünün nerede olduğunu bilmiyordu. On beş tane bebek ve on beş tane kadınla beraber bu koca binada yapayalnız kalmıştı. Ne yapacaktı şimdi? Korkudan elleri titriyor, bacakları uyuşuyor, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Cesaretini toplayıp üst kata, çığlık sesinin geldiği yere doğru gitmeye karar verdi. Sonuçta buradaki bütün bebekler ve kadınlar şu an ona emanetti, onlara sahip çıkmalıydı. Belki de binanın içine biri girmişti ve yardıma ihtiyacı vardı. Belki de korkulacak hiçbir şey yoktu. Bir kadın, ona zarar vermek isteyen birinden kaçmış ve bu binaya sığınmıştı. Ağır adımlarla merdivenleri tırmanıp üst kata, bebeklerin odalarının bulunduğu yere çıktı. Koridora baktığında bir nefes alıp verme sesi duydu. Derin ve hızlı bir nefes alıp vermeydi bu, ama kendisinin nefes alıp verişi değildi. Melissa şu an nefesini bile tutmuş sesi tekrar duymaya, binanın içinde kim olduğunu ve nerede saklandığını anlamaya çalışıyordu. Bu ses inleyerek acı çeken bir kadına aitti. Çığlık sesi tekrar duyuldu. Sanki diri diri parçalanıyor, uzuvları kesiliyor veya büyük bir şiddet görüyormuş gibi acı çeken bir kadın sesiydi. Bu ses Melissa'nın da istemsizce canının yanmasına neden oldu. Korkudan ürperiyordu. Koridorda ağır adımlarla, sessiz bir şekilde ilerleyerek sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Bebeklerin odalarının önünden geçerken, odasının açık olan kapısı hızlı bir şekilde çarparak kapandı. Melissa yerinden sıçradı ve karşı duvara yapıştı. Gözlerini kocaman açmış, derin derin nefes alıp vererek kapıya bakıyordu. Ağır adımlarla kapıya yaklaştı ve kulağını kapıya dayayarak, arkada neler olduğunu duymaya çalıştı ama hiç ses yoktu. Kapıyı açıp başını içeri uzattı. Yalnızca bir tane gaz lambasının yandığını ve bütün bebeklerin sessiz bir şekilde yataklarında yattığını gördü. İçeriye girip cebindeki kibrit kutusunu çıkardı ve bütün gaz lambalarını yakarak odayı iyice aydınlattı. Son gaz lambasını yakarken ensesinde bir nefes hissetti. Sanki birisi dibine girmiş, kulağına bir şey fısıldamaya çalışıyordu. Başını hızla çevirdi ama arkasında hiç kimse yoktu. Etrafına bakınırken ensesinde tekrar bir nefes hissetti. Tekrar arkasına döndü ama yine hiçbir şey göremedi. Bu kez ellerini başına götürüp, parmaklarını saçlarının arasına daldırdı.</p>
<p>“Şu an uykusuz ve yorgunum, zihnim bana oyun oynuyor. Zihnin bana oyun oynuyor...” diyerek, kendi kendine telkinler veriyordu. Evet, şu an yorgundu ve zihni ona küçük oyunlar oynuyordu. Kendisini sakinleştirmeye çalışırken odanın açık duran kapısı tekrar çarparak kapandı. Melissa kapıya döndüğünde bu kez kapının üzerinde bir gölge gördü. Belki de kendi gölgesiydi. Kenara çekildi. Gaz lambalarının ışıklarından uzaklaştı ama bu kendi gölgesi değildi. Hiç hareket etmeden orada duruyordu. Gölge bir kadını anımsatıyordu. Başındaki aksesuara bakılırsa daha çok bir hemşireyi. Bu da neydi şimdi? Melissa odadan çıkmadan önce bebekleri kontrol etmek istedi. Ve o sırada şaşkınlıkla gözlerini kocaman açtı. Bu kez korkudan ölmek üzereydi. Bebeklerin hepsinin üzerlerindeki tulumlar çıkartılmış, yerlerine beyaz tulumlar giydirilmişti. Bütün bebekler birbirlerinin aynısıydı. Hiçbirinin diğerinden farkı yoktu. Hepsi beyaz tulumlar içinde, yataklarında yatıyorlardı. Hangisinin kız, hangisinin erkek olduğu bile anlaşılmıyordu. Kız bebekler ve erkek bebekler birbirleriyle tamamen karışmıştı. Hangisinin hangi kadının bebeği olduğunu asla öğrenemeyeceklerdi çünkü yataklarının üzerlerinde bulunan anne isimleri de yerlerinde değildi. Melissa ne yapacağını şaşırdı. Hemen zemin katta bulunan telefona ulaşıp, müdürünün evini araması gerekiyordu. Evinde olup olmadığına bile emindeydi ama binada olmadığına göre muhtemelen evine gitmişti. Çünkü onu saatlerdir hiç görmemişti. Böyle bir şeyi asla yapmazdı. Neden onlara haber vermeden çıkıp gitmişti ki? Melissa tekrar başını kaldırdığında, kapının üzerinde gördüğü gölge bu kez belli belirsiz bir silüet halinde karşısında duruyordu. Bulanık, silik bir silüet. Bu bir hemşireydi. Melissa derin derin nefes alıp vererek kendisini sakinleştirmeye, aynı anda kendisine telkinler vermeye devam ediyordu.</p>
<p>“Bu bir halüsinasyon. Şu an halüsinasyon görüyorum. Yorgunu ve uykusuzum, zihnim bana oyun oynuyor.” Ama bu hiçbir işe yaramadı.</p>
<p>“Sen de kimsin? Neler oluyor?” diye sordu sonunda. Ama karşısındaki silüet hiç hareket etmeden durmuş, donuk gözlerle tam karşıya bakıyordu. Görüntü yavaş yavaş belirginleşiyordu. Görüntü belirginleştikçe, Melissa’nın halüsinasyon gördüğü düşüncesi de yavaş yavaş kayboluyordu. Melissa neler olduğunu anlamaya çalışırken, karşısındaki silüet konuşmaya başladı. Sesi uzaklardan geliyormuş gibi boğuk ve yankılıydı.</p>
<p>“Burası benim evim... Burası benim evim...” dedi silüet. Melissa karşılarını çattı.</p>
<p>“Ne?” diye sordu.</p>
<p>“Burası benim, burada kalamazsınız! Burası benim, burası bana ait...” diyerek, konuşmasını sürdürdü silüet. Aynı anda ağır adımlarla Melissa’nın üzerine doğru gelmeye başladı. Biraz sonra silüetin kucağında bir bebek belirdi. Melissa gözlerini kocaman açarak etrafındaki bebek yataklarına baktığında, bir bebeğin eksik olduğunu fark etti. O bebeği karşısındaki kadın almıştı. İyi ama hangi ara almıştı? Onu aldığını fark etmemişti bile. Melissa olduğu yerde hiç kımıldamadan ona seslendi. “Lütfen o bebeği bırak! O sana bir şey yapmadı, o daha küçük bir bebek. Lütfen onu yerine koy, onu bana ver.” diyerek söylendi Melissa. Ama silüetin yüzü ifadesiz, gözleri donuktu ve yalnızca dümdüz karşıya bakıyor, ağır adımlarla pencereye doğru ilerliyordu.</p>
<p>“Burası bana ait.” diyerek devam etti silüet. “Ya siz gidersiniz ya da sizi ben gönderirim.” diye ekledi. Melissa şaşkınlıkla ona bakmayı sürdürürken sordu.</p>
<p>“Ne demek istediğini anlamıyorum, benimle düzgünce konuş lütfen! Sen kimsin, ne istiyorsun?” diye sordu. Silüet pencerenin tam karşısına geldiğinde durdu.</p>
<p>“Burası benim, beni burada öldürdüler. Beni buraya hapsettiler, burası bana ait... Hepiniz buradan gideceksiniz yoksa hepinizi ben gönderirim.” dedi silüet ve aniden camdan dışarı fırladı. Cam parçaları etrafa savrulurken, Melissa kendisini parçalardan korumak için kenara çekildi. Sonra çığlık atarak pencereye koştu. Kadın, kucağındaki bebekle beraber camı ve çerçeveyi parçalayarak camdan aşağı atlamıştı. Birinci kattan atlamışlardı ama sonuçta kucağında bir bebek vardı. Melissa pencereden aşağıya baktığında hiçbir şey göremedi. Ortada ne kadın ne de bebek vardı. Hava zifiri karanlıkta ancak bahçedeki tek bir aydınlatma direği ortalığı az da olsa görmesini sağlıyordu. Melissa hızla arkasına döndüğünde, biraz önce hemşirenin kucağında gördüğü bebeğin yatağında yattığını fark etti. Bebek orada yatmış, hareketsiz bir şekilde uyuyordu. Melissa şaşkınlıkla neler olduğunu anlamaya çalışırken aynı çığlığı tekrar duydu. Yine koridordan geliyordu ama arkasını döndüğünde, biraz önce camdan atlayan hemşirenin tekrar pencerenin önünde durduğunu gördü. Ancak bu kez cam ve çerçeveler tamamen sapasağlam, olduğu gibi duruyordu. Biraz önce paramparça olmuştu ama şu an sapasağlamdı. Melissa neler olduğunu anlamaya çalışırken, karşısındaki kadında bazı değişiklikler gördü. Üzerinde hala hemşire kıyafeti vardı ama bu sefer suratı sanki tamamen yok olmuş, etle kaplanmış. Gözleri, ağzı, burnu, hiçbir şeyi yoktu ama hala konuşuyor, hala ses çıkartabiliyordu. Bu kez ses daha yakın ve daha net geliyordu. Melissa korku içinde ona bakarak söylenmeye başladı.</p>
<p>“Sen benim zihnimin bir ürünüsün, sen benim zihnimin bir ürünüsün. Ben şu an hayal görüyorum.” diye söylendi. Silüet ona karşılık verdi.</p>
<p>“Hayır, ben vardım. Hala da varım ve her zaman var olacağım. Burası bana ait, buradan defolup gideceksiniz!”</p>
<p>Melissa bir süre daha durup ona baktıktan sonra zihnine bazı bilgiler gelmeye, okuduğu bazı araştırmaları hatırlamaya başladı. Bina akıl hastanesi olarak kullanıldığı zamanlarda, burada bir hemşirenin ortadan kaybolduğunu okumuştu. O hemşireye ne olduğunu, nereye gittiğini, başına ne geldiğini hiç kimse bilmiyordu. Tıpkı o bodrum katta yaşananları birine anlattıktan sonra ortadan kaybolan diğer hemşireye olduğu gibi. Hemşirenin en son hastalardan birine birinin ilaçlarını vermek için ceza hücresine gittiğini biliniyordu. Ondan sonra bir daha onu gören hiç kimse olmamıştı. Bina tamamen aranmış, ama hiç kimse o hemşireyi bir daha bulamamıştı. Zaten akıl hastanesi hastaların bodrum katta birbirlerini parçalayarak öldürmelerinden dolayı değil, bir hemşirenin ortadan kaybolmasından dolayı kapatılmıştı. Yani hastaları hiç kimse insan yerine koymamış, hiç kimse onları bir canlı olarak bile görmemişti. Yalnızca bir hemşirenin kaybı bu hastanenin kapatılmasına neden olmuştu. Melissa şimdi anlamaya başladı. Bu kadın kaybolan hemşireydi. Bu kez daha sakin kalmaya çalışarak, olduğu yerden kımıldamadan sordu.</p>
<p>“Seni tanıyorum, senin hakkında her şeyi okudum. Ne oldu sana?”</p>
<p>Hemşire cevap verdi.</p>
<p>“Burası benim, burası bana ait.”</p>
<p>  Melissa sorusunu yineledi.</p>
<p>“Sana ne oldu? Sana ne olduğunu anlat. Seni tanıyorum, ama başına ne geldiğini bilmiyorum. Sana ne olduğunu anlatırsan belki sana yardım edebilirim. Başına ne geldiğini anlat.”</p>
<p>Hemşire cevap verdi.</p>
<p>“Ben bu odada yok oldum. Ben burada yok oldum, beni burada yok ettiler. Bu oda, bu bina tamamen bana ait.”</p>
<p>Melissa şaşkınlıkla hemşireye baka kaldı.</p>
<p>“Nasıl yani? Sana ne yaptılar? Ne olduğunu anlat. Her şeyi ortaya çıkartacağım.”</p>
<p>Hemşire devam etti.</p>
<p>“Beni bu odada yok ettiler. Dikkatli bakarsan görürsün. Beni bu odada yok ettiler. Ama ben hala buradayım ve her zaman burada olmaya devam edeceğim. Ben buradaki hayalet hemşireyim.” dedi hemşire. Sonra görüntü yavaş yavaş soluklaştı, silikleşti ve yok oldu. Melissa olduğu yerde donup kalmıştı. Ne demek istemişti? Beni burada yok ettiler ama hala buradayım derken ne demek istemişti? Dikkatli bakarsa göreceğini söylemişti. Nereye dikkatli bakacaktı? Melissa bebekleri kontrol etmek için etrafa bakındığında bütün bebeklerin kendi yatağında yattıklarını, hepsinin üzerlerinde pembe ve mavi tulumlar olduğunu ve yataklarının başlarında annelerinin isimlerinin yazdığını fark etti. Neler oluyordu? Aklını mı kaçırıyordu yoksa bunlar gerçekten yaşanıyor muydu? Melissa odanın içinde dikkatli ve ağır adımlarla dolaşarak bir şeyler hissetmeye çalıştı. Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve o an içinde bir şey hissetti. Evet, o hayalet hemşireyi burada hissediyordu. Evet, o bu odadaydı. Ama nerede? Odanın içinde dolaşmaya devam etti. Ellerini duvarlara dayadı. Kapının yanındaki duvarda bir sıcaklık hissetti. Gözlerini açıp karşısındaki duvara baktı. Bordo renkli duvar kağıdı ile kaplı duvarda, elini koyduğu yerin yavaş yavaş siyah bir leke ile kaplamaya başladığını fark etti. Burada bir şey vardı. Hemşire buradaydı. Ama nasıl? Bu sadece ahşap bir duvardı. Melissa duvar kağıdını tırnağıyla kazıyarak bir kısmını yırttı. O sırada kahve rengi olması gereken ahşap duvarın simsiyah olduğunu fark etti. Bu duvarı kırmalıydı. Onu kırmak için bir şey bulmalıydı. Bunun için bahçıvanın malzemelerini sakladığı dolabı kurcalamak için zemin katta bulunan malzeme odasına gitti. Orada bir çekiç ile testere buldu. Onları alıp tekrar bebek odasına çıktı. Çekici kullanarak ahşap duvara vurmaya başladı. Küçük bir delik açıldıktan sonra testereyle o deliği büyütmeye çalıştı. Ancak testereyle hiçbir şey yapamadı. Çekici tekrar alıp, duvarı parçalamaya devam etti. Bebekler sese hiçbir tepki vermiyordu. Hala uyumaya devam ediyorlardı.</p>
<p>Melissa duvarın bir kısmını parçaladığında, kendisini aniden geriye attı. Şaşkınlıkla donup kaldı. Duvarın tam ortasına, dümdüz bir pozisyonda yerleştirilmiş bir kalıntı vardı. Bunlar insan kalıntılarıydı. Gerçek iskelet kalıntıları. Yer yer kemikler görünüyor, yer yer etler kalmış, üzerinde kurtluklar ve böcekler dolanıyordu. Üstelik üzerinde yok olmak üzere olan, hemşire kıyafetine benzer bir elbise vardı. Bu oydu, bu hayalet hemşireydi. Ama nasıl? Onun bu duvarın içine ne işi vardı? Onu yok edenler ya da öldürenler kim ise onu bu duvarın arasına nasıl koymuşlardı? Bununla ilgili bir şey okuduğunu hatırlamıyordu. Hemen dedektifleri aramalıydı. Telefona ulaşmak için zemin kata indi. Telefonu eline aldığında aniden yere bıraktı. Telefon yere düşüp parçalandı. Çünkü telefon alev gibi yanıyordu. Melissa şaşkınlıkla telefona bakarken kablosunun yok olduğunu fark etti. Ne yapacağına karar vermeye çalışarak bodrum kattaki kadınların yanına gitti. Kadınlar hala uyuyordu. Hiçbir şeyden haberleri yoktu. Dışarıda sağanak yağmur yağıyordu. Nereye gidecekti? Bu binadaki bunca bebeği ve yeni doğum yapmış bunca kadını tek başına bırakıp nasıl gidecekti? Onları burada bırakamazdı. Ama birilerini de aramak zorundaydı. Bunun için herkes uykudayken arabasına atlayıp şehre gidebilir ve birkaç dedektifle beraber geri dönebilirdi. Bu süre içinde de hiç kimse onun yokluğunu anlamazdı. Hemen arabasının anahtarını alıp üzerine de kabanını giydi ve aracına doğru ilerledi. Yağmur, bardaklar boşalırcasına yağıyordu. Arabasına binip anahtarını kontağı taktı ve kontağı çevirdi. Araba biraz homurdandı ama çalışmadı. Melissa kaşlarını çattı. Bu da neydi şimdi? “Çalışsana, aptal makine!” diye söylendi. Kontağı tekrar çevirdi ama araç yine çalışmadı. Biraz sonra aracın tavanında bir gürültü koptu. Melissa aniden irkildi. Aracın tavanına bir şey düşmüştü. Araçtan çıkıp üstüne baktığında gözlerini kocaman açtı. Çığlık çığlığa geri geri yürüyerek araçtan uzaklaştı. Titreyen elleriyle saçlarını yolmaya, aynı anda hüngür hüngür ağlamaya başladı. Gözyaşları yağmur sularıyla karışarak yere süzülüyordu. Aracın üzerinde, yeni doğan bebeklerden birisi vardı. Pencereden aşağıya düşmüştü. Ama nasıl? Bu bebek oradan nasıl düşebilirdi? Bebeğin üzerinde yine beyaz bir tulum vardı ve tulum kandan dolayı kırmızıya dönmeye başlamıştı. Kanlar yağmur sularına karışıp aracın üzerinden yerlere akarken, Melissa tekrar binaya koştu. Bebek odalarının bulunduğu kata çıkıp odaya girdiğinde, pencerenin hala sağlam olduğunu ve bebeklerin hiçbirinin eksik olmadığını, hepsinin üzerinde pembe mavi tulumlarının olduğunu fark etti. Neler oluyordu? Melissa ellerini yumruk yapmış başına vuruyor, kendi kendine söyleniyordu.</p>
<p>“Tanrım! Aklımı kaçırıyorum... Tanrım bana yardım et! Tanrım neler oluyor?” Aynı anda çığlık çığlığa ağlıyordu. Saçlarından ve üzerindeki kıyafetlerinden yağmur suları damlıyordu. Bu kata çıkana kadar yağmur suları her yere yayılmıştı ama arkasının döndüğünde, yerlerin kupkuru olduğunu fark etti. Bir damla bile su yoktu. Hatta üzerinin bile kupkuru olduğunu fark etti. Biraz önce dışarı çıkmış, sırılsıklam olmuş, yerlere yağmur suları bulaştırmıştı ama şimdi üstü başı kupkuruydu. Melissa hüngür hüngür ağlamaya devam ederek tekrar bahçeye çıktı ve aracına bindi. Aracı tekrar çalıştırmayı denedi. Araç bu kez çalıştı ancak gaza bastığında, yalnızca olduğu yerde sallandı. Melissa başını kaldırıp dikiz aynasına baktığında hayalet hemşireyi gördü. Aracın arkasına gitmiş, elini arabanın üzerine koymuş, hareket etmesini engelliyordu. Bu da neydi şimdi? Melissa direksiyon simidine birkaç kere vurduktan sonra araçtan indi ve hayalet hemşireye bağırarak söylendi.</p>
<p>“Bunu neden yapıyorsun, ne istiyorsun? Seni buldum, sana yardım etmeye çalışıyorum... Bırak gideyim, lütfen!”</p>
<p>Hayalet hemşire yağmurun altında hiç ıslanmadan, donuk gözlerle ona bakıyordu. Surata hala ifadesiz, bakışları hala donuktu.</p>
<p>“Sen bana yardım edemezsin, hepiniz buradan defolup gideceksiniz, yoksa hepinizi ben gönderirim.” Melissa tekrar söylendi.</p>
<p>“Lütfen beni bırak gideyim, sana da yardım edeceğim. Buradaki herkesi de göndereceğim. Sana söz veriyorum, burada hiç kimse kalmayacak. Burası sadece sana ait olacak. Ama lütfen şimdi beni bırak.”</p>
<p>Hayalet hemşire bir elini ağır ağır kaldırarak avuç içini Melissa’ya gösterdi. Melissa o an nefesinin kesildiğini hissetti, nefes almaya çalışıyordu ama alamıyordu. Sanki ciğerleri patlayacak gibi hissediyordu. Olduğu yerde kilitlenip kalmıştı, hiç hareket edemiyordu. Hayalet hemşire elini tekrar indirdiğinde, Melissa derin derin nefes alıp vermeye başladı. Gözlerini kocaman açmış, korku dolu gözlerle ona bakarak söylenmeye devam ediyordu.</p>
<p>“Yalvarıyorum, beni bırak... Yalvarıyorum. Benim hiçbir şeyden haberim yok. Seni buldum, seni yok ettikleri odada buldum. Söz veriyorum sana yardım edeceğim, beni bırak lütfen.”</p>
<p>Hayalet hemşire yavaş yavaş yok oldu. Melissa şaşkınlıkla etrafına bakıp onu arıyordu. Başını yukarı kaldırdığında, onu bebek odasının penceresinde gördü. Pencerenin arkasında, kesik kesik çakan şimşeklerin beyaz ışığında bir görünüyor bir kayboluyordu. Biraz sonra kucağında tuttuğu bebeği havaya kaldırdı. Melissa onu gördüğü zaman yalvarıyor gözlerle hayalet hemşireye bakarak, bunu yapmaması için bir şeyler söylemek istedi. Ama hiçbir şey söylemedi. Çünkü bunun da gerçek olmadığını biliyordu. Bu da ya bir hayaldi ya da hayalet hemşirenin bir oyunuydu. Hayalet hemşire bir eliyle pencereyi kırıp parçaladı ve kucağında tuttuğu bebeği camdan aşağı attı. Ama Melissa zemine baktığında hiçbir şey göremedi. Bebek sanki havadayken yok olup gitmişti. Başını tekrar kaldırdığında hayalet hemşire de yoktu. Melissa’nın gözleri kendilerine ağır ağır kapandı. Gözlerini tekrar açtığında, ufacık, dar bir yerde olduğunu hissetti. Etrafına bakındığında, önünde ve arkasında ahşap bir tabaka olduğunu fark etti. Başının önünde ise küçük, daire şeklinde bir açıklık vardı. Neler olduğunu anlamaya çalışırken karşısında hayalet hemşireyi gördü. Hayalet hemşirenin suratında hiç görmediği bir ifade vardı. Gülümsüyordu. Ona bakarak söylendi.</p>
<p>“Şimdi yok olma sırası sende. Benim yerime sen geçiyorsun.”</p>
<p>Melissa şaşkınlıkla ağzını açtı ama hiçbir şey söylemedi. Korkudan dili tutulmuştu. Tek kelime söyleyemiyordu. Hayalet hemşire onu buraya hangi ara sokmuştu? Buraya nasıl girmişti? Ne için girmişti? Hemşire elini kaldırıp Melissa’nın başının önünde bulunan deliğe doğru uzattı. O delik de ağır ağır kapandı ve Melissa ahşap duvarın arasına gömülüp ortadan kayboldu. Yok olma sırası ondaydı. Bir sonraki yok olma sırası kimdeydi?</p>
<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>✨ “Yoruldum Ama Yürüdüm” &amp; Tekamül Hikâyesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/yoruldum-ama-yurudum-tekamul-hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yoruldum-ama-yurudum-tekamul-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 20:19:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Geçmiş bazen canımı çok acıtıyor…</span></p>
<p><span>Ama insan, hayatın başka yerlerinden daha derin acılar tadınca, bazı yaraların aslında ruhun yönünü göstermek için açıldığını anlıyor.</span></p>
<p><span>Ben de öyle anladım.</span></p>
<p><span>Bir insanı sevdiğinde, bütün duygularını, bütün güzelliğini, bütün inanmışlığını ortaya koyarsın.</span></p>
<p><span>Ama bazen karşındaki insan hazır değildir.</span></p>
<p><span>Bazen aklı yorgundur, bazen kalbi yaralıdır, bazen senin taşıdığın kadar taşıyamaz seni…</span></p>
<p><span>Ve bazen, sevgi sandığın şey yalnızca onun eksikliğinin sesi olur.</span></p>
<p><span>Benim hikâyemde de öyleydi. </span>Pişmanlıklar, gecikmiş cümleler, söylenmemiş sözler…Ama bugün fark ediyorum ki, bunların hiçbiri benim eksikliğim değildi.Bunlar karşımdaki insanın tamamlanmamışlığıydı.İnsan büyüdükçe şunu öğreniyor:Herkes kalbinin derinliği kadar sever…Ve herkes aklının olgunluğu kadar kalır.Ben kalbimi derin yaşadım, o yüzeyde kaldı.Ben emek verdim, o kaçtı.Ben konuştum, o sustu.Ben dürüst oldum, o sakladı.Ama şunu da öğrendim:İyilerin kalbi yorulur ama asla eksilmez.Ve Allah, iyilerin yolunu en doğru yerden açar.Bugün geriye dönüp baktığımda, içimde hem bir yorgunluk var, hem bir ferahlık…</p>
<p><span>Sanki kalbimin içinde bir yol ayrımı duruyor.</span>Bir taraf geçmişin gölgesi, diğer taraf geleceğin ışığı.</p>
<p>Gölge artık beni korkutmuyor.Işık henüz tam görünmüyor ama varlığını biliyorum.Bazen yalnızlık gelip omuzuma dokunuyor.Gökteki yıldızlar gibi, içimdeki boşluk benimle alay ediyor sandığım anlar oluyor. <br>Ama sonra fark ediyorum:</p>
<p>Yalnızlık alay etmez.<br><span></span></p>
<p><span>Yalnızlık çağırır.</span></p>
<p><span>Kendine dön, der.</span></p>
<p><span>Kendini bul, der.</span></p>
<p><span>Olduğun kişiyi sev, der.</span></p>
<p><span>Ve ben kendime dönmeyi öğrendim.</span></p>
<p><span>Bu hikâyede çok yoruldum, evet…</span></p>
<p><span>Ama bütün bu yorgunluk beni daha güçlü bir gerçekliğe taşıdı.</span>Artık biliyorum:Ben ardımda bıraktığım sevgi izlerinin peşinden koşmayacağım.Ben, kendime doğru yürümeye devam edeceğim.Çünkü kader, bazen bir insanla kapanmaz.Bazen kader, insanın kendisiyle barışmasında başlar.Ve ben…</p>
<p>Kırıldım, yoruldum ama hâlâ ayaktayım.</p>
<p><span>Hâlâ seviyorum,kendimi, hayatı, geleceği.</span></p>
<p><span>Hâlâ inanıyorum,doğru olanı olanla bana gelene.</span></p>
<p><span>Yoruldum ama yürüdüm.</span></p>
<p><span>Yaralandım ama büyüdüm.</span></p>
<p><span>Kaybettim ama kendimi buldum.</span></p>
<p><span>Geriye dönüp ağıt yakmıyorum artık.</span></p>
<p><span>Çünkü biliyorum</span></p>
<p><span>Benim hakkımda yazılan hikâyenin en güzel sayfaları daha hiç açılmadı...! </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Musallattan Kaçış</title>
<link>https://fikirizleri.com/musallattan-kacis</link>
<guid>https://fikirizleri.com/musallattan-kacis</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6930937a57aa1.webp" length="6324" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 22:46:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;">Musallattan Kaçış<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">İstanbul Pendik’te güzel bir hafta sonuydu. Hava soğuktu ama güneş vardı. Arkadaşlarla dışarıda bir arada olmanın vermiş olduğu his içimizi ısıtıyordu. Uzun zamandır bir arada olmanın tadını çıkarıyorduk. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hep birlikte hamama gitme kararı aldık. Bulunduğumuz yere en yakın hamama gittik. Güzel vakit geçiriyorduk. Atmosferi o kadar çok hoşuma gitmişti ki hamamdan en son çıkan ben oldum. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arkadaşlarımla vedalaştıktan sonra eve geldim. Salona doğru gelip kanepeye oturduğum anda kulaklarımda müthiş bir uğultu başladı. Sonra kulaklarımda manyetik sesler duymaya başladım. Ne olduğuna anlam veremediğim bir sesti bu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşim rahatsız bir şekilde kulağımı tutarken beni görünce halimi sordu, fakat kulağımın uğuldadığını söyledim. Hamama da uzun zamandır gitmediğim için, <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kirlerim ancak çıkmıştır.” deyip eşimle gülüştük.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fakat o gün gecenin bir yarısı uykumdan uyandım ve mutfağa su içmeye gittiğim anda karşımda bir silüet gördüm. Bana,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sen hamamda benim çocuklarımı öldürdün. Üzerlerine sıcak su döktün ve iki çocuğum öldü. Ben de senin çocuklarına zarar vereceğim.” dedi ve bir anda ortadan kayboldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonraları evin içinde sadece bana göründüğünü fark ettim. Benimle konuşuyordu ve kendisine cevap verdiğimde baştan eşimin de benim gördüğüm silüeti gördüğünü sanmıştım. Fakat benim baktığım yere bomboş bakışlarla bakıp;<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Allah aşkına sen kiminle konuşuyorsun?” şeklinde tepki verince, sadece bana göründüğünü daha iyi anladım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tanıdık bir hocadan rukye yapması için yardım istedik. Sağ olsun, kırmadan yardım talebimizi kabul etti. Eve geldi, dualar etmeye başladı. Fakat bir süre sonra rukye yapmaya gelemeyeceğini bildirince, evine gidip sordum. Meğer hocaya da görünmüş ve <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Rukye yapmaya devam edersen, senin de çocuklarına zarar veririm.” demiş ve hoca da rukye yapmayı bu sebeple bırakmış oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Günlük yaşamımda beni rahatsız etmiyordu gördüğüm silüet, bir kadındı bana görünen. Sonraları onun deyimiyle fark etmeden hamamda sıcak su dökerek öldürdüğüm iki kız çocuğu da görmeye başladım. Ve tabii ki yalnızca bana görünüyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu durum sanırım bu şekilde devam edecekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Oğlum liseyi bitirdikten sonra iyi bir üniversitede okumak istiyordu. Kardeşim Fransa’da yaşıyordu ve eşimle birlikte oğlumu kardeşimin yanına gönderme kararı aldık. Asıl amacımız, yaşadığım musallat olayından oğlumu korumak, uzak tutmaya çalışmak ve tabii doğal olarak daha iyi bir eğitim almasını istememiz. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Üniversite tercihlerini kardeşimle konuşarak oğlumun da istediği bir bölüm için yaptık. Kısa zaman sonra Fransa’ya hep birlikte gittik ve onu üniversiteye yerleştirdik. Eşim de ben de haliyle çalışıyorduk ve zor da olsa izinlerimizi ayarladık ve sömestrda Fransa’ya yanına gittik. Şehirde gezip dolaştıktan sonra akşam yemeğimizi yedik ve birlikte film izledik. Sonrasında uykumuz geldi ve yatmaya odamıza çekildik. Gecenin bir yarısı tuvalete kalktığım sırada oğlumun da mutfağa doğru gittiğini gördüm. Mutfağa doğru yanına gittiğimde duyduğum konuşmalar karşısında şok oldum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onlarla konuşuyordu. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Buzdolabının kapısını yavaş kapat. Gürültü yapmayın. Herkes uyuyor.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an anladım ki artık oğluma da görünüyorlardı. Odama döndüm ve eşimi uyandırdım. Ona da durumu anlatınca o da çok üzüldü. Belli ki oğluma sirayet etmişti musallat olayı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kardeşime durumu anlattığımda ona ve eşine böyle varlıkların görünmediğini, fakat oğlum Bilal’in evdeyken sürekli onlarla sesli sesli konuştuğunu anlattı. Tedirgin olmayalım diye de bana bahsetmemiş kardeşim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne yaparsak yapalım musallattan kaçış yoktu..<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;HİŞŞT&amp;quot;</title>
<link>https://fikirizleri.com/hisst</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hisst</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_69301804443d9.webp" length="40584" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 14:00:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda ERDEN</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">  “Hişt, hişşt !”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">   5 Aralık, yağmur yağıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Uzandığım kanepeden bir anda tuhaf bir irkilmeyle uyandım. Biri mi seslenmişti? Rüya mıydı? Ayırt edemiyordum. Sesi tekrar duyabilmek için doğruldum, etrafı dinledim. Yavaşça ayağa kalktım, istemsizce tuttuğum nefesimi serbest bırakırken camekanın önüne doğru ilerledim. Yağmur yağıyordu, ıslak yaprakların rüzgarda çıkardığı sesleri duymuş olmalıyım diye düşündüm. Islık sesi gibi, yaprak hışırtısıyla karışık, evet evet yağmurun sesiydi, içim rahatladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Acıkmışım, kahvaltı hazırlamak için mutfağa doğru yönelmiştim ki, ah! benim yaramaz kedi dostum, yine şımarık bir manevrayla kucağıma atlayıverdi. Karşılıklı gülüşürken (kedimin de güldüğünü hayal ediyordum), yine istemsizce tuttuğum nefesimi sakince geri bıraktım, koltuk altından yakaladığım kedimi yere bırakırken. Kafasını şefkatle okşadım, gırlaştık. (Benim de gırlayabildiğimi<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>hayal ediyordum.) <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Boş bulundum dedim, hayır canım ne sesi, yanlış duydum eminim..Çok gerçekti evet, yoo hayır korkmadım..<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Radyoyu açtım, belki neşeli bir şarkı beni kendime getirebilirdi. Yazımın son kontrolleri için tüm gece çalışmış, uykusuz kalmıştım. Ah İlhan İrem çıktı! Günaydın diyordu, insanlara günaydın. Günaydın, günaydın sevenlere günaydın.. Arkasından Nasılsın? İyi misin? Sorarsam söyler misin? Yabancı sen kimsin? Çağırsam gelir misin? Trilaylayli, trilayla…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Tavayı ustaca havada parende attırıp ocağın üstüne oturttum. Annemin memleketten gönderdiği tereyağından bir parçayı alıp ısınmış tavaya attım, cızzz efektiyle tereyağ gönlünce dansederken kenarda bekleyen yumurtaların tavaya atlamak için can attığını düşünmek de sizin hayal gücünüze kalmış. Göz yumurtalarımla dolu tavayı önüme alıp üfleyerek yerken, hayatın benden ne beklediği, benim hayattan<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>ne beklediğim gibi soruların cevabı bu olabilirdi. Yavaş sabahlarda, kahvaltını huzurla <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>edebilmek. Arkasına da cazibeli köpüklü bir kahve eklemek, yarınlar yok dedirtir o ilk yudum. Kahveye bile böyle afili bir iltifat edip etmemeyi de sen bilirsin, önemsediğin her şey, önünde gelir dize, tadı böyle çıkar, diyim ben size <span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-ascii-font-family: Calibri; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-font-family: Calibri; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-char-type: symbol-ext; mso-symbol-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bir parça mutluluğu çay kahve fincanlarına sığdırmıştım. Olmamış yaşamları, gidilmeyen yolları düşünmeden, yarınları beklemeden kurmuştum bu cumhuriyeti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">  Dışarıdan buğulu camın arkasından bakınca, elinde çay bardağının beline sıkıca sarılmış seni ve dudaklarının gülümsediği resmi gördüğümde, içime dolan sebepsiz neşe, bütün manasız sorularımın cevabını verdi o anda..<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hişşt,hişşt!<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sessiz ol,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yalnızlığın mı konuşuyor? Özgürlüğün mü?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="font-size: 11.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><strong>Cevabın senin gökyüzünde...</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAPANMAYAN DEFTER</title>
<link>https://fikirizleri.com/kapanmayan-defter</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kapanmayan-defter</guid>
<description><![CDATA[ “Kapanmayan Defter”, aşkın ihanete, intikamın sessizliğe dönüştüğü, sisler içinde kaybolmuş bir cinayetin gölge oyunu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_692986784da65.webp" length="55276" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 14:25:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, TürkEdebiyatı, OsmanlıdaCinayet, Aşkveİntikam</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> Kapanmayan Defter</p>
<p>Sabah sisi, Kâğıthane Deresi’nin üzerinde ağır bir yorgan gibi asılı kalmıştı. Çiğ taneleri çınar yapraklarında titriyor, doğa uyanmaya hazırlanırken, bu huzur dolu manzaranın tam ortasında ölüm, soğuk nefesini genç bir adamın yüzüne üflemişti.</p>
<p>Maktul, ulu bir çınarın dibinde, sırtını gövdeye yaslamış halde bulunmuştu. Yüzünde morarmış bir ifade, gözlerinde ise son nefesinde gördüğü şeye dair donup kalmış bir hayret vardı. Yanı başında fildişi işlemeli, maroken hortumlu şık bir nargile devrilmiş; mangalındaki közler çoktan küle dönmüştü.</p>
<p>Zabıt Katibi İbrahim Efendi olay yerine vardığında, dikkatini çeken ilk şey ölünün kaskatı kesilmiş parmakları arasındaki buruşuk kâğıt oldu. İkincisi ise boynundan sarkıp göğsüne düşmüş, kırmızı kadife bir kese içindeki muskaydı.</p>
<p>Kethüda Mustafa Ağa, atından inip ağır adımlarla yanına geldiğinde, yüzünde bıkkın bir ifade vardı. Cesede şöyle bir baktı, sakalını sıvazladı.</p>
<p>“Ruznameci Efendi’nin oğlu Cemal,” diye mırıldandı. “Yazık... Ama şaşırtıcı değil.”</p>
<p>İbrahim başını kaldırdı. “Neden şaşırtıcı olmasın Ağam?”</p>
<p>Mustafa Ağa elini havada salladı. “Siyaset İbrahim, siyaset. Babası Saray’da güçlüdür ama düşmanı da çoktur. Belli ki babasına bir mesaj vermek istemişler. Dosyayı ‘faili meçhul siyasi hesaplaşma’ olarak kapatacağız. Fazla eşelemeye gelmez, kokusu çıkar.”</p>
<p>İbrahim Efendi, ölünün elindeki kâğıdı nazikçe aldı. Üzeri, anlamsız gibi görünen geometrik şekiller, ebced hesapları ve ters yazılmış Arapça harflerle doluydu.</p>
<p>“Amirim,” dedi tereddütle. “Bu siyasi bir mesajdan ziyade... tılsımlı bir şeye benziyor. Bir büyü, belki de bir lanet?”</p>
<p>Mustafa Ağa homurdandı. “Sen çok okuyorsun İbrahim. Kafanı hurafelerle bozma. Basit olan, genelde doğru olandır. Ama madem içine sinmedi, git araştır. Fakat başımıza iş açma.”</p>
<p>İbrahim Efendi’nin ilk durağı Mısır Çarşısı’nın arka sokaklarındaki köhne bir dükkândı. İçerisi ağır baharat ve tütsü kokuyordu. Yaşlı Attar, İbrahim’in uzattığı kâğıda büyütecini yaklaştırınca elleri titredi.</p>
<p>“Bu remizler tekin değildir evladım,” dedi fısıltıyla. “Eski ‘Kum Falı’ işaretleri... Ama sanki... sanki bir şeyler yanlış. Rastgele çizilmiş gibi. Ya yapan çok acemi ya da...” Duraksadı. “Ya da birilerinin kafasını karıştırmak istemiş.”</p>
<p>İbrahim, oradan çıkıp Galata Mevlevihanesi’ne, Derviş Ahmet’in huzuruna vardı. Derviş, kâğıdı uzun uzun inceledi, sonra hüzünlü bir tebessümle başını kaldırdı.</p>
<p>“Evladım,” dedi sakin sesiyle. “Buradaki şekiller, ‘Devlet-i Ebed-i Müddet’i yıkmak isteyen batıni tarikatların sembollerini taklit ediyor. Ama sadece taklit. Bu kâğıt, okuyanı korkutmak, hedefi şaşırtmak için hazırlanmış bir tiyatro dekoru. Bu cinayeti işleyen her kimse, suçu siyasi bir örgütün üzerine yıkmak istemiş. Sen bir katilin değil, bir gölge oyununun peşindesin.”</p>
<p>İbrahim Efendi, elindeki bu bilgiyle Ruznameci’nin konağına gittiğinde, Kethüda Mustafa Ağa’yı çoktan orada buldu. Ağa, çalışma odasındaki evrakları karıştırıyor, zafer kazanmış bir komutan edasıyla bağırıyordu:</p>
<p>“Gördün mü İbrahim! Masada tehdit mektupları bulduk! Yeniçeri kalıntıları, Ruznameci’yi oğlunun canıyla tehdit etmiş. Dediğim çıktı, siyasi cinayet!”</p>
<p>İbrahim, Derviş’in söylediklerini aktarmaya hazırlanırken, odanın loş köşesinden bir ses duyuldu.</p>
<p>“Yanılıyorsunuz Mustafa Ağa.”</p>
<p>Sesin sahibi, tül perdenin arkasından süzülen genç ve zarif bir kadındı. Leyla Hanım. Ruznameci’nin uzaktan akrabası ve konağın demirbaşı.</p>
<p>“Cemal Efendi siyasetten nefret ederdi,” dedi Leyla Hanım, gözlerini İbrahim’e dikerek. “Babasıyla aylardır konuşmazdı bile. Onun tek derdi şiirler ve... imkansız aşklardı.”</p>
<p>Leyla Hanım’ın bu sözleri, İbrahim’in zihnindeki düğümü çözdü. Siyaset bir kılıftı. Remizler bir saptırmacaydı. Geriye en eski güdüler kalıyordu: Aşk ve intikam.</p>
<p>İbrahim, Leyla Hanım’ın da yardımıyla Cemal’in gizli hayatını mercek altına aldı. Genç adamın, Saray’ın en nüfuzlu paşalarından Hüsrev Paşa’nın genç eşi Zeynep Hanım ile yasak bir aşk yaşadığını öğrendi.</p>
<p>İbrahim, olay yerindeki o şık nargileyi hatırladı. Fildişi işlemeler... Sıradan birinin sahip olamayacağı kadar pahalıydı. O nargile, Hüsrev Paşa’nın özel koleksiyonuna aitti. Paşa, Cemal’i Kâğıthane’ye bir barış görüşmesi bahanesiyle çağırmış, içine zehirli tütün basılmış nargileyi “dostluk nişanesi” olarak sunmuştu. Cesedin yanına bırakılan o garip kâğıtlar ise, Mustafa Ağa gibi memurları “siyasi cinayet” tuzağına çekmek için hazırlanmış sahte delillerdi.</p>
<p>İbrahim Efendi, topladığı delilleri cesaretle Mustafa Ağa’ya sunduğunda, Ağa önce direndi. “Koca Paşa’yı bir aşk cinayetiyle mi suçlayacağız?” diye kükredi. Ancak İbrahim’in kararlılığı ve Saray’daki rakiplerinin Hüsrev Paşa’nın ayağını kaydırmak için pusuda beklemesi işleri değiştirdi. Paşa, görevden alındı ve sessiz sedasız sürgüne gönderildi. Olay, resmi kayıtlara “talihsiz bir kaza” olarak geçti ama gerçek fısıltı gazetesiyle tüm İstanbul’a yayıldı.</p>
<p>Birkaç hafta sonra, İbrahim Efendi ve Leyla Hanım, her şeyin başladığı yerde, Kâğıthane Deresi kıyısında buluştular. Dere usul usul akıyor, sonbahar yaprakları suya düşüyordu.</p>
<p>İbrahim, cebinden o kırmızı kadife keseyi çıkardı.</p>
<p>“Bu muska,” dedi yavaşça. “İçini açıp baktım. Bir koruma duası değil. İçinde sadece kurumuş bir ‘Lâl’ çiçeği ve bir tutam saç var. Sizin saçınız, değil mi Leyla Hanım?”</p>
<p>Leyla Hanım, uzaklara, sisin ardındaki tepelere baktı. Yüzünde acı ama mağrur bir tebessüm belirdi.</p>
<p>“Size bir itirafta bulunayım İbrahim Efendi,” dedi sesi titremeden. “O muskayı ona ben vermiştim. Beni hiç bırakmayacağına dair yemin etmişti. Ama o, Zeynep Hanım’ın parıltısına kapıldı. Paşanın karısının peşinden gidip beni terk etti.”</p>
<p>İbrahim’in kanı dondu. “Yani...”</p>
<p>“Hayır,” dedi Leyla Hanım, İbrahim’in ne düşündüğünü anlayarak. “Onu ben öldürmedim. Ama... Hüsrev Paşa’ya o yasak aşkı fısıldayan, o zehirli tohumu eken bendim. Cemal’in o ağacın altına gideceğini biliyordum. Paşa’nın intikamımı alacağını da.”</p>
<p>İbrahim Efendi donup kaldı. Adaleti sağlamıştı, ancak gerçek aşk ve intikam oyununun sadece bir piyonu olduğunu anlamıştı. Leyla Hanım arkasını dönüp uzaklaşırken, İbrahim Efendi elindeki, üzerinde “Lâl” yazılı muskaya baktı. Gerçekten de “dilsiz” bir tanıktı.</p>
<p>Ve onun defteri, bu trajik sırlarla sonsuza dek açık kalacaktı.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SESSİZ KALABALIK</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessiz-kalabalik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessiz-kalabalik</guid>
<description><![CDATA[ Bir babanın kaybolan hafızası,
Bir kızın kırılan kalbi
Ve bir ailenin sessiz çığlığı… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6928294961d98.webp" length="23968" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 13:46:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeliha Karakuş</dc:creator>
<media:keywords>Baba kız hikayesi, hafıza kaybı öyküsü...</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: center; line-height: normal; mso-outline-level: 1;"><b><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 18.0pt; mso-fareast-language: TR;">Sessiz Kalabalık<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Salon kalabalıktı. Ama kalabalığın uğultusu, yaşlı adamın nefesi kadar belirgin değildi.<br>Oturduğu koltukta hafifçe öne eğilmiş, zaman zaman boşluğa dalan bakışlarıyla, artık cümleleri bile yarım kalan bir adam duruyordu: Sevda’nın <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">babası…</span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Duvarın dibindeki uzun kanepeye torunları dizilmişti; karşısında kardeşi, oğlu, eşi, iki yanda ise yeğenleri, torunları…<br>Herkes konuşuyor gibi görünse de, aslında tek bir kişiyi dinliyordu:<br>Hastalıkla hafızası incelmiş, kelimeleri birbirine değmeden dağılan bu adamı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sevda, kalabalığın arasından babasını izliyordu.<br>Onun sınavlara nasıl girdiğini, köy yollarında nasıl karda kaldığını anlatışını dinliyorlardı. Kaçıncı kez tekrarını dinlediği bu anılarda yanlış bir şeyler vardı. Her cümlenin başını tutup sonunu bırakışını… Kızının gözüne her baktığında, unuttuğu bir parçanın daha düştüğünü fark ediyordu sanki. Bir ara babası, aniden sustu. Sanki zihninin içinde kapılar çarpıldı.<br>Cümle devam etmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sevda, yüzündeki yorgunluğu, sesine çöken kırılganlığı görünce gözleri doldu.<br>Ama gülümsemekten de vazgeçmedi. Çünkü babası, eksik cümlelerin arkasında hâlâ aynı coşkuya sahipti. Mutlu gibiydi. Tüm sevdikleri yanında sohbet etme sevinci vardı. Babası sadece ona bakıyor onun gözlerinde anlatıyordu. Cümleye bak kızım diye ona hitap ederek başlıyordu. Ve o anda Sevda anladı: Bu kalabalıkta kimse yoktu aslında. Baba ve kız… Sadece ikisi vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p>Kalabalığın ortasında bir anda babası sustu. Sevda önce bunun yorgunluk olduğunu sandı.<br>Sonra adam başını kaldırdı, gözlerini etrafında gezdirdi ve titreyen bir sesle sordu:<o:p></o:p></p>
<p><strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">“Ben neredeyim?</span></strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Beni evime götürün.</span></strong> <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Evime gitmek istiyorum.”</span></strong></span><o:p></o:p></p>
<p>Odada bir uğultu yükseldi. Kimse tam olarak ne olduğunu anlayamadı; herkes birbirinin yüzüne baktı. Torunlardan biri gülümsedi, “Dedem yine şaka yapıyor herhalde,” dedi.<br>Ama adamın yüzündeki ifade şaka yapacak birine ait değildi. Bu kez daha ısrarcı konuştu:<o:p></o:p></p>
<p><strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">“Size diyorum!</span></strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Neden buradayım ben?</span></strong> <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Beni evime götürün.</span></strong> <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Çiçeklerim solmuştur şimdi…</span></strong> <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Yönetici çatı tadilatı yapıyordu. Bizim evin neresini yapacağını göstermezsek yarım bırakır.</span></strong> <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Ben balkonumda oturmak istiyorum.”</span></strong></span><o:p></o:p></p>
<p>Kelimeler birbirine takılıyor. Hafıza ile gerçeklik birbirine karışıyordu. Sevda’nın yüreği sıkıştı. Babası yıllardır o balkonda oturmuyordu. Çatı tadilatı çoktan bitmişti. Çiçekler de, artık yoktu. Kalabalık bir anda sessizliğe gömüldü. Sanki herkes nefesini tutmuştu.<br>Baba, kendi zihninin içindeki eski bir eve gidiyordu; kimse ona yetişemiyordu. Sevda dizlerinin bağı çözülmüş gibi hissetti ama belli etmedi. Ona usulca yaklaştı,<br>Elini babasının omzuna koydu: <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">“Babam… Yoruldun sen.</span></strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Gel seni biraz yatırayım, dinlen.</span></strong><br><strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Yarın gideriz, tamam mı?”</span></strong></span> Adam bir süre Sevda’ya baktı. Gözlerinin içine bakıyordu ama sanki başka birini arıyordu orada. Sonra başını eğdi: <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">“Tamam kızım… Yatayım ben şimdi.</span></strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;"><br><strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Yarın gideriz.”</span></strong></span> Bir an durdu, Sevda’nın arkasında duran kalabalığa baktı ve ekledi:<o:p></o:p></p>
<p><strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">“Bir daha eve bu kadar arkadaşını çağırıp kalabalık yapma.</span></strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Gürültü başımı ağrıtıyor.”</span></strong></span> O cümle, Sevda’nın kalbine saplanan ince bir iğne gibiydi.<br>Bu insanlar <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">onun ailesiydi</span></strong>… Ama zihni artık onları tanımıyor.<br>Onları “misafir” sanıyordu. Ama Sevda’yı… Onu tanımıştı. Onu hatırlamıştı. Ona “kızım” demişti. Bu sevinç hem ilaçtı hem de zehir. Ve o an, Sevda’nın içinde büyük bir deprem oldu.<o:p></o:p></p>
<p>Babasının <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">“kızım” diyerek sadece onu tanımasına duyduğu sevinç</span></strong>… Abisini, torunlarını, kardeşlerini tanımayışına duyduğu <strong><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">acının içine karıştı</span></strong>. Kalbi iki farklı yöne çekiliyordu:<br>Bir yanda sıcak bir aitlik… Diğer yanda derin bir kayıp.<o:p></o:p></p>
<p>Ne tarafa dönse canı yanıyordu.<br>Ne tarafa baksa ruhu sarsılıyordu. Sevda yutkundu, gülümsedi ama gözleri karanlıkla doldu. Babasının koluna girdi. Abisi gelmek istedi. Eliyle, gözleriyle hayır kal derken iki kardeşin akan gözyaşları ne çok şey anlatıyordu. Yavaşça odasına götürdü. Yatağa uzandığında elleri ve ayakları buz gibiydi. Battaniyeyi sıkıca örttü. Babasının nefesi hızla sönükleşti, yorgun bir mırıltı çıktı dudaklarından. Sevda başucunda bekledi.<br>Babası gözlerini kapatırken bir anlığına yüzünde eski babasının ifadesi belirdi:<br>Güçlü, dik, hayat dolu… Sonra yine kayboldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Babası uykuya daldıktan sonra Sevda ağır adımlarla odadan çıktı.<br>Koridorun loş ışığı duvarlara vuruyor, evin içindeki kalabalığın bıraktığı sıcaklık çoktan dağılmıştı. Kimse kalmamıştı. Sadece annesi, salonun bir köşesinde…<br>İki dizinin üstüne çökmüş gibi duran sessiz bir ağırlıkla oturuyordu.<br>Gözleri kıpkırmızı, nefesi titrek, yılların yorgunluğu omuzlarına çökmüştü. Yaklaştıkça, annesinin içli bir fısıltı gibi ağladığını duydu. Nasıl dokunacağını, nasıl teselli edeceğini bilemedi. Annesinin yanına oturdu. Bir süre konuşmadan ağlayan o yorgun kadınla birlikte sessizce baktılar duvara. İkisinin de söyleyemediği cümle aynıydı;<br>Ama ikisi de o cümleyi yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal; mso-outline-level: 1;"><b><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 18.0pt; mso-fareast-language: TR;">Bazen bir insan ölmeden önce ölür; </span></b><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">geride kalanlar da hayattayken yas tutmayı öğrenir.<span style="mso-font-kerning: 18.0pt; mso-bidi-font-weight: bold;"><o:p></o:p></span></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Annesi Sevda’nın elini tuttu. İkisi de biliyordu: Bu, bir sonun başlangıcıydı. Ama aynı zamanda, Sevda için babasını vedalaşmadan bırakmak. Annesi için ise sevdiği adamı sessizce uğurlamak demekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">O gece evin duvarları, bir babanın kaybolan hafızasıyla, tüm ailenin sessiz çığlığıyla doluydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve sabah olduğunda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="tab-stops: 303.2pt;"><span style="mso-bidi-font-size: 12.0pt; line-height: 107%;"><span style="mso-tab-count: 1;">                                                              </span>Book Gallery.Luna<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Merhum Çiçekçilik</title>
<link>https://fikirizleri.com/merhum-cicekcilik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/merhum-cicekcilik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6927085f3ecbb.webp" length="42582" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 17:02:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Yazarlık, edebiyat, yazın, yazar, okur, ölüm, yaşam, kalem, kağıt, yazı, deneme, makale, öykü, çiçek, yas, mezar, mezarlık, çiçekçi, merhum</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Mustafa babaannesini kaybettiğinde on beş yaşındaydı. O yaş, insanın ne tam çocuk olduğu ne de acıyla baş etmeyi öğrendiği bir yaştı... </span></p>
<p dir="ltr"><span>Cenaze günü köyün mezarlığına vardıklarında hava gibi insanlar da solgundu. Çıplak ağaçlar üşür gibi titriyor, kırık mezar taşları sanki yıllardır kimsenin adını duymadığı için içine kapanmış duruyordu. Kurumuş otların çıtırtıları bile sessizliğe ayak uydurmuştu. Ölümü insanoğluna unutturmak ister gibi bu mezarlık da şehrin epey uzağına yapılmıştı. <strong>Sanki mezarlıkları uzaklara yapınca ölüm de yaklaşamıyordu bize...</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Oysa Fatma Hanım, toprağı bile renklendiren bir kadındı. Ömrü boyunca çiçeklerle konuşan, kırılan saksıları tek tek yamayan, “Boynunu bükme, senin de çiçeklerin açacak” diye çiçekleri bile teselli eden biriydi. Torunu Mustafaya da hep aynı cümleyi söylerdi:</span></p>
<p dir="ltr"><em>“Evladım, insan öldükten sonra hatırlanmak istiyorsa ardında güzel bir şey bırakabilmeli. Bir çiçek mesela… Yapamıyorsan bile bir fidan dik. <strong>Toprak unutmaz, çiçek unutturmaz.</strong>”</em></p>
<p dir="ltr"><span>Cenaze tamamlandığında herkes mezarlığı yavaşça terk ediyordu. Ama Mustafa kıpırdamadı. </span>O gün köylü evlerine dönüp cenaze yorgunluğunu üstünden atmaya çalışırken, Mustafa başka bir yere gitti: Köyün küçücük çiçekçisine. Bir saat sonra mezarlığa geri döndüğünde kucağı çiçek doluydu. Sarmaşıklar, güller, begonviller… </p>
<p dir="ltr"><span>Dayısı görünce şaşkınlıkla sordu:</span></p>
<p dir="ltr"><span>“Mustafa! Burası mezarlık.. senin sevinin arka bahçesi değil!”</span></p>
<p dir="ltr"><span>Mustafa başını kaldırdı, gözlerinin içi hem buğulu hem kararlıydı:</span></p>
<p dir="ltr"><span>“Benim değil ama… babaannemin arka bahçesi artık.”</span></p>
<p dir="ltr"><span>O günden sonra mezarlık, Mustafa’nın en sık uğradığı yer oldu. Boş toprağı kazdı, tohumları ekti. Kuru dallara sarmaşık sardı. Eski taşların gölgesine papatyalar bıraktı. Ve zamanla mezarlık, köyün en renkli yeri hâline geldi. İnsanlar önce garipseyerek baktı. Sonra alıştı. En sonunda da hayran kaldı.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Mezarlık bekçisi Haydar Amca bile karışmaya cesaret edemedi, sadece bir gün merakına yenik düşüp sordu:</span></p>
<p dir="ltr"><span>“Evlat, onca zahmet neden? Ölü ne anlar çiçekten?”</span></p>
<p dir="ltr"><span>Mustafa umursamadı ve kaldığı yerden devam etti. </span><span>Bir yıl sonra mezarlığın girişine astığı tabelada şöyle yazıyordu:</span></p>
<p dir="ltr"><span>“<em><strong>Merhum Çiçekçilik – Ruhu Şad Eden Aranjmanlar”</strong></em></span></p>
<ul>
<li dir="ltr" aria-level="1" style="font-weight: bold; font-style: italic;">
<p dir="ltr" role="presentation"><em><strong>“Siz zaten öldünüz, bari toprağınızda çiçekler yaşasın.”<br></strong></em></p>
</li>
<li dir="ltr" aria-level="1" style="font-weight: bold; font-style: italic;">
<p dir="ltr" role="presentation"><em><strong>“Kuru kuru Fatiha’yla olmaz, bir papatya al.”<br></strong></em></p>
</li>
<li dir="ltr" aria-level="1" style="font-weight: bold; font-style: italic;">
<p dir="ltr" role="presentation"><em><strong>“Ruhunuz sonsuz uykuda kapalıyken göz zevkiniz açılsın.”</strong></em><span><br><br></span></p>
</li>
</ul>
<p dir="ltr"><span>Bu tabelaları görenler düğün çiçeği almaya bile mezarlığa uğrar olmuştu. </span>Zamanla işler büyüdü. Köyün mezarlığı adeta bir anıt bahçeye dönüştü. Ama en çok ilgi gören hep aynı yerdi: Fatma Hanım’ın mezar taşı.</p>
<p dir="ltr"><span>Mustafa mezar taşına bir QR kod koydurmuştu. Kod okutulduğunda ekranda şunlar çıkıyordu:</span></p>
<p dir="ltr"><em><strong>“Fatma Hanım’ın Çiçek Büyütme Sırları”</strong></em></p>
<ol>
<li dir="ltr" aria-level="1" style="font-weight: bold; font-style: italic;">
<p dir="ltr" role="presentation"><em><strong>Çiçeklere su verirken onlarla konuş. Tatlı söz, çiçeği toprağından çıkartır.<br></strong></em></p>
</li>
<li dir="ltr" aria-level="1" style="font-weight: bold; font-style: italic;">
<p dir="ltr" role="presentation"><em><strong>Toprak çatlamışsa çiçek üşüyordur; biraz su, biraz da sevgi gerek.<br></strong></em></p>
</li>
<li dir="ltr" aria-level="1" style="font-weight: bold; font-style: italic;">
<p dir="ltr" role="presentation"><em><strong>Bir çiçek soluyorsa suçlu sensin: Ya suyunu az verdin ya da ilgini."</strong></em><span><br><br></span></p>
</li>
</ol>
<p dir="ltr"><span>Bir gece, mezarlığın sakinliğinde eski bir bankta oturmuş yıldızlara bakan Mustafa, elindeki küçük saksının toprağını okşadı ve</span><span> kendi kendine gülümsedi:</span></p>
<p dir="ltr"><em>“Büyükanne… Binlerce çiçeğe elin değdi. Hepsini büyüttün, hepsine nefes verdin. <strong>Ama umarım en çok çiçek açan tohumun ben olmuşumdur…”</strong></em></p>
<p dir="ltr"><span>Mezarlığın girişinde şimdi herkesin okuduğu bir yazı vardır:</span></p>
<p dir="ltr"><span>“Sevdiklerinize çiçek almak için ölmelerini beklemeyin.”</span></p>
<p dir="ltr"><span></span><span>Kaybın bıraktığı boşluk hiçbir şeyle dolmaz; ama insan o boşluğa bir avuç açar, bazen dua eder bazen de bir çiçek bırakır.</span><span><br></span><span> Belki de bu yüzden çiçekler hep mezarların başında daha güzel açar:</span></p>
<p dir="ltr"><strong>Çünkü en saf masumiyet, kalbin en kırık yerinde filizlenir.</strong></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YOLDAKİ KADIN</title>
<link>https://fikirizleri.com/yoldaki-kadin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yoldaki-kadin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6925f568e97f7.webp" length="9440" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 21:32:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah kahvaltısını yapıp evden çıktı. Kahvaltıdan sonra yapmayı en sevdiği şeyi yapmak için kasabanın dışındaki orman yoluna doğru ilerledi. Orman yolunda koşmayı, ormanın içinde ise yürümeyi seviyordu. Japonların değimiyle orman banyosu yapıyordu. Hatta Japonya’da çoğu psikiyatrik hastalıklar ilaçlarla değil orman banyolarıyla tedavi ediliyordu. İnsanlara dışarıdan kimyasallar vermek yerine onları ait oldukları doğa ile iç içe sokuyorlardı. Sonuçta insan da doğanın bir parçasıydı ve insanı mutlu eden şeyler dışarıdan aldıkları maddeler değil, ait oldukları doğa ile iç içe girmekti. Birçok insan kendisini para ile satın alınan maddelerle mutlu etmeye çalışıyordu. İçlerindeki boşluğu ve yalnızlık duygusunu bununla bastırmaya çalışıyorlardı ama bu tamamen boşa zaman ve para israfıydı. İnsanın içindeki boşluğu dolduracak olan asıl şey meditasyon yapıp kendini dinlemek, dua etmek ve doğa ile sevişmekti. O bunu anlamadan önce diğerleri gibi kendisini dış dünyadaki maddelerle mutlu etmeye çalışıyordu, ama bunun aslında hiçbir işe yaramadığını anlaması fazla zaman almadı. Ne zaman yeni bir şeyler alsa hep daha fazlasını alıyor, daha fazlasını istiyor, bunun ardı arkası gelmiyordu. Neyse ki o bunu anlamıştı, diğer insanların da bir gün bunu anlamalarını umuyordu. Koşusuna başlamadan önce bir süre yolda yürümeye başladı. Ağır ağır yürüyor, temiz havanın tadını çıkarıyor, kuş cıvıltılarını dinliyor, kendisini sakinleştirmeye çalışıyordu. Ortama adapte olduktan sonra bir süre koştu. Koşusunu tamamladıktan sonra ormana girmek için ağaçlara doğru yöneldi. O sırada gözüne bir şey takıldı ve durdu. Biraz ileride bir silüet vardı. Simsiyah bir hayaleti andırıyordu ama yere kadar uzanan elbisesine ve uzun saçlarına bakılırsa bu bir kadındı. Kadın ağır adımlarla yürüyordu. Muhtemelen o da Albert gibi orman banyosuna çıkmıştı. O da kendisini maddelerle değil doğa ile mutlu etmeye çalışan, mutluluğun sadece doğada olduğunu anlayan biriydi. Ama o kadını şimdiye kadar burada hiç görmemişti. Acaba bu terapi yöntemini yeni mi keşfetmişti? Belki de kasabaya yeni taşınmıştı. Belki de o da şehir hayrından kaçıp buraya sonradan yerleşmişti. Kadın yolda gözden kaybolana kadar onun arkasından baktı, sonra ormana daldı. Uzun bir orman yürüyüşünün ardından evine döndü. Öğle yemeğinden önce günlük gazetelere göz attı. O sırada hizmetçisi de öğle yemeğini hazırlıyordu. Ama fazla aç değildi, bu yüzden yalnızca bir kadeh kırmızı şarap içti. Sonra fabrikaya göz atmak, işi kontrol etmek için tekrar evden çıktı. Bu kocaman iplik fabrikası, ona elbette babasından kalmıştı. Aile mesleğini devam ettiriyordu, tabi buna devam ettirmek denirse. Çünkü babası her sabah altıda işçilerle beraber fabrikaya gelir, akşam dokuzda yine işçilerle beraber evine dönerdi. Tüm gününü fabrikada, makinaların başında çalışarak geçirirdi. Ama Albert saçları veya manikürü bozulmasın, üstü başı kirlenmesin, ter kokmasın diye hiçbir zaman çalışmazdı. O sadece kendini göstermek ve işçilere buranın hala bir sahibi olduğunu hatırlatmak için günde bir saat gidip etrafta dolanır, geri eve dönerdi. Fabrikada çok fazla güzle kız vardı. Belki onlarla takılmak için fazladan zaman geçirebilirdi ama kızların tamamı fabrika çalışanıydı. Yani statü olarak ondan aşağıdaydılar. Onlarla takılmaya başlarsa, kızlar kendilerini çok önemli sanırlar ve fabrika sahibini tavladıklarını düşünerek bunu heyecanla herkese yayarlardı. Kendi adlarının çıkması umurlarında olmazdı, sonuçta adlarının çıkacağı kişi zengin ve yakışıklı bir delikanlı olurdu. Ama Albert işçi bir kızla adının çıkmasını asla istemezdi. Çok kibirliydi ve bunu kabul ediyordu. Onun ilgi alanına giren kızlar, şehirde alışveriş yapan ve baba parası yiyen zengin kızlardı. Şimdiye kadar kaç tane sevgilisi olduğunu bilmiyordu, bunu saymamıştı. Belki onlarca, belki yüzlerce. Bu kadar yakışıklı, karizmatik ve çekici olması, bu yüzden de bütün zengin ve güzel kızların onun peşinde koşması onun suçu değildi. Fabrikadan çıktıktan sonra şehir merkezine gitti. Arabasıyla bir süre yollarda tur attı. Şoförüne, ünlü bir mağazanın önünde durmasını söyledi. Şoförü durunca araçtan indi ve mağazaya girdi. Şehirdeki en güzle kızlar bu mağazada bulunuyordu, tabi en zenginleri... Statü olarak kendisiyle aynı seviyedeki kızları bu mağazada kolayca bulabiliyordu. Genel kültür açısından da ondan üstün oldukları kesindi. Çünkü Albert beyninden çok dış görünüşüyle ilgileniyordu. Bu yüzden genel kültür konusunda pek de iyi sayılmazdı. Kendi ülkesinin tarihini, hatta ilk devlet başkanını bile bilmiyordu. Herhangi bir savaş durumunda asla cephede savaşamazdı. Askerliğini bile henüz yapmamıştı. Eğer bir vatan haini tarif etmek gerekirse, o çok iyi bir tarif olurdu. Ama o tüm bunlara rağmen kendisini ülkesine ve vatanına bağlı, milliyetçi biri olarak görüyordu. Komedi. Mağazaya girdi. Bir yandan askılıklarda asılı olan kadın elbiselerine bakarken, diğer yandan da gözleriyle etrafı araştırıyor, gözüne bir av kestirmeye çalışıyordu. O sırada omzuna narin bir el dokundu. Hızla başını çevirdiğinde, yaklaşık bir ay önce sadece bir akşam yemeği yediği ve bir kez öpüştüğü, sonra da bıraktığı ama bir türlü kurtulamadığı genç kızla karşılaştı. Kız cilveli bir tavırla ona bakıyor, parmaklarını onun kollarında gezdiriyordu.</p>
<p>“Neden benden kaçıyorsun?” diye sordu genç kız.</p>
<p>“Senden kaçtığımı da nereden çıkardın? Kaçacağım bir durum yok.”</p>
<p>“Ama son buluşmamızdan sonra bir daha hiç buluşmadık. Bana randevu vermeye ne dersin?”</p>
<p>Albert askılığı bırakıp ona doğru döndü.</p>
<p>“Bak tatlım... Seninle yaptığımız tek şey bir akşam yemeği yemekti hepsi bu. Herkes birileriyle akşam yemeği yer. Bu onunla evleneceği anlamına gelmez.”</p>
<p>Kız bu kez kaşlarını çattı, yüzündeki cilveli tavır anında değişti ve ciddiyete büründü.</p>
<p>“Herkes herkesle öpüşür mü peki?” diye sordu dişlerini sıkarak.</p>
<p>“Sen öpüşüyorsun demek ki, bana izin verdiğine göre...”</p>
<p>Kız ateş püsküren gözlerini ona dikti, bir süre o şekilde bekledikten sonra suratına sert bir tokat attı. Albert sadece sırıtmakla yetindi. Bu onun için hiçbir şey ifade etmiyordu, buna alışmıştı. Bir kızdan ilk kez tokat yemiyordu. Kız onun arsızlığını anlamış olacak ki, sonunda gururunun sesini dinledi ve arkasını dönüp oradan uzaklaştı. Albert rahatlamış bir şekilde iç çekerek mağazanın içinde dolaşmaya, kendisine güzle bir kız aramaya devam etti. Sonunda gözüne birini kestirdi. Tam ona doğru birkaç adım atmıştı ki genç kızın yanına, onun gibi genç bir adam yaklaştı ve kızın yanağına bir öpücük kondurdu. Albert hemen vazgeçti. Bu genç bey, muhtemelen genç kızın eşi ya da sevgilisiydi. Etrafa biraz daha bakındı ama başka güzle kız göremedi. Bunun üzerine mağazadan ayrılmaya karar verdi. Evine geri dönüp günlük rutinlerini gerçekleştirdi. Birkaç makale ve kitap okudu. Sonra akşam yemeği, sonra kırmızı şarap eşliğinde biraz müzik ve sonra yatak. Ertesi sabah uyandığında, yine üzerini değiştirip yürüyüşe çıktı. Toprak yoldaki koşusunu tamamlamadıktan sonra, ormana girmek üzereyken durakladı. Dün gördüğü kadını tekrar gördü. Yine yolun kenarında, tek başına yürüyordu. Yüzerinde, dünkü ile aynı olduğu anlaşılan uzun siyah elbise vardı. Belki de farklı bir siyah elbiseydi ama buradan bakınca pek de bir fark göremiyordu. Ormana doğru döndüğünde durdu ve tekrar kadına baktı. Kadının yüzünü çok merak ediyordu. Belki çirkindi belki de dünyalar güzeliydi, bunu bilemezdi. Ama çok merak ediyordu, bu yüzden kararını değiştirip kadının peşinden gitti. Ona yaklaştığı sırada adımlarını yavaşlattı ve arkasından seslendi.</p>
<p>“Affedersiniz, bakar mısınız?”</p>
<p>Kadın onu duymazdan geldi. Ya da duymamıştı bile... Albert daha yüksek sesle bağırdı, artık kadınla aralarında en fazla bir metre vardı. Gerçi onu çok uzaktan bile duymaması imkansızdı çünkü burası bir orman yoluydu ve ortalık boştu. Belki de kadın işitme engelliydi ama bu onun için sorun değildi. Onun için önemli olan şey görüntüydü. Albert tekrar seslendi, bu kez kadın cevap verdi.</p>
<p>“Seni duyuyorum.” Kadının sesi sanki dünyanın en güzle ve en büyüleyici sesiydi. Albert kadının sesi bile bu kadar güzelse, kim bilir kendisi ne kadar güzeldir diye düşündü.</p>
<p>“Harika.” dedi Albert gülümseyerek. “Ben de duymadığınızı sanmıştım. Size eşlik edebilir miyim?”</p>
<p>“Bunu istemezsin.” dedi kadın.</p>
<p>“Evet, istiyorum.” dedi Albert, kendinden emin bir şekilde ve kadının yanına geçti. Ama kadının yüzünü hala göremiyordu. Kadının rüzgarda ahenk içinde dalgalanan siyah saçları yüzünü kapatıyordu.</p>
<p>“Benim adım Albert, sizin adınız nedir?” diye sordu.</p>
<p>“Benim adım yok.”</p>
<p>“Nasıl yok, bir adınız yok mu?”</p>
<p>“Hayır.”</p>
<p>Kadın hala yürüyordu. Albert yavaş yürümeyi sevmemesine rağmen adımlarını olabildiğince yavaşlatmış, kadına ayak uydurmaya çalışıyordu.</p>
<p>“Burada mı yaşıyorsunuz, kasabaya yeni mi taşındınız.”</p>
<p>“Hayır. Benim yaşadığım yeri kimse bilmez, orada var oldum ve hala orada yaşıyorum.”</p>
<p>“Orası neresidir?”</p>
<p>“Sen bilmezsin.”</p>
<p>Albert sırıttı. Bu kadın son derece gizemliydi, gizemi ona daha da çekici bir hava katıyordu.</p>
<p>“Yüzünüzü görebilir miyim?” diye sordu sonunda.</p>
<p>Kadın hiç cevap vermeden başını sallayıp, yüzünü kapatan saçlarını savurdu ve ona döndü. Albert olduğu yere çakılıp kaldı. Ama kadın hala yürüyordu. Albert’in arkada kaldığını anlayınca tekrar önüne döndü. Albert yutkundu. Kadının suratı, derisi yüzülmüş kanlı bir domuz kafasını andırıyordu. Gözleri birer bilye gibi yuvarlak ve griydi, burnu yoktu. Ağzı bir canavarınki gibi salyalı, dişleri ise sivriydi. Kadın resmen bir yaratığı andırıyordu. Sesi, saçları ve bedeni ne kadar büyüleyiciyse suratı o kadar korkunçtu. Albert ondan korkmuştu korkmasına, hatta iğrenmişti de... Bu kadının yüzünde öpülecek hiçbiri yeri yoktu. Hatta bunu düşününce midesi bulandı. Ama içinde tuhaf bir his oluştu. Midesi yanmaya, elleri titremeye, suratı ise terlemeye başladı. Kadının bu korkunç görüntüsüne rağmen ondan etkilenmişti. Belki de onu gördüğünde hissettiği bu duyguları aşk sanıyordu, belki de ondan etkilendiği sanıyordu ama aslında öyle bir şey yoktu. Sadece kormuş ve iğrenmiş olabilirdi. Kasabada onlarca güzle kız varken neden bu yaratığın peşinden gidecekti ki? Ama gitti.</p>
<p>“Yüzünüze ne oldu, kaza mı geçirdiniz?” diye sordu Albert, kadına yetişmeye çalışırken.</p>
<p>“Hayır, ben böyle var oldum.”</p>
<p>Albert istemsizce gülümsedi.</p>
<p>“Böyle var olamazsınız. Kimse böyle var olamaz, siz de bir insansınız ve...”</p>
<p>“Ben böyle var oldum, ben buyum!”</p>
<p>“Tamam.” dedi Albert ve yutkundu. “Benimle bir akşam yemeğine ne dersiniz?”</p>
<p>Albert’in bu yaratığa böyle bir teklifte bulunduğunu birisi duydaydı, onun delirdiğini düşünüp tımarhaneye kapatılmasını istedi. Ama Albert’in aklı başındaydı, onunla bir akşam yemeği yemek istiyordu. “Hem birbirimizi daha yakından tanırız.” diye ekledi Albert.</p>
<p>“Ben seni akşam yemeğine davet edeyim.” dedi kadın.</p>
<p>Albert heyecanlandı.</p>
<p>“Olur, tabi ki... Ne zaman?”</p>
<p>“Bu akşam saat yedide, her zamanki karşılaştığımız yerde olacağım.”</p>
<p>Kadın ormana girip gözden kaybolurken, Albert heyecanla onun arkasından baka kaldı. Heyecanlanmıştı. Bu kadın diğerleri gibi değildi. Albert’i asıl heyecanlandıran şey kadının ona verdiği enerjiydi. Koşarak eve gitti. Akşam yemeği için hazırlanması gerekiyordu. En güzle kıyafetlerini giyinip, en güzle kokusunu sürdü. Sonra akşam olmasını bekledi. O kadar heyecanlıydı ki sabah kahvaltısını etmeden, öğle yemeği yemeden günü sadece birkaç puro ve birkaç kadeh şarap ile geçirdi. Karını çok açtı ama bunu hissetmiyordu, düşündüğü tek şey akşamki buluşmaydı. Saat yediyi gösterdiğinde evden çıktı ve kadın ile her zaman karşılaştıkları orman yoluna gitmek için yola koyuldu. Yanına bir gaz lambasından başka bir şey almamıştı. Bölge kasaba dışında olduğunda zifiri karanlık olmalıydı, üstelik hava erken kararıyordu. Bu yüzden kasabadan çıktıktan sonra önünü görebilmek için bir gaz lambasına ihtiyacı olacaktı. Kasabadan çıkıp orman yoluna girdiğinde gaz lambasını yaktı. Buraya, bu karanlıkta ilk kez geliyordu. Gaz lambasının kırmızı ışığında, ağaçların arasında, böceklerin seslerinin içinde yürümek onu ürkütmüştü. Ağaç dalları ve çalılıklar birer hayaleti andırıyordu. Bu delilikti. Şehir merkezinde lüks bir restoranda, yaratığa benzemeyen bir kadınla yemek yemek varken neden bu çılgınlığı yapıyordu, buna kendisi de bir anlam veremiyordu. O kadında Albert’i çeken bir şey vardı. Ona karşı koymasını engelleyen, onun peşinden gitmesine neden olan farklı bir enerji, görünmez bir güç... Albert olduğu yerde durup bekledi. Biraz sonra uzakta, karanlığın içinde siyah bir silüet gördü. Bunun bir yaratık olduğunu düşünecekti ki, görüşeceği kadının da zaten bir yaratığa benzediğini hatırladı. Silüet yolun tam ortasında durmuş, hiç hareket etmeden bekliyordu. Muhtemelen Albert’in yanına gitmesini bekliyordu. Albert karanlıkta takılıp düşmemek için yavaş ve dikkatli adımlarla ona doğru ilerledi. O sırada silüet de arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Albert’i peşinden bir bilinmeze sürüklüyordu. Ona nerede yaşadığını bile söylememişti. Albert şu an nereye gittiğini ve başına neler geleceğini bilmiyordu. Sadece onun peşine takılmıştı. Bu yaptığı şey akıl kârı değildi, kendisi de bunun farkındaydı. Bir süre ilerledikten sonra ormana girdiler ve ilerlemeye devam ettiler. Sonunda durdular. Kadın ona yaklaştı. Suratı, gaz lambasının ışığında daha da korkunç görünüyordu. Albert kendisine hakim olmaya, çığlık atmamak için kendisini zapt etmeye çalışıyordu. Kadın onun boşta olan elini tuttu ve onu bir yere doğru sürükledi.</p>
<p>“Evin nerede.” diye sordu Albert.</p>
<p>“Evim burası.” dedi kadın ve durdu. Albert’in elini bırakıp dümdüz karşıya baktı. Albert gaz lambasını kaldırıp etrafa tuttu ama görebildiği tek şey tam karşısında duran, harabe bir kulübeydi.</p>
<p>“Burada mı yaşıyorsun? Ama burası harabe.” dedi Albert, hayal kırıklığına uğramış bir şekilde. Özenle hazırlanmış, giyinip süslenmişti ama geldiği yer bir harabeydi.</p>
<p>“Hayır, burası harabe değil. İçeriyi daha görmedin.” dedi kadın ve harabeye doğru ilerledi. Albert’te çaresizce kadının peşinden gitti. İçeri girdiler. Albert gaz lambasının ışığında etrafa bakınıyor ama hiçbir şey göremiyordu, burada hiçbir şey yoktu. Hatta zenin toprakla ve otlarla kaplıydı. Doğa, terk edilmiş bu kulübeyi geri alıyordu. Kendine ait olan bölgeyi... Albert korkmaya başladı.</p>
<p>“Belki de şehir merkezine gitmeliyiz, orada çok güzle restoranlar var.”</p>
<p>Kadın kahkaha atmaya başladı. Hayran hayran etrafına bakınırken, harabenin içi aniden aydınlandı. Albert etrafa bakındığında, harabenin bütün duvarlarından alevler yükseldiğini gördü.</p>
<p>“Bu da ne? Yangın çıktı, hemen gidelim buradan!” diye bağırdı Albert. Kadının koluna yapıştı, ama kadın kolunu sert bir şekilde çekip onun elinden kurtardı. Albert şaşkınlıkla kadına baktıktan sonra, onu orada bırakıp kapıya doğru koştu ama kapı da alevlere teslim olmuştu.</p>
<p>“Neler oluyor? neden gülüyorsun? Buradan nasıl çıkacağız?” diyerek bağırıyordu Albert, ama kadın hala hayran bir şekilde etrafa bakınıyor, aynı anda korkunç ağzını ayırarak gülüyordu.</p>
<p>“Yanmıyoruz, evleniyoruz.” dedi kadın.</p>
<p>“Ne?” diye sordu Albert, şaşkınlıkla.</p>
<p>“Hep bu anı beklemiştim, hayatımın erkeğini... Sonunda buldum ve evleniyorum, seninle evleniyoruz.”</p>
<p>“Hayır, evlenmiyoruz. Yanıyoruz... Öleceğiz!” diye bağırdı Albert. Bir çıkış yolu aradı ama bulamadı. Dört bir yanını alevler sarmıştı ve girerek büyüyordu. Biraz sonra yerdeki otlar da yanmaya başladı, Albert alevlerinin arasına hapsolmuştu. Kadın ise çoktan alevlere teslim olmuş, diri diri yanıyordu ama hala korkunç suratında, iğrenç bir gülümseme vardı. Hiç hareket etmiyordu. Hala mutluydu. Albert bağırması denedi, boğazı yırtılırcasına bağırıyordu ama boşuna... Onu burada duyacak hiç kimse yoktu. Etraf boştu ve kasabadan çok uzaktaydılar. Olduğu yerde dizlerinin üzerine çöktü ve ellerini kaldırıp dua etmek istedi, ama o sırada alevler çoktan bedenini sarmıştı. Artık kurtuluşu yoktu. Yerde acı içinde kıvranarak, diri diri yanarak bu harbeyle ve yaratık kadınla birlikte yok oldu.</p>
<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MERDİVENLİ SOKAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/merdivenli-sokak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/merdivenli-sokak</guid>
<description><![CDATA[ Gözüne gelen güneş ışığından korunmak için, elini perde yaptı. Uzunca bir süre bakakaldı aşağıya doğru… Hala orada mıydı çocukluğu? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_691d747e5dd18.webp" length="38802" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 10:41:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda ERDEN</dc:creator>
<media:keywords>ÇOCUKLUĞUM ÖYKÜ</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b>                                                                       MERDİVENLİ SOKAK<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Gözüne gelen güneş ışığından korunmak için, elini perde yaptı. Uzunca bir süre bakakaldı aşağıya doğru… Hala orada mıydı çocukluğu?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Sokağın tam başında duruyordu. Sonsuzluğa uzanan merdivenlerin başında, merdivenlerin nerede bittiği çocukluğundan beri sır olarak kalan, bu sokağın tam başında…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Sessiz ve çekimser bir adım attı geçmişin tozlu yoluna, ağır ağır inerken bir ses böldü zihnindeki bahçeli evlerin görüntülerini. Arkadaşım!<span style="mso-spacerun: yes;">   </span>–<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>‘’Nereden geliyorsun böyle’’? <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">    Ben-       </span>‘’Şeey, biraz yaş aldım.’’<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">    Çocuk-    </span>‘’Yeni gözlüklerim nasıl?’’<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">    Ben-        </span>‘’Harika görünüyorsun, güle güle kullan.’’<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  Çocuk-  </span>‘’Biliyor musun büyüyünce artık bu gözlüklere ihtiyacım olmayacakmış, yani o zaman etrafımdakileri nasıl göreceğim? Anlamadım doğrusu.''<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">     Ben-     </span> ‘’O zaman gel benimle arkadaşım, bizim merdivenli sokağa bu çocuk gözlerle bakalım…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Kolkola döndük yüzümüzü o tatlı rüzgara, ‘’ne görüyorsun oyunu’’ nu oynamaya başladık, kalbimizin çocuk ritimleri eşliğinde. Önce bir kuş havalandı komşu teyzemizin elma ağacının dalından. Belki de bu evde bir postacı amcanın yaşadığını hiç unutmayacaktık, sokağımızın tek telefonunu olan bu evi unutamazdık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">     </span>Hemen yanındaki evde yine çok sevdiğim bir arkadaşımız otururdu, en ufak bir sevinç yaşadığımda kendimi bahçe duvarından sarkarak, o çıkana kadar adını bıkmadan çağırdığım arkadaşım, onunla paylaşmadıkça anlam bulmayan anılarımın ortağı. Annesinin dışarı çıkmasına izin vermediği durumlarda,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>terliğinin tekini sakladığım gerçek arkadaşım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Bahçe duvarının ortak olduğu, bilmem kaç milyon kez kapıdan değil de, bu duvardan atlayıp evine gittiğim arkadaşım ise; kankimdi, birlikte yer, birlikte okula gider, birlikte gezerdik…Hayatın anlamını 5 yaşından 18 yaşına kadar, dünyayı birlikte keşfetmeye ant içmiş ikili.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><o:p></o:p>      Bizim ev hemen karşıda, mahallenin en büyük bahçesi bizde. Demek isterdim ki, çocukluğumun en uçsuz bucaksız özgür bahçesi! ,bunu söylemeyi çok isterdim ama biz sadece 10 metrekarelik beton duvarların arasındaki alanda top oynayabilen özgür çocuklar olabiliyorduk. En güzel ve renkli bir bahçeye sahip olmak demek ,bahçedeki o çiçeklere zarar vermemekti elbette ki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">     Bizim sokağın menekşelerinden biri de; <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>yan tarafımızdaki o kalabalık ailenin kızı. Annesi çalıştığı için eli hep pişireceği sebzenin doğramasıyla meşgul olan ama aklı bizim oyunlarımızda kalan küçük anne rolündeki küçük kız. Çamur oyunumuza katılmayıp, ‘’ben artık büyüdüm, çamurla oynamıyorum sizin gibi’’ demesiyle çocuk kalbini şefkatle kucaklayan o koca yürekli kız çocuğu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Sokağın aşağısındaki köşede ağaç eve benzeyen bir evde yaşayan bir diğer yaşıt menekşem, seninle de, bizim bahçe ve sokaktaki dingin sohbetlerimizi unutmam mümkün değil. Sohbet dedim de aklıma geldi. Ben ve kankim, mahallenin her daim sakız çiğneyerek dantel işleyen yaşlı teyzemizin küfürlü sohbetlerine kahkahalar eşliğinde katılmanın keyfini başka nerede bulabilirdik?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>Sokağımıza sonradan katılan esmer menekşem, tanıştığımız ilk gün karnıma yumruğunu yediğim ama sonrasında yediğimizin içtiğimizin ayrı gitmediği canım arkadaşım. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">       </span><i>Kavgasız, hesapsız, kocaman gülüşleri olan bu çocuk kalpleri nasıl unutabilirim. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">       </span><i>Şimdi hepimiz farklı yerlerde, hatta başka alemlerde solan menekşeler bile olsak, hangi güç sizi çocukluğumdan koparabilir?</i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">      <em><strong>Şimdi diyeceğim o ki; Bir dilek dileseydim: o masum, sonsuz zamanda kalmayı… Parlak renkleriyle zihnimizde yer eden o menekşe bahçesinde çocuk kalmak mümkün olsaydı da, harçlığımızı kaptığımız gibi terliklerimizle bakkala koşabilseydik…</strong></em><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Geçmişin İzi</title>
<link>https://fikirizleri.com/gecmisin-izi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gecmisin-izi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_691a3c9470f31.webp" length="33334" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 00:08:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords>Geçmişin İzi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çocuk denebilecek yaşta kaybettim annemi. Benden hiçbir zaman ilgisini esirgemeyen, her banyo sonrası uzun siyah saçlarımı özenle tarayan, onlara birbirinden güzel rengarenk tokalar takan annemi. Benim sadece annem değil, koruyucu meleğimmiş. Ancak bunu öldüğünde anladım. Ben farkında değildim ama hayatımın dönüm noktası olmuştu bu olay. Sanki abim, hayatımı zehir etmek için fırsat kollamıştı. O günden sonra hayatımın geri kalanı eskisi gibi olmadı. Ne çocukluğumun geri kalanını yaşayabildim ne de genç kızlığımı. Sevdiğim adamla evlenebilmek bile bana zehir olmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Zilimizin çalmasıyla hemen kapıya doğru hareketlendim. Gıcırdayan paslı kapımızı açtığımda kalbim yerinden çıkacak sandım. Resmi kıyafetli bir polis memuru duruyordu karşımda. Hemen babama seslendim. Kapımıza gelen polis memuru dün gece bir cinayet işlendiğini söyledi bize. Teşhis için hastaneye gitmemiz gerekiyormuş. Ne olduğunu anlamayan zavallı babam telaşlı hareketlerle hazırlandı. Birlikte polis aracına binerek kafalarda soru işaretleri eşliğinde hastanenin yolunu tuttuk.</p>
<p style="text-align: justify;">Polis memuru önde, babam ve ben arkasında hastaneye giriş yaptık. İki katlı ilçe hastanesinin alt katında bulunan morga doğru ilerledik. İçeri girdiğimizde vücutlarımızı keskin bir soğuk karşıladı. Ölümün soğuk yüzü burada kendisini hissettiriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortada duran masanın üzerindeki beyaz çarşafın altında bir insan cesedi olduğunu anladık. Başında duran morg görevlisi, cesedin üzerinde boylu boyunca uzanan beyaz çarşafın ucundan tutarak görevli polise izin isteyen bakışlarla baktı. Polis memuru, babam ve bana dönerek hazır mısınız diye sordu. Ne olacağını anlamayan babam başını evet anlamında salladı. Polis memuru da morg görevlisine eliyle kaldırabilirsin işareti yaptı. Beklediği izni alan morg görevlisi, ucundan tuttuğu çarşafı ağır hareketlerle kaldırınca abimin cansız yüzüyle karşılaştık. Yüzümde mimiksiz bir ifade ile gözlerimi bile kırpmadan, hayatımda ilk defa abimin yüzünekorkusuzca baktım. Benim aksime babamın dünyası yıkıldı. Tutunduğu kolumdan düşerek soğuk zeminde dizlerinin üzerine yığıldı. Babamın feryadı soğuk odada yankılanmaya başladı. Ben ise tepki bile vermeden abimin cansız yüzüne bakmaya devam ettim.</p>
<p style="text-align: justify;">Çaresiz duyarsızlaşmanın esiri olan morg görevlis, tüm olup bitenleri duygusuz gözlerle izliyordu. Gördüğü tablo ilk değildi, son da olmayacaktı. Çünkü bu onun göreviydi. Polis memurundan aldığı onayla abimin cansız yüzünü beyaz örtüyle tekrardan kapattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bıraksam saatlerce soğuk zemin üzerinde ağlayacak olan babamı, kolundan tutarak polis memurunun da yardımıyla yerdem kaldırdım. Adamcağız bitik durumdaydı. Buraya gelirken böyle bir manzara ile karşılaşacağını hiç bilmiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Koridora çıkıp uygun bir yere oturduğumuzda morgun soğuk havasından kurtulmuş olduk. Böyle durumlarda acısını yaşayan insanlarla konuşmak uygun değildi ancak görevi gereği sorulması gereken soruları vardı polis memurunun.</p>
<p style="text-align: justify;">''Yakınınız mı''</p>
<p style="text-align: justify;">Babam konuşacak halde olmadığından sorulara ben cevap verdi. ''Evet, abim.''</p>
<p style="text-align: justify;">''En son ne zaman görüştünüz kendisiyle''</p>
<p style="text-align: justify;">Kısa bir duraksamanın ardından, ''Dün sabahtı sanırım,'' dedim kendimden emin olmadan.</p>
<p style="text-align: justify;">''Peki, dün akşam görüşmediniz mi kendisi ile?''</p>
<p style="text-align: justify;">''O akşam eve gelmedi abim.''</p>
<p style="text-align: justify;">''Neden gelmedi, peki?''</p>
<p style="text-align: justify;">''Bilmiyorum.''</p>
<p style="text-align: justify;">''Arada böyle eve gelmediği zamanlar olur muydu?''</p>
<p style="text-align: justify;">''Evet, bazen gelmediği zamanlar olurdu. Neden gelmediğini bize hiç söylemezdi.''</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konu hakkında daha fazla bilgi alamayacağını anlayan polis memuru hemen konuyu değiştirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">''Kendisinin düşmanı ya da anlaşamadığı birileri var mıydı?''</p>
<p style="text-align: justify;">''Bildiğim kadarıyla yoktu.''</p>
<p style="text-align: justify;">''Şüphelendiğiniz biri veya birileri var mı?'',</p>
<p style="text-align: justify;">Bu soruya birkaç saniye duraksamanın ardından cevapladım. ''Hayır, yok.''</p>
<p style="text-align: justify;">Daha fazla cevap alamayacağını anlayan polis memuru, ''Abiniz,'' diyerek sözlerini sürdürdü. ''Önceki gün boğularak öldürülmüş. Kimin öldürdüğünü bilmiyoruz. Bir şeyler öğrenirseniz mutlaka bize bilgi verin.''</p>
<p style="text-align: justify;">Babam ağlamaktan fırsat bulup araya girdi. ''Cenazemizi ne zaman teslim alabiliriz?''</p>
<p style="text-align: justify;">''Otopsi için Adli Tıp Kurumuna gönderilecek. Rapor sonrasında üzerinden çıkan kişisel eşyalarıyla birlikte cenazenizi alabilirsiniz,'' diyen polis memuru oturduğu yerden ayağa kalktı. ''Gün içerisinde karakola gelip yazılı ifadenizi vermeyi unutmayın.''</p>
<p style="text-align: justify;">Cevap beklemeden yanımızdan ayrıdı. Babam başını ellerinin arasına alarak ağlamaya devam etti. Benim gözlerimde ise tek bir yaş tanesi bile yoktu. Ağlasam bile benim gözlerimden dökülenler babamınki ile aynı olmayacaktı. Yalandan ağlamak bana göre değildi. Abimin ölümünde benim de parmağım var demeyi çok isterdim babama. Yapamadım...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TRAMVAY</title>
<link>https://fikirizleri.com/tramvay</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tramvay</guid>
<description><![CDATA[ Ne diyordu Cemal Süreya ‘’Üvercinka‘’ şiirinde;
‘’Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız.’’ ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_69132cb1d7888.webp" length="77548" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 11 Nov 2025 15:33:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda ERDEN</dc:creator>
<media:keywords>TRAMVAY DÜNYA YOLCULUK</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b>TRAMVAY<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Ne diyordu Cemal Süreya ‘’Üvercinka‘’ şiirinde;<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">‘’Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız.’’<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Her bir ‘’dünyada varım’’ diyen kişinin, doğduğu semtinden kalkan bu tramvay gidiyordu işte doludizgin.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Gidiyordu yurdunda yöresinde izler bırakarak…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Bazen mutlu, bazen hüzünlü bakıyorduk tramvayın penceresinden; geçtiğimiz duraklara ve çocukluğumuza el sallayarak anılar bırakıyorduk.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Hani ‘’bir an’’ gelip de hayalimizde canlandıracağımız o sahneleri; tüm gerçekliğiyle ve canlılığıyla yol kenarındaki ağaçların gölgesine saklıyorduk.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Gidiyorduk telaşlı bir tramvayla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Zamanı mı yakalamak istiyorduk? Yoksa ‘’bir yere varmak mıydı’’ niyetimiz?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Belli ki yolcukta aradığımız bir hakikat vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Biz dalıp gitmişken pencereden, sessizce inenler oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Onları da gözyaşlarıyla suladığımız ağaçlarımızın gölgesine sakladık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">…………….<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Yola devam ettik bir yanımız gönülsüz, bir yanımız umutlu…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Ufukta batan güneşin tekrar doğacağını biliyorduk. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;">Güneşle, kuşlarla, kitaplarla, kedilerle, sevdiklerimizle hemhal olmaktı bizi tramvayda tutan, ama bilmediğimiz acı bir gerçek vardı ki: o da tramvayda kalan sevdiklerimizle daha kaç güneşi batıracağımızı bilememek...<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İSTİKLAL GAZİSİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/istiklal-gazisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/istiklal-gazisi</guid>
<description><![CDATA[ Bu topraklar kolay kazanılmadı, nice şehit kanlarıyla sulandı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e53c724238a.webp" length="9026" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 12:10:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ben Dostuma Kıydım &amp; Polisiye Hikaye</title>
<link>https://fikirizleri.com/ben-dostuma-kiydim-polisiye-hikaye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ben-dostuma-kiydim-polisiye-hikaye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_690e1fd505f61.webp" length="8030" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 19:35:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ben Dostuma Kıydım-Polisiye Hikaye<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Biz iki dosttuk onunla. Aramızda ne paranın lafı olur ne de birbirimizden bir şey saklardık. O derece..! En azından ben o zamana kadar öyle sanıyordum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Mevsim sonbahardı.. Hani yazdan çıkarsın da sıcak hava yerini serin, hafif rüzgarlı ve yağmurlu havaya bırakır ya, bir de garip bir hüzün çöker ya insanın içine, tam o zamanlarda öğrendim kıymetli dostumun bana bunu yaptığını. Ona da bana da pahalıya mal oldu bu sır.. O toprağa, ben mahpusa..<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Meğer kız kardeşimle bir ilişki yaşıyorlarmış. Diyeceksiniz ki bunda ne var?! Bu muydu mesele?!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bunu ilk duyduğumda, daha doğrusu mahalleden Kamille beraber birkaç arkadaş olarak kendimize ait çat kapı girip çıktığımız barakada sohbet ederken konuyu bana anlattığında başta biraz garipsedim haliyle. Sinirlendim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Madem ki böyle bir durum var, benimle neden paylaşmadı ki dostum Metin?!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kamil’in yanındayken içimden: “Canımı istesin canımı vereyim, ama böyle bir şeyi benden niye sakladı ki?” diye söylenirken, Kamil bir anda atılıp,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Yalnız, Murat kardeşim. Durum o kadar masum değil maalesef. Bunlar işi ilerletmişler.” deyince,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Nasıl yani Kamil? Açık konuş benimle!” şeklinde çıkıştım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Şimdi bu sana nasıl söylenir ki? Bak, baştan dellenme hemen. Öpüşürlerken görmüş onları bizim çocuklar. Gelip sana söyleyememişler. Bana anlattılar.” şeklinde anlattığında, elimdeki çay bardağını o kadar sıkmışım ki bardak birden avucumun içinde çatlayıverdi. Çatlamış bardak parçalarını o sinirle duvara doğru fırlattım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ulan, biri benim kanım, canım, biricik kız kardeşim, diğeri de kanımdan değil sadece, ama o da benim canım, yoldaşım.. Gelsin, çıksın karşıma, anlatsın, belki baştan bozulurdum ama sonra ondan iyisini mi bulurum diye düşünüp ikisini de bağrıma basardım. Ama benden habersiz hem de bu şekilde bir ilişki yaşamak da neymiş?!” dedim. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kendimi korumak için kemerimde taşıdığım çakım oturduğum koltuktan ayağa kalkarken kemerimden çıkıp koltuğun üzerine düşmüştü. Çakıyı elime aldığımda avucumun içinde sımsıkı tuttum. Yüzümdeki sinirli ifadeyi gören Kamil, bana dönüp:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Abi napıyorsun? Yapma. Oturur konuşursunuz. Siz eski dostsunuz. Vardır illa ki bir izahı.” deyince,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Böyle bir şeyin izahı ne ki kardeşim?! Ne izahı?!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Peki onu gördüğüm anda ne yapmayı düşünüyorsun Murat kardeşim?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Şu elimdeki bıçağı kalbine sokmayı düşünüyorum. Ne düşüneceğim ki?!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O sırada benim dostum, yoldaşım, beraber dertlenip beraber ağladığımız, beraber aç kaldığımız, beraber karnımızı doyurup beraber güldüğümüz Metinim, mekana geldi. Hem de en sevdiğim tatlıdan alıp gelmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Beyler, size tatlı getirdim. Murat, hadi yine iyisin, en sevdiğinden aldım. Fazla alamadım ama idare ederiz artık.”dediğinde,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O anın siniriyle elinde duran poşete sağlam bir tekme attım ve avucumdaki çakıyı açtığım gibi kalbine sapladım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Çok geçmeden oracıkta can verdi. Yerde hareketsiz bir şekilde yatıyordu. Arkadaşlarım yanıma koştular, ama artık çok geçti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ellerime baktığımda çakının üzerinde kan vardı, ellerim de kan dolmuştu. Sonra avazım çıktığı kadar bağırdım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Hele şiddetli darbe sonucu yere düştüğünde yüzüme bir bakışı vardı ki yüreğimi dağladı. Gözlerinde “Niye?” değil de “Yine de seni her şeye rağmen affettim.” bakışı vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sonra ne mi oldu?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ben hapse girdim, dostum benim, can yoldaşım Metinim ise toprağa.. <o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sonbaharın o rutubetli kokusu hala burnumda. Hapishane avlusunda, betonun üstüne çöken ince yağmur damlaları gibi, her gün aynı cümle düşüyor içime:<o:p></o:p></span></p>
<p><strong><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ben dostuma kıydım.”</span></strong><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Dün gece yine ranzanın demirine başımı yaslamış, Metin’in sesini dinliyordum. Hayır, hayal değil; gerçek. Koğuşun loş ışığında, duvarın sıvası çatlamış yerinden bir ses geliyor bazen. <o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Murat… baklava getirdim, en sevdiğinden…”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gözlerimi yumuyorum, açıyorum; yok. Yine de kokusu burnumda: tarçın, Antep fıstığı, üstüne serpilmiş pudra şekeri. O poşeti tekmelediğim an, tatlılar havada uçuşmuştu. Bir tanesi yere düşmeden önce Metin’in gözüne çarpmış, gülümseyerek: “İdare ederiz artık,” demişti. Son cümlesi bu oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kız kardeşim, yanıma ziyarete geldi. Bana ağzına geleni söyledi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Senden nefret ediyorum ağabey. Sen nasıl kıyarsın Metin’e?!” deyince, <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bir de bilmiyormuş gibi konuşma Türkan! Bilmiyorum sanki yediğiniz haltları?!” dediğimde,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ne halt yemesi ağabey?! Geçenlerde daha yanıma yeni açıldı bana. İkimiz de birbirimizden hoşlanıyorduk ama daha eli elime değmedi bile. Bir keresinde yolda karşılaştık. Neden benimle konuşmuyorsun diye sorduğumda, “Ağabeyin, benim hayattaki tek dostum, dostluğumuzun bozulmasını istemem!” şeklinde konuştu benimle hatta.” deyince,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“İyi de bir dakika! Kamil bana böyle anlatmadı. Sizi öpüşürken görmüşler be?! Ne anlatıyorsun sen?! Ne?!” diye öyle bir bağırmışım ki gardiyan uyarıda bulundu bana.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ağabey, yemin ederim ki eli elime değmedi. Görüşemedik bile. Yani bir yere gitmedik ki biz birlikte.” dediğinde,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Kamil yalan mı söyleyecek peki?!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Aynen, yalan söyleyecek, iftira atacak o pezevenk! Başka ne yapar ki zaten?! Kamil asıl benim yanıma gelip benimle birlikte olmak istediğini söyledi de ben kabul etmedim.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bunları duyduğumda, etrafta hayvan gibi bağırmaya başladım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kız kardeşim Türkan,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Demek Kamil söyledi bunları. Görecek o gününü!” deyip uzaklaştı yanımdan. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Türkaaan, dur!” dedim ama beni dinlemedi bile. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir süre sonra kız kardeşimin de mahpusa düştüğü bilgisi geldi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kamil’i gördüğü ilk yerde çantasından çıkardığı çakıyı Kamil’in de hiç beklemediği anda hiç tereddüt etmeden vücuduna saplamıştı. Hem de birkaç kez, üst üste..<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kamil de girmişti toprak altına.. Meğer Kamil de kız kardeşim Türkan’ı çok seviyormuş. Ama illa ki de bu şekilde kalleşlik mi yapmak gerekiyordu?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Zaman durmuştu benim için.. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Toprağa giren Metinim miydi yoksa ben miydim bilmiyordum. Ölüden bir farkım kalmamıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Hangisine üzüleyim bilemedim.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Metin’in annesinin ve babasının mahkeme salonundan çıkarken koridordaki haykırışları kulağımın dibinde çınlıyordu, aklımdan gitmiyordu bir türlü. Gardiyanlar kolumdan tutup götürürken, Metin’in annesi koridorda diz çökmüştü. Babası onu kaldırmaya çalışıyordu ama nafile. Kadın avaz avaz: <o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Biz sana ana-baba olmadık mı Murat?! Biz seni kendi evladımızdan ayırmadık. Anan, baban hayatta değil. Ama biz sana da ana, baba olmadık mı?!” <o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Onlar, bana “oğlum” derdi, ben onlara “anne-baba”.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu sözler kalbimi öyle acıtıyordu ki o anda farklı düşündüğümden suskun ama başım dik ayrılmıştım cezaevine giderken yanlarından. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Annemi de babamı da bir trafik kazasında kaybetmiştik. Dünyanın bin bir türlü hali var deyip hem kız kardeşime hem kendime çakı almıştım. Ne büyük hata etmişim.. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir de her şeyden ve herkesten sakındığımız kız kardeşimiz Sevgi vardı. O da bu sene okula başlayacaktı. O ne yapacaktı tek başına?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ne oldu dersiniz?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Biricik dostum Metinimin anne ve babası kız kardeşim Sevgi’yi sahiplenmişti. Zaten başka çocukları yoktu. Oğulları Metin’i de ben hayattan koparmıştım. Tüp bebek tedavisiyle dünyaya gelmişti Metin. O yüzden onlar için zor da olsa kız kardeşimi sahiplenmek, merhamet duygularını hala yitirmemişlerdi belli ki.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Şimdi düşünüyorum da bu nasıl dostluk böyle?! <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Dostluk neydi? Gerçek manada dostluğun ne olduğunu biliyor muydum ben acaba? İlk duyduğumla hemen dostum hakkında hüküm vermek miydi dostluk? Dinlemek yok muydu? Anlamaya çalışmak yok muydu? Hiç mi güvenmedim? Ve her şeyi bir kenara bırakalım. Dosya kıymak kolay mıydı?!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Yazık bana, vah bana, vay bana..!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İşin özü..Ahir kelam..!<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ben dostuma kıydım. Ve o dost, beni affetmedi. Çünkü affedecek vakti olmadı.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Baklava kokusu hâlâ burnumda. Bir gün özgür kalırsam, ilk işim Metin’in mezarına gitmek olacak. Elinde tepsiyle bekliyormuş gibi, önüne bir tabak baklava koyacağım. Ve diyeceğim ki:<o:p></o:p></span></p>
<p><strong><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu sefer fazla aldım, Metin. İdare ederiz artık.”</span></strong><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sonra oturup, sessizce ağlayacağım. Çünkü konuşacak kelimem yok. Sadece gözyaşım var. Ve o gözyaşı, dostumun kanına karışacak.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Yazık bana. Vah bana. Vay bana…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>RUHLARIN ÇAĞRISI</title>
<link>https://fikirizleri.com/ruhlarin-cagrisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ruhlarin-cagrisi</guid>
<description><![CDATA[ Deprem sonrası kurulan telsiz istasyonunun mezarlıkla iç içe geçmiş karanlık sırları, geçmişin gölgeleriyle yüzleşen dört kişinin ruhlarını sonsuz bir sessizliğe sürüklüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_690df94f5b25d.webp" length="138150" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 16:56:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, Korku, Psikolojik Gerilim, Deprem, Doğaüstü, Ruhlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Pazarcık, gece yarısı büyük bir depremle sarsıldı. Onlarca bina yıkıldı, yüzlerce insan enkaz altında kaldı. Elektrik ve iletişim altyapısı çöktü. Üçüncü günün sabahında, bölgeye geçici bir telsiz istasyonu kuruldu. Arama kurtarma ekiplerinin koordinasyonu için yüksek sinyal alınabilecek bir nokta seçildi: mezarlığın hemen yanındaki tepe.</p>
<p>Ali, Zeynep, Hasan ve Mehmet bu görev için gönderilen özel telsiz ekibiydi. Bir yıldır birlikte çalışıyorlardı; afet bölgelerinde omuz omuza mücadele etmiş, birbirlerine güvenmeyi öğrenmişlerdi.</p>
<p>Hasan, telsiz kulesinin kurulumunu tamamlarken mırıldandı:</p>
<p>— Mezarlığın dibine istasyon kurmak da nedir? Gece burada nöbet tutmak istemem doğrusu.</p>
<p>Zeynep gülümsedi.</p>
<p>— Korkuyorsan söyle, Hasan. Belki seni kulübeye yerleştiririz.</p>
<p>Ali sessizdi; gözleri mezar taşlarına takılmıştı. Mehmet ise anteni sabitlerken mezar taşlarını inceliyordu.</p>
<p>— Bazıları çatlamış... Yosun tutmuş. Sanki burası zamanla unutulmuş, dedi.</p>
<p>Mezarlığın bekçisi Salih’ti. Kimsesi yoktu; kulübesinde tek başına yaşıyordu. Sessiz, içine kapanık bir adamdı. Ama bu yalnızlık, geçmişin yüküyle doluydu. Anne ve babasını çocukken kaybetmiş, dedesi İbrahim Efendi’yle birlikte bu mezarlıkta büyümüştü. Dedesinin işi, mezar taşlarını temizlemek, dualar okumak ve toprağın sesini dinlemekti.</p>
<p>Bir gece, İbrahim Efendi torununu mezarlığın en yüksek noktasına götürdü. Orada, yosun tutmuş taşlarla çevrili eski bir türbe vardı. Taşların arasında çatlaklar, çökmüş bir giriş ve solmuş bir yazıt bulunuyordu.</p>
<p>— Burası Halil Efendi’nin türbesi, dedi. Ama bu türbe, dua edilen değil, susulan bir yerdir.</p>
<p>Salih şaşkınlıkla sordu:</p>
<p>— Kimdi Halil Efendi?</p>
<p>İbrahim Efendi, gözlerini türbeye dikti.</p>
<p>— Osmanlı zamanında “ruh çözücüsü” derlermiş ona. Ölenlerin ruhlarını huzura kavuşturmak için dua edermiş. Ama bir gün, bir annenin yalvarışına dayanamayıp boğularak ölen çocuğun ruhunu geri getirmek için yasak bir dua okumuş. Ertesi gün cesedini burada bulmuşlar. Türbe yapıldıktan sonra geceleri uğultular yükselmeye başlamış. Halil Efendi’nin ruhu huzur bulamamış. O günden beri bu türbe lanetlidir.</p>
<p>O geceden sonra Salih, türbeye bir daha yaklaşmadı. Ama her gece kulübesinden taşlara bakar, dedesinin sözlerini hatırlardı.</p>
<p>Depremin ardından telsiz ekibi aralıksız çalışıyordu. Gelen sinyalleri analiz ediyor, enkaz altındaki insanlara ulaşmak için koordinatlar gönderiyorlardı. Fakat gece çöktüğünde, sinyallerde garip parazitler belirmeye başladı. Önce cızırtılar… ardından boğuk sesler.</p>
<p>Ali kulaklığını çıkardı. Yüzü solgundu.</p>
<p>— Bir kadın sesi duydum, dedi. Yardım istiyordu. Ama sonra sesi değişti... Fısıldar gibi oldu.</p>
<p>Zeynep irkildi.</p>
<p>— Nasıl bir sesti?</p>
<p>— Tanıdık... ama boğuk. Sanki... annem gibi.</p>
<p>Zeynep başını eğdi.</p>
<p>— Ben de kardeşimin sesini duydum. Su sesiyle birlikte... boğuluyordu.</p>
<p>Hasan sinirle telsizi kontrol etti.</p>
<p>— Bu teknik bir arızadır. Mezarlığın yakınında elektromanyetik bozulmalar olabilir. Paranoyak olmayalım.</p>
<p>Mehmet pencereye yaklaştı. Mezarlığın ortasında sis yükseliyordu. Önce ince bir tabaka, sonra yoğun bir perde gibi.</p>
<p>— Bu sis normal değil, dedi. Sanki bir yerden çıkıyor... türbenin oradan.</p>
<p>Tam o sırada Salih kulübesinden çıktı, telsiz ekibine doğru yürüdü. Elinde eski bir defter vardı; yüzü geceye ait bir gölge gibiydi.</p>
<p>— Bu mezarlık sadece bedenleri değil, ruhları da tutar. Depremde ölenler buraya çekiliyor, dedi.</p>
<p>Hasan karşı çıktı:</p>
<p>— Biz burada görevdeyiz. Kimse bizi çağırmadı.</p>
<p>Salih gözlerini sisin içine dikti.</p>
<p>— Ruhlar sizi tanıyor. Her birinizin kaybı buraya bağlı. Bu sis, onların nefesidir.</p>
<p>O anda telsizden uğultular yükseldi. Ardından bir kadın sesi:</p>
<p>— Buradayız... sıkıştık... lütfen, bizi bulun!</p>
<p>Ve hemen ardından daha derin bir ses:</p>
<p>— Onlar artık bizim. Siz de bizim olacaksınız.</p>
<p>Ali kulaklığını yere fırlattı.</p>
<p>— Bu... bu annemin sesi!</p>
<p>Zeynep dışarı fırladı.</p>
<p>— Kardeşim orada! Türbenin önünde!</p>
<p>Mehmet, sisin içinde babasının siluetini gördü.</p>
<p>— Beni çağırıyor...</p>
<p>Hasan ise mezarlığın taşları arasında kendi adını taşıyan bir mezar gördü.</p>
<p>— Bu... bu benim mezarım mı?</p>
<p>Ekip, mezarlığın içine doğru yürümeye başladı. Sis onları sardı. Her adımda geçmişlerinden bir parça karşılarına çıkıyordu. Ruhlar, hatıralara sızıyor, zihinlerini ele geçiriyordu.</p>
<p>Salih kulübesinin önünde durdu. Defterini açtı ve son satırı yazdı:</p>
<p>“Ruhlar bizi çağırdı. Biz de onların arasında yerimizi aldık.”</p>
<p>Sabah olduğunda telsiz istasyonu sessizdi. Kulübe boştu. Mezarlık, sisin içinden arınmış gibi görünüyordu. Fakat oradan geçen herkes, mezar taşlarından yükselen ince bir titreşim hissetti.</p>
<p>O günden sonra Pazarcık, sadece bir depremin değil; ruhların da hapsolduğu yer olarak anılacaktı.</p>
<p>Çünkü burada hiçbir ruh, gerçekten huzura kavuşamazdı.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HADİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/hadi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hadi</guid>
<description><![CDATA[ Saatin sesi, sabahın sessizliğini ani bir irkilme eşliğinde böldü. Gözkapaklarındaki akşamdan kalma rimel kalıntısı yüzünden görüntüyü bir türlü netleştiremeyen kadın, her gün aldığı cilt bakım rutini kararının da tıpkı diğer kararları gibi eylemsiz kaldığını acı verici bir bıkkınlıkla hatırladı. Belli ki birileri “hadi” dememişti bu işler için. Yatakta doğrulmasıyla, eğer acele etmezse işe geç kalacağı duygusu, kafasındaki sis bulutlarının bir anda dağılmasını sağladı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_690b56426dd03.webp" length="39214" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 16:57:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda ERDEN</dc:creator>
<media:keywords>Geç kalmak, zamanı aktif kullanmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b>HADİ<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-tab-count: 1;">               </span>Saatin sesi, sabahın sessizliğini ani bir irkilme eşliğinde böldü. Gözkapaklarındaki akşamdan kalma rimel kalıntısı yüzünden görüntüyü bir türlü netleştiremeyen kadın, her gün aldığı cilt bakım rutini kararının da tıpkı diğer kararları gibi eylemsiz kaldığını acı verici bir bıkkınlıkla hatırladı. Belli ki birileri “hadi” dememişti bu işler için. Yatakta doğrulmasıyla, eğer acele etmezse işe geç kalacağı duygusu, kafasındaki sis bulutlarının bir anda dağılmasını sağladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b>Geç kalmak...<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-tab-count: 1;">               </span>İşe, okula, spora, çocuklara, yemeğe, sohbete... Sahi, hayata kaç çeşit geç kalabiliyordunuz?<br>Çocukluğundan beri peşini bırakmayan “hadi” sözcüğü müydü seni “sen” yapan?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-tab-count: 1;">               </span>Bunu ne zaman düşünse kendini sorguladı. “Hadi çocuklar, yatağa!”, “Hadi arkadaşlar, geç kalıyoruz!”, “Hadi canım, sonra yaparsın onları!”, hatta bu da yetmez, olayı dünyanın en önemli meselesi gibi köpürtürsün: “E hadiyin ama!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-tab-count: 1;">               </span>Bu sihirli sözcük adeta bir miras gibi anneden çocuğa geçiyor ve her oyuna adapte olabilen yeteneği sayesinde, zihninin görünmez perdelerinde binlerce kez sahne alıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-tab-count: 1;">               </span>Hangi güç bu kelimeyi fısıldıyordu her anında, bilemiyordu. Vücuduna bir kere bulaşmış olan bu illet virüs hem rahatsız ediyor hem de itici gücü sayesinde yapmak istediklerinin önündeki engelleri kaldırıp harekete geçiriyordu. Yetişemediklerimize bir serzeniş gibiydi; gergin ama kararlı, baskıcı ama üretken... Offf...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-tab-count: 1;">               </span>Neden bir başkasının çağrısıyla hayata geçmek zorunda hissediyordu? Başkalarında olan o çılgın yaşam enerjisi eşliğindeki cesaret niye bu kadının yanından bile geçmiyordu? Zira sonsuz kelimeleri vardı, hayatı anlamak için… Onları kullanıp yazı yazmaya başlamak için...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-tab-count: 1;">               </span>Neden “yapabilirsin” kelimesini duymayı beklediğini, ısrarla hak ettiğini kendine tekrarlamadan bir işe başlayamadığını bilmiyordu. Kendisine yaşattığı telaşenin ve sevdiklerine yansıyan bu gürültücü baskının yorgunluğundan sıyrılmak için bile “Hadi ama, bırak şu takıntıları!” demek son derece ürkütücü geliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-tab-count: 1;">               </span>Bu yılgın hayat ona ne demeliydi ki? Kendi isteğiyle, kanıyla, canıyla, tırnağıyla bir karar versin bu kadın. Bugünlerde hayat, şansa inanmayı “hadilemişti” ona sanki… Umudun hemen yanı başında olabileceğini hatırlatan o yankı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-tab-count: 1;">               </span>Belki bir roman değil ama minik bir anı yazabileceğinin yankısı satırlara döküldü nihayet.<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Baristanın Okuduğu Kitaptaki Cümle</title>
<link>https://fikirizleri.com/baristanin-okudugu-kitaptaki-cumle</link>
<guid>https://fikirizleri.com/baristanin-okudugu-kitaptaki-cumle</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_690869e185617.webp" length="53632" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 11:38:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>sairlafi</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">    — Evet, dostum, seni dinliyorum. </span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">       ‘Beni dinlemek için saatte beş yüz dolar alan biri için dostum kelimesi fazla iddialı bence doktor. Öğlen saat on ikisinde bir barda oturup viski içiyor olmamızdan cesaret aldığını düşünüyorum. Neyse, bu kelimeye takılmadan asıl konuya geçiyorum. Doktor, bilirsin; hayatta birçok konuda eksik olsam da maddi anlamda çoğu kişiye göre fazlam var. Bunu sana yaptığım dolgun ödemeden dolayı en iyi sen biliyorsun. Tamam, takılıyorum; hemen kaşlarını çatıp savunma pozisyonuna geçme. </span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">       Yoğun bir iş hayatım var ve bu tempo nedeniyle mutsuz değilim. Babamdan miras aldığım şirketi, onun bile hayal edemeyeceği bir noktaya taşıdım. Belki babamda eksik olan şey, yeni alanlara girme konusundaki cesaretti. Gerçi benim cesaretimin sebebi malum. Çocukluğumdan beri hayalperest bir adamdım. Hep ulaşılmazın peşinde koştum. </span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">       Sıradan olan bana hiçbir zaman zevk vermedi. Hatta bu uğurda yaşadığım kayıplar bile çoğu kazançtan daha fazla haz verdi. Başarımı, yılmadan tekrar denemeye borçluyum ve bundan vazgeçeceğimi sanmıyorum. Bir barda oturup sana içimden geçenleri anlatmak benim tercihimdi. Sen muhtemelen kliniğinde koltuğa uzanmamı isterdin. Sanma ki farkında değilim; o koltuğa uzandığımda hissettiğim çaresizlik seni mutlu ediyor. İşte o hazzı sana yaşatmamak için buradayız. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim: Viski eşliğinde yapılan terapilerin bir süre sonra gerçekten var olup olmadığın konusunda tereddüt ettiriyor. Bu da beni rahatlatıyor. Belki de gerçekten yoksun doktor. Belki sadece kendi iç sesimle konuşuyorum.</span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">      Hatırlıyor musun, sana son yurtdışı seyahatimde tanıştığım bir kadından bahsetmiştim?’</span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">    -Hani, şu ‘çılgın’ diye tarif ettiğin mi?</span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">     'Hayır, doktor; o gerçekten her anlamda çılgın bir kadındı, orası doğru. Ama bahsettiğim kişi o değil. Almanya’da tanıştığım baristadan bahsediyorum.</span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">    -Barista… İçki hazırlayan kişiye mi deniyordu? ‘Doktor, ben de o mesleğin detaylarını senin kadar biliyordum. Ama tanıştığım kadın bana uzun uzun anlattı. Asıl işi kahveymiş. Başka meziyetleri olsa da en çok kahve konusunda uzman olduğunu birkaç kez hatırlattı. Neyse, mesleği değil anlatmak istediğim. </span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">     Onunla tanıştıktan sonra birbirimize çok çabuk ısındık. Uzun sohbetimiz sırasında bana bir cümle söyledi:</span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">    ‘Bir kitapta okumuştum, bununla ilgili bir söz vardı, dedi.</span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">     O sözü hatırlamıyorum ama bu cümlenin kendisi aklımdan hiç çıkmıyor. Çünkü doktor… Ben hayatım boyunca, bir baristanın ya da herhangi bir başka insanın, sohbet sırasında ‘Bir kitapta bununla ilgili bir söz vardı’ dediği o kitabın yazarı olmak istedim. O anda bunu ona söylemedim, ama bu benim çocukluk hayalimdi. Yazar olmak değil, yanlış anlama. Ben okunmak istiyordum. Şimdi hayalimi sorsan, yine aynısını söylerim. </span></p>
<p style="text-align: justify; line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">    Bir kitap yazmak, bastırmak ve dağıtmak için yeterli imkânım var. Sen de bunu biliyorsun. Ama böyle olmasını istemiyorum. Paramla ya da bulunduğum konumun yardımıyla bunu yapmak beni asla mutlu etmez Bu hayalin gerçekleşmesini tamamen doğal yollardan olsun istiyorum. Hatta isim bile farklı olabilir; sonuçta sahip olduğumuz isimler ailemizin bize layık gördükleri değil mi? </span></p>
<p style="line-height: 1.5;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">     Doktor… Bir gün bu hayalim gerçekleşir mi bilmiyorum. Ama diğer her konuda olduğu gibi bunda da denemeye devam edeceğim. Ne kadar sıkı korunan bir alan gibi görünse de o aşılmaz sanılan surları aşacağım, hatta yıkıp geçeceğim. Körler sağırlar birbirini ağırlar modunda yıllardır devam eden bu edebiyat ve yayın dünyasının tüm kurallarını baştan yazacağım.’</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kasabadan Gelen Öğretmen &amp; Polisiye Hikaye</title>
<link>https://fikirizleri.com/kasabadan-gelen-ogretmen-polisiye-hikaye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kasabadan-gelen-ogretmen-polisiye-hikaye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_6904f1b9eb332.webp" length="36622" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 20:28:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b>Kasabadan Gelen Öğretmen<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Mezuniyet sonrası sınavı da başarıyla geçen Nazan Öğretmen, doğup büyüdüğü Sakarya şehrinin Karasu ilçesine bağlı Darıçayırı kasabasından ilk görev yeri olarak Diyarbakır’ın merkez ilçesine atandı. Atanma haberini ilk aldığında, sevinci yerini hüzne bırakmıştı. Eski erkek arkadaşı Salih, Diyarbakırlıydı ve onunla pek de iyi bir sonla ayrılmamışlardı. İhanetle sonuçlanan bir ilişki idi aralarındaki ve bir dönem ayrılığı kabullenemeyen Salih, tehdit ediyordu Nazan’ı. Nazan’ı aldatmıştı ve buna rağmen Nazan’ın onu terk etmesini hazmedememişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Salih’in, Nazan’ın tayininden haberinin olmasını istemiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tüm bu yaşananları bir kenara bırakıp Nazan yine de birçok kişi arasından öğretmen olarak atandığı için mutluydu. Belli bir zaman geçtikten sonra ne de olsa tayinini başka istediği bir yere aldırabilecekti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ailesiyle birlikte kiralık daire tuttular. Diyarbakır’a alışmaya çalışıyordu. Hem okula, hem şehre, hem insanına alışmak biraz zor olacaktı kendisi için. Neticede bilmediği bir şehre taşınmıştı ve üniversite haricinde çok fazla şehir görme fırsatı olmamıştı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Babası o kadar üzerine titriyordu ve ona baskı yapıyordu ki annesi arada olmasa Nazan’ı üniversiteye bile göndermeyecekti. Kaldı ki şimdi başka bir şehre tayin olmuştu. Nasıl tedirgin olmasın?!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Alımlı ve güzel bir kızdı. Arkadaş ortamında ilk dikkat çeken kişi genelde Nazan olurdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çok fazla yer görmemişti belki ama çok kitap okurdu. Lisede de üniversitede de dersleri hep iyiydi. Derslere olan azminden ve disiplininden çok fazla ödün vermezdi. Eski erkek arkadaşı ile birlikte bir ilişkiye başladıklarından beri ruh hali biraz değişmişti haliyle. Bu da gayet normaldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Günler birbirini kovalıyor ve zaman çok çabuk geçiyordu. Okuldaki öğrencilerle de iyi bir iletişim kurmaya başlamıştı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir sabah gittiği okulun sınıfında kalabalık toplandı. Sorumlu olduğu sınıf öğrencileri ders zili çalmadan defter ve kitaplarını hazır etmişlerdi. Derken ders zili çaldı. Diğer sınıfın öğrencileri öğretmenleriyle birlikte sınıflarına girdiler ve bir sessizlik kapladı okulu. Herkes okuldaydı, fakat Nazan Öğretmen o sabah okulda yoktu. Gelmemişti ya da gelememişti. Sınıf sözcüsü ve birkaç arkadaşı toplanıp okul müdürünün kapısını tıklayıp içeri girdiler ve durumu anlattılar. Okul Müdürü Tahsin Bey, öğrencilere sakin olmalarını söyleyip Nazan Öğretmen’e telefon etti. Telefonu kapalıydı. Birkaç defa daha aramayı tekrarladı. Fakat yine telefonu kapalıydı. Ev tutmasında ona yardım ettiği için okul müdürü Tahsin Bey, Nazan Öğretmen’in evini biliyordu. Önce bir kendisi bizzat gidip bakmak istedi. Belki yolda kaldı, belki trafikte başına bir şey geldi. İnsanlık hali başına birçok şey gelmiş gelebilir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Apartmanın önüne geldiğinde evin kapısına kadar gitti ve kapının ziline bastı. Bir müddet bekleyip kapının ziline telaşeyle uzun uzun bastı. Kapıyı açan olmayınca, iyice endişeye kapılıp kapıyı yumrukladı. Baktı ki bu iş böyle olmayacak, polisi aramaya karar verdi. Polisler evin önüne geldiğinde, amirlerine durumu anlatarak çilingir yardımıyla kapıyı açtılar ve müdür de dahil hep birlikte içeri girdiler ve Nazan Öğretmen’i salonda yerde hareketsiz biçimde yatar vaziyette gördüler. <span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Olay yeri ekibi, kafasından kan akmış, yerde hareketsiz yatan Nazan Öğretmen’in nabzını ve şah damarını kontrol etti. Maalesef nabız alamadılar. Hemen ambulans çağırdılar. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Olay Yeri Ekibi’nin, Nazan Öğretmen’in kafasından akan ve yerde birikinti oluşturan kanın neyden kaynaklandığını araştırırken kalorifer peteğinin sivri ucunda da kan olduğunu fark etmeleri uzun sürmedi. Yerde kırılan bir su bardağı ve etrafa dökülen su birikintisi de vardı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu iş nasıl olmuştu peki?!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Salonda yürürken dengesini kaybedip kafasını kalorifere çarpıp yere mi düşmüştü acaba?! Yoksa eve gelen birisi ile tartışırken Nazan Öğretmen’i itmesi sonucu kafasını kalorifere çarpıp yere mi düşmüştü?!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başkomiser Bilal ve Komiser Turhan kendi aralarında bu şekilde konuşuyorlardı. Ailesine de haber vermeleri gerekirdi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Daha Diyarbakır’a geleli ne kadar olmuştu ki hemen kendisine düşman edinsin? Eski erkek arkadaşı Salih olabilir miydi ki bunu yapan?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Esasen apartman bir site içinde olmadığından etrafta kamera da yoktu ve bu da polislerin işini daha da zorlaştırıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başkomiser Bilal, Olay Yeri İnceleme Ekibi’ne her şeyi detaylıca incelemelerini ve başkası ya da başkalarına ait parmak izlerinin olup olmadığına iyice bakmalarını emretti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Detaylı inceleme sonucu Nazan Öğretmen’in evinde iki kişinin parmak izine rastlandı. Birisi Nazan Öğretmen’in eski erkek arkadaşı Salih, bir parmak izi daha bulunmuştu ki o da yine Nazan Öğretmen’in kendisine “Sırdaşım” diye hitap ettiği biricik arkadaşı Sibel’e aitti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir yandan polisler Nazan Öğretmen’in ailesine ulaşıp durumu kendilerine bildirdiler ve apar topar ailesi Diyarbakır’a geldi. Cenazeyi asıl memleketleri olan Sakarya’ya götüreceklerdi. Nazan Öğretmen’in babası, polislere bu işin nasıl olduğunu sorduğunda, polisler, olayı araştırdıklarını ve olayın nasıl olduğunu bulduklarında kendilerini haberdar edeceklerini söyleyip onları memleketlerine gönderdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başkomiser Bilal ve ekibi, olayı iyice araştırmaya koyuldu. İlk iş olarak parmak izi bulunan Salih’i ve Sibel’i Emniyet’e çağırıp ifadelerini alacaklardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Salih, sorguya alındı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başkomiser Bilal, sorguda Salih’e birtakım sorular sormaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Nazan Öğretmen’in evinde bulunduğunuzu fark ettik. Evinde ne işiniz vardı? O’nu nereden tanıyorsunuz?” diye sorduğunda, Salih:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Evet, doğru. Nazan’ın evine gittim. Diyarbakır’a atandığını da ortak arkadaşımız Sibel’den öğrendim esasen. Eski günlerin hatırına onunla konuşmak ve hoş geldin demek için ziyaret etmek istedim. Nazan üniversiteden eski kız arkadaşımdı. Bir dönem ilişki yaşamıştık. Fakat sonradan ayrıldık. ” şeklinde cevapladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Peki neden ayrılmıştınız? Kötü mü bitti sonu?” diye sordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Uzun mesele. Biraz fazla kıskançtı ve anlaşamadık.” diye cevapladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Peki ne konuştunuz?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Başta beni evine almak istemedi. Ben de birkaç şey söyleyip onu bir daha rahatsız etmeyeceğimi söyleyip evden ayrıldım.” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Emin misin? Aranızda bir tartışma olmadı mı yani?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Biraz sesimiz yükseldi karşılıklı olarak tabii. Ama sonra uzatmak istemediğimden evden kısa süre sonra ayrıldım.” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sen öldürmedin yani Nazan’ı?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ne? Ne öldürmesi?! Nazan öldü mü?” diye soruya soruyla karşılık verdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Haberin yok yani? Neden burada olduğunu bilmiyor musun sanki? Bizimle dalga mı geçiyorsun sen?!” şeklinde sert bir dille çıkıştı Başkomiser Bilal.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Beni polisler apar topar buraya getirdiler ve ifademe başvuracaklarını söylediler. İnanın bilmiyordum. Kaldı ki ben Nazan’ı hep sevdim. Bazı hatalarım olmuştu geçmişte sadece.” dedi. Yüzünde gerçekten samimi bir ifade vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Salih’in ifadesini aldıktan sonra sıra Sibel’e gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sibel de Nazan’ın öldüğünü sorgudayken öğrendi. Şok içindeydi. Göz yaşlarını tutamadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir yandan ağlayıp bir yandan da anlatmaya başladı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İnanmıyorum. Ben eve gittiğimde salondaki sehpanın üzerinde yarıya kadar su dolu bir bardak gördüm. Hatta misafirin mi vardı diye sordum kendisine. Benden önce evinde Salih’in olduğunu söyleyince, ne konuştuklarını sordum ve Salih’in artık gönlünün başkasında olduğunu ve onu unutması gerektiğini söyledim Nazan’a.” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başkomiser Bilal: “Nazan’ın tayininin Diyarbakır’a atandığını Salih’e siz mi haber verdiniz?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sibel: “Evet, ben haber verdim. Ne var ki bunda?!” şeklinde karşılık verdi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başkomiser Bilal: “Peki sonra başka ne konuştunuz? Evde neler oldu?” diye sorunca,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sibel: “Salih’in artık başkasını sevdiğini duyduğunda açıkçası biraz sinirlenmişti. Ağlamaklı oldu hatta. Sonrasında ne zaman istersen benimle dertleşebilirsin dedim kendisine ve biraz daha oturduktan sonra evden ayrıldım.” seklinde cevap verince iyice şaşırmıştı Başkomiser Bilal.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İyi de bu iş nasıl olmuştu o zaman? Yoksa Nazan Öğretmen intihar mı etmişti?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Komiser Turhan, bir çelişkiden bahsetti Başkomiser Bilal’e:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Salih, Nazan’ı sevdiğini söylüyor, Sibel ise Salih’i unutmasını ve artık başkasını sevdiğini söyledi Nazan’a. Sibel, bir iş çeviriyor olabilir mi acaba?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başkomiser Bilal: “Ben de aynı şeyi düşünüyordum. Sibel’i sıkı takibe alın bakalım. Salihle birlikte görüşecekler mi? Aralarında bir duygusal bağ mı var? İkisi bir olup bir iş çevirmiş olabilirler” dedi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her ikisini de sıkı takibe aldılar. Sivil olarak takip ediyordu polisler. Bir ara bir kafede buluştuklarını gördüler. Hemen yan masada oturan Komiser Pelin, ne konuştuklarını dinliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Salih, Sibel’e:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yakında nişanlanacağımız için aslında tek amacım Nazan’ı kendimden soğutmaktı. Evden ayrılırken de biraz sinirli bir hali vardı. Kim öldürmüş olabilir ki Nazan’ı?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sibel, Salih’e:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben de anlamadım. Eve girdiğimde haliyle biraz gergin bir hali vardı. Senin başkasından hoşlandığını söyledim. O kadar! Sonra da çok kalmadan vedalaşarak evinden ayrıldım. Kim öldürmüş olabilir sence?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Salih: “İnan hiç bilmiyorum. Yoksa sen aramızdaki ilişkiden mi bahsettin? Belki de kendi canına kıydı? Olamaz mı yani?” diye sorunca,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Komiser Pelin, kafeden ayrılıp durumu Başkomiser Bilal’e bildirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başkomiser Bilal, ekiplerine Nazan’ın kaldığı apartmandaki komşularıyla konuşmalarını istedi. Kendisi de bizzat ekibine katıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Komşularıyla konuşurlarken, içlerinden birisi çanak antenin kablosunu tamir etmek için çatıya çıktığı sırada kapüşonlu deri mont giyen birisinin apartmandan hızlı adımlarla çıktığını gördüğünü, ayağında da galoş, elinde de eldiven olduğunu söyledi. Hatta dışarıda çok soğuk bir hava olmamasına rağmen eldiven takmasını şaşırdığını da ekledi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başkomiser Bilal, komşulara teşekkür etti ve ifadeleri alındı. Akabinde Nazan’ın evinde yeniden geniş ve detaylı inceleme başlatıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yapılan incelemede, evde delinmiş eldiven parçasına ve ter izine rastlandı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bunun üzerine Başkomiser Bilal, olaya açıklık getirdi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Belli ki evine hırsız girdi ve polisi aramak için telefona sarılacağı sırada hırsız onu itti ve kafasını kalorifere çarparak can verdi.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bazen büyüttüğümüz ve işin içinde kaos olarak düşündüğümüz şeyler daha basit olayların içindedir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÖLÜLER ORMANI PERİSİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/oluler-ormani-perisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/oluler-ormani-perisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fe4950a8df1.webp" length="36146" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 10:34:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Şehir hayatından biraz olsun uzaklaşmak, kafasını dinlemek için tek başına şehrin dışındaki ormana kamp yapmaya gelmişti. Ne arabasını almıştı ne de atını. Gerekli tüm malzemeleri sırtına yüklemiş ve buraya kadar yürüyerek gelmişti. Uzun bir yürüyüş olmuştu. Ara sıra dinlenmek için mola vermişti. Bunun zor olacağını zaten biliyordu ama yine de tamamen ilkel yöntemleri kullanmak konusunda kararlıydı. Takati kalmamış, enerjisi tükenmiş olsa da sonunda gelmişti. Başarmıştı, ormandaydı. Kendisine uygun bir yer bulup sırtındaki eşyaları yere bıraktı. Ağaçların çok sık olduğu, zeminin ise düz olduğu bir yer seçmişti. Yanında ona iki gün yetecek kadar yiyecek, su, çadır yapmak için bir muşamba ve ateş yakmak için kibrit kutusu vardı. Ve birkaç ıvır zıvır. Herhangi bir hayvan saldırısına karşı ise elbette tüfeğini de yanına almıştı. Sonuçta iki gün boyunca ormanın ortasında yapa yalnız olacaktı. Onu kendisinden başka koruyacak kimse yoktu. Ormanın ıssızlığından ve bazı hayvanların seslerinden biraz ürkmüştü, ama onun dışında huzurluydu. Bir süre oturduğu yerde boş boş durup, sadece etrafı seyretti. Kuşların cıvıltısı, böceklerin sesleri ve rüzgârın savurduğu ağaçların çıkardığı hışırtılar... Burada küçük bir kulübesi olsa ve yaşamak için ihtiyacı olan her şeye sahip olsa, ölene kadar burada yaşamak isterdi. Ama şehirde yetişen biri ormanın ortasında en fazla ne kadar hayatta kalabilirdi ki? O şehir hayatına alışıktı. Sadece orada yaşayabilirdi ve bundan nefret ediyordu. Bu yaşına kadar çok sık orman yürüyüşlerine çıkmış, pikniklere gitmişti ama o zamanlar yanında ya arkadaşları ya da ailesi oluyordu. İlk kez tek başına gelmişti, üstelik bundan kimsenin haberi yoktu. Onunla beraber gelmek isterler ya da sonrasında bir yerlerden çıkıp huzurunu kaçırırlar diye buraya geleceğini hiç kimseye haber vermemişti. Buraya gelmek için açıkça evden kaçmıştı. Yani burada ölse kimsenin haberi olmazdı ve cesedinin bulunması uzun zaman alırdı. Tabi doğa, onun cesedini olduğu gibi bırakırsa. Eve geri döndüğünde karısının ve annesinin ona neler söyleyeceklerini, neler yapacaklarını tahmin bile edemiyordu. Onu mahvedeceklerdi. Belki de çoktan onu aramaya başlamışlardı bile. Karısı iki çocuğunu bırakıp onu terke gittiğini düşünüyor, annesi ise eve dönmediği taktirde onu evlatlıktan reddetmeyi düşünüyor olmalıydı. Çalıştığı avukatlık ofisindeki patronunun ve arkadaşlarının düşüncelerini ise tahmin bile edemiyordu. Her ne ise... Geri döndüğünde kendisini onlara bir şekilde affettirebilirdi. Şimdi önemli olan kendi isteği, kendi huzuruydu. Sadece iki gün yalnızca kendisini düşünmekten ne zarar gelecekti ki? Her zaman başkaları uğruna yaşamış, hep başkalarını memnun etmeye çalışmış, kendisini başkalarına beğendirmek için uğraşmıştı. Eline geçen şey ise kocaman bir sıfırdı. Hiçbir kazancı olmamıştı. Kimse onu tebrik etmemiş, onu ödüllendirmemişti. Etrafına baktığında genelde işe yaramaz, aptal, bencil ve nankör insanlar görüyordu. İşin garibi ise bu tür insanlar her zaman mutluydu. İstedikleri her şeyi kolaylıkla elde ediyorlardı. İstedikleri her şeye sahiplerdi. Hayatlarında huzursuzluk, can sıkıntısı, üzüntü yoktu çünkü hiçbir şeyi umursamıyorlardı. Ama kendisi istediği bir şeyi elde edebilmek için çok fazla çalışıp çabalamak, çok fazla uğraşmak zorunda kalıyordu. Buna rağmen çoğu şeye sahip olamıyor, sonra da bu isteklerinden vazgeçmek zorunda kalıyordu. Onu en çok öfkelendiren şey de buydu. Aptal insanların her şeyi kolayca elde edebilmesi, ama onun gibi olanların çok fazla çabaladıkları halde çoğu şeyi elde edememeleriydi. Bu durum onu depresyona bile sokmuştu. Hak etmeyen insanların mutlu ve her şeye kolayca sahip olduklarını görmek onu delirtiyor, öfkelendiriyordu. Belki bunun da bilimsel bir adı vardı, ama kendisinde bir sorun olduğunu sanmıyordu. Bu ona gayet doğal geliyordu, sonuçta o da bir insandı ve kıskanmak gayet doğal bir şeydi. Kampını yapabilmek için hazırlıklarına başladı. İlk iş çadırını kurmaktı. Yanında getirdiği muşamba ile çadırını kurmak için aynı uzunluklarda üç tane oduna ihtiyacı vardı. Odunları bulduktan sonra çadırını hızlıca kurdu. Basit ama kullanışlı bir şey olmuştu. Bu ona yeterdi. Yastığını ve battaniyesini de içine koyduktan sonra havanın kararmaya başladığını fark etti. Yola sabah erken saatte çıkmıştı ama hem yürüdüğü yol hem de burada durup dinlendiği süre çok uzundu. Yaz ayında olmalarına rağmen gece vakitlerinde hava soğuk oluyordu. Bu yüzden akşam yemeğini yerken ısınmak için ateş yakması gerekiyordu. Hava daha çok kararırsa ve kampını bulamazsa diye bir mum yakıp çadırının yanına koydu. Sonra yakacak odun bulmak için kampından ayrıldı.</p>
<p>Ağaçların dallarının arasından görebildiği kadarıyla gök yüzü gri ile mavi bir tona bürünmüştü. Aslında hava çok karanlık değildi ama ormandaki ağaçlar, gün ışığının zemine ulaşmasını engellediğinden, burası daha erken kararmaya başlamıştı. Gökyüzü buradan bakınca onu kendine aşık ediyordu. Ormanın kokusunu ve toprağın ayaklarının altında çıkardığı sesi saymıyordu bile. Her zaman hayalini kurduğu şeyi hatırladı. Gözlerini her kapattığında kendisini bir ormanın ortasında, çırılçıplak bir halde toprağın üzerine bıraktığını, üzerine tepindiğini, hatta yavaş yavaş toprakla bütünleşerek içine gömüldüğünü hayal ediyordu. Bunu şimdi gerçekleştirmenin tam sırasıydı. Kendi kendine sırıtarak üzerindeki ceketini çıkarmak için bir hamle yaptı. O sırda bir ses duydu, anında durakladı. Sese dikkat kesildi. Bir süre sessizlik olduktan sonra aynı sesi tekrar duydu. Bu bir piyano sesiydi. Kaşlarını attı. Ormanın ortasında piyanonun ne işi vardı ki? Kim buraya bir piyano taşımakla uğraşırdı? Sesin çok uzaktan geldiği belliydi. Yankılı ve boğuk geliyordu ama bir yandan da insanı büyülüyordu. Ormana değişik bir atmosfer katıyordu. Geçek bir ziyafet. İçini huzur kaplıyordu. Bu ziyafeti kimin verdiğini merak etti. Sesin geldiği yöne doğru yürümek istedi ama nereden geldiğini anlayamadı. Kendi etrafında bir tur attıktan sonra herhangi bir yöne doğru yürümeye başladı. Yürüdükçe ses yaklaşıyor, netleşiyordu. Bu bir tesadüf müydü yoksa başka bir şey mi bilmiyordu, ama ses sanki onu doğru yola kendisi çekmişti. Aksi halde bu koca ormanda bu sesin hangi yönden geldiğini nereden anlayacaktı ki? Bir süre daha yürüdükten sonra durmak zorunda kaldı. Karşısına çamurlu, bir yol çıkmıştı. Sanki orman tam bu noktada ikiye ayrılmıştı. Yarısı yemyeşil yapraklı ağaçlarla, çalılarla ve çiçeklerle kaplı, diğer tarafı ise kıştan kalma ölü bir ormandı. Çünkü buradan sonraki zemin tamamen çamurla kaplıydı, tek bir çiçek ya da yeşillik görünmüyordu.</p>
<p>Üstelik tüm ağaçlar çıplaktı. Dallarında tek bir yaprak bile kalmamıştı. Şaşkınlıkla arkasını dönüp geldiği yöne baktı. O taraf hala yemyeşildi. Sonra tekrar önüne döndü ama burası da hala ölü bir ormandı. Bu nasıl olabiliyordu? Bu bir çeşit doğa olayı mıydı yoksa Tanrı’nın bir hikmeti mi? Ses tam olarak ormanın ölü olan tarafından geliyordu. Ama bir insan neden burada yemyeşil bir arazi varken ormanın ölü olan tarafında durmak isterdi ki? Üstelik piyanosuyla. Burada böyle bir güzellik varken çamurlu zemin ve kuru ağaçlar insana nasıl ilham verebilirdi ki? Bu kadar müzik ziyafetinin yeteli olduğuna karar verdi, elbette oraya gitmeyecekti. Kim bilir, belki de bir yerlerde bataklık vardı. Sonuçta buraya geldiğini bilen kimse yoktu, burada bir başına ölmek istemiyordu. Piyanoyu çalan kişi her kim ise onun sesini bile duymazdı, belki de yabancı olduğundan yardım etmezdi. Ölmek için henüz hazır değildi, bu yüzden kampına gitmek için geri döndü. Odun toplamaya çıktığını çoktan unutmuştu. Arkasını döndüğü sırada ilginç bir şey oldu. Bir adım attığında, sanki görünmez bir şeye çarpmış gibi olduğu yerde kala kaldı. Bir hamle daha yaptı ancak o görünmez şeye tekrar çarptı. Neler olduğuna anlam vermeye çalışırken bedeninde tuhaf bir şey hissetti. Hiçbir hamle yapmadığı halde arkasına döndü ve ayakları, o ölü ormana doğru birkaç adım attı. Sanki birileri onun bedenini kontrol ediyor, ayaklarını hareket ettiriyordu. Tüm bunlar tamamen kendi iradesi dışında oluyordu. O hiçbir şey yapmıyordu, hatta direniyordu. Ama ayakları o bölgeye girmiş, ilerlemeye devam ediyordu. Şu an sanki bedenine başka biri girmişti ve bedenini kontrol ediyordu. Şaşkınlıkla neler olduğunu anlamaya çalışırken, diğer yandan da etrafına bakınıyordu. Ormanın diğer tarafında hava yeni yeni kararmaya başlamıştı, hatta ağaçların arasından gördüğü kadarıyla gökyüzü hala aydınlıktı ama bu tarafta, hava neredeyse zifiri karanlıktı. Onu şakına çeviren diğer şey ise bu karanlığa rağmen etrafı net bir şekilde görebilmesiydi. Artık korkmaya başladı. Garip şeyler oluyordu ve bunlar onun hiç hoşuna gitmiyordu. Ama hoşuna giden bir hala vardı. Çalmaya devam eden piyano. Bir süre daha bilinçsizce ilerledikten sonra nihayet onu gördü. Tam karşısında bir piyano vardı. Piyanonun başında ise bir kadın. Kendisini kaptırmışçasına sadece önüne, piyanoya odaklanmıştı. Hiç durmaksızın aralıksız çalıyordu. Ama tuhaf olan başka şeyler de vardı. Piyano sanki bir ağaç gibi toprak ile büyülenmişti. Sanki olduğu yerde duran bir ağacı piyanoya çevirmişler gibiydi, üzerindeki tuşlardan başka hiçbir müdahale yoktu. Sanki ormanda yetişen bir piyanoydu. Bu onu bir yandan büyülemiş, bir yandan da korkutmuştu. Bu ne garip bir şeydi. Gözü piyanoyu çalan kadına kaydı. Kadının üzerinde siyah, uzun bir elbise vardı. Ayrıca yere kadar uzanan siyah saçları vardı. İlginç olan ise kadının elbisesinin de tıpkı piyanı gibi toprak ile bütünleşmiş olmasıydı.</p>
<p>“Affedersiniz, burada ne yapıyorsunuz?” diye sordu çekinerek, ama kadın ona cevap vermedi. Bunun yerine çaldığı müziği biraz daha hızlandırdı. Kadının onu duymamış olduğunu düşünerek tekrar seslendi.</p>
<p>“Size söyledim, beni duymuyor musunuz? Bu arada piyanonuz güzelmiş, nereden aldığınızı merak ettim doğrusu.”</p>
<p>Kadının parmaklarıyla beraber, çaldığı müzik daha da hızlandı. Biraz önce bile onu duymadıysa şimdi hiç duyamazdı. Ona yaklaşıp dikkatini kendisine çekebilmek için omzuna dokunmak istedi ama eli boşluğa düştü. Şaşkınlıkla gözlerini kocaman açtı, ona tekrar dokunmak için aynı hamleyi yaptı ama eli tekrar boşluğa düştü. Bu da neydi böyle? Bir halüsinasyon mu görüyordu? Uyuya kalmıştı da kabus mu görüyordu. Yoksa o bir hayalet miydi? Gözlerinin sıkıca kapatıp birkaç kere kırptı, tekrar açtı ve birkaç derin nefes aldı. Sonra kadına tekrar dokunmak istedi ama asla dokunamıyordu. O yalnızca görünüyordu, fiziksel olarak burada değildi.</p>
<p>“Neler oluyor? Siz nesiniz böyle?” diye sordu korkuyla. Müziğin sesinden kendi sesini bile zor duyuyordu. Sonra bir şeyler oldu, etraf hafif bir şekilde aydınlandı. Başını kaldırıp etrafa baktığında, biraz önce karanlıktan dolayı göremediği bazı korkunç şeyler gördü. Etraf muhtemelen karanlığa gömülü bu vahşeti onun görebilmesi için aydınlanmıştı. Tüm ağaçlarda ölü ve çıplak insan bedenleri vardı. Dehşet içinde gözlerini kocaman açtı, kendi etrafında bir tur attı. Sonra bir tur daha attı. Her yerdeydiler, her yerde ölü insan bedenleri vardı. Tamamı erkek bedenleriydi. Hepsi tamamen çürümüştü. Bedenler siyah ile gir arasında bir renge sahipti ve üzerlerinde kurtlar ile böcekler dolaşıyor, onları yiyip bitiriyordu. Bu da neydi böyle? Şu an ne yaşıyordu? Eğer bu bir kabussa bunun bir an önce bitmesini diliyordu. Gözlerini her kırptığında cesetler daha da çoğalıyordu. Sanki daha önce orada değillermiş, birden var oluyorlarmış gibi beliriyorlardı. Korku içinde, piyano çalan kadına döndü. O sırada kadın ile göz göze geldi. Bir şaşkınlıkla daha yaşadı. Ortam aniden kararmıştı ve kadının yüzü bir ay gibi parlıyordu. Bembeyaz bir teni, parlak mavi gözleri, pembe incecik dudakları vardı. Bu güzellik karşısında donup kaldı, bir şeyler söylemek istedi ama kilitlenmişti. Hareket edemiyor, nefes alamıyor, hiçbir şey konuşamıyordu. Kadın ona bakarak gülümsüyor, diğer yandan da uzun, ince parmaklara sahip narin elleriyle piyanonun tuşlarına basamaya devam ediyordu. Kadının güzelliği onu o kadar büyülemişti ki biraz önceki yaşadığı tuhaf olayları ve gördüğü cesetleri tamamen unutmuştu. Kadının elbisesi, saçları hala aynıydı ama kadının görünen tek yerleri olan yüzü ve elleri, bu dünyaya ait olamayacak kadar kusursuz ve büyüleyiciydi. Heyecandan, olduğu yerde bayılıp kalmaktan korkuyordu.</p>
<p>“Siz... Siz...” diye geveledi ama devamını getiremedi. Kadının karşısında nutku tutulmuştu.</p>
<p>“Bana aşık olacak mısın?” diye sordu kadın, yüzüyle aynı güzellikte olan ses tonuyla.</p>
<p>“Ben... Ben... Şey...”</p>
<p>“Bana aşık olacak mısın?”</p>
<p>“Evet... Evet, size aşık olacağım... Size aşık olacağım, hatta oldum bile.”</p>
<p>“Bana gerçekten aşık oldun mu?”</p>
<p>Kadına doğru bir adım attı. Ona tekrar dokunmayı denemedi çünkü bunu yine başaramayacağını biliyordu. Bunun yerine onun yanında yere, dizlerinin üzerine çöktü.</p>
<p>“Size deli gibi aşık oldum. Tüm hayatımı, eşimi, çocuklarımı, işimi geride bırakıp burada sizinle beraber ölmek istiyorum. Lütfen beni kabul edin!”</p>
<p>Kadın, onun içinin alev alev yanmasına neden olacak sıcacık bir gülümsemeyle başını piyanosuna çevirdi. Hala onu çalamaya devam ediyordu. Burada heyecandan ölecek gibi hissediyordu. Ortam her ne kadar korkunç olsa da kandın güzelliği ve çaldığı müziğin romantikliği onun ölene kadar burada, onunla beraber bu berbat yerde kalmasına neden olabilirdi. Kadın aniden ritim değiştirdi. Artık farklı bir parça çalıyordu. Aynı anda konuşmaya devam etti.</p>
<p>“Ben bir periyim.”</p>
<p>“Evet, siz bir perisiniz. Gerçek olamayacak kadar güzel bir peri.”</p>
<p>“Ben ölüler ormanı perisiyim.”</p>
<p>Yüzündeki gülümseme yavaş yavaş sönüyordu, kadının ne demek istediğini anlayamamıştı ama anlamak da istemiyordu, İstediği tek şey burada, onun yanında kalmaktı. Ama çalmaya başladığı parça biraz tuhaftı. Daha sert, daha agresif, daha karanlık bir parçaydı. Kadın çalmaya devam ettikçe onun da içi sıkılıyor, daralmaya başlıyordu. Ağır ağır ayağa kalktı. Hala kadının yanındaydı.</p>
<p>“Az önce çaldığınız parça daha güzeldi. Onu çalmaya devam edin, hem şarkımızın bir sembolü olur.”</p>
<p>“Bu parça ölüler ormanının bir sembolü. Ne zaman yeni bir aşk bulsam bu parçayı çalarım çünkü onlara sahip olmamış sağlıyor.” dedi kadın, parçayı çalmaya devam ederek.</p>
<p>“Nasıl yani? Anlamadım.”</p>
<p>“Ne zaman biri bana aşık olsa o kişiye sahip olabilmek için bu parçayı çalarım. Sonra da ona sahip olurum.”</p>
<p>Kadının ne demek istediğini anlamaya çalışırken bir tuhaflık hissetti. Ayakları yavaş yavaş zemine gömülüyordu. Yere baktığında çamurlu zeminin tuhaf bir şekilde hareket ettiğini, onu yavaş yavaş yemeye başladığını fark etti.</p>
<p>“Ne neler oluyor?” diye sordu, korku içinde.</p>
<p>“Bana aşık olduğun için sana tamamen sahip oluyorum. Artık ölüler ormanının bir parçasısın.” diye cevapladı kadın. Şimdi ağaçlarda asılı olan o erkek bedenlerinin aslında bu periye aşık olan ve perinin onlara sahip olmak için öldürdüğü insanlar olduğunu anlamıştı. Aslında bu tam olarak ölüm sayılmazdı. Sadece onları kendisine ait olan orman ile birleştirerek bir bütün haline getiriyor ve onlara sonsuza kadar sahip oluyordu. Zaten ona aşık olduğunu ve burada onunla beraber ölmek istediğini söyleyen kendisiydi. Şimdi isteği gerçekleşiyordu. Biraz sonra onu yiyen toprak başını da aldı ve ormanın, daha doğrusu perinin sahip olduğu aşıkların bir parçası oldu.</p>
<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAKIŞIKLI SERİ KATİL</title>
<link>https://fikirizleri.com/yakisikli-seri-katil</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yakisikli-seri-katil</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fdcc7b366b4.webp" length="14054" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 10:24:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Uşağı sabah kahvesini getirdiğinde üzerinde hala sabahlığı vardı. Odasındaki şifonyerin karşısında oturmuş yüzüne bakım yapıyordu. Nemlendiricisini sürdükten sonra, zaten kusursuz olan cildini daha da kusursuz hale getirmek için pudrasını sürdü. Sonra eline biraz jole alıp parmaklarını kızıl saçlarının arasına geçirdi ve bir süre saçlarını sıvazladı. Başının üst kısmındaki saçları biraz daha uzundu, bu yüzden jole ile şekillendirerek daha düzenli görünmesini sağlıyordu. Son olarak siyah göz kalemiyle gözlerine sürme çekerek ve parfümünü sıkarak sabah bakımını tamamladı. Kahvesini yudumlamaya başladığında, uşağı da onun rahatça seçebilmesi dolabından birkaç kıyafetini çıkarmış, onun önünde sergiliyordu. Uzun süre düşünmenin ardından nihayet kararını verdi. Siyah bir pantolon, siyah gömlek, siyah ve kırmızı renklerden oluşan bir pelerin... Bugün bunları giyecekti. Aslında dolabında pek fazla renk seçeneği yoktu, en sevdiği renkler siyah ve kırmızıydı. Dolabındaki kıyafetleri, yatak odasının, hatta tüm evinin dekoru yalnızca bu renklerden oluşuyordu. Siyah ve kırmızı. Kendisini kasvetli ortamlarda ve bu renklerin içinde daha huzurlu hissediyordu. Öyle ki yaşadığı bölgede dış cephesi bile tamamen siyah olan tek şato onun şatosuydu. Onun bu karanlık ve kasvetli tarzı tüm kasabalıların ve soyluların ondan çekinmesine, uzak durmasına neden olurdu. Tabi bu yalnızca yaşlılar, çocuklar ve erkekler için geçerliydi. Bölgedeki tüm genç kadınlar ona hayrandı. Ona aşıktı. Öyle ki onun bu civarın ilk ve tek seri katili olduğunu bilmelerine rağmen ona aşıklardı. Tüm genç kadınlar onun peşinde koşuyor, etrafında dolanıyor, evinde hizmetçi, hatta kölesi olabilmek için sıraya giriyorlardı. Ama o evine yalnızca erkek hizmetçiler alıyordu. Aşçısından temizlikçisine, terzisinden hemşiresine kadar tüm çalışanları erkekti. Evinde kadın bir hizmetçi istemiyordu. Çünkü kadınlardan nefret ediyordu. Annesinin kimlerle yattığı ve babasının kim olduğu belli olmadığından dolayı babasız büyümüştü. Annesi, o henüz on altı yaşındayken onu bu şatodaki hizmetçilerle bir başına bırakarak bir adamla kaçmış ve bir daha geri dönmemişti. Annesinin bu yaptığından dolayı kadınlardan nefret etmeye başlamıştı. O zamanlar şatodaki hizmetçilerin yarısı kadındı. Tüm kadın hizmetçileri kovmuştu ancak kadınlar yıllarca burada kalıp buraya emek verdiklerinden dolayı gitmeyi reddetmişlerdi. Onları ancak ortada olmayan hanımının kovabileceğini, bir çocuğun lafıyla işlerini bırakmayacaklarını söylemişlerdi. O da bir plan yapmış ve bir gecede tüm kadın hizmetçileri öldürmüştü. Cesetlerini ise şatonun arka bahçesine gömmüştü. Daha sonra şatonun dış cephesini ve iç dekorunu tamamen kendi zevkine göre değiştirmişti. Ancak bir gün bahçıvan, yine onun isteği üzerine arka bahçeye kırmızı güller ekerken cesetlerden birini, sonra diğerlerini bulmuş ve polise haber vermişti. Polis bahçede kazı yaptığında ise ortaya tam altı tane kadın cesedi çıkmıştı. Bunun üzerine mahkemeye çıkmış ancak yalanları ve küçük yaşından dolayı serbest bırakılmıştı. O kadınları öldürdükten sonra ise artık bir cinayet işlerken gayet rahat davranmıştı. Birini öldürmek onun için yeme içme gibi basit ve gerekli bir şeydi. Hiçbir korku hissetmiyor, vicdana azabı çekmiyordu. Mahkeme onu serbest bıraktıktan sonra evdeki diğer tüm hizmetçileri değiştirmiş, yerine yenilerini almıştı. O günden beri de aynı insanlar çalışıyordu. Onlar da buraya gelirken arka bahçede bulunan cesetlerden haberdarlardı. Ancak kimse bu evin büyüsüne dayanamıyordu. Her ne kadar ondan korksalar da bu evi seviyorlardı. Evde sanki insanları buraya çeken bir büyü, görünmez bir güç vardı. Darcy’de sadece buradayken rahat edebiliyordu. Dışarıya adımını attığı an bütün genç kadınlar kuyruk gibi peşine takılıyor, onunla konuşmaya, ona dokunmaya çalışıyor, onu asla rahat bırakmıyorlardı. Her zaman onları görmezden geliyordu. Ama bazıları işi çok ileri boyutlara taşıyarak onun peşinden şatoya kadar geliyor, hatta bazıları geceleri gizlice şatonun bahçesine, bazıları da şatonun içine kadar giriyordu. Bu evin sınırlarına, yani onun özel mülküne girenlerin sonu ise evin eski kadın hizmetçilerinki gibi oluyordu. Bu şatonun bahçe kapısından içeri giren hiçbir kadın buradan bir daha çıkmaıyordu. O kadınlara ne olduğunu buradaki hizmetçilerde, bölgede yaşayn diğer insanlar da biliyordu. Ama kadınlar bunları öğrendikten sonra akıllanıp buradan uzak durmak yerine buraya gelmeye ve diğerleriyle aynı sonu paylaşmaya devam ediyorlardı. Bu onların tercihiydi. Darcy’de o kadınlara istediklerini veriyordu. Bugün dışarı çıkmak zorundaydı. Üzerini değiştirdikten sonra siyah çizmelerini de giydiğinde artık hazırdı. Uşağı onu yolcu ederken, şoförü de arabasını hazırladı. Arabaya binip kasaba meydanına gitti. Kendisine yeni elbiseler dikilmesi için kumaş alacaktı.</p>
<p>Giyeceği kumaşları her zaman kendisi seçiyordu. Onlara dokunarak dokularını hissetmek istiyordu. Hangisinin dokusunu daha çok beğenirse ve hangisinin üzerinde daha iyi duracağına karar verirse onları satın alıyordu. Araç bir kumaşçının önünde durdu. Başını çevirip camdan etrafa bakındı. Genç kadınlar çoktan aracın etrafına toplanmaya başlamışlardı. Derin bir iç çekerek araçtan indi ve kumaş dükkanına doğru ilerledi. Kadınlar hayran bir şekilde onun arkasından bakıyor, bazıları kendi aralarında sırıtarak ve bir şeyler konuşarak onun peşinden geliyor, onun dikkatini ve ilgisini çekebilmek için neredeyse birbirleriyle yarışıyorlardı. Ama kadınların hiçbiri onun umurunda değildi. Başını çevirip onlara göz ucuyla bile bakmıyor, hiçbirini umursamıyordu. Yakışıklılığı ve karizması dışında muhtemelen bu umursamaz tavırları da kadınları fazlasıyla etkiliyor, büyülüyordu. Dükkâna girdiğinde dükkân sahibi onu tanıdığından hemen üst kata, onun tercih ettiği koyu renklerin bulunduğu bölüme götürdü. Birkaç kadın da dükkâna girmiş, bir tanesi de hemen arkasından onunla beraber üst kata çıkmıştı. Genç kadın en fazla on dokuz yaşında olmalıydı. İki yandan öldüğü uzun sarı saçları vardı. Yüzü bir bebeğinki gibi taze ve berraktı. Bir gram bile makyaj yapmadığı anlaşılıyordu. Baştan aşağı saf ve doğal bir kadındı. Duru bir güzelliği vardı. Her erkeğin elde etmek isteyeceği türden bir güzellik. Ama Darcy’nin değil. O hiçbir kadını elde etmek istemiyordu. Darcy birkaç kumaşa dokunup seçmeye çalışırken, genç kadın onun hemen arkasından yaklaştı.</p>
<p>“Affedersiniz efendim. Siz şu siyah köşkte yaşayan beyefendi misiniz?” diye sordu genç kadın. Sesi de görüntüsü gibi son derece büyüleyiciydi. Kız kibarlıktan neredeyse kırılacaktı. Ya geçekten karakteri böyleydi ya da kendisini Darcy ye beğendirmek için numara yapıyordu. Darcy başını çevirip kadına kaçamak bir bakış attı sonra, tekrar kumaşlara dönerek karşılık verdi.</p>
<p>“Evet, katil olan.”</p>
<p>“Ah, efendim... O kurbanlarınızdan biri olmak için her şeyimi verirdim.”</p>
<p>Darcy kaşlarını kaldırdı. Bu sözleri pek duymuyordu, ama öleceklerini bile bile onun mülküne giren kadınların yaptıkları da bu sözlerle eş değerdi. Darcy eline bir top kumaş alıp açtı ve kumaşı incelerken karşılık verdi.</p>
<p>“Bu o kadar da zor değil. Bu gece şatoma gelmeniz yeter.” dedi, ciddi bir tavırla.</p>
<p>Genç kadın bunları romantik sözler sanmış olacak ki, bir elini kalbine götürüp derin bir nefes aldı ve baygın gözlerle ona bakmayı sürdürdü. Neredeyse heyecandan bayılacaktı. Bu kızalar ne kadar da aptal mahlukatlar... diye geçirdi içinden. Kız ona bu gece şatosuna geleceğine dair söz verdi ve Darcy dükkânda işini bitirip oradan ayrılana kadar, kuyruk gibi peşinde dolandı. Darcy dışları çıktığında aracını ortalıkta göremedi. Dükkânın bulunduğu yeri dolduran kadınlar aracın etrafını sardığından dolayı, şoförü araçtan inip onu kendisi götürmek zorunda kaldı. Satın aldığı kumaşlar aracın bagajına yüklenirken kadınlar aracın camlarına yapışmış, onu görebilmek için birbirlerini eziyorlardı. Biraz önce gece şatosuna davet ettiği kadın ise biraz ileride, yanındaki kadınlara heyecanlı bir şekilde bir şeyler anlatıyor, kadınlar ise suratlarını büzmüş, kıskanç gözlerle ona bakıyorlardı. Nihayet şatosuna döndüğünde, sabah kahvaltısı için masaya oturdu. Bu uzun masada, siyah şamdanlar eşliğinde yalnız başına yemek yemekten çok hoşlanıyordu. Şöminenin başında korku hikayeleri okumak dışında en sevdiği ikinci aktivite buydu. Kahvaltısını ettikten sonra kütüphanesinde biraz vakit geçirdi. Bu gece için hazırlık yapmasına gerek yoktu çünkü cinayet işlemek için her zaman hazırlıklıydı. Bunun için kendisine özel bir oda hazırlamıştı. Orada ihtiyacı olan her şey fazlasıyla vardı. Ama orada cinayet işlemekten çok odanın atmosferini seviyordu. O atmosfere bir de kurbanlarının acı dolu çığlıkları karışınca, o odaya daha çok hayran kalıyordu. Oraya çığlık odası diyordu. Şatodaki tüm hizmetçiler o odayı da orada ne yapıldığını biliyorlardı. Hatta Darcy’nin her cinayetinden sonra hem odayı hem de odadaki tüm aletleri öznele temizliyorlar, bir sonraki cinayet için hazırlıyorlardı. Bu artık onun hobisi olmuştu. Cinayet işlemeden, birilerini öldürmeden yaşayamazdı. Nihayet hava kararmıştı. Devasa merdivenlerin başındaki saat gecenin on birini gösteriyordu. Kadın bir süre sonra burada olacaktı. Hizmetçilerinden birine, kadın buraya geldiğinde kendisine haber vermesini söyleyerek şöminenin başına geçti. Kendisine bir kadeh kırmızı şarap doldurdu ve ateşin başında, keyifle şarabını yudumlamaya başladı.</p>
<p>Biraz sonra hizmetçisi ona genç kadının bahçeye girdiğini haber verdi. Darcy’de müzisyenini çağırdı ve orgun başına geçmesini emretti. Bu iş müzik olmadan istediği hazzı vermiyordu.</p>
<p>Darcy çığlık odasına gidip kapıyı açık bıraktı ve uşağının buraya getireceği yeni kurbanını beklemeye başladı. O sırada ortamı biraz romantikleştirmek için duvarlarda asılı olan gaz lambalarını ve her bir köşeye yerleştirdiği, beline kadar uzanan siyah mumları yaktı. Duvarlar siyaha boyalıydı, üzerinde de yer yer kırmızı gül resimleri vardı. Zemin yine siyah parkelerle kaplıydı. Aslında parkelerin kırmızı renkte olmasını istemişti ama o zaman kurbanların kanları belli olmazdı. Kan göremeyecekse neden birilerini öldürecekti ki? Odanın bir duvarını kaplayan uzun tezgâhın üzerinde işkence ya da cinayet için gerekli her türlü malzeme vardı. Testere, balta, bıçak, çeşitli kalınlıkta ipler, zincirler, kerpetenler ve buna benzer birçok ölümcül, kesici ve dilici alet. Odanın tam ortasında ise çam ağacından yapılmış uzun bir masa ve her iki ucunda kurbanların ellerini ve ayaklarını bağlayabilmek için yerleştirilmiş ipler vardı. Ayrıca birkaç büyük vazoda canlı kırmızı güller, odaya kokusunu yayması için altın bir kap içinde gül suyu vardı. Bu odayı tamamen kendi başına tasarlamıştı. Kurbanlarının kendi zevkine göre döşediği bir odada ağırlıyordu. Onlara kendilerini özel hissetmelerini sağlamak için de odayı bu kadar bakımlı ve olabildiğince lüks donatmıştı. Bir süre odanın içinde volta attıktan sonra kapıda bir silüet belirdi. Sarı saçlı, bebek suratlı genç kadın kapının önünde durmuş gülümseyerek ona bakıyordu. Odanın içinde yanan mumların ve gaz lambalarının alevinin suratına yansıması, onu daha da karşı konulmaz yapıyordu. Çünkü dışarıda karşılaştıklarında saf görünen bu kadın şimdi bu karanlık ve kasvetli mekânda daha sert, daha cazibeli ve daha havalı görünüyordu. Bu karanlık onun tüm saflığını ve masumiyetini yok etmişti. Şimdiye kadar hiçbir kadına olmayan şey ona olmuştu. Şimdiye kadar hiçbir kadın onun gözüne bu kadar güzel, bu kadar çekici görünmemişti. Ona doğru birkaç adım attı. Ama kadın olduğu yerde duruyordu. Hala ona bakıyor, gülümsüyordu. </p>
<p>“Beni öldürün efendim. Sizin kurbanınız olmak istiyorum.” dedi kadın, cilveli bir tavırla.</p>
<p>Darcy gözlerini kıstı ve ağır adımlarla genç kadına doğru birkaç adım attı.</p>
<p>“Hayır, seni öldürmeyeceğim.” dedi aynı anda. Ama genç kadın sanki onu duymuyormuş gibi konuşmayı sürdürdü.</p>
<p>“Beni öldürün efendim, en azıdan deneyin. Beni kurban etmeyi deneyin, neler olacağını o zaman göreceksiniz.”</p>
<p>Darcy kaşlarını çattı. Genç kadın, son sözlerini tehditkâr bir tavırla söylemişti. </p>
<p>“Ne demek istiyorsun? Eğer istersem seni şimdi öldürebilirim.” </p>
<p>Genç kadın karşılık vermeden içeri girdi. O sırada garip bir şey oldu. Kadın, odasının içine girerken attığı her adımda değişiyordu. Sanki boyu gittikçe uzuyor, cildi kararıyor ve buruşuyor, saçları yavaş yavaş dökülüyordu. Darcy şaşkınlıkla kadını seyrederken, kadın içeriye girip onun tam karşısına geldiğinde artık bir canavara dönüşmüştü. Darcy gözlerini kocaman açmış, şaşkınlıkla ona bakıyordu.</p>
<p>“Ne? Neler oluyor?” diye, korkuyla sordu Darcy.</p>
<p>Canavar, kalınlaşmış ve boğuklaşmış çirkin sesiyle karşılık verdi.</p>
<p>“Ben senin bu zamana kadar öldürdüğün genç kadınların ruhlarının koruyucusuyum.”</p>
<p>“Ne saçmalıyorsun sen?” diye haykırdı Darcy.</p>
<p>“Ben ruhların koruyucusuyum. Şimdi seni almaya geldim. Cezanı diğer alemde öldürdüğün kadınların ruhları verecek.” </p>
<p>“Hayır... Hayır, bunu yapamazsın! Hayır.” diye bağırıyordu Darcy. </p>
<p>Yaratık uzun, ince ve siyah sıvıların aktığı kollarını Darcy’nin bedenine sardı. Sonra siyah bir duman yükseldi ve Darcy, ruhların koruyucusuyla beraber ortadan yok oldu. Orada kalan ve ona ait şeyler ise yalnızca giysileri ve çizmeleriydi.      </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YARIM KALAN ŞİİR</title>
<link>https://fikirizleri.com/yarim-kalan-siir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yarim-kalan-siir</guid>
<description><![CDATA[ Hikâye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68faa01371bde.webp" length="23486" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 00:38:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>#deneme, #hikâye, #şiir, #yazar, #hüzün, #özlem, #hasret, #Azelya #affetmek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yarım Kalan Şiir</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Mevsim, sessizliğin en derin tonuna bürünmüştü.</p>
<p>Yaz, ardında tuzlu bir hüzün ve boşalmış sokaklar bırakmıştı.</p>
<p>Sahil kasabası, geçmişin yankısıyla soluk alıyor; deniz her dalgasında bir zamanları geri çağırıyordu.</p>
<p>İşte o çağrı, Engin’i yıllar sonra yeniden oraya sürükledi: Azelya’nın kıyısına.. </p>
<p></p>
<p>İstanbul’un karmaşasından kaçan Engin, gençliğinin izlerini taşıyan bu kasabaya yalnızca dinlenmek için gelmemişti.</p>
<p>Bu bir kaçış değil, bir yüzleşmeydi. Kalbinde yankılanan bir isimle gelmişti: Azelya..</p>
<p></p>
<p><strong>İlk Karşılaşma — Limanda</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Engin, Azelya ile ilk tanıştığı anları hatırlıyordu. Onunla geçirdiği günler, aylar ne kadar güzeldi. Sanki bir masal gibi.. </p>
<p></p>
<p>Engin, eski limanın taşlarına basarken bir ses duydu arkasından:</p>
<p></p>
<p>“Gözlerinle mi arıyorsun denizi, yoksa içindekini mi?”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Sesin sahibine döndü. Elinde fotoğraf makinesiyle, saçları rüzgârda savrulan bir kadın duruyordu.</p>
<p></p>
<p> “Bazen insan,” dedi Engin gülümseyerek, “aramadığı şeyi bulur denizde.”</p>
<p>“Ya bulduğunu kaybederse?” diye sordu kadın.</p>
<p>“O zaman deniz alır, geri vermez.”</p>
<p></p>
<p>Azelya, objektifi indirip Engin’e baktı.</p>
<p></p>
<p>“Ben o denizi yıllar önce kaybettim,” dedi.</p>
<p></p>
<p>Engin o an, bu kadının sadece sahilin bir parçası değil, sanki denizin kendisi olduğunu hissetti.</p>
<p></p>
<p>O yaz, Engin’in hayatının en gerçek mevsimiydi. Sanki dünyanın en mutlu insanıydı. </p>
<p>Sokaklar kahkahalarla yıkanmış, yıldızlara fısıldanan evlilik hayalleriyle geceler uzamıştı.</p>
<p></p>
<p>Bir akşam, iskelede yan yana oturuyorlardı.</p>
<p>Dalgalar kıyıya vuruyor, uzaklardan bir tekne lambası göz kırpıyordu.</p>
<p></p>
<p> “Engin,” dedi Azelya usulca, “hiç düşündün mü, bazı insanlar neden aynı yerde kalamaz?”</p>
<p>“Belki de bazı kalplerin rotası sabit değildir,” dedi Engin.</p>
<p>“Ben buradayım, köklerim bu toprakta. Seninki nerede?”</p>
<p>“Bilmiyorum,” dedi Engin sessizce. “Belki de senin gözlerinde...”</p>
<p></p>
<p>Azelya başını çevirdi, denize baktı.</p>
<p></p>
<p> “O gözlerde kalmak cesaret ister,” dedi. “Deniz bazen sever, bazen boğar.”</p>
<p>Engin gülümsedi:</p>
<p>“Ben boğulmaya razıyım.”</p>
<p></p>
<p>Ve bir sabah, hiçbir veda olmadan gitti Engin.</p>
<p>Ne bir söz, ne bir sarılma… Sadece sessizlik.</p>
<p></p>
<p>Azelya, o sabah dalgaların sesinde bir eksiklik hissetti.</p>
<p>Kıyıya gelen her dalga sanki aynı şeyi söylüyordu: “Gitti…”</p>
<p></p>
<p> “Bana bile söylemeden…” diye mırıldandı kendi kendine.</p>
<p>“Belki de ben bir rüyaydım onun için.”</p>
<p>“Uyandı ve rüyası bitti.. ”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bir rüzgâr esti, saçlarını savurdu.</p>
<p></p>
<p> “Ama rüyalar bile bazen uyananı takip eder,” dedi, dudaklarının arasından çıkan ince bir sızıyla.</p>
<p></p>
<p><strong>Yıllar Sonra — Dönüş</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yıllar geçmişti. Engin, aynı kayaların üzerinde oturuyordu.</p>
<p>Elinde eski bir fotoğraf: bulanık, ama belli…</p>
<p>Azelya, deniz kenarında, objektifin arkasında.</p>
<p></p>
<p>Kulağında bir ses yankılandı — o tanıdık ses:</p>
<p></p>
<p>“Bana sevdanı söylediğin iskele kenarında,</p>
<p>Kalbimin ritmi değişiyordu sana baktıkça…”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Engin fısıldadı:</p>
<p></p>
<p>“O zaman anlamamıştım Azelya… Sen bir kadından fazlasıydın.” dedi kendi kendine. </p>
<p></p>
<p>Ertesi gün kasabanın küçük kafesinde onu yeniden gördü.</p>
<p>Azelya değişmişti, ama gözleri hâlâ aynıydı.</p>
<p>Göz göze geldiler.</p>
<p>Sessizlik, yılların özeti gibiydi.</p>
<p></p>
<p>Engin masasına yaklaştı.</p>
<p></p>
<p>“Uzun zaman oldu,” dedi.</p>
<p>“Zaman bazen dönmez sanır insan,” dedi Azelya. “Ama deniz hep aynı yere vurur.”</p>
<p>“Affedebilir misin?”</p>
<p>“Deniz affetmez Engin. Sadece unutur gibi yapar.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bir süre sustular. Kahveler soğudu, rüzgâr perdeleri dalgalandırdı.</p>
<p>Engin gözlerini ondan ayıramadı.</p>
<p></p>
<p> “Sen hâlâ fotoğraf çekiyor musun?”</p>
<p>“Artık sadece hatıraları,” dedi Azelya. “Çünkü bazı yüzler, tekrar kadraja sığmaz.!”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Sonra, gülümser gibi yaptı:</p>
<p></p>
<p> “Biliyor musun, bazen düşünüyorum… belki de sen benim yarım kalan şiirimdin.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Engin’in sesi titredi:</p>
<p></p>
<p>“Hayır Azelya, şiir sendin.</p>
<p>Ben sadece son mısrayı yazamayan bir adamdım.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Azelya gözlerini kaçırdı.</p>
<p></p>
<p>“Bazı mısralar tamamlanmaz Engin. Çünkü biterse büyüsü bozulur.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>O an, Engin anladı:</p>
<p>Azelya bir hayal değildi.</p>
<p>O bir şiirdi.</p>
<p>Okuyup bitiremediği, yarım bırakıp gittiği bir şiir…</p>
<p><strong>“Bazı şiirler, son mısrasını bulamadan ömür boyu insanın içinde yankılanır... ”</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Boşlukta Yürüyen</title>
<link>https://fikirizleri.com/Bosluktayuruyn</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Bosluktayuruyn</guid>
<description><![CDATA[ İnsan zihni kaçamayacağı bir hapisanedir... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68f68ca67e36e.webp" length="20780" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 22:26:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sevim Aslan</dc:creator>
<media:keywords>Yalnızlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Tavanı izliyordu. İnsan zihni, kaçamayacağı bir hapishanedir. Duvarlar—sadece taş değil, düşüncenin bizzat kendisidir. Sararmış, küflenmiş, zamana yenilmiş. Odanın köşelerinde ince ağlar sarkıyordu; örümcekler bile burada bir düzen kurmuştu. Kaosun içinde bile bir düzen! Ama insan zihni… İnsan zihni, bu düzeni yadsıyacak kadar dağınıktır.</em></p>
<p><em>Ölüm? Ha! Ölüm üzerine düşünmek, ancak yaşama dair umudunu kaybedenlerin lüksüdür. İnsan, uçurumun kenarında yeterince uzun süre durursa, boşluk artık bir tehdit olmaktan çıkar. Boşluk da bir eve dönüşür. İnsan alışır. Kendi yıkımına bile alışır!</em></p>
<p><em>Ay ışığı, pencerenin aralığından içeri sızdı. Dolunay. Gökyüzünde bir taş parçası; ne iyi ne kötü. Ama biz ona anlam yükleriz. Çünkü insan, anlamsızlık karşısında titrer. Oysa ay, hiçbir şeyi umursamaz. Tanrılar bile öldüğüne göre, şu taş parçası neden bir anlam taşısın?</em></p>
<p><em>Bir yudum kahve aldı. Soğumuştu. Tadı, geçmişin bayatlamış anıları gibi diline yapıştı. Yaşam da böyle değil miydi? Önce sıcak, sonra dayanılmaz. Sonra soğuk ve anlamsız. Bardağı masaya koydu. Düşünmek… Düşünmek öldürmezdi belki ama insanı ağır ağır çürütürdü. Kaçmalıydı. Yürümeliydi.</em></p>
<p><em>YÜRÜYÜŞ</em></p>
<p><em>Gece. Maskeler düşmüştü. Gündüzler, büyük bir sahnedir—oyun, ışık, yapay gülüşler… Ama gece! Gece, hakikatin zamanıdır. Her şey daha çıplak, daha acımasız, daha gerçek.</em></p>
<p><em>Ayakları taşlara çarptıkça ses yankılandı. Gecede yankılanan bir adam—hiçliği içinde kaybolmuş, ama yine de bir yerlere yürüyen. Şehre baktı. Işıklı tabelalar, sokak köşelerinde bekleyen yorgun bedenler, banka oturmuş dumanın içinde kaybolan bir adam… Hayat devam ediyordu. Ne trajik! İnsanlar, hiçliğin içinde bile hareket ediyordu. Bir amaç uğruna mı? Hayır! Çoğu, sadece yürüyordu.</em></p>
<p><em>Sahile yöneldi. Deniz… Ah, deniz! Her şeyi yutar. Çığlıkları, kaybolmuş bedenleri, unutulmuş hikâyeleri. Deniz unutmaz ama susturur. İşte bu yüzden deniz, yaşamın en büyük yalanıdır.</em></p>
<p><em>Dalgalar kayalara çarpıyordu. Ritim içinde bir kaos. Bir düzenin içinde süreklilik, ama yine de yıkım. Deniz, her seferinde kıyıyı döver. Tıpkı yaşam gibi. Tıpkı insanın kendi içindeki yankılar gibi.</em></p>
<p><em>Uçurumun kenarına geldi.</em></p>
<p><em>UÇURUM</em></p>
<p><em>Aşağıya baktı. Boşluğa. Boşluk da ona baktı.</em></p>
<p><em>Kaybolmanın iki yolu vardır: Bir başkasının içinde kaybolmak ya da kendi içinde. O, ikinci yolu seçmişti. Çünkü insan, en büyük hapishanesini kendi zihninde taşır. Uçurum, sadece bir simgedir. Hakikat, insanın kendi içindedir. İnsan, kendi uçurumunu içinde taşır.</em></p>
<p><em>Ama sonra… Bir hareket!</em></p>
<p><em>Gölgelerin içinde bir adam. Uzakta bir bankta oturmuş, sigarasının ucunda titreyen bir kor. O da buradaydı. O da uçurumun kenarındaydı.</em></p>
<p><em>Belki de en büyük trajedi, yalnız olmadığımızı fark etmektir. İnsan, kendi karanlığında eşsiz olmayı diler, ama sonra bir gölge daha görür. İşte o an, yalnızlığın bile bir yanılsama olduğunu anlar.</em></p>
<p><em>Bir adım geri attı. Sonra bir adım daha.</em></p>
<p><em>Ve yürümeye başladı.</em></p>
<p><em>Çünkü bazen, uçurumdan atlamak değil, yürümek gerekir.</em></p>
<p><em>Bazen, düşmekten daha cesur olan şey, yaşamaya devam etmektir.</em></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYAY NEDİR?</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayay-nedir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayay-nedir</guid>
<description><![CDATA[ YAZAR ,HİKAYE,EDEBİYAT ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e17f203ff1e.webp" length="66482" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 14:14:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Sunar Özcan</dc:creator>
<media:keywords>YAZAR, HİKAYE, EDEBİYAT</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;">HAYAT NEDİR?<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Gün yağmur seslerinin cama vurmasıyla başladığında içimdeki umutsuzluk, kasvetli bir nefesle yatak odamın tavanına yayıldı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Günlerden Pazar olmalıydı,” diyerek çıktım yataktan. Ancak Pazar günü için bir hafta daha beklemem gerekiyordu. Haftanın altı günü sabah dokuzdan akşam yediye kadar çalışmak, vampir gibi kanımı emiyordu. Hayat yorgunu pek çok kimse gibi bende Ege ya da Akdeniz sahilinde küçük bir köyde ya da kasabada emeklilik hayalleri kurmaya başlamıştım. Ancak otuz yaşındaydım ve öncesinde kurulması gereken başka hayallerim olmalıydı. Evlenip çoluk çocuğa karışmak gibi…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Otomobilime binip sitenin otoparkından çıktım. Ana caddede yavaş yavaş ilerken kaldırımda gözlerinde benimkine özdeş bakışlarla yürüyen öğrencileri gördüm. Hadi ben iş-güç derken hayatın bana sunduğu yoğun iş temposu içinde robotlaşmış yaşıyorum da size ne oldu, diye sormak geldi içimden. Anneleri çantalarını taşıyor, kimi şemsiyeyi ıslanma pahasına çocuğunun başına tutuyordu. Ona rağmen çocuklar memnuniyetsiz bir yüz ifadesiyle prens ya da prenses gibi afra tafra yapıyordu. Camı indirip hepsine,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Şımarıklar!” diye bağırmak geldi içimden. Özel otomobille okula bırakılanlara ise ne demeliydim, bilmiyorum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İki kere şımarıklar!” Bu tablo beni evlenme ve bir çocuğun kölesi olma fikrinden hemen soğuttu. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Liseyi bitirene dek beni okula bırakmak zorunda kalan babama ettiğim eziyetler geldi aklıma.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Servisle mi gitsen? İşe geç kalıyorum,” dediğinde onunla üç gün konuşmamıştım. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Biricik kızını okula götürmek sana yük gibi mi geliyor?” Annem hemen suratını büzüştürünce babam,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben hiç kızımı üzer miyim?” diyerek işe geç kalmayı göze almıştı. Tekrar direksiyona vurdum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Keşke yapmasaydın baba! Hayatımı bu kadar kolaylaştırmasaydın.” Üniversite okumak için Ankara’ya gitmek zorunda kaldığımda üç ay ağlamıştım. Aileme okuduğum şehre taşınmaları konusunda baskı yapsam da annem bu defa,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayır,” demişti. “Sonsuza dek yanında olamayız.” İyi ki de öyle demişti. Üniversite öğrencisiyken, nerede akşam orada sabah eğlenir, sinema, tiyatro, turla gezi gibi pek çok aktiviteyi katılıp günümü gün ettim. Hayatın hep böyle akıp gideceğini zannediyordum. İhtiyarlamak kelimesi dilime pelesenk olamayacak kadar uzaktı benden. Ruhumun hep genç kalacağını sanırdım. Okul arkadaşlarımla yetmiş yaşımıza gelsek bile her yaz bir araya gelip Avrupa’da tatil yapmayı planlardık. Birbirimize buluşma sözü vererek mezun olduk. Ancak o günden beri tek bir gün dahi görüşemediğimiz gibi her birimiz farklı şehirlere dağıldığımızdan zamanla birbirimizle iletişimimiz de kesildi. Sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla herkes benim gibi hayat gailesi içinde oradan oraya savruluyor. Yine de şanslıyım. Çünkü bekârım. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İş yerini otoparkına girmeden hemen önce işe gitmekten vazgeçtim. Aracımı kahvaltı etmeyi sevdiğim pastanenin olduğu semte sürdüm. En yakın otoparka park edip yağış hızını azaltan gökyüzü altında ağır adımlarla pastaneye kadar yürüdüm. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gördüğüm en yakın masaya oturdum. Garsona simit, çay, peynir ve zeytinden oluşan kahvaltı isteyip çantamdan telefonumu çıkardım. Babamı arayıp çalışmaktan çok sıkıldığımı, istifa edip yanlarına döneceğimi söylesem ne derdi acaba? Bana kıyamazdı haliyle.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Arasam mı?” diye düşünürken çayım kondu önüme. Arkasından da yiyeceğim servis edildi. Çayımdan bir yudum almışken telefonum mesaj sesiyle beraber titredi. Elektrik idaresinden gönderilen mesaj bu ayki fatura ödememi hatırlıyordu. Burnumu kırıştırıp kahvaltı edecekken telefonum yeniden titredi. Su faturası gelmişti. Üç gün sonra ise kiramı yatırmam gerekiyordu. Ayrıca buzdolabım boş olduğu için akşam eve dönmeden önce alışveriş yapmalıydım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çayımı ağzımı yaka yaka içip simidi iki zeytinle ağzımı tıkıştırdım. Telefonum çalıyordu. Aynı bankoyu paylaştığım arkadaşım merak ettiği için beni arıyordu. Telaşla masadan kalkıp hesabı ödedikten sonra otomobile doğru koştum. Bu kadar uzağa park edecek ne vardı? Arkadaşım tekrar ararken telefonu açtım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Neredesin? Hasta mısın yoksa?” Nefes nefese,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayır,” dedim. “Felekten birkaç saat çalmak istedim, ama sağ olsun maddi gerçeklikler beni uyandırdı. Hemen geliyorum.” Söylediklerimden bir şey anlamadığına eminim, ama ben ne yapmamam gerektiğini anladım.<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kayıp masumiyet</title>
<link>https://fikirizleri.com/kayip-masumiyet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kayip-masumiyet</guid>
<description><![CDATA[ “Bir gecede büyümek zorunda kalan bir kızın, sessizliğe sığınarak hayatta kalma hikâyesi bu.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68f390a202dfa.webp" length="7876" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 16:07:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hasret</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>Bazı tarihler silinmez takvimden…</p>
<p>28 Aralık.</p>
<p></p>
<p>Dışarıda ayaz var. Havanın keskin soğuğu, tenimi değil, ruhumu donduruyordu sanki. Dudaklarım titriyor, ellerim buz kesmiş hâlde, sokak lambasının solgun ışığı altında kaldırım taşına sinmiş oturuyordum.</p>
<p>Ne gidecek bir yerim vardı, ne de sığınacak bir kimsem.</p>
<p></p>
<p>Kim olduğumu bile bilmiyordum. Annem kimdi, babam kimdi…</p>
<p>Tek bildiğim, yıllarca duvarları nem kokan bir yetimhanede geçtiğim çocukluktu.</p>
<p></p>
<p>Sonra… lise son sınıfta, birine güvenip kaçtığım o gün.</p>
<p>Zihnimde hep o an dönüp durur.</p>
<p>Birine inanmanın, birini “evim” sanmanın bedelini o gün öğrendim.</p>
<p>Bana yaptığı kötülüğü nasıl unutabilirdim ki?</p>
<p>Kimsesiz birini kandırmak kolaydı onun için… ama bende bıraktığı iz, bir ömürlük yaraydı.</p>
<p></p>
<p>O günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum.</p>
<p>Yetimhanenin demir kapısından çıktığımda içimde tuhaf bir sevinç vardı.</p>
<p>İlk kez kendi kararımı veriyordum; ilk kez “özgürüm” demiştim kendime.</p>
<p>Elimde küçük bir çanta, cebimde sadece birkaç kuruş… ama kalbimde koca bir umut taşıyordum.</p>
<p></p>
<p>Onun sesini hatırlıyorum hâlâ — yumuşak, güven veren bir sesti.</p>
<p>“Artık yalnız değilsin,” demişti bana.</p>
<p>O cümleye öyle inanmıştım ki, dünyayı bile karşıma alabilirdim o an.</p>
<p>Beni şehir dışına götüreceğini söylemişti. “Yeni bir hayat kuracağız,” diye fısıldamıştı kulağıma.</p>
<p>O söz, yıllarca duyulmayan bir ninninin yerini almıştı içimde.</p>
<p></p>
<p>Yolda arabada gülüyorduk; ben korkudan ellerimi dizlerimde kenetlemiş olsam da, onun her bakışı güven gibi geliyordu.</p>
<p>Ama o gün, o yol, o kahverengi ceketli adam… hayatımın en uzun gecesine dönüştü.</p>
<p></p>
<p>Birden araba bir ara yola saptı.</p>
<p>“Buradan mı gidiyoruz?” dedim, sesim titrekti.</p>
<p>O sadece sustu.</p>
<p>Gözleri artık tanıdığım o adama ait değildi.</p>
<p></p>
<p>Bir evin önünde durdu, sonra kolumdan tuttu, sertçe çekti.</p>
<p>Direndim, bağırdım, kaçmaya çalıştım ama sesimi yutan o gecede kimse duymadı beni.</p>
<p>Karanlık, sessizlik ve korku iç içe geçti.</p>
<p></p>
<p>O an anladım… bazı insanlar yalnızca iyilik sözüyle değil, kötülüğüyle de kazınır insana.</p>
<p>Sabah olduğunda ne ruhum kalmıştı yerinde, ne de çocukluğumdan kalan umut.</p>
<p>Aynaya baktığımda tanıyamadım kendimi.</p>
<p>Artık “ben” dediğim kişi yoktu.</p>
<p>Sadece bir kabuk kalmıştı geriye; içi sessizlikle dolu, kırılmış, suskun bir kabuk.</p>
<p></p>
<p>Keşke o kapıdan hiç çıkmasaydım.</p>
<p>Keşke o sesi hiç duymasaydım.</p>
<p>Keşke yetimhanenin soğuk duvarları arasında kalıp yalnızlığıma sarılsaydım da, insan suretindeki o kötülüğe inanmasaydım.</p>
<p></p>
<p>Pişmanlık öyle bir duyguydu ki, yavaş yavaş içimi kemiriyordu.</p>
<p>Sanki ruhumun içinde küçük bir yara vardı ve her nefeste biraz daha kanıyordu.</p>
<p>Kendime kızıyordum; aptallığıma, saflığıma, “belki bu defa biri kalır” diye inanmama…</p>
<p>Oysa kimse kalmazdı. Kimse kalmadı.</p>
<p></p>
<p>Her sabah uyanınca gözlerim tavana dikilirdi; nefes alıyor olmam bile utanç gibi gelirdi.</p>
<p>“Yaşamak” kelimesi içimde bir yük, bir cezaydı sanki.</p>
<p>Birine güvenmenin bedelini bir gecede ödemiş, ömrümün geri kalanına iz olarak taşımıştım.</p>
<p></p>
<p>Sonra kendi kendime söz verdim:</p>
<p>Bir daha kimseye inanmayacaktım.</p>
<p>Bir daha kimseye gülmeyecek, kimsenin gözlerine bakmayacaktım.</p>
<p>Sevgiye değil, sessizliğe sığınacaktım.</p>
<p>Çünkü sessizlik acıtmazdı.</p>
<p>İnsanlar kadar acıtmazdı en azından.</p>
<p></p>
<p>Ama ne kadar unutmam gerekse de, o gecenin yankısı hep kulağımda kaldı.</p>
<p>O kapının gıcırtısı, o elin sertliği, o gözlerin soğukluğu…</p>
<p>Hepsi hâlâ orada.</p>
<p>Ben sustukça, onlar konuşmaya devam ediyor.</p>
<p></p>
<p>Yıllar geçti.</p>
<p>Zaman unutturur, dediler.</p>
<p>Ama unutmuyor insan.</p>
<p>Sadece acının yerini değiştiriyor.</p>
<p>Bir bakmışsın gülüşünün kenarında, bir susuşunun içinde saklanmış.</p>
<p></p>
<p>Ben o günü, o geceyi unutmadım.</p>
<p>Ama artık onunla savaşmıyorum.</p>
<p>Kendimi affedemedim belki… ama artık </p>
<p>suçlamıyorum da.</p>
<p>Çünkü anladım; bazı yaralar kapanmaz, sadece kabullenilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ziyaret</title>
<link>https://fikirizleri.com/ziyaret</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ziyaret</guid>
<description><![CDATA[ Birbirinden kopuk 3 kardeş babalarının evine bayram ziyaretiyle hayatları tamamen değişir, bu ziyarette sırlar, söylenmesi gereken ama söylenemeyenler dile gelir hesaplaşma ve yüzleşme ailenin hayatlarını tamamen değiştirir ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68f1e97c11bb9.webp" length="91032" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 10:01:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Yıldız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>1. Bölüm: Eve Dönüş Kahvaltı masasının ortasında taze kesilmiş ekmek kokusu yayılsa da odadaki sessizliğin havası ağırdı. Zeliha, sofrayı büyük bir özenle kurmuştu. Yeşil örtüsünü sererken özenle yerleştirdiği çay bardaklarını pırıl pırıl silmiş, göz alıcı bakır cezvede kahve hazırlamıştı. Bayramın ilk günüydü, ama bahçedeki iğde ağaçlarının hışırtısı dışında evden ne bir kahkaha ne de bir bayram sevinci yükseliyordu. Zeliha mutfak penceresinden dışarı baktı; uzun yıllardır bu kadar çok hazırlık yapmamıştı. Metin hapisten çıktığından beri bu, ilk defa çocuklarını bir arada göreceği an olacaktı. İçinde ince bir huzursuzluk vardı. Ne olursa olsun, herkesin bugün birbirini incitmeden bir arada kalmasını istiyordu. Arabanın sesiyle irkildi. “Metin geldi,” diye mırıldandı kendi kendine. O sırada İrfan, odanın köşesindeki eski ahşap koltukta gazeteyi sessizce katladı. Karısının sözlerini duymuş ama cevap vermemişti. Yüzünde sert bir ifade vardı; gazeteyi bırakıp ayağa kalkarken gözlerinde geçmişin gölgesi dolaşıyordu. Kapı çalındı. “Hoş geldin, oğlum,” dedi Zeliha kapıyı açarken, yorgun ve tedirgin bir gülümsemeyle. Metin’in yüzündeki ifadeden hayatının ağırlığını görmek mümkündü. Kalın kaşları çatılmış, yanakları içeri çökmüş, gözlerinin altındaki halkalar uykusuzluğun ve düşüncelerin iziydi. Ancak annesiyle karşılaşınca yüzüne yavaş yavaş bir sıcaklık yayıldı. “Bayramınız mübarek olsun, ana,” dedi ve zor da olsa gülümsedi. “Gel, geç içeri. Baban içeride…” dedi Zeliha, ama sesi son kelimede hafifçe titredi. Metin, babasının varlığının ağırlığını biliyordu. İçeri adım attığında, İrfan’la göz göze geldi. Selam verdi, ama İrfan yalnızca başını eğerek kısa bir cevap verdi. Zeliha, sessizliği dağıtmak için hemen konuyu değiştirdi. “Bak, Fatma da burda , dedi. “Masayı özenle hazırladık. Rızada nerdeyse gelir siz torunlar oh Bayram gibi bayram olsun istiyorum.” Metin, cevap vermedi, gözlerini kısa bir süre yere dikti. Onun da kafasında başka bir masada toplanan geçmişin hayaletleri vardı. Bir süre sonra bahçeden başka bir arabanın sesi geldi. Bu kez Rıza ve Gülce gelmişti. Rıza, yıllardır düzenli yaşamaya alışmış, iyi bir hayat kurmuş adamın havasını taşıyordu, ama gözlerinin derinindeki dalgınlık hala duruyordu. Gülce ise arabadan iner inmez boynundaki pırlanta kolyeyi düzelterek “Hay Allah, buraya gelmek için ne çile çektik, hiç asfalta doğru düzgün bir yol yapamamışlar mı?” diye sordu. Metin, kenardan bu sözleri duydu ve kardeşinin hayatına dahil olan bu kadına içinden hafif bir öfkeyle baktı. Annesi herkesi masaya çağırırken, herkes için artık zor bir günün başladığı belliydi.Sofra dolmuştu. Çay bardakları tıkırdıyor, kahvaltı tabakları arada el değiştiriyordu. Ancak ortamda belli belirsiz bir huzursuzluk vardı. Gözler konuşmaktan çok kaçınıyor, her kelime özenle seçiliyordu. Masanın köşesinde oturan Metin, çatalıyla önündeki domatesi dilimlemeye çalışırken, babasının ona ara ara attığı soğuk bakışları hissetti. Bir an yerinden kalkmak, bahçeye çıkıp sigara yakmak istedi, ama bunu yapmak bile içsel bir cesaret gerektiriyordu. “Metin, nasılsın oğlum? İşin sıhhatin yerinde mi? "diye sordu annesi, biraz sessizliği bozmaya çalışarak. “İyi gidiyor ana,” dedi Metin, sert sesiyle. “Naci abi sağolsun komyonetlerden birini verdi köylerden süt topluyorum mandıraya Geçen hafta yeni bir köy eklendi. Çalışıyoruz işte…” Bu sırada İrfan, uzun zamandır beklediği patlamayı yaptı. Gözlerini masadaki çay bardağından kaldırmadan konuştu. “Çalışıyorsun… Hadi bakalım. İnsan bir hata yaptı mı, onu telafi etmek için çalışır zaten. Ama hataları unutmak öyle kolay olmaz.” Metin’in çatalı, tabaktaki domatesin üzerinde asılı kaldı. Ortamdaki hava aniden gerilmişti. Rıza, başını masadan kaldırıp babasına bakmak istediyse de bir şey söylememeyi tercih etti. Zeliha ise hemen konu değiştirmek istedi. “İrfan bey , bayram günü... Metin işine bakıyor. Sen de hep geçmişe dönüp durma artık…” İrfan, başını kaldırıp karısına baktı. “Sen karışma Zeliha hanım . Bir baba olarak oğlumla konuşuyorum.” “Bırak şu baba işlerini be!” diye yükseldi Metin bir anda. “Ben senin gözünde hâlâ o hapisteki adamım, değil mi? Ne yapsam değişmeyecek bu.” Sözler sofranın üzerine buz gibi düştü. Rıza gözleri tabağa dalarak gülümseyerek "işte çiftçi ailesi bu aile picasso tablosu gibi eşsiz ve benzeri yok, işte irfan çiftçi ve sevgili oğlu metin çiftçi" Fatma, kahvaltının büyük kısmını sessizlikle geçirmişti ama abisinin bu sert çıkışına kaşlarını çattı. Annesi ne yapacağını bilemeden konuşmaya çalıştı. “Metin, oğlum…” Fatma, sonunda sesini yükseltti. “Bırakalım da insanlar bir günün tadını çıkarsın. Yeter! ! Her bayram aynı kavga… Herkes kendi derdinde zaten…” Metin, küçük kız kardeşine bakarken ne kadar büyüdüğünü ve kırılgan da olsa bu evde en fazla sorumluluk taşıyan kişi gibi davrandığını fark etti. Ona doğru eğilerek alaycı bir tonda konuştu. “Sen de âleme moral dağıtıyorsun artık, öyle mi? Kendi evindeki sorunları çöz de sonra bizle uğraş! "Nerde kocan" Metin'in kaşı hafifçe kalktı, yüzüne alaycı bir ifade yerleşti. "Demek o önemli toplantıya katılıyor," dedi soğuk bir tonda. "Gelecekti de, değil mi? Ama önceliklerini iyi biliyor. Ne zaman bir şey isteseniz beyefendi ortadan kaybolmuyor mu?" Fatma, abisinin bu çıkışına sinirlenmek yerine sakince konuşmayı tercih etti: "Bu mesele seni ilgilendirmez. Adem'in ne yaptığı bizim aramızdaki bir şey. Yine de yanlış düşündüğünü söyleyeyim; iyi bir insan Adem. Belki sen de onu biraz tanımaya çalışsan, kim bilir, belki yanıldığını görürsün." Metin, çayından bir yudum alarak arkasına yaslandı. "Fatma," dedi soğuk bir sesle. "Benim bu hayatta gördüğüm hiçbir şey bir daha yanıltmaz. Sen ne dersen de, Adem benim gözümde hâlâ bir silüetten ibaret." Fatma, öfke ya da kırgınlık göstermek yerine, masayı toplamaya kalktı . "Bak Metin, ne Adem, ne sen, ne de bir başkası beni sinirlendirebilir artık. Hayatta her şeyden önemlisi, kendimize sahip çıkabilmek... İnsan, neyi kaybettiğini ve neyin asla geri gelmeyeceğini bilince, gerisi anlamını kaybediyor." Fatma’nın yüzü bir anda sakinleşmiş gibi oldu. Gözleri dolsa da dik durmaya çalıştı. Metin’in gerçek anlamda kalbini kırmış olduğunu biliyordu. Onun her sözünde, abisinin çocukluktaki o öfkeli halini görür gibiydi. Masadaki sessizliği yine Gülce bozdu. Kahvaltı boyunca sessizliğini koruyan Rıza’nın eşi, memnuniyetsiz tavrını gizleme ihtiyacı hissetmeden söze girdi. “Zaten burada herkes birbirini suçlamak için gelmiş galiba. niye buraya geldik? İstanbul’da ne güzel vakit geçirebilirdik.” Bu söz Rıza’yı kesti. Ağırbaşlı bir şekilde eşine döndü ve alçak ama kararlı bir tonda konuştu. “Bura dediğin yer ailemin evi Gülce. Eğer onlarla ilgili bir sorunun varsa, kalkar gidersin. Ama şu sofrada biraz saygılı ol.” Gülce, eşinin bu sözlerine hazırlıksız yakalanmıştı ve kıpkırmızı olmuş yüzünü çevirip başka tarafa baktı. Zeliha, masadaki tansiyonu düşürmek için elinden geleni yapmaya kararlıydı. Derin bir nefes aldı ve kahvesini yudumlarken bastırdığı sesiyle, “Bugün bayram... Ne kadar kavga edersek edelim, sonuçta hepimiz biriz. Artık bu tatsız konuşmaları bir kenara bırakalım,” dedi. Ancak masadaki kimse gerçekten sakinleşmiş gibi değildi. Bugün çok daha derin yaralar açılacaktı ve aile, geçmişin tüm kırgınlıklarını tekrar hatırlamak zorunda kalacaktı.Masadaki gerginlik dışarıdaki bahar havasıyla büyük bir tezat oluşturuyordu. Kuş cıvıltıları ve uzaktan gelen koyun sesleri, yıllardır yaşanmış kırgınlıkların yarattığı ağırlığı dağıtmaya yetmiyordu. Metin, sofradan kalktı ve birkaç adım atıp pencerenin kenarına geçti. Camın ardında çocukluk günlerinden kalma tanıdık manzara vardı: Üzüm bağları, tozlu köy yolları ve rüzgârla dans eden kavak ağaçları. Ama ne manzara ne de köy eskisi gibi görünüyordu gözüne. Kendi içindeki fırtına manzarayı bulanıklaştırıyordu. “Baba, madem hiçbir zaman değişmeyeceğim gözünde,” dedi sert bir sesle, “niye beni sofrana oturttun? Söyle, her bayram beni aşağılamak için mi bu tiyatroyu yapıyorsun?” İrfan yavaşça yerinden kalktı. Metin’in birkaç adım ötesinde durdu ve iç çekerek cevap verdi. “Sen kendi kararlarınla kendi hayatını mahvettin Metin. Ben sana her fırsatta ne söyledim? İnsan dik duracak, yanlışını görüp düzeltecek. Ama sen hep öfkene yenildin!” “O zaman bırak beni!” diye bağırdı Metin, pencereye bir yumruk savurur gibi yaptı. O an herkes irkilip yerinde kaldı. Zeliha korkuyla İrfan’ın kolunu tuttu. Fatma ise masanın ucunda oturduğu yerde usulca başını iki elinin arasına aldı. “Ben de o gün ne yaptıysam…” Metin, sesi titrese de lafını tamamladı. “O gün ne yaptıysam, o pisliği hâlâ taşıyorum içimde! Ama baba, senin gözünde ben her zaman o günkü adamım. O hatanın bedelini ödemedim mi sanıyorsun? Peki sen baba sen hatalarının bedelini ödemek için ne yaptın? Her bayram çok sevdiğin çocuklarını bu masada topluyarak geçmişini telafi edebileceğini mi zannediyorsun!! Ben yoruldum baba her bayram bu mutlu aile tiyatrosunu oynamaktan yoruldum ya 10 yıl baba 10 yıl dört duvarın içinde boğuldum nefessiz kaldım ne gelip nasılsın diye halimi sordun nede annemi yolladın, kardeşlerim bile senin korkundan adımı bile anmadı" metin öfkesini içindekileri kusmaya durmadan dökmeye devam etti." ben neredeyim baba he ben nerde yaşıyorum 4 ay oldu hapisten çıkalı nerdeyim napıyorum, nerde yaşıyorum sağlığım nasıl ben nerdeyim baba " Zeliha araya girmeye çalıştı "Metin oğlum" metin lafını sert bir dille kesti " Sakın anne! Sakın,ziyade olsun size" diyerek sofradan kalkıp sinirli ve öfkeli bir şekilde bahçeye doğru yol aldı. Absinin söylediklerini gözleri dolu dolu dinleyen Fatma annesine meraklı bir ses tonu ile "anne metin nerde kalıyor" diye sordu Zeliha kocasına öfkeli bir bakış atarak olduğu Sandalye ye oturdu ağlayarak " abi hapisten çıktığından beri köydeki evde kalıyor ne yaptıysam onu burada yaşamaya ikna edemedim" Rıza babasına bakıp "Neden acaba" diye mırıldandı Masadakilerin tamamı, bu gün meselenin detayına girmekten korkuyordu. Fatma ise sakince derin bir nefes alarak babasına doğru baktı. “Ne zaman yaptıklarını affedeceksin ,10 yıl yalnız bırakmadık mı? Yetmedi mi yalnızlığı baba ?” Bu soru, İrfan ’ı hedef almış bir ok gibi vurdu. Kızına bakarken ilk kez kendini savunamadı. Bakışları yer ararken o sessiz itirafın getirdiği ağırlığı omuzlarında hissetti. Fatma devam etti. Ses tonu titiz, ama kararlıydı. “Beni yürüyemeyecek bir insan yaptı. Hatırlıyor musun? Çocukken topal Fatma oldu adım Sadece bir öfke anında!sende onun belinde sehpayı kırdın peki hiç düşündün mü bu çocuk o gün neye öfkelendi diye? sana baba sana öfkelendi eğer sen gidip arzuya oğlumdan uzak dur demeseydin metin öfke patlaması yaşamıyacaktı kazayla itmeyecek ti beni bende arabanın altında kalmıyacaktım ” Bu sözler, masadaki sessizliği bombalar gibi patlattı. Gülce nin yüzüne donuk bir şaşkınlık yerleşti, ilk kez Fatma'nın sakatlığı hakkında bir gerçeğe şahit oluyordu. Rıza kaşlarını çattı ama bir şey diyemedi. Hemen ardından masada Zeliha’nın boğuk bir ağlayış sesi yükseldi. “Fatma… yapma kuzum…” Ama Fatma geri durmadı. Babasına gözlerini dikti ve daha sert bir sesle konuşmaya devam etti. “Yıllarca sustum. İçime attım, ama artık saklamak istemiyorum. Şimdi buradasın, yüzüme bak, beni bu hale sen getirdin!” Irfan ’ın eli pencerenin kenarını kavradı, öfkeden değil, çaresizlikten. Sonunda sustu. Konuşacak gücü bulamıyordu. Gözlerinden süzülen pişmanlık her şeyden daha güçlü bir konuşma yapıyordu zaten. Zeliha masayı toparlamak istercesine ayağa kalktı, sesi titriyordu. “Yeter artık! Herkes susacak! Bu evde acılar konuşulmaz bayram günü…” dedi, ama kimse artık durulacak gibi değildi. İrfan yavaşça yerine oturdu. Belki de yıllardır ilk kez otoritesini kullanmaya çalışmadan, sadece bir baba gibi… Ancak Fatma’dan gelen bu ifşa, onda bir tür çaresizlik yaratmıştı. Tam bu sırada Metin geri geldi yeniden konuşmaya çalıştı. Ama sesi eskisi kadar güçlü değildi. “Fatma… Sen… Haklısın,” dedi kısık ama kararlı bir şekilde. “Ben bunu ömür boyu taşıyacağım. Ne desem, ne yapsam yetmez ama…” Ama gerisini getiremedi. Gözleri dolmuştu. Gözyaşlarını gizlemek istercesine bir anda dışarı çıktı ve bahçeye doğru uzaklaştı. Sofra dağılmıştı. Herkes bir köşeye çekilmişti. Fatma, derin bir nefes alarak masadan kalkıp avluya çıktı. Çocukluk evinin eşiğinde oturan abisini uzaktan gördü. Belki biraz konuşmaları gerekiyordu, belki de hiç konuşmamaları... Bunu çözmek için bile zamana ihtiyaç vardı. Akşama kadar evde çocukların kovalamaca sesleri hariç bir ölüm sessizliği vardı, gülce bütün gün odasından çıkmadı rıza ise sensizlikten yararlanıp bahçede yeni kitabı için araştırma yaptı. Geceye doğru fatma, abisinin halini merak ediyordu, birkaç derin nefes aldıktan sonra bahçeye doğru yöneldi. Gökyüzünde parlayan dolunay, çocukluk evi ve bu yüzleşme arasında bir gözlemci gibi duruyordu. Metin, avlunun en köşesinde, eskiden babasının yakacak odunları biriktirdiği yere yaslanmış, sigarasını usulca yakıyordu. Fatma, topallayan adımlarıyla ona yaklaştı. Ayak seslerini duyan Metin, başını hafifçe çevirip, gelenin kim olduğunu anladı ama göz temasından kaçındı. Fatma onun yanında, yere ilişip oturdu. Birkaç saniye süren sessizlik aralarındaki gerginliği daha da artırdı. Sonunda Fatma, sözleriyle bu boşluğu doldurdu: "Kaçmaya devam edemezsin, Metin." Metin derin bir nefes aldı, yüzünde zoraki bir gülümseme belirdi. "Ben zaten kendimden kaçamıyorum, Fatma. Kendi vicdanım... En ağır hücre zaten orası." Fatma, yanına çömelip gözlerini ona dikti. Sesinde merhametten çok hesap sormak vardı. "Öyle mi? Peki o hücreyi sen mi yarattın yoksa suçlarını haklı göstermeye çalışırken mi buldun, Metin? Hapis mi öğretti sana bu bilgece lafları, yoksa yıllardır babamla kavga etmek mi?" Metin, bakışlarını yere indirdi. Parmaklarının arasındaki sigarayı söndürüp çimenlere attı. "Bak, ne diye geldin buraya? Daha ne kadar yüzüme vuracaksın? Evet, hata yaptım. Bunu bin kere dedim kendi kendime." Fatma öfkeyle karşılık verdi. "Sadece kendine demekle bu yük hafifler mi sanıyorsun? Hiçbir zaman açık bir yara kendi kendine kapanmaz, Metin. Bu masada sen yoktun. Çocukluk arkadaşlarını görmek bahanesiyle Adem de yoktu. Ama ne hikmetse sen buradaydın. Hepimizin hayatına yerleştirdiğin o eksikliği de masanın baş köşesine oturttun!" Metin, kelimelerin boğazına bir yumruk gibi düğümlendiğini hissetti. Gözlerini kaldırdı ve kız kardeşiyle doğrudan göz teması kurdu. "Adem’in olmayışı mı canını acıtıyor, yoksa onun bir gün senin yanında olmayı bırakacağından mı korkuyorsun? İnsanlar ne yapar bilmez misin? İlk fırsatta seni bırakırlar. Tıpkı ben seni yalnız bıraktığımda olduğu gibi. Ama... inan bana, senin yerinde olmak istemezdim." Fatma'nın sesi titredi ama pes etmeyecekti. "Ben birini terk ettiğim için değil, biri beni terk etse bile ayakta kaldığım için buradayım. Sen ise sürekli suçunun arkasına saklanıyorsun." Metin bir an duraksadı. Sonra ani bir çıkış yaptı: "Ne biliyorsun ki Fatma? Hayatı boyunca eline sopa tutmuş adamlar arasında büyümek nasıl bir şeydi, bilebilir misin? Hayatı sokaklarda öğrenmek... Öğrenirken dayak yemek... Ve sonunda hem kendini hem sevdiklerini mahvetmek..." Fatma bir an duraksadı. Ama içindeki yarayı hissettirircesine konuşmaya devam etti: "Yarattığın enkazın ortasında kurtarıcı olmaya çalışıyorsun, ama... Ne yazık ki enkaza döndüğümüzü anlaman bu kadar uzun sürdü. Yaralar yalnızca öfkeyle açılmaz, Metin. Onlar bazen bir suskunlukta, bir ihmalle de derinleşir." Metin hafifçe gülümsedi; bu kez ironik bir ifadeyle. "İyi bir şair olmuşsun,. Hep düşündüm; belki bir gün köşeme çekilip oturacağım ve sadece sevdiklerimi izleyip huzur bulacağım. Ama her seferinde kazıdığım kuyu beni içine çekiyor. Ve her seferinde aynı cevapsız sorularla boğuşuyorum: Adamı o gün yaralamak zorunda mıydım? Sana da mı sırt çevirmek zorundaydım? Niye bir kere bile çocukluğumuzdaki gibi abi-kardeş olamadık?" Fatma elini uzattı ama Metin yana çekildi, o yakınlık hissine alışkın değildi. Fatma hafifçe gülümseyerek bir an sustu, sonra şunları fısıldadı: "Belki de mesele ne geçmiş ne de suçlamalar, metin Hiç fark ettin mi?" dedi, sesi hafif ama derindi. "Sana uzun zamandır abi demiyorum." Metin, şaşırmış bir şekilde Fatma’ya döndü. O anda yüzündeki karışıklık, sanki çocukluk yıllarındaki masum bir hatayı anlamaya çalışan küçük bir çocuğa benziyordu. "Fark ettim… ama nedenini sormaya cesaret edemedim," diye mırıldandı. Fatma başını eğip ellerine baktı, sonra doğrudan Metin’in gözlerine dikti bakışlarını. "Sana kırgın olduğum için değil, Metin. Sana kızgın da değilim. Geçmişte yaşananlar, sakatlık ya da kavgalar… Bunların hepsini bir şekilde kabullendim. Bunlar için değil, Metin. Ama…" Duraksadı, kelimeler zihninde titrek bir mum ışığı gibi yanıp sönüyordu. "Benim kırgınlığım sana değil, artık gördüğüm bu kişiye. Sen kendini kaybettin, Metin. Gözlerinin içinde o eski abi yok. Biz çocukken bana hep kalkan olur, arkamda dururdun. Bense ne yaparsan yap, sana güvenirdim. Ama artık bu güven… seninle birlikte kayboldu. Vicdanını ve kim olduğunu bir kenara koyduğun her gün, abiliğinden de uzaklaştın." Metin’in eli titredi. Fatma'nın söyledikleri onu derinden yaralıyor ama bir yandan da, tam kalbine doğrultulmuş haklı bir tokat gibiydi. Başını öne eğdi ve sert bir şekilde dişlerini sıktı. "Peki ne yapmamı istiyorsun, Fatma? Hapisten çıkan bir adama herkes sırtını dönmüşken, kendi ailem bile beni sorgularken... Nereden başlamalıyım? Kendimi nasıl bulmalıyım? Söyle bana!" Fatma hafifçe gülümsedi; acı bir gülümsemeydi bu. Sonra yavaşça elini Metin'in omzuna koydu. "Ben sana düşman değilim, Metin. Seni her zaman sevdim, hâlâ da seviyorum. Ama bu sevgiyi geri almak istiyorsan önce kendini bulman lazım. Kendine Metin olduğunu hatırlatman. Benim seni affedip etmem mühim değil. Esas mesele, senin kendi vicdanını affetmen." Metin gözlerini yere dikti. Bu sözler, ona hapiste geçirdiği soğuk gecelerden daha sert bir darbe gibiydi. "Yıllarca bunu yapmaya çalıştım," diye fısıldadı. "Ama ne zaman başaracağımı bilemiyorum." Fatma'nın sesi yumuşadı ama içinde derin bir kararlılık vardı. "Biliyor musun, ne zaman abiliği hak edersen, işte o zaman sana tekrar abi diyeceğim. Çünkü o zaman gerçek Metin geri dönecek. Sen içindeki iyi adamı bulmadan, sana abi demek bana ihanet olurdu." Metin'in gözleri hafifçe doldu. Sessizce başını salladı ve uzun bir süre konuşmadan öylece oturdular. Çocukluk evi, geçmişin tüm kırgınlıklarını taşırken, belki de bu yüzleşme o yükleri biraz olsun hafifletmişti.. Belki mesele; durup tüm bu küllerin arasında hâlâ bir alev bulabileceğimizi görmek. Aile olmak; küllerin içinde bile ışık bulabilmek değil mi?" Metin bu sözlere ne cevap vereceğini bilemedi. Başını çevirdi, derin bir nefes aldı. Ama tam o sırada Fatma devam etti: "Biliyor musun, yaraladığın adam belki seni çoktan affetti. Ama benim hayatım senin kabusların gibi sürüyor. Anlamadığın şey şu, Metin: Seni yargılamıyorum. Sadece iyileşmek istiyorum. Ve bu ancak yüzleşmekle mümkün." Metin ilk defa içten bir sesle cevap verdi: "Belki de artık, 'olması gereken Metin' değil, gerçek Metin'le barışmam gerekiyor. Ama biliyor musun, gerçek bir yara, kapanmaz Fatma. O, seninle yaşamayı öğrenir. Tıpkı senin yaptığın gibi." İkisi bir süre suskun kaldı. Sessizce ama konuşmadan geçmişin acılarını paylaştılar. Ve bu ilk gerçek yüzleşmeyle belki de küller arasında küçük bir kıvılcım yanmaya başlamıştı. "Geç oldu. Adem’in de geleceği yok zaten," dedi. Sesi sakin ama içinde bir sitem barındırıyordu. Bu sözler, Metin’in kaşlarını çatmasına yetti. Sandalyede oturduğu yerden hafifçe doğruldu. "O adam şimdi nereye takıldı?" diye sordu, sesi alaycıydı. "Bayram günü masada ailesiyle oturması gerekirken, o kendi çocukluk arkadaşlarının peşine takılmış, öyle mi?" Fatma derin bir nefes aldı ve abisine dönüp bakmadan hafifçe omuz silkti. "Adem’i bilirsin, Metin. Beklentilerimizi fazla yüksek tutmamak gerek," diye mırıldandı, gözlerini kaçırarak. Ardından Metin’e doğrudan bakarak ekledi: "Ama asıl mesele bu değil. Çocuğu uyutmam lazım. Yarın sabah erkenden kalkmamız gerekiyor. Biliyorsun, Cemile ablama kabristan ziyareti yapacağız." Metin bu cümlede durakladı. Kalbinde yıllardır kanayan, hiç kabuk bağlamayan bir yara vardı. Cemile. Kız kardeşi. O gün hâlâ zihninin arka sokaklarında saklanıyordu, ne kadar unutmak istese de… Fatma abisinin tepkisini beklemeden konuşmaya devam etti: "Sana tavsiyem, çok geç kalma. Babamı biliyorsun; sabah hazır olmazsak hem bizi beklemeden gider, hem de tüm günü bize zehir eder. Sen de bir şeyler düşün, sabaha dinlenmiş ol. İyi geceler," dedi ve arkasını dönerek oğlunu yatırmaya gitti. Fatma’nın sözleri Metin’in içinde bir şeyleri tetikledi. Sinirle kısılmış gözleri, kız kardeşinin sakince kapıdan çıkmasını izledi. Fatma'nın ağzından çıkan her kelime, onu hedef alan bir ok gibiydi. İyi geceler dileğini bile bir meydan okuma gibi hissetti. Metin masanın başında yalnız kalmıştı. Sönmeye yüz tutmuş lambanın loş ışığı odadaki gölgeleri daha belirgin hale getirirken, hafif bir rüzgar pencereden sızıyor ve eski perdenin uçlarını usulca dalgalandırıyordu. Derin bir iç çekti ve başını ellerinin arasına gömdü. O anda zihni, yıllar önceki bir kış gecesine dönmeye başlamıştı; o geceki tipi seslerini tekrar duyar gibiydi. Cemile’nin Hasta Yatağı O gün Cemile’nin odayı dolduran tiz ve zayıf sesi hâlâ kulaklarındaydı. Sararmış yanaklarına tutunan incecik saçları, ateşle kıpkırmızı olmuş yüzünü çevreliyordu. Zayıf bedeni ince bir battaniyenin altına saklanmıştı. Ağabeyini gördüğünde yüzünde bir nebze olsun ışık belirmişti. "Abi," diye seslenmişti küçük Cemile, titrek ve yorgun bir sesle. "Ne zaman kardan adam yapacağız seninle? Hani bana söz vermiştin..." Metin o sırada onun elini tutmuş, "Cemile, bir iyileş, kardan adam değil, bir kardan şehir yapacağız seninle," demişti gülümsemeye çalışarak. Ancak o anda gözleri, odayı dolduran soğuk gerçeği ve babalarının pencereden dışarı bakışındaki çaresizliği görüyordu. O günden bir an bile kopamadığını fark etti. Cemile'nin sıcak ellerinin üşümeye başladığı anı hatırlıyordu. Annesi Zeliha’nın yorganın kenarını yeniden düzelttiği, dua eder gibi mırıldandığı geceyi... Babası İrfan'ın hiddetle titreyen sesine “Sabaha kadar dayanırsa, ilçeye gideriz!” dediğini. Ancak gece vakti, tipi karanlığın her şeyini yutmuştu. İrfan'ın bakışlarında bir baba öfkesi değil; çözülmemiş, taş gibi soğumuş bir inatçılık ve korkunun bir garip karışımı vardı. Sabaha Uyanamayan Cemile Ama Cemile sabaha kalmadı. Sessizce gözlerini kapattığı an, annesinin boğazını yırtarcasına haykırışı zihnine kazınmıştı. O an kendisini çaresizlikle yere çöküp yalnızca kız kardeşinin hareketsiz yüzüne bakarken bulmuştu. Cemile'nin ellerine ne kadar sarılsa da, soğuk ellerinin ısıtılmasının mümkün olmadığını anlamıştı. Ertesi sabah, beyaz bir battaniye gibi köyü kaplamış karın içinde, babası İrfan'ın buz gibi sert sesiyle konuştuğu an… "Kara toprak Cemile’yi incitmez kabul eder," dediği o söz… İşte o, Metin'in ruhunda kapanmayacak bir çukur açmıştı. Babasının sözleri değil, tutumu. Her şeyi önemsiz ve gereksiz gören bir acı saklama yöntemiydi bu. Ancak Metin kendisini öyle saklamamış, o acıyı içinde öfkeye dönüştürmüştü. Metin'in Bugüne Bakışı Masada yalnız kalırken düşündü. Fatma haklıydı. Cemile ile geçirdiği o yıllardan sonra artık ne bir abi, ne de bir kardeşti. İçinde kaybolmuş, geçmişinden kaçan ama yine de ona çivilenmiş bir adam olmuştu. Her kavgasında, her öfke patlamasında aslında o geceye küfrediyordu. Cemile’nin ellerini tutan çocuk, hayatındaki öfkeye ve yalnızlığa yenik düşmüştü. Ve şimdi otuz yıl sonra, ailesi ona bu yükü hatırlatmadan asla bırakamıyordu. Metin yavaşça ayağa kalktı ve derin bir nefes aldı. Salondaki sessizlik, dışarıda başlayan hafif yağmurla dolmuştu. Bir an için pencereye yaklaştı ve dışarı baktı. Gözleri, Cemile’nin karla kaplı bir tarla üzerinde koştuğu çocukluk hatırasına kaydı. Ama sonra hızla kendine geldi, bakışlarını kaçırdı. Cemile o beyazlık içinde bir daha gelmemek üzere yitip gitmişti. Metin kendi kendine sessizce mırıldandı: "Affet beni, Cemile. Kardan adam yapamadık... Sana sözüm vardı." Yağmur hızlanmaya başladı. Sessizlikte Cemile’nin o ince ve kırılgan sesini bir kez daha duyduğuna yemin edebilirdi. Ama yalnızca rüzgardı., cebinden tütün çıkardı ve titreyen elleriyle bir sigara sardı. Bir yudum bile içmeden kalktı. Gözlerinde ise yarım kalmış bir çocukluk hayalinin çaresizliği vardı.İkinci Bölüm: Fedakârlık Gece yerini hafif bir sessizliğe bırakmış, sabahın ilk ışıkları evin içinde uyuyanları tatlı bir huzura davet ediyordu. Ancak bu huzur, Fatma’nın odasında gergin bir tartışmayla bozulmuştu. Adem, yine geç bir saatte eve dönmüş, ayakkabılarının sesini duyurmamaya çalışsa da Fatma uyanık bekliyordu. Oturma odasında başlayan tartışma, gittikçe alevlendi. Fatma’nın sabrının sınırına dayandığını gösteren yüzü, sesindeki kırgın titreşimle birleşiyordu. Fatma: "Yine kumara daldın, değil mi? Adem, söyle bana, nereye gittin bu kadar saat? Bari bayram günü, ailemin evinde yapma şu rezilliği!” Adem: (Öfkeyle) "Bıktım senin bu sorgularından, Fatma! Bir nefes aldırmıyorsun insana. Arkadaşlarla iki laf ettik, hemen senin beyninde başka bir şeye dönüyor!" Fatma: (Sesi yükselir) "İki laf mı? Adem, bana yalan söyleme! Senin arkadaş dediğin kim? Gece yarılarına kadar köy kahvesinde zar mı sallıyordunuz, yoksa desteleri mi karıştırıyordunuz?!" Adem bir şey diyemedi. Sessizlik, yalan söylemekten daha çok canını acıtırmış gibi yüzüne yapıştı. Başını başka tarafa çevirip omuz silkti. Adem: "Bırak şimdi bunları, Fatma. Bütün gün çocuklarla, sofrayla uğraşmaktan iyice huysuz oldun sen." Fatma derin bir nefes aldı. Yorgundu, ama Adem’in umursamaz tavrından daha çok kırılmıştı. Daha fazlasını hak ettiğini düşünüyordu. Kızı kapı eşiğinde uyurken, oğlunun gürültüyle uyanmasından endişe ediyordu. Ama bu kez geri adım atmaya niyeti yoktu. Fatma: "Huysuz mu oldum?! Huysuzluk yapmıyorum Adem, haklı olmayı istiyorum! Sen bana bir hayat kuracağına kumar borçlarıyla, vicdan yüküyle yaşatıyorsun. Senin ne borçlarınla ilgileneceğim, ne gururumu ezdireceğim! Bari bayramda ailemin evinde saygılı ol, çocukların hatrına..." Adem başını iki yana sallayıp bir koltuğa çökerek homurdanmaya başladı. Adem: (Mırıldanır gibi) "Başladık yine... Nankörlük yapıyorsun, Fatma." Fatma gözlerini kısıp dudaklarını ısırdı. Susturması gereken bir çığlık boğazını yakıyordu. Derin bir nefesle toparlanmaya çalıştı ama kelimeleri sert bir şekilde Adem’in üzerine yağdı: Fatma: "Nankörlük mü? Evi sırtlanan benim! Çocuklara anne de benim, baba da! Evde bıraktığım huzurun karşılığında gördüğüm ne? Dışlanma, borçlar, öfke... Kendi ellerinle bu aileyi yok ediyorsun!" Adem bir anda ayağa kalktı, sesini yükseltmeye yeltendi ama karşısındaki kadının bu kadar güçlü bir şekilde direndiğini görüp bir adım geriledi. Fatma’nın gözleri dolmuş, ancak içindeki isyan alev alev yanmaya devam ediyordu. Adem: "Bıktım senden! Sürekli şikâyet, sürekli yargı!" Fatma, Adem’in yüzüne bakarak bir son noktaya ulaştığını hissettiren bir ses tonuyla konuştu: Fatma: "Bıktın, öyle mi? Öyleyse git! Kapı orada! Ama bil ki bu eşiği aştığın gün yalnızca bir kumarbaz olarak hatırlanacaksın. Başka hiçbir şey değil." Adem durakladı. Fatma’nın sözlerinin arkasındaki kararlılığı hissetmişti. Evin içindeki sessizlik bile daha ağır, daha keskin bir hale büründü. Adem ise hırsla içeriye yöneldi, kapıyı arkasından kapatmadan önce ise yalnızca soğuk bir homurtu bıraktı: Adem: "Bayram sabahında dırdır etmekten başka işin yok senin, Fatma." Fatma olduğu yerde durdu. Kalbinin sıkıştığını hissediyordu, ama yılmadı. Çocuklarının odasına giderek kapıyı kontrol etti. Ardından elini karnına koydu, yüzündeki kırgınlık yavaşça bir kararlılığa dönüştü. İçten içe söz verdi, çocukları ve doğmamış bebeği için daha güçlü bir Fatma olacaktı. Sessizlik yeniden evi doldurdu. Ancak bu sefer bir anne yüreğinin kararlılığını da barındırıyordu. Bayram sabahı ışıkları içerideki çatışmalarla yüzleşmeye hazırlanıyordu. Fatma, geceyi bir keskin yalnızlık duygusuyla kapattı. Adem’in geç gelişine ya da ondan gelen alışılagelmiş tüm bahanelere alışkındı ama bu kez sabrının sınırlarını zorlayan bir şey vardı. Bazen bir insanın yanında, diğerinin gözlerindeki kırılmayı görmemek, görmekten daha acıydı. İçsel mücadelelerin, verilen tüm sözlerin ve beklenen özlemlerin gözlerindeki derin izlerini okumak zordu. Fatma, öfkesini çıkarmak yerine, Adem’in o aciz bakışlarının arasından doğrulmaya çalışarak bir gün onu yeniden görmeye sabırlı olacaktı.Sabahın ilk ışıkları, kırık dökük umutlarla yola koyulmuş gibi bir his bırakmıştı. Ama kadının içindeki sıkı çekiş, çatlakları her şeyden önce yalnızca biraz daha büyütüyordu. Zaten her şey fedakârlıkla dolmuştu; köyün dağları kadar ağır bir yüktü bu. Kendi ailesiyle hiçbir zaman çözülmemiş bir bağ kurmamış, her gülümsediğinde onun değil, başkalarının yaşamını görmeyi seçmişti. Kendine tutunan öylesine az şey vardı. Yine de bir şans vardı; her işaret yeniden yapılabilir bir yolu gösteriyordu ve zamanın elinde oynayabileceği kadar zaman vardı.Fatma mutfakta sabah hazırlığına devam ederken, aklı yine dağıldı. Gülce’nin ne zaman, nasıl yaklaştığına dikkat etmemişti, ama sabah erkenden mutfaktaydılar. Gülce, sabahın serinliğine karşı direnmeyi başaran kadındı. Kendi dünyasına, içinde yaşadığı koşullara karışıp başını kaldıran ve sessizce geçen akşamı değerlendiren biri. Etrafı sessizdi; sabah zamanı bazen içsel sesleri yok etmek isterdi. Gülce, hafifçe mutfağa girdiğinde Fatma bir an korkmuş gibi bakınca, Gülce durdu. Gülce: “Yine başladık. Karşı kıyıya bakmışsın gibi bir halin var, neler oluyor Fatma?” Fatma, Gülce’ye bir şeyler anlatmak istedi ama ne olduğunu kelimelere dökemedi. Her şey sanki aniden üstüne geliyordu; çocukların minik ayak sesleri, evin her köşesindeki soğukluk ve Adem’in belirli yüzeysel hareketlerinin içindeki kara boşluk, bu sabah her şey daha derindi. Ama tüm hisleri zamanla içe doğru, kesik kesik yayılarak bir sustu. Fatma: "Her şey… doğruydu da… işte, Ademin içindeki boşlukları dolduramıyorum ben, Gülce. Bu sadece bayram sabahı olmayacak." Gülce biraz düşündü ve tam doğru sözcükleri bulmaya çalışıyordu. İki kadının arasında sıklıkla girilen bu soğuk savaşlarda, bazen sadece sustukları zaman bağ kurabildiklerini biliyorlardı. Kimi zaman en iyi çözüm, yalnızca yanında olmak ve birbirine farkına varmadan hissettirdiğinden ötesine gitmeden anlamaktı. Gülce: "Yine hep bir şeylerden vazgeçiyorsun Fatma. Bu evin süt dişi bile sensin. Diğerlerinden önce gelen... Ama sen hâlâ onunla 'biz' olamayacak kadar yaşadığın her günü burkuyorsun." Fatma başını sallar gibi bir hareket yaptı. Bir sözcük yavaşça ağzından çıkmaya çalıştı ama boğazı daraldı. Söylenen bir gerçeği hayata katmakta güçlük çekiyordu; içinde bir yol kesildiğinde, susmak çoğu zaman bir gereklilikti. Gülce'nin bakışları, Fatma'ya doğruya bir pencere sunuyor gibiydi, hem tehdit edici hem de koruyucu bir bakış. Duygular bir köşede izliyor ama Gülce bunu kabul etmeye daha yavaş başlayacaktı. Fatma: (Sesini alçaltarak) “Bazen, doğru olduğunu bildiğin yolu bile yürüyemiyorsun… Sonra karanlık gelir, bir yol daha kapanır ve sen hala burada oturursun." Gülce, bir süre sessizce durdu. Belki de her şey birbirine daha yakın hissettikçe, kurduğu duvarlar yükselmeye başlayacaktı. O arada, mutfaktan kahvaltı için gelen ağır bir parça, duygularına sahip çıkmam gerektiğini hatırlatıyordu. Uzaklaşıp bırakacak bir yer yoktu. O kadar his vardı ki, oda farklı ve acıtıcı olan yeni yolu temsil etmeye başlıyordu: "Öteki yok.". Gülce ademle fatmanın gece tartışmalarına kulak misafiri olmuştu, Fatmanın yüzündeki üzüntüyü gördüğünde gülce bi anda geçmişi hatırladı daha bi hafta önce rıza ile bir sabah tartışmasını hatırladı Rıza, sabahın ilk ışıklarıyla uyanmıştı, ama günün başlamasına hazır olmadığını bedeninin her zerresiyle hissediyordu. Sobanın soğumuş külleri gibi, onun da yüreği geceden bu yana ağırlaşmıştı. Elindeki saban gibi keskin bıçakla ekmeği dilimliyordu. Sert, yamru yumru ve bayat. Her kesikte içinden bir şeyler kopuyor gibiydi. Mutfağın kapısında Gülce belirdi. Saçları toplanmamış, gözleri şişkin; sabah mahmurluğu yüzünden değil, uykusuz gecelerin birikiminden bu hali. Sessizce oturdu masaya, ellerini birbirine kenetledi. Ancak sakin görüntüsünün altında bir deprem oluyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KUM SAATİNİN GÖLGESİNDE YAŞAYANLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/kum-saatinin-golgesinde-yasayanlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kum-saatinin-golgesinde-yasayanlar</guid>
<description><![CDATA[ Zamanın ters aktığı gecelerde, fenerin ışığı altında kaybolanların hikâyesi hâlâ rüzgârla fısıldanır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68ee376210b19.webp" length="21246" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, kumsaati, Geriye akan zaman</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Issız bir sahil kasabasında, rüzgarın uğultusu geceleri evlerin duvarlarında yankılanırdı. Kasaba halkı, denizden gelen bu uğultunun eski bir lanetin yankısı olduğuna inanırdı. Herkesin dilinde aynı hikâye vardı: Yıllar önce, bir denizci, kasabanın en güzel kızına âşık olmuş, ama kız başka biriyle evlenince, denizci kalbini kırıp uzaklara gitmişti. Giderken arkasında sadece bir kum saati bırakmıştı.</p>
<p>Kum saati, kasabanın eski fenerinin tepesinde hâlâ duruyordu. Her yıl aynı gün, rüzgarın en sert estiği gecede, kum saatinin içindeki kumlar tersine akmaya başlardı. Bu, bir tehditti: Denizci geri dönecek, kasabaya hesap soracaktı.</p>
<p>Rüzgar, ıssız tepenin yamacındaki kuru otları hışırdatırken, Ayça ve Mert nefes nefese durdu. Kaçamak bir gece yürüyüşüydü bu; kasabanın efsanelerine meydan okur gibi, fenerin siluetine doğru ilerlemişlerdi. Fenerin tepesinde, yıllardır kimsenin dokunmadığı o eski kum saati hâlâ duruyordu.</p>
<p>Ama bu gece bir şey farklıydı.</p>
<p>Ayça, gözlerini kısıp fenerin cam kubbesine baktı. İçerideki kum saati, kendi ışığını yayıyor gibiydi. Kumlar, yerçekimine meydan okurcasına yukarı doğru akıyordu. Gözlerini ovuşturdu. “Görüyor musun?” diye fısıldadı.</p>
<p>Mert başını salladı. “Bu... mümkün değil.”</p>
<p>O an, rüzgar birden kesildi. Yerini, denizden gelen boğuk bir ses aldı. Sanki ıslak kumda yürüyen çıplak ayakların yankısıydı bu. Ama sahil uzaktaydı. Ve bu ses, çok daha yakındı.</p>
<p>Ayça’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. “Efsane gerçek mi?” diye sordu, sesi titreyerek.</p>
<p>Mert, elini Ayça’nın eline uzattı ama parmakları boşluğu kavradı. Ayça yok olmuştu. Geriye sadece, rüzgarla savrulan bir fısıltı kaldı:</p>
<p>“Zaman doldu…”</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aşık Cin Vakası &amp; Korku&amp;Gerilim Hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/asik-cin-vakasi-korku-gerilim-hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/asik-cin-vakasi-korku-gerilim-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68ed5220a4dc0.webp" length="17428" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 22:26:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Aşık Cin Vakası<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu yıl senelik izin için Aydın’ın Didim ilçesindeki yazlığımıza eşimle gitmeye karar verdik. Otobüs yolculuğundan sonra otogardan yürüme mesafesinde olan evimize gittik. Eve yerleştik, kahvaltımızı yaptık ve doğruca denize gittik. Birkaç gün bu şekilde devam etti günler. Fakat artık eşime Didim’in turistik yerlerini de gezmeyi teklif ettim. Hava kararmaya yakın bir zamanda Apollon Tapınağı’na gittik, müzeyi hızlıca dolaştık. Müzeyi gezerken kolonların arasından kulağıma kuvvetli bir rüzgar sesi geldiğini hissettim. Hızlıca sesin geldiği yöne doğru baktım ve hiçbir şey göremedim. Eşime de söyleyecek oldum, fakat onu tedirgin etmek istemedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hava bu kadar sıcakken, o rüzgar sesi de neydi öyle?” şeklinde içimden geçirdim. Müzeden çıktıktan sonra yol boyunca sağlı sollu kafeler mevcuttu. İleride yolun kenarında bir nargile kafe tabelası gördüm ve eşime tabelayı gösterip o yöne doğru yürüdük. Tabelaya doğru yanaştığımızda yolun sol tarafında harabe gibi duran evi gördük. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Etraftaki tüm evler, bakkal ve diğer binaların dışı kesme taştan yapılmış, fakat çok uzun yıllar önce inşa edilmiş, besbelliydi. Kafelerin mimarisi ise otantik bir yapıdaydı ve bu çok hoşuma gitti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kafeye oturduğumuzda nargile olduğunu görünce ayrıca sevindim. Bir şeyler atıştırıp semaverin yanında nargile sipariş verdik. Gün batmak üzereydi ve kafenin açık alandaki yerine oturuyorduk. Güneşin kızıl rengine karşı eşimle fotoğraf da çektirdik. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her şey yolunda gidiyordu, yalnızca kafam müzede duyduğum o garip sese takılmıştı. Nargile içerken bir yandan etraftaki boş ve harabe şeklindeki evlere bakıyordum. Cinlerin bu tür yerlerde dolaştığı söylenir ya, büyük ihtimalle burada da bulunuyor olabilir diye düşündüm.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşimle gayet keyifli zaman geçiriyorduk. Lavaboya kadar gittiğinde ben de keyifli keyifli nargilemi içiyordum ki kulağımda müthiş bir uğultu duymaya başladım. Bir süre devam etti. Sanki birisi kulağımın içine üflüyordu. Ardından bir ses: “Muraaat!”. Birden irkildim ve kafamı sağa sola çevirdiğimde kimsenin olmadığını gördüm. Endişelenmeye başladım. Eşim lavabodan döndüğünde ona hiçbir şey belli etmedim. Fakat ben de lavaboya gitmek için yerimden kalktım. Lavaboda ellerimi ve yüzümü yıkadığım sırada kafam lavaboya doğru eğik pozisyondaydı. Bir kahkaha sesi duydum. Daha çok kadın sesine benziyordu. Kafamı hızlıca yukarı aynaya doğru kaldırdım. İçeride iki tuvalet kapısı vardı. Lavaboya girdiğimde ikisinin de ışıkları kapalıydı. Fakat kafamı kaldırdığımda bir tuvaletin ışığının yandığını gördüm. O sırada bir an önce lavabodan çıkmak istedim ve tam çıkacağım sırada kahkaha sesi sona erdi ve ışık söndü. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hızlıca eşimin yanına gittim ve biraz sakinleşip kendime gelebilmek için yoğun bir şekilde nargile içmeye devam ettim. Eşim, <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayatım, her şey yolunda mı? Bir şey mi oldu? Yüzün soluk gibi sanki.” deyince,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yok, hayatım. Yüzümü yıkadım ya ondandır. Güneş çarptı herhalde. Geçer, merak etme.” diyerek geçiştirdim. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşim, halimi görünce ısrar etti:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayatım, kalkalım istersen. İyi görünmüyorsun. Evde biraz yatar dinlenirsin hem.” deyince, hemen kabul ettim ve <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İyi olur aslında bitanem.” dedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tapınağın biraz ilerisinde bir cami vardı, çok ilginçti. Kiliseden camiye çevrilmişti. Oraya doğru baktım ve arka taraftaki şadırvanı gördüm. O an içimden abdest almak geldi. Eşimle kafeden ayrıldık. Eşim beni beklerken şadırvana gittim, korku içinde abdest aldım. Fakat sonrasında bir rahatlama geldi sanki vücuduma.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşime söylememekte kararlıydım, fakat daha ne kadar ondan saklayabilirdim bu durumu kestiremiyordum. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eve doğru yürürken çatı katının ışıklarının açık olduğunu gördüm ve eşime,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayatım, ışığı açık mı bıraktın? Çatı katının ışığı yanıyor.” dediğimde, eşim aynı hızla bana dönerek,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ne ışığı? Ne açığı hayatım?! Sen gerçekten iyi değilsin.” deyince, yeniden çatı katına baktığımda, bir de ne göreyim? Işıklar kapalı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşim, “Bak beni korkutuyorsun. Hemen eve geç ve yat, dinlen.” dedi kızgın bir şekilde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eve girdik, tekrardan elimi yüzümü yıkadım ve olayın sıcaklığıyla hemen yatağa girdim, dua okudum ve yattım. Fakat uyumak ne mümkündü..<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşimin uyuduğunu gördüğümde kalkıp bir bardak süt içeyim dedim, belki daha rahat uyuyabilirim diye. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evimiz tripleksti ve mutfak en alt kattaydı. Bir bardak sütü içtim ve sonradan kapının girişindeki kanepeye uzandım. Gözlerimi bir süre sonra açtığımda kendimi Apollon Tapınağı’nın etrafındaki harabe evlerden birinin kapısının önünde buldum. Gece saat kaçtı bilmiyordum. Yanımda ne telefon vardı ne de evin anahtarı. Öyle bir çığlık attım ki etraftaki köpekler hep bir ağızdan havlamaya başladı, işin garip tarafı kedi ve kuş sesleri de duyuyordum aynı anda.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Koşarak evin yolunu tuttum. Allah’tan yazlığımız çok uzakta değildi. Ama yine de oraya o saatte nasıl gelmiştim, anlam veremiyordum. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ter içinde eve vardığımda evin kapısının arkadan kilitli olduğunu fark ettim. Zile bassam o saatte, eşime bu durumu hayatta anlatamazdım. Mecburen, kapının bahçesindeki salıncağa uzandım ve zor da olsa oracıkta uyumaya çalıştım. Sonra nasıl olduysa uyuyakalmışım. Sabah olduğunda, eşim evde beni aramış olacak ki kapının kilidini içeriden açtı ve kapıyı açınca, beni salıncakta sallanırken gördüğünde, o kadar korktu ki kahvaltı hazırlamak için eline aldığı tabağı elinden düşürdü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O anda durumun vahametini bir kez daha kavradım ve bu durumu eşimle paylaşmaya karar verdim. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşim, <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayatım, sana neler oluyor Allah aşkına? Dün evdeydin, kapıyı içeriden kilitledim. Seni dışarıda buldum. Telefon ettim sana ama telefonunu yatak odasında bırakmışsın. Didim’e geldiğimizden beri sende bir haller var. Ben korkmaya başladım.” diye telaşlı telaşlı anlatınca, ben de artık dayanamayıp bütün olan biteni anlatmaya başladım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Didim’e geldiğimizden beri yaşadıklarımı tek tek eşime anlatınca, iyice telaşlandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne yapsak acaba diye düşünürken, aklıma gelenleri eşimle paylaştım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir süre boyunca her gece, gecenin belli bir saatinde uykumdan sıçrar şekilde uyanıyordum. Bunun için doktora da gittik. Kullandığım ilaçlar kısmen fayda etse de tam geçmemişti. Bunun üzerine yeni evli olduğumuz için geçen yıl tavsiye üzerine üstümüzdeki kötü enerjiyi dağıtmak amacıyla bir kadın hocaya gitmiştik. Bizden yüksek miktarda para da istemişti hatırlarsan.“<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşim, beni dinlerken araya girdi ve:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“O gün bu gündür sende bir tuhaflık var zaten. Sakın o kadın sana bir şey yapmış olmasın. Hiç içime sinmemişti zaten. O kadının sana olan bakışları hala aklımda” dedi hem telaşlı hem öfkeli bir şekilde. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Artık bu durumdan ben de muzdaribim ve bir an önce kurtulmak istiyorum.” dedim çaresizce.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşimle o gün dışarı çıkmadık. Kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı sonrası kahvemizi içtik ve bir süre sonra yatak odasında uzandık. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kısa bir süre uyuduktan sonra gözlerimi bir fısıltıyla açtım. Kulağıma gelen yine bir kadın sesiydi. Artık durum bende dayanamaz bir hal almıştı. Yataktan kalktım, lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Yeniden odaya döndüğümde yatağa uzandım ve düşünmeye başladım. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Duyduğum sesler hep kadın sesiydi ve kulağıma fısıldadığında şiddetli bir uğultu hissediyorum ve beni çok zorluyordu artık bu durum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşim de bir süre sonra uyandı. Beni yatakta ellerim kafamın arkasında bağlı tavana bakar bir şekilde görünce, <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yemeğe bir şeyler hazırlayayım bari.” diyerek mutfağa indi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir süre sonra kendimi mutfakta buldum.. Elimde kanlı bıçak ve yere yığılı olan eşim.. Onu sırtından bıçaklamıştım. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendime geldiğimde her şey çok geçti. Eşim yerde hareketsiz yatıyordu, elimde bıçak vardı. Kan avuçlarımdan kollarıma akıyordu. Elimden bıçağı yere doğru attım ve avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçinde bulunduğum duruma anlam veremiyordum. Ne ara mutfağa indim? Elimde bıçağın ne işi var? Biricik eşimi sırtından neden bıçaklayayım ki ben?!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşimin üstüne kapaklandım. Ellerimle yüzüne dokunuyordum. O sırada karşımda eşimin kılığına girmiş bir cin duruyordu ve bana bakıp pis pis sırıtıyordu. Kulağıma eğilip, “Sonunda yapabildin.” dedi sinir bozucu bir şekilde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bağırma seslerinden olacak ki komşular camı tıklamış, fakat ben kapıyı açmayınca polise haber vermişler. Polisler zorla eve girdi, eşimi o halde görünce ambulans çağırdılar. Haliyle beni de karakola götürdüler. Ne kadar anlattıysam da dinletemedim. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nasıl anlatılırdı ki böyle bir şey? <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kim inanırdı bana?!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdi muhtemelen hapse gireceğim. Fakat bu acıya, bu kedere ne kadar dayanabilirim bilmiyorum. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Peki, eşim de vefat edince bitti mi bu çile acaba? Yoksa kaldığı yerden devam mı edecek bu durum?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belli ki aşık cin vakasıydı bu yaşadığım.. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşimi toprağa, beni bunalıma mahkum eden..<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdi ben bu durumdan nasıl kurtulayım?!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YEDİNCİ KATIN PENCERESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/yedinci-katin-penceresi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yedinci-katin-penceresi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6956774212319.webp" length="38660" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 21:38:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>YEDİNCİ KATIN PENCERESİ</p>
<p>​Saat gece üçü on geçiyordu. Yağmur, camı sanki binlerce iğneyle tırmalıyor, şehrin nefesini kesiyordu. Deniz, klavyesinin soğuk ışığı altında donuklaşmış bir heykeldi. Gözleri bilgisayar ekranına değil, ekrandaki sabit görüntüye mıhlanmıştı: Karşı apartmanın yedinci katındaki pencere.</p>
<p>​Üç geceydi. Tam üç gündür hayatı, o boşluğun ritmine kilitlenmişti.</p>
<p>​Her gece, tam 03:00’te, o perde yavaşça aralanıyor, bir anlığına karanlıkta belli belirsiz bir açıklık yaratıyor, sonra sessizce kapanıyordu. Ne bir yüz, ne bir ışık, ne de bir gölge. Sadece o düzenli, ürkütücü jest. Mekanik bir nefes alışverişi gibi.</p>
<p>​Başlangıçta mantık, bunun basit bir hava akımı, unutulmuş bir perde kancası olduğunu söyledi. Ama mantık üç geceye dayanamadı. Yerini saf, ilkel bir meraka bıraktı. Korku, Denizin göğsüne oturmuş, her nefes alışında ağırlığını artırıyordu.</p>
<p>​“Ya bir işaretse? Ya biri yedi yıldır bekliyorsa?”</p>
<p>​Ama biliyordu ki, o pencere yedi yıldır siyahtı. Yedi yıldır o kat, bir anı mezarı gibi mühürlüydü.</p>
<p>​Dördüncü geceye dayanamadı.</p>
<p>​Koltuğundan fırladı. Ceketini omuzlarına attı, ayakkabılarını aceleyle ayağına geçirdi. Şemsiye aklına bile gelmedi; beyni sadece bir komut veriyordu: Yukarı çık. Dışarı fırladığında, gökyüzünden dökülen su cam bir duvar gibiydi.</p>
<p>​Sokak lambaları ona doğru titriyor, yol boyunca birer birer intihar ediyorlardı. Karşı binanın paslı kapısı, onu beklercesine aralıktı.</p>
<p>​İçeride koku vardı. Toz, küf ve zamanın kokusu.</p>
<p>​Merdivenler, Denizin nefesi ve kalbinin ritminden başka bir sesi kabul etmiyordu. Her adım, betonda yankılanan bir davul sesiydi. Beşinci kat. Altıncı kat…</p>
<p>​Altıncı kata ayak bastığı anda, yukarıdan bir ses duyuldu. Kuru, metalik bir sürtünme. Sanki paslı bir kilit açılıyordu. Ardından, havayı bile donduran, çıplak bir fısıltı:</p>
<p>​“Geç kaldın, Deniz.”</p>
<p>​Kalbi, göğüs kafesinin dışına fırlamak istercesine çırpındı. Adının fısıldanması, tüm akıl yürütme duvarlarını yıktı. Yavaşça, ayakta durmak için tüm iradesini zorlayarak yedinci kata çıktı.</p>
<p>​Kapı, davetkâr bir şekilde aralıktı. İçeriden gelen loş, titrek bir ışık, kapının kenarında dans ediyordu.</p>
<p>​Odaya girdi. Rutubet, demir ve terk edilmişliğin kokusu. Oda bomboştu. Sadece tam karşıda, pencerenin önünde, eski bir masa ve üzerinde eski bir CRT monitör duruyordu. Ekran yanıp sönüyor, içeriden gelen ritmik bir uğultu odayı dolduruyordu.</p>
<p>​Deniz yaklaştı.</p>
<p>​Monitörde bir video açıktı.</p>
<p>​Ekran, kendi evini gösteriyordu. Daha doğrusu, kendi penceresini.</p>
<p>​Görüntüde, her gece tam 03:00’te perdeyi açıp kapatan kendisi vardı. Uyurgezer gibi. Boş bir ifadeyle. Gözetlediğini sanırken, gözetlenen hep kendisiydi.</p>
<p>​Gözleri monitördeki kendi siluetine kilitlenmişken, video aniden sonlandı.</p>
<p>​Ekran simsiyah oldu.</p>
<p>​Ve o an…</p>
<p>​Monitörün cam gibi siyah yansımasında, Deniz’in arkasında, odanın ortasında bir şey belirdi. Bir siluet değildi. Bir gölge değildi.</p>
<p>​O şey, yedi yıldır boş olan evin kendisiydi.</p>
<p>​Deniz dönmeye çalıştı. Hareket edemedi. Donmuştu.</p>
<p>​Boynunun arkasında, nemli, soğuk ve sanki tahta talaşı kokan bir nefes hissetti. O nefes, yalnızca kuru bir fısıltı olarak değil, bilincinin derinliklerine kazınan bir emir olarak geldi:</p>
<p>​“Yerler değişti. Şimdi, izleme sırası sende.”</p>
<p>​Monitördeki siyah yüzey, artık onun boş penceresiydi. Ve o gece, Karşı Apartman’ın yedinci katındaki pencere, yeniden karardı.</p>
<p>​Ancak, Denizin evinde, kendi bilgisayarının ekranında bir görüntü belirmişti. Yedi yıldır bekleyen, paslı kilitli o boş evin içinden, artık sadece tek bir pencere izleniyordu. Deniz’in penceresi.</p>
<p>​Artık o, yedi yıldır boş duran evdi. Ve her gece 03:00’te perdeyi aralayan ise, izlenmeyi bekleyen yeni kurbanı olacaktı.</p>
<p>Derya Yağmur</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Trajik Tatil 2 &amp; Polisiye Hikaye</title>
<link>https://fikirizleri.com/trajik-tatil-2-polisiye-hikaye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/trajik-tatil-2-polisiye-hikaye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e662948194c.webp" length="43988" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 16:10:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Trajik Tatil II – Sessiz Kıskançlık<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Didim’de güneş yeniden yükseliyordu. O sıcak yaz sabahı, villaların pırıl pırıl beyaz duvarlarına vuran ışık, bir yıl önceki karanlık hatırayı örtmeye çalışır gibiydi. Fakat bazı gölgeler, güneşle kaybolmazdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Başkomiser <b>Bilal</b> arkasına yaslandı, masasında duran dosyaya baktı.<br>Üzerinde sadece iki kelime yazıyordu:<br><b>“Güzin Yılmaz – Zehirlenme Vakası.”</b><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir yıl geçmişti. Dosya resmî olarak kapanmıştı. Katil yakalanmış, mahkeme kararını vermişti. Her şey, kâğıt üzerinde bitmişti.<br>Ama Bilal’in aklında hâlâ o sabahın kokusu vardı: Deniz tuzuyla karışık meyve suyu kokusu.<br>Ve o kokunun içinde bir şey eksikti — <b>mantık.</b><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Geri Dönüş<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Aydın Emniyeti’ne yeni atanan bir memur, Bilal’in kapısını çaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Başkomiserim, geçen yılki Didim dosyasında yeni bir gelişme var. Güzin Yılmaz’ın ailesi villayı satışa çıkarmış. Temizlik sırasında bahçede bir oyuncak kutusu bulunmuş. İçinde küçük bir şişe kapağı var. Üzerinde kimyasal kalıntı tespit edilmiş.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal’in gözleri hafifçe kısıldı.<br>“Zehir?” diye sordu.<br>“Evet, aynı maddeye çok benzer.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">O an ofisteki hava değişti. Bilal elini dosyanın üzerine koydu.<br>“Demek ki işimiz henüz bitmemiş.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Olay Yeri Tekrar<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Villaya vardığında rüzgâr denizden esiyor, palmiyeleri hafifçe sallıyordu.<br>Burası, Güzin’in kahkahalarının yankılandığı, sonra sessizliğe gömüldüğü yerdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahçede Güzin’in annesi vardı. Elinde solmuş bir oyuncak ayı tutuyordu.<br>“Her yaz burada oynardı,” dedi kadın, sesi titreyerek. “Ama geçen yıl... hiçbir şey aynı kalmadı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal, villanın çevresini yeniden inceledi.<br>Bir yıl öncesine göre tek fark, havadaki o huzursuzluktu.<br>Bahçe duvarında küçük bir çatlak dikkatini çekti. Çatlağın ardında, bir plastik parça sıkışmıştı. İnceleme ekibine işaret etti.<br>“Oradan numune alın. Belki oradan bir iz çıkar.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ekip çalışırken Bilal dosyayı gözden geçirdi.<br>Sanık: <b>Murat Kaya</b> – 45 yaşında, kimya teknisyeni, Sibel’in babası.<br>Suçu: Kastî zehirleme sonucu ölüme sebebiyet.<br>Ceza: Müebbet hapis.<br>Ancak Bilal’in dikkatini çeken satır şuydu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Zehri hazırladığı laboratuvardan alınan örneklerde, tam formül eşleşmesi yoktur.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tam formül eşleşmesi yoksa… demek ki <b>zehir başka yerde hazırlanmıştı.</b><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sessiz Tanık<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sibel o günden beri kimseyle konuşmuyordu.<br>Didim’deki olaydan sonra ailesi dağılmış, babası tutuklanmış, annesi ise kızını İzmir’deki bir rehabilitasyon merkezine yatırmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal, merkezdeki hemşireye kimliğini gösterdi.<br>“Başkomiser Bilal Kaya. Sibel Demir’le konuşmam gerek.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Hemşire tereddüt etti.<br>“Konuşmaz efendim. Bir yıldır kimseyle tek kelime etmedi. Yalnızca resim yapıyor.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal içeri girdi.<br>Odada duvarlara asılı onlarca resim vardı. Hepsinde aynı şey: Denizin yanında iki kız çocuğu.<br>Biri ayakta, diğeri tekerlekli sandalyede.<br>Ama her tabloda <b>ayakta duran kızın yüzü karalanmıştı.</b><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal sessizce yaklaştı.<br>Bir defter dikkatini çekti. Sayfaların arasında kurumuş bir menekşe vardı. Altına kurşun kalemle yazılmış bir cümle:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben sadece onunla aynı olmak istedim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal’in boğazı düğümlendi.<br>O sırada Sibel’in tekerlekli sandalyesi hafifçe döndü.<br>Kızın gözleri Bilal’e baktı — sessiz ama suçlulukla dolu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal sordu:<br>“Baban mı yaptı, Sibel?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kızın elleri titredi. Kalemi aldı ve deftere tek bir kelime yazdı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Hayır.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal’in Şüphesi<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Emniyete döndüğünde Bilal bütün dosyaları yeniden açtı.<br>Babanın laboratuvar kayıtlarını inceledi. Zehirin hazırlanmasında kullanılan kimyasalın <b>nereden satın alındığını</b> gösteren fişlerde bir eksiklik vardı.<br>Son tarih, olaydan <b>iki gün önce</b> ve satın alan kişi “M. Kaya” değil, “S. Demir” olarak görünüyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sibel’in adı.<br>Demek ki babasının laboratuvarından zehri o istemişti.<br>Peki, bir çocuk bunu neden isterdi?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal o gece evine gitmedi. Saatlerce raporları, ifade tutanaklarını, kamera görüntülerini inceledi.<br>Bir ayrıntı dikkatini çekti:<br>Kamera kayıtlarında kahvaltı sabahı, Sibel’in annesi dışarıdayken, Sibel’in sandalyesiyle mutfağa girdiği kısa bir an vardı.<br>Sadece otuz saniye.<br>Ama o otuz saniye, bir hayatı bitirmeye yetmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yeni Delil<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ertesi sabah, kriminal laboratuvardan telefon geldi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Başkomiserim, villada bulduğumuz şişe kapağında parmak izi var. Ama baba Murat Kaya’ya ait değil. Genç birine ait. Muhtemelen kadın. Yaş tahmini 18-20 arası.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal bir an sustu.<br>“Yani Sibel.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Artık her şey netleşmişti ama bir eksik vardı: <b>İtiraf.</b><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal tekrar rehabilitasyon merkezine gitti. Sibel bahçedeydi, elleriyle toprağı karıştırıyordu.<br>Yanına oturdu.<br>“Sibel,” dedi yumuşak bir sesle. “Gerçeği biliyorum. Baban senin yerine suçlandı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sibel başını kaldırmadı.<br>Bilal devam etti:<br>“Onu kıskandın. Güzin’in yürüyebilmesini, koşabilmesini, gülüşünü... Ama kimseye zarar vermek istememiştin. Sadece onun sana kalmasını istedin, değil mi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sibel’in dudakları titredi.<br>Bir damla yaş toprağa düştü.<br>Sonra kısık bir ses duyuldu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben... sadece onun da biraz durmasını istedim. Hep koşuyordu... ben hep oturuyordum.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal’in kalbi sıkıştı.<br>“Zehir bir oyun değildi, Sibel. Bir oyun hiç bu kadar gerçek olmamalıydı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kız hıçkırdı, elleriyle yüzünü kapattı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Babamı korumak zorundaydım... O benim yerime hapiste…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal sessizce ayağa kalktı.<br>Gökyüzüne baktı, bulutların arasında güneş kayboluyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gerçeğin Bedeli<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir hafta sonra rapor hazırlandı.<br>Bilal, savcılığa yeni delilleri teslim etti.<br>Parmak izi, satın alma fişi, psikolojik rapor… hepsi Sibel’i işaret ediyordu.<br>Ama savcı karar vermekte zorlandı.<br>“Bir çocuk... hem de engelli biri. Cezai ehliyeti tartışmalı, Başkomiserim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal başını eğdi.<br>“Biliyorum. Ama adaletin de bir vicdanı olmalı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Mahkeme Sibel’i ceza almaktan muaf tuttu, ancak ömür boyu gözetim altında kalmasına hükmetti.<br>Baba Murat Kaya ise serbest bırakıldı.<br>Cezaevinden çıktığında Bilal’in elini tuttu:<br>“Beni değil, onu kurtardınız Başkomiser. Teşekkür ederim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal gözlerini kaçırdı.<br>Kurtarmak mı?<br>Kurtulan kimdi?<br>Bazen adalet bile kaybederdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Didim’de gün batımıydı.<br>Bilal, olay yerinin önünde bir kez daha durdu.<br>Bahçede çocuk sesleri, kahkahalar yankılanıyordu. Yeni kiracılar taşınmıştı, hayat yeniden başlamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ama Bilal’in aklında hâlâ o cümle vardı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben sadece onun da biraz durmasını istedim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kıskançlık...<br>Kimi zaman bir silah, kimi zaman bir çocuk oyunu kadar masum görünen bir felaketin başlangıcıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Rüzgâr denizden esip palmiye yapraklarını sallarken, Bilal sigarasını söndürdü.<br>Gözleri ufka daldı.<br>Güzin’in masum gülümsemesi, Sibel’in kırık sesi ve babanın sessiz fedakârlığı, Didim’in o altın rengi gün batımına karıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ve Başkomiser Bilal biliyordu:<br>Bu dosya kapanmış gibi görünse de, <b>insan kalbinin içinde hâlâ açık bir yara olarak kalacaktı.</b><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Denizden Gelen Mektup<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Beş yıl sonra…<br>Didim yine aynı kokuyu taşıyordu: Tuz, rüzgâr ve pişmanlık.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Başkomiser <b>Bilal</b>, emekliliğine birkaç ay kalmıştı.<br>Her yıl olduğu gibi, bu yaz da Didim’e gelmişti.<br>Ancak bu kez elinde dosya değil, bir termos kahve vardı.<br>Sessiz bir sabah yürüyüşü sırasında, deniz kıyısındaki eski villanın önünde durdu.<br>Artık beyaz boyası solmuş, bahçesindeki yaseminler kurumuştu.<br>Ama denizin sesi hâlâ aynıydı.<br>Bir zamanlar kahkahalarla dolan o bahçede şimdi yalnızca martı sesleri yankılanıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tam o sırada, dalgaların getirdiği bir şey dikkatini çekti.<br>Küçük bir cam şişe.<br>İçinde deniz suyuyla ıslanmış bir mektup vardı.<br>Bilal diz çöküp şişeyi aldı, kapağını açtı.<br>Kağıt, yıllar geçmesine rağmen hâlâ okunabiliyordu.<br>Yazı zarif, ama titrek bir elden çıkmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Sevgili Güzin,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Beş yıldır her gece seni rüyamda görüyorum.<br>Sen hep gülümsüyorsun, ben hep yerimdeyim.<br>Artık yürüyememek değil, seni affedememek yoruyor beni.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Babam beni hâlâ ‘küçük kızım’ diye çağırıyor.<br>Oysa ben artık o kız değilim.<br>O sabah, sadece biraz dikkatini çekmek istedim.<br>Biraz kıskandım seni.<br>Ama o kıskançlık büyüdü, beni zehre çevirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Şimdi her gün denize bakıyor, dalgaların sesinde seni arıyorum.<br>Eğer bir gün bu mektup denizden sana ulaşırsa, bil ki<br>ben senden özür diledim.<br>Ve seni hâlâ en yakın arkadaşım olarak hatırlıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">— Sibel.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal, mektubu elinde tuttu.<br>Parmaklarının ucundan deniz suyu damladı; kağıdın üzerindeki mürekkep yavaşça dağılıyordu.<br>Bir martı çığlığı duyuldu — sanki gökyüzü bile bu hikâyenin ağırlığını taşıyamıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilal, derin bir nefes aldı.<br>Mektubu cebine koydu, sonra villanın bahçesine doğru yürüdü.<br>Kurumuş yaseminlerin arasına mektubu bıraktı, toprağı elleriyle kapattı.<br>“Artık yerin belli olsun küçük kız,” dedi kısık sesle.<br>“Belki şimdi huzur bulursunuz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Güneş denize doğru inerken, ufuk çizgisi ateş gibi kızardı.<br>Bilal başını kaldırıp o renkli gökyüzüne baktı.<br>Bazen adalet, bir mahkeme salonunda değil;<br><b>denizden gelen bir mektupta</b> bulunuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ve Didim o akşam, uzun süre sessiz kaldı.<br>Dalgalar, iki küçük kızın yarım kalmış masumiyetini usulca kıyıya taşıdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bir dostluğun sonu cinayetle yazılmıştı… ama affediş, denizin dalgalarıyla geri dönmüştü.”<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstanbul&amp;apos;un  Sessiz Hatıraları</title>
<link>https://fikirizleri.com/istanbulun-sessiz-hatiralari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/istanbulun-sessiz-hatiralari</guid>
<description><![CDATA[ “Bir yanım hâlâ onun sevgisiyle doluyken, diğer yanım öfkeyle yanıyordu. İnsan severken nefret eder mi? Ediyormuş. Çünkü bazen en çok sevdiğin, seni nefret etmeye mecbur bırakıyor.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e52afd29bef.webp" length="61562" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 18:01:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hasret</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul…</p>
<p>Aşıkların bir gün mutlaka dönüp geleceği, yarım kalan hikâyelerin sessizce tamamlanmayı beklediği şehir. İnsan İstanbul’dan gider ama İstanbul insandan asla gitmez.</p>
<p>Yıllar önce buraya gelmiştim; ardımda bir hikâye ve birkaç buruk hatıra bırakarak. Ama şehir, içimde bir yara gibi kalmıştı. Şimdi, onca zaman sonra yeniden buradayım.</p>
<p>Bir zamanlar onunla defalarca geldiğimiz o kafedeyim. Oturduğumuz masada bu akşam başka bir çift var. Gülüşleri, birbirlerine bakışları, ses tonları… Her şey o kadar tanıdık ki. Sanki zaman geri dönmüş, biz yeniden oradaymışız gibi.</p>
<p>O günler… Bana aldığı küçük hediyeler, solmayan çiçekler, kahkahalarımıza karışan o sıcak dokunuşlar… Hepsi birer hatıra, artık ulaşamadığım bir zamanın kırıntısı.</p>
<p>Bizi ayıran yanlış anlaşılma değil, ihanetin sessiz ama derin izleriydi. Kaç kış geçti, kaç bahar saymadım. Belki şimdi başka bir hayata tutunmuştur, belki bir yuvaya, belki çocuklarına baba olmuştur. Ama bende bıraktığı iz, hiçbir mevsimle silinmedi.</p>
<p>Bir yanım hâlâ onun sevgisiyle doluyken, diğer yanım öfkeyle yanıyordu. İnsan severken nefret eder mi? Ediyormuş. Çünkü bazen en çok sevdiğin, seni nefret etmeye mecbur bırakıyor.</p>
<p>Gözlerimi o çiftten ayırıp kahveme uzandım. Bir yudum aldım; tadı yabancıydı. Yoksa ben kahveyi değil, onunla içtiğim anları mı seviyordum, bilmiyorum. Fincanı masaya bıraktım. Tam o sırada canlı müziğin ilk notası yükseldi. Tanıdık bir ezgi, kalbimin en eski köşesini yoklar gibi. Sezen Aksu’nun sesi yankılandı:</p>
<p>“İstanbul, İstanbul olalı…”</p>
<p>Şehir sustu, insanlar silindi, sadece o ses ve ben kaldım. O an anladım: bazı şehirler değil, bazı hikâyeler bitmiyor. Ve ben, o bitmeyen hikâyenin tam ortasındaydım.</p>
<p>Ayağa kalktım. Kahvemin kenarındaki dudak izi bir veda gibi kaldı orada. Montumu giydim, adımlarım yavaş ama kararlıydı. Kafenin kapısını araladığımda serin bir rüzgâr yüzüme çarptı, saçlarımı savurdu. Bir zamanlar aynı rüzgârda gülüşürdük. Oysa şimdi, aynı rüzgâr sadece içimdeki boşluğu büyütüyordu.</p>
<p>Sokağa çıktım. Kaldırımlar ıslaktı, denizin tuzu havada asılı kalmıştı. Bir köşede simit satan yaşlı bir amca, elindeki radyodan şarkının son notalarını dinliyordu.</p>
<p>“İstanbul, İstanbul olalı…”</p>
<p>Adımlarım beni farkında olmadan Galata’ya doğru sürükledi. Bir zamanlar onun elini tuttuğum o yokuş… Şimdi sadece ayakkabılarımın sesi yankılanıyordu taşlarda. Vitrin camında kendi yansımamla göz göze geldim. Bir an durdum. Ne kadar zaman geçmişti? O giden kız hâlâ aynı mıydı? Yoksa ben de İstanbul’un sokaklarında kaybolmuş muydum?</p>
<p>Elimi kalbime koydum. Atıyordu… ama sanki eksik atıyordu. Her vuruşta bir sessizlik, bir boşluk, bir “keşke” saklıydı.</p>
<p>Belki bir gün, aynı gökyüzü altında yeniden karşılaşırız. Belki birbirimize “merhaba” bile diyemeyiz. Ama o an, ikimizin de gözlerinde aynı şehir parlar: İstanbul.</p>
<p>Ona veda etmedim; çünkü bazı vedalar sessizce olur. Ve ben sessizliğe gömdüm her şeyi.</p>
<p>Galata Kulesi’nin ışıkları geceye karışırken, şehre son bir kez baktım. Bir nefes aldım — içimde hem onun kokusu, hem İstanbul’un rüzgârı. Sonra kendi kendime fısıldadım:</p>
<p>“Ben artık ondan değil, onla yaşadıklarımdan gidiyorum.”</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zümrüdüanka&amp;apos;nın Alevli Sırrı</title>
<link>https://fikirizleri.com/zumruduankanin-alevli-sirri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zumruduankanin-alevli-sirri</guid>
<description><![CDATA[ Ateş ki, en kadim ilaçtır; yakıp arındırarak, küllerinden yeniden doğarsın. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e4e470aee14.webp" length="58104" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 13:03:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Zünrüdüanka, FelsefiHikaye, Küllerinden doğmak, içsel yolculuk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Çölün kızgın nefesiyle buzulların sessiz beyazı arasında, Hicran Vadisi uzanırdı, ne bir haritada adı geçerdi, ne bir yolcunun duasında.</p>
<p>Yalnızca kayıp düşlerin rüzgârında, umudunu yitirenlerin fısıltısında yaşardı.</p>
<p>Vadinin kalbinde, yaprakları zümrütten, gövdesi safirden örülmüş bir ağaç yükselirdi: Dünya Ağacı.</p>
<p>Ve bin yılda bir, o dallara Zümrüdüanka yuva kurardı alevle yeniden doğuşun, külden dirilişin kuşu.</p>
<p>Anka, zamanın unuttuğu bilgeliğin kanatlı simgesiydi.</p>
<p>Tüylerinde sabahın pembe ışıltısı, okyanusun en derin mavisi, çöl kumlarının altın parıltısı saklıydı.</p>
<p>Gözleri ise…sanki kainatın tüm sırlarını bilen bir ruhun huzuruyla bakardı insana.</p>
<p>Ama onun da bir sırrı vardı. Alevli Sır.</p>
<p>Kendi ölümüyle doğumunu aynı anda taşıyan ateşin sırrı.</p>
<p>Bir gün, adını rüzgârın bile zar zor andığı genç bir kadın, Elvan, bir efsanenin izini sürerek bu vadiye ulaştı.</p>
<p>Yüreğinde yitirdiklerinin sızısı, hayata dair yanıt bekleyen sorular…</p>
<p>Adımlarını hangi gücün buraya taşıdığını bilmiyordu; yalnızca, içinden çağıran bir sesin peşinden gelmişti.</p>
<p>Dünya Ağacı’nın gölgesine vardığında onu gördü: Anka, ışıkla hüznün arasında süzülüyordu. Öyle görkemliydi ki, Elvan’ın nefesi tutuldu. Sonra, rüzgârın en yumuşak haliyle bir ses doldu zihnine:</p>
<p>“Sen geldin.</p>
<p>Sen ki, sonbahar yaprağının düşüşündeki şarkıyı duyan,</p>
<p>gecenin sessizliğinde yıldızların fısıltısını işitebilen kalple doğmuşsun.</p>
<p>Bugün benim son günüm.”</p>
<p>Elvan şaşkınlıkla fısıldadı:</p>
<p>“Ama… sen ölümsüzsün!”</p>
<p>Anka kanatlarını yavaşça açtı, gökyüzünü bir dua gibi kucakladı:</p>
<p>“Ölümsüzlük,” dedi,</p>
<p>“bir ânı sonsuza taşımak değildir.</p>
<p>Ölümsüzlük, sürekli değişip yeniden var olabilmektir. İşte bu, benim alevli sırrımdır.”</p>
<p>Sonra, Dünya Ağacı’nın kuru dallarını topladı. Tarçın, sandal ağacı, amber kokularıyla yoğrulmuş bir yuva kurdu. Her hareketi bir dua gibiydi. Elvan, büyülenmiş gözlerle izledi.</p>
<p>Yuva tamamlandığında, Anka gökyüzüne son kez yükseldi. Güneşe dönüp bir ağıt söyledi; ne hüzünlü, ne umut dolu, ikisini de bir arada taşıyan bir şarkıydı bu. Sonra sessizce yuvasına indi…ve bir anda, kendi içinden doğan bir alevle tutuştu.</p>
<p>Elvan çığlık atmak istedi ama sesi boğazında düğümlendi. Alevler kuşun tüylerini, bedenini hatta kemiğini yutuyordu. Ama bu bir son değildi, bir dönüşümdü.</p>
<p>Ateş mor, yeşil ve altın tonlarında dans etti;</p>
<p>yıkıcı değil, kutsal bir ışık gibiydi.</p>
<p>O alev, yalnızca bedeni değil, bin yılın yorgunluğunu, dünyanın bütün kederlerini,</p>
<p>zamana gömülmüş hatıraları da yakıyordu.</p>
<p>İşte Alevli Sır buydu:</p>
<p>Yeniden doğmak istiyorsan, önce geçmişin küllerinden arınmalıydın.</p>
<p>Ateş, bir ceza değil; bir arınmaydı.</p>
<p>Ölüm değil; başlangıcın ta kendisiydi.</p>
<p>Alevler söndüğünde yuvadan geriye yalnızca zümrüt yeşili bir yumurta kalmıştı.</p>
<p>Zaman nefes aldı, yumurta çatladı.</p>
<p>İçinden, tüyleri hâlâ ıslak, gözleri yepyeni bir şaşkınlıkla parlayan bir yavru Anka çıktı. O minik Anka, Elvan’a baktı ve bir ses çıkardı. O ses, saf umudun sesiydi.</p>
<p>Ve işte o an, Elvan her şeyi anladı. Hayatındaki kayıplar, çektiği acılar, hepsi kendi “alevli sırlarıydı.”</p>
<p>Her birini, eski benliğini yakıp onu daha güçlü, daha bilge birine dönüştürmek için yaşamıştı. Kaçtığı acı, aslında yeniden doğuşunun habercisiydi.</p>
<p>Vadiden ayrılırken kalbi artık huzurla doluydu. Anladı ki, hayatın getirdiği her yangın, onu yakmak için değil, içindeki cevheri ortaya çıkarmak içindi.</p>
<p>Zümrüdüanka’nın sırrı, yalnızca efsanelerde değil, değişmeye cesaret eden her yürekte saklıydı.</p>
<p>Ve o günden sonra, Elvan her acıda bir davet duydu.</p>
<p>“Korkma,” diyordu o ses,</p>
<p>“Yeniden başla.”</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DÜDÜKLÜ ÇOCUK</title>
<link>https://fikirizleri.com/duduklu-cocuk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/duduklu-cocuk</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e4be58062f4.webp" length="8610" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 10:21:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Abisi bir korku hikâyesini daha anlatmayı bitirdiğinde artık yatma vakti gelmişti. Bu korku hikâyelerini dinlediğinde geceleri uyuyamıyor, odasındaki gaz lambasını kapatmak istemiyordu ama annesi gece yangın çıkma ihtimalinden dolayı gaz lambasını asla açık bırakmasına izin vermiyordu. Artık dokuz yaşında kocaman bir çocuk olduğunu, bu korkuların yersiz olduğunu söyleyip onu cesaretlendirmeye çalışıyordu, ama bazı geceler abisinin ona korkunç hikâyeler anlattığını bilmiyordu. Bunu annesine asla söyleyemezdi. Yoksa her ne kadar korksa da bayıldığı o harika korku hikâyelerini bir daha asla dinleyemezdi. Abisi ondan sadece iki yaş büyük olmasına rağmen o annesi ve babasının haberi dahilinde korkunç hikâyeler okuyordu. Abisine hiçbir şey söylememelerine rağmen ona asla izin vermiyorlardı. İki yaş çok da büyük bir yaş farkı değildi ama bu sadece onun için böyleydi. Annesiyle babası bir yaşın, hatta bir ayın bile çok önemli söylüyordu. Mesela on sekiz yaşına girmiş biriyle on sekiz yaşına girmesine sadece bir ay kalan iki insanın, kanunen aynı haklara sahip olamayacağını söylüyorlardı ama bunlar onun için hiçbir şey ifade etmiyordu. O kanunun ne olduğunu bile bilmiyordu. Onun için kanun denen şey güçlü olanların, zayıf olanların üzerinde uyguladıkları bazı baskı sistemiydi, hepsi bu. Şöminenin başından kalkıp üst katta bulunan odasına gitmek için merdivenlere doğru ilerledi. Annesi onun odasına çıktığını görünce ballı sütünün hazırlamak için mutfağa gitti. Odasına girip soyundu ve pijamalarını giyinip yatağına, yorganın altına girdi. Şimdilik rahattı çünkü gaz lambası yanıyordu. Ama kendisini ballı sütünü içtikten sonrası için hazırlamaya çalışıyordu. Bu gece nasıl bir kâbus görecekti merak ediyordu. Abisi ona Stephen King’in IT hikâyesini anlatmıştı. Muhtemelen bu gece rüyasında, o küçük çocuğun kolunu koparan korkunç palyaçoyu görecekti. Biraz sonra odasının açık olan kapısının dışında uzun ve gittikçe yaklaşan bir gölge belirdi. Tam kafasını yorganın altına gömecekti ki gelen kişinin annesi olduğunu fark etti. Annesi gülümseyerek içeri girdi ve yatağının yanına oturup, ona kendi elleriyle ballı sütünün içirdi. Sütünü içtikten sonra yine annesinin getirdiği çiçekli mendille ağzını sildi. Annesi kirli mendili ve bardağı, yatağın baş ucundaki komodinin üzerine bırakıp yastığını iyice yatırdı ve yorganını düzeltti. O da yatağına iyice uzanıp uyumaya hazırlanırken, annesi gaz lambasını söndürmek için pencerenin yanında duran kitaplığa yaklaştı. O sırada annesini durdurdu.</p>
<p>“Anneciğim, gaz lambası bari bu gece açık kalsın, olmaz mı?” diye sordu, korkudan titreyen sesle. Annesi onun bu kez değişen ses tonu anlamış olacak ki, ona dönüp kaşlarını çattı ve merakla sordu.</p>
<p>“Bunu defalarca konuştuk tatlım. Hem sesin neden böyle oldu, hasta mısın yoksa?”</p>
<p>“Hayır anneciğim, sadece karanlıkta uyumak istemiyorum.”</p>
<p>“Ama gözlerini kapattığında yine karanlıkta kalıyorsun. Ayrıca uyuduktan sonra ortamın karanlık ya da aydınlık olmasının hiçbir önemi kalmıyor, öyle değil mi hayatım?”</p>
<p>Annesi onun bir itirazını daha dinlemeden gaz lambasını kapattı ve tekrar yanına yaklaşıp, alnına küçük bir öpücük kondurdu.</p>
<p>“İyi geceler bebeğim, tatlı rüyalar.” diye ekledi annesi.</p>
<p>Aman ne tatlı rüyalar... diye geçirdi içinden. Annesi odadan çıkıp kapıyı kapattığında, oda artık yalnızca bahçedeki aydınlatma direklerinden yayılan loş ışıkla aydınlanıyordu. Ama bu ışık onun için yeteli değildi, yalnızca pencerenin önünü aydınlatıyordu ve önünü görebilmesini sağlıyordu hepsi bu. Eğer odasına bir hırsız ya da bir yaratık girerse onu asla göremeyeceğinden kokuyordu. Onları asla göremezdi çünkü abisinin ona anlattığı hikâyelerdeki canavarlar, hayaletler ve hırsızlar, genelde simsiyah oluyorlardı. Siyah bir yaratığı karanlık bir odada nasıl görebilirdi ki? Bu da onları daha korkunç yapıyordu, ama onları göremeyeceği için. Çünkü o göremediği şeylerden daha çok korkuyordu. Gerçi görse de çok korkardı, onlardan ne şekilde olurlarsa olsunlar her zaman korkacaktı ve korkuyordu.</p>
<p>“Ne olur canavarlar beni rahat bıraksın Tanrım... Ne olur canavarlar odama gelmesin, lütfen Tanrım... Sana yalvarıyorum. Canavarlardan çok korkarım!” diyerek fısıldıyordu. O sırada bir ses duydu. Ne olduğunu anlayamadığı tuhaf bir ses. Sesi net duymak için hemen sustu ve kulak kabarttı. Ses kesilmişti. Yorganını başına kadar çekip tamamen içine girdi. Aynı sesi tekrar duydu. Bu kez kafasını yorganın altından çıkarıp sesi dikkatle dinledi.</p>
<p>“Geldiler canavarlar geldi işte.” diye kendi kendine söylendi ve tekrar yorganın altına girip, gözlerini sıkıca kapattı. Korkudan tüm bedeni titriyor, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Öyle ki kalp atışlarını bile duyabiliyordu. Korkudan deli gibi, çılgınca atıyordu. Ses kesildi ve tekrar duyuldu. Kesik kesik çıkan bir sesti. Yorganı tekrar açıp yattığı yerden doğruldu, meraklı ve korku dolu gözlerle etrafına bakındı.</p>
<p>“Kim var orada? Odama nasıl girdin?” diye seslendi, ama cevap olarak aynı kesik sesi duydu.</p>
<p>Hâlâ hızlı hızlı nefes alıp veriyor, korkuyla etrafına bakınıyordu ama hâlâ bir şey göremiyordu. Evde herkes yatmıştı, evdeki derin sessizliği bozan bu sesin evin içinden, hatta odasından değil, dışarıdan geldiğini anladı. Korkak bir şekilde ağır ağır yatağından çıktı ve sessiz adımlarla pencereye doğru ilerledi. Onun odasının hemen altındaki oda annesiyle babasının odasıydı, onun ayak seslerini duyup buraya gelmemeleri ve yatağından çıktığı için ona kızmamaları için sessiz olmaya çalışıyordu. Pencerenin yanına geldiğinde, yine sessiz ve yavaş bir şekilde panjuru kaldırdı ve dışarıya bakındı. Dışarıda hafif bir şekilde yağmur yağıyordu. Bunu aydınlatma direklerinin ışıklarına bakarak anlamıştı. Muhtemelen bu yağmur şiddetlenecek, sonra gök gürleyecek, şimşek çakacak bu gece daha da korkunç olacaktı. Bu da demek oluyordu ki, bu gece ona uyku yoktu. Şimşeklerden zaten kokuyordu. Geceleri bir şimşek çaktığından odasının içi anlık olarak aydınlanıyor ve odasındaki tüm eşyalar, odasını esir alan hayaletleri andırıyordu. Bu görüntü onu her zaman korkutmuştu. Hâlâ da korkuyordu. Ama bu doğa olayına yapabileceği bir şey yoktu. Pencereyi yavaş bir şekilde açıp başını dışarı uzattı. Dışarıdaki buz gibi havayı anında hissetti ve o anda üşümeye başladı. Kış ayına girmelerine çok az kalmıştı ve bu havalar, kış ayına bir hazırlıktı. Odasının içine dolan soğuk hava odasını bir buz dolabına çeviriyordu. Titreyerek dışarıya bakındı. Aynı sesi tekrar duyduğunda, başını anında sesin geldiği yere, sağ tarafa doğru çevirdi. Tam karşısındaki malikanenin önünde bulunan sokak aydınlatmasının dibinde biri duruyordu. Fazla uzak sayılmazdı, bu yüzden buradan bakınca onun bir çocuk olduğunu hemen anladı. Kaşlarını çattı. Bu ne neydi şimdi? Saat gecenin onuydu ve sokakta tek başına dolaşan küçük bir çocuk vardı. Hangi aile küçük çocuğunu gecenin bu saatinde, hem de bu soğuk havada dışarı gönderirdi ki? Acaba ailesi mi yoktu? Belki de bir evi bile yoktu. Belki de sokakta yaşayan bir çocuktu. Çocuğun ne yaptığını anlamak için bir süre pencerenin başında durup, soğuktan titreyerek onu seyretti. En azından bir hayalet ya da bir canavar olmadığı için rahatlamıştı. Bu sadece kendisi gibi bir erkek çocuğuydu. Çocuk aydınlatma direğinin dibinde durmuş, bir elini montunun cebine sormuş, diğer elini de ağzına tutuyordu. Biraz sonra aynı sesi tekrar duydu. Bu sesi duyunca çocuğun ağzında bir düdük olduğunu ve onu çaldığını anladı. Ama bunu neden yapıyordu? Şu an dışarıda oyun oynayacak kimse yoktu. Hem büyün malikanelerin ışıkları kapalıydı. Herkes uyuyordu. Birilerinin çıkıp onu azalmasından korkmuyor muydu? Ya da te başına düdük çalarak nasıl eğleniyordu? Çocuk başını tek bir noktaya sabitlemiş, hiç hareket etmeden öylece duruyor, kısa aralıklarla düdüğü çalıp duruyordu. Belki de birilerine bir işaret vermeye çalışıyordu, belki de kaybolmuştu ve birilerinin onu bulması için düdükle yerini belli etmeye çalışıyordu. Evet, kesin kaybolmuştu. Bir aydınlatma direğinin altında öylece durup düdük çalmasının başka bir mantıklı açıklaması olamazdı. Eğlenmeye çıkmış olsaydı yürür veya koşardı. Sokakta yaşıyor olsaydı bir köşeye çekilip uyurdu, ama o sanki birileri onu bu karanlıkta rahatça görebilsin diye bir ışığın altında duruyordu. O çocuğa üzülmüştü. Kim bilir ailesi neredeydi? Kim bilir çocuk ne kadar korkmuştu. Biraz sonra yağmur şiddetini arttırmaya başladı. Sağanak yağacağını anladı. Bu kez çocuk için daha da üzüldü. Hem bu soğuk havada hem de yağmurun altında, sokakta bir başına ne yapacaktı. Belki de ölebilirdi. Bu düşünce aklına geldiğinde anında irkildi. Bu düşünce onu korkutmuştu, o bir şey yapmazsa çocuk ölebilirdi. Aklına bir fikir geldi. Onu gizlice eve alabilir, yarın sabaha kadar bodrumda saklayabilir, sabah olunca da tekrar dışarı gönderebilirdi. Hatta ailesini bulmasına yardım edebilirdi. Evet, böyle yapacaktı. Aceleyle, el yordamıyla kitaplığının yanındaki gaz lambasını yaktı ve pijamalarını değiştirmeden, üzerine montunu giydi. Ayağına da botlarını giyinip, sessiz bir şekilde odasının kapısını açtı. Başını uzatıp etrafa bakındı. Etrafta kimsenin olmadığını görünce, olabildiğince sessiz olmaya çalışarak merdivenleri indi ve dış kapıya ulaştı. Yine sessiz bir şekilde kapıyı açıp etrafa bakındı.</p>
<p>Uşaklar etrafta görünmüyordu, ortalıkta kimse yoktu. Bu onun için daha iyiydi. Onu biri görürse ya evden çıkmasına asla izin vermeyecek ya da en kötüsü annesiyle babasına haber vereceklerdi. Kapıyı yarı aralık bırakarak koşarak bahçeye çıktı. Bahçenin kapısına ulaştığında demirlerin arasından dışarıya, çocuğun olduğu yere baktı. Hâlâ orada durmuş düdüğünü çalmaya devam ediyordu. Yağmurdan korunmak için montunun şapkasını sırılsıklam olan kafasına geçirdi. Saçlarının ve montunun sabaha kadar kurumasını umut ediyordu. Aksi halde annesine nasıl hesap verecekti? Bahçenin kapısını açamayacağını biliyordu. Kapı geceleri kilitleniyordu ve anahtarlar babasının şoföründe oluyordu. Bu yüzden demirleri tırmanarak kapının üzerinden atlaması gerekiyordu, öyle yaptı. Hiç zorlanmadan kapıya tırmanıp arka tarafa geçti ve aşağı atladı. Bu sert bir düşüştü. Tam dizlerinin üzerine düşmüştü ve bacaklarında dayanılmaz bir acı hissetmişti. Yine de bağırmamak ve ses çıkarmamak için ekstra bir çaba gösterdi. Acısını bastırmaya çalışarak ayağa kalktı ve çocuğun yanına doğru yürümeye başladı. Artık sağanak yağıyordu. Öyle ki baştan aşağı sırılsıklam olmuştu. Bu ıslaklık sabah kadar kurumayacaktı. Üzerin değiştirdiğinde de giysilerini annesinden saklayamazdı, her halükârda yakalanacaktı. Çocuk, sağanağın zemini döverken çıkardığı sesten onun ayak seslerini duymamış olacak ki dönüp ona bakmamış, hatta yerinden bile kımıldamamıştı. Aydınlatma direğine yaklaştığında artık çocuğun yanındaydı ama çocuğun ona arkası dönük olduğundan, onu hâlâ görmüyordu.</p>
<p>“Merhaba.” diye seslendi ama çocuk onu duymadı, düdüğünü çalmaya devam ediyordu. Bu kez çocuğun omzuna dokundu ama çocuk yine tepki vermedi. Sağır olabilirdi ama birinin dokunduğunu hissetmeyecek de değildi. Çocuk onu yine görmezden gelince bu kez öfkelendi ve çocuğun önüne geçip, tam karşısında durdu. O sırada korkuyla gözlerini kocaman açtı. Ağzı da şaşkınlıkla açık kalmıştı. Karşısındaki çocuğun suratı, sanki deri yüzülmüş gibi kıpkırmızı bir et yumağını andırıyordu. Ayrıca yağmurdan dolayı yüzünden akan kanlar yere süzülüyor, etraf kan gölüne dönüyordu. Gözleri birer beyaz bilye gibi parlak ve donuktu tam karşıya, boşluğa bakıyor, hiç hareket etmiyordu. Hâlâ düdüğünü çalmaya devam ediyordu. Bu korkunç görüntü onun aklını başından almıştı. Bu çocuğa ne olmuştu böyle. Korkuyla geriye doğru birkaç adım attı. Artık onunla konuşup konuşmaması gerektiği konusunda kararsızdı, acaba başına bir şey mi gelmişti? Öyle olsa burada durup bu aptal düdükle oyalanmak yerine birilerinden yardım isterdi ama kimseden yarım istemiyor, hatta onun yardımına gelen kişiyi bile görmezden geliyordu. Belki de ortada bam başka bir sorun vardı. Annesinin, her insana yardım edilmemesi gerektiğini söylediği aklına geldi. Bu çocuğa yardım etmemeliydi, edemezdi de. En iyisi tekrar odasına gitmek ve yatağına yatıp uyumaktı. Çocuğun yanından uzaklaşmak için evine doğur ilerleyeceği sırada aniden durdu. Karşısında, tıpkı direğin dibindeki çocuk gibi bir çocuk daha belirdi. Aynı kanlı surat, aynı donuk ve beyaz gözler, aynı düdük. Korkudan gözlerini kocaman açtı. Yönünü değiştirmek için bir hamle daha yaptığında, aynı çocuklardan bir tane daha gördü. Arkasını döndüğünde bir tane daha, sonra çok daha fazlasını gördü. Sanki bu çocuk klonlanmış gibi ondan onlarcası vardı. Belki de yüzlercesi. Ne tarafa dönse aynı çocuktan bir sürü görüyordu, bütün çocuklar ağızlarındaki düdükleri kesik kesik çalarak, ağır adımlarla onun üzerine doğru geliyordu. Sonunda bu saatte herkesten gizli bir şekilde evden dışarı çıkmanın ve hiç tanımadığı birine yarım etmeye kalkışmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlamıştı. Burada daha fazla durmasının doğru olmadığına, evine dönmesi gerektiğine karar verdi. Artık evine gitmeliydi. Ama nasıl gidecekti? Düdüklü çocuklar onun etrafını sarmış, her yeri kapatmışlardı. Aralarından geçecek küçük bir boşluk bile yoktu. Dudaklarını yaladı, yutkundu ve hızlı hızlı nefes alıp vererek etrafının saran düdüklü çocuklara baktı. Belki onu rahat bırakmaları konusunda onları ikna edebilirdi.</p>
<p>“Ben sadece arkadaşınıza yardım etmek istemiştim. Lütfen müsaade edin evime gideyim.”</p>
<p>Çocuklar onu umursamadı bile. Hatta sanki o orada değilmiş gibi davranıyorlar, sokağı tamamen kapatıyorlardı. Ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu ama aklına hiçbir şey gelmiyordu. Çocuklar ona çarpmaya, onu itip sağa sola savurmaya başladılar. Bir oraya bir buraya savrulup duruyordu. Bir tanesi onun üzerine o kadar sert bir şekilde gelmişti ki yere, yağmur sularıyla karışan kan birikintisinin ortasına düştü. O anda çığlığı bastı. Yerden kalmaya çalışıyor, çırpınıp debeleniyordu.</p>
<p>Ama yerden kalmak için yaptığı her hamlede bir diğerinin darbesiyle tekrar yere düşüyordu. Tüm giysileri, suratı, her yeri kana bulanmıştı. Öyle ki kanın tuzlu tadını bile hissediyordu. Artık korkudan çığlık atıyordu. Bir yardım çığlığı.</p>
<p>“İmdat! Yardım edin... İmdat!”</p>
<p>Avazı çıktığı kadar bağırıyor, birilerinin ona yardım etmesi için yalvarıyordu. Nihayet kendi yardım çığlıklarına başka bir ses karıştı.</p>
<p>“Efendim... Efendim neler oluyor?”</p>
<p>Gözlerini sıkıca kapatmış yerde çırpınırken, duyduğu sesin bahçıvanlarına ait olduğunu anladı. Sonunda biri yardımına gelmişti. Bahçıvan yanına gelip onu sakinleştirmeye ve neler olduğunu anlamaya çalışırken, o da gözlerini açıp işaret parmağıyla düdüklü çocukları göstermek istedi. Ama etrafta ne kendisinden başka bir çocuk vardı ne de zeminde kanlar. Hepsi yok olmuştu. Bahçıvan şaşkın gözlerle ona bakarken, oda korku dolu gözlerle bahçıvana bakıyordu.</p>
<p>“Efendim... Bu saatte dışarıda ne işiniz var, neler oluyor? Hanımefendi ve beyefendi bunu duyarsa çok kızarlar.”</p>
<p>“Ama burada bir çocuk vardı. Hayır, bir değil, bir sürü...”</p>
<p>O anlamamış gözlerle etrafa bakınırken, bahçıvan onu kucaklayarak eve götürdü. Evdekilerin uyanmaması için sessiz olmaya gayret ediyorlardı. Genç adam onun üzeni değiştirip kuru pijamalar giydirdi. Sonra ıslak pijamalarını ve montunu kirli çamaşır sepetine koymak için yanına aldı.</p>
<p>“İyi uykular efendim... Bir daha böyle bir şey yapmayın, size bir şey olabilirdi.”</p>
<p>“Ama orada çocuklar vardı. Bana inanmıyor musun? Hepsinin derileri yok olmuştu ve yüzlerinden kanlar akıyordu.”</p>
<p>“Kâbus görmüşsünüz efendim, böyle şeyler olabilir.”</p>
<p>Genç adam gaz lambasını kapatıp odadan çıktı ve kapıyı kapattı. O da bu olayın sadece abisinin anlattığı korkunç hikâyelerden dolayı gördüğü bir kâbus olduğuna ve ortada bir sorun olmadığına dair kendisini ikna etmeye çalışarak yatağına gömülüp, yorganın altına girdi. O sırada bir ses duydu. Bir düdük sesi... Hemen yataktan fırlayıp pencereye koştu, camdan dışarıya baktı. Karşıdaki aydınlatma direğinin dibinde bir çocuk durmuş düdük çalıyordu. O gözlerini kocaman açarak şaşkınlıkla çocuğa bakarken, düdüklü çocuk da başını çevirip beyaz gözleriyle ona baktı ve derisi yüzülmüş, kanlar akan suratına korkunç bir gülümseme yerleştirdi.</p>
<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>RÜYA MIYDI?</title>
<link>https://fikirizleri.com/ruya-miydi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ruya-miydi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e442daace7f.webp" length="37256" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 01:30:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bünyamin Çoban</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>RÜYA MIYDI? </p>
<p>Ruhu yorgun şarkılara eşlik ediyor, gönlü bir yangından arta kalan külleri eşeliyordu. Biliyordu, küllerin altı cehennemdi. Bir yangının külünü yeniden yakmasını istiyordu o gün ondan. </p>
<p>Herhangi bir yıl ama soğuk bir gündü. Merdivenden aşağı inip sağdaki odaya geçtiler. Biraz dağınık, biraz eski... Aşka çeken bir havası vardı odanın. </p>
<p>Sarıldılar. İkisi de seviyordu birbirine sarılmayı. Sarılmak gizli bir anlaşma gibiydi onlar için. Söyleyemediliklerini, sustuklarını konuşuvermek gibiydi. Özlemdi, yeni/eski ve çok birikmiş. </p>
<p>Kar birikintilerinin süslediği yolda karşılamştı onu. Adamın onu nasıl beklediğini bilir gibi giyinmiş, her zamanki kendi gibi gelmişti. Evinin herhangi bir odasında, herhangi bir gün karşılaşabileceği gibiydi. </p>
<p>Kadının karşıdan gelişini izledi. Her adımı bir mucizeyi yakın ediyordu. Her adımda biraz daha onun oluyordu. </p>
<p>Yirmi küsür yıl gecikmiş bir kucaklaşmanın ardından kahve yapmaya koyuldu. Ellerine takıldı gözleri. Elleri nasıl da yakışıyordu kahve yapmaya ve henüz daha bilinmeyen çok şeye. </p>
<p>Âşık olmak istiyordu ona. Belki oluyordu. Belki o gün tam olarak olmuştu. Âşık olmalıydı adam, bir başkasına olamayacağını biliyordu. Sadece o yapabilirdi bunu. Buğulu bakan gözleri ezbere biliyordu bu işi. O gün gözlerine çok yakından baktı. </p>
<p>O gün, başka şeyler de oldu! </p>
<p>Kadının gidişinden bir süre sonra, adamın telefonuna bir mesaj geldi: Rüya mıydı? Ve sonra adam uykudan uyandı. </p>
<p>Sanki, yüzünün öpülesi bir yerinde küçük bir ben vardı. Beyaz tenli, güzel bakışlı, gönül yakışlıydı. Tam bir kalp belâsıydı. Hep öyle olmalıydı. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Kırıkların Ardındaki Işık”</title>
<link>https://fikirizleri.com/kiriklarin-ardindaki-isik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kiriklarin-ardindaki-isik</guid>
<description><![CDATA[ Hikâye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e433ee8301e.webp" length="40286" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 00:21:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>Deneme, yazar, şiir, köşe yazısı, hikâye, ayrılık, dostluk, sevgi, aşk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“Kırıkların Ardındaki Işık”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Hayatın en tatlı melodisini dinlediği bir dönemdi Eda için. Nişanlısı Mert ile yeni bir yuva kurmakla kalmamış, kariyerinde de taze bir başlangıç yapmıştı. Bugüne kadar huysuz bir çocuk gibi itekleyen kader ona da şefkat elini uzatmıştı. Her şey, dikkatle boyanmış bir tablo gibi kusursuz görünüyordu. Ancak, hayat bazen en güzel fırça darbelerinin üzerine beklenmedik bir leke atar, dört nala kaçan atlar gibi tozu dumana katardı. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bir sabah, o gizemli iz Eda’nın dünyasını kapladı. Mert’in gözlerinde alıştığı sıcaklık yerine, buz kesen bir yabancılık vardı. O an söylenen, sadece kadının kalbini değil, tüm geleceğini yerle bir eden o cümle: “Sen hep bana fazla geldin.” Ayrılık, bir deprem gibi sarsarak geride yalnızca enkaz bıraktı. Hayalleri, umutları paramparça oldu. Kalbi, tam ortadan, en derininden ikiye ayrılmıştı. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>İlk günler, Eda’nın takvimi gözyaşlarından ibaretti. Dışarısı gri, içerisi darmadağındı. Yüzündeki neşe silinmiş, mutluluk maskesi çatlamıştı. Zihninde yankılanan o acı hayal kırıklığı: “Tıpkı müteahhitin inşaat malzemesinden çaldığı gibi, bizim de hayallerimizden, ömrümüzden çalıyorlar!” Ortak kurulan o sağlam zannedilen bina, bir anda temelinden çökmüştü.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>“Her düşüş, bir yükselişin tohumunu içinde barındırır.” Zaman geçtikçe, içindeki yıkıntı yerini direnişe bıraktı. Kendini tamamen kaybetmeyi reddeden bir ses yükseldi ruhunda. Sevdiklerinin sarsılmaz desteği ve hayatın her şeye rağmen devam eden ritmi, onu harekete geçmeye zorladı. Kaybettiği parçaları yeniden birleştirmeye karar verdi, ama bu kez farklı bir yöntemle.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Eda, her şeyi bir kenara bırakıp nefes alıp vermek gibi başardığı mesleğine, resimlerine sığındı. Önüne koyduğu boş tuval, ruhundaki çürük merdiven basamaklarını yansıtıyordu. Her fırça darbesiyle, kalbindeki kırıklarla cesurca yüzleşti. Fırçanın ucu, içindeki kargaşayı, acıyı renklere döktü. Renklerin uyumu, yaşamın karmaşasını ifade etmenin yeni yolu oldu. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bir gün, atölyenin kapısından girdiğinde, o kadar çok eseri birikmişti ki, aklında bir sergi fikri doğdu. Yüreğindeki acıyı sanata dönüştürme ve bu hikayeyi herkesle paylaşma arzusu... Bu sergi, sadece tabloların değil, iyileşme sürecinin bir yansıması idi. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Sergi günü geldiğinde, Eda’nın eserleri beklenenin ötesinde ilgi gördü. Ziyaretçiler, onun yaşadığı o büyük kırılmanın, tuvaldeki renk cümbüşü ve derinlik ile nasıl bir güzelliğe dönüştüğüne şahit oldular. Eda, her tablonun ardındaki duyguyu ve tecrübeyi anlattığında, insanların gözlerinde parlayan o buharlı umut ışığı, ona tarifsiz bir mutluluk verdi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Eda’nın hikayesi, hızla yayıldı. O, kırık bir kalbin sadece onarılabileceğini değil, aynı zamanda acıdan beslenerek nasıl estetik bir güzellik ortaya çıkarabileceğini gösterdi. Artık sadece bir ressam değildi kadın; duygusal dayanıklılığın ve yeniden doğuşun sesiydi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Kırılmak, evet, hayatın doğal bir parçasıydı. Eda'nın tecrübesi gösterdi ki, “Bu kırıklar yeni başlangıçların tohumlarını saklar.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>O, artık yaralı olduğu için değil; o yaraların içinde kaç tane renk barındırdığını gösterdiği için güçlüydü.</p>
<p></p>
<p> Belki de en önemli ders;</p>
<p>“Kırıklarınızla barıştığınızda, içten gelen ışıltıyla, sizin de yeniden doğabileceğinizdi...”</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zeytin Ağacı’nın hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/zeytin-agacinin-hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zeytin-agacinin-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 04 Oct 2025 16:53:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün iyi bi’yerindeyim hayatın belkide,öncesinde  üzülmüş ve kırılmış dökülmüşde olabilirim,mevsimlerin öncesi kışdı bir sonraki yazımda onardım kendimi olduğu kadar…Bu yazımda,Bir zeytin ağacı dalı uzattım kendime inandım sonuna kadar.. Zeytin ağacı ile duygusal bir bağ kurdum konuştum bakıştım koklaştım aldı beni kollarına sardı,sanki hep oradaydın ben yeni gördüm seni..Kutsallığın, ölümsüzlüğün, yeniden doğuşun,arınmanın, aşkın bilgeliğin, aklın, adaletin, refahın ve sağlığın kıymetini fısıldadı kulağıma.. <br>İnandım sonuna kadar..<br>Okumadığınız,yazmadığınız söylemediğiniz bir şey daha var mı? Bir çift kahverengi göz bence… hem öylesine yaşamak şakaya gelmez, “Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,yetmişinde bile zeytin dikeceksin,<br>hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,<br>ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için…”<br>İnandım sonuna kadar..<br>Sanki kalbimin eksik olan parçası,Güçlü bir el silkeledi beni sonra,Sanırım zihnimin sustuğu kalbimin hissettiğinin eliydi.Sayamadım kaç ah döküldü dallardan.Çok şey görmüşüm gibi,Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,Ah .. dedim sonra Ah!<br>İnandım sonuna kadar..<br>Zeytin yaprakları döküldü saçlarıma…Bir çift kahverengi gözle, onun bana eşlik ettiği anlarda,<br>Oysa ne çok bekledim;<br>Bir damla yeşili,<br>Bir kıvılcım güneşi,<br>Bir serin maviyi…<br>Bir avuç beyazı.<br>Yol uzundu,… ama hâlâ sende bir şey var<br>Umuda benzeyen.”</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kayıp Komşu &amp; Polisiye Hikaye</title>
<link>https://fikirizleri.com/kayip-komsu-polisiye-hikaye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kayip-komsu-polisiye-hikaye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e0105565888.webp" length="10832" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 21:05:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%; mso-outline-level: 1;"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-font-kerning: 18.0pt; mso-fareast-language: TR;">Kayıp Komşu<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-fareast-language: TR;">Didim’in yaz akşamları, rüzgârla karışan iyot kokusunu balkonlara taşırdı. Güneş battığında, apartmanların teraslarında sessizlik hâkim olur, yalnızca uzaklardan gelen bir müzik sesi duyulurdu. İşte o sessizliğin ortasında, yeni taşınan genç bir kadın öğretmen dikkat çekmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-fareast-language: TR;">Zeynep, tayini Didim’e çıkan edebiyat öğretmeniydi. Üniversite yıllarında İzmir’de yaşamış, sonra Anadolu’nun farklı şehirlerinde görev yapmıştı. Bu kez deniz kenarında bir kasabaya düşmüştü yolu. Yeni evine taşındığında, karşı dairede yalnız yaşayan otuzlu yaşlarının başındaki komşusu Erdem’le göz göze geldi. Erdem, kendi halinde, çok konuşmayan bir adamdı. Komşuluk selamıyla başlayan tanışıklıkları, birkaç gün sonra apartman önünde uzun sohbetlere dönüşmüştü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-fareast-language: TR;">Bir akşam Erdem, cesaretini toplayarak Zeynep’i yemeğe davet etti.<br>“Uzun zamandır evde misafir ağırlamadım,” dedi gülerek. “Belki iyi bir komşuluk başlangıcı olur.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-fareast-language: TR;">Zeynep önce çekimser davrandı, ama yalnızlığın Didim’in gece sessizliğinde ağır bastığını hissedince kabul etti. Yemek masasında sohbet ilerledi, ortak paydaları bulundu. Erdem’in Didim’de doğup büyüdüğünü, ama son yıllarda daha içine kapanık biri olduğunu öğrendi. Zeynep ise geçmişinden pek söz etmiyor, konuyu hemen mesleğine ya da edebiyat kitaplarına çeviriyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-fareast-language: TR;">Zamanla ikilinin arasında belirsiz bir bağ oluştu. Komşuluktan öteye geçen, ama adı konmamış bir yakınlıktı bu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Aylardan Ağustos’tu. Didim’in sokakları turistlerle dolup taşarken apartmanda garip bir sessizlik fark edildi. Zeynep günlerdir görülmüyordu. Okula gitmediği için meslektaşları da endişelenmiş, telefonlarına cevap alamayınca polis aramışlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Apartman sakinleri kapının önünde toplanmış, birbirlerine bakıyorlardı. Kimse cesaret edip kapıyı kırmaya yanaşmadı. Polis çağrıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kapı açıldığında içeriden ağır, boğucu bir koku yayıldı. Zeynep’in cansız bedeni salonda bulundu. Yerde yan yatmıştı, boynunda morluklar vardı. İlk bakışta boğularak öldüğü anlaşılıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ama işin garip tarafı, karşı komşusu Erdem günlerdir ortalarda yoktu. Telefonu kapalıydı, arabası da park yerinden kaybolmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Kesin o yaptı,” diye fısıldaştı apartman sakinleri. “Kim bilir, saplantılıydı belki. Kadıncağızı öldürüp kaçtı.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Polis merkezi olaya hemen Başkomiser Bilal’i çağırdı. İzmir’de yıllarca cinayet masasını yönetmiş, sonra tayinle Aydın’a gelmişti. Soğukkanlılığı, ayrıntılara verdiği önemle tanınırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal, olay yerine girdiğinde yüzünü buruşturdu. “Herkes dışarıda beklesin,” dedi. Sonra not defterini çıkarıp incelemeye başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Zeynep’in evinde darp izleri yoktu. Olay sanki ani gelişmiş gibiydi. Masanın üzerinde yarısı içilmiş bir şarap şişesi, iki kadeh vardı. Sanki biriyle oturmuş, sohbet etmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal dudaklarını büküp mırıldandı:<br>“Demek yalnız değildin, Zeynep.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Mutfak tezgâhında taze kesilmiş meyveler vardı. Ama tabaklardan biri lavaboya bırakılmış, diğeri hâlâ masadaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Komşulara sorular sorulduğunda herkes aynı şeyi söyledi: Zeynep’le en son Erdem’i görmüşlerdi. Erdem’in Zeynep’e yemek daveti yaptığını da bilenler vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">MOBESE kayıtları incelendi. Erdem’in arabası üç gün önce Didim çıkışında görülmüş, sonra iz kaybolmuştu. Bu da şüpheyi artırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal’in yardımcısı Komiser Cem, “Bence fazla düşünmeye gerek yok,” dedi. “Adam kadını öldürmüş, sonra da kaçmış. Her şey ortada.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ama Bilal kaşlarını çattı. “Cinayet dediğin şey Cem, nadiren bu kadar basittir. İpuçlarını görmeden karar verme.”<o:p></o:p></span></p>
<h3 style="line-height: 150%;"><strong><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext;">Zeynep’in Geçmişi</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext;"><o:p></o:p></span></h3>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal, Zeynep’in kişisel eşyalarını incelemeye başladı. Laptopunu açtırdı. Dosyaların içinde gizli bir klasör buldular. Fotoğraflar, mektuplar, hatta eski bir mahkeme tutanağı…<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Zeynep’in adı daha önce başka bir şehirde, Konya’da geçen bir aile içi şiddet davasında tanık olarak geçmişti. İlginç olan, olayın sanığı ölmüştü. Dava kapanmıştı ama belgeler hâlâ duruyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal, “Bu kadın geçmişini neden saklar ki?” diye düşündü.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ayrıca bilgisayarında ‘Yarın akşam konuşmalıyız. Artık bu iş burada bitmeli.’ yazılı bir e-posta vardı. Gönderen ise Erdem’di.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bu bilgi Erdem’i daha da suçlu gibi gösteriyordu.<o:p></o:p></span></p>
<h3 style="line-height: 150%;"><strong><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext;">Yanlış Giden Bir Şey</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext;"><o:p></o:p></span></h3>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Adli tıp raporu geldiğinde Bilal uzun uzun inceledi. Ölüm tarihi üç gün önceydi. Ama işin tuhafı, Zeynep’in cep telefonundan o tarihten sonra atılmış iki mesaj bulunmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Biri okuldan meslektaşına, diğeri ise başka bir şehirdeki birine gönderilmişti. Raporla uyuşmayan bu ayrıntı Bilal’in dikkatini çekti.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ölü bir kadın mesaj atamaz,” dedi kendi kendine. “O halde ya ölüm tarihi yanlış… ya da bu kadın o değil.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Evde bulunan kimlik Zeynep’e aitti. Ama kimliği inceleyen Bilal küçük bir tutarsızlık fark etti: Kimlik kartı çok yeniydi, birkaç ay önce çıkarılmıştı. Zeynep’in önceki kimliği neden yoktu?<o:p></o:p></span></p>
<h3 style="line-height: 150%;"><strong><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext;">Erdem’in İzleri</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext;"><o:p></o:p></span></h3>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Erdem, İzmir’de bir benzinlik kamerasına takılmıştı. Arabayı bırakıp otobüse bindiği görülüyordu. Kaçıyor gibiydi, ama yüzündeki panik ifadesi dikkat çekiciydi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal, ekiplere Erdem’i yakalamaları için talimat verdi. Birkaç gün sonra İzmir’de bir pansiyonda bulundu. Yorgun, uykusuz, gözleri kan çanağıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sorguda Erdem önce konuşmadı. Sonra titreyerek, “Ben yapmadım,” dedi.<br>“Peki ne biliyorsun?” diye sordu Bilal.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Erdem başını öne eğdi: “Zeynep sandığınız kadın aslında Zeynep değil.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal bakışlarını dikti. “Açık konuş.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Erdem devam etti: “O kadın bana gerçek adını hiç söylemedi. Ama bir gece sarhoşken ağzından kaçırdı. Asıl adı başka. Geçmişinden kaçıyordu. Bana, ‘Bir gün biri kapımı çalarsa sakın açma,’ dedi. Sonra o gece kavga ettik. Sabah evine gittim, içeride başkası vardı. Şok oldum. Sonra… sonra kaçtım.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal’in kafasında taşlar yavaş yavaş yerine oturuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<h3 style="line-height: 150%;"><strong><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext;">Gerçek Yüz</span></strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext;"><o:p></o:p></span></h3>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Olay yeri fotoğraflarını yeniden inceledi. Cesedin yüzü tanınmayacak kadar şişmişti. DNA testi yapıldığında şok edici sonuç çıktı: Ceset Zeynep’e ait değildi!<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O kimlik sahteydi. Ölen kadın başka biriydi. Gerçek Zeynep hâlâ ortadaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal derin bir nefes aldı. “Demek ki oyun daha büyük.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Zeynep, geçmişte karıştığı dava nedeniyle kimliğini değiştirip Didim’e gelmişti. Birini öldürmüş, cesedi kendi evine yerleştirmiş, üzerine de kendi kimliğini bırakmıştı. Amaç herkesin onun öldüğünü sanmasıydı. Böylece izini tamamen kaybettirecekti.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Erdem’in kaçışı ise korkudan kaynaklanıyordu. Kadının gerçek yüzünü gören tek kişi oydu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir hafta sonra Didim’in tenha bir köy yolunda terk edilmiş bir ev bulundu. İçinde Zeynep’in bilgisayarı, pasaportu ve kanlı kıyafetleri vardı. Her şey onun cinayeti işlediğini kanıtlıyordu. Ama kendisi ortadan kaybolmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal raporunu yazarken masanın başında uzun süre düşündü. Dosyaya şu cümleleri ekledi:<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Zeynep öğretmen, göründüğü kadar masum değildi. Kendi ölümünü kurguladı, başka birini öldürüp yerine koydu. Kaçmayı başardı. Olayda günah keçisi ilan edilen Erdem ise suçsuzdu. Bu dosya kapanmadı. Fail hâlâ özgür.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal, Didim’in sıcak gecesinde sigarasını yaktı. Dalgaların sesi uzaklardan geliyordu. İçinden, “Bazen en güvenilir yüz, en büyük maskeyi taşır,” diye geçirdi. Ve dosya, polis arşivine <strong>Kayıp Komşu</strong> adıyla girdi.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÖLÜMÜN ESTETİĞİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/olumun-estetigi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/olumun-estetigi</guid>
<description><![CDATA[ Sabah ışığında bir kadın, şezlongda huzurla uzanmış…  
Yanında yarım bir kadeh, boş bir ilaç kutusu, simetrik terlikler.  
Her şey intiharı fısıldıyor. Ama Komiser Ömer Çelik, sessizliğin içindeki çığlığı duyuyor.  
Çünkü bazı ölümler sahnelenir. Ve kusursuzluk, bazen en büyük kusurdur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68df82d82d854.webp" length="35362" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 11:02:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, Cinayet, Kusursuzluk, Takıntı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>CİNAYETTEKİ KUSURSUZLUK TAKINTISI</p>
<p>BÖLÜM I – Kusursuz Bir Tablo</p>
<p>Sabah güneşi balkondan süzülüyor, odanın içinde savrulan toz zerreciklerini altın tohumlar gibi parlatıyordu. Burası bir evden çok bir sergiyi andırıyordu. Her antika eşya, her pahalı ciltli kitap, kusursuz bir titizlikle yerleştirilmişti. Havada ağır bir parfüm kokusu, eski ahşabın keskinliğiyle birbirine karışıyordu.</p>
<p>Zeynep Erdem şezlonga uzanmış, sanki bir ressamın fırçasına poz verir gibi yatıyordu. Başı zarifçe yana dönmüş, narin parmakları göğsünün üzerinde kımıldamadan duruyordu. Yanındaki küçük mermer masada yarısı içilmiş kırmızı şarap kadehi ve boş bir uyku hapı kutusu vardı. Ne bir mücadele izi, ne de en ufak bir dağınıklık görünüyordu. Ölüm bile bu odada düzenliydi.</p>
<p>Komiser Ömer Çelik, kapının eşiğinde durdu. Gözlerini kısmış, manzarayı hafızasına kazıyordu.</p>
<p>“Kim buldu?” diye sordu, sesinde hiçbir titreşim yoktu.</p>
<p>“Doktor Alp Erdem,” dedi genç polis. “Gece nöbetinden yeni dönmüş. Şok geçirdi, hastaneye kaldırdık. Sakinleştirici verdiler.”</p>
<p>Ömer ağır adımlarla içeri girdi. Eldivenli eliyle ilaç kutusunu inceledi, ardından Zeynep’in yatışına baktı. Kaşları çatıldı.</p>
<p>“Bir şey mi fark ettiniz, Komiserim?” dedi genç memur.</p>
<p>“Fazla sakin,” diye mırıldandı Ömer. “İlaç ve şarap… İnsan böyle ölmez. Mideleri bulanır, başları döner. Yere düşer, koltuğa kıvrılırlar. Ama bak, terlikler bile yan yana. Uykuya hazırlanır gibi özenle dizilmiş. Fazla düzenli.”</p>
<p>BÖLÜM II – Matem ve Kuşku</p>
<p>Hastane odasının beyaz ışıkları altında Dr. Alp Erdem’in yüzü kireç gibi solgundu. Gözlerinin altı morarmış, elleri titreyerek bir bardak suyu kavrıyordu. Ömer karşısında dimdik durmuş, bakışında hem mesafe hem de merhametin gölgesi vardı.</p>
<p>“Başınız sağ olsun, Doktor,” dedi alçak bir sesle.</p>
<p>“Teşekkür ederim, Komiser,” diye fısıldadı Alp. Sesi çatallanmıştı. “Zeynep… son zamanlarda içine kapanmıştı. Uykusuz geceler… Ben hep işteydim. Nöbetler, hastalar…” Birden sustu, yüzünü ellerine gömdü. “Keşke yanında olsaydım! Keşke onu anlayabilseydim!”</p>
<p>“Son görüşmeniz ne zamandı?” diye sordu Ömer.</p>
<p>“Dün sabah,” dedi Alp kırık bir sesle. “Kahvaltı yapıyordu. ‘Görüşürüz canım’ dedim. Ve… bir daha göremedim.”</p>
<p>Ömer kısa bir sessizliğin ardından gözlerini kıstı.</p>
<p>“Zeynep Hanım’ın mali durumunda olağan dışı bir şey fark ettiniz mi? Beklenmedik harcamalar, gizli bir sıkıntı?”</p>
<p>Alp’in gözlerinde bir an panik ışığı çaktı. Hemen ardından derin bir hüzünle gölgelendi.</p>
<p>“Hayır. Asla. Zeynep titiz bir insandı. Neden soruyorsunuz? Bu bir kaza değil mi? İlaçlarla şarabı karıştırdı, hepsi bu!”</p>
<p>“Elbette,” dedi Ömer yatıştırıcı bir tonda. “Sadece prosedür. Geçmiş olsun, Doktor.”</p>
<p>BÖLÜM III – İntihar mı? Yoksa Cinayet mi?</p>
<p>Karakolda Ömer’in masası evrak yığınları altında kaybolmuştu. Genç bir polis Ali Kaya’nın ifadesini getirdi. Adam korkudan titriyordu.</p>
<p>“Evet, bana para gönderiyordu!” dedi panikle. “Ama ben öldürmedim onu! Sadece borçlarım vardı. Beni seviyordu. Kocasından ayrılmak istiyordu ama korkuyordu. ‘Alp her şeyimi elimden alır’ diyordu. O gece aradı, panik içindeydi. ‘Alp her şeyi öğrendi, beni öldürecek’ dedi. Sonra telefonu kapattı. Ben de korkup kaçtım!”</p>
<p>Ekip sevinçle toplandı.</p>
<p>“Komiserim, dosya çözüldü,” dedi genç dedektif. “Her şey ortada. Dr. Alp ihaneti öğrenmiş. Öfkeyle eve gidip karısını öldürmüş. Sonra da intihar süsü vermiş. Suçu sevgilinin üzerine atmak istemiş. Temiz bir plan.”</p>
<p>Ama Ömer sessizce sandalyesinde geriye yaslanmış, gözlerini tavana dikmişti.</p>
<p>“Komiserim?” diye fısıldadı biri.</p>
<p>“Hayır,” dedi ayağa kalkarak. “Burada bir çelişki var.”</p>
<p>“Ne gibi?”</p>
<p>“Alp Erdem zekâsıyla bilinir. Birini öldürse, ilk şüphelinin kendisi olacağını bilir. Neden suçu, karısıyla bağı açık olan sevgilinin üstüne atsın? Bu onun planı değil. Bu, onu tuzağa düşürmek için kurulmuş bir oyun. Birileri bize masal anlatıyor.”</p>
<p>BÖLÜM IV – Kusursuzluğun İçindeki Kusur</p>
<p>Günler süren araştırmanın ardından gerçek yüzeye çıktı. Ömer, Alp’in vakıf hesaplarındaki düzensizlikleri ortaya çıkardı. Zeynep’in, onu bu konuda yüzleştirmeye hazırlandığı bir e-posta taslağı bulunmuştu.</p>
<p>Komiser, iki polisle birlikte Alp’in muayenehanesine girdi. Oda, başarı ve zenginliğin soğuk bir vitrini gibiydi.</p>
<p>“Komiser Çelik,” dedi Alp, masasından kalkarken. Yüzünde şaşkınlığın kusursuz maskesi vardı. “Ne hoş bir sürpriz. Lütfen oturun. Yeni bir gelişme mi var?”</p>
<p>Ömer oturmadı. Gözlerini onun gözlerine dikti.</p>
<p>“Evet, Doktor. Gelişme şu: Zeynep Hanım sizi tehdit ediyordu. Vakıftaki usulsüzlükleri açığa çıkaracaktı. O mükemmel imajınızı paramparça edecekti.”</p>
<p>Alp’in yüzündeki nezaket aniden buharlaştı. Gözleri çelik gibi donuklaştı.</p>
<p>“Ne kadar ilginç bir senaryo… Peki kanıtınız var mı?”</p>
<p>“Yeterince,” dedi Ömer. “Ama asıl kanıt sizsiniz. Sizin mükemmeliyet takıntınız.”</p>
<p>“Ne demek istiyorsunuz?”</p>
<p>“Odayı fazla düzenli bıraktınız,” dedi Ömer alçak ama keskin bir sesle. “Zeynep Hanım’ı pahalı şezlonga, manzaraya karşı sanki bir tabloya poz verir gibi yatırmışsınız. Terliklerini yan yana, simetrik şekilde dizmişsiniz. Bir sahne yaratmışsınız. Tıpkı bu odadaki ödülleriniz gibi… Her şey kusursuz görünmeliydi. Ama hayat böyle değildir. Hayat dağınıktır, kusurlarla doludur. İşte hatanız bu. Gerçeği bir sanat eseri gibi düzenlemeye kalktınız. Kusursuzluk sizi ele verdi.”</p>
<p>Ömer cebinden olay yeri fotoğrafını çıkarıp masaya bıraktı. Zeynep’in fazlasıyla düzgün duran ayakları ve hiç bozulmamış terlikleri… Sessizlik ağırlaştı.</p>
<p>Alp fotoğrafa baktı. Önce inkâr, sonra gururu incinmiş bir suskunluk, en sonunda da buz gibi bir kabulleniş yayıldı yüzüne. Dudaklarının kenarında acı bir tebessüm belirdi.</p>
<p>“Sanat,” dedi alçak sesle, “yarına kalmayacak şeyler için yapılmamalı. Ne yazık.”</p>
<p>Başını kaldırdı, maskesiz ve çıplak bir ifadeyle.</p>
<p>“Peki,” dedi. “Avukatımla konuşmak istiyorum.”</p>
<p>Odaya ağır bir sessizlik çöktü. Duvarlardaki plaketler ve ödüller, artık sahibini yargılayan sessiz tanıklar gibiydi. Komiser Ömer, hiçbir insanın kusursuz olmadığını bir kez daha kanıtlamanın buruk huzuruyla odadan ayrıldı.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SMS&amp;Habil Yaşar</title>
<link>https://fikirizleri.com/sms-habil-yasar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sms-habil-yasar</guid>
<description><![CDATA[ Kitabevim’den Nizami Gencevi&#039;nin Sırların Hazinesi kitabını almış merdivenlerden inerken, telefonuma bir ‘SMS’ geldi. Numara Azerbaycan&#039;a ait değildi. Önce önemsemedim. Dışarıya çıkınca Google&#039;da ‘+ 19825467123659871’ kodunun hangi ülkeye ait olduğunu bulmaya çalıştım. Korkunç derecede sarsıcı ve garip olan şey, kodun herhangi bir ülkeye veya herhangi bir telefon şirketine ait olmamasıydı. Bir an kendimi fantastik bir filmin içinde gibi hissettim. Sonra mesajı okumaya başladım ve başka bir tuhaflığa tanık oldum: ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68df74df2e0c7.webp" length="47002" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 10:02:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Habil_Yashar</dc:creator>
<media:keywords>SMS Habil Yashar Hikaye Öykü yazar şair</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Kitabevim’den Nizami Gencevi'nin Sırların Hazinesi kitabını almış merdivenlerden inerken, telefonuma bir ‘SMS’ geldi. Numara Azerbaycan'a ait değildi. Önce önemsemedim. Dışarıya çıkınca Google'da ‘+ 19825467123659871’ kodunun hangi ülkeye ait olduğunu bulmaya çalıştım. Korkunç derecede sarsıcı ve garip olan şey, kodun herhangi bir ülkeye veya herhangi bir telefon şirketine ait olmamasıydı. Bir an kendimi fantastik bir filmin içinde gibi hissettim. Sonra mesajı okumaya başladım ve başka bir tuhaflığa tanık oldum:<o:p></o:p></span></p>
<p class="text-align-center" align="center" style="margin: 0cm; text-align: center; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">S<em>evgili Ayhan Bey,  23 Kasım saat 23'de sizleri Nizami Sokak 83 numaradaki Koloritkafe restoranına davet ediyorum. Hürmetlerimle.</em><o:p></o:p></span></p>
<p class="text-align-center" align="center" style="margin: 0cm; text-align: center; background: white;"><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><em><span lang="EN-US">Nizami Gencevi</span></em><span lang="EN-US"><o:p></o:p></span></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Caddede yürüyen insanları engellediğimin farkında olmadan birkaç saniye dondum, olduğum yerde çakılı kaldım. Karşıdan kendinden beklenilmeyecek biçimde çevik adımlarla yaklaşan biri ihtiyar, “Lütfen kenara çekilir misiniz?” dedi sertçe. Bu uyarıyla uyandım, kendime geldim. SMS'i taradım ve kanıt olarak telefonumun belleğine kaydettim.  <o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Oğluma Sırların Hazinesi kitabını verdikten sonra Koloritkafe restoranına gitmek için ayrıldım. Bu gizemli ‘SMS’in düşüncelerimi darmadağın ettiğini, elim ayağımın titrediğini fark edince arabamla değil, taksiyle gitmeye karar verdim. Öyle değişmiştim ki evde ne kadar dikkatli davransam da ‘Sana ne oldu?’ demelerini engelleyemedim. Eşime, yolda olmuş daha doğrusu olmamış bir trafik kazası gördüğüm yalanını söyledim.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Takside yol boyunca, bu mesajın anlamını ve kimin, hangi amaçla yazmış olabileceğini düşündüm, telefonu anlamsızca kurcaladım. Arkadaşlarımın şakasıydı bu belli. Ancak bu esrarengiz bilinmeyen numara beni korkutuyordu. Birçok seçeneğim olmasına rağmen hiçbiri beni ikna etmedi. Herhangi bir mantıksal akıl yürütemiyordum; işte, gizemli bir SMS karşısında zayıf düşmüştüm. Sadece akrabalarıma değil, en yakın sırdaşıma bile bu konuyu bildirmedim. Ne yapabilirlerdi ki? Onlar da en az benim kadar şaşıracaklardı o kadar. Ama bana karşı bir suikast filan mı düzenleniyordu ne? Aklım gidip geliyordu. Hele suikast filansa arkadaşlarımın dostlarımın akrabalarımın başını belaya sokmamalıydım. Ama kim bana suikast düzenler ki? Neden düzenlesin?<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Dayanamadım, saat 19:30'da Koloritkafe restoranına yaklaştım. Kapısında gezinerek Nizami Gencevi'yi beklemeye başladım. Daha erkendi ve geçen her saniye bana bir yıl gibi geliyordu. Çok heyecanlıydım. Bu nasıl olabilirdi? Öleli neredeyse bin sene olmuş Nizami Gencevi nasıl yeniden ortaya çıkabilir ve varlığını sadece ruhsal olarak değil aynı zamanda fiziksel olarak da üstelik böyle teknolojiyle filan gösterebilirdi?<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Saat kulesi 19.59:59'u vurduğunda gittikçe seyrekleşen kalabalık arasından bir adam belirdi, yanıma yaklaştı ve derinlerden gelen yumuşak bir sesle, "Merhaba Ayhan bey" dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Çatlak bir sesle, “Merhaba” diyebildim.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Ne resimlerdeki Nizami, ne de hayalimdeki Nizami’ydi. Gerçek hayattaki kadar parlak, güzel, yakışıklı ve büyüktü. Dünyada hiçbir lider, hiçbir ünlü Hollywood aktörü bile yakışıklılık konusunda onunla rekabet edemezdi. Onu hep bin yıl önceki giysilerle düşünmüştüm ama evet modern giysiler içinde çok çekiciydi, mükemmeldi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Restorana girdikten sonra beni masalardan birine oturmaya davet etti ve buluşma teklifini kabul ettiğim için teşekkür etti. Ne yemek istediğimi sorduktan sonra garsona nazikçe siparişleri verdi. Şaşkınlığımı ne kadar saklamaya çalışsam da o her şeyi duyumsuyordu. Son derece yumuşak bir dille:<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">“Bu kadar heyecanlanmana gerek yok Ayhan Bey…”<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Biraz durdu:<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">“Teessüfünüzü de normal karşılıyorum. Ama evet, ben Nizami Gencevi'yim!”<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">O an ne kadar uykudaymış gibi sersemlemişsem de kekeleyerek de olsa, “XII. yüzyılda yaşamış ve sadece Azerbaycan'da değil tüm dünyada tanınan Şeyh Nizami Gencevi mi” diye sorabildim.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);"> “Evet öyle. Ben oyum.” Göğsünden ayağına doğru elini indirerek, “Baştan ayağa ve tüm ruhumla ben Nizami Gencevi'yim!” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">İtirafı beni biraz rahatlattı, kekemeliğim de düzelmeye başladı: “<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">“Bu nasıl olabilir? Nasıl bu dünyaya döndünüz ve yeniden ortaya çıktınız?”<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Tamamen soğukkanlı bir sesle:<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">“Şairlerin ölümsüz olduğunu bilmiyor musun? Onlar her iki dünyada da sağ ve selamettedirler. Diğer insanlar onları görme ve hissetme yeteneğine sahip değildir.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Bense duygusal bir sesle, "Elbette, elbette şairler ölümsüzdür…" dedim ve merak ettiğim soruyu sordum: “Nasıl oldu da bana yeryüzünde hiçbir devlete veya tüzel kişiye ait olmayan numara ve kodlu bir mesaj gönderebildiniz?” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">O aynı soğukkanlı sesiyle:<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">“Allah, şairlerin hayal güçlerinin tüm derinliklerini kullanmalarını sağlamakla kalmamış, onlara hayallerini gerçekleştirme yeteneği de vermiştir. Ve ben Tanrı'nın sonsuz lütfunu kullanarak sizinle bağlantı kurmaya çalıştım…” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Gencevi, bundan sonra soracağım sorunun da bir kısmını yanıtlamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Beni en çok şaşırtan şeyi öğrenmek için:<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">“Azerbaycan'da neredeyse 10 milyon, dünyada 8 milyar insan varken neden beni seçtiniz? Bu onuru elde etmek için sıradan bir insan değil miyim? Sizin tarafınızdan değil seçilmeyi, konuşmayı rüyâlarımda bile hayal edemezdim.” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Kısa bir sessizlikten sonra birden sesi değişti. Saygıyla sadece üç sözcük söyledi: "Siz buna layıksınız!"  <o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Bu sözleri duyduğumda hissettiklerimi inanın şimdi yazamam. Tek söyleyebileceğim, sanki kanım donmuştu. Tuhaftır ki ruhumun derin katmanlarında bile yazma aşkım hiç olmadığı kadar alevlenmişti. Ellerim titriyordu. Çılgınca atan kalbimin sesini duyulabileceğini düşündüm.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Ama o birden, "Gitme zamanım geldi" dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Ayağa kalkmadan önce:<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">“Oğlum ben bu dünyada 880 yaşındayım. Gün o gün olsun ki senin de 880. doğum günün kutlansın. Buna samimiyetle inanıyorum. Başka bir âlemde tekrar buluşmak ümidiyle Allah'a emanet olun Ayhan Bey...” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Gittikten birkaç saniye sonra, olduğum yerde donup kaldım ve geniş camdan dışarı baktım. Normal bir insan gibi yürüyordu ancak yolun sonuna yakın karanlık bir yerde birden buharlaştı ve gözden kayboldu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Parmaklarımın arasında çevirip durduğum telefonumun düğmesine basıp ışıklı ekranına baktım. Şaşırtıcı bir şekilde esrarengiz numaralı SMS ve kaydettiğim ekran görüntüsü de silinmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">*<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);">Nizami'nin alicenaplığı, ululuğu karşısında şaşkınlığımı gizleyememiş, gözyaşlarımı tutamayarak ağlamaya başlamıştım.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span lang="EN-US" style="color: rgb(0, 0, 0);"><span style="mso-spacerun: yes;">                                     </span>Habil Yaşar<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin: 0cm; background: white;"><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><em><span lang="EN-US">(Azerbaycan Türkçesinden çeviren: Ahmet Yıldız)</span></em><span lang="EN-US"><o:p></o:p></span><img src="https://fikirizleri.com/brkpanel/Bilgisayar" alt=""></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eski bir evden kalan hatıralar</title>
<link>https://fikirizleri.com/eski-bir-evden-kalan-hatirala</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eski-bir-evden-kalan-hatirala</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 23:34:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllar sonra yüzleştim olmadığın çocukluğumun içinde  ve birkaç kare  hatırlatıldı tutuşturdular elime bir kaç poz gereken mecbur anılar. <br><br></p>
<p>Bana yalan söylediler kaderden bahsetmediler.</p>
<p>Hafızamda ne var sadece anılarımız mı….Bir büyük boşluk sadece…Hastalığına rağmen direnişin… Belki bir pazar kahvaltısında bir arada olamadık ama fakülteden kalma kitaplarını annem bağış yapmış büyünce öğrendim,şimdi olsa kocaman bir kütüphane kurardım o eve senin adına.</p>
<p>Mersin’deki yazlığı senden sonra annem gözden çıkarmış.Babannem hiç götürmedi beni oraya baba! Belki bu konuda beni orada hiç yanlız bırakmadın hissettim çünki,Resimler asla yalan söylemez di mi ? </p>
<p>Mahalleye gelirken ıslık çalarmışsın,Ben pelit ağacındaki böceklerle oynarmışım. Kâğıttan uçaklar yapıp o evin penceresinden uçurmayı da çok severmişim, annem öyle anlattı.Büyüdükçe daha bir anlam buluyor her hatıra.Ben hatırlamasam bile,öylesine daha bir anlamlı daha bir derinlerdeyim tahmin bile edemezler .Ama sen bil! Benim minicik ellerim varmış tutarmışsın severmişsin  gezdirirmişsin.Ben özledim evet ama o nasıl tarif edilebilen bir duygu bilmiyorum,öğretenim yok'ki bu duygu satılmıyor ki gidip alayım kime sorsam herkesin boynu bükülüyor...Öğret bana Baba hissettir!</p>
<p>Yıllar geçti , o eski evin temelleri hala duruyor ayakta ama hep birşey eksik , bende buruk bir tat ne zaman o binaya dışardan bakmaya gitsem aklıma eski bir evden kalan hatıralar geliyor . Ve gözyaşlarım teselli arıyor o anda...</p>
<p>Unutmam seni unutamam ben anlamam zaman falan arsızım uslu durmam konuşurum kokunla yürürüm yağmurla,her bahardan sonra kelebeklerle ölürüm... </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gizli Fırça İzleri: Kadınların Sanattaki Sessiz Varlığı</title>
<link>https://fikirizleri.com/gizli-firca-izleri-kadinlarin-sanattaki-sessiz-varligi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gizli-firca-izleri-kadinlarin-sanattaki-sessiz-varligi</guid>
<description><![CDATA[ Kadınların Sanattaki Sessiz Varlığı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68dbf495a29ad.webp" length="23484" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 18:18:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, sanat, kadın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gizli Fırça İzleri: Kadınların Sanattaki Sessiz Varlığı </strong></p>
<p>Atölyenin loş ışığında, duvara asılan eski tabloların arasında yürüyordu. Her birinin kenarında kadınların görünmez emeğini hissediyor, ama adlarının yazılmadığını fark ettikçe içi burkuluyordu. Bir tabloya yaklaştı: fırça darbeleri öylesine tutkuluydu ki sanki ressam, kendi sesini doyuramadığı bir dünyada gizlice konuşuyordu. Tam o anda, tablonun içinden yükselen bir bakış ona seslendi; kadınların sanatta bıraktığı izleri takip etmesi için çağırıyordu. Belki de yolculuk şimdi başlıyordu.</p>
<p>Bir süre gözlerini tablodan ayıramadı. Yüz hatları belirsiz bir kadın figürü vardı; sanki ellerini izleyiciye uzatıyor, ama dudakları suskun kalıyordu. Kadının bakışında hem davetkâr bir sıcaklık hem de derin bir sitem saklıydı. Elif, bu anın sıradan bir an olmadığını hissetti. Sanki tablo, kendi ruhunun gizli katmanlarına açılan bir kapıydı.</p>
<p>Elif çocukluğundan beri sanatın etrafında büyümüştü. Babası marangozdu; talaş kokusu evin duvarlarına sinerdi. Annesi ise nakış işlerinde usta, ama adını kimsenin bilmediği bir emekçiydi. Onun ellerinden çıkan işlemeler, evdeki eski sandığın içinde sessizce uyurdu. Belki de bu yüzden, atölyedeki tablolar Elif’in kalbine böylesine dokunuyordu. O sessiz bakışlarda annesinin görünmez emeğini görüyordu.</p>
<p>Bir gün, atölyenin köşesinden yaşlı bir adam Önündeki tuvalde resim yapıyordu. Üzerinde boya lekeleriyle kaplı bir önlük vardı. Fırçasını masaya bırakıp ellerini önlüğün kenarına sıkıştırdığı beze ellerini silerken Elif’i fark etti.</p>
<p>— İlk defa mı geliyorsun? diye sordu kısık sesiyle.</p>
<p>Elif biraz irkildi.</p>
<p>— Evet, dedi, tabloların büyüsüne kapıldım. Burada zaman başka türlü akıyor sanki.</p>
<p>Adam hafifçe gülümsedi.</p>
<p>— Zaman burada sessizdir. Ama tablolar konuşur. Onların anlattıklarını duymak için kulak değil, yürek gerekir.</p>
<p>Elif başıyla onayladı. İçinde yükselen soruyu tutamadı:</p>
<p>— Bu tabloları kim yaptı? İmza ya da bir tarih yok…</p>
<p>Adamın yüzünde hüzünlü bir gölge belirdi.</p>
<p>— Çoğu kadın sanatçıların eserleri, dedi. Onların isimleri yıllar içinde silindi, unutuldu. Ama bak, fırça izleri hâlâ konuşuyor. Görüyorsun ya, onların sesi kolay kolay susmaz.</p>
<p>Bu sözler Elif’in kalbine ağır bir taş gibi oturdu. Tablolara yeniden baktığında, her çizginin ardında bir kadın nefesinin gizlendiğini hissetti.</p>
<p>Bir sonraki ziyaretinde gözleri duvarda büyükçe bir kâğıda asılmış hat satırlarına takıldı. Mürekkep zamanla solmuş, ama harflerin zarafeti hâlâ canlıydı. Köşede belli belirsiz bir imza vardı: “Şirin”.</p>
<p>Elif nefesini tuttu.</p>
<p>Yaşlı adam yine tablosuyla ilgileniyordu. Elif yanına gidip selam verdikten sonra hatları sordu. Yaşlı adam başını salladı.</p>
<p>— Şirin Hatun. 15. yüzyılda yaşadı. II. Bayezid devrinde yazıları biliniyordu. Ama adı erkek hattatların gölgesinde kayboldu. Bugün çoğu kişi onun varlığından habersizdir.</p>
<p>Elif harflere parmağını sürmeden baktı. Çizgiler öyle zarifti ki, sanki mürekkep bir dua gibi kâğıda sinmişti. O an zihninde hayali bir sahne canlandı: Şirin Hatun, bir kandil ışığında, ince kamış kalemini mürekkebe batırıp yazıya eğiliyor. Belki de çevresindekiler onun emeğini küçümsüyor, ama o yine de yazıyı bırakmıyor.</p>
<p>Elif defterine not düştü: “Şirin Hatun, sabırla yazılmış bir sessiz çığlık.”</p>
<p>Bir başka gün, Yaşlı adamın atölyenin tozlu raflarından bir tablo indirdiğini gördü. Üzerinde genç bir kadının portresi vardı. Gözleri uzaklara dalmış, elinde fırçasıyla resmedilmişti. Altında küçük bir not: Hale Asaf.</p>
<p>Elif adı fısıldadı:</p>
<p>— Hale Asaf…</p>
<p>— Türkiye’nin ilk kadın ressamlarından, dedi yaşlı adam.</p>
<p>— Cumhuriyet’in ilk yıllarında Paris’e gitti, resim eğitimi aldı. Ama ömrü kısa sürdü, çok genç yaşta hastalıktan öldü. Erkek ressamların adları kitaplarda yer bulurken, onun adı zamanla unutuldu.</p>
<p>Elif tablonun karşısında uzun süre durdu. Hale Asaf’ın bakışlarında bitmeyen bir özlem vardı. Belki yaşamak istediği hayatın, belki tamamlayamadığı eserlerin özlemi…</p>
<p>Elif kendi gençliğini düşündü. Henüz yolun başındaydı, ama korkuları çoktu. Hale’nin yarım kalmış hayatı, ona zamanın kıymetini hatırlattı.</p>
<p>Defterine şu notu düştü: “Hale Asaf, yarım kalmış bir nefes ama tam bir cesaret.”</p>
<p>Atölyenin bir başka köşesinde altın varaklı minyatür sayfaları sergileniyordu. Çiçekler, ince desenler, küçücük figürler... Ama hiçbirinde imza yoktu.</p>
<p>Elif hayretle yaşlı adama sordu:</p>
<p>— Bunları kimler yaptı?</p>
<p>— Saray nakkaşhanelerinde çalışan kadınlar, dedi yaşlı adam.</p>
<p>— Adları kayda geçmedi. Ama desenlerdeki incelik, onların dokunuşunu ele verir. Erkek nakkaşların çizgileri keskin ve resmi iken, kadınlarınkinde duygunun izini bulursun.</p>
<p>Elif gözlerini sayfalara dikti. Çiçeklerin narinliği, figürlerin zarifliği ona annesinin nakışlarını hatırlattı. Sanki o görünmez kadınlar, geçmişten sesleniyordu: “Biz vardık. Ellerimiz bu sayfalara değdi. Adımız yok ama izimizi silemezler.”</p>
<p>Defterine şunu ekledi: “İsimsiz nakkaş kadınlar, görünmezliğin içinde parlayan sabır.”</p>
<p>Bir gün, köşede başka bir hat levhası dikkatini çekti. Harfler güçlü, çizgiler kararlıydı. Altında “Mümtaz Hanım” yazıyordu.</p>
<p>— Mümtaz Hanım Kim? diye sordu Elif.</p>
<p>— 19. yüzyılda yaşamış bir kadın hattat, dedi yaşlı adam.</p>
<p>— Çalışmaları az bilinir. Bazı koleksiyonlarda hâlâ satırları çıkar karşına. Erkeklerin arasında kaybolsa da, onun kalemi kendine özgüydü.</p>
<p>Elif hayalinde Mümtaz Hanım’ı gördü: kalemi elinde, belki de evinin köşesinde sessizce yazıyor. Yazdıklarının bir gün unutulacağını bilse de, yine de satırlarına özen gösteriyor.</p>
<p>Defterine şöyle yazdı: “Mümtaz Hanım, yazıya sinmiş kadın nefesi.”</p>
<p>Zamanla Elif’in defteri dolmaya başladı. Sayfalar arasında bir yıldız haritası oluşuyordu. Her isim bir yıldızdı; Şirin Hatun, Hale Asaf, Mümtaz Hanım, isimsiz nakkaş kadınlar…</p>
<p>Hepsi farklı yüzyıllarda yaşamış, ama aynı gölgede kalmıştı. Elif onları bir araya getirerek görünmez bir gökyüzü inşa ediyordu.</p>
<p>Bir akşam, defterine şu cümleyi yazdı:</p>
<p>“Onların hikâyeleri benim hikâyeme bağlanıyor. Benim yolum, onların yarım kalmış yolculuğunu tamamlamak.”</p>
<p>Yaşlı adam defteri gördü.</p>
<p>— Artık bu hikâyeleri paylaşma vakti, dedi.</p>
<p>— Sessizlik uzadıkça unutulmak kolaylaşır. Sen unutmayı değil, hatırlatmayı seçtin.</p>
<p>Elif başını salladı.</p>
<p>— Evet, dedi.</p>
<p>— Annemin nakışlarını da, bu kadınların eserlerini de görünür kılacağım. Onların adı zamanında unutulsa da, ben hatırlatacağım.</p>
<p>Atölyeden çıkarken akşam olmuştu. Gökyüzü turuncu ile mora bürünmüştü. Elif ufka baktı.</p>
<p>“Hiçbir iz kaybolmaz. Yeter ki biz onu görmeyi bilelim.” diye geçirdi içinden.</p>
<p>Ve yolculuk gerçekten başlamıştı. Artık yalnızca kendisinin değil, yüzyıllardır sesi kısılmış kadın sanatçıların yolculuğuydu bu.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sarı Tramvaylar</title>
<link>https://fikirizleri.com/sari-tramvaylar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sari-tramvaylar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 20:03:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Anı biriktirmeyi onlara aylar sonra tekrar bakıp yeniden duygulanmayı ama öyle bir duygulanma değil bu bazan acıtan sancıtan sızlatan ne varsa içimde… Hepsi içimde kapsül gibi bazan diyorum zamanın da bir doz ayarlama düğmesi olsa istediğim anlara pause tuşuyla ışınlanabilsem… Siyah ve beyazın uyumu neden bu kadar güzel, ve gün batımı neden bu gökyüzü ile sonsuz uyum içinde… <br>Tanrı biliyor işini...</p>
<p>Uyku dikiyor yırtık kalbini… Anılarda yırtılır tutulur zamanın izbeli sokaklarında… <br>Tanrı biliyor işini…</p>
<p>Yaşantımı Lizbon’daki sarı  tramvaylara benzetiyorum başı ve sonu aynı her saat başı aynı sokaktan insanları alan bırakan sızlatan sonuç değişmiyor,küçük mutluluklar durağı oluyor ara sıra fani dünyanın içinde yüzümde tebessüm,can kenarı bakışlarda biraz iyileşiyorum ama eksik kalıyorum o eksikliği çözemiyorum sarılıyorum zamanın ahtapot kollarına değirmen gibi öğütüyor beni zaman …</p>
<p>Afrodit Athena Demeter Apollon Asteria Yunan tanrıçaları ,Elbette yaşamın unsuru olduğu kadar gelecekteki tüm boyuta zamana güvenmek gerektiği söylüyorlar.</p>
<p>Tanrılar insanların yaptığı iyi işleri görür.. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Soğuk hava ve yağmurlar …</title>
<link>https://fikirizleri.com/soguk-hava-ve-yagmurlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/soguk-hava-ve-yagmurlar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 15:22:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Selam dostlarım konumuzda soğuk havalar ve yağmur var,Bir kente bir yağmur girerse eğer bu bahar yağmuru veya sonbahar yağmurudur oysa mevsimlerin bir suçu yok hava soğuk lodos yağmurları çisil çisil yağıyor…Hatta yağmur başladımı gelsede ıslansak dediğiniz tüm dostlarım bazıları ıslanmaktan korkar,bazıları dans etmeyi sever,öyleki her yağmur damlası bize tanrının melekleri ile gönderdiği emanet ama arabanın içinden bile çıkmayan insanlar görüyorum…Bir gün yağmurun kıymetini anlayacağız o zamanda yağmur yağmacak..Nasıl anlatsam mesela her yağmur tanesinin dili olsaydı etraf sel olurdu..Bazan diyorum ki insanlar yağmurları ezberinde tutmalı hem terapi gibi birşey bu yani tüm hasetlikleri kibirin kör kuyusunu nispeti temizler ,kalbin yıkanır yani iyilikte iyileştirir.Yağmur yağarken yıldızlar yere düşer sende onlara basa basa gidersin farkında olursan eğer yağmurların size vereceği ödüller olabilir,Hey pardon,Yıldızlarınız yere düşmüş Bir tanesini de size verebilirim,Benim var bir kaç tane,Lakin gece görünürüm  gökyüzünde,Ama ben sizler gibi onları satın almadım Zıpladım uzandım ama görüyorum’ki Gözlerinizden yansıyan Işık sizin değil o yıldızların,Aşkınız bile tasarruflu cılız bir ışık… Lodos yağmurlarının dilinden anlamazsan eğer ,GÜNBATISI ve kuzeybatıdan KARAYEL. Yani Lodos tam güneyden değil güneybatıdan eser.<br>PRUVANIZ NETA RÜZGARINIZ KOLAYINIZA OLSUN</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bugünler’deki en güzel badire..</title>
<link>https://fikirizleri.com/bugunlerdeki-en-guzel-badire</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bugunlerdeki-en-guzel-badire</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 15:10:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir tuhaf yaz boşluğundan geçiş atmosfere takılı kalan duygularım içimi saran sarı sabrıma inat tutuklu kalıyor,içimdeki doğan güneşe ellerimi ısıtması arada tutuyorum bir tatlı sıcaklık ile bedenime az da olsa şifa oluyor.ruhumu her yıl tazelesemde sanıyorum ki zamanı tutamayacağım için birgün bedenimde bir sonbaharın serin sabahında ayrılıp kurtulcak diyorum çektiğim azapların yanı sıra sırra kadem basan kuşum aden’de yanımda olmayacak bir serin sonbaharında bırakacağım tüm hayallerimi ümitlerimi bırakacağım tüm yazlarımı üşüyen ellerimi bir atmosfer boşluğunda ısıtacağım…</p>
<p>öyle yüzsüz bir umudum var şairin dediği gibi,ölsem,de ölmüyor… kadere ağlamak üzüntüyü dahil bu mevsimde,saklamana gerek yok gözlerini bırak gitsin tak gözlüğünü çek trençkotunu bırak kendini yollara kimseye hesap vermeyişinin en sade hali ile en özgürlükçü ruhunun yansıtan kaliteli yanlızlığın tarafı..</p>
<p><span class="s5"><span class="bumpedFont17">Takılmış duygular eskimiş hisler zor geliyor y</span></span><span class="s5"><span class="bumpedFont17">aşamla-ölüm arasındaki mücadele </span></span><span class="s5"><span class="bumpedFont17">ama herşey daha önce çok temizdi kaç yağmur geçecek üzerimizden ıslanmaktan korkmayanların mevsimi başladıysa eğer yeniden başlamak isteyenlerin cesarete sahip olmak isteyenlerle birleşiverecek salıverecek gökyüzüne sağnak bir yağmura çiseleyecek üzerimize yüzümüze gözümüze…ve olasılılar silincek kibirimiz silinecek ve sen beni anlayacaksın ciğerime dolan oksijenle </span></span><span class="s5"><span class="bumpedFont17">,</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont17">Başka çare olmadığını, alışmak gerektiğini görüyor</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont17">üm.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont17">Ve yıllar akıp giderken öğrendiklerim serin sabahlara yazılan bir çok kelime dökülüyor dudaklarımdan kalemime yapılanlarıda sineye çekmek söylenen sözlerin anlamsızlığı vuruyor yüzüme serin sabahlarda ve anlıyorum ki anlamsızlığın içinde hala kendimi aramaya devam ettiğimi mana alemin içinde hiç boşluğuna savrulan bir yaprak gibiyim şimdilerde..</span></span></p>
<p class="s6"><span class="s3"><span class="bumpedFont17">Sevmenin milyonda bir ihtimal olduğu aşkların satılığa çıktı dönemde kadın ve erkek ilişkilerinde monolog bir oyuna dönüştüğü bir sonbahara evrildik.bulutsuzluk çağından durmaksızın yağmur çağına geçiş yaptığımız bu dönemin artık hep nöbetçisiyiz kaç kişi kaldıysak kaliteli yanlızlıklar içinde </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont17">o kadarız işte…</span></span><span> </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İyi ve güzel saatler</title>
<link>https://fikirizleri.com/iyi-ve-guzel-saatler-%EF%B8%8F</link>
<guid>https://fikirizleri.com/iyi-ve-guzel-saatler-%EF%B8%8F</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 14:59:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Herkes bilir ya hani en çok şairler ölürmüş  sonbaharda,mevsimlerin en çok gelecek kışa hazırlık yapan hüznü dolaşır parmaklarıma <br>Ve böylece günler geçip gider,kiraz çiçeklerinin solduğu sonbaharda,tren istasyonunda bekledi gibi…Bir sonbaharda buluşacağız dedim içimden.Bu dünyada sensiz dökülen yapraklar, koluma girdiğinde omuzlarıma konacak. Yakalayacağım bu kez. Yaprakları da, seni de. Düşmeden yakalayacağım.Hayat insanların duygularını tıpkı dağlar, tepeler gibi şöyle veya böyle erozyona uğratıyor. Sonbaharda solan çiçekler gibi duygularımızın da giderek suyu çekiliyor, sararıyor, kurumuyor.Sonbaharda bir böğürtlen koruluğuna gelmekte geciktim , çok geç kaldım. Günün birinde artık neşelenemediğini, yaşamak sevinciyle, şöyle candan gülemediğini görürseniz bilinki kocamışımdır.. Kınamayın olurmu! Hem insanın boyuna, halinden ve başka şeylerden memnun olabilmesi için şüphesiz, biraz boş beyinli olması gerek. Evet, herkesin iyi, güzel saatleri olur. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Trajik Tatil &amp; Polisiye Hikaye</title>
<link>https://fikirizleri.com/trajik-tatil-polisiye-hikaye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/trajik-tatil-polisiye-hikaye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68d6d6a03dea6.webp" length="53312" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 21:09:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Trajik Tatil<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Aydın’ın Didim ilçesi, yaz güneşinin tüm ihtişamıyla sahilleri aydınlatıyordu. Tatil sezonunun en yoğun dönemlerinden biriydi ve turistler, denizin turkuaz sularında serinlemeye gelmişti. Güzin, ailesiyle birlikte kiraladıkları villa tatilinin keyfini çıkarıyordu. Villa, Didim’in sakin bir mahallesinde, bahçeli ve denize sadece birkaç dakikalık mesafedeydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Güzin’in gözleri neşe doluydu; yaz tatilini dört gözle beklemişti. Tatil boyunca ailesiyle birlikte denize giriyor, akşamları sahilde yürüyüşler yapıyorlardı. Bir sabah, villanın karşısındaki bahçeye bakarken bir hareketlilik fark etti. Karşı villada yaşayan Sibel, tekerlekli sandalyesiyle bahçede oturuyordu. Sibel’in ailesi onu denize götüremese de, güneşlenmesi ve biraz hava alması için buradaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Güzin, merakla karşı villanın bahçesine doğru yürüdü. “Merhaba, ben Güzin,” dedi. Sibel, tereddütlü bir şekilde başını kaldırdı ve hafifçe gülümsedi. Aralarındaki ilk konuşma kısa oldu ama bir arkadaşlığın temeli atılmıştı. Günler geçtikçe, Güzin ve Sibel birlikte vakit geçirmeye başladılar. Güzin, Sibel’in engelini sorun etmeden onunla oyunlar oynuyor, kitap okuyor ve bahçede sohbet ediyorlardı. Sibel’in yüzündeki nadir gülümsemeler, Güzin’in en büyük mutluluk kaynağıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bir sabah, Güzin’in ailesi ve Sibel’in ailesi bahçede karşılaşmış, kısa süreli hoş sohbet etmişlerdi. Sibel’in annesi, “Kızım pek denize giremez ama burası ona iyi geliyor,” demişti. Güzin’in annesi, “O zaman biz de sık sık gelmeye çalışırız,” diyerek nezaket göstermişti. Her şey tatlı bir komşuluk havasında ilerliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ancak tatilin üçüncü günü, villa bahçesinde yapılan kahvaltı sırasında Güzin’in başına gelmeyen kalmadı. Güzin, ailesiyle birlikte kahvaltı masasında otururken birden rahatsızlandı. Önce yüzü soldu, ardından mide bulantısı ve baş dönmesi başladı. Ailesi panikle hemen ambulansı aradı. Ambulans gelene kadar Güzin’in durumu giderek kötüleşiyordu. O an herkesin aklında tek bir şey vardı: Bu, basit bir rahatsızlık değildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Güzin, hastaneye yetiştirildi ama doktorlar ellerinden geleni yapmalarına rağmen onu kurtaramadılar. Otopsi sonuçları geldiğinde, aile ve komşular şok içindeydi: Güzin, zehirlenerek hayatını kaybetmişti. Didim’in sakin tatil bölgesi bir anda korkunç bir cinayet mahalline dönüştü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Olayın duyulmasının ardından, Aydın Emniyeti Başkomiseri Bilal, olay yerine geldi. Başkomiser Bilal, tanınmış, tecrübeli ve soğukkanlı bir polis olarak biliniyordu. İlk iş olarak villayı ve çevresini incelemeye başladı. Bahçeler, mutfak ve villanın içi tek tek kontrol edildi. Zehirlenmenin nereden kaynaklandığını bulmak için her detayı araştırıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Villanın mutfağında yapılan incelemede, kahvaltıda kullanılan meyve sularından birinde anormal bir madde olduğu fark edildi. Laboratuvar sonuçları geldiğinde, madde şok edici bir şekilde toksik bir kimyasal olarak belirlendi. Bu, kasıtlı bir eylem olduğuna dair güçlü bir kanıttı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal, hemen olayı araştırmaya başladı. Villanın çevresindeki güvenlik kameralarını inceledi, komşularla konuştu ve villa çalışanlarını sorguya aldı. Herkesin ifadesi dikkatle not edildi. Sibel’in ailesi, o gün kızlarının yalnız olmadığını ve kahvaltı esnasında yalnızca Güzin’in zehirlendiğini belirtti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal, Sibel’in ailesinin ifadelerini dikkatle dinlerken şüpheli bir detayı fark etti: Sibel’in babası, kahvaltıya Güzin’den önce gelmişti ve meyve suyunu hazırlamıştı. Başkomiser Bilal, soğukkanlı bir şekilde babayla yüzleşti. Babası önce şaşkın bir ifadeyle, “Benim amacım sadece Sibel’i mutlu etmekti,” dedi. Ancak Bilal’in tecrübeli bakışları, babanın söylemlerinde bir çelişki olduğunu ortaya çıkardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal, villa mutfağındaki bütün malzemeleri yeniden kontrol ettirdi. Meyve suyu şişeleri üzerinde yapılan detaylı incelemede, bir şişenin kapağında izlenmesi güç küçük bir delik bulundu. Bu delik, zehirin şişeye gizlice eklenmiş olabileceğini gösteriyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Soruşturma ilerledikçe, Bilal başka bir detay daha fark etti: Güzin, Sibel ile bahçede oynadığı oyun sırasında, bazı şişeleri ve tatlıları paylaşmıştı. Ancak sadece Güzin, zehirlenmişti. Bu durum, olayın tesadüfi olmadığını, hedeflenmiş bir cinayet olduğunu gösteriyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Bilal, çevredeki tanıkları tekrar sorguya aldı ve villaların çevresindeki güvenlik kamera kayıtlarını detaylıca inceledi. Sonunda o sabah villaya gelen ve kısa süreliğine dışarı çıkan bir komşunun davranışları şüpheli bulundu. Komşu, kahvaltı sırasında Güzin’in bulunduğu masaya yaklaşmış ve fark edilmeyecek bir şekilde bir şişeye müdahale etmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal, delilleri tek tek önüne serdi. Kameralar, şüphelinin şişeye bir madde eklediğini açıkça gösteriyordu. Soruşturmanın sonunda, komşu tutuklandı ve mahkeme süreci başlatıldı. Bilal, olayın çözülmesiyle hem ailesinin hem de Didim halkının içini rahatlatmış oldu. Ancak Güzin’in ailesi için bu tatil artık geri dönülmez bir kayıpla son bulmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başkomiser Bilal, villadan ayrılırken denize bakıp derin bir nefes aldı. Didim’in sıcak güneşi ve masmavi denizi, bir an için her şeyin normale döndüğünü hissettirse de, aklında tek bir düşünce vardı: Bir daha böyle bir trajedi yaşanmamalıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Güzin’in masum gülümsemesi ve Sibel’in yalnızlığı, Bilal’in zihninde bir an olsun kaybolmayacak görüntüler olarak kaldı. O yaz Didim’de, deniz kıyısında yaşanan bu trajik olay, kasabada uzun süre konuşulacak bir anı olarak hafızalarda yerini aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAZARIN LANETİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/yazarin-laneti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yazarin-laneti</guid>
<description><![CDATA[ Hikaye, Gizemli bir lanet ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68d59078aab40.webp" length="18230" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 21:57:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, gizem, lanet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yazarın Laneti</p>
<p>Kerem yalnızca geceleri yazardı. Gündüzleri sıradan bir hayat sürerdi: kahvesini içer, sokakta yürür, kalabalığa karışırdı. Ama gece çöktüğünde, parmakları klavyede kendi ritmini bulurdu. Her gece bir kısa hikâye. Her gece başka bir kurgu.</p>
<p>İlk hikâyesi sıradandı: bir sokak kavgası, iki yabancı, bir bıçak. Ertesi gün haberlerde aynı olay çıktı. Aynı sokak, aynı isimler. Kerem bunu tesadüf sandı.</p>
<p>İkinci hikâye daha karanlıktı: genç bir kadının kayboluşu. Adı “Melis”ti. Ertesi gün sosyal medyada bir kayıp ilanı: Melis Yıldız, 27 yaşında, son görüldüğü yer hikâyedekiyle aynı.</p>
<p>Kerem’in içi ürperdi. Yazdıkları gerçek oluyordu.</p>
<p>Ece, platformda Kerem’in hikâyelerini düzenli okuyan bir takipçiydi. Olayları fark etti. Kerem’e mesaj attı: “Yazdıkların yaşanıyor. Farkında mısın?”</p>
<p>Kerem önce inkâr etti. Ama sonra Ece’ye bir şey itiraf etti: “Yazmasam uyuyamıyorum. Sanki biri beni zorluyor. Her gece bir hikâye yazmazsam… bir şey eksik kalıyor.”</p>
<p>Ece, ona iyi şeyler yazmasını önerdi. Kerem denedi. Bir hikâye yazdı: yaşlı bir adamın kayıp kedisini bulması. Ertesi gün adam bulundu ama kedi ölüydü. Hikâye yine karanlığa dönmüştü.</p>
<p>Kerem yazmayı bırakmak istedi. Ama geceleri elleri kendiliğinden klavyeye gidiyordu. Sanki hikâyeler onun değil, başka bir yerden geliyordu.</p>
<p>Bir gece, Ece kendi adını hikâyede gördü. “Ece, 29 yaşında, bir gerçeği fazla kurcaladığı için susturulmalıydı.”</p>
<p>Ece panikledi. Kerem’e ulaşmaya çalıştı ama cevap alamadı. Hikâyenin son cümlesi zihninde yankılandı: “Ece kapıyı çaldığında, kader çoktan yazılmıştı.”</p>
<p>O gece Ece, Kerem’in evine gitti. Kapıyı çaldı. İçeriden bir ses geldi: “Geç kaldın.”</p>
<p>Kerem kapıyı açtı. Gözleri uykusuzdu, elleri titriyordu. “Ben istemedim,” dedi. “Yazmak zorundaydım. Her gece… bir güç beni zorluyor.”</p>
<p>Ece içeri girdi. Masada bir laptop açıktı. Son hikâye ekranda duruyordu. Ece’nin ölümüyle bitiyordu. Ama son cümle henüz yazılmamıştı.</p>
<p>“Henüz bitmedi,” dedi Ece. “Yazıyı sil. Hikâyeyi değiştir.”</p>
<p>Kerem başını salladı. “Silince olmuyor. Yazdığım her şey gerçek oluyor. Ama yazmadığım şeyler de eksik kalıyor. Sanki dünya tamamlanmıyor.”</p>
<p>Ece, laptopa yaklaştı. Son cümleyi sildi. Yeni bir cümle yazdı:</p>
<p>“Ece, gerçeği ortaya çıkardı. Ve lanet sona erdi.”</p>
<p>O anda ekran titredi. Laptop kapandı. Oda sessizleşti. Kerem yere çöktü. “Bitti mi?” diye fısıldadı.</p>
<p>Ertesi sabah, Kerem’in platformu kapatıldı. Hikâyeler silindi. Hiçbiri arşivlerde yoktu. Ama Ece hâlâ yaşıyordu. Ve bir defter tutmaya başlamıştı.</p>
<p>İlk sayfaya şunu yazdı:</p>
<p>“Yazmak, kaderi şekillendirmekse… artık kalem benim elimde.”</p>
<p>Ece artık yazıyordu. Her gece, bir deftere. Kalemi eline aldığında kelimeler kendiliğinden akıyordu. İlk hikâyesi umut doluydu: bir çocuk kaybolan köpeğini buluyordu. Ertesi gün, mahallede gerçekten bir çocuk kayıp köpeğini buldu. Ece sevindi. Belki lanet iyiliğe dönüşmüştü.</p>
<p>Ama ikinci hikâye… daha karanlıktı. Bir kadın, geçmişinden kaçarken bir kazaya karışıyordu. Ece yazarken gözyaşlarını tutamamıştı. Ertesi gün haberlerde aynı olay çıktı. Aynı isim, aynı sokak, aynı saat.</p>
<p>Ece fark etti: yazdıkları hâlâ gerçek oluyordu. Ama artık kontrol onda değildi. Kalem, onun değil, başka bir şeyin elindeydi.</p>
<p>Kerem ortadan kaybolmuştu. Ece onu aradı, evine gitti. Ev boştu. Sadece bir not buldu:</p>
<p>“Yazmak, sadece anlatmak değildir. Bazen yazan, sadece bir aracı olur.”</p>
<p>Ece defteri kapatmak istedi. Ama her gece, rüyasında yeni bir hikâye beliriyordu. Yazmazsa baş ağrısı, yazarsa vicdan azabı.</p>
<p>Bir gece, defter kendi kendine açıldı. Sayfada bir başlık vardı: “Ece’nin Son Hikâyesi.”</p>
<p>Ece kalemi aldı. Sayfaya baktı. Boştu. Ama zihninde bir ses yankılandı:</p>
<p>“Bu kez sen seç. Sonun mu, başlangıcın mı?”</p>
<p>Ece düşündü. Kalemi kaldırdı. Ve yazdı:</p>
<p>“Ece, kalemi kırdı. Ama hikâye hâlâ devam ediyordu.”</p>
<p>Defteri kapattıktan sonra birkaç gün boyunca hiçbir şey yazmadı. Baş ağrıları geri döndü. Rüyaları sessizdi. Geceleri huzurluydu. Ama bir eksiklik vardı. Sanki dünya biraz daha sessizleşmişti.</p>
<p>Kerem, sahaf dükkânında yaşamaya başlamıştı. Artık sadece okuyordu. Her kitapta kendini arıyor, ama hiçbir satırda bulamıyordu. Bir gün, eski bir kitapta şu cümleyi gördü:</p>
<p>“Yazan sustuğunda, dünya kendi hikâyesini yazmaya başlar.”</p>
<p>O günden sonra garip şeyler olmaya başladı. Haberlerde anlatılan olaylar, kimsenin yazmadığı hikâyelere benziyordu. Sanki dünya, kendi yazarını yaratmıştı.</p>
<p>Ece bir sabah uyanıp posta kutusunda bir zarf buldu. Üzerinde ne isim ne adres vardı. İçinden bir sayfa çıktı. El yazısı tanıdıktı ama kime ait olduğunu bilmiyordu. Sayfada sadece bir cümle yazılıydı:</p>
<p>“Son sayfa yazıldı. Ama hikâyeler asla biter mi?”</p>
<p>Ece gülümsedi. Defteri aldı, son sayfayı açtı. Boştu. Kalemi eline aldı. Ve yazdı:</p>
<p>“Yazmak bir lanet değil, bir seçimdir. Ve ben artık seçmiyorum.”</p>
<p>Defterin kapağını kapattı. O anda rüzgâr yükseldi, sayfalar kendi kendine çevrildi. Sonra durdu. Sessizlik çöktü.</p>
<p>Kerem, o gece son kez bir kitap okudu. Son cümlede Ece’nin adı geçiyordu. Ama bu kez bir hikâyede değil, bir teşekkürde:</p>
<p>“Beni susturduğun için teşekkür ederim.”</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AYNADAKİ SEN</title>
<link>https://fikirizleri.com/aynadaki-sen</link>
<guid>https://fikirizleri.com/aynadaki-sen</guid>
<description><![CDATA[ Ayna, geçmişin suskunluğu ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68d59cc6edb7f.webp" length="25168" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 01:50:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Ayna, geçmiş, suskunluk, hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>AYNADAKİ SEN</p>
<p>Sabahın ilk ışıkları odanın duvarlarında dans ederken, Derin gözlerini açtı. Kuş sesleri, hafif bir sabah esintisi… Her şey tanıdıktı. Ama içinde bir huzursuzluk hissediyordu. Sanki bedeninin içinde sıkışmıştı.</p>
<p>Yavaşça kalktı, banyoya yürüdü. Aynanın karşısına geçti. Ve aynadaki görüntü karşısında öylece kaldı.</p>
<p>Aynada bir yüz vardı. Ama onunki değildi.</p>
<p>Gözleri, Derin’in gözleri gibi bakmıyordu. Dudakları kıpırdamıyordu ama bir şey söylüyordu sanki. Derin bir adım geri çekildi, kalbi hızlandı. “Neler oluyor! Bu ben değilim,” diye fısıldadı.</p>
<p>Aynadaki yüz, onu izlemeye devam etti. Sonra yavaşça değişmeye başladı. Bir çocuk yüzü belirdi. Ardından bir genç kız. Sonra bir kadın. Hepsi tanıdık ama bir o kadar yabancıydı.</p>
<p>Derin aynaya yaklaştı. “Siz kimsiniz?” dedi.</p>
<p>Aynadaki yüz cevap verdi:</p>
<p>“Biz seniz. Senin susturduğun, unuttuğun, bastırdığın her hâliniz.”</p>
<p>Derin aynadaki yüzle göz göze geldiğinde, kalbinin derinliklerinden bir sızı yükseldi. O yüz, çocukluk odasının duvarlarına sinmiş sessizlikti. Hep başkalarını mutlu etmeye çalışmıştı. Oyuncaklarını paylaşmış, ağlamamış, hep “uslu” olmuştu. Ama ne yaparsa yapsın, ne bir “aferin” ne de bir tatlı söz duyamamıştı.</p>
<p>Babası, mükemmeliyetçi, despot bir adamdı. Derin ne yaparsa yapsın beğendiremiyordu babasına. Annesi ise kocasının davranışlarına hep sessiz kalıyordu.</p>
<p>Aynadaki çocuk, Derin’in sekiz yaşındaki hâliydi. Gözleri doluydu ama ağlamıyordu. Dudakları titriyordu ama konuşmuyordu. Derin aynaya yaklaştı, parmaklarını cama dokundurdu.</p>
<p>“Seni unuttum,” dedi fısıltıyla. “Senin acını bastırdım. Çünkü güçlü olmam gerekiyordu.”</p>
<p>Çocuk cevap verdi:</p>
<p>“Sen güçlü olmadın. Sadece görünmez oldun.”</p>
<p>Derin geri çekildi. Bu cümle, yıllardır duymadığı ama hep içinde taşıdığı bir hakikatti. Güçlü olmak uğruna kendini silmişti. Başkalarının ihtiyaçlarını kendi varlığının önüne koymuştu. Ve şimdi, aynadaki yüzler ona bunu hatırlatıyordu.</p>
<p>Aynadaki çocuk, Derin’e bakarken birden arkasında bir ses yankılandı. O ses, yıllardır zihninin kuytularında fısıldanan tanıdık bir tondu:</p>
<p> “Sen yapamazsın. Senin gibi biri başaramaz.”</p>
<p>Derin irkildi. Bu cümleyi ilk kez sekiz yaşındayken duymuştu. Okul gösterisinde sahnede önde durmak istemişti. Öğretmeni, “Sen arkada dur, daha uygun olur,” demişti. O günden sonra Derin, hiç bir etkinliğe katılmamıştı, kendi içine kapanmıştı.</p>
<p>O günden sonra ne zaman bir şey istemeye kalksa, o ses devreye giriyordu. “Sen yapamazsın.”</p>
<p>Ve Derin, yapmamayı seçti. Sessizce geri çekilmeyi, başkalarının önünü açmayı, kendi değerini, yerini unutmayı…</p>
<p>Aynadaki çocuk gözlerini Derin’den ayırmadan konuştu:</p>
<p>“Sen beni susturdun. Ama ben hep buradaydım. Her başarısızlık korkunda, her geri adımında, her ‘önemli değil’ deyişinde…”</p>
<p>Derin’in gözleri doldu. O sesi susturmak için yıllarca uğraşmıştı ama ondan hiç kurtulamamıştı. Şimdi ilk kez yüzleşiyordu. Aynadaki çocuk, onun bastırılmış cesaretiydi.</p>
<p>Derin, salona geçip dolabın altındaki eski eşyalarını koyduğu kutuyu buldu. Kutunun içinden, çocukluk yıllarına ait bir günlük çıktı. Kapak kenarları yıpranmış, sayfaları sararmıştı. Elini titreyerek uzattı, kapağı açtı.</p>
<p>İlk sayfalarda çocukça yazılmış cümleler vardı: “Babamdan korkuyorum, annem de korkuyor.”, Bugün kedimiz doğurdu.”, “Öğretmen bana kızdı.”, “Ben üzgünüm ama kimse fark etmiyor.”</p>
<p>Derin’in gözleri doldu. Bu satırlar, yıllarca susturduğu duyguların yankısıydı. Sayfaları çevirdikçe kalbi ağırlaştı. Ve en son sayfada, farklı bir el yazısıyla yazılmış bir mektup buldu. Annesindendi.</p>
<p>“Canım Derin’im,</p>
<p>Belki bu satırları okuman yıllarını alacak. Belki hiç okuyamayacaksın. Ama bilmeni istediğim bir şey var:</p>
<p>Senin yapamayacağını söyleyen herkes büyük bir yanılgı içinde. Senin içindeki ışığı ben görüyorum.</p>
<p>Hep başkalarını düşündün, hep sessiz kaldın. Ama senin sesin dünyayı değiştirecek kadar güçlü.</p>
<p>Sana yardım edemedim affet beni.</p>
<p>Kendini unutma. Kendini sev.</p>
<p>Seni hep seven annen.”</p>
<p>Derin, mektubu okuduktan sonra tekrar banyoya gitti. Aynadaki yüz yeniden belirdi. Bu kez ağlamıyordu, buruk bir gülümsemeyle bakıyordu. Derin de gülümsemeye çalıştı. İlk kez, aynadaki yüzle, kendisiyle barışmaya başlıyordu. </p>
<p>Derin, günlüğü ve mektubu okuduktan sonra saatlerce düşündü. Annesinin sesi hâlâ kulaklarındaydı: “Senin sesin dünyayı değiştirecek kadar güçlü.”</p>
<p>Yıllar önce yarım bıraktığı bir şey vardı: yazmak. Bir roman taslağı, kimseye göstermediği, kendine bile unutturduğu bir hikâye. “Boşuna uğraşma, yazamazsın,” demişti eşi o zaman. “Senden yazar olmaz, yazsan bile beğenip kimse okumaz”</p>
<p>O cümle, Derin’in kalemini susturmuştu.</p>
<p>Ama şimdi, aynadaki yüz gülümsüyordu. Derin, salona geçip çekmeceye kaldırdığı bilgisayarını çıkarıp açtı. Parmakları klavyeye dokunduğunda kalbi titredi. İlk cümleyi yazdı. Sonra ikinciyi. Sonra bir paragraf…</p>
<p>Kapı aralandı. Eşi uyanmıştı. İçeri girip masaya, yanına geldi. Göz ucuyla ekrana baktı.</p>
<p>“Yine mi başladın? Kim okur ki senin yazdığını, boşuna uğraşma, zaman kaybı.”</p>
<p>Derin durdu. Eskiden bu cümle onu durdururdu. Ama şimdi aynadaki yüzü hatırladı, annesinin mektubunu, günlüğündeki sessiz çığlıklarını.</p>
<p>Başını kaldırdı, gözleri kararlıydı.</p>
<p>“Belki ama deneyeceğim. Sadece kendim için.”</p>
<p>Eşi umursamaz bir tavırla odadan çıktı. Derin yazmaya devam etti. Her kelime, yılların suskunluğunu kıran bir çığlıktı. Her cümle, aynadaki yüzü biraz daha netleştiriyordu.</p>
<p>Ve o günün akşamı, Derin ilk kez aynaya baktığında bu sefer sadece şimdiki haliyle kendini gördü, kararlı ve kendinden emin bir tavrı vardı.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Balıklar Da Ağlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/baliklarda-aglar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/baliklarda-aglar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68b44e6dc5f7c.webp" length="31500" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 14:20:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arife Öztaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Denizin en sessiz köşesinde, kimsenin duymadığı bir hüzün vardı. Balıkların dalgalırın arasında yüzüp giderken gözlerinden süzülen minik damlaları kimse fark etmezdi. Çünkü deniz, dalgaların tuzuna karıştırıldı. Bir gün küçük bir çocuk kıyıda otururken denizi uzun uzun seyretti. Gözlerinde tarifsiz bir ağırlık vardı. " Keşke biri beni anlasa" diye fısıldadı. Tam o sırada deniz hafifçe kıpırdadı, balıkların gizli ağlayışlarını çocuğa duyurdu. Çocuk şaşırdı çünkü ilk kez yanlız olmadığını hissetti. O anladı ki bazen görünmeyen gözyaşları başka bir kalbe yol bulur. Ve deniz ikisinide kucaklayarak sırlarını saklamaya devam etti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BALKONDAKİ SARMAŞIK</title>
<link>https://fikirizleri.com/balkondaki-sarmasik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/balkondaki-sarmasik</guid>
<description><![CDATA[ GOTHIC Kısa Hikâyeler ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68d27abf947c9.webp" length="23012" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 13:49:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Masasında oturmuş, dışarıda yağan sağanak yağmuru seyrediyordu. Önündeki daktilosunda yarım olarak bıraktığı hikâyesi tamamlanmayı beklerken, o çoktan hayallere dalmıştı. Bir kolunu masaya, başını da eline dayamış o şekilde donup kalmıştı. Çalışma masasının karşısındaki pencerenin onun ayaklarına serdiği manzara harikaydı. Binanın tam karşısında uçsuz bucaksız bir orman vardı. Eviyle ormanın arasında ise toprak bir yol vardı. Bölgede kendi evinden başka hiçbir ev olmadığından ne o yoldan geçen herhangi biri vardı ne de etrafta dolanan başka bir insan. Sadece kendisiydi. Zar zor aldığı izinlerle ormana yakın, ama yerleşim yerlerine ve diğer tüm evlere uzak mesafeye yaptırdığı bu evde kendisini sanki başka bir şehirde, hatta başka bir ülkede gibi hissediyordu. Yalnızlık. Tamamen yalnızdı. Ara sıra ihtiyaçlarını karşılamak için gittiği şehir merkezindeki dükkânlarda çalışan insanlar dışında muhatap olduğu tek bir insan bile yoktu. Tamamen yalnızdı, ama bu evrenin ona ceza olarak verdiği zorunlu bir yalnızlık değildi. Bu tercih edilmişi bir yalnızlıktı. Eğer zorunlu bir yalnızlık olsaydı burada delirir, kafayı yerdi, ama o belki de dünyada sayılı insanın sahip olduğu büyük bir huzura sahipti. Bu araziyi sanki tamamen kendisine aitmiş gibi hissediyordu. Sanki burası komple ona verilmişti, buranın tek sahibi kendisiydi. Ayrıca bu derin huzurun sebebinin altında başka alışkanlıkları da vardı. Evinde televizyon, radyo, bilgisayar gibi aletler yoktu. Hatta bir cep telefonu bile yoktu. Evinde yalnızca bir sabit telefon vardı ancak onu da çok zor durumda kalırsa kullanmak için almıştı. Belki ambulansı aramak için olabilirdi. Polise ihtiyacı yoktu. Bu yüzden kendisi bir arama yapmadığı sürece telefonun fişini bile takmıyordu. Buraya taşınalı tam altı ay olmuştu ve bu zamana kadar o telefona hiç ihtiyacı olamamıştı. Bu yüzden de fişini hiçbir zaman takmamıştı. Öyle ki bir gün arama yapmaya ihtiyacı olursa, fişini taktığında telefonun çalışıp çalışmayacağını bile bilmiyordu. Evinde tüm bu dijital aletlerin yerine kocaman bir kütüphanesi vardı. İki katlı bu müstakil evde dört tane oda vardı ve evin en büyük odasını yalnızca kitaplarla doldurarak, kocaman bir kütüphaneye çevirmişti. Onun için kitaplarının rahat olması, onun rahatlığından daha önemliydi. Çocuk odası olarak yapılan küçük bir odayı kendisine yatak odası olarak ayarlamıştı. O odada da küçük bir kitaplığı vardı. En sevdiği yazarların en sevdiği kitaplarıyla aynı odada uyumayı seviyordu. Klasik, polisiye, ansiklopedi, araştırma gibi kitapları ise kütüphanesindeydi. Aslında bir ara yatağını da kütüphanesine koyarak binlerce kitapla beraber uyumayı düşünmüş ancak odanın tam ortasına koyduğu yatak, kütüphanesinin görüntüsü bozmuştu. Bu yüzden yatağını oradan tekrar kaldırmak zorunda kalmıştı. Evin ikinci büyük odasını ise kendisine çalışma odası olarak ayarlamıştı. Bu oda büyüktü büyük olmasına ama içinde fazla eşya yoktu. Yalnızca pencerenin önüne koyduğu bir çalışma masası ve sandalye, bir saksı çiçeği, zeminde bazı yerlere yerleştirdiği birkaç mum ve masasının üzerine koyduğu daktilo, kağıtlar, kalemler ve defterler vardı. Bu odayı parası olmadığından ya da o tür bir sebepten dolayı boş bırakmamıştı. Sadece daha rahat çalışabilmek için alanını olabildiğince geniş tutmak, dikkatini dağıtacak her şeyden uzak durmak için boş bırakmıştı. Bu sayede daha iyi hikâyeler yazabiliyordu. Dışarıdaki sağanağı seyrederken bu görüntüyü kafasında biraz daha değiştirerek düşünmeye başladı. Kendi hayalinde şu an dışarıda olan havaya bir fırtına havası kattı. Bunu düşününce, karşıdaki ormanda bulunan ağaçlar ağır ağır sallanmaya başladı. Belki fırtına daha şiddetli olabilir diye düşündü. Bu kez de ağaçlar iyice eğilmeye başladı. Başını kaldırdı ve kaşlarını çatarak, şaşkınlıkla karşısındaki ormana dikkat kesildi. Düşündüğü, hayal ettiği şeyler gerçek oluyordu. Ama bunun gerçekten olup olmadığını anlamak için birkaç deneme daha yapmaya karar verdi. Yağmurun daha sert, daha şiddetli yağdığını ve pencereye çarptığını hayal etti. Biraz sonra yağmur şiddetini arttırdı ve sert bir şekilde ağaçları döverken, aynı anda pencereye çarpmaya ve ürkütücü sesler çıkarmaya başladı. Belki birkaç şimşek çakarsa hiç fena olmaz, diye geçirdi içinden. En sevdiği görüntü fırtınalı bir orman manzarasıydı. Ve yine istediği oldu. Biraz sonra art arda şimşekler çakmaya, gök gürlemeye başladı. Hayranlıkla dışarıdaki görüntüyü seyrediyor, diğer yandan da bilinçsizce gülümsüyordu. Hayali gerçek oluyordu, ne düşünürse gerçekleşiyordu. Bu bir sihir miydi, bir yetenek mi, yoksa bir tesadüf mü? Bunu anlamanın başka bir yolu daha vardı. Hava zaten kötüydü, tüm bunlar zaten yaşanacak olan şeyler olabilirdi. Bir tesadüf olabilirdi.</p>
<p>Bunun tam olarak ne olduğunu anlamak için dışarıdaki havayla hiçbir alakası olmayan bir şeyi denemeye karar verdi. Önündeki daktilosuna ve üzerinde yarım bıraktığı hikâyesinin yazılı olduğu kağıda baktı. Daktilonun kağıda, kendi kendine bir şeyler yazdığını hayal etti. Bir süre bekledi, sonra imkânsız bir şey gerçekleşti. Daktilonun tuşları kendiliğinden hareket etmeye, kağıttaki yarım kalan yazıyı tamamlamaya başladı. Gerçekten oluyordu. Bu ya bir yetenek ya da bir sihirdi ama asla tesadüf değildi. Düşünce gücüyle istediği her şeyi yapabileceğini anladı. Bu şey nasıl olmuştu? Ne zamandan beri vardı? O bunu neden bilmiyordu? Bunu nasıl anlayamamıştı? Demek böyle bir gücü vardı. Bu gücünü istediği her şey için kullanabilirdi. Aklına, üst kattaki balkonda duran sarmaşıklar geldi. Onları geçen ay satın almıştı ve nereyse aldığı gibi duruyordu, hiç büyümemişlerdi. Hayallerinden biri o sarmaşığın büyümesi, kocaman olması ve evinin dışını, yalnızca pencereleri görünecek şekilde tamamen kaplamasıydı. Bunu istiyordu. Bu evin dışarıdan bakılınca tamamen doğayla iç içe, onunla kamufle olmasını istiyordu. Zaten doğanın içinde yaşıyordu ama artık onun bir parçası olmak istiyordu. Hemen masasından kalktı ve odadan çıkıp üst kata çıkan merdivenlere yöneldi. Merdivenleri hızla tırmanıp üst kata çıktığında, koşarak balkonda gitti. Kapıyı açtı, sarmaşığı hâlâ olduğu yerde, aldığı gibi duruyordu. Balkonun üstünü kapatan beton, yukarıdaki çatıdan dolayı daha uzundu, bu yüzden hem balkon hem de sarmaşık bu fırtınalı havadan neredeyse hiç etkilenmiyordu. Sarmaşığı güvendeydi. Ona bakarak şu an durduğu yere, kapıya kadar uzadığı hayal etti. Sarmaşık aynı şekilde kaldı. Gözlerini kapattı ve aynı hayali bu kez gözleri kapalı bir şekilde tekrar etti. Gözlerini heyecanla tekrar açtığında, sarmaşık ayaklarının dibine gelecek kadar yaklaşık bir metre uzamıştı. Bunu görünce gözlerini kocaman açtı. Heyecanla yerinde hoplayıp zıpladı, kendi kendine gülüyor, kahkahalar atıyordu. Bunu başarabilirdi. Bu evi doğanın bir parçası haline getirebilirdi. Gözlerini kapatıp sarmaşığın bu kez balkondan aşağıya, zemine kadar uzadığını hayal etti. Gözlerini açtığında sarmaşığın başka bir ucunun, balkonun demirlerinin arasından aşağı sarktığını gördü. Heyecanla demirlere yaklaşıp aşağı baktığında, sarmaşığın zemine değdiğini gördü. Bir kez daha yerinde hoplayıp zıplayarak, heyecanla bağırmaya başladı.</p>
<p>“Yaşasın! Başardım sarmaşık, başardım...”</p>
<p>Neredeyse otuz yaşında koca bir adam olmasına rağmen, hâlâ küçük bir çocuk gibi davranıyordu. Gözlerini tekrar kapattı. Sarmaşığın tüm uçlarının uzayarak, evin dışının tamamını kapladığını hayal etti. Gözlerini açtığında, sarmaşık tüm uçlarından hızla uzamaya başlamıştı. Gözlerinin önünde uzuyordu. </p>
<p>Her ucundan uzayarak balkonun zeminini, duvarlarını, demirlerini sarıp sarmalıyordu. Tekrar demirlere yaklaşıp önce aşağı, sonra yukarı baktı. Sarmaşık evin dış cephesini sarmaya başlıyordu. Neyse ki kış ayında değillerdi, bu yüzden sarmaşığı ölmeyecekti. Ya da daha geç ölecekti ama şimdi değil. Sarmaşık hızla büyüyüp evin dış cephesi boyunca ilerlerken, o da kollarını bağlayıp demirlere yaslandı ve bu büyülü anın tadını çıkardı. Sonra ayağına bir şeyin değdiğini hissetti. Yine gülümseyerek yere baktığında bunun sarmaşığın bir parçası değil, simsiyah, kocaman ve kalın bacakları olan bir örümcek olduğunu fark etti. Hemen olduğu yerde sıçradı ve çığlık atarak evin içine girdi. Bu evde sürekli böcekler oluyordu çünkü neredeyse ormanın içinde yaşıyordu, bu yüzden evini sürekli ilaçlamak zorunda kalıyordu. Ama böyle bir böceği daha önce hiç görmemişti. İçeri girip balkonun kapsını kapattığında, ayağına yine bir şeyin değdiğini hissetti. Yere baktığında gözlerine inanamadı. Balkonda gördüğü örümcek evin içindeydi. Belki de o içeri girerken hemen arkasından da balkondaki örümcek girmişti ve o bunu fark etmemişti. Yine korkuyla bağırarak geriye doğru birkaç adım attı. Hızla arkasını döndüğünde bir örümcek daha gördü. Kapının hemen dibindeydi ve ona doğru ilerliyordu. Bu kez korkudan titremeye başladı. Hem korkuyor hem iğreniyordu. Çünkü bu böcekleri hayatında ilk kez görüyordu. Hem simsiyahlardı hem kocamanlardı hem de bacakları çok kalındı. Tarantulalara benziyorlardı ama tarantula değillerdi. Bunlar tuhaf böceklerdi. Odadan çıkıp kapıyı kapattı ve arkasını döndü. O sırada oracıkta öleceğini hissetti. Hatta bunu biliyordu, buna emindi. Çünkü aynı böceklerden evin içinde onarca, hatta yüzlerce vardı. Belki de evin başka yerlerinde de vardı. Belki de bu böceklerden evinde binlercesi vardı. Bu da neydi şimdi, bunlar nereden çıkmıştı? Alt kata inmek için koşar adımlarla merdivenlere ilerlediği sırada durdu. Merdivenlerden yukarıya kocaman fareler çıkıyordu. Onlarca, belki böcekler gibi yüzlerce fare. Hepsi düşmana hücum eden askerler gibi saflarını sık tutmuş, hızla onun üzerine doğru ilerliyordu. Gözleri fal taşı gibi açılmış, dehşete düşmüş, kanı donmuştu. Bu neydi şimdi? Bir kâbus mu? Bir halüsinasyon mu? Bu her ne ise bunun bir an önce bitmesini istiyordu. Gözlerini sıkıca kapatarak evindeki tüm farelerin ve böceklerin yok olduğunu, evinin eskisi gibi sessiz ve sakin olduğunu hayal etti. Gözlerini tekrar açtığında dehşetle çığlık attı. Fareler hâlâ üzerine geliyor, ayaklarının dibinden geçip gidiyor, bazıları da onun etrafında tur atıyordu. Arkasını döndüğünde ise örümcek sürülerinin daha da çoğaldığını fark etti. Sonunda kararını verdi. Burada kalırsa ölecekti. Bu yüzden bulunduğu katta fişini bir kez bile takmadığı, hatta çalışıp çalışmadığını bile bilmediği telefona ulaşmak için harekete geçti. Yerdeki böceklere bakmamaya çalışarak, onların üzerinden geçerek koşar adımlarla salona doğru ilerledi. Ayaklarında ne ayakkabı ne de terlik vardı. Bu yüzden böceklerin ayaklarının altındaki bedenlerinin ezilişlerini hissedebiliyordu. Ama tuhaf olansa, üstüne basıp ezdiği böcekler o ayağını üzerinden çekince yeninden canlanıyor, etrafta dolanmaya devam ediyordu. Bu onu daha da korkuttu ve dehşete düşürdü. Ölmeyen, yeniden canlanan bu yaratıklar onun evini esir almıştı. Sonra da onu öldüreceklerdi. Bu ev tamamen onlara ait olacaktı. Bu eve el koyacaklardı. Peki ama neden? Belki de onların yaşam alanına girdiği, hanelerine tecavüz ettiği için. Sonuçta burası bir ormandı, burada insandan başka her türlü canlının yaşama hakkı vardı ama onun yoktu. Çünkü o bir insandı. Koşar adımlarla salona girdi ama salon da tıpkı koridor ve diğer tüm odalar gibi böceklerle ve farelerle doluydu. Hızlı hareket etmeye çalışarak telefona ulaştı, kablosunu takmak için eline aldığında donup kaldı. Kablonun telefon prizine takılan aparatı yok olmuştu, elindeki kablo hiçbir işe yaramayan boş bir kablodan başka bir şey değildi. Şu an yardıma ihtiyacı vardı, telefon etmesi gerekiyordu ama bu yaratıklar, sanki birer katil gibi onun dış dünya ile iletişim kurabileceği tek cihazı kullanılamaz hale getirmişlerdi. O şaşkınlık ve korkuyla elindeki kabloya bakarken büyük bir gürültü koptu, hızla başını kaldırdığında, salonun penceresinin kırılıp parçalandığını fark etti. Bu da neydi şimdi? Merakla neler olduğunu anlamaya çalışırken pencereden içeriye bir şey girdi. Uzun, simsiyah, kalın bir şey. Pencereden içeri girdikten sonra bile hızla ilerliyor, her yanından çıkan parçalar dört bir yandan uzayıp salonun zeminini ve duvarlarını sarmaya başlıyordu. Daha doğrusu esir alıyordu, bu şey balkondaki sarmaşıktı. Yemyeşil yaprakları yok olmuş, kararmış, ince ve zarif dalları kalınlaşmış, korkunç bir hal almıştı. Sarmaşık evin içine hızla yayılırken, o an dallarda evini esir alan böcekleri gördü. Demek sebep buydu. Böcekler bu sarmaşıktan gelmiş ve eve buradan yayılmıştı. Farelerin nereden geldiğini bilmiyordu ama onlar da bu sarmaşıktan gelmiş olmalıydı. Belki de evin altında hiç bilmediği bir ev daha vardı, farelerin evi. Belki de ondan intikam almak için uzun zaman beklemişler, böceklerle beraber plan yapmışlar ve şimdi planlarını uyguluyorlardı. Evet, kesinlikle böyle olmuştu. Sarmaşık salonda hızla ilerlemeye devam ederken, buradan hemen kaçması gerektiğine karar verdi. Hızla salondan çıktığında, ayağı bir şeye takıldı ve yere, böceklerin ve farelerin üzerine kapaklandı. Onu düşürenin ne olduğunu anlamak için doğrulduğunda, evin başka bir penceresini kırıp içeri giren sarmaşığın dallarından biri olduğunu fark etti. Hızla ayağa kalktı ve yine böcekleri ezerek, bazen de koca farelerin üzerine basarak ve bundan dolayı dengesini kaybederek merdivenlerden aşağı indi. Karşısına yine sarmaşık dalı çıktı, az kalsın kafasını çarpacaktı. Dallar çok kalındı ve çok hızlı uzuyorlardı. Sağına döndüğünde, çalışma odasına giden koridorun tamamen dallarla kapandığını fark etti. Diğer tarafa, kütüphaneye doğru koşmaya çalıştı. Bu kez de karşısına aniden bir dal daha fırladı. Evin her yerini böcekler, fareler ve sarmaşık dalları esir almıştı. Burası onun eviydi, ona aitti, kimse bu evi onun elinden alamazdı. Tabi doğa hariç, doğaya kim karşı koyabilirdi ki? Çıkış kapısına doğru koşmaya çalıştı. Karşısına aniden çıkan bir dala çarpmamak için aniden durdu, bu kez de üzerine bastığı bir fareden dolayı ayağı kaydı ve yere kapaklandı. Bu düşüşten dolayı, böcekler için harika bir ziyafete dönüşecekti. Böcekler önce onun üzerine çıkmaya başladılar. O da çığlık atıp, çırpınıp debelenerek üzerindeki böcekleri atmaya çalıştı, ama o debelendikçe daha fazla böcek üzerine çıktı. Fareler de onlara ortak oluyordu. Onun kollarını ve bacaklarını kemiriyor, suratına çıkıyor, üzerindeki tişörtünü parçalayarak içine girmeye çalışıyorlardı. Biraz sonra böcekler de farelerin kemirdikleri yerlerden onu yemeye başladığında, artık acıyı gerçekten hissediyordu. Bu hayvanlar onu canlı canlı yiyordu. Ama neden? Onlara ne yapmıştı? Onlara ne zarar vermişti? Aklına balkondaki sarmaşık geldi. Hepsi lanet sarmaşığın suçuydu, bu iğrenç yaratıkları evine o getirmişti. O yerde çırpınıp debelenirken artık vücudundaki etleri hızla tükeniyor, etraf kan gölüne dönüyor, acıdan mı kan kaybından mı bilinmez, gözleri kararıyordu. Fareler onun suratının yarısını yediklerinde artık üşümeye ve titremeye başlamıştı. Hareketleri ağırlaşmış, kalp atışı yavaşlamıştı. Artık bu yaratıklardan kurtulamayacağını anlayınca kendisini ölüme teslim etmeye karar verdi. Çırpınıp debelenmeyi bıraktı ve içinden kendi kendine söylendi. Lanet olası balkondaki sarmaşık. O, böceklere ve farelere akşam ziyafeti olurken, evin dış cephesi de içi gibi siyah ve kalın dallı sarmaşıkla kaplanmış ve ev aslında tamamen ölü ağaçlarla kaplı olan fırtınalı ormanın bir parçası olmuştu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GEÇMİŞİN GÖLGESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/gecmisin-golgesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gecmisin-golgesi</guid>
<description><![CDATA[ Hikaye, polisiye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68cd4519055dd.webp" length="46274" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 14:58:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, geçmiş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GEÇMİŞİN GÖLGESİ </p>
<p>1. Bölüm: Kayıp ve Geçmişin İzleri</p>
<p>Karakolun loş koridorlarında yankılanan ayak sesleri, huzursuz bir telaşın habercisiydi. Komiser Lara Evren, masasına yığılmış dosyaların arasından başını kaldırdığında, kapıda korkuyla titreyen bir kadın gördü: Selin Korkmaz.</p>
<p>“Komiser… lütfen yardım edin,” dedi kadın, sesi neredeyse bir fısıltıydı. “Ağabeyim Deniz.. Deniz Öztürk kayıp. Bir hafta oldu. Onu en son tahliye olduğu gün gördüm. Evinde bunu kağıdı buldum.”</p>
<p>Titreyen elleriyle, üzerinde daktilo ile yazılmış üç kelime olan bir kâğıt uzattı: HER ŞEYİ BİLİYORUM.</p>
<p>Lara, kâğıdı dikkatle inceledi. “Sakin olun, hanımefendi. Oturun lütfen. Bana her şeyi en baştan anlatın.”</p>
<p>Selin konuşurken, Lara’nın yüz ifadesi giderek değişti. “Deniz Öztürk mü? Tekin Yıldız cinayetinden tutuklanan Deniz Öztürk mü?”</p>
<p>“Evet. Siz… siz onu tanıyor musunuz?”</p>
<p>Lara’nın boğazı düğümlendi. “Evet… Tanıyorum.”</p>
<p>Masadaki yığının içinden eski, sararmış bir dosya çekip çıkardı. Üzerinde kalın harflerle şu yazıyordu: TEKİN YILDIZ CİNAYETİ.</p>
<p>“Babamın baktığı son dosyaydı,” dedi Lara, fısıltıyla.</p>
<p>2. Bölüm: Yanlış İz Üstünde</p>
<p>Lara ve ekibi, Deniz’in izini sürmeye başladı. İlk ve en bariz durakları, kurbanın oğlu Mert Yıldız’dı. Onu, babasından kalan eski motosiklet tamirhanesinde buldular. Ortalık yağ ve metal kokuyordu.</p>
<p>“Mert Yıldız?”</p>
<p>Mert, motosikletin altından sürünerek çıktı. Yüzü yağ içindeydi. Lara’nın kimliğini görünce gözleri daraldı.</p>
<p>“Ne istiyorsunuz?”</p>
<p>“Deniz Öztürk’ü arıyoruz. Onu en son gördüğünüzde…”</p>
<p>Mert, elindeki İngiliz anahtarını öfkeyle tezgâha fırlattı. Metalin çarpma sesi tamirhanede ürpertici bir sesle yankılandı.</p>
<p>“Gördüm onu! Tahliye olduğu gün gazetelerdeydi. Gidip yüzüne tükürebilirdim! Babamın katili! Onu bulsaydım…” Mert’in dişleri sıkarak nefretle konuştu. “Onu bulsaydım, babama yaşatılanları tek tek ona da yaşatırdım. Ama bulamadım. Aradığınıza göre benden önce davranan biri olmuş demek ki. Umarım çok acı çekmiştir.”</p>
<p>Lara’nın yardımcısı Emre ona dönerek fısıltıyla:</p>
<p>“Komiserim, her şey ortada. Gözlerinden nefreti okunuyor. Adamı merkeze götürelim, orada itiraf ettiririz.”</p>
<p>Ama Lara’nın aklı duraksadı. Mantık, Mert’i işaret ediyordu. Fakat içinde bir ses, babasının bu dosyayı kapatırken yüzündeki gergin ifadeyi hatırlatıyordu. O dosyada hep bir şeyler eksikti. Emre’ye dönerek:</p>
<p>“Acele etme, merkeze dönelim. Sen Emre’yi bir araştırırsın.”</p>
<p>Merkezde masasına döndüğünde, sararmış dosyanın sayfalarını yeniden açtı. Bu kez bir polis olarak değil, bir şüpheli gözüyle inceledi. Ve sonunda, delil listesinin en sonunda küçücük, neredeyse önemsiz görünen bir notu fark etti:</p>
<p>“Kurbanın sağ cebinden çıkanlar: Bozuk para, bir adet ‘C.E.’ baş harfli gümüş anahtarlık.”</p>
<p>Lara’nın kalbi hızla çarptı. Bu anahtarlığı hatırlıyordu. C.E. … Cevat Evren. Babasının anahtarlığıydı.</p>
<p>3. Bölüm: Kayıp Delil ve Geç Gelen İtiraf</p>
<p>Lara, arabasını hızla şehrin dışındaki dağ evine sürdü. Babası emekli olduktan sonra orada yaşamaya başlamıştı. İçinde öfke, korku ve inanmazlık vardı. Babasının kapısını çaldığında, emekli komiser Cevat Evren şaşkınlıkla açtı.</p>
<p>“Lara? Bu saatte? Bir şey mi oldu?”</p>
<p>“Evet, baba. Çok şey oldu.” Lara içeri girdi. Ev, eski gazete kokuyordu; raflar kitaplarla doluydu. “Deniz Öztürk kayıp. Muhtemelen ölü.”</p>
<p>Cevat’ın yüzü soldu. “Vah vah… Üzüldüm. Peki bunu bana neden söylüyorsun?”</p>
<p>Lara cebinden bir fotoğraf çıkarıp masaya fırlattı: ‘C.E.’ yazılı gümüş anahtarlık.</p>
<p>“Çünkü onun kaybolmasının, belki de ölümünün sebebi sensin!”</p>
<p>Cevat, fotoğrafa baktı. Sandalyeye çöktü. Nefesi kesilmişti. Yüzüne yılların ağırlığı çökmüştü.</p>
<p>“Bu… bu nereden çıktı?”</p>
<p>“Tekin Yılmaz dosyasından! Senin anahtarlığın değil mi? Kurbanın cebinden çıkmış. Ve sen onu dosyadan sildin! O gece oradaydın. Doğruyu söyle bana!”</p>
<p>Uzun bir sessizlik oldu. Cevat, ellerine bakıyordu. Sesi titrek ve kırık çıktı:</p>
<p>“Evet… Oradaydım. Tekin benim muhbirimdi. Bana çok önemli bir dosya getirecekti. İçinde rüşvet ağı vardı, büyük isimler geçiyordu. Ama o gece… Karşıma çıkan başka biriydi sanki. Beni tehdit etti. Gözlerinden nefret okunuyordu. Eğer dosyanın peşini bırakmazsam seni ve anneni yok edeceklerini söyledi. Öfkelendim. Tartıştık… bağırdık. Sonra çıktım gittim. Ertesi gün Tekin ölü bulundu. Anahtarlığımı orada düşürmüşüm… Onu dosyadan aldım. Eğer ortaya çıkarsa ilk şüpheli ben olurdum. Kariyerim biterdi. Sen mahvolurdun.”</p>
<p>Cevat’ın gözleri doldu.</p>
<p>“Ve o sırada oradan geçen o adam… Deniz… Çok kolaydı. Zayıf deliller, tanıkların belirsiz ifadeleri… Herkes bir suçlu arıyordu. Ben de onlara bir suçlu verdim.”</p>
<p>Lara donakaldı. Yutkundu.</p>
<p>“Yani yirmi yıl… Masum bir adamı hapse attın. Ve şimdi… tahliye olduğunda gerçeği öğrenmiş. ‘Her şeyi biliyorum’ notunu bırakmış. Bir haftadır kayıpmış. Seninle yüzleşmek istiyordu belki. Buraya geldi mi?.”</p>
<p>Cevat, konuşmadan başını hayır anlamında salladı.</p>
<p>O anda Lara’nın telefonu çaldı. Yardımcısı Emre arıyordu.</p>
<p>“Komiserim… Deniz Öztürk’ün cesedi bulundu. Şehir dışındaki ormanlık alanda… Bir ağaca kendini asmış. Yanında bir not bulundu: ‘Gerçek anlaşıldı. Ama ben bu yükle yaşayamam.’”</p>
<p>Lara telefonu kapattı. Gözlerindeki yaşları sildi. Babasına baktığında sesi buz gibiydi:</p>
<p>“Duydun mu, baba? Sen sadece kariyerini ve aileni kurtarmadın. Bir adamın hayatını çaldın. Ve sonunda onun canına da mal oldun. Ben bir polisim. Adaletin peşinden koşmak zorundayım. Ama bu kez adalet, senin için çok acımasız olacak.”</p>
<p>Cevat, başını ellerinin arasına aldı. Sessizce sallanıyordu. Lara cebinden telsizi çıkarıp titrek ama kararlı bir sesle konuştu:</p>
<p>“Merkez, ben Komiser Evren. Emekli Komiser Cevat Evren’i, Tekin Cinayetinde delil karartmak, masum bir adamı suçlamak ve adaleti engellemekten gözaltına alıyorum. Dağ evine bir ekip gönderin.”</p>
<p>Odaya yalnızca Cevat’ın hıçkırıkları ve Lara’nın ağırlaşan nefesi hâkim olmuştu. Duvarlardaki başarı plaketleri ve madalyalar artık hiçbir anlam taşımıyordu.</p>
<p>Geçmişin gölgesi, sonunda her şeyi ele geçirmişti.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzun Bir Hikâye</title>
<link>https://fikirizleri.com/uzun-bir-hikaye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/uzun-bir-hikaye</guid>
<description><![CDATA[ Öykü ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_679e0cb29bef4.jpg" length="62115" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 20:42:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Uzun Bir Hikâye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>"İftiralar,havada uçuşan hakaretler ve Son mesaj/son mektup!</p>
<p></p>
<p>Bir daha ne yüzümü göreceksin,ne sesimi duyacaksın ne tek bir mesajımı alacaksın!"</p>
<p></p>
<p>Mahkemeler suçlular içindir,Alinin tek suçu ise Ayşe'yi deliler gibi sevmek ve ona inanmaktı!"</p>
<p></p>
<p>Sevgi'nin bedelini en ağır şekilde ödemişti şimdi sıra nefretin bedelindeydi.Sevgisini bastırmak hatta tamamen yok etmek için nefret duymalıydı,kendisine yapılan hadsiz hudutsuz zulüm ve baskıların altına imza atanlara!."</p>
<p></p>
<p>Mahkeme salonunda ve çıkışta tek bir kelime söylemedi Ali.Sadece acınacak durumlarına birkaç saniye bakarak elindeki boşanma evrağıyla birlikte hızlıca merdivenlerden inip gözden kayboldu dertli dertli dinlediği Kürtçe şarkı eşliğinde:"Doktor Ez Nexaşım"Doktor ben yaralıyım!diyordu şarkı sözlerinde.</p>
<p></p>
<p>Bu;Ali'nin hayatında aldığı ilk darbe değildi,son da olmayacaktı ama binbir parçaya bölünen kalbini en çok acıtan imtihanıydı bu!..."</p>
<p></p>
<p>?UZUN BİR HİKÂYE-GERÇEK BİR HAYAT HİKÂYESİ </p>
<p></p>
<p>Yazan: Abdulaziz ADAKAN ✍? </p>
<p></p>
<p>Yazan: Abdulaziz ADAKAN ✍?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gölgeler Kitabı &amp; Korku&amp;Gerilim</title>
<link>https://fikirizleri.com/goelgeler-kitabi-korku-gerilim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goelgeler-kitabi-korku-gerilim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6926ac13c6da2.webp" length="8500" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 10:59:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h2><strong><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext; font-weight: normal;">Gölgeler Kitabı</span></strong><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext;"><o:p></o:p></span></h2>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Güneş, Tılsım Dağları’nın ardına çekilirken Gölgeler Ormanı sisle kaplandı. Haritalarda bile adı olmayan bu yer, köylülerin hafızasından silmeye çalıştığı uğursuzlukla anılırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">On dört yaşındaki Lina, köyünün yasak sınırlarını ilk kez geçiyordu. Kalbi hızla atsa da içindeki çağrıya karşı koyamıyordu. Koynundaki deri kesedeki pusula, ısrarla kuzeydoğuyu gösteriyordu—o yönde hiçbir şey olmadığı söylenirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p>Lina'nın büyükannesi, ölmeden önce bir şey fısıldamıştı:<br>“Gölgeyi bul… ama ona sakın sırtını dönme.”<o:p></o:p></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O günden beri Lina her gece aynı rüyayı görüyordu: karanlık bir ağacın altında yanan bir kitap ve adını fısıldayan bir gölge.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Pusula titredi. Hava ağırlaştı, ağaçlar eğildi, yapraklar fısıldaştı: “Senin zamanın geldi.” Sislerin içinde yosun kaplı taş bir sunak belirdi. Üzerinde siyah deri kaplı kitap duruyordu: <strong>Tenebris Codex</strong> — Gölgeler Kitabı.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Yaklaştıkça zemindeki taşlar parladı. Kitap, kalp gibi atıyordu. Elini uzattığında zaman durdu. Gözlerinin önünden savaşlar, büyücüler, yanan krallıklar geçti. Karanlığa karşı savaşan bir kız vardı—o, Lina’ydı.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Derin bir ses yankılandı:<br>“Bu kitap kaderini kabul edenlere açılır. Lina Serath, gölge seninle doğdu. </span>Ya onu dizginle, ya da onunla yok ol.<span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">”</span><o:p></o:p></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kitaptan şekilsiz bir gölge yükseldi. “Ben senim,” dedi. “Bastırdığın korkular, susturduğun öfke.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Lina karşılık verdi:<br>“Ben yalnızca karanlıktan değil, onun içindeki ışıktan da yapıldım.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gölge içine çekildi. Kitap yere düştü. Pusula artık dönmüyordu. Bu, sadece başlangıçtı.<o:p></o:p></span></p>
<p>Ertesi sabah, köyüne döndüğünde, Lina’nın gözlerinde bir şey değişmişti. Artık sıradan bir kız değildi. Gölgeler Ormanı onun adını biliyordu. Kitap artık onunla birleşmişti. İçinde sayfalar dolusu bilinmeyen büyü, eski çağların bilgisi ve bir tek gerçek yazılıydı:<o:p></o:p></p>
<p><strong>“Karanlık kaçınılmaz değildir. Kimi zaman sadece görülmek ister.”</strong><o:p></o:p></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p> </o:p></span></p>
<h2><strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext; mso-ansi-language: TR; font-weight: normal;">Uyanış</span></strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext; mso-ansi-language: TR;"><o:p></o:p></span></h2>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Köyde herkesin bakışları değişmişti. Fısıldaşmalar arkasından geliyor, bir çocuk gölgesinin ters yönde yürüdüğünü söylüyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O gece rüyasında kitap belirdi. Açılmayan sayfaların üzerinde tek bir cümle vardı:<br>“İlk düşmanını tanı, yoksa onun suretinde kaybolursun.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sabah pusula titredi ama yön göstermedi. Önce küçük şeyler oldu: mumlar kendiliğinden yanıyor, su ona doğru akıyor, hayvanlar sessizleşiyordu. Ardından köyün dışındaki eski kule çöktü. Harabelerde ne insana ne hayvana benzeyen bir yaratık cesedi bulundu.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Büyükannesinin dostu Ayel Dede onu çağırdı. Ormanın kenarındaki kulübesinde, yosunlu taşların arasında duruyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Sana neyin bulaştığını biliyorum,” dedi.<br>“Tenebris Codex bin yıldır uykudaydı. Onu sen uyandırdın.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Lina başını eğdi.<br>“Onu bastırmak istiyorum, yoksa beni ele geçirecek.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bastıramazsın. Sadece yönlendirebilirsin. Gölge, ışığı tanıyana kadar susturulmaz.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Ayel Dede eski bir parşömen çıkardı. Üzerinde yarım kalmış bir kehanet yazılıydı:<o:p></o:p></span></p>
<p><em><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gölge kanla uyanır,</span></em><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><br><em>Işık unutanla kaybolur.</em><br><em>Unutulan yeniden yazılır,</em><br><em>Ve seçilen kendiyle savaşır.</em><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Bu sensin, Lina. Ve seni bulacaklar.”<o:p></o:p></span></p>
<h2><strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext; mso-ansi-language: TR; font-weight: normal;">Senkar’ın Ortaya Çıkışı</span></strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext; mso-ansi-language: TR;"><o:p></o:p></span></h2>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">O gece sisli ormanda zırhlı bir figür çıktı karşısına. Gölgelerden oyulmuş gibiydi, yüzü yoktu. Kılıcından siyah dumanlar yükseliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">“Ben Senkar. Tenebris’in gerçek varisi benim,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Lina ellerini kaldırdığında, hayali bir kitap belirdi. Sayfaları çevrildi, bir kelime parladı:<br>“Lucerion.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Avuçlarından yoğun bir ışık yükseldi. Senkar geri çekildi, sonra alaycı bir gülüşle konuştu:<br>“İlk ışığını yaktın. </span>Şimdi seni bulmaları daha kolay olacak<span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR;">Dediği gibi oldu. Lina artık sadece karanlığın değil, antik büyünün de taşıyıcısıydı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ayel Dede, Lina’ya son bir sır daha verdi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Kitapta olmayan bir şey var. Onu yazacak olan sensin. Gölge, sana kehanetin son mısrasını bırakacak:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><i><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Kurtuluş, adını hatırlayanla başlar.”</span></i><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Adını unutma, Lina. Çünkü karanlık seni başkası yapmaya çalışacak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Geceler artık daha kısa geçiyordu. Lina her gün yeni bir şey öğreniyor, büyüyü kontrol etmeyi deniyor, kitabın içindeki sayfaları anlayabilmek için eski diller çalışıyordu. Ama her sayfa, bir başka sırra, başka bir düşmana işaret ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bir sonraki düşman, belki bir insan, belki de insan gibi görünen bir şeydi. Ama kesin olan bir şey vardı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><b><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Karanlık onu izliyordu. Ve Lina, artık sadece kendisi için değil, dünya için de bir sır taşıyordu.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<h2><strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext; mso-ansi-language: TR; font-weight: normal;">Üç Kapı</span></strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext; mso-ansi-language: TR;"><o:p></o:p></span></h2>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gölgeler Kitabı artık Lina’nın zihnindeydi. Ayel Dede, onu Gölge Mağarası’na götürdü. Zamanın unuttuğu bu yerde kehanet tamamlanacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p><b>Gölge Mağarası</b>, ormanın derinliklerinde unutulmuş bir yarıktı. Eski büyücülerin kurban verdiği, zamanın dışına itilmiş bir yerdi. Lina oraya vardığında ay tutulmuş, gökyüzü griye dönmüştü.<span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Mağarada üç kapı belirdi: siyah, altın ve gri.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İlk kapı korkularını gösterdi: annesinin kaybolduğu gece.<br>“Seni tanıyorum. Ama artık beni yönetemezsin.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">İkinci kapı arzularını gösterdi: tahtta oturan güçlü bir Lina.<br>“Kraliçe olmak istemiyorum. Kendim olmak istiyorum.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Üçüncü kapı geçmişini gösterdi: annesinin mezarı başında yalnız Lina.<br>“Neden beni bıraktın?”<br>“Gitmeseydim, sen doğmazdın,” dedi bir ses.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Kapıları geçen Lina merkeze ulaştı. Kitap taşın üstünde kendi kendine açıldı. Senkar, üç gölge savaşçıyla birlikte belirdi.<o:p></o:p></span></p>
<h2><strong><span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; color: windowtext;">Son Savaş</span></strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext; mso-ansi-language: TR;"><o:p></o:p></span></h2>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Senkar bağırdı:<br><em><strong>“Sen gölgeni bastırdın. Ben onu benliğime kattım!”</strong></em><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Lina kitabı açtı. Son cümle parladı:<br><em><strong>“Kurtuluş, adını hatırlayanla başlar.”</strong></em><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Gözlerini kapadı, geçmişini, korkularını ve ışığını hatırladı:<br><em><strong>“Ben Lina’yım. Karanlığı bastırmıyorum. Onu tanıyor ve yönetiyorum.”</strong></em><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Beyaz ve siyah ışık birleşti. Gölge savaşçılar yok oldu.<br><em><strong>“Lucerion!” </strong></em>diye haykırdı. Işık büyüsü Senkar’ı delip geçti. Kitap kapandı.<o:p></o:p></span></p>
<h2><strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext; mso-ansi-language: TR; font-weight: normal;">Yeni Başlangıç</span></strong><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: windowtext; mso-ansi-language: TR;"><o:p></o:p></span></h2>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Sabah Lina köyüne döndü. Artık sadece bir büyücü değil, geçmişiyle yüzleşmiş bir rehberdi. Köylüler sessizce baktı, ama Lina kalmak istemedi.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;">Başka yerlerde başka seçilmişler ve yeni kehanetler vardı. Gölgeler Kitabı son kez açıldı. Sayfada tek bir cümle yazıyordu:<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"><em><strong>“Karanlık her zaman vardır. Ama onu tanıyanlar, asla kaybolmaz.”</strong></em><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-ansi-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ZAR ATMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/zar-atmak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zar-atmak</guid>
<description><![CDATA[ İçael çatışma, yalnızlık ve gerçeklik algısının kırılması gibi psikolojik temalardan oluşan bir öykü. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68b60f00130aa.webp" length="90458" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 02 Sep 2025 00:18:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Terlik</dc:creator>
<media:keywords>yalnızlık içsel çatışma bölünmüş benlik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span;>Zar atmak.</span;><br><span;>Israrla kapım çalınıyordu. Kendime, tüm bunların olağan olduğunu hatırlatıyor, birazdan biteceğine dair telkinde bulunuyordum. Sesler giderek yok olmaya başladığında, aldığım nefesi yavaşça verdim. İstediğim sessizlik dairemde baş gösterdiğinde tırnaklarımı avuç içimden ayırıp kafamı arkama doğru yasladım. </span;><br><br><span;>Ardından dışarı doğru seslendim:</span;><br><span;>"Siparişi kapının önüne bırakabilirsiniz. Teşekkür ederim."</span;><br><span;>Ayak seslerini ve hafif söylenmelerini işittim. Kuryenin uzaklaştığına emin olunca yemeği içeri alıp, en sevdiğim dizinin karşısına kuruldum. Hem yemeğimi yiyor hem de dizinin altyazısını gözlerimle takip ediyordum. </span;><br><br><span;>Cama vurulan taşın sesini işittiğimde gözlerimi hemen kişisel hapishanemin dışına diktim.</span;><br><span;>"Erkencisin bugün."</span;><br><span;>Saate bakıp tekrar gözlerine odaklandım:</span;><br><span;>"Henüz gece yarısını vurmadı." </span;><br><br><span;>Gülümsedi. Söylediklerimi ciddiye almıyor gibiydi, fakat tanırdım onu. Rutin onun her şeyiydi. Rutin… Beni ise öldürüyordu. </span;><br><br><span;>"Seninle konuşmak istediğim bir şeyler vardı, bu yüzden erken dayandım camına, sohbet arkadaşım."</span;><br><span;>Deli gibiydi. Sonu olmayan, uçsuz bucaksız kelimeleri vardı. Her seferinde “Ne söyleyecek?” diye merak ederdim. Dudaklarını araladı, cama, onu duyabileceğim şekilde yaklaştı. Dışarı çıkmamı bile istememişti; öyle heyecanlı, öyle arzu doluydu. </span;><br><br><span;>"İnsan," dedi, "insan tek başına var olabilir mi? Özgürlük bu mudur?" </span;><br><br><span;>"Evet," dedim. "İnsan hep bir başınadır. Yaptığı her işte… Sadece yaptığı değil, düşündüğü her eylemde de. Bu da onu özgür kılıyor.</span;><br><span;>Özgürlük, bana göre, tüm bu yalnızlığı kabul etmekle başlıyor." </span;><br><br><span;>Bilmiş tavrım hoşuna gitmedi. Bundan konuşmak istemediğim belliydi. Fakat o böyle heyecanlıyken "dur" demedim. Ona "dur" dememem bile, savunduklarımın tam tersini yaşadığımı hatırlattı bana. İnsan, hayatı boyunca hep var olmak, varlığını anlamlandırmak için savaşır. Ve bu anlam, her zaman diğer insanlara kanıttı. Sadece var olmak bir şeyleri anlamlandırmak için kendi içimizde dahi yeterli değildi. </span;><br><br><span;>Kendime üzülüp yine kendime gülümserim sanırdım.</span;><br><span;>Oysa en çok sohbet arkadaşıma üzülüp, en çok ona gülümserim. Gün boyu onun camıma taş atmasını ve beraber sohbet etmeyi beklerdim.</span;><br><span;>Bazı günler, onu beklemek için uyanırdım. İşlerimi yapar, yine onu beklerdim. </span;><br><br><span;>Tüm bunları biliyormuş gibi ellerimi kavradı. Tırnak izlerimin üzerinde ellerini gezdirdi.</span;><br><span;>"İnsan," dedi, "insan bilinmek ister. bu bilinmek arzusu öyle güçlü ve ilgi çekici bir şeydir ki insan tüm bunları kırılmaya değer görür. dışarısı ne kadar korkunç yabancı ve beklenmedik olsa da insan bilinmek ister. " gülümsedi. kapı çaldığında ellerimi camdan ayırıp kapıya doğru ilerledim, düşünseydim yapmazdım düşünmedim bu yüzden kspıyı açtım. </span;><br><br><span;>biraz önceki kurye olduğunu düşündüğüm kaskını çıkarmış bir beyefendiydi. yüzünde munzur bir gülüş vardı az önce kapıyı açmamama karşın olduğunu tahmin ettim ve mahcup bir şekilde yüzüne baktım. boğazını temizleyip konuştu. </span;><br><br><span;>"camdan konuşuyordunuzda bana mı seslendiniz diye merak ettim, siparişte bir eksik yokya.."</span;><br><br><br><i>insan günün sonunda hep birine muhtaçtır. ama en çok kendine. </i><br><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><span;><!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_content_250902_001443_126.sdocx--></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></span;></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TATLI KÜÇÜK OYUNLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/tatli-kucuk-oyunlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tatli-kucuk-oyunlar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68aeb787dbe01.webp" length="13894" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 10:45:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bünyamin Çoban</dc:creator>
<media:keywords>Aşk, öykü, edebiyat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>TATLI KÜÇÜK OYUNLAR</p>
<p>Bir Şarabı Yudumlar Gibi</p>
<p>O, merdivenlerden aşağı doğru inerken, o gün yaşanmasını çok istediği şeyler olsa da neler yaşanacağını henüz bilmiyordu. Yaşanacaklarla ilgili teslim bir tavrı vardı ona karşı. Tahammülü zorlayan zor bir teslimiyetti bu. Bilmediği bir şey daha vardı; sonrasında ruhunu sarsacak, aklından çıkaramayacak kadar çok özleyecekti onu. </p>
<p>Dokunuşlarıyla benzersiz hisler uyandırıyordu. Ona dokunduğunda sihirli bir şeyler oluyordu. Saçlarını okşadıkça; dalga dalga rayihalar yayılıyor, ellerine aşk bulaşıyordu. Tıpkı kalbi gibi; bedenini, ruhunu da teslim etmek istiyordu ona. Her şeyiyle onun olmak, sadece onun olmak, geçmişiyle geleceğiyle, şimdiye kadar aldığı bütün nefesler ve şimdiden sonra alacağı her nefes onun olsun istiyordu. Adanmak böyle bir şey miydi? Ondan önce yaşadığı her şey için, onsuz mutlu zamanları olabildiği için kahroluyordu. Çünkü o, sevilmekten fazlasını hak ediyordu. Başını göğsüne yaslayıp, uzun uzun kalbinin sesini dinlemek istiyordu. </p>
<p>O gün kalabilseydi biraz daha yanında, saçlarının arasına dolanıp düğümleyecekti sırrını ona. "Gözlerini açmama oyunu" oynayacaklardı. Büyük bir heyecan ve eğlence sarmalında sarhoş olacaklardı. Sonra usul usul ayaklarını sevecek, derin derin soluyacaklardı o havayı. Dışarıda yağan kar hızını artıracak, soba daha bir kızıl yanacaktı ikisine. Bir şarabı yudumlar gibi akacaktı zaman parmak aralarından, bir şarabı yudumlar gibi içecekti onu. </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Polisiye Hikaye &amp; Aşk Uğruna</title>
<link>https://fikirizleri.com/polisiye-hikaye-ask-ugruna</link>
<guid>https://fikirizleri.com/polisiye-hikaye-ask-ugruna</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a60c2f93f88.webp" length="50676" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 20:58:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Murat Beltek</dc:creator>
<media:keywords>Polisiye Hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center; line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">AŞK UĞRUNA<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center; line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Balıkesir’ in Ayvalık ilçesinde bir çekirdek aile… Mutlu mesut bir yaşam sürdürüyorlardı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Evin tek çocuğu Gülçin, iyi bir lisede 3. sınıfta okuyordu. Derslerinde oldukça başarılı, çalışkan bir öğrenciydi. Annesi Meral, oturdukları eve yakın bir ortaokulda Coğrafya öğretmeniydi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Babası Gökhan, uluslararası bir nakliye firmasında ekip lideri olarak çalışıyordu. Liseyi Özel Alman Lisesi’ nde okuyan Gökhan, İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’ nden mezun oldu. Sonrasında yüksek lisans için Almanya’ nın Berlin Humbolt Üniversitesi’ ne kabul edildi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Oldukça idealist biriydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Liseyi babasının yönlendirmesiyle Özel Alman Lisesi’ nde okumasından dolayı Alman hayranlığının olması ve daha birçok sebepten doktorasını Almanya’ da tamamlayıp üniversitede öğretim görevlisi olarak kalma teklifi Gökhan’ı çok heyecanlandırmıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Yüksek Lisansı’ nın tez bitirme aşamasındayken, başta tez danışmanı ve okulun rektörü kendisine doktorasını tamamlayıp okulda kalarak öğretim görevlisi olmasını teklif etmişlerdi. Fakat O, bu iyi niyetli teklifi bir yandan çok istemesine rağmen reddetmişti. Bu teklifi kabul etmeyip Yüksek Lisansı’ nı tamamladıktan sonra Türkiye’ ye döndü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Neden mi?!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">İstanbul’ da okurken yazları Balıkesir Ayvalık’ a tatile giderdi ve eşi Meralle de orada tanışmışlardı. Meral, henüz çiçeği burnunda bir öğretmenken evlenmeye karar verdiler. Gökhan’ ın hayallerini ertelemesine, daha doğrusu hayallerinden vazgeçmesine sebep olan şey, hiç şüphesiz eşi Meral’ e olan aşkıydı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Meral, eşi Gökhan’ ın kendisi için nelerden vazgeçtiğinin farkındaydı ve bu durum O’ nu eşine daha güçlü bağlarla bağlanmasına vesile kılmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gökhan, eşi Meral yanındayken Almanya’ daki doktora konusu açılsın istemezdi, eşinin biraz olsun yüzünün asıldığını fark edince, hemen konuyu değiştirirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Mutlu ve huzurlu bir hayat süren Meral ve Gökhan’ ın Gülçin adında bir kızları dünyaya gelmişti. Dünya tatlısı bir kız çocuğuydu. Ayrıca hem annesinin hem de babasının eğitimli ve bilinçli olmaları öğrencilik hayatına da olumlu yönde etki etmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Okuldaki birçok öğrenci, Gülçinle arkadaş olmaya çalışırdı. Bu durum, Gülçin’ in özgüveninin yüksek olmasına vesile olmuştu. Arkadaşlarının etrafında adeta pervane olması, O’ nun için mutluluk verici bir şeydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin, dedesi Rüştü’ ye de oldukça düşkündü. Dedesi Rüştü de biricik torunu Gülçin’ i o kadar çok seviyordu ki köpekleri çok sevdiğini bildiğinden sömestr tatili için dedesinin yalısına geldiğinde isteği üzerine O’ na köpek almıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aldığı bu köpek, anneannesi Nazire’ nin kalp krizi sonucu hayatını kaybetmesinin ardından dedesi Rüştü’ nün yalnızlığı için de biraz olsun iyi olmuştu. Tabii ki kıyas olmazdı, ne olursa olsun eşinin boşluğunu hiçbir şey, hiç kimse dolduramazdı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Onunki ilk anlarda kafasını biraz olsun dağıtmak için bir avuntuydu işte.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Dedesi, torunu Gülçin için tabiri caizse bir dediğini iki etmiyordu. Gülçin de dedesine bir o kadar düşkündü. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin, 17 yaşındaydı ama hala küçük bir kız çocuğu gibi dedesinin kucağına oturup göbeğini mıncıklamaya bayılırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Meral’ in kardeşi Aysun ve eşi Cengiz, pek de iyi bir hayat sürmüyorlardı. Aysun bir muhasebecide çalışıyordu, eşi Cengiz ise İstanbul’ da bir üretim firmasında işçi olarak çalışıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Eşi Cengiz’ in bir kusuru vardı, gereğinden fazla kıskanç olmasıydı. Öyle ki eşi Aysun’ a olan kıskançlığı had safhaya ulaşmıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Kısa süre önce mesai bitiminde eşinin yanında iş arkadaşını gördü diye çılgına dönmüştü. Halbuki iş hakkında konuşup birbirlerinin yanından ayrılmışlardı. Onları yan yana görmesi bile O’ nu deliye döndürmeye yetmişti. Bu durum, onda hastalık derecesine gelmişti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçinle aynı yaşta olan Sibel adındaki kızları da gayet başarılı bir öğrenciydi. Çok da hırslı bir gençti. Okuduğu okulda burslu olarak öğrenim görüyordu, ders notları hep yüksek olmalıydı. Çünkü kolejde okuyordu ve okulu % 100 bursluydu. Ailesinin maddi durumunun çok da iyi olmaması, okuluna sorunsuz devam edebilmesi için O’ nu daha da hırslı yapmıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Anne ve babasının aile içinde tartışmaları ve arada bunun kavgaya dönüşmesi elbette O’ nu olumsuz etkiliyordu. Bu yüzden okulda kendisi de ister istemez arkadaş ve öğretmenlerine karşı zaman zaman hırçınlaşabiliyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel’in babası Cengiz, eşi Aysun’u uzun süredir mesai çıkışlarında takip ediyordu. Mesai arkadaşı eşi Aysun’a anahtar uzattı ve yanından ayrıldı. Cengiz soluğu hızla eşinin yanında aldı ve hemen ona sorular sormaya başladı. Sinirden elleri titriyordu. Arkadaşının yarın izinli olduğunu ve ofisin anahtarını kendisine verdiğini söylemesine rağmen buna ikna olmamıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Kafasında bir iş çevirdiklerini düşünüp cebinden çıkardığı dikiş tutmaz çakısını eşinin iş arkadaşının peşinden koşarak sırtına sapladı, hızını alamayıp çakıyı bir de kalbine sapladı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aysun, çığlık atarak yanına koştu, fakat bu Cengiz’ i daha çok sinirlendirdi, öfkesinden Aysun da nasibini aldı. Çünkü O’ nu da hiç tereddüt etmeden yaraladı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Zavallı adamcağız da yere yığılıp kaldı ve kısa süre içinde de canını Azrail’ e teslim etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aslında hepsi bir yanlış anlamadan ibaretti. Fakat Cengiz’ in psikolojisi o kadar bozuktu ki yaptığından hiç pişmanlık duymadı bile. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Babasından küçük yaştan beri yediği dayaklara, anne babasının ilgisizliğine ve tüm imkansızlıklara rağmen ancak liseyi bitirebilmişti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Böylelikle Cengiz, kısa süre içinde polislere yakalandı ve Emniyet’teki sorgusundan sonra savcılığa sevk edildi. Mahkemede de suçunu itiraf etmesiyle uzun bir süre hapis yatmaya mahkum edildi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Artık uzunca bir zaman hapiste yatacaktı. Zor günler onu bekliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aysun’u da zor günler bekliyordu haliyle. Kızı Sibel, lisede okuyordu. İhtiyaçları vardı. Cengiz’in babasından kalma evde oturdukları için kira vermiyorlardı, fakat faturalardı, ev alışverişiydi, Sibel’in okul masraflarıydı derken derin düşünceler içindeydi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Babası Rüştü’den yardım istemeyi düşünüyordu. Ablası Meral’e konuyu açmayı düşündü önce. Telefon edip yanına gitti. Türk kahvesi içerlerken Meral, kız kardeşi Aysun’un moralinin bozuk olduğunu yüzünden anlamıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aysun’a:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Eee, anlat bakalım. Nasıl gidiyor hayat? İşyerinde rahat mısın? Halin keyfin nasıl?” diye sorunca, Aysun da sanki ona bunu sormasını bekler gibi;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Ablacığım, ne yalan söyleyeyim, durumlar kötü. Aldığım üç kuruşla evi geçindiremez oldum. Diyorum ki hani sen babamla konuşsan, seni kırmaz hem. Bize biraz olsun yardım etse” diyerek içini döktü ablasına.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Meral, bir anda uzaklara daldı. Eskileri hatırlıyordu..<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><i><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Cengiz, vakti zamanında Aysun’ un babası Rüştü’ nün şirketlerinden birinde şoför olarak işe girmişti. Bu sırada Rüştü’nün kızlarından Meral’i de görmüş olacak ki Meral’ e aşık olmuştu. Meral, durumu fark etmişti. O zaman henüz bekardı da, fakat O’ na yüz vermedi. Bu durumu babasından da gizledi. <o:p></o:p></span></i></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><i><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Cengiz, bu sefer de bir süre sonra Aysun’ a kafayı takmıştı. Aysun da Cengiz’ e karşı boş değildi. Babasından gizli buluşmaya başlamışlardı. <o:p></o:p></span></i></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><i><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Cengiz’ in aklında bir yandan zengin bir aileye damat olma düşüncesi vardı. Böylelikle hayatının geri kalanını rahat bir şekilde sürdürebileceğini düşünüyordu. Fakat babası Rüştü, kızı Aysun’ u iş ortaklarından birinin oğluyla evlendirmeyi düşünüyordu. Aysun, bu durumu Cengiz’ a anlatınca, babası Rüştü’ nün bir süre sonra ne de olsa onları affedeceği düşüncesiyle bir gece her şeyi göze alarak kaçtılar. <o:p></o:p></span></i></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aysun o sırada, dayanamayıp, ablasının kolundan tutarak:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Abla, ne oldu? Nerelere daldın? Yardım etmeyeceksen söyle de bileyim!” dedi. Meral de:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Kusura bakma Aysuncuğum, bir an daldım işte öyle. Tabii ki yardım ederim. Sana yardım etmeyeceğim de kime edeceğim kız?!” diyerek gülüştüler. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aslında Meral, geçmişte yaşananlardan hiç de hoşnut değildi. Kız kardeşi Aysun’u o kadar çok seviyordu ki ona kıyamıyordu. Babasıyla kardeşi için konuşmaya karar verdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Cengiz’in iyi kötü babasından kalma başlarını sokacakları bir evleri vardı, o kadar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Cengiz’ in işlediği cinayet sonrası cezaevine girdiğinden beri Aysun, maddi olarak oldukça zor günler geçiriyordu. Aslında babası Rüştü’ nün maddi durumu hayli yerindeydi. Ondan direkt yardım isteyebilirdi. Fakat eşi Cengiz, o kadar gururluydu ki babasından her ne olursa olsun yardım almasını istemiyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Cengiz, her ne kadar istemese de Aysun’un, ablası Meral’den yardım istemesi sonucu babası Rüştü, kızının haline üzüldü ve O’ na yardım etmeye karar verdi. Fakat hem kendi istediği biriyle evlenmediğinden, hem de sevmediği biriyle kaçtığından O’ na hala çok kızgındı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center; line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aysun, Sibel’e içinde yaşadıkları durumu belli etmek istemiyordu. Ne de olsa gençti, ergenlik dönemindeydi ve olumsuz etkilenmesini istemiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, anne ve babasının içinde bulunduğu maddi ve manevi durumdan zaten etkileniyordu bir şekilde. Çok hırslı bir kızdı ve kuzeni Gülçinle kendisini sürekli yarış içinde olduğunu hissediyordu. O ne yapsa, nereye gitse O da aynısını yapmak istiyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin, babası Gökhan’ın temkinleriyle Almanca kursuna başladı diye Sibel de annesine ısrar etti, fakat annesi Aysun’un kursun masrafını karşılayacak durumu yoktu. Yine Gülçin gitar kursuna başladı diye Sibel de gitar kursuna gitmek istedi. Bunun birden fazla sebebi vardı tabii. Hem Gülçin kursa başladı diye hem de kursa Berkle başladı diye. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aynı okula gittikleri Berk adında bir genç Gülçin’den hoşlanıyordu, gelin görün ki Sibel de Berk’ten. Fakat Berk, Sibel’e yüz vermiyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aslında annesi Aysun’un bir şekilde kursun masrafını karşılasa bile çok zor durumda kalacağını biliyordu. Fakat genç işte. O an için bu durumu bırakın anlayışla karşılamayı, içinde bulunduğu bu duruma sürekli isyan halindeydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Bu durum Sibel’i her şeye karşı daha da hırçınlaştırmıştı. Olmadık şeylere durduk yere sinirleniyordu, yakın arkadaşlarının bile bir çırpıda olmadık sebeplerle kalplerini kırabiliyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Bir yandan da fesatlığı elden bırakmıyordu. Gülçin’in arkadaşlarıyla yakınlaşıp iyi biri gibi görünüp Gülçin’i onlara kötülemeye çalışıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin, kulağına gelen bazı duyumlara aldırış etmiyordu, arkadaşları da Gülçin’i içten samimi birisi olarak tanıdıklarından Sibel’in söylediklerine kulak asmıyorlardı. Fakat Gülçin, bir yandan teyze kızı olmalarına rağmen O’na neden bu kadar öfke duyduğunu anlayamıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Haliyle bu duruma üzülüyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center; line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gökhan’ın eşi Meral, oturdukları eve yakın bir ortaokulda Coğrafya öğretmeniydi. Eşi Gökhan ve kızı Gülçinle mutlu bir hayat sürüyorlardı. Annesi Nazire Hanım gibi Meral’in de bir süredir kalp rahatsızlıkları oluyordu. Hem hipertansiyon hastasıydı hem de ritim bozukluğu vardı kendinde. Hastaneye belirli aralıklarla gider kontrollerini yaptırmayı ihmal etmezdi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Bir gün eşi Gökhanla kızları Gülçin’in geleceği adına yatırım amaçlı bankadan hesap açtırmaya karar vermişlerdi. Bankanın önünde buluşmak üzere telefonlaştılar ve Gökhan belirledikleri saatten 15 dakika önce bankanın önüne gelmişti. Okuldan izin alıp Gülçin de gelecekti bankanın önüne.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Meral hayatta bir yere geç kalmayan, beklemekten de bekletmekten de hoşlanmayan birisi olmasına rağmen o gün bankanın önüne gelmemişti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Daha doğrusu gelememişti..<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Neden mi?!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, sabah saatlerinde Gülçinle konuşurlarken anne ve babasıyla bankada buluşacaklarını, kendisinin de bankaya gideceğini ve okuldan izin alacağını öğrenmişti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, “Anladım.. Aslında bugün önemli dersler vardı. İzin almasan iyiydi ama yapacak bir şey yok tabii” dedi. Yüzündeki samimiyetsizlik her halinden belli oluyordu esasen, fakat Gülçin o haline o kadar dikkat etmemişti nedense. Çünkü Gülçin, kuzeni Sibelle sıradan bir kuzen ilişkisi kurmak değil de bir dost gibi olmak istiyordu onunla. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Ama maalesef..<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin’e haber vermeden Sibel de okuldan izin almıştı. Okuldan çıkar çıkmaz teyzesi Meral’i telefonla aradı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Teyze, merhaba. Okulda mısın?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Evet, Sibelciğim. Okuldayım yavrum. Çıkıyordum şimdi. İzin aldım birkaç saatliğine. Hayırdır? Kötü bir şey mi oldu? Sesin pek bir telaşlı geliyor” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Teyze, okuldaysan beni bekle ne olur! Birazdan yanına gelirim. Sakın kimseye de haber verme. Senin yanına geldiğimden kimsenin haberi yok” deyince Meral daha da telaşlandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel’in sesi hem ağlamaklı hem de oldukça telaşlı geliyordu telefonda.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Peki yavrum” dedi tedirgin bir ses tonuyla.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Meral öğretmen, telaşlı bir şekilde okulun karşı kaldırımında Sibel’i bekliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, teyzesi Meral’in yanına geldiğinde, gözleri yaşlı, nefesi soluk soluğa kalmış bir şekilde:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Teyze, babamı hapiste bıçaklamışlar. Annem de durumu öğrenince, bilirsin kalp çarpıntısı var annemde, kalbi dayanamamış. Şu anda da hastanede yoğun bakıma almışlar” deyince, teyzesi Meral’in beti benzi atmış, ayaktayken duyduğu bu cümleler karşısında oturduğu kaldırıma yığılmış kalmış.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Ne diyorsun sen kızım?! Nasıl olmuş peki? Dur hadi en iyisi hastaneye gidelim beraber” dedi. Sibel, “Hangi hastane olduğunu bilmiyorum teyze.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Peki, sen nereden duydun bu haberleri?” diye sorunca,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Bizim okulun müdürüne haber gelmiş belli ki, müdür yardımcısına anlatırken duydum. Koridordayken hakkımda konuşuyorlardı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Bu sırada Meral öğretmenin tansiyonu iyice fırlamış olacak ki Sibel’den yanı başında duran çantasının içinden dil altı hapını istedi. Bir de karşı kaldırımdaki büfeden su almasını istedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, koşarak büfeye gitti. Fakat büfeden çıkmak bilmedi. Teyzesi Meral iyice kötüleşti. Gözü büfeden gelecek olan Sibel’i arıyordu çaresizce. Üzerindeki ceketi zorla çıkarabildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, teyzesi Meral öğretmen yerde can çekişirken büfede onu seyrediyordu. Teyzesinin o halini görmesine rağmen bir süre daha bekledi büfede, içeride oyalandı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Birkaç dakika sonra büfeden çıkıp yolun karşısına teyzesinin yanına geçti. Yanına geldiğinde çantasındaki telefonu çalıyordu. Arayan eniştesi Gökhan’dı. Telefonunu yan tuşa basarak sessize almıştı ve açmamıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Birden “Teyzeeee” diye çığlık atmaya başladı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Meral öğretmenin hareketleri iyice yavaşlamıştı. Çığlıkları duyan büfe çalışanı ambulansı aradı. Ambulans olay yerine geldiğinde Meral öğretmen son nefeslerini alıp veriyordu. Ambulansa bindirdiler. Hastaneye giderlerken hemşire bir yandan tansiyonuna bakıyordu. Müdahale etmeye zaman kalmamış olacak ki nabzı atmıyordu. Hayata gözlerini yumdu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Akıl almaz bir soğukkanlılıkla hem ölümüne sebep olup hem de üzülmüş gibi yapabiliyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel böyle bir şeyi nasıl yapabilmişti?! <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Ambulanstakiler vefat eden Meral öğretmenin yakınlarının telefon numarasını istedi. Sibel eniştesinin numarasını verdi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gökhan ve kızı Gülçin bir yandan telaş içindeydi. Meral’in buluşacakları bankanın önüne çoktan gelmiş olması gerekirdi. Telefonuna da cevap vermemişti. Gökhan, tam okulun müdürüne telefon açıp eşi Meral’i soracaktı ki telefonu çaldı. Arayan yabancı bir numaraydı. Telefonu açtı: “Alo” dedi biraz da telaşlı bir sesle.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Ambulanstaki hemşire eşi hakkında bilgi verdikten sonra hangi hastanede olduklarının bilgisini verdi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gökhan ve kızı Gülçin hemen hastaneye doğru yola koyuldular. Hastaneye vardıklarında Sibel tam hastaneden dışarı çıkacaktı ki Gökhan ve Gülçin’i kapıda gördü. Sibel onları görür görmez ağlamaklı bir role büründü bir anda. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin o hengamede soramasa da Sibel’in hastanede olmasına anlam veremiyordu bir yandan. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, hiç kimse işkillenmesin diye Gülçin’in yanına gidip ona sarıldı ve “Okulu aramışlar sana haber vermek için. Sen izin alınca beni yanlarına çağırıp durumu haber verdiler. Ben de apar topar taksiye atlayıp geldim” dedi usta bir yalancı gibi. Gibisi de fazlaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin de “Çok sağol, iyi ki varsın!” dedi masum bir şekilde. Sibel de hem gözü yaşlı hem telaşlı haldeyken “Ne demek kuzen. Asıl sen iyi ki varsın” dedi sinsi bir şekilde.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gökhan’ın dünyası başına yıkılmıştı resmen. Eşi Meral’e o kadar büyük bir aşkla bağlıydı ki o an nasıl bir tepki vereceğini bilemedi. Şok içindeydi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gökhan, Meral’in kız kardeşi Aysun’u telefonla arayıp bilgi verdi. Aysun da telefonu elinden düşürdü. Duyduğu şey karşısında çığlık atarak telefonu kapattı. Çalıştığı yerden izin aldı ve hastaneye gitti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sırada kayınpederi, Meral’in çok değer verdiği babası Rüştü’ye haber vermek kaldı. Gökhan çaresiz bir şekilde, ağlamaklı, elleri titreyerek kayınpederi Rüştü’yü aradı ve <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Babaaa, başımız sağolsun. Meral’i kaybettik” dedi. Dede Rüştü, “Oğluuum, ne diyorsun seeen?! Nerdesin şu anda? Ben hemen yanına geliyorum” dedi ve hızlıca şoförüne onu hastaneye götürmesini istedi. Hastaneye geldiğinde karşılaştığı manzara karşısında o da perişan olmuştu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Cenaze işlemleri halledildi ve Balıkesir’de bulunan aile mezarlığına Meral öğretmeni defnettiler. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Herkes perişan haldeydi. Birisi hariç. Sibel..<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Aradan biraz zaman geçtikten sonra Gökhan işinin başına dönmüştü fakat kendine gelemiyordu. Onunla geçirdiği anılar gözünün önünden gitmiyordu bir türlü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Babası ve kayınpederi Rüştü ile istişare ettikten sonra kızı Gülçin’i de alıp Almanya’ya Berlin’deki Humbolt Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmak için başvurmak istiyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Çareyi uzaklaşmakta arıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gökhan, kızı Gülçinle detaylı konuşmak istiyordu. Okul çıkışı onu arabasıyla aldı ve dışarıda bir şeyler yemeye gittiler. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Yemek sırasında Gökhan, kızı Gülçin’e içinde bulundukları durumu ve geleceğe yönelik planlarını anlatıyordu. O’na artık Türkiye’de kalamayacaklarını ve Almanya’ya yerleşmelerinin avantajlarından bahsediyordu. Gülçin’in eğitim durumu ve gelecekte onu bekleyen bir sürü eğitim imkanlarının olacağını ve daha iyi bir yaşam süreceklerin konusunda ona temkinlerde bulunuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin, babasına hak veriyordu, fakat bir yandan o da erkek arkadaşına duyduğu aşk sebebiyle Türkiye’de kalmak istiyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Ertesi gün Gülçin, okulda bu durumu kendisi hakkında kötü düşünmeyeceğinden hiç şüphe etmediği kuzeni Sibel’e anlattı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel de “Senin yerinde olsam babanı dinlerdim. Bir saniye bile arkama bakmazdım” dediğini duyunca biraz garipsemişti, ama onun iyiliği için bunları söylediğini düşünerek anlayışla karşıladı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Konuşma sırasında; Gökhan, Gülçin’e Almanya’ya onunla birlikte gitmeyi teklif etmişti. Gülçin de ikinci bir alternatif olarak babası Gökhan’a:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Babacığım, okulum bitene kadar yani önümüzdeki seneye kadar burada dedemle kalsam, okul bitince eğer sağlam bir üniversiteyi kazanamazsam Almanya’ya yanına gelsem nasıl olur?” diye sorduğunda Gökhan, başta Gülçin’in teklifine itiraz etti. Fakat hem kendi düzenini kurması zaman alacağından hem de dedesi Rüştü’yü de düşünerek teklifini kabul etmişti. Hayata tutunma sebebi olan eşi Meral’den geriye yegane kalan biricik kızı Gülçin’in eğitiminin olumsuz yönde etkilenmesini istemiyordu. Gülçin de biraz daha zaman kazanmıştı aslında. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Dede Rüştü, yaşadığı acı olayı atlatamıyordu. Gökhan, kayınpederiyle de ilgileniyordu bir yandan. Genel kontrol amaçlı O’nu hastaneye götürdü. Her ne kadar Rüştü hastaneye gitmek istemese de Gökhan’ın ısrarlarına dayanamadı ve hastaneye gitmeyi kabul etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Arada tansiyonu çıkıyordu, ilaç kullanınca dengeleniyordu. Detaylı kan tahlili yaptırdılar ve sonuçlar çıktığında Dahiliye doktoruna gittiklerinde doktor, Rüştü Bey’in diyabetinin olduğunu söylemişti. Son zamanlarda şekere ve tuza da dikkat etmiyordu. Zaten sınırda olan tahlilleri bir önceki tahlillerden daha da yüksek çıkmıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Dede Rüştü de artık şeker hastasıydı ve eskisinden daha fazla dikkat etmesi gerekiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Kolay şeyler yaşamamıştı ne de olsa. Kızı Aysun, damadı Cengiz, eşi Nazire Hanım’ın vefatı, şimdi de biricik kızı, her şeyden sakındığı Meral’in vefatı..<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin ve erkek arkadaşı Berk okul çıkışı buluştular ve kafeye gittiler. Sibel, onları yan yana görmeye bile tahammül edemiyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Yine bir plan peşindeydi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">10 gün sonra Gülçin’in dedesi Rüştü’nün doğum günü vardı. Gülçin, dedesi için muhteşem bir doğum günü sürprizi yapmak istiyordu. Doğum gününe tabii ki Berk’i de çağırdı. Hatta beraber planlamak istediler. Berk de yanındayken dedesi Rüştü’ye telefon edip ondan izin almak istedi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Tabii ilk olarak dedesi Rüştü’den izin alması gerekiyordu haliyle. Dedesi Rüştü’yü aradı ve çaktırmamak için arkadaşlarıyla birlikte villasının havuz başında bir parti düzenlemeyi düşündüğünü ona söylemek istedi ve dedesine: <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Dedeciğim, Cumartesi akşamı arkadaşlarımla senin evindeki havuzlu bahçede toplanabilir miyiz?” diye sorunca, onu asla kırmayan dedesi Rüştü: <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Tabii ki toplanabilirsiniz benim bir tanecik torunum. Zaten ben de o gün şirkette olurum. Akşama doğru dönerim eve.” dediğinde Gülçin’in sevinci her halinden belli oluyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">O kadar belli etmişti ki sevincini kalkıp Berk’e sarılıvermişti kafede otururlarken. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Dedesi Rüştü bu olaya çok sevinecekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel’e de haber verecekti muhakkak. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Akşam babası Gökhanla da dedesi Rüştü için doğum günü sürprizi hakkında konuştular ve Gökhan da çok mutlu oldu bu habere. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Ertesi gün okulda Sibel’e de sürprizden bahsettiğinde Sibel: “Zaten beni çağırmasan ayıp edersin kızım. Hem o benim de dedem. Tamam pasta ve kurabiyeler benden” dedi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, ciğere uzanmak için eline fırsat geçen kediler gibi işe koyuldu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Annesi Aysun’dan yaş pasta ve kurabiye için para aldı. Yaş pastayı ve kurabiyeleri sipariş etti. Doğum gününün olduğu gün gelip alacaktı pasta ve kurabiyeleri. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Fare zehiri almayı da ihmal etmedi. Fare zehirini de çantasına koymuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel’in kafasında Gülçin’i Berk’ten uzak tutacak ve dedesi Rüştü’nün de yanında kalmayıp yalnız bir başına kaldıktan sonra çaresiz babası Gökhan’ın yanına Almanya’ya gitmesi düşüncesi vardı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sağlam bir plan yapmalıydı ki isteği gerçekleşsin ve Gülçin sonunda üzülen taraf olsun. Tek isteği buydu belki de hayatta..<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Doğum günü geldi çattı. Gülçin’in erkek arkadaşı Berk ve okuldan arkadaşları ve Sibel gündüz evde toplandılar. Teyzesi Aysun ve babası Gökhan da iş çıkışı geleceklerdi. Rüştü Efendi de akşama doğru eve gelecekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Rüştü Efendi eve gelene kadar her şeyi hazırlayacaklardı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, pastaneden pasta ve kurabiyeleri sabahtan aldı ve dedesi Rüştü’nün evindeki buzdolabına koydu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Dedesi Rüştü’nün şeker hastası olduğunu biliyordu ve kuzeni Gülçin ve annesi Aysun’un Rüştü Efendi’ye pasta yedirmeyeceklerini düşündü. Fakat Sibel’de çareler tükenmezdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, pastayı güzel bir şekilde süsletmişti. Mumlar da hazırdı. Gülçin ve arkadaşları evi süslüyorlardı. Akşama kadar ancak yetişirdi çünkü. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Evde herkes bir işin ucundan tutuyordu. Sibel de mutfak işleriyle uğraşıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Saat yaklaşıyordu. Rüştü Efendi, o kadar anlayışlı biriydi ki torunu Gülçin’i arayıp herhangi bir şeye ihtiyacının olup olmadığını sordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Yok, dedeciğim. Teşekkür ederim. Ne zaman gelirsin? Biz de kendimizi ona göre ayarlayalım. Seni rahatsız etmeyelim” deyince, dedesi Rüştü:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“O nasıl söz kızım?! Ne rahatsızlığıymış? Ben yarım saate evde olurum. Siz keyfinize bakın” deyip telefonu kapattı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin herkesi teyakkuza geçirdi. Aysun ve Gökhan da gelmişlerdi eve.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel mutfağa koştu. Pastayı, kurabiyeleri ve içecekler ayarladı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Anahtarlardan birini öncesinde torunu Gülçin’e veren Rüştü diğer anahtarını da ofisteki masanın üzerinde unutunca çaresiz zile bastı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Kapıyı elinde yanan mumlu pastasıyla torunu Gülçin açtı ve Rüştü Efendi bu güzel sürprizle karşılaştı. Evdekiler hep bir ağızdan:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Doğum günün kutlu olsun! Nice yıllara!” diye bağırıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Rüştü Efendi doğum gününden bile bihaber olmasına rağmen içinden “Yahu bugün benim doğum günüm müymüş?” diye geçirirken gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Tabii ki sevinç gözyaşları.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin’e dönüp: “Seni gidi seni..! Hep senin altından çıktı bu sürpriz işi değil mi?” diye sorunca, Gülçin,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Evet, dedeciğim. Hepsi senin içindi. Kızmadın, değil mi?” diye sordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Rüştü Efendi de: “Hiç ben size kızabilir miyim? Bilakis çok mutlu oldum. Siz bakmayın bana” deyince diğerleri de çok mutlu olmuştu. Yine birisi hariç. Sibel..<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gökhan: “Baba, yeter bu kadar duygusallık. Mumlar eriyecek. Hadi üfle artık” deyince, Rüştü Efendi, “Bu kadar duygusallık normal be oğlum” dedi ve vakit geçirmeden mumları üfledi. Herkes alkışlıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Tek tek Rüştü Efendi’nin doğum gününü kutluyordu herkes. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, pastayı yeniden mutfağa götürdü ve kişi sayısına göre pasta ve kurabiye tabaklarını salona götürüyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Dedesi Rüştü’nün tabağını hazırlıyordu. Pasta dilimine de pudra şekeri kaplı elmalı pastanın arasına da fare zehrini katmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel, dedesi Rüştü’ye özenle hazırladığı tabağı götürmüştü. Rüştü Efendi, Sibel’e dönerek: “Ben almayayım canım kızım, geçenlerde hastaneye gittik. Şekerine dikkat et dedi doktor” deyince, Sibel: “Dedeciğim, ama bugün senin doğum günün. Hem o kadar da hazırlık yaptık. Bugün ye, daha sonra dikkat edersin” diyerek ikna etti dedesini. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Rüştü Efendi de normalde tatlıya çok düşkündür. Kalabalığın arasında tatlı ve kurabiyeleri bir güzel yeyiverdi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Çok vakit geçmeden Rüştü Efendi’nin ağzından köpükler fışkırmaya başladı ve çok geçmeden baygın yere düştü. Herkes panik içindeydi, Gökhan soğukkanlılıkla hemen ambulansı aradı. Ambulans geldiğinde apar topar hastaneye gittiler. Fakat tüm müdahalelere rağmen Rüştü Efendi kurtulamamıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Kısa zaman içinde yapılan otopsi sonucu fare zehiri sebebiyle vefat ettiği anlaşılmıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Her şeyi hesap ettiğini sanan Sibel, pasta ve kurabiyelerin içine yerleştirmek için aldığı fare zehirinin kabını dolabın üzerinde unutmuştu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Tüm inkarlarına rağmen Sibel’in böyle bir şeyi yaptığı anlaşıldı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sibel’in planı, Gülçin’i yalnız bırakarak babasıyla Almanya’ya gitmesi, haliyle erkek arkadaşı Berk’ten uzak kalması ve tüm bunlara rağmen güyya mutlu olmaktı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gülçin belki babasıyla Almanya’ya gidecekti. Berkle de illa ki ileriye dönük bir plan yaparlardı. Fakat Sibel, yaptığı utanç verici suçlar işlemesi sonucu cezaevine girecekti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Berk’in de zaten gözü Gülçin’den başkasını görmüyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Ne istediğini elde edebildi ne de hayallerine kavuşabildi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Yine iyilik kazandı. Yine sevgi kazandı. Yine aşk kazandı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gökhan’ın eşi Gülçin’e duyduğu yüce aşk kazandı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Kıskançlık, hasetlik kaybetti.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hissizleşmek</title>
<link>https://fikirizleri.com/hissizlesmek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hissizlesmek</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a243b9c5943.webp" length="13546" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 18 Aug 2025 00:04:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serenay Korkmaz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br><span>Paltosunu alıp çıkmıştı o gece. Hiçbir şey söylemeden, bağırıp çağırmalarımız cinlerin davuluna doluşup gitmişti. Kuru sessizlik bir de ben kalmıştım her zamanki gibi. Fakat bu kez farklıydı sanki,  sanki paltosunun cebinde ezilmiş yüreğimi de bir peçeteye sarıp götürmüştü. O kadar gürültünün sonunda hiçbir şey hissetmeden donup kalmamın başka bir açıklaması olamazdı. Kapıyı öyle sert çarpmıştı ki dizlerimin titremesiyle köşedeki koltuğa yığılıp kalakaldım. Sonra dediğim gibi garip bir şekilde hiçbir şey hissetmedim. Olağanca yaşanmışlık bana ait değil gibiydi. Anılar gözümde canlanıyordu fakat yabancı kimseleri, fütursuzca seyrediyordum uzaktan usulca. Geri eve döner diyeydi belki de bu pervasız tavırlarım. Oturduğum yerden doğrularak kalktım, kendimden emin adımlarla odamızın yolunu tuttum. Uzandım, soğuktu yatak ve yatağın soğuk tarafı ona aitti. Elimi gezdirdim yastığında garabet bir biçimde hâlâ hiçbir şey hissetmiyordum. Ilıkça iki sakit yaş süzüldü görme deliklerimden. Neden öyle oldu bilemedim hissiz birinin gözyaşı olur muydu? Yavaşça kapattım gözlerimi. Ağlama sesleri geliyordu uzaktan gözlerimi açmak istiyordum lâkin bir şeyler engelliyor gibiydi beni. Üstümde bir ağırlık vardı. Buram buram toprak kokuları geliyordu burnuma. Uyanmak istiyordum artık etrafımdaki ağlaşmalar, çığlık sesleri ürpertmişti beni. Gırtlağıma biri yumruk atmıştı sanki, nefesim daralmaya başlamıştı. Uyanmıştım artık gözlerimi açtığımda elim direkt onun yattığı köşeye gitmişti hâlâ soğuktu buz gibiydi, buz gibi soğuk. Gözlerimi açmıştım fakat sesler kesilmemişti. Birileri hâlâ bağırıyor, ağlıyordu kulağımın dibinde. İşte ben o an anladım o yatağın soğuk tarafının bana ait olduğunu. Kapıyı çekip çıkanın bir daha dönmeyecek olanın ben olduğunu yeni anlamıştım. Yığılıp kaldığımda acı hissetmediğim o an anlamalıydım oysa. En çok acıyı ben sırtlanmıştım, bir hırka gibi giymiştim yıllar boyunca. Fakat donup kalmıştım öylece ne ses vardı ne seda. Fakat şimdi anlıyorum neden artık acı duymadığımı ölüler acıyı hissetmezmiş.  </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KANAYAN AĞAÇ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kanayan-agac</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kanayan-agac</guid>
<description><![CDATA[ GOTHIC Kısa Hikâye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a060208f8f4.webp" length="11458" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 18:13:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semina Coşkun</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, kisahikaye, gothic, korku, gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kez daha nerede olduğunu ve nereye gittiğini bilmeden yürüyordu. Her zamanki gibi nereye gittiğini bilmeden. Tek ışık kaynağı, karanlık gökyüzündeki dolunaydı. Ama dolunay da ona yardımcı olmuyordu. Parlak beyaz ışık, sık ağaçların arasından geçemiyor, zemine ulaşamıyordu. Poyraz üzerindeki yırtık ve kir içindeki pijamalarıyla ve çıplak ayaklarıyla ormanın derinliklerinde bir hedefi olmaksızın yürüyordu. Yerdeki otlar ve kuru dallar ayağına batıyor, derin olmayan yaralar açılmasına neden oluyor, hatta kanatıyordu. Ama o bunların hiçbirini hissetmiyordu. Gözlerini kocaman açmış, dümdüz karşıya, boşluğa bakarak sadece yürüyordu. Birkaç kere ağaçlara çarpmış ama bu da yürümesine engel olamamıştı. Ellerini öne doğru uzatarak boşluk bulmaya çalışıyor, sonra yürümeye devam ediyordu. Son derece ağır ve dikkatsiz adımlarla... Ağır yürütmesinin sebebi aşırı kilolu olması değildi. Bir rüyada olduğunu ve çevreyi keşfetmek için gezdiğini sanmasıydı. Şu an kendisini rüyada sanıyordu. Gördüğü şeyler ise yemyeşil bir arazi, parlak güneş ve ileride pırıl pırıl parlayan berrak bir dereydi. Şu an etrafı keşfederek güneş ışığını ve zemindeki yeşil çimenleri teninde hissettiğini sanıyordu. biraz su içmek ve içine girmek için dereye doğru ilerlediğini sanıyordu. Ayakları yara bere içinde kalmıştı. Birkaç kere ağaçlara çarptığından dolayı burnundan ve kollarının çeşitli yerlerinden kanlar akıyordu. Hatta yüzünde de çeşitli çizikler oluşmuştu. Ama o hâlâ uyanmamıştı. Kim böyle güzel bir rüyadan uyanmak isterdi ki? Hatta birkaç dakikadır ona eşlik eden ve sinsice arkasından yürüyen çakalın bile farkında değildi. Burası vahşi hayvanlarla dolu bir ormandı. Etrafta çok fazla tehlikeli hayvan vardı. Öyle ki ara sıra ağaçların arasından geçerken kocaman ve yoğun bir şekilde örülmüş örümcek ağlarına takılıyor, bütün ağlar üzerine bulaşıyordu ama bunu da fark etmiyordu. Üzerine birkaç kere örümcek çıkmış ancak sonra geri inmişlerdi. Belki de onu bu derin uykusundan uyandıracak tek şey ya bir hayvan tarafından ısıtılması ya da yenmesi olurdu. Peşindeki çakal ona biraz daha yaklaştı. Poyraz’ın onu fark etmediğini, bu yüzden de kolay lokma olduğunu anlamış olmalıydı. O da poyraz gibi ağır ve sessiz hareket ediyordu. Çakal şimdi Poyraz’ın tam dibindeydi. Poyraz’a ilk saldırıyı gerçekleştirmek için vahşi ağzını ayırdığı sırada, olduğu yerde kala kaldı. Bir süre o şekilde bekledikten sonra yere devrildi ve çırpınmaya başladı. Bir yılan tarafından sarılıp sarmalanıyordu. Ava giderken avlanmıştı. Yılan, çakalın önce ayaklarını sarıp yere düşürmüş, sonra da boğazına dadanmıştı. Çakal acı içinde tuhaf sesler çıkarırken, Poyraz olan bitenden habersiz bir şekilde yürümeye devam ediyordu. Çakalın acı içindeki sesini duymasa da başka bir ses duydu. Birisi ona sesleniyordu.  “Buradayım Poyraz, kurtar beni!”</p>
<p>Poyraz aniden durdu. Gözleri hâlâ bir ölününki gibi donuk ve belirsizdi. Olduğu yerde başını kaldırıp boş gözlerle etrafa bakındı. Ama güneşli parlak gökyüzü dışında görebildiği tek şey havada süzülen kumrulardı. Poyraz gülümsedi. Sonra başını öne eğip birkaç adım attı, o sırada aynı sesi tekrar duydu.</p>
<p>“Poyraz... Beni kurtar Poyraz!”</p>
<p>Poyraz yine durdu ve bu kez havaya bakarak, kendi etrafında bir tur attı.</p>
<p>“Buradayım Poyraz, yanıma gel... Gel ve beni kurtar...”</p>
<p>Poyraz irkildi. Hızla arkasını döndü ama yine yemyeşil bir araziden başka bir şey göremedi. Sadece sesi duyuyordu. Ama kendisinden başka kimsenin olmadığı bir yerde bu boğuk ve yankılı ses nereden geliyordu.</p>
<p>“Poyraz... Poyraz...”</p>
<p>Poyraz ellerini yumruk yaparak başının iki tarafına koydu ve hızla kendi etrafında dönmeye başladı.</p>
<p>“Kimsin? Seni göremiyorum.” diye haykırdı korku içinde.</p>
<p>“Bakarsan görürsün Poyraz, bana bak...”</p>
<p>Poyraz ellerini başından çekip etrafa dikkatle baktı ama hiçbir şey göremedi. Gözleri hâlâ donuk ve belirsizdi.</p>
<p>“Bakıyorum ama seni göremiyorum. Seni göremiyorum! Neredesin?”</p>
<p>Boğuk ve yankılı ses karşılık verdi.</p>
<p>“Buradayım poyraz. Bana bak, yanıma gel ve beni kurtar!”</p>
<p>Poyraz küçük bir irkilme yaşadı. Sonra gözlerini birkaç kere kırptı. Dehşet içinde etrafına bakındıktan sonra, hızlı hareketlerle ellerini pijamalarında gezdirdi. Üzerini silkeleyerek temizlemeye çalıştı. Her yeri kan içindeydi, vücudunu çeşitli yerlerinde acılar hissediyordu. Buraya gelirken yaşadığı onca şeye rağmen onu uyandıran şey tam dibinde durduğu ağacın dalından ensesine düşen bir parça yaprak olmuştu. Üzerini silkelerken aynı anda etrafına bakınıyordu, korku içindeki gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Burası da neresiydi? Buraya nasıl gelmişti, neden gelmişti hiçbir şey hatırlamıyordu. Hatırladığı son şey yatağına girip yorganını boğazına kadar çektiği ve tam karşısındaki duvarda asılı olan kanayan ağaç tablosunu seyrederken uyuya kaldığıydı. Bunları hatırlayınca başına gelen şeyi yavaş yavaş idrak etmeye başlıyordu. Onu buraya getiren şey uyur gezerlik hastalığıydı. Evet, yine olmuştu. Yine yatağına yatmış ve hiç bilmediği bir yerde uyanmıştı. Bu daha önce de sık sık başına gelmişti. Bu yüzden kardeşiyle beraber şehri terk edip bu köye yerleşmişlerdi. Kardeşi bu hastalığının şehirdeyken hem onun hem de başkaları için tehlikeli olduğunu söyleyip köye yerleşmeye karar vermişti. Burada daha güvende olacağını düşünmüştü. Ama bu güvende olma meselesi sadece diğer insanlar için geçerli gibi görünüyordu. Poyraz için ortada hâlâ bir tehlike vardı. Şehirde kaldıkları zaman en son ki uyur gezerlik sırasında bir evsizi döverek hastanelik etmiş, kardeşi de artık onunla baş edemeyeceğini anlayınca onu bir akıl hastanesine yatırmıştı. Ama poyraz üç senenin sonunda kurulu ikna etmiş ve o lanet yerden taburcu olmuştu. Ne yazık ki hastalığı hâlâ devam ediyordu. Erkek kardeşi de onun için en güvenli yerin anne babalarının öldükleri köy evi olduğuna karar vermişti. Evet anne babası buradaki evde ölmüştü. Evde komşular tarafından ikisinin de parçalanmış bedenleri bulunmuştu. Tek bildikleri buydu. Onlara bu konu hakkında tek söylenenler buydu. Köylü bu konuyla ilgili asla konuşmuyordu. Belki de yalnızca Poyraz’a anlatılan buydu, belki de kardeşi çok daha fazlasını biliyor ama bildiklerini poyrazdan saklıyordu. Bu olay gizemini korudukça Poyraz bu olayla ilgili kendi kendine teoriler, fikirler üretmeye başlamıştı. Belki de köye bir şeytan musallat olmuş, kendisine bir ev aramış ve onların anne babalarının evini seçmişti. Onları parçalayarak öldürmüş sonra da evlerine yerleşmişti. Köylüler de o şeytanın kendilerine de musallat olmaması için bu olay hakkında tek kelime etmiyordu. Belki de kaldıkları verin altında bir canavar vardı. Uzun zamandır uykuda olan bir canavar. Evin gerçek sahibi. Uyandığında, kendi evine yerleşmiş iki ihtiyarı görünce öfkeden deliye dönmüş ve onları öldürmüştü. Belki de başka saçma sebepler. Ona gerçekler anlatılmayınca, Poyraz’da kendince bu tür teoriler üretiyordu. Gerçeği hiçbir zaman öğrenmeyecekti. Kardeşi onun güvenliği için evdeki tüm kapıları ve pencereleri, hatta Poyraz’ın odasının kapısını bile kilitliyordu. Ama Poyraz o kilitlerin hepsini aşmayı başarmış ve yine evden dışarı çıkmıştı. Belki de kardeşi hiçbir şey duymamış, uykusuna devam ediyordu. Belki de uyanmış ve Poyraz’ın yokluğunu fark etmişti ve şimdi her yerde onu arıyordu. Poyraz etrafına bakınarak nereye gitmesi gerektiğini düşünmeye çalıştı. Bir ormanın ortasındaydı. Döndüğü her yön birbirine benziyordu. Hangi yöne gideceğine karar vermeye çalışırken biraz önce uykusundayken duyduğu boğuk sesi tekrar duydu. Bu kez olduğu yerde çakılıp kaldı. Korkudan bacakları titremeye, midesi yanmaya başladı. Biraz önce uyandığında gördüğü ve duyduğu şeylerin kâbusunun bir parçası olduğunu anladığında derin bir nefes almıştı. Ama şimdi uyanıktı. Uyanık olmasına rağmen aynı sesi duyuyordu. Bu kâbus değildi, gerçekti. İşte şimdi korkmanın tam sırasıydı.</p>
<p>“Poyraz, beni kurtar!”</p>
<p>Ses kadına mı yoksa erkeğe mi ait olduğu anlaşılmayacak derecede karmaşıktı. Çok uzaklardan geliyormuş gibiydi. Poyraz ellerini yumruk yaparak çenesine götürdü ve ürkek bir çocuk gibi etrafına bakındı. Ama karanlıkta birer hayalete benzeyen ağaçlardan ve ağaçları delmeye çalışan ayın sisli ışığından başka bir şey göremedi. Artık bir karar vermeli, yanlış yöne de gitse bu ormandan çıkmalıydı. Ama kardeşinin söylediğine göre bu orman uçsuz bucaksız, kocaman bir araziydi. Buradan nasıl çıkacağını bilmiyordu, hayatta kalacağını bile... Sesi tekrar duyduğunda, birilerinin gerçekten yardıma ihtiyacı olabileceğini düşündü. Bir yandan arkasına bakmadan buradan gitmek, diğer yandan da yardım isteyen o kişi bulup onu kurtarmak istiyordu.</p>
<p>“Arkana bak Poyraz, beni göreceksin. Beni çıplak bedenimden tanıyacaksın.”</p>
<p>Poyraz kaşlarını çatarak ağır ağır arkasını döndü. Biraz bakındıktan sonra karanlığa rağmen onu fark etti. İşte oradaydı. Yemyeşil ağaçlarla kaplı bu kocaman ormanda, bir derenin kenarında tek başına kalmış çıplak bir ağaç. Tek bir yaprak bile bulunmayan dallar bir örümceğin bacaklarını andırıyordu, onu fark etmemek imkânsızdı. Poyraz oraya doğru ilerledi. Bu oydu. Bu, tablosunu yaptığı kanayan ağaçtı. Bunu anladığında tüyleri ürperdi. Ağaca uzun uzun baktıktan sonra etrafında bir tur attı. Dehşete düşmüştü. Gözlerini kocaman açmış, şaşkınlıkla ağaca bakıyordu. Bu ağaç, diğerlerinin aksine açık bir alanda olduğundan ay ışığından faydalanıyor, net bir şekilde görülüyordu. Ağacın dallarının ucundan ve gövdesinden süzülen kanlar ay ışığında parıldıyordu. Poyraz ellerini ağacın gövdesinde gezdirirken ağaç ona bir kez daha seslendi.</p>
<p>“Beni kurtar Poyraz!”</p>
<p>Poyraz aniden ellerini ağacın üzerinden çekti. Ellerinde bir ıslaklık hissediyordu. Ellerine baktığında, ağacın gövdesinden süzülen kana bulandığını fark etti. Bu onu daha da korkuttu. Ellerini, hızlı hareketlerle üzerindeki pijamasına sürterek temizlemeye çalıştı. Pijaması da kana bulanırken ağacın tam dibinde, zeminde bulunan bir yer Poyraz’ın dikkatini çekti. Diğer bölgelere göre daha yüksek, kabarık bir toprak yığını vardı. Bu anı daha önce de yaşadığını anımsadı. Başını kaldırıp, donuk gözlerle ağaca bakarak aynı anda mırıldandı.</p>
<p>“Seni kurtaracağım ağaç. Seni kurtaracağım!”</p>
<p>Poyraz yere, dizlerinin üzerine çöktü ve ellerini kullanarak, var gücüyle kabarık alanı kazmaya başladı. Ne kadar sürdüğünü anlayamadığı uzun bir sürenin sonunda çukura ulaşmıştı. İşte oradaydı. Etleri kurtlar ve böcekler tarafından öğütülmüş, yalnızca deri ve kemikten oluşan, toprak ile bütünleşmiş bir beden. Bu beden, kanayan ağacın kurtulmak istediği kâbustu. Poyraz’ın kâbusu ise her ikisi...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İNSAN VARDI</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-vardi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-vardi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_688dbdae2b199.webp" length="12528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 Aug 2025 10:27:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emre Coşar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>.... O sabah büyükannem fısıltıyla söyledi:</p>
<p>“Bir zamanlar insan diye biri vardı.”</p>
<p></p>
<p>Kafamı kaldırdım.</p>
<p>“Neydi o?” dedim.</p>
<p>Bana masal anlatır gibi baktı.</p>
<p></p>
<p>“Bir varmış... bir yokmuş,” diye başladı.</p>
<p>“Adı İnsan’mış. Gönlü varmış, sesi yumuşakmış. Eli uzanırmış, gözleri konuşurmuş. Kalbinde bir ev olurmuş; herkes girermiş. Kimse kapıda kalmazmış.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>---</p>
<p></p>
<p>“Sonra ne olmuş babaanne?”</p>
<p>Büyükannem bir süre sustu.</p>
<p>Sonra derin bir nefes aldı:</p>
<p></p>
<p>“Sonra İnsan, kendi yolunu kaybetmiş.</p>
<p>Kendi evini, kendi kalbini unutmuş.</p>
<p>Başka evlerin soğuk duvarlarına sığınmış.</p>
<p>Kendi sesini duyamaz olmuş.</p>
<p>Öyle çok konuşmuş ki, kendi kalbinin sesini bastırmış.</p>
<p>Öyle çok koşmuş ki, kendine hiç varmadan yorulmuş.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>---</p>
<p></p>
<p>“İnsan kötü biri miymiş?” diye sordum.</p>
<p>Babaanne başını salladı:</p>
<p>“Hayır yavrum… İnsan, hem çok iyiymiş hem de çok yanlış.</p>
<p>İyiliği unutmuş bazen, hatırlayınca gözyaşını dökmüş.</p>
<p>Ama hiçbir zaman kötü doğmamış.</p>
<p>Yüreğinin derininde bir ışık varmış, karanlıkta bile yanarmış.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>---</p>
<p></p>
<p>“Peki şimdi nerede?”</p>
<p>Babaanne camın dışına baktı.</p>
<p>“Belki sokakta yürüyen kalabalıklarda saklıdır.</p>
<p>Belki bir çocuğun gülüşünde,</p>
<p>bir annenin duasında,</p>
<p>bir askerin veda bakışında saklıdır.”</p>
<p>Sonra elimi tuttu:</p>
<p>“Belki de… senin içinde büyümek istiyordur.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p>---</p>
<p></p>
<p>Bir süre sessizlik oldu.</p>
<p>Babaanne hafifçe gülümsedi.</p>
<p>“İnsan diye biri vardı, yavrum,” dedi.</p>
<p>“Sen hatırlarsan, yeniden olur.”</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAZAR KATLEDİLDİ!</title>
<link>https://fikirizleri.com/yazar-katledildi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yazar-katledildi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202507/image_870x580_6884128c92d8c.webp" length="23454" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 26 Jul 2025 02:05:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kerem DEMİR</dc:creator>
<media:keywords>Kerem DEMİR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>        * Çellist Vesislava Todorova'nın Çellosundan,</p>
<p>                                                "The  Godfather" parçası... *</p>
<p>                                      </p>
<p>                                              ... </p>
<p></p>
<p></p>
<p>"Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim." </p>
<p>                                                                       İncil</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Continental kilisede derin bir sessizlik hakimdi... Başpiskopos Richard JEREMY kürsüye çıktı ve kırışmaya yüz tutmuş çehresinden, masmavi gözbebeklerindeki derin üzüntüyle, elindeki methiyeyi okumaya başladı:</p>
<p>(Dudakları çok fazla kurumuştu, ses tonunu ayarlamak için kısık sesle bir buçuk kez öksürdü. Yutkunmaya çalıştı ama yutkunamadı.) </p>
<p>-Sayın Konsil, değerli Continental üyeleri ve aşağılık akrabalarım! </p>
<p>diye yankılandı kısık ve bitkin sesi... (Ancak çok sevdiği bir yakınını kaybedenler böyle bir suçlama duygusuna kapılabilirler ve ilk suçlamaya maktulün yakınlarından başlarlar.) Kilisedeki ölüm soğukluğu hissiyatı, daha da derin bir boyuta ulaştı ve herkesin burun kemiği sızlamaya, her birinin gözleri daha fazla dolmaya başladı. Biraz sonra gözyaşlarının frenleri boşalanlar için artık onları durdurmak hiç kolay olmayacaktı ve hepsi birden hıçkıra hıçkıra ağlayacaklardı. </p>
<p>-Sevgili kuzenim, çocukluk arkadaşım ve can dostum Mr. Hamilton Jeremy 'nin ölüm acısı ve de intikam duygusu yüzünden bu haldeyim... </p>
<p>(Yüzü tamamen solgundu... Derinden bir iç çekti ve artık tutamadığı gözyaşlarına rağmen devam edebildi. ) </p>
<p>-Onu bu kutsal yerde son yolcuğuna uğurlarken, burada herkesin bilmesini istediğim: Sizi temin ederim ki bayanlar ve baylar, can dostumun ölümüne sebep olanları bulana kadar, hiç uyumayacağım! Dinlenmeyeceğim! Sakalımı kesmeyeceğim! ve Tanrıya... Dua etmeyeceğim! </p>
<p>Mahzun bakışları öfke ile harmanlanmış olduğu sırada; gözleriyle onlara "hemen gel" işareti yaptı, aziz Petrus Nikola ve aziz Peter D'Artagnan tarafından iki kişi kollarına girilerek, böylelikle aşağı inebildi çünkü dizleri hiç tutmuyordu, ayakta durmakta çok zorlanıyordu. Başpiskopos Richard, geçmişte müthiş bir hukukçuydu ve uluslararası alanlardaki yüksek mahkemelerde, yargının en üst düzey makamlarında bile şöhretinden sıkça bahsedilirdi. Geçmişte politik sebeplerden dolayı avukatlık ofisini kapatmış ve artık bir din adamı olarak hayatına devam etmeyi seçmişti...</p>
<p>                                              ... </p>
<p>Katolik mezarlığında, yağmurun şırıltısından başka çıt ses yoktu. Simsiyah takım elbiseler jilet gibi ütülenmiş; kadın, erkek, genç, yaşlı demeden, siyah güneş gözlüklerinin saklamaya çalıştığı gözyaşları, sessiz birer çığlık gibi yağmura karışıp süzülüyordu... Bu çok derin bir acıydı ve yıllar boyunca hatırlanacaktı. Henüz çok genç yaştaki büyük bir usta yazar, müthiş bir edebiyatçı, dev kaleminden yazdığı şaheser niteliğinde sanat eserleri ile, yüzyıllar boyunca topluma ayna tutacak, öldükten sonra bile halen birilerinin gönüllerini kazanmaya devam edecek ve asla onun üstün perspektifi, derinlemesine yüksek maneviyatı, güzel kalbi asla unutulmayacaktı. Öldükten yıllar yılar sonra bile o, her daim saygı ve rahmetle anılacak, kendinden sonraki nesillerin bile gönüllerini fethetmeye devam edecekti. </p>
<p>                                        ... </p>
<p>Üç ay öncesinde Mr. Hamilton Jeremy evinde sabah kahvesini yudumlarken, beklenmedik bir misafir kapısını çaldı. Ayağa kalktığında; cam motifli ahşap kapıdan, her zamanki mütevazi, güler yüzlü William'ın silüeti göründü. Hemen gidip kapıyı açtı. William devlet görevlisiydi ve ona bir telgraf getirmişti. </p>
<p>-Hoş geldin William, kaç para ödemem gerekiyor? </p>
<p>-Teşekkürler Mr. Jeremy. İki sterlin on pound efendim. </p>
<p>-Bugün harika görünüyorsun, gülümsemeye devam et! </p>
<p>-Sizi görmek güzeldi Mr. Jeremy, iyi sabahlar efendim. </p>
<p>Sabah sabah bu gizemli telgraf, New York'tan yazar arkadaşı Ms.Josephen tarafından gönderilmişti. Ms.Josephen, çok çekici bir kadın olduğu kadar üst düzeyde, saygın ve büyük bir usta yazardı...</p>
<p>-Sevgili meslektaşım Mr. Jeremy, eserlerinizi okurken kaleminize hayran kaldığımı sizden gizlemek haksızlık olurdu. Benim de yakın zaman önce katılmış olduğum Continental Yazar Topluluğu, bizler gibi usta yazarları bir araya getirmek için kurulmuş. Bilim kurgu, fantastik, macera, şiir, dram, gündem... Birçok farklı türde yazan büyük kalemler ve usta yazarların olduğu harika bir topluluk. Yazarlar olarak, her birimiz burada fikir alışverişleri yapabilir, birbirimize haber verebilir, birlikte toplumu aydınlatabiliriz ve böylelikle çok daha fazla okuyucu kitlesine eserlerimizi ulaştırabiliriz. Bu güzel toplulukta gerçek edebiyat tutkunlarına, bizlere katılmayı düşünürseniz, çok büyük sevinç ve onur duyarız. </p>
<p>Saygılarımla... </p>
<p>Araştırmacı Yazar Ms. Josephen OXFORD </p>
<p></p>
<p>  Mr. Jeremy; bir seksen boylarında, atletik yapılı, esmer tenli ve kelimenin tam anlamıyla çok yakışıklı bir İngilizdi. Gözleri aşırı keskin oluşuna rağmen, entelektüel bir hissiyat için nadiren numarasız gözlük takardı. Kimsenin sözünü kesmezdi, iyi bir dinleyiciydi. Ses tonu, konuşması ve diksiyonu o kadar düzgündü ki o kunuştuğu zaman çevresindekiler pür dikkat odaklanır, çıt ses çıkarmadan can kulağıyla herkes onu dinlerdi. Bir yazara da bu yakışırdı zaten. Onun oturuşunda ya da ayağa kalkarken kıyafetini düzelttiği sırada, yüksek seviyede bir karizma hissedilir, tüm hayran bakışlar kaçamak şekilde onun üzerine çevrilirdi. Hayranları sadece karşı cinsten ya da onun yaş grubundakilerden oluşmaz; kadın, erkek, çoluk çocuk, genç, ihtiyar herkes onu, yüzüne karşı açıkça överdi ve Mr. Jeremy bu durumdan çok utanırdı, burnunun tam ucu, boncuk boncuk terlerdi. O; yapay kokuları pek haz etmez, zira onun teni asla kötü kokmazdı. Birlikte oturduğu tüm kadınlar; onun kendine has, eşsiz ten kokusuna özellikle hayran kalırlar ve bunu çokça dile getirirlerdi. Bu genetik bir durumdu çünkü annesi, rahmetli babasının da Mr. Jeremy ile aynı ten kokusu olduğunu söylerdi. Simsiyah; uzun kaşlarının altındaki anlamlı, derin ve oldukça zeki, kurdumsu bakışları ve gözleri ile gözbebeklerinin aynı tonda koyu parlak siyah rengi sayesinde, onun gözbebekleri doğuştan kamufle olmuş gibiydi, gözlerine yakından bakınca bile gözbebeklerini görebilmek pek mümkün değildi. Bu sebepten bakışları çok canlı, çok çarpıcıydı. Yüzüne baktığı insanların adeta ruhlarına dokunur, bakışlarıyla onları övebilir, sevebilir, hatta kimilerini sadece bakışlarıyla dövebilirdi. İlk intibada sert ve keskin mizacının derinliklerinde yatan sessiz fırtınaları, saklı çölleri ve onun dışarı değil de içeri doğru ağlayabildiğini sadece ve sadece onun gibiler anlayabilirdi, gerisi fasa fisoydu. </p>
<p>                                       ...</p>
<p>Bu tatlı davet üzerine iyi veya kötü kendisine her telden arkadaş edinebilen, belki yüzlerce arkadaşı bulunmasına rağmen yalnızca birkaç sadık dostu olan Mr. Jeremy, hızlıca hazırlandı ve meşhur İngiliz klasiği Rolls-Royce arabasına atlayıp kendisini beklemekte olan arkadaşının yanına doğru efendice sürmeye başladı. Bu arkadaş; erken yaşına rağmen yedi büyük günahın tamamını işlemiş ve hatta dokuzuncuyu ve onuncuyu bile türevlemeyi başarmış, genç bir yetenekti! Korkutucu derecede zeki; bazen çocuksu ruhlu, komik espriler yapan ve genellikle de soğukkanlı, sakin ve uykusuz biri olan bu adam, Mr. Jonathan'dan başkası değildi. Mr. Jonathan, yanında oturan dokuz yaşındaki yeğeni Mr. Wilfred Matthew ile birlikte Mr. Jeremy'i Londra'da her zamanki buluştukları Sam's Riverside restaurant bahçesindeki denize bakan tarafta, asma köprüye yakın her zamanki masada karşıladı. Her ikisi de çok birikmişlerdi fakat çocuğun yanında her şeyi konuşamazlardı. </p>
<p>-Aziz dostum, seni görmek ne kadar güzel. </p>
<p>-Seni de öyle Jonathan. </p>
<p>-Heyy kimler var burada! Mr. Wilfred Matthew! Bu sürpriz ne kadar da hoş. Nasılsınız Bayım? </p>
<p>-Teşekkürler Mr. Jeremy. Gelmenize çok sevindik efendim. Ayrıca, arabanız çok güzelmiş. </p>
<p>Mr. Jeremy, Wilfred Matthew'ın vaftiz babasıydı. </p>
<p> Papa Aziz Gregorius, ağır günahkar olduğu için amcası Jonathan'ı vaftiz babası olarak uygun bulmamış, onun yerine yakın arkadaşı Mr. Jeremy'i vaftiz babası olarak seçmişti. Kırmızı şarapla kutsanmış, kutsal ekmekten çiğnemişlerdi... </p>
<p>Öğleden sonra saat 14:00 civarında, yumurta, pastırma, sosis, pişmiş fasulye, mantar, domates, puding ve kızarmış ekmek içeren bir menü sipariş ettiler. Bu tür modern kahvaltıların saati bazen 15:00'e kadar bile sürebilirdi. İngiltere'de bu durum, güneşli bir gün ortasında aniden yağmur başlaması gibi gayet normal kabul edilirdi. İki sağlam dost epey arayı açtıktan sonra tekrar bir araya gelmiş ve çocuğun yanında konuşulabilecek konular kısıtlıdır. Biraz düşündükten sonra Mr. Jonathan alnından; kaşlarının üzerine doğru dökülen kumral, kıvırcık saçlarının arasından zeki, sempatik, delici bakışlarıyla ve emaneten yüzüne takındığı muzip gülümseme ile:</p>
<p>-Eevett, lütfen önce sen başla Jeremy! </p>
<p>(Cevap gecikmedi) </p>
<p>-Pekala, Sayın Centilmen! </p>
<p>(Kısa bir gülüşme, kısık seslerle)</p>
<p>-Bugün bir telgraf aldım, dünya çapında bir arkadaş grubuna beni davet ettiler ve hepsi de benim meslektaşım. Continental Yazar Topluluğu... Sanırım onlara katılacağım ve bunun için heyecanlıyım, ayrıca sevinçli olduğum kadar da tedirginim. Umarım içlerinde kibirli insanlar yoktur. </p>
<p>-Tebrikler Mr. Jeremy. Yazar meslektaşlarınızla birlikte olmanız eminim size kendinizi çok daha iyi hissettirecek, müthiş arkadaşlar listenize birkaç yeni birey daha ekleyeceksiniz, bu harika bir duygu, heyecanlanmakta haklısınız. Ayrıca lütfen endişelenmeyin, Continental Yazar Topluluğu'nda kendinizden daha ukala birine rastlayacağınızı sanmıyorum, bu konuda kimse sizinle yarışamaz!</p>
<p>(Aynı anda sesli gülüşme) </p>
<p>Gülümsemenin getirdiği bir iç çekme ardından ve halen yüzünde yapışılı kalan gülümseme ile arkasına yaslanarak:</p>
<p>-Eevett Mr. Jonathan! Eşsiz bir sohbetiniz var, sizi dinlemeye devam etmeliyiz. Pekala sizde haberler nasıl, umarım her şey yolundadır? </p>
<p>-Elbette yolunda, Ms. Martha Matthew iş görüşmesine Chicago'ya giderken bana da sevgili yeğenim Wilfred'i bıraktı. Tam bir hafta boyunca Wilfred ile beraber piyasanın içinden geçeceğiz, düşünebiliyor musun! </p>
<p>(...) </p>
<p>-Harika bir amcasın Jonathan, eminim Mr. Wilfred senin yanında harika vakit geçirecektir. Siz ne düşünüyorsunuz Bayım? </p>
<p>-Eğlenceli görünüyor efendim. Sizlerle olmak güzel. </p>
<p>-Sen ne akıllı bir çocuksun böyle! Jonathan, istediği her zaman lütfen onu benim yanıma getir. Seni bu arabayla gezdiririm, ayrıca atıştırmalıklarda ve pastalarda hiç sınır yok. </p>
<p>                                              ... </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YARIM KALAN DİZE</title>
<link>https://fikirizleri.com/yarim-kalan-dize</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yarim-kalan-dize</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6956775e4b02a.webp" length="40310" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 09:40:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>YARIM KALAN DİZE</p>
<p>Sabahın ilk ışıkları okulun koridorlarına henüz dokunmamıştı. Camlardan içeri süzülen loş aydınlık, duvarlara yorgun bir sabah gibi çarpıyordu. Sınıf yavaş yavaş dolarken, Edebiyat öğretmeni içeri girdi  - elinde titizlikle katlanmış birkaç kâğıtla.</p>
<p>Masaya çıkıp uğultuyu susturdu ve konuşmaya başladı:</p>
<p> “Bu dönem özel bir şiir projesi yapacağız. Konu: Kırılmış Kalplerin Şiiri.</p>
<p>Eşleşmeler kurayla olacak. Şiir, iki kalbin sesi olacak.”</p>
<p>Sınıfta bir uğultu yükseldi önce. Sonra merak sessizliği getirdi. Kura kâğıtları dağıtılırken, Lara ve Deniz göz göze geldi. Sanki bir anlık, kâğıttan önce kader konuştu.</p>
<p></p>
<p>Ve o an...</p>
<p>İsimlerini aynı satırda okudular.</p>
<p>İşte o an başladı her şey.</p>
<p>Bir şiirle. Belki de, bir yara izinin satır arasıyla.</p>
<p>Lara, sessizliğini taşıyan bir kızdı.</p>
<p>Gözleri uzak bir kuyunun içiydi—bakarken içine düşerdi insan.</p>
<p>Deniz ise kelimelere sığınan bir çocuktu.</p>
<p>Hep gülümsediği sanılırdı ama içinde sessizce bekleyen fırtınalar vardı.</p>
<p>İlk çalışmayı okul kütüphanesinde yaptılar.</p>
<p>Deniz defteri açtı. Kalemi aldı. Yazdı:</p>
<p> “Beni sevmene gerek yok,</p>
<p>Yeter ki gözlerin biraz kalsın üstümde.”</p>
<p>Lara bir süre sustu. Parmakları satıra dokundu, sanki kelimelerin acısını hissetmiş gibi.</p>
<p>Sonra defteri aldı, ekledi:</p>
<p>“Beni sevmene gerek yok,</p>
<p>Çünkü ben sevmekten yoruldum.”</p>
<p>O cümle, Deniz’in içine battı.</p>
<p>Kelimelerin gücüne ilk kez bu kadar çaresiz kaldı.</p>
<p>Sanki Lara, şiirle değil, kalbiyle konuşmuştu.</p>
<p></p>
<p>Günler geçti.</p>
<p>Deftere satırlar eklendikçe, aralarındaki sessizlik de değişti.</p>
<p>Lara her zaman mesafeli kaldı.</p>
<p>Onun “evet”leri bile şüpheyle sarılıydı.</p>
<p>Çünkü geçmişi, güveni küle çevirmişti.</p>
<p>Deniz her gün bir adım attı.</p>
<p>Bir kelimeyle, bir mısrayla…</p>
<p>Ona koşmuyor, onun yanında yürüyordu.</p>
<p>Bir gün Lara sordu:</p>
<p>“Neden bu kadar ilgilisin?</p>
<p>Bu… sadece bir şiir projesi sonuçta.”</p>
<p>Deniz sustu.</p>
<p>Sonra başını eğdi, yavaşça gülümsedi ama gözlerinde ince bir kırık parladı:</p>
<p> “Ben şiiri değil… seni yazıyorum.</p>
<p>Ve sen hiç okumuyorsun kendini.”</p>
<p>Sunum günü geldi.</p>
<p>Sınıf sessiz, gözler onlardaydı.</p>
<p>İkisi de ellerinde şiirle tahtanın önünde durdu.</p>
<p>Ama bu sadece bir okuma değildi.</p>
<p>Bu, iki kalbin çıplaklığıydı.</p>
<p>Deniz başladı:</p>
<p>“Kalbimle geldim yanına, ellerim boştu,</p>
<p>Sevgimi sakladım, gözlerinin kuytusunda…”</p>
<p>Lara devam etti, sesi titrekti ama gerçekti:</p>
<p> “Ama güven dediğin şey,</p>
<p>Bir kez kırılırsa, yerine konmaz ki…”</p>
<p>Bir an herkes sustu.</p>
<p>Sınıf, artık bir sahneydi.</p>
<p>Ve Lara, beklenmedik bir şey yaptı.</p>
<p>Sayfadan ayrıldı. Gözlerini Deniz’e çevirdi:</p>
<p> “Sen… şiirin en yaralı kelimesisin.</p>
<p>Ama belki de, en doğru cümlesisin.”</p>
<p>O an, kalabalığın ortasında iki yalnızlık buluştu.</p>
<p>Sözsüz bir sığınma, gözlerde kurulan bir evdi orası.</p>
<p></p>
<p>Haftalar geçti.</p>
<p>Projeleri okul birincisi seçildi.</p>
<p>Ama Lara hâlâ temkinliydi.</p>
<p>Deniz hâlâ sabırlıydı.</p>
<p>Bir gün, okul çıkışında Deniz eline küçük bir kâğıt tutuşturdu.</p>
<p>Sadece bir cümle yazılmıştı:</p>
<p>“Sen ‘evet’ deme, ben beklerim…</p>
<p>Yeter ki yarım kalma.”</p>
<p>Lara o kâğıdı uzun uzun tuttu.</p>
<p>İlk kez biri, ondan aşk değil; umut istiyordu.</p>
<p>Ve o an, kalbinin en kırık yerinden usulca bir fısıltı döküldü:</p>
<p>“Belki… bu kez şiir biterse güzel olacak.”</p>
<p></p>
<p>Çünkü bazı dizeler,</p>
<p>bir kalbin susmayı bırakmasıyla tamamlanır.</p>
<p>Ve bazı şiirler,</p>
<p>bir “belki”nin içinden doğar.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Selahattin ve Sihirli Hoparlör</title>
<link>https://fikirizleri.com/selahattin-ve-sihirli-hoparloer</link>
<guid>https://fikirizleri.com/selahattin-ve-sihirli-hoparloer</guid>
<description><![CDATA[ Selahattin ve Sihirli Hoparlör ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_6860f6e0ace1b.webp" length="49362" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 16:46:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Selahattin ve Sihirli Hoparlör<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yine o lanetli ışık. Dolaptan sızıyordu. Bildiğin mor renkte atan bir kalp, karanlıkta göz kırpan bir hortlak gibi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Selahattin, İstanbul’da bir kamu kurumunda çalışan, bekâr, yalnız ve bazı korkularla mücadele eden bir adamdı. </span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">38 yaşındaydı ve annesi "Evlenemedin gitti" diye darlıyordu. H</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">er gün arayıp:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Selahattin’im... sesin yorgun geliyor evladım, ateşin mi var yoksa? Tavuk suyu çorbası yaptım, getireyim hemen” diye devam ediyordu ki, az geçmeden kapı çalıyor ve üst komşusu Nezaket Teyze çat kapısında:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Seni camdan gördüm Selahattin oğlum, yüzün soluktu. Annen tembih ettiydi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Tavuk kaynattım yavrum, hemen sana bir çorba yaptım. Yatmadan iç mutlaka iyi gelir, şifadır şifa!” diyerek bir kavanoz çorbayı eline tutuşturuyordu.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karabıyık: Sucuğu kim yedi?</title>
<link>https://fikirizleri.com/karabiyik-sucugu-kim-yedi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/karabiyik-sucugu-kim-yedi</guid>
<description><![CDATA[ Karabıyık: Sucuğu kim yedi? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_6859b8185dce2.webp" length="31178" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 23:25:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Karabıyık: Sucuğu kim yedi?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">O Sadece Bir Kedi Değil.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>O, Karabıyık. 9 canlı bir efsane.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Mutfakta bir tıkırtı, perdede bir gölge, derinlerden gelen bir mırıltı, aniden ortaya çıkan bir Tazmanya canavarı… James Bond'un tüylü hali. Polat Alemdar’ın kedi kılığına girmişi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><br>Tek bir zayıf noktası var: SUCUK<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Karabıyık simsiyah, kaslı. Henüz gençliğinin baharında. Özgüven tavan, Gözleri lazer gibi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Müthiş bir gözlemci, sinsi, intikamcı ve zalim. Onu balkonda gören kuşlar dua okur, uçuş rotalarını değiştirir.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Çünkü Karabıyık, sıradan bir kedi değil, tek başına bir örgüt.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Halen anlatılan bir efsaneye göre, bir zamanlar, üst mutfak dolaplarında, kilit altına alındığı için güvede sanılan ödül mamasına ulaşmak için, 3 gün stratejik planlama yapmış. Sabır, zekâ ve azimle ödül mamalarını ele geçirmeyi başarmış ve afiyetle yemiş.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yapılan tüm tetkik ve tahkikatlara rağmen, olay faili meçhul kalmış.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kapalı dolaba nasıl erişim sağladığının sırrı henüz çözülememiş bir muammadır. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Tek bilinen insan kızın firketesi, evin diğer kedisi Dumanın yattığı yerde, yarısı yenmiş bir ödül maması paketinin yanında bulunmuş.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Her ne kadar Duman azarı işitse de herkes failin Karabıyık olduğuna emindir.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kayıp diğer ödül mamalarının akıbeti bilinmemektedir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Evin diğer sakini Duman, Gri renkli, tombul, ifadesi sürekli “ben ne yaptım ki” şeklinde, günün 18 saatini yastık üstünde uyuyarak geçiren, geri kalan zamanlarda ise en fazla camın kenarında dışarıyı seyrederken kendini yalayarak hijyen ve temizliğine özen gösteren ağırbaşlı bir kedidir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Duman’ın hayat felsefesi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Kapta varsa mama yerim. Yoksa kader.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir keresinde Karabıyık’ın planına kazara dahil olmuş, hâlâ olayın ne olduğunu anlamamıştır. Karabıyık her zamanki gibi yine kapısı kapalı duran mutfağa girmeyi başarmış, tezgâhın üzerine soğumaya bırakılmış tencerenin kapağını dikkatlice açıyorken, Duman da kader bu ya o sırada kapıyı aralık görüp içeri girmiş. Neler oluyor oradan diye bakarken, Karabıyık tencereden bir köfteyi patisi ile kaptığı gibi Duman’a fırlatmış. Tam o sırada içeri giren ev sahibi Duman’ı köftenin başında görüp, azarlayarak ensesinden tuttuğu gibi odaya kitlemiş.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>O sırada etrafta Kayabıyık’tan bir iz bile yok... Hayalet misali, bir tüyünü bile bırakmadan ortadan yok olmuş.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sonrasında evi dolaşan kadın insan, Karabıyık’ı balkonda derin bir uykuda bulmuş “Annemm sen burada mıydın? Hadi gir içeri üşüteceksin diye” sırtını sevgiyle okşamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gelgelelim ne olduysa asıl o Pazar sabahı başladı!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Saat sabah 08:06. Evde kış havası, kalorifer sıcak sıcak yanıyor. İnsan adam erken uyanmış mutfağa girdi. Canı kahvaltıda sucuklu yumurta çekmişti.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Buzdolabından iki yumurta, bir paket dilimli sucuk ve tereyağı çıkardı. Evin diğer fertleri uyurken keyifle kahvaltı etmek istemişti.<br><br>Tavaya önce bir kaşık tereyağı attı. Ardından sucuk dilimlerini dizdi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Karabıyık o sırada gece yorgunu salondaki köşesinde uyuyordu. Kokuya uyandı. Gözlerini yavaşça açtı. Burnu hafifçe titredi. Gözleri büyüdü. Tüyleri dikeldi. Patisi istemsizce seğirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“...SUCUK.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tavada tıslayan o dairesel, yağlı, hafif baharatlı halkalar... Kutsal bir çağrı gibiydi.Sanki geçmiş ataları kulağına fısıldamıştı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">"Kalk Karabıyık kalk hemen... sucuk seni çağırıyor..."<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İnsan birkaç dilimi pişirdi, geri kalanını streç filme sardı. Buzdolabının alt rafına yerleştirdi. Dolabı kapattı. Hiçbir şey olmamış gibi çay demlemeye geçti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“O paketi... buzdolabına koymayacaktın hayır hayır...”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bu sırada tavadan gelen ses:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Cısss...cısss...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sucuk kokusu evin içine yayılmaya devam ediyordu bütün duyuları sarıp sarmalıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Baharat, yağ, sarımsak biraz da o gizemli “anne evi” kokusu...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Karabıyık oradaydı gözlerini bile kırpmadan sessizce gölgelere sinmiş kendini kokunun cazibesine kaptırmıştı. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Kafasında tek bir hedef vardı artık: SUCUK.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Harekât planını gözden geçirmeye başlamıştı bile:<br>Evin tüm üst dolapları çocuk kilidiyle korunmuştu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Tüm "yüksek riskli bölgeler" bantlıydı ama hiç kimse buzdolabına kilit takmazdı. Çünkü kimse buzdolabını açabilecek bir kedi olduğunu düşünmezdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ama Karabıyık bir kedi değildi o kasa uzmanıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Streç film? Sorun değil.<br>Soğukluk? Dayanılır.<br>Dolap kapısı? İşte o, bir sorun. Evet zor olabilir ama hiçbir şey imkânsız değil.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Aşama 1 – Plan: Buzdolabı Operasyonu “Sucuk Tango”<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İlk gece Saat 03:00 suları.<br>Karabıyık mutfakta. Dolap önünde tırmalama çalışmaları. Stratejik, jeopolitik, morfolojik saha çalışması<br>Sonuç: Su içmeye kalkan insan gelip ayağıyla uzaklaştırdı. Elbette bu Karabıyık’ı yıldıramazdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Aşama 2- Rakibi iyi tanı, zayıf yönlerini öğren <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İkinci gece: Kafası buzdolabının lastik kısmında. Patisiyle çeker. Lastik gerilir.<br>Biraz boşluk oluşur ama sonra tekrar kapanır. Tırnağı ile delik açmayı umar canı yanar. Yine olmadı. Düşman zorlu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Karabıyık not alır.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Bu işi yüksek teknolojik aletler olmadan başaramayacağımı anladım “ <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Aşama 3 – Mühimmat temini: <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Üçüncü gece: Evin kızının saçından ustalıkla çaldığı firkete ile dolap contasını çekiştirir. Kapak hafif aralanır ama... yetmez. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Aklına paspas sapı gelir, ne var ki Duman, mühimmat dolabının önünde horul horul uyumaktadır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Karabıyık hemen radyatörün arkasındaki gizli zulasından bir ödül maması çıkarır.<br>Duman’a doğru yuvarlar. Mama Duman’ın burnuna çarpar.<br>Duman gözlerini açar. Bakışlar: "Hı? Bana mı?"<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Mırıldanır:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Vaaay Karabıyık... Sen böyle iyi biri miydin hep?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Karabıyık cevap vermez. Rüşvet verilmiştir. Duman yerinden sessizce kalkar salondaki yastığının üzerine kurulur ödül mamasını keyifle yer. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Karabıyık’ın önündeki son büyük engel de ortadan kalkmıştır artık. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yastığın üstünde Duman diğer ev halkı gibi horul horul uykuya dalarken, Karabıyık mesaisine devam eder, paspası sapından ayırır.<br>sapı kâh yuvarlayarak kâh sürükleyerek mutfağa getirir. Buzdolabının altına bir kaldıraç gibi sıkıştırır.<br>Çek...İt... Çek...İt...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tıııııkkkkk...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Açıldı ve artık içeride...<br>Aradığı poşeti görür, gözleri dolu dolu bir süre seyreder. <br>Streç film: tamam, <br>Soğuk: önemli değil.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sonunda: işte tam patisinin ucunda bir halka sucuk.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Paketin ucunu dişiyle tutar. Dışarı çeker. Buzdolabının kapısını kapatır. Paspas sapını da buzdolabının altına iterek delilleri yok eder. <br>Sonra sucukları teker teker paketten çıkarır.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yumuşak, baharatlı, kutsal dilimleri yerde biriktirir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İlk dilimi adeta çiğnemeden yutar. İkinciyi kemirir. Üçüncü dilimle yerde yuvarlanır adeta tango yapar. Yağ dudağına bulaşır. Tüyleri kabarır. Kısık bir mırıltıyla kendinden geçer.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">"Ben yokum... sadece sucuk var..."<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sucuk sarhoşluğuyla son 2 dilimi yalar, koklar sonra onları sessizce dişlerinin arasına alır. Onları, yastıkta hâlâ poposunda pireler uçuşan Duman’ın yanına, usulca bırakır. Birini patisinin altına diğerini kafasının yanına…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sonra salondaki koltuğun arkasındaki gizli köşesine geçer, huzurlu bir uykuya dalar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sabah erken İnsan Kadın uyanır. Uyku mahmuru mutfağa yönlendiğinde ayağına bir şey dolanır eğilir ve o an görür: Mutfak zemininde sucuk paketi. Halının ucundaki yağlı pati izleri onu doğruca salona yöneltir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Duman: Hâlâ horul horul uyumaktadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İnsan kadın: “DUMAN! AĞZINDAKİ NE?!” diye bağırır. Suratında yapışmış sucuk dilimiyle Duman uykulu gözlerini açar. Miyavlamak ister ama o sırada yanağındaki sucuk yastığa düşer. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Boş boş bakar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben mi yedim? Yani… olabilir…belki”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Karabıyık?<br>Koltuğun arkasında patisindeki son sucuk kırıntılarını keyifle yalamaktadır.<br>Plan kusursuzdur.<br style="mso-special-character: line-break;"><!-- [if !supportLineBreakNewLine]--><br style="mso-special-character: line-break;"><!--[endif]--><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Karabıyık’ın İnsancıklara notu:<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tüm dolaplara kilit takabilirsin.<br>Sucuğu streç filme sarabilirsin.<br>Eve kamera bile koyabilirsin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gelgelelim Karabıyık’ı durduramazsın. Çünkü o, sadece bir kedi değil.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>O, görev bilinciyle beslenen, baharatlı hedeflere susamış hayalet bir ajandır. 009 Bıyık – Karabıyık!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ve evde sucuk varsa…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bil ki aslında yoktur…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SİYAH BEYAZ AŞK</title>
<link>https://fikirizleri.com/siyah-beyaz-ask</link>
<guid>https://fikirizleri.com/siyah-beyaz-ask</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_68570058080cf.webp" length="28910" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Jun 2025 21:57:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek G. Duman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Siyah ve beyaz meftun olmuşlar.</p>
<p>Siyah, beyazı gördükçe yanmış tutuşmuş.</p>
<p>Beyazın ise haberi yokmuş bu kara sevdadan.</p>
<p>Siyah, geceyi boyamış</p>
<p>Dikkatini çekmek için beyazın.</p>
<p>Yıldızlar ufalamış üstüne.</p>
<p>İnsanoğlu, yıldızı olağanüstü sanmış.</p>
<p>Tapmaya başlamış.</p>
<p>Siyah anlayamamış insanoğlunu.</p>
<p>Beyaza ise aşkını gösterememiş.</p>
<p>Derken, dolunayı çıkarmış sahneye.</p>
<p>Aşkını anlatmış, binbir derdime deva ol dercesine .</p>
<p>İnsanoğlu bu kez dolunaya ayinler düzenlemiş.</p>
<p>Bütün bir yılı ona göre planlamış.</p>
<p>Siyah şaşkın gözlerle izlemiş.</p>
<p>Dolunay'ın yıldızlarla buluşan görsel şöleni ise</p>
<p>Beyazı kendine hayran bırakmış.</p>
<p>Siyah, ürkek adımlarla aşkını iraf ederken,</p>
<p>Beyaz, Güneş'i koymuş dünyanın merkezine.</p>
<p>Sen varlığımdan bile habersizken,</p>
<p>Bende sana yangımdım dercesine.</p>
<p>Siyah, beyazın aşkından emin olunca,</p>
<p>Gizli kalan tüm çirkinliklerini sergilemeye başlamış.</p>
<p>Sevildiğinden emin olunca küstahlaşmayı</p>
<p>İnsanoğlundan öğrenmiş.</p>
<p>Mavi, turuncu, pembe, kırmızı....</p>
<p>Siyahın kalbinde açtığı yaraları</p>
<p>Gökkuşağı renkleri ile kapatmaya çalışmış.</p>
<p>İnsanlar bu kez gökkuşağına tapmaya başlamış.</p>
<p>Siyah'ın duygularına ulaşamayan Beyaz,</p>
<p>En çok da kendinden ödün vermiş.</p>
<p>Tüm kırgınlıkları üstünü örtükçe örtmüş.</p>
<p>Ve gri çıkmış sahneye</p>
<p>Beyaz rengini kaybetmiş.</p>
<p>Gökyüzü grileşmiş,</p>
<p>Bulutlar grileşmiş,</p>
<p>İnsanoğlu bile renklerini kaybetmiş...</p>
<p>Dünya renklerini kaybedip griye boyanırken,</p>
<p>Siyah, sevginin değerini anlamayan insanoğlundan farksızmış. </p>
<p>Beyaz tüm saflığını, Siyah için kaybetmiş.</p>
<p>Solmuş ve yok olmuş</p>
<p>İnsanoğlu ise tapınacak bir şey bulamamış.</p>
<p>Siyah kendi elleri ile kaybettiği aşkı için solarken,</p>
<p>Beyaz,siyahın aşkı yüzünden yok olmuş....</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>VIZBEY’İN BODRUM GÜNLÜKLERİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/vizbeyin-bodrum-gunlukleri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/vizbeyin-bodrum-gunlukleri</guid>
<description><![CDATA[ VIZBEY’İN BODRUM GÜNLÜKLERİ ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_6855509c2f3e6.webp" length="36504" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 20 Jun 2025 15:14:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">VIZBEY’İN BODRUM GÜNLÜKLERİ<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">YAZAN: BİKE S. DEMİRKIZ<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoListParagraph" style="text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1;"><!-- [if !supportLists]--><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-list: Ignore;">1.<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">     </span></span></span></b><!--[endif]--><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gün – Check-in<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sıcaklık: 38°C | Kan Durumu: Turist tipi A+ bol | Uçuş yoğunluğu: %45<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sabah 04.00. Vızzelda beni kafamdan dürttü.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Uyansana be adam! Bavulu dün akşam hazırlasaydın ya. Her şeyi yine bana bıraktın.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bu evde her işi ben mi yapacağım.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sabahlara kadar 3 kuruş kan bulacağım diye cebelleş, sonra eve gel adam osura osura uyusun.” “Haklısın karıcım çocuklar bir durmadı ki bütün gün, benim de içim geçivermiş işte” Sen şimdi az dinlen ben şimdi yapıveriyorum valizleri.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sabaha karşı, “Baba bu saatte niye uyandırıyorsun ya” diye viyaklayan üç küçük larvamız Vızsu, Vizlara, VIzhan, baldız Vızgül ile kocası Vızdık ve ergenus larvaları Vızcan, kaynana Vızdiyenur ve onun sabit fikirli ablası Vızlahat’la, (tabi kocalar çoktan sizlere ömür), hep beraber konvoy halinde yola çıktık. Yoldan da kendi annem Vızzade, annemin ablası Vızbahar teyzem ve bonus: Dünürümüz Vızeyla Hanım da konvoya eklendi. Yorucu bir uçuş sonrası Saat sabah 09.00’sularında Bodrum’a vardık. Ben ve bacanak Vızdık tüm bavulları ve çocukları sırtlayarak, oflaya puflaya Pansiyona girmeyi başardık. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Pansiyonun adı: Villa Hülyavız.<br>Bizi karşılayan Hülyavız Hanım’ın ta kendisi. Bir Sivrisinek, evet. Ama Bodrum tarzı:<br>Pembe gözlük, sarı parlak kanatlar yeni röfleden çıkmış belli, yüz göz estetik yaşını tahmin bile edemiyorsun ve elinde bir KanPOS cihazı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Villa Hülyavız’a hoş geldiniz sevgili Vızgilller. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bu sene fiyatları bir miktar güncelledik:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Havuz kişi başı 250 KanTL.<br>Gölgelik + şemsiye 100 KanTL.<br>Çocuk sinekse ekstra 200 KanTL, çünkü fazlaca vızıldıyorlar.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kaynana kıyameti kopardı:<br>“Bu kadar paraya Yunanistan’da bir ay Ağustos böceği gibi yer içerdik. Bir sivri sinek diğerine böyle yapar mı Hülyavız Hanım, her yıl ailecek geliyoruz ama bu kadarı da fazla artık? Bodrum sinekten bile yağ çıkarmaya başlamış, seneye istikamet belli oldu Yunan adaları. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Vizdiyenur hanımcım, ne yapacaksın ekonomik şartlar bizleri de zorluyor” “Hem Yunan adaları pek bir tehlikeli.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Her yer Yusufçuk kaynıyormuş, insanın memleketi gibi yok valla. Burada rahat edersiniz, hesapta bir şey yaparım güzel ablama, siz yabancı değilsiniz” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">2. Gün – Kadınlar Gecede, Erkekler Larva peşinde<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kadınlar akşam makyajlarını yapıp çıktılar, sabaha karşı 05.00'de rimeller akmış, kanatlar dağılmış halde ancak döndüler.<br>Bir koca olarak haliyle sordum:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Hanım neredeydiniz bu saate kadar?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Vızzelda ayakta zor duruyor, sarhoş: “Onca masrafı kolay mı karşılıyoruz sanıyorsun, tüm gece tam mesaideydik.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“105’teki İskoç turisti üç kişi ortak emdik. Alkol oranı yüksekmiş. Üzerine barda bir iki Kanadalı’ya rastladık ne aldılarsa artık ne zaman sabah oldu anlayamadık. Ay çok çakır olduk, hemen yatıyoruz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Baldız ekliyor:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Kanadalı üstelik veganmış. Biraz yavandı kanı ama, ehh... protein proteindir ne yapalım.” “Yalnız Bodrum eski Bodrum değil artık, tadı kaçmış buraların, mekanlar kan ağlıyor” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><br>Annem Vızzade mırıldanıyor:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bizim zamanımızda kadın sinekler gece adabıyla uçardı... Şimdi hepsi bar sineği olmuş, tövbe tövbe!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><br>Bu sırada Vızzelda suratıma bile bakmadan uyumaya gitti, gözleri kapalı talimatları sıralamayı unutmadı ama:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Sen çocukları erkenden havuza götürüver, onları güneşe çıkarma, gölgede yüzsünler. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ben de “tabi karıcım” deyip, sabah larvaları havuzun klorlu sularında bol bol yüzdürdüm. Peşlerinde koşturdum.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Diğer erkek sivrisinekler de aynı durumdaydı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kimi bebek bezi değiştiriyor, Kimi mango suyu şişesinde çırpınan larvasının peşinde, Kimisi gölgede sessizce göz yaşı döküyor. Bacanak Vızdık, oğlu ergenus Vızcan’ı gözüyle takip ediyor. Vizcan dişi ergenusların peşinde, şurada harika bir İngiliz biliyorum sizi kana götürebilirim diye her güzele yanaşıyor.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kızlarsa kendi aralarında kıkırdayarak vızlıyorlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Teyzeler balkona yayılmış dedikodu malzemesi arıyorlar:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bu sene gelen turist kalitesi çok düştü be kızlar... geçen sene İsveçli turistten bir yudum aldıydım, tadı hâlâ damağımda.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">3. Gün – Dünür Kavgası, Kan Savaşı<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Vızlahat Teyze sabah sabah tenhada kıstırdı beni ve gözümün içine baka baka:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Vızzelda senden önce kime yazıyordu biliyor musun? Bir orman sineğine. Pek de yakışıklıydı. Sen ne oldun? Limon çekirdeği gibi kaldın!” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kendi evde kalmışlığının intikamını böyle alıyor o da. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Baldız Vızgül seferden dönmüş, pek neşeli:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ay sabaha karşı İtalyan bir turist buldum, tam espresso kıvamında. Hızlı içiliyor, ağır çöküyor.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Benimse kahvaltım: karpuz çekirdeği ve bardaktan sehpaya akmış portakal suyu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bu sırada Havuz başında kaynanam Vızdiyenur ile Annem Vızzade her zamanki gibi birbirine girmiş:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Vızdiyenur :“Kızım evlendiğinden beri evi geçindireceğim diye sineklikten çıktı. Kan diye alkollü turist emiyor!” <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Oğlun ne işe yarar? Sabahtan akşama çocuk bezliyor. Kan bile ememiyor, neymiş kan tutuyormuş beyimizi!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Vızzade: Sanki çocukları anasının evinden getirdi. Senin kızın tutturdu üç de üç diye. Gençliğini yediniz oğlumun. Daha kariyerinin başındaydı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Çoluklu çocuklu bir adama dönüştü. Kim bilir evlenmese daha kaç çiçekten nektar emecekti evladım. Tıkıldı kaldı o emekli evine.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Baldız Vızgül ortamı yumuşatmak için konuyu değiştirdi hemen:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben bugün 203’teki Almanı kendime rezerve ettim, kimse karışmasın. Protein + B vitamini.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Vızbahar Teyze konuşmaya dahil oldu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Eskiden Bodrum’un kanı başka güzeldi. Şimdilerde her şey turşuya dönmüş. GDOlu galiba.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">4. Gün – Fiyatlar Uçmuş, Kadınlar Da<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bodrum’da gece uçuşu yapan kadın sivri sinek sayısı bir hayli artmış bu sene. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Ne var ki turist sayısı düşmüş, ne de olsa fiyatlar malum. Haliyle turist de kaçıyor tabi. Üstelik Afrika’dan kaçak gelen fırsatçı sinekler türemiş, bizim kadınların hedeflerine musallat oluyor. Bu da yetmezmiş gibi bir de hastalık saçtıkları için, insanlar bizlere daha da düşmanca yaklaşıyor. Anlayacağınız hanımlarımız için pabuç buralarda daha da pahalı bu yaz. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Şu bizim larvaları bir yolunu bulup Avrupa’ya gönderebilsek hayırlısıyla, bizden geçti ama bari onların gelecekleri kurtulsun.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Hülyavız Hanım bile dert yanıyor:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Eskiden her odada İngiliz, Fransız olurdu. Şimdi birinden Bulgar, diğerinden Hintli çıkıyor. Onlar da vejetaryen zaten. Artık bu zamanda sineğe bile bedava kan yok.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kaynana öte yandan yine sazı eline almış:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Seneye kesin Yunanistan’a gideceğiz. Eltimgiller yeni döndüler Adalara gemi turundan, anlata anlata bitiremiyorlar. Hem ucuz hem turisti bol diyorlar.”<br>“E elbette bürokrat evinde oturunca vize problemleri de yok, Ev sahipleri yeşil pasaportları ile, kâh orada kâh buradalar, eltimgiller durur mu, kamber misali her yerde enselerinde. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Bizim damatsa emekli evinde, çoluk çocuk bir göz odada kıt kanaat geçiniyor.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bırak Avrupa’yı ben destek olmazsam, Bodrum’da pansiyona bile zor gidecekler yavrucaklar. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">O sırada ben sessizce kola şişesinin arkasına saklanıyorum.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Bizim Larvalardan Vızsu rahat durmuyor, başımı ısırıyor. “Baba baba donmuş kan, donmuş kan” diye tutturmuş. Diğeri Vızhan şezlongda horlayan göbekli adamın üstünde zıplıyor, “yapma çocuğum adam uyanacak şimdi patlatacak kafana şaplağı”. Gözüm üçüncüyü arıyor, “Aa bak kerataya kendi başına havuza atlamış”.” Vızlara çık artık sudan hasta olacaksın giderayak”<br style="mso-special-character: line-break;"><!-- [if !supportLineBreakNewLine]--><br style="mso-special-character: line-break;"><!--[endif]--><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">5. Gün – Son gece <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ben günün yorgunluğundan perişan, Kadınlarsa geceye hazırlanma telaşında:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Vızzelda banyo aynasında rujunu tazeliyor. Vızgül kanatlarını parlatıyor, frapan bir makyaj yapıyor, az daha uğraşsa kelebek sanacaklar. Kaynana saçlarını kıvırmış, “dalgam doğal” diyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elti Vızeyla Hanım “Bu gece biz de bir kan emeriz canım, buraya kadar geldik boş mu döneceğiz. Yaş yetmiş ama damarlar hala yerinde.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bense bavulu topluyorum ertesi güne hazırlık.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>O sırada kendi annem omzuma konuyor:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Oğlum, boşan bu kadından rahat et. Biz sana Vızbahar teyzenle helal kan emmiş bir sinek buluruz. En azından geceleri evinde oturur.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Larvalar bu sırada birbirini ısırıyor. “Yapmayın çocuğum kanınızı temizlemekten canım çıktı bütün gün.” <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Ben onları ayırmaya çalışırken, arkamdan bir ses:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ayy vızıldamayı kesin adam uyanacak şimdi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hazır baldırı açılmışken, bir yolluk alayım şundan.” Ardından Vızlahat baldıra doğru bir sorti yapıyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Vızzelda son hazırlığını yapıyor, doğrusu güzelliği ile halen aklımı başımdan alıyor:<br>“Bu gece son gecemiz Vızbey.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Artık, kız kıza Bodrum gecelerine akma vaktidir.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sen de çocukları erkenden yatırıver yarın yola çıkacağız. Beni bekleme, sabah dönerim.”<i> <o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bütün yıl çok çalıştı karıcım eğlenmek onun da hakkı</span></i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> <i>tabi.</i> “Tamam karıcım siz eğlenmenize bakın, yollarda dikkatli olun Yusufçuklar buralarda da terör estiriyor diyorlar, karanlık sokaklardan geçmeyin sakın.” Diye tembihliyorum. O da yanağıma bir buse kondurmayı ihmal etmiyor sağ olsun!<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Fonda hafiften bir müzik duyuluyor “Bodrum, Bodrummm…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b>Kapanış Notu:</b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdi herkes uykuda. Kadınlar son gece uçuşundan döndü, larvalar yorgunluktan baygın. Ben ise bavulu kapattım, kanatlarıma soğuk bir gece esintisi çarpıyor. Bodrum’un o meşhur sessiz sabahlarından biri.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Baldız’ın Vıztagram’a yüklemiş olduğu fotoğraflara bakıyorum:<br><b>#SivriAmaHavalı #VızzeldaQueen #BodrumdaKan</b><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Benim etiketim?<br><b>#BabaBezDeğiştirirken</b><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">Her tatil gibi bu da bitti en nihayetinde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki tatil boyunca çocuk bezledim, karımın eve sağ salim döndüğüne emin olmak için sabahlara kadar uykusuz kaldım, kadınların vızıltısına katlandım ve üç beş şaplak yedim ama…her şeye rağmen ailecek bir aradaydık. <br>Seneye Yunan Adaları mı olur, yoksa yine Villa Hülyavız mı… kim bilir?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama şundan eminim:<br>Bu sivri sinek ailesi vızıldamayı da tartışmayı da birlikte gülmeyi de hiç bırakmayacak.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kan portakalı tadında vızıltılı günlerde görüşmek üzere.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>VIZBEY</b><o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BEYAZ ATLIYI BEKLERKEN</title>
<link>https://fikirizleri.com/beyaz-atliyi-beklerken</link>
<guid>https://fikirizleri.com/beyaz-atliyi-beklerken</guid>
<description><![CDATA[ BEYAZ ATLIYI BEKLERKEN ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_6853efa2d896c.webp" length="34436" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 14:08:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">BEYAZ ATLIYI BEKLERKEN<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>YAZAN: BİKE S. DEMİRKIZ<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Hatice 38 yaşındaydı. Evde kalmış demeyelim; evin içinde fazla kalmıştı. Gelinlik hayalini dantel örtülere, nişanlık ayakkabısını kutusuna, aşkınıysa cam silerken camdaki yansımasına emanet etmişti. Beyaz atlı prensi pencere önündedir diye fön çekilmemiş saçla perdesini bile aralamazdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her sabah pencereye çıkarken içinden geçirdiği cümle şuydu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Belki o gün bugündür…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama her sabah sadece karşı apartmanda oturan orta yaşlı Astsubay emeklisi Kadri Bey'in balkondan verdiği selam geliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hatice, annesi Müzeyyen Hanım'la birlikte Kadıköy’de üç katlı eski bir apartmanda yaşıyordu. Babası, O daha ilkokul çağlarındayken, bir sabah elinde poşetle kapıya yöneldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben sigara almaya çıkıyorum,” dedi.<br>“Nereye?” dedi Müzeyyen.<br>“Uzağa,” dedi. Kapıyı kapattı. Gitti. Bir daha dönmedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Geride sadece fısır fısır konuşan bir radyo ve içinde yarısı içilmiş bir çay bardağı kalmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Müzeyyen Hanım o günden sonra yalnızlığa alışamamış, “ben de biriyle başlayayım hayatıma” diyerek TV programlarına yazılmış, ama çaya çıktığı hiçbir damat adayını uygun bulmamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Karşı binada oturan emekli astsubay Kadri Bey, sabahları takım elbisesi, kravatı ve yakasına taktığı karanfil ile balkonundan karşıya seslenir ve karşılık bulma umuduyla el sallardı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Haticeeee! Sabah şeriflerin hayır olsun?”<br>Hatice ise açtığı perdeyi son hızla geri örterdi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Annesi ailece rahat ederiz umuduyla kızına arada sırada:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kızım Kadri Bey’in sende gönlü var sanki, ne olur bir sabah da güler yüzle günaydın desen.”<br>“İstersen sen de anne, hem yaşı sana daha uygun!” Diye kestirip atardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yan dairede oturan Semiha Teyze 70’ini çoktan geçmişti ama hâlâ taze gelin havasındaydı. Üç evlilik, beş nişan tecrübesi vardı. Şimdilerde Tik.tok’ta müstakbel kocasını bulma umuduyla videolar paylaşıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Balkondan Hatice’ye bağırdı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hatice kız! Bir arkadaşımın oğlu var seni tanıştırayım, boya badana işleri yapıyor, iyi de kazanıyormuş boylu poslu da maşallah!”<br>“Teşekkür ederim teyze şu an düşünmüyorum.”<br>“Kızım bu işler anca böyle. Beyaz atlıyı beklersen daha çok beklersin pencerede.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ben dördüncüyü kaçırdım, nasipse beşinciyi bekliyorum artık!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O sabah Hatice elinde meyve sebze torbalarıyla pazardan dönüyordu ki gözlerine inanamadı. Apartmanın önündeki direğe bembeyaz bir at bağlıydı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yanında esmerce uzun saçlı boylu poslu takım elbiseli biri duruyordu.<br>Kalbi çarpmaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İşte bu!” dedi içinden. “İşte o geldi!” Atın yanına yaklaşınca 20’li yaşlarındaki genç roman çocuk ona dönüp: “Abla selamünaleyküm, atı az şuraya bırakabilir miyim? Düğün çekimi var da. Damat gelcek birazdan gelini almaya gidcez davul zurnayla.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hatice dondu kaldı. At beyaz... adam genç...gerçi beklediği değil belki de bir işaret…<br>Sadece başını sallayabildi. Gençse, “Sağ ol abla, Alla razı olsun,” deyip atla ilgilenmeye geri döndü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">At bir an kişnedi. Hatice bunu “Evet, seninki de yolda” gibi yorumladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Olanları gören Semiha Teyze balkondan bağırdı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben sana demedim mi Haticeeee kız! O at bu sokağa girerse, senin kaderin döner diyeee!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birkaç dakika içinde bütün mahalle, Hatice’nin beyaz atlı prensini bulduğunu konuşuyordu. Müzeyyen Hanım dua etmeye başlamıştı bile.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne var ki yarım saat sonra balon söndü, çünkü sokaktan “Aaa Mehmet!” sesleri yükseldi. Pencereyi açıp baktığında, başından aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi oldu. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Meğer at, Hatice’nin platonik lise aşkı Mehmet’in düğün çekimi içindi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gelin arabası yerine beyaz atla gelmişti ve bir sokak ötede oturan Alamancı Ayşe ile evlenmekteydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hatice'nin elleri titredi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ağzından şu döküldü:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Allah’ım, sesimi duyup benim Beyaz atlıyı yollamışsın ne var ki kapılar şaşmış sanırım”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Odasına dönüp iki damla göz yaşı ile gönlündeki beyaz at defterini mühürledi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sonrasında annesine dönüp dedi ki:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kız anne, artık kim olursa olsun razıyım bilesin.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kadri Bey amca, boya badanacı, yeter ki gelinlik giymek nasip olsun artık.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ardından sakinleşmek için mutfakta zeytinyağlı dolma sarmaya koyuldu. Annesi yanına geldi derin bir iç çekti:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kızım, ben sana Vahap Amca’yı anlatmış mıydım?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hatice elindeki sarmayı bırakıp döndü:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yine mi? Seni stüdyodan kaçırtan damat adayın değil mi, Vahap Amca.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Müzeyyen Hanım 2004’te bir evlilik programına çıkmıştı. Orada tanıştırıldığı kişi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Vahap Bey. Köyden gelmiş, 57 yaşında, yumuşak konuşan, munis görünümlü, geçmişinde iki evlilik olan biri.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sunucu sordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Neden evliliklerin yürümedi Vahap Amca, gelin adayımız Müzeyyen Hanım merak ediyor.”<br>Vahap, gayet sakin:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İlkini ben kaçırmıştım 17 yaşında, babasından izni alamayınca ya nasip dedik. Amcamın kızıydı. 5 ay sevdik birbirimizi, bir gün baktım yolda diğer amcamın oğluna selam veriyor bu, namus meselesi, gözüm dönmüş, bir an başkasına bakıyor sandım, kıskandım işte kader yani... bıçakladım. Meğer yanılmışım, 14 yıl yattım kader olaraktan. İyi halden çıkınca, ikinci kadını sevdim ama o da evli çıktı. Sonra beni dolandırmaya kalktı. Baktım bu beni öldürecek dedim, ama kendi öldü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sunucu:” Nasıl kendi öldü? Kalp krizi mi geçirdi, eceli mi geldi?”<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yok yani kader olaraktan... bıçağımın üzerine düştü benim elimdeyken. 7 yıl daha yattım afla çıktım. Ben de yalan yok, kader kurbanıyım yani. Şimdi nasipse helal süt emmiş bir hanımla izdivaca talibim”. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Müzeyyen hanım benimle bir çaya evet derse mesut olurum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Müzeyyen ayağa fırladı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“NE KADERİ BE, SEN SERİ KATİL OLMUŞSUN” deyip elindeki mikrofonu Vahap Amca’nın kafasına fırlattı ve ekledi “Ben buraya aşk aramaya geldim, sen yeni kurbanını bulmaya! Allah belanı versin VAHAP!” ve akabinde hışımla stüdyoyu terk etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sunucu, kameraya döndü:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Canlı yayındayız sayın izleyiciler, Müzeyyen Hanım koca adayını beğenmedi, bir çay bile içmeden stüdyoyu terk etti ve şimdi bu stresi atmak üzere hep beraber sahneye iniyoruz. Oynamaya var mısınız hanımlar beyler? <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Hadi Ankara havası ile devam ediyoruz?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam Müzeyyen Vahap hikayesini Hatice’ye anlatmaya başlamıştı ki, kapı çaldı. Semiha Teyze gülümseyerek içeri girdi, çayınız varsa bana da koyun kapıdan Vahap’ı duydum koştum geldim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Biliyor muydunuz benim 3. Nişanlım Vahap’dı 2002 yılıydı henüz yeni çıkmıştı mahpustan, kader kurbanı dedim ona inandım.”<br>Hatice: “Yok artık! Bu mahalledeki her kadın Vahap’a mı denk geldi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Semiha: “Ya sorma.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Neyse ki ben kader olmaktan kıl payı kurtuldum. Pastanede buluştuğumuz ilk gün ruj sürdüğümü görünce, sen yollu musun? Ne bu kırmızı ruj deyip üstüme yürüyünce, attım nişanı o an. Neyse ki etrafta sadece pasta bıçağı vardı da üstüne düşmedim yanlışlıkla. Yoksa ben de şimdi tahtalı köyde olurdum, kader olaraktan yani…deyince üçü de kahkahayı koy verdi ve hep bir ağızdan “Kader Olaraktan Yani” diye haykırdılar. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birkaç hafta sonra yine aynı yerde çaylar içilirken apartmana bir kamyon yanaştı.<br>Yeni biri taşınıyordu. Gözlüklü, zayıf yapılı, sessiz bir adam. Adı Barış’tı. Veterinerdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hatice pencereye koştu, baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Pek de ufak tefekmiş...” dedi burun kıvırarak.<br>Annesi de baktı ve kendi kendine söylendi:<br>“Sabıkası yoktur inşallah…”<b><o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Birkaç gün sonra Hatice pazardan dönerken bu sefer apartmanın önünde bir beyaz midilli bağlanmıştı. “Tövbe tövbe hayırdır inşallah dedi kendi kendine”. Yanına yaklaştığında Barış’ı gördü orada.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Merhaba umarım sizin için sorun yoktur... özel çocuklara hayvan terapisi yapıyoruz da... tanıştırayım bu Ponçik...” “Şey bu arada ben de Barış. Veteriner Dr. Barış Akyürek”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hatice midilliye baktı. Sessizce duruyordu. Ne kişniyor ne bakış atıyordu. Sadece varlığıyla huzur veriyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Barış gözlüklerini düzeltti:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir gün istersen… beraber parka götürürüz.”<br>Hatice gülümsedi, “Ben de Hatice” dedi, “tabi neden olmasın hatta bugün bile olur” dedi tereddüt etmeden: O sırada iç sesi şunu diyordu. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben yıllarca beyaz atlı prensimi bekledim ama meğer keramet at da değilmiş... adam gibi adamsa varsın prens olmasın, midillisi olsa da yeter.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Orda Bir Köy Var Uzakta</title>
<link>https://fikirizleri.com/orda-bir-koey-var-uzakta</link>
<guid>https://fikirizleri.com/orda-bir-koey-var-uzakta</guid>
<description><![CDATA[ Orda Bir Köy Var Uzakta ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_684fb3a99c5f7.webp" length="36002" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 09:03:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 26.0pt; line-height: 115%; font-family: Chiller;">Orda Bir <span style="color: #c00000;">K</span>öy Var Uza<span style="color: #c00000;">k</span>ta<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-no-proof: yes;"><!-- [if gte vml 1]><v:shapetype
 id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" o:spt="75" o:preferrelative="t"
 path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f">
 <v:stroke joinstyle="miter"/>
 <v:formulas>
  <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"/>
  <v:f eqn="sum @0 1 0"/>
  <v:f eqn="sum 0 0 @1"/>
  <v:f eqn="prod @2 1 2"/>
  <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"/>
  <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"/>
  <v:f eqn="sum @0 0 1"/>
  <v:f eqn="prod @6 1 2"/>
  <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"/>
  <v:f eqn="sum @8 21600 0"/>
  <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"/>
  <v:f eqn="sum @10 21600 0"/>
 </v:formulas>
 <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect"/>
 <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/>
</v:shapetype><v:shape id="Picture_x0020_1" o:spid="_x0000_i1025" type="#_x0000_t75"
 alt="A qr code on a white background

AI-generated content may be incorrect."
 style='width:65pt;height:66.5pt;visibility:visible;mso-wrap-style:square'>
 <v:imagedata src="file:///C:/Users/bekis/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image001.jpg"
  o:title="A qr code on a white background

AI-generated content may be incorrect"/>
</v:shape><![endif]--><!-- [if !vml]--><img width="87" height="89" src="data:image/jpeg;base64,/9j/4AAQSkZJRgABAQEAkACQAAD/2wBDAAoHBwkHBgoJCAkLCwoMDxkQDw4ODx4WFxIZJCAmJSMgIyIoLTkwKCo2KyIjMkQyNjs9QEBAJjBGS0U+Sjk/QD3/wAALCACFAIIBAREA/8QAHwAAAQUBAQEBAQEAAAAAAAAAAAECAwQFBgcICQoL/8QAtRAAAgEDAwIEAwUFBAQAAAF9AQIDAAQRBRIhMUEGE1FhByJxFDKBkaEII0KxwRVS0fAkM2JyggkKFhcYGRolJicoKSo0NTY3ODk6Q0RFRkdISUpTVFVWV1hZWmNkZWZnaGlqc3R1dnd4eXqDhIWGh4iJipKTlJWWl5iZmqKjpKWmp6ipqrKztLW2t7i5usLDxMXGx8jJytLT1NXW19jZ2uHi4+Tl5ufo6erx8vP09fb3+Pn6/9oACAEBAAA/APZqKKKKKKKKKKKKKKKKKoazren+H7A3uq3It7cME3lSeT0HAJrA/wCFqeDv+g3F/wB+pP8A4mj/AIWp4O/6DcX/AH6k/wDia0LzxtoGn6XaaldaikdneZ8iUoxD468AZH41QHxT8HswA1qLJOB+6k/+Jq9rPjjw/wCHr77Hq2pJbXGwPsKOflPQ8A+lFv448P3ejXWqwakj2NqwWabY+EJxjjGe4qxoXinR/EwnOjXq3Qg2+ZtVhtznHUD0P5U6PxNpMt5qFql4pn05N90m1v3S4zk8c/hU2ma1Y6zpa6jp9wJ7Rt2JApAO0kHgjPUGqA8b6AdCbWRqKHTlk8oz7GwH9MYz39KNW8baBoTW66nqKW5uIxLFlGO5D34FZ/8AwtTwd/0G4v8Av1J/8TT4fif4Rnmjhi1mJpJGCqPKk5JOB/DXVUtFee/G3/knz/8AX1F/Wuf8W6z4d8F/2Xbt4R0+9a5s0mMhCoQen9056VXtNR0Hxd4E8S3dv4XsdOmsbf5HQKxyQeQdoxjFdh4T0yy1D4WaQ97psOoNb2jSRQyIGy3PAz3PSuA8dS6LceD7PytIs9E1w3iiWzUATRp82CeAcH5T+IrE+I/hDW9D1Qz311eapbrEgN/LGQoJJwmcn+feu50Dwpo8Xww1ixTxNavbXbxyT3YQbbZvkO0jd7AdR1rndE8Swp440DRtDjS1t7a5Fvc3Fs+F1AAgB2AHsTyT9403UoNYuPjDqsWkpdvA15Gt4sGdpiO3IfH8OM9a9P8AF/iC2+Hfh22aw0mKWCSfyVt428tRuBJPAPcfrWcl25+H0kv/AAguD9px/ZG373T95jb/AE7Vl+KbS31H4p+D7e8s4/IktDvtpFyq8MdpHt/Sud1nx54c0nWr2w/4QbTpPs0zxb9yjdtJGcbOKn8VR6Xd+H/CGsadpFrpz3t8pZYVGcA9MgDPSvcKKK89+Nv/ACT5/wDr6i/rWJ4z8IW3jT+ybmDxDpdqLeySJkllBJPXsfeq9j4bt/Bvw/8AFMEmuadeSXlt8iwyDOQDxjPPWuy8E6nBpfwv0med0BW0LIhcK0hGTtXPUmvK/HGm3HiaceK7YNDLdSpF/ZzKWuIQo272A7fLnp3FXdb1vVdG1cWniy8fxNoRjDyCBQsRc52jeB1BAOM1r3nhY+GvhZrtktzDPPqbx3NvbxZ3hSycBepwB29KIvh3b3uk6Fqnh2/stIv7KBZLyRyWYSELgsCcKQQ3B9a7XSLKw8L6RJq13PbXeq3EJa4uo5MG8ZckBRnGeg4FZGnQjx1dy6lrTq+l+WZIdFn+Wa3kTC7zjB5wx+jCqviL4hXOp/C2bX9E87T5lu1gBYqzdRntjnNQa7dqvxQ8E3V3Mq5si0kkjBRkq3JPTrWDrfwtj1XXb6/TxTo6LczvKFMgyoYk461Z8XWtvpPhnwbpMeoWt5LaX6q7QOCDznOM+9e10UVynxGm0SDwqz+JLee4sPOQFICQ27nB4IrgrHRfhxqHhm/1yLSNRFtZOEkRpnDknHQbuetGk6L8ONZ0bU9St9I1FYdOQPKskzhmBBPyjdz0rS8S6D/b/gTQLzwoUtrXTQ11El0x3qoGQO+Tkd61Ph3bxa1o/wDwlt+N+uXcUkM0wO0MinAGwcDhV7V5NF4otIvhVceHGiuBeSXgnDbfk25Xvnrx6V26/EnwbJqGl6pd2GptqGnQCKKQLhVG0g8bsHqetRx+PvAMMWrRrpuqhdYO68z/AMtOSePn4+8elNlFv8QLDS9N8DRvaf2E/nr9u4ABPy4PzZ5HeuiuPCPiWDTjrFtc2a+KpwY765PMckIBwqrtwDhU5wOhrgvC8w8T+BG8E2QZNVluWuleUbYti4J56549K9B8R6R4Y1DXtB0TxFZXM+oSWgjikikZY1Cg5yQR3B7VZHwe8Gt92wkP0upP8aydb8G+BPCFzp00+m3bST3Kxw+VO7bXyCCct0r1AUtFY/ibw1ZeK9JOnaiZRAXWTMTbWyOnODXmT69peufF/wANR6RI8kNnE1vJvQr8yh/Xr9a0/FHiDw5rniK3h0+edvEenStFZQmMrC82ejnGCMj1Fefx6Nr+sePtQuryKFbnTp0ub9Y3AVFUgnaM88DoK9Q8M6x4U8QeOLzU9DubuTVpbUho5EKxbBtGQCOvC1k+PDrj/CO7bxLb20N/9rjwLfG3ZuGOhPPWpvEniTS/Efwb1STS3Li2jghkLRlcNuT1rmPDAsPHfhq5m8WM8Vp4cgRYWsxtbYwOS3B3H5B+tXZvFfiLwxZ6XB4chsn0K8k8jTJLhcyyDP8AHyMck9QK6ZvFXime2XRbOGybxZbnzLyBlxCsJ+6VbOCcMnfuawDoHxIPixPEQ0/TBfJD5AAkXZt57buvPrV/xHqeu/EDSZdP8LxW09sqCDUGl/dskwIJCEkccdea4nwfd+LPCkPiFtJgtHXTyBfeeQ2wru+7yM9D0roPCFr46u9YbxTaWlg8OrFTKXcYCBgCVXdkHivaxS0Vj+J77V9P0gzaDp6aheb1Hks20be5zkV5Vb6q2q2V346ksYLO/wDD8nkLaQriOUnglz1z856egqbXdR8E+M4NMvr/AF5dJv4ot0qWkLZEjYJydvOCOtaml63Fpmi3Wn3EcQ0+6tmt9K1JgTLqLkEAN3Bye+Kn+F1j4i0OAaZqnh6G1ghikZbwspkdi2QpwTxyfyrP17w23iPTH17x3eXPh/aywG2ibzIsA/K2Bnkkn8q7zw1feH9a0hotFe3u7WLbFLth2hmAGMggZPSvL9Z8WabNrOoy3Zt9PuNCndbSzhQhNQOTxJgY42j/AL6NbfhHxncfEDTdZsH0izhe1s2a2WEch2BAxnpzjkVhWVlqnww0S28S3cUk+s30hs5bW6fKouSVIYHJOEXv3q1rXja/1W9/4RzxpEvhyJ1EzXEDs0i4+6OCeDVy48OPrOkyar4iuJ/DlnYqI45LQ8XEZxiVgMnJyKzLyy8WXd3pM+j6Atxp1gcwzCRVGoR8bXlBYZyBnn1NZemSrqHxBvE8UahPoEscsbR2duxKeZkfJgZAB/rX0EKWiuQ+Jy6w/hFh4fF2b3z0x9lzv2856dq5Xw/Zx6vrNlHqsK6AMbZNFlXjUjjmUjjPPsfu1Sk1yxl1jUbLS/htbX4sZ2heSFQehIBICHGcVUu/D1j4guYDeeLI9EmEoaHRnGTYueiKNwwenYdaq3PirWPhx43vLC+1C812NYAiiWZkG5wrBsHdyOlaGjfDrxN4u0Bj4h1/UrPMpU2l1Gz5AwQ3LD/Irf8AD1lJaXaaxdI3hjTNLbyZ7ZhsjveNolY8DqR2PQc1RfX9KuvGVrYXngiz8nU7orBfyBSLhc/6wfLyDkHr3qnrnj6z8L69qug6H4YggumzbLcWziN2Yj5TgL1BPAzVXRF1S0ghk1pbnxFqTHbLoVzlntBniYg57Adh9/rXqF/ZeGNT11bTUbfTbjVTEGEcqK0uwex5x1r581a98TX8GqbbjUZ9It5milG9jFGA3yqew7V2X2/WfB/hKxs7e7vNUuPEFoos1VyrWZ2jAQc5+8OmOlZ8uneINVTRIrnwleR3ttdJJc6i0ZMk43fxHGePcnpX0BS0Vj+J9P1XUtIMGiaiNOu96t55Xd8o6jHvXkviO+vvE1pJ4v0y6NjceHV+yPuG55Xzgsp6DO7oal0Px3bwWa6fa6XcaTqusqqyarMwCPKRzMc8EZJPHrXDa1BqGl+Nhd6g8most2j/AGpEwt0QQfkPQ+nFb2qa/aXvjq613XfDF61lcxJDFDOCmyQBQGzgA9DxW/InjmPx1F4ZPi1jNLbmfzvKG0DB4xj2p9z4wl8SeNdL0PWIZ7TSGjaK9huyES5ZQxD5wCBuUd+1WvH93b2Gv+ErrQ7Y6ha6UXLQ2R8zYo2bVyM46cZ9K6K00Hw74vtX1iLTYbXW50Mv7xyZbeXorMoPBBAPSufTW5vBmtTxahol9q2uGMRz6xAhCyq2CvGMfKNo/wCA1ga/oniHSZz4itPFlvqmrIohVbRQ8pQ8HAGeBn0r0jTLHwknh57KV9OWO+VZLyJrgAySYBJb5sg5qnq+q+GLTxB4Y0+KygvpRIIrOSCcEWmMAcA/T8qj+Jfie50qfRYNJ1JYppL9Y7iONlLbTjgjtXoFLRXIfE3XtR8OeEWvtJkCXInRMmMPwc54NcT428OX2ieC7iTQ5reDSbuBLjUIZW3SSSsRyuQcDpwCKyvHEtj/AGf4COpI89ktmPPjib5iuEyBz1rqtD8MN4j0yOZmi/sa2j87Q4GcrLbP2MmOvI7k1Q18avaWUb/EW7ttR0oygQxWGFdZ+drEgL8oG7v3FRaBHrcfxts18R3VtdXv2F8SW4AXbtbA4A561heOfF2geI/HOnT6hZ3rabaRvDcx42O5y2NuD0zjuK9A0Dw1/ZMuk33gxo7LS9QCTX8Vy5eSVOCgXOcEBm6Eda838UeK9X8JfErxBPpEqwtcShXZ4g+QAD3FaF1438ex+D7bX31G0azvJWgVFt0LgjcDkbenynvWV8Fv+Si2/wD1wl/9BrTvtN8HeJNQudJ0LTL+DW7iVlinuHbyg4JLE/MeMA9qxvCfhq70nxFdarcvD5Hhy4El0oJ3SBSc7Mjnp3xXRy2uiz+Jk8W63DLPYazcJ/Z8cLkSxSAgZkAIGOPU17hS0VleIdf0/wANaWb/AFV2S2DhMqhc5PTgV4q/ijwx40mluvG91cwzwOYrUWUZVTDnILDB5yTXI6WZE8c248M/vmW8/wBBFx0YZ+Xd0r1/QRYbfFDzSSr4kNi/9pxD/Uo2042fp3NcRpfw0k8R/Dqx1TR1kl1SWdlkWSYLGEDMMgHvwO9QeF43+GnxEt38U/uAtuzExnzOGBA6e4pLfU2+KPxG0601kKLUmSJDbL5bFAGYdc88Cu2Xwn4sm8YaEZ7a3GjaLcbLZ1kG8wggAtzycKO3rU3jK0i1PX1tPG+YNKkuBHpL2n+skc4B39fbsK3dB0TU/Ddzd6RBDGfDMFuzWsjsGmMjfM272yW7eleMeGte0vwtox1Wwlk/4SdJWRI5ELQ+UcAn64z3r3UXHiCfV9FltLe0OlTW4e9kIAdWK5+Xn6Vl6npXhn4mahPayTXhm0h2ilEX7sBieeo5+7XEX3gDSX8TQ6d4Ra6nv9NuUkvkuZAFSPIOVJAyfpXuFLRXnvxt/wCSev8A9fUX9a4DVPBd34Bu9O8Q6baNqdhDbrPcG5C7FZuNpHUjkVi6r4tg8Y69pX2+3ttFtoXKyT2akFVJGW+oxXpWu+KrfwF4N0afRI7fVYrwNEbm4UhplHOSeCfxqvqk2seO/hbptzotj9nuXvCXhsn8sKil1J6j2q9b+AND8D3y+Ida1m4uYYlMR+2IJF+bgdie9UNB0/wVeWd9oGk+IDLeapP5scqQlZYiPmIQ7RgYU9+maz/F9xZav4h8LeGNL1y5Y27tZXckbMrqQVGT2J4PrWt8QPDGp6f4c8PLpMc2pDRZWnlklYZKrhstk+3apfD2t6fJZnxx4g1N7EaqjWn2XLNChU7QVHJyQmfxNc2mhaD4M0NvGGgXv9tpFJ9n8q5iAjJbg9gcjNW/hZ4+0rTNP1P+39TFvLPdeZFG+9wqkdBgHAzXmuv6u7+KNVudNvJVguLqR1eJ2QOpYkHtXS+H/D7amul33h7Ury+1YypJqVuH2+TGG6ljjd+Zr6MpaK5T4jaza6F4Va8vdMh1KITIvkTY25OeeQelczL438Q3+ni3l+HdxPaSIP3bEsjL242Yx0rJutaextZLm6+FMMMESlnkeIAKB3J2V0N/4Ug+JngjQpYGTSIUUypDFGHVQeMDp6Vka/pt14d8F2vhXw3qs9zq9pc+bMtoSkqxNuYkqDkL8y9/Sqt54Ki1TQXu7z4jyXOlCQI8kuWi39gcvjPSuI8EWurad4nj1jRtJuNWhsJnQmFTtbKlRyAccHNdXc31zqHxJ8LzXnhb+wpWuyzMRg3BJXJJwM4/9mrq/F3xH1LQNWl06fwtJcWs0nkQSvIQtzkDgDac9cYqzZ674XuPDsWn+IrTS9GnQsTplzt/cEk4baQMEg56d64fxEdB0X4TT6FpviC01Oc3izDyyAxBIzwCemK7iHSNOhv9Dso/Btpc2t1bK898IF2wtt7/AC85x6968muvDFlqmv8AiSOK9itbq2uXWysETLXJ3NhEGfYD8a3vCN1D8N57WZ5UutU1JltbrT2PlyWfzZy3XPbjA617zS0V578bf+SfP/19Rf1rl/id4u1vw7PokGkahLaxSacjuqAHJzjPI9qi8MeJdW8R/Djxi2r3sl0YbcCMuANuVbPQe1Tanq+vaT8KvCb+HpLlJHRhL5Ee8kds8Gr3wx0jU77WJ/Ees6nFJe3Vq8D28o2zpggBmXjAwv6iuW8ReDdZ8N+AZ9viG0vNHE6lre35BckDOfy70/4YaJ4o1TSLyTw9ryabCk4WSNkzubaOeh7V1lmJtH8S6eni27TxBc+d/o11CcLpxB+YydMZ+Xr/AHTWZceKoLz4lX9rq9rNrNhb3MZsTEQY7QkjLkjt9fSulk8EaR4i+IGoazf3WnajaTQKEtlly6FVUbjg9OD+dcF4q8D2Go+PlsdBe1sNMa2VvtJYmAOM5G7pk8cZrEPjrxnapLHb6tdPbWjeUZI4wUAHA5xV7S9JfTPGnhjWL7VrS6fUrlbmUq4zESQTv7A8/pWr8Qr3SbvxlZfYNJkhuRqMZl1DrHcj5funof8A61e8UUV598a1LfD9woJP2qLgD61x2seK/A3iRLF9Z03WZJ7W3WAGMbRgfRvXNQN4q8H6V4U1rS/D+n6tFLqMJQmZdw3YIHfjqa3ofEeqeHfAfghNNZUF3IIZw0Yb5d3v06mvQk8L6bH4kuddWOT7fcw+TI287SuAOn/ARXlvxHfRfCvhWfwdpVteLLLIl0Gb505PPzZz/D6Vv+BhbTeB9QTwHHLZ33mIGa/5XzMLuPfjGa4vw/fzpdeK/DeoIzavrk/2dJUXEIly4JJ7DLdhXV22maH8KvDcY1e2uprzVIWtro2rF1bGc4yRjg0aG/g3wlocHiXTbDU1i1FmsgrHc45OcgnA5XrTPElz4M8J6a/hC8sNUktGZbsiE7uT0+YkHtWlDpXhTSY4PCMVnfiDxAguD85IGBkZbOR92uK1H4b2Oi6lcadfRO9zqsjR6M0UjFYeePNP4r696b4g0DxRoFp4a0/WZ7ObT4L1Ft0twSynOTk4Hqa99ooprIrjDKGHoRmm/Z4f+eUf/fIo+zw/88o/++RSmJCANi4XoMdKdTWijc5dFY+pANKkaoCEVVz6DFN8mPdu8tN3XO0ZpWjR8b1VseozR5Me0LsXaOgwMUNDG5yyKx9SoNL5algdoyOhx0oMasQSoJHQkdKGjV8blDY6ZGaWlooooooooooooooooor/2Q==" alt="A qr code on a white background

AI-generated content may be incorrect." v:shapes="Picture_x0020_1"><!--[endif]--></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><span style="font-size: 8.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Orda bir köy var uzakta – Soner Arıca<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><a href="https://open.spotify.com/intl-tr/track/60VAvM13cW5VmTmNLR1I4m?si=569f58a757924b5a"><span style="font-size: 8.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; color: #0e2841; mso-themecolor: text2;">https://open.spotify.com/intl-tr/track/60VAvM13cW5VmTmNLR1I4m?si=569f58a757924b5a</span></a><span style="font-size: 8.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; color: #0e2841; mso-themecolor: text2;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><span style="font-size: 9.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Söz: Ahmet Kutsi Tecer <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> Orda bir köy var uzakta<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">O köy bizim köyümüzdür<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Gezmesek de tozmasak da<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">O köy bizim köyümüzdür<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> Orda bir ev var uzakta<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">O ev bizim evimizdir<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Yatmasak da kalkmasak da<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">O ev bizim evimizdir<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> Orda bir da</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Calibri',sans-serif;">ğ</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> var uzakta<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">O da</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Calibri',sans-serif;">ğ</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> bizim da</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Calibri',sans-serif;">ğ</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: Chiller;">ı</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">m</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: Chiller;">ı</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">zd</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: Chiller;">ı</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">r<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Gitmesek de tırmanmasak da<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">O da</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Calibri',sans-serif;">ğ</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> bizim da</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Calibri',sans-serif;">ğ</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: Chiller;">ı</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">m</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: Chiller;">ı</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">zd</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: Chiller;">ı</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">r<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span></b><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> Orda bir yol var uzakta<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">O yol bizim yolumuzdur<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Dönmesek de varmasak da<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 10.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">O yol bizim yolumuzdu<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: center; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Halil, üniversitedeki mimarlık tezini tamamlamak üzereydi. Konusu: Kaybolmuş Anadolu köyleri ve taş mimarisi.</span><b><span style="font-size: 9.0pt; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Danışmanı, ona haritada bile görünmeyen, Erzincan’ın doğusunda geçmişte adı geçen ama sonra hiçbir izine rastlanmayan İncesu Köyünü önerdi. Masasından sararmış bir belge uzattı kendisine. Eski bir tapu defterinden alınmış gibiydi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“İncesu Köyü – 1912 / Erzincan Vilayeti”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Bu köy… belgelerde var ama sanki hiç yaşamamış gibi. Sadece tek bir kaynakta geçiyor. Ahmet Kutsi Tecer’in mektuplarında.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Halil başta pek ilgilenmedi, ama o gece garip bir rüya gördü. Rüyasında bir taş evin penceresinden bakan bir çocuk vardı. Gözleri simsiyah, içi boştu. Ne var ki asıl rahatsız edici olan, evin içinden yükselen paslı bir gramofon sesiydi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> “Orda bir köy var uzakta…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Şarkı çocukluğundan tanıdık, ama sanki ilk kez duyuyormuş gibiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Soğuk terle uyandı ve sabah ilk iş Erzincan biletini aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Halil, sırt çantasın ihtiyaçlarını itina ile yerleştirdi ve yola koyuldu, Ertesi sabah Erzincan’a ulaştı. Gideceği köyün yakınlarında rastladığı Yaşlı bir köylüye, İncesu köyünün yolunu sordu. Yaşlı köylü bir an ürperdiyse de yine de yolu tarif etti.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Geldiği yayla yolunun ucunda bir zamanlar “taş evlerden oluşan, lanetli bir köy” olduğunu söyledi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sonra da Adam titrek sesiyle fısıldadı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“O köye giden dönmez evlat… Orda zaman durur, zamanı çalan bir köydür orası. O köy insanın anısını da alır.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Halil hurafelere inanmazdı, ihtiyara teşekkür ederek yoluna devam etti.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yolun sonunda, sisin içinde önce bozkır kayboldu. Ardından çam ağaçları. Sonrasında, toprak yarılmış gibi aniden ortaya çıkan bir köy:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tabelası silinmişti ama dikkatlice bakınca İncesu yazısı okunuyordu. Taş evlerin çatılarını otlar bürümüş. Duvarlar hâlâ dimdik. Sanki köy dün terk edilmiş gibiydi. Fakat bir gariplik vardı…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yokuş yukarı tırmanırken rüzgârla savrulan bir melodi kulağına çarptı: <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Rüzgâr değildi bu. Bir gramofondu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Evin birinden çok cılız bir ses yükseliyordu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> “…gezmesek de tozmasak da…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Halil’in tüyleri istemsizce ürpermişti. Bir şarkıdan bu kadar korktuğunu hatırlamıyordu. İçine gömülü bir anı gibi… ama onun değildi sanki...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> “…o köy bizim köyümüzdür…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Halil “Merhaba kimse var mı orada” diye seslenerek o evden içeri girdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İçeride sofra hâlâ kuruluydu. Çorba tabağın içinde hala tütüyordu. Kaşığın ucunda bir lokma ekmek, havada asılı kalmış gibiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tavan arasından gelen gıcırtı… sanki biri yürüyordu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Tekrar seslendi ama cevap veren olmadı. O sırada duvarda asılı aynayı görünce Halil usulca ona yaklaştı ve baktı. Ne var ki yansımasında bir şey eksikti: kendi gözleri.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Boştu. Tıpkı rüyadaki çocuk gibi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ürpererek küçük bir çığlık atıp, bir adım geriye çekildiğinde gramofon tekrar başladı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> “Gezmesek de tozmasak da…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sanki köydeki her evde bu şarkıyı çalıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Aynı ses, aynı tını. Her biri farklı tondan biraz kaymış.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İnsanın içini bozan bir kakofoni.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Halil kendini hızla dışarı attı, temiz havaya ihtiyacı vardı. Saatini kontrol etti. 15:40. Kendi kendine gülerek, görevine odaklandı ve yürüyüşe devam etti. Köyde saatlerce dolandı. Gelgelelim etrafta hiç kimse yoktu ama her evin içi sıcaktı. Ocakta yeni yanmış külleri olan soba, masada yarım kalmış yemekler… ve… aynalarda beliren gölgeler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Güneş hiç yer değiştirmiyor gibiydi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Saate yine baktı: 15:40. Bu mümkün değildi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Saatine tıkladı belki pili bitmişti. Sonra telefonu geldi aklına.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Saat 15:40’tı ve sinyal yoktu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Pusulasını çıkardı, ama ibresi deli gibi dönüp duruyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Artık paniğe kapılmıştı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sokaklar da dönüp duruyordu ama hep aynı yere çıkıyordu. Hangi evin içine girse, karşı duvarda kendi fotoğrafı asılıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">O an, dışarıdan bir çocuk sesi geldi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir tekerleme söylüyordu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Gezmesek de… Tozmasak da…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Hemen dışarı baktı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bir taşın arkasından, gözleri boş, ama ağzı çürük dişlerle gülümseyen bir çocuk yavaşça yaklaştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Halil korkuyla kaçtı. Koştu. Ama her patika aynı yere çıktı. En son çığlık attığında, sesi kendi ağzından değil, gramofondan çıkmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">O an anladı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bu köy, geleni kaybetmiyor. Yutuyor. Kopyalıyor. Ezberliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sen oraya gittiğinde… sen sen olmaktan çıkıyorsun.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Köyün bir yankısına dönüşüyorsun. Bir ezgiye, bir gölgeye.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Üniversitede danışmanı, sosyal medyada rastladığı bir fotoğraf karşısında dondu kaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir doğa yürüyüşçüsü, dağların ortasında taş bir köy keşfettiğini anlatıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Arka planda bir evin duvarında, silik bir yazı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“</span><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: Chiller; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Orda bir köy var uzakta</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">…” ve camdan dışarı bakan bir genç:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gözleri yerinde iki siyah çukur ve yüzünde gülümseme. O Halil’di buna yemin edebilirdi, ama ortadan kaybolduğundan beri nerdeyse 10 yıl geçmişti…Halil’in babasını aramalıyım diyerek telefona uzandı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">O sırada gözü duvardaki saate kaydı, o an saat 15:41 olmuştu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Mesaim bitti” dedi yerinden kalkarak. Eve gidip hanımı parka götüreyim bari” diye içinden geçirerek ofisinden çıktı… <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Köy hâlâ orada.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sadece haritalarda yok.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bazı zamanlar, eski taş plaklardan hafif bir fısıltı yükselir:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> “Dönmesek de varmasak da…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ne var ki, ertesi gün seni kimse hatırlamaz…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kozmik Dolmuş Günlükleri 3 Stardate  2 Yaş Krizi Galaksisi</title>
<link>https://fikirizleri.com/kozmik-dolmus-gunlukleri-3-stardate-2-yas-krizi-galaksisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kozmik-dolmus-gunlukleri-3-stardate-2-yas-krizi-galaksisi</guid>
<description><![CDATA[ Kozmik Dolmuş Günlükleri 3 Stardate-2 Yaş Krizi Galaksisi ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_684fb2f6198d2.webp" length="35792" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 09:00:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: center; line-height: normal; mso-outline-level: 2;"><b><span style="font-size: 18.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Kozmik Dolmuş Günlükleri 3 Stardate <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: center; line-height: normal; mso-outline-level: 2;"><b><span style="font-size: 18.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">2 Yaş Krizi Galaksisi<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: center; line-height: normal; mso-outline-level: 2;"><b><span style="font-size: 18.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: center; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yıl 2025, Hisarüstü Uzay Üssü, Koordinat: 41.0841° N, 29.0503° E<br>Görev: Yüksek riskli bir uzay keşif görevi. Hedef: Özdilek AVM<br>Mürettebat:<br>– Komutan Bahar<br>– 2. Komutan Ayten Hanım<br>– İkmal Subayı Perihan Teyze<br>– Yeni tayfa: Üst komşu ve kıdemli dost Nebahat<br>– Ve en tehlikeli yolcu: Prenses Elifnaz (yaş 2, bezi yeni bırakmış, ruh hali belirsiz)<br>– Sürücü: Ben. Yani kaptan görünümlü mahkûm.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Uzay Dolmuşumu evin önüne çekmiştim ki, önce, kırmızı-kahve desenli şalı omzuna atmış, elinde zarifçe salladığı kahve termosuyla Nebahat Hanım kaldırımda belirdi. Topuklu kısa botları ‘tak tak’ ses veriyordu. Dudaklarında koyu gül kurusu bir ruj, saçları fönlü ama hafif kabarmış, beli ki saç spreyinin son katı yeni sıkmış. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Ay vallahi trafik varsa hiç bana göre değil! Toronto’da sabah 8'de yoga, 9’da Whole Foods’a uğruyordum. Burada daha apartmandan inene kadar bileğim tutuldu,” dedi arka kapıyı açmadan önce.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ayten Hanım peşinden yetişip hemen araya girdi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Ay Nebahat Hanımcım sen öne geç, rahat et. Bahar’la biz zaten arkada çocukla ilgileniyoruz.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bahar iç çekti. Elifnaz ise zaten kemerle savaşıyor, çantasını tekmeliyor ve “Iiiiçiiiçiiiiiğğğğ!” diye başlamıştı bile. Perihan Teyze oflaya puflaya yanına yerleşmeye çalışıyor. Nebahat geçti öne oturdu hemen, yerleşti. Etrafa bakındı, burnunu çekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Ay Bahar kızım, şu arabanın içi hep böyle mi kokuyor? Toronto’da damat arabayı bitkisel dezenfektanla temizletiyor. Koku miss sanki her an doğanın içindeymişsin gibi. Siz de yaptırsanıza ayol!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ayten Hanım, yol boyunca hayran hayran bakmaktaydı komşusuna. <i>"Ahh Nebahat abla ne kadınsın ya... Keşke kızım da senin damadın gibi biriyle evlenseydi. Ay vallahi çocuk doktor üstüne üstlük sayesinde vatandaşlık da almışlar ailecek."</i> Diye içinden geçirirken, dayanamadı, ağzından kaçırıverdi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Vallahi senin oğlan gibi bir damat bize nasip olamadı…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bahar gözlerini devirdi “Annneee” dedi sadece. Annesi “Ne dedim ki şimdi ben” diye söylendi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Elifnaz o sırada montunu çıkarmaya çalışıyordu. Sonra tekrar giymek istedi. Sonra bir anda:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“ANNE ÇİSSSSS!!!” diye tiz bir sesle arabayı inletti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bahar telaşla Elifnaz’a döndü:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“Birazcık sabret canım, AVM’ye varıyoruz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ama bu Elifnaz için hakaret gibi bir şeydi. Derin bir nefes aldı ve bebek koltuğunda kendini geriye attı. Ayaklarını havaya dikti. Bir bacağını annesinin omzuna vurdu. Kıyamet başlamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">?</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"> Uzay gemisinde kriz anonsu: </span><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">?</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“3 numaralı yolcu bölmesinde sıvı tehdidi saptandı. Bezin terk edilişi sonrası oluşan boşluk, evrenin dengesini bozuyor. Tüm personel hazırlıklı olsun.”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ben yavaşça aynadan baktım. Bahar göz göze geldi benimle.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Altına yaptı mı?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“Henüz değil… ama yapmak üzere.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Nebahat bir yudum kahvesinden aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Bizim torun 18 aylıkken bezi bıraktı. Hatta yuvasında bu konuda madalyası bile var. Toronto’da bir dergiye bile kapak olmuştu bu başarısı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Perihan Teyze içinden: <i>“Offf gene başladı. Biliyoruz o dergiyi yüz kere burnumuza soktu, yuvanın aylık bülteni o”</i> “Nebahat Hanımcım, ne güzel torunun şahaneymiş ilk defa duydum, biz de Türk Halkı olarak gurur duyduk kendisiyle. Başarıları daim olsun evladımızın” deyiverdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yıldız tarihi 3256. Mürettebatla birlikte, 'Özdilek-Prime' adlı gezegene iniş yaptık. Ancak henüz atmosfer kontrolü sağlanamadan, minik Prenses Elifnaz’dan acil sinyaller almaya devam ediyoruz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Elifnaz (huzursuz, gözleri dolu dolu, dans eden bir şekilde kıvranıyor:<br><i>“Çis çisiiim çis çiiisss!!”</i><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Beni bir panik dalgası sardı o an. Gözlerimle navigasyonu tarıyorum. Gözle görülür bir tuvalet işareti yok ortada. O sırada başka bir baba da elinde kıvranan bir oğlanla koşturuyor. Göz göze geldik. Bir an. Sessizlik. İkimizin de gözlerinde aynı mesaj okunuyordu: “Kardeşim... yalnız değilsin.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ayten Hanım emir komuta zincirinin başı gibi:<br>“Sol koridor! Çocuk oyun alanını geçince sağda. Koş oğlum koş, kaçırmasın!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Perihan Teyze: “Bez bırakınca rahat edeceğiz dedik, uzaya füze göndermek daha kolaymış!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Nebahat soğukkanlılıkla elindeki Chanel çantasını sıkıca kavrayıp:<br>“Benim torunlar Kanada’da ‘potty training’ eğitimi alıyorlardı. Halıya bile yapmadılar hiç, biz hep parkeye denk getirttik.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ne yapacağımı bilemeden Prensesi kaptım. Hedefe kitlendim. Tuvalete on yedi saniye mesafe. Yeterli mi? Hayır ama umut da bir stratejidir.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Tam o an, Brüksel’deki meşhur 'Manneken Pis’ heykeli (Çiş yapan çocuk heykeli) canlandı gözümün önünde. Tek fark, bu kucağımdaki canlıydı.<b>… </b>ve ne yazık ki<b> </b>babalar şıp diye anlar “artık çok geçti.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Elifnaz’ın önce gözleri büyüdü, sonra rahatladı:<i> </i>“Ohh oldu...” Derin bir sessizlik ardından klasik çocuk zafer bakışı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ben:<br>“Eyvah eyvahhh...”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ayten Hanım burnunu tutarak:<br>“Koku bana kadar geldi. Valla bravo damat el kadar çocuğu yetiştiremedin. Bahar kızım tekrar bez mi taksaydık buna?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Perihan Teyze:<br>“Bu çocuğun içi dışı biber gazı gibi. Hem aniden patlıyor hem geride iz bırakıyor.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Nebahat, burnunu işlemeli mendiliyle kapatarak:<br>“Bizimkiler Kanada’da böyle şeyleri lavanta suyu ile çözüyor. Gerçi bizimkiler bu yaşta tuvaleti çoktan çözmüştü ya.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bahar bu arada ilk bulduğu çocuk mağazasına girmiş yeni çamaşır ve kıyafet almış, süper anne modunda kaşla göz arasında Elifnaz’ı değiştirmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Elifnaz ise durumdan gayet hoşnut kendine yeni bir hedef belirlemişti bile.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bense düşünüyorum:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“Bir çocuk ne kadar küçükse, krizi o kadar büyük olur. Uzayda ses duyulmaz ama AVM zemininde yankılanır…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yemek katına doğru ilerlerken Bahar bana dönüp:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bizim bir şeyler yememiz lazım. Birer köfte yesek iyi olacak.”<br>Ayten Hanım:<br>“Yok yok bana bir çorba yeter senden de 1-2 köfte alırım kızım.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Perihan Teyze: “Benimki Bir buçuk olsun.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Nebahat:<br>“Toronto’da hep kinoalı avokadolu salata alırım, burada da vardır inşallah. “ <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">AVM’ye adım atalı tam 17 dakika olmuştu. Galaktik koordinatlara göre, bu süre iki kriz, bir mola, üç tehdit, beş “anneeeeeee” çığlığı demekti. Elifnaz henüz stabilize olmamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Nebahat konuşurken ben küçük bir “galaktik titreşim” hissettim. Yanımdaki minik varlık aniden durdu kolumu çekiştiriyor. Sonrasında ani tiz bir çığlık:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“BEN DONDULMA İSTİYOM!”<br>“Hayır, yemek önce.”<br>“DONDULMAAAAAAAA!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bahar dondurma teklifini nazikçe erteleme çabasına girmişti:<br><i>“</i>Şimdi olmaz, önce yemek. Sonra bakarız...”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Elifnaz tepinmeye başladı bile, minik ellerini yumruk yapıp bağırıyordu:<br>“Yok! Şimdddi! Şimdddi istiyorum dondulmaa!!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ayten, Perihan ve Nebahat üçlüsü birbirlerine bakmakta.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Nebahat Hanım fısıldayarak:<br>“Ayten, senin damat Kanada’da yaşasa yılın babası seçilirdi. Benim kız da öyle biriyle evlenseydi keşke... ahh.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kısa bir sessizlik. Sonra Elifnaz bu sefer yerde tepinme başlıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Toyuncakçıyaya da gitçeeez!”<br>“Şimdi değil Elifnaz, yemek yiyeceğiz dedik ya...”<br>“ BEN TOYUNCAK İSTİYOM!”<br>“Hayır.”<br>“O ZAMAN KAKA GELİYO!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Durduk. Tüm ekip nefesini tuttu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar eğildi.<br>“Elifnaz bak, daha yeni tuvalete gittin.”<br>“KAKKKAA”<br>“Gelmiyor canım.”<br>“GELİYOOOOOO! BAK GELDİ GELDİ! ŞİMDEE GELİYO HEMEEENNN!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir anda yerde döndü, ayaklarını yere vurdu. Gözler doldu, dudak büküldü.<br>Ayten Hanım çaresizlik içinde etrafa baktı. Nebahat elindeki çantasını sıkıca kavradı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Benim gözüm, hemen yakınlardaki bankta oturan bir babaya takıldı. O da beş yaşlarında oğluna “Alpcan bak bu son çikolata” diye yalvarıyordu. Göz göze geldik. Başımızla birbirimize küçük bir selam verdik.<br>"Direniyoruz."<br>"Son 18 saat işe az kaldı."<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elifnaz bir anda fırladı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“DONDULMA YOKSA KAAKKKAA!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Herkes durdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar hafifçe sordu:<br>“Ne dedin sen?”<br>“DONDULMA YOKSA KAAKKKAA!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Dondurma karşılığında şantaj!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ayten Hanım:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bahar, vallahi siz böyle değildiniz.”<br>Nebahat:<br>“Toronto’da çocuklar kaka demeyi bile bilmez.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ben arabulucu olarak duruma hemen el koydum:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Tamam tamam, bir top çilekli alalım, ama oyuncak yok!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Dondurmacıya vardık. Kuyruk var. Elifnaz zıplıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Çilekliiiiiiiiii çileeeeeeeekliiiiii ooooolsun!”<br>“Tamam kızım, çilekli işte. Bak amca koyuyor şimdi...”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Dondurma geldi. Tam eline verecektik ki...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“BU ÇİLEK DEĞİL! BU BAŞKA”!<br>“Elifnaz, bak çok güzel bu”<br>“BUNU İSTEMİYOMMM!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ve... dondurma yere. Çıt! Zaman durdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar:<br>“Bir daha dondurma yok sana Elifnaz” “Bu sondu”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Dondurma ne zaman bu kadar pahalandı ya...”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><br>Elifnaz ani bir şekilde yeni bir hedef belirledi, rotasını o yöne çevirdi:<br>“BEN TOYUNCAK İSTİYOMMM!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ok gibi fırladı yerinden. Geride eriyen dondurma, dökülen gururumuz, yere çökmüş gururumuzu peçeteyle almaya çalışan ben.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elifnaz’ın peşinden hep beraber oyuncakçıya doluştuk. “Sadece bakacağız” planı ilk beş saniyede çöktü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“BUUUUUU! BUUUUUUUU BUNU İSTİYOM BUUUU!”<br>“Hayır Elifnaz, hani dondurma alacaktık.”<br>“YOK! DONDULMA YOK! O YERDE! BU VAL!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar eğildi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“O zaman bak oyuncağı da alamayız.”<br>“AMA BU TOYUNCAM BENİM!”<br>“Elifnaz bak...”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elifnaz ciddileşti. Bir adım geriye gitti, sonra gözlerini kısıp:<br>“O zaman... KAKAAA...yüzü kızarmaya ve ıkınmaya başladı ki…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Hepimiz aynı anda:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Tamam! Tamam! Alıyoruz!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elifnaz bir elinde ışıklı oyuncak, diğerinde ikinci kez alınan çilekli dondurma ile yürüyordu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Tüm AVM’yi muzaffer bir komutan edasıyla, zafer trampetleri çalıyormuşçasına ilerledi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yemek yemeden eve geri dönmeye karar verdik. Arabaya binerken son kez arkasına döndü:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Haftaya iki toyuncak istiyom!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sonra da koltuğuna kurulur kurulmaz iki dakikada uyudu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Pıııırrrt...”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ayten Hanım ön koltukta kolonyasını burnuna tuttu, Perihan teyze camı açtı (Evet evet Scotty Gaffar Usta tamir etti camı sonunda). Nebahat Hanım hâlâ Toronto’dan bahsediyordu büyük özlemle.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bahar ellerini diken diken olmuş saçlarına attı. Ben uzay dolmuşunu galaksinin derinlerine doğru sürdüm.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elifnaz ise bebek koltuğunda:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“<i>Bu savaş zaferle sonuçlandı. Yeni seferler için silahlarım da hazır</i>.” <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Huzuru içinde uykuya dalmıştı...”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Arabanın içi kısa süreliğine bir uzay boşluğu gibi sessizleşti. Sadece arada sırada duyulan mide gurultuları ve her bir sarsıntıda “Zıng zıng zıng! MERHABA BENİM ADIM ZEYNEP, OYUN ARKADAŞINIM, SENİN ADIN NE…” duyulmaktaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ben ise direksiyona tutunmuş, sessizce iç sesimle konuşuyordum:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">"Kaptanın günlüğü… 4. saat… Galaksinin en küçük ama en güçlü Prensesi nihayet uyudu. Mürettebat ağır hasarlı. Psikolojik tamirat gerekebilir."<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar:<br>“Şu oyuncağı camdan atsak, ne ceza yeriz acaba?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Nebahat yorgun bir sesle:<br>“Kanada’da çocuk oyuncakları sessizdir. “ <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ayten Hanım:<br>“Bu çocuk kesin babasına çekmiş. Benim kızım küçükken asla böyle yapmazdı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kader işte, Bahar senin damat gibisini bulamadı Nebahat Hanımcımm…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Uzay dolmuşunu galaksimizin önüne yanaştırdım.<br>Elifnaz hâlâ uyuyordu, ağzı hafif açık, nefes düzenli ama kapalı gözlerden bile anlaşılan o korkutucu enerjiyle…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben sadece şarjdayım babacım. Bekleyin beni, az sonraa.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ayakkabılar, torbalar, oyuncaklar, bir adet iki kez yalanmış lolipop, ıslak mendil torbası, bezsizliğin getirdiği ıslak kıyafetler ve sonunda eve giriş...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar çantaları yere bıraktı. Ayten Hanım aynaya bakıp saçını gömleğini düzeltti.<br>Nebahat koltuğa oturdu, ayaklarını ovdu. Perihan Teyze çay yapmaya koştu. Dolaptan börek çıkarttı. <br>Ben kucağımda Elifnaz ile... ayakta kalakaldım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elifnaz’ı yatağına nazikçe yatırdım sonunda, hiç sarsmamaya dikkat ederek. Üzerine bir ince battaniye serdim. Oyuncağı yanına bıraktım. Tam herkes derin bir nefes almıştı ki…<br>“Zıng zıng zıng! MERHABA BENİM ADIM ZEYNEP, OYUN ARKADAŞINIM, SENİN ADIN NE…” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ayten Hanım:<br>Vallahi söküp pilini alırım ha!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ben:<br>“O pil alınamaz. O oyuncak uzaylı gibi. Açarsan daha kötü şeyler olabilir.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ve işte tam o an…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elifnaz gözlerini araladı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yataktan kendi başına indi. Saç baş dağılmış. Üzerinde dondurma lekeleri. Elinde yeni oyuncağı ve dudaklarının kenarında küçük bir sırıtış.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Anneeee, parka gidelimmm!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Herkes donmuş gibi bakarken, Nebahat “Bugün için çok teşekkürler, ben evime gidiyorum, unutmuşum Kanada’dan kızım arayacaktı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ayten’le Perihan “aa kızını da çok özledik, biz de bir görüverseydik” diye onlardan beklenmeyecek bir çeviklikle yerlerinden fırladılar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar bana gözleri ile park görevini yükleyiverdi hemen.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bense yine kendi iç sesime döndüm:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">"<i>Kaptanın günlüğü… Mürettebatın morali çöktü. Prenses uyandı. Yeni hedef: park. Enerji seviyesi %120. Geri çekiliyoruz</i>."<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kozmik Dolmuş Günlükleri 2_Kaynanaların Gözü Üzerimde</title>
<link>https://fikirizleri.com/kozmik-dolmus-gunlukleri-2_kaynanalarin-goezu-uzerimde</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kozmik-dolmus-gunlukleri-2_kaynanalarin-goezu-uzerimde</guid>
<description><![CDATA[ Kozmik Dolmuş Günlükleri 2_Kaynanaların Gözü Üzerimde ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_6849bc065fee1.webp" length="23862" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 20:25:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kozmik Dolmuş Günlükleri 2 <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kaynanaların Gözü Üzerimde<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Uzay zamanı bükülmeden önceki son anı hatırlıyorum: Hisarüstü’ndeki apartman önü ve kapının önünde bekleşen beş kişilik mürettebat. Elifnaz’ımın 1. Yaş doğum günü partisine gidiyoruz ailecek.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Uzay dolmuşumun ön kapısı açılır açılmaz o sürekli dizlerinden şikâyet eden annem resmen çevik bir çita gibi atladı içeri.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben öne oturayım oğlum,” dedi, 2. Kaptan koltuğuna Mr. Spock edasıyla yerleşti bile. Emniyet kemerini bile takmadan çantasını dizine oturttu. “Biliyorsun benim belim hassas.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Arka koltukta kalan üç koltuk içinse kıyamet koptu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bahar, bir kolunda Elifnaz, diğerinde pelüş zürafa omuzunda bebek çantası; annesi Ayten Anne ve onun siyam ikizi ablası Perihan Teyze ellerinde yemek çantaları ile beraber sığışmaya çalışıyorlardı.<br>Üç kadın, bir bebek, bir zürafa ve kısırlar, sarmalar, börekler…<br>Uzay fiziği bile bu denklemi çözemezdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Şu camı aç da hava girsin,” dedi Bahar oflayarak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Uzayda cam açılmaz Bahar,” dedim ve anında yaptığım gaftan pişman oldum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ayten Anne fırsatı gole çevirdi: “Kızım ben sana ‘bu çocukla evlenme demedim mi’ Oğlum ne uzayı ayol aç şu camları boğulacağız burada?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Perihan da asist etti zarif bir çalımla: “Geçen yaz Yalova’da klimayı açamadığı için hepimiz koku zehirlenmesi geçirdiydik. Neymiş, araba yokuşta çekmiyormuş, bu da onun gibi uzayda cam açılmazmış!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Benim annem önden arkaya seslendi:<br>“Bakın, çocuk da terledi rüzgâr sırtına vurmasın. Yavrum, sırtına bez mi koysak?” diye sırtımı sıvazlıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tam o sırada sessizliğin içinden gelen dramatik bir “Prrrrt!” sesi duyuldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Üç kadın birden bana döndü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben değildim!” dedim savunmaya geçerek.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Annem hemen: “Benim oğlum öyle ulu orta pırtlatmaz. Sizin torun yapmıştır işte!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Elifnaz mı yaptı?!” dedi Ayten Hanım. “Bebekten çıkar mı bu koku ayol el kadar şey, mis kokulu evladım anneannesinin gülü o? Bu kesin senin koca oğlandır.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Perihan da ekledi: “Yok yok, bu damattan çıktı kesin. Belli ki bu sefer kararlı bizi zehirleyecek!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Camları açamıyorum, enerji kalkanları ve ışınlayıcı sistemler bir haftadır arızalı, sanayiden Scotty Gaffar usta yapayım dediydi ama maaşa kadar bekle dedim, hay demez olaydım. Koku, uzay dolmuşunun içinden çıkmıyor, kalabalık atmosferde katil uzay bulutu gibi dönüp dolaşıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elifnaz ise halinden gayet memnun. Pelüş zürafanın kulaklarını çiğniyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ne güzel fikirmiş bu?” diye söylendi annem. “Evde kutlasaydık ya Baharcım. El kadar çocuk, ne anlar dışarda doğum gününden, hem de boşa masraf, evi geçindireceğim diye, gecelere kadar mesaiye kalıyor evladım?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Senin evde yapsaydık,” dedi Ayten Anne, “O çiçek desenli koltuk takımına bir meyve suyu damlasaydı da görseydik.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Annem “Ah ah ben de çok isterdim ama bizim ev uzakta, o kadar kişi köprüyü geçemez şimdi. Evlenirken yavrumu benden uzak tutmak için kıta değiştirttiniz, iç güveysi yaptınız evladımı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yoksa ben torunuma en kralından parti yapardım. Küçükken oğluşuma ne partiler yapmıştım bütün mahalle davetliydi. Şimdi 3-5 kişi için hamburgerci de parti yapılıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar bana arkadan seslendi: “Aşkım, Pelit’e uğrayacağız. Pastayı unutma.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Başka yerden alsak?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Olmaz.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sevimler de oradan yapmıştı rezil mi olalım.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Komutanın emri üzerine, yeni rotayı Yeliz’e yükleyip, dolmuşun yönünü sağa doğru yönlendirip Hisarüstü’nden aşağı süzüldüm. Etiler yönüne gidiyoruz. Pelit’e demirledik. Bahar ve tayfası içeri koştular. Ben annem ve Elifnaz arabada bekliyoruz. On dakika, yirmi dakika, kırk beş…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bir saat oldu!” diye bağırdım içeri girince. Bahar “Vardığımızda hazır değildi yapmalarını bekledik ama çok güzel oldu bak diye, kutuyu burnuma dayadı. Nasıl yani ben bu fiyata üç katlı düğün pastası alacağız sanmıştım, bu pastayı 6 kişi anca yer. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Perihan Teyze elinde minyatür bir şeker paketiyle döndü: “O kadar geldik, boş mu dönecektik?” dedi ona da bir mesai parası ödedik tabi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Annem camdan başını çıkarıp bize seslendi: “Benim sırtım tutuldu, evladım hadi pastanenin tapusunu üzerinize geçiriyorsunuz herhalde, yiye yiye bitiremediler evladımın parasını!” diye söylendi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar bana döndü, fısıltıyla: “Bu araç, bir aile kabristanına dönüşmek üzere aşkım.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Pelit’ten çıkıyoruz ama rota bir tuhaf. Etiler’e değil, başka bir gezegene gidiyoruz sanki. </span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yol bilgisayarım (Yeliz) yine kontrolden çıktı</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">. Aynı sokaklarda dolandırıp duruyor. </span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“Rota yeniden oluşturuluyor… Güzergâh dışına sapıldı… Bu kadınların frekansı sinyal bozuyor…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Kafamdan “Hadi oğlum. Sakin. Sen bir kaptansın. Kozmik dolmuş sürüyorsun. Tüm yıldız sistemlerini aştın. Etiler ne ki?” diye geçiriyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben buraları bilmem, ah güzelim Kadıköy” dedi annem.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ayten Hanım çat diye lafa girdi: “Sen ne bilirsin zaten! Düğünde de yanlış kuaföre gitmiştin.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Oğluma bir de ben yük olmayayım dedim. O gün bir gelin vardı 25 kişilik kuaför parası ödedi oğlum. Ne yaptınız tüm mahalleye hayır fönü mü çektirttiniz, hazır damadı yakalamışken yıllık bakım mı yaptırttınız hiç anlamadım vallahi.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elifnaz, ortamın gerildiğini fark edip duruma el attı güzelce bir gazladı ortamı ve görevini yapmış olmanın rahatlığıyla hemen uykuya daldı. Camlar hâlâ açılmıyor. Neyse ki en azından savaş yolunda adım adım ilerleyen bu sohbet sona erdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yarım saat sonra aradığımız gezegene ulaştık. </span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">O anda Zaman büküldü. Mekân kaydı. </span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tabelada “Berker King – Betelgeuse Şubesi” yazıyor. </span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Neyse kimseye çaktırmadan hemen toparladım.<b> </b></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Burger King tabelası göründüğünde herkes bir "Oh" dedi.<br>Saç baş dağılmış, makyajlar akmış, pasta kutusu yan yatmış. Elifnaz uyandırıldığı için mutsuz böğüre böğüre ağlıyor. <br>Koşar adım içeri daldık.</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"> </span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ama bir gariplik vardı. Tanıdık yüzler arıyoruz ama Ortada dev bir <b>“Mutlu Yıllar Arelcan!”</b> pankartı. Masalarda başka çocuklar, başka aileler. Bir robot palyaço etrafta balon şişiriyor.</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar, “Geç mi kaldık?” dedi görevliye “Evet, sizin rezervasyon 14-16.00 arasındaydı siz gelmeyince davetliler gitti şimdi 16-18.00 partisi başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ayten Hanım: “Damat bari şuradan bir çay al da azıcık kendimize gelelim” diyerek köşede bulduğu ilk masaya çöktü. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Annem çantasını açtı, içinden kolonya çıkardı. “Ay fena oluyorum açlıktan tansiyonum düştü. Oğlum şuradan bir hamburger, patates al da kendimize gelelim” dedi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Perihan Teyze elindeki kısır ve sarmaları masanın üzerine açmış ufaktan götürüyor, bir yandan da gözü çocuğun pastasında. “Bari pastayı kesip yiyelim ziyan olmasın”. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bahar “Ah Sevim’in diline düştük şimdi, Kim bilir neler anlatacak millete. Sen de bir yolu bulamadın o Yeliz’e bu kadar yüz verirsen olacağı budur.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Pastanın fotoğrafını çekip instagrama koyayım bari. Elifnaz ağlama kızım bak şimdi Pastayla fotoğraf çekeceğiz hadi muma püf de tak şu külahı da kafana, gül be çocuğum senin için o kadar şey yapıyoruz bari bir gülümse” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Dünürler şimdi karşılıklı oturmuş Kısırı kaşıklıyorlar, birbirlerine sarma yediriyorlar.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Perihan Teyze kafayı pastaya gömmüş. Elifnaz diğer doğum gününe katılmış kendi dünyasında. Bahar instagrama fotoğraf yüklüyor büyük günümüzün mutluluk resimlerini paylaşıyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bense düşünüyorum: <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Hangi galakside olursam olayım…<br>Bebek kokusu, sarmanın o dayanılmaz lezzeti, pastanın erimiş kreması ve kadınların tartışması varsa…<br>İşte orası evimdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tam o sırada yine bir “Prrrrrt!” sesi geliyor galaksinin derinlerden. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bu sefer kimse şüphe etmiyor. Çünkü herkes biliyor…<br style="mso-special-character: line-break;"><!-- [if !supportLineBreakNewLine]--><br style="mso-special-character: line-break;"><!--[endif]--><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bu sefer bendim…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KİRALIK GELİNLİK</title>
<link>https://fikirizleri.com/kiralik-gelinlik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kiralik-gelinlik</guid>
<description><![CDATA[ Bazı gelinlikler giyilmeden bile yük taşır, duvarlara sinen sessizliği, söylenemeyenleri örter. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_684995457cbbf.webp" length="19942" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 17:41:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hüseyin Beken</dc:creator>
<media:keywords>Gelinlik, aşk, Hikaye, hüseyin beken</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h1><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: black; mso-themecolor: text1;">KİRALIK GELİNLİK<o:p></o:p></span></b></h1>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gelinliklerin bir hafızası vardır. Duvardan duvara asılı duran beyaz kumaşlar, yıllar boyunca sayısız kadının heyecanına tanıklık etmiş, kimi zaman bir gülümsemenin içinde parlamış, kimi zaman sessizce akan bir gözyaşının kenarına takılmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Atölyenin aynaları, yalnızca bedenleri değil; hayalleri, korkuları, beklentileri ve bazen de pişmanlıkları yansıtır. Her yıl onlarca kadın girer o küçük prova odalarına kimisi âşık, kimisi kararsız, kimisi sadece doğru olanı yaptığına inandırılmış. Bazı gelinlikler sevgiyle sarılırken bir bedene, bazıları kaderle zorlanır üzerine. Ama her biri, bir kadının hayatındaki en “özel” günün kıyafeti olmaya adaydır. Ve her biri, bir gün ya naftalin kokulu bir hurçta unutulur… Ya da hiç yaşanmamış bir mutluluğun dekoru olarak bir kenara atılır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Atölye ise hâlâ aynı yerindedir. Sokağın ucunda, iki eski binanın arasında, sade bir tabelası olan küçük bir dükkan. Cam vitrininin arkasında üç cansız manken durur: biri kabarık etekli bir hayali taşır, biri zarif bir dantelin içindedir, diğeri sade ama asildir. Tabelada sadece şunlar yazar:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Elanur Atölyesi – Gelinlik Kiralama ve Özel Dikim”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İçeri girince ağır bir sessizlik karşılar insanı. Ama o sessizlik aslında doludur. Her dikiş makinesinin yanında zamanın izleri, her askının ucunda onlarca kadının sesi vardır. Tavan yüksek, duvarlar soluk kremdir. Ama beyazlar ışıldar burada. Işığın en çok vurduğu köşede, pencerenin tam karşısında Ela oturur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela, öylece oradadır. Kırklarına yaklaşmış, sade giyimli, yüzünde ne tam bir neşe ne tam bir hüzün olan bir kadın. Ama elleri çalışkandır; sanki dikiş iğnesiyle sadece kumaşları değil, geçmişin sessizliğini de dikmektedir. Yüzünde sürekli hafif bir yorgunluk, gözlerinde derin bir suskunluk taşır. Konuştuğunda yavaş, düşünerek, ölçerek konuşur. Ama asıl dili, kumaşla olur. Kimin hangi modeli hayal ettiğini, ne giymek istediğini kelimelere ihtiyaç duymadan anlayabilir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">O sabah da öyle başlamıştı gün. Işık pencereye vuruyor, mankenlerin üstündeki dantelleri parlatıyor, atölyenin içi her zamanki gibi sakindi. Ela, dikiş makinesinin başında bir yakanın incilerini tamamlıyordu. Radyo açık değildi. Sessizliği seviyordu. Gelinliklerin fısıltısını ancak sessizlikte duyabiliyordu çünkü. Kapıdaki küçük çıngırağın sesi duyulduğunda başını kaldırdı. İçeri giren genç kadın, sabahı neşeyle yırtarcasına bir gülümsemeyle süzüldü:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Merhaba! Ben Melis. Bugün randevum vardı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela ayağa kalktı, alışkın bir tebessümle karşıladı onu. Sakin ve kibar bir sesle:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Hoş geldiniz, Melis Hanım. Ben Ela.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis’in gözleri parlıyordu. Ela kahve hazırlarken o isteklerini sıralıyordu. Elinde telefon, heyecanla modele benzer birkaç görsel gösterdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Aslında gelinliği kiralarız diye düşünüyordum ama nişanlım bütün detayların hayal ettiğim gibi olması için çabalıyor. Şöyle bir model hayal ettim ama daha sade... belki biraz daha şık ama modern. Anlatabildim mi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela göz gezdirdi, sonra başını kaldırıp gülümsedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Anlattınız,” dedi. “Hayal ettiğinizi tam olarak anladım endişelenmeyin. Onu gerçeğe çevirmek benim işim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis’in gözlerinde samimi bir şaşkınlık belirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Çok emin söylediniz. Anlatıldığı gibi siz işinizde çok iyi birisiniz sanırım.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela gülümseyerek omuz silkti. “Sadece işimi seviyorum.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis, kabine girip birkaç model denedi. Ela, aynadaki yansımaları izlerken bir anlığına kendi gençliğini düşündü. Bembeyaz bir elbisenin içinde nasıl görüneceğini düşlediği yılları… Sonra o düşünceyi usulca buruşturup iç cebine koydu. Çünkü geçmişi konuşmayanlar, onu içlerinde taşımak zorundadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis dışarı çıktığında heyecanla kendi etrafında döndü. Ela hafifçe başını salladı. “Sizin için doğru modelin yolunu bulduk sanırım.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis gülümsedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben sana kahve ısmarlayayım. Şu karşı köşedeki kafe. Yarın prova sonrası gidelim, olur mu? Hem elbiseyi konuşuruz, hem başka şeyleri.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela birkaç saniye düşündü. Sonra başını usulca salladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Olur.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis çıkarken, kapının çıngırağı bir kez daha çaldı. Ama bu kez içeride kalan sessizlik, biraz daha derinleşmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir gün sonra provaları daha neşeli geçmişti. Melis düğün heyecanıyla yerinde duramıyordu. Daha ikinci görüşmelerinde çok samimi olmuşlardı. Provadan sonra kahve içmeye geçtiler. Kafenin camları buğuluydu o gün. İçeride tarçınlı kahve kokusu ve kavrulmuş bademli kurabiyelerin sıcaklığı vardı. Dışarıda Aralık ayının tenine işleyen serinliği, içerideki sıcaklık eritiyordu. Ela, cam kenarındaki masaya oturduğunda gözlerini dışarıya değil, fincanın içine çevirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis hâlâ kasadaydı, içeceğini seçiyor, arada bir neşeyle baristaya bir şeyler soruyordu. Kahve yavaş yavaş masaya geldi. İki fincan. Biri sade, diğeri kremalı. Ela sade olanı seçti, Melis neşeyle “Tatlıyı ben taşıyayım,” deyip yanına oturdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Biliyor musun Ela, seninle konuşmak çok keyifli.” dedi Melis, kaşığını bardağın kenarına vurarak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bazı insanlar daha ilk günden içini açar. Ben mesela öyleyim. Ama sen... içini açmıyorsun ama karşındakini rahatlatıyorsun. Bu bambaşka bir şey.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela başını hafifçe eğdi. Gülümsedi. Teşekkür etmek ister gibi, ama sözcükleri fazla görür gibi. Melis cebinden telefonunu çıkardı. Bir süre ekranı karıştırdı, sonra Ela’ya dönüp,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bu arada ben sana nişanlımı hiç göstermedim değil mi?” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Parmağı ekranda birkaç kaydırma yaptı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bak, işte bu Kerem.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela, ismi duyduğu anda göz kapakları titredi. Sanki biri kalbinin orta yerine usulca dokunmuştu. Telefon ekranı Ela’ya uzatıldığında, dünya birkaç saniyeliğine sustu. Kafedeki kahkahalar, çatal bıçak sesleri, sokaktan geçen arabaların uğultusu…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Hepsi bir anda geri çekildi. Ekrandaki adam tanıdıktı. Çok tanıdık. Yıllar öncesinden bir hikâyenin içinden fırlayıp gelmişti sanki. Ela’nın, adını artık içinden bile söylememeye alıştığı adamdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kerem.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">O gençliğinin kalbine ilk düğümü atan, sonra onun çözülmeyişine sessiz kalan adam. Aralarında ne bir kavga, ne bir veda olmuştu. Sadece gitmişti. Ya da Ela gitmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gidilmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela’nın gözleri bir an fotoğrafta takılı kaldı. Kerem, gülümsüyordu. Yanında Melis vardı, mutluydular. Gerçekti. Sahiden de hayat devam etmişti. Ela fotoğrafa değil, geçmişine baktı. Ama belli etmedi. Gözlerini geri çekip sessizce, “Çok yakışmışsınız,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis gülümsedi. “Kerem biraz mesafelidir. Ama onu tanıdıkça... Bazen öyle bir bakıyor ki... Sanki benden önce büyük bir şey yaşamış gibi. Çok sevmiş, ama çok üzülmüş biri gibi. Beni seviyor, hissediyorum ama o geçmişte neyse, bilmiyorum... Bazen orada yaşıyor gibi.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela bir şey demedi. Demedi çünkü her kelime, kalbinin duvarından düşecek bir taş demekti. Melis telefonunu çantasına geri koydu. Son yudumunu içti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“O da geliyor birazdan,” dedi. “Beni almaya uğrayacak. Tanışırsınız belki.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela hemen toparlandı. Fincanını ileri itti, montunu aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">          </span>“Ben kalkayım. Bugün atölyeye uğramam lazım,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sesi sakindi ama omzundaki yük, yüzündeki gölgeden okunuyordu. Melis şaşırdı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ama daha erken?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela gülümsedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Seninle kahve içmek güzeldi. Yarın provada görüşürüz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis yerinden kalkıp ona sarıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Senin gibi biriyle karşılaştığım için çok şanslıyım.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela bir şey demedi. Sadece kapıya yöneldi. Adımlarını hızlandırmadı. Ama içinden koşuyordu. Kafenin kapısını açtığında, hafif bir esinti yüzüne çarptı. Bir sokak lambasının önünden geçerken durdu. Camdan yansıyan kendi siluetine baktı. Ve kendine ilk kez şunu fısıldadı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Eğer karşıma çıkarsa... Vazgeçer.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ve ben, Melis’in gözündeki o ışığı söndüremem.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis’in sözleri çınlıyordu kulaklarında “Sanki benden önce büyük bir şey yaşamış gibi. Çok sevmiş, ama çok üzülmüş biri gibi.” Kerem de unutmamıştı onu. Yaşadıkları kolay unutulacak cinsten değildi. Birbirlerini deli gibi seviyorlardı. Ama bitmişti işte. Kerem yıllar sonra yeni bir aşka yelken açmıştı. Melis bunun için en doğru kişi olabilirdi. Ela yürüdü. Ama her adım, bir geçmişin yeniden başlamasını engelleyen yeni bir vedaydı. Zaman bazı şeyleri onarmaz. Sadece üstünü örterdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela, günler geçtikçe daha az konuştu, daha çok çalıştı. Dikiş makinesinin sesi, kalbinin sızısını bastırmak için birebirdi. İğne her kumaşa battığında, içinde bir şey daha az hissedilir oluyordu. Melis ne zaman atölyeye gelse gülümsüyordu. Ela da gülümsüyordu. Ama biri kalpten, diğeri görevden... Melis her gelişinde heyecanla bir şey anlatıyordu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Mekan, fotoğrafçı, müzik listesi, çiçek seçimi, davetliler...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ve bazen durup hayranlıkla şunu söylüyordu:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Kerem beni her zaman sakinleştiriyor. Bazen bana geçmişinden hiç bahsetmemesi tuhaf geliyor ama... Belki de bazı şeyler geçmişte kalmalı, değil mi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela yalnızca başını sallıyordu. O baş hareketinde koskoca bir hikâye gömülüydü. Ama Melis bunu bilmiyordu. Bilmeyecekti de. Ela, Kerem’in adını duydukça yüzünü pencereye çeviriyordu. Kumaşlara daha çok eğiliyordu. Provalarda Melis’in arkasından iğne tutan elleri, sanki kendi yarasına pansuman yapıyordu. Gelinlik son haline yaklaşıyordu artık. Tarlatanı tamamlanmış, duvağı dikilmişti. Ve Ela her detayı kendi elleriyle, adeta bir özür gibi, bir vedayı dikiyormuş gibi özenle yapıyordu. Atölyenin arka köşesinde boş bir sandalye vardı. Ela o sandalyeye her gün birkaç dakika oturuyor, gelinliğe bakıyordu. Beyaz kumaşın içinde Melis değil, yıllar önce hayalini kurduğu kendisi duruyordu sanki. Hayalini kurduğu tören değil, yarım kalan bir duygunun defin töreniydi bu. Gece olunca, atölyede tek başına kalıyor, ışıkları açık bırakıp aynalara uzun uzun bakıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Aynalar...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Zamanı göstermeyen, sadece içindekini çoğaltan şeyler. Bir gece, duvarda asılı olan gelinliği izlerken mırıldandı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bir kıyafetin bu kadar güzel oluşu, bazen sadece acıtır.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Son prova günü Melis geldiğinde, Ela duvağı dikkatle yerleştirdi. Bir adım geri çekildi. Melis aynadaki haline bakarken gözleri doldu. “Bu ben miyim?” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela sessizce başını salladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Bu senin o günkü halin.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis aynaya baktı, sonra dönüp Ela’ya sarıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Sen olmasaydın böyle olmazdı. Hayatımın en özel gününde senin dokunuşun var.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela cevap vermedi. O sarılmanın içinde kaskatı kaldı. Ama Melis hissetmedi. Çünkü Ela, hissettirmemek konusunda ustaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">---<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Düğün günü sabahı, Ela atölyeye erkenden geldi. Kimse yoktu. Işık griydi. Her şey sessizdi. Masasına oturdu. Çekmecesinden küçük bir defter çıkardı. Kapağı eskimiş, köşeleri kıvrılmış. İçine yıllardır hiçbir şey yazmamıştı. Şimdi tek bir cümle yazdı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Bir zamanlar onunla evlenecektim. Şimdi onun için başka bir kadını giydirdim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Daha birçok şey yazdı. Bazı sayfalarda saçmaladı ama durmadı döktü içini. Vakit geldiğinde defteri kapattı. Gelinliği teslim etti. Her düğüne davet edilir ama hiçbirine gitmezdi. Zaten hepsine tanıktı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Atölyeden çıkarken ışığı kapattı. Kapının çıngırağı çaldı. Ama bu kez içeride kalan sessizlik, yalnızca kumaşlara ait değildi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İstanbul sonbaharı, akşamüzeri saatlerinde sarıya çalan bir hüznü taşırdı gökyüzüne. Ela, işten erken çıkmıştı o gün. Gelinliklerden uzak, kumaşların sessizliğinden ayrı bir adım atmak istemişti kendine. Ruhunu biraz havalandırmak, sokakların arasında kaybolmak... Bazen insan en çok kendine rastlamaktan korkar kalabalıkta. Kadıköy Çarşı’sının kalabalık sokaklarından birindeydi. Güneş, binaların arasına sıkışmış son ışıklarını uzatıyordu kaldırımlara. Ela başı hafif önde yürüyordu. Ne aceleyle ne yavaşça. Düşünmeden, ama derin bir dalgınlıkla. Bir köşeyi döndü. İşte tam o an oldu. Bir ses.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ela?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ses, zamanın içinden çıkmış gibi tanıdıktı. Başını kaldırdığında, karşısında Melis ve Kerem duruyordu. Melis şaşkın, gülümseyen gözlerle yaklaştı hemen.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Tesadüfe bak! Seni görmek ne güzel!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela’nın içi boşaldı bir anlığına. Ama yüzü durgundu. Yalnızca dudaklarında, “Ne hoş bir rastlantı” gibi bir kıpırtı vardı. Melis, Ela’nın kolunu tuttu. “Biz yürüyorduk. Bir şeyler yiyeceğiz. Sen nasılsın, görüşemedik düğünden sonra.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela başını salladı. “İyiyim... Yoğundum.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ve o an, Kerem öne çıktı. Gülerek. Ama o gülümseme Ela’nın kalbinde bildiği gibi değildi. Bir parça ironi, biraz da umursamazlık vardı dudaklarının kenarında.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Hâlâ gelinlik işi, değil mi Ela?” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis, şaşkın bir kahkaha attı. “Aa siz tanışıyor muydunuz? Benim gelinliğimin yaratıcısı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kerem gözlerini Ela’dan ayırmadan cevapladı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Tanışıyoruz tabii. Eskiden... Epey yakındık. Değil mi Ela?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela’nın içinde yıllarca bastırdığı ne varsa, o saniyede yerinden kıpırdadı. Ama dışı taş gibi kaldı. Gözlerini kaçırmadı. Yutkundu sadece. Melis Kerem’e döndü. “Sen bana hiç bahsetmemiştin?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kerem omuz silkti. “Bahsetmeye gerek duymadım. Geçmiş geçmişte kaldı. Unutulan günler. ”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">O cümle, Ela’nın yüreğine çakılmıştı çoktan. Ama en çok batan, Kerem’in gözlerinde hiçbir kırıntı olmamasıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ne özlem.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ne pişmanlık.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ne soru.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Hiçbir şey.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir anlık bir sessizlik oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kaldırımda üç insan.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">İkisi hayatın merkezinde, biri kıyısında kalmış gibi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ela gülümsedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ama o, yara üzerine çekilmiş bir perde gibiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Dikişsiz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sessiz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben geç kalıyorum,” dedi. “Görüşmek üzere.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Melis, “Mutlaka uğrayacağım atölyeye,” diye seslendi arkasından. Ama Kerem bir şey demedi. Ela yürüdü. Bu kez hızlıydı. Kalbi göğsüne sığmıyordu. Ama ağlamıyordu. Çünkü bazı gözyaşları, gözden değil; gururdan vazgeçemeyişten akardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kaldırım taşları altında ezilen yalnızlığını, sadece adımları duyardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">---<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Ve Ela anladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bazı adamlar, hatırlanmayı hak etmezmiş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ve bazı aşkların dönüşü yoktur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Çünkü dönecekleri yerde, gerçek bir sevgi değil, yalnızca bir geçmiş yanılsaması kalmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Mart, 2025 İstanbul</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 1.0cm;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Hüseyin BEKEN</span></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kim Bu Bebek!</title>
<link>https://fikirizleri.com/kim-bu-bebek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kim-bu-bebek</guid>
<description><![CDATA[ Kim bu Bebek! ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_6846949af3bf6.webp" length="27616" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 11:00:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 0cm; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 18.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Kim Bu Bebek!<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 0cm; text-align: center; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Uzay dolmuşumun arka koltuğunda bir bebek var. Ne var ki benim değil.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Aslında görünüşe bakılırsa benim Elifnaz’a benziyor, ama Elifnaz asla ağlamazdı, hele ki Uzay Otoyolu E-99’da süzülürken. Evet evet bu o değil canhıraş bir sesle ağlıyor bu. Kesin Klingonlar değiştirdi yavrumu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Hiper Uzay turlarımız Elifnaz için en güzel uyku zamanıydı. Pırtlaya pırtlaya öyle güzel uyurdu ki, kokudan durulmazdı. Ama bu bebek? Bu bebek bağırıyor. Hem de sahneye çıkmış elektro bağlama sanatçısı gibi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Eğer hâlâ şüpheniz varsa şunun kokusuna bakın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Hayır, kokusuzluğuna.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Benim Elifnaz öyle bir gaz salardı ki, oksijen filtreleri acil durum alarmı verirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ben alıştım tabii, altı aydır her gece bu uyku turları bende.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ama bu bebek?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Plütonya’dan yola çıktığımızdan beri tek pırt bile yok.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ya genetiği ile oynanmış ya da bizim gezegenden değil. Değiştirmişler evladımı!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Zaten dolmuşun ön konsolu stres seviyemi ölçüp durduk yere siper manevralarına başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Sanırım Yeliz (yol bilgisayarı), bana “boyutlar arası kaçakçı” gibi davranıyor. “Rota yeniden oluşturuldu” deyip duruyor. Az sonra bir kol çıkıp kafama bir şey indirecek diye korkuyorum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“Tamam tamam! Otomatik pilottan çık!” dedim sonunda.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Anti madde frenine abanıp döndüm.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Tam o sırada, koltukta oturan bebeğe net bir bakış fırlattım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Çocuk da bana baktı. Ben de ona.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">O daha da yüksek perdeden ciyaklamaya başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Evet, galiba o da benim babası olmadığımı fark etti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Birlikte boşlukta durduk. Bomboş kozmos.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Etrafımızda sadece yıldızlar ve parlayan metan blokları.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“Şşş… canım… cici kuş… Elifnaz mısın sen?” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Biraz sakinleşti gibi ama hâlâ benim Elifnaz’ım mı tam emin değilim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bebek sıfır yerçekimli koltukta bağlı. Bizimkine benziyor, ama detaylarda fark var sanki.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yan etiketinde "Omni-Lüks 360 – Termal destekli” yazıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Benimkinde ne vardı?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bir şey yazmıyordu sanki. Bahar’ın bir arkadaşı 2. El vermişti, hiç dikkat etmemişim. İşte yakaladım kesin değiştirmişler bebeğimi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bu uzay dolmuşu da bir garip mi ne…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Koltuk derisi hakiki ceylan derisine benziyor? Popom hiç terlemedi henüz. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bizimki sentetik, mavi koltukluydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bunu nasıl fark etmem?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kafa mı kaldı ben de. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Peki ya benim Elifnaz nerede?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Korku yavaşça içime yayılıyor.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bahar’a ne diyeceğim ben?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Öncesinde en önemli soruyu soruyorum kendime:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ben olsam ne yapardım?<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Düşünelim…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yanlış bebeği alıp hayatıma devam edebilir miyim? Sonuçta koltuklar rahatmış, ön panel de son model vayyy!<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yok canım, ben öyle biri değilim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bir kere, Bahar öğrenirse beni Mars’a almaz bir daha.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Hele o kaynanamla ablası. İnstagram’a adım atamam bir daha. Viral ederler beni.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ayten anne ne der biliyor musun?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Kızım, bu çocuk azıcık seninkine benziyor diye hemen sarılırsan yarın uzay maymunu da getirir bu adam.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ya Perihan Teyze?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“Ben yıllarca Ziraat Bankası’nda çalıştım, tek bir dosya kaybetmedim. Sen bir çocuğa sahip çıkamadın damat?!”<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Beni yerden yere vururlar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Peki nerede hata yaptım acaba?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Nerede? Aha evet!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Öbür Plütonya’daki Plutak Dönercisi<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ne yapsaydım yani bizim sistemdeki Adanalı’ya gitsem, kilo alacağım. Bahar’a söz verdim kapısından bile geçmeyeceğime dair. <br>Sonuçta Bahar öğrenirse, tartışma çıkacak ama Öteki Plütonya’daki Plutak ustadan bir dürümcük kilo yapmıyorum. Biliyorum çok denedim. Sanırım oradaki baharatlar kuantum olarak farklı. Dürümleri zırt diye geçiyor içinden insanın. Hem üstelik uzun yolda Elifnaz mis gibi uyuyor.<br style="mso-special-character: line-break;"><!-- [if !supportLineBreakNewLine]--><br style="mso-special-character: line-break;"><!--[endif]--><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ahh... sırf bir dürüm için evren değiştirdim, şimdi ise çocuğumu kaybettim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Gelgelelim o Plutak Usta’da yemek yerken, dolmuşlar birbirine çok benziyordu…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Hepsi aynı model gibiydi…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ben galiba… yanlış dolmuşa bindim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yanlış bebekle!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Eyvah eyvah şimdi, kokusuz bu yavruyla yol alıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Tam o sırada…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“FISSSS…”<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bir koku geliyor evet. Oh mis…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“İşte bu!” diyorum içimden. Yanılmışım. Canım Elifnaz’ın…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ama hayır olmaz!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bu bendenmiş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Herhalde gerginlikten olmuş olmalı. Koku kalkanlarını devreye sokayım bari.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bebek yeniden ağlamaya başlıyor.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ben yeniden şarkılı mırıldanışlara geçiyorum:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“Mini mini bir Yoda donmuştu…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yine işe yaramıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Panik yok. Ne yapacağını bilen biriyim ben.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yapacağım şey belli: Bebeğimi geri alacağım. İşte bu…<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Elifnaz’ı ya da Elifnaz’ımsıyı koltuğuna sıkıca bağlıyorum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Dolmuşu hiper hız moduna alıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Sola dön, sağa savrul, hidrojen kütlesi üzerinden atla. Solucan deliğine dal…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Uzay Otobanı’nın sonuna yaklaşıyoruz. Plutak’a az kalmıştı ki, başka bir uzay dolmuşu beliriyor karşıdan. Bizimkinin tıpkısı, aynı renk aynı duruş. Karşılıklı yavaşlıyoruz.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yan yana kenetleniyoruz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Kapılar açılıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Karşımda biri. Benim yaşlarımda. Saçlar biraz seyrelmiş. Göbek hafifçe önde.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ve… yüzü aynadan bana bakıyor sanki.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Belki de bu benim klonum…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ama o ben değilim bundan eminim.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Birden konuşuyor:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">"Plutak Usta’dan mı?" <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">“Evet…” diyorum. Başımı kesin bir şekilde sallayarak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">"Bebek?"<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">"Seninkisi osurukluydu."<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">"Seninki de çığlıklıydı."<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">"Tamam..."<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">"Tamam."<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Kararlı adımlarla araçları değişiyoruz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Hiç konuşmadan ayrılıyoruz. Işın kılıçlarını ateşlemeden, zafer kazanmayı başarmış komutanlar gibi…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Sevgili mavi koltuklu dolmuşuma kavuşuyorum, Direksiyonunu sevgiyle okşuyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ve Elifnaz’ıma dönüp bakıyorum …<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Benim Mis kokulu yavruma…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Derin uykuda. Oh sessizliğin kokusunu içime çekiyorum. Tam o sırada sanki ilahi bir melodi gibi bir ses pırtlıyor ortamda. Babasının kızı işte bu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">O an anlıyorum:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Hangi boyutta olursam olayım,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Kokusu tanıdık olan yerdir evimdir…<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KUTSAL KAN: TOMRİS</title>
<link>https://fikirizleri.com/kutsal-kan-tomris</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kutsal-kan-tomris</guid>
<description><![CDATA[ KUTSAL KAN: TOMRİS ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_684156b444893.webp" length="57076" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Jun 2025 11:35:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü, Mitoloji</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">KUTSAL KAN: TOMRİS<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>Yazan: Bike S: Demirkız<o:p></o:p></b></p>
<p><!--EndFragment --></p>
<p class="MsoNormal">Bozkırın sabahı sessizdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Rüzgâr bile henüz uyanmamıştı. Göğün moru, toprağın sarısıyla karışırken birden doğu ufkunda bir ışık belirdi. Göz kamaştırıcı, ama sıcak bir parıltıydı bu. Ne güneşin doğuşu ne yıldızın düşüşü… Tam ortada, göğün kalbinden bir kıvılcım gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kayı boyunun en yaşlı şamanı, gözlerini göğe dikmişti. Fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ateş kanı yeniden yeryüzüne indi… Aybike döndü.” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onun gözleri göğün derinliklerini, sesi sonsuzluğu taşırdı. Aybike, göksel halkın yeryüzündeki ilk temsilcilerşnden, Göktanrı’nın kızıl saçlı kızı idi. Aybike’nin, gözleri ay kadar parlak, bakışları fırtına kadar eskiydi. Arkasında gümüş rengi bir kurt, sessizce duruyordu. Onun gelişiyle toprakta bir şey uyanmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gökten gelen kadın soyun yeniden başlatıcısıydı. Tanrıların unutulmuş evladının dönüşüydü. Onun sesini yalnızca göğü dinleyenler duyabiliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben göğün gözüyüm. Oğuz’un anası, kutun bekçisiyim,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yıllar geçti. Aybike’nin adı dilden dile yayıldı, onun soyundan gelen kadınlar “kut taşıyıcı” olarak anıldı. Onun soyundan gelenlere “Göğün Çocukları” denildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu çocuklar, zamanla Sakalar (İskitler) diye anıldı. Rüzgârla konuşan, kurtlarla kardeş olan, dağlarla anlaşan bir halk… Onlar, kadınlardı. İçlerinden biri, göğün çizdiği kaderle doğacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İşte tam o gece geldi…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yıldızlar o gece kararsız parlıyordu. Ay, bozkırın üzerine yumuşak bir gümüş ışık dökerken, çadırın içinden kadim bir çığlık yükseldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bu kız, savaşla doğdu…” dedi ebe, elleri titreyerek kanlı bebek bedenini kaldırırken.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Adını annesi fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Tomris…” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Atalarının kanını taşıdığı kadar onların ateşini de taşıyordu, Tomris.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gözleri, tıpkı Aybike’ninki gibiydi. Çocuk henüz nefes almadan önce bile etrafanbakıyordu. Bir şeyleri görerek. Doğduğu an, dışarıda bir kurt uludu. O uluma, Aybike’nin soyunun devam ettiğini haykırıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tomris, rüzgâr gibi doğdu. Annesi ona “Aybike’nin mirasını taşıyan son kıvılcım” dedi. Küçük yaşta yay çekti, kılıç tuttu, yıldızları okudu. Ay gecelerinde rüyalarına kurtlar girer, ona uzak bir savaşın işaretlerini fısıldardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yıllar geçti.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kavmi olan Sakalar, doğudan gelen bir tehlikeyle karşı karşıyaydı: Büyük Pers Kralı II. Kiros. Altını, orduyu ve korkuyu kullanan bir adam. Onun amacı belliydi: Tomris’in halkını boyun eğdirmek.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tomris artık bir kadındı, bir komutandı. At sürüyor, ok atıyor, savaşçılara strateji öğretiyordu. Sakaların başkomutanı, hükümdarı, yıldızların dünyaya getirdiği lider…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama bir şey eksikti: Oğlu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Spargapis, Tomris’in biricik oğluydu. Kanı gökten gelen kadının torunuydu ama yüreği hâlâ gençti. Ne yazık ki gençlik bazen en büyük tuzaktır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tomris, savaş tanrıçası gibi bir zekâya sahipti ama düşmanı, sadece kılıçla değil, hileyle de savaşırdı. Kiros, Tomris’in oğlunu tuzakla esir aldı. Oğlan, bu aşağılanmayı kabullenemedi annesini düşündü ve kendisini şerefiyle öldürmeyi seçti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tomris, haber geldiğinde göğe bakıyordu. Ay parlıyordu ama artık ona hiç ışık vermiyordu. Bu, Tomris’in içindeki Aybike ateşini yeniden yaktı. Artık bu savaş bir toprak savaşı değil, kutlu soyun intikamıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Artık savaş, oğlum için değil. Atalarım için. Kendi gök kubbem için,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece Tomris rüyasında Aybike Hatun’u gördü. Aybike, göğsünde mavi bir ateş taşıyordu. Gözleri kurdunki kadar netti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Tomris. Bu, yalnızca bir intikam değil. Bu, unuttukları kadim bağı hatırlatma savaşıdır. Göğün kanı damarlarda boşuna akmaz. İhanetin karşısında, gökten gelen ateş olur. Gölgeyi değil, ışığı izle. Karanlığın kalbini kes Kiros yalnızca bir kral değil. O, dünyayı tek bir adamın adıyla ezmeye çalışan kibirdir. Git. Göğü yere indir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tomris uyandığında, yıldızlar sanki onunla göz göze gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tomris ve ordusu, Amu Derya’nın kenarında geceyi beklediler. Sakaların kadınları ve erkekleri zırh kuşandı. Her biri Aybike’nin soyundan bir kıvılcım taşıyordu. Tomris, kılıcını toprağa sapladı, diz çöktü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Oğlumun kanı bu toprağa karıştı. Bu gece bu toprak, Tanrı’nın terazisi olacak.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sabah olduğunda, Pers ordusu ilerliyordu. Kalabalık, donanımlı, kendinden emin… Gelgelelim Tomris onları bekliyordu. Tuzak kuruldu. Savaş patladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kiros’un ordusunu Amu Derya kıyısında tuzağa düşürdü. Savaşın gürültüsü göğe yükselirken, Tomris’in gözleri düşmanı arıyordu ve o an geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nihayet Kiros’la yüzleşecekti. Kılıçlar çarpıştı, kan aktı. Tomris eğildi, tek bir kılıç darbesi ile Kiros’un başını gövdesinden ayırdı. Kan göğe kadar yükseldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Savaş meydanındaki sessizliği yalnızca kılıçların kan damlaları bozuyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tomris, Kiros’un başını saçlarından tutarak havaya kaldırdı, gökyüzüne doğru bir zafer çığlığı attı. Sonra tüm meydana gösterdi ve Kiros’un başını gümüş kaplı bir tuluma koydu. Tulumu kanla doldurttu ve şöyle haykırdı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sen kana doyamadın Kiros! Şimdi kana doy!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an gökyüzü birden açıldı. Aybike’nin sesi duyuldu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gök kutu geri aldı.” Dedi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zaferin ardından Tomris, halkını bir kez daha gökyüzüne yöneltti. Aybike Hatun’un soyunun son taşıyıcısı olduğunu biliyordu. Ama aynı zamanda başlangıcıydı da… Çünkü gökten gelen soy asla sona ermez, yalnızca bir başka çağda yeniden doğar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tomris bir daha asla bir savaşta kılıç sallamadı. Ama adı, bozkırın rüzgarına, yıldızların şarkısına karıştı. Onun soyundan gelen her kadın, göğe baktığında kendisini onunla bir hissetti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yüzyıllar sonra, Büyük İskender aynı bozkırları aşarken, bir kayanın üzerine işlenmiş bir yazıtla karşılaştı. Yazı şöyle diyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gökten gelen kadının soyundan geldim. Toprakta yürüdüm ama gözüm hep gökte kaldı. Ben Tomris’im. Gölgeye diz çökmedim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İskender yazıyı okuduğunda bir gece gökyüzüne baktı ve şöyle fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ey sevgili kızıl saçlı yıldız kadını, keşke senin çağında doğmuş olsaydım …”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>UYUYOR GİBİ...</title>
<link>https://fikirizleri.com/uyuyor-gibi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/uyuyor-gibi</guid>
<description><![CDATA[ UYUYOR  GİBİ ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_68412f856743b.webp" length="40346" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Jun 2025 08:48:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü, polisiye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">UYUYOR GİBİ<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sarıova, Ege'nin iç taraflarında, Manisa ile Kütahya arasında sıkışmış küçük bir kasabadır. Nehri yoktur, ama baharda dağlardan gelen kar sularıyla coşan dere yatağı hâlâ "çay" diye anılır. Ufacık bir yerdir, buna rağmen merkezde bir Atatürk heykeli, iki kahvehane, bir cami ve emekli öğretmenler için kurulmuş küçük bir kültür evi vardır.<br>Yaz aylarında, gurbetten dönenlerle nüfusu iki katına çıkar, özellikle Almanya’dan gelen arabaların plakaları herkesin ilgisini çeker.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Buranın geçmişinde mübadeleyle gelen Selanik göçmenleri, Yörükler ve birkaç eski Ermeni evi vardır ama artık hepsi Sarıovalıdır. Zamanında, kasabanın geçim kaynağı küçük bir un fabrikasıydı. Un kokusu yaz sıcağında ekşi bir buğu gibi çökerdi üstüne. Kamyonlar sabah ezanıyla birlikte girerdi kasabaya. Ama şimdi fabrika kapalı; geriye kalan sadece tozlu bacası ve duvarındaki solmuş yazılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ben bu kasabayı hep uzaktan bilirdim. Babamın bir arkadaşı orada otururdu. Çocukken birkaç kez geçmişliğimiz vardır içinden. Her seferinde hüzün çökerdi içime, anlamazdım neden. Sarıova’nın sokakları, nedensiz bir yorgunluk taşırdı sanki.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ne yazık ki 16 Kasım 2013 gecesi bu kasaba, sadece benim için değil, kimse için bir daha aynı olmayacaktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">O gece: Zehra, Ege Üniversitesi’nde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünde 3. Sınıfta okuyordu ve iki gün sonra sınavı vardı. Kasabanın gençleri gibi o da normalde cumartesi akşamlarını belediye düğün salonundaki "gençlik gecelerinde" geçirirdi. Nedense o akşam gitmemişti.<br>Erkek arkadaşıyla çay bahçesinde birer limonata içip biraz dolaştılar. Ardından saat on ikiye doğru Zehra evine geri döndü. Hava bir anda bozmuş, karanlık gökyüzü gök gürültüsüyle yankılanmaya başlamıştı. Rüzgâr, genç ağaçları eğip büküyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Zehra, odasına geçip pijamalarını giydi. Elinde ders notlarıyla yatağına uzandı. Aynı evde, bitişik odalarda annesi, babası ve erkek kardeşi yatıyordu. Zehra notlarını okurken uyuya kalmıştı. Kitap, göğsünün üzerine düşüp kalmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gecenin bir vakti, belki de bir şimşek sesiyle, annesinin uykusu kaçtı. Kalkıp önce mutfağa gitti, sonra içinden bir sesle kızlarının odasına yöneldi. Işığı yaktı. Diğer yatak boştu, o gün gençlik gecesine gitmiş olan ablası hâlâ dönmemişti. Zehra ise yatağında uyuyordu, ya da öyle görünüyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ne var ki bir gariplik vardı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yüzü öyle duruyordu ki, adeta bir resim gibiydi. Saçları yastığa düzgünce yayılmış, yorgan göğsüne kadar çekilmiş, elleri iki yanda duruyordu. Fakat annesinin gözleri Zehra’in burnunun kenarına ilişti: birkaç damla kan sızmıştı.<br>Bir şey anlamadı. Yanaşmaya korktu.<br>Fısıltıyla ama telaşla seslendi:<br>Mehmet… Mehmet koş!<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Babası geldiğinde odada bir soğukluk vardı. Annesi hâlâ Zehra’ya dokunmamıştı. Babası eğilip elini uzattı, kızlarının artık nefes almadığını anladı. Örtüyü kaldırdıklarında o korkunç manzara ile karşılaştılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Zehra, uyurken kalbine saplanan bir bıçak darbesiyle öldürülmüştü. Hiç direnmemişti ama vücudu muhtemelen birkaç dakika boyunca çırpınmış, can vermemek için uğraşmıştı.<br>Fakat işin garip yanı buydu: Vücudu hiç dağılmamış, adeta biri onu okşamış, düzeltmiş poz verdirmiş gibiydi. Sanki ölü değil, derin bir uykudaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sabah ezanı okunurken haberi tüm kasabaya yayıldı. Kıyamet koptu. Bir genç kız, evinin içinde, ailesiyle aynı çatı altındayken öldürülmüştü.<br>Kasabada önce erkek kardeşten şüphelenildi. Sonra erkek arkadaşı sorguya alındı. Ardından babası... Annesiyle ilgili dedikodular başladı: “Yatağı silmiş, çarşafı değiştirmiş, kızını yıkayıp yeni gecelik giydirmiş.” Kimine göre bu anne sevgisiydi, kimine göre suçluluk veya suçu örtbas etme çabası. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Herkes kendi hikâyesini yazdı: <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12.0pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">"Zehra aslında okulda bir tarikata girmiş."<br>"Yurt dışına kaçmak istemiş, mafyaya bulaşmış"<br>"Ablasının sevgilisine göz koymuş, o yüzden…" <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12.0pt; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“Okulda başka sevgilisi varmış”<br>"Evde gizli kamera varmış, biri her şeyi görmüş."<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Gelgelelim hiçbir şey ispat edilemedi. Otopsi raporu bıçak darbesi dışında hiçbir şeye işaret etmiyordu. Ne tırnak arasında doku ne boğuşma izi… Hiçbir şey.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Zehra, usulca toprağa verildi. Tabutunun başında ağlayanlar kadar, sessizce izleyenler de vardı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yıllar geçti. Dosya tozlandı. Soruşturma rafa kalktı. Zehra da faili meçhul kadınlar arasında sadece bir sayıydı artık. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bugün hâlâ o evde ışıklar erken kapanır. Annesi pek dışarı çıkmaz. Babası, çarşıdaki kahveye bile uğramaz. Ablası evlenmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Kasaba halkı hâlâ konuşur bu olayı.<br>“Gerçek katil içeride miydi, dışarıdan mı girdi?”<br>“Zehra neden öldürüldü?”<br>“Yatağını bu kadar düzgün kim yaptı?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Hiçbir cevap yok.<br>Belki de Zehra, gökyüzüne değil, yeryüzünün bakıyor artık, toprağın altından…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yalnızca çiçeklerin köklerine anlatıyor başına gelenleri.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ERTESİ GÜN</title>
<link>https://fikirizleri.com/ertesi-gun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ertesi-gun</guid>
<description><![CDATA[ ERTESİ GÜN ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_68412ee60a3e7.webp" length="20654" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Jun 2025 08:45:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">ERTESİ GÜN<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></span></b><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal">Fotoğrafa bir kez daha baktım.<br>Genç bir yüz, iri gözler, dolgun dudaklar ve isyankâr siyah saçlar. Hem masumiyeti hem de tehlikeyi çağrıştıran bir güzellikti.<br>— Adı Melis Karaman. Cumartesi günü saat on iki sularında Peri Palas Otel'de olacak, dediler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başımı hafifçe salladım. Anlaşmanın yarısı peşin verildi, gidiş-dönüş bileti de öyle. İşin sonunda kalanı alacaktım. Yine başımı salladım. Mekân olarak bir önerileri olup olmadığını sordum. İçlerinden biri, <i>Derinkuyu Yeraltı Şehri</i> dedi. Oraya götürmem zor olmayacakmış. Gerçekten güveniyorlardı bana. Daha fazla konuşmanın anlamı yoktu.<br>İki gün sonra Nevşehir’e uçacaktım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Uçuş sakindi. Yanımda oturan adam, yükseklik korkusunu bastırmak için olsa gerek, Kapadokya hakkında bildiği ne varsa anlatmaktaydı. Ben birkaç kere kafamı salladım, sonra gözlerimi kapayıp uyuyormuş gibi yaptım. Ne Kapadokya ilgimi çekiyordu ne de Peri Bacaları. Zihnimde tek bir görüntü vardı: <i>Melis Karaman</i>. Onu öldürecektim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Otele vardığımda, lobiye göz gezdirirken onu hemen fark ettim.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bir o yana, bir bu yana yürüyordu. Kararsızdı ama kimseyi arıyor gibi de değildi. Sonunda bara yöneldi ve bir sade soda istedi. Siyah saçları, fotoğraftakinden bile daha etkileyiciydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">— Sodayla kaygı geçmez, dedim.<br>Bana baktı, hafifçe gülümsedi.<br>— Kim dedi kaygılı olduğumu?<br>— Yüzünüzden belli.<br>— Psikolog musun?<br>— Meraklı biriyim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Baraj yıkılmıştı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Adının <i>Aslı</i> olduğunu söyledi. Melis adını gizliyordu demek. Dikkatli olmam gerekiyordu.<br>— İstanbul, Kadıköy, dedi.<br>— Ben de Diyarbakırlıyım, dedim. Yalandı. Ama bu işlerde her şey yalandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Öğle saatini birlikte geçirdik. Gülüştük, birbirimizi yokladık.<br>— Eğer bu akşam sodayı hakiki bir şarapla değiştirmeye varsan, birlikte akşam yemeği yiyebiliriz, dedim.<br>— Ya değiştirmezsem?<br>— O zaman sadece kahve içeriz.<br>— Artık kaygım kalmadı, dedi ve tekrar gülümsedi.<br>— Dokuzda, burada.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zaman geçirmek için odamda biraz kestirdim. Uyandığımda saat sekizi geçmişti. Hazırlandım. Dokuzda oradaydı.<br>Üzerinde açık bej renkte, ince dokulu bir elbise vardı. Güneş gibi hafifti.<br>— Harika görünüyorsun, dedim.<br>— Şarap için söz vermiştim, unutmadım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yemekte bonfile ve patlıcan beğendi söyledik. Kapadokya'nın yerli şaraplarından en iyisini sipariş ettim. Son yemeğiydi; en iyisini hak ediyordu. Sohbet koyulaştı. Kimliğinden, sözde bir belgesel projesinden bahsetti. Kapadokya kültürünü araştırıyormuş.<br>Bana sorular sordu. Hayalî bir meslek uydurdum. Kalbim kırık, geçmişim belirsiz dedim. Çok sorgulamadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tatlıdan sonra kahve ve likör içtik. Gözlerinin içine bakarak, ilk kez o akşam dürüst oldum:<br>— Sana gereğinden fazla bağlandım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Odamda devam etti gece.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Mum ışığı gibi ay, pencereden içeri sızıyordu. Ama ne ayı ne de dışarıdaki rüzgârı umursuyordum. Sadece o vardı. Onu kutsal bir törene hazırlanır gibi soyuyordum. Küçük, zarif göğüslerini öptüm. Sessizce inledi. Bir süre sonra üzerime çıktı. Beni sarıp sarmaladı. Küçük çığlıkları, fısıltıları... Her şey gerçekti.<br>Sonunda uyuyakaldı.<br>Ben uyuyamadım. Tavana bakarak düşündüm: Bu işte hep bir yanlışlık vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sabah ona <i>Derinkuyu'ya gidelim mi</i> diye sordum.<br>— Harika fikir, dedi.<br>Bilmiyordu. Kendi ölüm fermanını imzalıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Beretta 7.65’i, içine susturucu yerleştirilmiş şekilde fotoğraf makinesi çantasına koymuştum. Şekersiz bir Türk kahvesi içip yola koyuldum. Onunla yeraltı şehrinin girişinde buluştuk.<br>Turist grubunun arasına karıştık. Rehber konuşuyordu:<br>— Burası sekiz katlı. Milattan sonra 7. yüzyılda Arap akınlarından kaçan Hristiyanlar tarafından kullanılmıştır.<br>— Sığınak yani, dedi fısıltıyla.<br>— Evet, dedim. “Ne yazık ki bu sefer senin mezarın olacak.” Diye ekledim içimden.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Grubun en arkasında kalmayı başardım.<br>Bir noktada durduk, sözde mimariye hayran kalmış gibi. Grup ilerledi.<br>Fotoğraf çantasını açtım.<br>— Burada flaşlı çekim yasak, dedi gülerek.<br>— Flaş kullanmayacağım, dedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Silahı çıkardım.<br>— Ne yapıyorsun?<br>— Ne olması gerekiyorsa.<br>— Yanlış kişi olmalıyım… Lütfen…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">— Hiçbir zaman yanlış olmaz, dedim ve tetiği çektim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kısa, tok bir ses duyuldu. Kaşlarının arasından incecik bir kan sızmaya başladı.<br>Vücudu yere yığıldı.<br>Onu yeraltı şehrinin görünmeyen bir köşesine sürükledim. Taş toprakla örttüm.<br>Ellerimi ve montumu temizledim.<br>On dakika bile geçmemişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gruba yeniden katıldım. Kimse onun yokluğunu fark etmedi. Rehber, duvar yankılarını denememizi söylüyordu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yeraltındaki bu neşe üstümde kara bir leke gibi asılı kaldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Otelde, soğuk bir duş almayı hayal ediyordum. Resepsiyona vardım, anahtarımı istedim. O sırada bir ses:<br>— Ben Melis Karaman. Bir rezervasyonum olmalıydı. Dün gelecektim ama uçağı kaçırdım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başımı çevirdim.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Baktım: Büyük gözler, dolgun dudaklar, simsiyah saçlar. Olamaz!<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gerçek Melis buydu. O anda Aslı'nın yüzü geldi gözümün önüne. Tozlar altında, alnınınn ortasında bir kara delik, terk edilmiş…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçimde bir öfke kabardı. Bu yalancı, bu geç kalan kadın, onun yerine yaşamaya layık değildi. Kim be derse desin, bazı işler ertelenmez.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O sırada Melis odası hazır olana kadar otelin barına yönelmişti.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kendine bir kadeh kırmızı şarap söylemişti.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yüzümde çapkın bir Ayhan Işık ifadesiyle yanına yaklaştım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><br>— Kaygıyla baş etmenin en kötü yolu, alkole sarılmaktır, dedim. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yüzüme baktı ve kocaman gülümsedi…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YALANIN KIZI</title>
<link>https://fikirizleri.com/yalanin-kizi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yalanin-kizi</guid>
<description><![CDATA[ YALANIN KIZI ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_683d56b042dc5.webp" length="61030" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 10:46:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">Yalanın Kızı<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Adını yazmayı öğrenmeden önce yalan söylemeyi öğrettim Zeynep’e. İnsanların yumuşak, saf olduğunu; bir hikâyeyle kandırılmaya razı olduklarını söyledim. Paramız yoktu belki ama hikâyemiz vardı: Depremde tüm ailesini ve tek kolunu kaybetmiş bir adam, küçük kızıyla tek başına hayatta kalmaya çalışıyordu. O zamanlar anlattığımız şey düpedüz gerçekti. Ne var ki, sonra fark ettik ki, herkesin başka bir yaraya duyarlılığı varmış. Biz de elimizdeki gerçekleri farklı farklı biçimlerde sunmaya başladık. Hikâyeyi ben yazdım, Zeynep oynadı. Kocaman gözleriyle, ödünç alınmış acısıyla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hırsız, dolandırıcı değildik biz. En azından kendi gözümüzde. Sadece, bizi çoktan unutmuş bir dünyada hayatta kalmaya çalışan insanlardık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yabancıdan merhamet bekleyen aptaldır. Bu dünyada ya biz ya onlar... ve bu sefer kaybedecek olan biz olmayacağız.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O zamanlar sadece başını sallardı. Şimdilerde benim bir şey dememi bile beklemiyor artık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yine Ege kıyılarında bir ilçedeyiz, adını bile hatırlamıyorum. Zaten hiçbir yerde fazla kalmayız. Çok kalınca yüzler tanıdıklaşır, yalanlar tekrar eder. Göçebe gibiyiz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Artık kurbanları Zeynep seçiyor. Seçimlerine karışmıyorum. Doğru olduğunu düşündüğümden değil; sadece ne yaptığını iyi bildiğinden. Eskiden ben tarardım kalabalığı; hedefi belirlerdim. Zeynep sahnedeki oyuncu. Eski, solmuş bir okul çantasını sırtına takar; bazen gözünün altına morluk sürer. Sesine titrek bir ton verir. Gerekirse birkaç damla gözyaşı da ekler…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İskeledeki adam. Beyaz sakallı olan.” dedi bir gün, portakal soyarken.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Neden o?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Dünya hâlâ ona bir şey borçlu sanıyor.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ne anlatacaksın?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Omuz silkti. “Bir dram. Aklıma ne gelirse.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eskiden yalanlarımızı cilalardım. Dili, tonlamayı düzenlerdim. Şimdi kendi senaryosunu kendi yazıyor, benden bile iyi. Hep hayran kalmıştı bana. O günler çok gerilerde kaldı sanki. Şimdilerde ona baktığımda, bir zamanlar birlikte gömdüğümüz kadını hatırlatıyor…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zeynep benden öğrendiği her şeyi aldı üstüne kendi zehrini ekledi. Bu artık onun için bir oyun değil, sahneydi ve her seyirci yeni bir meydan okumaydı. Bir noktadan sonra parayla ilgisi kalmadı, bu benim içindi, onunla gurur duyayım diye. İtiraf etmeliyim ki bunu başardı da…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yalanları ustalaştıkça karanlık da derinleşti. Bir gün eve döndü, yüzünde zafer kazanmış asker gibi bir gülümseme.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Görmeliydin,” dedi bir tomar parayı masaya fırlatırken. “Ağladı. Beni Elazığ’dan gelen yeğeni sandı.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gece yatarken kendi kendine sesler dener. Bazen masum, bazen kırık dökük. Kendi keşfetmiş bunları. Bir sabah duyuyorum; düşük, nefesli bir tonla mırıldanıyor:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Anneanne, ne olur hatırla adımı... hâlâ resmine sarılıp uyuyorum...”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çok iyi. Fazla iyi. Acımasız.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Korkutuyorsun bazen.” dedim. Sanki iltifat etmişim gibi güldü. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir keresinde özel bir huzurevinin önünden geçerken koluma yapıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir şey denemek istiyorum.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birini bulacağını söyledi. Yalnız birini. Yavaş yürüyen, yaşlı birini. Zeynep içeri girdi, saçına okul kurdelesi bağlamıştı. Akvaryumun yanında oturan bir adamın yanına diz çöktü. Gri hırka, boş bakışlar. Dudakları kıpırdadı: “Dede…” Adamın başı kalktı, gözleri doldu. Zeynep onun ellerini tuttu. Konuştular gülüştüler bir süre. Sonunda adam yıllardır parmağından çıkarmadığı nikah yüzüğünü çıkardı, Zeynep’in avucuna koydu. Alnından öptü. Zeynep, o odanın sessizliğinden yeniden doğmuş biri gibi yürüyerek çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gerçek altınmış,” dedi, yüzüğü ışığa tutarak. “İnanabiliyor musun? Ne söylesem inanıyorlar”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam o an göğsümde hem gurur hem çürüme gibi bir his. Gururlanmak istiyorum ne var ki artık yapamıyorum. Yüzüne vuran ışık, hâlâ gözümde. Sadece yalan söylemiyor; bundan besleniyor da. Paradan değil, ikna edebilme gücünden; zaferden sarhoş.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hoşuna gitti mi?” dedim. “O an yani.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Tabii,” dedi başını çevirip. “Neden gitmesin?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece uyuyamadım. Pis motelin tavanına baktım durdum sadece. Artık para için değil, zafer için oynuyor. Onun için iyi olan şeyleri bilmiyorum. Sadece benim için ne kadar kötü olduğunu biliyorum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Toparlan,” dedim sabah. “Bir süre dolandırıcılık yok, tatile çıkıyoruz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İtiraz etmedi. Sormadı bile neden. Doğu’ya doğru sürdük. Küçük, yoksul şehirler. İnsanların zaten azı var ve onu da sıkı sıkıya tutuyorlar. Arabanın içinde uyuduk ilk gece. Hiç konuşmadım. İkinci gece sordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir yere mi gidiyoruz?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayır,” dedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yolun sonunda Yozgat’ın küçük bir ilçesine vardık. Eski bir otel, yıpranmış vitrinler, alışık olmadığımız bir sessizlik. Sanki dünya unutmuş burayı. Sahte isimlerle bir odaya yerleştik. “Dürüst bir iş bulacağız,” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bize bir şeker pancarı tarlasında iş buldum. Zeynep oflayıp pofluyor. Çok yoruluyor, ellerimiz şimdiden nasır tutmuş. Gece onu banyoda buldum. Kapı aralık. Aynaya bakıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Benden nefret ediyorsun değil mi?” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayır.” Sonra, ne dediğimi bilmeden ekledim: “Hiçbir yanlış yapmadın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir şey demedi. Sadece kapıyı kapattı. Ben kapıda kaldım. Kendi yalanımı inandığım gibi söylemiştim. O gece de uyuyamadım. Yatağın ucunda oturup düşündüm: Kendime hep ‘Onun için’ dedim. Karnı doysun diye, üstü başı düzgün olsun diye. Gelgelelim hep kendim için yapmıştım, öfkem, kaybım için. Ne yazık ki, onu da bunu içine çekmiştim. Kendini buna göre şekillendirdi çünkü benim onu görmemi istemişti. Bense hiç göremedim. Ne çocuğu ne duygularını ne de kaybettiğim kadının yankısını. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdi ilk kez sadece hasarı değil, içindeki boşluğu da görüyorum. Her taşını tek tek söküp kendi zehrimle doldurduğum bir boşluk. O ben değil, daha beteri. Benim bahanem vardı: acı, ihanet, yoksulluk. Onunsa nedeni bendim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece, valizimi topladım. Para ve anahtarı bıraktım. Ona bir de not bıraktım, bir adres ve gerçek anneanne ve dedesinin isimleri ile Yozgat’ta yaşadıkları köyü, başka söyleyecek söz bulamadım. Sessizce çıktım. Nefret ettiğimden değil. İlk kez gerçekten sevdiğim için...<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE</title>
<link>https://fikirizleri.com/yeni-bir-cagin-esiginde</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yeni-bir-cagin-esiginde</guid>
<description><![CDATA[ YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202505/image_870x580_683979cb7c05c.webp" length="30322" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 30 May 2025 12:26:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal">Gökyüzü, haftalardır olağan dışı işaretler veriyordu. Bilim insanları atmosferde anormal enerji dalgalanmaları tespit etmiş, güneşin yaydığı ışınların olağan dışı spektrumlarda titreştiğini fark etmişlerdi. Ancak hiçbiri bu olayların tam olarak ne anlama geldiğini bilmiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Halk arasında birçok teori dolaşıyordu: Kimileri bunun yaklaşan büyük bir felaketin habercisi olduğunu söylerken, kimileri de yeni bir çağın başlangıcı olduğunu iddia ediyordu. Ama bir şey kesindi, bir şeyler oluyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Melis, İstanbul’da küçük bir antikacı dükkânı işletiyordu. Ama onu diğer insanlardan ayıran bir şey vardı: O, rüyalarında bu anı görmüştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bilinçaltına kazınmış gibi hissettiği anılar, aylarca zihninde yankılanmıştı. Parlak ışıklar, gökyüzünde beliren gemiler, insanların içlerindeki uyanış… Daha önce anlam veremediği bu görüntüler, artık gerçek olmaya başlamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir gece, dükkânını kapattığında boğazın kıyısında durup gökyüzünü izledi. Yıldızlar her zamankinden daha parlak görünüyordu. Derin bir nefes aldı ve içgüdüsel olarak kalbini dinledi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bir şey yaklaşıyordu sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece, dünya değişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanlar şehirlerin üzerinde beliren devasa ışık kürelerini gördüklerinde paniğe kapıldılar. Haber kanalları kesintisiz yayın yapıyor, liderler uluslarına sakin olmalarını söylüyorlardı. Ama nasıl sakin olabilirlerdi?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gök yarılmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İstanbul Boğazı’nın üzerinde, gümüşi ve ışık saçan bir gemi sessizce süzülüyordu. Ardından, dünyanın dört bir yanında benzer görüntüler ortaya çıkmaya başladı. Londra, Tokyo, New York, Sydney…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Herkes korku ve panik içinde gözlerini gökyüzüne kitlemiş bekliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fakat hiçbir saldırı olmadı. Silahlar ateşlenmedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanlar, korkularına rağmen, içten içe bu varlıkların düşman olmadığını hissediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Melis, binlerce insan gibi sahile koşmuştu. Tüm gözler, gökyüzündeki yabancılara çevrilmişti. Sonra, ışık huzmeleri yeryüzüne indi. İçlerinden, insan biçimli ama dünyaya ait olmayan varlıklar çıktı. Uzun, ince bedenleri vardı, gözleri ise yıldızlar gibi parlıyordu. Onlardan biri, Melis’in gözlerinin ta içine baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam o anda…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kalabalığın içinden bir adam, çaresizce feryat etti. “Lütfen! Kızımı kurtarın!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Herkes ona döndü. Adamın kollarında, hareketsiz yatan küçük bir kız çocuğu vardı. Az evvel bir araba çarpmıştı. Onun ölmek üzere olduğunu anlamak için doktor olmaya gerek yoktu. İnsanlar, gözyaşlarını tutamayarak geri çekildiler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Uzaylı varlıklar birbirlerine baktılar. Sonra, aralarından biri ileri çıktı. İnce, uzun parmaklarını küçük kızın alnına koydu. Ve o an, zaman durdu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gökyüzü mavi bir ışıkla parladı, rüzgâr usulca esti. Hava, şeffaf bir titreşimle doldu. İnsanlar nefeslerini tuttu. Sonunda küçük kız derin bir nefesle, bir anda gözlerini açtı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çevresindekiler donup kaldı. Adam hıçkırarak kızını kucakladı, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. O ana kadar şüpheyle bakan insanlar bile, artık gördüklerine inanmak zorundaydılar. Bu varlıklar bize zarar vermeye gelmemişti. Bizi iyileştirmeye gelmişlerdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanlar o gün, yeni bir çağın eşiğinde olduklarını hissetmeye başladılar. Medeniyet olarak uzun süredir bir sınavdan geçiyorlardı. Korkuya, açgözlülüğe, nefrete kapılmışlardı. Görünen o ki hala umut vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gökyüzündeki varlık, telepatik bir sesle konuştu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sizler bir eşiğe geldiniz. Eski dünyanın zincirlerinden kurtulup ışığa adım atmak üzeresiniz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanlar, kalplerinin içinde garip bir huzur hissettiler. Birçoğu, o an ilk defa gerçekten uyanmış olduklarını fark etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Melis, gözyaşları içinde gülümsedi. Onlar buradaydı ve insanlığı, yeni bir gerçekliğe geçirmeye gelmişlerdi…<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>144.000: IŞIĞIN SON SAVAŞI</title>
<link>https://fikirizleri.com/144000-isigin-son-savasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/144000-isigin-son-savasi</guid>
<description><![CDATA[ 144.000: IŞIĞIN SON SAVAŞI ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202505/image_870x580_6832adab2fe55.webp" length="36398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 25 May 2025 08:42:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">144.000: IŞIĞIN SON SAVAŞI<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><o:p> </o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Binlerce yıl boyunca, kadim kehanet yalnızca fısıltılarla aktarıldı. İnsanlık, bilincin yükselişine hazır olduğu anda, 144.000 seçilmişin uyanacağı ve dünyayı karanlıktan kurtaracağı söyleniyordu. Ama bu yalnızca bir efsane miydi? Yoksa gerçek miydi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaila, kalbinin derinliklerinde bunun bir masal olmadığını biliyordu. O ve diğer seçilmişler, gökyüzüne mühürlenmiş yıldızların çağrısını duyuyordu. Artık zamanı gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dünyanın dört bir yanında, 144.000 savaşçı mühürlerini hissetmeye başladı. Göğüslerinde yanan semboller, kaderlerinin mühürlendiğini gösteriyordu. Onlar, Işık Savaşçıları’ydı ve artık kaçamazlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gelgelelim her ışığın olduğu yerde, mutlaka bir de gölge vardır. Karanlık Konsey, evrenin dengesini bozmak için son hamlesini yapmaya hazırlanıyordu. Onların amacı, insanlığı sonsuza dek kontrol altına almak ve yükselişin gerçekleşmesini engellemekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Savaş kaçınılmazdı ve bu, sıradan bir savaş olmayacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaila, yıllardır kehaneti araştırıyordu. Kadim yazıtlar, 144.000 savaşçının dünyanın dört bir yanında saklandığını ve zamanı geldiğinde birleşeceğini söylüyordu. Ne var ki karanlık güçler de boş durmuyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gecenin sessizliğinde, yıldızlar hiç olmadığı kadar parlak görünüyordu. Gökyüzü, sanki eski bir kehanetin mühürleri tek tek açılıyormuş gibi, renk değiştiriyor, ışık huzmeleri evrenin derinliklerine doğru akıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaila, yıllardır gördüğü rüyanın bu gece yeniden başladığını biliyordu. Rüyasında kendini, devasa bir kristal kubbenin içinde buluyordu. Kubbenin merkezinde, bir enerji alanı içinde dönen, 144.000 fasetaya sahip bir taş yükseliyordu. Moldavit… Yeşil ve kozmik. Taşın her yüzeyi, göklerden gelen bir sembolü içinde barındırıyor ve Kaila, her birini anladığını hissediyordu. Ancak tam dokunacakken rüya sona eriyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fakat o gece farklıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Uyandığında göğsünde yanık bir sıcaklık hissetti. Aynaya baktığında, göğsünün tam ortasında beliren ışık halkasını gördü. Bir mühür açılmıştı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yıllarca süren arayışının yanıtını artık biliyordu: O, 144.000 Işık Savaşçısından biriydi ve şimdi beklediği çağrı gelmişti. Himalayalar’dan gelen bir ses, onu dağlara çağırıyordu. Bu ses, zihninin derinliklerinde yankılanıyordu: “Uyan. Zaman geldi.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ertesi sabah, Kaila hiç düşünmeden sırt çantasını topladı ve Tibet’e gitmek üzere yola çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O sırada, Karanlık Konsey de harekete geçmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Himalayalar’a ulaştığında, içindeki huzur yerini gerginliğe bıraktı. Tapınaklar sessizdi ama havada garip bir enerji vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tibet’in ücra bir bölgesindeki kutsal tapınak, seçilmişlerin ilk toplanma noktasıydı. Kaila buraya geldiğinde, çoktan diğer savaşçılar da varmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hiroshi, onu bekleyen ilk kişiydi. “Kaila,” dedi, o henüz adını söyleyemeden, adamın gözleri alev gibi yanıyordu. “Sen de çağrıldın, değil mi?” Kaila başını salladı, ancak soru sormaya fırsat bulamadan gökyüzü çatladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk saldırı, Himalayalar’da başlamıştı. Karanlık Konsey’in gölge askerleri, Tibet’in kutsal dağlarında meditasyon yapan seçilmişlere saldırmıştı. Gökyüzü, karanlık alevlerle yanıyordu ama seçilmişler hazırdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onlardan biri olan Hiroshi, ellerini kaldırdı ve hava elementinin gücünü kullanarak devasa bir fırtına yarattı. Karanlık ordu, kasırganın içine çekilirken, Hiroshi gözlerini Kaila’ya çevirdi. “Bu sadece başlangıç,” dedi. “Konsey, bizi yok etmek için her şeyini ortaya koyacak.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tapınağın etrafında bir anda karanlığın gölge askerleri belirdi. Kara alevlerle çevriliydiler, gözleri dipsiz kuyular gibi boştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaila, içgüdüsel olarak elini kaldırdı ve ilk defa ışığını serbest bıraktı. Avuçlarından çıkan mavi enerji dalgaları, gölge askerlerini geriye savurdu. Bu, onun gerçek gücünün uyanış anıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne var ki püskürtülen bu ilk saldırının ardından, Dünyanın dört bir yanında savaşlar patlak verdi. Afrika çöllerinde, kadim kabilelerin koruyucuları elementlerin gücünü kullanarak gölge yaratıklara karşı savaştı. Güney Amerika’daki İnka tapınaklarında, seçilmişler ruhsal enerjilerini birleştirerek bir koruma kalkanı oluşturdular ama asıl savaş henüz başlamamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tüm seçilmişler, Kadim Kristal Kubbe’ye ulaşmak zorundaydı. Bu kubbe, dünyanın en büyük sırrını saklıyordu: Moldavit Taşı. Bu taş, 144.000 savaşçının enerjisini birleştirerek gezegenin frekansını değiştirecek ve insan bilincini bir üst seviyeye taşıyacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu sırada Karanlık Konsey de boş durmuyordu onların da planları vardı. Eğer onlar Moldavit’i ele geçirirse, bu gücü insanlığı köleleştirmek için kullanabilirlerdi. Zihinleri kontrol edecek, bilinci çürütecek ve dünyayı sonsuza dek karanlığa sürükleyeceklerdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Seçilmişler, Moldavit Taşı’na ulaşmak için son bir yolculuğa çıkmak zorundaydı ama bunu yapmak için Konsey’in en güçlü savaşçılarını yenmek zorundaydılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Son savaş, Kadim Kristal Kubbe’nin önünde başladı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>144.000 savaşçı, dünyadaki her kıtasından toplanarak bir araya gelmişti. Kimi suyun gücünü kontrol ediyordu, kimi ateşi, kimi yıldızların enerjisini…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ancak Karanlık Konsey’in ordusu da hazırdı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gök gürültüsüyle yankılanan savaş çığlıkları, enerjilerin çarpıştığı an, evrenin dokusu sarsıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaila, Moldavit Taşı’na ulaşmak için ileri atıldığında, karşısına Karanlık Konsey’in lideri çıktı. O, insanlığın bilinçsiz kalmasını isteyen en güçlü varlıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bu gücün insanlara verilmesine izin veremem,” dedi Konsey’in lideri. “Özgürlük, kaosu getirir. İnsanlar, ancak kontrol altında tutulursa var olabilir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne var ki Kaila, gerçeği biliyordu. “Elinde tuttuğun şey özgürlük değil, kölelik,” dedi ve savaş başladı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kaila, göğsündeki mühürden yükselen ışıkla saldırdı. Karanlık Konsey’in lideri, karşılık olarak saf karanlığı serbest bıraktı. Işık ve karanlık çarpıştı, gökyüzü yarıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu sırada 144.000 savaşçı, enerjilerini birleştirdi. Mavi enerji dalgaları gökyüzüne yükseldi, kara alevler sönmeye başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonunda, Kaila ve diğer savaşçılar Moldavit Taşı’nın önüne geldi. Taşın üzerine ellerini koyduklarında, tüm evrene yayılan bir enerji patlaması gerçekleşti. 144.000 savaşçı bir bütün olmuştu bu sayede Konsey’in gücü sonsuza dek yok oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dünya artık eski dünya değildi. İnsanlık, gerçek potansiyelini hatırlamıştı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gökyüzü daha parlaktı, hava daha temizdi. İnsanlar, içlerindeki ışığı hissetmeye başlamıştı. 144.000 savaşçı, görevlerini tamamlamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gökyüzüne bakarken, içlerinden bazıları bir şeyi çok iyi biliyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu, yalnızca bir başlangıçtı…<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AYNI YAĞMURUN ALTINDA</title>
<link>https://fikirizleri.com/ayni-yagmurun-altinda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ayni-yagmurun-altinda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202505/image_870x580_682793bc0f37f.webp" length="11602" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 16 May 2025 22:49:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yağmur Deryahan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>AYNI YAĞMURUN ALTINDA</strong></p>
<p style="text-align: left;">Yağmur, eski konağın camlarında gezinirken, dış dünya silik bir tablonun içinde kayboluyordu. İçeride yalnızca bir oda aydınlıktı. Pencerenin önünde, loş sarı ışığın altında, iki silüet sessizce duruyordu.<br>Efe'nin sesi çatallıydı; haftalardır içinde biriktirdiği her kelime, dudaklarına geldiğinde küle dönüşüyordu.<br><strong>“Bu gece son olsun,” dedi</strong>. <strong>“Sadece bu gece...”</strong><br>Tuana gözlerini kaçırmadı. O gözlerde yılların suskunluğu, yılların bekleyişi vardı.<br><strong>“Bunu daha önce de söyledik,”</strong> dedim usulca. <strong>“Ama her gece yine buradayız.”</strong><br>Dışarıda rüzgâr pencereye vuruyor, içerde ise geçmişin anıları çarpıyordu yüreklerine. Her buluşma bir vedaydı; her veda, yeni bir başlangıcın kapısı.<br>Ama onlar sadece gölgeydiler, kimsenin görmediği, kimsenin bilmediği bir hikâyenin iki kahramanı.<br>Ve geceler, bu hikâyeyi dinleyen tek tanıktı.</p>
<p style="text-align: left;"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gölge Mekân – Seçilmişlerin Kulübü</title>
<link>https://fikirizleri.com/goelge-mekan-secilmislerin-kulubu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goelge-mekan-secilmislerin-kulubu</guid>
<description><![CDATA[ Gölge Mekân – Seçilmişlerin Kulübü ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202505/image_870x580_682721be5570d.webp" length="50722" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 15 May 2025 10:18:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">Gölge Mekân – Seçilmişlerin Kulübü<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><o:p> </o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Televizyon açık ama kimse dikkat etmiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Haber spikerinin sesi, odanın köşesinde unutulmuş bir radyo gibi arka planda yankılanıyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İstanbul’da son aylarda kaybolan gençlerin sayısı artıyor. Polis yetkilileri olaylar arasında bağlantı olup olmadığını araştırırken, aileler endişeli bekleyişini sürdürüyor. Son olarak dün gece 19 yaşındaki üniversite öğrencisi…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe, kanepeye yayılmış, telefonunu karıştırıyordu. Haberleri pek umursamıyordu. Gençlerin kaybolması korkunçtu, evet, ama her büyük şehirde böyle şeyler oluyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam o sırada kapıya biri vurdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe yerinden kalkıp kapıyı açtığında, karşısında kimseyi göremedi. Ama yere bırakılmış, üzerinde yalnızca ismi yazılı olan siyah bir zarf vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zarfın içinde zarif, parlak bir davetiye duruyordu. Üzerinde yalnızca şu kelimeler yazıyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gölge Mekân – Seçilmişler Kulübü”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve altında bir not:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sadece en özel olanlar içeri alınır. Bu ayrıcalığı hak ettiğin için tebrikler.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe, içindeki heyecanı bastırmaya çalışsa da kalbi deli gibi atıyordu. Şehrin en gizemli, en ulaşılmaz eğlence kulübü olan Gölge Mekân’dan davetiye almak, birçok insanın hayal bile edemeyeceği bir ayrıcalıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hikâyeler dilden dile dolaşıyordu. Sadece seçilmişler içeri alınırdı. Oraya gitmek, adeta başka bir dünyaya geçiş yapmak gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu yüzden, geceye özen göstermek gerekiyordu. Kusursuz olmalıydılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe ve arkadaşları, haftalardır bu anı bekliyordu. Davetiyeler ellerine geçtiği an soluğu Nişantaşı’nda almış, en şık gece kıyafetlerini satın almışlardı. Kadife ceketler, taşlı elbiseler, pahalı aksesuarlar… Bu geceye layık olmak zorundaydılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir limuzin kiraladılar. Sıradan insanlar gibi gidemezlerdi. Seçilmişler gibi hissetmeliydiler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve şimdi, İstanbul’un arka sokaklarından birinde, eski bir Bizans kilisesinin önünde duruyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Görünürde hiçbir şey yoktu. Eski taş duvarlar, rutubetli bir koku… Ama davetiyelerini gösterdiklerinde, önlerinde bir kapı açıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe, Aslı, Cihan ve Ece göz kamaştırıcı kıyafetleri içinde heyecanla kapıya yaklaştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçeri girdiklerinde nefesleri kesildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Burası… bir rüya gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Göz alıcı kristal avizeler tavandan sarkıyordu. Tavana yansıyan ışıklar, gökyüzünde dans eden yıldızlar gibi süzülüyordu. Duvarlarda altın varaklı süslemeler, gotik vitraylar ve esrarengiz semboller vardı. Zemin mermerdi, ama üzerine basıldığında sanki dalgalanan suyun üzerinde yürüyormuşsunuz gibi bir his veriyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve müzik… Müzik insanın kanına işliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Orkestradan yükselen tınılar adeta büyüleyiciydi. Sadece kulaklarında değil, damarlarında hissediyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Garsonlar ellerinde içki tepsileriyle süzülerek dolaşıyor, misafirlerin kadehlerini asla boş bırakmıyordu. İnsanlar kahkahalar atıyor, göz kamaştırıcı kıyafetleri içinde dans ediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe etrafına bakındı. Burası nasıl gizli kalabiliyordu?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Davet edilen hiç kimse buradan bahsetmemişti. Nasıl olurdu?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama şimdi buradaydı. Gölge Mekân gerçekti. Ve o, seçilmişler arasındaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne var ki sadece birkaç saat sonra, Efe bir şeylerin ters gittiğine dair bir hisse kapıldı. Efe’nin arkadaşları çoktan kendilerini eğlenceye kaptırmıştı. Kadehler havada çarpışıyor, kahkahalar yankılanıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ancak Efe, fazla içmeyi sevmezdi. Birkaç yudum aldıktan sonra kadehini bir kenara koymuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve işte o zaman fark etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir şeyler… yanlıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk başta anlam veremedi. Etrafındaki herkes çok mutlu görünüyordu. Ancak onları biraz daha dikkatle izlediğinde, kahkahaların biraz fazla yüksek olduğunu fark etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözler… fazla parlak.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hareketler… hafifçe gecikmeli, sanki yavaş çekimdeymiş gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir kadına doğru döndü. Tam gözlerinin içine baktı. Ve ürperdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözleri… insan gözleri gibi değildi. Bir an için… içinde yansıyan başka bir şey gördü. Sanki gözlerinin ardında… bir boşluk vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe hızla nefes aldı ve kafasını çevirdi. Kalbi hızlanmıştı. Bütün bunlar… sadece içkiden mi kaynaklanıyordu?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Cihan, sanki bir döngüye girmişti. Aynı cümleyi birkaç kez tekrar ettiğini fark etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Burası harika değil mi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Burası harika değil mi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe ürperdi. Onunla konuşan Cihan değil gibiydi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Saatler ilerledikçe, Efe’nin huzursuzluğu arttı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arkadaşları ne kadar içerse içsin, hiç sarhoş olmuyorlardı. Ama hareketleri giderek daha mekanikleşiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ece’nin gülümsemesi… donuktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aslı’nın dansı… garip bir ritimde takılıp kalmış gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe, bir adamın oturduğu masaya baktı. Adamın gözleri yarı kapalıydı ama yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başını kaldırıp elindeki bardağa baktı. İçki berraktı ama… sanki hafif dalgalanıyordu. Bir şey vardı bunda.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Burası… sadece bir eğlence mekânı değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra sahnedeki müzik değişti. Ve mekân titredi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bütün insanlar bir anlığına dondu. Sanki görünmez bir akıntıya kapılmış gibiydiler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve işte o an, Efe korkunç gerçeği gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözleri sahnenin yanındaki aynaya takıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama orada… kendisi dışında kimse yansımıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arkadaşlarının, diğer misafirlerin… hiçbirinin aynada yansıması yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tüm mekân… bir kapan gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanlar sadece dans etmiyordu. Enerjileri çekiliyordu sanki. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İç güdüsel olarak arkadaşlarına dönüp baktı Ece’nin gülüşü solmuştu. Aslı’nın gözleri cam gibiydi. Cihan ise… neredeyse hareketsizdi. Onlar artık burada değildi sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe’nin içini korkunç bir panik kapladı. Buradan çıkmalıydı. Kapıya doğru yöneldi. Ancak orada artık bir kapı yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve işte o zaman anladı. Burası, bir daha çıkamayacağı bir yerdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe’nin nefesi hızlandı. Buradan çıkmalıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bulunduğu yerin duvarları, girdiği salon değildi artık. Etrafındaki büyülü dekor kaybolmuş, yerine eski bir mahzenin karanlık taş duvarları gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arkadaşlarına dönüp bağırdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Aslı! Cihan! Hemen buradan çıkmalıyız!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama… gözlerini bile kırpmıyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ece’nin ağzından sessizce birkaç kelime süzüldü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Biz zaten buradayız…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve işte o an, müziğin büyüsüne kapılmamış tek kişinin kendisi olduğunu anladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Buradan çıkmalıydı. Hemen.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Son gücüyle duvara vurdu, bağırdı, yardım istedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve tam umudunu kaybetmek üzereyken… her şey bir anda karardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efe gözlerini açtığında, soğuk taş zeminde yatıyordu. Etrafına baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Mekân… yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eski Bizans kilisesinin arka bahçesinde, harap olmuş taş duvarların arasında yatıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ece? Cihan? Aslı? Hiçbiri burada değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Titreyerek ayağa kalktı. Dün gece yaşananları hatırlıyordu. Bütün detaylarıyla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Polise gitti. Anlattı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama… kimse ona inanmadı. Hatta kayıp arkadaşları konusunda suçlandı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Orada hiç Gölge Mekân diye bir yer olmadı.” Diyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Haritalara tekrar tekrar baktı. İnterneti araştırdı. Gölge Mekân hakkında anlatılanları tekrar tekrar okudu. Ancak gerçekten orada bulunmuş orayı kendi gözleri ile görmüş kimseye rastlamadı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O sokağa birçok kez gitti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama orada yalnızca sıradan, harabe bir kilise ve eski apartmanlar vardı. Sanki mekân hiç var olmamıştı. Sanki arkadaşları hiç var olmamıştı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sanki her şey… sadece bir hayaldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama Efe biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gerçekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve biliyordu ki… onlar hâlâ oradaydı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BAY KURT</title>
<link>https://fikirizleri.com/bay-kurt</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bay-kurt</guid>
<description><![CDATA[ BAY KURT ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202505/image_870x580_681c652d25f50.webp" length="48382" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 08 May 2025 11:03:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü, BAY KURT, masal</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">BAY KURT<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal">İnfaz memurum zincirimi sertçe çekiyor. Boynumda ani bir acı, gözlerim kısılıyor. Dişlerimi gösterip hırlıyorum. Görkemli azı dişlerimi gören adam ürküyor, korkusu suratının rengi boş beyaz kâğıda dönüyor. Sonra zincirin ve silahın kimin elinde olduğunu hatırlayıp kendine çeki düzen veriyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hop, dikkat et elma kurdu,” diyor. Sesi kalın ama titrek. “Yoksa bir sonraki öğünün kuburdan içeceğin su olur ancak. Çeneni telle bağlatırım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Burnumdan küçümseyici bir ses çıkarıyorum. “Hadi canım, hangimiz “Kırmızı Başlıklı Kız” okurken tir tir titriyor. sen de biliyorsun, ben de.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yüzü geriliyor, dudakları çizgi gibi büzülüyor. Elini kemerindeki copuna atıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bu kadar yeter, memur bey,” diyor yeni bir ses. “Müvekkilimin haklarını daha fazla ihlal etmeden işinizi yapar mısınız, lütfen?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başımı çeviriyorum. Masanın başında bir adam oturuyor. Oda loş; tavanın ortasındaki titrek floresan lambanın zayıf ışığında zor seçiliyor ama neyse ki benim gözüm keskindir. Adam kısacık, ayakları yerden kesilmiş adeta. Üzerinde takım elbise, saçı jöleyle soldan sağa taranmış özenle kelini saklıyor, ya da sakladığını sanıyor. Surat… bildiğin Muşmula gibi, çöldeki taşlar gibi buruş buruş, dudağının üstünde ince bir bıyık. Üstünde pahalı parfüm, ipek kravat ve… saman gibi bayat bir koku var.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama asıl dikkatimi çeken şey: Korkmuyor. Hiç ama hiç korkmuyor. Yani benim gibilerden. Ya salak… ya da daha tehlikeli.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memur zinciri yere sabitliyor, bana masanın öbür ucuna kadar hareket alanı bırakıyor. Kilidi “klik” diye kapatıyor, sonra duvara çekilip dikiliyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Adamın gözleri küçük, koyu renkli ve tel çerçeveli gözlüğün arkasından, memura dönüyor. “Bizi yalnız bırakır mısınız lütfen?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İyi bir fikir değil beyim,” diyor gardiyan, bana işaret ederek. “Bu canavarı tanıyor musun sen?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Elbette tanıyorum,” diyor adam, sesi çatlak ama kesin. “Ancak avukat–müvekkil görüşmesi özel bir haktır. Tekrar söylemek zorunda mıyım?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memur burnundan soluyarak çıkıyor. Kapıyı öyle bir çarpıyor ki duvar sarsılıyor. Kilidin sesi de net: klik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben zincir gerildiğince esneyip tüylerimi kabartıyorum. “Müvekkil mi? Çok komik. Ben avukat tutmadım ki.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme. “Tutmadınız. Henüz. Ama söylediklerimi duyunca tutmak isteyeceksiniz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Niyeymiş o?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Çünkü sizi hapisten kurtarabilirim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kulaklarım ister istemez dikiliyor. Burun kıvırıp dalga geçer gibi soruyorum: “İyi de ellerindeki dosya sağlam. Ben de inkâr etmiyorum zaten.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İşte tam da bu yüzden benimle çalışmalısınız.” Yağ gibi sırıtan bir gülümseme yayılıyor suratına. “İzin verin kendimi tanıtayım.” Masaya zarifçe bir kart bırakıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kartı okuyorum:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">R. Bey – Avukat. Yanlış Yargılananların Müdafi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kartın ortasında dönen bir çark, altın varakla parlatılmış.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“‘R’ neyin kısaltması?” diye soracakken elini kaldırıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Adı soyadı ilişkisine gerek yok. Şimdilik R Bey diyelim.” Dişlerinin bazısı altından; sırıttıkça midem bulanıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İyi,” diyorum kulaklarımı oynatarak. “Avukatsın yani. Eskiden ne iş yapardın?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Müteahhittim epeyce zahmetliydi. Yeni mesleğim daha kazançlı, hem etik olarak da pek farkı yok. Bu arada, sizi nasıl hitap edeyim?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Omuz silkiyorum, yıllar içinde öğrendiğim insansı bir hareket. “Çoğu kişi beni görünce sadece ‘Kurt!’ diye bağırıp kaçıyor.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“O zaman basitçe Bay Kurt diyelim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ne fark eder…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">R Bey, sandalyeye iyice yerleşiyor. “Kamuya açık belgelerden davanızı biliyorum. Ama belki kendi hikâyenizi anlatmak istersiniz?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gerçekten gülüyorum. “Benim hikâyem mi? Kimse merak etmez onu. Herkesin tek bildiği şey: Kurt kötüdür. Hikâye böyle yazılmış çünkü.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yani suçlamaları reddetmiyorsunuz?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yani… hayır. Neyse dedilerse, hepsini yaptım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlüğünü çıkarıyor, bir mendille silmeye başlıyor. “Sana emanet edilen kuzudan bir daha haber alınamamış?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yüzümü buruşturuyorum. “Evet… Emanet edenlerin bunu bilmesi gerekirdi.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Üç çalışkan domuzun evini yıktığınız doğru mu?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“E, inşaat yönetmeliğine uysalardı yıkılmazdı. Hem sonra beni diri diri yakmaya çalıştılar. Kuyruğum hâlâ düzgün çıkmadı.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir genç kızı ve büyükannesini yediğiniz de doğru mu?” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülüyorum. “Bir de kedisi vardı. Kimse o kısmı hatırlamaz. Ama ormanın kenarında midemi kesip taş doldurdular, üç ameliyat, altı ay plastik boyunluk… O oduncuyu bulursam, menüde ilk o olacak.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlüklerini takıyor. Tek kaşı kalkık. “Görünüşe bakılırsa, suçlusunuz. Kanıtlar sağlam. Zincire vurulmuş haliniz ortada.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dudaklarımı gerip sırıtıyorum. Ya da hırlıyorum. Ben bile bazen ayırt edemiyorum. “Dedim ya. Ben kötüyüm. Hep kötü oldum. Hikâyenin sonunda hep ben kaybederim. Ders verilecek karakter benim. Hikâyenin ‘ahlâkı’ buymuş.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Peki ya hikâyenin sonu böyle olmak zorunda değilse?” diyor R Bey.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başımı yana eğiyorum. “Nasıl yani?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Benim işim sizi masum göstermek değil, Bay Kurt. Sizi kurban gibi göstermek.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Şaka yapıyorsun?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayır. Geçmişinizi ön plana çıkaracağız. Zor bir çocukluk, toplumun önyargıları… Siz sadece ‘tehlikeli’ diye etiketlendiniz. Oysa bu ayrımcılık.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Vay arkadaş…” Gerçekten donup kalıyorum. Hiç böyle düşünmemiştim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Eşiniz, yavrularınız, bir sürünüz var mı? Size bağlı olan?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yok. Hep yalnızdım ben.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İşte tam da bu! Medyaya çıkacaksınız. Evlilik programlarına katılacaksınız. Kader mahkumuyum diye anlatacaksınız.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sosyal Medya’da sesinizi duyuracağız. Trajik geçmiş, gözyaşları, toplumun acımasızlığı… Ben bu işin uzmanıyım. Kitap anlaşmaları, televizyon röportajları, siz de huzurlu bir ormana yerleşirsiniz artık. Ben de… kazançtan yüzde elli alırım ve bazen de işte değerli dostlar için birkaç rica…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an midem bulanıyor. Hikâye satmak. Mağdur numarası yapmak. Gerçek beni inkâr etmek. Zayıf, acındırılan biri gibi görünmek. Sonra birilerinin maşasına dönüşmek…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Tüm bunlar… koca bir yalan gibi geliyor bana.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hiç yalan söylemediniz mi?” Sesi küçümseyici. “Yaşlı kadını taklit etmek? Pek dürüst bir davranış değildi, değil mi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hırlıyorum. “Ben buna avcılık derim. Kurnazlık. Strateji.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gelin, uzatmayalım,” diyor. Çantasını açıyor. Altın kaplama bir dolma kalem çıkarıyor. “Bu evrakları imzalayın, mağdur olmaya başlayalım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Mağdur. Ben mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben bir kurdum. Bir yırtıcı. Yaratılışım bu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kendi tercihimle kötülüğü seçtim. Ve bunu ancak yakalanınca sorguladım. Ama şimdi… bu adamın sunduğu şey daha bile kirli. Kendim olmamı inkâr etmemi istiyor. Hikâyemi satmamı istiyor. Halbuki o benden daha beter ama ben onun gibi biri olmak istemiyorum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sana şunu net olarak söyleyeyim,” dişlerimi göstererek. “Ben bir kötüyüm. Bunun farkındayım, kabul ediyorum. Cezam neyse çekerim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">R Bey yüzünü buruşturuyor. “Bay Kurt, mantıklı olun…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bence çıkış yolunu aramaya başla, R Bey. Ya hemen burayı terk edersin… ya da seni yutarım. Seçim senin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ama Bay Kurt beni son bir dinleyin…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Masaya doğru saldırıyorum, zincir geriliyor, pençelerim masaya iniyor ve…<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SOKAĞIN ETEKLİSİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/sokagin-eteklisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sokagin-eteklisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202505/image_870x580_681b3d46f002f.webp" length="7038" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 07 May 2025 14:01:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bünyamin Çoban</dc:creator>
<media:keywords>Aşk, öykü, edebiyat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>SOKAĞIN ETEKLİSİ</p>
<p>Zaten yok kiydi ki o! Öyle biri, hiç olmamıştı. Kar yağmamış, kuş ötmemiş, ellerine ayrı âşık olunmamış, dudaklarından tadılmamış, buğulu kahve gözlerde kaybolunmamış, el ele yürünmemiş, sohbet edilmemiş... Sonra yaşanmamıştı. Hangi sonra? Hangisi olacak, tabii ki ondan sonrası. Doksanlı yıllarda değil miyiz ve yarın onu görmeyecek mi? Acaba görebilecek mi? Kimi? Nasıl kimi? Sokağın eteklisini; evet onu... Hayatı büsbütün yalanlaştırıp tek gerçek olarak kendisini bırakanı... O çok güzel. Onu sadece güzellikle ifade edemezsin, o sevilen... Her güzel sevilmez ki. Onu sadece sevmekle sevemezsin. O, o işte, ifadeden soyunmuş, tanımsız şey; yani sokağın eteklisi diyorum, çok güzel. Üstelik yaşı ön sekiz gibi bile değil. Sanki on beşinde. Öyle çocuksu işte. Dün yine istemeye gelmişler. Gitmez ki o hiç kimseye. Nasıl sevildiğinin yeterince farkında… Ah o isteyenler, elleri bomboş dönsün kapıdan. Ama şu üniversite sınavı bir geçsin de konuşmaz mı onunla. Zaten ‘benimle konuş’ der gibi bakmamış mıydı onu son gördüğü o düğünde? Hem de bakışını kaçırmadan ne güzel bakmıştı; aşk ne büyük cesaret vermişti ona, ‘beni sev’ diye ferman buyururcasına bakmıştı. Onun bakışı dünyanın beşinci mevsimi ve ne/en güzel mevsimiydi. Her nazarı yeni bir davetti. Ama o son bakışı en cömert olanıydı. İşte o düğünde sergilediği... Hem, yanındaki arkadaşı bile anlamıştı o bakıştaki niyeti. Bir demet karanfildi sokağın eteklisi ya da sümbüldü en güzel kokulusundan ve/fakat onun yaşadığı yerlerde sarıçiğdemler açardı. Akasya kumrusunun türküsünü ıhlamur dalındaki bülbül noktalardı. Hele şu üniversite sınavı bir geçsin... Zaten şunun şurasında birkaç ay kalmadı mı? Bekle beni güzel kız, aşka çeyrek kaldı. Önce haber gönderip ağzını ararım ama ne gerek var, çıkar karşısına kendim söylerim ‘seni düşünüyorum’ derim. Anlamazdan gelir önce ‘nasıl’ der ‘bilirsin işte’ derim ‘sevmek gibi; bir insan, birini sevince düşünür ya öyle işte’ derim ‘sen de beni düşünür müsün’ derim. Önce bir duraksar, bir bakışına canımı vereceğim o gözleriyle yüzüme bakar, belki yarı mahcup belki sevinçli bir sesle ‘düşünürüm tabii’ der...</p>
<p>Bir bayram günü çamlıktan koruya kadar yürürüz onunla. Ya da meşelikte göz kırpıp gizlice koruda buluşuruz. Ama ille de çınar altında bir aşk, hem de ıhlamur kokulu. Sonra duyulur âşıklığımız. Dedikodularına katarlar bizi ve fazlasıyla yakıştırırlar. İstemeye geliriz seni, nişanımız olur ve ardından düğün... Kendi düğünümüzde göz göze geliriz. Yakından bakarım gözlerine. Seninle dünya turuna çıkmak, heveslerin son sınırıdır belki de. Fotoğraf karelerine yansır mutluluğumuz. Belki yüklü dönersin, son gittiğimiz ülkeden; belki bir kızımız ya da oğlumuz olur. Ah, seninle bir anın tahayyülü bile sarhoş dolaştırıyor adamı. Ve ben seni... </p>
<p>Sokağın eteklisinin son bakışıyla yorgun gözleri uykuya daldı.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ADIMI KANLA YAZDIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/adimi-kanla-yazdim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/adimi-kanla-yazdim</guid>
<description><![CDATA[ ADIMI KANLA YAZDIM ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_681232a9c9fc0.webp" length="50676" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 30 Apr 2025 17:25:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>ADIMI KANLA YAZDIM, Bike S.Demirkız, Öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">ADIMI KANLA YAZDIM<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>YAZAN: BİKE S. DEMİRKIZ<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Talimatları Kimse Yüksek Sesle Söylemezdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fark etmezdiniz… Eğer aramıyorsanız. Zaten mesele de buydu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dikiş grubumuzdaki hanımlar gayet netti bu konuda: “Gün batımından sonra, fırının iki sokak ötesine yürü. Işığı yanmayan lambayı bul. Oradan sap, o karanlık sokağa gir.” Fısıltıyla söylerlerdi bunu, “Taş merdivenleri göreceksin, yosun tutmuş olur. Aşağı in. Koridor karanlık olacak. Soldaki yeşil çift kanat kapı. Orada yaşıyor.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapı, Mardin tarzı eski han kapılarına benziyordu, tıpkı kocamın metresi gibi ama dökülmüş, yorgun. Eskiden zümrüt yeşili olduğu belliydi. O güzelim boyanın yarısı artık taş zemine düşmüş, pul pul birikmişti. Kapıyı çalmayı düşündüm. Sonra gereksiz bir cesaretle paslı tunç kulpu çevirdim. Kapı kolayca açıldı. Ufak bir çan çaldı ve sesi taş duvarlarda yankılandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hoş geldin”.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Resimlerinde iğrenç biri gibi görünüyordu, ürkütücü. Zamanın ve günahın çürüttüğü bir kadın örneği. Ama karşımda dururken, insanın gözünü alamayacağı bir güzelliği vardı. Yaşlanmıştı, evet. Ama yok olmamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İçeri gel tatlım, çekinme. Halkın sandığı gibi değilimdir ben. Isırmam mesela. Ama bu evdeki başka şeyler için aynı şeyi söyleyemem.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sesi rüzgâr çanına benziyordu. Tatlı, titreşen, ama cümlelerin ardındaki kayalıkları çatlatan bir dalgaydı sanki. Fazla uzun kalırsam beni sürükleyip denize çeker mi diye geçirdim içimden. Ama belki de o sadece erkekleri etkiliyordu, efsanelerdeki gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Otur canım, evet, tam orası iyi. Çay ister misin? Gece gece demlenir mi deme, ben bayılırım gece çayına. Belki sen daha terbiyeli büyütülmüşsündür, kim bilir. Al bakalım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fincan sıcaktı ama yakıcı değildi. Ellerim titriyordu uzanırken, ama o bunu fark etti mi, hiçbir şey demedi. Gözlerim, karanlık sokaktan bu loş, sıcak odaya geçerken biraz zaman istedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dekorasyon konusunda yetenekli olduğu söylenemezdi. Duvarlar çıplaktı, yalnızca sararmış gazete küpürleri asılıydı. Bir zamanlar adı bile geçmemiş başarılarının anıları. Arkasındaki köşeyi ayıran püsküllü solmuş mavi bir perde vardı. Raflar rastgele boyanmıştı; üzerlerinde kitaplar ve… gözümün fazla odaklanmak istemediği şişeler, kutular, garip objeler. Koleksiyonları yüzünden büyücü diyorlardı ona. Ama halk zaten ona çok daha renkli isimler takmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">En değerli eşyası, ince bileğine gevşekçe takılmış, ağır ve süslü bir altın saatti. Sokakta, bir erkeğin kolundan göz kırpsa, bir yankesicinin günü şenlenirdi. Baktığımı fark etti ve hafifçe gülümseyerek, kolunu havaya kaldırdı. “Güzel değil mi? İlk kocamındı bu saat. Ölümünün onuncu yılında, parçalayacağım. Altınını eritip kendime bir kolye yaptıracağım. Bir armağan hak ettim ondan, öyle değil mi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülüşü rahatsız ediciydi ama korkmadım. Belki fazla meraklıydım. Başsağlığı diledim hafifçe.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ah, o adamın öldüğüne üzülme canım. Yaptığı en hayırlı şey, beni bu hayır işine yönlendirmesi oldu. Eskiden şarkıcıydım ben. Bir assolist. Erkekler akın akın gelirlerdi beni dinlemeye. Çünkü güzeldim o zamanlar. Konserden sonra sarhoş halde yaklaşanlar olurdu. Elbisemi ya da içindekini överlerdi. Öpücük, içki ya da gecemi isterlerdi. Bazen istemezlerdi bile. Kocam olan adam, mesela bana sormadı. Zorla aldı. Parası çoktu, suçu gizleyecek kadar zekiydi. Evlilik, benim tek çıkışımdı.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bordo elbisesinin eteğini düzeltti. Gözlerini kaldırdı. İfadesi, anlamakta zorlandığım bir ciddiyet taşıyordu. Bir zamanlar nasıl arzu edildiğini tahmin etmek zor değildi. Tanrı eliyle porselenden oyulmuş gibi bir yüz. Tepesinde taç gibi toplanmış koyu saçlar, metal tokalarla sabitlenmiş. Gözleri… ev kedisi değil, ormanda aç bırakılmış bir kaplanın gözleriydi sanki. Bir daha o gözlerle bakmaması için içimden dua ettim. Çayımızı aynı anda içtik. Hanımefendilik oyununu sürdürdük. Derin bir nefes aldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sevdiğini söylerdi. En başta ben de inandım. Belki seviyordu. Belki de en çok, diğer erkeklerin kıskanç bakışlarına karşı beni ‘karım’ diyerek göstermeyi seviyordu. Ama o heyecan geçti. Bir yıl geçti. Hâlâ çocuk yoktu. Ben çirkinleştim. O da çirkinleşti.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir gece sarhoş döndü eve. Diğer adamların karılarının çoktan evlerini bebek sesleriyle doldurduğunu söyledi. Bebeklerden koyun gibi bahsetti. Sonra, kasabaya beni fahişe diye duyurmakla tehdit etti. Sessiz kalıp, uslu olup, onu gece uykusunda boğmalıydım belki. Ama çeneme hâkim olamadım. Ben hayatta olduğum sürece bir çocuğun onun gibi bir babaya sahip olmasına asla izin vermeyeceğimi söyledim. Sonrasını biliyorsun. Yoksa burada olmazdın, tatlım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çenesindeki, önce fark etmediğim bir yara izini parmağıyla takip etti. Boynunun başlangıcına dek uzanıyordu. Gözümde o izin, boğazının etrafında yıldırım gibi bir halka çizdiğini canlandırdım. Nefesim daraldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Refleksle boynuma dokundum. Elbisemin yakası altında, solgun bir morluk vardı. O bilmiyor olmalıydı ama sanki hissediyordu. Saklamaya çalıştım. Başımı hafifçe salladım, ne demek istediğini anladığımı göstermek için.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Beni öldürmek istedi mi bilmiyorum. Ama susturmak, yakmak, silmek… evet, bunları tüm kalbiyle istedi. Komik olan, sözlerimi doğru çıkaran yine o oldu. Ben bile bilmiyordum… ama hamileydim. Kimse öğrenemedi. Bir mezar taşı yaptım. Altında gömülecek bir şey olmasa da. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra bir ay geçmeden, herif hasta düştü. O kadar hızlıydı ki ölümü. Hiç kimse yetişemedi. Talihsiz bir tesadüf. Ya da… zehir, kim bilir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlerinin etrafındaki porselen hafifçe çatladı, gülümsemeye çalışırken. Yanıt veremedim. Aklım, mezar taşının küçük oluşuna takılı kaldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">*“Şimdi tatlım,” dedi hafifçe eğilerek. “Seninkini nasıl istersin?” …<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Seninkini nasıl istersin?”<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sorusu havada asılı kaldı bir süre. Yutkunamadım. Şaka mıydı, tehdit mi? Belki bir teklif. Belki de zaten ben çoktan sipariş vermiştim, fark etmeden.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben kimseyi öldürmek istemiyorum,” dedim. Ama sesim, kulaklarımda tanımadığım bir yankıyla döndü: zayıf, çatlamış, inandırıcı olmayan bir yankıydı bu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadın çayından bir yudum daha aldı. Dudaklarındaki ruj fincana iz bırakmıştı; kırmızı değil, pas rengi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İstemek başka,” dedi. “Hazır olmak başka.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Cevap veremedim. Belki de kafamdaki o loş bölmeden çıkamadım. Kocamın sesini düşündüm. “E ne olmuş başka kadınım varsa, en azından cilve yapmasını biliyor, sonra eve dönüyorum ya” deyişini.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Bileğimi sıkan elini. Dişlerini sıkarak fısıldadığı kelimeleri. Sonra özürlerini. Sonra tekrarını.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İnsan asla yapamam dediğini bile yapabilir,” dedi kadın. “Eğer yeterince canı acımışsa. Eğer artık başka türlüsünü hayal edemiyorsa.”<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kalkmak istedim. Ama vücudum yerinden kıpırdamadı. Ya da içimden biri “Bekle” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bak tatlım,” diye devam etti kadın, “ben artık kimseyi ikna etmiyorum. Yıllar önce, her gelen kadına sebepler sayardım. Şimdi yalnızca gerçeği sunuyorum. Gerçek şu: Eğer bu evin kapısından girdiysen, karar çoktan verilmiştir. Kalbinin bir köşesinde, ne olursa olsun yaşaman gerektiğini biliyorsun. Ama yaşamanın da bir bedeli var. Bedelsiz hayat olmaz. Bazıları evini terk eder. Bazıları adını. Sen hangisini terk etmeye hazırsın?” “Adımı…” diye fısıldadım. Bu fikir içimi ürpertti. Ama ilk kez, özgürlük gibi geldi kulağa.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Güzel başlangıç,” dedi. Gözlerinde anlık bir yumuşama belirdi. Nadir bir ay ışığı gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra ayağa kalktı. Perdeleri bir hamlede araladı. Odadaki loşluk dağıldı. Duvarlarda gölgeler dans etti. Raflardan biri açıldı. İçinden kadife bir kutu çıkardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kutu küçüktü. İçi kumaş kaplı. Ama içindekiler… Tanrım…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir çift eldiven. Kan kırmızısı. Deriden. Bilek kısmında altın işlemeler vardı. Üzerlerinde eski bir harf gibi duran, spiral bir sembol.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve bir not: “Kırmızı dokunduğunda kimse seni hatırlamayacak. Adını bile.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sana bunu vermem için önce bir soru sormalıyım,” dedi kadın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başımı eğdim. Cevaba hazırdım. Belki de artık hiçbir cevaptan korkmuyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Son kez soruyorum: Yaşamak için neyi öldürmeye hazırsın?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Segoe UI Symbol',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Symbol';">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">Kırmızı eldivenleri almadım o an. Ama kutuya dokundum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Soğuktu. Tuhaf biçimde… yokluk gibiydi. Sanki kutuya değil, bir boşluğa parmak uçlarımla dokunuyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama içimde bir şey çoktan kararını vermişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dışarı çıktığımda gece çoktan gökyüzünü teslim almıştı. Arkamdan rüzgâr gibi bir fısıltı geldi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kendine yeni bir isim düşün.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İsmimle beraber yola çıkmıştım ama şimdi her adımda biraz daha kimliksiz, biraz daha çıplak hissediyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ayakkabılarımın topukları kaldırımla tıkırdıyordu, ama ben hiçbir şey duymuyordum. Kafamda sadece o sorunun yankısı vardı: “Yaşamak için neyi öldürmeye hazırsın?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eve döndüğümde her şey bıraktığım gibiydi. O kadar aynıydı ki midem bulandı. Kapının gıcırdaması, mutfağın dağınıklığı, sehpanın üstündeki boş bira kutuları. Her şey. Sanki ben hiç gitmemişim gibi. Sanki ben hep buradaymışım gibi. Sanki her şey, hep böyleymiş gibi. Ama ben aynı değildim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Işığı açmadan içeri girdim. Yatak odasının kapısı aralıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçeriden hafif bir horlama sesi geliyordu. Yatağın kenarına oturdum. Onun nefesini dinledim. Bir zamanlar güven duyduğum, sonra korktuğum, şimdi ise hiçbir şey hissetmediğim o adamın. Bileğime baktım. Onun izleri çoktan silinmişti. Ama zihnimde hâlâ parmak izleri vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ayağa kalktım. Banyoya gittim. Aynaya baktım. Bir süre öylece durdum. Kendime baktım. Daha doğrusu, kim olduğumu hatırlamaya çalıştım. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Sonra o an geldi. İlk kırılma. Kocamın bana bir kez daha ne söylediğini hatırladım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Seni kimse almaz. Seni kimse sevmez. Adını bile hatırlamaz kimse.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aynanın buğusuna bir kelime yazdım. Adım.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Son kez. Sonra sildim. Ellerim titriyordu. Ama bu sefer korkudan değil. Bir çeşit hazırlıktı bu. Bir çeşit… doğum sancısı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dolabı açtım. Kıyafetlerimi çıkardım. En dipte duran eski kutuyu buldum. Okuldan kalma notlarım, fotoğraflarım, yırtık bir defter.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve bugünkü kadınla tanışmadan çok önce yazdığım bir cümle:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir gün adımı terk edebilirim, ama kendimi değil.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülümsedim. Sonra defteri yırttım. Lavaboya attım. Ve yaktım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece sabaha kadar uyumadım. Sabah erken eldivenleri giydim. Ve aynaya tekrar baktım. Bu sefer gözlerimde bir başkasını gördüm. Korkmayan. Unutulmaya razı. Ve hatırlanmak için kanı seçmeye hazır birini.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O sabah ilk kez kuş seslerini duymadım. Güneş doğmuştu ama bana ulaşmamıştı. Karanlık, sadece geceye ait değildi artık. Bedenimdeydi. Nefesimde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eldivenler tenimdi artık. Kırmızı eller. Hatırlanmayacak eller.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Mutfağa girdim. O oradaydı. Uyanmış. Banyoya girmeden önce çay demlemişti. Ne ironik. Son çayı kendi elleriyle hazırlamıştı. Sıradan bir sabah gibi görünüyordu ama… bu sabah sıradan değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben değişmiştim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Karşıma geçti. Üzerinde o gri tişört vardı. Eskiden bana yakışmadığını söyleyip kendi giydiği, kirli gri.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sabaha kadar neredeydin be kadın?” diye sordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sesi… eskisi gibi çınlamadı kulağımda. Boğulmuş bir yankı gibiydi ve artık bana hiçbir etkisi yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Anan olacak o kadın hâlâ yaşıyor mu?” diye ekledi. Sırıttı. Hâlâ beni ezebileceğini sanıyordu. Ben de gülümsedim. Ama bu gülümsemeyi o bilmiyordu. Bu, yeni yüzümdeki ilk ifade olacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yavaşça yaklaştım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O çayından bir yudum aldı. Eldivenli elimin parıltısı, bardakta yansıdı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gözleri hafifçe kısıldı. Şaşırdı ama bunu bastırmak istedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ne o?” dedi. “Fantezi mi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İşte o an içimdeki her şey sustu. Tüm geçmiş, tüm korku, tüm tereddüt.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İleri doğru bir adım attım ve eldivenli elimle çay bardağını aldım elinden. Bileğini yakaladım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözleri büyüdü. “Ne yapıyorsun?” dedi. Ama sesinde artık komut yoktu. Sadece… yalvarma vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Beni kimse almazdı, değil mi?” dedim. “Adımı kimse hatırlamazdı?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O ağzını açtı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama kelimeler çıkmadan önce, eldivenli elimle boğazına bastırdım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kesmedim. Henüz. Sadece hissettirdim. Ellerimin içinde ne taşıdığımı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Unutulmanın gücünü. “İşte ben de öyle yapacağım,” dedim. “Seni unutturacağım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra… ilk kan geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hızlı değildi. Ama sessizdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bıçağa gerek yoktu. Bir mutfak çatalı. Ve doğru yer.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlerindeki ışık sönerken, adımı fısıldadı. Eski adımı. Ama artık… o kadın değildim. O ad da onunla ölmüştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdi sessizlik vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve yere düşen ilk damla. Yerdeki karoya çarpan, kırmızı bir parmak izi. Hatırlanmayacak bir elin, hatırlanmayacak izi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama ben onu unutmayacaktım. Çünkü bu, sadece bir başlangıçtı. Bu kan, geçmişi temizlemek için değil… yeni bir hayatı mühürlemek içindi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdi geriye sadece o yükten kurtulmak kalmıştı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ceset, hâlâ sıcaktı. Oysa ben ilk kez bu kadar soğuktum. Gözleri hâlâ açıktı. İçlerinde şaşkınlık, korku ve küçümseme… hepsi birbirine karışmıştı. Ama bana değil, kaybettiklerineydi öfkesi. Kontrolüne, hükmüne. En önemlisi beni kaybetmişti: Malını.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Boğazımdan gelen bir sesle irkildim. Ağlamıyordum. Ama bir şey titredi içimde. Sonra sustu. Kesin bir sessizlik. Yeni Ben’in sessizliği.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yavaşça yere çöktüm. Onun cesedinin yanına, ama hâlâ ondan uzak.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kafamın içinde birkaç senaryo döndü. Kazaymış gibi göstersem? Polisi arasam? Kendimi ihbar etsem?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hayır. Bu evden çıkan kadın, asla o kadın olmayacaktı. O yüzden bu ceset de bu evden çıkmayacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dolaba gittim. Eldiven hâlâ ellerimdeydi. İçime işlemişti sanki. Bir çöp torbası. Kalın olanlardan. Birkaç tane de temizlik bezi. Zemin için çamaşır suyu. Ve kasaptan öğrendiğim bir şey: eklemleri bükmeden taşıma, vücut seni yarı yolda bırakır. Onu banyoya sürükledim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fayansları kirletirken içimde tuhaf bir huzur vardı. Bu kan… kurbanın değil, kurtulanın kanıydı. Suyu açtım. Sıcak. Ama buhar yapmayacak kadar. Sadece izleri silmek için yeteri kadar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çantasını buldum. Cüzdanını aldım. Kartlarını yaktım. Telefonunu klozete attım. Üç kez sifonu çektim. Banyoyu temizledim, özenle. Kendimden daha çok ona özen gösterdiğim ilk ve son an buydu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra çöp torbasına sardım. İki kat. Kan sızmazdı. Yara yerini bezle bandajladım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Geceyi bekledim. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arka bahçedeki yeni çapaladığım sebze ektiğimiz toprak alana taşıdım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bilen bilir, toprağın hafızası kısa sürelidir. İyi kazılırsa, her şey unutulur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sabaha karşı dört. Ay hâlâ tepemdeydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kırmızı ellerimle son bir toprak attım. Üzerine de sebze tohumları serptim. Bu sene mahsul bereketli olacaktı. Ama ne yazık ki ne o ne ben tadına varacağız. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra içeri geri döndüm. Duşa girdim. Eldivenler hâlâ ellerimdeydi. Çıkarmadım. Sabun akıp giderken, kırmızının üstünde hiçbir leke kalmadı. Ve ilk kez aynaya baktım. Kadın hâlâ oradaydı. Ama bu kez gözlerindeki ışığı tanıyamadım. O ışık bendim. Hayatta kalanın ilk ışığı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk kanın kutsamasından doğan bir başkasıydım artık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sabahı beklemedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Valizi çoktan hazırlamıştım, ya da fark etmeden yıllardır hazırlıyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçinde birkaç giysi, biraz nakit, bir defter. Ve büyücü kadının verdiği o not:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kırmızı dokunduğunda kimse seni hatırlamayacak. Adını bile” Ve kâğıdın arkasında bir adres.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kıyafetlerimi değiştirdim. Parmaklarım hâlâ eldivenlerin içinde. Çıkarmaya kalkışmadım. Artık onların bir parçasıydım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yol kenarında duran eski arabayı çalıştırırken, içimde tuhaf bir dinginlik vardı. Ne panik ne pişmanlık, sadece sessizlik. Sanki dünya bana bir süreliğine sırtını dönmüştü de ben o arada başka bir yola sapmıştım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadının verdiği adres yeri şehir dışında, bir dağ yolunun ucundaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir levha yoktu. GPS sinyali kesilmişti. Ama içimde bir pusula vardı sanki. Ya da belki kırmızı bana yolu fısıldıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir ahşap kulübe.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Etrafında çam ağaçları, göğe dikilmiş lanetler gibi. Kapının üstünde ne isim vardı ne numara. Ama kapıyı çaldım. Bir kez.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra kapı aralandı. Ve o anda, ilk kez yalnız olmadığımı hissettim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapıyı açan kadının gözlerinde aynı boşluk vardı. Aynı derinlik. Aynı “her şeyini geride bırakmışlık.” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hiç konuşmadan içeri aldı beni. Loş, sıcak, sessiz bir yer. Ama sessizliği ürkütücü değil, merhametliydi. İçeride başka kadınlar da vardı. Kimi kitap okuyordu. Kimi örgü örüyordu. Kimi sadece oturuyordu, bakıyordu… belki geçmişine, belki olmayan geleceğine.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Beni selamladılar. Ama adımı sormadılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O anda anladım: Burası, isimsizler eviydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her kadının bir adı vardı ama artık o adla anılmıyordu. Kimisi kendine yeni bir isim seçmişti. Kimisi sessizliği tercih etmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben düşündüm. İsmim dilimin ucuna geldi…Ve orada bıraktım. Yutmadım. Unutmadım da. Sadece bıraktım. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadınlardan biri yanıma yaklaştı. “İlk kanı döktün mü?” diye fısıldadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başımı eğdim. Cevap vermedim. Ama o anlamıştı. Gülümsedi. Avucuma küçük bir anahtar bıraktı. “Artık burası senin de evin,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece, kulübedeki diğer kadınlar tek tek odalarına çekildiğinde, ben hâlâ salonun köşesindeki koltukta oturuyordum. Kırmızı eldivenleri çıkarmadan. Artık ellerim o renkteydi. Sanki deri, benim derim olmuştu. Sanki hiç başka türlü olmamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ateşin çıtırtısı arasında, bir sandalye hışırdadı. Kadınlardan biri tekrar yanıma geldi. Uzun boylu, solgun tenli. Gözleri griydi ama canlı değil, sanki eski bir fotoğraftan kesilip buraya yapıştırılmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yarının sabahında gidersin,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Burada kalman gerekmez. Çünkü artık nereye gitmen gerektiğini biliyorsun.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Peki bu ev?” dedim. “Siz kimsiniz?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir an durdu. Cevap vermedi. Sonra usulca başını eğdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Elinde kalan tek şeyi öldürmeyi göze alan kadınlarız,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bizi birbirimize bağlayan tek şey, başka çaremiz kalmamış olması.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ayağa kalktı. Bir adım attı, sonra döndü:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ve bunu kabullendikten sonra… artık kimsenin senden alabileceği bir şey kalmaz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece uyumadım. Tavan çizgilerini izledim. Adımı düşündüm. Seslensem döner miydi, bilmiyorum. Ama artık gerek de yoktu. Beni çağıran başka bir şey vardı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hava aydınlandığında, kulübeden çıktım. Kimse bana el sallamadı. Kimse arkamdan seslenmedi. Ve bu, en büyük özgürlüktü. Artık hatırlanmayacaktım. Ama ilk kez, ben kendimi hatırlıyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arabanın aynasında göz göze geldim kendi yansımamla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Saçlarım dağınıktı. Yanaklarım çizik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama gözlerim… Gözlerim, ilk kez bana aitti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Motoru çalıştırdım. Rüzgâr kapıyı arkamdan çarptı. Ve kırmızı eldivenler direksiyonu tuttu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Adımı unuttum. Ama nasıl yaşanacağını yeniden öğreniyordum…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HERCÜMERÇ</title>
<link>https://fikirizleri.com/hercumerc</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hercumerc</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_680e2c502020a.webp" length="28840" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 27 Apr 2025 16:12:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Osmanaydogdu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">         HERCÜMERÇ</p>
<p style="text-align: justify;">Kızılca güneş batmak üzereydi. Herkesin artık rutinleşmiş olan bir telaşı var gibiydi. Kimi evine, kimi işine, kimi randevusuna, kimi ise hayata yetişmeye çalışıyordu. İşte yine başlıyordu bizimkisi anarşik anarşik konuşmaya!</p>
<p style="text-align: justify;">‘Neden, askerlik gibi süresi belli olan durumlarda zaman geçmek bilmezde, normal hayatta zaman akıp gider. Hani sayılı zaman çabuk geçerdi? Kim uydurdu bu safsatayı? Zaman dediğimiz şey; aslında muğlak ve son iki harfinden oluşan, anlardan ibaret değil mi? Anı yaşamayı neden ıskalıyoruz? Neden sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz? </p>
<p style="text-align: justify;">Başladın yine Osman Efendi. Değiştiremeyeceğin şeyler için kavga etmeyi ne zaman bırakacaksın! Olmuyor işte! Üstelik her seferinde kaybedeceğini bile bile hala neden pes etmiyorsun? Hercümerç olmuş hayatını, malayani bir şekilde mi, temize çıkaracağını sanıyorsun? Bütün dert bitti zaman mefhumuna mı taktın kafayı şimdi de! İnanamıyorum sana gerçekten!</p>
<p style="text-align: justify;">Tek derdi olan sen misin bu hayatta? Nedir bu? Melankoli akımını başlatanın, kendin olduğunu mu sanarak, melamet hırkasını giyme merakın? Hep o dinlediğin kederli şarkılardan dolayı bu haldesin. Sen önce müzik listeni değiştir sonra da münzevi yaşantından sıyrıl! Bir yerden başla! Sonra oturup zaman mefhumunu konuşalım! Ha! Bir de unutmadan; sürekli bir şeylerden şikâyet edip, hayatına uygulamadığın şeylerden sıkıldım. Mesela az önce dert yandığın, ‘Anı yaşamak’ kısmından başlayabilirsen çok sevinirim.’</p>
<p style="text-align: justify;"> İşten eve dönüş yolunda, kendi ile olan savaşı bitmiyordu. Bir nevi alışkanlık haline gelmişti bu kavgalar. Bugün dozunu biraz kaçmıştı sanki. Eteğindeki taşları bir bir dökmüştü. Resmen ‘yaşayan bir ölüsün’ hiç kusura bakma demişti. Üstelik onca kalabalığa rağmen birazdan yalnızlığın gelip, dört bir yanını saracak olan dört duvarın içine hapsolmasına çok az kalmıştı. Eve yaklaştıkça adımları yavaşlıyordu istemsiz. Bütün seslerden sıyrılıp ıslık öttürmeye yeltendiği o an ebedi yalnızlığa demir attığından habersizdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Önce acı bir fren sesi duyulacak, açılan camdan elinde silah olan adam tarafından ağız dolusu küfürler edilecek. Sonra kimse ne olduğunu anlayamayacak. Osman’ın yanında yürüyen kadın hedef, gayri ihtiyari bir reflekse arkasına sığınacak. Katil tarafından, hedefi kaçırma korkusuyla aceleci ve acemice tetiğe basılacak. Kuşlar tünedikleri yerlerden koreografi yaparak gökyüzüne doğru kanatlar çırpacak ve bir an şehrin tüm gürültüsünü bastıracak olan kanat sesleri eşliğinde; kalın kaşları, genç yaşına rağmen alın ve göz çevresinde oluşan derin kederli çizgileri, beyazların olduğu gür ve sert kirli sakalları kısacası kederli çehresi; yaşadığı acıdan ötürü son kez kasılacak ve kalbinden vurulması sonucu yere yığılacaktı. </p>
<p style="text-align: justify;">Kurşunun isabet ettiği yere istemsiz eli gidecek. Son bir gayret ile eline bulaşan kırmızı sıvıyı görmek için elini havaya kaldırdığında ise parmaklarının arasından süzülen kızılca güneşi gördüğünde anlayacak. Gökyüzünün sadece mavi olmadığını. Gün doğumlarında ve batımlarında kırmızı olduğunu.</p>
<p style="text-align: justify;">Az önce ‘Anı yaşamak’ kısmından başlayabilirsen çok sevinirim.’ derken iç sesi; muhakkak bu andan bahsetmemişti. </p>
<p style="text-align: justify;">Demek ki insanın mutlu olabilmesi için anı yaşamak yetmiyor. Önce iç sesiyle tüm sorunları halledip, barışması gerekiyor! </p>
<p style="text-align: justify;">               Vesselam.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SON DURAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/son-durak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/son-durak</guid>
<description><![CDATA[ SON DURAK ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_680b3cf76427b.webp" length="54908" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 25 Apr 2025 10:43:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü, SON DURAK</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">SON DURAK<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kerem gözlerini açtığında tren çoktan hareket etmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Camın ardında sadece karanlık akıyordu. Sanki bir tüneldeydiler ne bir başlangıç vardı ne de bir son. Vagon loştu, koltuklar doluydu ama sessizlik ezici bir ağırlık gibi oturuyordu içeride.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Uyuyakaldığını sandı. Kerem, yılbaşı gecesi ofisteki kutlamadan son anda ayrılmıştı. Birkaç kadeh şaraptan fazlasını içtiği belliydi. Ama içindeki tuhaf boşluk… o her şeyden farklıydı. Zihni dağınıktı, bir şeyleri hatırlamaya çalışıyor ama başaramıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Karşı koltukta, kırmızı paltolu, sarı saçları iki yandan örgülü, bir kız çocuğu oturuyordu. Sekiz-On yaşlarında ya var ya yoktu. O saatte yalnız seyahat ediyor olması Kerem’e garip gelmişti.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kız gözlerini Kerem’e dikmişti, uzun uzun bakıyordu. Hiç konuşmadan.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Merhaba,” dedi Kerem tedirgin bir tebessümle. “Annen baban nerede?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kız başını eğdi. Cevap vermedi. Sonra fısıltı gibi bir sesle konuştu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sen hâlâ farkında değilsin, değil mi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kerem kaşlarını çattı. “Neyin farkında değilim?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kız ayağa kalktı. Birden her şey soğudu. Vagonun ışıkları hafifçe titredi. Kız, elini uzattı. “Benimle gelmen gerek.” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kerem istemsizce peşine takıldı, çocuğun ailesini aramaya çıktıklarını düşünüyordu. Vagonları geçtikçe başka insanları görmeye başlamıştı. Biri, hiç durmadan pencereden dışarı bakıyor; bir başkası, çantasındaki mektubu defalarca çıkarıp okuyordu. Bazıları dua eder gibi mırıldanıyordu. Hepsi sessizdi ama içlerinde boğulmuş bir çığlık vardı sanki. Bu saatte bu kalabalığa çok şaşırmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kız bir anda bir vagonda durdu. “Bak,” dedi parmağı ile dışarıyı işaret ederek.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Camdan dışarı baktığında Kerem’in gözleri büyüdü, zaman sanki yavaşlamıştı, tren ağır çekimde gidiyor gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yolda asfaltın ortasında yerde ölü bir beden yatıyordu. Üzerinde battaniye. Etraf polislerle çevrili. Bir otomobilin farları hala açıktı. Bir kalabalık toplanmıştı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve o an… kalbinin yerini bir boşluk kapladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“N’oluyor burada?” diye fısıldadı. “Bu bu… ben miyim?” diye sordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kız başını salladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ne zaman oldu bu?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yılbaşı gecesi. Saat 00:36. Kırmızı ışıkta geçen araç seni ezdi. Kimse neden bu trende olduğunu anlamadı? Hatırla seni biri bekliyor muydu? Bir şeyin yarım mı kaldı? Sadece sen biliyorsun.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kerem sendeledi. “Hayır… bu olamaz. Ben… ben… eve gidiyordum. Telefonum… telefonum çaldı…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kız tekrar konuştu. “Sonsuz döngüye hoş geldin. Burada herkesin bir sonu var ama çok azı o sonu kabul ediyor. Bazıları yıllarca bu trende kalıyor. Bazıları hiç inmiyor. Ama bazıları… doğru durakta inmeyi başarıyor.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben ben ne yapacağım şimdi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kızın gözleri buğulandı. “Sadece anlaman gerek. Ve vedanı yapman.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir anlık sessizlik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Peki ya sen?” dedi Kerem. “Sen neden buradasın?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kız bir an durdu. Gözlerini kaçırdı. “Ben de annemi bekliyorum. Çok uzun zamandır. Her gece rüyasında buluşuyoruz, ama az kaldı. Kafasını kaldırıp saate baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tren yavaşladı. İstasyona yaklaşmak üzereydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapılar açıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam o anda, trene yeni biri bindi. Orta yaşlarını geçmiş bir kadın elinde sararmış bir fotoğraf. Üzerinde tanıdık bir koku vardı, lavanta ve eski sabunlar gibi. Gözleri küçük kızı görünce doldu. “Elif…” dedi, sesi titreyerek.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kız, “Anne…” diyebildi sadece.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kerem gözlerini kırpıştırdı. Anladı. Kadın bu gece ölmüştü. Yıllardır kızının yasını tutan, her gece ışığı açık bırakan anne… sonunda onun yanına gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İkisi birlikte kapıya yöneldiler. El ele. Sessizce, gümüş ışığa doğru yürüdüler. Kadim istasyonun taş döşemelerine ayak bastıklarında, bedenleri sisle birlikte eridi. Gözden kayboldular.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kerem’in gözlerinden yaşlar süzüldü. O an, her şeyin gerçekliğini fark etti. Ölüm, bir son değildi sadece; tamamlanmamış her şeyin yankısıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tren yeniden hareket etmek üzereydi, son anda kapılar tekrar kapanmadan önce, genç ve güzel bir kadın içeri adımını attı, Kerem kadına bakmadı bile. Olanlara bir anlam vermeye çalışıyordu. O sırada kadın Kerem’in elini tuttu. Kapılar tekrar ardına kadar açılmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hazırsan,” dedi. “İnebiliriz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve Kerem, başını kaldırıp baktığında gözlerine inanamadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Karşısında duran genç yaşta kaybettiği nişanlısıydı. Onun ölümünden sonra bir daha yaşamamıştı sanki. Ne evlenmiş ne kimseyi sevmişti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sen…” diyebildi sadece gözleri dolarak ve kızın elini sıkıca yakaladı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hiç tereddüt etmeden aşağıya atladı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hayatında ilk kez bir yolculuğu sonlandırmaya hazırdı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Delilik</title>
<link>https://fikirizleri.com/delilik-1040</link>
<guid>https://fikirizleri.com/delilik-1040</guid>
<description><![CDATA[ Delilik ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_680bcce126034.webp" length="10540" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 22 Apr 2025 11:12:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hanife Demir</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“Sevgilim bugün ablanlar bizi yemeğe davet etti. Hazırlan da çıkalım” diyerek yanağına öpücük konduran kocasına tebessümle bakan Nevin isteksizdi. Zira ablasının alttan alta laf sokan tavırlarından rahatsız oluyordu. Bunu kocasına defalarca anlatmaya çalışsa da, son zamanlarda çok alıngan olduğu için böyle hissettiğini söyleyerek geçiştiriyordu. Sanki çocuğundan sonra kocasını da kaybediyordu. Bir zamanlar, gözlerini okuyarak bile kafasından geçenleri anlayan kocası, şimdi haykırsa da duymuyordu. Aralarındaki gerilimi arttırmamak için sustu. Zaten bebeğinin ölümünden beri yaptığı tek şey buydu. Susmak! Kocasıyla susmayı da öğrenecekti. Çünkü bu hayatta en çok sevdiği ve güvendiği varlıktı. Başını olumlu anlamda sallayarak odasına yürüdü. Aynadaki aksine baktı. Yüzündeki çizgiler artmış saçları beyazlamıştı. Eski güzelliğinin yerinde yerler esiyordu. Belki de son zamanlarda kocasını çok fazla ihmal ettiği için oluşmuştu bu uçurumlar. Olsun, elbet her şey düzelirdi. Yine çok sever ilgiye boğardı. Sadece şimdi değil. Biraz daha yasını tutmak, içi dışına çıkana kadar her gün her gece ağlamak istiyordu. Umarım kocası o güne kadar ikisinin yerine severdi. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YUVAYA DÖNÜŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/yuvaya-donus</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yuvaya-donus</guid>
<description><![CDATA[ YUVAYA DÖNÜŞ ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_68123fd93bd58.webp" length="26288" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 22 Apr 2025 06:48:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">YUVAYA DÖNÜŞ<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>YAZAN: BİKE S. DEMİRKIZ<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Saat akşam 21:00’e yaklaşmaktaydı, denizden esen serin rüzgâr sahil kasabasının dar sokaklarında dolaşıyordu. Merkezden gelen anons üzerine, bir trafik kazasında hayatını kaybeden genç bir kadının ailesine acı haberi vermek için yola çıkmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kazanın olduğu yer, kasabanın biraz dışındaki virajlı yolda, eski zeytinliklerin arasında kalan bir noktadaydı. Kadının arabası kayarak uçuruma yuvarlanmış, birkaç gün sonra ancak fark edilebilmişti. Ömer, haber vermek için ailesinin yaşadığı taş eve doğru ilerlerken yorgun ve uykusuzdu ama en çok yorgun düşüren, böyle anlarda insanların yüzüne bakıp o korkunç haberi vermekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eve yaklaştığında bahçe kapısında birini gördü. Ay ışığında yüzünü net seçemedi ama bir kadın olduğu belliydi. Beyaz, uzun kollu bir elbise giymişti ve kollarını göğsünde kavuşturmuş halde bekliyordu. Gecenin bu saatinde birinin bahçede olması garipti ama Ömer, böyle anlarda insanların huzursuzlandığını bilirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arabadan indiğinde kadın ona doğru hafifçe yaklaştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İyi akşamlar,” dedi Ömer yumuşak bir sesle.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadın hafifçe başını eğdi. “Birini mi arıyordunuz, diye sordu?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ömer, garip bir ürperti hissetti. “Siz… Burada mı yaşıyorsunuz?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadın başını salladı. “Evet, dedi.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ömer, başıyla onayladı. Kadın çok sakin görünüyordu, sanki konuşmaya önceden hazırlanmış gibiydi. “İçeri geçebilir miyiz?” diye sordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadın bir an düşündü, sonra başını salladı. “Tabii,” dedi, “Yolu göstereyim. Yürüyelim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ev bahçenin biraz iç tarafındaydı. Yavaş adımlarla ilerlerken Ömer, kadının yanında yürürken garip bir huzur hissetti. Normalde, polisi kapılarında gören insanlar gergin olurdu. Ama bu kadın… Sanki çoktan biliyormuş gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evin taş basamaklarına vardıklarında kadın durdu ve “Kapıyı çalabilirsiniz,” dedi, ardından sessizce geri çekildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ömer, hafifçe kaşlarını çattı ama bir şey demedi. Kapıyı çaldığında içeriden ayak sesleri duyuldu. Kapıyı genç bir kadın açtı, uykusuz ve yorgun görünüyordu. Endişeli bir ifadeyle ona baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayırdır, memur bey?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ömer boğazını temizledi. “Bu saatte rahatsız ettiğim için üzgünüm,” dedi. “Ama içeride diğer aile üyeleriniz de varsa, sizinle konuşmam gereken önemli bir konu var.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadın ona şüpheyle baktı, sonra başını sallayarak içeri buyur etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Oturma odasında orta yaşlı bir adam oturuyordu, , merhumun babası olmalıydı. Annesi olduğu anlaşılan yaşlı bir kadın, sessizce sandalyeye çökmüş, gözlerini kısarak Ömer’e bakıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ömer, derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Aylin Kuzucu burada mı yaşıyor?” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Baba büyük bir merak ve endişeyle “Evet kızımız o bizim. Ama okumak için büyük şehirde şimdi”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ömer boğazını temizleyip uzatmadan hemen lafa girdi “Büyük bir üzüntüyle söylüyorum ki… şey…Aylin birkaç gün önce bir trafik kazasında hayatını kaybetti.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an, odada her şey durdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Genç kadın gözlerini büyüterek ağzını kapattı, yaşlı adamın yüzü kireç gibi oldu. Annesi ise önce tepki vermedi, sanki duyduklarını anlamamış gibiydi. Sonra birden hafifçe sallandı ve kısık bir sesle konuştu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayır… Hayır, yanlışınız olmalı…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Genç kadın ağlamaya başladı. Babası, derin bir nefes alıp içini çekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ömer, üzüntüyle başını eğdi. “Başınız sağ olsun,” dedi. “Kazanın olduğu yerden, kasabanın girişindeki keskin viraj mevkiinden, bu sabah ihbar geldi. Araba çok kötü durumdaydı… Ne yazık ki, olay yerinde hayatını kaybetmişti.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaşlı adam gözlerini kapadı, başını iki yana salladı. “Yavrum eve dönüyordu…” diye mırıldandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Genç kadın hâlâ ağlıyordu ama birden sesi kesildi, gözleri büyüdü. “Aylin…” dedi fısıltıyla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ömer, bir an irkildi. “Ne oldu?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadın titreyerek konuştu. “Az önce… Az önce onun sesini duydum. Odamda uyuyordum ama kapı gıcırtısıyla uyandım. Aylin’in sesiyle… ‘Hadi uyan, seni bekliyorlar,’ dedi.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ömer’in tüyleri diken diken oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendi gördüğü kadını düşündü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yavaşça duvarda asılı fotoğraflara göz gezdirdi. Bir çerçevede, bahçe kapısında konuştuğu kadının genç bir versiyonunu gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bu fotoğraftaki kişi… Aylin mi?” diye sordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Genç kadın başını salladı. “Evet, o…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir anda tüm hava ağırlaştı. Ömer’in midesi bulandı, boğazı kurudu. Gözleri istemsizce kapıya gitti. Bahçeye baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapının önünde hâlâ beyaz elbiseli siluet duruyordu. Ama şimdi… yüzü gölgedeydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gece rüzgârı, zeytin ağaçlarının arasında hafifçe uğuldayarak esiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sadece bir an, rüzgârın taşıdığı fısıltıyı duydu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Onlara haber verdiğin için teşekkür ederim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve göz açıp kapayana kadar, gölge kaybolmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece, Aylin gerçekten eve dönmüştü. Ama bu defa, vedaya gelmişti ...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR KEDİNİN ÖYKÜSÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-kedinin-oykusu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-kedinin-oykusu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_680780a79bff2.webp" length="46110" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 21 Apr 2025 21:20:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Osmanaydogdu</dc:creator>
<media:keywords>Fabl</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> Nisan yağmurlarıyla birlikte suya hasret topraklar nihayet sevdiğiyle buluşmuş, derin bir uykuda olan tabiat yeniden göz alıcı renklerine bezenmeye durmuş, önceki senelere nispeten çetin geçen kış boyunca gerilen gönül yayları gevşemeye başlamıştı. Gelen bahar, Lokum'un balkona çıkmaya başlayacak olması anlamına geliyordu. Benimkiler ben ne zaman istesem terasa çıkmama izin veriyor ama onunkiler biraz cins olduğundan hiç sevmiyorum kış mevsimini. Neyse durun şimdi. Lokum mevzusuna biraz sonra daha detaylı gireceğim. Ondan önce size biraz hikâyemden bahsetmek istiyorum.</p>
<p> Kocaman teraslı evde yaşamaya başlayalı bugün tam üç yıl oldu. Daha dört aylıkken bir sabah uyandığımda ufacık bir çantanın içine konuldum. Nereye gittiğim konusunda hiçbir malumatım yoktu. Çantanın şeffaf korumalı kısmından anneme ve kardeşlerime meğerse son kez baktığımı çok sonraları idrak ettim. Neyse, bu durumu dramatikleştirmek istemiyorum çünkü ailemden ayrı kaldığım bunca zamanda bunu dert edinmem hiçbir işe yaramadı.</p>
<p> Beni çantaya koyan kişi benimle hiç konuşmuyordu. Önce bir arabaya bindik. Arka koltuğa beni emniyet kemeriyle güzelce bağladı. Aracın her sarsılışında çanta yerinde bir taş gibi sabit dursa da ben içinde bir o yana bir bu yana top gibi savruluyordum. Yaklaşık yarım saat süren yolculuktan sonra bir dükkânın içine girdik. Sanırım teknolojik cihazların satıldığı bir dükkân burası. Önce iki katlı kocaman içi balık dolu bir akvaryum dikkatimi çekti. Üst katı, çoğunluğu sarı renkte ciklet balığıyla doluydu. Alt katında ise irili, ufaklı tatlı su köpek balıkları gövde gösterisi yapıyordu. Bir de akvaryumun yakınında kocaman bir kafes vardı. “İyi ama içi neden boş” diye düşünürken -sonradan öğrendim ki sadece geceleri kafesinde duruyor, gündüzleri hiçbir şekilde kafese sokulamıyormuş- beni bir tehdit olarak algılamış olacak ki gri renk kocaman bir jako papağanı bana doğru geliyor. Gelirken bir şeyler de söylüyor, şuna bak. Benim gibi değil bu aynı insan gibi konuşuyor. “Kimsin sen, kimsin? Babacık, babacık Emraaah kim buuu” diyerek üstüme doğru geliyor. Sütle beslendiğim ilk zamanlarımda annemin yabancılardan bizi korumak için yaptığı gibi tıslamanın vakti geldi de geçiyor sanırım. Kendimden emin gözükmeye çalışarak ağzımı kocaman açtım, keskin ve güçlü dişlerimi göstererek 'tısssss' yapmam ile koşar adımlarla bana doğru gelen papağanı duvara çarpmış gibi geri püskürtmeyi neyse ki başarmıştım ama susmuyor bu papağan konuşmaya devam ediyor.</p>
<p> Her yer rengârenk. Gündüz olmasına rağmen her yerde led ışıklar var ve ben led ışıklardan nefret ederim. Çok rahatsız olduğum için 'miyav' desem de kimse oralı olmadı. Hay aksi! Etrafta bu kadar çok tehlike varken gözlerimi de kapatamıyorum. Ödümü patlatan papağanın sahibi ile beni buraya getiren kişi daha önce duymadığım bir şiveyle konuşmaya başladı.</p>
<p> -Emrah norüyon, gadasını aldığım?</p>
<p> -Nöğrüyüm Oğuz ağbim. Ayran satmağa devam ediyoz galan. Yarısı su, yarısı yoğurt. Sen nöğrün? Haggat sen devlisüün gelmeyceg miydin?</p>
<p> -Ne olsun be Emrah, aynı. Bayılıyorum senin şu konuşmana. Yok, bugün için sözleştik biz Osman'la. Gelmedi anlaşılan daha?</p>
<p> -Dur o zaman arayag bağalım, nerlerde galık bizim yağuşuglu.</p>
<p> -Ara bakalım.</p>
<p> -Alooğ. Canını yidiğin nerde galdın, Oğuz ağbey geldi galan. Kedin güççük aslan gibin bişiy ya la. Çog keleş. Coğ gözlü bişiy. Gulahları bi pişirimlik. Emme, ıcıcıh ürkek bişiy. Icıcıh da gödek zannımca ama Oğuz ağbim iyi bagmış hani gurumuş gufana dönmemiş. Avurdunu yırtarım çok datlu bişiy bu. Bi tene de biz mi alaydık diğcem de bizim garı eve niyin soğmaz onu biliyon.</p>
<p> -Geldim abi geldim. Beş dakikaya kalmaz yanınızdayım, demiş ve telefon kapandıktan sonra Osman gelene kadar hiç susmamıştı Emrah;</p>
<p> -Maşugg dölek dur. Gıpraşma galan, dursun golun ganadın. Rahat bırag bakim hayvanı. Bag bag culluh gibin gabardın gine. El gadan navri zate. Dölek dur diyon sana.</p>
<p> Sonunda Osman gelmişti. Beni görür görmez “Nohut, oğlum geldim,” dediğinde daha beni görmeden ismimi Nohut koyduğunu anlamıştım. Nerden geldi acaba aklına? Neyse 'kedicik, miyav' gibi klasik isimlerle çağırılmaktan iyidir. Benim adım bundan sonra Nohut'tu. Anlamıştım ve ismimi çok sevmiştim aslında.</p>
<p> Oğuz'dan hızlıca kimliğimi ve yapması gereken bilgileri aldıktan sonra beni dikkatlice yani incitmemeye özen göstererek çantamdan çıkarıp yanında getirdiği daha büyük ve konforlu olan yeni çantama koymuş, sırtına değil de kucağına asarak, artıları toplamaya başlamış, daha ilk andan gözüme girmeyi başarmıştı Osman. Hemen kucağına alıp mıncıklamaya başlamamıştı. Ağabeyi Emrah'la konuştuktan sonra da vedalaşıp bu tuhaf yerden nihayet çıkmıştık. Artık evime gitme vaktiydi. Lakin o da ne! Arabası yok, Osman'ın. Ne kadar uzaktan geliyor acaba derken kendimi yağan yağmurun altında Osman'la otobüs beklerken bulmuştum. Beş dakika kadar sonra gelmiş ve güç bela binmiştik. Aman Allah'ım bu ne kalabalık böyle? Neyse ki çok sürmedi otobüs faciası. İndikten sonra biraz yürüdük ve yer altına doğru inen merdivenlere sabit olarak bekledik ama inmeye devam ettik. Birkaç kere daha farklı merdivenlerde aynısını tekrarladıktan sonra durağa ulaştık ve gelen aracın durduktan sonra kapıları açmasıyla birlikte arkamızda olan kalabalığın itiş kakışıyla bir anda kendimizi içerde bulduk. Beni çantanın içinde fark eden herkes hep bir ağızdan konuşmaya başlamış ve ne kadar tatlı olduğumdan bahsediyorlardı. İçlerinden birisi Osman'a “Buyurun siz gelin oturun. Hayvancağız ürkmüşe benziyor. Rahat etsin.” dedi. Osman teşekkür etmiş ama cılız da olsa ben de miyavlayarak teşekkür etmiştim. Tabii ki yine anlamamıştılar. “Siz ister anlayın ister anlamayın, ben tek çıkarabildiğim ses ile size teşekkür etmeye devam edeceğim.” diye iç geçirdikten sonra çantanın içine iyice kurulmuştum. Osman ise nazikçe çantanın fermuarını açmış ve yavaşça ellerini ilk defa tüylerim üzerinde gezdirmeye başlamıştı. Garip bir şekilde huzur bulmaya başlamıştım. Yol boyunca bir an olsun elini çekmedi üzerimden. İnsanların bana merhametli, dostça bakışlarını hissettikçe ürkekliğim gitmiş, üzerimde gezen elin sıcaklığı ve naifliği sayesinde iyice mayışmış, uyumaya başlamıştım.</p>
<p> Ne kadar zamandır uyuyordum hatırlamıyorum ama üzerimde gezinen elin sıcaklığının usulca kaybolmasıyla ve çantamın fermuarının kapatılmaya çalışmasıyla uyanmıştım. Gerinme hareketlerini yapacak alanım haliyle yoktu ama anlaşılan eve çok yaklaşmıştık.</p>
<p style="text-align: justify;"> Uzun süren yolcuğun sonunda nihayet bundan sonraki hayatımı yaşayacağım eve gelmiştik. Kapıyı bir kadın açtı. Adını bir hafta kadar sonra öğrenebildim çünkü birbirlerine katiyen isimleriyle hitap etmiyorlardı. Değişik bir karı, koca ilişkileri vardı. Eşten daha çok aynı evde yaşayan arkadaş gibiydiler. Neyse uzatmayayım adı Melike. İçeri girer girmez hemen beni çantamdan çıkarıp kucağına aldı. Osman'ın bana yaklaşımının tam tersiydi davranışları. Dakikalarca beni öptü, kokladı hatta her yerimi mıncıkladı. Ne kadar kaçmaya çalıştıysam da başarılı olamadım. Sonunda Osman yardımıma koşmuş ve “Hayatım, tuvaleti gelmiştir Nohut Bey'in. Alayım ben onu,” demesiyle elinden kurtulmuştum. Çok güzel bir tuvalet almışlar bana. Lavanta kokulu kumla doldurmuşlar içini. Osman beni kumuma koyar koymaz saatlerdir tuttuğum çişimi hemen yapmış ve içgüdüsel olarak öğrenmiş olduğum tuvaletimi yaptığım yeri patilerimle kapatmaya başlamıştım. Bir görseniz nasıl hayran kaldılar ben bunları yapıyorum diye. Tuvalet işini hallettiğimize göre sıra evi kodlamaya gelmişti. Sırayla tüm odaları gezmeye ve hemen hemen tüm eşyaları koklamaya başlamıştım. Neyse ki bunları yaparken dokunmadılar bana. Sadece ara ara “Nohut Nohut” diye seslendiler. Nedenini bilmiyorum ama buraya gelen her misafir, “Tam bir pinterest evi burası,” diyor. Sanrım her yer rengârenk oluşundan dolayı yapıyorlar bu yakıştırmayı. Daha ilk andan yaşayacağım yere ısınmaya başlamıştım. Demek yaşayacağım yer burası, iki oda bir salonu olan bir daire, derken mutfaktaydım. Asıl sürpriz buradaki kapının ardındaydı. Kocaman bir terasa buradan çıkılıyordu. Hesaplamalarıma göre teras evden büyüktü. İlk başta oraya çıkmakta tedirginlik yaşadım çünkü sokakta oynayan çocukların, sahile yakın olduğumuzu tahmin etmemi sağlayan martı ve diğer kuşların sesi bir tehlike olduğunu ve bu yüzden dikkatli olmam gerektiği anlamına geliyordu. Baktı benim çıkacağım yok, ilk Osman çıktı ve “Gel hadi, korkma. Ben buradayken sana kimse bir şey yapamaz,” demesiyle biraz olsun tedirginliğim azalmış ve hem merakımdan hem de sonuçta burası da evin bir parçası olduğu için kodlamam gerektiğinden, ürkek adımlarla ilerlemeye başladım. Çok güzel bir yerdi burası. Osman'ın marangoz mesleğinden anladığını tahmin etmek zor değildi. Her iki uca ahşaptan saksılar yapılmış, içerisine bilmediğim bazı bitkiler ekilmiş. İlk iş onları koklamakla kodlamaya başladım. Terasın ortasına ise kare, kocaman bir saksı yapmış ve bodur bir zeytin ağacı dikmiş. Üzerinde meyvesi yoktu ama çok güzel görüntü oluşturduğu kesindi. Ya bu seyyar çardağa ne demeli? Bembeyaz boyamış, altına kocaman tekerler çakmış, yere temas etmeyen kocaman bir masa yapmış ve çardağa montajlamış. Tüm bunlar Osman'ın elinden her işin geldiğini gösteriyordu. Bu benim için iyi bir şeydi. Uyumadığım zamanlarda onu izlemek keyifli olacak diye ilk gün içimden geçirmiştim ve haklı da çıktım. Üstelik her canı sıkıldığında eline rulo alıp bir şeyleri boyaması yok mu, beni benden alıyor, rulonun her ileri geri hareket edişini, izlemeye bayılıyorum. Bazen sırf ben seviyorum diye bir yerleri boyadığından emimin ama ispatlayamadığım için yanılıyor da olabilirim.</p>
<p style="text-align: justify;"> Terası kodlamam da bittikten sonra çıktığım kapıya tekrar yöneldim. Koşarak gelip kapıyı açtılar. Birbirlerine bakıp gülmeye başladılar. Bana sahip oldukları için çok mutluydular. Sarı ve sık olan tüylerime, yemyeşil gözlerime, kırık kulaklarımın suratıma kattığı masumluğuma hayran kaldıkları ve beni çok sevdiklerini hemen hissettirdiler. Görünüşe göre henüz bir çocukları yoktu ve şimdilik üçümüz yaşayacaktık.</p>
<p style="text-align: justify;"> Nihayet yemek vermek akıllarına gelmişti. Kurt gibi acıkmıştım yahu. Kediyim ben bu kadar uzun süre aç kalamam. Zaten Oğuz, yollarda tuvaletimi yaparım korkusuyla dün geceden bana yemek vermeyi kesmişti. Aslında bunu yaptığında anlamalıydım, üzerimde farklı planları olduğunu. Neyse güzel de mama almışlar. Aferin. Bir puan daha aldınız benden Aydoğdu ailesi. Aynı performansı devam ettirirsiniz umarım, diyerek mamaya gömülmüştüm. Kabımdaki mamayı bitirdiğimi gördüklerinde çok sevinmişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bir de yatak almışlar bana. Her istediklerini yapmak olmaz diyerek bir kez bile üzerinde yatmadım. Çok sinir oldular hatta hala ara ara söylenirler. Umurumda bile değil açıkçası. Salonda bulunan zümrüt yeşili koltuğun köşesini gözüme kestirmiş ve onlara güvendiğim için yeni evimdeki ilk günümde mışıl mışıl saatlerce uyumuştum.</p>
<p style="text-align: justify;"> Şimdi üç senedir bu evdeyim ve her gün ortalama on iki saat uyuyorum. Genelde onlar uyurken çok yorgun değilsem uyumuyorum. Bazı geceler Osman uyandığı saati geçirdiğinde, içimi ‘öldü mü acaba,’ diye bir korku kapladığından, önce gidip patimi göz kapaklarına narince sürtüyorum. Bunu yaptığımda genelde uyanmıyor. Sonra saçlarını ısırıyorum ama gözlerini açmadan “Nohut, oğlum yapma, canım yanıyor babacım,” diye söyleniyor. Gözlerini açmasa da sesini duymam endişemi sonlandırıyor lakin ben o uyanana kadar başında bekliyorum. Melike yok mu o Melike, bu durumu fevkalade kıskanıyor. Ne yapabilirim? Osman; sürekli tuvaletimi temizliyor, tırnaklarımı kesiyor, tüylerimi tarıyor, ne kadar hoşlanmasam da biz kediler için üretilen ıslak mendille silerek beni temizliyor. Bu sayede lokuma yakışıklı görünmemi sağlıyor. İtiraf ediyorum; Osman’ı büyük kedi olarak görüyorum, tüm şirinliklerimi ona yapıyorum. Yalnız Melike evde yoksa onu da özlüyorum. Beni hunharca sevmeyi bırakabilirse bir gün, fikirlerim değişebilir ama Osman’ın ben de yeri ayrı. </p>
<p style="text-align: justify;"> Yazdıklarımı umarım Melike hiçbir zaman okumaz, diyerek esas konumuza yani prensesim olan Lokum’a gelelim. Tesadüfe bakın ki her ikimizin adını da yiyecek adı koymuşlar. Bu evde hem nohut yemeği hem de kahve yanlarında mütemadiyen lokum yeniyor. Hadi nohut yemeğine alıştım da lokum yemelerine sinir oluyorum. Kahve yanında her lokum gördüğümde oradan oraya koşmaya başlıyorum ama henüz anlamadılar neden yaptığımı. Sadece “Geldiler yine Nohut Bey’imize,” diyerek gülüp geçiyorlar. </p>
<p style="text-align: justify;"> Hemen üst katımızda Lokum’um. Bazen saatlerce gözümü balkonuna dikip bekliyorum. Demiştim ya kış ayları hiç göremiyorum. Olsun ben yine de belki çıkar ümidiyle bekliyorum. Çıktığı zaman dünyalar benim oluyor. Benim cinsimden. Kulakları benim gibi kırık. Sadece onun tüyleri açık gri ama çizgi desenlerimiz aynı. Ne zamana kadar bu bakışmalar devam edecek bilmem ama benimkiler her telden hoşlanmadığım müzikler dinliyor neyse ki Lokum’un olduğu evden; Mozart, Vivaldi ve Monte Verdi’nin müziği terasıma doğru yayılıyor da huzur buluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"> Neyse çok konuştum galiba ben. Osman’ın yanına uzanayım da biraz pış pış yapsın bana…   </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="white-space: pre;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"> Bu arada unutmadan bunları nasıl yazdığımı merak ettiyseniz eğer Osman birkaç aydır adeta bilgi deposu ve çok zarif biri olan Elif Ece Kırımlı Hoca’dan öykü üzerine atölye dersleri alıyor, uyuyor numarası yaparak, düzenli olarak ben de katılıyorum. Sanırım bir şeyler kaptım.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>   </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>PARAMPARÇA 3.BÖLÜM</title>
<link>https://fikirizleri.com/paramparca-3bolum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/paramparca-3bolum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f6348adce33.webp" length="16008" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 21 Apr 2025 14:50:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tuğba Karagöz</dc:creator>
<media:keywords>#sevgi #aşk #hüzün #öykü #hayat #ömür</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>     Nergis, kendini camdan aşağı atmış, üstündeki gelinlik kana bulanmıştı. Meğerki o içeride hazırlık yaparken odasından içeri babanın eski sevdalısı girmiş ve karnındaki bebeğin babasının oğlum Turgut olduğunu ve buradan ancak ölüsünün çıkabileceğini söyleyip onu camdan aşağı itmişti. Herkes Nergis'in etrafına toplandı tabii düğün falan dağıldı. Bir yandan ambulans geliyor bir yandan etraftakiler söyleniyor, ahlıyor vahlıyor anlayacağın zaman dertop olmuş kendini açmıyordu. Baban Nergis'in başından ayrılmıyor, kana bulanan gelinliğine kafasını koymuş yas ediyordu. Neden sonra ambulans geldi ve kızcağızı alıp götürdüler. Ardından hep birlikte hastanenin yolunu tuttuk. İçeriye girdiğimizde yoğun bakıma alınan Nergis birkaç gün sonra odasına alınmıştı. Bir an bile o koridorlardan babanı alıp da eve getirmek kabil olmadı</p>
<p>-Peki babaanneciğim, o eski sevdalısı dediğin kimdi? diye sorunca ben yüzü biraz kızardı ama onun annem olduğunu ve yıllarca babamın söz verip yüzüne bakmadığı bir kadın olduğunu anlattı. Meğer annem sevgisi uğruna beni aldırmamış belki bir gün kendisine döner diye sabırla beklemişti. Babamın ondan yüz çevirip başkasıyla evlendiğini görünce deliye dönmüş, bu yüzden ortalığı birbirine katarak gelini camdan aşağı itmişti. Annemin beni bebekken bırakıp gittiğini bilmesem, ona karşı olan bu kızgınlığım olmasa belki bir parça sevgi duyardım ama ne mümkün. Annem, beni terkedip gitmişti. </p>
<p>     Elimde olmadan sordum:</p>
<p>-Eee, babaannecim anlat hadi! Sonra ne oldu? Nergis kurtuldu mu?</p>
<p>     Selver Hanım biraz yorulmuşa benziyor gibiydi ama anlatmaya devam etti. O günden sonra hastane odasında birbirine kavuşamayan bu aşıklar bir gün bu mektupla ayrılmış oldular. Turgut hastaneye ellerinde beyaz papatyalarla gittiğinde Nergis'in orada kaldığı üçüncü gündü. İyi hatırlıyorum, Turgut çok neşeliydi. Kendine her zamankine göre daha fazla özen göstermiş ve traşını düzgünce olmuş, kokular sürünmüştü. Hazırlattığı beyaz papatyaları da kucağına alıp yanağıma bir öpücük başıma da bir papatya kondurmuştu. Onu böyle görmek bana da iyi gelmişti. </p>
<p>    Hastaneye vardığında odada bir şeylerin yanlış gittiğini anlamış, gelen doktorlara ne olup bittiğini sorduğunda Nergis'in iç kanama yaşadığını söylemişler ve acilen ameliyata alınması gerektiğini öğrenip kahrolmuş. Orada şifonyerin üstünde bulduğu bu mektup Nergis tarafından yazılmış. Anlaşılan o da ölümünü hissetmiş ki başucuna böyle bir mektup koymuş. Üstünde gördüğün ikisinin başharfleridir. İşte kızım, böyle olduktan sonra baban hayata küstü. Bir daha buralara gelmek istemedi, gelir ama senin hatrına benim hatrıma gelir, dedikten sonra Selver Hanım gözyaşlarını tutamadı. Hayatta yalnızlığı paylaşan bu iki canyoldaşı bir kez daha birbirlerine sıkı sıkıya sarılarak teselli buldular.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SAKLAMBAÇ</title>
<link>https://fikirizleri.com/saklambac</link>
<guid>https://fikirizleri.com/saklambac</guid>
<description><![CDATA[ SAKLAMBAÇ ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_6802700a2622e.webp" length="34674" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 18 Apr 2025 18:30:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>bike s. demirkız, öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">SAKLAMBAÇ<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><o:p> </o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Dört tür evli kadın vardır derler:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">(1) Okumuş kadınlar;<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">(2) Hayatın kıyısında yoğrulmuş kadınlar;<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">(3) Yuvayı yapan kadınlar;<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">(4) Ve evi yöneten değil, hükmeden kadınlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ayten Hanım, dördüncü sınıfa aitti. Hem de öyle eften püften değil, bizzat o sınıfın kurucusu gibiydi. Patronum Kemal Bey, onun yanında bir gölgeydi sadece; kendi evinde bir misafir, kendi yatağında bir yabancı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben, Selim, bu evin yıllardır şoförüyüm. Ama bana sorarsanız, aslında Ayten Hanım’ın baş hizmetçisiyim. Kemal Bey’in bana ihtiyacı yok; çünkü kendini bile unutmuş. Kim olduğunu, neden yaşadığını. Unutmadığı tek şey, eve akşam kaçta döneceğini Ayten’e sorması gerektiği.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O sabah, saat henüz 10:20’ydi. Hava griydi. Kemal Bey’in akşam arabada unuttuğu çantayı vermek üzere çıktım. Omuzum sızlıyordu, çanta kurşun gibi. Merdivenleri tırmandım. Ev sessiz, ürpertici bir sessizlik var. Salon boştu. Bu saatte kimse uyumaz, hele pazartesi günü asla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Efendim? Kemal Bey?” diye seslendim, sesim duvarlara çarpıp geri dönüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Cevap yok.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ev Sessizdi. Fazla sessiz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ayten Hanım’ın kesin talimatı vardı: “Salonun ötesine geçilmeyecek” diye. Ama bu evrak çantası Kemal Bey için önemliydi. Bir an önce kendisini bulup vermek gerekiyordu. Böylece Salondan geçip yatak odasına doğru yürümeye başladım. Ayten Hanım’ın ‘Bu odaya girmeye nasıl cüret edersin’ diyeceğine o kadar şartlanmıştım ki neredeyse sesi şimdiden kulaklarımda çınlıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam kapının eşiğine geldiğimde, tabanımın altına bir şey yapıştı. Vıcık vıcık, kaygan, yapışkan.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eğildim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kırmızı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kan.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dehşetle odanın içine adımımı attığımda, hayatım asla bir daha aynı olmayacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yerde Ayten Hanım yatıyordu. Gözleri açık, sabitlenmiş bir noktaya bakıyor. Cansız. İlk defa sessiz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ölüydü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve karşı köşede, cama dönük halde, elinde bir tabancayla Kemal Bey duruyordu. Sanki saatlerdir orada öylece bekliyormuş gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yavaşça dönüp bana baktı. Gözlerinde yaşlar kurumuş, yüzü solgundu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Selim…” dedi. Sesi soğuk bir kış sabahı gibi sertti. “Sonunda oldu. Artık sessizlik zamanı.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Elindeki tabanca aşağı sarkmıştı. Kendi gölgesi kadar ağır duruyordu elinde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Konuşmadım. Nefes bile almadım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Biliyor musun Selim,” dedi, gözünü benden kaçırmadan, “ben çocuk sahibi olamazmışım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yutkundum. İçimde bir şeyler çatırdadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Geçen hafta eski bir doktor arkadaşıma rastladım, sen tanımazsın, yıllardan beri görüşmemiştik. Sohbet derinleşti. Laf lafı açtı. Ona çocuklarımdan bahsedince yüzü değişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O, meğer on beş yıl önce henüz çocuğumuz yokken bana bir tanı koymuş, eşime de söylemiş o zaman: Klinefelter sendromu. Genetik. Kısacası, biyolojik olarak çocuk sahibi olamazmışım.” Elbette benim bildiğimi sanıyormuş.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kemal Bey’in sesi çatladı. Yutkundu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Başta inanmadım. Başka bir hastanede tekrar test yaptırdım. Sonuçlar netti. Ve daha fenası…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözleri gözlerime kilitlendi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Çocuklara DNA testi yaptırttım. Üçü için de.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an her şey yavaşladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İkisi… değilmiş.” dedi. “Bunu tahmin etmiştim zaten. Biliyor musun hiçbiri aynı babadan da değilmiş. Fakat en küçüğü… Gözleri saçları bana benziyordu, aynı renk aynı şekil sanmıştım ki... Ama hayır. O da değilmiş. ” Oysa ki onun benim oğlum olduğuna emindim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nefesim kesildi. Yüzünde öyle bir çaresizlik vardı ki, acının vücut bulmuş haliydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bu sabah çocuklar okula gittikten sonra Ayten’e sordum. ‘Çocuklar kimden?’ dedim. Gülümsedi. Bana bakıp, ‘Senin olmadıklarını anlaman ne kadar uzun sürdü…’ dedi.” Bir de o meşhur alaycı kahkahasını attı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İşte o an öldü.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an zaman durdu. Sessizlik büyüdü. Bana dönüp baktığında tabanca hâlâ elindeydi. O anın tanığıydım, ama aynı zamanda figüranı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Konuşacak oldum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Efendim…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama cümlem silah sesine karıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Pat.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kemal Bey yere düştü. Gözleri açıktı. Yanına koştum. Elinden tabancayı çekip aldım. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Ani bir refleksle. Başını kucağıma koydum kanı durdurabilirim umuduyla…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam o sırada sesler duyuldu. Bağırışlar. Koşma sesleri. Panik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Açık kapıdan içeri Polisler girdi. Hizmetçi Ayla ile aşçı Halil de peşlerinde. Meğer ilk silah sesini duyduklarında polise haber vermişler. Şimdi ise herkesin gözleri benim üzerimde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kucağımda, Kemal Bey’in cesedi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Biraz ötede Ayten Hanım’ın cansız bedeni.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Elimde kan ve tabanca.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Beni gördükleri an her şey sustu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bütün suç, sahnenin üstüne oturdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bütün bakışlar, beni katil ilan etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama ben sadece sustum. Gözlerimi kapattım. O sırada hâlâ tabancayı elimde tutuyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hapisteyim şimdi. Hücre soğuk. Avukatım, “Zor,” diyor. “Tanık çok. İtiraf yok. Ve silah senin kanlı ellerindeydi.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama bir şey söylemedim, söyleyemem. Çünkü o sabah sadece Ayten Hanım ölmedi. O sabah, Kemal Bey de öldü. Ama ondan önce çantayı özellikle arabada unutarak bana bir oyun kurmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O silahı kendi başına doğrulttuğunda… bir an için göz göze gelmiştik. İşte o son saniyede bir şey fısıldadı bana gözleriyle.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Oğluna iyi bak.”…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></b></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>LANETLİ YÜZÜK</title>
<link>https://fikirizleri.com/lanetli-yuzuk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/lanetli-yuzuk</guid>
<description><![CDATA[ LANETLİ YÜZÜK ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_680127fd0a8ca.webp" length="29374" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 17 Apr 2025 19:11:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>öykü, bike s. demirkız, Lanetli yüzük, gerilim, korku</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">LANETLİ YÜZÜK<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>YAZAN: BİKE S. DEMİRKIZ<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center; line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center; line-height: normal;"><i>“Bazı şeyler toprakta kalmalıdır.”<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><i><o:p> </o:p></i></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Mezarlıkların sabahları bile karanlık olur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Güneş yükselir, kuşlar öter, ama yine de orada zaman başka bir ritimde akar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Annemin mezarına yürürken bunu düşünüyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ayaklarımın altında ezilen kuru yapraklar, havada asılı duran reçine kokusu ve eski mezar taşlarının arasında gezinen soğuk bir rüzgâr.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Sanki beni izleyen bir şeyler vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ama ben alışkındım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Annemin ben daha 9 yaşındayken ani ölümünden sonra, hayat beni her gün biraz daha büyütmüştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Otuz yaşındaydım artık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yılda iki kez gelirim bu yere, annemin doğum gününde ve ölüm yıldönümünde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yine de her gelişimde içimde aynı his: bir kapının aralığından bakıyor gibi hissederim…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ama bu kez, o kapı biraz daha açılmıştı sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Her zamanki gibi mezarın başında diz çöktüm.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Taşın üzerindeki yazıları parmaklarımla okşadım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“Nurlar içinde yat…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yalnızca üç kelime.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yine de binlerce sessiz cümleyle dolu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Siyah şalımı düzelttim, önce mezarı kendi ellerimle güzelce yıkayıp temizledikten sonra, elimdeki karanfilleri düzgünce beyaz mermerin üzerine bırakıverdim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Sonra, yanına oturup onunla uzun uzun konuştum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Hayatımı anlattım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Hatalarımı, başarılarımı, babamın hâlâ gece uykularından sıçrayarak uyandığını, çocukluğumun sesini artık rüyalarımda bile duyamadığımı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Her şeyi anlattım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Tam kalkmak üzereydim ki, bir şey dikkatimi çekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Mezarın hemen yanındaki Kuru selvi ağacının dibinde bir yansıma…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Güneşin altında hafifçe parlayan bir şey.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yaklaştım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Toprağın yüzeyine yarı gömülmüş, toz kaplı, eski görünümlü bir yüzüktü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Altından.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ortası mercan kırmızısı bir taş.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Taşın içinde, hareket etmeyen bir kıvılcım var gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Sanki içinden bana bakıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Annemin ben çocukken taktığı, ölümünden sonra da bana yadigâr kalan, ancak geçirdiğimiz yangın felaketinde, kaybettiğim yüzüğe benziyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Etrafıma baktım. Mezarlıkta benden başka kimse yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Çok heyecanlanmıştım, <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>hemen eğilip yüzüğü aldım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Sıcak olmalıydı, ama değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Soğuktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ve nedense… bana aitmiş gibi hissettirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Hızla cebime koydum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ve o an… rüzgâr tamamen kesildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Birden her şey, sanki nefesini tuttu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Eve varır varmaz parmağıma takıp denedim tam oturmuştu. Ancak yaşlı babam görüp eski anılarla hüzne kapılmasın diye, yüzüğü özenle bir kutuya koyup kitaplığın rafına koydum. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">O gece nedense uyumakta büyük zorluk çektim. Sanki içimde garip bir huzursuzluk vardı. Kedim de tedirgin bir şekilde etrafta dolanıyor ve her zaman uyuduğu köşede yatmıyordu bir türlü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ertesi sabah, yüzüğün bıraktığım kitaplığın üzerinde olmadığını fark ettim. Kutu oradaydı kapağı açık, ama yüzük içinde değildi. Etrafı araştırdığımda yatağımın altında duruyordu. Kedime kızdım, herhalde rafa zıplamış ve düşürmüştü. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Aldım, tekrar yerine koydum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yine de bir huzursuzluk vardı içimde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Gözle görülmeyen ama tenime değen bir tedirginlik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">O gece…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Gecenin üçü civarı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ani bir irkilmeyle uyandım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Kulağımın dibinde biri nefes alıyordu sanki. Kedim miydi? Etrafa bakındım. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Odada yalnızdım. Kedim de ortalıkta değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Karanlıkta gözlerimi kırpıştırdım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yorganımı yüzüme çektim, çocukluktan kalma bir alışkanlık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Sonra aniden bir fısıltı duydum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Annemin sesi değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Tanımadığım, erkek mi kadın mı belli olmayan derinden gelen bir ses:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“ONU BANA GERİ VER…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">O an donakaldım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Nefes alamadım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Kalbim göğsümden fırlayacaktı sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Varlığı olmayan biri, ruhumun içine eğilmiş yüzüğü geri istiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Sabah dışarı zor attım kendimi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Nereye gittiğimi bilmeden yürüdüm.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ayaklarım beni şehrin en kalabalık yerine Kadıköy’e getirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Orada kahve dükkanının önünde bir kadın oturuyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Bir taburenin üzerine serdiği eski kadife örtüde tarot kartları, tespihler ve küçük kristaller vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yüzü net değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ama gözleri… tıpkı yüzükteki taş gibiydi: sabit, kıpırtısız ve bilmiş. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ona doğru bir çekim hissettim. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yanına yaklaştım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“Bakıyor musunuz?” dedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Gülümsedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ama gülümsemesi dudaklarında değildi, havadaydı sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Tuhaf bir biçimde kendiliğinden asılı duran bir duygu gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“Bugün senden para almayacağım,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“Çünkü zaten bir bedel ödüyorsun.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Gözlerimi kıstım. Neden bahsediyordu? Nereden biliyordu?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“Yüzük senin değil.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Onu topraktan çekip aldın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ama sahibi onu hâlâ arıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ve o yüzüğü geri alana kadar… peşini bırakmayacak.” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Bir anda dizlerim titredi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Güçsüz hissettim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Korku değil bu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Onun ötesinde bir şeydi: <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Utanç, benim olmayan bir şeyi gizlice almış olmanın suçluluğu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Kadın başını eğdi, gözlerini kapadı ve yalnızca şunu fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“Toprağın altındaki her şey sessiz kalmaz…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Bazıları seslerini mezarın dışına taşır.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Eve allak bullak bir halde döndüğümde babam yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Sadece bir not:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“Ev nefes aldırmıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Dışarı çıktım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Akşam görüşürüz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Evin içindeki hava… gerçekten de başka bir şeydi artık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yüzüğü tekrar elime aldığımda…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Evin tüm ışıkları aynı anda parladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Pencereler kendi kendine çarptı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ve duvarda… karalanmış gibi bir iz belirdi: bir göz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ve sonra…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Sırtımdan biri tırmalamış gibi hissettim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Tırnak izleri gerçekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Tenimdeydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Kanattı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Diz çöküp ağladım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yalvardım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“Kimsenin hakkı değildi,” dedim. “Ben sadece… bilmiyordum.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">O anda… her şey durdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Sanki bir ağız susmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Bir bakış gözlerini kapatmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">O an anladım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yüzük, yerini geri istiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Gece karanlığında mezarlığa yürümek… tarif edilemez bir korkudur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ama bazen insanın içindeki suçluluk, korkudan daha güçlüdür.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Mezarlığın alçak duvarından içeri atladım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ay, bulutların arkasına saklanmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Toprak nemliydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ve o ağacın altına geldiğimde…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ellerim titreyerek yüzüğü aldığım yere büyük bir özenle bıraktım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“Affet beni,” dedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">“Benim değildi. Artık biliyorum.” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Bir rüzgâr esti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Kuru yapraklar havalandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Ve içimde bir boşluk doldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Mezarlık, artık beni dışlamıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Gecenin kokusu artık korkutmuyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Yüzüğün ışığı sönmüştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;">Taşın içindeki kıvılcım… nihayet dinleniyordu…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><b>Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİMDEKİ ODA</title>
<link>https://fikirizleri.com/icimdeki-oda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icimdeki-oda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698a3e5512ed4.webp" length="26140" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 16 Apr 2025 16:06:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İÇİMDEKİ ODA</p>
<p></p>
<p>Elara gözlerini açtığında boğazında kurumuş bir düğüm, bedeninde ise soğuk metal zeminin sertliği vardı. Başına darbe almış gibiydi; her şey bulanıktı. Tavandan sarkan titrek bir ampul, gölgeleri hayalet gibi duvarlara savuruyordu. Bu bir hücre miydi? Mahzen mi? Yoksa bir kabus muydu?</p>
<p></p>
<p>Tam karşısında paslı bir kapı duruyordu. Üzerinde kırmızı boyayla yazılmış tek bir cümle:</p>
<p></p>
<p>"Gerçeğini geçmeden, çıkış yok."</p>
<p></p>
<p>Yutkundu, ama boğazı düğümlendi. Hatırladığı son şey, iş yerinde masasının başında oturduğuydu. Ama bu yer… gerçekti. Bedenindeki ürperti, havadaki pas kokusu, zihninin derinlerinden gelen bir uyarı… Her şey fazlasıyla gerçekti.</p>
<p></p>
<p>Bir anda kapıdan gelen gıcırtıyla irkildi. Yavaşça aralandı. İçeri giren silüeti görünce nefesi kesildi.</p>
<p></p>
<p>Kendisiyle burun burunaydı.</p>
<p></p>
<p>Aynı yüz. Aynı beden. Ama gözleri bomboştu. Elinde paslı bir levye, dişleri kilitlenmiş gibiydi.</p>
<p></p>
<p>“Sen…” dedi Elara.</p>
<p></p>
<p>Ama cümlesini tamamlayamadan öteki saldırdı.</p>
<p></p>
<p>Levye başının yanından geçti, Elara refleksle yana atladı, yerdeki bir boruya sarıldı. Çatışma kaçınılmazdı. Kan, ter, çarpışan bedenlerin yankısı... Her darbe, zihninde bir anıyı patlatıyordu:</p>
<p></p>
<p>Çocukken yediği tokatlar… İlk ihaneti… Başarı uğruna sattığı dostlar… Görmezden geldiği pişmanlıklar…</p>
<p></p>
<p>Bu sadece bir dövüş değildi.</p>
<p></p>
<p>Bu, ruhunun karanlıklarına karşı bir hesaplaşmaydı.</p>
<p></p>
<p>Sonunda "öteki Elara" yere yığıldı. Gözleri hâlâ alev alevdi.</p>
<p></p>
<p>“Beni yendin sanma,” dedi, “Ben sadece sustum.”</p>
<p></p>
<p>Sonra bir sis gibi eriyip kayboldu.</p>
<p></p>
<p>Kapı yeniden açıldı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>İKİNCİ ODA: ANILAR</p>
<p></p>
<p>Elara içeri girdiğinde, bu odanın bambaşka bir havası vardı. Duvarlar, ekranlarla kaplıydı. Her biri geçmişten bir sahneyi oynatıyordu. Gençliği… sessiz bir aile evi… bir kadının gözlerindeki kırgınlık… para uğruna yitirdiği arkadaşlıklar…</p>
<p></p>
<p>Elara her sahnede biraz daha küçüldü.</p>
<p></p>
<p>Bir ekran bir anda parladı.</p>
<p></p>
<p>Köşede oturan küçük bir çocuk… kendisiydi. Gözleri dolu doluydu.</p>
<p></p>
<p>“Niye geldin?” dedi çocuk. “Sen beni hep susturdun.”</p>
<p></p>
<p>Elara diz çöktü, sesi çatallandı:</p>
<p></p>
<p>“Kendimi unuttum… ama seni değil.”</p>
<p></p>
<p>Çocuk gülümsedi.</p>
<p></p>
<p>Oda karardı. Yeni bir kapı açıldı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>ÜÇÜNCÜ ODA: BENLİKLER</p>
<p></p>
<p>Bu kez bir tiyatro sahnesindeydi. Sahnenin her köşesi maskeler, aynalar, siluetlerle doluydu. Işıklar söndü. Spot yandı.</p>
<p></p>
<p>İlk figür öne çıktı: Kibirli Elara.</p>
<p></p>
<p>“Sen başarıyı seçtin. Peki ya huzur?”</p>
<p></p>
<p>Ardından: Korkak Elara.</p>
<p></p>
<p>“Kaçtın. Hep kaçtın.”</p>
<p></p>
<p>Sonra: Yalancı Elara.</p>
<p></p>
<p>“Gerçekleri çarpıttın. En çok da kendine.”</p>
<p></p>
<p>Ve en sonunda köşede çömelmiş biri: Sessiz Elara.</p>
<p></p>
<p>Hiç konuşmadı. Sadece gözleriyle baktı.</p>
<p></p>
<p>Her biriyle yüzleşti Elara. Kimiyle bağırarak, kimiyle susarak, kimiyle dövüşerek. Ama sonunda hepsini kucakladı.</p>
<p></p>
<p>Sahne boşaldı. Maskeler düştü. Sadece kendi kaldı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>FİNAL ODA: BOŞLUK</p>
<p></p>
<p>Kapı aralandığında, artık ne karanlık vardı ne de figürler. Sadece bembeyaz bir boşluk. Ortada siyah bir kapı. Üzerinde tek bir cümle:</p>
<p></p>
<p>“Kendini affetmeden, çıkamazsın.”</p>
<p></p>
<p>Elara yavaşça yaklaştı. Derin bir nefes aldı. Tüm maskelerinden sıyrılmış, çıplak bir gerçeğe döndü sesi:</p>
<p></p>
<p>“Hatalıyım… Zayıftım… Kaçtım. Ama artık görmezden gelmeyeceğim. Kendimi affediyorum. Ve… değişeceğim.”</p>
<p></p>
<p>Kapı açıldı. İçeride hiçbir şey yoktu. Sadece saf, bilinmeyen bir boşluk. Bir adım attı. Sonra bir diğeri. Ve düştü.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>SON</p>
<p></p>
<p>Elara gözlerini açtığında bir ormanın kenarındaydı. Sabah olmuştu. Kuşlar ötüyor, toprak kokusu ciğerine doluyordu.</p>
<p></p>
<p>Ama artık o, aynı Elara değildi.</p>
<p></p>
<p>Çünkü o kapıdan geçmek, bir ölüm değil… yeniden doğuştu.</p>
<p></p>
<p>Zaman, Elara'yı uyandırmak için acımasız olmayı seçti. O kapıdan geçtiğinde geride bıraktıkları, yalnızca bedeninden sıyrılmış bir hayattı. Artık gözleri, görmekten fazlasını yapıyor.</p>
<p>Artık ruhu, korkmuyordu.</p>
<p></p>
<p>Bu dünya karanlıkla kuşatılmış olabilir, ama ışık arayanlar için hâlâ umut var.</p>
<p>Elara değişti.</p>
<p>Ve biliyorum, siz de değişebilirsiniz.</p>
<p></p>
<p>Uyanın.</p>
<p>Bakın etrafınıza.</p>
<p>Gerçekler, korkunun ardında saklıdır.</p>
<p></p>
<p>Ve bazen…</p>
<p>Yeniden doğmak için önce yok olmanız gerekir.</p>
<p></p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KÖK</title>
<link>https://fikirizleri.com/kok</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kok</guid>
<description><![CDATA[ KÖK ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67fe025b69234.webp" length="44848" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 15 Apr 2025 09:53:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>öykü, bike s. demirkız, kök, gerilim, korku</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">KÖK<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>YAZAN: BİKE S. DEMİRKIZ<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><o:p> </o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Aslında her şey çok sıradan başlamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir kamp planı, bir harita, iki sırt çantası ve iki eski dost arasında yapılan kısa bir kaçamak muhabbeti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben, Ediz ve sessizliğin içinde yıllardır bozulmamış o orman…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Maceramız gayet güzel başlamıştı. Doğa, kendini bize tüm cömertliğiyle sunmuştu. Kuşlar ötüyor, yapraklar rüzgârla dans ediyor, ayılar uzak duruyordu. Keyfimiz oldukça yerindeydi. Akşamları kamp ateşi önünde geçmişi yad ediyor, şarkılar türküler eşliğinde, içip, sohbet edip, çocuksu bir neşeyle eğleniyorduk. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama üçüncü gün…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir şey değişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sabah kalktığımızda kuşlar susmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Cılız sinek vızıltıları bile kayıptı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Orman nefesini tutmuştu sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ediz çadırın dışında sabah rutinini yaparken, bir an durdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hiçbir şey demedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sadece elini kaldırıp bana işaret etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Görüyor musun onu?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sesi çatallandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an yutkunamadım bile.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yirmi adım ileride, sık çamların arasında bir ağaç, diğerlerinden hiçbir farkı yok gibi görünüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama gövdesine sarılmış gibi duran…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir el.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Solgun. Parmakları uzun, kemikli.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ağacın kenarını kavramış.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve hemen yukarıda…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tek bir göz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Islak, kocaman ve tek bir şey yapan: Doğru bize delici bir şekilde bakan.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sadece o.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Geri kalanı görünmüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biz hareket ettikçe, o el hafifçe kaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Göz de öyle.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dikkatlice izliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hiç konuşmadık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne Ediz, ne ben.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sadece zamanda donmuş gibi baka kaldık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O ormanda o el ve göz dışında her şey ölmüştü sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zaman kayboldu sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Güneşin hareketi bile durmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ya da öyle hissettik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra Ediz, boğuk bir sesle kulağıma fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Koş.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve biz sadece koştuk.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nefes nefese, dallara çarpa çarpa kaçtık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Geriye bakmaksızın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yola arabanın yanına varana kadar hiç. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ardımızda çanta, cüzdan ve telefonlarımızı bile bırakarak. Neyse ki anahtarları arabanın lastiğinde saklamıştık.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Konuşmadan eve döndük.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O Göz…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aynı gece benim evde beraber kaldık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şöminenin ateşi yaktık ama ısınamadık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ediz bir şey demedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben de.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ertesi sabah sessizce vedalaşıp ayrıldık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama o göz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O geceden beri her rüyamda orada.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir ağacın arkasından, tek başına.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Beni izliyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her seferinde daha yakında.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her seferinde daha bilinçli.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ediz’le ara sıra görüştüysek de o günü hiç konuşmadık bir daha.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Asla. Ta ki o güne kadar…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">On yıl önce, ormanda o şeyle karşılaştığımızda… bir daha asla geri dönmeyeceğimize sessizce yemin etmiştik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama insan yeminlerine sadık kalmıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Özellikle, her gece rüyana giren o göz seni uykunda bile izliyorsa.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O sessizlik…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kuş yok.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Rüzgâr yok.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hareket yok.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O şeyin ilk ortaya çıktığı anda dünya durmuş gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra o el…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kemikli, solgun, ağaç gövdesine yapışmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sanki ağacın içinden çıkıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve hemen üstünde, tek bir göz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaşlı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nemli.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İzleyen.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bizi seçen.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an orada sanki bir şey bizi görmedi sadece, bizi işaretledi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ediz, yıllar sonra bir gece aradı beni.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sesi titriyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Geri dönmeliyiz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sen de mi hâlâ görüyorsun?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayır…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Durdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Artık sadece rüyamda değil. O göz… aynada bana bakıyor.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İkimiz de farklı şehirlerdeydik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama sabah olmadan buluşup yola çıktık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O ormana vardığımızda… her şey aynıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zaman hiç geçmemişti sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sanki orman, bizi bekliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Patikayı bulmak kolaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ağaçlar hafifçe eğilmiş, bir iz bırakmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">10 yıl önce bırakıp kaçtığımız eşyalarımızın kalıntıları bile hala oradaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve işte o an.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aynı ağaç.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aynı yerde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama bu kez göz yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu sefer bir cesaretle ormanın içine doğru ilerledik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Daha derine.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kuşlar hâlâ sessizdi ama artık ormanda başka bir titreşim vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yer, ayaklarımızın altında nabız gibi atıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ağaç gövdelerindeki kabuklar soyulmuş gibiydi, altında kassı bir yapı vardı sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra bulduk onu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir açıklık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yerde, devasa bir ağaç kökü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama bu kök, göğe doğru büyümemişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aşağıya, toprağın içine doğru genişliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir yarığa doğru gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Doğal değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ediz bir şey fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Oraya girmemiz gerekiyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Telefonlarımızın ışığını açıp, içeri girdik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Karanlık, nemli bir oyuk.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Toprak tünelin içinden geçtik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her adımda eski fısıltılar yankılanıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadın sesleri.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bebek ağlamaları.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biri dua ediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir oda.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Toprağın altında.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ağaç köklerinin içinden oluşmuş duvarlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve o oradaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama artık sadece bir el ve göz değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tüm bedeniyle görünüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsan gibi… ama değil.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Teninin altında odun damarları, damarlarında kıymıklar, parmaklarının ucunda toprak vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Göğsünde, kalp atışı gibi titreşen bir boşluk.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sesi… bizim sesimizdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hoş geldiniz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Siz zaten buradaydınız.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ediz istemsiz bir çığlık attı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben hareket edemedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Varlığın gözleri benimkilerle buluştuğunda… anılar geri döndü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">On yıl önce biz kaçtığımızda, o sadece gözünü göstermemişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir parçamızı almıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve şimdi geri istiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O şey…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ağaçların altına gizlenmiş bir bilinçti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanların korkularıyla beslenen, unutulmuş bir varlık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ormanla birlikte yaşayan.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir zamanlar ona kurbanlar sunuluyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama biz, modern çağın çocukları, onu unutmuştuk.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve o…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hatırlatmak için bizi seçmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ediz’in bedeni bir anda boş bir çuval gibi yere yığıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama sesi kalmaya devam etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aynı sesi, yaratığın ağzından duyuyordum şimdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ediz artık benimle.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sıradaki sensin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben nasıl başardıysam var gücümle kaçtım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O mağaradan, o yarıktan, o ormandan…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve şimdi evdeyim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama Ediz’in sesi hâlâ arkamdan fısıldıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Beni unuttun…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Söz verdin…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sıra sende…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Haydi geri dön…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve aynada…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Benim gözüm değil artık bakan…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b><o:p> </o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Ormanda o gün ne gördüğümüzü kimseye anlatamadım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Polise, terapiste, aileme.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama artık anlatmalıydım size. Bu benim insanlık görevim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü siz de seçilmiş olabilirsiniz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eğer bir gün, bir ağaçtan bir el çıkarsa ve sizi izleyen tek bir göz görürseniz…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaçmayın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ona sırtınızı dönmeyin.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Asla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü bir göz sadece bakmaz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Görür ve hatırlar… <span style="font-family: 'Segoe UI Symbol',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Symbol';">?</span><o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karanlıkta Yanan Kamp Ateşi</title>
<link>https://fikirizleri.com/karanlikta-yanan-kamp-atesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/karanlikta-yanan-kamp-atesi</guid>
<description><![CDATA[ Hiç kendi iç yangınızla başkalarını yaşatmaya çalıştınız mı?
Vicdanınız başınıza bela oldu mu?
Özür dileyen, ama en çok yanan siz oldunuz mu? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f52ee0a1a5a.webp" length="15936" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 15 Apr 2025 08:36:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p align="center">Karanlıkta Yanan Kamp Ateşi<o:p></o:p></p>
<p align="center">(Salih’in Hikâyesi)<o:p></o:p></p>
<p>Burası bir kamp yeri değildi.<br>Bir sınav yeri,<br>bir yanılgı meydanıydı.<br>Ve Salih,<br>sırtında sadece kendi yükünü değil,<br>başkalarının da taşımadığı vicdanlarını taşıyarak gelmişti.<br>İlk geldiğinde herkes ona “biz buradayız” dedi.<br>Ateş etrafında oturdular.<br>Gülüştüler.<br>Paylaştılar.<br>Ama kamp büyüdükçe,<br>ateş küçüldü.<br>Ve insanların yüzündeki gülümsemelerin ardında,<br>karanlık gölgeler uzamaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p><br>Salih bir gün,<br>boğazına düğüm olan kelimeleri biriyle paylaştı.<br>Ne yargıladı kimseyi,<br>ne de zarar vermek istedi.<br>Sadece:<br>“Ben tehdit edildim,” dedi.<br>“Ailemle, eşimle, çocuklarımla...”<br>Ve sesi titreyerek:<br>“Bunu da içime atarsam yanarım.”<br>Ama yandı yine de.<br>Çünkü duyulmadı.<br>Ya da duyulmak istenmedi.<o:p></o:p></p>
<p><br>Kampın içindeki fısıltılar yayıldı.<br>Kimi “dedikodu” dedi,<br>kimi “bu konular bizi ilgilendirmez.”<br>Ama dönüp aynı kişiler,<br>“Sana ne dokunuyor bu kadar?” diyerek<br>ateşi onun altına sürdü.<br>Salih sustu.<br>Çünkü o, yakan değil,<br>yaşatan olmaya gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p><br>Kampın diğer ucunda,<br>güçsüz, yorgun, hastalıklı ruhlar vardı.<br>Kimse ilgilenmiyordu onlarla.<br>Kimse,<br>kendi derdinden başka bir şeye bakamıyordu.<br>Ama Salih...<br>Tıpkı bir annenin,<br>ölmek üzere olan bir yabancıya<br>kendi göğsünden süt vermesi gibi…<br>Kendi iç yangınına rağmen,<br>başkalarını yaşatmak için<br>kendinden veriyordu.<br>İnciniyordu.<br>Ama incitmemeye devam ediyordu.<br>Yanıyordu.<br>Ama kimseyi yakmamaya yeminliydi.<o:p></o:p></p>
<p><br>Ve sonra bir mesaj geldi.<br>Yıkıcı.<br>Soğuk.<br>Zalimce.<br>Ama o,<br>yine özür diledi.<br>Çünkü hala en çok o inciniyordu.<br>“Benim kalbim bu kadar incinirken,<br>hâlâ en çok ben dikkat ediyorum kimse kırılmasın diye…”<o:p></o:p></p>
<p><br>Kampta herkes yorgundu.<br>Ama en yorgun olan,<br>Salih’ti.<br>Çünkü o, sadece bedeniyle değil,<br>vicdanıyla savaşıyordu.<br>Ama gitmedi.<br>Çünkü kamp onların değildi.<br>Vicdan hâlâ bir yerlerde varsa,<br>orada kalmak gerekiyordu.<o:p></o:p></p>
<p align="center">Hiç kendi iç yangınızla başkalarını yaşatmaya çalıştınız mı?<br>Vicdanınız başınıza bela oldu mu?<br>Özür dileyen, ama en çok yanan siz oldunuz mu?<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dumanın Kaldığı Yer</title>
<link>https://fikirizleri.com/dumanin-kaldigi-yer</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dumanin-kaldigi-yer</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f53b8f4d051.webp" length="11946" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 15 Apr 2025 08:32:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p align="center">Dumanın Kaldığı Yer<o:p></o:p></p>
<p>Balkon camı açıktı. Gece, içeriye usulca sızıyordu. Mayıs ayının ılık rüzgârı, perdeyi dalgalandırıyor;<br>dışarıda, sokak lambalarının altında biriken sessizlik, evin içine kadar uzanıyordu. Ramazan, balkonun<br>köşesindeki sandalyeye oturmuş, gözleriyle karanlığın kıyısında asılı duran bir boşluğa bakıyordu.<br>Elinde bir sigara yoktu bu kez. Dumanın yerini iç çekişleri almıştı.<o:p></o:p></p>
<p>Sigarayı bırakalı birkaç gün olmuştu. Ama onun bıraktığı şey sadece nikotin değildi. Her nefeste içini<br>kemiren geçmişin tortusunu da bırakmaya çalışıyordu. O gece, karanlıkta kendi kendine mırıldandığı<br>cümleler vardı: “Bir daha olmayacak. Olmamalı.”<o:p></o:p></p>
<p>O gece, 15 Mayıs’tı. Takvim yaprağında sadece bir gün. Ama Ramazan için bir milat. Sigarayı bıraktığı<br>gün, evlilik yıl dönümüydü aynı zamanda. Bir tesadüf değildi bu. Bilinçaltı, zamanla bir oyun oynamış,<br>yılların yorgunluğunu bir kırılma noktasına denk getirmişti.<o:p></o:p></p>
<p>Ev sessizdi. Ama bu sessizlik huzurdan değil, gerginlikten besleniyordu. Çünkü o gün, üst kattan bir<br>çığlık yankılanmıştı. Ablasının sesi. Ardından gelen bir erkek sesi. Tok, öfkeli, tehditkâr. Eniştesinin her<br>zamanki gibi evi titreten bağırışı. Ramazan, donup kalmıştı. Ayağa kalkmış, birkaç adım atmış, ama ne<br>yukarı çıkmış ne de bir şey demişti. Yalnızca pencereye yönelmişti. Perdeleri aralayıp sokaktaki<br>karanlığa bakmıştı. Belki bir cevap vardı dışarıda. Belki bir yol, bir ses. Ama bulamamıştı.<o:p></o:p></p>
<p>Ablası o gün evi terk etti. Sessizce. Sırtında bir çanta, gözlerinde yılların yükü. Ne ağladı, ne bağırdı.<br>Sadece kapıyı çekip gitti. Baba evine…<o:p></o:p></p>
<p>Ramazan ardından gitmedi. İçinden bir ses “git” dedi. Ama daha derin bir ses “kal” diye fısıldadı.<br>Çünkü bu defa susmak gerekiyordu. Müdahale etmek değil. Beklemek. Kırılanı tamir etmeye çalışmak<br>değil. Kırıldığını kabul etmek.<o:p></o:p></p>
<p>“Ne olacaksa olsun,” diye düşündü. Bu, bir vazgeçiş değildi. Aksine, tam bir yüzleşmeydi. Ablası<br>susmayı öğrenmişti. Şimdi sıra ondaydı.<o:p></o:p></p>
<p>Günler geçtikçe Ramazan kendini yazıya vermeye başladı. İlk satırlar tutuktu. Kelimeler ya eksik ya<br>fazlaydı. Ama yazmak, kendiyle konuşmanın bir yolu olmuştu artık. Her gece klavyenin başına geçti.<br>Ekrandaki beyaz sayfa, aynaya dönüşüyordu. Yazdıkça yüzleşiyor, yüzleştikçe değişiyordu.<o:p></o:p></p>
<p>Sonra Martin Eden’le tanıştı. Bir kitap, bir karakter, bir ayna… Martin’in mücadelesinde kendini<br>gördü. Okudukça ürktü. Çünkü Martin güçlüydü ama kırılgandı. Yalnızdı ama kalabalıkların<br>ortasındaydı. Ramazan da öyleydi. Bu kitap, onun içindeki çürümeyi ortaya çıkaran bir turnusol<br>kâğıdıydı.<o:p></o:p></p>
<p>26 Mayıs’ta bir analiz toplantısı oldu. İlk kez, yazdıklarıyla başka insanlarla buluştu. Sibel Hanım,<br>Fatma Hanım, Fatoş Hanım, Hüseyin Bey… Her biri başka bir aynaydı. Her biriyle konuşmak, içindeki<br>odaları tek tek açmak gibiydi. O gün kendini biraz daha tanıdı. Ama sonra…<o:p></o:p></p>
<p>Yazı sustu.<o:p></o:p></p>
<p>30 Mayıs gecesi, saat 00.26. Ramazan klavyenin başında oturuyordu. Ekran açık, imleç yanıp<br>sönüyordu. Parmakları tuşların üzerinde bekliyordu. Ama hiçbir şey yazamıyordu. Kelimeler kaçmıştı.<br>Sanki içindeki o kaynak, aniden kurumuştu.<o:p></o:p></p>
<p>Tam o anda, bir ses duydu. İçinden geldiğine emindi. Ama bu ses, kendine ait değildi. Uzaktan gelen,<br>tanıdık ama yabancı bir tını:<o:p></o:p></p>
<p>“Korkuyorsun. Çünkü bu kez gerçekten kendini yazacaksın. Kurgunun arkasına saklanamayacaksın. Ve<br>belki de ilk kez, yazdıkların seni değil, sen yazdıklarını değiştireceksin.”<o:p></o:p></p>
<p>O ses, “O”ydu. Kimdi bilmiyordu. Bir iç ses miydi, geçmişin yankısı mı? Belki de sadece yazının içinden<br>gelen bir varlıktı. Adı yoktu. Ama sesi kalbine kazınmıştı.<o:p></o:p></p>
<p>Ve Ramazan, tekrar yazmaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p>Her satır, sustuğu bir anıydı. Her cümle, bastırılmış bir duygunun itirafı. Yazarken ağladı, sustu,<br>bekledi. Ama yazmaya devam etti. Çünkü biliyordu:<o:p></o:p></p>
<p>Yazı, sustuğunda büyür.<o:p></o:p></p>
<p>...<o:p></o:p></p>
<p>İş yerinde bir dükkân, dışarıda teslim edilecek kumaşlar, içeride çocukların kahkahası, uyumayan<br>hesaplar vardı. Ama en çok, içerde bir yazı kalıyordu: Bitmemiş, konuşmamış, adını bile koyamamış<br>bir yazı.<o:p></o:p></p>
<p>Her sabah evden çıkarken gözlerini aynaya dikiyordu. Aynadaki yansıma her gün biraz daha<br>değişiyordu. Yüz çizgileri derinleşiyor, bakışları sönüyordu. Ama o buğulu görüntünün ardında bir<br>adamın doğduğunu biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p>İnsan bazen aynada gördüğü değil, yazdığı kişidir.<o:p></o:p></p>
<p>Ve yazmak, onun yeniden doğma biçimiydi.<o:p></o:p></p>
<p>31 Mayıs sabahı, saat 03.40. Ramazan, tekrar ekranın başına geçti. Yazı devam ediyordu. Duman<br>yoktu, çığlıklar susmuştu, sokak lambası artık yanmıyordu. Ama yazı, yanıyordu. İçinden.<o:p></o:p></p>
<p>“Bu kez tamamlayacağım,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p>Çünkü bu yazı, sadece onun değil, ablasının, çocuklarının, sustuklarının, susamayanların, içinden<br>konuşan ama kimseye anlatamayanların da yazısıydı.<o:p></o:p></p>
<p>Ve her satır, dumanın kaldığı yere yeniden dokunuyordu.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AYSU VE GÖLGELER KAPISI</title>
<link>https://fikirizleri.com/aysu-ve-golgeler-kapisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/aysu-ve-golgeler-kapisi</guid>
<description><![CDATA[ AYSU VE GÖLGELER KAPISI ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67fcc048b0974.webp" length="69728" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 10:59:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>öykü, bike s. demirkız, aysu ve gölgeler kapısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">AYSU VE GÖLGELER KAPISI<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><o:p> </o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Aysu, Kapadokya’nın Güllüdere Vadisi kıyısındaki eski taş evde tek başına yaşıyordu. Yıllarını kazılara, sembollere ve akademik metinlere adamıştı. Fakat bir süredir hiçbir şeyin anlamı kalmamış gibiydi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her gece aynı rüyayı görüyordu: Taşların ardında gizlenmiş bir geçit ve önünde yüzü olmayan bir varlık. Aynı cümle her seferinde zihnine kazınıyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Geri dön. Hatırla. Burası başlangıcındır.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir sabah, kadim dönemlerden bir haritayı incelerken dikkatinden kaçmış bir işaret fark etti. Haritanın köşesine kırmızı mürekkeple çizilmiş daire, içinde tuhaf bir kelime içeriyordu: “THYMOS”. Bu kelime ne Latinceydi ne de bildiği başka bir dile aitti, ama içini ürperten bir tanıdıklık barındırıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aysu, haritayı yanına alıp avucunun içi gibi bildiği vadinin içine doğru yürümeye başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Vadinin o bildik sessizliği zamanla yerini zihnindeki uğultuya bırakmıştı. Bastığı taşlar geçmişin yankısı gibiydi. Çocukluğunda büyükannesinin anlattığı “atalar zamanı” masalları zihninde dönmeye başlamıştı. Güneş yavaşça batarken, haritada işaretlenmiş kayanın önüne ulaşmıştı. Üzerindeki tozları temizleyince kayaya oyulmuş bir sembol beliriverdi. İstemsizce elini üzerinde gezdirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sanki yıllardır bu anı beklemiş gibi, kaya aniden hafifçe sarsıldı ve bir anda önünde bir geçit açıldı. Aysu ilk şaşkınlığı atlattıktan sonra, derin bir nefes alıp, tedirginlikle içeri adımını attı. Geçit karanlıktı, ama sanki görünmeyen bir güç ona yol gösteriyordu. Derinlere indikçe duvarlardaki semboller artmıştı sanki. Daha önce hiçbirini görmediği halde hepsini tanıdığını hissediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir anda attığı son adımla beraber altındaki zemin çöküverdi. Aysu, çığlık çığlığa karanlık bir boşluğa düşmekteydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlerini açtığında geniş bir taş mekânın ortasında yerde yatıyordu. Doğrulup kendini kontrol ettikten sonra bulunduğu yeri incelemeye başladı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ortasında dairesel bir platform, duvarlarında ise insan formuna benzeyen ama yüzleri olmayan varlık figürleri vardı. Girişin üzerinde bilmediği bir dilde ama her nasılsa okuyabildiği bir metin yazılıydı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kim ki içini hatırlarsa, dış kapılardan kurtulur.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aysu platforma adım attığı anda mağaranın içinde yankılar çoğalmıştı. Kendi iç sesiydi bu; ama farklı bir tonda, farklı bir bilgeliğin içinden gelen bir versiyonuydu sanki:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sen unutanlardansın. Ama aynı zamanda seçilmişlerden.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Vizyon içinde kendi hayatının kesitlerini görmeye başladı: Terk edilişleri, yalnız geceleri, içine attığı öfkeleri, bastırdığı hayalleri… Ama her görüntünün ardında başka bir katman açılıyordu. Bir başka hayatta bir şaman olmuştu; bir diğerinde bir yazıcı, bir bilgeliğin taşıyıcısı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her biri fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bu hayatı sen seçtin. Her acıyı, her kaybı… büyümek, hatırlamak, uyanmak için.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu fark ediş Aysu’nun içini yakıp geçerken gözlerinden yaşlar süzüldü. Ama bu gözyaşları acıya değil, anlamın taşmasına aitti. İçindeki yükler tek tek kalkmaktaydı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve aslında orada yalnız olmadığını hissetti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ortamdaki figürler yavaşça canlanmaya başlamıştı. Ne insandılar ne melek; zamanın dışından gelen bilinçlerdi. Aysu’nun ruhuna dokunarak konuştular:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Biz THYMOS’uz. ‘Yükselmiş Öğretmenler’in kolektifi. Hatırlamak seni özgürleştirecek.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O anda Aysu’nun içindeki tüm korkular, sınırlamalar, karmalar ve dünyevi yükler silinip gitti. O, sadece adı olan bir beden değil; evrenin bir parçası, sonsuzluğun bir yankısı olduğunu hatırlamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve mağara ışığa boğuldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Segoe UI Symbol',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Symbol';">***</span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birden kendini yeniden verandasında, taş evinin önünde buldu. Sabah güneşi vadinin üzerine yavaşça doğuyordu. Ama artık her şey farklıydı. Aynı manzara, farklı bir gözle görünüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Avuçlarında tuttuğu parşömene baktı. Orada tek bir kelime yazılıydı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“SEN”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu, onun uyanışıydı. Artık hayatını kurban bilinciyle değil, yaratıcı bir bilinçle yaşayacaktı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her zorluk, bir seçimdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her yara, bir anahtar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her soru, bir kapıydı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dünyada bulunmasının amacını hatırlamış. Asıl görevinin bilincine varmıştı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O insanlığı yeni boyuta taşıyacak ışık savaşçılarından biriydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gökyüzüne baktı. Bulutların arasında belirsiz bir yüz belirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ona gülümsedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve kayboldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aysu, usulca fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Teşekkür ederim.”…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SİSLERİN İÇİNDEN GELEN</title>
<link>https://fikirizleri.com/sislerin-icinden-gelen</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sislerin-icinden-gelen</guid>
<description><![CDATA[ SİSLERİN İÇİNDEN GELEN ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f8d4c06df49.webp" length="29536" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 11 Apr 2025 11:37:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>öykü, bike s. demirkız, sislerin içinden gelen, gerilim, korku</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">SİSLERİN İÇİNDEN GELEN<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>YAZAN: BİKE S. DEMİRKIZ<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"></p>
<p class="MsoNormal">Kar, sanki gökyüzünden değil de yerin altından yükseliyordu. Beyaz bir cehennem… Hakan, direksiyonu sımsıkı kavramış, gözlerini bir karaltıya çevirmişti: Bünyan tabelası. Sonunda.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama bu yolun başka bir anlamı vardı bu kez… Bu bir ziyaret değildi. Bu, bir veda gecesiydi. Büyükannesi vefat etmişti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Uzunca bir süredir uğramadığı memleketine dönüyordu, hem de kışın tam ortasında. İşten izin alması zordu ama büyükannesi son sözlerinde onun adını anmıştı. Bu, kaçışı olmayan bir çağrıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hava buz kesiciydi. Tipi, geceyi daha karanlık yapıyor, far ışıkları bile sisin içinde boğuluyordu. Radyo çekmiyor, cep telefonu ise sinyal bulamıyordu. Tam bir yalnızlık… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birden benzin ışığı yandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Az sonra karanlığın ortasında loş bir ışık süzüldü yolun kıyısından: Eski bir benzin istasyonu. Zamanın dışına sıkışmış gibiydi. Neon tabelası titreyerek yanıp sönüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan arabayı yanaştırdı ancak görünürde pompacı yoktu. İçerisi, boş bir lokanta gibi görünen yapının kapısını araladı. Paslı bir çıngırak sesiyle karşılandı. İçeride sobanın çıtırtısı ve eski ahşap masalar vardı sadece.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Köşede oturan yaşlı bir adam gözlerini kaldırmadan konuştu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Evlat, bu gece yola çıkma. O yol bu gece açık değil…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan’ın içine bir ürperti yürüdü. “Bünyan’a gidiyorum,” dedi kısık bir sesle. “Büyükannem… Vefat etti.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaşlı adam, bir an başını eğdi. Sonra bir şey mırıldandı, tam olarak duyamadı. “O ormanda yol kaybolur, bazen kendinle karşılaşırsın…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra benzin doldurmak için ağır adımlarla dışarı çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan, teşekkür ederek arabaya bindi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Göz gözü görmüyordu ama yola devam etmeliydi. Anahtar kontağa döndüğünde, motor zorlandı. Sanki araba bile gitmek istemiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra… sis geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Öyle bir sis ki, gerçeklikle hayal arasındaki perdeyi kaldırırdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aracı düşük viteste yavaş hızda kullanıyordu o sırada bir silüet beliriverdi yolun kenarında. El kaldırıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Soğuğun ortasında sadece beyaz elbisesi ile, ince yapılı bir kadın… Üşüyor gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan, hemen aracı durdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadın başını eğerek kapıya yaklaştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Lütfen… şu köy yoluna bırakabilir misiniz? Evim yakın.” Dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan bir an tereddüt etti, ama onu orada bırakıp gitmek içinden gelmedi. Kadın arabaya bindi. Cam buğulandı. İçerisi aniden soğudu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadının sesi, çok uzak bir yerden geliyormuş gibiydi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bu yol bazen insanın içine döner…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan bir an irkildi. Dönüp baktı, kadın camdan dışarı bakıyordu. Gözleri bomboştu. Ama… bir şey daha vardı. Gözlerinin altında su izleri gibi bir parıltı… Ya da… gözyaşı?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra kadın aniden konuştu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Burada inebilirim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan ani bir fren yaptı, farlar öndeki boşluğa vurdu. Gözlerini kırpıştırdı, çünkü yolun kenarında sadece sis vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kadına döndü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama arkası boştu. Koltuk ıslaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sadece… koltuk. Kafasını yola doğru çevirdi ama sisin içinde hiç kimse veya hiçbir şey göremedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan, kalbinin ritmini duyarak ilerliyordu. Gözleri aynaya kaydı defalarca… Ama kadın yoktu. Koltukta hâlâ ıslaklık vardı, sanki biraz önce oradaydı. Sanki o sisle birlikte vücudu buharlaşmış, sadece hatırası kalmıştı geriye.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Köye vardığında neredeyse sabah olmak üzereydi. Hiç uyumadan, sabah önce cenaze, sonra ziyaretler, dualar, taziye… Herkes zaten çoktan kabullenmişti olanı. Ama Hakan’ın kafası dalgındı. Zihninde, o kadının yüzü camdaki buğu gibi duruyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözleri… Tanıdık mıydı?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece, büyükannenin evinde yalnız kalmayı teklif etti. Kimse kalmak istemedi zaten. Ev eskimiş, yılların yüküyle çökmüş gibiydi. Elektrik sık sık gidiyor, rüzgâr tahta duvarların içinden uğuldayarak geçiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra… büyükannenin odasında eski bir sandık buldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sandığın içinden sararmış bir gazete kupürü çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tarihi: 17 Ocak 1973<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başlık:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“KÖY YOLUNDA GİZEMLİ ÖLÜM: GENÇ KADIN DONARAK CAN VERDİ”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sabaha karşı orman yolunda bulunan genç kadının cesedi, hâlâ gizemini koruyor. Kimse neden o saatte orada olduğunu bilmiyor. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Yıllar sonrasına ait başka bir gazetede ise aynı hikâye ama bu sefer Köylüler, ‘onu yıllardır yolda görenler var’ dedi…” yazıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan ellerinin titrediğini hissetti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kupürdeki fotoğrafa bakarken, kalbinin ağzına geldiğini zannetti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O kadındı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arabasına binen, gözleri cam gibi boş olan kadın. Aynı bakış. Aynı elbise.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gazetenin köşesinde bir isim:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Zeynep K. – 23 yaşında” <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gazete kupürlerini hızla yerine sandığa geri atıp kapağını sıkıca kapattı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama tam o an içeriden bir kapı gıcırdadı. Rüzgâr yoktu. Camlar kapalıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sanki biri evin içindeydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan feneri kaptı. Kalbini bastırarak ilerledi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ses, alt kattaki kilerden geliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kiler… büyükannesinin hayatı boyunca kilitli tuttuğu yer. Hep “orası karanlıktır” derdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapının koluna dokunduğunda buz gibi bir ürperti yükseldi kolundan yukarı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapı hafifçe açıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Karanlık bir merdiven.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve derinlerden gelen bir fısıltı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben yolumu kaybettim…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kilerin kapısını açtığında Hakan’ın yüzüne nemli ve toprak kokulu bir hava vurdu. Merdivenler gıcırdayarak iniyor, her adımda çıtırtılar evin içinde yankılanıyordu. Fenerin ışığı zayıftı, sanki karanlık yutmak istiyordu onu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Alt kata indiğinde, karşısında eski bir masa, paslı birkaç alet ve duvara dayanmış bir ayna vardı. Ama aynanın yansıttığı şey, odanın içi değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Feneri aynaya tuttu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendisini değil, bir odunluğun içinde yere çökmüş birini gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başında beyaz bir yazma. Üzerinde ince, 70’lerin modasına ait bir elbise.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zeynep’ti bu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başını kaldırıp Hakan’a baktı aynanın içinden. Dudakları kıpırdadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Beni orada bıraktılar…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan geri adım attı. Nefesi kesildi. Feneri aynadan çektiği anda görüntü kayboldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama kilerde bir ses yankılandı tekrar:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yalnız ölmedim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Masaya yöneldi. Üzerinde paslanmış bir madeni düğme, bir saç tokası ve cam bir kavanoz vardı. Kavanozun içinde ise… sarı bir kurdeleye bağlı not:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Zeynep burada değil. Onu gömmedik. Kimse duymadı.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Altında ise bir isim: H. K.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zeynep’in soyadıyla aynı harfler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan kavanozu da yanına alıp hemen dışarı çıktı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arabasına binip havaya aldırmadan kasabaya indi. Kasabanın tek pansiyonunda bir oda tutup geceyi neredeyse hiç uyumadan, orada geçirdi. Sabah ilk işi karakola uğramak olacaktı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sabah olur olmaz elinde kavanozla karakola girdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Komiser yaşlıydı, gözlüğünü takıp kupüre baktı, klavyede bir Kaç tuşa dokunduktan sonra Hakan’a dönüp:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bu olay bizim dosyalarımızda var. Ama resmi kayıtlar eksik… Otopsi yok. Cenaze yeri belli değil. Kimi köylüler cesedi hiç görmemiş bile…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan başını salladı: “Bu kadın… hâlâ o yolda bekliyor.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Komiser usulca ayağa kalktı. Pencereden dışarı baktı, sonra alçak bir sesle konuştu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bazı şeyler gömülmediği zaman, toprağın bile huzuru kalmaz. Bu köyde bazı insanlar… bildiklerini mezara götürmeye niyetli.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan, kilerdeki aynayı, kavanozu ve o notu düşünerek geceyi karakoldan sonra büyükannesinin evinde geçirdi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ertesi sabah köyde dolaşmaya çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan eski bir evin önünde sedirde oturan, büyükannesinin eski arkadaşlarından biriyle karşılaştı. Elindeki tespihi sessizce çekiyordu yaşlı kadın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hakan oğlum sen misin, gel hele otur yanıma” diye davet etti kadın. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ah evladım ah senin baban bu köyden yıllar önce gittiğinde arkada kalanlara pek bakmadı evladım. Sen de öyle yapma sakın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan şaşkın gözlerle yaşlı kadını sessizce dinliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kardeşi Haluk…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zavallı çocuk annesi ölünce iyice yalnız kaldı.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Biraz… içine kapandı tabii.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çok da sağlam sayılmazdı aklı.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ne oldu ona hiç bilen yok.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hâlâ köyün dışında, o eski evde yaşıyor diyorlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama kapısını kimse çalmaz oldu.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan duraksadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Benim… babamın kardeşi mi varmış?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaşlı kadın şaşkınlıkla baktı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Demedi mi baban? Haluk… onun öz kardeşi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Senin amcan.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir an sessizlik oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan’ın başında yankılanan sorular gittikçe yoğunlaştı. Babası vefat edeli yıllar olmuştu, ama öncesinde ilişkileri yakındı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Neden hiç bahsetmemişti ki?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Neden bu gizem?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece, büyükannesinin odasında gezinirken gözü eski bir çerçeveye takıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kumaş örtünün altına saklanmış gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tozlu camı sildiğinde altından çıkan şey…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir düğün fotoğrafıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Damadın yanındakiler tanıdıktı. Babası ve büyükannesi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve gelin…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Geçen gece arabasına aldığı genç kadın, Zeynep’ti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ertesi sabah Hakan erkenden, ormanın içindeki patikadan ilerleyerek, yaşlı kadının tarif ettiği o harabe eve ulaştı. Amcası ile tanışma zamanı gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bahçeyi yabani otlar sarmıştı. Kapıyı çaldı ama evde kimse yok gibiydi. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapıyı hafifçe ittiğinde kilitli olmadığını fark etti. “Amca, amca” diye birkaç kere seslendiyse de içeri adım attığında loş bir sessizlik karşıladı onu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evin salonunda, sobanın yanındaki duvarda eski çerçeveler vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kimi boş, kimisinin içindeki fotoğraf sararmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir tanesi…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Düğün resmiyle aynıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aynı yüzler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evin havası sanki yıllardır biriyle paylaşılmamış gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama aynı zamanda… mutlu bir yuva gibiydi de. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sanki bir kadın eli değmiş gibi her şey düzenliydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Toz yoktu. Bulaşık yoktu. Soba tütüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Murat adımlarını ağırlaştırdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir kapı dikkatini çekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bodrum kapısı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapı hafif aralıktı. Yukarı loş bir ışık sızıyor ve radyodan çalan bir türkü sesi duyuluyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aşağıdan gelen koku biraz ağırdı Rutubet ve küf kokusu gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama tanıdık bir şey daha vardı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tütsü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ağır adımlarla aşağı inmeye başladı “Amca, amca” diye seslenerek...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve orada…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Koltukta bir kadın oturuyordu. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Beyazlar içinde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Saçları düzgünce taranmış.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Elleri kucağında.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başında ince bir yazma.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başı öne eğik. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam merhaba diyecekti ki…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan’ın içinden bir çığlık yükseldi ama dışarı çıkamadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dondu kaldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O anda, yukarıdan bir ayak sesi duyuldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biri eve girmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Merdivenlerin başında duran siluet, Hakan’a baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yüzü gölgede kaldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Amca… sen misin ben Hakan, abin Bayhan’ın oğlu?” diyebildi korkuyla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Amcası tiz bir sesle “Bayhannn” diyebildi özlem dolu bir sesle ve içerideki odaya gidip oturdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan, derin bir nefes aldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kalbinin sesi kulaklarını dövüyordu ama bacakları titremesine rağmen adım attı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bodrumdan çıkıp, yavaşça üst kata yöneldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Haluk’un gözleri puslu, bakışları uzaklardaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama yüzünde masum, çocukça bir gülümseme…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Güzel olmuş değil mi? Gelinliğini ben yıkadım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Saçlarını da taradım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zeynep… bana bakınca hep gülerdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdi de gülümsüyor bazen. Geceleri konuşuyoruz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan yutkundu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hiçbir şey söylemeden dinlemeye başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“O gece…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gitmek istedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">‘Seni sevmiyorum’ dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yola doğru koşmaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben… sadece üşümesin diye elimde paltosu “Zeynep üşüme” diyerek onu durdurmak istedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Korktu benden, korktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam tuttum ki ayağı takıldı ve düştü. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kafasını taşa çarptı. Çok kan, çok çok kan vardı. Anneye gittim. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O temizledi beni. Sus dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Herkes sandı ki Zeynebim ölmüş.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gömdüler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama ben biliyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O sadece uyuyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gittim, onu aldım. Eve getirdim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Temizledim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Uyandırmaya çalıştım…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Annem yardım etti bana.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Abim, gitti o, uzaklara gitti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bayhan… o hep benden utanırdı zaten.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sen onun oğlu musun?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan’ın yüzü buz kesmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sustu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir yandan öfke, bir yandan acı yükseldi içinde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Haluk’un sözleri…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir çocuğun oyuncak bebeğine bağlandığı gibi, saplantılı bir sevgiyle doluydu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama işlenmiş bir suç vardı ortada.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve bir ceset…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gece Hakan, jandarmayı aradı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ceset bulundu, Zeynep’in ölümüne dair gerçek gün yüzüne çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Olay yıllar sonra çözülmüştü ama izleri hâlâ tazeydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Köy halkı şoktaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kimi Haluk’a lanet okudu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama bazıları, “Zaten çocukken de tuhaftı,” dedi sadece.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zeynep’in cenazesi bu kez gerçekten yapıldı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Köy mezarlığında, eski çınarın altında.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu defa sessizce gömülmedi, sevdiği bir türkü söylendi hep bir ağızdan.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan dönüş yoluna çıkmadan son bir kez mezarı ziyarete gitti …<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir anda yüzünde bir esinti hissetti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çevresine bakındı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve o an…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir siluet belirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zeynep.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Beyazlar içinde, ince bir gülümsemeyle.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sesi yoktu ama gözleri Hakan’a teşekkür eder gibi parladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Rüzgarla birlikte kayboldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Haluk, Hakan’ın da talebiyle ona yakın bir akıl hastanesine yatırıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Doktorlar “ileri derecede dissosiyatif bozukluk” dediler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gerçekle hayal arasındaki çizgisi çoktan silinmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama Hakan…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her cumartesi onu ziyaret etmeye başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Haluk, ziyaret saatlerinde hâlâ anlatıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Zeynep’in o gün ne giydiğini, saçlarını nasıl ördüğünü, nasıl güldüğünü…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakan her seferinde onu dinliyordu sessizce.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir çocuk gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir sırdaş gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir akraba gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü bazen, en karanlık hikâyelerin içinde bile…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir parça merhamet, bir tutam insanlık vardır…<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Paramparça 2</title>
<link>https://fikirizleri.com/paramparca-2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/paramparca-2</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f6348adce33.webp" length="16008" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 11 Apr 2025 11:25:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tuğba Karagöz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>     Selver Hanım içi buruk bir şekilde yanındaki kanepeye çöktü. Gözünün önüne oğluyla yaşadıkları bir bir gelmiş, zihninde o soğuk günlerden kalma anılar tekrardan canlanmıştı. Sema, merakla babaannesinden bir şey duymayı bekliyor ve sabırsızlanıyordu. Selver Hanım ellerini önündeki önlüğe silerek torununu yanına çekip oturttu. <br>     -Bundan uzun yıllar önceydi hatta sen doğmamıştın. Baban daha küçüktü, toydu. Sakin bir çocuk olduğunu sanırdım ama meğerki annesine karşı isyan edip onu hiçe sayacak hâle gelmiş o zamanlar. Bir kız sevmiş, biz tanımayız. Burada herkes bilindik ailelerden düzgün terbiye verilmiş kızları almak ister. Babansa İstanbul'da okurken bir kıza aşık olmuş ama vazgeçmiyor. Bizim ona verdiğimiz öğütler bir kulağından girip bir kulağından çıkıyor. Sonra o zamanlar deden hayatta, babanı yanına alıp Istanbul'a gitti kızı görüp ailesinden istemek için.<br>     Üç gün sonra döndüklerinde yanlarında babanın aşık olduğu kızla geri dönmüşlerdi. Onu da getirmişlerdi buraya. Kızı görmeliydin, mini etek giymiş, boynunda bir fular üstünde içi görünen incecik bluz... Saçlarında kimi yer mavi kimi mor yani anlayacağın torunum bizim buralara uymaz dediğimizden. <br>     Şehirde açan çiçekler kırda, bayırda yaşamaz ama anlayan dinleyen yok mecbur ona da bir oda verdik, oraya yerleşti. Ertesi gün oldu biraraya gelip konuştuk, adı Nergis'ti. Yani mektubun üstünde gördüğün isminin baş harfidir. Babanı ne kadar çok sevdiğinden ve onun için her şeyi yapabileceğinden bahsetmişti dedenle bana. Biz de onun bu sevgisi karşısında çaresiz boyun eğdik. Razı olduk. <br>     Kasabaya gidip nikah günü aldık. Hazırlık yaptık, düğünü duyurduk. Eş dost şaşkınlıkla bakıyordu bu acelemize ama oğlan durmuyor, bizi dinlemiyordu. Biz de bari adet yerini bulsun istedik kızım. Düğün günü geldiğinde gelinliğini giymesi için odaya gönderdik. O sırada ne olduğunu anlamadık ama az sonra yan bahçede bulunanlardan çığlıklar duyduk. <br>     </p>
<p>devamı 3. bölümde...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güneş&amp;apos; in Doğduğu Topraklar</title>
<link>https://fikirizleri.com/gunes-in-dogdugu-topraklar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gunes-in-dogdugu-topraklar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f77bf421197.webp" length="114420" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 10 Apr 2025 11:08:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Duygu HAMLI</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, Anadolu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hızla uzaklaşan trenin arkasından öylece bakakaldı. Hayır, sevdiği birini uğurlamamıştı; aksine yolcu kendisiydi. Ve yolculuğu bu durakta bitmişti. Her ne kadar bağırmak, ağlamak gelse de içinden hiçbir şey yapmadı, yapamadı. Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu. Belki on, belki yirmi dakika belki de daha fazla… Öylece bekledi. Derin bir nefes aldı, etrafına bakındı ve bir kaldırım taşına bırakıverdi kendini…</p>
<p></p>
<p>Sekiz, dokuz yaşlarındaydı. Sabahları erkenden uyanır, mavi önlüğünün düğmelerini ilikler, bir koşu okula giderdi. O zamanlar insanlar köylerden daha göç etmemişti. Her köyde neredeyse okul bulunurdu. Okulda zamanın nasıl geçtiğini anlayamazlardı. Gözlerini ayırmadan öğretmenlerini izlerler, zil çalınca bahçeye çıkarlardı. Öğretmenleri de onlara oyunlarda eşlik ederdi. Okulda kardeş gibiydiler. Kalemden, deftere her şeyi paylaşırlardı. Ekmeklerini bile bölüşürlerdi. Son zilde sanki ertesi gün tekrar görüşmeyecekmiş gibi öğretmenleriyle vedalaşırlar, yolda ebelemece oynayarak eve giderlerdi. </p>
<p>Annesi, onu hep kapıda beklerdi. Annesinin, o kadar işin gücün arasında yolunu gözlemesi hoşuna giderdi. Evin en küçük çocuğuydu. Kendinden büyük iki ağabeyi ve bir ablası vardı. Annesi uzun boylu zayıf bir kadındı. Boncuk boncuk gözleri vardı. Gözlerinin rengini annesinden almıştı. Annesi sürekli öksürürdü, bir hastalığı vardı hiç şüphesiz ama hiç doktora gitmemişti. Köyde doktor yoktu; doktora gidelim diyende hiç olmamıştı zaten. Buna rağmen durmadan, yorulmadan çalışırdı. Ama o biliyordu, annesi çok yoruluyordu… Babası ise hani dağ gibi adam derler ya öyleydi işte. Sabah erkenden kalkar; sıcak demeden soğuk demeden ekmeğinin peşinde koşardı. Birbirlerinden başka kimseleri yoktu. Tek varlıkları alabildiğince uzanan altın sarısı başak tarlalarıydı. Anadolu bereketti, bire bin verirdi. Babası var gücüyle çalışır, bu bereketli topraklar da onları kimseye muhtaç etmezdi. Anadolu, ana gibiydi onlar için…</p>
<p> </p>
<p>Acı bir fren sesiyle irkildi bir anda. Sesin geldiği yöne doğru başını çevirdi. Küçük bir çocuk annesinin elinden kurtulmuş yola atlamıştı. Şoför son anda fark etmişti bu yavruyu. Şanslıydı, bir şey olmamıştı. Çocuğa bir şey olmamasına sevindi. Yerinden kalktı ve nereye gideceğini bilmeden ağır adımlarla yürümeye başladı. Koca bir şehirde yapayalnızdı işte. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmiyordu. Parka doğru yürüdü. Banklardan birine oturdu. Cebinde parası da yoktu. İş bulup çalışacak; para kazanacaktı. Öyle geleceğe dair hayalleri de kalmamıştı zaten. Oysa çocukluğunda ne kadar da mutluydu. Kim bilebilirdi ki başına gelecekleri… Gözlerini yumdu ve yüreğinde o günkü sızının aynısını hissetti.</p>
<p> </p>
<p>Hayatının en zor anlarından biriydi. Zaman hızla akıp gidiyordu, abileri büyümüş askerlik çağına gelmişlerdi. Davullu zurnalı asker uğurlaması yaptı bütün köy halkı… Askere gidene kına yakmak adettendi. Geleneği bozmadılar. Ertesi gün köyden kalkan minibüse bindirdiler ağabeylerini. Çok zaman geçmeden aldılar acı haberi… Evet, ateş düşmüştü baba ocağına. Ay yıldızlı al bayrak asıldı evin kerpiçten duvarına. Bir değil iki şehit vermişti Güneşin doğduğu bu topraklar bugün… Nasıl dayanacaklardı bu acıya. Zaten hasta olan anası dayanamadı çok fazla. Daha bu acıya alıştırmadan kendilerini, annesinin acısıyla yıkıldılar. Bir evde ana olmayınca olmuyormuş bunu en iyi o bilirdi. Evet, ablası ona annelik yapardı. Bilirdi ablası onu severdi, bakardı, kıyamazdı kardeşine ama… Aması vardı işte. Hiç tutar mıydı annenin yerini? </p>
<p>Komşuları bırakmadılar onları, her gün biri yemek yapıp getirdi. Anadolu insanı merhametli olurdu, zor zamanda kimseyi bırakmazdı ama zamanla evde derin bir sessizlik yerini aldı. Uzun zaman babası eve gelmedi. Ablası ile bir başlarına kalakaldılar. Ablası, ona belli etmemeye çalışsa da geceleri hep ağlıyordu. İçin için ağlıyordu. Abileri yoktu, annesi yoktu, babası yoktu. Abileri ve annesinin ölümüne hiç kolay olmasa da alışacaklardı ablası bunun farkındaydı. Ama babası neredeydi? Neden onları bırakıp gitmişti? Nereye gitmişti? Evet, biliyordu babasının nasıl acı çektiğini, evlatlarını, eşini kaybetmişti. Haklıydı elbette. Ama ya onlar ne olacaktı? Hem annesiz, hem babasız kalmışlardı. Bu durumu kabullenemedi. Ablasına yük olmak istemedi, onun için için ağlamalarına dayanamadı. Çok uzaklara gidip yeni bir hayata başlamanın ve ablasını yanına almanın hayalini kurmaya başladı. Bu hayal onu yollara düşürdü.</p>
<p>Parkın ışıklarının yandığını fark etti. Kendine kalacak yer bulması gerekiyordu. Hala ne yapacağına karar verememişti. Anıları peşini bırakmıyordu. 22 yıllık hayatına neler sığdırmıştı öyle… Artık geçmişi bir kenara bırakmalı, kendine yeni bir hayat kurmalıydı. Yavaşça banktan kalktı, en kalabalık caddeye doğru adımlarını attı. Ama birden duraksadı ve kalacak yer bulamayacağını düşünerek geceyi parkta geçirmek için geri döndü. Sabah olmuştu, etrafta sayısız koca koca bina vardı ve sanki Güneş bu şehirde hiç doğmuyordu. Köydeki gibi doğan Güneş, kızıllığı ile büyülemiyordu. Bu gurbet elde her şey tahmin ettiğinden daha da zor olacaktı… </p>
<p>Dükkânların yanından geçerken camlara asılmış, iş ilanlarını inceledi. İnsanlar robot gibiydi. Anadolu insanının sıcaklığı hiç birinde yoktu… Kendine oturacak bir bank ararken başının döndüğünü fark etti. Bayılmış ve yere düşmüştü. Gözlerini açtığında hastanede yatıyordu. Başında ufak tefek güleç yüzlü bir amca duruyordu. Amca nasıl olduğunu sorduğunda onun Türkçe konuşmasına hiç şaşırmadı. Onda baba sıcaklığını hissetmişti. Yavaşça doğrulup, gözyaşları içinde ona sımsıkı sarıldı. Onun geldiği yerde insanlar, sıcakkanlı ve merhametliydi. İki günde bu şehrin ona göre olmadığını anlamıştı. Adının Ali olduğunu öğrendiği amca, onu evine götürdü. Ali amca, hanımının yaptığı mis gibi buram buram Anadolu kokan tarhanadan ona ikram etti. Onu evinde misafir etti. Uzun uzun sohbet ettiler. Ali amcaya başından geçenleri, bu şehre neden geldiğini anlattı. Yumuşacık bir yatakta derin bir uykuya daldı. Sabah olduğunda Ali amcaya, ailesini ve köyünü bırakmanın ne kadar yanlış olduğunu anladığı; köyüne dönmek istediğini söyledi. Kahvaltıdan sonra Ali amca onu tren garına götürdü. Ali amcaya minnet borcunu bir gün ödeyeceğini söyleyip, vedalaşarak trene bindi.</p>
<p>Tren sıra sıra ağaçların içinden geçerken içini bir sevinç kapladı. Yerinde duramıyor; bir an önce evine, özüne dönmek istiyordu. Sudan çıkmış balık misali yapamadı gurbet elde. Bizi ancak biz anlarız diye geçirdi içinden… </p>
<p>Son istasyonda indi. Koşar adımlarla evine gitti. Kapıyı çaldı. Kapıyı babası açtı. Babası da dönmüştü. Sarıldılar. İkisi de gözyaşlarını tutamadı. Güneş’in doğduğu bu topraklar onları yine bir araya getirmiş, bağrına basmıştı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAĞMURLU GECE: ESKİ EV SAHİBİNİN GİZEMLİ SIRRI</title>
<link>https://fikirizleri.com/yagmurlu-gece-eski-ev-sahibinin-gizemli-sirri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yagmurlu-gece-eski-ev-sahibinin-gizemli-sirri</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698a3e2372082.webp" length="21742" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 20:41:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmurlu Gece: Eski Ev Sahibinin Gizemli Sırrı</p>
<p>Yağmur, gecenin karanlığını örterken, sokak lambalarının ışıkları damlaların yansımasıyla parlıyordu. Küçük bir kasabanın sessiz sokaklarında, Emma adında genç bir kadın hızla yürüyordu. Yüzünde hafif bir endişe vardı, çünkü eve geç kalmıştı ve hâlâ yağmurun altındaydı.</p>
<p>Emma'nın evi kasabanın dışındaki eski bir çiftlik eviydi. Yol boyunca yağmurun sesi ve ayak sesleri dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Birden, bir köşe başında durduğunda garip bir şekilde hissetti. Gözleri etrafı taradı ve bir gölgenin hızla uzaklaştığını gördü. Kalbi hızla atmaya başladı.</p>
<p>Kısa bir süre sonra, evinin kapısına varmıştı. Nefesini düzene soktu ve kapıyı açtı. İçeri girerken ıslak ayakkabılarını çıkardı ve yere bıraktı. Salonun ışıklarını yaktığında, bir an için gözlerini ovuşturdu. Bir şeylerin eksik olduğunu düşündü, ama neyin olduğunu bir türlü hatırlayamadı.</p>
<p>Derin bir nefes aldıktan sonra, sakinleşmeye başladı. Mutfağa geçti ve çaydanlığı suyla doldurdu. İçerken yağmurun pencerelere vurduğu sesi dinledi. Bir süre sonra, garip hissinin sadece korku dolu bir hayal olduğuna karar verdi ve gülümsedi.</p>
<p>O gece, yağmurun melodisiyle uykuya daldı, fakat bilmeden, kapıda duran gölgenin onu izlediği gerçeğinden habersizdi.</p>
<p>Sabah güneş doğarken, Emma uykudan hafif bir endişeyle uyandı. Gece yaşadığı tuhaf hissi hatırladı ve bir an için yatağında dondu kaldı. Ardından, olayın sadece bir rüya olabileceğini düşünerek rahatladı ve güne başlamak için yataktan kalktı.</p>
<p>Kahvaltı hazırlarken, dün gece evine dönerken yaşadığı garip duyguyu bir köşede unutmaya çalıştı. Ancak, kahvaltı yaparken bir şeylerin eksik olduğunu hissetti. Bir süre düşündü ve sonunda fark etti ki, terliklerinden biri kayıptı.</p>
<p>Bu keşif Emma'yı biraz tedirgin etti. Evde yalnız yaşadığı için terliğin kaybolması normal olabilirdi, ama dün gece hissettiği tuhaf gölgeyi hatırladığında, bir şeylerin ters gittiğini düşündü. Hemen önceki gece yaşadıklarını zihninde canlandırmaya çalıştı, ama net bir şey hatırlayamadı.</p>
<p>Gün boyunca işe odaklanmakta zorlandı. Sürekli olarak dün geceki olayı düşünüyor ve bu durum Emma'yı rahatsız ediyordu. Akşam olunca, eve dönmeye karar verdiğinde, yine yağmur yağıyordu. Sokak lambalarının altında hızla yürürken, bir an için dünkü gölgeyi hatırladı.</p>
<p>Eve vardığında, hemen kapıyı kilitleyip içeri girdi. Işıkları yaktı ve odaları kontrol etmeye başladı. Her şey normal görünüyordu ama içinde bir gerginlik vardı. Bir köşede, terliğin diğerini bulduğunda biraz rahatladı. Ancak, hâlâ dünkü garip hissin kaynağını bulamamıştı.</p>
<p>O gece, uykuya dalmadan önce pencereleri sıkıca kapattı ve kapıları kontrol etti. Yağmurun hafifçe çatılara vurduğu seste bir huzur buldu, ama içten içe bir şeylerin hâlâ yolunda olmadığını düşünüyordu.</p>
<p>Gece ilerledikçe yağmur şiddetini arttırdı. Emma, uykuya dalmadan önce pencereleri sıkıca kapattı ve kapıları kontrol etti. Bir süre odasında sessizce yattı, yağmurun tıkırtısını dinleyerek. Ancak içinde hâlâ bir endişe vardı.</p>
<p>Derin bir uykudan aniden uyandı. Saat kaç olduğunu bilmiyordu ama odasının içinde bir hareket olduğunu hissetti. Gözlerini kısa bir süre sonra odasında bir gölge gördü. Kalbi hızla atmaya başladı, korkuyla hareketsizce yattı. Bir an için nefesini tuttu ve gözleriyle odasını taradı.</p>
<p>Karşısında, sessizce duran bir figür gördü. Bu figür, dünkü gölgeye benziyordu ama bu sefer daha belirgin, daha gerçekti. Emma'nın boğazında bir yumru oluştu, titreyen sesle sordu:</p>
<p>"Kim... kim... sen...sin?"</p>
<p>Gölgeli figür sessiz kaldı, sadece durdu ve ona doğru bakıyordu. Emma'nın içindeki korku arttı ama aynı zamanda bir tür tuhaf bir çekim de hissetti. Birkaç saniye boyunca oda tamamen sessizdi, sadece yağmurun sesi duyuluyordu.</p>
<p>Derken, figür adım adım yaklaşmaya başladı. Emma'nın kalbi hızla atmaya devam ediyordu, nefes almakta zorlanıyordu. Figür yaklaştıkça, onun birini tanıdığını düşündü. Gölgeli yüz, bir an için tanıdık bir his uyandırdı ama tam olarak kim olduğunu hatırlamakta zorlanıyordu.</p>
<p>Sonunda, figür yaklaştı ve elini uzattı. Emma, titreyen elleriyle eliyle temas etti. O an, aniden hatırladı. Bu figür, kasabanın dışındaki eski çiftlik evinin önceki sahibiydi. Adam, uzun zamandır kayıp olarak biliniyordu ve birçok kişi onun hakkında şehir efsaneleri anlatıyordu.</p>
<p>Adam sessizce gülümsedi ve Emma'ya şefkatle baktı. Gözlerinde bir hüzün vardı, ama aynı zamanda bir tür sakinlik de vardı. Emma, adım adım geçmişi hatırlamaya başladı ve adamın kasabaya ne kadar bağlı olduğunu anladı.</p>
<p>O gece, Emma ve eski ev sahibi arasında sessiz bir anlaşma oldu. Adam, Emma'ya kasabanın hikayelerini ve geçmişini anlattı. Emma ise onun huzurlu ruhunu evinde barındırdı. Yağmurun sesi, artık sadece huzur dolu bir melodi olarak duyuluyordu.</p>
<p>Ve böylece, Emma'nın yaşadığı gizemli olaylar sona erdi. Eski ev sahibinin ruhuyla bir anlaşma yapıldı ve kasabanın derinliklerindeki sırların bir kısmı aydınlandı.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>PARAMPARÇA 1</title>
<link>https://fikirizleri.com/paramparca-1</link>
<guid>https://fikirizleri.com/paramparca-1</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f6348adce33.webp" length="16008" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 11:50:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tuğba Karagöz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>     "Gözlerim kör mü olmuştu? Nasıl da o gece senin beni aldatmayı düşünen o bakışlarını görememiştim. Bir lunaparktaki dönmedolabın üstünde durup gecenin binalara verdiği güzelliği izler gibi seni izliyordum. Hani yanına çekip aldığın bedenim değil adeta kalbimdi ama sen bunu göremedin. Kırılan bir eşyanın kırık parçaları tutkalla birleşirse tekrardan eski sağlamlığına kavuşur muydu? İşte öyle öyle tükendim ben de bu hayatta. Vurgun yemiş kalbim uğruna her şeyi göze aldığı bu diyardan bir kovulmuş melekçesine şimdi geri dönüyordu eski cehennemine. Şimdi şu gri bulutlara süzülen bir kuş olmak lazımdı. 'Hayat kısa, kuşlar uçuyor.' der şair. Peki sence ben de özgürlüğüme uçabilir miydim?"</p>
<p>diye mektup sonlanmıştı. Sanki bir genç kızın hüzünlü anılarından oluşan gerçek mi hayal mi olduğu belli olmayan bir mektuptu bu, diye düşünmüştüm elime aldığımda. Neden burada tutulmuştu onu da anlamıyordum. Çekmecenin kilitli olan üst gözünde kimden saklamak için yıllarca tutulmuştu acaba?</p>
<p>     Odanın içine güneş sıcacık doğmuş, her yeri esir alan grimsi havayı bir parça dağıtmıştı. Eski karyolaya oturduğumdan dolayı elbisemin ucu ayağımın altında kalmıştı. Onu kurtarıp ayağa kalktım. Tekrar saklanıp görülmeden ceviz ağacından yapılma bu eski çekmecenin sapını tutarak açtım ve mektubu içine özenle koydum. <br>     Mektubun arkasında yazan belirli belirsiz "N. T. 2008" yazısını görünce şaşırmıştım ama yine de o kadar düşünmeme rağmen aklıma hiçbir şey gelmedi. Odadan çıkıp babaanneme görünmeden koridorda yürüdüm ve kendimi bahçeye dar attım. Gizli işleri sevmesem de nicedir aklımda olan bu çekmeceyi açıp baktığım iyi olmuştu. Şimdi asıl soru N. T. nin kim olduğuydu. Bahçedeki incir ağacının altındaki hamağa uzanıp hem gökyüzünü izledim hem de düşüncelere daldım. <br>     O sırada mutfak penceresinden bana seslenen babaannemin sesiyle kendime geldim. Beni çağırıyordu yanına, hemen kalkıp mutfağa yardıma gittim. Bu koca evde ikimiz birlikte yaşardık. Bana o bakmış, beni büyütmüştü. Annem ben doğduktan sonra evi terkedip gitmiş babamsa işi gereği yurtdışında kalmıştı. <br>     Babaannem kara kaşlı kara gözlü ama bir o kadar da masum yüzlü Selver Hanım'dı. Kızdığı zaman sinirden kaşıyla gözü yer değiştirirdi sanki ama tatlı anlarında dinlemeye doyum olmazdı. Ben de buna inanarak sormak istedim. "Canım babaannem ben yapmamı istemediğin bir şeyi yaptım. Babamın odasındaki çekmecenin kilidini bulup o çekmeceyi açtım ve içindeki mektubu okudum.  Ama inan bir şey anlamadım. Aslında sana söylemeyecektim ama o kadar meraklandım ki..." deyince babaannemin yüzü hiç o zamana kadar görmediğim şekilde değişti. Alı al moru mor oldu. Şaşkınlık ve kızgınlıkla bana bakıyordu. Ne yapacağını bilemediği gibi kafasından farklı düşüncelerin geçtiği yüzünden okunuyordu.</p>
<p></p>
<p>devamı 2. kısımda...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ZAMANIN YANKISI</title>
<link>https://fikirizleri.com/zamanin-yankisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zamanin-yankisi</guid>
<description><![CDATA[ ZAMANIN YANKISI ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f6141d78dc8.webp" length="19866" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 09:31:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>öykü, bike s. demirkız, zaman, gerilim, korku</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">ZAMANIN YANKISI<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>YAZAN: BİKE S. DEMİRKIZ<o:p></o:p></b></p>
<h2 class="MsoNormal"><i>“Zaman, bazı kapıları açtığında, akıl içeride mahsur kalır.”<o:p></o:p></i></h2>
<p class="MsoNormal">İstanbul’un en eski mahallelerinden biri olan Haseki’de, dar bir sokağın kıvrımında, yüz yılı aşkın süredir kimsenin adım atmadığı bir yapı vardı. Burası, 1840’lı yıllarda inşa edilmiş ve uzun yıllar kadın akıl hastalarının barındığı bir Osmanlı bimarhanesiydi. Belgelerde adı “Darülşifa” olarak geçse de mahalleli ona yalnızca “Sessiz Taşlar” derdi. Çünkü oraya giren kadınların çoğu bir daha dışarı çıkmamış, çıkanlar ise ya konuşmayı bırakmış ya da kendi isimlerini bile unutmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Binanın kapısı yıllardır zincirliydi ama duvarları hâlâ fısıldıyordu. Kubbe altındaki nemli taşlar, geçmişin ayak seslerini yansıtıyor, rüzgâr her estiğinde boş pencerelerden boğuk iniltiler duyuluyordu. Çatısı çökük, avlusu yosun tutmuştu ama o yapı hâlâ dimdik ve tetikteydi. Sanki içine gireni bekliyor, yeniden açılacağı günü biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir, otuzlarına yaklaşmış, Osmanlı dönemi yapılarının ruhunu çözmeye kendini adamış bir mimardı. Yüksek lisans tezini Mimar Sinan’ın külliyelerindeki gizli oranlar üzerine yazmış, İstanbul’un arka sokaklarında saklı kalmış hanları, hamamları restore etmişti. Ancak bu proje—Haseki Mahallesi’nin gömülü kalmış, neredeyse unutturulmuş bimarhanesi—diğerlerinden farklıydı. Bina, Osmanlı’nın son döneminde, zihinsel rahatsızlıkları olan kadınların tedavisi için inşa edilmişti. Adı bile Nehir’i ilk duyduğunda huzursuz etmişti: Darülşifa-i Nisâ. Kadınlara şifa dağıtması için yapılmıştı ama içinden yayılan o eski keder, şifadan çok çürümenin kalıcı izlerini barındırıyor gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belediyenin restorasyon girişimi hem akademik çevrelerde hem sosyal medyada yankı uyandırmıştı. Nehir bu projeye gönüllü olmuştu, belki de binayla ilgili içine sinmeyen o tuhaf şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmak için. O gün ekip daha gelmemişti. İlk keşfi yalnız yapmak istemişti; yalnızca gözle görmek değil, yapının ona ne “söylediğini” duymak için. Eski demir kapı, gıcırtılı bir iniltiyle aralandığında içeriden çıkan hava, geçmişin göğsüne bastıran soluğu gibiydi—küflü rutubet, kireç, kurumuş ilâç… ama altında başka bir şey daha vardı: tozun içine sinmiş, dişleriyle bekleyen bir yalnızlık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Avlunun ortasında, zamanın acımasızlığına direnen bir şadırvan duruyordu. Mermeri çatlamış, muslukları çoktan paslanmıştı. Nehir, yaklaşırken taş gövdesinde bir kazıma fark etti. El yordamıyla dikkatlice sildiğinde ortaya çıkan yazı titrek ama belirgindi. Arap harfleriyle kazınmıştı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Delilik, ruhun sustuğu, gölgelerin konuştuğu zamandır.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Altında bir kelime daha vardı, daha sade, daha kişisel:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Nehir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir’in boğazı düğümlendi. Bu kendi adıydı. Şadırvandaki yazı, yüz yıl önceden gelen bir hayaletin parmak izi gibi duruyordu. Geri çekildi. Bir anda rüzgâr durmuştu. O an yalnız olmadığını hissetti—ama his, sanki biriyle değil, bir hatırayla baş başa kalmış gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir hatıra, binanın taşlarına hapsolmuş ve yıllarca onu beklemiş gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam geri dönmeye hazırlanıyordu ki…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an, havada bir şey değişti. Zaman yavaşladı sanki. Gözlerini kapattığında burnuna, çocukluğundaki yaz akşamlarını hatırlatan yasemin kokusu doldu. Ardından—nereden geldiğini anlamadığı bir ses… ince, yumuşak ve sanki eski zamanlardan süzülmüş gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Dandini dandini dastana, danalar girmiş bostana…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir’in kalbi duracak gibi oldu. Bu ninni… Bu ses…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çocukken annesi her gece bu ninniyle onu uyuturdu. Ama daha da eskisi vardı: büyükannesi, köyde yıldızlar altında onu dizine yatırır, aynı ezgiyi hafifçe mırıldanırdı. Ne zaman korksa, bu ninni ona sığınak olurdu. Şimdi, yüz yıl önce terk edilmiş bir bimarhanenin taş duvarları arasında yankılanan bu ezgi, tarifsiz bir ürpertiyle yüreğine dokunmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Karpuz serer yere, kavun serer yere…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ses, sanki duvarların içinden süzülüyordu. Ne bir teypten ne bir insandan geliyordu; daha çok bir anının kendi kendine yankılanması gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir, gözleri dolmuş halde, şadırvandan uzaklaştı. Ninni, onu avludan binanın içine doğru çekiyordu. Loş, dar bir koridora yöneldi. Ayak sesleri taş zeminde yankılanırken, sanki bir çift adım daha onunla birlikteydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her adımda, ninni biraz daha yakından geliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Uyusun da büyüsün ninnnniii…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir kapının aralık olduğunu fark etti. Orası plana göre kapalı olması gereken eski tedavi odalarından biriydi. Kapı yavaşça açıldı. Nehir, derin bir nefes alarak içeri girdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ninni bir anda sustu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yerini derin bir sessizlik aldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Odanın duvarına, kurumuş bir elin parmak izleriyle yazılmış gibi duran bir cümle dikkatini çekti:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sen büyüdün ama ben hâlâ buradayım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir korkuyla geri çekildi, eliyle kapıyı hızla itti. Paslı menteşeler iç çekerek kapanırken içerideki serinlik aniden kesildi. Sırtını duvara yasladı. Kalbi ritmini şaşırmıştı. Elini göğsüne bastırarak derin bir nefes aldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra, bir an…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir kahkaha döküldü dudaklarından.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kısa, tereddütlü ve biraz da utanmış bir kahkahaydı bu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Koskoca mimarsın, Nehir,” dedi kendi kendine fısıldayarak. “Bir ninniden mi korktun şimdi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Titreyen parmaklarıyla kapıyı tekrar açtı. Gözlerini ovuşturup tekrar baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Oda bomboştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne bir yazı ne de kurumuş bir elin izleri…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sadece duvarlarda yılların ve küfün lekeleri, yerlerde toz zerrecikleri…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bütün o cümle, bütün o ses—sanki beyninin bir oyunuymuş gibiydi. Belki de mekânın geçmişle dolu olması, bilinçaltını tetiklemişti. Belki de bu kadar sessizlik insana fazla geliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam o sırada dış kapıdan ayak sesleri duyuldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir, iki, üç kişi içeri girdi. Restorasyon ekibinden Hasan, içeri neşeyle seslendi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ee mimar hanım, yalnız gezintiniz nasıl geçti?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir toparlandı, gülümsedi. “Oldukça… etkileyiciydi. Ama bu yerin bizim bildiğimizden fazlası var gibi.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Buranın mazisi karışık,” dedi Hasan. “Ama şimdi yeni bir sayfa açılıyor işte.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onlar kendi aralarında konuşarak ölçüm cihazlarını ve kroki planlarını açmaya koyuldular.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an, gün yeniden sıradanlaşmıştı. Duvarlar sessiz, gökyüzü aydınlıktı. Sanki biraz önce olan hiçbir şey yaşanmamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama Nehir’in içinde küçük bir kuş kıpırdanıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Karanlık bir uyarı gibi…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Buranın hafızası, henüz tamamıyla uyumamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve birkaç gün sonra, işler gerçekten değişecekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Üç gün sonra, binanın avlusu yeniden hayatla dolmuştu. Merdiven korkulukları sökülmüş, sıvalar kazınmış, duvar örnekleri alınmıştı. Tadilat, plan dahilinde ilerliyordu. Nehir, gün boyu çizimlerle uğraşıyor, taş dokusunun altında kalmış süslemeleri katalogluyordu. İlk gün hissettiği o uğursuzluk duygusu, yoğun iş temposunun içinde erimiş gibiydi. Hatta ninni olayını kimseye anlatmamış, kendisi bile “zihinsel bir refleks” olarak görüp geçiştirmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama o gece…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hasan, elektrik sisteminin planına göre bodrum katında bazı bağlantıların izini sürmek için aşağı inmeye karar verdi. Yanında genç stajyerlerden biri, Burcu da vardı. Nehir ise yukarıda, geç saatlere kadar röleve çizimlerine göz gezdiriyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kısa bir süre sonra, bodrumdan telsizle gelen tedirgin bir ses yankılandı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hocam… Nehir Hanım… bir ses var burada.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ne sesi?” dedi Nehir, telsizi eline alıp.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir kadın sesi… şey… sanki… sanki ağlıyor gibi.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir yerinden doğruldu. “Hasan, şaka yapmıyorsunuz değil mi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hayır. Şaka değil bu. Az önce Burcu geri çıkmak istedi. O da duymuş.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aşağı indiklerinde bodrum kat sessizdi. Taş duvarlar, rutubet ve zamanla kararmıştı. Elektrik henüz tam bağlanmamıştı, sadece birkaç seyyar ışık yanıyordu. Koridorun sonundaki boş hücrelerden birinde, duvar dibinde ince bir su sızıntısı vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama orada, en arkadaki odanın kapısı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendi kendine açıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçerisi tamamen karanlıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve Burcu hâlâ kendine gelememiş halde yere çömelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Elimi tuttu biri…” dedi titreyerek. “Yemin ederim… soğuktu. Ama gerçekti.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir içeri girdi. Boş odaya baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sadece nem, taş, zaman ve…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çok derinden, duyamayacak kadar sessiz bir fısıltı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sadece hissedilebilen.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Olayın ardından geçen birkaç gün boyunca bina sessizliğe gömülmüş gibiydi. Kimse olan biteni açıkça konuşmasa da, herkesin kendi iç sesiyle hesaplaştığı bir gerginlik havada asılıydı. Ama ustalar şakalaşmaya, mühendisler ölçüm verilerini tartışmaya ve hatta Nehir bile yeniden işine odaklanmaya başlamıştı. Sanki binanın içi, yaşanmış her şeyin üzerini kalın bir tozla örtmüş, hafızayı bastırmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir öğle vaktiydi. Ekip yemek molasındaydı. Binada yalnızca birkaç kişi kalmıştı. Onlardan biri Serhat’tı. Nehir’in eski bir okul arkadaşı, konusunda iş bulamadığı için Nehir’in ekibinde çalışıyordu. Kuzey duvarındaki geçici bir destek payandasını sökerken hafif bir esinti hissetti. Tozla kaplı taşın ardında gizli bir kapı fark etti. Çivilerle sabitlenmiş, zamanın kemirdiği kalın bir ahşap kapıydı bu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapıyı açtığında gözlerine inanamadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arşiv odası.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hiç dokunulmamış raflar, demir dolaplar, titizlikle yerleştirilmiş deri ciltli defterler, hasta dosyaları… Hepsi oradaydı. Serhat merakla içeri girdi. Belki belge niteliğinde bir şeyler bulurum diye düşünüyordu. Fakat dolaplardan birindeki siyah kaplı dosya dikkatini çekti. Üzerinde Osmanlıca bir mühür vardı ve kapağının köşesine kurşun kalemle şu not düşülmüştü:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Havva Ana / Kimliği tespit edilemedi / 1328 / Kriz sonrası gözlem altında”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dosyayı açtı. Sayfalar sararmıştı ama çoğu okunur durumdaydı. Eski doktor notları, çizimler, bazı tıbbi gözlemler… Ve arasında, siyah beyaz, yıpranmış eski bir fotoğraf.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fotoğraftaki kadın… Nehir’e tıpatıp benziyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aynı gözler. Aynı yüz hatları. Aynı yaş.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sadece giysiler farklıydı; 1920’lerin Osmanlı kadınlarına özgü sade bir ferace giymişti. Fotoğrafın arkasında solmuş bir yazı vardı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Havva Ana - Tanısız vaka / Zaman algısı kaymış. Kimi zaman kendi adını ‘Nehir’ olarak söylediği duyulmuştur. Şadırvan bölgesinde kriz anında yere çöküp kendi kendine ninni söylediği not edilmiştir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Serhat bir an için nefesini tuttu. Arkasındaki odadan bir tıkırtı geldiğini sandı. Dönüp baktı. Hiç kimse yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama dosyadaki bir başka detay gözünden kaçmadı: “Gözlemde kalması önerildi. Zamanla ileriye dair detaylar verdiği iddiası, doktorlar arasında tartışmaya yol açtı. Geri dönmesin diye kapatıldı.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Serhat, fotoğrafı elinde tutarken ne yapacağını bilemedi. Gözlerini tekrar tekrar görüntüye dikti. Nehir’e benzerliği öylesine çarpıcıydı ki, bu bir tesadüf olamazdı. İçini açıklayamadığı bir tedirginlik kapladı. Sonunda, ağır adımlarla yemek salonuna yürüdü. Nehir’i bulduğunda sesi alışılmadık bir ciddiyet taşıyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir saniye gelir misin? Çok tuhaf bir şey buldum.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir sessizce başını salladı ve Serhat’ın peşinden arşiv odasına döndü. Eski kapıdan geçerken burnuna çürümüş kâğıt ve rutubet karışımı ağır bir koku çarptı. Oda karanlıktı ama Serhat elindeki dosyayı masa üstüne dikkatle bıraktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Buna bir bakmanı istiyorum,” dedi ve dosyayı açtı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir, sararmış sayfaları çevirdi. Fotoğrafı gördüğünde nefesi kesildi. Kalbi, göğsüne sığmayan bir ritimle çarpmaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bu… bu ben değilim,” dedi titreyen bir sesle.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama öyleydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendi gözlerine baktı, başka bir zamandan.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fotoğrafın arkasındaki yazıyı okuduğunda ise dizlerinin bağı çözüldü. “Zaman algısı kaymış… Adını Nehir olarak söylediği duyulmuştur…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Elleriyle ağzını kapattı. Konuşamadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O sırada odada bir soğukluk yükseldi. Camlar titredi. Sanki hava bile bir anlığına nefes almayı bırakmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birden, eski bir kadın sesi odanın derinliğinden fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Nehir… beni duyabiliyor musun?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İkisi de sesin geldiği yöne döndü ama oda bomboştu. Sadece toz, raflar ve unutulmuş belgeler vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir irkildi. Serhat’ın koluna sarıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Biri bana seslendi…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Serhat yutkundu. “Belki… belki burası hâlâ o geçmişe açık. Sadece bir taraf geçebiliyor olabilir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir, başını hafifçe salladı. Gözleri yaşardı. Belli ki orada bir yerlerde, bir zamanlarda başka bir Nehir vardı. Ve hâlâ kurtarılmayı bekliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir, o gece binada tek başınaydı. Ekip ertesi sabah gelecekti. Ama içindeki o tanımlanamayan gerginlik, onu yerinde tutamıyordu. Arşiv odasında bulduğu dosyadan sonra her şey daha bulanık, daha derin bir hâl almıştı. Sanki binanın her köşesinde bir yankı, bir anı, bir çığlık vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">El fenerini alıp bodrum katına indi. Eski taş merdivenler, ayaklarının altında hafifçe sızlanıyor, duvarlardan sarkan kablolar rüzgârsız bir havada bile titriyordu. Dar bir geçitte, yıllardır kimsenin dokunmadığı gibi görünen taş bir kapıya ulaştı. Üzerinde eski Osmanlıca yazılar, çevresinde garip semboller vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapı kendiliğinden aralandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçeride… kendisini gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam karşısında, aynı yüz, aynı gözler, ama yüzünde yılların ağırlığı ve sessizliğin yorgunluğu vardı. Elbiseleri eski, rengi solmuş. Gözleri… beklemenin verdiği sabırsız bir delilik taşıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Nihayet geldin,” dedi eski Nehir. Sesi çatlak, ama keskin.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir konuşamadı. Gözleri doldu. “Sen…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben… senim,” dedi geçmişte sıkışmış olan. “1925’de buradaydım. Onlar beni iyileştirmeye çalıştılar. Ama ben sadece bir kazaydım. Zaman bir an büküldü ve beni içeri hapsetti.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir ellerini uzattı, dokunmak istedi ama elleri boşluğu kavradı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir kapı açıldı,” diye fısıldadı diğeri. “Ve kapandı. Yüz yıldır buradayım. Aynı gün, aynı saat tekrar geliyor. Şimdi bu zamanı değiştirme şansımız var. Ama dikkatli olmalısın. Kapan sadece bir kişiyi alır…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ne zaman?” diye sordu Nehir, gözleri korkuyla büyürken.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Cuma gecesi. Saat 23:33. Bu odaya gelmelisin. Yalnız olmalısın. Bu sefer başka biri olursa… onun sonu olur.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir titredi. “Başka biri mi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Adını bilmiyorum. Ama yakında öğreneceksin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Cuma gecesi geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Herkes odalarına çekilmişti. Elektrikler yine gitmişti. Bodrumdaki taş kapı yeniden aralandı. Ama Nehir henüz oraya ulaşamamıştı malzeme odasına uğramış aşağıya inebilmek için el feneri aramaktaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu sırada Burcu, duvardan gelen garip bir fısıltıyla uyanmış, Nehir’in sesine benzettiği bir çağrıyla cep telefonu ışığı ile Nehir’e seslene seslene adımlamıştı taş zemini. Bodrum’daki kapının eşiğine geldiğinde, içeride bir hareket hissetti. İçeri bir adım attı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapı gürültüyle kapandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir merdivenleri indiğinde, geç kalmıştı. Çığlık yoktu. Ses yoktu. Sadece sessizlik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapıya yaklaştı. Elini taş yüzeye koydu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Orada yazıyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kapan, birini alır. Diğerini bırakır.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçeride, Burcu artık geçmişin bir yankısıydı. Nehir dışarıda kaldı. Yüz yıl sonra başka biri, aynı karanlığa düşmüştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama Nehir bu sefer biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir hemen soluğu Serhat’ın odasında aldı. Yıllardır tanıdığı, üniversiteden beri çalışmalarında beraber ter döktüğü aslında eski bir epigraf uzmanıydı. Serhat, onun yüzündeki rengi görünce sorularını yutmuş, hemen kalkıp peşine takılmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Binaya girdiklerinde hava farklıydı. Sanki yapı, geceyle birlikte başka bir tene bürünmüştü. Rüzgâr yoktu ama pencereler hafif hafif titriyordu. Serhat sessizdi, Nehir konuşmak için kelimeleri toparlamaya çalışıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonunda, eski taş kapının olduğu yere geldiler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bana delirdiğini söylemeye geldin sandım,” dedi Serhat, gözlerini duvara dikmişken. “Ama buradaki yazılar… Nehir, bu semboller hiçbir yazılı dile ait değil. Karma bir yapı var burada. Süryanice, Arapça, hatta eski İbrani harflerinden kırıntılar.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir içini çekti. “Ben de öyle düşündüm. Ama burada bir mesaj var. Bu bina, zamanı bükebilen bir şeye ev sahipliği yapıyor. Ve ben… Burcu’yu kaybettim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Serhat kaşlarını çattı. “Kimseyi kaybetmedik. Henüz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O anda, yeniden arşiv odasına dönmeye karar verdiler. Nehir, dosyayı eline aldığında dizlerinin bağı çözüldü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fotoğraf değişmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Artık o eski, solmuş fotoğrafta Burcu’nun yüzü vardı. Aynı donuk bakış, aynı duvar önündeki poz. “Havva Ana – Hasta No: 077” yazıyordu altında. Tarih… 1925.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Serhat dosyayı aldı. “Bu imkânsız. Bu kâğıdın yaşı yüz yılı aşkın ama mürekkep hâlâ taze.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an Nehir’in gözleri avlunun şadırvanına kaydı. Şadırvanın taşlarına kazınmış semboller, farklı bir anlam kazanmıştı şimdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bunlar… bir kapı açma ritüelinin parçaları,” dedi Serhat. “Zaman Kırımı dedikleri şey, sembollerin belli bir düzende okunmasıyla tetiklenmiş olabilir. Ama aynı şekilde geri de döndürülebilir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İpuçlarını birleştirdiklerinde, tüm sembollerin avlunun dört köşesinde bulunduğunu fark ettiler. Serhat, sembolleri çevirip Nehir’e sıraladı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“23:33, Kurban, Yankı ve Aynı Gün.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her biri, duvarın bir köşesinde kazınmıştı. Nehir bir anlığına şadırmvana yaslandığında altında bir şeyin kıpırdadığını hissetti ve merkezdeki şadırvanın tam altında, bir geçit ortaya çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gece yarısı geçidi açmak için gereken son şeyin, geçmişten gelen yankının tekrar etmesi olduğunu fark ettiler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir, Burcu’nun sesini anımsamaya çalıştı. O geceden kalan uğultuları. O ninniyi. Serhat şadırvanın altına inmek için kapıyı açarken, Nehir eski Türk ninnisini mırıldandı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Dandini dandini dastana / Danalar girmiş bostana…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ses… cevap verdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Taşlar yerinden oynamaya başladı. Binanın zemini sarsıldı. Işıklar söndü. Şadırvanın altındaki geçit, zamanın kendisi gibi içeri çöktü. Nehir ve Serhat, geçidin içine atladılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Geçidin sonunda, zamanın durduğu bir odadaydılar. Duvarda, Burcu. Dondurulmuş gibi. Ellerini uzatmış, gözleri korku içinde açık. Nehir ağlayarak yaklaştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Şimdi,” dedi Serhat. “Sembolü oku. Geri çağır.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir taş zemine kazınmış son sembole dokundu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Işık patladı. Her şey titredi. Bir çığlık duyuldu—ama bu sefer Nehir’in değil, zamanın kendisiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve bir anda… her şey karardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir gözlerini açtığında binanın dışındaydı. Sabah olmuştu. Elinde hâlâ tozlu dosya vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Serhat yanında nefes nefeseydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Binaya tekrar girdiklerinde herkes oradaydı. Burcu da.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Koştu Burcu’ya sarıldı. Ancak içini garip bir his kapladı. Hemen birkaç adım uzaklaştı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Burcu ona baktı. Gülümsedi. Ama… o gülümseyişin altında bir şey vardı sanki. Gözleri, bir başkasının gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Koridorda ilerleyip elindeki dosyaya tekrar baktığında, bu sefer içinde hiç fotoğraf yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve Nehir dönüp, Burcu’ya bir kez daha baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Burcu imalı bir gülümsemeyle gözlerini Nehir’e dikmişti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nehir onun gözlerinde kırmızı bir gölge gördüğüne yemin edebilirdi…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ODA 4</title>
<link>https://fikirizleri.com/oda-4</link>
<guid>https://fikirizleri.com/oda-4</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f4f60a0fd29.webp" length="81640" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 08 Apr 2025 13:10:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meral YILDIRIM</dc:creator>
<media:keywords>GEMİ, YETİMHANE, SUZİ</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">ODA 4<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Gözkapaklarım çok ağırdı. Kaldırabilmek için mücadele ediyordum. Aslında gözlerimi yeniden açmak ve dün geceki sahneyi hatırlamak istemiyordum. Birinin hızla beni dürttüğünü farkettim. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">-Mary Ann hadi kalk bütün gezi boyunca burada, odanda uyuyacak mısın? Kalk da şu güzel havayı içine çek. Gözlerimi hafifçe araladım. Bu ses, bu ses? Bu ses sendin. Etrafıma bakındım. Tipik bir gemi kamarasındaydım. Hafif bir sallantı vardı. Şaşkın şaşkın etrafıma bakınınca bana döndü ve Mary Ann aşkım hadi kalk ve benimle kahvaltıya in. Ayağa kalkınca hemen ayna aradım. Karşı duvarda asılı çerçevesi ahşap oymalı büyükçe bir ayna vardı. Hemen ona bakmak istedim. Ben dün gece yetimhanedeydim ve 13 yaşındaydım. En önemlisi Suzi’nin bacağını kesmişlerdi. Çok acı çekiyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Aynaya baktığımda 40 lı yaşlarıma geri döndüğümü fark ettim. Bütün bu gördüklerim demek ki rüya idi. Harry yaka paçasını düzeltirken bir ara bana döndü. Mary aşkım dün gece neredeydin? Bir ara tuvalete gittiğini düşündüm. Ama epey bir süre gelmedin. Çok merak ettim. Kalkıp peşinden seni aramaya çıktım. Gemide her tarafı kolaçan ettim. En son kamaraya geri dönmeye karar verdim. Geldiğim de sen çoktan yatmış uyumuştun. Allah’ını seversen söyle 20 dakika kadar ortadan kayboldun. Neredeydin?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Ben en son gemi için Harry’nin bavul hazırladığını hatırlıyordum. Sonra dışarı çıktım ve yaşadığım şatonun karanlık oda diye isim verdiğim odasına girdim. O andan itibaren yetimhanedeki yaşadığım olayları hatırladım. Benim için günler geçmiş, ardı sıra bir sürü olay yaşamıştım. Ama Harry sadece 20 dakika ortadan kaybolduğumu söyleyince ben de şaşkın bir şekilde sustum ve anlam veremedim. Hoş dün gece Harry ile birlikte bu gemiye bindiğimi bile hatırlamıyorum. Aynaya baktım. Elimle yüzümü gözümü ovuşturmaya başladım. Çıldırmaya mı başladım ben. Neler oluyor? Suzi evet Suzi, nolacaktı ona? Ağlamaya başladım. Gözlerimden yaşlar istemsizce akıyordu. Demek ki tüm yaşadıklarım bir rüya değildi. Ellerimle çabucak gözyaşlarımı sildim ve Harry’ye döndüm. Harry derin mavi gözlerini hiç kırpmadan bana bakıyordu. Sorduğu sorunun cevabını beklediği belliydi. Harry:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">-Mary evet seni dinliyorum?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">-Bişey yok sadece hava almaya çıktım. Biraz dolaştım gemide. Sonra da yatağıma döndüm. Sen de o sırada dışarda beni arıyordun herhalde, o yüzden denk gelmedik. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">-Başka bir şey yok değil mi? Yoksa? Yine eskiden olduğu gibi bir şeyler mi görüyorsun. Bana doğruyu söyle canım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kaçamak bir bakış attım. Zoraki sahte bir gülümseme yüzüme yerleştirdim. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">-Yok canım. Bir şey olduğu yok. Telaş edilecek bişey yok. Hiçbir şey gördüğüm de yok. Harry’yi endişelendirmiştim. Cevabımdan pek tatmin olmadığı, aslında yüzünden belli oluyordu. Sonra yanıma gelerek şefkatle bana sarıldı. Bak ben yanındayım. Eğer bir şeylerden rahatsız oluyorsan, benimle paylaş lütfen. Hadi, şu çıktığımız güzel gezinin tadını çıkaralım ne dersin?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kollarının arasında kendimi çok emniyette hissediyordum. Sımsıkı ve sıcacık kolları ve çok güzel bir yüreği vardı Harry’nin. Derin bir huzur buluyordum kollarının arasında. Hiç bitmesin istiyordum bu sıcaklık, bu güven duygusunun. Onun kucağı bana güvenli bir limandı. Hep öyle oldu. Sabırla ve itinayla aradan geçen yıllara rağmen, hem benimle hem de yıllar içinde yaşadığım sanrılarımla, birlikte mücadele etti. Hemencecik üzerime rahat elbiseler çektim. Bir gömlek ve kot pantolon omuzlarıma da rüzgârdan korunmak için bir şal almıştım. Harry benden önce kamaradan çıktı. Ben ise dün gece gördüklerimden sıyrılamayıp hala içinde yaşıyordum. Suzi Suzi Suzi… Aklım fikrim hep ondaydı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Saçımı başımı düzeltmek için aynaya baktım. Dehşet içinde geri çekildim. Ayna yine kan rengine bulanıyor ve içinden Suzi’nin çığlığı geliyordu. Suzi’nin eli aynadan bana doğru yönelmiş ve yardım et çığlıklarıyla kamaranın kapısını gösteriyordu. Bütün vücudum buz kesti. Titreme ile beraber korkunç bir üşüme geldi. Sırtıma attığım şalıma sımsıkı sarıldım. Gözlerimi aynadan çekip elimle yüzümü kapatmıştım. Ancak Suzi’nin bağırması ile çıkan çığlık sesine engel olamıyordum. Bütün gücümü topladım. Hızla dönüp kapıyı açtım. Koridora çıkınca kendi evimin üst katında Ayı Poe’nun odası önünde kendimi buldum. Tekrar evime dönmüştüm. Bu lanet evden bir türlü kurtulamıyordum. Kaderime yine teslim olup, hızla odanın kapısını açtım ve kendimi içeri attım. Yetimhanenin yemek salonunda kendimi buldum. Diğer çocuklarla sıraya girmiş yemek almak için bekliyordum. Birden önümde Suzi’nin durduğunu fark ettim. Aksayarak önümde adım atıyordu. Hemen bacağına baktım yerindeydi. Derin bir nefes aldım. Arkadan Suzi’ye sarıldım. Suzi şaşkınlıkla dönüp bana baktı. Aptal bir gülümsemeyle onu seyrediyordum. Mary noldu? Dün geceden beni çok özlemişsin galiba deyip sırıttı. Evet dedim kötü bir rüya görmüştüm. Ama şimdi seni görünce çok mutlu oldum. O sırada yemek kuyruğuna kızıl sakal yaklaştı. Suzi’nin omzuna vurarak <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">-Suzi Angel ! Yemekten sonra Müdire Bayan Annabel seni çağırıyor. Ona göre çabuk ol. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Birden bacaklarımdan bir güç boşaldı. Eyvah korktuğum başıma mı gelecekti. ?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Neden seni çağırıyorlar? Dedim. Bilmem dedi Suzi. Yemek sırası bize gelmişti. Dalgın bir şekilde verdikleri bir parça somun ekmeğini ve bir kap bulamaç yemeği aldık ve orada bir masaya oturduk. Yemek yiyemiyordum. O kadar kötü bir görüntüsü vardı ki, ne olduğunu anlamamıştım. Dalgın dalgın o bulamacın içine bakıyordum. Korkunç düşünceler beynimin etrafında dolaşıyordu. Ya önceki gördüklerim gerçek olursa? Ya Suzi’nin bacağını keserlerse?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">-Hey Mary yemiyorsan yemeğini ben alabilir miyim diyen Suzi’nin sesiyle irkildim. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Yemek tabağını ona iterek, <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">-Hayır, iştahım yok yemicem. Hem zaten bu berbat şeyi yemesem daha iyi olur. Suzi iştahla tabaktakileri kaşıklamaya devam etti. Akşam karnın guruldayınca pişman olma, derken olacaklardan habersiz bir şekilde çabucak tabaktakileri sıyırdı ve hepsini yedi. Hadi ben kaçtım. Bayan ANNABEL bana belki güzel bir aile bulmuştur. Onun haberini verecektir kesin, diyerek aksaya aksaya müdirenin odasına doğru çıktı. İçimde büyük bir huzursuzlukla gözden kayboluncaya dek onu izledim. Eğer önceki şahit olduğum olaylar gerçekleşecekse bu sefer buna mani olmalıydım. <o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Burası Cehennem Taburu!</title>
<link>https://fikirizleri.com/burasi-cehennem-taburu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/burasi-cehennem-taburu</guid>
<description><![CDATA[ Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar... İçinizdeki savaşçınız ve mücadele ruhunuz nasıl böyle ön plana fırlattı kendini, siz bile şaşıracaksınız! Şimdi en sevdiğiniz koltuğunuza iyice yapışın ve harika bir maceranın orta yerine ışınlanmaya hazır olun... Burası, Cehennem Taburu! ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f549668e296.webp" length="25212" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 07 Apr 2025 16:12:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kerem DEMİR</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>"Aaa! Cezasını vermesin beya! Bu bozuk ciyazla bi şeyler çalınabiliyomuş! Eyi kötü ses te çıkattırılıyo be! Tüü! Eem de çaldıklarımı kayıt bile edebiliyomuş, seveyim senin gözünü teknoloji gibi beya! İiç mi iç umudum yoktu bu kanundan. Bi akordiyonu bozukmuş bunun, ona da şindik bi ayar çektim mi, tamam işte beya! Miss! Canavar gibi ciyaz bu daaa yepyeni çalışır er bir tarafı! "</p>
<p>Diye söylendi Üsnü... Rahmetli dedesi inat etmiş, ille de Trakya'lı olduğu belli olsun diye onun adını, kimliğine bu şekilde yazdırmayı başarmıştı. Saatler süren bu enstrüman tamiri boyunca, yüzünde kocaman bir gülümseme asılı kalmıştı. Defalarca kez kendini gülerken yakalıyordu. Orduevi'nde bulduğu bu müzik aletine maziden beri duyduğu hayranlık; bu gönülden bağlılık, onu içinde bulunduğu durumdan hemen sıyırıp, saklı bir cennetin kapıları önüne getirmişti. En sevdiği müzik aleti ile vakit geçirirken tarifi zor, fevkalade bir mutluluğun en tatlı yerindeydi Üsnü. Büyük bir heves, yüksek bir heyecan ve bir o kadar da tedirgin hissediyordu. Çünkü bu enstrümanı zamanında tamir edemezse, askeri bir cezaya çarptırılabilirdi! Hayatta başka hiçbir işten anlamazdı. Tek yapabildiği, bir müzik aleti çalmaktı. Fakat bu konuda o kadar yetenekliydi ki belki de dünyada ondan daha iyisi yoktu. Çaldığı eserlerlerle; dinleyicilerini hıçkıra hıçkıra ağlatabilir, bitkin bir insanı döktürürcesine oynayabilirdi. Adeta dinleyicilerin duygularını kukla gibi hareket ettiriyor, "benim" diyen bir ruhsuzun bam teline dokunabiliyordu... Ağır manipülatif, anhedoni, huysuz ve nevrotik bir kadınla, aile baskısı sebebiyle zorla evlendirilmişti. Eğer o zengin kadınla evlenmezse, "Sokmam bi daa seni bu maaleye! Akkımı da elaal etmem! Geemeycen mezarıma da sakın senin mezarına da ben geemem Üsnüü!" diye bağırmıştı babası, avazı çıktığı kadar! Seferberlik çıktığını duyunca; bari bir müddet karısının çenesinden kurtulmak ümidiyle, savaşa katılmak için orduya yazılmıştı Üsnü." Abe naşayım madem savaşa da kafamızı dinneriz baare beya! Başka türlü kurtulamaycam bu naalet karının çenesinden! Yidi beni Allah yisin bunu!" diye söylenerek, uzun süre kendi iç dünyasında, çok derin düşüncelere dalmıştı ve nihayetinde karar vererek orduya katılmıştı... Sonunda müzik aletini başarıyla tamir etti. Müzisyen olduğu için onu Orduevi'ne almışlardı, gel gör ki ne fayda, savaş kapıdaydı... Şimdi onu başka bir askeri birliğe göndermişlerdi. Zaten en başından, askerlikle ilgili hatırladığı pek birşey kalmamış gibiydi. Bir anlık hevesle gitmişti, askerliğinden belki güzel hatıralar kalmıştı zihninde ama onun hatırladığı kadar da kolay değildi. Disiplin, çelikten bir örs gibi her sabahın beşinde, buz gibi ensesindeydi. Müzik aletini geride bırakmış; bütün sosyoekonomik imkanları yok olmuş ve daha kapıdan içeri girerken tüm eski hayatı, bir ceket gibi sırtında parçalanıp yok olmaya yüz tutmuş, çırılçıplak kalmış bir müzisyen olarak, askeri üniformasını giymişti. Bu şerefli üniforma, yeniden dünyaya gelmiş gibi hissettirdi kendini ona. Fakat gerçekten yeterli gücü, sabrı var mıydı, şüphedeydi. Müzik çünkü, çalabilmek, dinleyebilmek, paylaşabilmek... Onun için en büyük özgürlük, işte tam olarak buydu! Bugün dağın tepesinde, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde, tam anlamıyla özgürdü Üsnü. Hem de herkes tutsakken, kendi zihinlerinde. Onun zihninde nağmeler, notalar ve sadece sevdiği şarkılar vardı. Ağustos'un son günleri, saat öğleden sonra üçü beş geçiyordu... Şu anda burada tuvalete gitmek yasak! Bütün kapıları kapattılar, kimseyi salmıyorlar, hiçbir yere. Günün orta yerinde tuvalet yasağı çıkarmışlardı! Az önce bir haber gelmişti onlara dışarıdan, bugün hava otuz dokuz derece imiş. Üstüne üstük koğuştan dışarı adım atmak da yasakmış. Birkaç kişi birden bağırmaya başladı, "Altıma işesem ne farkeder!" "İşerim lan burda!" falan gibi kelimeler işitildi. "Ne halt varsa yasaklanmış! Ölelim mi yani!" Diye nidalar pencereden göğe yükselirken; zor durumda olanlar plastik şişelere işediler, kapaklarını da sımsıkı kapadılar, nezaketli çocuklardı hepsi. Bütün gün sular seller gibi terlediği için iyiki de böyle bir şeye ihtiyaç duymadığını düşündü Üsnü. Sabahın saat ikisinde, üçünde ve dördünde yoklamalar için uykudan uyandırılıp tek tek sayılmalarının ardından, saat beşte her biri kendiliğinden uyanmıştı zaten... Haritaya derin derin baktı bu sabah; memleketin bir ucundan, taa öteki ucuna göndermişlerdi Üsnü'yü, resmen sürülmüştü. Yolculuğun tamamı berbat, uzun, meşakkatli ve çok zahmetliydi. Şoför ve muavin, sigaralarını gizlice araçta içtiler ve yaklaşık beş saat boyunca hiç mola vermediler. On dört saati bulan bu yolculuk boyunca; yolcuların kimi açlık, kimi sigara, kimi de tuvalet krizine girdiler defalarca kez ama ne hikmettir hiç şikayet eden olmadı... </p>
<p></p>
<p></p>
<p>-Allah kurtarsın! </p>
<p></p>
<p></p>
<p>-Allah qurtarsın gardaş! </p>
<p></p>
<p></p>
<p>-Allah kurtarsın hafız! </p>
<p></p>
<p></p>
<p>-Rafığh Allah gurtarsın Rafığh! </p>
<p></p>
<p></p>
<p>-Allah ğhurtarsın bremın! </p>
<p></p>
<p></p>
<p>-Allah gurtarsınq yiğidim! </p>
<p></p>
<p></p>
<p>+Ne bu bööle beya, mapusaneye mi düştük?</p>
<p></p>
<p></p>
<p>-Kaşlarını çatma öyle acemi... Burası cehennem taburu! Burdan çıkış yok! </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Geldiği tam iki hafta olmuştu ve o gün dahil üç gündür de hastaydı zaten Üsnü. Bir yere çıkacak hali bile yoktu. Fakat her şeye katlanmayı en başından göze almış ve bu yola kendi isteğiyle çıkmıştı. Belki bu yolculuk on yıl sürse, belki de bir daha asla eve dönemeyecek olsa bile, o bunu kabul etmişti ve o kadına geri dönmek istemiyordu. Canının son raddesine, kanının son damlasına kadar vazgeçmeyecekti ve kader ne getirirse ona razıydı. Çevresinde; sürekli olumsuz konuşan, mızmızlanan hatta kimi sessizce dudaklarını büzerek, kimi de hıçkıra hıçkıra ağlayan kocaman adamlar görüyordu. Çünkü savaş eğitimi, savaşın bizzat kendisidir... Bir mesleğe yönelik eğitim aldığınızda eğitiminizi başarı ile tamamlarsanız ve nasibiniz varsa, bunun sonucunda o mesleği icra etmeye başlarsınız, işi kazanmışsınız demektir. Fakat savaş eğitiminde, daha önceden ölüme hiç bu kadar yaklaşmadığınızı iliklerinize kadar hissedebilir ve dahi ölebilirsiniz de... Savaş kandır, acıdır, gözyaşıdır! Zafer kazanmak ise muallakta olduğunu düşünürseniz, gerçekten de sonsuza kadar muallakta kalmaya devam edecektir. Bu tökez telleri, onun hayatındaki olumsuz düşüncelere ne kadar da çok benziyordu böyle! Dümdüz hayat yolunda yürüyor zannederken kendini, gece bilmeden üstüne bastığı tel, ondan çok uzaklardaki düşmanı, yani şeytani duygularını harekete geçirirmiş meğer. Bütün sahte dostları gerilla tuzağıymış mesela... Yakındaki dost zannettiğimiz düşman, işte gerçek bir bubi! En tehlikeli onlardır. Deniz seviyesindeki sessiz bir ortamda, iki arkadaşınız usulca dedikodu ederlerse, sessiz kalmayı başarırsanız elli metre uzaklıktan onların ne konuştuklarını rahatlıkla duyarsınız. Gece karanlığında yönünüzü kaybettiniz, endişelenmeyin! Eğer gökyüzünün tamamı gözlenemiyor, bir takım yıldızı tanınmıyor ise diğer yıldızların herhangi birinden yararlanılabilir... Yapılması gereken, herhangi bir yıldızın ne tarafa hareket ettiğini izlemektir. Herhangi bir çubuğu yere dik şekilde sabitleyin ve tam yıldıza nişan alır gibi on dakika gözlemleyin. Eğer yıldız sağa doğru hareket ediyorsa bakmakta olduğunuz yön Güney, yıldız sola hareket ediyorsa bakılan yön Kuzey, yukarı hareket ediyorsa Doğu, yıldız aşağı doğru hareket ediyorsa sizin bakmakta olduğunuz yön Batı'dır. Kar bir günlük ise, kar kalınlığı ne kadar olursa olsun ayak izlerini ayrıntılı şekilde görebilirsiniz. Kısa çimler sık ise, ayak izlerinin özelliklerini taşımaz ancak eğilmesi neticesinde diğer yerlere nazaran bir koyuluk meydana gelir. Düşman akarsuya girerek izini kaybettirmeye çalışırsa, su içinde ayakla basılan yerler taşların dönmesine neden olur. Dönen taşların alt kısımları koyu renkli ve lekelidir. Bir kibrit çöpü, hayvansal yağlar kullanılarak su geçirmez hale getirilebilir. Su geçirmeyen kibrit yaklaşık on iki saniye yanık kalır. Muhtemel bir hayatta kalma mücadelesinde emilerek, besin olarak kullanılabilir. Günün birinde bir tank avlamak isterseniz eğer... Bütün bunları niçin öğreniyordu ki! Sonuç itibarıyla silahsız insanların, kadınların ve çocukların arasına elbet bir gün dönecekti... Fakat su uyur düşman uyumazdı ve bela asla geliyorum demezdi! Sürekli çevresinde; ayağındaki botun ağırlığından şikayet eden ve bunun bir saçmalık olduğunu zannederek anlam veremeyen arkadaşları vardı. Fakat onlar günün birinde; bir merak uğruna Çin'deki Şaolin Manastırı'na da gitseler, hadi bir merak daha deyip kung fu ritüeline katılsalar, ayaklarına kiremitler tuğlalar bağlayacaklardı iple. Onlar bundan sonra, o şekilde hareket edecekler yürüyeceklerdi ve o ipler çözüldüğü vakit, artık uçabileceklerini falan zannedecektiler. Bacak kasları en iyi ve en pratik bu şekilde güçlenebilirdi. Çünkü savaşta koşamazsan, yürüyemezsen, olduğun yerde ölürsün! Nihayetinde; onca notaya, şarkıya, ritime rağmen, Üsnü'nün hep duymayı beklediği o yılmaz, o güçlü, o robotik ses:</p>
<p></p>
<p>-Tabur rahat! </p>
<p></p>
<p>-İstirahat et! </p>
<p></p>
<p>        ve kulakları yırtarcasına, toprak zeminin sallandığını bize hissettiren o toplu haykırış:</p>
<p></p>
<p>+ Sağol! </p>
<p></p>
<p>      Türk balası kurt olur, bastığı yer yurt olur! Bilirim ki yeryüzünde nerede bir cehennem vardır, Kahraman Türk Askeri gidip orayı çiçek bahçesine çevirecektir Allah'ın izniyle. Allah,Türk Askerini ve dahi tüm Vatan Sevdalıları'nı korusun...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayat İçin</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayat-icin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayat-icin</guid>
<description><![CDATA[ Küçük Bir Hayat Öyküsü ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f18004c1c87.webp" length="28752" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 05 Apr 2025 21:47:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Duygu HAMLI</dc:creator>
<media:keywords>Hayat, Edebiyat, Öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br>Buz gibi soğuk odasında uyurken, neredeyse yüzünü bile örtecek şekilde çektiği yün <br>yorganını aniden gelen çığlıklarla hızlıca açtı. Annesi hıçkırarak ağlıyordu. Evet, bir kız <br>kardeşi daha olmuştu… Annesinin hıçkırarak ağlamasının bundan olduğunu düşündü. Dört <br>kız çocuktan sonra aileye beşinci kız çocuk dâhil olmuştu sonuçta. Ama yanılıyordu, <br>annesinin içinden geçenler tam olarak onun düşündüğü gibi değildi… </p>
<p><br>Annesi çocuklarını çok seviyordu. O kadar işin gücün arasında onlarla oyunlar <br>oynuyor, derslerine yardımcı oluyordu. Ablası bu sene sınava girecek ve kazanırsa şehirde <br>okuyacaktı. Babasının bu konuda hakkını yiyemezdi. O da kızlarını çok severdi. Onların <br>eğitimi için elinden ne gelirse yapardı. Babası aslında aile büyüklerinden birileri olmadığı <br>sürece eşine her konuda yardımcı da olurdu. Annesi ve babası severek evlenmişlerdi. Köy <br>yerlerinde genelde görücü usulü olurdu evlilikler. Annesi bu konuda hep çok şanslı olduğunu <br>söylerdi. Birbirlerine sevgi dolu gözlerle bakarlardı. Babasının erkek çocuk isteği de zaten <br>hep bu köy baskısındandı. Yoksa onlar çekirdek ailelerinde çok mutlulardı. Babası evlat <br>ayrımı yapmaz, hepsini çok severdi. Hayat zordu. Geçinmek hiç kolay değildi. Hele köy <br>yerinde işler fiziksel güç isterdi. Bu nedenle birbirlerine hep yardım ederlerdi. Annesi, hamile <br>olduğundan işleri yapmakta zorlanıyordu. Özellikle son aylarda, işlerin çoğu babasına <br>kalmıştı. <br>                                        (1 gün önce) <br>Babası, Güneş ışıklarının penceredeki aralıktan içeri süzülüp gözüne gelmesiyle <br>uyandı. Aslında uyuyalı birkaç saat anca olmuştu. Bütün gece annesinin ağrılarından dolayı <br>kimse uyuyamamış, sabaha karşı hepsi oldukları yerde dalıp kalmışlardı.  Babası kısa bir süre <br>tavana gözlerini dikip boşluğa öylece baktı. “İçinden, yaradana eşini ve çocuklarını verdiği <br>için şükretti. Bir evlat sahibi olabilmek için eşinin 9 ay boyunca nelere dayanmaya <br>çalıştığının en yakın şahidiydi. Yeni bir can dünyaya getirmek ne kadar kutsaldı. O kadar <br>acıyı çekip; doğum yapmakla iş bitmiyordu. Bundan sonrası daha meşakkatli bir yoldu. Bu <br>yolda eşine destek olacağına söz verdi kendi kendine… Başını eşinden tarafa çevirdi. <br>Simsiyah uzun saçları yastığın üzerine dökülmüştü. Usulca bir tutam saçı avucuna alıp, <br>öptü. Büyük bir hayranlıkla onu inceledi. Kirpikleri ne kadar da uzundu. Burnu küçücüktü.                    Dudaklarının rengi buğday tenine o kadar güzel yakışıyordu ki... Yalnız gece <br>boyunca çektiği acılardan dolayı çatlamıştı dudakları. Yavaşça yataktan kalktı, eşini <br>uyandırmak istemiyordu. Mutfağa doğru yavaş adımlarla ilerledi. Mutfağın yanındaki <br>odada yatan kızlarına baktı kapıdan. Ne kadar masumlar diye düşündü. Kadir kıymet bilen <br>insanlara denk gelin inşallah diye aklından geçirirken; kalbinin sızladığını hissetti. Boğazı <br>düğümlenmiş, nefes alamaz olmuştu. Anlık bir durumdu bu, birkaç dakika sonra geçti. <br>Daha önce de olmuştu. Mutfakta önce çayı koydu. Yumurtaları, kaynatmak için dolaptan <br>çıkarıp yıkadı, tencerenin içine koydu ve ocağa yerleştirdi.” Babası derin düşünceler içinde <br>kahvaltıyı hazırlamaya devam etti. En büyük ablası seslere uyanmış, kalkıp mutfağa gelmişti. <br>Babasına gülümseyerek günaydın, dedi. Elini yüzünü yıkayıp bahçeye çıktı. Kahvaltı için <br>dalından domates, biber, salatalık toplayıp geldi. Bir tabağa hepsini doğradı. Yere sofra <br>örtüsünü serdikten sonra kardeşlerini uyandırmaya odaya gitti. Babası, kahvaltılıkları tepsiye yerleştirip, içeriye taşıdı. Annesinin yattığı odaya doğru yürüdü babası büyük bir hevesle, <br>heyecanla… Onu öperek uyandırdı. Annesi gülümseyerek açtı gözlerini. İyi ki sen, dedi <br>sadece. Beraber odaya geçtiler. Çocuklarda sofraya çoktan yerleşmişlerdi bile. Tam oturup <br>güle oynaya kahvaltı yapacaklarken kapı çalındı.  <br>Ablası kapıyı açmaya kalktı. Gelenler, dedesi ve babaannesiydi. Pek hayra gelmiş gibi <br>durmuyorlardı. Aradan çok geçmeden kapı gene tıkladı. Ama öyle sakin sakin değil, alacaklı <br>gelmiş gibi vuruyorlardı kapıya. Amcaları da gelmişti… Yanlarında, zayıf, uzun boylu, sarı <br>saçlı, mavi gözlü güzelce bir kız vardı. Kızın yaşının küçük olduğu ve korktuğu çok belli <br>oluyordu. Önce babaannesi başladı konuşmaya, annesi yine kız bebek doğurursa diye bu kızı <br>bulmuşlardı babasına evlenmesi için. Erkek çocuk doğuramayana kadın denmezmiş, soyları <br>nasıl devam edecekmiş. Ablası bu cümleyi duyduğunda önce annesine baktı. Annesi hiç tepki vermiyordu. Sanki başına gelecekleri hissetmiş gibiydi. Buralarda bu tarz olaylar çok <br>yaşanırdı belki de ondandı garipsememesi. Sonra babasına çevirdi gözlerini… Babası <br>gözlerini bir noktaya sabitlemiş öylece bakıyordu. Canı gibi sevdiği eşi ile ailesi arasında <br>kalmıştı. Annesi, onu doğuran büyüten kadın, nasıl olurdu da böyle konuşabilirdi. Konuşmayı <br>bırak nasıl ona evliyken başka birini bulup getirebilirdi. İki arada bir derede kalmıştı babası; <br>“anne” diyebildi sadece çünkü dedesi konuşmaya başlamıştı. Dedesi uzun boylu, ela gözlü, <br>cesur bir adamdı. Onun lafının üzerine kimse laf söyleyemezdi. Köyde tanınan, sevilen ve en <br>önemlisi sözü geçen biriydi. Dedesi “Bugün yarın doğum olur, eğer bu kadın gene kız çocuk <br>doğurursa, hala kapının girişinde bekleyen kızı işaret ederek; bu kız senin karın olacak ve bize <br>erkek torun doğuracak” dedi ve evden çıktı. Arkasından babaannesi ve amcaları gittiler. Bir <br>tek o kaldı. Amcaları ile gelen o kız. Kapıda öylece duruyordu…  <br>Babası, duvarları yumrukluyordu. Hiçbir şey söyleyememiş olmasına mı yansın, <br>yüzyıllardır değişmeyen bu kadın-erkek eşitsizliğine mi yansın bilemiyordu. Ablası, kızı içeri aldı. Kapıyı kapattı. Kıza hiç kimse tek laf etmedi. O da burada olmak istemiyordu. Zorla <br>getirildiği her halinden anlaşılıyordu. Evdeki derin sessizlik babasının sözleri ile bozuldu. <br>“Hazırlanın gideceğiz buralardan” dedi. Annesi şaşkınlıkla babasına nereye gideceklerini <br>sordu. Ne fark edecekti ki neresi olduğu, önemli olan hep birlikte huzurla yaşayacakları bir <br>yer olması değil miydi?  </p>
<p><br>Annesinin olduğu odaya doğru koştu. Ablası, annesine sarılmış; onu teselli etmeye <br>çalışıyordu. Aralarına bebeği de almışlardı. Babası annesinin elini tutmuş, yatağın yanına diz <br>çökmüştü. Ne güzel bir bebekti öyle. Bembeyazdı. Simsiyah saçları vardı. Kilosu da gayet <br>iyiydi. Annesinin hıçkırarak ağlamasına uyandığından bebeğin kız olduğunu tahmin etmişti zaten. Ama annesinin bebeğin kız olduğu için ağlamadığını; doğdukları, büyüdükleri, vatan <br>bildikleri köylerinden gitmek zorunda kaldıkları için ağladığını şimdi anlamıştı. Kalmak ya da <br>gitmek kendi tercihleri olsa belki annesinin zoruna gitmeyecekti. Ama gitmek zorunda <br>bırakılmak, işte o acıtıyordu kalbini, o hıçkırarak ağlatıyordu annesini… <br>Kararlaştırdıkları gibi eşyalarını hazırladılar. Annesinin biraz toparlanması <br>gerekiyordu. Kız kardeşine “Hayat” adını verdiler. Hayat bebek hepsinin hayatına, belki bu <br>kız kardeşler aracılığıyla çok sayıda kadının hayatına ilham olacaktı. Babaannesinin bulduğu <br>kız da onlarla gelecekti. Onun hayatına da dokunacaklardı. Onların hikâyesi asıl şimdi <br>başlıyordu. Hayat için hepsi mücadeleye hazırdı. Kız çocukların ve kadınların değer gördüğü <br>başka bir dünya mümkündü. Buna o kadar çok inanıyordu ki, annesine sıkıca sarıldı. Kulağına <br>“Annem sen çok değerlisin, Hayat’ ta çok değerli…” diye fısıldadı…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR SONBAHAR GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-sonbahar-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-sonbahar-gunu</guid>
<description><![CDATA[ Elif, şehir hayatının telaşından kaçmak için küçük bir kasabaya taşınmaya karar vermişti. Kasabanın sokakları, sararan yaprakların döküldüğü sonbahar mevsiminde bir tabloyu andırıyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f039f5ba161.webp" length="121416" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Apr 2025 22:59:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yalçın Sevim</dc:creator>
<media:keywords>Bir Sonbahar Günü, Sonbahar, Aşk, Hikaye, Sevgi, Tutku, Sevimli Hikaye, Yalçın Sevim, Yalçın Sevim Hikayeleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">BİR SONBAHAR GÜNÜ<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elif, şehir hayatının telaşından kaçmak için küçük bir kasabaya taşınmaya karar vermişti. Kasabanın sokakları, sararan yaprakların döküldüğü sonbahar mevsiminde bir tabloyu andırıyordu. Elif, her sabah kahvesini alıp sahil boyunca yürüyüş yapmaktan büyük keyif alıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir gün yine sahilde yürürken, deniz kıyısında eski bir banka oturmuş, elinde kitapla dalgınca okuyan bir adam dikkatini çekti. Adamın huzurlu duruşu ve kitabın kapağındaki tanıdık simge, Elif'i ona doğru çeken bir mıknatıs gibi etkiledi. Cesaretini toplayıp adamın yanına yaklaştı ve kitabın adını sordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Adam, gözlerini kitaptan kaldırıp Elif'e gülümsedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">"Bu, benim en sevdiğim kitaptır," dedi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">"Adı, 'Aşkın Şarkısı'. Bu kitabı daha önce duydun mu?" <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elif, heyecanla başını salladı ve bu kitabı okumanın yıllardır hayalini kurduğunu söyledi. Böylece aralarında sıcak bir sohbet başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Adının Baran olduğunu öğrendiği bu adam, her gün aynı saatte sahilde kitap okurmuş. Elif de bundan sonra, kahvesini alıp Baran'la sahilde buluşmaya başladı. Günler geçtikçe, sohbetleri daha derin ve anlamlı hale geldi. Kitaplardan, hayallerden ve hayatın küçük ama önemli detaylarından bahsederken, kalplerindeki bağ güçleniyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir akşamüstü, gün batımının altın rengi denize yansıdığı bir anda, Baran elini Elif'in eline uzattı ve gözlerinin içine bakarak:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">"Elif, benimle hayat boyu bu sahilde yürümek ister misin?" dedi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Elif, gözyaşlarını tutamayarak Baran'ın teklifini kabul etti. İkisi de o anın büyüsünü bozmamak için sessizce birbirlerine sarıldılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Ve böylece Elif ve Baran, sonbaharın huzurlu günlerinde başlayan hikâyelerini bir ömür boyu birlikte yazmaya karar verdiler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">YALÇIN SEVİM / SEVİMLİ ŞAİR<o:p></o:p></span></b></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İLAHİ DÖNÜŞÜM</title>
<link>https://fikirizleri.com/ilahi-donusum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ilahi-donusum</guid>
<description><![CDATA[ İLAHİ DÖNÜŞÜM ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67ef7e818d003.webp" length="55306" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Apr 2025 09:39:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>İLAHİ DÖNÜŞÜM, öykü, bike s.demirkız, sonsuzlukta bir kıvılcım, kurt, yılan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">İLAHİ DÖNÜŞÜM<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>YAZAN : BİKE S. DEMİRKIZ<o:p></o:p></b><b></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela, sabahın ilk ışıklarıyla uyandı. Ahşap kulübesinin içindeki otlarla tütsülenmiş hava ciğerlerini doldurduğunda, içinde bir şeylerin kıpırdadığını hissetti. Geceden kalma rüyaların puslu yankıları zihninde dolaşıyordu: bir yılanın gözleri, bir kurdun nefesi ve rüzgârın içinde fısıldayan eski bir ses.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ayağa kalktı, çıplak ayakları tahtanın soğuk yüzeyine değdi. Yatağının hemen yanında, kıvrılmış halde uyuyan Kara gözlerini açtı. Kara, Ela’nın siyah tüylü köpeğiydi. Aslında o sadece bir köpek değil, doğanın kendisine verdiği bir gözcüydü. Sadık, güçlü ve sessizdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela gözlerini kırpıştırarak pencereye yaklaştı. Ormanın derinlerinde garip bir sessizlik vardı. Kuşlar ötüyordu ama sanki bir şey onları temkinli olmaya zorluyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">“Bugün bir şeyler değişecek,” dedi Ela kendi kendine.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Öyle hissediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Dışarı adım attığında, Kara da onunla birlikte ayağa kalktı, gerindi ve peşine takıldı. Çıplak ayakları çimenlerin serinliğini hissederken, toprağın enerjisini içine çekti. Ellerini göğsünün önünde birleştirerek nefesini düzenledi. Bugün, eski bir öğretiyi uygulayacaktı: İlahi Simya Ritüeli.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Bu, yalnızca ruhu hazır olanlara gelen bir armağandı. Öğretisine göre, beden, zihin, ruh ve elementler uyumlandığında, kişi kendi varlığının ilahi formuna dönüşebilirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Havadaki elektriklenmeyi hissedebiliyordu. Gözlerini gökyüzüne kaldırdığında, bulutlar tuhaf bir şekilde spiral çizerek hareket ediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Bir çağrı vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Bunu hissedebiliyordu, ama neyin çağrısıydı?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela, ormanın kalbine doğru ilerledi. Ağaçların gölgesi ona rehberlik ediyor, toprak ona adımlarını nereye atması gerektiğini fısıldıyordu. En sonunda, büyükbabasının ona yıllar önce göstermiş olduğu kutsal taş halkasına vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Bu halkada, dünyanın dört bir yanındaki kadim şamanlar elementlerin yöneticileriyle bağ kurardı. Ela, taşların tam ortasına oturdu ve derin bir nefes aldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Burada birçok kez ayin yapmıştı ama bugün her şey farklı geliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Kara da bunu fark etmiş gibiydi, çünkü kulakları dikilmiş, patileri gergin bir biçimde yere basıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Kara aniden durdu ve boğuk bir hırlamayla bir noktaya odaklandı. Ela gözlerini kısarak baktığında, gölgelerin arasından bir çift buz mavisi gözün ona kilitlendiğini gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Bir kurt.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela’nın nefesi kesildi. Kurtlar nadiren insanlarla doğrudan göz teması kurardı. Ama bu kurt… farklıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">“Sen kimsin?” diye fısıldadı Ela.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Kurt ona yaklaşmadı ama kaçmadı da. Sadece onu izledi. Gözlerinde tuhaf bir bilgelik vardı; sanki bir hayvan değil de eski bir ruh ona bakıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela, bir adım attı. Kara hırlamaya devam etti ama Ela elini kaldırarak onu sakinleştirdi. Kurt, bir an başını hafifçe yana eğdi, ardından ormanın derinliklerine çekildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela, bir şeylerin ters gittiğini hissetti. İçinde yükselen garip bir his vardı, sanki dünyanın iki yüzü arasında sıkışıp kalmış gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ayini başlatması gerektiğini biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Taş çemberin ortasına oturdu ve gözlerini kapattı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b>“Ben, Ben’im.<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b>Ben, İlahi Simyanın varlığıyım.<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b>Hava, Su, Toprak, Ateş ve Eter benimle olsun.<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b>Ben dönüşmeye hazırım.”<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela’nın iç sesi güçleniyordu. Bedeninin içindeki titreşim değişiyordu. Bir anda, rüzgârın yönü değişti. Kuzeyden esen meltem daha yoğunlaştı. O anda, Thor ve Aries, havanın efendileri beliriverdi. Ela’nın etrafında görünmez kanatların çırpınışını hisseder gibi oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">“Ela, havayı çağırdın. Zihnin şimdi saflaşacak.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela’nın zihninde geçmişin yankıları siliniyor, eski korkular buharlaşıyordu. Anıları, rüzgârla birlikte uçuyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Tam o sırada, doğudan gelen suyun sesi duyuldu. Neptune ve Lunara, suyun efendileri, Ela’nın önünde belirdi. Onların varlığıyla Ela’nın kalbi genişledi, sevgiyle doldu. İçinde yıllardır tuttuğu acılar çözülüyor, geçmişin izleri su gibi akıp gidiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">“Ela, duyguların özgürleşti. Şimdi sevgiyi her hücrende taşıyabilirsin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Toprak, ayaklarının altından titreşmeye başladı. Virgo ve Pelleur, toprağın efendileri, derin bir sesle konuştular.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">“Bedenin kutsaldır, Ela. Onu bir tapınak gibi onurlandır.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ve sonra… yılan ortaya çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Tam karşısında, çemberin kenarında, kırmızı gözlü bir yılan süzülerek yaklaşıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela’nın içi ürperdi ama korkmadı. Yılan dönüşümün ve bilgeliğin sembolüydü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Yılan başını kaldırdı, gözlerini Ela’nın gözlerine dikti ve konuşmadan fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">“Beni kabul edersen, bilgelik senin olur. Ama beni reddedersen, eski benliğinle burada kalırsın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela derin bir nefes aldı. Kalbi hızlanmıştı ama bu sınavın ne anlama geldiğini biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Yılanı kabul etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela’nın hücreleri ışıkla titreşmeye başladı. Her nefes alışında bedeni kristalize oluyor, içindeki yaşam gücü uyanıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Son olarak, batıdan bir ateş dalgası geldi. Helios ve Vesta, ateşin efendileri, Ela’nın ruhunu alevlendirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ve o anda, yıldırım çaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela’nın bedeni bir an için ateşle yıkandı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Sonra aniden buz gibi bir su dalgasıyla serinledi. Hava duruldu, toprak gevşedi ve dünya sessizliğe gömüldü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">“İrade ve bilgelik sende birleşti. Artık yürüyebileceğin bir yol var.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ela gözlerini açtığında, artık farklı biriydi. Bedeni hafif, zihni berrak, ruhu güçlüydü. İlahi Simya gerçekleşmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Bir şeyler değişmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">O, artık yalnızca bir şaman değil, kadim bilgeliğin ve doğanın ruhuyla bütünleşmiş bir varlıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Kurt, uzaktan bir kez daha ona baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Sonra başını eğdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ve Ela anladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Kurt, yalnızca bir hayvan değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">O, Ela’nın ruhunun gölgesiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;">Ve asıl yolculuk şimdi başlıyordu...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SAAT 3:12</title>
<link>https://fikirizleri.com/saat-312</link>
<guid>https://fikirizleri.com/saat-312</guid>
<description><![CDATA[ ÖYKÜ: SAAT 3:12 ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67ea2bc57bc49.webp" length="33116" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 31 Mar 2025 08:45:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>öykü, bike s. demirkız</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>SAAT 3:12<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>YAZAN: BİKE S: DEMİRKIZ</b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><o:p> </o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Deniz, arabasını toprak yoldan yavaşça sürdü. Uzun kavak ağaçları arasından, kasabanın dışında yıllardır terk edilmiş olan taş evin silueti beliriyordu. Sis, toprağın üzerinde dalgalanıyor, evin önündeki kuru otları yalayıp geçiyordu. Havanın boğucu durgunluğu Deniz’in ensesinde hafif bir ter birikmesine neden oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Burası onun kaçış noktasıydı. Şehir hayatından, karmaşadan, gürültüden uzaklaşmak için bir sığınak arıyordu ve bu eski taş evi tam da bu yüzden satın almıştı. Kasaba halkı, ev hakkında garip hikâyeler anlatmış, “orada bir gece bile kalamazsın” demişti. Ama Deniz, böyle şeylere inanmazdı. Paranormal hikâyeler, lanetli ev masalları… Hepsi saçmalıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evin önünde durup anahtarı cebinden çıkardı. Kapının eski menteşeleri acı bir iniltiyle açıldığında, içeriden kesif bir küf kokusu yayıldı. İçeri adım attı, ışıkları açtı. Loş sarı ışık, taş duvarlarda titrek gölgeler bıraktı. Tavan ahşaptı, eskiydi ama sağlam görünüyordu. Zemindeki tahta plakalar, adımlarıyla hafifçe inleyerek cevap verdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Salonun ortasında eski bir şömine vardı. Duvarlardaki tablolar yılların tozuyla kaplanmıştı. Sandalyeler, masa, dolap… Sanki biri her an geri dönüp eşyalarını kullanacakmış gibi duruyordu. Ama burada kimsenin yaşamadığını biliyordu. En azından uzun zamandır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Deniz derin bir nefes aldı. “Saçmalama,” diye mırıldandı kendi kendine. “Burası sadece bir ev.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama içindeki huzursuzluk hissi, ilk gece bile geçmeyecekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Deniz, ilk geceyi salonda geçirdi. Hava serindi, şömineyi yakmıştı. Uzun yorucu bir günün ardından kanepeye uzanıp gözlerini kapadı. Ancak uykusu hafifti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gece yarısı, tiz bir gıcırtı sesiyle gözlerini açtı. Ev sessizdi ama sanki bir şey hareket etmişti. Bir an kulak kesildi, sonra gülüp başını yastığa geri koydu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Eski ev işte. Tahtalar genleşiyor, soğuk havayla büzüşüyor.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama ertesi gece, saat 03:12’de, kapısı çalındığında içini bir ürperti kapladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk başta rüzgâr sanmıştı. Ama bu, ritmik, net bir sesti. <b>Tok, tok, tok.</b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Önce yerinden kalkmadı. Kim, bu saatte buraya kadar gelirdi ki? Kasaba merkezine kilometrelerce uzaklıktaydı. Ama sonra düşündü: Belki bir sarhoş, belki yolunu kaybetmiş biri…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Titreyen ellerle kapıya doğru ilerledi. İçinde, açmaması gerektiğine dair ilkel bir his yükseldi. Ama mantığı, bunun saçmalık olduğunu söylüyordu. Derin bir nefes alıp kapıyı açtı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kimse yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Rüzgâr kuru dalları savuruyor, ay ışığı çimenlerin üzerinde gümüş gibi parlıyordu. Tam kapıyı kapatacakken kapının önünde çamurlu bir ayak izi fark etti. Küçük, çıplak bir ayağa aitti sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an, iliklerine kadar ürperdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ertesi sabah, olanları tekrar düşündü. Biri şaka mı yapıyordu?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evin eski sahipleri hakkında kasabada dedikodular dolaştığını biliyordu. Belki de gençlerden biri buraya gelip korkutmaya çalışıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama ertesi gece…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Mutfaktan bazı sesler geldiğini duyarak uyandı. Sabaha karşıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Deniz mutfağa girdiğinde, sandalyelerin gelişigüzel bir şekilde masadan uzaklaşmış olduğunu gördü. Önce kendini sorguladı. Dün gece böyle mi bırakmıştı acaba?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama bir şey onu rahatsız ediyordu. Sandalyeler ters dönmüştü. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu noktada içindeki mantıklı açıklamalar çatırdamaya başladı. Ben mi yaptım? Uyurgezer miyim?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Acaba… bu evde gerçekten bir şey mi vardı?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kasabaya inip marketi işleten yaşlı adamla konuştuğunda, bu evin geçmişinde bazı garip hikayeler olduğunu öğrendi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yıllar önce burada biri yaşardı,” dedi yaşlı adam. “Geceleri uykusunda konuştuğu anlatılırdı. Sabahları, eşyaları yer değiştirmiş bulduğunu söylerdi. Anlattıklarına pek önem vermezdik ama bir gün ortadan yok oldu ve kimse onu bir daha görmedi.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Deniz bunu duyduğunda içinden bir ürperti geçti. Ama yine de inanmak istemedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ya sadece buradan gittiyse?” diye sordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaşlı adam gözlerini kıstı. “Gittiyse neden ayakkabıları, montu ve çantası hâlâ kapının önündeydi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Deniz, o gece uykusunda biri tarafından çağrıldığını hissetti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Saat 03:12’ye yaklaşıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözleri aniden açıldığında kendini farklı bir odada buldu. En son salonda yatıyordu. Ama şimdi, evin en karanlık köşesindeydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nasıl buraya geldiğini hatırlamıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir anda kapı çaldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>Tok. Tok. Tok.<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Titreyen elleriyle kapıyı açmamaya karar verdi. Ama sonra… içeriden kendi sesini duydu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kapıyı aç. Buradan çıkmanın tek yolu bu.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Deniz’in nefesi kesildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu imkânsızdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapının altından soğuk bir hava dalgası içeri süzüldü. Deniz geriye adım attı. Ama sesi tekrar duydu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kapıyı aç. Buradan çıkamazsın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve ışık söndü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Deniz, gözleri karanlığa alışana kadar nefesini tutarak bekledi. Elektrikler gitmişti, el yordamıyla duvara uzandı, ışık düğmesine bastı ama hiçbir şey olmadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapının altından gelen soğuk hava dalgası artık ayak bileklerine kadar çıkıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve o ses… Kendi sesi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kapıyı aç. Buradan çıkamazsın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçini derin bir korku kapladı. Mantıklı açıklamalar tükenmişti. Artık tek bir gerçek vardı: Burası normal bir ev değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama ya… eğer gerçekten dışarı çıkmanın tek yolu buysa?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Deniz derin bir nefes aldı ve titreyen elleriyle kapı koluna uzandı. Soğuk metal parmaklarına yapışıyormuş gibi hissettirdi. Kapıyı yavaşça araladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve gördüğü şey…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendi yüzüydü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama… kapının diğer tarafındaki Deniz, aynı kıyafetleri giymiyordu. Daha solgun, daha yorgun, daha… ölü gibi görünüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Deniz geriye sendeledi. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Bu bir halüsinasyon muydu?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapının dışındaki Deniz başını eğdi, hafifçe gülümsedi ve fısıldadı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sonunda hatırladın, değil mi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Deniz’in zihni aniden yankılanan anılarla doldu. Bu ilk defa olmuyordu. Bu kapıyı her gece açıyordu. Ve her seferinde… tekrar unutuyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu evi seçmemişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu eve çağrılmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve aslında, çok uzun zaman önce, bu evde kaybolan kişi oydu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir çığlık attı ama sesi çıkmadı. Kapının diğer tarafındaki Deniz, elini kaldırdı ve yüzünü tuttu. Deniz, kendi tenini hissetti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve bir anda kapının diğer tarafında olduğunu fark etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama içeride kalan Deniz?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O, kapının önünde çamurlu ayak izlerini bırakarak arkasını döndü ve uzaklaşmaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapının ardındaki Deniz, delirmiş gibi kapıyı yumrukladı. “Dur! Sen… sen ben değilsin!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama çok geçti<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Artık Deniz, kapının ardında, evin yeni hayaleti olmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve dışarıdaki Deniz?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O, bir sonraki misafirin gelmesini beklemeye başlamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b><o:p> </o:p></b></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zişan:Acının Kadını!</title>
<link>https://fikirizleri.com/zisanacinin-kadini</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zisanacinin-kadini</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6f06af4136.webp" length="18646" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 21:57:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emrullah Şenol</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Zişan'ın bedenindeki tüm acılarına rağmen yüreğindeki sesler susmuyordu. Ne çok hırpalamıştı hayat Zişan'ı! Küçücük sabiyken kaybetmişti anacığını. İlk zamanlar anlamamıştı, çocuktu çünkü. Ama zaman Zişan'ın aleyhine ilerlemeye devam ettikçe her zerresinde anacığının yokluğunu hissedecekti. Babası ona yemekleri iyi yapamadığı için kızdığında, onu istemeye geldiklerinde, düğün gününde, kocasının ona her zulüm edişinde bir de ana yokluğundan dolayı ağlayacaktı. Zişan okula gitmemişti hiç. Arkadaşı da yoktu. Peyder pey hayat Zişan'ı sessizleştirmiş, itaatkar bir köle haline getirmişti. Dışarısını çok bilmezdi. Hep dört duvar arasında kalmıştı. Şimdi ise hastanede, bir köşede tek başına ölümü bekliyordu Zişan. Amansızmış hastalığı. Ama üzülüyor da değildi. Hatta garip bir huzur vardı Zişan'da. Görmemişti güzel bir gün şu feleksiz dünyada, belki kavuşunca anacığına yaşayacaktı. Anacığına sarılacak, doya doya ağlayacaktı. Bir an ölümü düşündü. Ölüm nasıl bir şeydi? Acı verir miydi insana? Zişan'ın umrunda değildi artık ölüm acısı. Zişan anacığını çok özlemişti. Kavuşacağından neredeyse emindi anacığına. Sahi,ne zaman gelecek bu adına ölüm denen bilinmez..</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bay Romantik Yarı tekting hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/bay-romantik-yari-tekting-hikayesi-720</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bay-romantik-yari-tekting-hikayesi-720</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir yarı tekting hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67af2e5e35913.webp" length="40426" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 17:54:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Azra odasında otururken, telefonunun yine bir bildirim geldiğini belirten o sesi duyduğumda merakla bildirimin kimden geldiğini görmek için telefonu eline aldı.</p>
<p></p>
<p>Bildirim bu sefer hikaye yazdığı hikaye sitesi olan, Watpaddan gelmişti.</p>
<p></p>
<p>Merakla bir yeni mesaj yazan kutucuğun üstüne gelerek, mesajı açarak okumaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Mesaj yine bilinmeyen bir nunaradandı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Sadece tek bir cümle yazıyordu. " Hikayelerin çok güzel, oy verdim ama gelmedi sanırım."</p>
<p></p>
<p>Azra hikayelerinin okunmadığı için kendini üzgün hissediyordu. Çoğu zaman kendini, acaba ben mi, kötü yazıyorum, derken buluyordu.</p>
<p></p>
<p>Watpadda karşısına çıkan hikayeler milyonlarca okunuyordu çünkü. Biraz da, şans işiydi.</p>
<p></p>
<p>Azra çoğu zaman hikaye yazmayı bırakmayı, Watpaddı tamamen kapatmayı düşünmüştü. Ama içinde bir şey onu engellemişti.</p>
<p></p>
<p>Azra bu yabancı kişinin hikayesini okumasına içten içe sevinerek, hemen gülümsemeyle cevap yazmaya koyuldu.</p>
<p></p>
<p>Azra: Beğenmene sevindim, teşekkür ederim."</p>
<p></p>
<p>0430: Bir şey değil, sadece hikayen ilgimi çekti. Bundan sonra okumaya devam edeceğim."</p>
<p></p>
<p>Azra: Canın sağolsun."</p>
<p></p>
<p>Bir süre cevap gelmedi.</p>
<p></p>
<p>Bir kaç dakika sonra..</p>
<p></p>
<p>0430: Benim adım Muhammed ya, senin?"</p>
<p></p>
<p>Azra ne güzel ismi var, diye düşündü.</p>
<p></p>
<p>Azra: Benim de, Azra. "</p>
<p></p>
<p>Bir süre konuşmaya devam ettiler. Hatta neredeyse her gün konuşur olmuşlardı.</p>
<p></p>
<p>En sonunda, gizemli beyden yeni bir mesaj geldi.</p>
<p></p>
<p>0530: Numaranı verir misin, hem daha kolay olur, arada canım sıkılınca yazarım?"</p>
<p></p>
<p>Azra bir süre ekrana baktı. İçinde bir yerlerde panik olmuştu. Bu, çocuk durduk yere ne diye numarasını istiyordu ki?</p>
<p></p>
<p>Ve Azra o an yapmaması gereken bir hatayı yaptı. Bu hata için artık çok geçti. Geri alınmayacak bir yola girmişti bir kere..</p>
<p></p>
<p>Azra : Tamam, veriyorum. 0560...." Diyerek numarayı verdi.</p>
<p></p>
<p>0530: Ay, bu Watpadd kafayı yedi, niye numaran gözükmüyor?"</p>
<p></p>
<p>Azra heyecandan ne yapacağını bilemiyordu. Üstelik babası yanında oturuyordu.</p>
<p></p>
<p>Bu akşam tüm aile üyeleri olarak akşam yemeğine gideceklerdi.</p>
<p></p>
<p>Babası okuduğu gazeteden başını kaldırıp, merakla Azra'ya bakarak " Kim o, kızım? Daha deminden beri yüzünde gülümsemeyle yazıştığın?"</p>
<p></p>
<p>Azra bu soru üzerine far görmüş tavşan gibi donakaldı. Babası fark etmişti işte!</p>
<p></p>
<p>Korkuyla yutkunurken, bir süre durdu. Babası ise hala ona ne diyecek diye bakıyordu.</p>
<p></p>
<p>Azra en sonunda yüzünde gülümsemeyle hemen babasına bakarak " Yok bir şey baba! Reklam. Sürekli mesaj yolluyorlar." Diyerek pembe bir yalan uydurdu.</p>
<p></p>
<p>Azra içinden ne olur Allah'ım inanmış olsun, diyerek dua etti.</p>
<p>Babası her ne kadar ikna olmamış olsa da, en sonunda tamam, anlamında başını sallayarak gazetesini okumaya devam etti.</p>
<p></p>
<p>Azra rahatlayarak gözlerini kapattı. Tam o esnada 0530 bir yeni mesaj yollamıştı.</p>
<p></p>
<p>Azra çaktırmadan telefonuna baktı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>0530: Hah, sonunda oldu. Benim numaram da, bu. Kaydededersin." </p>
<p></p>
<p>Azra telefonu kapattı. Ayağa kalkarak giyinmek için odasına ilerledi.</p>
<p></p>
<p>Kış ayı olduğu için dolabından boğazlı siyah bire kazak, altına da pantolon giymişti.</p>
<p></p>
<p>Aynaya baktığında annesi ona " Hadi, kızım çıkıyoruz." Diye seslendi.</p>
<p></p>
<p>Azra da, annesine"Tamam anne, geliyorum şimdi." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Odadan çıktığında ailecek evden çıkarak, hep birlikte restorana gitmek üzere yürümeye başladılar.</p>
<p></p>
<p>Restoran evlerine çok yakındı. Azra bir yandan yürüyor, bir yandan da, gizemi beye mesaj yazıyordu.</p>
<p></p>
<p>Tam mesajı göndermişti ki, önündeki taşa takıldı. Düşmekten son anda kurtulduğunda babası ona sinirle bakarken, " Yolda bari şu telefonu bırak. Hadi yemeğe gidiyoruz." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra babasına bakarak sadece gülümsedi.</p>
<p></p>
<p>O an aklına gelen fikirle telefonu eline aldı. Çaktırmadan gizemli beye mesaj yazdı.</p>
<p></p>
<p>Azra: Tekrar merhaba. Ben düşündüm de, vazgeçtim. Seninle biz olamayız."</p>
<p></p>
<p>Telefonu kapatarak, tekrar yoluna devam etti.</p>
<p></p>
<p>Tam o esnada telefonu titreyince derin bir nefes alarak gelen mesaja baktı.</p>
<p></p>
<p>0530: Lan, o zaman niye numaranı verdin, madem istemiyorsun."</p>
<p></p>
<p>Al işte adamı sinirlenmişti. Ah, Azra! Keşke daha farklı şekilde olmayacağını söyleseydin.</p>
<p></p>
<p>Mesaja cevap yazmayarak telefonu cebine koydu.</p>
<p></p>
<p>Bu sırada da, restorana gelmişlerdi.</p>
<p></p>
<p>Burası çok güzel, kocaman yemyeşil bir bahçesi olan bir restorandı.</p>
<p></p>
<p>İçeriye girdiklerinde ise garson gülümseyerek yanlarına geldi. </p>
<p></p>
<p>Onlara bakarak " Hoş geldiniz, buyurun sizin masanız şu tarafta." Diyerek önden ilerledi.</p>
<p></p>
<p>Onlar da, garsonun peşinden gittikleri sırada ise garson kocaman bir masanın önünde durmuştu.</p>
<p></p>
<p>Hep birlikte masaya oturduklarında garson siparişlerini aldı.</p>
<p></p>
<p>Gençler konuşacak konular olduğu için ayrı bir masaya oturmuştu. </p>
<p></p>
<p>Azra onlara katılmamıştı. Kuzeni, Yeşim ona gülümseyerek " Azra hadi sen de, gelsene." Dediğinde Azra omuz silkti.</p>
<p></p>
<p>Annesi Azra'ya bakarak " Kızım, ne duruyorsun yaşlıların yanında. Git sene?" Dediğinde Azra da oflayarak ayağa kalktı.</p>
<p></p>
<p>Gençlerin oturduğu masaya gittiğinde Yeşim'in yanına oturdu.</p>
<p></p>
<p>Yeşim' in kolunu dürterek, " Yeşim, benim sana söylemem gereken bir şey var?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Yeşim ona heyecanla bakarak " Nedir, hadi söyle. Ay çatlayacağım." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra cevap vermeden önce durup, kısa bir süre büyüklerin masasına baktığımda kendi aralarında sohbet ettiğini gördü.</p>
<p></p>
<p>Tekrar Yeşim'e bakarak " Benim, bir sevgilim var." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Yeşim, şok olmuş bir halde ona " Ay, inanmıyorum. Kim bu çocuk?" Diye bağırdığında Azra onu " Yavaş ol. Duyacaklar." Diyerek susturdu.</p>
<p></p>
<p>Yeşim de, ona "Tamam, tamam. Sustum. Hadi anlat." Dediğinde Azra da, yüzünde gülümsemeyle anlatmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Diğer kuzenleri ise onu merakla dinledi.</p>
<p></p>
<p>Azra Yeşim'e bakarak " İşte daha çok yeni. Adı, Muhammed, esmer tenli, siyah saçlı, kısa boylu, yakışıklı bir delikanlı. Benim numaramı istedi, ben de verdim. Şimdi de, beni aradı." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Yeşim şok olmuş bir halde elini ağzına kapattı.</p>
<p></p>
<p>Ona bakarak " Sen ciddi misin, konuştunuz mu?" Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra: Açmadım, yani korktum. Hem zaten pişman da oldum." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Yeşim'e baktığında Yeşim de, ona anlayışla bakarken, " Ne diyeyim canım, hakkında hayırlısı olsun." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra ayağa kalkarak onlara " Ben, bizimkilerin yanına gidiyorum. " Derken tekrar eski yerine döndü.</p>
<p></p>
<p>Tam o esnada ise telefonu titremeye başladı.</p>
<p></p>
<p>Azra ne yapacağını bilememişti. Gizlice telefona baktığında şaşkınlıktan gözleri kocaman olmuştu.</p>
<p></p>
<p>Gizemli bey, bu sefer mesaj atmamış, direkt arıyordu. Ekranda, isim yerine sadece bilinmeyen numara vardı. </p>
<p></p>
<p>Azra eli ayağı birbirine karışmış bir halde numarayı kapattı. Gizemli bey onu aramak için yanlış zamanı seçmişti.</p>
<p></p>
<p>Derin bir nefes alarak gözlerini kapattı. Bir süre öylece kaldı.</p>
<p></p>
<p>Gözlerini açtığında annesinin ona merakla baktığını gördü. Kadın annelik iç güdüsüyle kötü bir şeyler olduğunu hissetmişti.</p>
<p></p>
<p>Ona soran gözlerle bakarken, Azra yolun sonuna geldiğini anladı. Hem annesine anlatırsa, o muhakkak bir çözüm bulurdu.</p>
<p></p>
<p>Annesi çok anlayışlı bir kadındı. Babası gibi sert değildi.</p>
<p></p>
<p>Annesine sessizce " Anne, babama söyleme. Ben, biriyle konuşuyorum. Arayan o zaten." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Annesi şok olmuş bir halde ona bakarken, " Kızım sen ne dediğinin farkında mısın, baban en sonunda öğrenecek, ondan saklayamayız." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Bir yandan da, kocasına endişeyle baktığında neyse ki, adam onları fark etmemişti.</p>
<p></p>
<p>Azra zoraki gülümseyerek annesinin elini tutarak ona " Anne, lütfen!" Dedi.</p>
<p></p>
<p>Annesi onun bu haline asla kıyamazdı.</p>
<p></p>
<p>Ona gülümseyerek elini okşarken " Ama." Diyecekti ki, tam o esnada babası merakla onlara bakarak, " Benden neyi saklıyorsunuz?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Bu soru üzerine herkes susmuştu. İki kadın panikle adama bakarken, adam da sinirli bakışlarını bir kızına bir eşine dikerek, cevap gelmesini bekledi.</p>
<p></p>
<p>İki kadın da, korkudan cevap veremiyordu. </p>
<p></p>
<p>Adam cevap gelmeyince bir kez daha " Size bir soru sordum?" Diye bağırdı.</p>
<p></p>
<p>Bağırmasıyla bütün restoranda bulunan insanlar ona dönüp baktı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Azra korkuyla yutkunurken, konuşan annesi oldu.</p>
<p></p>
<p>Eşine gülümseyerek sakin bir ses tonuyla " Sakin ol bey, kızımız aşık olmuş." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Eşi de, annesine bakarak " Kim bu adam, kimin nesi fesi? Zaten ben anlamıştım, evde yüzünde gülümsemeyle cık cık birine yazıp duruyordu. Kızım, sen tanımadığın insanlara niye numaranı veriyorsun. Yetmedi mi, başına gelenler. Daha ne istiyorsun?"diye kızına bağırdı.</p>
<p></p>
<p>Herkes kendi aralarında onları işaret ederek, konuşmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Azra göz ucuyla etrafa baktığımda herkesin gözü onun üzerindeydi. Rezil olmuştu işte!</p>
<p></p>
<p>Annesine sessizce " Ben sana babama söylemeyeyim dedim." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Annesi de, kızını dürterek, sinirle " Sus, sende." Dediğinde Azra utançla başını önüne eğdi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Annesi eşine gülümseyerek " İstersen, bunu evde konuşalım. Şimdi ne yeri ne zamanı." Diyerek eşini uyardı.</p>
<p></p>
<p>Eşi de, akrabalara bakarak " Kusura bakmayın, hadi devam edelim." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Neyseki, şimdilik konu kapanmıştı. Ama Azra akşam eve geldiğinde sorguya çekilecekti, bunu çok iyi biliyordu.</p>
<p></p>
<p>Neşe içinde sohbet ettiler. Gece yarısını geçtiğinde ise evlerine gelmişlerdi.</p>
<p></p>
<p>Babası Azra'ya bakarak " Ver, telefonu." Derken elini telefonu almak için uzattı.</p>
<p></p>
<p>Azra üzgün bir şekilde annesine baktı. </p>
<p></p>
<p>Ardından da, " Ama baba." Dese de, adam ona sinirle " Ver, dedim." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra el mahkum telefonu babasına verdi.</p>
<p></p>
<p>Tam o esnada telefon tekrar çalmaya başladı. O arıyordu...</p>
<p></p>
<p>Babası balkona çıkarak, telefonu " Alo," diyerek yanıtladı.</p>
<p></p>
<p>Azra da, sessizce balkon kapısından konuşmaları dinlemeye koyuldu.</p>
<p></p>
<p>Bir süre karşı taraftan ses gelmedi.</p>
<p></p>
<p>Babası sinirle " Alo," diye cevap verdi</p>
<p></p>
<p>Bu sefer de, karşı taraftan ne cevap geldiyse, babası sinirle " Sen kimsin ve kızımı niye arıyorsun?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Bir süre yanıt gelmesini bekledi.</p>
<p></p>
<p>Babası onu tehdit eder bir ses tonuyla " Bana bak, sakın jir bir daha bu numarayı arayayım deme. Hatta mesaj atmayı dahi aklından geçirme. Bu, savcının numarası." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra duyduğu şey karşısında gözleri kocaman oldu. Kesin çocuk bu saatten sonra korkar, bir daha ölse de, mesaj atmazdı.</p>
<p></p>
<p>Babası içeriye girdiğinde Azra 'yı kapıda durmuş, onu beklerken buldu.</p>
<p></p>
<p>Telefonu kızına uzatarak " Al, şunu. Ben, hallettim. Artık aramayacak. Sen de, akıllı ol, bilmediğin etmediğin adamlara cevap yazma." Derken telefonu uzattı.</p>
<p></p>
<p>Azra telefonu alarak, babasına başını salladı.</p>
<p></p>
<p>Odasına girdiğinde o an telefonu son kez titredi </p>
<p></p>
<p>0530: Yalancı, hani senin numarandı. Aradım, telefonu başka biri açtı."</p>
<p></p>
<p>Azra oflayarak telefonu yatağa attı. Bu, işte kazasız belasız bitmişti. </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ODA 3</title>
<link>https://fikirizleri.com/oda-3</link>
<guid>https://fikirizleri.com/oda-3</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e5276f64e33.webp" length="32144" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 27 Mar 2025 13:25:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meral YILDIRIM</dc:creator>
<media:keywords>KARANLIK YURT ÇOCUK</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Oda 3<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Derin bir nefes aldım. İçimdeki korkuyu ve ellerimdeki titremeyi nasıl durdurabilirdim? Tüm cesaretimi topladım. Kendi kendime telkin vererek sesin geldiği tarafa yöneldim. Aynadaki siyah saçlı kadının gösterdiği odanın kapısının önündeydim. Evet, evet kesinlikle yardım çığlığını duymuştum. Hem merak ediyordum hem de değişik sanrılar yaratabileceğimden korkuyordum. Önümdeki kapı nasıl bir resme açılacaktı, bilemiyordum. Yaşadıklarımı tekrar yaşamıştım daha önce. Ama her defasında aynı sonla biten görüntüler ile karşılaşmıştım. Ne yaparsam yapayım acı dolu bu sahne görüntülerini değiştiremiyordum. Boyutlar arası git gel yorulmuştum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Bana gösterilen kapının önünde durdum. Bu hangi odaydı? Ne isim takmıştım buna? Hah tamam hatırladım. Karanlık Oda evet evet karanlık oda ismi. Önümde yukarı doğru uzanan heybetli ve oymalı ahşap kapının koluna dokunmak ve kapıyı açmak için elimi uzattım. Bazı şeyleri artık ezberlemiştim ve neler olacağını biliyordum. Sadece dejavu olarak yaşadığım tekrar tekrar olayların her birini bu eski saray yavrusunun odalarından birinde yaşıyordum. Değişen tek şey her tekrarda odaların değişmesi ve farklı bir odanın kapısında olayların başlamasıydı. Sonuç ne mi oldu? Değişen bir şey yoktu. Sonuç her tekerrürde, hep aynıydı. Yine kan, yine hüzün, yine gözyaşı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Hızla kolu çevirdim ve kapı büyük bir gıcırtı sesi ile açıldı. Korkarak, yavaş yavaş açmaya çalıştığım kapının arasından, gözlerim kapalı başımı uzattım. İçeriye titrek bir adım attım. Arkamdan kapı kendi kendine kapandı. Oldukça sesli bir biçimde kilitlendi. Biri arkamdan bu kapıyı özellikle kilitliyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Marry Ann nerde kaldın?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Buraya gel! Bir hışımla döndüm sesin geldiği tarafa baktım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Bayan ANNABEL,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>merdivenin başında durmuş;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Yine nereye kayboldun. Sana buraya gel dedim. İliklerime kadar titredim. Bayan Annabel ile ilgili anılarım hiç de güzel değildi. Korkunç bir kadındı. Kaldığım yurdun müdiresi olan bu kadından ölesiye nefret ediyordum. Siyah uzun saçlarını tepesine toplamış sımsıkı bir topuz yapmış, uzun yüzlü, kocaman ağızlı, yüzünde yaşlılığından kalan derin çizgiler olan bu kadını her gördüğümüzde yine bir şeyler olacak korkusu sarardı hepimizi. Sürekli çocuklara ağır cezalar verirdi. Ve her defasında, ben itiraz ettiğimde, en ağır cezayı ben alırdım. Beni yurdun bodrumundaki karanlık bir odaya hapseder ve 2 gün yemek vermezdi. Bayılacak gibi olurdum, ama yine de direncimi yüksek tutardım. Yaşamak için çok hırslı bir çocuktum. Aslında oldukça hasta bir çocuktum. Bu nedenle kimseye evlatlık verilmezdim. Çünkü kimse hastalıklı bir çocuğu almak istemezdi. Ya da diğer çocuklar gibi ortadan kaybolmazdım. Doktorlar hastalığımın nadir bulunan bir hastalık olduğunu ancak tedavisinin pahalı olduğunu söylerlerdi. Tabi yurt yönetimi bu konuda benim için ne para harcarlardı ne de bunun için çabalarlardı. Ölse de kurtulsak gözüyle bakılan bir çocuktum. Ama ben de inadına, hayata tutunur. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Ölmeyeceğim işte! inat değil mi ölmeyeceğim, derdim. Marry Ann yaşayacaksın! inadına yaşayacaksın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Sürekli telkinler ile ayakta durmaya çalışıyordum. Cezam bitmiş bana bir tabak yemek vermişlerdi Nefes almadan yedim. Çok halsizdim. Beni içerden çıkaran Müdürün hizmetlisi olan adam, elinde kırbacı ile dolaşır, önüne kim gelirse sebepsiz yapıştırırdı. Kırmızı sakal derdik ona. Beni içerden sürükleyerek çıkardı. Yemek verdikten sonra da, <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Müdire hanım banyo yapsın dedi. O yüzden çabuk zıkkımlan da git banyonu yap. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Banyo mu aman Allah’ım istemiyorum diye bağırdım. O pis suya girmek istemiyorum. Banyo dedikleri şey, bir küvet dolusu soğuk suyun içine tüm kızları tek tek sokarlar ve o suyu hiç değiştirmezlerdi. Temizlenmek zaten mümkün değil tam bir işkence aracıydı. İğrenç şeye zorla sokturuldum. Suyun üzerinde kalın ve iğrenç bir siyah katman oluşmuş, ne olduğu belli olmayan şeyler suyun üzerinde yüzüyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Allah’ım ben bu iğrenç sahneyi daha ne kadar tekrar tekrar yaşayacağım dedim kendi kendime. Karanlık odaya girdiğimden beri 13 yaşıma geri dönmüştüm. Yurtta her şey işkence aracıydı. Soğuk ve pis sudan çıkarıldıktan sonra paçavra kıyafetlerimi giyindim. Sözde elbise giyiyorum. Her tarafı yırtık pırtıktı. Yurttaki bütün çocuklar aynı haldeydi. Sadece ne zaman düzgün ve temiz kıyafet giyerdik biliyor musunuz? Birileri bizleri beğenip almaya geldikleri zaman bizi en temiz halimizle yıkatır, giydirirlerdi ve sahneye çıkarırlardı. Tabi bu bende hiç olmadı. Ben hastalıklı çelimsiz bir çocuktum. Bu yüzden beni vitrine koymazlardı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Sudan titreyerek çıktım, yukarı odama gittim. Tam 12 çocuk kalırdık burada. Eski demir karyolalar, pis örtüler ki, asla yıkanmazdı. Gece küçükler altını ıslatır. O ıslaklık içinde yatarlardı sabaha kadar. Kimse üstlerini değiştirmez kendi kendine iğrenç idrar kokularıyla kurur giderdi. Odama girdiğimde, işte o iğrenç alıştığım koku yine karşımdaydı. Yan tarafımda kalan Suzy, beni görünce fırlamış gelmiş yanıma, nasıl olduğumu soruyordu. İyiyim dedim. Suzy 11 yaşında sarışın mavi gözlü çelimsiz bir kızdı. O da benim gibi annesiz babasız kalmış ve buraya getirilmişti. Bu cehennem çukuruna. Suzi’nin bir bacağı sakattı. Sürekli ağrı içinde kıvranır ve aksayarak yürürdü. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Hey Mary Ann biliyor musun? Sana bir müjdem var.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">İçimden; müjde mi? Burada, bu hiç olmadı ama neyse.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Suzy: Biliyorsun bacağım sürekli sorun çıkarıyor. Ama artık iyileşecekmişim, öyle dedi Bayan Annabel. Bu gün beni tedavi için doktora götürecekler. Hem bak! Ne güzel bir elbise verdiler ayakkabılarım da çok güzel . <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">İçime bir ateş düştü. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Suzy emin misin? Doktora gidip tedavi olacağına. Hiç güvenmiyorum bunlara. Suzy<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-evet, artık bacağımın ağrılarından kurtulacağım. Çok mutluyum deyip hasta bacağının üstünde zıplamaya çalıştı. Canının yandığını bile bile bunu yapıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Bir an durdum. Düşündüm en son 20 yıl önce bu anı yaşadım. Suzy nin bacağının tedavi olması ile ilgili hiç anım yoktu. Bu çok başka bir durumdu. Ne olacağı ile ilgili içim çok sıkıldı. Birden içeriye kırmızı sakal ve Bayan Annabel geldi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Hey Suzi hazır mısın? Hadi giyin şu güzel elbise ve ayakkabılarını da doktor bizi bekliyor. Hemen gitmemiz gerek. Suzi bir çırpıda elbise ve ayakkabılarını sevinçle giydi. Aksayarak peşlerine düştü. Bayan Annabel odadan çıkmadan bir şeyi unutmuş gibi aniden durdu ve geri döndü. Yüzüme çok sert bir bakış atarak yanıma sokuldu ve kulağıma fısıldadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Umarım rahat durur ve sessiz olursun. Yoksa…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Gittiler. Arkalarından bakakaldım. Huzursuzluk tüm bedenimi kaplamış, kötü bir şeyler olacağını hissetmiştim. Ama o kadar yorgun ve bitkindim ki kirli çarşafımın üstüne uzanıp ince ve yer yer delik yorganımı başıma çektim. Sızmışım. Kaç saat o şekilde uyudum, bilmiyorum. Uyandığımda gece olmuş, Suzy gelmiş yan tarafımda yatıyordu. Yavaşça doğrulup onun yanına sokuldum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Hey Suzi iyimisin. Suzi ateşler içinde yanıyordu ve bir yandan inliyordu. Bacağım bacağım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Hey hey Suzi niye bu kadar hastasın noldu? O solgun yüzü ateşten kıpkırmızı olmuş ve sürekli bacağım bacağım diye sayıklamaya devam ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Noldu bacağına? Hani seni iyileştireceklerdi. Noldu deyip üzerindeki çarşafı hızla çektim. Donup kaldım gördüğüm manzara karşısında . Sonrası çığlık atmışım. Suzy’nin bacağı yoktu. Suzi’nin bacağını dizin altından kesmişlerdi. O korku ve bağırmayla kendimi geriye atmış ve yere düşmüştüm. Diğer çocuklar da uyanmıştı. Ben, bacağı yok bacağı yok diye sayıklamaya başladım. Herkes oldukları yere sinmiş, yataklarından aşağı inip bu korkunç resmi görmek bile istememişlerdi. Ay ışığı ile yer yer aydınlanmış karanlık odamıza, elinde gaz lambası ile kırmızı sakal girmişti. Noluyor burada? Ne gürültü yapıyorsunuz. Sonra Suzi’nin başına gelip baktı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">-Bacağı hastaydı, nolmuş en azından ölmekten kurtuldu. Bir iki güne bişeyi kalmaz, hadi yatın, zıbarın. Ses istemiyorum. Bana dönerek sen de yat ses çıkarma! Aşağı odayı hemen mi özledin?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;">Yatağıma geri döndüm. Kirli yorganımı başıma çektim. Marry Ann skylandine git orada biraz huzur bulur biraz da dinlenirsin. Yorganımı kafama çektim ve kendi hayal ülkeme gittim . Sky landa. Sonrası uyumuş kalmışım bedenim bu kadar ağır şeyleri kaldıramamıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AYAK TABANIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/ayak-tabanim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ayak-tabanim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6e9a8ec928.webp" length="36502" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:43:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/“Keşke sizi dinleseydim.” dedi kadın. Pencerenin kenarında oturalı saatler oluştu. Ara sıra, kendi kendine mırıldandığı birkaç cümle ile, yapışmış dudaklarını oynatıyor, uzun zamandır yalnız olmasının acısını, kendi kendine konuşarak gideriyordu. Derin bir “ah” çekti ve  tekrar etti aynı cümleyi. “Keşke sizi dinleseydim.” dedi ayak tabanlarına bakıp. Güçlükle kalktı oturduğu yerden. “Bak, görüyormusunuz basamıyorum bile istediğim gibi. Oysa, aklım yerine sizi dinleseydim, şimdiye köyümün çimenlerinden ayrılmaz, o nehirin sularında karşılardım her günü. Ahh aptal kafam ah! Ne vardı da buralara geldik. Yıllarca, koş oraya koş buraya, arşınladım o soğuk betonları. Hep bir koşuşturma, hep bir telaş. Belki hiç giymek istemedin o yüksek ökçeleri. Gösterişle boğdum sizi. Bir anlamı varmış gibi. Evet, evet bana bir ceza bu. Bu gün böyle yürüyemiyor olmam, yılardır size aldırış etmeden, oraya buraya gitmelerimdendi.” Boş bir çuval gibi oturdu aynı yere. Çaresizdi. “Ben çok üzgünüm. İstesemde dönemem geri. Çok yıllar oldu. Kimsecikler kalmadı oralarda. Hem şimdi, aynı olur mu sizin için. Çimlere basıp koşabilir miyim mesela? Nehirin soğuk suyuna dayanabilir miyim? “ Ayağının altında ki terlikleri, parmak ucuyla itekleyip yavaşça coraplarını indirdi. İçinde bir heyecan, dudağının kenarında minik bir tebessüm vardı. Doğruldu yerinden. “Aaa, yeter bu korkaklık. Kimsenin bana yardım edeceği yok. Gidiyorum ben. Bugünden tezi yok, siz nereye istiyorsanız oraya gidiyorum. Bağa bahçeye hasret kaldım yıllardır. Ben köy çocuğuyum, bu şehir, bu ayakkabılar, bu yollar hiç mutlu etmedi beni. Yetti canıma artık. Bir gün daha basmam buraya.” Yalınayak, yalpalaya yalpalaya attığı birkaç adımla ulaştı kapıya. Dönüp son kez baktı, bir ömür yaşadığı odaya. Bir daha dönmemecesine çıktı gitti.">“Keşke sizi dinleseydim.” dedi kadın. Pencerenin kenarında oturalı saatler oluştu. Ara sıra, kendi kendine mırıldandığı birkaç cümle ile, yapışmış dudaklarını oynatıyor, uzun zamandır yalnız olmasının acısını, kendi kendine konuşarak gideriyordu. Derin bir “ah” çekti ve tekrar etti aynı cümleyi. “Keşke sizi dinleseydim.” dedi ayak tabanlarına bakıp. Güçlükle kalktı oturduğu yerden. “Bak, görüyormusunuz basamıyorum bile istediğim gibi. Oysa, aklım yerine sizi dinleseydim, şimdiye köyümün çimenlerinden ayrılmaz, o nehirin sularında karşılardım her günü. Ahh aptal kafam ah! Ne vardı da buralara geldik. Yıllarca, koş oraya koş buraya, arşınladım o soğuk betonları. Hep bir koşuşturma, hep bir telaş. Belki hiç giymek istemedin o yüksek ökçeleri. Gösterişle boğdum sizi. Bir anlamı varmış gibi. Evet, evet bana bir ceza bu. Bu gün böyle yürüyemiyor olmam, yılardır size aldırış etmeden, oraya buraya gitmelerimdendi.” Boş bir çuval gibi oturdu aynı yere. Çaresizdi. “Ben çok üzgünüm. İstesemde dönemem geri. Çok yıllar oldu. Kimsecikler kalmadı oralarda. Hem şimdi, aynı olur mu sizin için. Çimlere basıp koşabilir miyim mesela? Nehirin soğuk suyuna dayanabilir miyim? “ Ayağının altında ki terlikleri, parmak ucuyla itekleyip yavaşça coraplarını indirdi. İçinde bir heyecan, dudağının kenarında minik bir tebessüm vardı. Doğruldu yerinden. “Aaa, yeter bu korkaklık. Kimsenin bana yardım edeceği yok. Gidiyorum ben. Bugünden tezi yok, siz nereye istiyorsanız oraya gidiyorum. Bağa bahçeye hasret kaldım yıllardır. Ben köy çocuğuyum, bu şehir, bu ayakkabılar, bu yollar hiç mutlu etmedi beni. Yetti canıma artık. Bir gün daha basmam buraya.” Yalınayak, yalpalaya yalpalaya attığı birkaç adımla ulaştı kapıya. Dönüp son kez baktı, bir ömür yaşadığı odaya. Bir daha dönmemecesine çıktı gitti.</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Annemin hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/annemin-hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annemin-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f2a04f1f924.webp" length="31550" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:11:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Elektirikler kesildi yine! Birazdan, gaz lambası yanar. Ardından annem, memleket türkülerinden, ortaya karışık birşeyler söyler. Bu türküler, doğup büyüdüğü vatanına özlem içeren, çoğunlukla ağıt niteliğinde olurdu. Gözleri dolar, arada bir yutkunurdu. Bildiğim birkaç kelimeden, şarkının hikayesini çıkarmaya çalışırdım bende, sonrada annemi anlamaya... Yüzüne bakıp, ne kadar üzgün olduğunu hissetmemem mümkün bile değildi. Bizlere sahip olduğu herşeyi cömertçe vermeye herzaman hazırdı. Ve gözlerini seçmeye çalışırdım karanlıkta. O an, orada olsada, aslında gözlerinin önünde gördüğü manzara, koparıldığı köyünden başka birşey değildi. Bacası tüten evi, kuzularını otlattığı, Ninaja dağları, Özgürce koşturduğu patika yolları Pruzan köyünün.. Bahçelerinde bulunan boyundan büyük çoban köpeğini, su kuyusundan su içişini, küçük çantasına babaannesinin özenle yerleştirdiği somun ekmeği, dağlarda sırp çocuklarıyla karşılıklı atışmalarını…Ve büyük bir trene binip terkettiği vatanını görüyordu aslında. Birbirini birdaha asla göremeyeceğini düşünen ailelerin ağıt dolu vedaları, böyle bir hale itmişti o zamanın çocukları, şimdinin yetişkinlerini. Bundan sebep biz, içimizde bilmediğimiz bir ayrılık acısıyla büyütüldük. Buralarda doğmuş olmamıza rağmen, bir anda kalkıp gidecekmişiz gibi emaneten oturuyor hissi var hep içimizde. Oysa, Balkanlardan kaçış sebebi, hemen hemen her yüzyılda bir tekrarlanan soykırımdan başka birşey değildi. Ve korkulan gerçektende olmuştu.Kendilerini şanslı görmekten ziyade, içlerine işlemiş duyguların pençesinde, geride kalan yakınlarını kaybetme korkusuyla yeniden kanadı yaraları. Tüm bu düşünceler içerisinde, annemin düşük perdeden söyledi türkü, sihirli bir sis bulutu gibi sarmıştı odayı. Başımı kaldırıp baksam, belli belirsiz bulutların tepemize üşüştüğünü hisseder, çoğu kez ürperirdim. Annemin kalbine sığdırdığı, bizden gizlediği gri bulutlar… Onca şarkıya rağmen uyumazsak, isimlerimizden uydurduğu tekerlemelerden sıralardı ardı ardına. “Selma’ye seysuz seguliye sekman” Annemin kucağına üşüşen beş çocuktan ortancasıydım. Sıra benim adıma uydurulan tekerlemeye gelince, nedendir bilmem, kendimi özel hissederdim. Benim adıma yapılmış bir besteymişçesine. Arada havaya kalkan ellerimin gölgesine gözüm kayar, hızla basımı karanlığa doğru çevirirdim. Bir keresinde, duvara yansıyan gölgeye bakmanın gece yatakta altını ıslatmaktan tutunda, korkunç rüyalarla uykunuzun bölünmesine kadar kötü şeylere sebep olabileceğni duymuştum. komik değil mi? Elektiriklerin kesildiği bir gece, kendi çocuklarımı bile kaçırmıştım duvara yansıyan gölgelerinden. O gün, daha iyi anlamıştım annemi… Çocuklarını en olmayacak şeylerden bile korumanın ne demek olduğunu…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sonsuz Dalgaların Altında</title>
<link>https://fikirizleri.com/sonsuz-dalgalarin-altinda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sonsuz-dalgalarin-altinda</guid>
<description><![CDATA[ Sonsuz Dalgaların Altında (ÖYKÜ) ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e2b57b25aeb.webp" length="25366" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 25 Mar 2025 16:54:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>denizkızı, öykü, Bike S. Demirkız</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">Sonsuz Dalgaların Altında</span></b><span style="mso-no-proof: yes;"> </span><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;"><o:p></o:p></span></b></p>
<p><img src="https://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x_67e2b57b4f09e.webp" alt="" width="564" height="365"></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>Bizi düşlediğinizde, şarkılarımızı duyarsınız. Dalgaların arasında yankılanan, rüzgârı titreten o sesleri… Ama çok azınız bizim kim olduğumuzu hatırlıyor. Oysa biz, ilk zamanlardan beri buradayız.<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Ben, Naïa. <a name="_Hlk193812433"></a>Yeryüzünün en eski sularında doğanlardan biriyim. Biz, deniz kızları, kayıp bir çağın yankılarıyız. İnsanlar, bize mitlerde canavar dediler. Ama biz, onların hatalarının ve korkularının yankısıyız.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir zamanlar, dünyanın kalbinde bir cennet vardı. İnsanların “Eden Bahçesi” dediği yer, altın gibi parlayan bir kıyıya açılan, devasa bir laboratuvardı. Ama burası sadece taş ve metalden ibaret değildi. Kristal kubbeler gökyüzüne uzanıyordu, ışıltılı pınarlar gökten dökülüyor, zümrüt renkli bahçeler yerçekimine meydan okuyarak havada süzülüyordu. Sular, ışık saçan yosunlarla parıldıyor, dallardan sarkan meyveler gökkuşağı gibi renk değiştiriyordu. Burada gece yoktu, gökyüzü̈ her zaman yumuşak bir gün batımı ışığında titriyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve biz, burada yaratıldık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Efendilerimiz, <a name="_Hlk193812346"></a>gökyüzünden gelen varlıklardı. Onlar buraya altın için gelmişti ama sonunda yaratıcı oldular. Ellerinde güç̧ vardı, bilgi vardı ve sınırları zorlamaya karar verdiler.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Onların dünyasında zaman bizim bildiğimiz gibi akmıyordu; bilgelikleri, yıldızlar kadar eskiydi. İlk başta bizim gibi yaratıkları denediler. Melezler, üstün yeteneklere sahip varlıklar. Kimi gökyüzünde süzüldü̈, kimi karada koştu, kimi de bizim gibi suların altında yaşadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bizi, denizlerin efendileri olmamız için yarattılar. Okyanusların en karanlık noktalarından gökyüzüne uzanan gelgitleri hissedelim, her sesi duyalım, her hareketi bilelim istediler. Yeryüzünün su damarları arasında birer gözcü̈ olalım diye… Uzun, gümüşi pullarımız denizin ışığını yansıtıyordu. Parmaklarımız, dalgaların titreşimlerini okuyabiliyor, en derin kuyulardan gelen fısıltıları bile işitebiliyordu. Ve en önemlisi: Sesimiz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sesimiz, yıldızların armonisiyle yaratılmıştı. Dalgaların ritminde bir yankıydık. Sözlerimiz, havanın dokusunu değiştirebilecek, ruhlara dokunabilecek kadar güçlüydü. Bir nota fısıldadığımızda rüzgâr yön değiştirirdi. Bir ağıt söylediğimizde okyanus derin bir nefes alırdı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk başta yalnız değildik. Eden’de her türden varlık vardı. Gökyüzünde dev kanatlarıyla süzülen ejderhalar, ay ışığında gölgeleriyle dans eden Pan’lar (Keçi adamlar), ormanlarda yankılanan devasa adımlarıyla Kikloplar (Tek gözlü devler), Kentaurlar (At adamlar)<b>, </b>Minotorlar (Boğa adamlar)… Hepimiz burada, birlikte, aynı dünyanın parçalarıydık. Hiçbirimiz birbirimizden korkmuyorduk. Çünkü her birimiz, efendilerimizin ellerinden çıkmıştık. Burada ne açlık vardı ne savaş̧. Bahçede her şey paylaşılırdı. Su berraktı, hava yumuşaktı, zaman bizim için sonsuzdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama insanlar geldiğinde, cennet çatlamaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Adem ve Lilith ilk yaratıldığında, onlar da bizim gibiydi—bizim gibi ölümsüz, bizim gibi güç̧ doluydu. Ama Lilith, kendisine çizilen sınırları kabul etmedi. O, efendilerimizin planına uymadı. Ve bu yüzden, unutuşa terk edildi. Onun yerine Havva getirildi. Ama Havva farklıydı. O, diğerleri gibi yaratılmamıştı. O üreyebiliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve işte o zaman her şey değişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanlar, diğerlerinden farklıydı artık. Çoğalabiliyorlardı, dünyayı doldurabiliyorlardı. Başlangıçta onlar da bizimle birlikte yaşadılar. Ama çoğaldıkça, istediler, açgözlülükleri de büyüdü̈. Daha fazla yer, daha fazla yiyecek, daha fazla güç… Onlar üreyebilirken biz sonsuz yaşamakla lanetlenmiştik. Aralarındaki ilk savaşları gördük, kanın toprağa karıştığını izledik. Efendilerimiz dehşet içinde baktılar ama olan olmuştu. İnsanlar kendilerine verilen toprakları yetinmek yerine talan etmeye başladılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir zamanlar bahçenin her köşesinde yankılanan şarkılarımız sustu. Dalgalar huzur yerine fırtınaları taşımaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Önce bizden uzak durdular, sonra rahatsız olmaya başladılar. Sesimizi korkuyla dinlediler. Su altındaki dünyamız, artık onlara tehdit gibi geliyordu. Onlar artık yalnızca birbirleriyle paylaşmak istiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra savaş̧ başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk darbeyi, ormanın çocukları aldı. Panlar, avlandı. Kikloplar kovalandı. Minotor, labirente kapatıldı. Ejderhalar gökyüzünden düştü̈. Ve biz, denizlerin altına çekildik. Onlarla savaşmadık—sadece sesimizi kullandık. Şarkılarımızla insanları durdurduk, denizin kollarına düşmelerini sağladık. Ama bu, sadece bir süreliğine bizi koruyabildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Enlil, insanların bu dünyayı mahvettiğine karar verdi. Cenneti sonsuza dek kapattı. İnsanlar dünyayı istila ettiler. Önce kendinden olmadıklarını düşündükleri diğer yaratıkları yok etmeye başladılar. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tanrılar kızmıştı. Büyük tufanı gönderdiler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Ama sonra, Enki devreye girdi. İnsanların bir kısmına kurtuluş̧ yolunu gösterdi. Onlara büyük gemiler yapmayı öğretti. Ve o gemilere, yok olan canlıların genlerini sakladı. Bir gün, kıyamet geçtiğinde, dünya yeniden doğabilsin diye…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Önce sular yükseldi, gökyüzü̈ karardı, toprak çatladı. Dağlar yutuldu, nehirler taştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biz deniz kızları, tufandan etkilenmedik. Ama kardeşlerimiz… Ejderhalar, Kikloplar, Kentaurlar, Minotorlar… Hepsi birer birer yok oldu. Biz, okyanusun altında çığlıklarını duyduk ama onları kurtaramadık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve dünya yeniden doğduğunda, biz yalnız kaldık. biz deniz kızları özgürdük. Ama bizim gibi yaratılan diğerleri yoktu artık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve tufan sona erdiğinde, insanlar kaldıkları yerden yeniden başlamaya karar verdiler. Efendilerimiz geri döndü̈ ve insanlara bir anlaşma sundular: “Size medeniyeti vereceğiz, siz de bize hizmet edeceksiniz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk şehirler kuruldu. İnsanlar bilgiyi ögrendi. Tapınaklar inşa ettiler. Efendilerimize tanrı dediler. Ama biz sirenler…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biz, insanlara hiçbir zaman güvenmedik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hâlâ denizlerin derinliklerinde yaşıyoruz. Kimi zaman fısıltılarımızı duyabilirsiniz. Ama artık hiçbir insan bizim sarkıllarımızın anlamını bilmiyor. Bizi unuttular. Bir zamanlar aynı cenneti paylaştığımızı bile hatırlamıyorlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bizi unuttuklarında, biz efsaneye dönüştük. Ama sesimiz hep kulaklarındaydı. Dalgalar kıyıları dövdüğünde, fırtınalar denizi yükselttiğinde, rüzgâr gece vakti fısıldadığında… O sesler bizimdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir zamanlar, insanlar bizi kutsal sayardı. Sümerliler bizi apkallu diye adlandırdı—bilgeliği denizlerden getiren ruhlar. Babilliler bizi Ea’nın, yani Enki’nin kızları bildi. Göklerden gelenler tarafından yaratılmış̧, suyun altında saklanan kutsal varlıklar…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra Yunanlılar bizi hatırladı ama hikâyemizi değiştirdiler. Bize Siren dediler. Zümrüt renkli denizlerin ortasında, kayalık adalarda yasadığımızı söylediler. Sesimizin o kadar büyüleyici olduğunu, onu duyan denizcilerin akıllarını kaybettiğini anlattılar. Odysseus’un, dönüş̧ yolunda bizi nasıl atlattığını anlattılar. Gemisinin direğine kendini bağladığını, böylece sesimizle büyülenip denize atlamadığını söylediler. Ama yalandı bu. Çünkü̈ biz kimseyi çağırmadık, onlar bizi dinlemek için gemilerini kayalıklarımıza sürdüler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra Hristiyan dünyası geldi. Bizi lanetlediler. Lilith’in kızları dediler. Çünkü̈ Lilith gibi biz de özgürdük. Bizim de erkeklerin boyunduruğuna girmeyen seslerimiz vardı. Bizi günahın ve baştan çıkarmanın sembolü̈ yaptılar. Oysa biz sadece denizi koruyorduk.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İskandinav denizcileri, fırtınalı gecelerde suyun üstünde parlayan figürler gördüler. Marmeniller, onlara göre deniz erkekleri, halbuki dalgaların arasında gezinen deniz kızlarıydı… Vikingler, buz mavisi sularda sirenlerin seslerini duyduklarını söyledi. Şarkılarımızın rüzgârda nasıl yankılandığını anlattılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Afrika’nın kıyılarında bizi Mami Wata diye andılar. Bilgeliğin, suların ve şifa veren deniz ruhlarının hanımefendisi… Bizi sadece tuzlu denizlerde değil, tatlı sularda da gördüler. Göllerin, ırmakların ve pınarların koruyucusu bildiler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra insanlar gemi yapmayı ögrendi. Okyanusları aşmak için teknelerle geldiler. Ama yine de bizden korktular. Okyanusun derinliklerinde, onların anlayamayacağı bir dünya olduğunu hissettiler. Geceleri, suların altından gelen yankılarla uyanıp tedirgin oldular. Bizi avlamaya çalıştılar. Ama biz kendimizi koruduk.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sesimizi kullandık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir nota fısıldadığımızda rüzgâr onların yelkenlerini yırttı. Bir ağıt söylediğimizde okyanus onlara kapılarını açtı. Biz onları çağırmadık, onlar kendilerini dalgalara bıraktılar. Ve sonra bizi canavar ilan ettiler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biz, insanlara hiçbir zaman zarar vermedik. Ama onlar, bizi yok etmeye çalıştı. Bizse denizlerin altındaki gölgelere sığındık. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanlar bizi unuttu. Ama biz onların hafızalarının derinliklerinde, rüyalarında, fısıltılarında yaşamaya devam ettik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bizi anlatan hikâyeler zaman içinde değişti. Kimi zaman güzel kurtarıcılar, kimi zaman ölümcül baştan çıkarıcılar olduk. Fırtınalar koptuğunda denizciler dua ettiler, bizi gördüklerini söylediler. Ama onlar bizim şarkılarımızı anlamıyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bizi unuttular.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama biz unutmadık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Geceleri, denizin en derin noktalarından bir şarkı yükselir. Dalgalar kıyıyı dövdüğünde, bir an için kulak verirseniz duyabilirsiniz. Bir zamanlar paylaştığımız o cenneti, o kayıp dünyayı anlatan bir melodi…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biz hâlâ buradayız. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve şarkılarımız asla susmayacak sonsuza dek yankılanacak…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>Yazan:<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bike S. Demirkız<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aslında Büyük Bir Duâdır,İyiliktir,Selâm!</title>
<link>https://fikirizleri.com/aslinda-buyuk-bir-duadiriyiliktirselam</link>
<guid>https://fikirizleri.com/aslinda-buyuk-bir-duadiriyiliktirselam</guid>
<description><![CDATA[ Selâm ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67dfeff078641.webp" length="20364" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 23 Mar 2025 14:28:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Duâ</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük bir menkibeyle sizleri selamlamak isterim,</p>
<p>Değerli Fikir İzleri ailesi.</p>
<p>Şöyle ki;</p>
<p></p>
<p>Bir derviş nehr'in kenarından geçmektedir.Bir imdât sesi duyar,boğulmak üzere olan bir adama:"Selamün aleyküm!"diyerek ve ordan tebessüm ederek hızla uzaklaşır.</p>
<p>Bunun üzerine genç öfke'yle ona söylenmeye başlar:"Sakalından utan be adam,el veya bir dal uzatıp çekip kurtarsaydın ya beni!."Nehr'in akıntısıyla suya batıp çıkan bu genç herhalde sonum geldi diyerek,daha ağır küfürler savurur:"Senin gibi âlim'in Allah..."</p>
<p>Derviş uzaklaşıp yok olunca da bir dal kopar ağaçtan ve boğulmak üzere olan gence doğru sürüklenir,genç o dala tutunarak kıyıya ulaşır, böylece boğulmaktan kurtulur.</p>
<p></p>
<p>Dervişler Allah'ın nazlı kullarıdır ve bilirlerki;</p>
<p>Allah (cc)istemezse;Kûn,yani "ol!"emrini vermezse bir yaprak bile kıpırdamaz dalında.</p>
<p></p>
<p>Derviş aslında bu sözüyle adama hem bir ders vermiş hem de yardım etmiştir,oysa bunu bilmeyen adam ona hakaretler savurmuştur.</p>
<p></p>
<p>Derviş yoldan gelirken bir dalın koptuğunu farketmiş ve yoluna devam etmiştir.Gaybı bilemezse de kopan bu dalın da yerine gideceğine iman etmiştir.Çünkü o bilmektedir ki; İzni olmadıkça, hikmetsiz ve sebepsiz bir dal bile düşmez ağacından!</p>
<p></p>
<p>Elhâsıl;</p>
<p>Selâm bir güzel duâdır.Selam,Allah'ın en güzel isimlerindendir.Selam esenlik ve selamettir.</p>
<p>Selâm vermek sünnet,almak ise farzdır.</p>
<p>"Aranızda selamı yayın."diyerek bizleri iyiliğe, güzelliğe,dostluğa,kardeşliğe, dua'ya davet eden İki Cihan Güneşi'nin(sallallahu aleyhi vesselem) emaneti ve en güzel hitap şekillerinden biridir.</p>
<p></p>
<p>Dipnot:</p>
<p>Biz derviş değiliz,binaenâleyh,imdât dileyenlere fiziksel müdahale'de mümkün mertebe ivedikle ve sağduyu'yla hareket etmeliyiz.</p>
<p>İyiliğe bir tatlı dokunuş.</p>
<p>Yazar Abdulaziz ADAKAN </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TARLADAKİ MAVİLİKLER</title>
<link>https://fikirizleri.com/tarladaki-mavilikler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tarladaki-mavilikler</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67dfe05781cac.webp" length="79352" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 23 Mar 2025 13:20:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tuğba Karagöz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="s3"></p>
<p class="s3"><span class="s2"><span class="bumpedFont17">     Küçüklüğüm şeftali, kiraz gibi meyve bahçelerinde geçti diyebilirim. Yaz vakti geldiğinde sıcağın en bunaltıcı zamanaları birkaç işçi bulup ailecek şeftali toplamaya giderdik. Tarla daha önceden temizlenmiş, otları alınmış ve tertemiz olurdu. Sanki düz bir toprak örtünün üstüne süs olsun diye o olgun olgun şeftaliler serpilmiş gibi. <br>      Güneşin tüm sıcaklığını almış, sulu ve kıpkırmızı, aynı zamanda yumuşacık. Çocukluğun verdiği tasasızlıkla hemen üstündeki kabuğu soyar yemeye başlarım. Şansıma da tatlı mı tatlı çıkardı. Herkes bir kova alıp doldurmaya başlar hızlı hızlı. Şeftatilerimiz genelde iri iri olduğu için kova doldurmak oldukça kolaylaşırdı. Sonra dolan kovalar traktörün yanına götürülür. Orada sandıklar dizilmiştir bizi tarlaya getiren kişi tarafından. <br>       Sandıkların içlerine düzgün durması amacıyla mavi kapları koymuştur onları düzenleyen. Şeftaliler yapraklarından ve çürük olanlardan ayrılıp düzgünce buraya yerleştirilir. Gün sonu olup iş bittiğinde eve gitme vakti gelmiştir. Dalından meyvesi alınmış ağaçlar artık tek bir renge sahiptir. Fakat yerlerde mavi kaplar alınmayıp oraya bırakılmıştır. Bugün okula gelirken geçtiğim köy yolundaki şeftali bahçesinde gördüğüm mavilikler beni o günlere götürdü.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SUSMAYAN ÇINLAMALAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/susmayan-cinlamalar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/susmayan-cinlamalar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67dd4124e19d6.webp" length="70364" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 Mar 2025 13:36:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meral YILDIRIM</dc:creator>
<media:keywords>kulak, ses, empati</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;">SUSMAYAN ÇINLAMALAR<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Sol kulağında korkunç bir tiz ses duydu. O kadar yüksek bir tınısı vardı ki dışardaki sesler kaybolmuş, sadece beyninin kıvrımlarına katman katman bu ses yerleşmişti. Birden elini sol kulağına attı. Kulağını eliyle kapatmak istedi. Duyduğu çirkin, baş döndüren ve uğuldayan sesin dışardan geldiğini düşünüyordu. Ama nafile, bu ses dışardan değil, içeriden bir yerlerden çıkmış, yükselerek beyninin her tarafını kaplamıştı. Dış dünya ile iletişimini koparan bu çirkin ses neden onun beynini dolaşıyordu? Uğradığı her alanın kapısını o kadar şiddetle vuruyordu ki yankılanma akabinde vücut sarsılıyor ve bir yerlere tutunma ihtiyacı duyuyordu. Zar zor sendeleyerek ayakta durabiliyordu. Sanki beyninde bir orkestra kurulmuş, tek çalgı aleti olan zille belli belirsiz notalara basan, berbat bir konser dinliyordu. Çıldırma raddesine gelmişti. Yere çömelmiş, iki eliyle kulaklarını kapatmış, gözlerini sımsıkı yummuştu. Birden bağırdı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">-Durdurun bu orkestrayı, kırın zilleri, Artık dayanamıyorum. Kulaklarım kanıyor, hissedebiliyorum. Kaldırın zilleri lütfen yalvarıyorum. Bedenimin ve ruhumun sessizliğe ihtiyacı var.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Bunları söyledikten sonra ne mi oldu? Hiç kimse onu dinlemedi. Kendi bedeni de onun isteğine cevap vermedi. Susmayan çınlamasıyla nasıl baş edecekti? Aniden ortalığı toz duman kaplamıştı. Belli belirsiz görüntüler, o toz yumağının arasında ortaya çıkmaya çalışıyordu. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Elini kulağından çekip şöyle dikkatlice baktı. Kulağındaki o yüksek sesin arasında, o bulanıklık içinden başka bir ses daha yükseliyor ve gittikçe ona yaklaşıyordu. Şimdi sol kulağındaki sesin yanında bu yüksek sesi de duyabiliyordu. Sesin sahibini göremiyordu. Ama ses gittikçe ona yaklaşıyor ve belirginleşiyordu. Gözlerini kısarak o tarafa baktı. Ses yükseldi, yükseldi ve birden ona sordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">-Neden sol kulağın biliyor musun?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">-Hayır, bilmiyorum, dedi. Ne olur belki sen bana yardımcı olabilirsin. Dayanamıyorum beynimin içindeki sol kulak sesine. Çıldırıcam !<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">-Sol kulak çınlayınca ne olur bilmiyor musun?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">-Hayır bilmiyorum. Yeter söyle artık. Söyle, söyle, söyleeeeeeeeeee!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">-Birileri arkandan kötü konuşuyor, dedi ve ardından gürültülü yankılı bir kahkaha attı ve o ses konuşmaya devam etti. Bu konuşulanlar sana, <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>çirkin bir ses olarak geliyor ve hiç durmuyorsa, otur bir düşün. Ben nasıl bir kötü insan oldum ki insanlar arkamdan beni kötülüyor ve çekiştiriyorlar?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Çınlayan ve onu deli eden sesi birden unuttu. Şaşkındı. İliklerine kadar hem de şaşkın. Neden insanlar beni kötülesin ki? Diye düşündü. Ben kime ne kötülük yaptım ki, insanlar bunu bana reva görüyor?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Yükselen ses:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">-Bunu ancak kendi iç muhasebenle çözebilirsin. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Tekrar elini iki kulağına götürdü, bir yandan susmayan çınlamalar devam ediyordu. Diğer yandan bu kadar ses içinde kendi muhasebesini yapmaya çalışıyordu. Sakinleşmeye çalıştı. Sonra derin düşünmeye başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">-Evet, insanların arkasından ben de kötülük dolu sözler sarf etmiştim. Hiç tanımadığım, hakkında bir şey bilmediğim kişiler ile ilgili ulu orta yerde çok konuşmuşluğum vardı. Demek ki konuşursan, sen de konuşulursun. Bunu acı bir tecrübe ile öğrenmek zorunda kaldım. Artık anlamıştım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Zaman hızla akıyordu. Sol kulaktaki çınlamalar bir süre daha devam etti. Ama bir gün birden sustu. İşte o gün empatiyi öğrendiği gündü. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yıldızların Çocukları – Esmeralda’nın Hikâyesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/yildizlarin-c%CC%A7ocuklari-esmeraldanin-hika%CC%82yesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yildizlarin-c%CC%A7ocuklari-esmeraldanin-hika%CC%82yesi</guid>
<description><![CDATA[ ÖYKÜ: Yıldızların Çocukları – Esmeralda’nın Hikâyesi ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67dbba2c17154.webp" length="28510" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 20 Mar 2025 09:48:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>esmeralda çingeneler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 0cm; text-align: center; line-height: normal;"><span style="font-size: 8.0pt; mso-no-proof: yes;"><!-- [if gte vml 1]><v:shapetype
 id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" o:spt="75" o:preferrelative="t"
 path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f">
 <v:stroke joinstyle="miter"/>
 <v:formulas>
  <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"/>
  <v:f eqn="sum @0 1 0"/>
  <v:f eqn="sum 0 0 @1"/>
  <v:f eqn="prod @2 1 2"/>
  <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"/>
  <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"/>
  <v:f eqn="sum @0 0 1"/>
  <v:f eqn="prod @6 1 2"/>
  <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"/>
  <v:f eqn="sum @8 21600 0"/>
  <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"/>
  <v:f eqn="sum @10 21600 0"/>
 </v:formulas>
 <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect"/>
 <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/>
</v:shapetype><v:shape id="Picture_x0020_1" o:spid="_x0000_i1025" type="#_x0000_t75"
 alt="A qr code on a white background

AI-generated content may be incorrect."
 style='width:112pt;height:115.5pt;visibility:visible;mso-wrap-style:square'>
 <v:imagedata src="file:///C:/Users/bekis/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image001.jpg"
  o:title="A qr code on a white background

AI-generated content may be incorrect"/>
</v:shape><![endif]--><!-- [if !vml]--><img width="149" height="154" src="data:image/jpeg;base64,/9j/4AAQSkZJRgABAQEAkACQAAD/2wBDAAoHBwkHBgoJCAkLCwoMDxkQDw4ODx4WFxIZJCAmJSMgIyIoLTkwKCo2KyIjMkQyNjs9QEBAJjBGS0U+Sjk/QD3/wAALCADnAOABAREA/8QAHwAAAQUBAQEBAQEAAAAAAAAAAAECAwQFBgcICQoL/8QAtRAAAgEDAwIEAwUFBAQAAAF9AQIDAAQRBRIhMUEGE1FhByJxFDKBkaEII0KxwRVS0fAkM2JyggkKFhcYGRolJicoKSo0NTY3ODk6Q0RFRkdISUpTVFVWV1hZWmNkZWZnaGlqc3R1dnd4eXqDhIWGh4iJipKTlJWWl5iZmqKjpKWmp6ipqrKztLW2t7i5usLDxMXGx8jJytLT1NXW19jZ2uHi4+Tl5ufo6erx8vP09fb3+Pn6/9oACAEBAAA/APZqKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKK5Lx747TwNbWc0lg12Ll2QBZdm3AB9DnrXF/8NBQf9C/L/4FD/4ij/hoKD/oX5f/AAKH/wARR/w0FB/0L8v/AIFD/wCIrtfAnjtPHFneXEdg1oLZwhDS792Rn0FcW/7QECOy/wBgSnBxn7UP/ia7TXPHceieB7PxG1i0q3SxMIBKAV3rn72OcfStXwtry+J/DdpqywG3W5DERl923DFeuB6Vy/jf4qReC9cTTX0t7otAs3mCcJ1JGMbT/drR8BePU8dQXskdg1p9lZFIaXfu3A+wx0qbx342TwPptteSWTXYnm8rasmzbwTnOD6Vs6HqY1rQ7HUhEYhdwJMIy2du4ZxnvXMXfxIjtfiInhU6a7O7on2jzgB8yBs7ce/rXbVxvj74hJ4FexWTTnvPtYcgrLs27dvsc/eqt4E+J0XjfVbiyTTHtDDD529pg+fmAxjA9a7uuJ1H4kR2HxBh8LHTXd5XjT7QJgAN4Bztx2z6121cf4+8fp4FWxaTT2vPtZcDbKE27dvsc/e/SuO/4aCg/wChfl/8Ch/8RR/w0FB/0L8v/gUP/iKP+GgoP+hfl/8AAof/ABFdx4E8bJ44025u47JrQQTeVtaTfngHOcD1rqaKKK8i/aA/5Bejf9dpP/QRXRTX3h7wr4B0jVNU0qGZHggjJjtkZizR5yc49DWB/wALZ8Cf9AGX/wAAof8A4qt0Xvh/xT8PdX1TS9KhhRbedFMlsiuGVCcjGfWsH4Af8gbWP+vhP/QTXph0HSScnS7HP/Xun+FWJbG1mtlt5baF4FxtiaMFRjpgdK4D/hBtdh+Jaaxa3kMOiJKrC0SZ1wuzBAQDb1ya7XVrbTVtZ7+/sYLj7PEzszwq7bVBOBn8a8pv4ZPieyTeBG/smKxBS5WQ/Z/MZuVP7vOcbT19a5TwN4ztNC1e7bxSLrUoDGY40YCYK4Yc4c4HAPNYWueJ7q712+uNMvL23spZ3eCESsgjQngbQcDA7Crvw+uJrr4k6NLcSySyNcDLyMWJ4Pc19K6yxXQ79lJDC3kIIOCPlNfI9zf3d9t+13U8+zO3zZC236Zr2zTPjD4P02CIQ6VdxTCNUd4raNS2AM8hvUVheBfEc2u/GZriG6uzY3D3EkcMshwFKsQCuSKxfi/LJB8TryWF2jkVISrIcEHyx0NejfA28ub3wnfSXVxNO4vSA0rliBsTjmsX9oP/AFOhf70//sldZqmo+HfCPhHTNQ1TSYZUmSKL91bRs24pnJzj0Nc7/wALZ8Cf9AGX/wAAof8A4qti/u9B8SfC/V9X0vS4YU+yzqhe3RXUqp54zj86zPgF/wAixqf/AF+f+yLXqtFFFeRftAf8gvRv+u0n/oIp/wAS/wDki+i/S1/9FGvDa9y+HX/JEdZ/3bv/ANF0n7P/APyBtY/6+E/9BNet1xXxY1i/0PwW13ply9tcC4jXzExnBzkc1xvgC4+IOr6ppepXlzcT6JK5MjtJHhlGR0+91HpXc+N/Geh6NY32lahe+Tez2bmOPy3bduVgOQMdRXHfs/f8g/W/+usX8mrovEPhv4e+GoI7nWtNtbeOZ9itskbLYz/DmvHPFng++tGu9dsrER+H5pt9pKrrgxsfkwudwyMdRXqvwl8K6LN4Q0rWJNPhbUVaRhcHO7IdgD1x0r0S9MAspzdYNuI283IyNuOf0rwvxT4Y0rxgbY/DWwinW23C98vMWC2NmfMIz0fpV74dfCu8g1i5Pi7RY2tDBiLzJVYb9w/utnpmsHxP4W8ReCdf1HXtKtW0/ToZ2W3njkQ7UY7QAMk85x0rpLbS7LxF8IL7xJrFul3rXkzH7XJnf8rEL044AArX+An/ACKF/wD9fx/9ASsv9oP/AFOhf70//slWfi9/yS3Q/wDrtB/6JavDq9w8I/8AJv2qf9cLr+tT/AL/AJFjU/8Ar8/9kWvVaKKK8i/aA/5Bejf9dpP/AEEVtNe+DfEfgfStL1rWrEJFBAzILxUZXVMYPPueKxv+EL+Fn/QZtv8AwZL/AI1rte+DvD3gPVtK0XWrFkkt52SM3iuzOyEYHPsOKyfgBxo2sf8AXdP/AEE1teNvGt/9kth4Eng1O6Eh+0R2yi4KJjgkDOOavK2jePPD1po2tXsMmoGNJbq1hmCSpKo+YFRyMEkEdq1NGn8P+HUt/DdjqNsk0BKJavcBpcklsYznvmsXxh4Z8Ga34gibxDexxai0SRxxG7EbMuTtwvfJJq5pOl+FfhussKX0Vj9tIYi7uQC23jjP1qbxvpfhvWNNtk8T3cdvarLviZrgRBmwe568Zpmq6R4ZuPAttYX93GmhokQimNwFUgfc+fvn9arXE9l4U+F91P4UuI5be0id7eTeJlJ3889+Sa840z4g+O/EEX/Hr5+mO/lXM0VnlUQ435YdMKc+1ad8W8I7B8Kx/aS3OTfmH/S/LK/6vOM7c5f649q9S0bxDp2rqsNrqFpcXaRhpoopVZkPAOQDxzxVLWj4d8WRzeHLzULeWVn+e2iuAJQUOcYHPGKqQ6b4V0zSG8GC+hjWYGP7K9yPOO85wO/OeK4XxBqM/wALvEdhoPhgrFY3uyeYTjzGLs5Q4J6DCin/ALQf+p0L/en/APZK6S/uvBXifwtpun6zrdjsgSN9q3qowcJjnn3PFYf/AAhfws/6DNt/4Ml/xrS1K+8I6J8NtW0fRNZsnVrWby4/tau7MwPA5yeaqfAL/kWNT/6/P/ZFr1WiiiuV8c+CrLxpb2kV/ey2q27symPb8xIA7/SuQX4D6G5wmtXjH0Gw/wBKRvgRoakhtavAR2Pl/wCFOHwF0VlLDWb0qO4CY/lXXeCPBdl4Ms7uCwvJbpbhw7GTb8pAx2rzn4GAweI9ZMwMYMIwX4z8/vSeBAY/jhq8jjbGZLrDHgH5/WsbxnqlxofxkvNXtLcTtbyo6AglW/dKOorrtD0iD4n3Nv4r1iZtPvLOdYUt4cbGWMhwTu55LEfhXU+NvAmm+OJ7SS81GS3NqrKoiKnO4jrn6VY8YeENP8Y6VaWN1fvAls4dWiK5J245z9a574mWEOmfCSPS7WUzi1MESnILMFIGSBWfpRA/Z3niJAl8ib5P4v8AWntV34LWhuPh5qFrLujE11KhOMEAxoM1k6kJPgkY49ERtSGq5aX7SD+78vpjbjrvPX0rrfA3gSw8OalNq9rfTTzXsGHjfbhdxDHGOeoxT7D4f6bpvjqbxKuoytcySSO0LFdoLggj14zXmPxF1OXR/i++rW0Im+y+TKuc7GIQdSK6XQtLT4wOniLVJGsZ7CUW6RW2CjBcPk7snOWI/Cux8deBrHxqtkt/fS2otS5Ty9vzbtuc5/3a5UfALRyMjVr/AP75T/Cl/wCFA6P/ANBa/wD++U/wpD8A9GUEnV74AdyE/wAK7HwR4Ps/BunXFrY3ct0k0vmM0m3IOAMcfSumoooryL9oA/8AEr0b/rtJ/wCgisrRNEf4WWNp4xuZ11CG7gWIW0Y2MvmAODuOc4246V594t11PEnii91WKFoEuWVhGzbiuFA6/hXsXwnsW1P4TX1irhGuZLiEORkKWQDOPxrLtL4fA9Wsb1DqraifOV4j5YQLxg5znrXL/ET4kW/jfT7O3g0+W0NvKZCzSBt2RjHAr1C78LSeMPhRoumQ3KWzG2tpPMZSw4QccfWs3wt4rj8Ka1Y/D+W1e4uLd/KN4rBVbcDJnaeejY69qn8f/Cy58Z+IE1GHU4rVVt1h2NEWPBY5yD/tVzH/AAz/AH3/AEHbf/vw3+NH/DP99/0Hbf8A78N/jXQ+B/hNc+EfE0WqTapDcokboY1iKk7hjrmm+LfCEuk+Lrnx690klvZ7JzZhCGYKoXG7OPfpVez+O9nd3sFsuiTqZpFjB89eMnHpXq+K+avB3jSLwR4r1S9mtHulmDwhEcLj5wc8j2rqpfhRc+NpW8SQapFax6qftSwPEWMYfnBIPOK6q78Nv4T+DOqaVLcJcPFbTN5irtB3Enp+NUfgJ/yKF/8A9fzf+gJW18R/AM/jlNPWC+jtPshkJ3xlt27b6H/Z/WuWX432mjoNOfR55Gsx5BcTgBiny5xjvinf8NAWX/QDuP8AwIX/AArO1/422mteH7/Tk0eeJrq3eEOZwQpYYzjFbPwCP/FM6n/1+f8Asi16rRRRVa806y1BVW+tLe5CHKiaNX2/TIon0+zurVLa4tLeW3TG2J41ZFxwMAjHFefa5408CeHtZudMvdDQ3FuwVzHYRFeQDwcj1rzfxN4m/wCEh8XW0Hg+4utNtLgRwJCjG3TzC2MlUOO45rVu/g941v3R77ULW5KDCma7dyB7ZWujHxK+HsYCPoWWXgn+z4uv51p/E7VsfC21v9Gkms4pngeHyj5TKjDIHy9OMcVx/wAOPA2vX+t6R4suLiGa1aQyM0kzNKQMpzke3rUvxevtVHxEsrDTdRubb7RbRIqxzsi7mdhk4P05pP8AhWXxE/6Dv/lRl/wrmPDFl4t8W6jc2Wm63ciW3Te/m3sijGccYz3NexeDvGlm93beErhrqTWbKIw3EjDcjPGMOQxOTyDyRzVPU/BviG/+JQ1NrtH0AyIZLR52KsoQAgx42nkZrE+JPwzv9S1gapoMVhaWltagsqnyjuUsxICr1xjn2rifCWk+MfGa3TaXrdwotSofzr6RfvZxjGfQ1xlxG8VzKkp3SK5VjnOSDzzXpmofEuwb4W2uhadLfwapDDDH5iDYoKkbsMGz0Bre+G/xD0ufRrDw5q/2y8v7mVo2MyCVG3McAljkjGO1ZfxXvG8NeNdMj0uSSws/ISWWGzPlK58xskquATgY/CvTfCXjvSvGb3S6UtyptQpk85Av3s4xgn+6a+Zdb/5D2of9fMn/AKEa9F0680Xxf4Ks/CWkWEaeIZIlH2iWBUXKHe2ZBluVU9q9E8CeA4ND8MRWWuafp1zeLI7NJ5SyZBPHJGa66z0+z09GSytYLZGOWWGMICfUgVYooorzX4zeI9V8O6fpcmkXslq00siyFAPmAAx1Fd1oE8t14c02edy8stpE7serMUBJ/OuK8Ry/DRdfuxr4tf7T3Dz96Sk52jHQY6YrJml+GjQOPD4tRrBUix2JKG8//lnjIxndjrxXTfDdPFS2N8PGHnGYyL5Hmsh+XHONvvXMfEn4YRyafZ/8IjoafaDKxnMT4O3HH3m9a6HQrzw14h0Sw8J6k8V1fWduiXFmyuNkkahWGRxwcjg1xvjCHxr4UvL8+HRPZeGrTBhEbRlEUgbsA5b7xP51zWhaZ4t8b65p+uzRTahDb3Mcb3DMi7VRgxGMjpuz0713fxn8U6z4cvdKXSL+W1WaOQyBADuIK46j3ry/wZ/wlM2p3TeEzMbsx5mMZQErkf3uOuK9CmNq2mpH4c2/8LBAH2sx5Evmf8tslvk9c4/Cut8HeLUtrSz0LxRqBHiYsyywSKS2SSyDKjb90r3rQ8X+MND0S1utO1HUEgu5rV2SIoxLBgQOQMdQa8I8Dp4ydL3/AIQ8z7QU+0eUyDnnbnd/wLpWv8RJPBzaHaDw8IP7VE4+17FcN907s54+9jpW94cm+Fw8OaeNXFp/aAgT7RuSYnfjnOBj8qxtV8JajfeJhrfw7sC2lqVa1nhZVAdRhsBzn72eoqDUfB/jzWtSt77xHYz3EcGBJJJJF8sQOW6HpyaveMPFOi+H0tD8N75LRpi/237OjDcBjZneO2X6etdxeeHPAmlaFZ6r4hsbaI3SoXmcSHfIy7jwvrya3PDfhXwpCbXWtA0+BSyFoZ039CCDwT6E9q81+KfjbxDoXjeez0zVJre2WKNhGoUgErz1Fdd8HPEGp+ItBv59XvHupY7nYjOAMDaDjgV6JRRRWB4q8GaZ4xht4tV8/bbszJ5Um3k4znj2rzC58YfEDSLqXTtN0WZ7GzcwW7HT5HJjQ7VO7vwBzWnpnhHw54y8m+8T3Jh8SXmTc2a3AidWHAHlH5h8oB/WuT8YeCLzwr4ztn8L6XqFzBbrHOj+S0y+YGJwSB7DitX/AIWD8TM/8gOX/wAFslesp4u0Dy1365pgfAyDdxjB/OvBL7UNc8J+NtU8RadZyCCa5mEV1LAzQyI7Egq3Q5HIINdNonijxb47nttL1jT3Oh6gfLnuILRlG0Z5D8gcivRtGtfDXgCzbSo9Tt7VXcz+Xd3Sh+QBnnHHy1538ZEbxTeaU/h5TqqQRyCVrEeeIySuA23OM4PX0qz4l02H4RaXa6r4ZDrd3rC3m+1HzBt27uBxg5ArlvhrryTfFFtX1e5t7c3CzSSyOwjQMw9zxzXrcvhbwxea+PGZvQ0iMJPtC3K+QNo2demOPXrVPxX4R8NeNoLnXPtRupba2aNXtbhSgKgsAcZ55rmP2ff9Trv+9B/7PWZ8WfAOj+FtIt9Q00XHn3N3sfzJNwwVZjgY9RXO+APA0/iDxFaR6tp1+mlzxu/nrGyKflJUh8Y5OK7TV9Q8V+A9RfQvCOlXE+kQANFI1o8xJYbm+YcHkmuy8C6trXiDw1fv4rtms5PMaLDQmH93sGTz9TzXkHxJ8O+GNCj08+Gb5LoymTz9t0s23G3b06dTXquoHwh4q8Kabp+sa3ZKkKRSbUvY0YOExg8+54qHxB4r0vwf4AMPhfVtPuJ7NY44IzOkzFdwB4ByeCa5V9DtPHPw/wBQ8Zaz5h1aOCXb5LbI/wB2CF+Xn09a2PgF/wAixqf/AF+f+yLXqtFFFcV8SPHVx4HtLGa2s4rk3LupEjEbcAHt9af4p8bXWgeBbDXoLOKaa68ndEWO1d6Fjgjnisbwl4Ti8SaxY+P57iSC7uCZWtFUFFIBjxk89Bmk8ffFS98H+JP7Mt9OguEMKyb3dgcnPHH0rZ+Hfje68a2N9Pd2Udq1vIqKEYndkE968a8AeCrXxrq+oW93eSWq2671KKDnLY712MF5J41vG+HtxH9mstOzGl5Hy8gg+VSQeOeteoeGtGg8MeH7XSYrkzJbBgHfAJyxbp+Nc14y+F9j401pdSn1Ka3ZIVh2xorDAJOcn61yd9d/8KQZLfS9uprqYMjmc7fL2cDG313fpXf+MfB0HjvSLO3urqS1EbibMahskrjHP1ryzx38JrLwj4Yl1SDUrieRJEQI6KAdxx2roNJ/5Nxn/wCuE3/o0074SMo+FesAsATLPxn/AKZLXnvgbx5e+BkvVttPjuftZQt5hYbdu7pj/eqfxx8Sb3xppcFndadFarDN5odGYknaRjn612vwt+It5qF7pXhl9PiS3itygnDNuIRCQcdOcV0GqfEe60/4mQeGFsoGgkkiQzs5DAOoJOOneu4uljurSa3MqqJUZCQRxkYry3/hQGm/9Bm7/wC/S0jfALS1+9rd0PrGtA+AOmEZGtXZH/XJa7DTPBNrpPge58MrfSNFOkiGZgAw39eKk8DeDbbwXp1xaWt5JdLNL5pZwBg4Axx9K6eiiivIv2gP+QXo3/XaT/0EV1V54rg8HfDnRtSuLWS5QwW8WxCAcmPOefpXMD4/aaOBot3/AN/Vrz/xP44tte8fWHiCK0lihtjCWiZgWbY244PTmu//AOF+6ZggaLdj/toteIO+6V2GRuJNfSf/AAlEPg/4X6Lqk9s9wn2W3j2oQDyg5yfpXi9/L/wsb4kMbPNmNSkVU807tmEA5x/u/rXsmg+E5/Bnw41nTrm6juXaO4mDoCAAY8Y5/wB2vHvA/wAPLrxzBeS29/DbfZWVSJFLZ3A+n0r6YhQxQRoTkqoGfoK8U+KnxGtdVstS8NJYzxzQXWwzFwVOxueOvOK09JP/ABjjP/1wm/8ARprx3RCRrlgM8faY/wD0IV9HeOfH9p4GeyW5sJbn7WHK+WwG3bt65/3q8n+IvxLs/GujW1lbafNbPDceaWd1II2kY4+tbfhz406fonh3T9Ok0m5ke1gWJnWRQGIGMiqPijw7L4702+8e2twlra+UT9lkBL/uxtPI45xWX8Pfh3d+LLcarBqEMCWt0EaN1YlsbW7fWvY/HPj638DLZNc2U1yLsuF8tgNu3b1z/vVD448MT/EDwrYw2lwloTIl1mQE8FDxx3+b9K5O2+KVp4Et08M3Wnz3U+mD7O80bgK5HcA81i+JtAm+IOm33jm0nW0tY4G/0aQFnPlDB5HHOK6T4BknwzqeTn/TP/ZFr1SiiiuW8c694c0K3tH8TWS3UcrsIQ1usu0gDPXp2r501/xBd6peXUS310+mmdnt7d5G2ImTsAXOBgHGB0r03+xtN/4Z++3/ANn2n23yM/aPJXzM+dj72M9OKxvAHizwbo3hv7L4h01Lm985m3mzSX5TjA3H8a6X/hYPw0PH9hxf+C2OsbQ9AtfhtczX/jeytbm0vV8u2VI1n2sDuPBHHFa/iDxFpnxM0JfDHhRHS6VllRJoxFGqJ1AIzjqOKwNF+HmteBdYtvEesi2/s/T382fyZN77cY4GBnkimeJvHv8Awkvj/S20W+vk02QwwzQMxRXJkO4FQcEEED3r3Sx0qw0tXXT7K2tRIQXEESpux0zgc141N8P/AIlNM7JrcoUsSB/aUnTNaUHi7wVosCab4i0xLnWLRRDezNZJKZJl4dt55bJzyeteg+HbjRfEPhaKTTbKJdKn3KsDwKqnDEHKdOoNOm8OeHbCCS7OiacogUylktEyNozkcdeK8z8WofjG1q/hTkaYGFx9q/df6zG3HXP3G/Srcfjr4c2kaW9zosRmiASQ/wBnRnLDg8/WuB0rXfD1t8S7jVLuzV9EeWVkg+zqwCsDtGzpwSK988NXeieIfDCSaVZRJpcxdfIaBUU4JDZTp1rE8T+LvDngJJNKFs1nNcwNKgtLcKuTlQTjHOVr53v9X1HVAg1C/uroR52efKz7c9cZPHQV6d8ENZ1K/wDFdzb3moXdxBHYsUjlmZlXDoBgE8cV1/xf0bTYvAmpX8en2i3hkiJuFhUSEmRQfmxnpXj3gbUr1vE2kaW13cHT5ruNJbUyHynVmG4FOhB719N2OmWOlxtHp9nb2qOdzLDGEBPqQKtUUUVla74Z0nxLHDHrFkt0sJLRhmYbSevQj0rw3wJ4a0nVfijqul31ms1jD9o8uIswC7ZAF5BzwK9Z+0+Dtv8AwhG+H/nn9g/ef9dMbv161FdfDTwTZWk1zcaPCkMKGSRzLJ8qgZJ+96V418Rh4UF/Y/8ACH+V5Hlt5/ll/vZGM7vavVdX8V/DrxFZ28Gs39tcpD8yKyyjacYPQCuP8I6YPB/je48RXsH2Lw1KJRaXTHcjI5zHgDLcr6im+PtU8W6xHql7pc0s/hCZQUkVUCMgADdRu++DXHeEvDGr3tza61b2TyabaXSvPOGXCBCGY4zngc9K734k/FKQXNh/wh+ufu9j/aPLjHXI253L9elcT/wtTxj/ANBuX/v1H/8AE0h8DeMfEJ/tc6XNc/bv3/nbox5m7ndjI65r2Dw9pev6J8H/ALDawSQa3FHJ5UYKlgxkJHXjoa84u/FfjzTdctNK8Q3s8QumQPC6RfPGzbTyo78it/4kMfhpJp6+Dj/ZYvhIbkR/P5mzbt+/nGNzdPWqnxW8K6No3hLTNQ06xSC7uZ186QMxLZjZjwTjrVL+x/C2ueA7Sy8PQRXHix4Yy0aM4csMGT7x29M13/hXSde0L4RSWUNvJb61GkxhjypYMWJX2rn9Li024Aj+LAU647hbUTkhjCfu48rjG/f15rd1zwn8NvDQhOsWNvaifd5e55juxjPQn1H51B4j8JPoej2+ofDWwMGoTuqvJC24tAVLf8tCRjIQ+tcXq2l/FTXNOksdSt7qe1kILxnyQDggjpg9QKq+Efh14p07xfpN3d6PNHbwXcckjl0IVQwJPBr6Joooorgfir4z1PwbZadLpXkbriR1fzU3cAAjHI9aTwNoHhyPUY9dsb9JdYvbfzbiJblWCtJhnwg5GG/KuHuLiG0/aLaa5ljhiS4yzyMFVf3Hcmtvxr8Q5x4wh0C0u7CXRb5I4biVSGKrISr4cHAIH5Ves/hB4I1FWaxvLi5VThjDeI4U++BVn/hR3hX11D/v+P8A4mvLvGnjHUpYrrwm3kf2Zp9x5EPyfvNsRKrls8nA54rX8Eapr+tWGn+FbqwkPh253RSTpbsDsJLEiTp96vU9P0bw34Q0S50AajHbwXQd3S5ukEmHXaSM44wPSvFfiT4c8PeHrjT08OXgukmRzMRcLLtIIx93p1NXPhv8O18Q6rdQ+IbHULa3SDfG2xotzbgOpHPBr0zxd4mtvA3glbbw/fWcl1YmO3SGWVZHCg4OVBByKh0z4gXN/wDDQ6ktzYvr7I5jtUwWZg5AAjzuPArn7K1tfF9k+u+MpPsPiC0JS1tywg3qg3IfLblssSMjrjHarGgaVefFQTt45s7m1bT9otfKiaDcHzvzuBz9xfp+NUfDl5L8UtVufD3iPb9h01TLB9mHlvuVggyTnIwxrlm03XPBHju7uPD2lXsqWk0kVu8ls8ishyucgDPHet7/AIWX8Rv+gK3/AILpa5XxBr+ta74r0y68SW32SeIxooaFofkD5zhvcnmvavFmneD/ABmLUarrVqBa7jH5N9Gv3sZz1/uiq/jDxZPovhy0TwbNbaldRyJE0UX+kMIgp+Yqhz1C8+/vXL+DvirrmoeMYNN8RNZWdsQ/nGSPyShCEgEseOQK9D1zxZZQaHfS6RqVhc36QO1vCkyyNJJj5QFByST2FUPhxr+u+INJu5vEVobaeOfZGpgaLK7Qc4PXnNdjRRRXKeO/AkPjm2s4Zr2S1Fs7OCkYbdkAdz7Vw1z4Xj+DUP8AwklpctqcjH7L5MqiMANzuyM/3f1rhIP+Lk/ElftH+g/2lJ83l/Ps2x9s4z939ak8S+BodB8eWPh9L2SaO5MIMxjAK7229M9q9x8C+BofA1pdwQ3r3QuXVyXQLtwMdjXU5ry3Vvgdaarq95fvrU8bXU7zFBACF3EnHX3rp2j/AOFb/Dd1tz9t/s2IsvmfJvy+ecZx979K8+udET4saLeeLrqZtPls4ngFvGPMVhGu8Escdd2PwryDFfTHjnxrN4I8P6deQ2aXRndYiruVx8mc9PavFtA0tfiR8QblLiQ2X255bk+WN+w8tjnGa9Q8PfBe08P6/Z6pHrE0zWsm8RmEAN7ZzWv4q+G0HinxPaazLqMsD2yIoiWMMDtYt1z70z4j/EKfwNJp6wWEd19rEhO+Qrt27fQf7Vclc2I+EUS+JrVzqMmqHyWglHliPd+8yCM5+7j8a1vBPxcuvFnii30qXSobdJVdjIspYjapPTHtWlqfxGuLD4lQeF10+J4pZIk88yEMN6g9Mds1J44+GNv421aC+m1KW1MUAhCJEGBG4nPX3ryb4j/D2DwLHp7Q38l19rMgO+MLt27fQ/7VZPgfxhL4J1ebUIbRLppYDCUdyuAWU5yP92s3xBq7a/r15qbxCJrqQyGMHIXPbNelfCz4cW+q2mm+Jm1CSOSC63iARgg7G9c98V7hmlooorlvG/jq28D29pNdWk1yLl2UCNgNuAD3+teD6Lolx8RfGN9BaXItRO0t2vnZYAb8447/ADV1q/ALVlOV1mzBHcI9egeGvA1zongS+0O4uoZrm4EwScKcLvXA688V4l428HX3ge7tILvUFuDcIXBi3DGDjvXeXmpf8Logi03SQ+myad++d7g7g4I24G2o7Lwvd/CO4/4SXVLxdQt1Bt/IgyGy/Q/Nx2q3dfEyz+IVrJ4Xs7G4tZ9THkpNKylEPXJA57V0fh/wlceDPhvrOnXNxFcO0dxMHjBAwYwMc/7teVfDj4gWPgq2v472wlujcujKUK/LgH1+teu/ELwdceO9Esbe0uYrYxSiYmUE5BUjHH1rA8B/Ce+8I+KItUuNRtp40jdCkaMCdwx3rTvPh7f3PxOj8TrqES2qyI/2cht2FQLj07Vc8UfEi08L+JbTRp7G4mluVRlkRlCjcxXv9K7Fo0fG9FbHqM15d8fP+RT07/r9H/oDVoQeGpfFHwc0vTbSWK3nltYGErL0xgnpz2rjz8BNXLbjrVpu9dj5rW0fVx8IZY/DuqLJqNxfyi4SaA4VA2EAO7nqpP410nxK8A3XjlNOW1vIbb7IZC3mqTu3bcYx/u1578FLQW3xA1O1k2yGG0kQnHBIkQZr0H4wRRp8NtRKxqDvh5Cj/noteW6J8R7TSfhvd+G3srhrieOZRMrAKpfOD68V3PwEdn8M6kXYsftnc5/gWvU6KKK5bxxrXhrRre0bxRaR3McjsIQ9sJtpAGevTtXDX+paN4tt/wCz/hxAlhrQYStLDCLVvKHDDeMHqV49q19J+I+neENMh0TxTd3UmsWgK3LBTLkklh8/f5SKmu/iz4f1mzm03Srm7XULyNoLZvKKYlcbU+btyRz2rx/xvoviTRrq1TxRdyXEsiEwl7kzYUHnk9KTwRo3iPWby6j8MXUlvNHGGlKXBhyueOR15rY8PeJ30rxbcWfjq9udQsbfzIpIJ2NzH5qnAO0kg4wea3INFWDxdH4+0+3hg8LRSCZRGoRlQLsOIx/tA/zrL8eeOLjxV4pt4fDOp30dncwpbGLzGiRnZmByucYII5rtvht8M20a3v18UaXp9y8joYC6rNgAHPUcdq52TwN8TvNfy9WuFTcdoGpMAB271zdifHGo+KJvD9vrl+b+FnV1N+4XKdec16tcxa5oHwavF1S8m/taCCRmnWcs4y5Iw/XoRXk2jeEPFnjuAaxb3LXRhk8kTXF0d6lcNgE84+aul/4Qb4o/9Be5/wDBm3+NeleK9V0PQ9BsX8W2yXMRZYwHgE37zacnB+h5qzJ4n0bRvB1vrSq0Ok+WhiWKLG1WwFAUdOtSWnjHS73wrJ4hheU6fGrszGMhsKcHj8K8S8feKtN8W+OtHvNJeRoYliiYyJtO7zCf5EV9FV5rH8SPAOi6ncNb2gtrsM0cskNiFZjnnJHXkVjSvf8A9ty+LNbuJLrwTOxkW2lkMilWG2P9yeOGIPt1rtvD2neDvE+lLqOm6FpzW7MygvZIpyDg8YrotP0qw0qJo9Osre0jc7mWCMICfUgVboooryL9oD/kF6N/12k/9BFcr8Df+R9f/ryk/wDQlrX8S+EpZPird6vr9g48NmUNPcu2E2+WFByDn72BXJ+K49Kt/HNmPApVox5Rg8pmf9/u4+/3zt9qg8cTeK57q0Pi9ZVmCMIPMRF+XPP3fetTw/4c+IfhmaWfRtNurd51Cu2yNsjr/FmqXhiPTLjx5djx2VRCZTceaxT99nnOzvnPtW94rl8QxaTfW/htXbwQExCyIrJs43fM3z/f3V5/oc0dtr+nTzOEijuY3dj0UBgSa9Z+JHxTlgubD/hD9bjaMo/2jy41bnI2/eX69K6H4cXfje51S5/4S1JhaeRmEvHGo37h/dGema5Lwj/ycDqn/Xe6/rXQeLJvEb+MriDU1kHgolBcsyKE8vYN2WHzfe9K43xL40TwnqKWPw81FIdJeMSyLGokHnEkE5cE9AvtXR/Db4pmePUD4w1uJWBj+z+ZGF/vbsbR/u9a3PjBouoeJfDGnx6NayXji5EpEePu7G55+orhPBN7qut+IrbwT4mZpNLhR45LJlVSpjUlRuXDcEDvWt4v0Lxfp9xeaB4TsbgeG3jCrEiowO4Zf5m+b7xPervw1+GFr/Zcs3inRnS/jut0JkkZTsAUjhTjrmvSNa8S6R4d8n+176K08/Pl+Zn5sYz0+o/Ovn3wivhi98a6o/iiSI6c4leFnd1DOZBjG3noTXp3xDTTo/gvKuilTpwEH2cqSRt8xccnmud8F+NtN0H4TXNqmqQ2+ros7wRkZbecleMYrqvhB4l1XxPoV9caxdfaJYrnYjbFXC7QccAetegUUUV5V8ddPu7/AE3SFsrWe4KzSFhDGXxwOuK5n4L6RqNj44eW7sLqCP7JIN8sLKM5XjJFepfEyCW6+Hmrw28UksrRqFSNSzH516AV5r4J+HcDeEZvEN1BqEWsWEkk1vAw2qzRgMmUK5IJHY81zHizUvFfjO5tp9T0W4V7dSqeTZyKME55zmtUfHLxOihPI035RjmFv/iq0fF/gK2uPBcPiizivZ9W1Jo7iaKP50BkG59qgZAyeOaq+F9X16402z8I6zp72nh+TMU9y9u8bohJbO9vlHPqKw/F3hvQtI8b2Gm6XemfTphEZZTOj7dzkN8wGBgAGvSbX4N+DL8ObLUbu4CcMYbqN9v1wtd6mv6LDGsY1ew+QBeblM8fjXlPg+yum+OOoX4tpjZSy3LR3AjPluDnBDdCDXp/iKTRdS0670fVNSt7dZ02Sr9oRHUHnv0/KuLtfgv4OvojJZ397cRg7S0V1G4B9Mhan/4UV4Y/576n/wB/l/8Aia4WX41eJLCZ7SKHTjHAxiUtC2cLwM/N7VzWk+KtYTxtJr2n2sc+pzNJIYliZ1JYHdhQc9Ce9e9eD/GH9oeHILjxHcWdhqLM4kgkYQlQGIX5WORkYNct8Q/ilqHh/XbW08PSadeQSwB2OPNO8sRjKt6Ace9ef+LtZ8XeNFtV1TRZkFqWKeRZyL97Gc5z/dFcpdaTqFjEJLyxureMnaGlhZAT6ZIrq5PEnivVPBEPh9dIeTTNiKksdpIWYKwYHd0PI9K5r/hHNZ/6BGof+Az/AOFe2/A2xurDw5qKXltPbu13kLLGUJGwc816dRRRXHfETx2/ga0spo7Fbv7S7IQ0uzbgA+h9a4T/AIaCuP8AoARf+BR/+Jo/4aCuP+gBF/4FH/4mj/hoK4/6AEX/AIFH/wCJru/h745k8c2V7O9itmbaRUAWXfuyM56CuQf9n+B3Zv7fl+Yk/wDHqP8A4qux8Ra03w48CWkkUIvvsixWoDN5e7Axu6HHTpXl/iT40TeIvD15pTaNHALpNhkFwW28g9No9KzvCnw2i8S+C77XW1J4GtTKBCIQwbYgbrkYzn0qt4C+IsngWC9jj05Lv7UyMS0uzbtB9jnrXbj4CQXIE/8Ab0i+b8+Pso4zz/ers9c1Rvht8PrZ4ohf/YUithuby944XPfFfPfi3xCfFXiS51ZrZbZp9uYw+7G1QvXA9K6TwP8AFKTwVokmnR6Wl0JJ2mMhmKdQoxjaf7tetfDr4gSeOk1BpLBLT7IYwAsu/du3ewx92vLPiV8N4/CFjHqaai90bq6KGMwhNuQzdcnPSuW8H+JW8JeIoNWS2Fy0Suvll9oO5SOuD60eMPEjeLfEc+rPbC2aVUXyw+7G1QOuB6Vn6R/yGbH/AK+I/wD0IV9GfEXx/J4FTTzHYLd/azICGl2bdu32OfvVz/xruTefDrS7krt866ik25zjMTnH612Hw6/5J9on/XqtdLRRRRRXkX7QH/IL0b/rtJ/6CK6a617TfCHw80fU73T/ALQjQW8ZWNF3ZMec8/Sua/4Xf4b/AOgDdf8AfEf+NdHFrum+LvhxrGqWVh9nQW9xGFkRd2RGeePrXOfAA40XWD/03T/0E1y/xJ+Jdr4tsrW206C8tZLeZmdnYAMMYxwa6rx8S3wL0gsSSY7Qkk5J+Sm2tvD/AMM6tL5UfmfZn+faM/6496s/B+0a/wDhbqdpGyq8888Ss3QFo1GT+da/w4+Hs/g63v49SltLs3LoyFFJ24Bz1HvXOarrH/C4B/Y+hebps9g5nkkuGwrL93A25PU1wug6x/wgfj24XWTLfx2TS27pG24M3TIDdq9mK23xE+Hc8ml20dmb+N44zMgyhDYydufTtXA2HwJ1i11C2uH1PT2SKVXZcPyAQcdK9tjgihz5USJnrtUDNcD4I+HmoeHPEV9f6pe295BcRsqRjc20lwc/MMdBitvxv4S/4SbwvcaZYi2t55WQiR0wAAwJ6DPavINb+C+q6Hot3qU+o2UkdrEZWVA+SB2GRXAWM62t/bzuCVilVyB1IBBr22X47aBNjzdGvXx03CM4/WuV+I3xN07xn4fg0+ysbq3eK4WbdLt24CsMcH/arr/hd8RbG8g0jwulncrcpAUMx27MqpY989q9G1jU49G0a81GZGkjtYWmZU6kKM4FZPgvxpa+NtPuLuztp4Egl8oiXGScA9j710dFFFeRftAf8gvRv+u0n/oIp/xL/wCSL6L9LX/0Ua8Nr3L4df8AJEdZ/wB27/8ARdN+APOi6x/13T/0E1i6J4as/AF5cXnxAsLWW0ux5dsNguMODk8duO9ewQ2Wka94ds0NlBPpkkSSQQyxDaFx8vynpgV53regavofiWe9uSI/A9uwaSxSTMXl7RkeT0++c4x71Uk+26pfw614Dlex8L2hU3kML+QpZDukPl/xHZt+uMV6R4Y8Y6V4vjuH0iSV1tyqyb4ymCc46/Q189+EtM8R6prt/H4WuZLe5VWaVkn8olN3TPfnFeqeGm8Ianfw6DqmmW114jiQreyTWocvMo/eEuR8xznnvXotjYWumWiWthbxW9umdsUShVXJycAe9cN4z0Txjf8Ai+yudAvZodLRIxNGt15YJDkt8vfjFT/EjR/FmqyaefCl5LbrGJPP2XPlbs7dv16GvDpvGviqCZ4n1/U96MVbF03UcetdBdj4g2PhaPxBPrd6NPkRHVhfEthiAOM+9XfDS+LL/T4Nf1rUrm78Moxa8jmuS4eJSQwMZPzdOleg6Ppngrxhod5c6Dodg2zdCGe0VCJNuR1HuOaxPhv8LZdKfUP+Er0qxuFkEfkb9su3G7d9OorovEum+BvCdhHeatoVgkMkgiUpZqx3EE9APQGvNPAdxYXfxvWfSI1jsJHnMCKmwBfKbt2rpPinovjC4vNSvrC8lTQktcyxC62qVC/P8nfv9asfAL/kWNT/AOvz/wBkWvVaKKK8i/aA/wCQXo3/AF2k/wDQRWqNd8D674M0vStc1W0dIYIS0XnMhV1QDqOeMmsv+wvhF/z92v8A4GS/41py674I0TwRqmk6FqtoiS28xSLzmcs7IR1PPPFZnwB/5Ausf9d0/wDQTWDoHimy8a3tza/ETUIXs7Yb7UN+5w+cHlME8etexJqei6B4bs5zdw2+lLFHHBK7kqVx8nPfivO9Y1vWNb8RzLcv53gKdgJLkRqIzHtGf3gG774xnNb+k618PtD0WfSdP1azjsrguZIzOzZ3DaeTz0FcF4l8Tad4Hkt4/hxfwJDdBmu9p87LLjb9/OOC3StnxrZw/DPSLTV/CafY72+kEU8jEy7lKlsYfIHIHStjwAPCd/f2erQ3MMvii6gMt0FmbJkZcyfJ90c56Dius8a6ldaP4O1O/sZBHcwQl42KhsHI7HiuH8GfFBLrwhezeIdatU1VXkECsqocBBt4AwfmzVz4QeL9Y8WR6s2s3Kzm3MQjxGqY3b8/dAz0FeUX/wAPfFUuoXLpoV6VaViCE6jJr3XR/DMGp/DnTNF161fYttEJoSxRgy4OMg56irb+H9C0PwfcaXInkaMsb+cHlbhWOW+bOe9Y3hrW/AXhu3ax0TVbSKOeXeUM7OWcgDqc+grP+L/i/WPCcekto1ysBuDKJMxq+duzHUHHU1leGLDxJ46ujaePrKeXSBD9ogJjEIMuQFO5ME/KzcU/VtG8N+HJJ/8AhBNv/CWW7bIYElaVxziQbGJB+QtW/ar4j1j4UanFrlvK2sTQTxiIxhGbIIUYHFVfgxoepaF4fv4dVsprSSS63qsowSNoGa9Gooorm/GPgjT/ABrBaxajNcxLbMzJ5DAEkgDnIPpXLf8AChvDn/P7qf8A38T/AOIo/wCFDeHP+f3U/wDv4n/xFH/ChvDn/P7qf/fxP/iK6rwh4JsPBdrcwadNcypcuHczsCQQMcYArln+BHh13Zje6nknP+sT/wCJrqdX8E2Gs+E7bw/cTXK2lssaq6MA52DAySMfpSx+C7CPwSfC4muPsRjMfmFh5mC27rjHU+lcp/wobw5/z+6n/wB/E/8AiKP+FDeHP+f3U/8Av4n/AMRXVeK/BVh4v0y1sb+a4jitnDqYWAJO3HOQfWszwv8ACrR/CmtJqdjc3skyIyBZXUrgjB6KK6fXNIh17RrrTLp5EhuU2O0ZAYD2zXA/8KG8Of8AP7qf/fxP/iK6fwd4E07wSt2umzXMouihfz2U425xjAH94101FUdZ0uHW9HutNuWdIbqMxuyEBgD6ZrhLf4G+Hra5inS81ItE4cAyJjIOf7tdH4x8Cad42W0XUZrmIWpcp5DKM7sZzkH+6K6C0t1tLSG3QkpCixqT1IAxXNWnw80yz8ayeJ457s3ru7lGZfLyylTxjPf1rq6KKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKK//2Q==" alt="A qr code on a white background

AI-generated content may be incorrect." v:shapes="Picture_x0020_1"><!--[endif]--></span><span style="font-size: 8.0pt;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 0cm; text-align: center; line-height: normal;"><span style="font-size: 8.0pt;">Belle<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 0cm; text-align: center; line-height: normal;"><a href="https://open.spotify.com/artist/18PkzXDURSTyGZTg9w66qq"><b><span style="font-size: 8.0pt;">Patrick Fiori</span></b></a><span style="font-size: 8.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: 0cm; text-align: center; line-height: normal;"><span style="font-size: 8.0pt;">•</span><a href="https://open.spotify.com/album/4UAJqzCC5BhqqVDFdsbd5K"><b><span style="font-size: 8.0pt;">Notre Dame de Paris - Comédie musicale (Complete Version In French)</span></b></a><span style="font-size: 8.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 8.0pt; line-height: 115%;"><a href="https://open.spotify.com/track/7fLWUJpyNbEfrLFKLo8ymN?si=MArN8i4KR6eIR_fIh6767w&amp;context=spotify%3Asearch%3Abelle%2B">https://open.spotify.com/track/7fLWUJpyNbEfrLFKLo8ymN?si=MArN8i4KR6eIR_fIh6767w&amp;context=spotify%3Asearch%3Abelle%2B</a><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 8.0pt; line-height: 115%;">SPOTİFY’da DİNLEYİN<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">Yıldızların Çocukları – Esmeralda’nın Hikâyesi<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b>Notre Dame’ın taş duvarları geceyi soluyordu. Ay ışığı, vitraylardan sızarak gölgeleri dans ettiriyor, Seine’in sularında titrek yansımalar bırakıyordu. Ben, bu büyük şehrin taş sokaklarında çıplak ayaklarımla dans ederken, içimde atalarımın fısıltılarını duyuyorum.<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"><b>— Esmeralda’nın Gözünden<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Notre Dame’ın taş duvarları, gecenin ayazında bile sıcak bir sır gibi tenime dokunuyor. Koca katedral, bin yıllık bir yorgunlukla sırtını Seine Nehri’ne yaslamış, soluk alıp veriyor gibi. Kilisenin gölgesinde durup yukarı bakıyorum; taş gargoyleler, beni izleyen eski dostlar gibi sessiz ve sabırlı. Burada, bu kutsal yapının duvarlarında bile benim halkımın ayak izleri var. Ama kimse bunu bilmiyor. Kimse, bizim nereden geldiğimizi gerçekten bilmiyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şehir uyuyor. Ama ben, damarlarımda dolaşan eski şarkıları duyuyorum. Rüzgârın taşıdığı yıldız tozu, bize ait olmayan bu dünyada bir zamanlar nasıl dans ettiğimizi anlatıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biz hep buradaydık. Ve bir o kadar da hiçbir yerdeydik.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bize “Çingene” dediler. Ama bu ad, bizim gerçek ismimiz değil. O kadar uzun zamandır göç ediyoruz ki insanlar bizi buldukları her yerde yeni bir isimle çağırdılar. Bir zamanlar Pers ovalarında “Luri”, Hindistan’da “Dom”, Anadolu’da “Kıpti”, Avrupa’da “Bohemyalı” dediler. Biz, isimleri değil, yıldızları takip ettik. Çünkü bizim asıl ismimiz gökyüzüne yazılmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Atalarımızın gerçek hikâyesini yalnızca en yaşlılarımız bilir. Onlar, geceleri ateşin başında oturup fısıldarlar:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Biz buraya ait değiliz, Esmeralda. Biz yıldızlardan düştük.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu hikâye ne kitaplarda yazar ne de kiliselerde anlatılır. Çünkü eğer insanlar öğrenirse, tarih yeniden yazılmak zorunda kalır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Binlerce yıl önce, dünya hala tanrılar ve devlerle doluyken, bizler gökyüzünden geldik. Yıldızların halkıydık, ışığın bilgisine sahiptik. Ama büyük bir savaş oldu. Bizler, yıldızları yöneten büyük krallığın sürgünleriydik. Yeryüzüne düşenlerimiz, kendi topraklarına asla dönemeyecekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk başta dünyanın insanları bizi kutsal saydılar. Bizi gökten gelen bilginler olarak gördüler, yıldızların çocukları dediler. Ama zaman geçti, unuttular. Bizler, eski dünyanın sırlarını saklayan, gezgin bilgeye dönüşmüştük.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra korktular.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanlar bizim zeytin rengi tenlerimizi, büyüleyici gözlerimizi ve danslarımızdaki gizemi anlamakta zorlanıyorlardı. Ama gerçekte, biz sadece gezegenler arası bir yolculuğun harfleriydik; yıldızların ve evrenin bizler için yazdığı bir hikayenin taşıyıcılarıydık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk göçümüz Mezopotamya’daydı. Sümer rahipleri, bizim gökyüzünden geldiğimizi söylüyordu. Tapınaklarda kehanetlerde bulunduk, yıldızları okuduk, rüyalara girdik. Ama zaman değişti. Yeni krallar geldi, yeni tanrılar doğdu. Biz ise gitmek düştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra Mısır’a vardık. Orada “Kıptîler” dediler bize. Firavunlar, bizim kehanetlerimize kulak verdi, fakat sonunda piramitleri inşa eden kölelerle karıştırıldık. Oysaki biz, yıldızlardan gelen halk olarak gezegenin eski zamanlarına adım atmıştık. Biz halk olarak yalnızca özgürlüğü ve bilgeliği taşımakla yükümlüydük ama her adımda bizleri unutulmuş tarihler ve yasaklanmış ritüeller takip etti. O köleler bir şekilde tarihi yavaşça unutan ve gizemi kaybeden halklardı, bizler ise bir yolculuktuk, göklerden gelen bir mesajdık. Mısır düşerken, bize yine yollar görünüyordu… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Anadolu’da Hititler bizi “göklerin gezginleri” olarak tanıdı. Yunanlılar, bizi Dionysos’un takipçileri sandı. Onların sarhoş dansları bizim eski ayinlerimize benziyordu. Ama en büyük kehaneti Roma döneminde gördük:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Dünya bir gün tek bir adamın elinde olacak ve bizim halkımız sonsuz bir yolculuğa mahkûm edilecek.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve Roma yükseldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biz, Pers ovalarından Bizans’a, oradan Avrupa’nın taş şehirlerine kadar yürüdük. Biz geldiğimizde Avrupalılar bizi tanımadı. “Karanlık bir halk”, “Bilinmeyen bir kavim” dediler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kehanetlerimizden korktular. Çünkü biz, geleceği okuyabiliyorduk. İnsanların kaderini avuçlarının içinde görebiliyorduk. Bu yüzden bizi yakmaya, kovmaya ve isimlerimizi unutturmaya çalıştılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Notre Dame’ın sokaklarında dolaşırken, bazen eski bir fısıltı duyarım. Taşlar, unutulan hikâyeleri anlatır:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir zamanlar, Paris’in altındaki tünellerde yıldızların çocukları saklanırdı.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bize “Bohemyalılar” dediler. Sonra “Gitan” olduk, “Zigeuner” diye çağrıldık, “Romani” olduk. Ama hep biz aynıydık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Binlerce yıl geçti. Yıldızların çocukları hâlâ burada. Hâlâ şarkılar söylüyor, ateşin etrafında dans ediyor, fal bakıyorlar. Ama artık bizden korkuyorlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü biz, kayıp bir geçmişin yaşayan kanıtlarıyız.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü biz, onların unuttuğu kehanetin hâlâ sürdüğünü biliyoruz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve bir gün, yıldızlar yeniden bizim için parlayacak.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>Çingeneler,</b> kadim bir halktı. Doğaları, özgürlük ve kayıtsızlıkla yoğrulmuştu. Yıldızlardan gelenlerin, doğayla ve ritüellerle derin bir bağları vardı. Binlerce yıl boyunca, yıldızlardan gelenler gezegenlerinde yaşamla tanışırken, bir şekilde dünyaya da ayak bastılar. Nereden geldikleri ise bilinmezdi; kimileri efsanelerle, kimileri ise kehanetlerle anlatırdı. Ama bildikleri tek şey vardı: Çingenelerin kökeni yıldızlardan, çok uzaktan gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Esmeralda da onlardandı. Çingene prensesi, ya da yıldızların yansıması diyebilirdik ona. Zamanla, İspanya’nın sokaklarında, Fransa’nın meydanlarında, gizli kapıların arkasında, göçebeler gibi yaşadılar. Çingeneler, köklerini kaybetmediler ama her zaman iz sürücüleri oldular. Onların tarihe adım atışı, bir nehir gibi yavaş ama derindi; her adımda bir gizemin peşindeydiler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Esmeralda, Paris’e adım attığında, eski geçmişin yankıları onun peşini bırakmamıştı. O, diğerlerinden farklıydı; kadim bilgeliğin ve gizemlerin taşıyıcısıydı. Herkes gibi insanlara benzediği halde, yıldızlar ona başka gözle bakıyordu. Kendini hep yıldızların çocuklarından biri olarak görüyordu. Ve her gece, gökyüzüne bakarak kalbinde kaybolan anıların izini sürüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>Frollo’nun gözlerinden:</b> <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Esmeralda’yı ilk kez gördüğünde hissettikleri, ruhunun derinliklerinde bir tür karanlık parıltı gibi yankılandı. O an, ne olduğunu anlamadan, bir çekim hissi sardı tüm bedenini. O saf, masum bakışlar… o gizemli bakışlar… Bir anda kalbi hızla çarpmaya başladı. Yıldızlardan gelen bir ışık gibiydi, ama içinde aynı zamanda bir korku vardı. Esmeralda’nın gözlerinde gördüğü şey, öylesine güçlüydü ki, kendisini ona karşı bir tehdit hissiyle, bir takıntıyla sarmalanmış buldu. “Ne var bunda?” diye sorguladı içsel bir ses, “Sadece bir kız, sokakta bir dilenci… ama bir yanda sanki bana ait bir şey var…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an fark etti: Onun gözlerinde ne bir arzu, ne de basit bir istek vardı. Esmeralda, saf, bozulmamış, yıldızlardan gelen bir yaratık gibiydi. Fakat bu saflık, Frollo’yu içsel bir savaşa sürüklüyordu. O, sadece bir rahip değildi; aynı zamanda arzularının ve kabuslarının içinde boğulmuş bir adamdı. Esmeralda’nın büyüleyici sesi, masum güzelliği… Bu, onun için bir tehlike, bir utanç kaynağıydı. Frollo’nun içinde, yıllardır bastırılmış bir tutku vardı, ve bu tutku, Esmeralda’nın görünüşüyle alevlendi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben seni korurum, Esmeralda,” diye mırıldandı kendi kendine, ama gerçekte bu cümledeki koruma, bir tür sahiplenme, bir tür baskı ve kontrol arzusuydu. O, ona bir suçluymuş gibi bakıyordu ama aslında suçlu olan o kendi karanlık arzusuydu. Esmeralda’yı suçlamak, kendi içine kapanmış, kendisini suçlu hissettiği bir ruh halini dışarıya vurma çabasıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Esmeralda suçlu değildi, hayır, o sadece bir aydınlıktı; Frollo’nun karanlık ruhunun yansımasıydı. Fakat, bu gerçeği kabul etmek, Frollo için imkansızdı. O, her zaman kontrolü elinde tutan bir adam olmuştu. Ama işte bu masum kız, bu sahipsiz beden, onun içindeki en derin korkuları ortaya çıkarıyordu. Ne zaman o gözlere dalsa, gördüğü şey, karanlık arzularının ve isteklerinin bir yansımasıydı. O, kendi ruhunun derinliklerinden gelen, belki de yıllardır unuttuğu bir itirafı fark etmişti: Esmeralda’yı değil, kendi karanlık yönlerini suçluyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Frollo, Esmeralda’nın masumiyetine gözlerini dikip baktıkça, öfkesini ve korkusunu ona yönlendirmeye devam etti. “Beni kirletiyorsun,” diye fısıldadı. “Senin bu gülüşün, sesin, her şeyin… Bir tehdit. Senin varlığın, bana hiç tanımadığım bir şey getiriyor. Oysa ben, tek başıma, yalnız kalmak istiyorum. Bu dürtülerle ne yapacağımı bilemiyorum!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Vicdanının derinliklerinde, bir diğer ses yükseldi: “Ama sen de suçlusun. Ne diye bu kadar karıştın bu işe? Neden bu takıntıya düştün?” O ses daha çok yakınlaşırken, Frollo gözlerini sımsıkı kapadı, kalbinin derinliklerinde ise bir başka korku vardı: Esmeralda’nın onun içindeki bu karanlık yanları fark etmesi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü Frollo’nun asıl korkusu, Esmeralda’nın büyüsüne kapılmak değil, kendisinin o büyüyü fark etmesiydi. Yıldızlar, Esmeralda’nın gözlerinde parlayan birer ışık gibiydi, ancak Frollo’nun ruhunu yakalamaya başladıkça, yıldızlar sanki birer ateşe dönüşüyordu. Frollo, o ateşin içinde yanıp, tüm o sakladığı karanlıkları dışarı çıkarmaktan korkuyordu. Sonunda, başrahip içindeki en karanlık arzuları, takıntılarını ve suçluluk duygularını kendine doğru çekti. Ve bir süre sonra, Esmeralda’yı suçlamak, yalnızca kendi içsel boşluğunun bir yansıması haline gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fakat o zaman, gerçekten fark etti: Gerçek suçlu, ne Esmeralda ne de toplumdu. Gerçek suçlu, kendi içinde var olan o derin çelişkiler ve bastırılmış arzularındı. O, bir zamanlar suçlu olmayı reddetmişti, ama şimdi suçluluğu tüm benliğine kabul etmeye başlamıştı. Kendisinin, yalnızca içindeki karanlık yönlere karşı savaşan bir adam olduğunu fark etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve o an, Esmeralda’nın gerçek suçlu olmadığını, aslında tüm bunların, onun kendi içindeki karanlıkla yüzleşme yolculuğunun bir sonucu olduğunu kabullendi. Ama iş işten geçmişti, çoktan düşmüş olduğu uçuruma düşmeye başlamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>Notre Dame’ın çanları</b> geceyi yırtarken, Paris’in üzerindeki yıldızlar solgun ışıklarını yaydı. Taş duvarların arasındaki gölgeler, mum ışığında titredi. Esmeralda, zincirlenmiş elleriyle ağır adımlarla darağacına yürürken, yüzünde kederden çok bir huzur vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü o, bu anın geleceğini her zaman biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü o, yıldızların çocuklarından biriydi ve döngü tamamlanıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onun hikâyesi, çingene kampındaki danslarıyla başlamamıştı. Ne de Quasimodo’nun ona âşık olmasıyla. Onun hikâyesi, çok daha önce, yıldızların ilk düştüğü gün başlamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama insan kalbi, her zaman yeni masallar yazmaya mahkûmdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Claude Frollo’nun saplantısı, Quasimodo’nun imkânsız sevgisi, Phoebus’un ihanetleri… Hepsi bu döngünün bir parçasıydı. Esmeralda, yıldızların bilgeliğini taşıyan bir halkın son izlerinden biriydi ama aşk, onu da bir ölümlü gibi savunmasız kılmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve şimdi, darağacının soğuk tahtalarının üzerinde dururken, geçmişin bütün fısıltılarını hatırlıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir gün yıldızlar beni tekrar çağıracak,” demişti annesi, yıllar önce. “O gün geldiğinde korkma, Esmeralda. Çünkü sen bir insandan daha fazlasısın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Esmeralda başını gökyüzüne kaldırdı. Bulutların arasında titreyen yıldızlara baktı. Onları hep takip etmişti. O gece bile, darağacında bile, hâlâ onun yolunu aydınlatıyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Quasimodo’nun çığlığını duydu. Onun için ağlıyordu. Ama Esmeralda, gülümsedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü o, bir çingeneydi. Ve çingeneler asla sonsuza dek kaybolmazdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İp boynuna dolandığında, yıldızlardan birinin göz kırptığını gördü. Ve o an anladı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ölüm yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yolculuk vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yıldızlar, onu eve çağırıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Esmeralda’nın son sözleri, tıpkı bir yıldızın son parıltısı gibiydi: “Ben, yıldızların yolcusuyum, bu dünya sadece bir durak. Ancak özgürlüğüm sonsuz olacak. Gökyüzüne döneceğim ve tekrar doğacağım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Esmeralda’nın hayatı, bir yıldızın toprakta bir ömrü tamamlamasından farklı değildi. Aşkı, laneti, görevi ve yıldızlara dönüşü arasındaki farklar, onun dünyasında birbirine karışmıştı. O, dünyada bir yıldız gibi parladı, ama ruhu gökyüzüne doğru uçtu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Esmeralda’nın ölümünden sonra, ona aşık olan genç, adını unuttu. Kendi yolculuğuna çıktı, Esmeralda’nın ardında bıraktığı izleri takip etti. Esmeralda’nın ölümüne yıldızlar ağladı, ama onun ardından göklerden gelen bir güç, her şeyin yeniden doğacağını fısıldadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yıldızlardan gelenler, çingeneler, kendilerinin bir parçası olan bu yıldız ışığının peşinden, tarih boyunca kaybolanların peşinden gitmeye devam ettiler. Esmeralda, doğmamış yeni bir çağın habercisiydi. Onun ölümünün ardından, gizli kehanetler ve yıldızların işaretleri, göklerin yeniden açılacağını, ve bir gün tüm Çingene halkı yeniden özgür olacaklarını müjdeledi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve her gece, Esmeralda’nın ruhu yıldızlarda dans etmeye devam etti. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O, ölümsüzdü, çünkü yıldız tozları asla yok olmaz...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>Yazan: Bike S. Demirkız<o:p></o:p></b></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ODA 2</title>
<link>https://fikirizleri.com/oda-2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/oda-2</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67d56220c92fb.webp" length="44234" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 15 Mar 2025 14:20:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meral YILDIRIM</dc:creator>
<media:keywords>zaman. boyut, oda</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">ODA 2<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span>Anlamsız tuhaf bir hisle ayağa kalktım. Bulunduğum odadan dışarı çıktım. Yine aynı şeyleri mi yaşayacağım ben? Beynimin içi iyice bulanmıştı. Silkindim. Yok, canım ben sadece rüya içindeyim. Kendimi tekrar çimdikledim. Ay yy diye bağırmışım. Yok, rüya değildi. Gerçekti bu yaşadıklarım. Hadi bakalım Mary Ann dedim kendi kendime. Madem bir zaman boyutu içindesin. Kaçamıyorsun, ee geri de dönemiyorsun. O zaman çaresizce karşına çıkacaklarla yine baş etmek zorundasın. Artık durumumu kabullenmiştim. Yıllar önce yaşadığım şeyleri düşünürsek aslında garip bir durum yoktu. Tabı size göre garip, bana göre değil. Odadan çıktığımda kendimi koridorun başında buldum. Alabildiğince önümde uzanan ve en ucu perspektif resim gibi bir noktada birleşen koridor da duruyordum.  Koridorun sağ ve sol tarafında uzanan sayısını bilmediğim odalar vardı. Bu eve ilk geldiğimde, ben her birine bir isim vermiştim. Mavi oda, kırmızı oda, ayı Po’nun odası ( ki en sevdiğim oyuncağımdı aynı zamanda sarılıp beraber uyuduğum kucağımdı), şeker pembe oda vs. vs. Her birine verdiğim bu isimler büyüdükçe değişmeye başlamıştı. Karanlık oda, gri oda, yaşlı Harry’nin odası vs. vs. Bu arada yaşlı Harry köpeğimin ismiydi. Koridor tavanlarında kabartma resimler sanki canlanmış bana bakıyordu. Yukardan tavandan aşağıya bakan adam gravürü beni bir an korkuttu. Yerde koridor boyunca uzanan kırmızı ve siyah karışımı atlas halılar oldukça eskiydi. Hemen yanımda duran devasa yukarıya kadar yükselen altın varak ile çevrili, eski antik aynaya gayri ihtiyari baktım. Kendimi aynada gördüm. Diyeceğimi sandınız değil mi. Hayır bu ben değildim. Henüz 20 li yaşlarda olan karşımdaki kadının, yaklaşık 1 70 boylarında siyah uzun saçları vardı. Heyecanla baktığımda benle birlikte irileşen simsiyah gözlerinin  de büyüdüğünü ve bana baktığını fark ettim. Aynadaki genç kız bana sağ eliyle yan taraftaki odaya girmem için işaret veriyordu. Korkunç bir ürperme her tarafımı sardı. Bu da kim ve bana neden yan odayı gösteriyor. Hah tamam ben yine hayal ülkesine gittim. Çocukken hep bunu yapardım. Hayal ülkem vardı ve ben oranın kraliçesiydim. Adını Skyland koymuştum. Orada tüm çocuklar mutluydu. Ağlamak yasaktı ya da üzülmek. Ama bazen benim hayal ülkemde ne yazık ki kararabiliyordu. Bazen korkunç bir hal alabiliyordu. O zamanlarda demir karyolamda kirli ve rengi kaçmış ince yorganımın altına girer, yok olmak isterdim. Ha şunu söylemeden geçmeyeyim. Ben bu zengin aileye sonradan dâhil oldum. 15 yaşıma kadar kimsesizler yurdunda kaldım. Kirli yorgan, demir karyola dedim ya işte orası benim güvenilir sığınağımdı. 15 yaşına kadar yaşadığım bu kırık dökük eski yetimhane yıllarım oldukça zor geçmişti. Korkunç ve ölüm dolu yıllar… Gözlerimin önünde beraber yaşadığım birçok çocuğun teker teker ölümleri ve ceset görüntüleri belirmeye başladı. Evet, bu yetimhanede çocuklar ya kayboluyordu. Ya da sebepsiz nedenlerle ölüyordu. Birden titreme tuttu beni. Kafamı hızla sallayarak kendimi kendime getirmeye çalıştım. Silkelenerek bu eski hayatımın resimlerinden sıyrıldım. Mary Ann yapma bunu kendine! Diye söylenerek derin bir nefes aldım ve tekrar aynaya baktım. Görüntüdeki kadın bulanıklaştı. Başka resimler belirmeye başladı. Ayna kırmızı kan rengine döndü. Sanki bir su gibi dalgalanmaya başladı. Ve içinden bir el bana doğru uzanarak sağdaki odayı gösteriyordu. Çığlık attım. Korkudan kaskatı kesildim. Arkasından bir çığlık sesi. Yardım et! …<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kaybolan Halkın Işığı</title>
<link>https://fikirizleri.com/kaybolan-halkin-is%CC%A7ig%CC%86i</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kaybolan-halkin-is%CC%A7ig%CC%86i</guid>
<description><![CDATA[ Kaybolan Halkın Işığı: Karınca Halkı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67cef044a672d.webp" length="22290" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Mar 2025 17:00:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bdemirkız</dc:creator>
<media:keywords>Kaybolan Halkın Işığı, karınca halkı, Hopi Kızılderilileri, öykü, bike s. demirkız</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">Kaybolan Halkın Işığı<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal">Büyükannesi her gece ona aynı hikâyeyi anlatırdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Zamanın başlangıcında, dünya henüz gençken, gökyüzü öfkelendi. Ateş ve su yeryüzüne hükmettiğinde, halkımızın sonu gelmek üzereydi. Ama birileri bize yardım etti…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya, çocukken büyükannesinin sesiyle bu hikâyeye dalar, gözlerini kapatır ve o eski dünyayı hayal ederdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hopi atalarının anlattığı efsaneye göre, insanlar büyük felaketlerden iki kez kurtulmuştu. İlki ateşle gelen yıkımdı. Dağlar lavlarla erimiş, gökyüzü dumanla kararmıştı. İkincisi suyla gelen ölümdü. Okyanuslar kabarmış, nehirler taşmış, dünyayı derin bir sessizlik sarmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama Hopi halkı yok olmadı. Çünkü yerin altına sığındılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onları kim kurtardı?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Büyükannesi gözlerini kısarak fısıldardı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Karınca Halkı<b>*</b>, Naya. Yerin altındaki dostlarımız. Onlar bizi korudu, bize yeraltında yaşamayı öğretti. Aç kalmayalım diye yiyeceklerini paylaştılar, üşümeyelim diye bizi toprağın derinliklerinde sakladılar. Biz onların misafiriydik.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya, küçükken bu hikâyeye inanırdı. Ama büyüdükçe, dünyanın gerçeklerinin masallardan farklı olduğunu düşünmeye başlamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdi, yıllar sonra memlekete dönerken gökyüzü, sonbaharın yanan yaprakları gibi kızıl ve altın sarısına bürünmüştü. Rüzgâr, toprağın üzerine unutulmuş dualar gibi fısıldıyordu. Büyükannesi ölüm döşeğindeydi. Ve son sözleri, eski zamanlardan gelen bir yankı gibi kulaklarında çınlıyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Karınca Halkı Naya Karınca Halkı… Yerin altındaki ışığı hatırla…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çocukken duyduğu bu masal, bir zamanlar ona sadece büyülü bir hikâye gibi gelirdi. Ama şimdi, büyükannesinin sesi toprak kadar eski, taşlara kazınmış bir kehanet kadar derindi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İki gün sonra, Hopi kabilesinin geleneklerine uygun bir cenaze töreni düzenlendi. Şarkılar ve dualarla, ataların ruhlarına selam verildi. Ancak Naya’nın içini garip bir huzursuzluk kaplamıştı. Bir şey eksikti. Büyükannesi ona bir mesaj bırakmıştı, ama bu mesaj hâlâ derinlerde gömülüydü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Cenazenin ardından büyükannesinin odasına girdi. Oda, zamanın dokunduğu her şey gibi ağır bir sessizlikle doluydu. Raflardaki eski kaseler, köşedeki örülmüş sepetler, rüzgârın hafifçe oynattığı bir tül… Ve odanın bir köşesinde duran sandık.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Büyükannesi, çocukken ona bu sandığın bir sır sakladığını söylemişti. “Sandığa bak, Naya. Orada geçmişin nefes aldığını göreceksin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ellerini yavaşça sandığın üzerine koydu, parmakları tozun arasından geçerken kalbinin derinliklerinde unutulmuş bir anı titredi. Kapak açıldığında, içindeki sararmış kâğıtların arasında, loş ışıkta parlayan bir taş gördü. Üzerine kazınmış garip semboller, Naya’nın çocukluk hatıralarındaki kayıp kelimeler gibi fısıldıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve taşın altında bir de harita... Toprak kadar eski, yıldızlar kadar sessiz…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Büyükannesinin sesi, zihninin derinliklerinden yükseldi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kaybolan halkın sırrı, unutulmuş adımlarda gizlidir. Yol, ancak onu hatırlayan için açılır.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya bu davete karşı koyamadı, dönüşünü erteleyerek bilinmeze doğru yola koyuldu. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Günler süren yolculuğun ardından Naya, sonunda haritanın işaret ettiği yere ulaştı. Vadinin dibinde, zamanın bile unuttuğu taş yapılar yükseliyordu. Burada bir şey vardı… Bir an içinde bir ürperti hissetti, sanki bir şey uyanıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Taşlara dokunduğunda, soğuk yüzeyin altında titreşen bir güç hissetti. Parmak uçlarından ruhuna kadar yayılan bu his, onu çağrının sesiyle ileriye doğru sürüklüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tünelin içine adım attığında, hava değişti. Zamanın sesi burada farklı yankılanıyordu. Adımları, taşlara kazınmış duaların üzerinden geçti. Ve sonra, loş ışığın altında, kadim sembollerle süslenmiş bir kapıya ulaştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapıya dokunduğunda, taştan bir yankı yayıldı. Zihninin derinliklerinde bir ses belirdi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Unutulanın eşiğindesin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapı, sessizce açıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçeride, odanın tam ortasında eski bir taş altar duruyordu. Etrafında gölgeler gibi dizilmiş taş figürler, karanlık bir kehanetin bekçileri gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra, odanın derinliklerinden gelen bir ses, zamanın kendisi kadar eski:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hoş geldin, Naya.” Dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu bir yankı değildi. Bir varlığın sesi gibiydi—derin, boğuk ve zamansız.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an taşlardan biri hareket etti. Zaman, üzerindeki örtüyü kaldırıyordu. Yavaşça açılan gizli bölmenin içinden, soğuk ve pürüzlü bir kitap belirdi. Ama bu sadece bir kitap değil, bir mühürdü. Üzerindeki semboller, birer fısıltı gibi Naya’nın bilincine süzülüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Zaman bir gün geri dönecek.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve Naya, tüm korkusuna rağmen artık geri dönemeyeceğini hissediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya, kaybolmuş halkın sırlarının içinde ilerlerken, taş duvarlara kazınmış kadim yazılar ona bir hikâye anlatıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Karınca Halkı, toprağın derinliklerinde kaybolmadı, yalnızca zamanı aşarak beklediler.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nefesi, odanın soğuk havasında sessiz bir dua gibi yankılandı. Taş figürlerden biri hareket etti. Naya bir adım geri çekildi, ama içindeki merak, korkusunu bastırıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam o anda, odanın ortasında büyük bir figür belirdi. İnsan mıydı? Yoksa bir yankı mı? Onun gözleri, Naya’nın ruhuna bakıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bizi bul ve zamanın sonuna dokun.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve dünya, bir anda karardı. Sanki görünmez bir kuyu içinde aşağı doğru büyük bir hızla düşüyor gibi hissetti. Ama içinde hiç korku yoktu. Sadece sevgi ve güven hissediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya gözlerini açtığında, yıldızların bile sustuğu bir dünyadaydı. Burada gökyüzü, bilinen göklerden farklıydı. Dağlar, daha yüksek; rüzgâr, bir bilgenin sözleri gibi ağır ve anlamlıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Adımlarını attıkça taşlar titreşiyor, hava eski dualarla yankılanıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra, onu gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tapınağın ortasında, zamana meydan okuyan bir figür. Ne tamamen insandı, ne de tamamen bir gölge. Onun gözlerinde, hem geçmiş hem de gelecek saklıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bizi hatırla, Naya. Çünkü biz hiç kaybolmadık.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an, Naya büyükannesinin fısıltısını duydu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Işığını bul, Naya. Gerçek, zamanın ötesindedir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve Naya, bir adım daha attı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dünya, sanki bir anlığına durdu. İstemsizce gözlerini kapadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlerini tekrar açtığında, artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. O biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama bu değişim, yalnızca etrafındaki taş duvarlarda, kadim yazıtlarda ya da gökyüzünün rengine sinmiş eski ışıklarda değildi. Değişim, kendi içindeydi. Bir kapı açılmıştı. Sadece bir mekânın değil, bilincin, zamanın ve kaderin kapısı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Daha önce duyduğu hiçbir ses, o anda zihninde yankılanan fısıltılar kadar eski değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Hatırla, Naya. Hatırla ve anlat. Çünkü ışık, hatırlayanın ellerinde yanar.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Büyükannesinin sesi, taş odaların soğuk duvarlarında yankılanırken, Naya bir şeyin farkına vardı. Karınca Halkı hiçbir zaman yok olmamıştı. Onlar, insanlığın kaybettiği bilginin içinde beklemiş, yeryüzüne dönmek için doğru zamanı gözlemişlerdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve işte, zaman şimdi onlara sesleniyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya, yeni bir dünyanın eşiğinde olduğunu hissetti. Ama bu yeni dünya, dışarıda onu bekleyen değişmiş bir yer değildi. Bu dünya, insanların içlerinde uyanacak bir bilinçti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk adımı attığında, ayaklarının altındaki taşlar ışıldadı. Zamana kazınmış işaretler, bir yıldız haritası gibi belirginleşti. Naya’nın içini bir his doldurdu: İnsanlık, gökyüzüne değil, kendi derinliklerine bakmalı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bilgi, toprak gibidir,” dedi zihnindeki ses. “Eğer onu eker ve sabırla beklersen, filizlenir. Ama unutursan, çoraklaşır ve kaybolur.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanlık, unutmuştu. Kendi köklerini, yerin altındaki hikâyelerini, atalarının fısıldadığı sırları unutmuştu. Ama şimdi, bu bilgi yeniden filizlenmek istiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya, Karınca Halkı’nın bıraktığı yazıtlara bakarak anladı: Değişim, dışarıdan gelmeyecekti. taa içerden başlayacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve onun görevi bu dünyada değişimin habercisi olmaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya, sandıktan çıkan taşın hâlâ elinde olduğunu fark etti. Bu sadece bir taş değildi artık biliyordu. O, unutulmuş bir çağın anahtarıydı. İşte şimdi, zamanı gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlerini kapadı. Derin bir nefes aldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve bir anlığına, tüm dünya sustu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sanki zamanın kendisi bile beklemeye geçmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O anda, taşın içinden bir ışık yükseldi. Önce narin bir ateş gibi titredi, sonra büyüyerek bütün odayı sardı. Odanın taş duvarlarına kazınmış semboller parıldadı, tıpkı gökyüzündeki yıldızlar gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sonra, ışık taş odanın sınırlarını aştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya, onun yerin derinliklerinden yüzeye yükseldiğini hissetti. Şehirlerin, dağların, nehirlerin, ormanların üzerinden geçtiğini, uyuyan insanlara dokunduğunu gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dünyanın farklı köşelerinde, insanlar aynı rüyayı gördüler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Uzak bir çölde, bir çocuk gözlerini açtı ve toprağın sıcaklığında bir değişiklik hissetti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir şehirde, gece yarısı uyanan bir kadın, rüzgârın taşıdığı eski bir melodiyi duydu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dağların zirvesinde oturan yaşlı bir adam, aniden unuttuğu bir hikâyeyi hatırladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Işık, insan ruhlarının en derin yerlerine dokunuyordu. O ışık, büyük değişimin kıvılcımıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama bu değişim sessiz bir uyanış olmayacaktı. Denge bozulacak, direnenler olacak, gölgeler kaynamaya başlayacaktı. Çünkü her yeni çağın doğumu, önce bir sarsıntıyla başlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Işığın dokunduğu her insan, içinde iki ses duyuyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biri eskiydi. Güvende kalmayı, değişime direnerek geçmişin sınırlarında yaşamayı istiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Diğeri yeni bir fısıltıydı. Onlara, korkularını bırakmalarını, eski kabuklarını kırmalarını söylüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve işte, asıl savaş burada başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bazıları ışığı kabullenirken, bazıları ondan kaçtı. Kimi, bunu bir kurtuluş olarak gördü; kimi bir tehdit.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eski düzenin savunucuları, bu ışığın dengeleri bozacağını düşündüler. Çünkü insanlar uyanırsa, eski sistemler çökecekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama ışık, zorla alınamazdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O, yalnızca hazır olanlara gelecekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya, döndüğünde, insanların gözlerindeki kıvılcımı gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir zamanlar kaybolan bilgiler, eski şarkılar, toprakla kurulan bağ, yıldızların dili… Tüm bunlar tekrar hatırlanmaya başlanmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama Naya biliyordu ki, bu sadece başlangıçtı. Çünkü ışık bir kere çağrıldığında, asla durmazdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O, çağrıyı duyanların ruhunda yaşamaya devam ederdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve o çağrı, tüm dünyaya yayılmaya başlamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Büyükannesinin sesi bir kez daha zihninde yankılandı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Işığı bulan, dünyayı değiştirebilir. Ama unutma, Naya… Gerçek değişim, insanın kalbinde başlar.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve o an, Naya anladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dünya değişmeyecek, insanlar değişecekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve o insanlar, dünyayı değiştirecekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlerini gökyüzüne kaldırdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yeni çağ kapıdaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya, kendi içindeki değişimi dünyanın nabzına dokunarak yaydı. O artık yalnız bir yolcu değil, zamanın içinden geçen bir ışık taşıyıcısıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve ışık, ona hazır olan herkesin kalbine süzüldü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Egoların gölgeleri dağıldıkça, insanlar birbirlerine yeniden bakmayı öğrendi. Gözlerin ardındaki ruhu, kelimelerin ardındaki sessizliği, ellerin ardındaki titreşimi hissetmeye başladılar. Birbirlerini yalnızca görmekle kalmadılar; birbirlerinde kendilerini buldular.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve böylece yeni dünya doğdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu dünya, eski dünyanın küllerinden yükselen bir mucize değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu dünya, her zaman burada olan ama unutulan bir gerçeklikti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir zamanlar parçalanmış olan her şey, yeniden bir araya geliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Toprak, insana fısıldıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Su, gökyüzünün yankısını taşıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Rüzgâr, geçmişin şarkılarını hatırlatıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve yıldızlar, göklerin unutulmuş hikâyelerini geri çağırıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Artık insanlar yalnızca yaşamak için değil, varlıklarını kutlamak için buradaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir çağ kapanmış, yeni bir çağın şafağı doğmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Naya, gözlerini ufka çevirdi. Gökyüzü, sonsuz bir döngünün ilk ışıklarıyla parlıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu bir son değildi. Bu, her şeyin başladığı yerdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Işık, yeniden dünyaya dokundu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve onunla birlikte, insanlık da kendi özüne doğru bir adım attı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>Yazan: Bike S. Demirkız – Mart 2025<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Segoe UI Symbol',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Symbol';">*Karınca </span>Halkı: Y.N. (Ant People-Anu Sinom)<o:p></o:p></b></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayalleri&amp;apos;nin Peşi&amp;apos;nden Koş/Hikâye</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayallerinin-pesinden-koshikaye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayallerinin-pesinden-koshikaye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67cce5d8456fb.webp" length="25664" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 09 Mar 2025 03:54:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Sevgi Umut Azim Kararlılık Mücadele</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ESER: HAYALLERİNİN PEŞİNDEN KOŞ</p>
<p></p>
<p>TÜR : HİKAYE</p>
<p></p>
<p>Yazar : ABDULAZİZ ADAKAN</p>
<p></p>
<p>SAYFA : 70</p>
<p></p>
<p>Ebat : 13,5/19,5</p>
<p></p>
<p>İlk Baskı Yılı : 2025</p>
<p></p>
<p>Baskı Sayısı : 1. Basım</p>
<p></p>
<p>Dil : Türkçe</p>
<p></p>
<p>Yazar, 1985 yılında Van’ın Gevaş ilçesinin Kızıltaş Mahallesi’nde doğmuş ve eğitim hayatını burada başlatmıştır. İlk ve ortaokulu Gevaş’ta tamamladıktan sonra Van Mehmet Akif Ersoy Lisesi’nden Yabancı Dil İngilizce Bölümü’nden mezun olmuş, ardından Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Turizm Rehberlik bölümünü bitirmiştir. Yazar, edebiyat dünyasına “Uzun Bir Hikâye” adlı gerçek bir hayat hikayesiyle adım atmıştır. İkinci Eser’inde ise gerçek hayat ile hayal dünyasını harmanlayarak okuyucularına azim, iyiliğin gücünü, kararlılık, sevgi ve inancın önemini vurgulamaktadır.</p>
<p></p>
<p>Yazar, insanların zor ve imkânsız görünen durumlarda bile nasıl başarıya ulaşabileceğini ve hayallerinden asla vazgeçmemeleri gerektiğini anlatmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Bu eseriyle okuyuculara “Hayallerinin Peşinden Koş” mesajını iletmektedir. Keyifli okumalar dileriz!</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gölgedeki Adam</title>
<link>https://fikirizleri.com/goelgedeki-adam</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goelgedeki-adam</guid>
<description><![CDATA[ Bir sabah uyandığında, her şeyin normal olduğunu sanıyordu. Ta ki aynada kendisine yabancı bir yüz görene kadar… Adını, geçmişini ve kim olduğunu sorgulayan bir adam, kendisini çözülmesi imkânsız görünen bir bilmecenin içinde bulur. Sahip olduğu hayat bir anda kaybolmuş, yerini korkutucu bir bilinmezlik almıştır.

Geçmişinin izlerini sürerken karşılaştığı gerçekler, onu hiç tahmin etmediği bir yola sürükler. Kendi ölüm haberini almak, kaybolan kimliğini aramak ve her adımda daha da derinleşen bir gizemin içinde sıkışıp kalmak… Kendi gerçeğini keşfetmeye çalışan bu adam, aslında çok daha büyük bir oyunun parçası olduğunu fark ettiğinde artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir.

&quot;Gölgedeki Adam&quot;, varoluşun sınırlarını zorlayan, kimlik, hafıza ve gerçeklik üzerine etkileyici bir gerilim hikayesi. Adım adım gerçeğe yaklaşan bir adamın nefes kesen kaçışı ve karşılaştığı ürpertici sırlarla dolu bu hikâyede, bir tek soru her şeyin merkezinde duruyor: Gerçeği öğrenmek her zaman özgürleştirir mi, yoksa daha büyük bir kâbusun başlangıcı mıdır? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67b9bab3894b5.webp" length="18364" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 22 Feb 2025 14:50:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kaan Turhal</dc:creator>
<media:keywords>gölgedekiadam, hikaye, kaanturhal, gerilim</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bay Romantik Yarı tekting hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/bay-romantik-yari-tekting-hikayesi-424</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bay-romantik-yari-tekting-hikayesi-424</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir yarı tekting hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67af2e5e35913.webp" length="40426" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 18 Feb 2025 14:29:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>.</p>
<p>2.  Bölüm. </p>
<p>Azra dün geceden beri hiç uyumamıştı.</p>
<p>Bütün gece enine boyuna iyice düşünmüş ve sonunda bir karara varmıştı.</p>
<p></p>
<p>Uyuyamayacağını anlayınca sessizce odadan çıktı.</p>
<p></p>
<p>Telefonu eline alarak geri odasına döndü.</p>
<p></p>
<p>Odanın ışığını açmaya gerek duymadı. Ailesini rahatsız etmek istemiyordu.</p>
<p></p>
<p>Telefonu eline alarak, Watpadda girdi. Yeni hikaye bölümüne tıklayarak derin bir nefes alarak yazmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Yazdığı şiirin adını " Gecem gündüzüme karıştı be adam!"</p>
<p>Koyduktan sonra devam etti.</p>
<p></p>
<p>" Gecem gündüzüme karıştı be adam!</p>
<p></p>
<p>Sen geldin, uykularım karıştı.</p>
<p></p>
<p>Gecem, gündüzüme karıştı be adam!</p>
<p></p>
<p>Sen geldin ya, aklım karıştı."</p>
<p></p>
<p>İşte böyle yazmıştı. Tekrar tekrar yazdığını okudu. Emin olunca da, yayınla yazısına tıklayarak Watpadda paylaştı.</p>
<p></p>
<p>Yusuf bu, sürprizi görünce acaba ne yapacaktı? E, hep o sürpriz yapacak değildi ya...</p>
<p>İçinde bir yerlerde hala hata yaptığını zannediyordu.</p>
<p></p>
<p>Aldığı karardan hiç pişman değildi. Aksine en doğru kararın ikisi için de, bu olduğuna emindi. Bir yandan da, kalbiyle aklı savaş veriyordu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Daha içinde aşktan çok baskın bir duygu vardı.Vicdan azabı yiyip bitiriyordu.</p>
<p></p>
<p>Daha önce bu, sanal ortamda olanlardan çok ağzı yanmıştı. Artık deyim yerindeyse, yoğurdu üfleyerek yiyecekti.</p>
<p></p>
<p>Daha dikkatli olacaktı. Ailesinin ise bundan hiç haberi yoktu.</p>
<p></p>
<p>Telefonu eline aldığında Yusuf'un mail adresine girdi. Yazdığı şiiri gönder tuşuna bastıktan sonra da, ekranda bir yazı belirdi.</p>
<p></p>
<p>" Mesaj gönderilmiyor." Halbuki o kadar emek vermişti. Kendi kendine oflarken, telefonun titremesiyle o an donakaldı. </p>
<p></p>
<p>Yusuf'u engellemişti ama o, instgramdan ona mesaj atmıştı.</p>
<p></p>
<p>İlk konuştuklarında Azra'ya sosyal medyası olup olmadığını sormuştu. Azra ise korktuğu için aynen şu cevabı vermişti</p>
<p></p>
<p>0508: İnstgramın var mı?"</p>
<p></p>
<p>Azra: Hayır yok." </p>
<p></p>
<p>Azra her ne kadar istemese de, pembe bir yalana başvurmuştu. Çoğu zaman yalan söylemek iyiydi.</p>
<p></p>
<p>Bir süre Yusuf'tan hiç mesaj gelmedi.</p>
<p></p>
<p>Bir kaç dakika sonra..</p>
<p></p>
<p>0508: Niye yalan söylüyorsun, baktım varmış İnstgramın?"</p>
<p></p>
<p>Azra o an donakaldı. Bu, çocuk tahmin ettiğinden daha zekiydi. Acaba hacker filan olabilir miydi?</p>
<p></p>
<p>Azra ne yazacağını bilemiyordu. Aksine deyim yerindeyse, yalancının mumu yatsıya kadar, derler. Azra bu kadar erken açık vereceğini tahmin edemezdi.</p>
<p></p>
<p>0508: Beni niye Watpad'dan engelledin. Tam bir şey yazacaktım, baktım mesaj gitmiyor."</p>
<p></p>
<p>Azra parmaklarını masaya vurarak işte şimdi sırası, diyerek yazmaya koyuldu.</p>
<p></p>
<p>Azra: Çünkü bir karar vermem gerekti. Ben zaten başından sana olmaz, demiştim. Ama sen inat ettin."</p>
<p></p>
<p>Azra: Senin bana hissettiğin gibi benim sana karşı öyle bir duygum yok maalesef."</p>
<p></p>
<p>0508: Ben de, sana aşık değilim demedim zaten... Sadece hoşlantı dedim."</p>
<p></p>
<p>Azra: Hem ben nereden bileceğim, belki bir organ mafyasısın, beni kandırıyorsun?"</p>
<p></p>
<p>0508: Olabilir, ben de aynı şeyi senin için düşünüyorum. Sen de, beni kandırıyorsun belki de... Hem sen bu kafayla çok yaşamazsın, senin psikolojin bozulmuş. Her adamı o tiplerden sanıyorsun." </p>
<p></p>
<p>Azra bu yazılanı okuyunca sinirden dişlerini sıktı. Burnundan sinirle soluk alıp verirken, telefonu yere fırlatmamak için kendini zor tuttu.</p>
<p></p>
<p>Sinirle gülerken, başını iki yana salladı. Yusuf ona hangi hakla ruh hastası diyordu ki, o ne yaşadığını biliyor muydu?</p>
<p></p>
<p>O sinirle telefonu yatağa fırlattı. Tam o esnada Yusuf'tan bir mesaj geldi.</p>
<p></p>
<p>0508: Merak etme, seni bundan rahatsız etmeyeceğim. Sen istemediğin sürece de, sana yazmayacağım. Kendine iyi bak."</p>
<p></p>
<p>Azra şok içinde mesajı okurken, o an tam mesaj yazıyordu ki, ekranda şu yazı çıktı.</p>
<p></p>
<p>0508 seni engelledi.</p>
<p></p>
<p>Azra kendi kendine " Allah, Allah ya! Adama bak, bir de trip atıyor." Diye cevap verdi.</p>
<p></p>
<p>Ama bir yandan da, sosyal medyada tek konuştuğu insandı. O yüzden bir taraftan da, bu duruma çok üzülmüştü.</p>
<p></p>
<p>Bir şeyler yapması lazımdı. Çocuğun gönlünü almalıydı.</p>
<p></p>
<p>Watpadda girerek, Yusuf'un mesaj bölümüne girdi. Engel tuşunun üstüne gelerek, bir süre bekledi.</p>
<p></p>
<p>Sonuçta vicdanlı insandı o.</p>
<p></p>
<p>Derin bir nefes alarak engel tuşuna bastı</p>
<p></p>
<p>Bir süre sonra da, ekran da Yusuf kişisini sessizden çıkardın, diye yazı belirdi.</p>
<p></p>
<p>Kendi kendine " Bakalım, şimdi ne yapacaksın?" Diye söylendi</p>
<p></p>
<p>O gece Yusuf'tan hiç mesaj gelmedi. Hatta aradan bir kaç gün geçti.</p>
<p></p>
<p>En sonunda Yusuf'tan bir mesaj geldiğinde Azra heyecanla mesajı açtı</p>
<p></p>
<p>0508: Bakıyorum da, engeli kaldırmışsın, bunu yapmanı gerektiren neden nedir?"</p>
<p></p>
<p>Azra yüzünde gülümsemeyle bir süre ekrana baktı. Demek ki, Yusuf küsmemişti.</p>
<p></p>
<p>Azra: Kaldırdım, çünkü beni kalbim buraya getirdi. Küstün mü bana?"</p>
<p></p>
<p>Bir süre cevap gelmedi. Muhtemelen ne yazacağını düşünüyordu.</p>
<p></p>
<p>0508: Yok, küsmedim. Sana ciddi davrandığımdan belli değil mi? Ben, sana dedim. Ne zaman istersen ben buradayım."</p>
<p></p>
<p>Azra yüzünde gülümsemeyle hemen cevap yazdı. Yusuf'un onu affetmesine sevinmişti.</p>
<p></p>
<p>Azra: Ben, ne yapacağımı bilemedim. Çünkü ilk defa başıma geliyor. Bir de bu sosyal medyada başıma bir sürü olay geldi."</p>
<p></p>
<p>0508: Anlıyorum, ne gibi olaylar, anlatmak istersen dinlerim?"</p>
<p></p>
<p>Azra bunun üzerine iç çekerken, anlatıp anlatmamakta kararsız kaldı. Eğer anlatmaz sa, kendi kendini mahvedecekti.</p>
<p></p>
<p>Çünkü o, içine atan bir insandı. Öyle asla ağzına geleni söyleyemezdi. Hem birine anlatmaya ihtiyaç duyuyordu. Anlatırsa eğer içindeki o, onu boğan karanlık gider, biraz olsun ferahlardı.</p>
<p></p>
<p>Azra: Yakın bir arkadaşım bana ahlaksız teklifte bulundu desem?"</p>
<p></p>
<p>Azra aklına geldikçe tüyleri ürperdi. O anı hatırlamak bile canını acıtmıştı. Midesi bulanıyordu, kusmamak için kendini zor tuttu.</p>
<p></p>
<p>0508: Sen ciddi misin? E, ne oldu peki?"</p>
<p></p>
<p>Azra: Bana, gel hayal kuralım dedi. Tabi ben ilk başta güzel hayaller sandım ama değilmiş. Sonra da, bana eğer istemiyorsan söyle dedi. Ondan beri kimseye güvenmeyeceğim." </p>
<p></p>
<p>0508 : Benim de başıma geldi. Bana da, yakın bir arkadaşım kamerayı açarak uygunsuz bir halde karşıma çıktı. Sonra da, nikah masasına oturdu. Ben de, nikah şahidi oldum."</p>
<p></p>
<p>Azra okurken kendi gibi birinin daha bu durumu yaşadığına içten içe sevindi. Bu durumda yalnız değildi.</p>
<p></p>
<p>Azra: Ay sinirim bozuldu. Hahaha."</p>
<p></p>
<p>0508: Ay, boşver canım! Olur olmaz tipler için niye sinirini bozuyorsun."</p>
<p></p>
<p>Azra: Doğru diyorsun aslında."</p>
<p></p>
<p>Azra: Ben sana sormayı unuttum, sahi sen nasıl kadınlardan hoşlanırsın? Ben mesela pantolon giymeyi çok severim."</p>
<p></p>
<p>0508: Kadınlarda etek severim, elbise severim. Hem birlikte dışarı çıkacağımız zaman öyle bedenini gösteren dar pantolon giymeni istemem. Benden başka vücut hatlarını kimse görmesin. Evdeyken dekolte giyebilirsin, mini giyebilirsin."</p>
<p></p>
<p>Azra okudukları karşısında ağzı açık kalmıştı. Bu, çocuk ne diyordu böyle? Hangi hakla giyeceği kıyafete karışırdı.</p>
<p></p>
<p>Azra çocuğu denemek için o bir yem atmıştı, başarılı olmuştu da...</p>
<p></p>
<p>Azra bir kez daha bu ilişkinin olmayacağını anlamıştı. Çocuk odunun tekiydi. Bildiğin yontulmuş odun..</p>
<p></p>
<p>Azra sinirden tırnaklarını kemirmeye başladı. Kimse onun özgürlüğünü kısıtlayamazdı.</p>
<p></p>
<p>Azra: Benim kitap yazmam lazım, sen kitap yazmıyor musun?"</p>
<p></p>
<p>0508: Hayır, ben sadece şiir yazıyorum."</p>
<p></p>
<p>Azra: O zaman görüşürüz."</p>
<p></p>
<p>0508: Tamam canım, yazınca bana haber ver. Rüyanda beni gör, iyi geceler, tatlı rüyalar!"</p>
<p></p>
<p>Azra bunu okuduğu halde görmemezlikten geldi. Artık Yusuf'tan soğumuştu.</p>
<p></p>
<p>Yusuf'un mesaj bölümüne girerek, tekrar engele bastı.</p>
<p></p>
<p>Telefonu kapatarak, kitap yazmaya koyuldu.</p>
<p></p>
<p>Sabah çoktan olmuştu. Telefonun sesiyle gözlerini kısarak uyandı.</p>
<p></p>
<p>Telefonu eline aldığında yazan kişiyi gördüğünde derin bir of çekti.</p>
<p></p>
<p>Yusuf görüntülü arıyordu. Muhtemelen, engellediğini fark etmişti.</p>
<p></p>
<p>Açmaz sa, ailesi sesi duyup, "Kim o kızım sabah sabah arayan?" Diye soracaktı.</p>
<p></p>
<p>O yüzden aceleyle görüntülü aramayı yanıtladı.</p>
<p></p>
<p>Karşısında Yusuf'u görünce yutkundu. Çocuk ona kırgın gözlerle bakarken, " Günaydın, beni gene engellemişsin. Hikaye yazacağım diyorsun, ben de tamam diyorum. Bakıyorum sonra yine engellemişsin."</p>
<p></p>
<p>Azra bunun üzerine üzgün gözlerle Yusuf'a baktı. Şimdi bunu yapmaz sa, hiç bir zaman yapamazdı</p>
<p></p>
<p>Yusuf da, iyi birine benziyordu. Onu üzmek hiç ama hiç istemiyordu.</p>
<p></p>
<p>Azra: Engelledim. Ben bir karar verdim. Gerçekten iki gece hiç uyumadım. Enine boyuna iyice düşündüm. Bunu yapmak hiç istemem, seni kırmak ise asla.. Ama biz birbirimize uygun değiliz. O yüzden kendine iyi bak. Annen sana başka birini bulur, hem benden daha çok sevecek birini."</p>
<p></p>
<p>Yusuf bunun üzerine acıyla gülümserken hiç cevap vermedi. İki genç bir süre birbirlerine öylece baktılar.</p>
<p></p>
<p>Azra dudağını dişlerken, Yusuf zoraki gülümseyerek başını salladı.</p>
<p></p>
<p>0508: Peki, madem öyle diyorsan öyle olsun. Ama şunu unutma, ben sana asla kızmıyorum, seni anlıyorum. Ben kendime kızıyorum, nasıl bu kadar kör olabildim diye.. Sen beni istemediğin halde, ben hala inat ettim. "</p>
<p></p>
<p>Azra'nın duydukları karşısında göz yaşı yanağından süzüldü. İşte yaralamıştı, ona yapılanın aynısını o, da başka birine yapmıştı.</p>
<p></p>
<p>Onunla alay etmişti. Onun saf, tertemiz aşkını kullanmıştı. Ama iş işten çoktan geçmişti. Artık elden ne gelirdi. Son pişmanlık fayda etmezdi ki..</p>
<p></p>
<p>Azra burnunu çekerken, titrek sesiyle Yusuf'a " Yusuf. ben!" Derken Yusuf elini susması için kaldırdı.</p>
<p></p>
<p>0508: Sen beni istemediğin halde seni bu kadar sevdiğim ve göz yaşı döktüğüm için kendime kızıyorum."</p>
<p></p>
<p>Azra başını iki yana salladı. Ona acı dolu gözlerle bakarken, Yusuf canını yakacak son sözü söyledi.</p>
<p></p>
<p>0508: Kendine iyi bak!" </p>
<p></p>
<p>Ekran kapandığında Azra bir süre simsiyah ekrana baktı. Gözyaşları gözünü yaktığı için gözleri acı acı yanıyordu.</p>
<p></p>
<p>Öyle ki, gözleri bulanık olduğundan dolayı etrafı zar zor görüyordu.</p>
<p></p>
<p>Sarsak adımlarla ayağa kalkarak, yatağına yattı. Sessizce ağlamaya başladı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Zaman geçtikçe Azra 'nın acısı hafifledi. Hatta öyle ki, Yusuf ' u bile unutmuş, normal dünyaya dönmüştü.</p>
<p></p>
<p>Güzel, zevk alacağı bir işe girmişti. Her şey yolundaydı. Neredeyse Yusuf'la son konuştuğundan beri 3 ay olmuştu.</p>
<p></p>
<p>Ama Azra'ya 3 yıl gibi gelmişti. Ara ara Yusuf aklına geldikçe acaba ne yapıyor diye düşündü.</p>
<p></p>
<p>Ta ki, Yusuf'tan mesaj gelene kadar... </p>
<p></p>
<p>Azra merakla ekrana baktı. Bunca zaman sonra hala ona yazıyor muydu?</p>
<p></p>
<p>Hem de, ona çok ağır şeyler söylemişken....</p>
<p></p>
<p>Derin bir nefes alarak mesaja tıkladıktan sonra gönderen kişiye baktı.</p>
<p></p>
<p>Yusuf, bu sefer başka bir takma adla ona mesaj göndermişti. Profiline de, aynen şöyle yazmıştı.</p>
<p></p>
<p>" İnsanlar yalancı." Azra kendi kendine gülerek, bir süre bu cümleyi düşündü.</p>
<p></p>
<p>Yusuf ona üstü kapalı bir halde yalancı diyordu. Evet, onun gözünden düşmüştü. Kendi elleriyle kendini ne hale getirmişti.</p>
<p></p>
<p>Ne yazdığını merak ederken, mesajı okumaya başladı. Mesajda aynen şöyle yazıyordu.</p>
<p></p>
<p>" Nasılsın, adıma şiir yazan kadını merak ettim?"</p>
<p></p>
<p>Azra bunun üzerine bir süre durdu. Uzun zaman sonra ilk defa ona cevap yazacaktı.</p>
<p></p>
<p>Azra: İyiyim, hani konuşmayacaktık."</p>
<p></p>
<p>0508: Sen beni unutmuş olabilirsin ama ben söz verdiğimi asla unutmam. "</p>
<p></p>
<p>Azra tek kaşını kaldırarak ekrana baktı.</p>
<p></p>
<p>Ne yani ona söz vermemişti ki, yani daha doğrusu o öyle zannediyordu.</p>
<p></p>
<p>Yusuf 'a cevap yazmadan ekranı kapattı. İşine kaldığı yerden devam etti.</p>
<p></p>
<p>Anlaşılan Yusuf ondan vazgeçmeyecekti.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SEYYAHIN NOTLARI</title>
<link>https://fikirizleri.com/seyyahin-notlari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/seyyahin-notlari</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67b312d17937c.webp" length="74870" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 17 Feb 2025 15:22:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meral YILDIRIM</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: center; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">SEYYAHIN NOTLARI</span><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; line-height: 112%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 112%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Hayat nehrinde küçük bir kanoda yolculuk yapan bir seyyahım. Seyrediyorum, dinliyorum. Temaşa sırasında dinlediklerimi ve gördüklerimi dikte ediyorum hafıza defterime, belki nehrin ileri noktalarında işe yarar diye… Nehirdeki bir kaya parçasına kanom çarpıyor.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Savruluyor. Su almaya başlıyor küçük bir delikten. Eyvah! Telaşa kapılıyorum ya suya düşersem ya boğulursam… Nehrin akıntısına kapılmış gidiyorum. Merak ediyorum görüp duymak istediğim şeyleri öğrenemeden gidersem ne olur? Hayır. Bu kanodaki yarayı ancak ben kapatabilirim deyip kollarımı sıvıyorum, su alan yerleri tamir ediyorum.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Evet başarabildim. Bunu zaten sadece ben başarabilirdim, diyorum.<o:p></o:p></span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;"><span style="mso-tab-count: 1;">  </span>Su kenarlarından geçerken bir topluluk görüyorum. İnsanlar kendi aralarında tartışıyorlar, bağırıp çağırıp feryat ediyorlar. </span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kimisi elleriyle dizlerini döverek</span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;"> yakasını bağrını açıp yerlere atıyor kendini. Kimi bu manzarayı seyredip zevkten dört köşe oluyor Kimisi farkında değil kendilerini seyreden bir seyyahın. Kimileri de seyyaha bakıp uzun uzun onu seyrediyor. Bu hayat nehrinden gecen seyyahın sayısı ne kadar arttı son zamanlarda diye düşünüyorlar.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gördüklerimi zihnimin ve beynimin bir köşesine not ediyorum. Tekrar kanoma oturup Seyyah olan ben küreklerime yük veriyorum. Benliğimin içinden yine seyyah olan “ben” e bakıyorum. Aslında ben kimseyi değil Ben olan Seyyah’ ı izliyorum. İşte o zat gözlerini tekrar yoluna çeviriyor, akan nehre bakıyor. Yağmur yağmaya rüzgârdan hortumlar oluşmaya başlıyor. Deli gibi dövüyor seyyahın kanosunun yanlarını. Akan nehre kavuşmak için acele ediyor.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Suyun debisi yükseliyor. Hayat nehri çılgınca gürlüyor. Şaha kalkıyor. Kanosu alabora olmasın diye dengede durmaya çalışıyor.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hızla küreklerini bir bırakıp bir çekiyor. Bütün bu kargaşanın ortasında Seyyah tabiatı okumaya çalışıyor. Ben de onu bir yerlere not etmeye uğraşıyorum. Akan nehir gibi zaman da akıyor. Bir süre sonra hem yağmur hem rüzgâr hem de deli nehir duruluyor. Seyyah oh çekiyor yine temaşasına devam ediyor. Ben de kalemimin mürekkebi kurumadan yazmaya… Bir de bakıyor ki nehrin bir kısmındaki balıklar ileriye değil geri yüzmeye çalışıyor. Aklına İnci Kefaller geliyor. O da insanoğlunun hep istediği gibi geride bıraktığı özlemleri, hataları tekrar gidip bulup gidermeye çalışıyor. Seyyah tefekkür ediyor. “Ben” de bu akan nehirde İnci Kefaller gibi geriye zaman sıçraması yapsam neyi tekrar yaşamak isterdim diye düşünüyor. Sonra vazgeçiyor seyyah;<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>ben yolcuyum, seyyahım, işime devam etmeliyim diyor. Nehir de akmaya devam ediyor. Seyyah’ ın içindeki ben, bakıyorum yine bir grup insan tayfası görüyorum. Ama bu sefer kavga, bağırma, gürültü yok; sevinç, mutluluk kahkahaları var. Geçerken yanlarından dikkatlice bakıyorum. Her birinin yüzünde gülen insan maskeleri olduğunu fark ediyorum. Sahte rollere girmiş insan manzaraları var burada, diyorum. Dans edip eğleniyor, şarkılar söylüyorlar. Neye inanacağıma daha sonra karar vereceğim, diyor seyyah. Dans etmelerine mi? Kahkahalarına mı? Yoksa o taktıkları, ardını göremediğim maskelere mi?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Seyyahın çilesi ve yolculuğu daha bitmiyor. Akan nehirde biraz daha ilerliyor. Nehrin etrafını saran ormanlar içinde hayvanata bakıyor. Güçlü zayıfı yok ediyor. Zayıf olan hayatta kalmak için mücadele ediyor. Seyyahın içinde ki ben diyorum ki; tanıdık manzaralar, tanıdık olaylar kâinatın her yerinde tekerrürden ibarettir. İnsanda da hayvanda da fark etmez, çünkü yaratılış “aynı” mecradan doğuyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Büyük bir gürültü duyuyor seyyah, aniden başını sesin geldiği tarafa çeviriyor. Nehrin kenarında uzanan büyük bir dağ, volkan patlaması yapıyor. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>İçindekiler nehre akıyor. Kral Dağı bu olmalı diyor seyyahın içindeki Ben. Bütün hazinelerini dışarı atıyor. İnsanlar hazinelere hücum ediyorlar. Kimi akan cevherin ardından nehre atlıyor, suya gark oluyor; kimi dağın tepesine çıkıp daha büyük parçaları toplamayı düşünüyor ama kayıp düşüyor. Birileri de sadece ihtiyacı olanı alıp aç gözlülük yapmıyor. Temkinli davranıyor. Bu yüzden nehre düşüp boğulmuyor, dağdan yuvarlanıp yaralanmıyor. Seyyah gördüklerini not ediyor. Bu hengâmede diyorum ki <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Heyhat! İnsanoğlu ne kadar aç ki bir türlü doymuyor. Bak hele ey gören gözüm! Küreğini hazineye daldıranın küreği boş çıkıyor.”<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Seyyah yolculuğuna çıkarken yanına hiçbir şey almıyor. Şimdi yolculuğunda o heybesini dolduruyor. Arada açıp içinden ihtiyacı olanları alıyor ve heybe tekrar doluyor. Dipsiz bir heybe onunkisi. Ebatları küçük bir bez parçası. Ama içine hem dünyayı sığdırmış hem de kendini. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Nehir zikzaklar çiziyor. Yine zamanla yarışıyor. Seyyahla ben konuşmaya başlıyoruz. Bu uzun seyahat boyunca nice yaratılmışları gördün, nice olaylara şahit oldun. Ne yazdın kalp defterine diye sordum ona? Seyyah dedi ki:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Bu yola çıktığımda defterim bomboştu. Tertemiz bir sayfa idi. Ancak seyahatim boyunca kalp defterime yazarken, bazı not ettiklerimin defter yapraklarına hasar verdiğine şahit oldum. Tıpkı hazan rüzgârı ile savrulmuş sonbahar yaprakları gibi sayfalarımın döküldüğünü gördüm. Yıpranmış ve yara almışlardı. Dökülenleri tekrar toplamaya çalıştım. Ama nafile, bazıları parmaklarımın arasından uçup gitti. Arkalarından üzüldüm ve ağladım. Sizleri asla unutmayacağım, dedim. Zihnimin oluklarında saklı kalacaksınız, diyerek onlara veda ettim. Sonra kalbimin defterine bakmaya devam ettim. Öyle güzel manzaralara şahit olmuşum ki temaşam sırasında, defterimin yaprakları renk cümbüşü içinde tek tek savrularak, birbirine dolanarak açılıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Seyyah bu sefer sustu. Bana yönelerek sordu. Peki sen? Sen neden benimle barış içinde yaşamadın. Bak sana bir sürü sahneler gösterdim. Hem kalbin defterine hem zihnin oluklarına yerleşmiş hikâyeler. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Sen bunlardan nasıl nasiplendin, diye sordu. Bir süre sustum. Seyyahıma döndüm ve şu cümleler dilimden döküldü. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Yola düştüm seyyahımla, oradan oraya savruldum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Kimi sevindim, kimi yas tuttum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Hani dedin ya kalp defterine ne yazdın?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Zihninin oluklarında ne sakladın?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Dedim “Ey seyyah hem defterimde hem zihnimde sakladığım sendin.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;">Çünkü Sen bensin Ben ise zaten SEN. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Arial;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                       </span><span style="mso-spacerun: yes;">                            </span>MERY<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ERCİYES&amp;apos;İN FISILDADIĞI SIRLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/erciyesin-fisildadigi-sirlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/erciyesin-fisildadigi-sirlar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67aef88b69fea.webp" length="72484" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 14 Feb 2025 11:03:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gökçem Elif Yolcu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Erciyes, gökyüzüne uzanan bir ulu dağdır. Karlarla kaplı zirvesi, bulutları kucaklar; eteklerinde rüzgâr binlerce yılın hikâyelerini fısıldar. O, yalnızca bir dağ değildir. O, bir sığınak, bir bilge, bir zaman yolcusudur.</p>
<p>O gece Erciyes'in karanlığında bütün hayatını dağlara adamış biri vardı: Murat. </p>
<p>Everest, Alpler, Kafkaslar… Her dağa tırmanır, bundan çok keyif alırdı ama bu gece Erciyes'te içinde bir huzursuzluk hissetti. Sanki tuhaf bir şey olacak gibiydi. Rüzgâr, sıradan bir rüzgâr değildi. Kar, sanki bir şeyi saklıyordu. Uyumak için çadıra çekildiğinde uyuyamadı, nefesi daralınca kendini dışarı attı. Erciyes'i aydınlatan Dolunay'ın ışığında bembeyaz parlayan birbirine sarılmış iki silüet gördü. Bir kadın ve bir adam. Murat'ın kalbi hızla çarptı. Bu yükseklikte insan bulunması pek mümkün değildi ama onların varlığı başka bir şeydi.</p>
<p>Tam o anda, rüzgârın içinde bir ses duydu:</p>
<p>"Ne aileler, ne savaşlar, ne düşmanlıklar…</p>
<p>Yalnızca aşk, sonsuz kalır."</p>
<p>Murat'ın dünyası yavaşça bulanıklaştı. Gözleri yeniden net görmeye başlayınca her yerin değiştiğini fark etti. Yıl 1800’lerin başlarıydı.</p>
<p>Kışın sert rüzgârları, dağın yamaçlarında yankılanırken, vadilerde eski çağların fısıltıları hâlâ duyulurdu. </p>
<p>İşte o vadilerde, asırlardır anlatılan bir hikâye vardı. İki düşman ailenin çocukları, Kemal ve Dilruba'nın esrarengiz hikâyesi...</p>
<p>Vaktiyle, Erciyes’in eteklerinde iki büyük oba yaşardı:Alpkanlı ve Kızılhanlılar.Bir zamanlar kardeş gibi yaşayan bu iki halk, zamanla kin ve nefretle ayrıldı. Sular paylaşılmadı, topraklar bölüşülmedi, her doğan çocuk, diğer obaya düşman olarak yetiştirildi.Alpkanlıların oğlu Kemal, gözleri gecenin derinliği gibi karanlık, yüreği ateş gibi sıcak bir gençti. Kızılhanlıların kızı Dilruba ise narin mi narin, gözleri bahar yeşili, saçları vadilere yayılan buğday tarlaları gibi altın sarısıydı.Bir kış günü, kader onları Erciyes’in kucağında bir araya getirdi. Kemal, yaralı bir ceylanı takip ederken onu vadinin kuytusunda buldu. Ceylan, nazlı bir nefes alırken başında eğilen Dilruba'yı gördü. Kızın parmakları ceylanın başını okşuyor, sesi rüzgârdan bile daha yumuşak çıkıyordu."Sen de mi ceylanlar gibi korkuyorsun?” diye fısıldadı Kemal.Dilruba, başını hafifçe kaldırdı, gözleri onun gözlerinde kilitlendi. Bu, düşman belletilen bir yüz değil, kalbine işlenen bir yazgıydı."Korkmuyorum ama biliyorum ki biz hiçbir zaman bir arada olamayız.”</p>
<p>Ancak gönüller, yazgıyı dinler miydi? Onlar, Erciyes’in koynunda gizli gizli buluştular. Vadilerde aşklarını rüzgâra fısıldadılar, serçelerin şarkılarına sığındılar, yıldızları şahit tuttular. Ne var ki, Erciyes’in karı bile ateşten bir aşkı gizleyemezdi.</p>
<p>Bir gece, karanlık çöktüğünde, aileleri onların sır gibi sakladığı sevdalarını öğrendi. Öfkeleri, Erciyes’in fırtınaları gibi keskindi. Alpkanlılar kılıçlarını bileyledi, Kızılhanlılar mızraklarını kuşandı. İki oba, birbirine düşman olan iki dağ gibi çarpışmaya hazırlanıyordu.</p>
<p>Kemal ve Dilruba, son kez buluşmak için Erciyes’in doruklarına tırmandılar. Aşağıda, ateşler yanıyor, çığlıklar yükseliyordu.</p>
<p>“Gidip her şeyi anlatacağım,” dedi Kemal. “Ailelerimizi ikna edebiliriz. Eğer bu dağ asırlardır ayakta durabiliyorsa, biz de aşkımızı ayakta tutabiliriz.” Dilruba, üzgün bir ifadeyle başını iki yana salladı. “Onların gözünü düşmanlık bürümüş, duymak ve görmek istemezler ama belki, rüzgâr duyar. Belki, yıldızlar dileğimizi göğe taşır. Belki de Erciyes, bizden yana olur.”</p>
<p>Ve tam o anda, gökyüzü şiddetli bir gürültü ile yarıldı. Erciyes’in doruklarında bir fırtına koptu. Kar, öfke dolu rüzgârlarla savruldu, yıldırımlar göğe kazındı. Aşağıdaki obalar, bir lanetin üzerlerine çöktüğünü düşündü ve korkuyla geri çekildiler.</p>
<p>Fırtına dindiğinde, Kemal ve Dilruba'dan geriye sadece buzla kaplanmış kayalar kalmıştı. Ne bir ayak izi, ne bir ses… İkisi de Erciyes’in göğsüne karışmıştı.O günden sonra, Erciyes’in dorukları hiç erimeyen bir karla örtüldü. </p>
<p>Derler ki, bulutlar dağın zirvesini sarınca, Kemal ve Dilruba'nın ruhları birbirine kavuşurmuş. Serçeler hâlâ onların şarkısını söyler, ceylanlar hâlâ doruklara bakarak iç çeker. Rüzgâr, her kış Erciyes’in doruklarında dolaşırken, eski bir fısıltıyı taşır durur: </p>
<p>“Ne aileler, ne savaşlar, ne düşmanlıklar...</p>
<p>Yalnızca aşk, sonsuz kalır.”</p>
<p>Murat, bu sözü mırıldanarak gözlerini heyecanla açtı. Çadırındaydı. Bunlar bir rüya mıydı? Neler yaşamıştı böyle, kalbi çok büyük hüzünle kaplandı ve bir süre daha uzanarak gördüklerini düşündü. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sahibinden Satılık Kalp Kısım 2</title>
<link>https://fikirizleri.com/sahibinden-satilik-kalp-kisim-2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sahibinden-satilik-kalp-kisim-2</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67ab814a257cf.jpg" length="111937" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 11 Feb 2025 19:57:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Her zamanki birbirinin aynı sabahlardan biriydi işte! Neden öyle devam etmiyordu? İçinde bir yerde büyük bir panik dalgası başlamak üzereydi.. "Hayır! Hayır şimdi olmasın lütfen!" diye düşündü. Uzun süredir panik bozukluktan muzdaripti ve şimdi de başlayacak bir atağın ayak sesleri duyuluyordu. Durdu, karga ile bakışırken nefesini rahatlatmaya çalıştı. İlginçtir ki karganın bakışları altında gerçekten sakinleşmeye başlamıştı. Son titreşimler ve kalbinin son telaşlı çırpınışları normale gelince sonra kafasının içinde "Yaklaş Ahmet! Benden korkma! Sürekli kendine sorduğunu sandığım ama aslında sisteme sorduğun soruların cevabı olarak gönderildim!" cümlesi yankılandı.<br>  Donmuştu Ahmet bey. O anın içinde şaşkınlığın, korkunun, merakın ve çok ama çok içerde bir yerde böylesi bir şeyi aslında biliyor olmanın verdiği haklı gururlulukla donmuştu. Donmuştu çünkü zavallı beyni aynı anda bu kadar çok duyguyu hissedebilmeyi unutmuştu. Hislerin, yani mantık bariyerine çarpmamış, onun dikenli süzgecinden geçmemiş hislerin her zaman doğruyu söylediğini çoktan unutmuştu. O hisler ki kaynaklarından yani kalplerden ilk çıktıklarında saflıklarından parlarlar ancak akıl onları evirir çevirir, boyar, parçalar sonunda hiçbir şeye benzemeyene kadar onunla uğraşır. Ahmet bey artık çok derinlerinde kalmış bu bilgiyi hatırlamıyordu tabii ama karganın biliyormuş gibi bir hali vardı. Bu yüzden dile gelmişti belki de kimbilir...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YOL HİKAYESİ&amp;1</title>
<link>https://fikirizleri.com/yol-hikayesi-1</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yol-hikayesi-1</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67a9e70ef0c19.jpg" length="48947" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Feb 2025 14:49:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Özgür URTEKİN</dc:creator>
<media:keywords>Yazar-Hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>         Spil dağının dondurucu soğuğunu iliklerime kadar hissettiğim sırada otobüs yolcularını almış yeniden yola devam ediyordu. Gündüz yolculuğu yapmanın en güzel yanı belki de yol boyunca dağları ovaları izleme olanağı sunmasıydı. Uçak seyahatinde bulutların üzerinde yol alırken bu çok da mümkün olmuyordu.</p>
<p>        Yorgun değildim ama aracın beşik gibi sallanmasından mı bilmem ne ara olduğunu anlamadan uykuya dalmıştım. Gözlerimi yeniden açtığımda fırtınalı bir kış havasıyla karşı karşıyaydım. Otobüs rüzgarın şiddetinden yol almakta zorlanıyordu sanki. Karlı dağları izlediğim sırada yolculardan bir kadın mola yerine ne kadar kaldığını soruyordu. Hostes hanım yarım saat sonra duracağımızı belirtti. Güzel yüz hatlarına sahip hostesin verdiği cevabı dinlerken kirpiklerindeki rimelin yoğunluğuna takıldı gözlerim. Araçta mı oturmalıyım yoksa inip biraz soğuk havayı ciğerlerime mi çekmeliyim henüz karar vermemiştim. Ben bunu düşünürken hemen arkamda bulunan koltukta oturan genç adamın telefon konuşması çekti dikkatimi .Eşi ile ayrı yaşadığını küçük çocuklarını eşinin ona göstermediğini anladım bu kısa sürede. Bir çocuğu baba sevgisinden mahrum etmenin mutlaka önemli bir nedeni vardır diye düşündüm. İstemeyerek de olsa tanık olduğum bu konuşma beni yine aynı konuya getirdi. Ne kadar çok mutsuz evlilik vardı etrafımızda. Öylesine devam ettirilmeye çalışılan birliktelikler. Ebeveynleri arasında pinpon topuna dönen çocuklar.</p>
<p>        Hostes hanımın ne içeceğimi soran sesiyle kendime gelip seçeneklere baktım. Şu an sıcacık bir içecek beni o kadar çok mutlu ederdi ki.Ama ne yazık ki yaşanan bir kaç olumsuz olaydan sonra firmalar sıcak içecek yerine soğuk meşrubat ikram etmeye başlamışlardı. Binlerce fit yükseklikteki uçakta bu tehlike yokmuydu.Orada bir sürü para ödeyip içebiliyorduk .Buz gibi havaya rağmen mola yerine yaklaştığımızda inip hava almaya karar vermiştim.</p>
<p>        Gözüme çok kasvetli görünen dinlenme tesisinde içimi bir huzursuzluk kapladı. Karton bardakta içmeyi sevmesemde içimi ısıtması için sıcacık bir çay alıp tesisin önünde park etmiş yolcu otobüsüne geri döndüm. Soğuktan üşümüş avuçlarım çayın yaydığı sıcaklıkla bir nebze de olsa ısındı. Siyah renk yakası kürklü kalın şişme montumu araç hareket edene kadar çıkarmamaya karar verdim.</p>
<p>        Hava kararmaya başlamıştı yolculuğun devamında. Geçtiğimiz yol üzerinde bulunan evlerdeki hayatları düşündüm. Sevginin yaydığı sıcaklık mı hakimdi bu evlerde yoksa yokluğun şiddetin verdiği soğukluk mu. İçinde yaşayan insanlar olmasa dört duvardan ibaret olan o yapılar bir anda sıcak bir yuvaya dönebiliyordu. Ya da tam bir hapishaneye...</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DEĞERİN BAŞARIYLA ÖLÇÜLMEZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/degerin-basariyla-olculmez</link>
<guid>https://fikirizleri.com/degerin-basariyla-olculmez</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67a5f6221b4df.jpg" length="126087" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 07 Feb 2025 15:04:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gökçem Elif Yolcu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gözde, küçüklüğünden beri ailesinin biricik akıllı kızı ve göz bebeğiydi. Annesi ve babası, onun mükemmel bir öğrenci olması gerektiğini vurguluyordu. “En iyisini yapmalısın, sen çok yetenekli bir kızsın ve yeteneklerini boşa harcayamazsın Gözde!” cümleleri, adeta zihnine bir mıh gibi çakılmıştı. Ailesinin de sözleriyle Gözde, ilkokuldan başlayarak sınıfta, hatta sonrasında okulda hep en yüksek notları almaya, en başarılı olmaya çabaladı. Sınıfta birinci olsa ailesi ‘’Okulda neden olmayasın?’’ diyerek Gözde’yi başarılı olmaya yönelik motive ettiklerini düşünüyorlardı. Gözde, okulda başarılı olunca çita, şehirdeki okullarla rekabete geliyordu. Başarı çitasının bir sonu yoktu sanırım. Tüm bu çalkantılar arasında Gözde, üniversite sınavında derece yaptı ve başarılı bir bölüm kazandı. Mezun olur olmaz ise herkesin girmek isteyebileceği büyük ve kaliteli bir şirkette işe girdi. Çocukluğundan beri içinde yankılanan ‘’Yeteneklerini boşa harcayamazsın.’’ sesi ile öyle çok çalışıyordu ki, kısa sürede iş yerinde yükselmeye başladı. Arkadaşlarıyla akşam kahve içmeye çıksa, gece eve dönünce pişman oluyordu. O süreyi kayıptan zannediyor ve eğlence hep işler bitince olmalı gibi geliyordu. Maalesef işler bitmeyen bir kara delik gibiydi ve sonu asla gelmiyordu. Gene de Gözde, başarılıydı ve işinde kısa zamanda bir sürü başarı kazanıyordu ancak bu başarıların ona mutluluk getirdiği söylenemezdi. Zaten başarı varken mutluluk ve huzur hiçbir zaman önceliği olmamıştı ki.</p>
<p></p>
<p>Gözde, mükemmel sunumlar hazırlamaya devam ediyor, daha iyisi olabilmek için sürekli sorumluluk alıyor, sorumlulukları tamamlamak içinse iş yerinde sürekli gece geç saatlere kadar çalışmaya mecbur hissediyordu. Sorumluluğu fazla oldukça hata yapma korkusu da artıyordu, sürekli ‘’Ya bir şeyleri yanlış yaparsam?’’ diye kaygı duyuyor, hata yapmak onu çok başarısız bir insan dolayısıyla değersiz biri yaparmış gibi hissediyordu. Gene bir proje sabahı, bedeni ve zihni bu yoğun tempo ve kaygıya dayanamadı, panik atak yaşadı. Sürekli kalbi sıkışıyordu, geceleri uyuyamıyor, sabahları karnı ağrıyordu, sürekli yorgun hissedip, baş ağrıları çekiyordu. Üstelik başarıları onu tatmin ve mutlu etmiyordu. Gözde, artık daha fazla dayanamadı ve bir psikolojik danışmanla görüşmeye karar verdi. Şiddetli stres kaynaklı tükenmişlik yaşıyordu. Hayatını bir hırs yönetiyordu ama bu hiç sağlıklı bir hırs değildi. Psikolojik danışmanla seanslarında öğrendi ki onu bu denli çalışmaya iten içindeki talepkâr ebeveyn moduydu. O en iyisi olmalıydı, yeteneklerini harcamamalıydı, en iyisi olmazsa başarısız olurdu, başarısızlık ise değersizlik ve sevilmeyen biri olmasına neden olurdu. Ailesi Gözde’yi bu yolla motive ettiklerini düşünüyorlardı ve aslında kızlarının iyi olmasını istedikleri için söyledikleri bu sözleri ile Gözde’nin zihninde çocukluğundan beri ‘’talepkâr ebeveyn modu’’ şeması oluşturduklarının ne kadar farkındaydılar? Ailesi farkında olmasa da artık Gözde farkındaydı. Tüm iyileşmeler önce farkındalıkla başlardı. Gözde, artık hayatta onu motive eden sağlıklı hırs ile talepkâr ebeveyn modu arasındaki farkı biliyordu. Artık çalıştığı kadar eğlenmeye ve dinlenmeye de vakit ayırmalı, hepsini dengede tutmayı öğrenmeliydi. Gözde, sağlıklı hırsı keşfetmeye başlayınca kendi değerinin sadece başarıya bağlı olmadığını öğrendi. Fazla sorumluluk almadı, iş yerinde sınır koyabildi. Hobiler edindi, kendine zaman ayırınca suçlu hissetmeyi bıraktı. Kendi iç sesiyle konuşurken “Daha iyisini yapmalısın!” yerine “Elimden geleni yapıyorum ve bu yeterli.” demeye başladı. Hırs yapmak artık bir zorunluluk olmaktan çıktı, başarı için bir motivasyon kaynağına dönüştü. Gözde için artık başarılar da hayat kadar keyifliydi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kanlı Yılbaşı</title>
<link>https://fikirizleri.com/kanli-yilbasi-170</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kanli-yilbasi-170</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679befacdb63b.jpg" length="33864" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Jan 2025 23:20:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hanife Demir</dc:creator>
<media:keywords>Gizem</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Saçını okşayan rüzgar ile gözlerini aralarken yoğun beyaz ışık gözlerini kamaştırdı. Göğsüne saplanan ağrıyla yüzünü buruşturup görüş açısına giren bir hemşireyi gördüğünde odanın içinde gözlerini gezdirdi.</p>
<p>Sol tarafta pencerenin önünde deri bir koltuk, karşısında duvara sabit TV, sağ çaprazında boydan boya bir gömme  dolap ve iki yanında büyük komidinler vardı. </p>
<p>Baş ucunda duran serumu kontrol eden hemşire, kıvrılan dudaklarıyla büyükçe gülümsedi. </p>
<p></p>
<p>"Günaydın Bay Marcus, nasıl hissediyorsunuz?"</p>
<p>Marcus yüzünü tekrar buruşturup meraklı bakışlarını hemşireye dikti.</p>
<p></p>
<p>"B-Ben bilmiyorum. Ben neredeyim?" </p>
<p></p>
<p>"Sakin olun bay Marcus, küçük bir kaza geçirdiniz ama durumunuz gayet iyi."</p>
<p></p>
<p>"B-Ben Ben hiçbir şey hatırlamıyorum! Adımı bile bilmiyorum ama siz nasıl..?"</p>
<p></p>
<p>"Günlerdir eşiniz sizi arıyormuş, bütün hastanelere, karakollara bakmış. Kaza geçiripte hastanemize giriş yaptığınız da bir fotoğrafınızı gönderdik. Eşiniz de onayladı. Her an burada olacaktır."</p>
<p>Hemşirenin anlayışlı bir dille konuşması içindeki korkuyu silememişti.</p>
<p>Zira eli kan içinde bir evden çıktığını net bir şekilde hâlâ hatırlıyordu.</p>
<p></p>
<p>"Peki, ben neden hiçbir şey hatırlamıyorum?" Diye sordu merakla.</p>
<p></p>
<p>"Çok doğal bir durum bay Marcus. Geçirdiğiniz kaza sonucunda bir hasar bekliyorduk. Geçici bir hafıza kaybı olduğu konusunda sizi temin ederim. Doktor beyi de bu konuda bilgilendireceğim mutlaka"</p>
<p></p>
<p>"Anlamıyorsunuz! Ben kazadan önce.."</p>
<p>Diyerek duraksayan Marcus söyleyip söylememekte kararsız kaldı. </p>
<p>Ama böyle de hiçbir şey görmemiş gibi de hayatına devam edemezdi.</p>
<p>Söylemek için dudaklarını araladığında kapı aniden aralanmış, aralanan kapıdan sarı uzun düz saçları, yeşil gözleri olan genç ve güzel bir kadın telaşla girmişti.</p>
<p></p>
<p>"Sevgilim!" Yüzünde ki korku sesine de sinmiş olan kadın, kollarını açarak sıkıca adamın boynuna sarıldı. </p>
<p>Hem ağlıyor hem de ne kadar korktuğunu anlatıyordu.</p>
<p>Ama Marcus'un bu umrunda değildi, çünkü onun kafasını kurcalayan başka büyük bir soru vardı. </p>
<p>Aşk varsa ve bu kadın gerçekten eşiyse hafızasını kaybetmiş olsa da onu hatırlaması gerekirdi. Beyni değilse bile kalbi göğsünü delip geçecek kadar güçlü atmalıydı.</p>
<p>Ama bir milim bile yerinden oynamamış, aksine bedenini büyük bir ürperti sarmıştı.</p>
<p>Kadın ağlamaktan kızarmış gözlerini kocasına çevirdiğinde gözlerinin içine baktı. Lâkin yine de hiçbir şey göremedi. Sanki koca bir boşluğa bakıyordu ve bu kadın da tıpkı onun gibi hafızasını yitirmişti belki de..</p>
<p></p>
<p>Hemen arkasından siyahi bir doktor içeriye girdiğinde onunda yüzünde benzer bir soğukluk vardı. Ve soğuk ifadeye tezat bir biçimde gülümseyerek bakıyordu.</p>
<p></p>
<p>"Geçmiş olsun Bay Marcus, ben doktorunuz Jack Rebul. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"</p>
<p></p>
<p>" Kayıp?" Dedi bir anda. </p>
<p>Karısı şaşkınlıkla ona bakarken doktoru kaşlarını çatmıştı.</p>
<p></p>
<p>"Doktor bey küçük bir hafıza sorunumuz var." </p>
<p>Diyen hemşire ile karısı bu defa elini şokla ağzına götürüp acıyla inledi.</p>
<p></p>
<p>"Hemen bir Emar çekelim. Muhtemelen geçici bir hafıza kaybıdır. Uyku hali var mı? Ya da mide bulantısı baş ağrısı?" </p>
<p></p>
<p>"Hayır, sadece biraz yorgunum. Bacaklarım.." diyerek duraksadı. </p>
<p>Aynı o evdeki gibi bacakları uyuşuk ve titriyordu. Sanki saatlerce koşmuş gibi..</p>
<p>Buna bir türlü anlam veremedi.</p>
<p>Ve ne hissetti ise aynen doktoruna anlattı. Doktoru elinde ki deftere not alırken bir taraftan olabilecek yan etkileri anlatıyordu.</p>
<p>Böyle bir kazanın sonuçları olacaktı elbette. Öyle diyordu..</p>
<p></p>
<p>Bakışlarını pencereye çevirip derin bir nefes alırken eşi olduğunu iddia eden kadın, doktoru ile konuşuyordu.</p>
<p>Rüzgarın şiddeti ile pencereye çarpıp duran ağaç dalına baktı.</p>
<p>Neredeyse kıracak kadar şiddetli ve güçlüydü. </p>
<p>İşte o zaman onu gördü, bir an da kararan havayla cama yansıyan bir kadın hemen yanında ensesine kadar yaklaşmıştı.</p>
<p>Derin nefesler alıp veren Marcus bir türlü kıpırdayamadan camın ayna görevi gören yansımasına baktı.</p>
<p>Bağırıp çığlık atmak istiyor ama bir türlü sesini çıkaramıyordu.</p>
<p>Kadının yüzünü kapatan siyah saçları ürkütücü bir hava katmış, hayal olamayacak kadar gerçek olan nefesi kulağına değiyordu.</p>
<p></p>
<p>Elinin altındaki yorganı sertçe sıkıp hızla atan kalbini gürültüsünü dinleyerek gözlerini kapattı.</p>
<p>O sıcak nefes konuşmaya başladığında büyük bir çığlık atıp yatağında doğruldu.</p>
<p></p>
<p>Korkuyorum..</p>
<p></p>
<p>"Sevgilim iyi misin?" Diye sordu eşi olduğunu iddia eden yabancı ama güzel kadın. Kadının sesi kulağında eko yaparken</p>
<p></p>
<p>Korkuyorum..</p>
<p></p>
<p>Korku ile bakışlarını odada gezdirdi.</p>
<p>Ne zaman uyumuştu? Az önce gördükleri kâbus muydu? En son karısının doktor ile konuştuğunu kendisinin de camdan dışarıya baktığını hatırladı. Geri kalan her şey kâbus ise kendisi ne zaman uyumuştu?</p>
<p></p>
<p>Endişeli bakışlara karşılık verip kendisini tebessüme zorladı.</p>
<p></p>
<p>"İyiyim. Sadece bir kâbus..  Şey ben ne zaman uyudum?" Diye sordu çekinerek.</p>
<p>Zira pek de doğal bir soru değildi lâkin karısı normal karşılamış olacak, hiç şaşırmadan ya da sorgulamadan cevap verdi.</p>
<p></p>
<p>"Yorgunum demiştin ya, saatlerce koşmuş gibi yorgun olduğunu söyleyip yattın" dediğinde başını yastığa koyduğumu hiç hatırlamadığını fark etmişti.</p>
<p>Sahi ona neler oluyordu? </p>
<p>Kaza ile ilgili olsa bir nebze rahat edebilirdi lâkin kimse kazadan öncesini sorgulamıyor ya da kaza ile ilgili detaylı bilgi vermiyordu.</p>
<p></p>
<p>Düşünmesi ve korkması gereken çok şey vardı ama neyden ya da kimden bilmiyordu. Belki de kendisinden...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sahibinden Satılık Kalp</title>
<link>https://fikirizleri.com/1.K%C4%B1s%C4%B1m</link>
<guid>https://fikirizleri.com/1.K%C4%B1s%C4%B1m</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679936a126c09.jpg" length="73865" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Jan 2025 21:41:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>1.Bölüm<br>                                                 Karga</p>
<p>       Her zamanki gibi bir güne her zamanki gibi uyandı Ahmet bey. Burnuna dolan demini almış çay kokusu, tavada kızartılan bir şeyin cızırdayan sesi (muhtemelen yumurtalı ekmek), her sabah penceresine gelip öten karga hepsi yerli yerindeydi ve Ahmet bey'e "Bir dakikası bile aynı olmayan bir evrende sürekli aynı günü tekrar yaşayan sevgili Ahmet günaydın!" diyordu adeta. Büyük bir iç sıkıntısı ile yatağından kalktı. Elli dört yaşındaydı ve son otuz dört yılını evet bir gün dahi tatil yapmadan son otuz dört yılını yüzünü çok az güldürebildiği kızı Ayça, ev-iş-çocuklar üçgeni içinde sıkışıp yaşamayı unutmuş bir eş ve yirmi metrekarelik bir antikacı dükkanında harcamıştı. Elini yüzünü yıkarken de bu hayat muhasebesini yapıyordu. Aslına bakacak olursanız son üç yıldır neredeyse her gün bunu yapıyordu ama sonuç kocaman bir hiçti. Sadece düşünüyor, yapamadıkları için hayıflanıyor ve kötü kaderini suçluyordu o kadar. O kadere karşı durup hayallerinin peşinden koşmayı aklından bile geçirmiyordu. Gerçi peşinden koşulacak bir hayali de kalmamıştı ya...<br>     Yüzüne çarptığı soğuk suyla biraz olsun ayıldıktan sonra mutfağa giden uzun koridor boyunca yürürken açık kalan yatak odasının kapısından içeri baktı gayri ihtiyari. Sonradan düşününce bunun istemsiz bir hareket olmadığını anlayacaktı ama o an oldukça doğal gelmişti. Kafasını çevirip içeri bakması doğaldı da sonrasında olanlar hiç doğal değildi; çünkü Ahmet bey gözünü ona fütursuzca dikmiş olan karga ile bakışlarını çarpıştırmıştı. Bir anda çok kısa bir an elektrik çarpmış gibi bir sarsıntı hissetmişti. Öyle ki neredeyse her bir hücresinin titreşimini hissetmişti ve bu onu çok korkutmuştu. Neler oluyordu? Her zamanki birbirinin aynı sabahlardan biriydi işte! Neden öyle devam etmiyordu? İçinde bir yerde büyük bir panik dalgası başlamak üzereydi.. "Hayır! Hayır şimdi olmasın lütfen!" diye düşündü. Uzun süredir panik bozukluktan muzdaripti ve şimdi de başlayacak bir atağın ayak sesleri duyuluyordu. Durdu, karga ile bakışırken nefesini rahatlatmaya çalıştı. İlginçtir ki karganın bakışları altında gerçekten sakinleşmeye başlamıştı. Son titreşimler ve kalbinin son telaşlı çırpınışları normale gelince sonra kafasının içinde "Yaklaş Ahmet! Benden korkma! Sürekli kendine sorduğunu sandığım ama aslında sisteme sorduğun soruların cevabı olarak gönderildim!" cümlesi yankılandı.<br>  Donmuştu Ahmet bey. O anın içinde şaşkınlığın, korkunun, merakın ve çok ama çok içerde bir yerde böylesi bir şeyi aslında biliyor olmanın verdiği haklı gururlulukla donmuştu. Donmuştu çünkü zavallı beyni aynı anda bu kadar çok duyguyu hissedebilmeyi unutmuştu. Hislerin, yani mantık bariyerine çarpmamış, onun dikenli süzgecinden geçmemiş hislerin her zaman doğruyu söylediğini çoktan unutmuştu. O hisler ki kaynaklarından yani kalplerden ilk çıktıklarında saflıklarından parlarlar ancak akıl onları evirir çevirir, boyar, parçalar sonunda hiçbir şeye benzemeyene kadar onunla uğraşır. Ahmet bey artık çok derinlerinde kalmış bu bilgiyi hatırlamıyordu tabii ama karganın biliyormuş gibi bir hali vardı. Bu yüzden dile gelmişti belki de kimbilir...<br>   İlk şaşkınlığı geçince korkuyla yavaş yavaş pencereye doğru adım attı Ahmet bey. Karga hala bilmiş bilmiş onu süzüyordu. Yavaş hareketlerle pencereyi açtı ve korka korka karganın göz hizasına indi. Gözler nihayet arada herhangi bir engel kalmayıp da buluştuğunda Ahmet bey karganın dipsiz kapkaranlık bir kuyuya benzeyen  gözlerinde kayboldu ve istemsizce gözlerini kapattı. Bir saniye sonrasında gözleri çok farklı bir diyara açılmıştı.<br>   Yemyeşil bir ormanın kıyısında duruyordu. Kocaman bir çınar ağacının altındaydı, öyle ki ağacın dev kökleri ve dalları birbirine karışmış adeta doğal bir set oluşturmuştu. İki farklı orman için bir bariyer, bir sınırdı. Ahmet bey'in tarafında olduğu orman seyrek yerleşmiş çam ağaçları ve yer yer çimenlerle kaplıydı. Arada birkaç meraklı orman hayvanını da hayretle kendisini gözlerken görmüştü. Set oluşturmuş köklerin arasından gördüğü diğer orman ise neredeyse kelimelere sığamayacak güzellikteydi. Vahşi bir yerdi bu belliydi ama tam bir özgürlükle büyümüş olmanın verdiği güzellik ve ışıltıyla parlıyordu. Yemyeşil gümrah her çeşit ağaç kaplamıştı toprağının üstünü. Öbek öbek dağılmış, gökkuşağının yedi rengini de tek tek yansıtan çiçekler ağaçların arasından göze çarpıyordu. Özgürce uçan ve mutlulukla şakıyan binbir çeşit kuşla doluydu bu ormanın gökyüzü. Ağaçların arasından kıvrıla kıvrıla akan nazlı bir derenin oluşturduğu minik şelale ve onun nilüferlerle dolu minik gölcüğü bu cennetimsi manzarayı tamamlıyordu. Ahmet bey'in orada olmak için içi gitse de sadece durup iç çekmekle yetinmiş ve boşluklardan manzarayı seyretmeye devam etmişti. Bir şekilde bu orman onu çektiği gibi korkutmuştu da...<br>"Malesef  hep böyle oluyor!" diye beyninde çınladı karganın sesi. İrkilip gayri ihtiyari sanki ortada ses varmış gibi sesin sahibini aradı ve aradığı büyülü kargayı dev çınarın dallarının birinde buldu. "Neymiş olan?" diye sordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kanlı Yılbaşı</title>
<link>https://fikirizleri.com/kanli-yilbasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kanli-yilbasi</guid>
<description><![CDATA[ Gözlerini açtığında kendini yabancı bir evin kanlı zemininde bulup dehşete düşen adam, ne yapacağını bilemeyecek kadar çaresiz ve kendine bile yabancıydı.
Zira adını bile hatırlamayan bu adamın, ellerindeki kanın sahibi bile yoktu. Psikolojik Gerilim severler için yazdığım bu minik kurgu aklınızı başınızdan alacak!
Gerçeği ve sahteyi ayırt edemeyeceğiniz gizemli bir kurgu.
Umarım seversiniz... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679b25e07889d.jpg" length="87873" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Jan 2025 10:10:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hanife Demir</dc:creator>
<media:keywords>Gerilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanlı Yılbaşı 1. Bölüm </strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p>Titreyen ellerinden parke zemine damlayan kana bir kez daha bakıp korkuyla geriye çekildi.</p>
<p>Kalçasının üzerinde arkaya doğru sürünerek duvara dayandığında, artık kaçacak yeri kalmamıştı.</p>
<p>Korku dolu bakışlarını loş ışıklı odada gezdirdi.</p>
<p></p>
<p>Duvardan duvara uzanan ve bahçeye bakan camın köşesinde duran yılbaşı ağacına takıldı gözleri.</p>
<p>Cılız yanan ışıkları ve kırmızı tonlardaki süslemeleriyle muhteşem görünüyordu.</p>
<p>Ancak durduğu zemin adeta bir kan gölüydü.</p>
<p>Yılbaşı ağacının hemen karşısında, pencerenin önündeki masada, filmleri aratmayacak lüks bir sofra kuruluydu.</p>
<p>Masanın üzerinde ve sağ çaprazındaki şöminenin üzerindeki şamdanlardan başka odayı aydınlatan ışık yoktu.</p>
<p>Bir de yılbaşı ağacının soluk pırıltısı…</p>
<p></p>
<p>Alnındaki terler yanağına süzülürken, nerede olduğunu ve neden ellerinin kanla kaplı olduğunu hatırlamıyordu.</p>
<p>Tek hatırladığı, gözlerini açtığında yılbaşı ağacının tepesindeki parıldayan büyük kırmızı yıldızla göz göze gelmiş olmasıydı.</p>
<p>Derin bir nefes aldı, ancak aklına gelen bir ayrıntı nefesini kesti.</p>
<p>Göğsündeki çarpıntı acıyla sıkışmasına neden olurken kasıldı.</p>
<p>Kim olduğunu bile hatırlamıyordu…</p>
<p></p>
<p>Sırtını duvardan destek alarak güçlükle ayağa kalktı.</p>
<p>Bacakları sanki saatlerdir koşmuş gibi titriyor ve uyuşuyordu.</p>
<p>Kendini hızla salondan dışarı attı, arkasına bile bakmadan çıkışı aradı.</p>
<p>Karanlık koridoru geçerek dış kapıya ulaştı.</p>
<p>Sokak lambasının solgun ışığı kapıya vuruyordu.</p>
<p>Hiç düşünmeden kapıyı açtı ve kendini dışarı attı.</p>
<p></p>
<p>İki katlı villaya bu kez dışarıdan baktı.</p>
<p>Ne kadar uğraşsa da neden burada olduğunu hatırlayamıyordu.</p>
<p>Bakışlarını tekrar ellerine çevirdi.</p>
<p>Üzerindeki kan kime aitti?</p>
<p>İçeride yaralı ya da ölü biri var mıydı?</p>
<p></p>
<p>Belki de içeri girip tekrar bakmalıydı. Eğer yaralı biri varsa bir şekilde yardım bulabilirdi.</p>
<p>Ancak aklına korkunç bir ihtimal geldi:</p>
<p>Ya birine zarar verdiyse? Ya bu kan ona aitse?</p>
<p></p>
<p>Bu düşünceyle içini dehşet kapladı.</p>
<p>Boğazı kurudu, kalbi göğsünü yumruklarcasına attı.</p>
<p>Titreyen bacaklarıyla geriye birkaç adım attı ve eve son kez baktı.</p>
<p>Sonra arkasını döndü ve koşmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Ama bacakları onu istediği kadar hızlı götüremiyordu.</p>
<p>Arkasına bakmadan tüm gücüyle uzaklaşmaya çalıştı.</p>
<p>Tam kendini hızla yola attığında güçlü bir ışık huzmesi yüzüne çarptı.</p>
<p>Ardından acı bir fren sesi duyuldu.</p>
<p>Keskin bir acı hissettikten sonra her şey karardı…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Delilik</title>
<link>https://fikirizleri.com/delilik-138</link>
<guid>https://fikirizleri.com/delilik-138</guid>
<description><![CDATA[ Bebeğini kaybetmiş bir annenin delilik ile imtihani ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679b22fce1692.jpg" length="65168" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Jan 2025 09:58:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hanife Demir</dc:creator>
<media:keywords>Paranormal</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Delilik 3. Bölüm </strong></p>
<p>Soğuk mermere oturup topraktaki yabani otları yolmaya başlayan kadının gözleri yaşlıydı. Sanki bütün karanlık bulutlar tepesinde toplanmış onu zifiri karanlığında tek başına bırakmıştı. İnsan her acıya zamanla alışıyordu elbet. Her karanlığın bir aydınlığı vardı da evlat acısını nereye koyması gerektiğini bilmiyordu. Bu acı değildi ya da gözlerinden akan sıvı gözyaşı değildi. Eğer öyle olsaydı, yüreği bir saniye olsa da ferahlar; gözlerinden akan sıvı bu kadar çok yakmazdı tenini. Ölüm her zaman vardı, eninde sonunda herkesin gideceği yer aynı yerdi lâkin bu geçip giden zaman sanki her zamankinden yavaşlamış akmıyordu. İntihar etse, biliyordu direk cehenneme gider daha koklayamadığı yavrusuna kavuşmak sonsuzlukta da nasip olmayacaktı. Bu düşünce iliklerine kadar korkuttu onu. Zira tek umudu ahiretti neticede. Koklamak için bile kucağına alamadığı bebeğini düşündü. Korktu! Kokusunu unutamamaktan ölesiye korktuğu için kucağına bile alamamıştı. Üstelik yüzüne bile bakamamıştı, zira kime benziyorsa onu görmeye bir daha tahammül bile edemez, acısı katlanarak artardı. Ya kendisine benziyorsa derisini yüzmez miydi yüzünün? Bu düşünceler ile yüzünü buruşturdu. Ölüm kimseye yakışmıyor bittabi lâkin gözlerini belki birkaç saniye açmış yavrusuna nasıl yakışırdı? Geçen akşam yaşadığı halüsinasyon geldi aklına. Aklını kaçırmak üzereydi belli ki ama onun tek istediği bebeğine kavuşmaktı. “Aslında ölümü gözlerinde çok büyütüyorlar. Bu dünyanın sadece bir durak olduğunu kabullenseler o kadar da büyümeyecek mesele.” Diyen sese irkilerek döndüğünde geçen akşam TV de gördüğü genç kızla nefesini tuttu. Kız kollarını birbirine bağlamış mezar başında duran ağaca omzunu yaslamış umursamaz bir ifadeyle karşıdaki bir noktaya bakıyordu. Saniyeler sonra bakışlarını acılı kadına çevirdi. “İnsanlar ben kendimi bildim bileli zayıf yaratıklar, sence de öyle değil mi?” diyerek meraklı bir ifadeyle sorduğunda şaşkınlıkla gözleri büyümüş kalbinin hızı kulaklarında atmaya başlamıştı. “S- Sende nesin böyle?”</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Delilik</title>
<link>https://fikirizleri.com/delilik-91</link>
<guid>https://fikirizleri.com/delilik-91</guid>
<description><![CDATA[ Bir annenin bebeğini kaybetmesinden sonraki delilik ile olan imtihanı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_6799db2786c48.jpg" length="45053" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Jan 2025 10:39:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hanife Demir</dc:creator>
<media:keywords>Paranormal</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Delilik 2. Bölüm </strong></p>
<p>Rüzgârın yalayıp geçtiği ağaç yapraklarının cama vurduğunu izleyen kadın bir taraftan karşısındaki doktorun boğuk sesini dinliyordu. Sanki çok uzak bir yerlerde konuşuyor kelimeler kadına ulaşana kadar sesi azalıyordu. Lâkin umursamadı, zira nefes almak bile bedenine zor gelirken dinlemek bile külfet geliyordu. Dakikalar sonra “Nevin hanım!” ses yakınlaşmaya ve kendisine seslenildiğini fark etmeye başladığında irkilip beyaz önlüklü adama baktı. “Geceleri uyuyabiliyor musunuz?” diye soran adama birkaç saniye bakıp başını olumsuz anlamda salladı. “Uyumak beni yoruyor” dedi fısıltıdan farksız sesiyle. “Ne kadar sıklıkla kâbuslarla uyanıyorsunuz?” Kollarını masaya koymuş adam iki elinin parmaklarını birbirine sarmıştı. “K-Kabus mu bilmiyorum” dedi titreyen sesiyle. “İsterseniz ilaçların mg arttıralım?” diye soran adam ile başını olumsuz anlamda salladı. “Zaten beynim süngere dönmüş durumda, istemiyorum” dedi telaşla. “Fakat Nevin hanım biraz uyumanız gerekiyor, yoksa sizin için..” doktorun sözünü kesti. “Sadece biraz uyumak istiyorum ama ilaç almadan” dedi ağlayarak. Doktor hüzünlü bir ifadeyle bakıp dudaklarını birbirine bastırdı.</p>
<p></p>
<p>Kesme tahtasına koyduğu patatesleri dilimler halinde keserken göz ucuyla saate baktı. Kocası Engin’in işten gelmesine neredeyse dakikalar kalmıştı lâkin henüz çorbayı bile yapamamıştı. Çünkü bugün biraz hava almak için dışarıya çıkmış yolu çocuk parkına çıkınca bir banka oturup zamanın nasıl hızlı geçtiğini anlamadan akşama kadar oturmuştu. Etraftaki koşuşturup duran çocuklar ruhundaki huzurun kapısını açarken içindeki çocukla zaman geçirmişti. Kaşıyan burnunu bıçak olan elinin bileği ile silerken TV’nin sesi mutfağa doldu. Kocası çoktan gelmiş TV’nin karşısında yerini almıştı anlaşılan. Neden kendisine seslenmediğini anlamasa da hoş geldin demek için salona girmişti ki, kapalı TV ile kaşlarını çattı. Yanlış mı duymuştu? Anlam veremeyerek mutfağa geri dönmüştü ki aynı sesi tekrar duydu. Arkasını hızla dönüp kapalı olan TV ile bakışınca sertçe yutkundu. Yalıtımı sağlam olmasaydı, komşunun TV’sinin sesi olarak düşünebilirdi ama değildi. Uyurken yeterince kâbuslar ile boğuştuğu yetmezmiş gibi şimdi de uyanıkken mi görecekti? Bu düşünce tüylerini diken diken etmişti ki, TV bir an da açılmış genç bir kızın görüntüsü oynamaya başlamıştı. Ekrandaki siyah uzun saçları olan kızın dudaklarında kırmızı bir ruj vardı. Nevin’e kirpiklerini oynatmadan bakarken aynı şaşkın yüz ifade onda da vardı. Nevin hızla kumandayı kapıp kapatma tuşuna basmıştı, lâkin hiçbir şey olmamış siyah saçlı kadın yavaş adımlarla ekrana yaklaşmaya başlamıştı. Nevin’in kalbi ağzında atarken aynı ağır adımları geriye doğru atıyordu. Esmer kadın başını hafifçe yana eğerek ekrana dokunmuştu ki açılan evin kapısıyla Nevin irkilerek bakışlarını o yöne çevirdi. Engin kapı aralığından görünürken bakışlarını hızla TV’ye çevirdi lâkin karanlık bir ekrandan başka bir şey yoktu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Delilik</title>
<link>https://fikirizleri.com/delilik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/delilik</guid>
<description><![CDATA[ Bebeğini kaybetmiş bir annenin delilik ile imtihani ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679941d224bff.jpg" length="99044" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Jan 2025 23:48:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hanife Demir</dc:creator>
<media:keywords>Delilik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Delilik 1. Bölüm </strong></p>
<p>Kuruyan boğazı ve ağlayan bebeği ile yatağından uyuşuk bir şekilde kalkan kadın uykusuz geçirdiği bilmem kaçıncı gecenin yorgunluğuyla bedenini zorlukla hareket ettirip koridora çıktı. Hemen yan odanın kapısını aralayarak loş ışıkla aydınlanmış dört duvarda bakışlarını gezdirip beşiğe doğru yaklaştı. Bebeği, ağlamaktan kızarmış yüzü ve sürekli hareket ettirdiği uzuvlarıyla havayı döverken yorgun gözlerini açık tutmaya gayret ediyordu. “Geldim bebeğim, şş sakin ol” diyerek kollarının arasına alıp sıcak göğsüne yasladı. Odanın hemen köşesinde duran tekli sarı renk koltuğa oturdu. Bu odayı eşi Engin ile birlikte dizayn etmişti. Kendisine ait küçük bir yatak istemişti aslında lâkin Engin kati suretle itiraz etmiş ayrı uyumaya alışmasını alışkanlık hâline getirmesinden korkmuştu. Bu sebeple mağazadaki en pahalı ve ihtişamlı koltuğu satın almıştı. Bebeğimizi emzirip benim koynuma geri dönersin diyerek çapkınca gülümsemeyi de ihmal etmeyince mağazanın ortasında kahkahalarına engel olamamıştı. Kocasının en sevdiği yani buydu sanırım. Kendisine normalden daha fazla düşkündü ve bu ister istemez ruhunu okşuyordu. Emzirmek için göğsünü açtığında zorlukla aralamaya çalıştığı gözleriyle bebeğinin daha sıkı kavrayıp meme ucuna yaklaştırdı. Lâkin sıcak dudaklar yerine soğuk bir temas hissettiğinde irkilip bebeğine baktı. Bebeği donmuş gözleriyle bakarken dehşetle çığlık attı. Kapıda hissettiği gölgeyle bakışlarını o yöne çevirince Engin’in korkuyla kasılan yüzünün kendisini görür görmez hüzünle kasılmasına an ve an şahit olmuştu. “Ah! Nevin Sevgilim” diyerek dudaklarını acı bir tebessümle birbirine bastıran kocasından bakışlarını çekti. Hızla atan kalbiyle kucağında tuttuğu oyuncak bebeğe baktı. Hayat her şeyi alabilirdi belki ama aklını da beraberinde götürebilecek bir cana söyleyecek sözü yoktu. Kelimeler kifayetsiz olurken yaşam fütursuzca akıp gidiyordu.  </p>
<p>Rüzgârın yalayıp geçtiği ağaç yapraklarının cama vurduğunu izleyen kadın bir taraftan karşısındaki doktorun boğuk sesini dinliyordu. Sanki çok uzak bir yerlerde konuşuyor kelimeler kadına ulaşana kadar sesi azalıyordu. Lâkin umursamadı, zira nefes almak bile bedenine zor gelirken dinlemek bile külfet geliyordu. Dakikalar sonra “Nevin hanım!” ses yakınlaşmaya ve kendisine seslenildiğini fark etmeye başladığında irkilip beyaz önlüklü adama baktı. “Geceleri uyuyabiliyor musunuz?” diye soran adama birkaç saniye bakıp başını olumsuz anlamda salladı. “Uyumak beni yoruyor” dedi fısıltıdan farksız sesiyle. “Ne kadar sıklıkla kâbuslarla uyanıyorsunuz?” Kollarını masaya koymuş adam iki elinin parmaklarını birbirine sarmıştı. “K-Kabus mu bilmiyorum” dedi titreyen sesiyle. “İsterseniz ilaçların mg arttıralım?” diye soran adam ile başını olumsuz anlamda salladı. “Zaten beynim süngere dönmüş durumda, istemiyorum” dedi telaşla. “Fakat Nevin hanım biraz uyumanız gerekiyor, yoksa sizin için..” doktorun sözünü kesti. “Sadece biraz uyumak istiyorum ama ilaç almadan” dedi ağlayarak. Doktor hüzünlü bir ifadeyle bakıp dudaklarını birbirine bastırdı.</p>
<p>Kesme tahtasına koyduğu patatesleri dilimler halinde keserken göz ucuyla saate baktı. Kocası Engin’in işten gelmesine neredeyse dakikalar kalmıştı lâkin henüz çorbayı bile yapamamıştı. Çünkü bugün biraz hava almak için dışarıya çıkmış yolu çocuk parkına çıkınca bir banka oturup zamanın nasıl hızlı geçtiğini anlamadan akşama kadar oturmuştu. Etraftaki koşuşturup duran çocuklar ruhundaki huzurun kapısını açarken içindeki çocukla zaman geçirmişti. Kaşıyan burnunu bıçak olan elinin bileği ile silerken TV’nin sesi mutfağa doldu. Kocası çoktan gelmiş TV’nin karşısında yerini almıştı anlaşılan. Neden kendisine seslenmediğini anlamasa da hoş geldin demek için salona girmişti ki, kapalı TV ile kaşlarını çattı. Yanlış mı duymuştu? Anlam veremeyerek mutfağa geri dönmüştü ki aynı sesi tekrar duydu. Arkasını hızla dönüp kapalı olan TV ile bakışınca sertçe yutkundu. Yalıtımı sağlam olmasaydı, komşunun TV’sinin sesi olarak düşünebilirdi ama değildi. Uyurken yeterince kâbuslar ile boğuştuğu yetmezmiş gibi şimdi de uyanıkken mi görecekti? Bu düşünce tüylerini diken diken etmişti ki, TV bir an da açılmış genç bir kızın görüntüsü oynamaya başlamıştı. Ekrandaki siyah uzun saçları olan kızın dudaklarında kırmızı bir ruj vardı. Nevin’e kirpiklerini oynatmadan bakarken aynı şaşkın yüz ifade onda da vardı. Nevin hızla kumandayı kapıp kapatma tuşuna basmıştı, lâkin hiçbir şey olmamış siyah saçlı kadın yavaş adımlarla ekrana yaklaşmaya başlamıştı. Nevin’in kalbi ağzında atarken aynı ağır adımları geriye doğru atıyordu. Esmer kadın başını hafifçe yana eğerek ekrana dokunmuştu ki açılan evin kapısıyla Nevin irkilerek bakışlarını o yöne çevirdi. Engin kapı aralığından görünürken bakışlarını hızla TV’ye çevirdi lâkin karanlık bir ekrandan başka bir şey yoktu.</p>
<p>Soğuk mermere oturup topraktaki yabani otları yolmaya başlayan kadının gözleri yaşlıydı. Sanki bütün karanlık bulutlar tepesinde toplanmış onu zifiri karanlığında tek başına bırakmıştı. İnsan her acıya zamanla alışıyordu elbet. Her karanlığın bir aydınlığı vardı da evlat acısını nereye koyması gerektiğini bilmiyordu. Bu acı değildi ya da gözlerinden akan sıvı gözyaşı değildi. Eğer öyle olsaydı, yüreği bir saniye olsa da ferahlar; gözlerinden akan sıvı bu kadar çok yakmazdı tenini. Ölüm her zaman vardı, eninde sonunda herkesin gideceği yer aynı yerdi lâkin bu geçip giden zaman sanki her zamankinden yavaşlamış akmıyordu. İntihar etse, biliyordu direk cehenneme gider daha koklayamadığı yavrusuna kavuşmak sonsuzlukta da nasip olmayacaktı. Bu düşünce iliklerine kadar korkuttu onu. Zira tek umudu ahiretti neticede. Koklamak için bile kucağına alamadığı bebeğini düşündü. Korktu! Kokusunu unutamamaktan ölesiye korktuğu için kucağına bile alamamıştı. Üstelik yüzüne bile bakamamıştı, zira kime benziyorsa onu görmeye bir daha tahammül bile edemez, acısı katlanarak artardı. </p>
<p>Ya kendisine benziyorsa derisini yüzmez miydi yüzünün? Bu düşünceler ile yüzünü buruşturdu. Ölüm kimseye yakışmıyor bittabi lâkin gözlerini belki birkaç saniye açmış yavrusuna nasıl yakışırdı? Geçen akşam yaşadığı halüsinasyon geldi aklına. Aklını kaçırmak üzereydi belli ki ama onun tek istediği bebeğine kavuşmaktı. “Aslında ölümü gözlerinde çok büyütüyorlar. Bu dünyanın sadece bir durak olduğunu kabullenseler o kadar da büyümeyecek mesele.” Diyen sese irkilerek döndüğünde geçen akşam TV de gördüğü genç kızla nefesini tuttu. Kız kollarını birbirine bağlamış mezar başında duran ağaca omzunu yaslamış umursamaz bir ifadeyle karşıdaki bir noktaya bakıyordu. Saniyeler sonra bakışlarını acılı kadına çevirdi. “İnsanlar ben kendimi bildim bileli zayıf yaratıklar, sence de öyle değil mi?” diyerek meraklı bir ifadeyle sorduğunda şaşkınlıkla gözleri büyümüş kalbinin hızı kulaklarında atmaya başlamıştı. “S- Sende nesin böyle?”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Unutulmuş Fısıltılar</title>
<link>https://fikirizleri.com/unutulmus-fisiltilar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/unutulmus-fisiltilar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e0c6cb29326.webp" length="14708" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Jan 2025 15:40:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kaan Turhal</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, deneme, kaanturhal, fısıltılar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kapı, yağmurdan ıslanmış taşların arasına sıkışmış gibi duruyordu. Eski evin önünde rüzgar, fısıldar gibi ağaçların arasından geçiyor, pencereler titrek bir iniltiyle yankılanıyordu. Aylardır kimsenin cesaret edip adım atmadığı bu ev, Selim’in çocukluk anılarında hayalet gibi yaşıyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Selim, elindeki anahtarı avuç içinde döndürdü. Metal, soğuğu derisine işleyerek onu düşündüğünden daha çok sarsmıştı. Annesi bu anahtarı ölmeden önce ona teslim ederken sadece şunu söylemişti:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Gerçeği öğrenmeye cesaretin varsa, kapıyı aç. Ama her şeyin bir bedeli olduğunu unutma.”</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yanında duran Zeynep, yıllardır görmediği eski bir dostuydu. Onu yalnız bırakmamaya kararlıydı. Ama yüzündeki endişe, sessizliği delip geçen bir çığlık gibiydi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Selim, bu gerçekten gerekli mi? Yıllar önce olanlar seni paramparça etti. O evi tekrar görmenin ne anlamı var?”</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Selim, gözlerini kapıya dikti. “Anlamı var. Çünkü olanların nedenini hâlâ bilmiyorum.”</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Anahtarı kilide sokup yavaşça çevirdi. Mekanizma bir süre inatla direndi, ardından keskin bir klik sesiyle pes etti. Kapı aralandığında içeriden yayılan koku, geçmişin çürümüş nefesiydi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><strong><span class="s2">Evin İçindeki Sesler</span></strong></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İçeri girdiklerinde ev, olduğu gibi korunmuş gibiydi. Masanın üzerinde tozla kaplanmış bir fincan, yıllardır unutulmuş bir hikayeyi anlatmaya çalışır gibiydi. Zeynep el fenerini tavan arasına doğru tuttu. Bir gölge, fener ışığının ulaşamadığı bir noktada kıpırdandı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Bunu yalnız yapmana izin vermemeliydim,” dedi Zeynep, sesi titrek ve çaresizdi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Selim sessizce bir odaya yöneldi. Duvarlarında hâlâ çocukken yaptığı çiziği gördü. Çizgilerin yanında, annesinin yazdığı bir cümle duruyordu:</span></p>
<p class="p1"><span class="s3">“Karanlık, sadece gözlerini kapattığında seni içine alır.”</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Odayı dolduran sessizlik aniden bir sesle bozuldu. Fısıltılar. Çok ince, neredeyse gerçek olmayacak kadar zayıf bir ses dalgası kulaklarına ulaşıyordu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Selim…”</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Selim irkildi. Sesin kaynağını bulmaya çalışırken Zeynep, “Bunu duyuyor musun?” diye fısıldadı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Evet,” dedi Selim. “Ama bu ses… annemin sesi gibi.”</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2"><strong>Zamanın Kapıs</strong>ı</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Fısıltılar onu evin derinliklerine, yer altına inen taş bir merdivene götürdü. Zeynep gitmemesi gerektiğini söylese de Selim artık başka bir şeyi duyamıyordu. Merdivenin sonundaki küçük bir kapıyı açtığında, karşısında tamamen farklı bir dünya buldu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Geniş bir oda, tamamen karanlık ama bir şekilde etrafını görebiliyordu. Ortasında bir masa vardı. Masanın üzerinde bir defter ve bir ayna. Deftere dokunduğunda bir anı canlandı. Annesinin yüzü, ağlayan bir Selim’i sakinleştirmeye çalışıyordu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Bazı gerçekler, zamanla öğrenilmelidir. Acele etme, Selim,” diyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Aynaya baktığında ise kendi yüzünden çok daha genç birini gördü: Çocukluk hali. Çocuk Selim, aynadan ona bakarak şunları söyledi:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Beni burada bıraktın. Ama artık geri dönemezsin.”</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><strong><span class="s2">Son</span></strong></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Selim, aynanın içindeki çocuk haline ulaşmaya çalıştı ama her dokunuşunda görüntü dalgalandı ve kayboldu. Fısıltılar tekrar başladı, bu kez daha güçlüydü:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Gerçeği öğrendin. Şimdi ne yapacaksın?”</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Selim, başını kaldırdı ve yavaşça geri döndü. Zeynep’in boş gözlerle ona baktığını fark etti.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Zeynep… sen ne zaman sustun?” diye fısıldadı. Ama Zeynep’in varlığı, o an bu evin bir yanılsama olduğunu gösteriyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Selim kapıdan çıktığında, güneş yeni doğmuştu. Ama arkasına baktığında evin artık orada olmadığını gördü.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EMANET BEDEN</title>
<link>https://fikirizleri.com/emanet-beden</link>
<guid>https://fikirizleri.com/emanet-beden</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_6796bb678f8e4.jpg" length="83219" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Jan 2025 11:35:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>empati, baba, kız, aile, evlatlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Beyoğlu’nun dar sokakları sabahın ilk ışıklarıyla yavaş yavaş uyanıyordu. Perdelerin arasından sızan gün ışığı, yüzümde bir gıdıklanma hissi bırakarak beni uyandırdı. Gözlerimi araladım ve yatağı tanımaya çalıştım. Kendi yatağım değildi. Annemin çiçek desenli nevresimlerini fark edince duraksadım. Annemle babamın yatağındaydım. Bu da tuhaftı ama uykulu halimle daha fazlasını sorgulamadan kalktım. Tam o an, bileğimde bir eksiklik hissettim. Her zaman takılı olan, ucunda minik bir anahtar sallanan bilekliğim yoktu. Bunu nasıl fark etmemiştim?</span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Babam vermişti onu bana. ‘Bu anahtar sadece bir kapıyı değil, bir kalbi de açabilir,’ demişti. Çocukluğumdan beri o bileklik benim her şeyim olmuştu. Zorlandığımda sıkıca tutar, onun verdiği güvenle ayakta kalırdım. Şimdi ise... bileğim çıplaktı ve bu, içimde garip bir boşluk hissettirdi. Annem ve babamın yatağında olmamı ise hâlâ tam olarak anlamlandıramıyordum. Ellerimi ovuştururken bir şey fark ettim. Ellerim... benim ellerim değillerdi!</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Hızla aynaya koştum. Karşımdaki yansıma, babamın yüzüydü. İri yapılı, sakallı ve yorgun bir adam. Hayır, bu ben değildim! Kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Yüzümü yıkadım, derin nefesler aldım ama yansıma aynı kaldı. Babamın bedenindeydim. Nasıl olduğunu bilmiyordum ama o an panikleyecek durumda değildim. Belki bir rüyaydı. Uyanmak için kendimi çimdikledim ama değişen bir şey olmadı. Babamın sesiyle istemsizce, ‘Hayır... hayır!’ diye mırıldandım.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Mutfaktan annemin sesini duydum. "<em>Ahmet, hâlâ hazırlanmadın mı? Kahvaltı hazır!</em>"</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Derin bir nefes aldım ve babam gibi davranmaya karar verdim. Ancak masaya oturduğumda her şey daha da garipleşti. Babam gibi çay içmeye çalışırken ellerimin titrediğini fark ettim. Babam şekersiz içerdi... Oysa ben çoktan iki şeker atıp karıştırmıştım bile. Annem dikkatle yüzüme baktı.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">“<em>İyi misin? Solgun görünüyorsun,</em>” dedi.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">“<em>İyiyim, iyiyim,</em>” dedim, babamın sesi ile konuşmak kulaklarımı tırmaladı.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Ama iyiydim diyemezdim. Bedenim bana ait değildi. Harekete geçmek, bir şeylere dokunmak bile yabancı hissettiriyordu. Konuşurken her kelime bir savaştı. Kahvaltıyı zar zor bitirdim ve ofise gitmek üzere hazırlandım. Evde olmazsam, rol yapmaya çalışmazsam neler olduğunu daha iyi anlayabilirdim.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Beyoğlu’nun kalabalık sokaklarında yürürken, babamın bedenindeki ağırlık beni adeta yere çekiyordu. Sadece fiziksel değil, ruhsal bir ağırlık da hissediyordum. Sanki bu bedende yük olan büyük bir dert vardı. Anlamlandıramadığım bir huzursuzluk içimde gittikçe büyüyor gibiydi. İnsan tanıdığı bir bedende bile bu kadar yabancı gibi hissedebilir miydi? Herkes bana ‘Ahmet Bey’ diye selam veriyordu. Onlara nasıl yanıt vereceğimi bile bilmiyordum. Ofise vardığımda ise beni daha büyük bir gerçek bekliyordu.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Asistan, babamın odasına bir misafirin geldiğini söyledi. İçeri girdiğimde masanın karşısında oturan adam dikkatle bana bakıyordu. Orta yaşlı, ciddi bakışlı bir adamdı. Bakışları yüzüme dikildi ve birden konuşmaya başladı.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">“<em>Ahmet, kızımıza bugün her şeyi anlatacağız, değil mi?</em>”</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Ağzımı açıp bir şey söyleyemedim. Ne demekti şimdi bu? Kızımıza mı? Sözlerini anlamlandırmaya çalışıyordum ama kafamda bir türlü yerine oturmuyordu. Yanlış telaffuz ettiğini düşünmeye başlamıştım. Ancak adam, bir süre sessizliğimden rahatsız olmuş gibi kaşlarını çattı.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">“<em>Ne oldu, vazgeçtin değil mi? Yıllardır bunu bekliyorum. Onun gerçek babasının ben olduğumu bilmeye hakkı var!</em>”</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Ellerim titredi. ‘Bu adam ne diyor?’ diye düşündüm. Babam sandığım kişi, annem, bilekliğim... her şey birbirine karışmıştı. Adam devam etti:</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">“<em>On sene önce anlaştık. Ayşe, bugün on sekizine girdiğinde, ona gerçekleri anlatacaktınız. O bilekliği ben verdim ona, hatırlıyor musun? Kalbimin anahtarı dedim. Ama sen, onun babasıymış gibi davranmaya devam ettin. Artık bu yalanı sürdürmenize izin vermeyeceğim.</em>”</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Dizlerimin bağı çözüldü. Ağır bir yükün altında eziliyormuş gibi hissettim. Bir şeyler söylemek, sormak istiyordum. Ancak görünmez bir el boğazımı sıkıyor gibiydi...</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">"<em>Biliyordum işte. Size neden güvendiysem zaten! Nerede Ayşe? Okulda mı? Kendi işimi kendim hallederim ben!</em>" Ceketini de alıp hızlıca odadan çıktı. Ben ise neler yaşandığını bile henüz anlayamamıştım. Daha fazla dayanamayarak masadan kalktım ve ofisten hızla çıktım.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bütün gün sokaklarda dolandım. Gerçekleri düşünüyordum ama neyin gerçek, neyin yalan olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. ‘Babam’ dediğim adam, bu kadar büyük bir gerçeği benden nasıl saklayabilmişti? Peki ya karşımdaki adam, gerçekten babam mıydı? Bir insanı baba yapan şey kan bağları mıydı? Yoksa beni büyüten, bana sevgisini veren kişi miydi bu sıfatı hakkıyla taşıyabilecek olan?</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Düşüncelerimi toparlayabilmek için bir banka oturdum. Cebimde bir şeyin varlığını hissettim. Elimi uzattığımda babamın ceketinin cebinden kilitli bir defter ve bilekliğim çıktı. Kalbimin anahtarı... Yıllardır her zorlukta bana güç veren o minik anahtar. O an gözlerim doldu.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Defterin asma kilidini bileklikle açtım. İçinden babamın, yani Ahmet’in, el yazısıyla yazılmış bir notu çıktı. Titreyen ellerimle okumaya başladım:</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">“<em>Sevgili Ayşe'm,</em></span><br><em><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bugün on sekiz yaşına bastın. Keşke sana bunları anlatmanın kolay bir yolunu bulabilseydim. Ama yapamadım... Annenle sen üç yaşındayken evlendik. O günden beri, seni kendi kızım gibi sevdim. Hatta kendi kanımdan olsaydın, seni bundan daha fazla sevemezdim.</span></em></p>
<p><em><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">İnan bunları söylemek benim için çok zor. Yıllarca bununla yaşamak, sırtımda bu gerçeği taşımak çoğu zaman çok ağırdı. Biliyorum, gerçekler acıdır; bunu bana hep söylerdin. Fakat Ayşem, bazı yalanlar bazı gerçeklerden çok daha ağır olabiliyor. </span></em></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><em>Artık senden bunu saklamaya hakkımız yok. Keşke bir günlüğüne de olsa benim gözlerimden bakabilseydin şu dünyaya. O zaman belki anlardın sana bunu söylemek için nasıl kıvrandığımı ve yıllardır vücudumda ölçülemeyen bir ağırlıkla nasıl yaşadığımı…Seni her zaman seveceğim. Baban, Ahmet.</em>”</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Haklısın baba, geçekler acıdır. Fakat sorgusuz sualsiz sırtını dayadığın ailenin, sana yıllarca yalan söylemiş olması; bütün gerçeklerden çok daha acıymış. Ve senelerdir bileğimde taşıdığım anahtar, bu sefer kalplerin kapısını değil; kalplerin arasını açtı… </span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Unutulmak için önce hatırlanmak gerek</title>
<link>https://fikirizleri.com/unutulmak-icin-oence-hatirlanmak-gerek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/unutulmak-icin-oence-hatirlanmak-gerek</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_6796a323dd34c.jpg" length="77535" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Jan 2025 00:01:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>ayrılık, hikaye, öykü, hastalık, unutmak, unutulmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Size kendimizi nasıl hatırlatabiliriz efendim? Dilerseniz bize sorular sorun, bizler de cevaplayalım. Belki size bir şeyler çağrıştırabiliriz...</em>” dedi kapının arkasından konuşan çöp kutusu.</p>
<p>“<em>Tamam, mantıklı. Zaten kaybedecek bir şeyim kalmadı. Bir aklım vardı artık o da yok baksanıza...</em>” Yutkundu ihtiyar.             </p>
<p>Hala alışamamıştı kendi durumuna. Ne kadar süredir bu hastane odasında kalıyordu hatırlayamıyordu artık. Beyninde bir düşman belirivermişti aylar önce. Doktorlar tümör diyordu ama o düşman demeye alışmıştı çoktan. Fakat bu düşman ancak bir dostun yapabileceği bir şeyi yapıyordu: Zaman geçtikçe anılarını siliyordu. Her yeni güne daha da eksik daha da yabancı uyanıyordu ihtiyar. Normalde onu sevindirecek, rahatlatacak bir olaydı bu. Yeni doğmuş bir bebek gibi temiz bir sayfa veriyordu ona. Tek sorun, bu sayfa "yaşam" denen kitabının son sayfalarıydı. Anılarını silen tümör aynı zamanda da kalan günlerini de gün geçtikçe yutuyordu...</p>
<p>Yaşlı adam hasta yatağında hafif doğruldu, boğazını temizledi ve sordu çöp kutusuna: “<em>Başlıyorum o zaman: Senin adın ne ve hangi renksin?</em>” Çocuksu bir merakla sormuştu. Zaten tecrübeleri gidince sahiden de aklı bir çocuğunkinden farksız kalmıştı.</p>
<p>“<em>Efendim, ben son model bir çöp kutusuyum. Kısaca bana çöp derler. Beyaz renkteyim. İçime konulan çöp torbası da genelde siyah renk olur.</em>” Kapı kendisini öne doğru itti. Çöp kutusu kapının arkasında kaldığından yaşlı adam göremiyordu. </p>
<p>“<em>Halinden memnun musun?</em>” Çok yavaş konuşuyordu ihtiyar. Karşısındaki bir çöp kutusu değil de bir insan olsaydı çoktan sohbeti bitirip kalkıp gitmişti. </p>
<p>“<em>Burada bana iyi bakıyorlar. Bir hastanenin çöp kutusu olmak benim için bir ayrıcalık aslında efendim. Duyuyoruz bazı çöp kutularını anaokuluna götürüyorlarmış. O minik insanlar canavar gibi çöp kutularını duvardan duvara atıyormuş.</em>”</p>
<p>“<em>Peki, çöp kutusu olmak nasıl hissettiriyor?</em>”</p>
<p>“<em>Üzerimde çok fazla sorumluluk var gibi hissediyorum. Bu kadar gereksiz şeyi muhafaza etmek aslında çok büyük bir iş bakmayın siz. Ben olmasam etraf nasıl olurdu kim bilir hiç düşündünüz mü?</em>”</p>
<p>“<em>Hayır düşünmedim.</em>" dedi ihtiyar tüm dürüstlüğü ile. Belki de önceden düşünmüştü de şu an da hatırlayamıyordu. </p>
<p>Biz insanlar empati yoksunuyuz. Kendimizi daha insanların yerine koyup anlayamıyorken sizi nasıl anlayalım diye geçirdi içinden. Yaşlı adam bunu düşünürken çok ciddiydi. Zihninde henüz silinmeyen bazı anılar düştü hatırına. Tanıdığı birçok insanın birden fazla maske taktığını ancak gerçek yüzlerini gördüğünde anlamıştı. Canını çok acıtmıştı bu durum. Özellikle hayat arkadaşım dediği insanın maskeleri, yıllarca yaşlı adamın boğazında bir düğüm olarak kalmıştı...<br>“<em>O zaman çöp kutusu söyle bakalım, şimdiye kadar sana atıldığına en çok üzüldüğün şey ne oldu?</em>”<br>Hiç düşünmeden cevap verdi çöp kutusu: “<em>Bir kadın yatıyordu sizin yattığınız yerde. Kendi evinin balkonundan atlayarak veda etmeye çalışmıştı hayata. Ağaçlık yere düşeceğini hesap edememişti ki birkaç kırık kaburgasıyla ve atan kalbiyle acile yetiştirilmişti. Birkaç hafta kaldı burada. Tek başına olduğu yerde bile doğrulamayan bu kadın, bir gün kimse yokken ayaklanmaya kalktı. Acı acı inleyerek bir şekilde kalktı yatağından ve başucuma geldi. Ben tuvalete gideceğini sanmıştım fakat bir anda parmağındaki alyansı çıkartıp bana uzattı. Bana atılan en küçük şeydi belki de ama en ağırıydı. Terazilerde ölçülemeyecek bir ağırlığı vardı o yüzüğün. Sonra duyduk ki intihara kalkışmasının sebebi çok sevdiği kocasının onu aldatmasıymış. Hem de tekrardan...</em>” </p>
<p>Böyle bir cevap beklemiyordu yaşlı adam. Bir alyans ne kadar ağır olabilirdi ki diye düşünürken gözleri kendi parmağına doğru kaydı. Boştu yüzük parmağı. Kendini zorladı ve beynindeki düşmanı onu üzmek istercesine hatırlatmıştı o an eski acı anılarını: Bir bahar sabahıydı ve bir bahar sabahından beklenen her şey vardı aslında. Ilımlı bir hava, yeni doğmuş sıcak bir güneş ve yeşil bitkilerin ferah kokusu... Ama bunlara rağmen içinde bir huzursuzluk vardı. Eşi, yeşil elbisesiyle odaya girdi. O yeşil elbiseyi ne zaman giyse yürüyüşü dans ediyormuş gibi geliyordu yaşlı adama. Eşini daha dikkatli izleyebilmek için başını çevirdiğinde eşinin güzel elleriyle ona hiç de güzel olmayan bir dosya uzattığını fark etti.  Dosyaya baktığında keşke okuma yazma bilgim şu an da silinse dedi içinden. Ne kadar içten istediyse iki hafta sonra gerçek oldu bu isteği... Kendisine açılan bir boşanma davası olduğunu geç de olsa o dosyadan öğrenmişti. Sonrasında işler çok hızlı gelişmişti. Yıllardır yaşlı adamla anlaşamadıklarını anlatan kadın, kendine ve kendinden de çok avukatına güvenerek konuşmuştu mahkemede. Yaşlı adam boşanmak istemediğini söyleyeceği sırada önceki gün doktorunun söylediklerini hatırladı. Unutacaktı her şeyi. An gelecekti eşine “sen kimsin?” diye soracaktı hatta. Ağzından anlaşmalı boşanmayı kabul ediyorum anlamında bir şeyler çıktı. O sırada eşinin gözlerine bakarak alyansını da çıkardı. Nasıl olsa birkaç aya kalmaz bu acıları da unuturum diye düşünmüştü yaşlı adam. Fakat öyle olmadı. <strong>Bu hastalık anıları siliyordu belki ama acıları asla...</strong></p>
<p>O gün, mahkeme salonundan evine gider gitmez evde bulduğu bir zincire alyansını taktı ve boynuna geçirdi yaşlı adam. Boynunda bir alyans taşımak ne kadar yük olabilirdi ki diye düşünmüştü. Fakat gün geçtikçe yalnızlığı sırtında, alyansı ise boynunda yük olmaya başlamıştı. Zaten bir daha da başını hiç doğrultamadı...</p>
<p></p>
<p>Fatma Betül Öztürk</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>