<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; : KÖŞE YAZISI</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/category/koese-yazisi</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; : KÖŞE YAZISI</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>ÇOCUK YETİŞTİRMEK Mİ , ÇOCUĞU DİNLEMEK Mİ ?</title>
<link>https://fikirizleri.com/cocuk-yetistirmek-mi-cocugu-dinlemek-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cocuk-yetistirmek-mi-cocugu-dinlemek-mi</guid>
<description><![CDATA[ Çocukların en büyük ihtiyacı uzun öğütler değil, anlaşılmaktır. Çocuk eğitiminde dinlemenin ve güven inşa etmenin önemine dair değerlendirmeler. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad5c19a1a396.webp" length="23164" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 21 Oct 2026 06:30:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>MEHMET GÖKSELLİ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çocuğun geleceğini şekillendirmek, yalnızca ona doğruyu öğretmekle değil, onu anlamakla mümkündür.</p>
<p>Çocuk yetiştirmek, toplumun geleceğini inşa etmektir. Ancak çoğu zaman çocuklarımıza nasıl davranmaları gerektiğini anlatırken onların ne hissettiğini, ne düşündüğünü ve neye ihtiyaç duyduğunu dinlemeyi unutuyoruz.</p>
<p>Oysa çocuklar yalnızca öğütlere değil, anlaşılmaya da ihtiyaç duyar. Her davranışın ardında bir duygu, her sessizliğin içinde anlatılmayı bekleyen bir hikâye olabilir. Bir çocuğu dinlemek, onun her söylediğini kabul etmek değil; düşüncelerine değer vermek, duygularını anlamak ve kendisini ifade etmesine fırsat tanımaktır.</p>
<p>Sürekli konuşan ama çocuğunu dinlemeyen bir yetişkin, farkında olmadan onunla arasına görünmez duvarlar örebilir. Çocuğuna söz hakkı veren, sorularını önemseyen ve hatalarını anlayışla karşılayan bir anne baba ise güvenin temelini atar.</p>
<p>Unutmayalım ki çocuklar, yalnızca söylediklerimizle değil, davranışlarımızla da büyür. Onlara saygıyı öğretmek istiyorsak önce onları dinlemeli; sevgiyi anlatmak istiyorsak önce sevgimizi hissettirmeliyiz.</p>
<p>Çünkü çocuk yetiştirmek bir sorumluluk, çocuk dinlemek ise bu sorumluluğun en kıymetli parçasıdır.</p>
<p>Geleceğin güçlü, özgüvenli ve vicdanlı bireylerini yetiştirmek istiyorsak çocuklarımıza yalnızca yol göstermeyelim; onların sesine de kulak verelim. Zira bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey, verilen uzun bir öğüt değil, onu gerçekten dinleyen bir çift göz ve anlayışla söylenmiş tek bir cümledir.</p>
<p>Mehmet GÖKSELLİ</p>
<p>Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Modern Dünyanın &amp;quot;Gerçek İnsan&amp;quot; Arayışı</title>
<link>https://fikirizleri.com/modern-dunyanin-gercek-insan-arayisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/modern-dunyanin-gercek-insan-arayisi</guid>
<description><![CDATA[ Okurlarım için kitaplar birer haritadır, ben ise o haritanın sahibiyim! Haritayı incelemek güzeldir ama asıl gerçek, o coğrafyayı yazanla tanışmaktır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad525ab4a12a.webp" length="58252" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 09:27:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital çağda her şey o kadar filtrelenmiş ve hızlı tüketiliyor ki insanlar yapaylıktan sıkılmış durumda. Bir yazarın kelimelerindeki sahicilik, okura saf bir sığınak sunar. Okurlar sadece kurguladığınız karakterleri değil; o kurguyu var eden gerçek bir insanın hayatta nasıl durduğunu, acılarıyla, sevinçleriyle ve duruşuyla nasıl var olduğunu da merak ederler. Bir yazarın yazdığı kitaptan çok kişiliğinin merak edilmesi, aslında yazdıklarınızın arkasındaki o gerçeğe dokunma ve sahicilik isteğidir.</p>
<p>​"Acaba bu karakterin hüznü yazarın kendi hayatından mı bir parça?", "Bu güçlü kadın figürü bizzat yazarın kendisi mi?" gibi sorularla metin ve gerçek hayat arasında köprü kurmaya çalışırız. Eserlerdeki kurgusal evren, okurun gözünde yazarın kişiliğinin bir yansıması hâline gelir. "Herkes yazamaz, ben cesaret edemem." sözleri de kulağımıza buradan gelir.</p>
<p>​Geçmişte yazarların okurla arasına koyduğu soyut, ulaşılmaz ve otoriter mesafe zihniyeti, günümüz anlayışında bu etkiyi yitirmiştir. Okur; sevdiği yazarla bağ kurabilmek, onun düşünce dünyasına ortak olmak istiyor. Bir imza gününde ya da dijital bir platformda karşılaşmak; kitapta bulunan o derinliği yazarın sesinde, bakışında ve duruşunda doğrulamak ister.</p>
<p>​Okurlarım için kitaplar birer haritadır, ben ise o haritanın sahibiyim! Haritayı incelemek güzeldir ama asıl gerçek, o coğrafyayı yazanla tanışmaktır.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yoksulluğu Görmezden Gelmek Mümkün mü?</title>
<link>https://fikirizleri.com/yoksullugu-goermezden-gelmek-mumkun-mu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yoksullugu-goermezden-gelmek-mumkun-mu</guid>
<description><![CDATA[ Yoksulluk, yalnızca ekonomik bir sorun değil, toplumun vicdanını ve adalet anlayışını sınayan bir meseledir. Bu yazı, yoksulluğun görünmeyen yüzünü, toplumsal dayanışmanın önemini ve insan onuruna yaraşır bir yaşam için ortak sorumluluklarımızı ele alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad1c0bd5141e.webp" length="46652" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 08:51:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>MEHMET GÖKSELLİ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir toplumun gerçek gücü, en zor durumda olan insanlarına nasıl davrandığıyla ölçülür.</p>
<p>Yoksulluk, yalnızca bir insanın cebindeki paranın azalması değildir. Yoksulluk; bazen bir çocuğun beslenme çantasındaki eksiklik, bazen bir annenin pazar filesini dolduramadan eve dönmesi, bazen de bir babanın ailesinin ihtiyaçlarını karşılayamadığı için sessizce içine kapanmasıdır. Kimi zaman bir öğrencinin arkadaşlarıyla aynı imkânlara sahip olamaması, kimi zaman yaşlı bir insanın ilaç ve temel ihtiyaçları arasında tercih yapmak zorunda kalmasıdır.</p>
<p>Peki, bütün bunları görmezden gelmek mümkün müdür?</p>
<p>Yoksulluk, üzeri örtülünce ortadan kalkan bir sorun değildir. Görmezden gelinen her ihtiyaç, ertelenen her çözüm ve duyulmayan her feryat, toplumsal vicdanda derin bir yara açar. Çünkü yoksulluk, yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanabilecek bir mesele değil; aynı zamanda insan onurunu, fırsat eşitliğini ve sosyal adaleti ilgilendiren temel bir sorumluluktur.</p>
<p><strong>Görünmeyen Yoksulluğun Ağır Yükü</strong></p>
<p>Bir şehrin caddeleri ışıl ışıl olabilir, alışveriş merkezleri kalabalıklarla dolabilir, vitrinler tüketimin cazibesini sergileyebilir. Ancak bütün bu görüntülerin arkasında, ay sonunu getirebilmek için hesap yapan, temel ihtiyaçlarını erteleyen ve geleceğe kaygıyla bakan insanlar bulunabilir.</p>
<p>Bir tarafta tüketim alışkanlıklarının giderek büyüdüğü bir hayat, diğer tarafta temel ihtiyaçlarını karşılamak için mücadele eden aileler varsa burada yalnızca gelir dağılımını değil, toplumsal duyarlılığı da konuşmak gerekir.</p>
<p>Çünkü yoksulluk, her zaman sokakta görünen bir manzaradan ibaret değildir. Bazen düzenli bir işi olduğu hâlde geçinemeyen bir çalışanın evinde, bazen eğitimine devam etmek için mücadele eden bir gencin hayatında, bazen de yıllarca emek vermiş bir emeklinin mutfağında karşımıza çıkar.</p>
<p>İşte bu nedenle yoksulluğu yalnızca rakamlardan ibaret görmek, meselenin insani boyutunu eksik anlamaktır.</p>
<p><strong>Yoksulluk Kader Değil, Çözüm Bekleyen Bir Sorumluluktur</strong></p>
<p>Elbette ekonomik sorunların çözümü kolay değildir. Üretim, istihdam, enflasyon, gelir dağılımı ve sosyal politikalar bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Ancak zorlukların varlığı, sorumlulukların ertelenmesine gerekçe olamaz.</p>
<p>Kalıcı çözüm, insanlara yalnızca geçici destek sunmakla sınırlı kalmamalı; onların kendi ayakları üzerinde durabilecekleri imkânları da güçlendirmelidir. Nitelikli eğitim, güvenceli istihdam, adil ücret, erişilebilir barınma ve temel ihtiyaçlara ulaşabilme hakkı, bu mücadelenin vazgeçilmez parçalarıdır.</p>
<p>Sosyal yardımlar, ihtiyaç sahiplerinin hayatını kolaylaştıran önemli bir dayanışma aracıdır. Fakat asıl hedef, insanların sürekli yardıma ihtiyaç duymadan insanca yaşayabilecekleri ekonomik ve sosyal şartları oluşturmaktır.</p>
<p>Hiçbir çocuk yoksulluk nedeniyle eğitiminden geri kalmamalı, hiçbir aile temel gıdaya erişmekte zorlanmamalı, hiçbir yaşlı insan yaşamının son dönemlerinde yalnızlık ve geçim sıkıntısıyla baş başa bırakılmamalıdır.</p>
<p>Bir toplumun gelişmişliği, yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, bu büyümenin vatandaşların hayatına ne ölçüde yansıdığıyla değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Dayanışma, İnsan Olmanın Gereğidir</strong></p>
<p>Yoksullukla mücadele yalnızca devletin değil; yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, iş dünyasının ve toplumun bütün kesimlerinin ortak sorumluluğudur. Ancak bu ortaklık, kamusal sorumlulukların yerine yalnızca bireysel yardımları koymak anlamına gelmemelidir.</p>
<p>Komşumuzun sıkıntısını fark etmek, ihtiyaç sahibi bir aileye destek olmak, gençlerin eğitimine katkı sunmak ve kimseyi ekonomik durumundan dolayı dışlamamak, toplumsal dayanışmanın değerli örnekleridir.</p>
<p>Bununla birlikte yardımın da bir ahlakı vardır. İnsanların yoksulluğu teşhir edilmemeli, ihtiyaç sahiplerinin onuru korunmalı, destekler bir lütuf değil, insan onurunu gözeten bir dayanışma anlayışıyla sunulmalıdır.</p>
<p>Çünkü yoksulluk, insanın değerini azaltmaz. Hiç kimse maddi imkânsızlıkları nedeniyle küçümsenmemeli, dışlanmamalı veya toplumun dışında bırakılmamalıdır.</p>
<p>Unutmamalıyız ki bugün başkasının yaşadığı bir güçlük, yarın hiç beklemediğimiz bir anda bizim hayatımızın da gerçeği olabilir.</p>
<p><strong>Asıl Mesele, Ne Kadar Gördüğümüz Değil, Ne Yaptığımızdır</strong></p>
<p>Bir ülkede yoksulluğun konuşulması tek başına yeterli değildir. Önemli olan, bu konuşmaların somut politikalara, etkili çözümlere ve insan hayatında hissedilen iyileşmelere dönüşmesidir.</p>
<p>Sorunları inkâr ederek değil, doğru tespit ederek; insanları suçlayarak değil, imkânlarını güçlendirerek; geçici çözümlerle yetinmeyerek kalıcı politikalar üreterek ilerlemek zorundayız.</p>
<p>Yoksulluğu yalnızca belirli günlerde hatırlamak, birkaç güzel sözle geçiştirmek veya başkalarının sorunu olarak görmek bizi gerçek çözümden uzaklaştırır. Asıl sorumluluk, ihtiyaçları zamanında fark etmek ve kimsenin geride bırakılmadığı bir toplumsal düzen için kararlılıkla çalışmaktır.</p>
<p>Çünkü bir çocuğun açlığı, bir annenin çaresizliği, bir emeklinin geçim mücadelesi ve bir gencin umutsuzluğu yalnızca o kişilerin meselesi değildir. Bunlar, hepimizin içinde yaşadığı toplumun ortak sınavıdır.</p>
<p><strong>Dolayısıyla, Vicdanın Görmediğini Gözler de Zamanla Görmez Olur</strong></p>
<p>Yoksulluğu görmezden gelmek belki bir süreliğine mümkündür. İnsan, başını başka yöne çevirebilir, bir istatistiği tartışabilir, bir haberi geçebilir ya da yaşanan sıkıntıları gündeminin dışında tutabilir. Ancak görmezden gelmek, sorunu ortadan kaldırmaz.</p>
<p>Gerçek toplumsal başarı, en güçlülerin daha da güçlenmesinden ibaret değildir. Asıl başarı, en kırılgan kesimlerin korunması, fırsat eşitliğinin geliştirilmesi ve herkesin insan onuruna yaraşır bir hayat sürdürebilmesidir.</p>
<p>Unutmayalım: Bir toplumun vicdanı, en yoksul insanının hayatında karşılık bulmuyorsa kalkınma anlayışımızı yeniden düşünmemiz gerekir.</p>
<p>Yoksulluğu görmek bir başlangıçtır. Onu anlamak bir sorumluluktur. Çözümü için çalışmak ise hem insani hem de toplumsal bir görevdir.</p>
<p>Çünkü yoksulluğa sırtını dönen bir toplum, aslında kendi geleceğine sırtını dönmüş olur.</p>
<p></p>
<p><strong>Mehmet GÖKSELLİ</strong></p>
<p>Editör – Yazar – Yayın Kurulu Üyesi – Denetmen</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>17 EKİM DÜNYA YOKSULLUKLA MÜCADELE GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/17-ekim-dunya-yoksullukla-mucadele-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/17-ekim-dunya-yoksullukla-mucadele-gunu</guid>
<description><![CDATA[ Çünkü insanlık, en çok da kimsenin geride bırakılmadığı yerde büyür. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad33ddf36194.webp" length="48068" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 17 Oct 2026 12:21:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yoksulluğun Gölgesinde Kalan Hayatlar</p>
<p>17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü</p>
<p>Ayşe Küçükışık</p>
<p>Yoksulluk, yalnızca boş bir cüzdan ya da eksik bir sofra değildir. Bazen bir çocuğun alamadığı kitaptır, bazen okul yolunda yarım kalan hayal, bazen de bir annenin evladına hissettirmemek için içine attığı çaresizliktir.</p>
<p>Dünyanın bir yanında sofralar taşarken diğer yanında bir lokma ekmeğe hasret kalan insanlar var. Kimi temiz suya ulaşamıyor, kimi başını sokacak güvenli bir ev bulamıyor, kimi de sırf imkânsızlıklar yüzünden eğitiminden, sağlığından ve hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyor.</p>
<p>Oysa insanın en temel ihtiyacı, insanca yaşayabilmektir.</p>
<p>Bir baba düşünün… Çocuğunun istediği bir oyuncağı alamadığı için başını öne eğen. Bir anne düşünün… Sofradaki son lokmayı evladına uzatıp kendisinin tok olduğunu söyleyen. Bir çocuk düşünün… Arkadaşlarıyla aynı sırada otururken onların sahip olduklarına uzaktan bakan.</p>
<p>Bu insanların ihtiyacı acınmak değil; anlaşılmak, desteklenmek ve insanca yaşayabilecekleri fırsatlara sahip olmaktır.</p>
<p>Yoksullukla mücadele, yalnızca yardım paketleri dağıtmakla sınırlı kalmamalıdır. Her çocuğun eğitim alabileceği, her insanın sağlık hizmetlerine erişebileceği, herkesin emeğinin karşılığını alabildiği ve hiç kimsenin temel ihtiyaçlarından mahrum kalmadığı bir yaşam için çalışmak gerekir.</p>
<p>Elbette bir kap yemek paylaşmak, bir öğrencinin eğitimine destek olmak, kullanılabilir eşyaları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak çok değerlidir. Ancak asıl hedefimiz, insanların başkalarının yardımına muhtaç kalmadan yaşamlarını sürdürebilecekleri koşulları oluşturmak olmalıdır.</p>
<p>Çünkü yoksulluğun olmadığı bir dünya, yalnızca daha zengin değil; daha adil, daha vicdanlı ve daha insani bir dünya olacaktır.</p>
<p>17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü'nde kendimize şu soruyu soralım:</p>
<p>Bir insanın hayatını kolaylaştırmak için ne yapabiliriz?</p>
<p>Belki birimizin yapacağı küçük bir iyilik, bir başkasının karanlığında ışık olabilir. Ama hep birlikte atacağımız adımlar, o karanlığın bir daha yaşanmaması için yeni yollar açabilir.</p>
<p>Yoksulluğu görmezden gelmeyelim. İnsanları yoksulluklarıyla yargılamayalım. Herkes için daha eşit, daha umutlu ve daha yaşanabilir bir dünya için el ele verelim.</p>
<p>Çünkü insanlık, en çok da kimsenin geride bırakılmadığı yerde büyür.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tüketim Çılgınlığı ve İsraf Kültürü</title>
<link>https://fikirizleri.com/tuketim-cilginligi-ve-israf-kulturu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tuketim-cilginligi-ve-israf-kulturu</guid>
<description><![CDATA[ Bir sofrada tüketilmeden çöpe atılan yemek, yalnızca ekonomik bir kayıp değildir. O sofraya ulaşana kadar harcanan emeğin, suyun, toprağın ve enerjinin de boşa gitmesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad1c0bd5141e.webp" length="46652" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 16 Oct 2026 09:14:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>MEHMET GÖKSELLİ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında insan, sahip olduklarıyla değil, sahip olmak istedikleriyle ölçülür hâle geliyor. Daha yeni bir telefon, daha gösterişli bir otomobil, daha pahalı kıyafetler ve daha büyük evler… Tüketim, ihtiyaçları karşılayan bir araç olmaktan çıkıp toplumsal statü göstergesine dönüşüyor. Oysa asıl soru şudur: Gerçekten daha iyi mi yaşıyoruz, yoksa daha fazla tüketmenin peşinde koşarken hayatın gerçek değerlerini mi kaybediyoruz?</p>
<p>İhtiyaçların yerini arzular alıyor. </p>
<p>Modern hayatın en belirgin sorunlarından biri, ihtiyaç ile istek arasındaki çizginin giderek silinmesidir. Reklamlar, sosyal medya ve bitmek bilmeyen kampanyalar, insanlara sürekli yeni bir şeylere sahip olmaları gerektiğini hatırlatıyor. Henüz işlevini yitirmemiş bir eşya değersizleştiriliyor, kullanılabilir durumdaki ürünler yenileriyle değiştiriliyor. Böylece tüketim, yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkarak alışkanlığa, hatta kimi zaman bir yarışa dönüşüyor.</p>
<p>İnsan, başkalarının hayatına bakarak kendi yaşamını değerlendirmeye başladığında sahip olduklarının kıymetini de unutuyor. Oysa mutluluk, her zaman daha fazlasına sahip olmakta değil; elindekinin değerini bilmekte, ihtiyaçlarını doğru belirlemekte ve hayatını ölçülü yaşayabilmektedir.</p>
<p>İsrafın bedeli yalnızca para değildir. </p>
<p>İsraf denildiğinde çoğu zaman akla ekmek kırıntıları, çöpe atılan yemekler veya gereksiz harcamalar gelir. Oysa israfın kapsamı çok daha geniştir. Su, elektrik, yakıt, zaman, emek ve doğal kaynaklar da bilinçsiz tüketimin kurbanı olabilmektedir.</p>
<p>Bir sofrada tüketilmeden çöpe atılan yemek, yalnızca ekonomik bir kayıp değildir. O sofraya ulaşana kadar harcanan emeğin, suyun, toprağın ve enerjinin de boşa gitmesidir. Musluktan gereksiz yere akan su, boş odada yanan ışık, sırf yenisi moda oldu diye terk edilen eşyalar, geleceğe karşı taşıdığımız sorumluluğu yeniden düşünmemiz gerektiğini gösterir.</p>
<p>Dünyanın bir yanında insanlar temel ihtiyaçlarına ulaşmakta güçlük çekerken diğer yanında kullanılabilir ürünlerin çöpe atılması, çağımızın önemli çelişkilerinden biridir. Bu nedenle israfla mücadele, yalnızca aile bütçesini koruma meselesi değil; vicdan, adalet ve toplumsal sorumluluk meselesidir.</p>
<p>Gösteriş kültürü ve toplumsal baskı</p>
<p>Tüketim çılgınlığını besleyen unsurlardan biri de gösteriş kültürüdür. Bazen bir davetin değeri harcanan parayla, bazen bir başarının büyüklüğü sahip olunan eşyalarla, bazen de insanın itibarı kullandığı markalarla ölçülmeye çalışılır.</p>
<p>Oysa insanın değeri, giydiği kıyafetin markasından veya kullandığı aracın fiyatından ibaret değildir. Gerçek itibar; dürüstlükte, çalışkanlıkta, merhamette, bilgide ve topluma sağlanan katkıda saklıdır.</p>
<p>Özellikle aileler üzerinde oluşan tüketim baskısı, ekonomik imkânların ötesinde harcamalara yol açabilmektedir. İnsanlar bazen ihtiyaç duydukları için değil, çevrelerinden geri kalmamak için borçlanmakta; bazen de başkalarına iyi görünmek uğruna kendi huzurlarından vazgeçmektedir. Oysa gösteriş uğruna kaybedilen huzurun bedeli, satın alınan hiçbir eşyanın fiyatıyla ölçülemez.</p>
<p>Çözüm, bilinçli tüketim kültüründe</p>
<p>Tüketim çılgınlığına karşı mücadele, büyük sözlerden önce küçük ama kararlı adımlarla başlar.</p>
<p>Alışveriş yapmadan önce gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını sorgulamak, kullanılabilir eşyaları onarmak, gıdayı planlı tüketmek, su ve enerjiyi korumak, gereksiz ambalajlardan kaçınmak ve israfı önleyen alışkanlıkları çocuklarımıza kazandırmak bu mücadelenin temel adımlarıdır.</p>
<p>Ailede başlayan tasarruf bilinci, okulda eğitimle güçlenmeli; toplumda dayanışma kültürüyle desteklenmeli ve kurumların sorumlu uygulamalarıyla yaygınlaştırılmalıdır. Üretimden tüketime kadar her aşamada kaynakların verimli kullanılması, çevrenin korunması ve ihtiyaç fazlası ürünlerin değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Tasarruf, insanların temel ihtiyaçlarından vazgeçmesi demek değildir. Asıl amaç, ihtiyaçları karşılamakla savurganlık arasındaki dengeyi kurmak; insan onuruna yakışır bir yaşam sürerken kaynakları bilinçli kullanmaktır.</p>
<p>Geleceğe bırakacağımız en değerli miras</p>
<p>Tüketim çılgınlığı yalnızca bugünün ekonomik koşullarını değil, yarının dünyasını da etkiliyor. Doğal kaynakların sınırsız olmadığı gerçeği karşısında, bugünkü tercihlerimizin gelecek kuşakların yaşamını doğrudan etkilediğini unutmamalıyız.</p>
<p>Çocuklarımıza yalnızca para kazanmayı değil, kazandıklarını doğru kullanmayı da öğretmeliyiz. Sahip olmanın yanında paylaşmanın, satın almanın yanında üretmenin, yenisini almanın yanında mevcut olanı korumanın değerini anlatmalıyız.</p>
<p>Çünkü güçlü toplumlar yalnızca çok üreten veya çok tüketen toplumlar değildir. Kaynaklarını koruyan, emeğe saygı duyan, ihtiyaç sahiplerini gözeten ve gelecek nesilleri düşünen toplumlar da güçlüdür.</p>
<p>Ölçülü yaşamak, özgür yaşamaktır. </p>
<p>Tüketim çılgınlığı karşısında kendimize şu soruyu sormalıyız: Hayatımızı gerçekten ihtiyaçlarımız mı yönlendiriyor, yoksa bize sürekli daha fazlasını istememizi söyleyen bir düzenin içinde mi yaşıyoruz?</p>
<p>Unutmayalım ki her yeni satın alma mutluluk getirmediği gibi, her pahalı eşya da insanın hayatına gerçek bir değer katmaz. Bazen en büyük zenginlik, gereksiz bir harcamadan vazgeçmek; en büyük kazanç, sahip olduklarımızın kıymetini bilmek; en büyük erdem ise imkânlarımızı hem kendimiz hem de toplum için doğru kullanmaktır.</p>
<p>Daha çok tüketmek yerine daha bilinçli yaşamak, daha çok sahip olmak yerine daha çok paylaşmak zorundayız. Çünkü gelecek kuşaklara bırakacağımız miras, yalnızca biriktirdiğimiz servet değil; koruduğumuz doğa, gözettiğimiz insanlık ve öğrettiğimiz değerler olacaktır.</p>
<p>Gerçek zenginlik, ne kadar çok şeye sahip olduğumuzla değil, sahip olduklarımızı ne kadar doğru kullandığımızla ölçülür.</p>
<p>Mehmet GÖKSELLİ </p>
<p>Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KOMŞULUK ÖLÜYOR MU ?</title>
<link>https://fikirizleri.com/komsuluk-oluyor-mu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/komsuluk-oluyor-mu</guid>
<description><![CDATA[ Komşuluk gerçekten ölüyor mu, yoksa biz mi ona gereken değeri vermeyi unuttuk? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acde9c575b3e.webp" length="43598" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 06:20:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>MEHMET GÖKSELLİ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden bir evin kapısı yalnızca açılıp kapanmaz, gönüller arasında da köprü kurardı. Komşu, sadece yan dairede oturan insan değil; sevincimizi paylaşan, acımıza ortak olan, dara düştüğümüzde kapısını çalabildiğimiz bir yakınımızdı. Bir tabak yemekle başlayan dostluklar, yıllarca süren hatıralara dönüşürdü.</p>
<p>Peki bugün ne değişti?</p>
<p>Komşuluk gerçekten ölüyor mu, yoksa biz mi ona gereken değeri vermeyi unuttuk?</p>
<p>Modern hayatın hızına kapıldığımız bu çağda, aynı apartmanda yaşayan insanların birbirini tanımadan yıllar geçirdiğine tanık oluyoruz. Yan yana duran kapılar, bazen birbirinden uzaklaşan hayatların sembolü hâline geliyor. Asansörde karşılaşıp başımızı eğiyor, koridorda selam vermeyi unutuyor, yanı başımızdaki insanın derdinden habersiz yaşamayı sıradanlaştırıyoruz.</p>
<p>Elbette zaman değişti. Şehirler büyüdü, çalışma hayatı yoğunlaştı, insanların özel yaşamlarına duyduğu ihtiyaç arttı. Güvenlik kaygıları, ekonomik zorluklar ve dijital dünyanın etkisi de insan ilişkilerini dönüştürdü. Ancak bütün bu değişimlerin arasında kaybetmememiz gereken bir değer var: İnsanın insana duyduğu yakınlık ve sorumluluk.</p>
<p>Komşuluk, yalnızca kapı önünde sohbet etmek ya da özel günlerde birbirine ikramda bulunmak değildir. Komşuluk; hastalandığında bir hâl hatır sormak, yaşlı bir insanın ihtiyacını fark etmek, çocukların güvenliğine duyarlı olmak, bir cenazede acıyı paylaşmak, bir mutlulukta içtenlikle sevinmektir. Bazen bir telefon, bazen sıcak bir tebessüm, bazen de içtenlikle söylenen bir “Bir ihtiyacın var mı?” cümlesidir.</p>
<p>Bugün teknolojinin sunduğu imkânlarla dünyanın öbür ucundaki insanlarla iletişim kurabiliyoruz. Fakat aynı binada yaşayan komşumuzun adını bilmeyebiliyoruz. Sosyal medyada yüzlerce kişiye ulaşırken gerçek hayatta bir kişinin kapısını çalmaya çekinebiliyoruz. İletişimin arttığı, ancak samimiyetin azaldığı bir dönemin çelişkisini yaşıyoruz.</p>
<p>Oysa toplumu güçlü kılan yalnızca büyük projeler, yüksek binalar ve gelişmiş şehirler değildir. Bir toplumun gerçek gücü, insanların birbirine ne kadar güvendiği, zor zamanlarda ne ölçüde dayanışma gösterdiği ve ortak yaşam kültürünü ne kadar koruduğuyla da ölçülür.</p>
<p>Komşuluğun zayıflaması, yalnızca bireysel ilişkilerin eksilmesi anlamına gelmez. Bu durum, toplumsal dayanışmanın da güç kaybetmesi riskini beraberinde getirir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar, desteğe ihtiyaç duyan aileler ve kendisini toplumdan uzak hisseden insanlar için komşuluk, hayata tutunmanın önemli dayanaklarından biri olabilir.</p>
<p>Peki çözüm nerede?</p>
<p>Çözüm, geçmişi bütünüyle geri getirmeye çalışmakta değil; geçmişin güzel değerlerini bugünün yaşam biçimiyle buluşturmaktadır. İnsanların özel alanına saygı duyarak selamlaşmayı yeniden alışkanlık hâline getirebiliriz. Apartmanlarda tanışma ve dayanışma kültürünü geliştirebilir, ihtiyaç sahibi komşularımızı incitmeden destekleyebiliriz. Çocuklarımıza paylaşmanın, büyüklere saygının ve yardımlaşmanın yalnızca sözde değil, davranışlarda yaşatılması gereken değerler olduğunu öğretebiliriz.</p>
<p>Unutmamalıyız ki komşuluk, zorla kurulan bir ilişki değil; karşılıklı saygı, güven ve gönüllülükle büyüyen bir bağdır. Herkesle yakın arkadaş olmak zorunda değiliz. Ancak birbirimizin varlığına saygı göstermek, gerektiğinde el uzatmak ve insanlığımızı unutmamak zorundayız.</p>
<p>Komşuluk ölüyor mu?</p>
<p>Belki eski biçimiyle değişiyor, belki de sessizce geri çekiliyor. Fakat onu yaşatmak hâlâ bizim elimizde. Bir kapıyı çalmak, bir selam vermek, bir hatır sormak için büyük imkânlara ihtiyacımız yok. Bazen bir tebessüm, yıllardır kapalı duran bir gönül kapısını aralayabilir.</p>
<p>Unutmayalım; aynı apartmanda oturmak bizi yalnızca komşu yapar, fakat birbirimizin derdine ve sevincine duyarlı olmak bizi insan olarak birbirimize yaklaştırır.</p>
<p>Bir gün herkes kendi kapısının ardına çekildiğinde, sokaklarımız kalabalık ama hayatlarımız ıssız kalabilir. İşte asıl kayıp o zaman başlayacaktır.</p>
<p>Komşuluk, bir toplumun sessiz vicdanıdır. O vicdanı yaşatmak ise hepimizin sorumluluğudur.</p>
<p>Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Yanı başımızda yaşayan bir insanın hâlini en son ne zaman gerçekten sorduk?</p>
<p>Çünkü komşuluk, büyük sözlerle değil, küçük ama samimi davranışlarla yaşar. Ve bazen bir toplumun yeniden birbirine yaklaşması, yalnızca içtenlikle verilen bir selamla başlar.</p>
<p></p>
<p>Mehmet GÖKSELLİ </p>
<p>Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AŞILA KENDİNİ…</title>
<link>https://fikirizleri.com/asila-kendini</link>
<guid>https://fikirizleri.com/asila-kendini</guid>
<description><![CDATA[ AŞILA KENDİNİ…

İnsanla, hayatla, umutlarla… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acd5472a0506.webp" length="50820" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 06:54:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>AŞILA KENDİNİ…</p>
<p>İnsanla, hayatla, umutlarla…</p>
<p>Bazen insanın kendini yeniden bulabilmesi için önce kendinden uzaklaşması gerekir. Alıştığı sokaklardan, bildiği yüzlerden, yüreğini yoran düşüncelerden biraz olsun uzaklaşması… Sonra dönüp kendi içine bakması ve orada hâlâ yaşamak isteyen bir yanının olduğunu fark etmesi gerekir.</p>
<p>Aşıla kendini…</p>
<p>İnsanla aşıla. Ama herkesi hayatına alarak değil, sana insanlığını hatırlatanlarla karşılaşarak… Bir çift güzel sözün, içten bir gülümsemenin, karşılık beklemeden uzatılan bir elin değerini bilerek… Çünkü bazen hiç tanımadığın bir insan, en yakınının göremediği yarana dokunur ve sana yeniden güvenmeyi öğretir.</p>
<p>Hayatla aşıla kendini. Bütün zorluklarına, hayal kırıklıklarına, yarım kalmış hikâyelerine rağmen hayatın sana sunduğu güzellikleri görmeye çalış. Her sabahın yeni bir başlangıç olduğunu, her mevsimin kendi içinde bir değişim taşıdığını unutma. Düşmekten korkma; yeter ki düştüğün yerde kalmayı kaderin sanma.</p>
<p>Umutlarla aşıla kendini…</p>
<p>Çünkü umut, her şey yolundayken kurulan güzel hayallerden ibaret değildir. Asıl umut, hiçbir şeyin yolunda gitmediği zamanlarda bile insanın içinde küçücük bir ışığı koruyabilmesidir. Bazen bir kapının açılmasını beklersin, bazen bir haberin gelmesini, bazen de yalnızca içindeki sıkıntının geçmesini… Beklediğin şeylerin hepsi gerçekleşmeyebilir. Ama bu, hayatın sana sunacağı bütün güzelliklerin tükendiği anlamına gelmez.</p>
<p>Dün seni üzen bir olay, bugün sana sabretmeyi öğretebilir. Dün seni terk eden biri, bugün kendi değerini anlamana vesile olabilir. Dün gözyaşlarıyla uyuduğun bir gecenin ardından, bir sabah sebepsizce gülümseyebilirsin.</p>
<p>İşte hayat biraz da budur: İnsan, yaşadıklarının içinde yeniden yeşermeyi öğrenir.</p>
<p>Ancak kendini aşılarken bir şeyi unutma. Her insana kendinden bir parça verme, her gülümseyene kalbini açma, her güzel söze sonsuz anlamlar yükleme. İnsanları sev ama kendini de sev. Hayata tutun ama seni tüketen şeylere tutunmakta ısrar etme. Umut et ama bütün mutluluğunu tek bir ihtimale bağlama.</p>
<p>Çünkü sen de ilgiye, sevgiye, huzura ve güzel günlere layıksın.</p>
<p>Bir ağacın yeniden yeşermesi için toprağa, suya ve güneşe ihtiyacı vardır. İnsanın da ruhunu besleyen dostluklara, içini ısıtan anlara ve geleceğe inanmasını sağlayan umutlara ihtiyacı var.</p>
<p>Öyleyse kendini yalnızca geçmişin acılarıyla besleme. Yeni insanlara, yeni başlangıçlara, yeni hayallere de yer aç hayatında.</p>
<p>Aşıla kendini insanla, hayatla, umutlarla…</p>
<p>Ama en çok da kendinle barışarak aşıla. Dün yaptığın hataları affet, bugün sahip olduklarının kıymetini bil, yarının güzelliklerine kapını kapatma.</p>
<p>Unutma; hayat bazen sana yeniden başlamak için büyük fırsatlar sunmaz. Bazen yalnızca küçücük bir işaret bırakır önüne. Onu fark etmek, o işaretten bir umut çıkarmak ve yeniden yürümeye karar vermek sana kalır.</p>
<p>Çünkü insan, umut etmeyi bıraktığında değil yalnızca; kendisine yeni bir ihtimal tanımadığında da yorulur.</p>
<p>Ve belki de hayatın en güzel tarafı şudur:</p>
<p>Ne kadar kurumuş hissedersen hisset, içinde yeniden yeşerebilecek bir yer mutlaka vardır.</p>
<p>Yeter ki kendini hayattan, insandan ve umuttan mahrum bırakma.</p>
<p>Aşıla kendini…</p>
<p>Çünkü hayat, yeniden yeşermeyi göze alanlara hâlâ güzel sürprizler saklıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR KIZ ÇOCUĞUNUN HAYALİ , DÜNYANIN UMUDUDUR.</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-kiz-cocugunun-hayali-dunyanin-umududur</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-kiz-cocugunun-hayali-dunyanin-umududur</guid>
<description><![CDATA[ Bir Kız Çocuğunun Hayali, Dünyanın Umududur

Ayşe Küçükışık ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acc749e18420.webp" length="57286" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 08:58:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Kız Çocuğunun Hayali, Dünyanın Umududur</p>
<p>Ayşe Küçükışık</p>
<p>Bir kız çocuğu düşünün…</p>
<p>Gözlerinde kocaman bir dünya, avuçlarında henüz gerçekleşmemiş hayaller, yüreğinde keşfedilmeyi bekleyen bir umut taşıyor. Kimi öğretmen olmak istiyor, kimi doktor, kimi yazar… Kimi de henüz ne olmak istediğini bilmiyor. Ama hepsinin ortak bir dileği var: Çocuk olmak, sevilmek, korunmak ve kendi hayallerini özgürce kurabilmek.</p>
<p>Hiçbir çocuk, geleceğini korkuyla düşünmemelidir.</p>
<p>Hiçbir kız çocuğu, kendisine sunulan hayatla yetinmek zorunda bırakılmamalıdır.</p>
<p>Bırakalım kız çocukları çocukluklarını yaşayabilsin. Koşsunlar, oynasınlar, öğrensinler, düş kursunlar. Düştüklerinde ellerinden tutulsun, başardıklarında alkışlansınlar. Kendi yollarını seçebilecekleri bir dünyada büyüsünler.</p>
<p>Çünkü bir kız çocuğunun yüzündeki gülümseme, yalnızca bir ailenin mutluluğu değil, insanlığın ortak sevincidir.</p>
<p>Bugün bir kız çocuğunun elinden tutun. Belki onun bütün dünyasını değiştiremezsiniz ama dünyaya bakışını değiştirecek bir umut olabilirsiniz.</p>
<p>11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü kutlu olsun.</p>
<p>Dileğimiz; her kız çocuğunun eşit haklara sahip olduğu, korkmadan büyüdüğü, eğitimle güçlendiği ve hayallerini gerçekleştirebildiği bir dünya…</p>
<p>Çünkü kız çocukları yalnızca geleceğin kadınları değil, bugünün de değerli bireyleridir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAYBEDECEK BİR ŞEYİ KALMAMIŞ İNSAN, KURUMUŞ AĞACA BENZER</title>
<link>https://fikirizleri.com/kaybedecek-bir-seyi-kalmamis-insan-kurumus-agaca-benzer</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kaybedecek-bir-seyi-kalmamis-insan-kurumus-agaca-benzer</guid>
<description><![CDATA[ “Kaybedecek bir şeyi kalmamış insan kurumuş ağaca benzer.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acb6c44b03d2.webp" length="46132" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 14:00:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>KAYBEDECEK BİR ŞEYİ KALMAMIŞ İNSAN, KURUMUŞ AĞACA BENZER</p>
<p>“Kaybedecek bir şeyi kalmamış insan kurumuş ağaca benzer.”</p>
<p>Bazı sözler vardır, insanın kulağından girer ama doğrudan yüreğine dokunur. Üzerinde uzun uzun düşünmeden geçemezsin. Çünkü o sözün içinde kendinden bir parça, tanıdığın bir insanın hikâyesi ya da hayatın acı bir gerçeği saklıdır.</p>
<p>Kaybedecek bir şeyi kalmamış insan, kurumuş ağaca benzer…</p>
<p>Bir zamanlar o ağaç da yemyeşildi. Dalları gökyüzüne uzanır, yaprakları rüzgârla dans eder, gölgesinde insanlar dinlenirdi. Belki kuşlar yuva yapmıştı dallarına, belki birileri onun altında hayaller kurmuştu. Fakat zamanla yağmurlar kesildi, toprağı susuz kaldı, dalları birer birer kurudu. Artık ne eskisi gibi çiçek açabiliyor ne de meyve verebiliyordu.</p>
<p>Ama kimse düşünmedi ki o ağacın da bir zamanlar canı vardı. Onu kurutan yalnızca güneşin sıcaklığı değil, belki de yıllarca beklediği hâlde alamadığı yağmurdu.</p>
<p>İnsan da böyledir.</p>
<p>Bir insanı ayakta tutan yalnızca nefes alması değildir. Sevdikleri, umutları, hayalleri, bekleyişleri ve yarına dair inancı vardır. İnsan bazen bir evin içinde yuvasını kaybeder, kalabalıkların arasında yalnız kalır, en çok güvendiği insanın sessizliğiyle yaralanır. Bazen yıllarca emek verdiği bir şeyin elinden kayıp gidişini izler. Bazen de kimseye anlatamadığı acılarını içine gömer.</p>
<p>Sonra bir gün gelir, eskiden canını acıtan şeylere karşı sessizleşir.</p>
<p>Eskiden bir sözle kırılan kalbi, artık hiçbir söze cevap vermez. Eskiden gitmesin diye arkasından koştuğu insanların ardından bakmaz. Eskiden kaybetmekten korktuğu şeyler için mücadele ederken, bir gün mücadele edecek gücü bile kalmaz.</p>
<p>İşte o zaman insanlar onun değiştiğini söyler.</p>
<p>Oysa belki de değişen insan değil, içindeki umuttur. Belki de defalarca kırılan kalbi, kendisini korumak için sessizliği seçmiştir.</p>
<p>Çünkü kaybedecek bir şeyi kalmayan insanın en büyük yarası, sahip olduklarını yitirmesi değil; yeniden bir şeylere bağlanacak cesareti bulamamasıdır.</p>
<p>Fakat burada unutulmaması gereken bir gerçek var: Kurumuş görünen her ağaç ölü değildir. Bazen kökleri toprağın derinliklerinde yaşamaya devam eder. Mevsimler değişir, yağmurlar geri döner ve bir gün hiç beklenmedik bir dalda küçücük bir yeşillik belirir.</p>
<p>İnsan da bazen böyledir. Her şeyini kaybettiğini düşündüğü anda bile içinde kimsenin göremediği küçücük bir umut saklayabilir. Yeter ki hayat ona yeniden tutunabileceği bir dal, güvenebileceği bir yürek ve kendisi olabileceği bir yer sunsun.</p>
<p>Belki de bu yüzden, kaybedecek bir şeyi kalmamış insanlardan korkmak yerine onların neler kaybettiğini anlamaya çalışmalıyız. Çünkü kim bilir, o insan bir zamanlar ne kadar çok sevmiş, ne kadar çok inanmış ve ne kadar çok beklemiştir.</p>
<p>Bir insanın sessizliğini kabulleniş, uzaklaşmasını umursamazlık, gözlerindeki donukluğu da duygusuzluk sanmamalıyız. Bazen en derin acılar, en sessiz insanların içinde yaşar.</p>
<p>Ve unutmamalıyız ki hiçbir ağaç kendi kendine kurumaz; bazen onu yaşatacak suyu kimse getirmez.</p>
<p>Belki de asıl mesele, bir insan her şeyini kaybettikten sonra ona neden böyle olduğunu sormak değil, henüz umutları tükenmeden önce yanında olabilmektir.</p>
<p>Çünkü bazı insanlar kaybettikleri için değil, kayıplarıyla baş başa bırakıldıkları için kurur.</p>
<p>Ve bazen bir insanın yeniden yeşermesi için koca bir ormana değil, yalnızca onu gerçekten anlayan bir kalbe ihtiyacı vardır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BEN , BANA BENZEYEN BİRİYİM.</title>
<link>https://fikirizleri.com/ben-bana-benzeyen-biriyim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ben-bana-benzeyen-biriyim</guid>
<description><![CDATA[ Ben, bana benzeyen biriyim. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac8f9386f85b.webp" length="61066" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 17:25:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Ben, bana benzeyen biriyim.</p>
<p>Ne bütünüyle başkalarına benzerim ne de başkalarına benzemek için kendimden vazgeçerim. İçimde kimsenin bilmediği cümleler, yüzümde anlatamadığım hikâyeler, yüreğimde yalnızca benim bildiğim izler taşırım.</p>
<p>Bazen suskunluğumla tanınırım, bazen bir cümleye sığdıramadığım düşüncelerimle… Bazen herkese güçlü görünürüm de kendi içimde kırıklarımı toplarım. Bazen küçücük bir sözle mutlu olur, bazen koca bir dünyanın ağırlığını sessizce omuzlarım.</p>
<p>Ben, yaşadıklarımdan ibaret değilim. Yaşayamadıklarım da var içimde. Söyleyemediklerim, yarım kalan hayallerim, kimseye anlatmadığım kırgınlıklarım ve her şeye rağmen yeniden yeşerttiğim umutlarım…</p>
<p>Beni tanıdığını söyleyenler olabilir. Oysa insan, kendini bile her gün yeniden tanırken bir başkasını ne kadar tanıyabilir ki?</p>
<p>Ben değişirim. Dün sustuğum yerde bugün konuşur, dün üzüldüğüm şeylere bugün gülümseyebilirim. Bazen kendime kızar, bazen kendimi affederim. Çünkü ben de öğreniyorum; insan olmayı, ayakta kalmayı, gerektiğinde gitmeyi, gerektiğinde yeniden başlamayı…</p>
<p>Kimine göre fazla duygusal, kimine göre fazla inatçı, kimine göre anlaşılması zor biriyim. Belki de hepsinden birazım. Ama en çok, kendime benzerim.</p>
<p>Başkalarının kalıplarına sığmak zorunda değilim. Herkesin doğrusu benim doğrum, herkesin yolu benim yolum olmak zorunda değil. Benim de kendime ait bir hikâyem, kendime göre bir yürüyüşüm var.</p>
<p>Bazen kendime bile yabancılaştığım olur. Aynaya bakıp gözlerimdeki yorgunluğu gördüğüm, geçmişimi düşünüp iç çektiğim, geleceğe dair sessizce hayaller kurduğum zamanlar… Ama ne yaşarsam yaşayayım, dönüp dolaşıp yine kendime gelirim.</p>
<p>Çünkü insanın en uzun yolculuğu, kendine yaptığı yolculuktur.</p>
<p>Ben, eksiklerimle, çelişkilerimle, hatalarımla, doğrularımla kendimim. Herkesi memnun edemeyeceğimi öğrendim. Herkesin beni anlamasını beklemenin de kendime haksızlık olduğunu…</p>
<p>Artık biliyorum; kendim olmak için kimsenin iznine ihtiyacım yok.</p>
<p>Ben, bana benzeyen biriyim.</p>
<p>Biraz dünüm, biraz bugünüm, biraz da henüz yaşayamadığım yarınlarım…</p>
<p>Ve bütün bunların arasında, başkasına dönüşmeden kendim kalmaya çalışan bir insanım.</p>
<p>Belki de hayatın en güzel tarafı budur: Herkesin arasında kendine ait bir ses taşıyabilmek ve o sesin içinde kendini kaybetmemek.</p>
<p>Ben, bana benzeyen biriyim.</p>
<p>Ne fazlası ne eksiği…</p>
<p>Sadece kendim.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖKYÜZÜNE BAKMAYI UNUTMAYALIM  4–10 Ekim Dünya Uzay Haftası</title>
<link>https://fikirizleri.com/gokyuzune-bakmayi-unutmayalim-410-ekim-dunya-uzay-haftasi-4805</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gokyuzune-bakmayi-unutmayalim-410-ekim-dunya-uzay-haftasi-4805</guid>
<description><![CDATA[ Uzay, aynı zamanda merak etmenin, araştırmanın ve hayal kurmanın hikâyesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac669d32091c.webp" length="61976" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 18:49:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GÖKYÜZÜNE BAKMAYI UNUTMAYALIM</p>
<p>4–10 Ekim Dünya Uzay Haftası</p>
<p>İnsan, yeryüzünde yaşamaya başladığı günden beri başını gökyüzüne kaldırıp aynı sorunun peşinden gitti:</p>
<p>“Acaba orada ne var?”</p>
<p>Geceleri parlayan yıldızlar, Ay'ın değişen yüzü, uzaklarda kaybolup giden gezegenler… Gökyüzü, insanoğlu için her zaman hem büyük bir merak hem de bilinmezliğin kapısı oldu.</p>
<p>Bugün ise artık yalnızca gökyüzüne bakmıyoruz. Uzaya araçlar gönderiyor, başka gezegenleri araştırıyor, uzak galaksilerden gelen ışıkları inceliyor ve evrenin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyoruz.</p>
<p>4–10 Ekim tarihleri arasında kutlanan Dünya Uzay Haftası, insanlığın uzay araştırmalarındaki gelişmelerini hatırlamak ve özellikle çocukların ve gençlerin bilime olan ilgisini artırmak açısından önemli bir hafta.</p>
<p>Ama uzay denildiğinde aklımıza yalnızca roketler, astronotlar ve gezegenler gelmemeli.</p>
<p>Uzay, aynı zamanda merak etmenin, araştırmanın ve hayal kurmanın hikâyesidir.</p>
<p>Bir zamanlar Ay'a gitmek insanlara imkânsız gibi görünüyordu. Sonra insanlar hayal etti, çalıştı, hesapladı ve Ay'a ulaştı. Bugün Mars'a gönderilen araçlar başka bir gezegenin yüzeyini inceliyor. Uzayın derinliklerini gözlemleyen teleskoplar ise milyarlarca yıl öncesinden gelen ışıkları yakalıyor.</p>
<p>Belki de uzay araştırmalarının bize verdiği en önemli ders şudur:</p>
<p>İnsan, merak ettiği sürece ilerler.</p>
<p>Gökyüzüne baktığımızda aslında yalnızca uzak yıldızları görmeyiz. Kendi küçüklüğümüzü ve aynı zamanda insanlığın ne kadar büyük işler başarabileceğini de görürüz.</p>
<p>Dünya, uçsuz bucaksız evrende küçücük bir nokta olabilir. Fakat bizim evimizdir.</p>
<p>Bu nedenle uzayı araştırırken yaşadığımız dünyayı da unutmamalıyız. Çünkü başka gezegenleri keşfetmeye çalışırken kendi gezegenimizin değerini daha iyi anlamamız gerekir.</p>
<p>Belki bugün bir çocuk gece gökyüzüne bakıp bir yıldızı merak edecek.</p>
<p>Belki o çocuk yıllar sonra bir bilim insanı, bir mühendis, bir astronom ya da bir astronot olacak.</p>
<p>Belki de insanlığın uzayla ilgili bugün cevabını bilmediği bir sorunun yanıtını o bulacak.</p>
<p>Bu yüzden çocuklara sadece cevapları öğretmek yetmez.</p>
<p>Onlara soru sormayı da öğretmeliyiz.</p>
<p>Çünkü büyük keşiflerin çoğu, küçük bir soruyla başlar.</p>
<p>Dünya Uzay Haftası'nda gökyüzüne bir kez daha bakalım.</p>
<p>Yıldızları yalnızca uzaktan parlayan ışıklar olarak değil, insanlığın merakına açılan kapılar olarak görelim.</p>
<p>Ve unutmayalım:</p>
<p>Gökyüzü ne kadar uzak görünürse görünsün, ona ulaşmanın ilk adımı başımızı kaldırıp bakmaktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>IŞIĞIN GİZEMİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/G%C3%BCne%C5%9Fi-ben-do%C4%9Furdum.</link>
<guid>https://fikirizleri.com/G%C3%BCne%C5%9Fi-ben-do%C4%9Furdum.</guid>
<description><![CDATA[ Herkesin kendini kaybettiği gizli bir odası vardır. Işığını dışarıda arayanlar karanlıkta kalmaya mahkûmdur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac625e507551.webp" length="11336" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 14:22:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma ÇAKMAK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>O gizli odaya adım atmasına izin verilen o "ayrıcalıklı" azınlıktan biriyim ben de. Dışarıdan bakınca seçilmiş, sırra vakıf olmuş özel biri gibi görünüyor insan; vitrin fena durmuyor yani. Oysa eşikten içeri süzüldüğünüz an o cilalı ayrıcalık hissi, tek olmadığını fark etmenin getirdiği o hantal sıradanlığa çarpıp tuzla buz oluveriyor. Yanılmışım; ben de herkes gibiyim. Kendini benzersiz sanırken aynı fasit daireye hapsolmuş, aynı duygusal dekorda sahne alan sıradan bir başkası...</p>
<p>​Fakat bu, doğrusu ya, eşsiz bir sıradanlık. Hem birebir aynıyız hem de birbirimizden fersah fersah uzak.</p>
<p>​Kapı numarası değişmiyor ama tokmağı çeviren eller başka. Dört duvar aynı yerde duruyor durmasına; gelgelelim boyanın tonu, pencereden vuran ışığın açısı, içeri sızan gölge bambaşka. Durum aynı kalsa da göğüs kafesimizin altında kopan fırtınaların rüzgârı birbirine benzemiyor. Benzer patikalardan yürüyoruz belki ama tabanlarımızdaki sızı aynı değil. Hatta ardımızda bıraktığımız o silik izlerin başkalarında ne uyandırdığını bile hiçbir zaman tam kestiremiyoruz.</p>
<p>​Aynı boşluğa gözlerimizi dikmiş olmamız, aynı repliklerle konuşmamızı gerektirmez. Dışarıdan bakana tekdüze görünen o tepkiler, yakınına vardığınızda kendine has bir keder taşır. Aynı yangının ortasında durup bambaşka küller bırakabilmek... Bizi insan kılan, o tekdüzelikten çekip alan asıl maharet de tam burada başlıyor zaten.</p>
<p>​Madem tepkilerimiz bu denli bize özgü, öyleyse o odada aslında yapayalnız kaldığımızı fark etme, bunu hazmetme ve nihayetinde yas tutma sürecimiz neden standart bir takvime sığsın ki?</p>
<p>​Birinin hayatımızdan usulca çekildiğini kabul etmek için kaç yaprak düşmeli takvimden?</p>
<p>​Aramızda artık yeri kalmayanın ardından kaç mevsim kapı aralığına bakıp durmalı insan?</p>
<p>​Bir ölünün ardından tutulan o somut kederle, gözümüzün önünde yavaş yavaş silinip giden birinin bıraktığı boşluk aynı kefede tartılabilir mi?</p>
<p>​Daha da mühimi: Yokluğa alışmanın bir saati, bir kotası var mı?</p>
<p>​Ve belki de zihni en çok kemiren o kaçınılmaz soru: Biz gerçekten beklemeli miyiz?</p>
<p>​Hiç var olmadığını ta en başından içten içe bildiğimiz bir ihtimalin nöbetini tutmak; kimselerin uğramadığı bir odada ömrü bozuk para gibi harcamaktan başka ne getirir insana?</p>
<p>​Umut dediğimiz şey, sık yapraklı koca bir çınarın dalları arasından yüzümüze vuran o sinsi güneş ışığına benziyor. Bulutun arkasına saklanıp her an söneceğini bilirsin; yine de gözünü kamaştıran o parıltıya kapılır, kaybolduğunda yüzünü ısıtacak yeni bir huzmeyi beklemeye başlarsın. Çoğu zaman kendi kendimize kurduğumuz en zarif tuzaktır umut.</p>
<p>​Peki, sırf o ışıltının hatırına koca bir gerçeği, gerçekleşmeyecek ihtimallerin sunağında kurban etmeye sahiden değer mi?</p>
<p>​Peki ya siz?</p>
<p>​Hiç olmayacak bir duanın âmininde, hiç gelmeyecek bir ihtimalin kapı eşiğinde nöbet tuttunuz mu? O görünmez odanın mandalını kaldırıp çıkmayı nasıl başardınız; sizi o tatlı uykudan uyandıran neydi? Eşiği geçenlerin sesine kulak vermek iyi gelir...</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Görünmez İnsanlar: Toplumun Fark Etmedikleri</title>
<link>https://fikirizleri.com/goerunmez-insanlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goerunmez-insanlar</guid>
<description><![CDATA[ Modern toplumda kalabalıklar arttıkça derinleşen yalnızlığı ve gözden kaçan emekten sessiz çabalara kadar &quot;görünmez&quot; kılınan insanları ele alan bu yazı; medeniyetin gelişmişliğini en güçlülerin sesine değil, en görünmez olanların varlığına verilen değere bağlar. Gerçek değişimin büyük eylemlerle değil; yanımızdakini fark etmek, dinlemek ve kulak vermekle başlayacağını vurgular. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac2a5a1ce036.webp" length="9906" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:15:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>MEHMET GÖKSELLİ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​Bazı insanlar vardır; her gün yanımızdan geçerler, aynı otobüse biner, aynı kaldırımlarda yürür, aynı sokaklarda yaşarlar. Onları görürüz ama fark etmeyiz.</p>
<p>​Çünkü görmek, bakmaktan farklıdır.</p>
<p>​Bir insanın yüzüne bakmak onu görmek değildir. Onun yorgunluğunu, sessizliğini, korkusunu, yalnızlığını ve hayata tutunma çabasını fark edebilmek gerekir.</p>
<p>​İşte modern toplumun en büyük çelişkilerinden biri burada başlıyor: İnsan sayımız arttıkça birbirimize olan ilgimiz azalıyor.</p>
<p>​Kalabalıkların içinde yalnızlaşıyoruz.</p>
<p>​Kimdir görünmez insanlar?</p>
<p>​Sabahın erken saatinde sokakları temizleyen işçidir.</p>
<p>​Biz henüz uykudayken çöplerimizi toplayan; kışın soğuğunda, yazın kavurucu sıcağında görev yapan kişidir.</p>
<p>​Apartmanın merdivenlerini temizleyen kadındır.</p>
<p>​Geceleri bir binanın girişinde güvenliği sağlayan görevlidir.</p>
<p>​Yaşlı bir insanın evine gidip onun yalnızlığını paylaşan bakım çalışanıdır.</p>
<p>​Bir hastane koridorunda saatlerce bekleyen refakatçidir.</p>
<p>​Çocuğunun okul masrafını karşılayabilmek için iki ayrı işte çalışan babadır.</p>
<p>​Evde herkesin ihtiyacını düşünen ama kendi ihtiyacını en sona bırakan annedir.</p>
<p>​Emekli olduktan sonra hayatın kıyısında kalmış insandır.</p>
<p>​Engeli nedeniyle toplumsal hayata katılmak için her gün görünmez engelleri aşmak zorunda kalan yurttaştır.</p>
<p>​Sokakta yaşayan insandır.</p>
<p>​Göç etmiş, yeni bir hayata tutunmaya çalışan kişidir.</p>
<p>​Ve bazen bütün bunların ötesinde, yanı başımızda oturan komşumuzdur.</p>
<p>​Onların ortak özelliği şudur: Toplum onların emeğinden yararlanır ama çoğu zaman varlıklarını yalnızca ihtiyaç duyduğunda hatırlar.</p>
<p>​Görünmeyen Emek</p>
<p>​Bir sabah evimizden çıkarken tertemiz bir sokak görürüz.</p>
<p>​Çoğumuz yalnızca temiz sokağı görürüz.</p>
<p>​Oysa o temizliğin arkasında saatlerce çalışan bir insan vardır.</p>
<p>​Bir hastaneye girdiğimizde koridorların düzenli, odaların temiz olduğunu fark ederiz. Fakat bu düzeni sağlayan insanları çoğu zaman dekorun bir parçası gibi görürüz.</p>
<p>​Bir restoranda yemek yeriz. Masamız temizdir, servis hızlıdır, mutfak çalışıyordur.</p>
<p>​Ama emeğin sahibi çoğu zaman görünmezdir.</p>
<p>​Modern hayat bize bir şeyleri hazır sunuyor.</p>
<p>​Biz de çoğu zaman o “hazır”lığın arkasındaki insanı unutuyoruz.</p>
<p>​Belki de çağımızın en büyük ahlaki problemlerinden biri budur: Emeği görünür olmaktan çıkarmak.</p>
<p>​Bir insanın yaptığı iş küçük olabilir. Fakat hiçbir emek küçük değildir.</p>
<p>​Çünkü toplum, büyük görünen işlerden çok, her gün sessizce tekrarlanan küçük emeklerin üzerinde yükselir.</p>
<p>​Alkışlananlarla Sessizce Taşıyanlar</p>
<p>​Toplum olarak başarıyı seviyoruz.</p>
<p>​Başarılı insanları alkışlıyor, onları görünür kılıyor, hikâyelerini anlatıyor, fotoğraflarını paylaşıyoruz.</p>
<p>​Fakat başarının arkasındaki görünmeyen insanları çoğu zaman unutuyoruz.</p>
<p>​Bir doktorun başarısını konuşurken onun yıllarca eğitim alabilmesini sağlayan aileyi düşünmüyoruz.</p>
<p>​Bir sporcunun kazandığı madalyayı kutlarken onun arkasındaki fedakârlıkları görmüyoruz.</p>
<p>​Bir öğrencinin başarısını överken onu yıllarca destekleyen öğretmenin emeğini bazen hatırlamıyoruz.</p>
<p>​Oysa hayat tek kişilik bir başarı hikâyesi değildir.</p>
<p>​Her başarının arkasında başka insanların sessiz katkıları vardır.</p>
<p>​Bazen bir annenin uykusuz gecesi, bazen bir babanın ömrünü tüketen emeği, bazen bir öğretmenin sabrı, bazen bir arkadaşın hiç kimsenin bilmediği desteğidir o başarı.</p>
<p>​Fakat görünür olan bir kişidir.</p>
<p>​Görünmeyenler ise kalabalıktır.</p>
<p>​Sosyal Medyada Herkes Görünür, Gerçekte Herkes Değil</p>
<p>​Çağımızın ilginç paradokslarından biri de budur.</p>
<p>​Hiç olmadığı kadar görünürüz.</p>
<p>​Fotoğraflarımız, düşüncelerimiz, seyahatlerimiz, sofralarımız, başarılarımız ve hatta özel hayatımız bile dijital dünyanın içinde sergileniyor.</p>
<p>​Ama aynı zamanda hiç olmadığı kadar görünmeziz.</p>
<p>​Çünkü sosyal medya bize insanları tanıdığımızı düşündürüyor.</p>
<p>​Oysa çoğu zaman yalnızca insanların gösterdiği kısmı görüyoruz.</p>
<p>​Bir fotoğrafın arkasındaki yalnızlığı bilmiyoruz.</p>
<p>​Gülümseyen bir yüzün arkasındaki mücadeleyi bilmiyoruz.</p>
<p>​Başarılı görünen bir insanın geceleri yaşadığı kaygıyı bilmiyoruz.</p>
<p>​“İyiyim.” diyen birinin gerçekten iyi olup olmadığını sormuyoruz.</p>
<p>​Çünkü çağımızda iletişim arttı ama temas azaldı.</p>
<p>​Mesajlaştık.</p>
<p>​Paylaştık.</p>
<p>​Beğendik.</p>
<p>​Yorum yaptık.</p>
<p>​Ama birbirimizi dinlemeyi unuttuk.</p>
<p>​Asıl Mesele Yoksulluk Değil, Yalnızlık</p>
<p>​Görünmezlik yalnızca ekonomik bir mesele değildir.</p>
<p>​Bazen çok zengin bir insan da görünmezdir.</p>
<p>​Kalabalık bir ailenin içinde yaşayan yaşlı bir insan da yalnız olabilir.</p>
<p>​Her gün yüzlerce insanla konuşan bir çalışan da kendisini kimsenin anlamadığını düşünebilir.</p>
<p>​Bir annenin bütün gün evin içinde olması, onun emeğinin ve duygularının görülmesini garanti etmez.</p>
<p>​Bir babanın eve ekmek götürmesi, onun kaygılarının fark edildiği anlamına gelmez.</p>
<p>​Bir gencin sürekli arkadaşlarıyla birlikte olması, kendisini yalnız hissetmediği anlamına gelmez.</p>
<p>​İnsan yalnızca toplumun dışında bırakıldığında görünmez olmaz.</p>
<p>​Bazen toplumun tam ortasında dururken de görünmez hâle gelir.</p>
<p>​Peki Ne Yapacağız?</p>
<p>​Belki de işe çok basit bir yerden başlamalıyız: İnsanlara yeniden bakacağız.</p>
<p>​Ama bu kez gerçekten bakacağız.</p>
<p>​Otobüste yanımızda oturan yaşlı insanı sadece bir yolcu olarak değil, bir hayat hikâyesinin taşıyıcısı olarak göreceğiz.</p>
<p>​İş yerindeki temizlik görevlisine yalnızca yaptığı iş üzerinden değil, bir insan olarak yaklaşacağız.</p>
<p>​Apartmanın görevlisine selam vereceğiz.</p>
<p>​Güvenlik çalışanına teşekkür edeceğiz.</p>
<p>​Bir çalışanın emeğini doğal hakkımızmış gibi değil, değerli bir katkı olarak göreceğiz.</p>
<p>​Ve en önemlisi, çevremizde sessizleşen insanları fark edeceğiz.</p>
<p>​Çünkü bazen bir insana verebileceğimiz en büyük şey para, yardım veya öğüt değildir.</p>
<p>​Onu gördüğümüzü hissettirmektir.</p>
<p>​Bir Toplum, Kimi Gördüğüyle Ölçülür</p>
<p>​Bir ülkenin gelişmişliğini yalnızca yolları, binaları, teknolojisi veya ekonomik göstergeleri belirlemez.</p>
<p>​Bir toplumun gerçek medeniyet seviyesi, en güçlülerine nasıl davrandığından çok, en görünmezlerine nasıl davrandığıyla anlaşılır.</p>
<p>​Çünkü güçlü olanın sesi zaten duyulur.</p>
<p>​Asıl mesele, sesi duyulmayanın sesini işitebilmektir.</p>
<p>​Asıl mesele, kalabalıkta kaybolanı fark edebilmektir.</p>
<p>​Asıl mesele, toplumun kenarında bırakılan insanlara “Sen de bu toplumun bir parçasısın.” diyebilmektir.</p>
<p>​Belki bugün yanımızdan geçen bir insanın hayatını değiştiremeyiz.</p>
<p>​Ama onu fark edebiliriz.</p>
<p>​Bir selam verebiliriz.</p>
<p>​Bir teşekkür edebiliriz.</p>
<p>​Bir kapı tutabiliriz.</p>
<p>​Bir sandalyeyi paylaşabiliriz.</p>
<p>​Bir telefon açıp “Nasılsın?” diyebilir ve gerçekten cevabını bekleyebiliriz.</p>
<p>​Bunlar küçük davranışlar gibi görünebilir.</p>
<p>​Ama insanlık çoğu zaman büyük sözlerle değil, küçük dikkatlerle yeniden kurulmuştur.</p>
<p>​Çünkü bazı insanlar yardım istemez.</p>
<p>​Bazıları yalnızca fark edilmek ister.</p>
<p>​Ve belki de hepimizin kendimize sorması gereken soru şudur: Bugün kaç insanın yanından geçtim ve gerçekten kaçını gördüm?</p>
<p>​Toplumun görünmez insanları aslında görünmez değiller.</p>
<p>​Biz bakmayı bıraktığımız için görünmez hâle geliyorlar.</p>
<p>​Oysa bir toplum, birbirini fark ettiği ölçüde toplumdur.</p>
<p>​Ve bazen dünyayı değiştirmek, büyük bir şey yapmakla değil; yanımızdaki insanı nihayet görmekle başlar.</p>
<p></p>
<p>​Mehmet GÖKSELLİ</p>
<p>Editör - Yazar - Yayın Kurulu Üyesi - Denetmen</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇAKIR</title>
<link>https://fikirizleri.com/cakir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cakir</guid>
<description><![CDATA[ Ben satılık değilim! ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac290833a06a.webp" length="33142" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 04 Oct 2026 20:46:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ÇAKIR <br>Çakır’ın Bir Bildiği Var<br>Sabahları evde çalan ilk alarm telefonum değildi.<br>Çakır’dı.<br>Daha güneş perdelerin arasından kendini göstermeden, evin sessizliğini onun sesi bozardı:<br>— Günaydın!<br>Bazen öyle ciddi söylerdi ki, sanki evin sahibi o, ben de onun yanında işe yeni başlamış biriydim.<br>Gözlerimi açar, yatağın içinde biraz daha oyalanmaya çalışırdım.<br>Bu kez ikinci uyarı gelirdi:<br>— Ayşe!<br>Artık kalkmaktan başka çarem kalmazdı.<br>Çakır bir Jako papağandı. Ama bizim evde yalnızca bir kuş değildi. Günün neşesi, evin küçük muhabiri, bazen de hiç istemediğimiz hâlde vicdanımızın sesi olurdu.<br>Sabahları kafesinin yanına yaklaşınca başını yana eğer, beni dikkatle süzerdi.<br>— Ne yapıyorsun sen?<br>Sanki bütün gece ortadan kaybolmuşum da hesabını soruyordu.<br>— Seni uyandırmaya çalışıyorum Çakır.<br>Cevap gecikmezdi:<br>— Banyo yapalım!<br>İşte o anda konu tamamen değişirdi.<br>Çünkü Çakır’ın en sevdiği şeylerden biri suydu.<br>Banyo zamanı geldiğinde evde küçük bir şenlik başlardı. Suyun sesi duyulduğu anda kanatlarını hareket ettirir, heyecanlanır, bir an önce sıra kendisine gelsin isterdi.<br>Bazen etrafa öyle su sıçratırdı ki, banyo yapanın kim olduğu konusunda insanın kafası karışırdı.<br>Ben temizlenmesini isterdim, o ise bütün odayı temizlemeye karar verirdi.<br>Sonra bir köşeye çekilip bana bakardı.<br>— Ne yapıyorsun sen?<br>Bu kez aynı soruyu ona sormak isterdim.<br>Ama Çakır cevap bekleyen bir kuş değildi.<br>Çakır, kendi dünyası olan bir canlıydı.<br>Bazen gün içinde söyledikleriyle bizi güldürür, bazen hiç beklemediğimiz bir anda öyle bir cümle kurardı ki, hepimizi sustururdu.<br>Bir gün sohbet sırasında yine o meşhur sözünü söyledi:<br>— Ben satılık değilim!<br>Gülmeye başladım.<br>Çünkü bunu söylerken sesindeki ciddiyet görülmeye değerdi.<br>Sanki karşısında pazarlık yapan biri vardı da, Çakır bütün haklarını savunuyordu.<br>O an düşündüm.<br>Belki de bu cümle, onun ağzından çıkmış sıradan bir söz değildi.<br>Çünkü hayvanları bazen gerçekten de bir eşya gibi görüyorduk.<br>Alınıp satılan, hediye edilen, sıkılınca terk edilen, bakımı zor gelince kapının önüne bırakılan canlılar...<br>Oysa onların da korkuları vardı.<br>Sevinçleri vardı.<br>Alışkanlıkları vardı.<br>Bir eve, bir insana, bir sese bağlanabiliyorlardı.<br>Çakır’ın “Ben satılık değilim!” demesi, bir anda kulağıma başka türlü geldi.<br>Sanki yalnızca kendisi için değil, konuşamayan bütün hayvanlar için söylüyordu:<br>Ben bir eşya değilim.<br>Ben bir canlıyım.<br>Bana sahip olmak değil, bana iyi bakmak gerekir.<br>4 Ekim geldiğinde takvimde yalnızca bir gün görmedim.<br>Çakır’a baktım.<br>— Günaydın, dedim.<br>Başını yana eğdi.<br>— Günaydın!<br>Gülümsedim.<br>— Banyo yapalım mı?<br>Bir anda hareketlendi.<br>— Banyo yapalım!<br>Güldüm.<br>Sonra ona biraz daha yaklaşıp sordum:<br>— Çakır, sen ne istiyorsun?<br>Hiç düşünmeden cevap verdi:<br>— Ayşe!<br>Bu kez gülen ben olmadım.<br>Çünkü bazen bir hayvanın söyleyebildiği tek bir kelime bile, aramızdaki bağın ne kadar güçlü olduğunu anlatmaya yetiyordu.<br>Çakır konuşmayı öğrenmişti.<br>Ama bana başka bir şey öğretmişti:<br>Hayvanları korumak yalnızca onları sevmek değildi.<br>Onları anlamaya çalışmaktı.<br>İhtiyaçlarını bilmekti.<br>Onlara eziyet etmemekti.<br>Onları bir hevesle alıp sonra terk etmemekti.<br>Ve en önemlisi...<br>Onların bize ait olmadığını hatırlamaktı.<br>Çakır yine kafesinin kenarına geldi.<br>Bana baktı.<br>Son sözünü söyledi:<br>— Ne yapıyorsun sen?<br>Gülümsedim.<br>— Seni dinliyorum Çakır.<br>Bir süre sessiz kaldı.<br>Sonra sanki bütün konuşmanın özetini yapıyormuş gibi başını dikleştirdi:<br>— Ben satılık değilim!<br>O gün anladım.<br>Belki de 4 Ekim'in en güzel cümlesi buydu.<br>Çünkü hayvanları korumak, onların bizim için ne ifade ettiğini anlatmaktan önce, onların kendi başlarına birer yaşam olduğunu kabul etmekle başlıyordu.<br>Çakır bunu benden çok önce anlamıştı.<br>Ben ise onun sayesinde öğrenmiştim.<br><br></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İNSANLARI TANIMAK, HAYATI ANLAMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/insanlari-tanimak-hayati-anlamak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insanlari-tanimak-hayati-anlamak</guid>
<description><![CDATA[ Hayat bazen insanı öyle bir noktaya getirir ki, etrafındaki kalabalığın içinde kendisini hiç olmadığı kadar yalnız hisseder. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6abacecf883d2.webp" length="41938" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 15:55:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ata Umut</dc:creator>
<media:keywords>köşe yazısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat bazen insanı öyle bir noktaya getirir ki; etrafındaki kalabalığın içinde kendisini hiç olmadığı kadar yalnız hisseder.</p>
<p>Yanında yürüyenlerin gerçekten yanında olup olmadığını, gülümseyen yüzlerin samimiyetini, güzel sözlerin arkasında hangi düşüncelerin saklandığını sorgulamaya başlarsın.</p>
<p>Çünkü insanı en çok uzaklar değil, yakın sandıkları yaralar.</p>
<p>Zaman geçtikçe şunu öğreniyoruz:</p>
<p>"Her tanışıklık dostluk değildir. Her güzel söz samimiyet taşımaz. Her omuz, zor zamanında yaslanabileceğin bir omuz değildir." </p>
<p>Bazı insanlar hayatımıza sadece bir şey öğretmek için girer.</p>
<p>Kimi güvenmeyi öğretir, kimi temkinli olmayı...</p>
<p>Kimi sevgiyi gösterir, kimi de sevginin değerini anlamamızı sağlar.</p>
<p>İnsanları tanımak, aslında biraz da zamanın işidir. Çünkü; insanın gerçek karakteri güzel günlerde değil, çıkarlarının zedelendiği anlarda ortaya çıkar. Her şey yolundayken herkes iyi bir dost olabilir. Asıl mesele, sen düştüğünde kimlerin elini uzattığıdır.</p>
<p>Bazen hiç beklemediğin bir insan yanında olur.</p>
<p>Bazen yıllardır hayatında olan biri, tek bir davranışıyla sana aslında onu hiç tanımadığını gösterir.</p>
<p>İşte hayatın en ağır derslerinden biri de budur.</p>
<p>İnsanları sözleriyle değil, davranışlarıyla tanımayı öğrenmek...</p>
<p>Çünkü sözler kolaydır.</p>
<p>Bir cümle kurmak birkaç saniye sürer. Güven vermek ise yıllar alır. Fakat o güveni yıkmak bazen tek bir davranışa bakar.</p>
<p>Bu yüzden yaş aldıkça çevremizdeki insanların sayısını değil, gerçekliğini önemsemeye başlarız.</p>
<p>Kalabalık sofralardan çok, sessizce yanında duran insanları arar gözümüz.</p>
<p>Herkese anlatmak yerine bazı şeyleri içimizde saklarız.</p>
<p>Çünkü artık biliriz ki; herkes senin sevincini senin kadar samimi yaşamaz, herkes senin acını da senin kadar içten hissetmez.</p>
<p>Belki de olgunlaşmak biraz budur.</p>
<p>Kimin hayatımızda kalacağını, kimin sadece bir hatıra olarak geçmişte yer alacağını kabullenmek...</p>
<p>Ve en önemlisi, insanları kaybetmekten korkarken kendimizi kaybetmemek.</p>
<p>Çünkü bazen birilerini hayatımızdan çıkarmak kayıp değildir.</p>
<p>Bazen kendimize yeniden kavuşmaktır.</p>
<p>Hayat bize insanları tek tek tanıtır. Kimi kalbimize dokunur, kimi iz bırakır, kimi yara açar. Ama hepsinin bize bıraktığı bir ders vardır.</p>
<p>Sonunda anlarız ki mesele çevremizde kaç kişinin olduğu değil; karanlıkta kaldığımızda ışığı kimlerin bizimle paylaşabildiğidir.</p>
<p>Ve insan, zamanla herkese aynı kapıyı açmamayı öğrenir.</p>
<p>Bazı kapılar sevgiyle açılır.</p>
<p>Bazıları güvenle...</p>
<p>Bazıları ise bir daha hiç açılmamak üzere sessizce kapanır.</p>
<p>Çünkü hayat, herkesi sevmeyi değil; <strong>kime güveneceğini, kime mesafe koyacağını ve en önemlisi kendine sadık kalmayı</strong> öğretir.</p>
<p>Belki de insanın en büyük huzuru, sonunda bunu anlayabildiği gün başlar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EYLÜL : KALBİN SUSTUKÇA KONUŞTUĞU MEVSİM</title>
<link>https://fikirizleri.com/eylul-kalbin-sustukca-konustugu-mevsim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eylul-kalbin-sustukca-konustugu-mevsim</guid>
<description><![CDATA[ “Eylül, kalbin susarak konuştuğu o hüzünlü mevsim..&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6abc06dd1669d.webp" length="72570" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:03:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>Deneme yazar şiir şair köşeyazısı hikaye roman dostluk ayrılık hüzün özlem hasret huzur aşk sevgi saygı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Eylül, kalbin susarak konuştuğu o hüzünlü mevsim..</p>
<p>Bazı aylar takvimde başlar, bazıları insanın içinde…</p>
<p>Eylül, işte o içimizde başlayan aylardan biridir.</p>
<p>Yazın gürültüsü çekilir, akşamlar derinleşir. Güneş hâlâ gökyüzündedir ama ışığında artık başka bir hikâye vardır: biraz veda, biraz özlem, biraz da insanın kendisiyle baş başa kalışı…</p>
<p>Eylül, yalnızca sonbaharın gelişi değildir.</p>
<p>Eylül, insanın içinde sakladığı cümlelerin gün yüzüne çıktığı mevsimdir.</p>
<p>Bazı insanlar gelir aklımıza. Bazı vedalar, yıllar geçse de bir mevsim kokusuyla yeniden hatırlanır.</p>
<p>Bazı ayrılıklar takvimden silinmez; yalnızca sessizleşir.</p>
<p>İnsan bazen birini değil,</p>
<p>Onun yanında olduğu hâliyle kendisini özler.</p>
<p>Belki Eylül’ün hüznü bu nedenledir.</p>
<p>Bize her şeyin geçici olduğunu usulca hatırlatır.</p>
<p>Ve insan o zaman anlar:</p>
<p>“Hayatta bazı şeyler kaybolduğu için değil, değiştiği için hüzün verir.”</p>
<p>Eylül, değişmenin en zarif bir biçimidir.</p>
<p>Tabiat bize sessizce şunu öğretir:</p>
<p>“Bırakmak, her zaman kaybetmek değildir.”</p>
<p>Ağaç yaprağını bırakır ama köklerinden vazgeçmez.</p>
<p>İnsan da, bazı insanları, alışkanlıkları ve hayalleri geride bırakmayı öğrenmelidir.</p>
<p>Her şeyi sonsuza kadar tutmak, hayatın değil; korkunun isteğidir.</p>
<p>Belki olgunluk da tam burada başlar:</p>
<p>“Her gideni geri getirmeye çalışmadığında, her suskunluğu cevaplandırmak zorunda olmadığını anladığında ve kendi kalbinin sesini başkalarının gürültüsünden ayırabildiğinde…”</p>
<p>Eylül, yalnızca hüzün değildir.</p>
<p>Eylül, hüznün içindeki zarafettir.</p>
<p>Bir sonun içinde yeni bir başlangıcı görebilmektir.</p>
<p>Hayat her zaman yüksek sesle konuşmaz.</p>
<p>Bazen tek bir akşam yeter.</p>
<p>Bir şarkı, bir koku, uzaklara dalan bir bakış…</p>
<p>Ve insan, uzun zamandır kendisinden sakladığı gerçeği birdenbire anlar.</p>
<p>Bazı cevaplar sessizlikte bulunur.</p>
<p>Gidenleri geri getiremeyiz.</p>
<p>Kırılan her şeyi onaramayabiliriz.</p>
<p>Yaşadıklarımızın ardından yeniden güçlü bir şekilde ayağa kalkabiliriz. </p>
<p>Bazen hayat, yeniden başlamamız için önce bazı şeyleri bitirmeyi öğretir.</p>
<p>Hazan: Bir devrin kapanışında yeni bir hayatın ihtimalini görebilmektir.</p>
<p>Belki de bu yüzden Eylül’ü seviyoruz.</p>
<p>Her son, eksilmek değildir.</p>
<p>Bazı sonlar, insanın kendisine dönüş yoludur.</p>
<p>Ve bazen kalp susar…</p>
<p>Söyleyecek sözü kalmadığından değil;</p>
<p>Söylenecekler artık kelimelere sığmadığından.</p>
<p>Ve Eylül, sessizce gelir, sessizce gider. </p>
<p>Takvimde bir ay değil sadece…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>80’LER FURYASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/80ler-furyasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/80ler-furyasi</guid>
<description><![CDATA[ Hepimiz birkaç günlüğüne de olsa o günleri yaşadık bence. Hayal ettiğimiz ne varsa ve kendimizi nerede, nasıl görmek istiyorsak 80’lere dair yaşadık, bir özlem giderdik. Hasretlik derinmiş meğer de haberimiz yokmuş. Hepimizin o yıllarda bir parçası varmış aslında. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6abbc57fd08f0.webp" length="43470" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 06:09:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Leyla Bacaksız</dc:creator>
<media:keywords>80’LER FURYASI</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">80'ler Furyası...</p>
<p class="MsoNormal">Hepimiz bir anda nasıl 80’ler de bulduk kendimizi, renkli, ışıltılı ve samimi. Rüya gibi değil miydi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sosyal medya ara ara bazı akımlar yaparak bizleri bambaşka yerlere götürüyor. Bizlere de iyi geliyor sanki kendimizi hayallerin ötesinde yerlerde bulmak, bir havamız değişiyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bunun en güzel örneği, <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>geçtiğimiz günlerde yaşadığımız 80’ler furyası. Hepimiz kendimizi bir anda 80’ler de bulduk. 80’lerin saç modelleri, kıyafetleri dönemin ambiyansı ile birleşerek bambaşka duygular yaşattı bizlere. Olmak istediğimiz, yaşamak istediğimiz her hale büründük ve bize inanılmaz iyi geldi. Hepimizin bir 80’lere gidesi varmış yahu!<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kimimiz 80’ler de konsere giderken, kimimiz kahve içerek en sevdiği programı izledik, kimimiz de ailemiz ile birlikte 80’lere bir yolculuk yaptık. Bu durumda yapay zekaya bir teşekkür etmek lazım. Zira sadece hayal ederek biz bunu başaramazdık. Teşekkürler yapay zeka, bizi 80’lere zaman yolculuğuna çıkardığın için.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Peki, bu akımın bize bu kadar iyi gelmesinin sebebi sadece bir sosyal medya eğlencesinden ibaret miydi?</p>
<p class="MsoNormal">Biz neden bu akımı bu kadar sevdik?</p>
<p class="MsoNormal">Çünkü hepimize özlemimizi hatırlattı, hepimiz nasıl da özlemişiz 80’li ve 90’lı yılları değil mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evet, şuan bambaşka bir çağ yaşıyoruz, görünürde her şeyin daha kolay olduğu, her şeye çok kolay ulaşabildiğimiz, özellikle teknolojinin fazla geliştiği ve hayatımızı her yönüyle kolaylaştırdığı bir çağ. Ancak bu akımla hepimiz 80’li ve 90’lı yılları nasıl özlediğimizi fark ettik. O günlerin kokusunu, ambiyansını, renklerini ve en önemlisi sıcaklığını. Ve insanların birbirine olan samimiyetini .<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hepimiz birkaç günlüğüne de olsa o günleri yaşadık bence. Hayal ettiğimiz ne varsa ve kendimizi nerede, nasıl görmek istiyorsak 80’lere dair yaşadık, bir özlem giderdik. Hasretlik derinmiş meğer de haberimiz yokmuş. Hepimizin o yıllarda bir parçası varmış aslında.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve gönlümüzdeki yeriniz hep ayrı 80’ler ve 90’lar diyerek o yıllardaki tüm yaşanmışlıklarımıza veda ederek 2026 ya geri dönüyoruz. Bu günü ve sonrasını en güzel haliyle yaşamayı temenni ederek.<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YİNE AY SONUNU GETİREMEDİM</title>
<link>https://fikirizleri.com/yine-ay-sonunu-getiremedim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yine-ay-sonunu-getiremedim</guid>
<description><![CDATA[ İşletmeleri ayakta tutan temel unsurlar arasında

BÜTÇE YÖNETİMİ

DİJİTAL DÖNÜŞÜM

ve

TEDARİK ZİNCİRİ yer alır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aba66bd4d1ea.webp" length="75906" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 06:09:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ersan İnce Bey</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde küçük ve büyük işletmelerin batması, devredilmesi, borçlanması veya borçlarını ödeyememesi çoğu zaman yalnızca satışlarla açıklanamaz.</p>
<p>İşletmeleri ayakta tutan temel unsurlar arasında</p>
<p>BÜTÇE YÖNETİMİ</p>
<p>DİJİTAL DÖNÜŞÜM</p>
<p>ve</p>
<p>TEDARİK ZİNCİRİ yer alır.</p>
<p>Güçlü bir işletme, bütçe yönetiminin yanı sıra dijital dönüşümü ve tedarik zincirini de etkin biçimde yönetmeli; gelir-gider dengesini korumalı, kaynaklarını sürekli yenilemeli ve geliştirmelidir.</p>
<p>Her şeyi aynı düzen içinde sürdürmek yerine yeni sistemler kurmak, farklı yönlerden çözüm yolları üretmek ve bunları doğru biçimde değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Küçük ya da büyük fark etmeksizin tüm işletmelerin güçlü ve sürdürülebilir kalabilmesi; doğru planlama, etkili bütçe yönetimi, yenilikçi düşünce ve geleceği öngörebilme becerisiyle mümkündür.</p>
<p>Ersan İnce </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Denizin Bereketli Zamanı: Eylül Ayı Balıkları</title>
<link>https://fikirizleri.com/denizin-bereketli-zamani-eylul-ayi-baliklari-4746</link>
<guid>https://fikirizleri.com/denizin-bereketli-zamani-eylul-ayi-baliklari-4746</guid>
<description><![CDATA[ Sonbaharın gelişiyle birlikte denizlerde hareketlilik başladı, tezgâhlarda eylülün bereketi yerini aldı. Peki bu mevsimde hangi balık yenir? Palamuttan lüfere, Karadeniz’den Akdeniz’e eylül ayının lezzet rehberi ve denizlerimizi geleceğe taşıyacak bilinçli tüketim farkındalığı bu yazıda! ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aba1589c51e4.webp" length="37624" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:42:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>MEHMET GÖKSELLİ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Eylülün son günleri…</p>
<p>​Takvim sonbaharı gösteriyor ama deniz, yazın rehavetinden çoktan sıyrılmış durumda. Balıkçı teknelerinde ağlar hazırlanıyor, tezgâhlarda denizin rengi değişiyor. Karadeniz'den Marmara'ya, Ege'den Akdeniz'e uzanan geniş coğrafyada yeni av sezonunun heyecanı yaşanırken, sofraların da merak ettiği o soru yeniden gündeme geliyor:</p>
<p>​“Bu mevsimde hangi balık yenir, hangi balık çıkar?”</p>
<p>​Aslında bu sorunun cevabı yalnızca takvimde değil; denizin sıcaklığında, balığın göçünde, beslenme koşullarında ve bölgesel ekosistemde saklı.</p>
<p>​2026-2027 balıkçılık sezonunun genel ticari avcılığı 1 Eylül itibarıyla yeniden başladı. Küçük ölçekli balıkçılar için palamut ve torik avında ise bu yıl sezon 15 Ağustos'a çekildi. Yani balıkçılık dünyası açısından eylül, yalnızca sonbaharın değil, denizin yeniden hareketlendiği dönemin de başlangıcı.</p>
<p>​Palamut yeniden sahnede</p>
<p>​Eylül denince Türkiye'de akla gelen ilk balıklardan biri hiç kuşkusuz palamut.</p>
<p>​Yaz aylarında büyüyen palamut, sonbaharla birlikte daha iri ve yağlı hâle gelir. Eylül, palamut açısından sezonun en dikkat çekici dönemlerinden biridir. Nitekim Tarım ve Orman Bakanlığının mevsimsel balık çizelgesinde de palamut için eylül-aralık dönemi öne çıkıyor.</p>
<p>​Palamudun mutfaktaki karşılığı da güçlüdür. Izgaradan fırına, tavadan pilakiye kadar farklı pişirme yöntemlerine yakışır. Fakat iyi palamudu yalnızca büyüklüğüyle değerlendirmek doğru değildir. Balığın tazeliği, gözlerinin berraklığı, solungaçlarının rengi ve etinin diri olması sofradaki asıl kaliteyi belirler.</p>
<p>​İstavrit, sardalya ve tekir de tezgâhta</p>
<p>​Eylülün diğer dikkat çeken balıkları arasında istavrit, sardalya ve tekir bulunuyor.</p>
<p>​İstavrit, özellikle Marmara ve Karadeniz hattında balıkçıların ve tüketicilerin yakından takip ettiği türlerden. Sardalya ise yazdan sonbahara geçişte hâlâ güçlü bir seçenek. Resmî mevsimsel tüketim çizelgesinde sardalyanın özellikle temmuz, ağustos ve eylül ayları öne çıkarılıyor. Tekir için de eylül ve ekim ayları lezzet açısından dikkat çekiyor.</p>
<p>​Bu dönemde balık tezgâhına gelen tüketicinin yalnızca “Hangi balık ucuz?” diye değil, “Hangi balık mevsiminde?” diye de sorması gerekiyor.</p>
<p>​Çünkü deniz ürünlerinde mevsimsellik, yalnızca damak zevki meselesi değildir. Doğru zamanda doğru balığı tüketmek, balık stoklarının korunması açısından da önem taşır.</p>
<p>​Lüferin adı sonbaharla birlikte daha çok duyulur</p>
<p>​Sonbaharın ilerleyen günlerinde gözler bir başka göçmen balığa çevrilir: lüfer.</p>
<p>​Lüfer ailesinin denizdeki hareketliliği, özellikle Marmara ve İstanbul çevresindeki balıkçılık kültürünün en güçlü geleneklerinden biridir. Eylül sonundan ekime doğru bu balığın adı tezgâhlarda daha sık duyulmaya başlar.</p>
<p>​Balığın peşindeki balıkçı için lüfer yalnızca bir av değildir; yıllardır aktarılan denizcilik bilgisinin, hava ve su hareketlerini okuma becerisinin de bir parçasıdır.</p>
<p>​Akdeniz'de tablo biraz farklı</p>
<p>​Türkiye'nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, “Eylül balıkları” sorusunun tek bir cevabı olmadığını da gösteriyor.</p>
<p>​Akdeniz'de, özellikle Doğu Akdeniz kıyılarında barbun, sardalya, levrek, çipura, karides ve bazı yöresel türler öne çıkabiliyor. Örneğin Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, bölgedeki başlıca ekonomik deniz ürünleri arasında karides, dil balığı, lagos, barbun, palamut, sardalya, mavi yengeç ve gümüş balığını sayıyor.</p>
<p>​Mersin açısından bakıldığında ise barbun ayrı bir yere sahip. Mersin İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, barbunun özellikle Akdeniz'de ve Mersin-Adana hattında ekonomik değeri yüksek türlerden biri olduğunu belirtiyor.</p>
<p>​Dolayısıyla İstanbul'daki balık tezgâhının eylül hikâyesiyle Mersin'deki balıkçının hikâyesi aynı değil. Deniz aynı deniz; fakat suyun sıcaklığı, habitat, göç yolları ve tür çeşitliliği farklı.</p>
<p>​Asıl mesele: Balığı bugün değil, yarın da bulabilmek</p>
<p>​Balık bolluğunu konuşurken çoğu zaman yalnızca fiyatı ve sofradaki lezzeti konuşuyoruz.</p>
<p>​Oysa denizin bize verdiği her balığın arkasında bir ekosistem var.</p>
<p>​Küçük balıkların korunması, avlanma boylarına uyulması, yasak dönem ve alanlara riayet edilmesi ve kaçak avcılığın önlenmesi; balıkçılığın geleceği açısından en az bugünkü av kadar önemli.</p>
<p>​2026-2027 av sezonunun başlamasıyla birlikte kamu kurumları da denetimlerin sürdüğünü vurguluyor. Resmî düzenlemelerde bazı türlerin avlanması tamamen yasak olduğu gibi, farklı türler için boy ve av araçlarına ilişkin kurallar da bulunuyor.</p>
<p>​Çünkü deniz sınırsız değil.</p>
<p>​Balık da sınırsız değil.</p>
<p>​Bugün sofraya gelen balığın yarın da gelebilmesi, aslında bizim denize nasıl davrandığımıza bağlı.</p>
<p>​Ve şimdi tezgâhların zamanı…</p>
<p>​Eylül sonu geldiğinde denizin mutfağı yavaş yavaş değişiyor.</p>
<p>​Palamut, sonbaharın güçlü oyuncularından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>​İstavrit hareketliliğini koruyor.</p>
<p>​Sardalya, yazdan kalan bereketini sürdürüyor.</p>
<p>​Tekir ve barbun, özellikle uygun bölgelerde tezgâhlarda kendini gösteriyor.</p>
<p>​Sonbaharın ilerleyen günleriyle birlikte lüfer ve uskumru gibi türlerin de önemi artıyor.</p>
<p>​Fakat bütün bu isimlerin üzerinde tek bir kelime var:</p>
<p>​Mevsim.</p>
<p>​Balığın mevsiminde tüketilmesi hem lezzet hem de deniz kaynaklarının sürdürülebilirliği açısından önemli.</p>
<p>​Balıkçı için deniz, geçim kapısıdır.</p>
<p>​Tüketici için sofradır.</p>
<p>​Aşçı için mutfaktır.</p>
<p>​Ama aslında hepimiz için deniz, gelecek nesillere bırakılması gereken büyük bir emanettir.</p>
<p>​Bu yüzden eylül sonlarında balık tezgâhlarının önünden geçerken yalnızca fiyat etiketlerine bakmayalım.</p>
<p>​Balığın nereden geldiğine, hangi mevsimde olduğuna, yasal ölçülere uygun olup olmadığına ve soframıza hangi şartlarda ulaştığına da bakalım.</p>
<p>​Çünkü denizin bereketi, ağın dolmasıyla değil; denizin yarın da balık verebilmesiyle ölçülür.</p>
<p></p>
<p>Mehmet GÖKSELLİ</p>
<p>Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hz. Salah ve Müritleri</title>
<link>https://fikirizleri.com/hz-salah-ve-muritleri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hz-salah-ve-muritleri</guid>
<description><![CDATA[ Mısırlı ünlü futbolcu Muhammed Salah’ın Trabzon’da üzerine oturduğu bir taşın âdeta kutsal bir simgeye dönüştürülmesini konu alan bu yazı; futbol fanatizminin ulaştığı boyutları, bireysel absürt davranışları ve toplumsal algıyı eleştirel bir bakış açısıyla ele alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab89399a7ed4.webp" length="68456" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 10:55:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Muhsin Işık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Hz. Salah ve Müritleri</p>
<p class="p1">​Dünyaca ünlü Mısırlı futbolcu Muhammed Salah’ın Trabzonspor’a transferi zaten başlı başına geniş bir yankı uyandırdı. Ülkemizin bir takımında böylesine önemli bir futbolcunun oynaması hepimizi gerçekten gururlandırdı. Trabzon halkının büyük sevgisi ve ilgisiyle karşı karşıya kalan ünlü futbolcu, şaşkınlığını ve sevincini gizleyemedi.</p>
<p class="p1">​Eminim ki bugünlerde daha çok şaşırmıştır. Zira gezi amaçlı gittiği Kurtdere Yaylası’nda soluklanmak için yayladaki bir taşın üzerine oturdu ve fotoğraf çektirdi. Akabinde bu fotoğrafı sosyal medya hesabında paylaştı. Bunu gören bazı Trabzonlular, yaylayı ve taşı âdeta ziyaret akınına uğrattı. Binlerce yıldır orada bulunan sıradan bir taş, aniden kutsal bir objeye dönüştü. Salah ile aynı pozu verebilmek için sıraya geçtiler. Kimisi oturmaya kıyamadı ve taşı öptü.</p>
<p class="p1">​Resmen putperestliğin bir versiyonunu icra ediyorlar. Oysaki Trabzon halkı dindar, vatansever ve inatlarıyla bilinen insanlardır. Böyle mantık dışı davranan bazı kişi veya kişilerin günahını tüm Trabzon halkına mal etmek, tabii ki doğru değildir. Ama sırf iyi oynuyor diye bir futbolcuyu kutsallaştırmak ve temas ettiği şeyleri birer dinî değer olarak ele almak, ne yazık ki bu yörenin insanına yakışmıyor.</p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Muhsin Işık</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pozitif Yönde Düşünmek</title>
<link>https://fikirizleri.com/pozitif-yoende-dusunmek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/pozitif-yoende-dusunmek</guid>
<description><![CDATA[ Hayatınızı değiştirecek en büyük adım, zihninizde attığınız adımdır. Pozitif düşünce sadece soyut bir temenni değil; öğrenilebilir, geliştirilebilir ve yaşam kalitesini doğrudan artıran somut bir beceridir. Bu yazıda; düşüncelerin davranışlarımıza etkisini, hatalardan öğrenme süreçlerini, insan ilişkilerinde sevgi ve güvenin rolünü ve iç huzuru yakalamanın yollarını keşfedeceksiniz. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab625d9494f3.webp" length="14284" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 14:04:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>MEHMET GÖKSELLİ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Pozitif yönde düşünürseniz hayat bir aynadır. Siz ona gülümserseniz o da size gülümser. Yaşamını iyileştirmek isteyen herkes ilk önce pozitif yönde düşünmeyi öğrenmelidir. Çünkü düşünceler inançları, inançlar davranışları, davranışlar da çevre ile etkileşimi belirler. Zihni sağlıklı olanların bedenleri de daha sağlıklı olur. Dolayısıyla pozitif düşünmek hayatın kalitesini ve süresini de artırır. Pozitif yönde düşünme yeteneği öğrenilebilecek bir yetenektir. Bu yeteneği geliştirmek için başkalarının deneyimlerinden faydalanmak etkili bir ilk adım olur. Bu nedenle çevredeki iyimser insanları belirleyip onları örnek almak pozitif düşünme yeteneğini geliştirmeye yardımcı olur.</p>
<p>​Pozitif düşünme yeteneğini kazanmak için insan öncelikle kendisiyle barışık olmalıdır. Bunun için düşüncenin, söylemlerin ve eylemlerin tutarlı olması gerektiği unutulmamalıdır. Bu tutarlılık gösterilmediğinde hem toplumun güveni yitirilir hem de insanın iç huzuru zedelenir.</p>
<p>​En acımasız eleştiriyi, hata yaptığımızda veya negatif düşündüğümüzde çoğu zaman kendimiz yaparız. Hatasız kul olmaz. Yapılan hataları eleştirmek yerine kendimizi geliştirme fırsatı olarak görmek daha yapıcı sonuçlar verir. Pozitif düşünmek, hataları reddetmek değil; onları birer iyileştirme fırsatı olarak görmektir. Pozitif düşünmek, hataların bir dahaki sefer nasıl önlenebileceğini değerlendirmek ve bunun için plan yapmaktır.</p>
<p>​Bu yaklaşımı çevremizdekiler için de uygulamak, insanların bizimle daha olumlu bir etkileşim kurabilmesine yardımcı olur. Bir adada tek başına yaşamanın güçlüğünü göz önüne getirdiğimizde, çevremizle etkileşimin hayatımızın ne kadar önemli bir parçası olduğunu daha iyi anlarız. Bu etkileşimin kalitesini artırmak, hayat kalitemizin de artmasına yardımcı olur.</p>
<p>​Olumlu düşünebilmek için cümlelerimizden olumsuz kelimeleri silmeye çalışmalıyız. Bu yaklaşım, her olayın olumlu yönlerini görebilme yeteneğini geliştirmeye de yardımcı olur. Çünkü kelimeler düşünceyi ve inançları tetikler.</p>
<p>​Hayata yaklaşımda sorumluluk almak ancak esnek bir tutumu benimsemek olumlu yaşam için önemli bir girdidir. Hayatta ulaşmak istediklerimizin kendiliğinden gelmeyeceğini, geleceği şekillendirmek için bugünden çaba gösterilmesi gerektiğini kavramalıyız. Ancak geleceği şekillendirmenin, geleceği belirlemek manasına gelmediğini de anlamalıyız.</p>
<p>​Dolayısıyla zihinsel açıdan sağlıklı olabilmek için gerçekleri kabullenmeyi de öğrenmek gerekir. Ancak gerçekleri kabullenmek onlara boyun eğmek demek değildir. Önemli olan gerçekleri görmek ve onlardan değiştirebileceklerimiz için yapıcı eylemlerde bulunmaktır.</p>
<p>​Pozitif düşünmek ve pozitif yaşamak için insan kendine ve çevresine güvenmelidir. Hayatı sadece onu değiştirebileceğine inananlar iyileştirir. Kendine ve çevresine güvenen, inançlı ve azimli insanlar hayatın kalitesini artırır; kendileri ve çevreleri için mutluluk kaynağı olur.</p>
<p>​Dünyada iki büyük güç vardır: Biri korku, diğeri ise inançtır. Pozitif düşünebilmek için insanın korkularını da yenmesi gerekir. Korkuları yenmenin en etkili aracı ise inançtır. Tanrı'ya inanmak, hayatta değiştiremediklerimiz karşısında iç huzuru bulabilmeyi sağlar. Değiştirmek istediklerimiz için elimizden gelen çabayı gösterdikten sonra hayırlı bir sonuç beklentisiyle Tanrı'ya havale etmek stresi azaltır ve daha sağlıklı bir hayat yaşamaya fırsat tanır.</p>
<p>​Düzenli olarak fiziksel ve ruhsal egzersiz yapmak; insanda olumlu düşünmeyi, sağlıklı ve dengeli yaşamı geliştirir.</p>
<p>​Yaşam, ulaşılan sonuçlar değil; istenene ulaşmak için yürüttüğümüz süreçtir. Bu süreçte bilinçli çaba göstermek, tutarlı olmak ve çevremize güven vermek ulaşılan sonuçlardan çok daha büyük mutluluk kaynağıdır.</p>
<p>​Bu süreçte en önemli ve kalıcı kazanımlardan biri de elde edilen sonuçlar değil, öğrenimlerimizdir. Öğrenmek için sürekli çaba göstermek gelişmenin temelidir. Bu çaba, gerçekleri kabullenme ve aynı zamanda onları değiştirme gücünü kazanmak için faydalıdır.</p>
<p>​Yaptığı işe inançla sarılan kişiler büyük bir coşku ile çalışırlar. Bu coşku onları başarıya götürür ve olumlu etki yapmalarını sağlar. Bu nedenle insanın sevdiği konulara eğilmesi büyük önem taşır.</p>
<p>​Hayatta en eşit şekilde dağıtılmış kaynak zamandır. Herkes için gün 24 saattir. Zamanı iyi kullanmak; ileride değişmesini istedikleriniz için önceden adımlar atacak cesareti ve uzak görüşlülüğü göstermek, insanın olumlu düşünce yeteneğini de geliştirir.</p>
<p>​Olumlu düşüncenin temelinde sevgi yatar. Olumlu düşünebilmek için insanları sevmek, onlara bir şeyler kazandırabilmenin heyecanını yaşamak gerekir. Kendini iyi hissetmenin yolu, içten bir duyguyla başkalarına yardım edebilmektir.</p>
<p>​Hayatta iki değer var ki paylaştıkça artıyor: Sevgi ve bilgi. Sevgisini ve bilgisini paylaşan insanlar en büyük zenginliğe kavuşan insanlardır.</p>
<p>​Hayatta mutluluk pozitif düşünme ile başlar, pozitif söylem ve eylemlerle gelişir, paylaşılan sevgi ve bilgiyle doruğa erişir.</p>
<p></p>
<p>Mehmet GÖKSELLİ </p>
<p>Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MERHAMET</title>
<link>https://fikirizleri.com/merhamet-4723</link>
<guid>https://fikirizleri.com/merhamet-4723</guid>
<description><![CDATA[ Merhametimizi kaybettiğimiz gün, yalnızca başkalarına değil, aslında kendimize de yabancılaşacağız. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab56f432c2a3.webp" length="20846" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 11:43:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MERHAMET </p>
<p>Gün geçmiyor ki bir başka acının görüntüsü düşmesin ekranlarımıza. Bir çocuğun gözyaşı, sokakta üşüyen bir hayvan, yalnız bırakılmış bir yaşlı, çaresizce yardım bekleyen bir insan…</p>
<p>İzliyoruz, birkaç saniye susuyoruz, belki bir cümle kuruyoruz ve sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.</p>
<p>Acılar çoğaldıkça insanın vicdanı da alışır mı?</p>
<p>Asıl korkutucu olan belki de budur. Bir zamanlar yüreğimizi titreten görüntülere bugün birkaç saniye bakıp geçebilmek… Başkasının acısını kendi hayatımızın dışında sanmak…</p>
<p>“Bana dokunmuyor.” diyerek vicdanımızın kapısını kapatmak.</p>
<p>Oysa merhamet, yalnızca üzülmek değildir. Merhamet; gördüğün haksızlık karşısında susmamaktır. Gücü yetmeyene el uzatmaktır. Sokakta aç kalan bir canlıyı görmezden gelmemektir. Bir çocuğun korkusunu anlamaya çalışmaktır. Yaşlı bir insanın yavaş yürüyüşüne sabır göstermektir. Bir annenin çaresizliğini, bir babanın sessizliğini, bir insanın kimseye anlatamadığı derdini hesaba katabilmektir.</p>
<p>Bugün dünyada teknoloji gelişiyor, iletişim hızlanıyor, insanlar birbirine saniyeler içinde ulaşabiliyor. Fakat garip bir şekilde birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz. Parmaklarımız ekranlarda hızla hareket ederken kalplerimiz birbirinden uzaklaşıyor.</p>
<p>Bir haberi paylaşmak kolaydır; o haberin içindeki insanın acısını gerçekten hissetmek zordur.</p>
<p>Bir cümleyle öfkemizi göstermek kolaydır; öfkelendiğimiz insanın neden o hâle geldiğini anlamaya çalışmak zordur.</p>
<p>Bir başkasını yargılamak kolaydır; onun taşıdığı yükü omuzlamaya çalışmak zordur.</p>
<p>Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey biraz yavaşlamak ve birbirimize yeniden insan gözüyle bakabilmektir.</p>
<p>Çünkü merhamet zayıflık değildir. Aksine insanın sahip olabileceği en büyük güçlerden biridir. Güçlü olduğu hâlde incitmemeyi seçmektir merhamet. Haklı olduğu hâlde karşısındakini ezmemektir. Elinden geldiği hâlde bir başkasının çaresizliğini fırsata çevirmemektir.</p>
<p>Bir toplumun gerçek zenginliği yalnızca binaları, yolları, teknolojisi ya da ekonomisiyle ölçülmez. O toplumun güçsüzüne nasıl davrandığıyla da ölçülür.</p>
<p>Bugün bir çocuğun başını okşayan el, yarının daha güzel dünyasını kurabilir. Bugün aç bir hayvanın önüne bırakılan bir kap su, insanlığımızın hâlâ ölmediğini gösterebilir. Bugün kimsenin fark etmediği bir insanın yanında durmak, onun hayatında unutamayacağı bir iz bırakabilir.</p>
<p>Dünyayı tek başımıza değiştiremeyebiliriz.</p>
<p>Ama bir insanın dünyasını değiştirebiliriz.</p>
<p>Bazen bir kap yemekle, bazen bir güzel sözle, bazen yalnızca “Nasılsın?” diye gerçekten sorarak…</p>
<p>Çünkü insanlık büyük sözlerle değil, küçük iyiliklerin çoğalmasıyla ayakta kalır.</p>
<p>Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:</p>
<p>Biz dünyaya ne kadar merhamet bırakıyoruz?</p>
<p>Çünkü günün sonunda geriye ne kadar kazandığımızdan, ne kadar tanındığımızdan ya da kaç kişiye üstün geldiğimizden çok; kimlerin hayatına dokunduğumuz kalacak.</p>
<p>Merhametimizi kaybettiğimiz gün, yalnızca başkalarına değil, aslında kendimize de yabancılaşacağız.</p>
<p>O yüzden hâlâ geç değil.</p>
<p>Birbirimize yeniden insan gibi bakabiliriz.</p>
<p>Çünkü dünyanın en çok ihtiyacı olan şey, daha yüksek sesler değil; daha merhametli kalpler.</p>
<p>Derya YAĞMUR </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BETONUN  ALTINDAKİ NABIZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/betonun-altindaki-nabiz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/betonun-altindaki-nabiz</guid>
<description><![CDATA[ Ne kadar gri bir dünyada yaşarsak yaşayalım, içimizdeki o vahşi nehir ve kendi gerçeğimizi yaratma gücümüz hâlâ bizimle. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab6300e90398.webp" length="55666" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 11:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>   <strong>BETONUN ALTINDAKİ NABIZ ​</strong></p>
<p>İnşa ettiğimiz odaların altında, zamanın ve unutuluşun katmanları arasında kökler hâlâ uyanık. Bunu en çok, gecenin en sağır, en bıçak sırtı saatlerinde hissedersiniz, döşeme tahtalarının, kalın halıların ve yorgun zeminlerin altından yukarıya doğru yavaşça, huysuz bir kalp gibi sızan o derin nabzı. Orada, unuttuğumuzu sandığımız yalnızca hatırlandığı an sızlamak için bekleyen paslı, demir sürgülü bir kapı var. ​Sabah, bu şehirde hiçbir zaman bir doğanın uyanışı olarak gelmez gri dikdörtgenlerin, alüminyum pencere kasalarının ve dik açılı odaların arasına sıkışmış bir alarm sesiyle enjekte edilir. Beton, gökyüzünün hürriyetini tutar ve onu ehlileştirir, boğar ve steril birer blok haline getirir.</p>
<p>Ödünç alınmış bir sessizliği taşıyoruz omuzlarımızda. Metronun demir gıcırtılarından, asansörlerin metalik uğultusundan ve asfalttan yansıyan o tekdüze tınıdan arta kalan ne varsa, hepsini üstümüze giyinip ölçülüp biçilmiş, dakikası dakikasına hesaplanmış başka bir günün içine adım atıyoruz. ​Ne var ki, dişlerin ve dilin hemen arkasında, o ezberlenmiş kibar cümlelerin altında, asi bir nehir hâlâ kendi adını fısıldayarak akıp gidiyor. Kimseye görünmeden, derinden, ıslak ve coşkulu bir inatla aşındırarak. ​Biz buraya tesadüfen düşmedik.</p>
<p>Bu koca evren, dışarıdan bakıldığında soğuk ve mekanik görünebilir, lakin o, muazzam ve kusursuz bir simülasyondur. Çıplak gözle görünenin ötesinde, saf seslerden, kadim tonlardan ve ilkel harflerden örülmüştür bu varlık sahnesi. Her insan, bu devasa akışın içine düşmeden evvel, ruhunun ölçüsüne göre bilinçli bir giysi seçer. Yaratıcı’nın o sonsuz, yakıcı gücünü ve ihtişamını kendi teninde, kendi acziyetinde deneyimleyebilmek için üzerine geçirdiği ağır ve mukaddes bir kumaştır bu beden.</p>
<p>​Ve isimler. İsimler asla tesadüfi birer etiket değildir. Onlar, ruhun en derin katmanlarında yankılanan kadim frekanslardır. Kimliğimizi, attığımız adımların ritmini, karanlıkta yönümüzü bulduğumuz pusulayı ve bu evrendeki nihai yaşam amacımızı ince ince, nakış gibi işlerler.</p>
<p>Kimi isimler kış rüzgarları gibi keskindir, kimi isimler ise mermere işlenmiş en nadide zarafeti temsil eder. ​</p>
<p>Dinle...</p>
<p>​Şimdi, bu satırları okurken dur ve kulak ver. Kendi ellerimizle inşa ettiğimiz o yapay odaların, tık nefes koridorların altında bile hayat hâlâ nefes alıyor. Üstümüzde soğuk, yontulmuş taş, altımızda ise her şeyi, herkesi ve dökülen her gözyaşını hafızasında tutan kadim bir toprak var.</p>
<p>İçimizden, kemiklerimizin ve damarlarımızın arasından süzülüp geçen o sessiz hareketi hisset. İnsan eliyle örülmüş o beton duvarlar, bir zamanlar damarlarımızda özgürce, deli fişek akan o vahşi nehri köreltebilir, sesini boğuk bir hırıltıya dönüştürebilir. Pencereler, dışarıdaki mevsime bile ihanet edip yalnızca ödünç alınmış gri bir kareyi çerçeveleyebilir, bir zamanlar yaprakların hışırtıyla yeşerdiği köşelerde, bugün yalnızca güneş ışığında dans eden ince bir toz tabakası birikebilir. ​Her sabah o ağır, görünmez prangalarla uyanıyoruz uykumuzdan. Ama bilmeliyiz ki biz, isimsiz ve sahipsiz bir evrende körlemesine sürüklenen anlamsız tesadüflerden ibaret değiliz. Buraya, bu zamana, bu coğrafyaya geliş biçimimizde bile sessiz, köklü bir bilgelik saklı. ​Çünkü bilirsiniz, doğru ve inançla söylenmiş bir isim, kapalı kalmış ağır bir kapıyı aralayabilir. Doğru seçilmiş bir kelime, kör karanlıkta yolunu şaşırmış bir ruha pusula olabilir.</p>
<p>Ve insanın attığı her imza, verdiği her karar, sonunda kendi elleriyle ördüğü bir tasarıma dönüşür. ​Gürültüden önce, korkudan önce, yarının getireceği o donuk kaygıdan çok ama çok evvel. Bizi bu odalara, bu hayata ve bu zamana çeken gizli, inatçı ve cevaplanmayı bekleyen tek bir soru vardı. ​Hayat, tam olarak neyin hatırına başladı?</p>
<p>             <strong>DİLEK SARIKAYA</strong></p>
<p><strong> Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SEVDİKLERİMİZİN İÇİNDE YALNIZLIK</title>
<link>https://fikirizleri.com/sevdiklerimizin-icinde-yalnizlik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sevdiklerimizin-icinde-yalnizlik</guid>
<description><![CDATA[ Bazen hayat, istediklerimizi vermeyerek bize kendimizden vazgeçmemeyi öğretir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab16c7799a65.webp" length="60892" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 06:44:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esra Doğan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen bir şeyi çok isteriz, uğruna sabreder, umut ederiz. Ama ne kadar istesek de olmaz. İnsan en çok da verdiği emeğe, kurduğu hayallere üzülür. Bir de sevdiklerimiz vardır… Onlardan büyük şeyler beklemeyiz. Biraz anlaşılmak, biraz önemsenmek, bir kez olsun kendi isteklerinden önce bizim hislerimizi düşünmeleri yeter. Ama bazen sen onun kırılmaması için kendinden vazgeçerken, o senin kırıldığını bile görmezden gelir. Senin duyguların ertelenebilir, kendi istekleri ise her zaman önceliklidir. İşte insanı en çok bu incitir. Çünkü sevilmemek kadar ağır olan bir şey varsa, sevildiğini sanarken önemsenmediğini fark etmektir. Bir gün anlarsın ki bazı insanlara kendini anlatmak değil, kendini onlardan korumak gerekir. Her istediğimiz olmayabilir, herkes bizi anlamayabilir. Ama hiç kimsenin ihmali, bizim değersiz olduğumuzu göstermez. Bazen hayat, istediklerimizi vermeyerek bize kendimizden vazgeçmemeyi öğretir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KİM BU PONZİ?</title>
<link>https://fikirizleri.com/Bir-Doland%C4%B1r%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k-Hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Bir-Doland%C4%B1r%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k-Hikayesi</guid>
<description><![CDATA[ İnsanlar gerçekten para kazandıkları için mi sisteme inanmıştı, yoksa başkalarının kazandığını gördükleri için mi? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab32c2a50407.webp" length="35924" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 04:34:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Muhsin Işık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir insanın adı nasıl bir dolandırıcılık sistemine dönüştü?</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">1920 yılı…</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Amerika Birleşik Devletleri’nin Boston şehrinde insanların önünde tek bir soru vardı:</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir insan, parasını sadece 45 günde yüzde 50 artırabilir miydi?</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bu vaadin arkasındaki isim Charles Ponzi’ydi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">1882 yılında İtalya’nın Parma kentinde doğan Ponzi, genç yaşta Amerika’ya göç etti. Hayatının ilerleyen yıllarında farklı işlere girişti, ancak onu tarihe geçiren şey bir yatırım sistemi oldu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ponzi, insanlara olağanüstü kazançlar vaat ediyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İddiaya göre sisteminin arkasında uluslararası posta cevap kuponları bulunuyordu. Ponzi, farklı ülkelerdeki kupon fiyatları arasındaki farktan yararlanarak büyük miktarda para kazanabileceğini söylüyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İnsanlar ona inanmaya başladı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ve ardından inanılmaz bir şey gerçekleşti.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İnsanlar paralarını Ponzi’ye vermek için sıraya girmeye başladı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İlk yatırımcılardan bazıları gerçekten de vaat edilen parayı aldı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Fakat burada sistemin en önemli sırrı ortaya çıkıyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bu paralar, söylendiği gibi büyük bir ticari kazançtan gelmiyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ponzi, sisteme sonradan giren yatırımcıların parasını, daha önce giren yatırımcılara ödüyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Böylece ilk yatırımcı parasını ve kârını alınca çevresine sistemi anlatıyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Yeni insanlar geliyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Yeni para giriyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Eski yatırımcılara ödeme yapılıyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bu ödemeler de daha fazla insanın sisteme güvenmesini sağlıyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Sistem büyüdükçe Ponzi’nin şöhreti de büyüdü.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Gazeteler onu konuşuyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İnsanlar onu başarılı bir finansçı olarak görüyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ancak sistemin çok basit bir zayıflığı vardı:</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sürekli yeni para gelmek zorundaydı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Yeni yatırımcıların sayısı azaldığında veya insanlar paralarını geri istemeye başladığında sistemin gerçek yapısı ortaya çıkacaktı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">1920 yılında Boston Post gazetesi Ponzi’nin faaliyetlerini araştırmaya başladı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Şüpheler büyüdü.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Yetkililerin incelemeleri başladı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ve yatırımcıların paralarını geri istemesiyle sistem üzerindeki baskı arttı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Sonunda gerçek ortaya çıktı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ponzi’nin anlattığı ölçekte gerçek bir yatırım kârı yoktu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ortada sürekli büyüyen bir servet değil, yeni yatırımcıların parasıyla ayakta duran bir sistem vardı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Charles Ponzi tutuklandı ve dolandırıcılıktan mahkûm edildi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Fakat Ponzi’nin adı artık çoktan tarihe geçmişti.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Onun adı, daha sonra benzer sistemleri tanımlamak için kullanılmaya başlandı:</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ponzi Scheme…</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Türkçesiyle:</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ponzi Sistemi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bugün bir yatırım fırsatında olağanüstü ve garantili kazanç vaatleri duyduğumuzda, insanların sorduğu en önemli sorulardan biri hâlâ aynıdır:</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Bu para gerçekten nereden geliyor?”</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Çünkü bir sistemin gerçek olup olmadığını anlamanın en önemli noktalarından biri, kazancın kaynağını bilmektir.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Charles Ponzi’nin hikâyesi yaklaşık yüz yıl önce yaşandı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ama sistemin temel mantığı hâlâ aynı:</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yeni para geldikçe büyüyen bir yapı…</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yeni para kesildiğinde ise çöken bir yapı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ve belki de Ponzi’nin hikâyesinden geriye kalan en önemli soru şudur:</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İnsanlar gerçekten para kazandıkları için mi sisteme inanmıştı, yoksa başkalarının kazandığını gördükleri için mi?</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SÖZCÜKLERİN ARDINDAKİ SORUMLULUK : YAZARLIK</title>
<link>https://fikirizleri.com/soezcuklerin-ardindaki-sorumluluk-yazarlik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/soezcuklerin-ardindaki-sorumluluk-yazarlik</guid>
<description><![CDATA[ Yazarlığın kelimelerden önce gözlem, merak ve insanı anlama çabasıyla başladığını anlatan bir yazı. İyi yazının ölçüsünü görünürlükte değil, okurun zihninde bıraktığı izde arıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab0391270636.webp" length="46342" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 04:02:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>MEHMET GÖKSELLİ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yazarlık, kelimeleri yan yana getirme sanatı değildir yalnızca. Kelimelerin arasındaki sessizliği de duyabilmektir.</p>
<p>Bir insanın yazmaya başlaması çoğu zaman bir cümleyle olur. Kimi zaman çocuklukta duyulan bir hikâye, kimi zaman yaşanmış bir kayıp, kimi zaman da kimsenin sormadığı bir sorunun zihinde yıllarca büyümesi… Yazı, insanın içinde birikenlerin dışarı çıkma biçimlerinden biridir. Fakat yazmaya başlamakla yazar olmak arasında uzun, sabırlı ve çoğu zaman yalnız yürünecek bir yol vardır.</p>
<p>Çünkü yazar, yalnızca anlatan kişi değildir; gören kişidir.</p>
<p>Herkes aynı sokağın içinden geçebilir. Fakat yazar, o sokağın duvarındaki çatlağı, penceredeki ışığı, kaldırımda aceleyle yürüyen insanın yüzündeki tereddüdü fark eder. Başkalarının sıradan dediği ayrıntının içinde bir hikâye bulur. Asıl yazarlık biraz da budur: Hayatın herkesin baktığı yerine değil, herkesin gözden kaçırdığı yerine bakabilmek.</p>
<p>İyi bir yazarın en önemli malzemesi kelime haznesi değil, hayat tecrübesidir.</p>
<p>Elbette dil bilgisi önemlidir. Üslup önemlidir. Okuma birikimi, araştırma, disiplin ve teknik bilgi önemlidir. Ancak bütün bunların üzerinde bir şey vardır: İnsanları anlayabilme çabası.</p>
<p>Çünkü insanı anlamadan yazılan metin, ne kadar gösterişli olursa olsun, çoğu zaman yalnızca iyi düzenlenmiş cümlelerden ibarettir.</p>
<p>Gerçek yazı ise okurun zihninde bir kapı açar.</p>
<p>Bugün yazmak hiç olmadığı kadar kolay.</p>
<p>Bir düşünceyi saniyeler içinde binlerce kişiye ulaştırabiliyoruz. Sosyal medya, dijital yayıncılık ve yeni iletişim araçları, yazarlığın sınırlarını genişletti. Fakat bu kolaylık beraberinde önemli bir soruyu da getirdi:</p>
<p>Çok yazmak, gerçekten yazmak mıdır?</p>
<p>Değildir.</p>
<p>Yazarlık, görünür olmakla aynı şey değildir.</p>
<p>Bir metnin çok okunması onun mutlaka iyi olduğu anlamına gelmediği gibi, az okunması da değersiz olduğu anlamına gelmez. Yazarın işi alkış toplamak değil, önce kendi cümlesine karşı dürüst olmaktır.</p>
<p>Bu nedenle gerçek yazarın ilk okuru kendisidir.</p>
<p>Yazdığı cümleyi yeniden okur. Gereksiz kelimeyi çıkarır. Fazla süslü ifadeyi sadeleştirir. Kendisini tekrar ettiğini fark ederse geri döner. Başkasının sesini kendi sesi zannetmemeye çalışır.</p>
<p>Ve en önemlisi, yazdığı metnin arkasında durabilecek kadar sorumluluk sahibi olur.</p>
<p>Köşe yazarlığı ise bu sorumluluğu daha da büyütür.</p>
<p>Çünkü köşe yazarı yalnızca kendi adına konuşmaz; okurun karşısında bir düşünce alanı oluşturur. Bir olayın farklı yönlerini göstermek, görünmeyeni görünür kılmak, sorulmamış soruları sormak ve gerektiğinde toplumun alıştığı kabulleri yeniden düşünmeye davet etmek, köşe yazarının temel görevleri arasındadır.</p>
<p>Fakat burada ince bir çizgi vardır.</p>
<p>Yazarın güçlü bir fikrinin olması başka şeydir, okura ne düşüneceğini dikte etmesi başka.</p>
<p>Nitelikli köşe yazısı, okurun yerine karar vermez. Ona düşünmesi için malzeme verir.</p>
<p>İyi bir köşe yazarı, “Ben böyle düşünüyorum, sen de böyle düşünmelisin.” demekten ziyade, “Bu meseleye bir de buradan bakmayı dene.” diyebilendir.</p>
<p>Çünkü yazının gerçek gücü, okuru susturmasında değil, onu düşündürmesindedir.</p>
<p>Peki, iyi bir yazar nasıl yetişir?</p>
<p>Öncelikle çok okuyarak.</p>
<p>Ama yalnızca kitap okuyarak değil.</p>
<p>İnsan okuyarak.</p>
<p>Sokak okuyarak.</p>
<p>Tarihi, siyaseti, ekonomiyi, sanatı, bilimi, gündelik hayatı okuyarak…</p>
<p>Bir şehrin sabahını gözlemleyerek, bir esnafın konuşmasını dinleyerek, yaşlı bir insanın geçmişini merak ederek, gençlerin kaygılarını anlamaya çalışarak…</p>
<p>Yazarın dünyası ne kadar genişlerse cümlesi de o kadar derinleşir.</p>
<p>Bunun yanında yazmak gerekir. Her gün. İyi yazmak için bazen kötü yazmayı göze alarak.</p>
<p>Çünkü yazarlıkta kusursuz ilk taslak diye bir şey yoktur. İyi metin çoğu zaman yazıldıktan sonra başlar. İlk cümle yalnızca kapıyı açar; asıl emek, içeride yapılan düzeltmelerde ortaya çıkar.</p>
<p>Yazarın masasında sabır, defterinde merak, zihninde şüphe olmalıdır.</p>
<p>Kendi doğrularından bile zaman zaman şüphe edebilmelidir.</p>
<p>Bir de şu gerçeği unutmamak gerekir:</p>
<p>Yazarlık, insanın kendisini anlatma biçimi olduğu kadar başkasının hikâyesine hakkını verme sorumluluğudur.</p>
<p>Bir işçinin emeğini yazıyorsanız onun hayatını yalnızca bir “konu” olarak görmemelisiniz.</p>
<p>Bir annenin acısından söz ediyorsanız o acıyı kendi cümlenizin gösterişli bir süsüne dönüştürmemelisiniz.</p>
<p>Bir toplumun sorunlarını anlatıyorsanız insanları rakamlara indirgememelisiniz.</p>
<p>Çünkü her istatistiğin arkasında bir insan vardır.</p>
<p>Her haberin arkasında bir hayat.</p>
<p>Her sessizliğin içinde söylenmemiş bir cümle.</p>
<p>Yazar, işte o cümleyi duymaya çalışandır.</p>
<p>Belki de bu yüzden yazarlık, çağımızın en gerekli mesleklerinden biri olmaya devam ediyor.</p>
<p>Çünkü bilgi çoğaldıkça anlam arayışımız bitmiyor.</p>
<p>Tam tersine, daha da büyüyor.</p>
<p>İnsan bugün geçmişe göre çok daha fazla şey biliyor olabilir. Fakat neyin önemli olduğunu, neyin unutulmaması gerektiğini, hangi hikâyenin anlatılmaya değer olduğunu hâlâ sormak zorunda.</p>
<p>Yazarın asıl görevi de burada başlıyor.</p>
<p>Dünyayı değiştirmek gibi büyük iddialardan önce, dünyaya başka bir gözle bakmayı mümkün kılmak.</p>
<p>Bazen tek bir cümleyle.</p>
<p>Bazen bir hikâyeyle.</p>
<p>Bazen de kimsenin konuşmadığı bir konuda sessizliği bozarak.</p>
<p>Çünkü iyi yazı, yalnızca okunmaz.</p>
<p>İnsanın içinde bir süre daha yaşamaya devam eder.</p>
<p>Ve belki gerçek yazarlığın ölçüsü de budur:</p>
<p>Gazetenin sayfası kapandıktan, ekran karardıktan ve kelimeler gözden uzaklaştıktan sonra bile zihnimizde dolaşan bir cümle bırakabilmek.</p>
<p>Yazarın kalemi susar.</p>
<p>Ama iyi yazının yankısı kolay kolay susmaz.</p>
<p></p>
<p>Değerli okurlarımıza sevgi dolu selamlarımı iletirken sağlık, huzur ve mutluluk dolu yıllar dilerim.</p>
<p>Sağlıcakla kalın.</p>
<p></p>
<p>Mehmet GÖKSELLİ</p>
<p>Editör &amp; Yazar &amp; Yayın Kurulu Üyesi &amp; Denetmen</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SEYİR VARDİYASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/seyir-vardiyasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/seyir-vardiyasi</guid>
<description><![CDATA[ &quot;İnsanı en çok da kendini aradığı anlar ele verir; ne zaman soluk almak istesek, içimizde sessiz bir seyir vardiyası başlar.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab2ea7799add.webp" length="13488" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 03:53:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Seyir vardiyası için tüm hazırlıklar tamam. İnsanı en çok da böyle anlar ele veriyor; ne zaman dönüşmek, değişmek ya da sadece soluk almak istesek, içimde muazzam bir yolculuk başlıyor. Fikirleri özgürce salıvermek, daha çok yazmak, iç dökmek ve belki de zamana modern bir gözyaşı bırakmak...</span></p>
<p><span>Kalemim bu aralar halka açık bir seyir vardiyasında. Kahverengi mevsimin tam ortasında, yorgunluğumun içinden süzülürken yaşamak, içsel bir direnişe bürünüyor. Bu sıralar beni yavaşlayan sabahların içine demli bir çayın kokusu uyandırıyor. İçimdeki o seyir vardiyası kendi yolunda sakince süzülürken zihnim kaygılardan arınıyor; tıpkı bir yağmur sonrası gibi demleniyorum.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kadın</title>
<link>https://fikirizleri.com/kadin-4693</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kadin-4693</guid>
<description><![CDATA[ Gece ile gündüz gibi birbirini tamamlayan iki yarım… Kadın ve erkeğin varoluşsal dengesini, gücün adaletle imtihanını ve bir toplumun geleceğini şekillendiren kadın bilincini felsefi bir süzgeçten geçiriyoruz. İnsanın kendi hakikatini arayışına dair edebi bir yazı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab0f4c69399f.webp" length="17318" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 12:34:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>MEHMET GÖKSELLİ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yeryüzünde yaratılmış şeref, onur, namus ve haysiyetin iki temsilcisinden biri olan kadın, dünyanın neresinde olursa olsun varlığıyla erkeğe eşit olduğu gibi dişiliğiyle de erkeğe eştir.</p>
<p>​Dünyada kadın ve erkek birbirini tamamlayıp bütünleyen iki varlıktır. Her ikisi birbirini oluşturup tamamlar. İkisi bir araya gelmeden var olup yaşayamaz. Her ikisinin var olup yaşaması, birbirinin varlığına bağlıdır. Dolayısıyla her iki varlık da yaratılışları itibarıyla birbirine benzerken erkek ve dişi olarak benzersizlikleri de ikisini birbirinden ayırmaktadır.</p>
<p>​Kadın ile erkek arasındaki bu farklılık gece ile gündüz gibidir. Bu yüzden kadın ile erkek arasındaki eşitlik ve farklılık, tıpkı bir günü oluşturan gece ile gündüz gibidir. Ne gecenin gündüze ne de gündüzün geceye bir üstünlüğü vardır. Her ikisinin varlığı bir günü oluşturur. Oluşan her gün hayatı; hayattaki varlıkları oluşturup devamlılığını sağlar.</p>
<p>​Devamlılıkta her iki taraf için de eşitlik vardır. O da hayatın içinde saklıdır; yaşanmadan anlaşılmaz. Çünkü egoların üstü bencillikten dolayı örtülüp kapatılmıştır. Kimse kimseyi tanımak istemiyor. Sevip sevilerek yaşadığı hayatı paylaşıp kolaylaştırmak, güzel bir hayat yaşamak istemiyor; çünkü külfetine katlanamıyor.</p>
<p>​Kolaycılık da hayatı ve birlikteliği ucuzlatıp değerini düşürüyor. Emeksiz hiçbir hayat güzel ve kalıcı olmaz.</p>
<p>​Dolayısıyla işin başlangıcında fark edilmeyip görünmeyen kadın ile erkek eşitliği; tıpkı bir günü oluşturan gece ile gündüzün her gün birbirinden farklı olmasına rağmen, sonunda aradaki zaman farkının ortadan kalkıp birbirine eşit hâle gelmesi gibidir.</p>
<p>​Yıl içinde biri belirli bir zamana kadar sürekli uzar, diğeri de aynı zaman dilimi içinde sürekli kısalır. Sonunda uzayan ile kısalan birbirine eşit hâle gelir.</p>
<p>​Bu durum bize dünyadaki hiçbir yaşamın rastgele olmadığını; her işin bir denge üzere, ölçülü yaşanacağını gösterir.</p>
<p>​Demek ki birbirine benzer yaratılmış hiçbir varlık ne birbirine denk ne de birbirine eşittir. Denkliği ve eşitliği sağlayan, bizzat yaşanılan hayatın kendisidir. Hayat içindeki tüm varlıkların ölçü içerisindeki dengeyi bozmayacak, sevgi ve saygı çerçevesindeki yaşamıdır. Kendine benzer hiçbir varlığın, kendi gibi olan başka bir varlığa karşı üstünlüğü ya da aşağılığı yoktur.</p>
<p>​Ancak birbirine benzer olan her varlık, birbirinin karşıtıyla var olup yok olur. Yaşayıp varlıklarını sürdürürken de birbirlerine karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirerek birbirlerinin eksiğini giderirler.</p>
<p>​Bu yüzden kadın ve erkek, yaşadıkları hayat içinde sadece birbirlerinin eksikliklerini gidermezler; hayatın içinde bir çekim alanı oluşturarak kendi varlıklarının devamını da sağlarlar.</p>
<p>​Kadın ve erkek sadece kendi egoları için yaşamazlar. Dünyadaki varlıklarının devamı için de birbirlerine karşı görev ve sorumlulukları vardır. Bu görev ve sorumluluğun yerine getirilmesi için de elbette birbirlerine muhtaçtırlar.</p>
<p>​Bu ihtiyaç ve muhtaçlık insanı insanlıktan çıkarmamalıdır. Kadın kadınlığını, erkek de erkekliğini bilmelidir.</p>
<p>​Ancak bu şekilde kadın kadın, erkek de erkek olur.</p>
<p>​İşte o zaman; birbirine benzer fakat birbirinin karşıtı olarak yaratılmış olan bu iki varlık, her ne kadar hayatı birlikte yaşayıp devamlılığını sürdürmede birbirlerine muhtaç olsalar da yaratılışları itibarıyla elbette birbirlerinden farklıdırlar. Yaratılışlarındaki bu farklılıklar da elbette aralarındaki eşitliği etkiler. Buradaki en belirgin özellik ve en büyük fark, güç farkıdır.</p>
<p>​Her yerde hak, hukuk ve adaleti güç oluşturur, güç sağlar. Güçsüzün hakkı, hukuku ve adaleti olmaz. Hak, hukuk ve adalet sahibi olunmayınca para, mal ve mülk sahibi de olunmaz.</p>
<p>​Bu yüzden çağdaş bir ülkede adalet sadece güçlüden yana olmamalı; güçsüzün de güçlü kadar hakkının ve hukukunun korunması için kurulmalıdır.</p>
<p>​Adalet mülkün temelidir. Temelinde adalet olmayan her mülk, her yapı yıkılır. Bir ülkede adalet; deveyle pireyi, kralla köleyi bir ederse işte o zaman o ülkede adalet var demektir; millet özgür ve yıkılmaz demektir.</p>
<p>​Yoksa kadın her yerde kadındır. Her yerde hepimizin anası, bacısı, teyzesi, halasıdır. Kadın ister köylü ister şehirli, ister okumuş ister cahil olsun; ister Amerikalı ister Türk, ister Asyalı ister Avrupalı olsun... Dünyanın neresinden olursa olsun kadın kadındır, kadın anadır.</p>
<p>​Analarımız hangi ırktan, hangi renkten, hangi milletten, hangi soy soptan olurlarsa olsunlar kadınlıkta ve analıkta hiçbirinin bir diğerinden bu bağlamda hiçbir farkı yoktur.</p>
<p>​Ancak bu durum erkeğin çıkarının olduğu her yerde bozuluyor. Kadın, sadece kadın olmaktan değil, insan olmaktan da çıkarılıyor. İşte asıl sorun burada başlıyor.</p>
<p>​Bu durum insanlığın yaratılışından beri böyledir; insanlık var oldukça da böyle devam edecektir.</p>
<p>​Dolayısıyla doğup var olan her kızımız, her bacımız sonunda bir eş, bir kadın ve bir ana olmaya adaydır.</p>
<p>​Erkeğin kadına oranla daha güçlü yaratılışı, günümüz dünyasında kadının hak ve hukukunun sağlanıp korunmasında sorun oluşturuyor. Bu da toplum vicdanını yaralayıp rahatsız ediyor.</p>
<p>​Sorun burada kadında değil; haktan, hukuktan yana adaletli olmayan erkektedir.</p>
<p>​Yoksa Havva anamızdan beri kadın kadındır; hep doğurur, besler, büyütür, yaşatır. O günden bugüne hiçbir şey değişmemiştir.</p>
<p>​Nesiller boyu varlığımızın devam edip çoğalmasını sağlayan kadınlarımızdır. Bugün biz neysek kadınımız o, kadın neyse biz de oyuz. İçinde yaşayıp var olduğumuz toplum da dünya da bugün odur.</p>
<p>​İnsan için doğmak değil, yetişmek önemlidir. Dünyanın güzelliği insana, insanın güzelliği eğitime, eğitimdeki güzelliğin en büyük payı da analarımıza aittir. Çünkü çocuk için dünyada okunacak en güzel ve en büyük kitap anadır.</p>
<p>​Çocuğun gözünde anadan büyük kitap, anadan büyük arkadaş yoktur. Çocuk için ana her şeydir.</p>
<p>​Başka söze gerek var mı?</p>
<p>​Dünyanın en büyük zenginliği ana olan kadınımızdır. Bu yüzden bizleri yetiştiren tüm kızlarımızı çok iyi eğitmek zorundayız. Toplumun çağdaşlığı, medeniyeti ve geleceği tamamen onların iyi yetişmiş olmalarına bağlıdır.</p>
<p>​Bugün dünyada her ne varsa hepsinin kaynağında kadın vardır. Kadınları iyi öğrenim görmüş, iyi eğitilmiş, iyi yetiştirilmiş tüm toplumlarda insanlar daha huzurlu, daha mutluyken diğerlerinde bu oran çok daha düşüktür.</p>
<p>​Bunun böyle olduğuna inanmak için illaki bir istatistik yapıp doğruluğunu kanıtlamaya gerek yoktur. Azıcık aklı olan bunun böyle olduğunu bilir.</p>
<p>​Bugün dünyamız daha iyi olmanın arayışı içinde. Ancak bu arayışta birçok insan hak etmediğini isteyip arzuladığından huzur bulup mutlu yaşaması da mümkün değildir.</p>
<p>​Mümkün olmayanı arayan insanlık bugün zordadır. Bu yüzden dünyadaki bütün kadınlar ve erkekler hep bir arayış içindedir.</p>
<p>​Arayış içindeki insanların sayısı her geçen gün arttığından toplumdaki çarpık ilişkiler de o denli arttı ve çoğaldı. Artıp çoğalan ilişkiler her yeri kirletti. Ateşi yakmaz, gökyüzünü ağlamaz, suyu akmaz, toprağı verimsiz, ağacı meyvesiz etti.</p>
<p>​Çevre kirleniyor. Kirlenen çevrede insan yaşayamaz hâle gelip bozuluyor. Her geçen gün erkeğin yakışıklılığı, kadının güzelliği kaybolup gidiyor. Bu kaybolup gidişin yanı sıra bir de toplumda erkeğin kadına, kadının erkeğe doğru dürüst güveni kalmadı.</p>
<p>​Toplumumuz özgürleşip güzel yaşayalım derken her geçen gün biraz daha eski güzelliğini kaybedip çirkinleşiyor.</p>
<p>​Üretmeden tüketen koca bir toplum olduk.</p>
<p>​Hiç kimseye bir şey denmiyor. Herkes ne oldum delisi oldu. Kimisi aç, kimisinde doyumsuzluk hat safhada. İnsanların arzu ve istekleri çoğaldı. İhtiyaçları farklılaşıp değişti. Huzur ve mutluluk bizden uzaklaştı.</p>
<p>​Kadın-erkek hep beraber çağdaşlaşıp güzel yaşayalım derken ne oldum delisi olup hep birlikte insanlıktan çıktık.</p>
<p>​Onun için şimdi kadınımıza daha çok iş düşüyor. İnsanımızı çağdaşlaştırıp sosyalleştirerek toplumumuza çok daha güzel bir hayat sunabilmemiz için kadınımızı yeni baştan yetiştirmemiz gerekir. Aksi takdirde sonumuz umutsuzluk içinde karanlık olur.</p>
<p>​Kadını aydınlat ki bütün dünya aydınlansın...</p>
<p>Hayata gülümsemek dileğiyle…</p>
<p>Sevgiler, saygılar…</p>
<p></p>
<p>Mehmet GÖKSELLİ </p>
<p>Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen </p>
<p> </p>
<p>E-mail:mehmetgokselli@hotmail.com</p>
<p>GSM  : 0 538 964 20 51</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsan, sevdiği insanda kendisini mi arar?</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-sevdigi-insanda-kendisini-mi-arar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-sevdigi-insanda-kendisini-mi-arar</guid>
<description><![CDATA[ İnsan, sevdiği insanda kendisini mi arar? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aab1b7bbe6a8.webp" length="32850" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 01:43:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>ismail YÜKSEL</dc:creator>
<media:keywords>İnsan, sevdiği insanda kendisini mi arar?</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>İnsan arar.</strong></h3>
<h3><strong style="font-size: 16px;">Bazen kendini kendinde.</strong></h3>
<h3><strong style="font-size: 16px;">Bazen de sevdiği insanda kendini.</strong></h3>
<p> Bir insan hayatımıza girdiğinde, sizce yalnızca hayatımıza mı girer yoksa yıllardır kendimizden sakladığımız bir tarafımızı da beraberinde mi getirir?</p>
<p>Belki tamda bu yüzden bazı ilişkiler kolay değildir. Çünkü; karşımızdaki yalnızca sevdiğimiz kişi değildir aynı zamanda kendimizi gördüğümüz bir aynadır. Bizi kızdıran bir davranış, kendi içimizde kabul etmek istemediğimiz bir yaraya dokunur. Bizi terk eden biri yalnızca bir kaybı değil, kendimizi ne kadar başkasının varlığına bağladığımızı da gösterir. Bizi çok seven biri ise bazen hak ettiğimize inanmadığımız sevgiyi önümüze koyar.</p>
<p>Sonra düşünür <strong>“Neden böyle oldu?”</strong> diye sorarız. </p>
<p>Belki asıl soru bu değildir.</p>
<p><strong>“Bu insan bana ne yaptı?” </strong>yerine,<strong> </strong></p>
<p><strong>“Bu insan bende neyi ortaya çıkardı?” </strong>diye sormayı deneyebiliriz. Çünkü bazı kadınlar ve bazı erkekler hayatımıza kalmak için değil, bize kendimizi göstermek için girer.</p>
<p>Bazıları bir ömür yanımızda kalır.</p>
<p>Bazıları ise yalnızca bir mevsim...</p>
<p>Ama her karşılaşmanın ardından insan biraz değişiyorsa, hiçbir karşılaşma gerçekten boşa yaşanmamıştır. Bazen insan, sevdiğini sandığı kişiyi değil; onun sayesinde kendinde keşfettiği kişiyi sever. Ve belki de bazı insanlar hayatımızdan çıkarken bir boşluk bırakmaz.</p>
<p>Hoş bir seda ile kulaklarımıza <strong> '' kendimize dönmemiz gereken </strong><strong>yeri'' </strong>fısıldar.</p>
<p>Size bir soru bırakıyorum. Yorumlarınızı bekliyorum.</p>
<p><strong>Sizce neden bazı insanlar birbirini çok severken birbirine iyi gelemez?</strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><em>İsmail Yüksel</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bensiz Ben</title>
<link>https://fikirizleri.com/bensiz-ben</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bensiz-ben</guid>
<description><![CDATA[ İnsanın en uzun gurbeti, doğduğu şehirden uzak düşmesi değildir. Kendisinin yaşamadığı bir ömrün içinde yaşlanmasıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aab309fd619d.webp" length="40698" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 10:13:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan kendinden ne zaman eksilmeye başlar?</p>
<p>​Bir sabah aynaya baktığında mı, yoksa aynadaki yüzü uzun zamandır görmediğini fark ettiğinde mi?</p>
<p>​Yüz yerindedir. Gözler, kaşlar, yılların alnına bıraktığı ince çizgiler... Her şey sahibini tanıyormuş gibi durur. Yine de aynanın karşısında açıklanması güç bir mesafe vardır. Cam birkaç milimetredir; insanla sureti arasındaki uzaklık ise yıllarla ölçülür.</p>
<p>​Hayat bu mesafeyi sessizce büyütür.</p>
<p>​Saatler kurulur, kapılar açılır, yollar ezberlenir. Masaların başında sandalyeler eskir. Cepler dolar, boşalır. Hesapların tarihi gelir. Borçların üzeri çizilir, yenileri yazılır. Takvim yaprakları birer birer düşerken insan bütün bunların ortasında görevini kusursuzca yerine getiren bir saat gibi çalışır. Akrep ilerler, yelkovan döner. Saat vardır, zamanın kime ait olduğu ise giderek belirsizleşir.</p>
<p>​Dışarıdan bakıldığında hiçbir eksik görünmez. Bir beden bir yerden başka bir yere taşınmakta, eller bir şeyler üretmekte, ağız gerekli cümleleri kurmakta, yüz gerektiği yerde gülmektedir. Hayat oyuncusunu kaybetmiş bir tiyatro oyununu dekorlarla sürdürmeyi öğrenmiştir.</p>
<p>​Perde açılır, rol sahnededir.</p>
<p>​Oyuncunun yokluğunu kimse fark etmez.</p>
<p>​İnsanın kendine yabancılaşması büyük bir gürültüyle başlamaz. İçeriden bir kapı kapanır yalnızca. Anahtar çevrilmez, kilit vurulmaz. Yıllar sonra aynı kapının önüne gelindiğinde içeri nasıl girildiği hatırlanmaz.</p>
<p>​O kapının ardında ne vardır?</p>
<p>​Çocukken sebepsiz yere sevilen şeyler mi?</p>
<p>​Bir cümle kurulduğunda duyulan tarifsiz sevinç mi? Kimsenin alkışlamadığı hâlde saatlerce uğraşılan bir iş mi? Para etmeyen, unvan kazandırmayan, bir yere yetiştirmeyen fakat insanın göğsünde küçük bir kandil gibi yanan o şey mi?</p>
<p>​Dünya o kandile türlü isimler verir: Heves, hobi, hayal...</p>
<p>​Sonra karşısına ağır ve ciddi bir kelime bırakır:</p>
<p>​Gerçek hayat.</p>
<p>​Oysa “gerçek hayat” denilen şeyin ne olduğu pek az sorgulanır. Sabah başlayan ve akşam biten mi gerçektir? Hesaba yatan rakam mı? Bir insanın ömrünü verdiği masanın üzerindeki isimlik mi? Başkalarının makul bulduğu çizgide yürümek mi? Yoksa gece herkes sustuğunda içeriden gelen ve yıllardır bütünüyle susturulamayan o belli belirsiz çağrı mı?</p>
<p>​İnsan iki hayat taşıyabilir mi?</p>
<p>​Biri görünen, diğeri yaşanamayan.</p>
<p>​Biri takvimde ilerleyen, diğeri içeride aynı tarihte bekleyen.</p>
<p>​Biri herkesin bildiği, diğeri sahibinin dahi tam olarak adlandıramadığı.</p>
<p>​Yaşanamayan hayatın garip bir huyu vardır. Ölmez.</p>
<p>​Bekler.</p>
<p>​Üzeri örtülür, sesi kısılır, başka odalara taşınır. Yıllar geçer. İnsan onu unuttuğunu sanır. Sonra bir kelime, bir koku, eski bir defter, yarım bırakılmış bir cümle örtünün ucunu kaldırır.</p>
<p>​İçeride hâlâ biri oturmaktadır.</p>
<p>​İnsan o anda kendi yokluğuyla karşılaşır.</p>
<p>​Kendini bulmak denilen şeyin tuhaflığı da burada saklıdır. Kaybolan bir nesne aranır gibi insan aranabilir mi? Bir insan kendisini nerede unutabilir? Bir masanın başında mı? Bir başkasının beklentisinde mi? Geçim telaşının arasında mı? “Doğru olan budur” denilerek önüne bırakılmış hayatların içinde mi?</p>
<p>​Harita işe yaramaz.</p>
<p>​Aranan yer değilse yönün ne önemi vardır?</p>
<p>​İnsan kilometrelerce yürüyüp aynı noktada kalabilir. Hiçbir yere gitmeden kendisine yaklaşabilir. Mesafe ayakların altında değil, insanın yaşadığı hayatla içinde taşıdığı hayat arasındadır.</p>
<p>​İki hayat birbirinden uzaklaştıkça gölge uzar.</p>
<p>​Bir süre sonra insan gölgesinin kendisinden önce eve vardığını görür. Sofrada onun yerine oturur, işe onun yerine gider, insanlarla konuşur, gülümser, uyur ve sabah yeniden kalkar.</p>
<p>​Kimse eksikliği fark etmez.</p>
<p>​Dünya, insanın kendisi olmadan da onun hayatını sürdürebildiği tuhaf bir düzene sahiptir.</p>
<p>​Asıl soru:</p>
<p>​Yaşamak, nefes almaya devam etmek midir yoksa alınan nefesin içinde bulunmak mı?</p>
<p>​Bu sorunun cevabı hiçbir kitapta tamamlanmış değildir.</p>
<p>​İnsan kendi hayatının kapısında hem ev sahibi hem yabancı olarak durur. Elinde bir anahtar vardır. Hangi kapıya ait olduğunu bilmez. Önünde yollar uzanır. Hangisinin eve çıktığını gösteren tabela yoktur.</p>
<p>​İçeriden yine de bir ses gelir.</p>
<p>​Ne yüksek ne buyurgan.</p>
<p>​Bir duvarın arkasından akan su gibi...</p>
<p>​İnsan kulağını yaklaştırınca uzun zamandır dışarıda aradığı şeyin içeriden seslendiğini fark eder.</p>
<p>​Mesele yeni bir hayat kurmak değildir artık.</p>
<p>​Yaşanan hayatın içine yeniden girebilmektir.</p>
<p>​Kendi sandalyesine oturmak, kendi penceresinden bakmak, kendi sessizliğinin içinde bulunmak...</p>
<p>​İnsanın en uzun gurbeti, doğduğu şehirden uzak düşmesi değildir. Kendisinin yaşamadığı bir ömrün içinde yaşlanmasıdır.</p>
<p>​Yıllar sonra bütün yollar dönülür, kapılar kapanır, hesaplar ödenir. İnsan elinde kalanlarla aynanın karşısına yeniden gelir.</p>
<p>​Yüz hâlâ oradadır.</p>
<p>​Aynı gözler.</p>
<p>​Biraz daha derin çizgiler.</p>
<p>​Biraz daha beyaz saçlar.</p>
<p>​Aynanın arkasında ise hiçbir şey değişmemiştir. Cam hâlâ birkaç milimetre kalınlığındadır.</p>
<p>​Fakat insanla sureti arasındaki mesafe artık yıllarla ölçülmektedir.</p>
<p>​Uzaklardan bir saatin sesi gelir.</p>
<p>​Akrep ilerler.</p>
<p>​Yelkovan döner.</p>
<p>​Ve insan ilk kez saatin kaç olduğunu merak etmez.</p>
<p>​Ömrün hangi vaktinde kendisinden çıktığını düşünür.</p>
<p>​Sonra aynadaki gözlere biraz daha uzun bakar.</p>
<p>​Belki de bütün ömür boyunca aradığı kapı oradadır.</p>
<p>​Ve insanın kendisine dönmesi için bir yere gitmesi gerekmiyordur.</p>
<p>​Yalnızca kendi yokluğunda devam eden hayatına yetişmesi gerekiyordur.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Amacım Ne?</title>
<link>https://fikirizleri.com/Amac%C4%B1m-Ne</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Amac%C4%B1m-Ne</guid>
<description><![CDATA[ İsminden çok yazdıklarıyla anılmayı seçen bir yazarın, görünürlükten uzaklaşma ve yeniden kelimelerine dönme hikâyesi. Kişisel övgülerin, popülerliğin ve dışarıdan gelen ilgiden çok düşüncenin, emeğin ve yazının kendisini merkeze alan bir anlatı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69de606d4eb6d.webp" length="13586" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 09:45:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen dostlar, okurlar gelip “Sen kimsin, nesin?” diye soruyorlar. Ben de ufak bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim.</p>
<p>Kim olduğum malum. Şuradan buradan bugüne kadar ne yaptıysak yaptık; beni zaten bilen biliyor. Buraya çıkıp da uzun uzun kendimi anlatmayacağım. Zaten bu yüzden dijitaldeki bütün hesaplarımı kapattım, her şeyi usulca çektim ortadan. İnsanlar, genç yaşta bir şeyler üretiyorum diye iyi niyetle de olsa habire övüyorlar, sırtımızı sıvazlıyorlar. Hatta sırf bu yüzden tamamen anonim bir yola gireyim dedim ama o da pek tutmadı, o da bana göre olmadı açıkçası.</p>
<p>Benim derdim asla popülerlik oyunları ya da şahsımın övülmesi değil. Şahsım yerine yazdıklarım konuşulsun istedim. Yaptığım işle doğrudan ilgisi olmayan alanlardan da bu yüzden uzak durdum.</p>
<p>Açık söylemek gerekirse bu kararı almak benim için zor olmadı. Etrafımda dönen o kalabalık ve gürültü, bir süre sonra insanın zihnini bulandırıyor; üretmenin o saf ve temiz heyecanını gölgeliyor. İnsanlar gençliğe şaşırıyor, yapılan işin içeriğinden ziyade kimin yaptığını konuşuyor. Ben ise tam aksine, ismimle değil kelimelerimle anılmak istedim. Yaşımın ön plana çıkarılması, her adımımın bir merak konusu hâline gelmesi üzerimde gereksiz bir yük oluşturdu. Omuzlarıma yüklenen bu övgü dolu ama bir o kadar da yorucu bakışlardan kurtulmanın tek yolu buydu.</p>
<p>İşte bu yüzden hem kendi sosyal medya hesaplarımı sildim hem de geçmişte yazdığım bazı yazıları ve içerikleri ortadan kaldırdım. Düşüncelerimle ve benimsediğim değerlerle bağdaşmayan, yollarımızın ayrıldığı bazı mecralardan ve kuruluşlardan da bu yüzden bilerek uzak durdum. Kimseyle bir küskünlüğüm yok ama herkesin yolu kendi durduğu yere çıkar. Benim durduğum yer ise insanın, toplumun ve gerçeğin yanında olmaktır. Orada var olmak için de aradaki bütün o yapay merdivenleri yıkıp atmak şarttı.</p>
<p>Şurada tarih konuşuyoruz, toplumsal meseleleri konuşuyoruz, geçmişten bugüne uzanan olayları anlamaya ve bunları okurlarla paylaşmaya çalışıyoruz. Kaleme sarılırken amacım hep daha berrak bir düşünce ortamı oluşturmak oldu. İnsanların gerçekleri görmesi, yaşadığımız toplumun sorunlarına duyarlı olması ve ortak değerlerimize sahip çıkılması benim için her şeyin önünde gelir. Bireysel başarı hikâyeleri yazmakla uğraşamam çünkü bunları çoğu zaman vakit kaybı olarak görüyorum. Önüme konan güzel sözleri, pohpohlamaları nazikçe bir kenara itmemin sebebi de bu zaten.</p>
<p>Kimin yazdığının ne önemi var, Allah aşkına? Önemli olan, o satırların arkasındaki samimiyet ve anlatılan meselenin kendisi.</p>
<p>Yazmak dediğin şey biraz da yalnız kalmayı göze alabilmektir. Kalabalıkların arasında kaybolmaktansa yalnızlığın süzgecinden geçip en saf hâliyle kâğıda dökülmektir mesele. Ben bu yalnızlığı, bu sessizliği bilinçli olarak seçtim çünkü gürültünün çok olduğu yerde doğru dürüst düşünmek, derinleşmek imkânsızlaşıyor. Fikirlerin de tıpkı tohumlar gibi sessizce toprağa düşmesi ve orada kendi kökünü salması gerekir. Üzerine sürekli ışık tutulan, habire sulanan bir tohumun kök salmaya vakti kalmaz; sıcağın altında kavrulup gider.</p>
<p>Zaman zaman insanların beni yanlış anladığını da biliyorum. Neden ortadan kaybolduğumu, niye birdenbire sessizliğe büründüğümü soranlar oluyor. Onlara tek cevabım şudur: Ben hiçbir yere gitmedim, sadece asıl yapmam gereken işe odaklandım. Yazmaya, düşünmeye, bu ülkenin yarınları üzerine kafa yormaya devam ediyorum. Sadece artık ön planda ben değil, savunduğum düşünceler duruyor. Bırakalım da kimin ne dediği değil, satır aralarındaki gerçeğin ne olduğu konuşulsun biraz da.</p>
<p>Gazete sayfalarında bu satırları okuyan dostların şahsıma değil, doğrudan meselelerin özüne bakmasını istiyorum. Eskiden kalma alışkanlıklarla kişileri öne çıkarma devri geride kaldı. Biz bu köşelerde birlikte düşünmek, sorgulamak ve olup biteni daha iyi anlamak için yazıyoruz. Başka da bir gayemiz yok; kimse başka anlamlar aramasın.</p>
<p>Kalem el verdikçe, yürek yazmaya devam ettikçe biz buradayız. İsimler gelir geçer ama gerçeğin peşinden gitme çabası kalır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yağmur Molası</title>
<link>https://fikirizleri.com/yagmur-molasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yagmur-molasi</guid>
<description><![CDATA[ Bazen içimizdeki bulutlarda birikir; kelimeler sessizce susar ve doğru anı bekler. Durdurulamayan bir iç sestir bu; taşmak isteyen, toprağına ulaşmaya can atan bir sağanak. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aaacbd29aa61.webp" length="47412" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 20:52:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmur, kurak bir toprağa düşen ilk damladan fazlasıdır; zamansız bir kavuşma, toprağın nefes alma biçimidir. Aylardır beklenen o ilk damla toprağa değdiğinde yalnızca toprak değil, yazarı da uyanır. Çünkü yazmak, tam da o bulutların içimizde yavaş yavaş toplanıp nihayet sağanağa dönüşmesi gibidir. İlham, her an kapımızı çalmaz. Bazen içimizdeki bulutlarda birikir, kelimeler sessizce susar ve doğru anı bekler. Durdurulamayan bir iç sestir bu; taşmak isteyen, toprağına ulaşmaya can atan, kavuşmak isteyen bir sağanak. Bazen sadece gökyüzünün toparlanma sürecidir; içimizde tohumlanan düşünceleri, büyümeyi bekleyen çiçekleri sulamak için durup nefes aldığımız o dingin mola...</p>
<p>​İşte bu yüzden her yağmur yağdığında içimde bir şeyler yeniden filizlenir. O dingin mola uzun bir koridor gibidir... Damlaları toprağa düştükçe kuraklık, yerini yeşeren fikirlere ve iyileşen duygulara bırakır. Yağmur toprağı nasıl beslerse o dingin anlar da yazarı öyle besler. Sanat, tam da bu buluşmada başlar: içimizdeki kökleri beslemek, durmak, hissetmek ve zamanı geldiğinde o iç sesin kâğıda dökülmesine izin vermek.</p>
<p>​İşte biz yazarların bir yağmur damlasına gizlenmiş küçük bir ilham molası…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kendini Geliştirmek, Kendinden Kaçmak Değildir</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendini-gelistirmek-kendinden-kacmak-degildir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendini-gelistirmek-kendinden-kacmak-degildir</guid>
<description><![CDATA[ Modern hayatın &quot;sürekli kendini geliştir&quot; baskısı insanı yetersizlik hissine ve tükenmişliğe sürüklüyor. Gerçek kişisel gelişimin dışsal hedeflerin peşinde koşmak ya da başkalarıyla yarışmak değil; kişinin ne zaman duracağını bilmesi, mevcut hâlini kabul etmesi ve her gün biraz daha bilinçli, dengeli ve sahici bir yaşam sürmesi olduğudur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aaad244a6412.webp" length="23864" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 20:42:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>MEHMET GÖKSELLİ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Çağımızın en çok duyduğumuz cümlelerinden biri şu: “Kendini geliştir.”</p>
<p>​Daha çok oku. Daha erken kalk. Daha disiplinli ol. Yeni bir dil öğren. Kariyerini ilerlet. Daha üretken ol. Daha fit görün. Daha başarılı ol.</p>
<p>​Sanki insan olmak, sürekli güncellenmesi gereken bir yazılım sürümüymüş gibi…</p>
<p>​Oysa kişisel gelişimin en büyük yanılgısı belki de burada başlıyor: Kendimizi geliştirmeyi, kendimizden memnun olmamanın başka bir adı hâline getiriyoruz.</p>
<p>​Her sabah biraz daha iyi olmak isterken bugünkü halimizi sürekli yetersiz ilan ediyoruz.</p>
<p>​Bu durum, insanı geliştirmek yerine yorabilir.</p>
<p>​Çünkü gelişim ile kendini tüketmek arasında ince bir çizgi vardır.</p>
<p>​Sürekli daha fazlası neden yetmiyor?</p>
<p>​Modern hayat bize başarıyı çoğu zaman bir “varış noktası” olarak sunuyor.</p>
<p>​Bir hedef belirliyoruz.</p>
<p>​Sonra o hedefe ulaştığımızda yeni bir hedef belirliyoruz.</p>
<p>​Daha yüksek maaş, daha iyi unvan, daha geniş çevre, daha büyük ev, daha fazla takipçi, daha görünür bir hayat…</p>
<p>​Fakat insanın iç dünyası bir alışveriş sepeti değildir. İçine ne kadar fazla başarı koyarsak koyalım, huzur kendiliğinden eklenmez.</p>
<p>​Bu nedenle kişisel gelişim yalnızca “daha fazlasını yapmak” meselesi değildir.</p>
<p>​Bazen gelişmek, daha fazla çalışmak değil; ne zaman duracağını bilmektir.</p>
<p>​Bazen yeni bir şey öğrenmek değil; yıllardır bildiğimiz yanlış bir düşünceden vazgeçmektir.</p>
<p>​Bazen çevremizi genişletmek değil; hayatımızda gerçekten değer verdiğimiz birkaç insanı fark etmektir.</p>
<p>​Asıl dönüşüm, insanın kendisiyle kurduğu ilişkide başlar</p>
<p>​Kişisel gelişimin en önemli basamağı, kişinin kendisini tanımasıdır.</p>
<p>​Neden öfkeleniyorum?</p>
<p>​Neden sürekli başkalarının onayına ihtiyaç duyuyorum?</p>
<p>​Neden başarısız olmaktan bu kadar korkuyorum?</p>
<p>​Neden “hayır” diyemiyorum?</p>
<p>​Neden başkalarının hayatıyla kendi hayatımı karşılaştırıyorum?</p>
<p>​Bu soruların hiçbirinin cevabı yeni bir motivasyon videosunda bulunmayabilir.</p>
<p>​Çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesi, çoğu zaman alkışlanacak kadar gösterişli değildir.</p>
<p>​Gerçek gelişim sessizdir.</p>
<p>​Bir gün eskiden tartıştığımız bir konuda susabilmektir.</p>
<p>​Bir gün bizi yoran bir ilişkiye sınır koyabilmektir.</p>
<p>​Bir gün “Bilmiyorum” diyebilmenin utanç verici olmadığını anlamaktır.</p>
<p>​Bir gün başkasının başarısını kendi başarısızlığımız gibi görmemektir.</p>
<p>​Ve belki de en önemlisi, hayatımızı başkalarının ölçüleriyle değerlendirmeyi bırakmaktır.</p>
<p>​Disiplin, kendine ceza vermek değildir</p>
<p>​Son yıllarda kişisel gelişim dünyasında disiplin çok konuşuluyor.</p>
<p>​Disiplin elbette önemlidir.</p>
<p>​Ancak disiplinin anlamını yalnızca daha fazla çalışmak olarak tanımladığımızda önemli bir şeyi kaçırıyoruz.</p>
<p>​Disiplin, kendimize verdiğimiz sözleri tutabilmektir.</p>
<p>​Ama bu sözler yalnızca iş hayatıyla ilgili değildir.</p>
<p>​Dinlenmeye de söz vermektir.</p>
<p>​Ailemize zaman ayırmaya da…</p>
<p>​Telefonu bir kenara bırakmaya da…</p>
<p>​Sağlığımıza dikkat etmeye de…</p>
<p>​Gerektiğinde yardım istemeye de…</p>
<p>​İnsanın kendisine karşı sorumluluğu vardır.</p>
<p>​Fakat kendimize karşı sorumluluk, kendimize karşı acımasızlık anlamına gelmez.</p>
<p>​Kendini geliştirmek isteyen insanın kendisine düşman olması gerekmez.</p>
<p>​Tam tersine, insan önce kendisiyle aynı takımda olduğunu öğrenmelidir.</p>
<p>​Başarıdan önce anlam</p>
<p>​Belki de bugün kişisel gelişim adına yeniden sormamız gereken soru “Nasıl daha başarılı olurum?” değil, “Nasıl daha anlamlı bir hayat yaşarım?” sorusudur.</p>
<p>​Çünkü başarı kişiden kişiye değişir.</p>
<p>​Bir insan için başarı, önemli bir kariyer basamağıdır.</p>
<p>​Bir başkası için ailesiyle geçirebildiği sakin bir akşamdır.</p>
<p>​Bir diğeri için yıllardır ertelediği eğitimine yeniden başlamaktır.</p>
<p>​Bir başkası için korktuğu hâlde ilk adımı atmaktır.</p>
<p>​Dolayısıyla başkasının başarı tanımını kendi hayatımıza kopyaladığımızda kendi hikâyemizi yaşamaktan uzaklaşırız.</p>
<p>​Kişisel gelişim bize başkasına dönüşmeyi değil, kendimizin daha bilinçli bir versiyonu olmayı öğretmelidir.</p>
<p>​Belki de en büyük gelişim: Kendine yetişmek</p>
<p>​Hayat bir yarış değildir.</p>
<p>​Ama çağımız bize sürekli yarışıyormuşuz hissi veriyor.</p>
<p>​Birileri daha erken mezun oluyor.</p>
<p>​Birileri daha hızlı yükseliyor.</p>
<p>​Birileri daha çok kazanıyor.</p>
<p>​Birileri daha fazla geziyor.</p>
<p>​Birileri daha mutlu görünüyor.</p>
<p>​Sosyal medya çağında insanın en büyük sınavlarından biri de budur: Başkasının vitrinini kendi hayatının tamamıyla karşılaştırmamak.</p>
<p>​Oysa herkesin hayatının görünmeyen bir tarafı vardır.</p>
<p>​Biz çoğu zaman kendi hayatımızın mutfağını başkasının sofrasıyla kıyaslarız.</p>
<p>​Belki de gelişmenin önemli bir parçası, bu karşılaştırmadan vazgeçmektir.</p>
<p>​Kendi hızımızı kabul etmek…</p>
<p>​Kendi eksiklerimizi görmek…</p>
<p>​Ama eksiklerimiz yüzünden kendimizi değersiz ilan etmemek.</p>
<p>​Çünkü insanın değeri, tamamladığı hedeflerin toplamından ibaret değildir.</p>
<p>​Son söz</p>
<p>​Kişisel gelişim, insanın sürekli kendisine “Daha iyi olmalısın” demesi değildir.</p>
<p>​Bazen “Olduğun hâlinle de değerlisin; şimdi istersen birlikte biraz daha ilerleyelim” diyebilmektir.</p>
<p>​Gelişim, kendinden kaçmak değil; kendine yaklaşmaktır.</p>
<p>​Kendini tanımaktır.</p>
<p>​Sınırlarını bilmektir.</p>
<p>​Hatalarından öğrenmektir.</p>
<p>​Değişmesi gerekeni değiştirecek cesareti, değişmeyecek olanı kabullenecek olgunluğu kazanmaktır.</p>
<p>​Ve belki de bütün bunların sonunda insan şunu fark eder:</p>
<p>​Hayatta ulaşılması gereken kusursuz bir “ben” yoktur.</p>
<p>​Sadece her gün biraz daha bilinçli, biraz daha dengeli ve biraz daha sahici bir şekilde yaşama ihtimali vardır.</p>
<p>​Asıl kişisel gelişim de tam burada başlar.</p>
<p></p>
<p>Mehmet GÖKSELLİ </p>
<p>Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR ADAM GİTTİ, BİR DEVRİN PERDESİ KAPANDI</title>
<link>https://fikirizleri.com/Tar%C4%B1k-Akan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Tar%C4%B1k-Akan</guid>
<description><![CDATA[ Bugün 16 Eylül…
Takvimler bundan tam 10 yıl önceye dönüyor.
Bir sonbahar günü, Türk sinemasının unutulmaz yüzlerinden biri aramızdan ayrıldı.
Tarık Akan… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aaa554ee2d3d.webp" length="82982" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:30:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ata Umut</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BUGÜN 16 EYLÜL…</strong></p>
<p>Takvimler bundan tam 10 yıl önceye dönüyor.</p>
<p>Bir sonbahar günü, Türk sinemasının unutulmaz yüzlerinden biri aramızdan ayrıldı.</p>
<p>Tarık Akan…</p>
<p>Sadece bir oyuncu değildi o.</p>
<p>Bir kuşağın gençliğiydi.</p>
<p>Bir kuşağın aşkıydı.</p>
<p>Bir kuşağın hayalleriydi.</p>
<p>Bazen güldüren, bazen düşündüren, bazen de insanın yüreğine dokunan bir hikâyeydi.</p>
<p>Ve bugün, vefatının 10. yılında onu yeniden anarken insanın aklına tek bir soru geliyor:</p>
<p><strong>Bazı insanlar neden aramızdan ayrıldıktan yıllar sonra bile eksilmiyor?</strong></p>
<p>Çünkü bazı isimler yalnızca yaşadıkları döneme değil, insanların hafızasına ait oluyor.</p>
<p>Tarık Akan da öyleydi.</p>
<p><strong>YEŞİLÇAM'IN YAKIŞIKLI JÖNÜNDEN BİR HALKIN HİKÂYESİNE…</strong></p>
<p>Onu ilk tanıyanların hafızasında genç, yakışıklı ve gülümseyen bir Tarık Akan vardır.</p>
<p>Yeşilçam'ın romantik filmlerinde gönülleri fetheden, beyazperdede milyonların sevgisini kazanan o genç adam…</p>
<p>Ama Tarık Akan'ın hikâyesi burada bitmedi.</p>
<p>Tam tersine…</p>
<p>Asıl büyük yolculuğu bundan sonra başladı.</p>
<p>Zaman içerisinde yalnızca filmlerdeki karakterlerini değil, sinemaya bakışını da değiştirdi.</p>
<p>Toplumun gerçeklerini anlatan filmlerde rol aldı.</p>
<p>İşçiyi oynadı.</p>
<p>Emekçiyi oynadı.</p>
<p>Ezilen insanı oynadı.</p>
<p>Babasını, kardeşini, eşini, çaresiz insanı oynadı.</p>
<p>Ve oynadığı her karakterde Türkiye'nin başka bir yüzünü gösterdi.</p>
<p>Çünkü Tarık Akan sadece rol yapmadı; insan hikâyelerine hayat verdi.</p>
<p><strong>BİR YÜZÜ DEĞİL, BİR DURUŞU VARDI</strong></p>
<p>Sanatçı olmak kolaydır belki…</p>
<p>Ama sanatçı olarak kalabilmek kolay değildir.</p>
<p>Şöhret insanı değiştirebilir.</p>
<p>Alkış insanın ayaklarını yerden kesebilir.</p>
<p>Ama Tarık Akan, yıllar içerisinde kazandığı şöhretin gölgesinde kaybolmak yerine kendisini yeniden inşa etmeyi tercih etti.</p>
<p>Onu yalnızca filmleriyle değil, duruşuyla da hatırlıyoruz.</p>
<p>Çünkü onun hayatında sinema yalnızca bir meslek değildi.</p>
<p>Bir anlatma biçimiydi.</p>
<p>Bir bakıştı.</p>
<p>Bir tavırdı.</p>
<p>Bir vicdan meselesiydi.</p>
<p><strong>TARIK AKAN'IN EN BÜYÜK ROLÜ, TARIK AKAN OLMAKTI</strong></p>
<p>Bugün geriye dönüp baktığımızda onlarca film, yüzlerce sahne ve unutulmaz karakter görüyoruz.</p>
<p>Ama bütün bunların üzerinde başka bir şey var:</p>
<p><strong>İz.</strong></p>
<p>İnsan hayattan ayrıldığında geride ne bırakır?</p>
<p>Mal mı?</p>
<p>Mülk mü?</p>
<p>Şöhret mi?</p>
<p>Bazen hiçbirinin anlamı kalmaz.</p>
<p>Asıl mesele, insanların seni nasıl hatırladığıdır.</p>
<p>Tarık Akan bugün aramızda değil.</p>
<p>Ama adı hâlâ konuşuluyor.</p>
<p>Filmleri hâlâ izleniyor.</p>
<p>Fotoğrafları hâlâ paylaşılıyor.</p>
<p>Sözleri hâlâ hatırlanıyor.</p>
<p>Ve genç kuşaklar onun filmlerini izlemeye devam ediyor.</p>
<p>Demek ki bazı insanlar gerçekten gitmiyor.</p>
<p>Sadece görünmez oluyor.</p>
<p><strong>10 YIL GEÇTİ AMA EKSİKLİĞİ HÂLÂ HİSSEDİLİYOR</strong></p>
<p>10 yıl…</p>
<p>Dile kolay.</p>
<p>Bir insanın ardından geçen 10 yıl, aslında zamanın ne kadar hızlı aktığını da gösteriyor.</p>
<p>Ama bazı acılar takvim yapraklarıyla eskimiyor.</p>
<p>Çünkü mesele yalnızca bir sanatçının ölümü değil.</p>
<p>Bir dönemin kapanması…</p>
<p>Bir kültürün, bir sinema anlayışının, bir oyunculuk kuşağının yavaş yavaş tarihe karışması…</p>
<p>Bugün Tarık Akan'ı izlerken belki de yalnızca onu değil, kendi geçmişimizi de izliyoruz.</p>
<p>Eski İstanbul'u…</p>
<p>Eski sokakları…</p>
<p>Eski insan ilişkilerini…</p>
<p>Eski aşkları…</p>
<p>Eski dostlukları…</p>
<p>Ve belki de en çok, artık geri gelmeyecek olan gençliğimizi…</p>
<p>Bu yüzden Tarık Akan'ın filmleri yalnızca film değildir.</p>
<p>Biraz da hatıramızdır.</p>
<p><strong>BİR FİLM BAŞLADIĞINDA ZAMAN GERİYE AKIYOR</strong></p>
<p>Bazen televizyon ekranında eski bir Tarık Akan filmi çıkar.</p>
<p>İnsan kumandayı eline alır.</p>
<p>“Biraz bakayım.” der.</p>
<p>Sonra film ilerledikçe yıllar geriye gider.</p>
<p>Bir şarkı duyulur.</p>
<p>Bir sahne gelir.</p>
<p>Tarık Akan ekranda görünür.</p>
<p>Ve insan bir anlığına 10 yılın geçmediğini sanır.</p>
<p>İşte sanatın gücü tam da burada saklıdır.</p>
<p>Ölümü yenmek…</p>
<p>Bir insanın bedenini değil ama hatırasını yaşatmak…</p>
<p>Tarık Akan bunu başardı.</p>
<p><strong>ÇÜNKÜ BAZI USTALAR ÖLMEZ, SADECE PERDEDEN ÇEKİLİR</strong></p>
<p>Bugün onun için “10 yıl oldu.” diyoruz.</p>
<p>Ama Tarık Akan'ın filmlerini açtığımızda 10 yıl bir anda yok oluyor.</p>
<p>O yine genç.</p>
<p>O yine gülümsüyor.</p>
<p>O yine seviyor.</p>
<p>O yine mücadele ediyor.</p>
<p>O yine karşımızda.</p>
<p>Ve biz yine onu izliyoruz.</p>
<p>Belki de bu yüzden gerçek sanatçıların ölümünden sonra söylenecek en doğru cümle şudur:</p>
<p>“Aramızdan ayrıldı ama bizden ayrılmadı.”</p>
<p>Tarık Akan da bizden ayrılmadı.</p>
<p>Çünkü onun sesi filmlerde…</p>
<p>Yüzü ekranlarda…</p>
<p>Hatırası milyonların kalbinde…</p>
<p>Ve bıraktığı iz hâlâ bu ülkenin sinema hafızasında.</p>
<p><strong>BUGÜN SADECE BİR SANATÇIYI DEĞİL, BİR İNSANI ANIYORUZ</strong></p>
<p>Tarık Akan'ı bugün yalnızca aldığı ödüllerle, oynadığı filmlerle veya canlandırdığı karakterlerle anmak eksik kalır.</p>
<p>Çünkü onun hikâyesi bize başka bir şeyi de hatırlatıyor:</p>
<p>İnsan, hayatta ne kadar parladığıyla değil, arkasında ne kadar ışık bıraktığıyla hatırlanır.</p>
<p>Tarık Akan'ın bıraktığı ışık hâlâ yanıyor.</p>
<p>Ve daha uzun yıllar yanmaya devam edecek.</p>
<p>Bugün onun vefatının 10. yılı…</p>
<p>Aradan 10 yıl geçti.</p>
<p>Ama bazı isimler için zamanın hiçbir hükmü yok.</p>
<p>Çünkü Tarık Akan artık yalnızca bir isim değil, Türk sinemasının hafızasında yaşayan bir efsane.</p>
<p>Rahat uyu, Büyük Usta…</p>
<p>Sen perdeden çekildin.</p>
<p>Ama hikâyen bitmedi.</p>
<p>Çünkü senin filmlerin oldukça…</p>
<p>Seni sevenler oldukça…</p>
<p>Ve seni yeni kuşaklara anlatan insanlar oldukça…</p>
<p>Tarık Akan yaşamaya devam edecek.</p>
<p>Vefatının 10. yılında Büyük Usta Tarık Akan'ı saygı, özlem ve rahmetle anıyorum.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SEVDAM URFA</title>
<link>https://fikirizleri.com/sevdam-urfa</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sevdam-urfa</guid>
<description><![CDATA[ Bir gün kadim şehir Urfa&#039;nın aziz insanları ile şiir meclisindeyim. Ve kalbimden dökülen şiir herkesi büyüledi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa7fc2e30490.webp" length="38890" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:54:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYSUN TİN</dc:creator>
<media:keywords>#Urfa #şiir #sevda</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>SEVDAM URFA </p>
<p>Bir gün kadim şehir Urfa'nın aziz insanları ile şiir meclisindeyim.</p>
<p>Ve kalbimden dökülen şiir herkesi büyüledi:</p>
<p>Kadim şehrin aziz dostları </p>
<p>Urfa her gönlün sultanı </p>
<p>İbrahim'in makamı </p>
<p>Balıklı gölün destanı </p>
<p>Şiire devam ederken yüksek bir ses :</p>
<p>" Burası kendini bulacağın öz memleketin olacak." dedi ve elinde Türkiye haritası.</p>
<p>Haritayı açtı, gözümün düştüğü ilk şehir Urfa oldu. Çünkü hakikat ışığı parlıyordu Urfa 'da. Ve o günden sonra Urfa benim büyüdüğüm toprak oldu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAZMAK İYİDİR..</title>
<link>https://fikirizleri.com/yazmak-iyidir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yazmak-iyidir</guid>
<description><![CDATA[ İnsanın içsel yüklerini hafifletme aracı olarak yazmanın iyileştirici gücünü ele alan içten bir yazı. Anlatılamayan, bastırılan veya ertelenen duyguların kâğıda dökülerek zihinsel bir rahatlamaya ve öz şefkate dönüşmesi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa67fe7b1337.webp" length="15480" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:51:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yazmak iyidir...</p>
<p>​Bazen insanın içinde o kadar çok şey birikir ki anlatmaya kelime bulamaz. Kime anlatacağını bilmez, anlatsa da anlaşılmayacağını düşünür. Susar. Gününe devam eder ama içinde bir şeyler hep konuşmaya devam eder.</p>
<p>​İşte böyle zamanlarda yazmak iyi gelir. İçinizde ne varsa yazın. Kırgınlığınızı, öfkenizi, özleminizi, korkularınızı… Söyleyemediğiniz ne varsa bırakın yazıya dökülsün. Cümlelerin güzel olup olmadığını, birilerinin beğenip beğenmeyeceğini düşünmeyin. Bazen dağınık da olsun, yarım kalsın, hatta aynı şeyi defalarca yazın. Yeter ki içinizde kalmasın. Sonra isterseniz silin. İsterseniz bir kenara bırakın. Kimse okumasın, kimse bilmesin. Zaten yazmanın güzelliği biraz da burada değil mi? Her şeyi herkese anlatmak zorunda değilsiniz. Bazen sadece kendinize anlatmanız yeter. Çünkü insan içine attıkça ağırlaşıyor. Söyleyemedikleri, sustukları, erteledikleri birikiyor. Sonra hiç beklemediği bir anda küçücük bir şey bile ağır gelebiliyor. O yüzden bazen oturun ve yazın. İçinizden nasıl geliyorsa öyle… Noktasına, virgülüne takılmadan. Kim ne düşünür diye hesaplamadan.</p>
<p>​Belki yazdığınız hiçbir şeyi bir daha okumayacaksınız. Belki birkaç gün sonra hepsini sileceksiniz. Ama o an içinizde taşıdığınız bir yükü dışarı bırakmış olacaksınız. Yazmak bazen çözüm değildir belki ama insanın kendine iyi gelmesinin en sessiz yollarından biridir. Yazın… Çünkü bazı duygular anlatılmıyor, sadece yazılıyor. Ve insan yazdıkça biraz hafifliyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ekranda Ne İzliyoruz, Çocuklarımıza Ne Bırakıyoruz?</title>
<link>https://fikirizleri.com/ekranda-ne-izliyoruz-cocuklarimiza-ne-birakiyoruz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ekranda-ne-izliyoruz-cocuklarimiza-ne-birakiyoruz</guid>
<description><![CDATA[ Günümüzde çocukların zihinsel ve kültürel dünyasını büyük oranda ekranlar şekillendirirken, asıl belirleyici unsur teknolojinin kendisinden ziyade o ekranların neyle doldurulduğudur. Çocukların gördüklerini taklit ederek kanıksadığı bu düzende, kendi tarihimizi, edebiyatımızı ve insani değerlerimizi yeterince aktaramadığımızda oluşan boşluğu başkalarının ürettiği içerikler doldurmaktadır. Bu durum ailelerden medya yapımcılarına ve sanatçılara kadar herkese ortak bir sorumluluk yüklemektedir; çocukları yalnızca kısıtlamak yerine onlarla diyalog kurmalı, kendi kültürümüzü sevdiren kaliteli alternatifler sunmalı ve edebiyat ile düşünce dünyamızın kıymetli isimlerine sahip çıkarak gençleri sadece tüketen değil, üreten bireyler olmaya teşvik etmeliyiz. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa6a952b800f.webp" length="17098" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:48:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yakup Köstekçi</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>Ekranlarda Ne İzliyoruz? Çocuklarımıza Ne Bırakıyoruz?</strong></span></p>
<p>​Bazen televizyon, bilgisayar veya telefon başında saatlerce vakit geçiriyoruz. Ne izlediğimizi düşünmeden dahi vakit kaybediyoruz. Bir dizi bitiyor, başka bir program başlıyor. Bunun sonunda televizyon başından kalkıp telefona bakıyoruz ya da bilgisayar başına geçiyoruz. Peki, kendimize hiç şu soruyu sorduğumuz oluyor mu: "Biz ne izliyoruz?" Ve bütün bunlar, çocuklarımızın zihninde nasıl bir dünya oluşturuyor?</p>
<p>​Elbette ben bu yazıyı televizyonu veya sinema ortamını kötülemek amacıyla yazmış değilim. Çok güzel yapımlar, eğitici programlar, belgeseller ve insanın ufkunu genişletecek içerikler de var şüphesiz. Mesele ekranın kendisi değil; asıl mesele o ekranı ne ile doldurduğumuzdur.</p>
<p>​Çünkü bugün ekran, birçok çocuğumuzun hayatında büyük bir yere ve öneme sahip. Bugün maalesef bir çocuk; ailesinden çok ya televizyon ya bilgisayar ya da telefon başında vaktini harcıyor. Böyle olunca da ekran başında gördüğü insanlar, karakterler veya hikâyeler onun dünyasını şekillendiriyor.</p>
<p>​Çocuğun kimi kahraman olarak gördüğü de çok daha önemli. Çünkü çocuk sadece izlemiyor; gördüğünü öğreniyor, gördüğünü taklit ediyor ve zamanla da yaptıklarını normal bir şeymiş gibi algılıyor.</p>
<p>​Burada kendimize dürüst bir soru sormamızda fayda var: Biz kendi değerlerimizi, kendi kültürümüzü, kendi tarihimizdeki önemli kişileri çocuklarımıza ne kadar anlatabiliyoruz?</p>
<p>​Dünyanın farklı ülkeleri kendi hikâyelerini sinemayla veya dijital ortamda anlatıyor. Kendi kahramanlarını çocukların karşısına çıkarıyor. Kendi kültürlerini tanıtıyor ve gelecek nesillere de aktarıyor. Bizim ise anlatacak o kadar çok hikâyemiz, o kadar çok değerimiz var ki... Ama biz maalesef bunun bilincinde değiliz.</p>
<p>​Tarihimizde büyük fedakârlıklar yapmış nice insanlar var. Edebiyat tarihimizde birbirinden değerli yazarlarımız, şairlerimiz var. Düşünce dünyamızda insanlara yol gösterecek büyük isimler var. Fakat biz bunları çocuklarımızın karşısına yeterince çıkarabiliyor muyuz?</p>
<p>​Bence asıl mevzu burada başlıyor.</p>
<p>​Bir çocuğa "Bunu oku ya da bunu izle" demek çoğu zaman yeterli değildir; çünkü boş bırakılan bir şeyi bir başka şey doldurur. Eğer biz çocuklarımıza kaliteli içerikler sunmazsak onların dünyasını başkalarının ürettiği içerikler şekillendirecektir.</p>
<p>​Bu nedenle aileler olarak hepimize büyük sorumluluk düşüyor. "Çocuklarımız ne izliyor, ne okuyor, kimleri takip ediyor?" diye zaman zaman bakmak gerekir. Ama bunu sadece yasaklayarak değil, onlar ile konuşarak yapmak gerekir. Çünkü bir çocuğa bir şeyi anlatmanın en güzel yolu onu anlamaya çalışmaktır.</p>
<p>​Aynı sorumluluk yapımcılara, senaristlere, sanatçılarımıza ve medyaya da düşüyor. Bizim toplumumuzu, kültürümüzü ve ortak değerlerimizi anlatan kaliteli yapımlara ihtiyacımız var. Gençlerin sadece tüketen değil, üreten insanlar olmasını istiyorsak onlara ilham verecek örnekleri de çoğaltmalıyız.</p>
<p>​Ve ben burada bazı isimlere özellikle yer vermek istiyorum.</p>
<p>​Hayati İnanç gibi kültürümüzü ve edebiyatımızı gençlere sevdirmeye çalışan, Ebubekir Sifil gibi düşünce dünyasında önemli çalışmalar ortaya koyan, Ömer Karaoğlu gibi yıllardır müziğiyle insanlara ulaşan, Dursun Ali Erzincanlı gibi şiir ve naatlarıyla gönüllere dokunan isimler var. Edebiyatımızda Nurullah Genç, İbrahim Tenekeci ve Ahmet Murat gibi çok kıymetli şair ve yazarlarımız bulunuyor.</p>
<p>​Mesele bu isimlerin çok güzel yazması ya da okuması değil; asıl mesele, gerçekten değer veriyorsak onların ürettiklerine de sahip çıkmaktır. Okumalı, dinlemeli, izlemeli, paylaşmalı ve gençlerin örnek alacağı bir nesil inşa edebilmeliyiz.</p>
<p>​Çünkü sevdiğini söylemek kolaydır; söylersin, olur biter. Ama asıl mesele onun yaptığını yapabilmektir.</p>
<p>​Bugün çocuklarımızın elinde telefon var ama yarın kitap da olabilir. Ya da dergi, kamera, ne bileyim mikrofon da olabilir. Ve bunları sağlayabilmek biraz da bizim elimizde, öyle değil mi?</p>
<p>​Ben çocuklarımızın dünyasında kendi tarihimizin, edebiyatımızın, kültürümüzün ve değerlerimizin daha fazla yer almasını istiyorum. Bunun için de önce ekranlara, sonra kendimize bakmamız gerektiğine inanıyorum.</p>
<p>​Çünkü çocuklarımızın ne izleyeceği sadece onların meselesi değildir. Onların ne izleyeceği, biraz da bizim onlara sunduklarımızla ilgilidir.</p>
<p>​Ve belki de bugün hem kendimize hem çocuklara hem de çevremize sormamız gereken o soruyu bir kez daha tekrarlayalım:</p>
<p>​<span style="font-size: 12pt;"><strong><em>“Ekranlarda Ne İzliyoruz? Çocuklarımıza Ne Bırakıyoruz?</em>”</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Her Şey Zamanında Güzeldir</title>
<link>https://fikirizleri.com/her-sey-zamaninda-guzeldir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/her-sey-zamaninda-guzeldir</guid>
<description><![CDATA[ Saat ve zaman kavramı, hayatı disiplinli, dengeli ve anlamlı bir şekilde sürdürmenin temelini oluşturur. Telafisi imkânsız olan zamanın ve sağlığın değerini bilerek günü çalışma, dinlenme ve kişisel gelişime adilce bölmek hem maddi hem de manevi sağlığın anahtarıdır. Her şeyin muayyen bir vakti olduğunu unutmadan, ertelemeden ve farkındalıkla yaşamak pişmanlığın önüne geçecek en büyük kazançtır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa5f9334b84e.webp" length="43024" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:16:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Saat kavramı yere ve zamana göre değişiklik arz eder. Daha ilk çağlardan itibaren birçok iş saate göre belirlenirdi. Saat demek düzen, disiplin ve planlı yaşam demektir.</p>
<p>​Saat ile birlikte anlam taşıyan dakika, saniye veya salise de büyük önem taşımaktadır. Bazen çabuk geçmesini arzu ederiz bazen de hiç bitmesin isteriz. Bir hastanın yaşam mücadelesi ameliyat masasındaki hayati önem taşıyan saniyelere bağlıdır. Bir insan sevdiğine veya sevdiği bir şeye kavuşacağı için akrep ve yelkovanın birbiriyle yarışmasını ister âdeta. Saatler o kadar hızlı ilerlesin ki umduğuna kavuşsun. Bazen de insan dakikaların hatta saniyelerin bile geçmesini istemez. Örneğin vatanından, toprağından, anadan, yardan ayrılacağını bilen biri o anın gelmesini hiç istemez. Oysaki doğanın kanunu bu; iyi veya kötü o saat tik tak sesleriyle işlemeye devam edecek. Bu işleyiş kimileri için ıstırap olurken kimileri için de sevinç, sürur kaynağı olacaktır. Saat kavramı asırlardır önemini koruyan bir unsurdur. İşe veya okula gideceğimiz zamandan hayır ve şer günlerde insanoğlu belli bir saat dilimini baz alır. İslam Peygamberi sıhhatle birlikte boş vaktin de faydalı işlerde değerlendirilmesini teşvik ve tavsiye etmiştir:</p>
<p>​"Sağlığınızın ve boş vaktinizin kıymetini biliniz. Zira sağlık hastalık gelmeden, boş vakitte işler üst üste gelmeden anlaşılmaz, kıymeti tam olarak bilinmez." buyurmuştur.</p>
<p>​Sadece fiziksel olarak değil psikolojik olarak da zamanı taksim eden dinimiz, 24 saati dilimlere ayırmıştır. 8 saat çalışma, 8 saat uyku, 8 saati de ailesiyle, sevdikleriyle beraber vakit geçirerek, spor yaparak veya herhangi bir hobiyle uğraşarak geçirilmesi gereken değerli zamanlardır.</p>
<p>​Hem maddi hem de manevi sağlığımız bu saate göre hareket etmeye bağlıdır.</p>
<p>​"Ağaç yaşken eğilir." buyuran atalarımız da her şeyin vaktinde olması gerektiğini vurgulamaktadır. İnsanoğlunun en büyük hatası sağlığının, boş vakitlerinin kıymetini tam olarak anlayamamasıdır. Bir ömür boş işlerle kendisine verilen saatleri heba ederek harcayan bizler, hem dünya hem de ahiret sermayesi olan en elzem şeyleri kaçırabiliyoruz. Ve unutulmamalıdır ki dün geri gelmiyor! Bu yüzden anın kıymetini bilerek yaşamaya gayret etmeliyiz. Birkaç saniye veya dakika nefes alıp vermek için servet harcayan insanlar gördüm. Doktoru tarafından 3 ay, 6 ay ömrü kaldığını duyan ve bunu bir ganimet gibi gören genç-yaşlı hastalar gördüm. Ölümü bile önümüzden bir tabut geçmeden aklının ucundan geçirmeyen özellikle genç nesillerin kumar masalarında, içki sofralarında, varoşlarda, sokak aralarında uyuşturucu maddeler tüketerek, internet kafelerde, bilgisayar başında, telefonlarda saatlerce hareketsiz oturarak heba ettiği bu zamandan korkmamak ve endişe duymamak elde değil!</p>
<p>​Saat kavramının içini örneklerle doldurmak mümkündür ancak dikkat çekmek istediğim konu; planlı, programlı, yerinde ve zamanında yapılan veya yapılmayan şeylerin getirisi götürüsüdür. Maddi ve manevi hastalıkların da bu hastalıkların şifası da her şeyi zamanında yapmaktır.</p>
<p>​Bu konuyla ilgili güzel bir söz vardır: "Bugünün işini yarına bırakma!"</p>
<p>​Askerlik zamanında güzeldir. Evlilik zamanında güzeldir. Okumak zamanında güzeldir. Uyumak veya uyanmak zamanında güzeldir. Hatta sevmenin de kızmanın da bir zamanı vardır. Mesela zamanında gelmeyen özrün veya pişmanlığın faydası yoktur. Zamanında ödenmeyen borcun, vaktinde kılınmayan namazın bir anlamı olmadığı gibi. Şakanın da gerçeğin de bir zamanı vardır. Dünyanın her neresine giderseniz gidin saat kavramı sizi çepeçevre kuşatmıştır. Falan saat, filan saat...</p>
<p>​Futbol maçlarından en sevdiğimiz dizilere kadar her şeyin bir saati vardır.</p>
<p>​Yaşamın da ölümün de muayyen bir saati vardır ve bu saat bugüne kadar hiç şaşmamıştır. Ölüm vakti gelince onu ne bir salise geriye ne de ileriye çekebilirsiniz. Aslında saat kavramının hayatımıza girmesinin en önemli sebebi her an Yaradan'ın huzuruna çıkacakmış gibi hayatımızı planlı bir şekilde sürdürmektir.</p>
<p>​Etrafımızda da görüldüğü üzere ruhumuz can kafesinden ayrıldıktan sonra pişmanlığın hiçbir faydası yoktur.</p>
<p>​Makul düşünebilen insanlar için zamanında hareket etmek hayati bir meseledir.</p>
<p>​Zamanını en verimli şekilde kullanabilenlerden olmayı tercih ve temenni edelim. </p>
<p></p>
<p>~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍🏻 </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DEDİM YA EYLÜL&amp;apos;DÜ*</title>
<link>https://fikirizleri.com/dedim-ya-eyluldu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dedim-ya-eyluldu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa53455ad556.webp" length="17418" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 14:15:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Türk edebiyatında eylül ayının başına gelenleri bir bilseniz, gerçek hayatta eylül yaşamak istemezsiniz.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Edebiyatçılar için bu ay, bütün bir yıl boyunca biriktirilen duyguların derlenip toplandığı görkemli bir 'hasat mevsimi' gibidir. <strong>Eylül</strong>; insanın pencereden dışarı bakıp derin bir iç çektiği, geçmişte kalmış bir aşkı hatırladığı, yağmurun cama vurduğu, sararmış yaprakların ağır ağır yere düştüğü ve mutlaka bir şeylerin bittiği aydır. Gerçek hayatta ise eylül; okul servislerinin yeniden yollara çıktığı, işe gitmek için alarmın çaldığı, klimanın kapatılıp “<em>Acaba kombiyi ne zaman açacağız?</em>” sorusunun sorulmaya başlandığı, markette karpuzun yerini mandalinanın aldığı ve sabah evden çıkarken “<em>Tişört giysem üşür müyüm, mont giysem terler miyim?</em>” diye insanın kendi hayatıyla ilgili en zor kararlardan birini verdiği aydır.</span></p>
<p dir="ltr"><strong>Edebiyatta eylül bir duygudur. Gerçek hayatta ise hava durumudur.</strong></p>
<p dir="ltr"><span>Aradaki farkı anlamak için <em>Mehmet Rauf’un </em></span><em>Eylül</em><span> romanını düşünmek yeterli. Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı kabul edilen </span><em>Eylül</em><span>, mevsim adını taşımasına rağmen aslında bir mevsimi değil, bir ruh hâlini anlatır. <em>Mehmet Rauf</em>, romanın başında baharın sonbaharda yeniden gelmesinin nasıl mümkün olmadığından söz eder; tıpkı bahar gibi gençliğin ve geçen güzel günlerin de geri getirilemeyeceğini söyler. Kitapta insanlar öyle sever, öyle susar, öyle bakar ki insan ister istemez kendi hayatına dönüp bakar.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bizim eylül ayında ise insan en fazla dolaptaki yazlıkları kaldırıp kaldırmamayı sorgular.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Edebiyatın Eylül’ü ağırdır. Üzerinde ince bir hüzün vardır. <strong>Her şeyin bir sonu olduğunu bilir</strong>: Aşkların da, gençliğin de, yazın da, hatta insanın da.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bizim Eylül’ümüzün ise bir eli hâlâ yazdadır.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Öğlen güneş açar. Akşam serinler. Sabah mont giyersin. Öğlen montu koluna alıp dolaşırsın. Akşam yağmur başlar. Eve dönerken sandaletinin içine su dolar. Ertesi sabah yeniden güneş açar ve sen bütün bunların üzerine bir de “Bugün de acaba yağmur yağar mı?” sorusuyla güne başlarsın.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Eylül deyince aklımıza yalnızca Mehmet Rauf gelmez elbette. Türk edebiyatında şairlerin sonbahar gelir gelmez nasıl bir edebî havaya girdiklerini de hayranlıkla izleriz. <em>Attila İlhan</em>, </span><span>“<em>Akşamsa eylülse ıslanmışsam...</em>”</span><span> derken eylülü bir yağmurun, bir akşamın ve bir iç sıkıntısının içine yerleştirir. <em>Cemal Süreya</em> ise </span><span>“<em><strong>Dedim ya... Eylüldü</strong></em>”</span><span> diyerek sanki başlı başına bir açıklama yapar. Eylül, şiirlerde tek başına bir cümle kurmaya yeten aylardandır.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Eylülün edebiyattaki en büyük meziyeti, insana kendisini düşündürmesidir. Gerçek hayattaki en büyük meziyeti ise insanı hafifçe üşütmesidir. İkisinde de bir durup düşünme hâli vardır.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Mesele aşka ve ilişkilere gelince, edebiyatla gerçek hayat arasındaki fark daha da belirginleşir. Edebiyatta Eylül aşkları kolay yaşanmaz. Herkes susar, herkes acı çeker, herkes bir şeyleri içine atar. <em>Mehmet Rauf’un </em></span><em>Eylül</em><span> romanındaki Suat ve Necip’i düşünün. Boğaziçi’nde bir yalı, musiki sohbetleri, uzun bakışmalar, söylenemeyen sözler... Masum başlayan bir yakınlık, zamanla insanın içini kemiren bir aşka dönüşür. Sonbaharın serinliği, sararan yapraklar, yaklaşan kış; sanki hepsi bu aşkın kötü biteceğini önceden biliyordur.</span></p>
<p dir="ltr"><span><em>Ahmet Altan</em>’ın </span><span>“<em>Ben eylülde bütün aşklardan ve kadınlardan korkarım</em>”</span><span> sözü de boşuna değildir. Eylül, edebiyatta neredeyse başlı başına bir aşk işaretidir. Eylülde âşık olduysan, belli ki biraz acı çekeceksin. <strong>Çünkü edebiyatta aşk, biraz da acı çekmeden tamamlanmış sayılmaz.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Gerçek hayatta ise durum pek öyle değil. Bizim “<em>Kasımda aşk başkadır</em>” diye bir sözümüz var. Kim çıkardı, ne zaman çıktı, gerçekten doğru mu, bilmiyoruz. Ama kulağa güzel geliyor. Üstelik havalar soğuyunca insanın aşka bakışı gerçekten biraz değişiyor. Günler kısalıyor, akşamlar erkenden geliyor, dışarıda geçirilen uzun saatlerin yerini evdeki küçük sıcaklıklar alıyor. <strong>İnsan biraz daha evine, biraz daha sıcak bir yere, biraz daha yanındaki kişiye dönüyor.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Belki de “<em>Kasımda aşk başkadır</em>” sözünün sırrı burada. Hava soğudukça insan birbirine biraz daha sokuluyor. Büyük laflar azalıyor, küçük ilgiler çoğalıyor. Markete giderken sevdiğinin sevdiği çikolatayı almak, yağmur yağacak diye şemsiyeyi çantaya koymak, sabah çıkarken “Kalın giyin, üşütmeyesin” demek... Bunların hiçbiri romanlarda büyük aşk sahnesi olarak yazılmaz. Ama gerçek hayatta aşk çoğu zaman tam olarak böyle yaşanır.</span></p>
<p dir="ltr"><strong>Edebiyat aşkı büyütür, gerçek hayat onu küçültüp cebimize koyar. </strong><span>Büyük bir hikâye olmaktan çıkarır, günlük hayatın içine saklar.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Birinin sizi çok sevdiğini söylemesi güzeldir. Ama hava soğuduğunda “<em>Üşürsün, bunu giy</em>” demesi de az şey değildir. Sana sıcak bir çay koyması, eve vardığında haber vermeni istemesi, yağmurda şemsiyeyi senin tarafına doğru tutması... Aşk bazen insanın hayatına şiir gibi girmez. <strong>Bazen sadece üşütmez.</strong> </span></p>
<p dir="ltr"><span>Edebiyat bize “<em>Sonbahar geldi, geçmişi düşün</em>,” der. Hayat ise bunu söylemeden yapar: Bir akşam eve dönerken havanın kokusu değişir ve sen birden on beş yaşına dönersin. Bir yaprak kaldırıma düşer ve yıllar önce kaybettiğin birini hatırlarsın. Bir yağmur başlar ve hiç beklemediğin bir şarkı gelir aklına. <strong>Eylül, insanın içindeki eski odaların kapılarını aralar.</strong> Belki bu yüzden eylül biraz hüzünlüdür. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Fakat yalnızca hüzünlü de değildir. <strong>Çünkü sonbaharın güzelliği, her şeyin bittiğini söylemesinde değil, biten şeylerin ardından başka şeylerin başlayacağını bilmesindedir.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Yaprak düşer. Ağaç ölmez.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Yaz biter. Hayat bitmez.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir dönem kapanır. Başka bir dönem açılır.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Birileri yeni bir şehre taşınır. Birileri yeni bir eve. Birileri yeni bir aşka. Birileri de sonunda kendisine.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Sonbahar, insanın kendisine benzeyen bir mevsimdir. Ne tamamen sıcak ne tamamen soğuk. Ne tamamen neşeli ne tamamen hüzünlü. Ne başlangıç ne son. İkisinin tam ortasında. Bu yüzden eylül biraz garip bir aydır. Hem gitmek isteriz hem kalmak. Hem yazı özleriz hem serin havaya seviniriz. Hem geçmişi düşünürüz hem önümüze bakarız. Bir yandan eski günleri özlerken bir yandan yeni defterler alır, yeni kararlar veririz. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Belki edebiyatın Eylül’ü daha güzel yazılmıştır. Pencereleri Boğaziçi’ne bakar, yağmurları daha romantiktir, aşkları daha büyük, hüzünleri daha derindir. </span><span>Ama gerçek hayatın Eylül’ünde de mandalina vardır.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Zaman geçiyor. Ve biz bir mevsim daha büyüyoruz.</span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ &amp; VII  (Başlangıç ve son aynı noktada birleşir. )</title>
<link>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-vii-baslangic-ve-son-ayni-noktada-birlesir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-vii-baslangic-ve-son-ayni-noktada-birlesir</guid>
<description><![CDATA[ Bazen aradığımız şey, gittiğimiz yerde değil, kendimizdedir. Bu yazı, insanın kendine dönüşünü; kayıplar, karşılaşmalar ve yeni başlangıçlar üzerinden ele alıyor. “İçindeki Başlangıç” serisinin son durağında, her sonun yeni bir başlangıca dönüşebileceğini hatırlatıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa196e870382.webp" length="87236" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Sep 2026 20:34:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>ismail YÜKSEL</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong>Fikir İzleri</strong> okurları için kaleme aldığım <strong>“İçindeki Başlangıç”</strong> serisindeki yolculuğumuzun son durağına geldik.</p>
<p></p>
<p>Haftalar boyunca birlikte bazı soruların peşinden gittik. Hiçbir şeyin bütünüyle rastlantı olmayabileceğini düşündük. Gerçek yolculuğun dışarıya değil, insanın kendi içine doğru olduğunu konuştuk. Bilgi ile bilgeliğin aynı şey olmadığını, sembollerin sessiz bir dil oluşturabileceğini ve insanın bazen en büyük labirenti kendi içinde taşıdığını gördük. Sonra özgürlüğe baktık; bizi bağlayan zincirlerin her zaman dışarıda olmadığını, bazılarının zihnimizde kurduğumuz kabullerden oluştuğunu fark etmeye çalıştık.</p>
<p>Şimdi bütün yolların başladığı ve bittiği yere dönüyoruz.</p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>Başlangıç ve son aynı noktada birleşir.</strong></span></p>
<p><em>Yolculuk sonunda insan aslında hep aradığı yere, yani kendisine ulaşır.</em></p>
<p>İnsan hayatı boyunca bir şeyleri arar.</p>
<p>Bir cevap.</p>
<p>Bir insan.</p>
<p>Bir şehir.</p>
<p>Bir başarı.</p>
<p>Bir anlam.</p>
<p>Bir gün bütün bunlara ulaşınca eksik olan parçanın tamamlanacağını düşünür. Uzaklara gider, yeni yollar dener, yeni kapılar açar. Bir şeyleri geride bırakır, bir şeylerin peşinden koşar. Bazen kaybolur, bazen yeniden başlar. Fakat yol uzadıkça garip bir şey fark etmeye başlar:</p>
<p><em>Aradığı şey, gittiği yerde değildir.</em></p>
<p>Çünkü insan nereye giderse gitsin, kendisini de yanında götürür. Aynı korkularla başka şehirlere taşınır. Aynı yaralarla yeni insanlarla tanışır. Aynı sorularla başka kapıların önünde durur. Ve bazen yıllar sonra dönüp baktığında, aslında bütün o yolların onu başka bir yere değil, kendisine yaklaştırdığını fark eder.</p>
<p>Belki hayatın en büyük yanılgısı, yolculuğun bizi kendimizden uzaklaştırdığını sanmamızdır. Oysa bazı yollar insanı kendisine geri getirir. Bazı kayıplar, neyi gerçekten aradığımızı gösterir. Bazı karşılaşmalar, içimizde unuttuğumuz bir tarafı uyandırır. Bazı ayrılıklar, başkasına değil, kendimize ne kadar uzak olduğumuzu gösterir. Ve bazı başlangıçlar, aslında çok daha önce başlamış bir yolculuğun devamıdır.</p>
<p><em>Bir çocuk düşünün.</em></p>
<p>Dünyayı anlamak için sorular soruyor. Her şey onun için yenidir. Bir taşın neden orada olduğunu, gökyüzünün nereye kadar uzandığını, insanların neden birbirinden farklı olduğunu merak ediyor. Sonra büyüyor. Cevaplar çoğalıyor, sorular azalıyor. Kendisine öğretilenleri gerçek kabul etmeye başlıyor.</p>
<p>Ta ki bir gün...</p>
<p>Bir şey olur.</p>
<p>Bir kayıp, bir karşılaşma, bir sessizlik, bir kitap, bir yolculuk ya da yalnızca gecenin bir saatinde gelen tek bir düşünce...</p>
<p>Ve insan yeniden sormaya başlar.</p>
<p><em>“Ben kimim?”</em></p>
<p>Belki de gerçek başlangıç tam olarak burada doğar. Çünkü insanın hayatındaki en önemli yolculuk, kendisi hakkında bildiklerini çoğaltmak değil; kendisi hakkında bildiğini sandığı şeyleri sorgulamaktır.</p>
<p>Bazen bütün hayatımız boyunca bir eve dönmeye çalışırız. Oysa aradığımız ev bir şehir değildir.</p>
<p>Bir adres değildir.</p>
<p>Bir insan değildir.</p>
<p><em>İnsanın kendi içinde, kendisine yabancılaşmadan durabildiği o sessiz yerdir.</em></p>
<p>Belki “eve dönüş” dediğimiz şey budur. İnsan kendisine döndüğünde geçmişini değiştirmez. Yaşadıklarını silmez. Kaybettiklerini geri getirmez. Fakat onların anlamı değişir.</p>
<p>Dün yaşadığın acı, bugün sana bir şey öğretmeye başlar.</p>
<p>Dün verdiğin yanlış karar, bugün hangi yolu seçmemek gerektiğini gösterir.</p>
<p>Dün rastlantı sandığın karşılaşma, bugün hayatının yönünü değiştiren bir işaret hâline gelir.</p>
<p>Ve bir zamanlar son sandığın şeyin, aslında yeni bir başlangıç olduğunu anlarsın.</p>
<p>Çünkü hayatın bize öğrettiği en büyük sır belki de şudur:</p>
<p><em>Hiçbir son gerçekten son değildir.</em></p>
<p>Bir kapı kapanır. Fakat başka bir kapının eşiğinde olduğunu henüz bilmiyorsundur.</p>
<p>Bir yol biter. Fakat o yolun seni nereye getirdiğini anlaman için biraz daha yürümen gerekir.</p>
<p>Bir insan hayatından çıkar. Fakat onun bıraktığı boşlukta kendinle ilk kez karşılaşabilirsin.</p>
<p>Ve bazen insan bütün hayatını bir şeyleri bulmak için harcadıktan sonra, bulduğu şeyin zaten içinde olduğunu fark eder.</p>
<p>İşte o an başlangıç ile son birbirine dokunur. Aradığın cevap, sorduğun ilk soruya geri döner. Gittiğin yol, başladığın yere çıkar. Kapattığın kapının ardında aslında başka bir başlangıç vardır. Ve insan, bütün yolları tükettiğinde değil; <strong>kendisinden kaçmayı bıraktığında</strong> yolculuğun gerçek anlamını kavrar.</p>
<p>“İçindeki Başlangıç” adını verdiğimiz bu yolculuğun asıl anlamı buydu.</p>
<p>Başlangıç dışarıda değildi.</p>
<p>Bir kitapta değildi.</p>
<p>Bir şehirde değildi.</p>
<p>Uzaklarda, geçmişte ya da gelecekte hiç değildi.</p>
<p><em>Başlangıç, insanın kendisine ilk kez gerçekten baktığı yerdeydi.</em></p>
<p>Bu yüzden belki de hayat boyunca aradığımız o gizli kapının üzerinde hiçbir isim yazmıyordu. Çünkü kapıyı açacak olan kelime dışarıdan verilmemişti. Onu insanın kendisi hatırlamalıydı.</p>
<p>Ve belki bütün yolculuğun sonunda geriye yalnızca tek bir soru kalır:</p>
<p>Bunca yolu kendimi bulmak için geldiysem, acaba en başından beri aradığım kişi kimdi?</p>
<p>Belki cevap, yolun sonunda değil.</p>
<p>Belki cevap, ilk adımın içinde saklıydı.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Çünkü bazı yolculuklar insanı bir yere götürmez; insanı kendisine geri getirir. Ve insan kendisine vardığı anda, başlangıç ile sonun aslında hiç ayrılmadığını anlar.</em></p>
<p>Belki de her son, hatırlanmaya başlayan bir başlangıçtır.</p>
<p></p>
<p>İsmail Yüksel</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SEKSENLER DOKSANLAR FURYASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/%C3%96zg%C3%BCr-Urtekin-4605</link>
<guid>https://fikirizleri.com/%C3%96zg%C3%BCr-Urtekin-4605</guid>
<description><![CDATA[ Kapının üzerinde anahtar bırakılan dönemlerden geldik. Şimdi ise kapımızı iki ayrı kilitle kilitliyor, üzerine bir de hırsıza karşı alarm taktırıyoruz. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa13c1736bee.webp" length="55950" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:01:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Özgür URTEKİN</dc:creator>
<media:keywords>Yazar-yazı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Seksenler, doksanlar furyası başladı.</p>
<p>Biz o günleri yaşamış, mütevazı insanlarız. Belki de en küçük şeylerden mutlu olabilmemiz bundandır.</p>
<p>Her eve televizyonun, hele hele ev telefonunun girmediği günlerden söz ediyorum. Renkli televizyonun eve alındığı gün yaşadığım mutluluk hâlâ yüreğimin bir köşesinde durur. Ev telefonu salonun başköşesinde olurdu. Birimiz konuşurken bütün aile ne konuşulduğunu duyardı ve kimse bundan rahatsızlık duymazdı.</p>
<p>Abartılı, kabarık saçlar vardı ama estetik müdahalelerle birbirine benzeyen yüzler yoktu. Dudakların inceliği, kaşların kalınlığı, yüzün şekli kişiye özeldi. Herkes kendine has, doğal ve farklıydı.</p>
<p>Kasetten dinlenen müziğin ise yeri bambaşkaydı. Sevdiğimiz bir şarkıyı başa sarıp sarıp dinler, kaset bozulsa bile yine dinlemeye çalışırdık.</p>
<p>Radyo vardı; “Arkası Yarın”lar vardı. Vurdulu kırdılı olmayan, ailece izlenebilen televizyon dizileri vardı. Yüzlerce kanal yoktu belki ama içeriklerin birçoğu daha nitelikliydi. Pazar günleri western filmleri izlemek ayrı bir keyifti.</p>
<p>Belki de her şeye bu kadar kolay ulaşamadığımız için güzeldi o günler.</p>
<p>Şimdi ülkece bir tükenmişlik sendromu yaşıyor olabilir miyiz?</p>
<p>Belki de seksenlere, doksanlara duyduğumuz özlemin altında biraz da bu var.</p>
<p>Kapının üzerinde anahtar bırakılan dönemlerden geldik. Şimdi ise kapımızı iki ayrı kilitle kilitliyor, üzerine bir de hırsıza karşı alarm taktırıyoruz.</p>
<p>Ne oldu da toplum olarak bu kadar büyük bir ahlak ve değer kaybı yaşadık?</p>
<p>Bunu sorgulamak zorundayız.</p>
<p>Belki de bazı şeylere yeniden başlamamız gerekiyor. Kaybettiğimiz değerleri çocuklarımıza yeniden hatırlatmalıyız. Ellerine sürekli telefon vermek, televizyonu açıp karşısına oturtmak yerine onlara kitap vermeliyiz. Birlikte oyunlar oynamalı, sohbet etmeli, paylaşmayı ve beklemeyi öğretmeliyiz.</p>
<p>Çünkü çocuklarımızı teknoloji büyütürken, biz sadece seyrediyoruz.</p>
<p>Çok geç olmadan bazı değerlerimizi yeniden hatırlamalıyız.</p>
<p>Yoksa kendi ellerimizle, çocuklarımızın yaşayacağı dünyanın sonunu hazırlıyor olabiliriz.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Akış ve Liman</title>
<link>https://fikirizleri.com/akis-ve-liman</link>
<guid>https://fikirizleri.com/akis-ve-liman</guid>
<description><![CDATA[ Yelkeni tek başına açabilecek kadar güçlüysen ama yine de rüzgârı birinin varlığıyla paylaşmayı seçtiysen anlam kazanıyor her şey. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e94f6610ab.webp" length="11688" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 14:20:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey bir yerlere yetişmeye çalışırken insanın hayatın tam ortasında kendini bulduğu anlar...</p>
<p>​İnsanın kendi kabuğunu sessizce kırışı, hayatı yeniden ve kendi kurallarıyla sevmeye başlaması; insanın kendi yolunu bulma çabasının o sakin ama güçlü tarafı.</p>
<p>​Belki de birilerinin kalbinde koşulsuz bir şekilde beklediğini bilmek... Hayat bir yandan kendi akışında koştururken fırtınanın ortasından sakince sıyrılıp kendi denizine yelken açışın gibi. Ve en çok da o yelkeni tek başına açabilecek kadar güçlüysen ama yine de rüzgârı birinin varlığıyla paylaşmayı seçtiysen anlam kazanıyor her şey. Sorular, geleceğe dair o ufak tefek kaygılar... Hepsi birer dalga gibi gelip çarpıyor ama kıyıya vurup çekiliyor sonunda. Çünkü biliyorsun ki ne kadar koşturursan koştur, gün bittiğinde kendi kabuğunda yakaladığın o iç huzur sana ait.</p>
<p>​Hayat aktığı gibi, biz de olduğumuz gibi güzeliz...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SÂLÂH ÜNSALER’DEN ALMANCA BİR ŞİİR EVRENİ: TRANSPARENTE SCHWELLE</title>
<link>https://fikirizleri.com/salah-unsalerden-almanca-bir-siir-evreni-transparente-schwelle</link>
<guid>https://fikirizleri.com/salah-unsalerden-almanca-bir-siir-evreni-transparente-schwelle</guid>
<description><![CDATA[ Salah Ünsaler&#039;in &quot;Şeffaf Eşik&quot; adlı şiir kitabının Almanca olarak basılmış halinin tanıtım metnidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9bdb87bb49e.webp" length="49842" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 05 Sep 2026 12:06:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dr.Sibel Çelikel</dc:creator>
<media:keywords>şiir, Almanca, şair, edebiyat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal; mso-outline-level: 3;"><b><span style="font-size: 13.5pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">SÂLÂH ÜNSALER’DEN ALMANCA BİR ŞİİR EVRENİ: <i>TRANSPARENTE SCHWELLE</i><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sâlâh Ünsaler’in <i>Transparente Schwelle</i> adlı şiir kitabı, aşkın, özlemin, ayrılığın, doğanın, ölümün ve insanın kendi varoluşuna doğru yaptığı içsel yolculuğun şiirsel bir izdüşümü olarak karşımıza çıkıyor. Eserin merkezinde, adından da anlaşılacağı üzere, <b>varlıkla yokluk, gerçeklikle düş, bedenle ruh, aşk ile ayrılık arasındaki o görünmez ve “şeffaf eşik”</b> bulunuyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Boğaziçi’nin masalsı atmosferi, kitabın şiirlerinde yalnızca bir mekân değil, başlı başına yaşayan bir karakter olarak beliriyor. Deniz, martılar, ay ışığı, güller, tekneler, yalılar, ufuk ve gece; şairin duygu dünyasının temel imgelerine dönüşüyor. Çocukluğunu Boğaziçi’nde geçiren Ünsaler’in kendisini “Boğaz’ın çocuğu” olarak tanımlaması, şiirlerindeki bu güçlü İstanbul ve Boğaziçi duyarlılığının arka planını da açıklıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kitabın ilk bölümünde aşkın daha duyusal ve romantik yüzü öne çıkarken ilerleyen şiirlerde bu aşk, giderek daha derin bir varoluş sorgulamasına dönüşüyor. “Aşk”, “özlem”, “ayrılık” ve “ölüm” gibi insanlığın kadim meseleleri; deniz, gül, ay, yıldız ve sonsuzluk imgeleriyle yeniden yorumlanıyor. “Liebe und Trennung”, “Geschmack der Ewigkeit”, “Was von dir übrig ist” ve “Meer der Liebe” gibi şiirlerde sevmenin, kaybetmenin ve geride kalan hatıranın insan ruhunda bıraktığı izler dikkat çekiyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ancak <i>Transparente Schwelle</i> yalnızca bir aşk şiirleri toplamı değil. Kitabın ikinci yarısında şiir, insanın kendisini ve evrendeki yerini sorguladığı daha felsefi ve mistik bir alana açılıyor. “Ich und die Rose”, “Finden”, “Leere und Stille”, “Göttliche Bewusstsein”, “Hira Höhle oder Bodhi Baum” ve “Sein oder Nicht Sein” gibi şiirlerde benlik, bilinç, hiçlik, sonsuzluk ve ilahi olanla ilişki sorgulanıyor. Böylece şair, okuru dış dünyadan kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa davet ediyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ünsaler’in şiir evreninde <b>gül</b> özellikle güçlü bir sembol olarak öne çıkıyor. Bazen aşkın, bazen güzelliğin, bazen de insanın kendi özünü bulma çabasının karşılığı olan gül; kitabın farklı bölümlerinde yeniden ve farklı anlam katmanlarıyla karşımıza çıkıyor. “Die Rose verwelkt, doch ihr Duft bleibt in den Händen” düşüncesiyle somutlaşan bu yaklaşımda, geçip giden zamanın ve kaybolan insanların geride bıraktığı izler şiirin kalıcı belleğine dönüşüyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Eserde doğu ve batı düşünce dünyalarının izleri de bir araya geliyor. Hira Mağarası, Bodhi ağacı, Zen ve Haiku gibi farklı kültürel ve düşünsel referanslar, şairin şiirini yalnızca bireysel aşkla sınırlamayıp daha evrensel bir arayışa taşıyor. Kitabın sonunda yer alan Haiku şiirleri ise anlık olanı yakalayarak onu sonsuzluk duygusuyla buluşturuyor. Şairin kendi ifadesiyle Haiku, “an’dan sonsuzluk, sonsuzluktan an” yaratabilen bir şiir biçimi olarak eserde ayrı bir yer tutuyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sâlâh Ünsaler’in mimarlık eğitimi almış olması ve aynı zamanda şiir, öykü, deneme ve resimle ilgilenmesi de eserin görsel dünyasında kendisini hissettiriyor. Stuttgart Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu olan Ünsaler, yağlıboya çalışmalarında özellikle sürrealist üsluba yönelirken şiirlerinde de gerçeklikle düş arasındaki sınırları esneten bir anlatım kuruyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Transparente Schwelle</span></i><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">, aynı zamanda şairin Türkçe şiirlerinin Almancaya taşındığı özel bir çalışma. Yazar, şiirlerini Almancaya aktarırken Türkçe özgün metinlerin oluşturduğu atmosferi mümkün olduğunca korumayı amaçladığını belirtiyor. Böylece kitap, yalnızca bir dil değişiminin değil, şiirin farklı bir kültürel coğrafyada yeniden hayat bulmasının da örneğini oluşturuyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sidera Yayınevi tarafından yayımlanan <i>Transparente Schwelle</i>, okuru Boğaziçi’nin maviliğinden aşkın sıcaklığına, ayrılığın hüznünden varoluşun sessizliğine, oradan da insanın kendi içindeki sonsuzluğa uzanan şiirsel bir yolculuğa çağırıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü bazı yolculuklarda gidilecek yer bir kıyı değildir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İnsan, bazen kendisine ulaşmak için şeffaf bir eşikten geçer.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALTIN KAFESTEKİ ESARET : ŞATAFATLI HAYATIN BOŞLUĞU</title>
<link>https://fikirizleri.com/altin-kafesteki-esaret</link>
<guid>https://fikirizleri.com/altin-kafesteki-esaret</guid>
<description><![CDATA[ Kişinin kendine ait bir idaresinin olmadığı lüks yaşamların aslında birer esaret olduğunu anlatan felsefi bir deneme... Altın kafesteki şatafatlı hayatın boşluğunu ve gerçek özgürlüğün çağrısını keşfedin. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a750aa2c2532.webp" length="40322" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:30:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>İlkim MK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> Kişinin kendine ait bir idaresinin olmadığı her yaşam, ne kadar lüks olsa da esasında yalnızca bir esarettir. Sahnenin ihtişamına kapılmayın; kostümleri başkasının diktiği, replikleri başkasının yazdığı bir oyunu oynuyoruz. Bu muazzam şatafatın arkasındaki derin, o sağır edici sessizliği dinlemeli insan. Altın kafesin telleri ışıl ışıl parlıyor belki ama ruh, teller arasında sıkışmış, bir nefeslik canıyla titreyip duruyor.</p>
<p>​Gerçek özgürlük ise o göz alıcı kafesi fark etmek ve esareti kendi ellerinle yıkma cesaretini göstermekten geçer. Aksi hâlde bu lüks dediğimiz şey, sadece ruhun yavaş ve sessiz bir ölümüdür.</p>
<p>​Özgürlük, başkasının yazdığı senaryoyu reddedip kendi hayatının yazarı olmaya cesaret etmekle başlar.</p>
<p></p>
<p>​İlkim M.K.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ &amp; VI (Özgürlük, gerçeği görebilmek midir ?)</title>
<link>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-vi-ozgurluk-gercegi-goerebilmek-midir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-vi-ozgurluk-gercegi-goerebilmek-midir</guid>
<description><![CDATA[ İnsanın hayatındaki en büyük dönüşümler, “Artık bunu yapmayacağım.” dediği anlarda değil; “Bunu neden yapıyorum?” diye sormaya başladığı anlarda gerçekleşir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a973dec441e5.webp" length="80778" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:46:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>ismail YÜKSEL</dc:creator>
<media:keywords>İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ - VI (Özgürlük, gerçeği görebilmek midir ?)</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b>Fikir İzleri okurları</b> için kaleme aldığım<b> “İçindeki Başlangıç” </b>serisi yolculuğumuzun sondan bir önceki durağına geldik. Seriyi yavaştan tamamlıyoruz diyelim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Geçtiğimiz hafta insanın en büyük labirentinin yine kendisi olabileceğinden söz etmiştik. Bazen bizi durduran duvarların dışarıda değil, zihnimizde yükseldiğini; korkularımızın, arzularımızın ve kendimiz hakkında kurduğumuz cümlelerin fark etmeden birer sınır hâline gelebildiğini gördük, değil mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu hafta ise o labirentin içindeki duvara kazınmış en eski yazı üzerine beraber düşüneceğiz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center;"><b>Özgürlük, gerçeği görebilmek midir?</b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center;">Zincirler çoğu zaman dışarıda değil, zihnin oluşturduğu kabullerdedir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Özgür olduğumuzu düşünürüz ya da öyle hissederiz. İstediğimiz yere gidebildiğimizi, istediğimiz insanı sevebildiğimizi, istediğimiz hayatı seçebildiğimizi söyleriz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fakat hiç durup kendimize şu soruyu sorduk mu?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gerçekten istediğimiz için mi seçiyoruz, yoksa bize öğretilenleri kendi isteğimiz sanarak mı yaşıyoruz?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çocukluğumuzdan beri bize bazı yolların doğru, bazılarının yanlış olduğu söylendi. Nasıl başarılı olunacağını, neyin değerli olduğunu, nasıl görünmemiz gerektiğini, kim olmamız gerektiğini öğrendik. Zamanla bu sesler içimizde o kadar çoğaldı ki hangisinin bize ait olduğunu ayırt etmek zorlaştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><i>(Bazı küçük yaşta yüklenen sorumluluklar, aile dramlarına hiç girmiyorum... Bir parantez açtım, yazının akışını da bozmak istemiyorum lâkin söylemeden edemeyeceğim: Bırakın çocuklar çocuk kalsın ve çocukluklarını yaşasınlar. Onları ne dert ortağınız yapın ne de yaşlarının getirdiğinin ötesinde yükler yükleyin. Dünyayı sizinle ve sizde keşfeden o minik gözlerin yerine kendinizi koyup aceleci olmadan karar verin; hatırlayın, bir zamanlar o meraklı gözler sizindi...)</i><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra büyüdük.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendi kararlarımızı verdiğimizi sandık. Oysa belki de çoğu zaman yalnızca bize bırakılmış seçenekler arasından seçim yapıyorduk. Çoktan seçmeli sınavlara bundan belki de daha kolay adapte olduk; karşımızda ise artık çoktan seçmeli bir hayat var.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bazen bir işi gerçekten istediğimiz için değil, başkalarının gözünde değerli olduğu için isteriz. Bazen bir insanı sevdiğimiz için değil, yalnız kalmaktan korktuğumuz için hayatımızda tutarız. Bazen gitmek istediğimiz hâlde kalırız; çünkü “insanlar ne der?” sorusu, “Ben ne istiyorum?” sorusundan daha yüksek sesle konuşur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve bütün bunlara özgürlük deriz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İşte zihnin görünmeyen zincirleri böyle oluşur. Demirden değildirler. Kilitleri olmadığı gibi anahtarları da yoktur. Çoğu zaman onları kendi ellerimizle taşırız. Bir düşüncenin yıllardır doğru olduğuna inanmak, onu gerçekten doğru yapmaz. Bir korkuyu uzun süre taşımak, onu haklı çıkarmaz. Toplumun bize biçtiği bir kimliği benimsemek, onun gerçekten bize ait olduğu anlamına gelmez.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki özgürlük, bütün zincirleri kırmak değildir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hangi zinciri neden taşıdığını görebilmektir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü insan, farkında olmadığı bir şeyden özgürleşemez.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Karanlık bir odada olduğumuzu düşünelim. Çıkış kapısı belki birkaç adım ötemizdedir. Fakat karanlıkta onu göremediğimiz için duvarların arasında sıkışıp kaldığımızı sanırız. Sonra küçük bir mum yanar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Duvarlar değişmez.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapı yerinden oynamaz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Oda aynı odadır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama artık görebiliyoruzdur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Özgürlük bazen tam olarak budur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam o anda odanın dışından dostum Sercan gelir ve neden karanlıkta mum ışığında oturduğumuzu sorgular.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aslında cevap bellidir: Dünyayı değiştirmekten önce, dünyaya bakışımızdaki karanlığı aydınlatmak.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de insanın hayatındaki en büyük dönüşümler, “Artık bunu yapmayacağım.” dediği anlarda değil; “Bunu neden yapıyorum?” diye sormaya başladığı anlarda gerçekleşir. Çünkü doğru sorular, zihnin kapılarını sessizce açar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir gün fark edersin ki yıllardır peşinden koştuğun şey sana ait değilmiş. Bir gün anlarsın ki korktuğun şey gerçekleşse bile dünyanın sonu gelmeyecekmiş. Bir gün başkalarının beklentilerini susturduğunda, kendi sesinin aslında ne kadar uzun zamandır seni beklediğini duyarsın. Ve belki o gün ilk kez gerçekten kendin için bir seçim yaparsın. Gidip bir buket yasemin çiçeği alırsın. Yürürsün.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İşte o zaman özgürlük başlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dışarıdaki bütün kapılar açıldığı için değil; içerideki bazı kapıların aslında hiç kilitli olmadığını fark ettiğin için. Çünkü insanın taşıdığı en ağır zincir, çoğu zaman zincir taşıdığını bilmemesidir. Ve belki gerçek özgürlük, istediğin her şeyi yapabilmek değil; seni neyin yönettiğini gördükten sonra hâlâ kendi seçimini yapabilmektir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de bundan sonraki soru çok daha derindedir:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Peki insan, kendisine ait sandığı düşüncelerin hangilerinin gerçekten kendisine ait olduğunu nasıl anlayabilir?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Serinin son yazısında buluşmak dileğiyle hepinize sevgi ve saygılarımla.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>İsmail Yüksel</b><o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SENİN ADIN EYLÜL ..!</title>
<link>https://fikirizleri.com/senin-adin-eylul</link>
<guid>https://fikirizleri.com/senin-adin-eylul</guid>
<description><![CDATA[ Bir Eylül gelmişti dünyaya. Mevsimler ise eylüle yürüyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a969175e4611.webp" length="21342" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 01 Sep 2026 11:52:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYSUN TİN</dc:creator>
<media:keywords>#eylül #sonbahar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>SENİN ADIN EYLÜL ... </p>
<p>Sarının yeryüzünde buluşmasına vakit azalırken doğmuştu dünya güzeli o kız. Babası kulağına fısıldadı:</p>
<p>"Senin adın Eylül..." </p>
<p>Bir Eylül gelmişti dünyaya. Mevsimler ise Eylül'e yürüyordu.</p>
<p></p>
<p>Hoşgeldin Eylül... </p>
<p>Bugün Eylül'e açılan sarı mevsimin ilk günü. Babasından sonra Eylül'e ikinci adını da sonbahar koymuştu.</p>
<p>Sonbahar rüzgârı esti yüzüne:</p>
<p>" Senin adın Eylül... "</p>
<p></p>
<p>Yedi sonbahar geçti. Eylül yedi yaşında. Babası Eylül'e doğum günü hediyesi olarak sarı bir uçurtma yapmıştı. Eylül,sarı mevsimin en güzel hediyesini babasının kendisine hediye ettiği sarı uçurtmayı düşünmüştü. Uçurtmayı uçurdu, sonbahar rüzgârı eşlik ediyordu gökyüzünde uçurtmasına. Rüzgârın uğultusu bir melodi gibi gelmişti uçurtmaya dans eder gibi uçuyordu. Eylül , gökyüzünde dans eden bu sarı uçurtmaya adını koydu:</p>
<p>" Senin adın Eylül..." </p>
<p></p>
<p>Yedi yıl daha geçti. Eylül on dört yaşında küçük bir kız çocuğu. Sonbahara hediyesini hazırlıyordu ve bitirmişti hediye edeceği şiiri.</p>
<p>Şiirin adını koydu; Eylül.</p>
<p>"Senin adın Eylül..." </p>
<p></p>
<p>Bir Eylül geldi bu dünyaya, </p>
<p>Tanıştı sarı sonbahara. </p>
<p>Onların hikayesi bir Eylül'dü, </p>
<p>Adını Eylül koydu. </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Herkesi Anlarken Kendini Unutmak</title>
<link>https://fikirizleri.com/herkesi-anlarken-kendini-unutmak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/herkesi-anlarken-kendini-unutmak</guid>
<description><![CDATA[ ​&quot;Anlamak, Katlanmak Değildir&quot;
Herkesin derdine derman olmaya, her kırgınlığa gerekçe bulmaya çalışırken en çok kimin yorulduğunu hiç düşündün mü? Empati adı altında kendine verdiğin zararları, sınır çizmeyi ve ilk kez başkasını değil kendini seçmenin bencillik değil bir öz saygı olduğunu hatırlatan, derin bir içsel sorgulama. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a9161ac11f62.webp" length="63310" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 21:05:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esra Doğan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Herkesi Anlarken Kendini Unutmak</strong></p>
<p>​Hiç düşündün mü, neden bazı insanlar herkesi anlamaya çalışırken en çok kendileri yorulur?</p>
<p>​Birinin sana neden kötü davrandığını düşünürsün; "Belki zor bir dönemden geçiyordur." dersin. Seni kırar, yine onu anlamaya çalışırsın. Seni üzer, yine onun tarafından bakarsın. Sana değer vermez, yine "Belki kafası doludur." diye kendini ikna edersin.</p>
<p>​Sonra bir gün fark edersin ki herkesin duygusuna yer açarken kendi duygularını koyacak yer bırakmamışsın.</p>
<p>​Empati güzel bir şeydir; insanları anlamamızı, affetmemizi, bağ kurmamızı sağlar. Ama bazen empati adı altında kendimize haksızlık ederiz. Çünkü bir insanın neden öyle davrandığını anlamak, onun davranışını haklı çıkarmaz. Bunu öğrenmek kolay değildir. Çünkü sen vicdanlıysan "Ben de onun yerinde olsaydım?" diye düşünürsün. Ama bazen sormamız gereken soru şudur: "O benim yerimde olsaydı bana bunu yapar mıydı?"</p>
<p>​İşte insanın içindeki savaş tam burada başlar. Bir tarafın "Onu anla." der; diğer tarafın ise sessizce, "Peki beni kim anlayacak?" diye sorar.</p>
<p>​Kendini düşünmeye başladığında da suçluluk hissedersin. "Acaba bencil mi oldum?" dersin. Hayır. Her şeye yetişememek bencillik değildir. Herkesi memnun edememek bencillik değildir. Bir ilişkide sürekli veren taraf olmak istememek bencillik değildir. Sana zarar veren bir şeyden uzaklaşmak ise hiç değildir. Kendini düşünmek, başkalarını önemsemeyi bırakmak değil; kendini de önemsemeye başlamaktır.</p>
<p>​Belki yıllardır insanların seni nasıl gördüğünü düşündün: "Ne derler?", "Üzülür mü?", "Yanlış anlar mı?", "Beni kötü biri sanır mı?"</p>
<p>​Peki hiç kendine sordun mu: "Ben böyle yaşamaya devam edersem ne hissedeceğim?"</p>
<p>​İnsan bazen yalnız kalmaktan değil, kendini kaybetmekten korkmalı. Çünkü yanlış insanların yanında kalabalık olmak, doğru yerde tek başına olmaktan daha ağır gelebilir.</p>
<p>​Ve belki de hayatın en büyük olgunluğu şudur:</p>
<p>​Birini anlayabilirsin ama hayatında tutmayabilirsin.</p>
<p>​Birini sevebilirsin ama kendinden vazgeçmeyebilirsin.</p>
<p>​Birini affedebilirsin ama aynı kapıyı tekrar açmayabilirsin.</p>
<p>​Çünkü affetmek unutmak değildir, anlamak da katlanmak değildir. Bazen kendine verebileceğin en büyük değer, ilk kez başkasını değil kendini seçmektir.</p>
<p>​Ve bunu yaptığında belki bazı insanlar seni değişmekle suçlayacak. Oysa sen değişmedin; sadece yıllardır herkese verdiğin anlayışın birazını kendine vermeye başladın.</p>
<p>​Belki de ihtiyacın olan şey daha fazla sabretmek değil... Kendine de başkalarına gösterdiğin kadar merhamet göstermek.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çalışan Annenin Günlüğü</title>
<link>https://fikirizleri.com/calisan-annenin-gunlugu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/calisan-annenin-gunlugu</guid>
<description><![CDATA[ İki çocuk, iş, ev ve bitmeyen sorumluluklar arasında kendini unutmamayı öğrenen bir annenin içten günlüğü… Kusursuz olmaya çalışmak yerine, elinden geleni yapmanın ve kendine de yetişebilmenin hikâyesi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8f08cd6ed4d.webp" length="14916" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:45:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>İki Çocuklu Çalışan Bir Annenin Günlüğünden</strong></span></p>
<p>İki çocuk, iş, ev, yemek, bitmeyen işler… Bazen günün yirmi dört saat değil de on iki saat olduğunu düşünüyorum. Sabah gözümü açar açmaz aklımda yapılacaklar listesi başlıyor. Çocuklar hazırlanacak, işe gidilecek, işler yetişecek, akşam ne yemek yapılacak derken gün akıp gidiyor.</p>
<p>Eve geldiğimde aslında benim için mesai bitmiyor. Bir anne olarak ikinci mesai başlıyor. Yemek yap, sofrayı kur, ortalığı toparla, çocuklarla ilgilen… Bazen akşam yemeği çok güzel oluyor, bazen de “Bugün makarna yapalım, yeter.” diyorum. Çünkü artık kendime de dürüst davranıyorum: Her gün her şeye yetişmek zorunda değilim.</p>
<p>Eskiden ev dağınık kaldığında kendimi kötü hissederdim. Şimdi biraz daha farklı düşünüyorum. Çocuklar büyüyor, ben çalışıyorum, hayat akıyor. Her şeyin aynı anda kusursuz olması mümkün değil, tabii ki.</p>
<p>Bir yandan da kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Okuyorum, yazıyorum, yeni şeyler öğreniyorum. Çünkü çocuklarıma sadece yemek yapan, evini toparlayan bir anne değil; hayalleri olan, üreten ve kendini geliştiren bir kadın da göstermek istiyorum.</p>
<p>Bazen yoruluyorum, tükeniyorum; bazen hiçbir şey yapmak istemiyorum. Ama sonra kendime şunu söylüyorum: “Bugün de elinden geleni yaptın.”</p>
<p>Belki de kişisel gelişim biraz da burada başlıyor: Kendini başkalarıyla değil, dünkü hâlinle kıyaslamakta…</p>
<p>İki çocuklu çalışan bir anne olarak hayatım kusursuz değil. Evim her zaman toplu değil, yemeklerim her zaman dört dörtlük değil, ben de her zaman güçlü değilim.</p>
<p>Ama gerçek hayat zaten böyledir.</p>
<p>Koşturmacanın içinde kendimi unutmadan yaşamayı, çocuklarıma yetişirken kendime de yetişmeyi öğreniyorum.</p>
<p>Ve galiba en güzel gelişim de bu: Kendine kızmadan, kendini eksik görmeden, olduğun hâlinle devam edebilmek.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ &amp; V (İnsan kendi labirentidir.)</title>
<link>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-v-insan-kendi-labirentidir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-v-insan-kendi-labirentidir</guid>
<description><![CDATA[ İnsan bazen hayatının önünde bir duvar olduğunu düşünür. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8e061e04a64.webp" length="80136" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:09:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>ismail YÜKSEL</dc:creator>
<media:keywords>İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ - V (İnsan kendi labirentidir.), ismail yüksel</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Bugün kitabın ortasından başlıyor, insanın belki de karşılaşabileceği en zor yere geliyoruz.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Kendisine.</span></p>
<h2 dir="ltr" style="text-align: center;">İnsan kendi labirentidir.</h2>
<p dir="ltr" style="text-align: center;"><em>En büyük mücadele dış dünyayla değil, kişinin kendi korkuları, arzuları ve benliğiyledir.</em></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>İnsan bazen hayatının önünde bir duvar olduğunu düşünür. Aşamadığı bir engel, ulaşamadığı bir hedef, değiştiremediği bir insan, çıkamadığı bir durum... </span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Duvara baktıkça dışarıda bir şeylerin kendisini durdurduğuna inanır. Oysa bazen duvar sandığı şey, kendi içinde ördüğü bir sınırdır.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Korkularından, geçmişinden ve b</span><span>aşkalarının onun hakkında söylediklerinden örülmüş bir duvar. B</span><span>elki de en kalın olanı, kendisine yıllardır söylediği cümlelerden örülmüş bir duvar.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>“Ben böyleyim.”</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>“Bunu değiştiremem.”</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>“Artık çok geç.”</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>“Beni kimse anlamıyor.”</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>“Başka bir seçeneğim yok.”</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>İnsan bazı cümleleri o kadar uzun süre tekrar eder ki sonunda onların bir düşünce olduğunu unutur, gerçek olduklarına inanmaya başlar. </span><span>İşte labirent burada başlar. </span><span>Çünkü labirentin en tehlikeli tarafı duvarlarının yüksekliği değildir. </span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>İnsanın çıkışı olmayan bir yerde olduğuna inandırmasıdır. </span><span>Bazen aynı hatayı farklı insanlarla tekrarlarız. Aynı korkuya farklı isimler veririz. Aynı yarayı farklı olaylarda yeniden yaşarız. Sonra da “Neden hep benim başıma geliyor?” diye sorarız.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Belki de soru yanlış yerdedir. </span><span>Belki mesele, neden aynı şeyin başımıza geldiği değil; </span><span>neden aynı yerde kaldığımızı. </span><span>Çünkü hayat bazen aynı dersi, biz öğrenene kadar farklı yüzlerle karşımıza çıkarır. </span><span>Bir insan gelir ve bizi öfkelendirir. </span><span>Bir başkası korkularımızı açığa çıkarır. </span><span>Bir diğeri, yıllardır sakladığımız bir eksikliği bize gösterir ve </span><span>biz çoğu zaman onların bize ne yaptığını düşünürüz.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Oysa belki de asıl soru şudur:</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>“Onlar bende neyi görünür hâle getirdi?”</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Çünkü dış dünya çoğu zaman içimizde sakladığımız şeyleri görünür kılan bir aynaya dönüşür. </span><span>Bizi öfkelendiren insan, yalnızca öfkemizin sebebi olmayabilir. </span><span>Bizi kıskandıran kişi, yalnızca kıskançlığımızın nesnesi olmayabilir. </span><span>Bizi terk eden biri, yalnızca kaybımızı değil, kendimizi ne kadar başkasının varlığına bağladığımızı da gösterebilir. B</span><span>azen en çok kaçtığımız şey, aslında en çok görmemiz gereken şeydir. </span><span>İnsan kendi labirentinde dolaşırken yolların birbirine benzediğini sanır. Her dönüş başka bir dönüşü çağrıştırır. Her çıkış yeniden başladığı yere getirir onu. Sonra yorulur.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>“Ben zaten denedim,” der.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Oysa belki de denediği şey çıkmak değil, </span><span>aynı yolu tekrar tekrar yürümektir. </span><span>Labirentten çıkmanın ilk adımı yolu bulmak değil, k</span><span>aybolduğunu kabul etmektir.</span><span>Çünkü; insan kendisini bildiğine inandığı sürece kendisini keşfedemez. </span><span>Kendimize dair oluşturduğumuz kimlikler bazen en büyük hapishanelerimizdir. İyi insan olduğumuzu düşünürüz ve öfkemizi görmek istemeyiz. Güçlü olduğumuzu düşünürüz  kırılganlığımızı saklarız. Özgür olduğumuzu söyleriz ama başkalarının düşüncelerinden korkarız. </span><span>Kendimiz hakkında oluşturduğumuz görüntüyü korumak için gerçek kendimizden uzaklaşabiliriz. </span><span>Belki de insanın en zor yüzleşmesi, kötü olduğunu kabul etmek değil; </span><span>iyi olduğuna dair inancının arkasına saklandığını fark etmektir.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Labirentin merkezinde bir canavar beklemiyor olabilir.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Belki orada yalnızca kendimiz varız.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Korktuğumuz, s</span>akladığımız, kabul etmek istemediğimiz yanımız. Ve belki çıkış kapısı da tam oradadır. Çünkü;  insan kendisinden kaçtıkça labirent büyür. Kendisine yaklaştıkça duvarlar anlamını kaybetmeye başlar.</p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>O zaman anlarız:</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Hayat boyunca aradığımız özgürlük, bütün kapıların açılması değil b</span><span>azı kapıların neden kapalı olduğunu anlayabilmektir. G</span><span>erçek başlangıç labirentten çıktığımız gün değil; labirentin aslında nerede olduğunu fark ettiğimiz gündür. </span><span>Çünkü insanın en büyük yolculuğu, dünyayı aşmak değil </span><span>kendi içinde kaybolmadan kendisine ulaşabilmesidir. </span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Belki de bütün bu yolculuğun sonunda soracağımız soru şudur:</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Eğer insan kendi labirentiyse; çıkış gerçekten dışarıda mı, yoksa insanın kendisine bakmaya cesaret ettiği o ilk anda mı başlar?</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İNSANLIĞIN AYDINLANDIĞI GECE</title>
<link>https://fikirizleri.com/insanligin-aydinlandigi-gece</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insanligin-aydinlandigi-gece</guid>
<description><![CDATA[ Asıl Mevlid, O’nun sünnetini, sevgisini ve güzel ahlakını kendi iç dünyamızda yeniden doğurmaktır.
Bu geceyi yalnızca bir kutlama olarak değil; ibadet, dua ve derin bir vicdan muhasebesi için vesile kılalım. Kendimize dönüp bakalım: O’nun bize bıraktığı merhamet, adalet ve güzel ahlak mirasının ne kadarını hayatımıza taşıyabiliyoruz?
Dualarımızın kabul, gecemizin mübarek olmasını diliyorum. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8afa058fac6.webp" length="62758" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:41:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>Deneme yazar şiir şair köşeyazısı hikaye roman dostluk ayrılık hüzün özlem hasret huzur aşk sevgi saygı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Zamanın sıkıştığı, ruhların kuruduğu bir çağ düşünün… Tarih ona “Cahiliye Devri” demiş. Adaletin yerini kaba kuvvetin aldığı, zayıfın ezildiği, kız çocuklarının ve merhametin diri diri toprağa gömüldüğü o karanlık dönemde insanlık adeta dipsiz bir kuyuya düşmüştü. Dünya, üzerine çöken o ağır sisten kurtulmak için bir nefes, bir ışık, bir kurtarıcı bekliyordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>İşte tam da o zifiri karanlığın ortasında, Rebiülevvel ayının 12. gecesinde kâinat, büyük bir müjdeyle buluştu. Rahmet Peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) dünyaya teşrif etti.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>O’nun doğumu, sıradan bir insanın dünyaya gelişi değildi. İnsanlık tarihinin en büyük zihniyet dönüşümlerinden biriydi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>O gece yaşananlar, yalnızca bir doğumun değil; insanlığın yeniden şekilleneceği bir dönemin habercisi olarak görüldü.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Kisra’nın sarayının sütunlarının sarsılması, zulüm kalelerinin bir gün yıkılacağının;</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Sâve Gölü’nün kuruması, bâtılın yok oluşunun;</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bin yıldır yanan Mecusi Ateşi’nin sönmesi ise cehalet ve şirkin sonunun geleceğinin sembolik müjdeleri olarak anlatıldı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Allah-u Teâlâ, Enbiyâ Suresi’nin 107. ayetinde şöyle buyurur:</span></p>
<blockquote>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”</span></p>
</blockquote>
<p class="isSelectedEnd"><span>O geldikten sonra karanlık aydınlığa, acımasızlık merhamete, cehalet ise ilme ve hakikate doğru yönelmeye başladı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Peki biz bugün bu kutlu doğumu hayatımızın neresinde karşılıyoruz?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yılda bir kez kandil simidi almak, sosyal medyadan tebrik mesajı paylaşmak ya da bu mübarek vakti yalnızca bir geceye hapsetmek…</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bunlar O’nu gerçekten anlamaya yetiyor mu?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatına baktığımızda merhameti, adaleti, dürüstlüğü, emanete riayeti ve insanlara karşı güzel ahlakı hayatının merkezine aldığını görürüz.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Peki bizler O’nun sünnetini ne kadar yaşayabiliyoruz?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>O’nun merhametini, adaletini ve dürüstlüğünü evimizde, işimizde, komşuluk ilişkilerimizde ne kadar yaşatıyoruz?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>O’nun davranışları ve sünneti, günlük hayatımızda ne kadar yankı buluyor?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Asıl Mevlid, O’nun sünnetini, sevgisini ve güzel ahlakını kendi iç dünyamızda yeniden doğurmaktır.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bu geceyi yalnızca bir kutlama olarak değil; ibadet, dua ve derin bir vicdan muhasebesi için vesile kılalım. Kendimize dönüp bakalım: O’nun bize bıraktığı merhamet, adalet ve güzel ahlak mirasının ne kadarını hayatımıza taşıyabiliyoruz?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Dualarımızın kabul, gecemizin mübarek olmasını diliyorum.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bu gece kalbimize ve evimize O’nun nurunun, sevgisinin, adaletinin, dürüstlüğünün ve merhametinin yeniden doğması dileğiyle…</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Rabbim kalan ömrümüzü geçen ömrümüzden hayırlı ve bereketli eylesin. Âmin.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Sevgili okurlarım, gönül dostlarım;</span></p>
<p><span>Her birinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, en güzel olan Yüce Allah’a emanet ediyorum.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Her Şeyin Bir Zamanı Var</title>
<link>https://fikirizleri.com/her-seyin-bir-zamani-var</link>
<guid>https://fikirizleri.com/her-seyin-bir-zamani-var</guid>
<description><![CDATA[ Kimi bir hayalin peşindedir, kimi bir insanın…
Kimi yıllardır verdiği emeğin karşılığını bekler, kimi ise hayatında yeni bir sayfa açmanın zamanını. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a895a0099ecb.webp" length="63624" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 09:31:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ata Umut</dc:creator>
<media:keywords>köşeyazısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hayatta hepimizin yapmak istediği bir şeyler vardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kimi bir hayalin peşindedir, kimi bir insanın…<br>Kimi yıllardır verdiği emeğin karşılığını bekler, kimi ise hayatında yeni bir sayfa açmanın zamanını.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Fakat çoğu zaman istediğimiz şey hemen gerçekleşmeyince huzursuz oluruz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Ne zaman olacak?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Daha ne kadar bekleyeceğim?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Benim sıram ne zaman gelecek?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">diye sorarız kendimize.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü çağımız bize beklemeyi değil, <b>hemen sahip olmayı</b> öğretiyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hemen cevap verilsin istiyoruz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hemen başarı gelsin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hemen sevilelim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hemen fark edilelim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hemen sonuç alalım…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Oysa hayatın bazı güzellikleri, aceleye gelmez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazı kapılar vardır; ne kadar zorlarsan zorla açılmaz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazı insanlar vardır; ne kadar uğraşırsan uğraş hayatında kalmaz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazı hayaller vardır; bütün gücünle peşinden koşarsın ama bir türlü gerçekleşmez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İşte tam da o noktada insanın kendisine sorması gereken soru şudur:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Belki de henüz zamanı gelmedi?”</span></b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü her gecikme bir kayıp değildir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazen gecikmek, korunmaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazen olmamak, daha büyük bir yanlıştan kurtulmaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazen kaybettiğini düşündüğün bir şey, aslında hayatın sana yaptığı sessiz bir iyiliktir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bunu çoğu zaman o anda anlayamayız.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü insan yaşadığı acının içindeyken o acının kendisini nereye götürdüğünü göremez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ama zaman geçer…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yıllar geçer…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve bir gün geriye dönüp baktığında, bugün neden olmadığını anlayamadığın bazı şeyler için şükretmeye başlarsın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“İyi ki olmamış.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“İyi ki gitmiş.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“İyi ki o kapı kapanmış.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“İyi ki biraz daha beklemişim.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">dersin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal; mso-outline-level: 3;"><b><span style="font-size: 13.5pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü zaman bazen insanın en büyük öğretmenidir.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sabır yalnızca beklemek değildir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sabır, beklerken kendini kaybetmemektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yol uzadığında vazgeçmemektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kimse seni alkışlamazken de çalışmaya devam etmektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Emeğinin karşılığını hemen alamadığında, verdiğin emeğin değerinden şüphe etmemektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve belki de en önemlisi…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kendi zamanını başkasının zamanı ile kıyaslamamaktır.</span></b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü herkesin hayatı aynı takvimde ilerlemez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bir insan yirmi yaşında başarıya ulaşır, başka biri kırkında.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Biri genç yaşta hayatının aşkıyla karşılaşır, diğeri yıllar sonra.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Biri erken yükselir, diğeri uzun süre mücadele eder.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ama geç gelen her şey değersiz değildir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hatta bazen geç gelen şey, insanın kıymetini daha iyi bildiği şeydir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bir çiçek düşünün…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Tohumu toprağa bıraktığınız gün açmasını bekleyemezsiniz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Önce toprağın altında sessizce kök salar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kimse onu görmez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kimse büyüdüğünü fark etmez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sonra bir gün toprağın üzerine çıkar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve herkes onun güzelliğini görür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İnsan da böyledir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazı dönemlerimiz dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Oysa içeride büyürüz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Olgunlaşırız.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Güçleniriz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yanlışlarımızdan ders çıkarırız.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kimin yanımızda, kimin karşımızda olduğunu öğreniriz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve bir gün hayat bize yeni bir kapı açtığında, artık o kapıdan geçebilecek kadar hazır oluruz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal; mso-outline-level: 3;"><b><span style="font-size: 13.5pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Belki de sen geride kalmadın.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Belki sadece kendi yolunda ilerliyorsun.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Başkasının hayatına bakıp kendini eksik hissetme.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Başkasının bugününe bakıp kendi yarının hakkında hüküm verme.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü sen onun hikâyesini bilmiyorsun.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">O da seninkini bilmiyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Herkesin görünmeyen bir mücadelesi var.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Herkesin kimseye anlatmadığı yaraları, korkuları, geceleri ve bekleyişleri var.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bu yüzden kendine haksızlık etme.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Henüz ulaşamadığın şeyler yüzünden kendini başarısız ilan etme.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Henüz gerçekleşmeyen hayallerin yüzünden umudunu kaybetme.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü bazı hikâyeler, en güzel bölümüne gelmeden önce uzun bir sessizlik yaşar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve bazen hayatın en büyük değişimleri, kimsenin fark etmediği o sessiz dönemlerde başlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal; mso-outline-level: 3;"><b><span style="font-size: 13.5pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bugün olmazsa yarın…<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ama elbette bunun anlamı oturup hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hayat senden mücadele etmeni ister.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çabalamanı ister.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ayağa kalkmanı ister.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kendine yatırım yapmanı ister.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Fakat bütün bunları yaparken bir şeyi de öğrenmeni ister:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Her şeyi kendi istediğin zamanda oldurmaya çalışma.</span></b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü insanın elinden geleni yapması başka şeydir, hayatı zorla kendi istediği yöne sürüklemeye çalışması başka…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazen yapabileceğinin en iyisini yaparsın ve gerisini zamana bırakırsın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İşte gerçek huzur biraz da burada başlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü insan, kontrol edemediği şeyleri kabullenmeye başladığında hayatla kavga etmeyi bırakır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve hayatla kavga etmeyi bıraktığında, hayatın sana anlatmaya çalıştıklarını duymaya başlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Belki bugün istediğin olmadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Belki bir kapı kapandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Belki bir insan gitti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Belki yıllardır beklediğin haber hâlâ gelmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ama hikâyenin sonunu henüz bilmiyorsun.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">O yüzden bugünkü sessizliğe bakıp yarının nasıl olacağına karar verme.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazı güzellikler, kendilerini göstermek için doğru zamanı bekler.</span></b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sen yeter ki yolundan dönme.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kalbini karartma.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Emeğini bırakma.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve kendine olan inancını kaybetme.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Çünkü hayat bazen insanı istediği yere götürmeden önce, olması gereken insan hâline getirir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve gün gelir…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bugün neden olmadığını sorguladığın her şeyin bir sebebi olduğunu anlarsın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">O zaman geriye dönüp sessizce gülümsersin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ve belki yalnızca şu cümle dökülür dudaklarından:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Meğer gecikmemişim… Sadece kendi zamanıma yürüyormuşum.”</span></b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DEPREMDİ YAŞANAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/depremdi-yasanan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/depremdi-yasanan</guid>
<description><![CDATA[ Mekanları cennet olsun. 

17.08.1999 -17.08.2026 ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a82346899082.webp" length="26494" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:17:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Şebnem örs</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Adını bilmediğimiz tıkırtılar var duvarda, </p>
<p class="p3"><span class="s2">çığlık atar gibiydi. </span></p>
<p class="p3"><span class="s2">Kendimize geldiğimizde her şey<span class="Apple-converted-space">  </span>bitti sandık.</span></p>
<p class="p3"><span class="s2">Baktım ki sevdiklerim yanımda, </span></p>
<p class="p3"><span class="s2">ben hayattayım.</span></p>
<p class="p3"><span class="s2">Nefesimizi tuttuk ve izledik gün ağardığında.</span></p>
<p class="p3"><span class="s2">Kendini kurtaran çıkmış dışarı, </span></p>
<p class="p3"><span class="s2">ne bulmuşsa<span class="Apple-converted-space"> </span>üstüne sarmalamış, korkarak.</span></p>
<p class="p3"><span class="s2">O zamanlar telefonlar yoktu, </span></p>
<p class="p3"><span class="s2">radyolardan<span class="Apple-converted-space">  </span>aldık haberleri.</span></p>
<p class="p3"><span class="s2">17 ağustos gecesi, 7.4 büyüklüğünde deprem olduğunu söylüyordu. </span></p>
<p class="p3"><span class="s2">O gecenin ürpertisiyle bir şey anlamamıştık ama</span></p>
<p class="p3"><span class="s2">sabah olduğunda o dehşeti yaşadık, üstelik izledik.</span></p>
<p class="p3"><span class="s2">Kayıp çoktu ve ölü sayısı belli değildi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span>Mekanları cennet olsun. </p>
<p class="p3"><span class="s2">17.08.1999 -17.08.2026</span></p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p2"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYAT</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayat</guid>
<description><![CDATA[ Çünkü hayat, beklediğimiz gün değil, şu an yaşadığımız gündür. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8335d7ed216.webp" length="23304" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:35:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HAYATTAN ZEVK ALMAK </p>
<p>Bazen hayatın telaşına öyle dalıyoruz ki yaşadığımızı unutuyoruz. Oysa hayat, büyük mutlulukların gelmesini beklemekten ibaret değildir. Sevdiğimiz bir şarkıda, içten, samimi bir gülüşte ya da güneşin yüzümüze vurduğu küçücük bir anda bile mutluluk saklı. Her şeyin mükemmel olmasını beklersek belki de hayatı kaçırırız. Çünkü hayat biraz da eksikleriyle güzeldir. Bugün sahip olduklarımızın kıymetini bilmek, yarının hayalini kurarken bugünü unutmamak gerekiyor.</p>
<p>Belki de hayattan zevk almak, daha fazlasına sahip olmak değil, elimizdekilerin farkına varmaktır. Çünkü hayat, beklediğimiz gün değil, şu an yaşadığımız gündür.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ARAFTA</title>
<link>https://fikirizleri.com/arafta-4463</link>
<guid>https://fikirizleri.com/arafta-4463</guid>
<description><![CDATA[ “Bir yanımız insanlara yaklaşmak ister, diğer yanımız biraz daha uzak durmak…” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a834d01f2ac8.webp" length="10402" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 06:30:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esra Doğan</dc:creator>
<media:keywords>Duygular</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat bazen ne tam içinde kalabildiğimiz ne de dışına çıkabildiğimiz bir yerde bırakır bizi. Adına “arafta kalmak” deriz. Bir yanımız insanlara yaklaşmak ister, diğer yanımız biraz daha uzak durmak… İçimiz konuşmak isterken dışımız susar. Bazen kalabalıkların içinde yalnız, bazen yalnızlığımızın içinde fazlasıyla kalabalık oluruz. İlişkilerde de böyledir. Birini hayatımızda tutmak için gösterdiğimiz çabalar, anlaşılmak için kurduğumuz cümleler, kırıldığımız hâlde yeniden denemeler… İnsan bir noktadan sonra kendine şu soruyu sorar: “Ben gerçekten sevdiğim için mi mücadele ediyorum, yoksa kaybetmekten korktuğum için mi?” Çünkü her çaba karşılık bulmaz. Her iyi niyet anlaşılmaz. Her verdiğimiz emek, bize aynı şekilde geri dönmez. Ama insanın asıl mücadelesi çoğu zaman karşısındakiyle değil, kendi içinde başlar. Bir gün susmayı öğrenirsin. Bir gün herkese kendini anlatmak zorunda olmadığını anlarsın. Bir gün gitmek ile kalmak arasında verdiğin savaşın, aslında kendini bulma savaşı olduğunu fark edersin. İçe dönersin; kendini dinlersin. Dışa dönersin; hayatı yeniden keşfedersin. Ve ikisinin arasında, yavaş yavaş kendine ait bir yol bulursun. Belki de hayatın en zor tarafı budur: Nereye ait olduğunu bilmeden yürümeye devam etmek. Arafta olmak her zaman kaybolmak değildir. Bazen eski hâlinle yeni hâlinin arasında kurduğun köprüdür. Bugün ne istediğini bilmiyor olabilirsin. Bir ilişkiyi sürdürüp sürdürmemek konusunda kararsız, insanlara güvenip güvenmemek konusunda yorgun, hayatın nereye gittiğini anlamakta zorlanıyor olabilirsin. Ama unutma… Her cevap hemen gelmek zorunda değil. Bazen insanın kendine verebileceği en büyük şans, biraz durmak, biraz susmak ve kendi sesini yeniden duymaktır. Çünkü hayat, her zaman neyi kaybettiğinle değil; bütün kayıpların arasında kendini ne kadar koruyabildiğinle de ilgilidir. Ve belki bugün araftasındır. Ne tamamen gitmişsindir ne de gerçekten kalmış… Ama yine de çabalıyorsundur. İşte bazen umut tam da budur: İçinde hâlâ bir yerlerin “devam et” diyorsa, hikâyen henüz bitmemiştir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ &amp; IV (SEMBOLLER BİR DİL OLUŞTURUR .)</title>
<link>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-iv-semboller-bir-dil-olusturur</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-iv-semboller-bir-dil-olusturur</guid>
<description><![CDATA[ sembolün dili yalnızca nesnenin kendisinde değildir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a84e15c8f7a6.webp" length="71618" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 01:56:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>ismail YÜKSEL</dc:creator>
<media:keywords>ismail yüksel, semboller, dil, İçindeki Başlangıç serisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Merhaba.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>İlk yazımdan şu ana kadar bizimle gelenler… Kıyıdan epeyce uzaklaştık gibi. Haydi, benimle gelmeye devam edin… </span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Nerelerden geçtik, mesela?</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Hiçbir şeyin bütünüyle rastlantı olmadığını konuştuk. Sonrasında, gerçek yolculuğun dışarıya değil, insanın kendi içine doğru olduğunu düşündük. Bir önceki yazımızda ise bilmek ile gerçekten bilge olmak arasındaki farkı aradık.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Şimdi, yolculuğumuzun dördüncü durağında, belki de bütün bu soruların arasında sessizce duran başka bir kapının önündeyiz:</span></p>
<p><b> </b></p>
<h2 dir="ltr" style="text-align: center;"><span>Semboller bir dil oluşturur.</span></h2>
<p dir="ltr" style="text-align: center;"><span>Dünyadaki birçok olay ve nesne, görünen anlamlarının ötesinde mesajlar taşır.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: center;"><span></span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>İnsan, gördüğü ilk şeyle yetinen bir varlık değildir. </span><span>Bir ağaca yalnızca ağaç olarak bakmaz; gövdesinde geçmişi, köklerinde görünmeyeni, dallarında geleceği görür. Bir kapı yalnızca iki mekânı birbirinden ayırmaz. Bazen bir eşiktir. Bir anahtar yalnızca bir kilidi açmaz; bazen insanın yıllardır aradığı cevabın kendisine dönüşür. Bir yol ise yalnızca gidilecek bir yere uzanmaz; bazen insanı kendisine götürür. </span><span>Belki de dünya, düşündüğümüzden çok daha uzun zamandır bizimle konuşuyordur.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Fakat biz onun dilini biraz unuttuk gibi. Ne dersiniz?</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Çocukken bir kelebeğin peşinden koşarken onun yalnızca bir kelebek olduğunu düşünmezdik. Bir taşın biçiminde, bir bulutun şeklinde, yağmurun sesinde bile anlam arardık. </span><span>Büyüdükçe bize nesnelerin yalnızca nesne, olayların yalnızca olay, karşılaşmaların ise yalnızca tesadüf olduğu öğretildi. Sanki görünmeyeni sorgulamak yerine, yalnızca görünenle yetinmeyi öğrendik.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Oysa bazı şeylerin anlamı, kendisinden daha büyük değil midir?</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Bir insanın hayatında sürekli karşısına çıkan aynı kelimeyi düşünün. Yıllarca fark etmeden duyduğu, okuduğu, bir yerlerde gördüğü o kelimeyi… Sonra bir gün, tam da hayatının önemli bir eşiğinde, o kelimenin anlamını ilk kez gerçekten fark eder.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Kelime değişmemiştir.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Kelime değişmediyse değişen ne olmuştur?</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Ya da yıllardır sakladığınız eski bir fotoğrafı düşünün. Başkası için sıradan bir kâğıt parçasıdır. Fakat sizin için bir yüz, bir ses, kaybolmuş bir zaman ve belki de hiç tamamlanmamış bir hikâyedir.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Fotoğraf aynı fotoğraftır; fakat taşıdığı anlam, onu gören kişinin hafızasında başka bir dünyaya açılmaz mı?</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Semboller, işaretler… İşte onlar bize doğrudan cevap vermezler. Bir şeyi gösterirler, fakat başka bir şeyi düşündürürler. Bir kapıyı gösterirler, fakat geçip geçmeyeceğinizi size bırakırlar. Bir işaret bırakırlar; fakat onun ne anlama geldiğini keşfetmek için kendi içinize dönmeniz gerekir.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Belki bu yüzden kadim medeniyetler sembollere bu kadar önem verdi. Çünkü bazı hakikatlerin doğrudan anlatıldığında kaybolacağını biliyorlardı. Sözcükler zamanla değişebilir, anlamlar unutulabilir, kitaplar kaybolabilir. Fakat bir sembol, yüzyıllar boyunca sessizce bekleyebilir. Onu gören doğru kişi geldiğinde yeniden konuşmaya başlayabilir.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Bir daireyi düşünün.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Kimi için yalnızca geometrik bir şekildir. Bir başkası için sonsuzluğu, başlangıçsızlığı ve sonsuz dönüşü ifade edebilir. Bir kapı kimi için yalnızca ahşap ve demirdir. Bir başkası için hayatının henüz açılmamış bir bölümüdür.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Demek ki sembolün dili yalnızca nesnenin kendisinde değildir.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Onu gören gözde de vardır.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Belki de bu yüzden hayatımızdaki bazı olayları yıllar sonra yeniden hatırlarız. O zaman insan ister istemez kendisine şu soruyu sorar:</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Ya bunların hepsi yalnızca yaşanmış olaylar değilse?</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Ya hayat, bize yalnızca olaylar yaşatmıyor; aynı zamanda bizi bir şeylere hazırlıyorsa?</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Belki de bazı işaretler görülmek için değil, fark edilmek için vardır. Ve belki insanın gerçek uyanışı, dünyaya daha fazla bakmaya başladığında değil; baktığı şeylerin ardında ne olduğunu sormaya başladığında gerçekleşir.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Çünkü bazen bir kapı sadece kapıdır.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Bazen bir yol sadece yoldur.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Ama bazen…</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Bir kapı, henüz bilmediğin bir hayatın girişidir. Bir yol, kendine dönüşündür. Ve bir işaret, uzun zamandır sana söylenmeye çalışılan tek bir cümlenin sessiz başlangıcıdır.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>Gelecek hafta ise bu işaretlerin bizi götürdüğü daha karanlık bir yere bakacağız: </span><span>İnsan gerçekten kendi labirentinden çıkabilir mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiyle kalın.</p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify;"><span>İsmail Yüksel</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçindeki Başlangıç serisi &amp; III (Bilgi ile bilgelik aynı şey değildir.)</title>
<link>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-iii-bilgi-ile-bilgelik-ayni-sey-degildir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-iii-bilgi-ile-bilgelik-ayni-sey-degildir</guid>
<description><![CDATA[ (Bilgi ile bilgelik aynı şey değildir.) ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7ca7cf5f80c.webp" length="62862" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 20:34:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>ismail YÜKSEL</dc:creator>
<media:keywords>İçindeki Başlangıç serisi - III (Bilgi ile bilgelik aynı şey değildir.) İsmail Yüksel</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">İlk yazımızda hiçbir karşılaşmanın bütünüyle rastlantı olmadığı hakkında konuşmuştuk. İkinci yazımızda ise gerçek yolculuğun dışarıya değil, insanın kendi içine doğru olduğu üzerine birlikte düşündük. Bu hafta ise belki de çağımızın en büyük yanılgılarından birinin kapısını aralamaya çalışacağız. Ve serinin üçüncü yazısı ;<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center;"><b>Bilgi ile bilgelik aynı şey değildir.<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center;"><i>Gerçek bilgi, yaşanarak dönüşüme uğrayan bilgidir.</i><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Sanıyorum insanlık, tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar bilgiye sahip olmamıştır. Cebimizde taşıdığımız küçük bir ekran sayesinde dünyanın öbür ucundaki bir kütüphaneye saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Sayısız kitap okuyabiliyor, binlerce konuşma dinleyebiliyor, milyonlarca cümleyi ezberleyebiliyoruz. İlk kez karşılaştığım bir kelimeyi saniyeler içerisinde çözümleyebiliyor, hangi dil olduğundan okunuşunu, ne ifade ettiğine kadar anında öğrenebiliyoruz. Fakat bütün bunlara rağmen, neden kendimizi anlamakta hâlâ bu kadar zorlanıyoruz?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Belki de ne kadar bildiğimiz değil; bildiklerimizin bize ne kadar dokunduğudur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Bir insan sabır üzerine yüz kitap okuyabilir. Fakat gerçek sabır, beklemek zorunda kaldığında doğar. Affetmenin ne olduğunu yüzlerce kez dinleyebilir. Ama affetmek, ancak canını acıtan biriyle karşı karşıya geldiğinde anlam kazanır. Cesaret üzerine sayfalar dolusu not alabilir. Fakat cesaret, korkunun hiç olmadığı yerde değil; korkuya rağmen atılan ilk adımda ortaya çıkar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;">Çünkü bilgi zihni doldurur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;">Bilgelik ise insanı dönüştürür.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">İşte bu yüzden bazı insanlar çok şey bilir ama az şey görür. Bazıları ise az konuşur, fakat tek bir cümleleri yıllarca zihninizde yaşamaya devam eder. Aradaki fark, sahip oldukları bilgi miktarı değil; o bilgiyi hayatlarının ateşinden geçirip geçirmedikleridir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Demir ateşe girmeden kılıç olabilir mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Ya tohum toprağa düşmeden ağaç.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Kanımca insan da yaşadığı acılarla, yaptığı hatalarla, bekleyişleriyle ve yüzleşmeleriyle yoğrulmadan bilgeleşmez.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Belki bu yüzden cevaptan çok soru önem arz eder. Çünkü hazır cevaplar yalnızca hafızaya yerleşir; doğru sorular ise insanın içine yerleşerek onu değiştirmeye başlar. Bir yazıyı bitirdiğinizde yeni bilgiler öğrenebilirsiniz. Onu uygulayın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Belki bugüne kadar peşinden koştuğumuz şey bilgi değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Belki aradığımız, bizi değiştirecek bir bilgelik, tek bir hakikat.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Çünkü insanın gerçekten bildiği şey, hafızasında taşıdığı değil; karakterine dönüşen şeydir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">Gelecek hafta birlikte şu sorunun peşine düşeceğiz: <b><i>Semboller bir dil mi oluşturur?</i></b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b><i></i></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><i></i></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><i>İsmail Yüksel</i></b></p>
<p class="MsoNormal"></p>
<p class="MsoNormal"><b><i></i></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><i>Fikir İzleri </i></b><i>okurları için kaleme aldığım</i><b><i> "İçindeki Başlangıç" </i></b><i>serisindeki yolculuğumuza </i><b><i>her çarşamba </i></b><i>birlikte devam ediyoruz.</i></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçindeki Başlangıç serisi &amp; II (Gerçek yolculuk içe doğrudur.)</title>
<link>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-ii-gercek-yolculuk-ice-dogrudur</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-ii-gercek-yolculuk-ice-dogrudur</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a6a4294a4dc7.webp" length="57750" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 20:18:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>ismail YÜKSEL</dc:creator>
<media:keywords>ismail yüksel</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span></span></p>
<p><span>     Fikir İzleri okurları için büyük bir keyifle kaleme aldığım initium intum'un bakış açısıyla  </span><strong><span>"İçindeki Başlangıç"</span></strong><span> serisindeki yolculuğumuza <strong>her çarşamba</strong> birlikte devam ediyoruz. </span><span>Her yazı, yayımlanacağı güne kadar defalarca dönüp baktığım, yeniden düşündüğüm ve satır satır üzerinde çalıştığım bir yolculuğun ürünü. Yazıyı son kez gözden geçirip yayımlanmak üzere gönderdiğim o an hissettiğim heyecanı, umarım siz de okurken paylaşabiliyorsunuzdur. </span><span>İlk yazımızda, hayatın görünmeyen bağlarından ve hiçbir karşılaşmanın bütünüyle rastlantı olmadığından söz etmiştik. O yazı, dışarıda işleyen görünmez düzeni anlamaya yönelik ilk adımımızdı. </span><span>Elbette anlatacak çok şey, paylaşmayı bekleyen pek çok düşünce var. Fakat her düşüncenin kendi zamanı olduğuna inanıyorum; bu yüzden sözü daha fazla uzatmadan, serimizin ikinci durağına geçelim. </span><span>Bu hafta, belki de bütün yolculukların özünü içinde taşıyan şu cümle üzerinde birlikte düşüneceğiz:</span></p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>Gerçek yolculuk içe doğrudur.</strong></em></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: center;">Fiziksel yolculuk yalnızca ruhsal dönüşümün bir yansımasıdır.</p>
<p class="isSelectedEnd"><span>İnsan, hayatı boyunca binlerce kilometre yol alabilir. Şehirler değiştirebilir, ülkeler gezebilir, dağların zirvesine çıkabilir, okyanusları aşabilir. Fakat bütün bu yolların sonunda hâlâ kendisinden kaçıyorsa, aslında hiç yol almamıştır. Çünkü en uzun mesafe, iki şehir arasındaki değil; insanın kendi zihniyle kalbi arasındaki mesafedir.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Modern dünya bize sürekli hareket etmeyi öğretiyor. Sürekli bir hız...Sürekli bir yetişme hali... Ve sürekli bir şeylere geç kalmışlık hissi...</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yeni yerlere gitmeyi, yeni Tolga'lar ,yeni Esra'lar yani kısaca yeni insanlar tanımayı ve yeni hedefler belirlemeyi... Oysa çoğu zaman değiştirmeye çalıştığımız şey dünya değil, dünyaya açılan pencerelerimizin ardındaki saklı dünyalarımız değil midir ? Aynı manzaraya bakan iki insanın bambaşka şeyler görmesi bundan değildir de nedendir? Değişen dağlar değildir; değişen, dağlara bakan bilinçtir.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Belki de bu yüzden bazı yolculuklar eve döndüğümüzde başlar. Bavullar boşalır, fotoğraflar albümlere kaldırılır, kalabalıklar sessizliğe karışır. Fakat içimizde cevap bekleyen sorular hâlâ yerindedir. İnsan, dünyanın öbür ucuna gidip kendi gölgesini de yanında taşıdığını işte o zaman fark eder. </span><span>Hiç başınıza gelmedi mi? Aylarca gitmeyi hayal ettiğiniz bir yere ulaştığınız hâlde beklediğiniz huzuru bulamadığınızı... Ya da sıradan bir akşam, evinizin penceresinden dışarı bakarken yıllardır aradığınız bir gerçeğin sessizce kalbinize dokunduğu... Çünkü hakikat bazen binlerce kilometrenin sonunda değil, tek bir fark edişin içinde kanat çırpan bir kuşun kanatları altında saklıdır.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Kadim öğretiler insanı daima aynı kapıya yönlendirmiştir. Tapınakların duvarlarına, filozofların sözlerine ve bilgelerin sessizliğine farklı cümlelerle yazılan hakikat aslında hep birdir: Kendini tanımadan dünyayı tanıyamazsın. Dışarıda gördüğün her şey, içeride taşıdığın dünyanın bir yansımasıdır. İçinde korku varsa dünya tehditkâr görünür; içinde huzur varsa aynı dünya bir öğretmene dönüşür. </span><span>Belki de gerçek cesaret, bilinmeyen ülkelere gitmek değildir. Gerçek cesaret, yıllardır susturduğun sesle yüzleşebilmektir. Kendinden kaçmayı bırakıp kendi hakikatinle aynı masaya oturabilmektir. Kimsenin alkışlamadığı, kimsenin görmediği o iç yolculuğa çıkabilmektir. Çünkü insanın en büyük keşfi yeni kıtalar bulması değil, kendi ruhunun henüz adım atmadığı odalarını aydınlatmasıdır.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>İşte bu yüzden gerçek yolculuk içe doğrudur. Attığımız her adım, karşılaştığımız her insan ve yaşadığımız her deneyim aslında bize dünyayı değil, kendimizi anlatır. Yol, dışarıda uzanıyor gibi görünür fakat bütün yolların ulaştığı tek bir merkez vardır: İnsan, en sonunda hep kendisine varır ve </span>kendine yaklaştıkça dünyanın neden hep aynı işaretleri karşısına çıkardığını anlamaya başlar...</p>
<p class="isSelectedEnd"></p>
<p dir="ltr">ismail Yüksel</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Maraş Yanıyor</title>
<link>https://fikirizleri.com/maras-yaniyor</link>
<guid>https://fikirizleri.com/maras-yaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Enkazdan geriye alevler kaldı. Bu öyle bir yangın ki ciğerler sönüyor, için için yanıyor, dumanı tütmüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a631649c1569.webp" length="9946" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 18:34:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emine Akkurt</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Maraş Yanıyor</p>
<p></p>
<p>Enkazdan geriye alevler kaldı. Bu öyle bir yangın ki ciğerler sönüyor, için için yanıyor, dumanı tütmüyor.</p>
<p></p>
<p>Evet, Maraş yanıyor.</p>
<p></p>
<p>Şehir yeniden ayağa kalkmaya çalışırken, yaralar sarılırken, parklar, bahçeler, evler yapılırken unutulan bir şey var: Şehirde çocuklar, gençler ne yapıyor? İnsanlar iyileştirildi mi?</p>
<p></p>
<p>Maalesef Maraş'ta bugün yaşı en büyük 17 ve altı olan gençler şiddete yönelmiş. Güçsüz olanları "yan baktın", "yanlış yaptın" bahanesiyle çeteler hâlinde katlediyorlar, darp edip onarımı zor ağır hasarlar bırakıyorlar.</p>
<p></p>
<p>Ne oluyor Maraş'a?</p>
<p></p>
<p>Ne oluyor Kahraman Maraş'ıma?</p>
<p></p>
<p>İnsanlar depremden kurtulduğuna sevinemez oldu.</p>
<p></p>
<p>Analar evlat acısıyla yanıyor, korku rüştünü ilan etmiş, sokak sokak geziyor.</p>
<p></p>
<p>Gelin, hep birlikte Maraş'a kulak verelim, yaşanan sosyal çürümeleri, kırılmaları görelim.</p>
<p></p>
<p>Bir çocuğun daha çevresini 15-20 kişi sarıp dövmesine, bir annenin daha evlat acısıyla yanmasına, bir gencin daha karanlığa sürüklenmesine izin vermeyelim.</p>
<p></p>
<p>Çünkü Maraş'ın yeniden ayağa kalkması, sadece binaların yükselmesiyle değil; vicdanların, ailelerin ve çocukların da yeniden ayağa kalkmasıyla mümkün olacaktır.</p>
<p>Emine Akkurt</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KENDİNİ DİNLEMEK</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendini-dinlemek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendini-dinlemek</guid>
<description><![CDATA[ Kendini dinleyen insan, neyi kaybettiğini değil; aslında neleri hâlâ taşıdığını fark eder: Gücünü, sabrını ve yeniden başlayabilme cesaretini... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a679c8716ee3.webp" length="21540" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 11:25:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kendini Dinlemek</p>
<p>Modern hayatın en büyük gürültüsü, dışarıdan değil, içimizden yükseliyor. Sürekli bir yerlere yetişme telaşı, beklentiler ve bitmeyen sorumluluklarımız.. Oysaki insan, herkesten önce kendine yetişmelidir.</p>
<p>Yalnız kalmak çoğu zaman yanlış anlaşılır. Aslında yalnızlık, eksiklik değil; insanın kendisiyle kurduğu en samimi en içten sohbettir. Sessizlikte bastırılmış duygularımız ortaya çıkar, zihindeki karmaşa yavaş yavaş yerini sakinliğe bırakır. Kendini dinleyen insan, neyi kaybettiğini değil, aslında neleri hâlâ taşıdığını fark eder. Gücünü, sabrını ve yeniden başlayabilme cesaretini...</p>
<p>Çünkü bazen en doğru cevaplar, kalabalıkların içinde değil; sessizliğin tam ortasında saklıdır. Ve insan, kendine kulak verdiğinde hayatın sesini de daha net duymaya başlar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçindeki Başlangıç  serisi &amp; I  (Hiçbir şey rastlantı değildir.)</title>
<link>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-i-hicbir-sey-rastlanti-degildir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icindeki-baslangic-serisi-i-hicbir-sey-rastlanti-degildir</guid>
<description><![CDATA[ İnsan, hakikati dışarıda aramayı bıraktığında içindeki başlangıcı fark eder. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a610a481b4ab.webp" length="40092" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 21:42:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>ismail YÜKSEL</dc:creator>
<media:keywords>ismail yüksel</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>   Fikir İzleri için hazırladığım </span>"İçindeki Başlangıç"<span> başlıklı yazı serisinin ilk metniyle karşınızdayım. Bundan sonra yayımlanacak yazılar, aynı düşünsel yolculuğun farklı durakları olacak. Şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Her düşünür gibi benim de içinde yaşadığımız dünyaya dair kendime özgü bir bakış açım, kendime ait bir pencerem var. Bu pencereyi ayakta tutan, onu anlamlı kılan temel düşünceler ve yapı taşları bulunuyor. </span><span>Yazılı eser olarak ortaya koyduğum <em>i</em></span><em>nitium intum</em><span><em> adlı romanım </em>da aslında bu düşünsel zeminin etrafında şekillenen bir roman. İçinde barındırdığı hikâye kadar, dayandığı felsefeyi de taşıyor. Bu nedenle yazı dizime, o özü yansıtan kısa bir manifestoyla başlamak istiyorum.</span><strong></strong></p>
<p dir="ltr"><em>'' Hiçbir şey rastlantı eseri değildir. Her soru bir kapıdır, her kapı bir eşiğe açılır. İnsan, gördüğü dünyayı değil; gördüğü dünyayı anlamlandıran bilincini değiştirdiğinde gerçek yolculuk başlar. Hakikat öğretilmez, keşfedilir. Ve her keşif, yeni bir başlangıçtır. Çünkü her son ve başlangıcın içerisinde gizlenmiş bir "initium intum" vardır. </em></p>
<p style="text-align: center;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>- I -</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hiçbir şey rastlantı değildir.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong></strong></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Her karşılaşma, her seçim ve her olay görünmeyen bir düzenin parçasıdır. Hiçbir şey rastlantı değildir. </span><span>İnsan buna </span>tesadüf<span> der; çünkü henüz görünmeyen bağları görecek kadar derine bakmayı öğrenmemiştir. Oysa her karşılaşma, her seçim ve her ayrılık, görünmez bir elin dokuduğu büyük bir örgünün sessiz ilmeğidir. </span><span>Bir bakış, yıllar sonra açılacak bir kapının anahtarı olabilir. Kaybedildiğini sandığın bir yol, seni asıl varman gereken eşiğe götüren tek patika hâline gelebilir. Evren gürültüyle değil, işaretlerle konuşur. Onu dinlemeyi öğrenenler, düzeni fark etmeye başlar. Çünkü hakikat kendini hiçbir zaman rastgele göstermez; yalnızca onu aramaya cesaret edenlere yavaş yavaş görünür.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Belki yıllar önce eline aldığın ve o gün anlam veremediğin bir kitap, bugün zihnindeki düğümü çözecek ilk cümleyi saklıyordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Belki beş dakika geciktiğin bir gün, yalnızca bir otobüsü değil, bütün hayatını değiştirecek bir karşılaşmayı yakaladın.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Belki de sebepsiz yere uzaklaştığın bir insan, seni ait olmadığın bir hikâyeden sessizce çıkarıyordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>O anlarda her şey sıradan görünür. Anlam ise yalnızca geriye dönüp baktığında belirir. Çünkü yaşam ileriye doğru yaşanır; fakat hakikat, geriye dönüp baktığında fısıldamaya başlar. İşte o zaman anlarsın: Hayat, yüksek sesle hüküm veren bir güç değil; sessizce birbirine bağlanan işaretlerin adıdır.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Peki hiç durup düşündün mü?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bazen yalnızca beş dakika geciktiğin için kaçırdığını sandığın bir şeyin, seni hiç tanımadığın bir insanla karşılaştırdığını… O an sıradan görünen o karşılaşmanın aylar, hatta yıllar sonra hayatının dönüm noktalarından birine dönüştüğünü...</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Hiç sebepsiz yere farklı bir yoldan gitmek istemedin mi? Sonra o yolun üzerinde seni yıllarca unutamayacağın bir olayın, bir insanın ya da tek bir cümlenin beklediğini fark etmedin mi?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Ya da yıllarca rafta bekleyen bir kitabı, tam ihtiyacın olduğu gün eline aldığında ilk sayfasında kendini bulduğun oldu mu? Sanki sen onu değil de o kitap seni bulmuş gibi...</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Peki ya hiç tanımadığın biriyle yaptığın birkaç dakikalık bir sohbetin günlerce zihninden çıkmadığı oldu mu? Bazen insanı değiştiren şey uzun konuşmalar değil, tam zamanında söylenmiş tek bir cümledir.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>İşte tam da bu yüzden evren hiçbir zaman zar atmaz. Zar atan yalnızca, henüz düzeni göremeyen zihindir. Oysa hakikat, sen onu fark etmeden çok önce kendi yolunu çizmeye başlamıştır.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><em>İnsan, hakikati dışarıda aramayı bıraktığında içindeki başlangıcı fark eder.</em></p>
<p><span>Sevgi ve saygılarımla.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İNSAN SÖYLEDİKLERİ KADAR SUSTUKLARIDIR DA</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-soyledikleri-kadar-sustuklaridir-da</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-soyledikleri-kadar-sustuklaridir-da</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Bir insanı sadece söyledikleri değil, sustukları da anlatır. Çünkü sözler aklın, suskunluk ise çoğu zaman kalbin sesidir.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a5b69dddf580.webp" length="31518" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 18 Jul 2026 04:56:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İNSAN SÖYLEDİKLERİ KADAR SUSTUKLARIDIR DA </p>
<p>Bir insanı tanımak için çoğu zaman sözlerine kulak veririz. Ne söylediğine, nasıl anlattığına, hangi düşünceleri savunduğuna bakarız. Oysa insanı anlatan sadece kelimeler değildir. Bazen hiç söylenmeyenler, söylenenlerden çok daha fazlasını anlatır.</p>
<p>Hayatın içinde öyle anlar vardır ki insan konuşamaz. İçinden geçenleri dile getirecek gücü bulamaz ya da kelimelerin yetersiz kaldığını hisseder. Kırgınlıklarını anlatamaz, özlemlerini saklar, korkularını içine gömer. Dışarıdan bakıldığında sessiz görünür ama içinde fırtınalar kopuyordur.</p>
<p>Kim bilir kaç kişi vardır "iyiyim" derken aslında iyi olmayan... Kaç kişi vardır gülümserken gözyaşlarını saklayan... Kaç kişi vardır bir telefon beklediğini, bir özür duymayı istediğini ya da sadece anlaşılmayı arzuladığını söyleyemeyen...</p>
<p>İnsan bazen konuşarak kendini korur, bazen de susarak.</p>
<p>Söylenen sözler aklın süzgecinden geçer. Düşünülür, seçilir, düzenlenir. Ama suskunluk çoğu zaman doğrudan kalpten gelir. Çünkü insanın en derin duyguları her zaman cümlelere dönüşemez. Bazı acılar anlatılamayacak kadar büyük, bazı sevgiler ise kelimelere sığmayacak kadar derindir.</p>
<p>Belki de bu yüzden bir insanı gerçekten tanımak isteyenler yalnızca söylediklerine değil, sustuklarına da kulak vermelidir. Çünkü bazen cevaplar cümlelerde değil, yarım kalan sözlerde saklıdır. Bazen bir bakış, uzun bir konuşmadan daha çok şey anlatır. Bazen de derin bir sessizlik, sayfalar dolusu kelimeden daha anlamlıdır.</p>
<p>Bir insanı en iyi anlatan şey söyledikleri mi, sustukları mı diye sorarsanız; sanırım cevap ikisidir. Çünkü insan, dile getirdikleri kadar içinde taşıdıklarıyla da vardır. Ve bazen gerçek hikâyesi, hiç anlatamadığı satırlarda gizlidir.</p>
<p>Belki de insanın gerçek hikâyesi söylediklerinde değil, sustuklarında gizlidir. Çünkü sözler aklın, suskunluk ise çoğu zaman kalbin sesidir. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ZAMANDA YOLCULUK : GEZGİN BİR OZANIN DÜŞ KAPANI</title>
<link>https://fikirizleri.com/zamanda-yolculuk-gezgin-bir-ozanin-dus-kapani</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zamanda-yolculuk-gezgin-bir-ozanin-dus-kapani</guid>
<description><![CDATA[ Geçmişle bugünün aynı sayfalarda buluştuğu; Gezgin Bir Ozanın Düş Kapanı, bir şairin yıllara yayılan içsel yolculuğunu gözler önüne seriyor. Bu değerlendirme yazısı, kitabın ruhuna ve şiirlerin zaman içindeki dönüşümüne ışık tutuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a59f2a347eb9.webp" length="35292" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 14:14:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif İpek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir kitabın editörü olmak aslında onu ilk okuyanlardan biri olmak demektir. Hem editör hem de dost olarak ilk okuyuculardan olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu kitabın editörlüğünü yaparken kendimi zaman yolcusu gibi hissettim. Çünkü <i>Gezgin Bir Ozanın Düş Kapanı</i> yalnızca bir döneme ait değildi. 2001'den 2026'ya uzanan yirmi beş yıllık bir yazma serüveniydi. Bir kadının içsel yolculuğunun, gelişiminin ve büyümesinin yıllar içinde tutulmuş bir kaydıydı aynı zamanda. Sayfaları çevirdikçe yalnızca farklı şiirler değil, farklı yıllar, farklı bakış açıları ve değişen bir hayat da görünür hâle gelmektedir. Şair de bunu ön sözünde özellikle saklamamıştır. Aksine, dizelerin sonundaki tarihlere bakıldığında "bir kadının hayat döngülerinin sezilebileceğini" söylemektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Ayrıca en çok etkilendiğim noktalardan birini de paylaşmak istiyorum. Şairin bir dönem suskun kalıp şiir yazmadığını fark edince o boşluğa “Suskunluğuma Şiir” adını verdiği dizelerle taçlandırması müthiş bir detay. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bugün genel olarak şiir kitaplarında sıkça karşılaşılan durumlardan biri, metinlerin aynı dönemde yazılmış olmasının getirdiği tek sesliliktir. Bu kitapta ise tam tersi bir yapı var. Erken dönem şiirleriyle son yıllarda yazılan şiirler yan yana durmaktadır ve aralarındaki mesafe okura açıkça kendini hissettirmektedir. Bu değişim hem kullanılan kelimelerde hem de şiirlerin içeriğinde görülmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">İlk dönem şiirlerinde daha bireysel bir ses öne çıkmaktadır. Aşk, ayrılık, özlem, gençlik heyecanı, hayal kırıklıkları... Bunlar kitabın saldığı köklerden biridir. Ancak ilerleyen sayfalarda bu ses genişlemiş durumda. Kadın olmanın yükü, çocuk hakları, toplumsal adalet, öğretmenlik, memleket sevgisi ve üretme arzusu şiirlerin doğal bir parçasına dönüşmüştür. Şair kendi dünyasından çıkıp yaşadığı topluma da bakmaya başlamıştır. Kitabın gelişimini ilgi çekici yapan noktalardan biri de kesinlikle budur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Şiirlerde dikkatimi çeken bir başka özellik ise dilin gösterişten uzak olmasıydı. Günümüzde birçok şiir kitabında yoğun imge kullanımı bazen anlatılmak istenenin önüne geçebilmektedir. Burada ise şiir, anlaşılmakla bir sorun yaşamamaktır. Elbette imgeler var fakat çoğu zaman duyguyu taşıyan şey süslü bir söyleyiş değil, seçilen kelimenin yerinde kullanılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum da şiirin okuyucunun üzerinde bıraktığı hisleri daha gerçekçi kılmaktadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kitabın ön sözü de bu bütünlüğün önemli bir parçası. Sibel Çelikel yeni bir ön söz yazmak yerine öğretmenliğinin ilk yıllarında çıkardığı <i>Düş Kapanı</i> adlı okul dergisinin ön sözünü bugüne taşımıştır. Ardından yıllar önceki kendisine seslenmiştir. Bu tercih bana göre kitabın ruhunu anlamak açısından önemli. Çünkü kitap boyunca sadece şiirlerin varlığından söz edemeyiz. Geçmişle bugün arasında kurulan bir diyalog da var. Şair, gençlik yıllarındaki hayalperest yanını reddetmemektedir; aksine onu bugünden selamlamıştır. Bu da daha kitabın başından okuyucuyu yakalamayı başaran sıcacık bir başlangıç olmuş durumda.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kitabın adı da bu nedenle rastgele seçilmiş bir isim değildir. "Düş Kapanı", ön sözde anlatıldığı gibi eski bir okul dergisinin adı olmanın ötesine geçmiş, yıllardır taşınan bir düşüncenin devamı olmuştur. Düş kurmanın, insanın kendini tanıma çabasının ve iyiliğin peşinden gitmenin ortak simgesine dönüşmüştür aslında.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Şiirler arasında dolaşırken birbirinden oldukça farklı metinlerle karşılaşıyoruz. "Kadınlık Manifestosu" bireysel olduğu kadar toplumsal bir metindir. Kadının yalnızca olduğu gibi kabul edilme isteğini sade ama kararlı bir dille ifade etmiştir. Aynı kitapta yer alan "Tabuttaki Duvak" ise çocuk yaşta evliliklere karşı çok net bir tavır koymuştur ve şiiri bir vicdan çağrısına dönüştürmektedir. "Güne Âşık Kadınlar" bu kez Trakya'nın üretken kadınlarını selamlarken; emeği, dayanışmayı ve umudu öne çıkarmaktadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Buna karşılık kitap yalnızca toplumsal şiirlerden oluşmamaktadır. "Gibi" şiirinde gündelik hayatın küçük ayrıntıları üzerinden kurulan mutluluk duygusu, "Çocuk Kalbim"de tek cümleyle kurulan sade bir iç dünya, "Yanlış Şerit"te geçmişe duyulan özlemle hesaplaşma ya da "Yol Verin"de insanın kendi zihniyle mücadelesi birbirinden oldukça farklı duyguları aynı kitapta buluşturmaktadır. Bu çeşitlilik kitabın nabzını da canlı tutmaktadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kitabın hazırlık sürecinde özellikle dikkat edilen nokta, bu farklı dönemlerin birbirine benzemeye zorlanmamasıydı. Yirmi yıl önce yazılmış bir şiiri bugünün diliyle yeniden yazmak kolay olurdu ama doğru olmazdı. Çünkü her şiir yazıldığı günün tanığıdır aslında. Dolayısıyla onu değiştirmek, bir tanığı yok etmek gibi olurdu. Bu nedenle kitap hazırlanırken şiirlerin kendi dönemlerinin izini taşımasına özen gösterildi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Şiir kitabı hazırlamak roman hazırlamaya benzemez. Romanda olay örgüsü okuru taşımaktadır ama şiirde ise kitabın bütünlüğünü kuran şey şiirlerin birbirleriyle kurduğu görünmez ilişkidir. <i>Gezgin Bir Ozanın Düş Kapanı</i>nda bu ilişki zaman üzerinden kurulmuştur. İlk sayfalardaki sesle son sayfalardaki ses aynı kişi olsa da aynı yerde değildir. Okur bunu sadece tarihlerden değil, dizelerin tonundan da kesinlikle anlayabilmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bu kitap üzerine çalışırken beni en çok etkileyen kısım buydu. Elimde tek bir dönemin ürünü olan bir dosya değil, uzun yıllara yayılan bir yazma serüveni vardı. O serüvenin doğal akışını bozmadan okurla buluşturabilmek, en önemli sorumluluktu. Üzerinde büyük bir çalışma yapmadım aslında çünkü burada kendi sesini bulan bir kitap vardı. O ses, yıllar süren bir yolculuk yapmıştı ve ben editör olarak, uzun bir dönüşüm yolculuğundan gelen bu sese sadece “Hoş geldin.” dedim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Şimdi bu şiirler, yazıldıkları defterlerden ve bilgisayar dosyalarından çıkıp okurlarına ulaşıyor. Bundan sonrası her şiirin kendi yolculuğu. Kimi okur bir aşk şiirinde kendini bulacak, kimi bir çocukluk anısında, kimi de "Yol Verin" ya da "Anka" gibi şiirlerde yeniden ayağa kalkma cesaretini arayacak. Şiirin güzel yanı da burada başlamaz mı zaten? Aynı dizeler her okurun hayatında başka bir yere dokunur…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Yolu açık, okuru bol olsun.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalbe Kök Salan İnsanlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbe-koek-salan-insanlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbe-koek-salan-insanlar</guid>
<description><![CDATA[ Bazen güvenin tamamen kırıldığı noktada, hayat sessizce bir mucize bırakır avuçlarımıza. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9c8aa82b7.webp" length="81314" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:05:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Bazen güvenin tamamen kırıldığı noktada, hayat sessizce bir mucize bırakır avuçlarımıza.</span></p>
<p>Toprağa düşen ama toprağı hâlâ diri olan bir tohum. İnsan bazen kırıklarını saklamaya çalışıyor. Bazen de onları tek tek topluyor. Eskiden bunu çıplak ellerimle yapardım; cam parçaları avuçlarımı keser, ben yine de hepsini bir araya getirmeye çalışırdım. Şimdi ise öğrendim. Kırıkları toplamanın da bir inceliği varmış. Kendini yeniden yaralamadan da onarmak mümkünmüş. Belki de bu yüzden yalnızca yaralı bir kalp, başka bir yaralı kalbin dilini anlıyor.</p>
<p>Can kırıklıklarımız, güven kırıklıklarımız, hayal kırıklıklarımız…</p>
<p>Hepsi aynı gökyüzünün altında farklı isimler taşısa da, onları iyileştiren şey çoğu zaman kusursuz insanlar değil; kendi yaralarından geçerek içindeki şefkati öğrenmiş insanlar oluyor. Yaralı şifacılar… Kendilerinden eksilerek değil, yaşadıklarından güç alarak başkasına umut olabilen insanlar. Çünkü artık öğrendiğim en kıymetli şey; ilişkiler, tek kişinin omuzlarında taşınacak yükler değil.</p>
<p>Farkındalık; <span>umudunun bittiğini sandığın yerde değil; vazgeçtiğin yerin hemen yanı başında filizlenirmiş.</span></p>
<p><span>“Hayatın en şaşırtıcı tarafı da bu sanırım.”</span></p>
<p><span>“Hayat bambaşka bir pusula bırakıyor eline.”</span></p>
<p><span>Yolunu değiştirmiyor belki a</span><span>ma yönünü hatırlatıyor. </span><span>İşte asıl mucize de burada başlıyor. </span>Her yeni başlangıca, tertemiz bir sayfa açmanın cesaretiyle bakmayı öğrenmelisin. Çünkü teslim olmanın ne demek olduğunu bilirsin; yeniden başlamak için cesarete zaten sahipsin.</p>
<p><span>Tevekkülün, insanın omuzlarından görünmez yükleri nasıl usulca aldığını hissetmelisin.</span></p>
<p><span>Sanki uzun zamandır fırtınalarla boğuşan bir tekne gibi sonunda sakin bir koy bulduğunu...</span></p>
<p><span>Evet, dalgalar hâlâ olabilir. </span>Deniz yine deniz ama içindeki rüzgarlar artık sert değil…</p>
<p>Ve sanırım, huzur tam da böyle bir şey.</p>
<p><span>Sessiz…</span>Yumuşak…Gösterişsiz…</p>
<p>Kalbini saracak kadar güçlü. Bazen en güzel onarımlar en beklenmedik karşılaşmaların içinde saklı. Gizli bir koy gibi..</p>
<p><span>Bir bakış…</span><span>Bir cümle…</span></p>
<p><span>Bir kahkaha…Bir tebessüm…</span></p>
<p>Başkasının yarasına da şefkatle dokunabilmeyi, öğrenmeyi, hissetmeyi ve ömrümüze özümüze kök salan insanlar olmasını dilerim…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇOCUĞUMU ANLAMAYI BANA ÇOCUĞUM ÖĞRETTİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/cocugumu-anlamayi-bana-cocugum-ogretti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cocugumu-anlamayi-bana-cocugum-ogretti</guid>
<description><![CDATA[ Bazen çocuklarımızın davranışlarına odaklanırken, aslında bize anlatmaya çalıştıkları duyguları fark edemeyebiliyoruz.
Oysa bir çocuğun en büyük ihtiyacı; anlaşılmak, dinlenmek ve koşulsuz sevildiğini hissetmektir. 
Bu yazı, annelik ve babalık yolculuğunda hepimize küçük ama değerli bir hatırlatma yapıyor: Çocuklarımızı büyütürken aslında onların da bizi büyüttüğünü… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a5498b5c24bc.webp" length="34684" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:45:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğumu Anlamayı Bana Çocuğum Öğretti</p>
<p>Anne olunca anladım ki çocuk büyütme sadece karnını doyurmak, üstünü değiştirmek ya da okulunu takip etmek değilmiş. Asıl mesele, küçücük bir kalbin sessizce anlattıklarını duyabilmekmiş.</p>
<p>Bazen yorgunluktan "Neden sözümü dinlemiyorsun?" diye sitem ettiğim oluyor. Sonra gözlerinin içine baktığımda meğerse bana inat etmiyor, sadece anlaşılmak istiyormuş.</p>
<p>Çocuklar konuşmadan da çok şey anlatır aslında. Bazen gelip boynuma sarılarak, bazen sessizce yüzüme bakarak, bazen de sebepsiz sandığım bir ağlamayla… büyükler çoğu zaman davranışa odaklanırken, onlar duygularını göstermeye çalışırlar.</p>
<p>Anne olarak kusursuz değilim. Ben de hata yapıyorum, sabrımın tükendiği anlar oluyor. Ama her özür dilediğimde, her "Seni anlıyorum." dediğimde aramızdaki sevginin biraz daha büyüdüğünü görebiliyorum.</p>
<p>Bugün çocuklarımızın en çok ihtiyacı olan şey, pahalı oyuncaklar ya da kusursuz bir hayat değil. Onların en büyük ihtiyacı, kendilerini güvende hissedecekleri bir kucak ve yargılanmadan dinlenecekleri bir yürektir.</p>
<p>Belki de çocuklarımızı büyüttüğümüzü sanırken, aslında onlar bizi büyütüyor. Sabrı, sevgiyi, affetmeyi ve koşulsuz sevmeyi bize yeniden öğretiyorlar.</p>
<p>Bu yüzden bugün çocuğunuza sadece bir kez daha dikkatle bakın.🤗 Belki söyleyemediği ama duymanızı istediği bir cümle vardır. Çünkü bir çocuğun en büyük mutluluğu, gerçekten anlaşılmaktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GENÇLİK YAŞTA MI , RUHTA MI ?</title>
<link>https://fikirizleri.com/genclik-yasta-mi-ruhta-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/genclik-yasta-mi-ruhta-mi</guid>
<description><![CDATA[ Yaş ilerlese de ruh genç kalabilir mi? Gençlik kavramını yaş, umut, merak ve yaşam sevinci üzerinden ele alan düşündürücü bir yazı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a535eead1a1c.webp" length="41094" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jul 2026 02:32:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GENÇLİK YAŞTA MI , RUHTA MI ?</p>
<p>Bugün bir sohbet grubunda paylaşılan basit bir "Günaydın gençler" mesajı, beklenmedik bir soruyu da beraberinde getirdi:</p>
<p>"Gençlik insanın yaşında mı, ruhunda mı?"</p>
<p>Kimi zaman en derin sohbetler, en sıradan görünen cümlelerle başlar. Bugün de öyle oldu. Herkesin vereceği cevap farklıydı ama ortak nokta şuydu: Gençlik yalnızca nüfus cüzdanında yazan rakamlarla açıklanabilecek bir şey değildi.</p>
<p>Toplumda gençlik çoğu zaman yaş ile ölçülür. Belirli bir yaşın üzerindekilere artık genç denmez. Oysa hayatın içinde bunun tam tersini gösteren birçok insanla karşılaşırız. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen öğrenmeye açık, merak eden, yeni şeyler denemekten çekinmeyen, hayata umutla bakan insanlar vardır. Onların yanında insan, gençliğin sadece yıllarla açıklanamayacağını fark eder.</p>
<p>Bir de bunun tam tersi vardır. Henüz yaşamının baharında olmasına rağmen hayallerinden vazgeçmiş, umutlarını yitirmiş, kendini hayattan geri çekmiş insanlar... Çünkü insanı yaşlandıran şey bazen geçen yıllar değil; taşıdığı yükler, kırgınlıklar ve vazgeçişlerdir.</p>
<p>Belki de gençlik; sabah uyandığında yeni bir güne merakla bakabilmektir. Bir çiçeğin açışını fark etmek, yeni bir kitap okumak istemek, öğrenmeye devam etmek, hâlâ hayal kurabilmek ve içindeki heyecanı tamamen kaybetmemektir.</p>
<p>Elbette zaman hepimiz için ilerliyor. Saçlarımıza düşen beyazlar, yüzümüzde oluşan çizgiler hayatın doğal izleri. Fakat ruhunu canlı tutabilen insanlar için yaş sadece bir sayı olarak kalıyor.</p>
<p>Bugünkü sohbet bana bir kez daha şunu düşündürdü:</p>
<p>İnsan, doğum tarihinden çok hayata karşı taşıdığı heyecan kadar gençtir.</p>
<p>Peki siz ne düşünüyorsunuz?</p>
<p>Gençlik insanın yaşında mı, ruhunda mı?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ZAMANIN BANA ÖĞRETTİKLERİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/zamanin-bana-oegrettikleri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zamanin-bana-oegrettikleri</guid>
<description><![CDATA[ &quot;En büyük kayıp, kaybedilen insanlar değil; değmeyecek insanlara harcanan zamanmış.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a4c23c7a0964.webp" length="10766" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:08:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esra Doğan</dc:creator>
<media:keywords>Zaman ve insan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ZAMANIN BANA ÖĞRETTİKLERİ </p>
<p>Zamanın kime ne öğrettiğini bilemem. Kimi için sabrı, kimi için affetmeyi, kimi içinse vazgeçmeyi öğretmiştir. Ama bana öğrettiği en büyük gerçek, hak etmeyen insanlara emek, zaman ve değer vermemem gerektiğiydi.</p>
<p>Bir insan için ne kadar çabalarsanız çabalayın, eğer o sizi aynı içtenlikle düşünmüyorsa bütün emekleriniz bir gün sessizce boşa dönüşüyor. Çünkü sevgi tek taraflı taşınabilecek bir yük değil; iki yüreğin aynı samimiyetle omuzlaması gereken bir bağdır.</p>
<p>Zaman bana şunu da gösterdi: Gerçek sevginin olduğu yerde ilgi eksik olmaz, değer eksik olmaz. Para, makam, imkân ya da hayatın sunduğu hiçbir şey, gerçekten seven bir insanın sevgisinin önüne geçemez. Seven insan, en zor zamanında bile sevgisini hissettirmenin bir yolunu bulur. Çünkü sevgi, bahaneler üretmez; bahaneleri ortadan kaldırır.</p>
<p>İnsan bazen eksik olanın sevgi değil, yanlış insan olduğunu çok geç anlıyor. Oysa doğru insan, en küçük davranışıyla bile kendini değerli hissettirir. Çünkü sevmek sadece "Seni seviyorum." demek değildir; emek vermek, yanında olmak, hissettirmek ve kıymet bilmektir.</p>
<p>Bugün dönüp geriye baktığımda anlıyorum ki en büyük kayıp, kaybedilen insanlar değil; değmeyecek insanlara harcanan zamanmış. Ve zaman bana en kıymetli dersi verdi: Değerini bilmeyene kendinden hiçbir şey eksiltme. Çünkü gerçek sevgi, insanı yormaz; tam aksine, ona kendini her halükârda değerli hissettirir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HACEL OBASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/hacel-obasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hacel-obasi</guid>
<description><![CDATA[ Anadolu’nun hüzünlü ve sitem dolu ezgilerinden biri olan Hacel Obası&#039;nın hikayesi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a49307b6ee58.webp" length="70350" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 20:55:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bünyamin Çoban</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HACEL OBASI</p>
<p>Anadolu’nun hüzünlü ve sitem dolu ezgilerinden biri olan Hacel Obası (asıl adıyla Hacı Ali Obası), Sivas’ın Şarkışla yöresine ait, kavuşamayan iki kalbin ve bir hayal kırıklığının hikâyesidir.</p>
<p>​Söylenene göre "Hacı Ali Obası", zamanla ağızdan ağıza dolaşarak "Hacel Obası" hâlini almıştır. Türkünün arkasında yatan hikâye, rivayete göre şöyledir:</p>
<p>​Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Sivas Şarkışla'da Mustafa adında yoksul ama gururlu bir delikanlı ile obanın/köyün varlıklı ailelerinden birinin kızı olan Ayşe yaşamaktadır. Ayşe, güzelliği ve alımıyla yöredeki tüm gençlerin dikkatini çeken, adeta erişilmez bir kızdır. Ancak onun gönlü Mustafa’dadır. İki genç birbirlerine sevdalanır ve uzun süre gizli gizli buluşarak büyük bir aşk yaşarlar, birbirlerine söz verirler.</p>
<p>​Ancak bir gün köye dışarıdan bir talip gelir. Okumuş, üniformasını giymiş bir subay (bazı anlatılarda Teğmen Nazım veya askeri okul öğrencisi Nevzat olarak geçer). Dönemin şartlarında asker olmak, şehirde yaşamak ve "devlet memuru" statüsüne sahip olmak büyük bir zenginlik ve itibar göstergesidir. Subayın ayağındaki parlak askeri botlar (potinler) ve sunduğu şehir hayatı imkânı, hem Ayşe’nin ailesinin hem de Ayşe'nin aklını çeler.</p>
<p>​Ayşe, Mustafa’ya verdiği söze rağmen ya ailesinin baskısıyla ya da statü ve lüks bir hayat cazibesine kapılarak bu evliliği kabul eder. Mustafa ise hiç beklemediği bu darbeyle sarsılır. Sevdiği kadının kendisini bir çift "potin" ve rütbe uğruna terk etmesini gururuna yediremez. İçindeki derin kırgınlığı, öfkeyi ve sitemi sazının tellerine dökerek o meşhur dizeleri söyler.</p>
<p>​Türküde geçen neredeyse her kelime, aslında Mustafa'nın Ayşe'ye ve onun seçimine duyduğu öfkenin tasviridir:</p>
<p>​"Hacel obasını engin mi sandın / Ayağında potini var, zengin mi sandın"</p>
<p>Mustafa burada doğrudan rakibine ve Ayşe'nin yanılmasına sitem eder. "Ayağına askeri bot giydi diye onu hemen zengin ve ulaşılamaz mı sandın?" diyerek tepki gösterir.</p>
<p>​"Merdivenden tıkır mıkır inişin / Çığıştıyor altın ile gümüşün / Önce söz verip de sonra dönüşün"</p>
<p>Burada Ayşe’nin gelin giderken taktığı altınların, takıların sesine (çığıştırmak/ses çıkarmak) gönderme yapılırken, en can yakıcı kısım "Önce söz verip de sonra dönüşün" dizesiyle yüzüne vurulur.</p>
<p>​Mustafa'nın aşk acısı ve bu büyük sitemi, hiçbir zaman unutulmamış ve dille de bir çığlığa dönüşecek olan bu güzel türküyle günümüze kadar ulaşmıştır.</p>
<p>Türküde, edebî açıdan cımbızlanması gereken; "her olur olmazı dengin mi sandın" cümlesidir. Ama son cümlede sitemler birden unutulur ve aşk hasretinin o an acısı duyulur: "Ay da geçti göremedim yâr seni." Burada tek duygu, sevgiliyi özlemektir. Sevgili elin olmuşken, onu göremeyişin katlanılmaz hasreti... </p>
<p></p>
<p>Suya gider bir incecik yolu var</p>
<p>Sıktırmış kemeri ince beli var</p>
<p>Söylerim söylemez datlı dili var</p>
<p>Ay da geçti göremedim yâr seni</p>
<p></p>
<p>Suya gider helkeleri doldurur</p>
<p>Kınalı ellerin suya daldırır</p>
<p>O yârin sevdası beni öldürür</p>
<p>Ay da geçti göremedim yâr seni</p>
<p></p>
<p>Tiren gelir acı acı seslenir</p>
<p>Yağmur yağar çit entere ıslanır</p>
<p>Zalım anan duyar sana herslenir</p>
<p>Ay da geçti göremedim yâr seni</p>
<p></p>
<p>Tatlı diller, ince beller ve diğer söyleyişler; nasıl da güzel Karacaoğlan geleneğini yansıtıyor. ("Karacaoğlan geleneği" benim adlandırmam bu arada. Sebeplerini belki sonra anlarız.) </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KIR ÇİÇEKLERİ &amp; Fark Edilmeyen Güzellikler</title>
<link>https://fikirizleri.com/kir-cicekleri-fark-edilmeyen-guzellikler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kir-cicekleri-fark-edilmeyen-guzellikler</guid>
<description><![CDATA[ Bazen bir kır çiçeğinin önünde durup düşünmek gerekir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a44cd11a890a.webp" length="86620" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 11:17:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeynep Kıvanç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat, çoğu zaman gözümüzün önünde duran güzellikleri görmezden gelme alışkanlığı kazandırır insana. Büyük başarıların, gösterişli hayatların ve parlak ışıkların peşinden koşarken, yol kenarında sessizce açan kır çiçeklerini fark etmeyiz. Oysa gerçek güzellik, çoğu zaman gösterişten uzak olanın içinde saklıdır.</p>
<p></p>
<p>Kır çiçekleri, kimsenin özel olarak ekip büyütmediği, kimsenin üzerine titremediği çiçeklerdir. Onlar, yağmurun bereketiyle, toprağın sabrıyla ve güneşin sıcaklığıyla kendiliğinden filizlenirler. Bir bahçenin en gözde köşesinde değil, bazen taşların arasında, bazen kurak bir yamaçta, bazen de kimsenin uğramadığı bir patikanın kenarında açarlar. Kimse onları alkışlamaz, kimse fotoğraflarını çekmez, kimse onlar için şiirler yazmaz. Ama onlar yine de açarlar. Çünkü var olmanın güzelliğini bilirler.</p>
<p></p>
<p>İnsanlar da biraz kır çiçeklerine benzer aslında. Hayatın kalabalığında sessizce yaşayan, kimsenin fark etmediği nice güzel yürek vardır. Bir annenin evlatları için verdiği görünmez emek, yaşlı bir adamın kapısının önüne bıraktığı bir tas su, bir öğretmenin öğrencisine kattığı umut ya da bir dostun zor zamanda uzattığı el... Bunların hiçbiri manşetlere çıkmaz. Ancak dünyayı güzelleştiren şeyler tam da bunlardır.</p>
<p></p>
<p>Günümüzde değer ölçüsü çoğu zaman görünür olmakla eş tutuluyor. Daha çok konuşanlar, daha çok gösterenler, daha çok dikkat çekenler öne çıkıyor. Oysa sessiz güzelliklerin de bir dili vardır. Kır çiçekleri bağırarak değil, var olarak güzeldir. Onların güzelliği, gösterişlerinde değil, sadeliklerindedir.</p>
<p></p>
<p>Belki de bu yüzden hayatın en kıymetli insanları, en çok alkış alanlar değil; en çok iyilik yapanlardır. Bir köşede sessizce yaşayan, kimsenin bilmediği fedakârlıklar gösteren insanlar, tıpkı kır çiçekleri gibi dünyayı fark edilmeden güzelleştirirler. Onlar, hayatın görünmeyen kahramanlarıdır.</p>
<p></p>
<p>Bazen bir kır çiçeğinin önünde durup düşünmek gerekir. O küçücük çiçek, bütün zorluklara rağmen toprağı yarıp gün yüzüne çıkmıştır. Rüzgâra direnmiş, yağmura dayanmış, güneşe uzanmıştır. Belki birkaç gün sonra solacaktır ama açtığı süre boyunca bulunduğu yere güzellik katacaktır. İnsan da böyledir. Ömrü sınırlıdır ama yaşadığı müddetçe çevresine bıraktığı iyilikler ve güzelliklerle anlam kazanır.</p>
<p></p>
<p>Hayatın koşuşturması içinde gözümüzü biraz yavaşlatabilirsek, çevremizde açan kır çiçeklerini görebiliriz. Belki bir çocuğun masum gülüşünde, belki yaşlı bir çiftin yıllara meydan okuyan sevgisinde, belki de sessizce iyilik yapan bir insanın yüreğinde...</p>
<p></p>
<p>Çünkü gerçek güzellik, her zaman göz önünde olan değildir. Bazen en güzel şeyler, fark edilmeyi beklemeden varlığını sürdürenlerdir. Tıpkı kır çiçekleri gibi... Sessiz, mütevazı ve bir o kadar da eşsiz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YILDIZLARDAN DİNLENEN TÜRKÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/yildizlardan-dinlenen-turku</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yildizlardan-dinlenen-turku</guid>
<description><![CDATA[ Bazı türküler yalnızca söylenmez; bir ömrü, bir hayali ve yarım kalan bir hikâyeyi taşır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2a8a4e4cbe1.webp" length="53446" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 17:33:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Osman Uyur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ellerim titriyor, zorla nefes alıyorum. Güç bela da olsa uzun saplı bağlamamı akort etmeyi başardım. Gözlerimden yavaşça süzülen yaşlar yanaklarımdan dökülüyor, boğazımdaki o acı düğüm her saniye daha da büyüyor. Ancak şimdi vazgeçmek olmaz. Bağlamanın tellerine vurduğumda, senkronize halde yükselen Re - Mi - Fa - Sol sesleri havayı biraz daha ağırlaştırdı. Bir an durmayı düşündüm; yüreğim bu yükü kaldıramayacak gibi. Ama hayır, şimdi durma zamanı değil. Peşi sıra dokundum tellere: </p>
<p>Fa - Mi - Re - Mi ve Re - Do - Si - Do, Re - Do - Si - Do...</p>
<p>"Yeni cami avlusunda..."</p>
<p>Adımı çok seviyordum. Annem bana hamileyken, Hocalı Katliamını anlatan vahşet dolu bir çizgi film izlemiş. Filmde uçaklar, çocukların dikkatini çekmek için gökyüzünden oyuncak bebekler atıyormuş. Fakat bu bebekler aslında birer patlayıcıymış; filmde o bebeği eline aldığında şehit düşen küçük kızın adı da Aybüke’ymiş. Annemin yüreği bu sahneye dayanamamış, yaşananların etkisinde kalarak benim adımı da Aybüke koymuş. Annemin bana bıraktığı en güzel, en anlamlı hediye bu galiba. İsimler hikayelerimizi etkiler mi? Sanırım benimkini derinden etkiledi.</p>
<p>Neyse... Bağlamanın tellerine vururken, şişmiş boğazımla türküyü söylemeye devam ettim: </p>
<p>Fa - Sol - La - Sol - Fa - Mi - Re - Mi</p>
<p>"Ezan sesi değil be annem..."</p>
<p>Çocukluğumdan beri müziği ve dansı çok sevdim ama içimdeki o öğretmen olma arzusu kalbimi hep bir kor gibi kavurdu. Sonunda kendime, "Neden müzik öğretmeni olmayayım?" diye sordum. Öğretmen olmak; bir ağacı toprağa ekip yıllarca sevgiyle bakmak, sonra da tüm doğanın ondan faydalandığını, gölgesinde dinlendiğini görmek gibi bir şey. Bence yeryüzündeki en kutsal meslek. Hele ki o çocukların gözlerindeki gülüşü görmek, dertlerini dinleyip yeri geldiğinde onlara anne, yeri geldiğinde abla olmak... Bir ağacın meyvesini yemekten çok daha tatlı, çok daha güzel.</p>
<p>İlk karne aldığım günü hayal meyal hatırlıyorum ama ilk karne verdiğim günü ömrümce unutamam. Derme çatma bir depoyu el birliğiyle müzik odası olarak düzenlemiştik. Tüm yavrularım ve meslektaşlarım o odayı var etmek için sevgiyle koşturmuştu. İşte o derme çatma depoda, hayatımda ilk defa karne dağıttım ve ömrümün en gururlu anını yaşadım.</p>
<p>Şimdi elimde bağlama, aklımda o güzel günler... Türküyü söylemek hepten zorlaştı. Özellikle şu kısma geldiğimde kelimeler boğazımda düğümlendi, söylemeyi bırakıp sadece çalmaya devam ettim:</p>
<p>"Tabutumdan kanlar akar, cümle alem bana bakar. Genç ölümüm yürekler yakar..."</p>
<p>Sustum. Artık tamamen sustum. Ne kadar zormuş insanın kendisi için ağıt yakması... Ben hâlâ buradayım, bağlamamı çalıyorum. Ve şimdi bir yıldızın üzerine oturmuş, sizlerin aşağıda benim için söylediği o türküyü dinliyorum.</p>
<p><strong><em>Aziz Anılarına;</em></strong></p>
<p><strong><em>9 Haziran 2017 günü Batman Kozluk'ta hain bir terör saldırısı sonucu şehit düşen Jandarma Uzman Çavuşlar Soner Fazlıoğlu, Ali Gülnar ve Müzik Öğretmeni Şenay Aybüke Yalçın’ın anısına...</em></strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Türkünün Künyesi:</p>
<p>Yeni Cami Avlusunda Ezan Sesi Var </p>
<p>Söz / Müzik: Anonim (Rumeli / Selanik Yöresi)</p>
<p>Kaynak Kişi: Hüseyin Yaltırık</p>
<p>Derleyen: Kubilay Dökmetaş</p>
<p>Notaya Alan: İhsan Öztürk</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fildişi Kulelerin Tozlu Kitapları ve Sosyal Medyanın Suçu</title>
<link>https://fikirizleri.com/fildisi-kulelerin-tozlu-kitaplari-ve-sosyal-medyanin-sucu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/fildisi-kulelerin-tozlu-kitaplari-ve-sosyal-medyanin-sucu</guid>
<description><![CDATA[ Biz sonsuza kadar sadece Sefiller’i, Simyacı’yı ya da Suç ve Ceza’yı mı okuyacağız? Dünya edebiyatının sınırları Dostoyevski’nin öldüğü gün çizildi ve biz o sınırın içinde hapis mi kaldık? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3fab124d0e5.webp" length="63346" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 16:55:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Korkmaz</dc:creator>
<media:keywords>Sefiller, Suç ve Ceza, Simyacı, Roman, Yazar, Kitap, Yayınevi, Reklam, Popüler Kültür.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="4">Edebiyat dünyasının değişmeyen, adeta genetik bir hastalığı var: <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="65">Seçkincilik.</b> Nerede çok satan, nerede dijital dünyada adından söz ettiren, nerede reklam bütçesiyle okurun karşısına çıkan bir kitap görseler, dudaklarında hep aynı müstehzi ve kibirli ifade beliriyor: <i data-path-to-node="4" data-index-in-node="267">"Sürü psikolojisi..."</i></p>
<p data-path-to-node="5">Bu kitleye göre, gerçek bir okur olmak için sadece tozlu raflar arasında kaybolmalı, popüler olan her şeye sırtını dönmeli ve edebiyatı yüzyıl öncesinde dondurmalısınız.</p>
<p data-path-to-node="6">Peki, sormak gerekiyor: <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="24">Biz sonsuza kadar sadece <i data-path-to-node="6" data-index-in-node="49">Sefiller</i>’i, <i data-path-to-node="6" data-index-in-node="61">Simyacı</i>’yı ya da <i data-path-to-node="6" data-index-in-node="78">Suç ve Ceza</i>’yı mı okuyacağız?</b> Dünya edebiyatının sınırları Dostoyevski’nin öldüğü gün çizildi ve biz o sınırın içinde hapis mi kaldık?</p>
<p data-path-to-node="7">Sırf klasikleri hatmetti diye kendini fildişi kulelerine kapatıp, günümüz edebiyatını ve çağdaş yazarları küçümseyen bu kitle, aslında en büyük vizyonsuzluğu sergiliyor. Bugün tapındıkları o başyapıtların, kendi dönemlerinin popüler kültür ürünleri olduğunu; tefrikalar halinde gazete köşelerinde kapış kapış satıldığını ya da dönemin matbaa ağlarında ciddi pazarlama stratejileriyle okura ulaştığını unutuyorlar.</p>
<p data-path-to-node="8">Zaman değişti, mecra değişti. Bugünün dünyası bir algoritma ve hız çağı. Dev yayınevlerinin, tekelci dağıtım ağlarının arasında genç, yetenekli ve bağımsız bir yazarın sadece "kalemine güvenerek" görünür olması imkansız. Günümüz teknolojisinde bir yazarın sosyal medyayı kullanması, eserine reklam basması veya dijital dünyada sesini duyurmaya çalışması bir lüks değil, <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="370">var olma mücadelesidir.</b> Reklamı yapılan her esere "çöp" muamelesi yapmak, yeni nesil kalemlerin hakkını daha yolun başında gasp etmektir.</p>
<p data-path-to-node="9">Sadece geçmişe bakarak bugünü yorumlayamazsınız. Edebiyat, yaşayan, nefes alan ve çağın araçlarıyla şekillenen dinamik bir organizmadır; geçmişin gölgesine hapsedilmiş bir müze nesnesi değil.</p>
<p data-path-to-node="10">Sosyal medyanın vitrinine çıkan her kitap şaheser olmayabilir, evet. Ama yeni çıkan yazarlara, yeni soluklara şans tanımayı reddeden, sadece popüler diye modern olana düşmanlık besleyen o "seçkin" kitlelerin edebiyat sevgisi de ne yazık ki bana hiç samimi gelmiyor.</p>
<p data-path-to-node="11">Kitapları basıldıkları dönemin şartlarıyla değil, ruhuyla değerlendirmeyi öğrendiğimiz gün, edebiyat fildişi kulelerden inip ait olduğu yere; yani sokağa ve insana geri dönecektir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayallerimiz Neden Tutunamıyor😌</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayallerimiz-neden-tutunamiyor</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayallerimiz-neden-tutunamiyor</guid>
<description><![CDATA[ Hayallerin gerçekleşmemesinin temel nedeni çoğu zaman hayallerin kendisi değil; korkular, erteleme alışkanlığı ve olumsuz dış etkenlerdir. Küçük ama kararlı adımlar atıp sabır ve inançla ilerlediğimizde, hayallerimize ulaşma ihtimalimiz artar. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a40f7250f6a7.webp" length="11662" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 16:43:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hayallerimiz Neden Tutunamıyor?</p>
<p>Aslında hepimizin birer hayali vardır. Kimi bir kitap yazmak, kimi yeni bir hayat kurmak, kimi ise sadece huzurlu olabilmeyi ister. Peki, bunca hayale rağmen neden çoğu yarım kalıyor olabilir ki?</p>
<p>Çünkü bazen korkularımız, endişelerimiz bazen ertelediğimiz adımlar bazen de başkalarının "yapamazsın" sözleri hayallerimizin önüne geçiyor. Oysaki hayaller; cesaretle, inançla beslenir. Küçük de olsa atılan her adım, bizi hedefimize biraz daha yaklaştırır.</p>
<p>Hayaller tutunamıyor değil; aslında biz, onlara yeterince tutunamıyoruz. Pes etmek yerine sabretmeyi seçtiğimiz gün, hayallerimiz de birer birer gerçeğe dönüşmeye başlayacaktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hiç Hayata Küstünüz Mü?</title>
<link>https://fikirizleri.com/hic-hayata-kustunuz-mu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hic-hayata-kustunuz-mu</guid>
<description><![CDATA[ Yeniden inanabilmek ve yeniden gülümseyebilmek en büyük direniştir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a411ce7e9534.webp" length="26548" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 16:10:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeynep Kıvanç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç hayata küstünüz mü? Ben küstüm.</p>
<p>Öyle bir an gelir ki insan, yaşadıklarının ağırlığını omuzlarında değil, ruhunun en derin yerlerinde hisseder. Sabahın ışığı pencereye vurur ama içindeki karanlığı aydınlatamaz. Kalabalıklar arasında yürürsün, sesler duyarsın, yüzler görürsün ama kendini herkesten ve her şeyden uzak hissedersin.</p>
<p>Hiç hayata küstünüz mü? Ben küstüm.</p>
<p>Beklentilerim kırıldığında, emeklerim karşılıksız kaldığında, en çok da güvendiklerim yabancılaştığında küstüm. Her şeyin düzeleceğine inanırken biraz daha yoruldukça, her yeni günün eski yaraları hatırlattığını gördükçe küstüm.</p>
<p>Ama hayata küsmek, yaşamaktan vazgeçmek değildir. Bazen insanın içindeki kırgınlığın sessizce dile gelişidir. Kimseye anlatamadığı yorgunluğun, gözyaşına dönüşemeyen hüznün adıdır. İçinden gelen bir sitemdir belki de; zamana, insanlara ve biraz da kendine...</p>
<p>Yine de hayat gariptir. En umutsuz günlerde bile bir pencere aralığından sızan ışık gibi küçük sebepler bırakır önümüze. Bir dostun sözü, bir çocuğun gülüşü, eski bir şarkı ya da beklenmedik bir selam... İnsan bazen yeniden tutunacak gücü en ummadığı yerde bulur.</p>
<p>Evet, ben de hayata küstüm. Ama her küskünlük gibi bunun da içinde bir özlem vardı. Daha güzel günlere, daha samimi insanlara ve kaybettiğim umutlara duyulan bir özlem... Belki bu yüzden insan ne kadar kırılırsa kırılsın, içinde küçücük de olsa bir umut taşımaya devam eder.</p>
<p>Çünkü hayat bazen bizi yorar, bazen incitir, bazen de sessizce sınar. Ama bütün kırgınlıklara rağmen yaşamaya devam etmek, yeniden inanabilmek ve yeniden gülümseyebilmek en büyük direniştir.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsanın Kendine Dokunan Yeri..</title>
<link>https://fikirizleri.com/insanin-kendine-dokunan-yeri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insanin-kendine-dokunan-yeri</guid>
<description><![CDATA[ Her şey değişir ama insanın kendine anlattığı hikaye değişmezse, hiçbir şey gerçekten değişmiş sayılmaz. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3eca6070d54.webp" length="33288" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 22:08:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın Kendine Dokunan Yeri..</p>
<p>İnsan en çok nereye saklanır, bilir misin? Kalabalığın içine değil, kendi içine… Ama orası her zaman güvenli bir yer değildir. Çünkü insanın içi, hem en sıcak sığınak hem de en soğuk yüzleşme alanıdır.</p>
<p>Günler birbirini kovalar, insanlar birbirine benzer cümleler kurar. İyiyim denir çoğu zaman, iyi olunmadığı halde. Çünkü bazı gerçekler söylenince büyür, söylenmeyince küçülür sanılır. Oysa insanın içinde saklanan her şey, zamanla kendi ağırlığını artırır.</p>
<p>Bir bakarsın, yıllar geçmiş ama sen hala aynı yerde durmuşsundur. Sadece etraf değişmiştir. İnsanlar, yüzler, yollar… Ama içindeki bazı sorular yer değiştirmemiştir. Çünkü bazı sorular cevap bulmak için değil, insanı diri tutmak için vardır.</p>
<p>Hayatın garip bir adaleti vardır, neyi görmezden gelirsen, bir gün en çok onunla karşılaşırsın. Neyi ertelediysen, en uygun olmayan zamanda karşına çıkar. İnsan en çok kaçtığı şeyle yüzleşirken öğrenir kendini..</p>
<p>Bazen bir şeyleri değiştirmek için büyük adımlar gerekmez. Küçük bir fark ediş yeter. Bir sabah uyandığında, aynı hayatın içinde farklı hissetmeye başlarsın. Aynı duvarlar vardır ama sen artık aynı kişi değilsindir. İşte o an, görünmeyen bir dönüşüm başlamıştır.</p>
<p>İnsan çoğu zaman güçlü görünmek ister. Ama güç, hiç düşmemek değil, düştüğünde kendini yeniden kaldırabilmektir. Ve bazen en büyük güç, kimseye anlatmadan ayağa kalkmaktır.</p>
<p>Yalnızlık ise sanıldığı gibi boşluk değildir. Bazen insanın kendine en çok yaklaştığı andır. Gürültü sustuğunda, iç ses daha net konuşur. Ve insan, en çok o sessizlikte kim olduğunu hatırlar.</p>
<p>Belki de hayatın en zor yanı şudur. Kendini sürekli bir şey olmaya zorlamak… Oysa insan bazen sadece var olmak ile de yeterlidir. Bir şey kanıtlamadan, bir yere yetişmeden, sadece nefes alarak..</p>
<p>Ve günün sonunda insan şunu anlar. Her şey değişir ama insanın kendine anlattığı hikaye değişmezse, hiçbir şey gerçekten değişmiş sayılmaz.</p>
<p>Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İç ses</title>
<link>https://fikirizleri.com/ic-ses</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ic-ses</guid>
<description><![CDATA[ Hayatta bazı dönemler vardır; dışarıdan bakıldığında sadece bir değişim gibi görünür ama insanın içinde büyük bir dönüşüm başlatır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 14:18:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hayatta bazı dönemler vardır; dışarıdan bakıldığında sadece bir değişim gibi görünür ama insanın içinde büyük bir dönüşüm başlatır.</span></p>
<p><span>Bir süredir yazmıyordum. Çünkü bazı zamanlarda insan anlatmak yerine yaşar, cevap vermek yerine gözlemler. Hayatın içinde bazı taşların yer değiştirdiği dönemlerde kelimeler biraz bekler. S</span>on zamanlarda bir şeyi daha iyi anladım. <span>Bir iş sadece maaştan, unvandan ya da  bulunduğun yerden ibaret değildir. İnsan kendini değerli hissettiği, emeğinin görüldüğü, iletişimin ve saygının olduğu ortamlarda daha güçlü üretir. Çünkü iyi bir insan ilişkilisi anlayışla ve liderlikle oluşur.</span></p>
<p><span>Bazen bir yerde kalmak değil, kendini kaybetmeden yoluna devam etmektir.</span><span>Hayat her deneyim bir sonuç değil, bir öğretici nitelik taşır. Bize uymayan yerler bile bize ne istediğimizi, neye değer verdiğimizi ve hangi yolda yürümek istediğimizi gösterir ki, bu değer senin için çok kıymetlidir. </span></p>
<p><span>Ve bazen aniden hayatı başka bir yön  değiştirir. Ama bazı bağlar doğru zamanda yeniden anlam kazanır yeniden bağlanır…</span></p>
<p><span>Önemli olan geçmişe takılı kalmak değil; yaşananlardan güç alarak bugünün kararlarını daha bilinçli verebilmektir. Yeni </span>bir sayfanın eşiğindeyim. Yeni bir yol, yeni bir başlangıç… Biliyorum ki hayat her zaman bizim çizdiğimiz plana göre ilerlemez. Ama bazen en doğru kararlar, hiç hesaplamadığımız hiç düşünmediğiniz dönemeçlerden geçer…</p>
<p><span>Çünkü insanın kendine, hayallerine ve gerçek ihtiyaçlarına yeniden yaklaşması gerekiyor…</span></p>
<p><span>Belki de en güzel başlangıçlar, içindeki sesi duyduğun yerde yeniden başlar… </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EMEK OLMADAN YEMEK OLMAZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/emek-olmadan-yemek-olmaz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/emek-olmadan-yemek-olmaz</guid>
<description><![CDATA[ Emek veren insan kolay kolay yıkılmaz. Çünkü alın teri sadece çalışmak değildir; insanın karakterini, direncini ve hayata karşı duruşunu da gösterir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a15cc5aca1b6.webp" length="23330" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:22:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bilal Filiz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tuğla fabrikasında çalışmak sadece bir iş yapmak değildir aslında; insanın gücünü, sabrını ve hayatla verdiği mücadeleyi omuzlarında taşımaktır. Sabah daha hava tam aydınlanmadan başlayan mesai, gün boyunca süren ağır yükler, tozun ve sıcağın içinde geçen saatler insanın bedenini yorar ama çoğu zaman en çok zihni yorulur. Her kaldırılan tuğlada biraz daha tükenen güç vardır ama aynı zamanda insanın ekmek kavgası da vardır. Çünkü bazı insanlar hayata masa başında değil, alın terinin toprağa karıştığı yerlerde tutunur. Fabrikanın içinde yankılanan sesler, çalışan insanların sessiz çığlıkları gibidir aslında. Kimisi ailesi için çalışır, kimisi hayalleri için, kimisi de sadece ayakta kalabilmek için. Gün boyu taşınan sadece tuğlalar değildir; sorumluluklar, geçim derdi ve geleceğe dair umutlar da omuzlarda taşınır.</p>
<p>Tuğla yüklemek dışarıdan bakınca sıradan bir iş gibi görünse de içinde büyük bir emek saklıdır. Saatlerce süren yorgunluk, nasır tutan eller, ter içinde kalan kıyafetler insanın ne kadar zor şartlarda çalıştığını anlatmaya yeter. Bazen güneşin altında nefes almak bile zor gelir ama insan yine de durmaz. Çünkü durduğu an hayatın yükü daha ağır gelir. Fabrikada çalışan insanların çoğu duygularını belli etmez; yorgunluklarını sessizce içine atar, acılarını belli etmeden işine devam eder. Akşam olduğunda ise beden tükenmiş olsa bile insanın içinde garip bir gurur oluşur. Çünkü o gün kazandığı her kuruşta emeği vardır, alın teri vardır. Kolay kazanılan şeylerin değeri çabuk unutulur ama emekle kazanılan her lokmanın insanda bıraktığı his bambaşkadır.</p>
<p>Hayat bazen insanı en zor yerlerde sınar. Tuğla fabrikasında çalışan biri için her gün yeniden mücadele etmektir. Ağır yüklerin altında ezilmeden ayakta kalmaya çalışmak, yorgunluğa rağmen devam etmek büyük bir sabır ister. Ama bütün bu zorlukların içinde insan şunu öğrenir: Emek veren insan kolay kolay yıkılmaz. Çünkü alın teri sadece çalışmak değildir; insanın karakterini, direncini ve hayata karşı duruşunu da gösterir. Kimse o tozun içinde geçen saatleri tam olarak anlayamaz belki ama emeğin ne kadar kıymetli olduğunu en iyi, o yükü omuzlarında taşıyan insanlar bilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayatımızdaki Yan Karakterler</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayatimizdaki-yan-karakterler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayatimizdaki-yan-karakterler</guid>
<description><![CDATA[ Bazı insanlar hikâyemizde yalnızca birkaç sayfa görünür. Ama dönüp baktığımızda, kitabı değiştirenlerin onlar olduğunu fark ederiz. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3cb637c2f0a.webp" length="45810" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:02:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ümit Oklu</dc:creator>
<media:keywords>Ümit Oklu, Ümit Oklu kimdir, Ümit Oklu kitapları, Ümit Oklu yazıları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Hepimiz hayatımızın başrolü olduğumuzu düşünürüz.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Çocukluğumuzdan itibaren bize anlatılan hikâyeler de böyledir. Bir kahraman vardır, onun dostları vardır, düşmanları vardır ve hikâye onun etrafında şekillenir. Belki bu yüzden kendi hayatımıza da aynı gözle bakarız. Başımıza gelen her olayın merkezinde olduğumuzu, bizi etkileyen insanların ise yalnızca belirli kişilerden ibaret olduğunu sanırız.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Oysa yıllar geçtikçe farklı bir gerçeği fark ederiz.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Hayatımızı değiştiren insanlar her zaman başrolde olanlar değildir.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Bazen bir öğretmendir. Belki yalnızca bir dönem boyunca hayatımızda kalmıştır ama söylediği tek bir cümle yıllarca bizimle yaşamaya devam eder.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Bazen bir dosttur. Çok uzun sürmeyen bir arkadaşlık kurmuşuzdur. Bugün nerede olduğunu bile bilmiyor olabiliriz. Ama onunla yaptığımız bir konuşma, verdiğimiz bir kararın başlangıcı olmuştur.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Bazen de adını bile hatırlamadığımız bir yabancıdır. Bir otobüs yolculuğunda, bir hastane koridorunda ya da kalabalık bir caddenin ortasında karşılaştığımız biri... O an önemsiz görünen bir karşılaşma, yıllar sonra dönüp baktığımızda hayatımızın yönünü değiştiren bir dönemece dönüşebilir.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>İnsan yaş aldıkça şunu anlıyor: Hayat yalnızca büyük olaylardan oluşmuyor. Bizi biz yapan şeylerin önemli bir kısmı, o sırada farkına bile varmadığımız küçük temaslarda saklı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Belki de bu yüzden bazı insanları yıllarca unutamazken, bazılarını neden hatırladığımızı açıklayamayız. Çünkü hafıza her zaman en uzun kalanları değil, en derin iz bırakanları saklar.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Dönüp geçmişe baktığımda, hayatımda kısa süre kalmış ama bende uzun süre yaşamış insanlar olduğunu görüyorum. Belki onlar kendi hikâyelerinde yollarına devam ettiler. Belki bugün beni hatırlamıyorlar bile. Ama benim hikâyemde hâlâ bir yerleri var.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Çünkü bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bir iz bırakmak için gelir.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Ve çoğu zaman bunu geldikleri anda anlayamayız.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Yıllar sonra fark ederiz ki, bir zamanlar önemsiz sandığımız o yan karakterler, aslında hikâyemizin sessiz mimarlarıymış.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Belki de hayatın en ilginç tarafı budur.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Bazı insanlar başrol gibi girer hayatımıza ve sessizce kaybolur.</span></p>
<p class="isSelectedEnd" style="text-align: left;"><span>Bazıları ise yalnızca birkaç sayfa görünür.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span>Ama kitabı değiştiren onlar olur.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖRÜNMEZ ZİNCİRLERİMİZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/gorunmez-zincirlerimiz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gorunmez-zincirlerimiz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3c1eb8d2d7a.webp" length="19926" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 21:15:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, yazmak, yaşamak, yaşlanmak, bağımlılıklarımız, bağlı, bağımlı, ilgi, bildirim, tüketim, sosyal medya, modern, yeni, çağ, devir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><strong>İnsanlık tarihinin muhtemelen en özgür döneminde</strong><span><strong> yaşıyoruz.</strong> İstediğimiz bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyor, dünyanın öbür ucundaki insanlarla anında konuşabiliyor, canımız ne isterse sipariş edip kapımıza kadar getirtebiliyoruz. </span><em><strong>Kısacası özgürüz.</strong></em></p>
<p dir="ltr"><span>Özgürüz ama garip bir şekilde de sürekli <strong>bir şeylere bağlıyız.</strong> Bağlı olduğumuz şeyler ise çok tehlikeli çünkü çoğunun farkında bile değiliz. <strong>Daha önce zincirlerimiz hiç bu kadar görünmez olmamıştı. </strong>Eskiden bağımlılık denince akla birkaç yasaklı madde, birkaç kötü alışkanlık gelirdi. <strong>Şimdi ise insanlar sadece maddelere değil; </strong></span><strong>bildirimlere, algoritmalara, ilgiye, onaya, tüketmeye, gösterişe, hatta kendi mutsuzluklarına bile bağımlı hale geldiler.</strong></p>
<p dir="ltr"><span><em>Otobüste beklerken telefon, asansörde telefon, tuvalette telefon, yatmadan önce telefon, uyanınca yine telefon…</em> Bu sayede kendimizle hiç baş başa kalamıyoruz. Sanırım sebebi de kendimizle yalnız kaldığımız o birkaç dakikada zihnimizin bize göstereceği şeylerden korkuyor oluşumuz. </span><strong>Ertelenmiş kaygılarımız, yarım kalmış hayallerimiz, çözemediğimiz problemlerimiz ve yüzleşmek istemediğimiz duygularımız böylece ekran ışığının altında saklanabiliyor… </strong></p>
<p dir="ltr"><span>Tarihte hiçbir nesil günde yüzlerce insanın hayatını izleme fırsatına sahip olmamıştı.</span><span> <strong>Bu yüzden eskiden insanlar komşularıyla kıyaslanırken şimdi milyonlarla kıyaslanıyor. </strong>Bir sabah kahveni içerken aynı anda bir girişimcinin milyon dolarlık başarısını, bir fitness fenomeninin kusursuz vücudunu, bir çiftin romantik tatilini ve bir influencerın Bali'deki gün batımını görüyorsun. </span><strong>Sonra dönüp kendi hayatına bakıyorsun: Çamaşırlar yıkanacak. Kira ödenecek. Dolapta sadece yarım limon var.</strong><span><strong> </strong>Ve bir anda kendini başarısız hissediyorsun.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir başka bağımlılığımız ise <em><strong>meşgul görünmek. </strong></em>Kimse aslında o kadar da yoğun değil, ama herkes çok yoğun görünmek istiyor. Çoğu asgari maaşla çalışıyor ama bir şirketin CEO’su gibi karşılanmak istiyor. <strong>Mesajlara geç dönmek prestij göstergesi oldu.</strong> Takvimler dolu. Ajandalar dolu. Zihinler dolu.</span><span> <strong>Ama içleri ne kadar dolu, orası tartışılır.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Çağımızda insanlar</span><span> yorgunluktan değil, sürekli meşgul olduklarını ispat etmeye çalışmaktan tükeniyor.</span><span> Bir de elbette <strong>tüketim bağımlılığımız var.</strong> İhtiyacımız olan şeyleri almıyoruz artık. Kendimizin daha iyi bir versiyonunu satın almaya çalışıyoruz. <em>Yeni telefon. Yeni ayakkabı. Yeni kahve makinesi. Yeni hedef. </em><strong>Hatta elimizde olsa yeni bir hayat satın alacağız.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Çağımız, insanlara sürekli bir sonraki şeyi vaat ediyor. <em>Bir sonraki ilişkiyi, bir sonraki maaşı, bir sonraki tatili ve bir sonraki mutluluğu.</em> </span><strong>Hep bir sonraki durakta yaşayacağımızı söyledikleri o hayatın peşindeyiz. Bu yüzden de bugünü ıskalayıp duruyoruz.  </strong></p>
<p dir="ltr"><span>Peki çözüm ne? Çözüm her şeyi bırakıp dağa yerleşmek değil elbette. Çözüm, bağımlılıklarımızın merkezine bakabilmek. Bir davranışı yapmadan önce kendimize şu soruyu sorabilmek: "<strong><em>Ben şu an gerçekten buna ihtiyaç duyuyor muyum?</em></strong>" Telefonu açmadan önce, alışveriş yapmadan önce, bir saat daha sosyal medyada kaybolmadan önce bunu kendimize sormalıyız. </span><b></b><strong>Çünkü insan ihtiyacını doğru tanımlayamadığında, onu yanlış yerlerde aramaya başlıyor. Susuzluğu deniz suyuyla gidermeye çalışmak gibi. İçtikçe daha çok susuyor.</strong></p>
<p dir="ltr"><span>Ve özgürlük dediğimiz şey, çoğu zaman büyük kararların, radikal kopuşların ya da hayatı baştan yazmaların içinde değil; telefonun ekranını gereksiz yere açmamakta başlıyor. Can sıkıntısından kaçmak yerine onunla birkaç dakika aynı odada oturabildiğimizde, yalnızlığı hemen tamir edilmesi gereken bir arıza gibi görmediğimizde, eksik hissettiğimiz her anı tüketimle, bildirimle ya da yeni bir şey satın alarak doldurmadığımızda bir zinciri daha kırıp atıyoruz. Ve zamanla öğreniyoruz: <em><strong>Gerçek özgürlük hiçbir şeye ihtiyaç duymamak değil; ihtiyaç duyduğu şey ile bağımlı olduğu şeyi birbirinden ayırabilmekmiş…</strong></em> </span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hani İnsan İnsana İlaçtı Bunca Yaralı Niye?</title>
<link>https://fikirizleri.com/hani-insan-insana-ilacti-bunca-yarali-niye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hani-insan-insana-ilacti-bunca-yarali-niye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3bfedbb9bca.webp" length="31802" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 19:04:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hani İnsan İnsana İlaçtı Bunca Yaralı Niye?</p>
<p>İnsan, insana gerçekten ilaç olabilirdi. Ama zamanla iyileştirmek yerine yarıştırmayı, anlamak yerine yargılamayı, sarılmak yerine mesafeyi seçti. Böyle olunca da aynı eller hem yarayı açan hem de sargı bekleyen bir hale geldi. Oysa insanın insana değdiği yerde ya şifa başlar ya da kırılma derinleşir.</p>
<p>Hayatın içinde çoğu zaman fark etmeden bir koşuşturmanın içine düşeriz. Daha iyi olmak, daha güçlü görünmek, daha fazla sahip olmak… Bunların hepsi bir noktada bizi kendimizden uzaklaştırır. Kendinden uzaklaşan insan, başkasına da dokunamaz hale gelir. Çünkü içinde boşalan her şey, dışarıya soğukluk olarak yansır. Ve en çok da buna normal deriz.</p>
<p>Oysa insan dediğimiz varlık, sadece başarılarıyla değil, dokunabildiği kalplerle anlam kazanır. Birinin yarasına acele etmeden bakabilmek, suskunluğunu anlayabilmek, gözünün içine bakınca buradayım diyebilmek… Bunlar görünmeyen ama en çok iyileştiren şeylerdir. İnsan, insanın yükünü hafiflettiğinde kendi yükü de azalır.</p>
<p>Bazen yaralı olan sadece karşımızdaki değildir. Biz de içimizde taşırız görünmeyen izleri. Geçmişten kalan kırgınlıkları, söylenmemiş sözleri, yarım kalmış hikayeleri… Bu yüzden başkasının acısını küçümsemek kolay, anlamak ise emek ister. Ama gerçek olgunluk tam da burada başlar. Kendi yarasını inkar etmeden başkasının yarasına dokunabilmek.</p>
<p>İnsan ilişkileri bir ayna gibidir. Ne verirsek onu görürüz. Sertlik verirsek sertlik büyür, anlayış verirsek yumuşama başlar. Kimse tek başına iyileşmez, ama doğru bir temas, doğru bir söz, doğru bir sessizlik bile insanın yönünü değiştirebilir. Bazen bir cümle, bir ömrün gidişatını bile etkiler.</p>
<p>Kimse tam anlamıyla güçlü değildir. Güç dediğimiz şey, kırılmamayı başarmak değil, kırıldığında yeniden toparlanabilmektir. Bunu tek başına yapmak zorunda değiliz. İnsan, insanla tamamlanır. İnsan, insanla iyileşir.</p>
<p>Asıl mesele hiç yaralanmamak değil, yaralıyken bile başkasına zarar vermemeyi öğrenebilmektir. Çünkü dünya zaten yeterince kırık. Biz istersek bu kırıklığın üzerine daha fazla çatlak ekleyebiliriz ya da o çatlakların arasından ışık sızmasına izin verebiliriz.</p>
<p>İnsan insana ilaçtı. Biz onu nasıl kullanacağımızı yeniden öğrenmek zorundayız.</p>
<p>Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilinçlerin Kıyameti..</title>
<link>https://fikirizleri.com/bilinclerin-kiyameti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bilinclerin-kiyameti</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a383dedbf06d.webp" length="56452" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 21 Jun 2026 22:42:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Bilinç insan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bilinçlerin Kıyameti..</p>
<p>Bazı kıyametler gökyüzünde kopmaz. Bazı sonlar ne bir gök gürültüsüyle gelir ne de toprağı sarsan bir titreşimle… En sessiz kıyametler, insanın içinde başlar. Bir düşüncenin yorulmasıyla, bir duygunun anlamsızlaşmasıyla, bir bilincin kendi kendine geri çekilmesiyle.</p>
<p>Bugün yaşadığımız çağ, belki de en çok bilinçlerin kıyametine yaklaşıyor. Çünkü artık insanlar yalnızca bilgiye değil, çok fazla bilgiye maruz kalıyor. Bu yoğunluk içinde düşünmek değil, hızlı tepki vermek değerli hale geliyor. Derinlik, yerini yüzeyselliğe bırakıyor. Anlamak yerine geçmek, hissetmek yerine tüketmek öğretiliyor.</p>
<p>İnsan zihni, sürekli akan bir nehir gibi değil artık, taşan, yönü kaybolmuş bir su kütlesi gibi. Her şey var ama hiçbir şey yerli yerinde değil. Bir cümle okunuyor, ama düşünülmeden geçiliyor. Bir görüntü görülüyor, ama hissedilmeden siliniyor. Böylece bilinç, kendi ağırlığını kaybediyor.</p>
<p>Asıl kıyamet de burada başlıyor. İnsan, kendini izlerken bile yabancılaşmaya başladığında…</p>
<p>Bir zamanlar insanın kendisiyle baş başa kalabildiği anlar vardı. Sessizlik bir boşluk değil, bir anlam alanıydı. Şimdi ise sessizlik bile rahatsız edici. Çünkü zihni susturunca, geride kalan şeyle yüzleşmek zorlaşıyor. O yüzden sürekli bir gürültü, sürekli bir meşguliyet… Kaçışın en modern hali.</p>
<p>Fakat bilinç dediğimiz şey, kaçtıkça küçülür, yüzleşildikçe büyür. İnsan kendi iç sesini duyamadığında, dış dünyanın sesi onun yerine karar vermeye başlar. Ne düşüneceğini, ne hissedeceğini, neye inanacağını bile dışarıdan öğrenir hale gelir.</p>
<p>İşte bu durum, görünmeyen bir kıyamettir. Ne şehirler yıkılır ne de gökyüzü kararır… Ama insanın kendi merkezine olan bağı zayıflar.</p>
<p>Belki de kurtuluş, büyük bir değişimde değil,küçük bir duruşta saklıdır. Bir anlığına durmak, bir cümleyi gerçekten düşünmek, bir duyguyu acele etmeden hissetmek… Bunlar basit görünür ama bilinç için yeniden doğuş anlamına gelir.</p>
<p>Çünkü her kıyametin ardından bir başlangıç ihtimali vardır. Ve belki de en büyük başlangıç, insanın kendi zihnini yeniden fark etmesidir.</p>
<p>Bilinçlerin kıyameti sessizdir… ama aynı zamanda dönüşümün de ilk adımıdır.</p>
<p></p>
<p>Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Göz, Bir Zaman Merceğidir..</title>
<link>https://fikirizleri.com/goez-bir-zaman-mercegidir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goez-bir-zaman-mercegidir</guid>
<description><![CDATA[ Belki de insanı anlatan en doğru yer gözleridir. Çünkü göz, yalnızca gördüğünü değil, içinden geçen zamanı da taşır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a36e36dc3513.webp" length="59272" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 20 Jun 2026 22:01:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Göz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Göz, Bir Zaman Merceğidir..</p>
<p>İnsan bakar ama her baktığını aynı şekilde görmez. Çünkü göz, sadece dış dünyayı kaydeden bir araç değildir, içinde geçmişin izlerini, bugünün yükünü ve geleceğe dair beklentileri taşıyan bir mercektir. Bu yüzden her bakış, aslında zamanın içinden süzülmüş bir anlamdır.</p>
<p>Bir şeye baktığımızda yalnızca o anı değil, o ana eklenmiş duygularımızı da görürüz. Aynı sokak, aynı yüz, aynı ışık… Ama her insanda farklı bir hikayeye dönüşür. Çünkü göz, gördüğünü olduğu gibi bırakmaz, içine insanın hafızasını da karıştırır.</p>
<p>Zaman dediğimiz şey çoğu zaman sandığımız gibi ileriye doğru akmaz. Bazen bir bakışla geriye döneriz. Bir anı, bir hatıra ya da unutulduğunu sandığımız bir his, gözün önünde yeniden canlanır. İşte o an, göz bir mercek gibi zamanı büker.</p>
<p>İnsan bazen gerçeği dışarıda arar ama aslında gördüğü her şey, kendi iç dünyasının yansımasıdır. Kırgın bir kalbin bakışıyla umut dolu bir kalbin bakışı aynı değildir. Biri eksikleri görür, diğeri ihtimalleri. Bu yüzden gerçek dediğimiz şey bile bakışa göre şekil değiştirir.</p>
<p>Gözün en sessiz gücü de burada başlar. Sadece görmekle kalmaz, anlamı büyütür ya da küçültür. Bir ayrıntıyı evrene dönüştürebilir ya da koca bir gerçeği yok sayabilir. Bu yüzden her bakış, aslında bir seçimdir.</p>
<p>Belki de insanı anlatan en doğru yer gözleridir. Çünkü göz, yalnızca gördüğünü değil, içinden geçen zamanı da taşır.</p>
<p>Çünkü göz, geçmişle bugünü aynı anda okur..</p>
<p></p>
<p>Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kendimizden Başka Her Şeye İnanıyoruz..</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendimizden-baska-herseye-inaniyoruz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendimizden-baska-herseye-inaniyoruz</guid>
<description><![CDATA[ Kendimizden başka her şeye inanıyoruz, bir tek kendimize ve yapabileceklerimize inancımız yok. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3599df66444.webp" length="35674" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 22:37:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Kendimizden Başka Her Şeye İnanıyoruz..</p>
<p>Kendimizden başka her şeye inanıyoruz, bir tek kendimize ve yapabileceklerimize inancımız yok. Bu cümle, yalnızca bir serzeniş değil, modern insanın iç dünyasına tutulmuş sert bir ışıktır. Çünkü insan, en çok kendine uzak kaldığında başkalarına yaklaşır. En çok kendine güvenmediğinde, dışarıdaki her sese teslim olur.</p>
<p>Bir düşün, kendi iç sesini bastırıp kaç tane dış sesi büyüttün? Kaç kez kendi sezgini geri plana atıp, başkalarının kesinliğine tutundun? Kaç kez ben yapabilirim demek yerine, ya olmazsa ihtimaline sığındın? İnsan çoğu zaman başarısızlıktan değil, kendine inanmamaktan kaybeder.</p>
<p>Kendine inanmayan bir zihin, sürekli dışarıda kanıt arar. Bir bakışta onay, bir cümlede değer, bir alkışta varlık hissi… Ama dışarıdan gelen hiçbir şey, içeride eksik olan inancı doldurmaz. Çünkü insanın en büyük açlığı onay değil, kendi kendine yeterliyim diyebilme gücüdür.</p>
<p>Zamanla kişi, kendi potansiyelini başkalarının cümlelerine emanet eder. Birinin yapamazsını, onun hayatına sınır çizer. Bir başkasının zoru, onun cesaretini erteler. Oysa çoğu zaman bizi durduran hayat değil, hayatı nasıl yorumladığımızdır. Ve o yorumun merkezinde, kendimize ne kadar inandığımız vardır.</p>
<p>İnsan, kendine inanmadıkça hiçbir yola tam olarak çıkamaz. Çıksa bile yarı yolda geri döner. Çünkü içindeki en büyük engel dış dünya değil, kendi içinde büyüttüğü şüphedir. Şüphe büyüdükçe cesaret küçülür, cesaret küçüldükçe insan kendi hayatının izleyicisine dönüşür.</p>
<p>Oysa insan, kendi hayatının izleyicisi olmak için değil, yazarı olmak için vardır. Ve hiçbir yazar, kendi kalemine inanmadan güçlü bir hikaye yazamaz.</p>
<p>Belki de artık şunu fark etme zamanı gelmiştir. Biz başkalarına inanarak değil, kendimize inanarak değişeceğiz. Çünkü insanın kaderini değiştiren şey şartlar değil, kendine söylediği cümledir.</p>
<p>Ve o cümle değiştiğinde, hayat da değişmeye başlar.</p>
<p></p>
<p>Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KÜLLERİNDEN DOĞAN İNSAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/kullerinden-dogan-insan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kullerinden-dogan-insan</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a343ff7d7e69.webp" length="37318" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 21:59:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeynep Kıvanç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat, çoğu zaman bize anlattığı masallardaki gibi başlamaz. Her şey birden değişmez, fırtınalar ansızın kopmaz. Bazen değişim sessizce gelir; bir kalp atışının arasına saklanır, bir nefesin içinde büyür. İnsan da çoğu zaman neyin başlangıç, neyin son olduğunu anlayamaz.</p>
<p>Bir zamanlar her şey sakindi. Günler birbirine benziyor, umutlar yarınlara emanet ediliyordu. Fakat hayatın kendine ait bir dili vardır. Kimi zaman bir kayıpla, kimi zaman bir hayal kırıklığıyla, kimi zaman da beklenmedik bir acıyla dokunur omzumuza. İşte o dokunuş, insanın iç dünyasında görünmeyen kapıları açar.</p>
<p>Düşeriz...</p>
<p>Kırılırız...</p>
<p>Susarız...</p>
<p>Ve çoğu zaman çevremizdekiler sadece sessizliğimizi görür. Oysa insanın içinde kopan fırtınaları kimse bilmez. Herkes yaralarımızın sonucunu görür ama o yaraların nasıl açıldığını, geceleri nasıl sızladığını, hangi dualarla sarılmaya çalışıldığını bilmez.</p>
<p>Fakat hayatın en büyük sırlarından biri şudur: İnsan bazen konuşarak değil, susarak büyür.</p>
<p>Sessizlik, her zaman yenilgi değildir. Bazen insanın kendini yeniden inşa ettiği en güçlü zamandır. Kalabalıklardan uzaklaştığında, yalnız kaldığında, kendi sesiyle baş başa kaldığında öğrenir bazı gerçekleri. Neyin önemli olduğunu, neyin sadece bir yük olduğunu, kimin yanında kaldığını, kimin ise ilk rüzgârda uzaklaştığını o zaman anlar.</p>
<p>Bir gün gelir ve insan aynaya baktığında başka bir yüz görür. Aynı gözlerdir belki ama bakışı değişmiştir. Dün korkuyla bakan gözler, bugün kararlılıkla bakıyordur. Çünkü acı, doğru yaşandığında insanı yıkmaz; olgunlaştırır. Karanlık, uzun sürdüğünde insanı korkutmaz; ona ışığın kıymetini öğretir.</p>
<p>İşte o zaman fark edilir ki hiçbir gece sonsuza kadar sürmez. En karanlık gecelerin ardından bile güneş doğar. En derin yaralar bile zamanla kabuk bağlar. Sabır, insanın elindeki en güçlü ilaçtır. Çünkü sabreden kişi sadece beklemez; aynı zamanda güçlenir, olgunlaşır ve yeniden ayağa kalkar.</p>
<p>Bugün yürüdüğümüz yol belki eskisi gibi değildir. Eskiden aynı yollara umutla bakarken şimdi tecrübeyle bakıyoruz. Eskiden insanların sözlerine inanırken şimdi karakterlerine bakıyoruz. Eskiden düştüğümüzde korkarken şimdi kalkabileceğimizi biliyoruz.</p>
<p>Çünkü artık daha bilinçliyiz...</p>
<p>Daha güçlüyüz...</p>
<p>Ve en önemlisi, kendimizi daha iyi tanıyoruz.</p>
<p>Hayatın gerçek zaferi hiç düşmemek değildir. Her düşüşten sonra yeniden ayağa kalkabilmektir. Her kırgınlığa rağmen sevgiyi kaybetmemektir. Her hayal kırıklığına rağmen umudu koruyabilmektir.</p>
<p>Bu yüzden bazı hikâyelerin sonu yoktur. Çünkü insan nefes aldığı sürece değişmeye, öğrenmeye ve büyümeye devam eder. Bir sayfa kapanır, başka bir sayfa açılır. Bir mevsim biter, yenisi başlar. Ve bazen "bitti" sandığımız yer, aslında Rabbimizin bizim için hazırladığı yeni başlangıçların ilk adadımıdır.</p>
<p>Eğer biri bir gün bu hikâyenin nasıl bittiğini sorarsa, verilecek en güzel cevap şudur:</p>
<p>Bitmedi...</p>
<p>Çünkü insan, umudu olduğu sürece yeniden doğabilir.</p>
<p>Ve bazı hikâyeler sonla değil, cesaretle başlar.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kıyamet Dışarıda Değil.. İnsan Kendi İçinde Kopuyor..</title>
<link>https://fikirizleri.com/kiyamet-disarida-degil-insan-kendi-icinde-kopuyor</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kiyamet-disarida-degil-insan-kendi-icinde-kopuyor</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a343ebc6ad5c.webp" length="79664" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 21:55:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kıyamet Dışarıda Değil… İnsan Kendi İçinde Kopuyor</p>
<p>Genel bir kıyametin içindeyiz,fakat bu kıyamet dışarıda gökten düşen bir ateş değil, içeride insanın kendi bilincinde kopan sessiz bir çöküştür. İnsanlar aynı sokaklarda yürüyor, aynı gökyüzüne bakıyor ama herkes kendi iç dünyasında farklı bir enkazın altında.</p>
<p>Bir yanda mutsuzluk… Bir yanda yalnızlık… Bir yanda sürekli bir şeyler kazanma, bir şeyleri elde etme hırsı… Menfaat dokunmadığı sürece sakin görünen yüzler, menfaate dokunulduğunda bir anda değişen karakterler… Sanki insan, kendi içindeki dengeyi çoktan kaybetmiş gibi.</p>
<p>Ve en ilginci şu, herkes bir şeylerden şikayetçi ama kimse kendi dönüşümüne gerçekten hazır değil. Herkes acı çekiyor ama acının kapısını içeriden açmaya cesaret eden çok az.</p>
<p>Bu dünyada hayvanlar bile artık farklı bir hikayenin parçası gibi. Sanki insanın duygularını taşımaya başlamışlar, daha saf, daha sezgisel, daha bağlı… Buna karşılık insan ise kendi doğasından uzaklaşmış, duygularını bile karmaşık bir labirentte kaybetmiş durumda. Belki de bu yüzden insan, kendi içinde kaybolurken başka canlılarda kendini hatırlıyor.</p>
<p>Biz ise hala neden böyleyiz sorusunun içinde dönüp duruyoruz. Aynı döngüler, aynı hatalar, aynı kırılmalar… Sanki görünmez bir çemberin içindeyiz ve her seferinde aynı yerden başlıyoruz. Oysa belki de sorun döngüde değil, döngüyü kırmayı reddetmemizde..</p>
<p>Çünkü insan, kendi istemediği sürece hiçbir zincirden gerçekten kurtulamaz. En ağır sınavlar bile dışarıdan değil, içeriden gelen bir onayla devam eder. Hayat sanki sürekli aynı soruyu sorar, Değişmeye hazır mısın? Ve çoğu zaman cevap ya korkudur ya da ertelenmiş bir umut..</p>
<p>Her sabah yeniden bir yaşam enerjisi veriliyor insana. Taze, saf, berrak bir başlangıç gibi… Ama biz bu enerjiyi fark etmeden tüketiyoruz. Bir düşünceye, bir kaygıya, bir tartışmaya, bir geçmişe ya da hiç gelmeyecek bir geleceğe harcıyoruz. Gün bitiyor ama biz bitmeyen bir yorgunlukla kalıyoruz.</p>
<p>Bir üst bilince çıkamıyoruz, çünkü çıkmak istemekle kalmak arasındaki farkı seçemiyoruz. Debeleniyoruz. Yoruluyoruz. Aynı yerlerde aynı duygularla tekrar tekrar düşüyoruz.</p>
<p>Oysa her şey gerçekten elimizde. Ama elimizde olan şey dış dünya değil, bakış açımız, fark edişimiz ve seçimlerimiz.</p>
<p>İnsanların acısı var. Bu kaçınılmaz. Ama asıl mesele acının varlığı değil, onunla ne yaptığımız. Kimisi acıyı bir duvar yapıyor, kimisi bir kapı. Kimisi orada kalıyor, kimisi oradan geçiyor.</p>
<p>Belki de gerçek uyanış tam burada başlıyor. Acıyı inkar etmeden, ona teslim olmadan, onun içinden geçebilmekte.</p>
<p>Genel bir kıyametin içindeyiz evet… Ama bu kıyamet bir son değil. Daha çok bir çağrıdır. İnsanlığın kendine yaptığı bir hatırlatma. Ve uyananlar az olsa da, her uyanış bir diğerini mümkün kılar.</p>
<p>Çünkü en sonunda şunu anlarız.</p>
<p>Kıyamet dışarıda kopmaz.</p>
<p>İnsan, kendi içinde uyandığı an ya biter… ya da gerçekten başlar.</p>
<p></p>
<p>Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsan Kendi Işığını Nasıl Hatırlar?</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-kendi-isigini-nasil-hatirlar-3961</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-kendi-isigini-nasil-hatirlar-3961</guid>
<description><![CDATA[ Zeliha Bekar&#039;ın &quot;Işığını Fark Et&quot; adlı eserinin tanıtım yazısı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a33ae02cc593.webp" length="39416" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 11:36:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dr.Sibel Çelikel</dc:creator>
<media:keywords>kişisel gelişim, dönüşüm, enerji, olumlama</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal; mso-outline-level: 2;"><b><span style="font-size: 18.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İnsan Kendi Işığını Nasıl Hatırlar?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Editörlüğünü üstlendiğim her kitap, benim için yalnızca dilsel bir düzenleme sürecinden ibaret değildir; aynı zamanda başka bir hayatın, başka bir hikâyenin tanıklığıdır. Zeliha Bekar'ın <i>Işığını Fark Et</i> adlı çalışmasıyla tanıştığımda da beni ilk etkileyen şey, metnin kusursuz olma çabası değil, taşıdığı samimiyet oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bu kitap, hayata hep güçlü tarafından bakabilmiş bir insanın hikâyesini anlatmıyor. Tam tersine; kırılmış, yorulmuş, sorgulamış, düşmüş ama bütün bunların içinden yeniden ayağa kalkmayı öğrenmiş bir kadının içtenlikli yolculuğunu paylaşıyor. Belki de bu yüzden okuru en çok etkileyen tarafı, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmaması. Zeliha Bekar, yaşadıklarını süslemiyor; acılarını saklamıyor, fark ettiği gerçekleri de büyük iddialar hâline dönüştürmüyor. Sadece kendi yolunu anlatıyor. Bu dürüstlük ise metni güçlü kılan en önemli unsur olarak karşımıza çıkıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Işığını Fark Et</span></i><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">, kişisel gelişim raflarında sıkça karşılaştığımız "Nasıl mutlu olunur?" reçetelerinden biri değil. Bu kitap, insanın kendi içine dönmesinin, çocukluk yaralarıyla yüzleşmesinin, hayatına yerleşmiş kalıpları sorgulamasının ve kendisine şu soruyu sormasının hikâyesi: "Ben gerçekten kimim ve neyi hak ediyorum?"<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Metni yayına hazırlarken dikkatimi çeken bir diğer unsur ise yazarın yaşam deneyimlerini okur için bir rehbere dönüştürme isteğiydi. Kadın olmanın toplumsal yüklerinden aileden devralınan bilinçaltı kodlara, dostluklardan hayal kırıklıklarına, bolluk bilincinden ruhsal farkındalığa kadar uzanan geniş bir yelpazede, okuru yargılamayan, ona yukarıdan bakmayan bir sesle karşılaşıyoruz. Bu ses, "Ben çözdüm, siz de beni takip edin." diyen bir ses değil; "Ben de sizin gibi aradım, düştüm, öğrendim." diyen bir yol arkadaşının sesi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yayıncılık, biraz da doğru seslerin doğru okurlarla buluşmasına aracılık etmektir. Bu noktada, özgün metinlere alan açan yayın anlayışıyla <b>Sidera Yayınevi</b>nin cesaretini ve titizliğini ayrıca vurgulamak gerekir. Çünkü günümüzde çok satan formüllerin dışında kalan, samimiyetini koruyan ve kendi sesine sadık kalan metinlerin okurla buluşması, yayınevlerinin edebiyata ve düşünce dünyasına karşı duyduğu sorumlulukla mümkün oluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bir editör olarak, bir metnin kusursuz olmasından çok sahici olmasını önemsiyorum. <i>Işığını Fark Et</i> tam da bu nedenle benim için kıymetli bir çalışma oldu. Bu kitabı yayına hazırlarken zaman zaman satır aralarında kendi hayatıma dair sorularla da karşılaştım. Sanırım iyi kitapların yaptığı şey biraz da budur: Okuru olduğu kadar editörünü de dönüştürmek.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bugün hepimiz çok hızlı yaşıyor, çok konuşuyor, çok şey tüketiyoruz. Fakat bütün bu gürültünün içinde kendimize dönüp bakmayı çoğu zaman ihmal ediyoruz. Belki de Zeliha Bekar'ın bu kitap boyunca yaptığı çağrı tam olarak bu yüzden önemli: Bir an durmak, iç sesimizi yeniden duymak ve başkalarının bize biçtiği kimliklerin ötesinde kendi ışığımızı hatırlamak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Eğer siz de hayatın kırılma noktalarına başka bir gözle bakmak, düştüğünüz yerlerde gizli kalmış gücünüzü fark etmek ve kendinizle yeniden tanışmak istiyorsanız, <i>Işığını Fark Et</i> size samimi bir eşlik sunacaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazen insanın ihtiyacı olan şey, yeni cevaplar değil; zaten içinde var olan ışığı yeniden görebilmesidir. Bu kitap da tam olarak o ışığı hatırlatmak için okurunu bekliyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Dr. Sibel Çelikel</span></b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><br><i>Editör</i><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Cansız Madde de Bilgi Olur mu?</title>
<link>https://fikirizleri.com/cansiz-madde-de-bilgi-olur-mu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cansiz-madde-de-bilgi-olur-mu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a32e9e3df4bf.webp" length="76648" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 21:42:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Cansız Madde de Bilgi Olur mu?</p>
<p>İnsan bilgi dediğinde çoğu zaman aklına kitaplar, öğretmenler ve ekranlar gelir. Yani bilginin mutlaka canlı bir kaynaktan aktığı düşünülür. Oysa biraz daha derin düşündüğümüzde şu soru belirir. Bilgi yalnızca insana mı aittir, yoksa cansız dediğimiz şeylerde de bir tür bilgi saklı olabilir mi?</p>
<p>Bir taş düşünelim. Sessizdir, konuşmaz, hareket etmez. İlk bakışta içinde hiçbir anlam yokmuş gibi görünür. Ama o taşın içinde milyonlarca yıllık bir geçmiş saklıdır. Hangi basınçla oluştuğu, hangi sıcaklıklardan geçtiği, hangi doğa olaylarına tanıklık ettiği… Bunların hepsi aslında taşın tarihidir. Bu tarih, bir anlamda onun taşıdığı bilgidir. Sadece okunmayı bekler.</p>
<p>Aynı şekilde bir ağaç kütüğüne baktığımızda halkalar görürüz. O halkalar bir takvim gibidir. Her halka bir yılı, her çizgi bir yaşanmışlığı anlatır. İnsan okumayı bilirse, o kütük bize kuraklıkları, bolluk yıllarını, yangınları bile anlatabilir. Yani cansız sandığımız bir parça odun bile aslında konuşur, sadece dili sessizliktir.</p>
<p>Bugün teknolojide de benzer bir durum var. Bir telefonun hafızası, bir bilgisayarın verisi ya da bir sensörün kaydettiği ölçümler… Hepsi aslında cansız nesnelerin bilgi taşıdığına örnektir. Onlara bakarak geçmişi analiz eder, geleceği tahmin ederiz. Demek ki bilgi, sadece canlıların ürettiği bir şey değil, aynı zamanda maddeye işlenebilen bir izdir.</p>
<p>Felsefi açıdan bakarsak, bilgi belki de varlığın kendisinde gizlidir. Her şey, var olduğu andan itibaren çevresiyle bir etkileşim içindedir ve bu etkileşim bir iz bırakır. O izleri okuyabildiğimiz ölçüde bilgiye ulaşırız. Yani bilgi aslında olan şey değil, okunan şeydir.</p>
<p>Bu noktada asıl soru şuna dönüşür.Cansız madde bilgi taşır mı, yoksa biz mi ona anlam yükleriz? Belki de ikisi birden doğrudur. Madde kendi izini taşır, insan ise o izi anlamlandırır.</p>
<p>Sonuç olarak, bilgi yalnızca konuşanlarda değil, sessiz olanlarda da vardır. Bazen bir taşın ağırlığında, bazen bir ağacın halkasında, bazen de bir ekranın sessiz ışığında… Önemli olan, bakmayı değil görmeyi öğrenmektir.</p>
<p>Bazen cevaplar konuşanlarda değil, sessiz kalanlarda gizlidir.</p>
<p></p>
<p>Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ekranı Kapattığında Başlayan Gerçek Hayat..</title>
<link>https://fikirizleri.com/ekrani-kapattiginda-baslayan-gercek-hayat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ekrani-kapattiginda-baslayan-gercek-hayat</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a31aa160651a.webp" length="69520" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 22:55:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ekranı Kapattığında Başlayan Gerçek Hayat..</p>
<p>Bugün insanlık hiç olmadığı kadar bağlantılı, ama bir o kadar da yalnız. Telefon ekranları üzerinden kurulan ilişkiler, saniyeler içinde ulaşılabilen insanlar ve hızla tüketilen duygular... Hepsi var gibi ama hiçbiri tam olarak yan yana değil..</p>
<p>Sosyal medya bize dünyayı açtı ama aynı zamanda iç dünyamızı daralttı. Artık insanlar hissetmekten çok göstermeye, yaşamak yerine paylaşmaya odaklanıyor. Bir anın değeri, o anın ne kadar beğeni aldığıyla ölçülür hale geldi.</p>
<p>Zamanla insan kendi sessizliğinden uzaklaşmaya başladı. Düşünmek yerine kaydırmayı, hissetmek yerine izlemeyi seçti. Sessizlik bile rahatsız edici bir boşluğa dönüştü.</p>
<p>Oysa insanın en büyük ihtiyacı dışarıdan gelen sesler değil, kendi iç sesini duyabilmektir. Kendini duyamayan biri, zamanla başkalarının gürültüsünde kaybolur. Bu yüzden kalabalıklar çoğalsa bile yalnızlık azalmaz.</p>
<p>Yanılgılardan biri de şudur, çok insan tanımak yalnızlığı azaltır sanılır. Oysa bazen en büyük yalnızlık, en kalabalık ekranların içindedir.</p>
<p>İnsan aslında görülmekten çok anlaşılmak ister. Beğenilmekten çok hissedilmek ister. Ama hız çağında bu duygular yavaş yavaş geri planda kalıyor.</p>
<p>Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey basit, durmak.. </p>
<p>Her şeye yetişmeye çalışmamak, her boşluğu doldurmamak, her sessizliği kaçırılacak bir şey sanmamak...</p>
<p>Çünkü insan, en çok durduğunda kendine yaklaşır. En çok sustuğunda kendi gerçeğini duyar. En çok yalnız kaldığında kim olduğunu hatırlar.</p>
<p>Gerçek gelişim, daha çok şeye sahip olmak değil, daha az şeye ihtiyaç duymayı öğrenmektir.</p>
<p>Ve belki de hayatın en önemli dönüşümü şudur, Ekranı kapattığında değil, kendini açtığında başlar..</p>
<p></p>
<p> Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Kitabın Açamadığı Kapıyı Bin Anahtar Açamaz</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-kitabin-acamadigi-kapiyi-bin-anahtar-acamaz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-kitabin-acamadigi-kapiyi-bin-anahtar-acamaz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a311ced1bacd.webp" length="74032" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 20:47:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Cem Sultan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Trafikte bir korna sesiyle başlayan kavga... Hastanede bir sağlık çalışanına yönelen öfke... Okulda akran zorbalığı... Evde büyüyen tahammülsüzlük, kırılan kalpler, yükselen sesler...</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün yaşadığımız birçok toplumsal sorunun sebebini ekonomide, siyasette, teknolojide ya da günlük hayatın stresinde arıyoruz. Oysa gözden kaçırdığımız daha sessiz bir gerçek var: Okumayan toplumlarda, insanlar zamanla birbirini anlamayı da bırakır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye'de son yıllarda açıklanan veriler, kitap okuma alışkanlığının arzu edilen seviyenin oldukça altında olduğunu gösteriyor. Bu rakamlar yalnızca kitap satışlarının ya da kütüphane istatistiklerinin konusu değildir. Çünkü kitap okumak; sadece sayfa çevirmek değil, başka hayatlara misafir olmak, başka insanların acılarını anlamak, farklı düşüncelere saygı duymayı öğrenmek demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir roman okuyan insan, hiç tanımadığı insanların sevinçlerine ortak olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir biyografi okuyan insan, başarının arkasındaki mücadeleyi görür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir şiir okuyan insan, kelimelerin kalbe nasıl dokunduğunu keşfeder.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısacası kitap, insanın kendi dünyasının duvarlarını yıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Belki de bu yüzden okumanın yaygın olduğu ülkelerde insanlar birbirlerini dinlemeyi daha iyi biliyor. Eğitim ve okuma kültürünün güçlü olduğu toplumlarda eleştirel düşünme, empati ve toplumsal güven duygusu daha güçlü gelişiyor. İnsanlar farklı fikirlere tahammül etmeyi, aynı masada oturup konuşabilmeyi ve anlaşamadıkları noktada bile birbirlerine saygı göstermeyi öğreniyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkat edin... Empati kurabilen insanın öfkesi azalır. Düşünebilen insanın sesi yükselmez. Kendini ifade edebilen insanın yumruğa ihtiyacı kalmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü kitap, insana önce konuşmayı değil, dinlemeyi öğretir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün trafikte birbirine tahammül edemeyen insanların, sosyal medyada hakareti özgürlük sananların, en küçük fikir ayrılığın da öfkeye teslim olanların çoğunun ortak bir yoksulluğu var: Duygu ve düşünce dünyasını besleyememek.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa kitap, insan ruhunun gıdasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl ki aç kalan beden zayıflıyorsa, okumayan beyin de zamanla daralır. Daralan beyin ise farklı olana tahammül edemez, kendisi gibi düşünmeyeni düşman görmeye başlar. </p>
<p style="text-align: justify;">Belki de mesele kaç köprü yaptığımızdan önce, kaç gönül kurabildiğimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaç bina diktiğimizden önce, kaç insan yetiştirebildiğimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve belki de geleceğin en büyük yatırımı; çocuklarımıza bırakacağımız beton yığınları değil, onlara kazandıracağımız okuma alışkanlığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayalım... Kitap okumayan toplumlar yalnızca bilgi eksikliği yaşamaz; zamanla birbirini anlamanın, dinlemenin ve empati kurmanın da uzağına düşer.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın insana yabancılaştığı yerde ne huzur kalır, ne saygı kalır, ne sevgi kalır, ne de gerçek medeniyet...</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü medeniyet; yüksek binalarla değil, yüksek karakterlerle yükselir. Ve karakterin en sağlam temellerinden biri de okumaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kitabın açtığı pencere bazen bir insanın kaderini, bazen bir toplumun geleceğini değiştirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; daha çok konuşmak tartışmak değil, daha çok okumaktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AŞK İLLÜZYONU</title>
<link>https://fikirizleri.com/ask-illuzyonu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ask-illuzyonu</guid>
<description><![CDATA[ İlk aşk diye bir şey var mı? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3020cd6ae6b.webp" length="13556" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 19:05:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, yazmak, yaşamak, aşk, aşık olmak, sevgi, bağlanmak, ilk, ilkler, ilk aşk, ilişki, yakınlık, psikoloji</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><em><strong>Aşk var mı?</strong></em></p>
<p dir="ltr"><span>Bu soru, insanlık tarihi boyunca hiç eskimeyen bir tartışmanın ortasında, hâlâ aynı yerinde duruyor. Bir yanda insanlar yüzyıllardır “<em><strong>aşk gerçek mi?</strong></em>” diye şiir yazıyor, öte yanda bilim “<em><strong>Dopamin, serotonin, oksitosin…</strong></em>” diyerek biyokimyasal bir zincir reaksiyondan ibarettir diye tanımlıyor. Bilim, aşkı anlatmaya çalışırken de çoğu zaman onu parçalara ayırıyor.<strong> Psikoloji “bağlanma” diyor, nörobilim “ödül sistemi aktivasyonu” diyor. İnsanoğlu ise hâlâ “karnımda kelebekler uçuşuyor” demekte ısrarcı…</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Hakkında bu kadar farklı tanımlar ve açıklamalar yapılan ‘<em><strong>aşk</strong></em>’ duygusu, onu hisseden insanlar tarafından da farklı şekillerde anlatılıyor. Kimine göre <strong>bir bakışta içini ısıtan yoğun bir yakınlık</strong> iken kimine göre de <strong>gece 03.00’te telefona bakıp “yazdı mı?” diye kendini tüketme hâli…</strong> Kimi bunu şiirle anlatıyor, kimi mesajı “görüldü”de kalınca yaşadığı içsel çöküşle açıklıyor. Tüm bu farklı tanımların ortak noktası şu ki: Aşk, kavuşunca “<em><strong>şimdi ne olacak?</strong></em>” dedirten,<strong> insanı hem en çok konuşturan hem de en az anlayan</strong>; açıklamaya çalıştıkça daha da karmaşıklaşan inatçı bir duygudur. <em>(Ben de ancak bu kadar tanımlayabildim.</em>)</span></p>
<p dir="ltr"><em><strong>Peki “ilk aşk”?</strong></em></p>
<p dir="ltr"><span>İşte orası daha da karmaşık. <strong>Çünkü ilk aşk, sadece birine duyulan ilk yoğun his değil; insanın kendi duygusal varlığını ilk kez fark ettiği andır.</strong> Her şey yeni, herkes hızlı, siz ise ne yaptığınızı tam bilmiyorsunuz ama çok da emin görünmeye çalışıyorsunuz. Daha önce hiç kullanılmamış bir duygunun, acemice ama büyük bir ciddiyetle sahneye çıkmasıdır ‘ilk aşk.’ <strong>Bu yüzden herkes ilk aşkını hatırlar.</strong> Çünkü o aşk, karşı taraftan çok, insanın asıl <em><strong>kendisiyle ilk karşılaşmasıdır.</strong></em></span></p>
<p dir="ltr"><span>İster 15 yaşında olun ister 50,<strong> ilk kez aşık olmanın bıraktığı iz değişmez.</strong> Zaman geçer, yüzler silinir, şehirler değişir; ama <strong>o ilk hissin bıraktığı “yoğunluk algısı” bir türlü eskimez.</strong> <em>Freud</em>’un da dediği gibi: <em><strong>“ilk göz ağrısı unutulmaz.”</strong></em> İnsan zihni, ilk yoğun duygusal deneyimi bir referans noktası olarak saklar ve <strong>sonraki her ilişkiyi farkında olmadan onun gölgesinde değerlendirir.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>İlk aşk çoğu zaman <em><strong>“ilk kişi</strong></em>” değildir aslında. İlk yoğunluktur. İlk abartıdır. <strong>İlk “ben bunu hayatımın merkezi yapabilirim” denemesidir.</strong> Her hissin çarpı on hissedildiği o dönemde hayat usulca araya girer. Hiçbir şey söylemeden nazikçe gerçekleri göstermeye başlar. <strong>Karnımızdaki kelebeklerin sancıya, pembe düşlerin kabusa dönüştüğü o günlerde<em> ‘ilk aşk’ heyecanı da yerini ‘ilk hayal kırıklığına’ bırakır…</em></strong>  </span></p>
<p dir="ltr"><span>İlk aşk konusunda Psikoloji diyor ki; bağlanma dediğimiz şey çocuklukta başlıyormuş. Yani ilk “güvende hissedilen kişi” çoğu zaman anne-babaymış. <strong>O yüzden bazı teorilere göre, aslında biz hayatımız boyunca romantik aşkı değil, o ilk güven hissini arıyormuşuz.</strong> Bilimin bu provokatif yaklaşımı kısaca bize ‘<em><strong>ilk aşk falan yok</strong></em>’ diyor hatta ekliyor: “<em><strong>ilk aşk sandığınız şey, aslında çok daha erken bir dönemde, anneniz ve babanızla kurduğunuz o duygusal bağın yetişkin versiyonudur.</strong></em>” Yani insan, güveni ilk kez kimde öğrendiyse, aşkı da orada arıyormuş…</span></p>
<p dir="ltr"><span>Belki de biz gerçekten “aşk” yaşamıyoruz. Sadece farklı insanlarda aynı hissi tekrar tekrar test ediyoruz. <strong>Ama buna rağmen her seferinde “bu kez farklı” diyoruz… </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Yine de tüm bu bilimsel açıklamalar, <em><strong>ilk aşkın bıraktığı o tuhaf ağırlığı</strong></em> tam olarak açıklayamıyor. Çünkü mesele veri değil, ‘iz’ ; mantık değil, ‘yankıdır’.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Aşkın var olup olmadığını bilmiyoruz. İlk aşkın ne olduğunu da tam olarak çözemiyoruz. Ama birini ilk kez “çok fazla” hissettiğimiz o anı ve neden o kişiyi ömrümüz boyunca unutmadığımızı çok iyi biliyoruz. Biz de her zamanki gibi anlam veremediğimiz şeye “aşk” diyoruz, sonra da onunla yaşamaya çalışıyoruz.</span></p>
<p dir="ltr"><em><strong>Aşk belki yok. İlk aşk belki hiç olmadı. Ama birine bakıp “ben şimdi yandım galiba” dediğimiz o an… işte o çok gerçek.</strong></em></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sen Halı Değilsin</title>
<link>https://fikirizleri.com/sen-hali-degilsin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sen-hali-degilsin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2cdd19cb41a.webp" length="35508" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 15:54:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Karanfiloğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sen Halı Değilsin</p>
<p>Hayatın en büyük yanılgılarından biri, alıştığımız şeyleri sevgi sanmaktır.</p>
<p>Bazı insanlar yıllarca sevilmediği halde sevildiğini zanneder. Değer görmediği halde değer gördüğünü düşünür. Kullanıldığı halde ihtiyaç duyulduğunu sanır.</p>
<p>Ve farkında olmadan kendisini bir evin ortasına serilmiş halıya dönüştürür.</p>
<p>Herkes gelir üzerinden geçer. Kimi ayakkabısıyla basar. Kimi yükünü bırakır. Kimi kirini siler. Kimi öfkesini boşaltır.</p>
<p>Ama o, bütün bunları sevgi sanır.</p>
<p>Çünkü çocukluğundan beri ona öğretilen şey şudur:</p>
<p>"Katlanırsan sevilirsin. Susarsan kabul edilirsin. Fedakârlık yaparsan değer görürsün."</p>
<p>Oysa gerçek çok farklıdır.</p>
<p>Fedakârlık ile kendini yok etmek aynı şey değildir.</p>
<p>Sevgi ile kullanılmak aynı şey değildir.</p>
<p>Sabır ile ezilmeye razı olmak aynı şey değildir.</p>
<p>Bir evin halısı düşünün...</p>
<p>Evin en çok kullanılan yerindedir. Herkes ona temas eder. Ama kimse ona bakmaz.</p>
<p>Üzerine basılır. Kirlenir. Çırpılır. Dövülür. Eskiyince kaldırılıp bir köşeye bırakılır.</p>
<p>Yıllarca hizmet ettiği insanlar bile onun varlığını fark etmez.</p>
<p>Hayatını başkalarının ihtiyaçlarına göre yaşayan insanların hikâyesi de çoğu zaman böyledir.</p>
<p>Sürekli verirsin...</p>
<p>Ama kimse sana ne istediğini sormaz.</p>
<p>Sürekli dinlersin...</p>
<p>Ama seni dinleyen olmaz.</p>
<p>Sürekli anlarsın...</p>
<p>Ama seni anlamaya çalışan çıkmaz.</p>
<p>Çünkü sen kendini unutmuşsundur.</p>
<p>Kuantum düşünce sisteminin temel prensiplerinden biri şudur:</p>
<p>İnsan, kendisi hakkında neye inanıyorsa hayat ona onu gösterir.</p>
<p>Eğer bilinçaltında kendini değersiz hissediyorsan, değersiz hissettirecek insanları hayatına çekersin.</p>
<p>Eğer kendini ikinci plana koyuyorsan, hayat seni ikinci plana koyacak olayları karşına çıkarır.</p>
<p>Eğer kendini bir halı gibi görüyorsan, insanlar da sana halı gibi davranır.</p>
<p>Çünkü evren önce senin kendine verdiğin değeri okur.</p>
<p>Sonra onu büyüterek sana geri yansıtır.</p>
<p>Bu yüzden değişim dışarıdan başlamaz.</p>
<p>Önce içeride başlar.</p>
<p>Bir gün aynaya bakıp şunu söyleyebilmelisin:</p>
<p>"Ben kimsenin yükünü taşımak için yaratılmadım."</p>
<p>"Ben kimsenin eksikliğini tamamlamak zorunda değilim."</p>
<p>"Ben sevilmek için kendimden vazgeçmek zorunda değilim."</p>
<p>İşte dönüşüm o gün başlar.</p>
<p>Çünkü insanın hayatındaki en büyük devrim, başkalarına hayır demeyi öğrenmesinden önce kendisine evet demesiyle başlar.</p>
<p>Kendine evet dediğin gün;</p>
<p>Suçluluk duygusu azalır.</p>
<p>Başkalarını memnun etme bağımlılığı azalır.</p>
<p>Onay bekleme ihtiyacı azalır.</p>
<p>Ve ilk kez özgürlük nefesi almaya başlarsın.</p>
<p>Özgürlük, yalnız kalmak değildir.</p>
<p>Özgürlük, kendin olmaktan korkmamaktır.</p>
<p>Sınır koymak ise sevgisizlik değildir.</p>
<p>Tam tersine öz sevginin en olgun halidir.</p>
<p>Çünkü sınırı olmayan insanın huzuru olmaz.</p>
<p>Huzuru olmayan insanın sevgisi de sağlıklı olmaz.</p>
<p>Birçok kadın ve erkek hayatı boyunca kendisini başkalarının mutluluğuna adar.</p>
<p>Sonra yıllar geçer ve içlerinde büyük bir boşluk oluşur.</p>
<p>Çünkü kendi hayatlarını yaşamamışlardır.</p>
<p>Kendi hayallerini ertelemişlerdir.</p>
<p>Kendi ruhlarını ihmal etmişlerdir.</p>
<p>Kendi kalplerini susturmuşlardır.</p>
<p>Oysa sen bir eşya değilsin.</p>
<p>Bir kullanım nesnesi değilsin.</p>
<p>Bir başkasının hayatını kolaylaştırmak için yaratılmış yardımcı bir karakter değilsin.</p>
<p>Sen bu hayatın merkezinde yer alan eşsiz bir varlıksın.</p>
<p>Senin duyguların var.</p>
<p>Senin hayallerin var.</p>
<p>Senin sınırların var.</p>
<p>Senin ruhun var.</p>
<p>Ve en önemlisi...</p>
<p>Senin değerini belirleyecek olan insanlar değil, senin kendine bakışındır.</p>
<p>Bir çiçek nasıl açmak için kimseden izin istemiyorsa, sen de ışığını göstermek için kimseden onay almak zorunda değilsin.</p>
<p>Kendini küçülttükçe büyüyen insanlar değil, seni küçülten insanlar olur.</p>
<p>Kendini sevdikçe ise seni seven insanlar hayatına gelir.</p>
<p>Çünkü evren boşluk sevmez.</p>
<p>Sen kendine verdiğin değeri yükselttikçe hayatındaki insanlar, olaylar ve ilişkiler de değişmeye başlar.</p>
<p>Unutma...</p>
<p>Sen halı değilsin.</p>
<p>Üzerine basılacak biri değilsin.</p>
<p>Kirleri saklayacak biri değilsin.</p>
<p>Başkalarının yükünü ömür boyu taşıyacak biri değilsin.</p>
<p>Sen özünü hatırlamak için bu dünyaya geldin.</p>
<p>Kendi ışığını yakmak için geldin.</p>
<p>Kendi değerini keşfetmek için geldin.</p>
<p>Ve hayat, sen kendini hatırladığın anda değişmeye başlayacak.</p>
<p>Çünkü insanın kaderi, kendisi hakkındaki inancının büyümüş halinden başka bir şey değildir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Öfke</title>
<link>https://fikirizleri.com/ofke</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ofke</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2ec04d61e69.webp" length="35064" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 15:24:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Öfkemizi Kontrol Altına Almak Lazım</p>
<p></p>
<p>Öfke, insanın en doğal duygularından biridir aslında. Haksızlığa uğradığımızda, anlaşılmadığımızı düşündüğümüz zamanlarda ya da beklentilerimiz karşılanmadığında öfkelenebiliyoruz. Fakat önemli olan öfkelenmek değil, bu duyguyu nasıl yönettiğimizdir. Son yıllarda trafikte, sosyal medyada hatta aile içinde bile insanların daha çabuk öfkelendiğini görüyoruz. Belki de hayatın yükü arttıkça sabrımız da azalıyor.</p>
<p>Günlük yaşamın yoğun temposu, stres, ekonomik kaygılar ve iletişim sorunları insanları daha fazla tahammülsüz hale getirebiliyor. Bu durum bazen de en sevdiklerimize bile kırıcı davranmamıza sebep oluyor. Aslında öfke anında söylenen sözler ve yapılan davranışlar, sonradan telafisi zor pişmanlıklara yol açabilir.</p>
<p>Öfkemizi kontrol altına alabilmek için öncelikle onu fark etmemiz gerekir. Kızdığımız anda hemen tepki vermek yerine birkaç dakika sakinleşmeye çalışmak, derin nefes almak veya düşüncelerimizi gözden geçirmek daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Empati kurmak ve karşımızdaki kişinin bakış açısını anlamaya çalışmak da öfkenin etkisini azaltacaktır.</p>
<p>Unutmamalıyız ki gerçek güç, öfkeye teslim olmakta değil, onu yönetebilmektedir. Daha huzurlu bir ortam, daha sağlıklı ilişkiler ve daha mutlu bireyler için öfkemizi kontrol altına almayı öğrenmeliyiz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TOPRAĞA YAKIN OLANIN GÖNLÜ DE YAKINDIR</title>
<link>https://fikirizleri.com/topraga-yakin-olanin-gonlu-de-yakindir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/topraga-yakin-olanin-gonlu-de-yakindir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2fec17d6723.webp" length="19622" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 15:22:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeynep Kıvanç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Toprakla hemhâl olan insanların yüreğinde bambaşka bir serinlik var… Sanki parmaklarına bulaşan her zerre, kalplerine de bir yumuşaklık taşır. Mütevazılık onların diline değil, hâline sinmiştir; sessizce, gösterişsizce, doğal bir akış gibi…</p>
<p>      Bazen düşünüyorum: Belki de göğe uzanan yüksek binalar sadece şehirleri değil, insanın içindeki kibri de yükseltiyor. Gökdelenler büyüdükçe, kalpler küçülüyor; pencereler çoğaldıkça, gözler görmez oluyor. Topraktan uzaklaşan her adım, insanı insana da uzaklaştırıyor sanki.</p>
<p>      Topraktan azade bir gönül… Acaba tevazuyu unutuyor mu? Belki de toprakla buluşmayan bir kalp, köksüz bir ağaç gibidir; rüzgârda sallanır, gürültünün içinde kaybolur ama bir türlü gerçek huzuru bulamaz.</p>
<p>      Oysa toprağa dokunanlar bilir: Yeryüzüne eğilmek, aslında insanın kendine gelmesidir. Toprak, öğretir… Ses etmeden, hükmetmeden, kibirlenmeden.</p>
<p>      Belki de bu yüzden, en dingin insanları hep toprağa yakın olanlarda buluruz. Çünkü onlar bilir ki; insanı insan yapan yükseklik değil, yere ne kadar yakın durabildiğidir.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Modern Yalnızlık</title>
<link>https://fikirizleri.com/modern-yalnizlik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/modern-yalnizlik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2d1be5947be.webp" length="9486" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 12:01:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fikriye Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Modern Yalnızlık</p>
<p>Günümüz dünyasında insanlar hiç olmadığı kadar kalabalıkların içinde yaşıyor, fakat aynı zamanda hiç olmadığı kadar yalnız hissediyor. Şehirler büyüyor, iletişim araçları artıyor, sesler çoğalıyor, buna rağmen insanın iç dünyasında derin bir sessizlik giderek yayılıyor. Bu durum, modern çağın en görünmez ama en yaygın gerçeğine dönüşmüş durumda.</p>
<p>İnsan artık sürekli bir koşuşturma içinde. Zamanı yetiştirmeye çalışırken kendini kaçırıyor. Günler dolu geçiyor ama içsel anlam boşalıyor. Birçok insan, başkalarıyla bağlantı kurduğunu düşünse de aslında kendi duygularıyla bağını zayıflatıyor.</p>
<p>Modern yaşamın getirdiği hız, insan ilişkilerini de yüzeysel hale getiriyor. Konuşmalar kısalıyor, paylaşımlar azalıyor, anlayış yerini hızlı tepkilere bırakıyor. Böylece insanlar yan yana olsa bile birbirine uzak kalabiliyor. En büyük kopuş da tam burada başlıyor: görünürde birlikte, gerçekte ayrı yaşamlar.</p>
<p>Oysa insan sadece sosyal bir varlık değil, aynı zamanda anlam arayan bir bilinçtir. Bu anlam arayışı zayıfladığında, kişi kalabalıkların içinde bile kendini boşlukta hisseder. Yalnızlık her zaman yalnız kalmak değildir, bazen anlaşılmamak, bazen de kendini duyamamaktır.</p>
<p>Bu yüzden modern yalnızlık sadece bir dış durum değil, aynı zamanda içsel bir haldir. Dış dünyayı değiştirmeden önce insanın kendi iç dünyasını fark etmesi gerekir. Çünkü insan, kendini anlamadan başkalarıyla kurduğu hiçbir bağda tam olarak var olamaz.</p>
<p>Belki de en önemli adım, hızın içinde durabilmek, sessizliği dinleyebilmek ve kendi iç sesine yeniden kulak verebilmektir. Çünkü gerçek yakınlık, önce insanın kendisiyle kurduğu bağda başlar.</p>
<p>Modern yalnızlık, aslında bir eksiklik değil, fark edilirse bir uyanış çağrısıdır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Fikriye Kaya </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sanatın ve Kelamın Aynası: Müzeyyen Eser</title>
<link>https://fikirizleri.com/sanatin-ve-kelamin-aynasi-muzeyyen-eser</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sanatin-ve-kelamin-aynasi-muzeyyen-eser</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; 33 yıllık mürekkep sevdasından moderatörlük kulelerine, sanatın pek çok dalında bıraktığı asil izlerden yayınevi çapaklarına karşı yürüttüğü o dik duruşlu mücadelesine uzanan hasbi yolculuğuyla yazar ve editör Müzeyyen Eser ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2c1817609f2.webp" length="16124" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 21:55:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords>Ahmet Bilgehan Arıkan, Satır Arası, Kelimelerin Sıhhati, Sonrası Bahar, Satır Arası Röportajları, Müzeyyen Eser, Müzeyyen Eser Röportajı, Beni Sevin Nolur, Evliliğim Evcilik, YILKI ve Kırmızı, Müzeyyen Eser Kitapları, Editörlük Nedir, Kitap.  Sanatın ve Kelamın Aynası, Sosyal Medya ve İlişkiler, Toplumun Gizli İç Kanaması, İnternet Evlilikleri.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><i><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Edebiyatın ve sanatın içerisindeyken kelamın sıhhatine talip olmayı, kalemin namusunu ve dürüstlüğünü her şeyin üstünde tutmayı bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır. Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; 33 yıllık mürekkep sevdasından moderatörlük kulelerine, sanatın pek çok dalında bıraktığı asil izlerden yayınevi çapaklarına karşı yürüttüğü o dik duruşlu mücadelesine uzanan hasbi yolculuğuyla yazar ve editör Müzeyyen Eser ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik.<o:p></o:p></span></i></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım: Müzeyyen Eser kimdir? Bir okur sizi tek bir cümleyle nasıl tanımlamalı?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Öncelikle hoş buldum; bizlere kıymet verip bu değerli röportajınızda yer verdiğiniz için teşekkürlerimi kabul etmenizi rica ederim. Kendimden uzun uzun söz etmeyi severim aslında. Ancak kısaca sorunuza şu yanıtı vermek isterim: Müzeyyen Eser; gereksiz dürüst, sivri dilli ve kalemi birilerine batan bir yazar; aynı zamanda geleneklerine bağlı, tipik bir Anadolu kadınıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Yazmaya sizi ne başlattı? Tam 33 yıldır bilfiil, aşkla yazıyorsunuz. Sizin için yazmak ve okumak "ibadet hükmünde iki büyük eylem". Yazmak hayatınızda bir tutku muydu, yoksa bir zorunluluk mu?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ben unutkan bir mizaca sahibim. Başlarda günlük tutarak başladı bu serüven. Tam 33 yıldır bilfiil yazıyorum; ciddiye alarak, aşkla. İki yıl çocukça karaladım ama onları saymıyorum. Öteden beri her şeyi not alırım. Eğitim aldığım süreçte öğretmenlerim sayesinde edebiyatı çok sevdim. Yazmak ve okumak benim için ibadet hükmünde olan iki büyük eylem; bunu nefes almak gibi düşünün. Dahası, yazdıklarımı silmek bile benim için inanın büyük keyif. Çünkü her sildiğim metin beni bugünkü profesyonel günlere taşıdı. Özetle yazmak okul yaşantımda zorunluluktu, sonrasında tutkuya, hatta sevdaya dönüştü. Yani işe geçen pazartesi başlayanlardan değilim!<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">"Beni Sevin Nolur" çok farklı ve sarsıcı bir kitap ismi doğrusu. İlk eserinizde neyi işlediniz Müzeyyen hocam? Ve neden ilk kitabınız bir çocuğun ailesinden dilendiği "sevgi açlığına" bir çağrı?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Aslında ilk olarak başka bir kitap üzerinde çalıştığım sırada sosyal medyada bir sahne sanatçısı ile tanıştım. Röportaj yapmam lazımdı. Ezbere yazılacak, hayal gücü kullanılacak, uydurulacak bir şey yazamazdım; çünkü konu hem çok ciddi hem de kişileri töhmet altında bırakacak nitelikteydi. O sırada rastladım kitabın başkahramanına. Klasik bir istek vardır biz yazarlardan, “Benim hayatımı yaz, vallaaaaağ roman olur” derler. Başta açıkçası pek ciddiye almadım. Anlattıkça ve gözyaşı döktüğünü görünce hem üzülüp inandım hem de çok heyecanlandım. Çünkü çocukken, ailenin tutarsız ve körü körüne sarıldığı doğrular yüzünden cinsel kimlik bunalımı yaşanmıştı ve gerçek bir öyküydü.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bana garip gelen şey; bir cami hocası tarafından 8-9 yaşlarında taciz edilmesi, aynı zamanda ibadetlerini aksatmamaya özen göstermesiydi. Üstelik 35 yaşındaydı; parasını sahnede şarkı söyleyerek kazanıp günahtan korkuyordu. Ezan nerede okunursa okunsun, gidip namaz kıldığını gördüm. Bu yönüyle çok dikkatimi çekti. Bir buçuk ay kadar gece gündüz sohbet ettik ve çok kısa sürede eser ortaya çıktı. "Beni Sevin Nolur"u bugün yazsam inanın patlar. Gerçi senaryosunu kendim yazmam şartıyla, konusu ile 40 senaryo arasından ikinci olarak seçildi. Buradan hareketle, ilk kitabımın kapağını okumadan güllü çiçekli zeminde iki sevgiliyi el ele resmeden kapak tasarımcım gibi yanlış anlamasın kimse; bu, bir çocuğun ailesinden dilendiği sevgi açlığıdır. Yoksa beni ister sevsinler ister sevmesinler, sıkıntı yok. Demem o ki; kimse ezbere yazıp yaşamasın, ezbere de edebiyat yapmasınlar lütfen. Bu, sandıklarından daha ciddi bir meslek çünkü.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İkinci eseriniz “Evliliğim Evcilik” sizin kendi otobiyografiniz. Bu eserle aslında neyi eleştiriyorsunuz? Günümüz ilişkilerinde ailelerin rolü ve evli çiftlerin sosyal medya amatörlükleri hakkında ne söylemek istersiniz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">"Evliliğim Evcilik" benim kendi otobiyografim olan eserim. Ben çocuk yaşta, aşk ile evlendim; imrenilen bir evlilik ve huzurun hüküm sürdüğü bir yuvaydı bizimkisi. Kimi nazarla bittiğini düşündü, kimi altında bin tane sebep aradı boşanmanın. Eleştirilerim şunlardı: Aileler evliliklerde büyük etken, özellikle anneler. Büyükler kriz anlarını düzgün yönetirse, evlilikler çekirdek aileden ziyade geniş ailelerde yaşanırsa bitiş bugünkü kadar kolay olmaz. Benim için tersi olsa da ben artık çekirdek aile amatörlükleri yüzünden boşanılmasına karşıyım. Aşk nedir; sevgi, hürmet, kıymet nedir ve nasıl olmalıdır aslında bunu izah ettim.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Evli çiftler sosyal medyadan Allah aşkına uzak dursun. Çünkü boşanma sanıldığı kadar kolay da değil; evlilik ve insan hayatları da oyuncak değil. Ben ilk evliliğimin adına gerçekten çok ama çok müsterihim. Aslında anlatmaya çalıştığım ana tema; kadın ilişkinin başrolündedir. Kadınlar kolayca pes edip yuvalarını yıkmasınlar; sonra olan kimseye değil, çocuklara oluyor. Kimse kimseyi aldatmasın çünkü kadının da erkeğin de doğası aynı. Yuvasını yıkmak yerine ayakta tutmak için savaşsın. Üç yıl beş yıl değil, 25 yıl sabrettim ve hayatım tüm olumsuzluklara rağmen genel manada mutlu yaşandı. İki evladımızı gereği gibi büyüttük çok şükür.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Üzerinde tam 10 yıldır titizlikle çalıştığınız o "bitmeyen" eserinizin konusu sosyal medya ve ilişkiler. 300 bine yakın insanla bir nevi röportaj yaparak bu kitabı dokudunuz. Sosyal medya ilişkilerini neden toplumun "gizli iç kanaması" olarak görüyorsunuz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bu kitabım gerçek hikayelerden örülü ancak konusu biraz marazlı olduğu için araştırmadan yazamazdım: Sosyal medya! Ortalama üç yüz bine yakın insanla kendimce röportaj yaparak kaleme aldım. Konu zor olunca çarçabuk çıkmıyor maalesef; toplumun nabzını tutabilmek adına kırk kılığa girdim. Bu süreç bana insanları dinlemeden yargılamamayı öğretti. Hayat benim dört duvar arasında yaşadığım kadar temiz değilmiş maalesef; topluma acil müdahale gerekli. Çünkü sosyal medya ilişkileri, toplumun gizli iç kanaması. Her ne kadar örtbas edilse de ben bunu yazarım arkadaş. Artık köklü yuvalar yıkılmasın. Ben yandım eller yanmasın! Çünkü çeyrek asırlık evliliğim kıytırık bir internet ilişkisine kurban gitti. Bence özellikle kadınlar özenti olmuş; tek tip estetikli kadınlardan bıkıldı. Erkekler doğal kadınlara hasret. Kadın cephesinde de güvenilecek erkeklerin olmaması sorunu var... Aklı başa almak lazım çünkü freni patlak kamyon misali nereye toslayacağımız artık belirsiz. İnternet bıçak misali ya insan keser öldürür ya ekmek keser karın doyurur.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bir yazar ve tecrübeli bir editör gözüyle bakınca, günümüz yayınevlerinin sadece “rant odaklı” çalışmasını ve yazarlara uygulanan o "hayal tacirliğini" nasıl yorumluyorsunuz? Sizin bu yolda canınızı yakan dolandırılma hikayeniz sektöre dair neyi ifşa ediyor?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İlk yayınevi de ikincisi de fiyaskoydu. Satışı kontrol edemiyorum, şaibeli bir kere; ne derlerse inanmak durumundayız. İlki, satılan kitabıma telif vermemek için mi bilinmez, sözleşmede 1000 adet yazmasına rağmen, altıncı yılda kitaplarımı imha ettiğini söyleyip amatörlük zamanlarımdaki yazar olduğumu düşünerek dijital baskı uydurmasıyla güya beni kandırdı. Hadi ilki net ve şeffaf bir yayınevi değil diye, sözde “Mağdur Yazarların Çatısı” sloganıyla yola çıkan ikincisine hissedar oldum; olmaz olaydım. Aynı zamanda yayın koordinatörü olduğum yayınevi tarafından 13 yazar arkadaşımın çoğuyla birlikte dolandırıldım. Kesinlikle ikisinden de zerre kadar memnun değilim.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Artık amatör yazarların kandırıldığı “eseriniz bizim için değerli” yalanını da yutmam. Bu işi sırf para odaklı yapsalar onu da anlarım ama böyle omurgasız yayınevleri yüzünden insanlar hayal tacirliğine maruz kalıyor, resmen kandırılıyoruz. Bence devlet bu işe acilen el atmalı; yoksa parayı veren, edebiyatın ırzına geçmeye devam edecek. Genç yazar adaylarına önerilerim var ancak şimdi uzun sürer; geniş bir vakitte bu konu üzerine canlı yayın yapmayı düşünüyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Gelelim yeni elinize aldığınız, "tam 35 yıldır gebe olduğum hayal çocuğum" dediğiniz o son asil esere: "YILKI ve Kırmızı". Sancılı ama kendi alın terinizle gerçekleşen bu edebi doğumu ve bu süreçte Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası'nın o hasbi desteğini sizden dinleyebilir miyiz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">A evet... Daha dün elime aldığım o üçüncü ve hayal çocuğum; onu daha yeni doğurdum. Ona tam 35 yıldır gebeydim. Onca şiirim silinip gidecekti; sancısı uzun sürse de doğum normal yollardan gerçekleşti, çatır çatır yani. Sevgili dostum Esma Bolat beni yeni yayınevim Aysima Yayınları’nın mütevazı sahibi Yaşar Adıyaman ile tanıştırdı. İşsiz ve parasız olduğumu biliyordu can kadınım. Yıllarca sponsor aradım; kendileriyle baş başa yemeğe çıkmam şartıyla çok sponsorluk teklifi aldım. Kimi yiğitlik yapıp “eşinizle buyurun” dese de aslı astarı olmayan vaatlerdi.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Sonunda akıllı Sultanım Esma, “hem paranı kazan hem kitabını çıkart” deyip beni Yaşar hocam ile tanıştırınca yine kendi alın terimle bu doğumu da gerçekleştirdim, şükürler olsun. Artık şiirlerim kalınca bir kitapla kayıt altında; minnettarım, çok mutluyum. Yılkı olmak öyle kolay değil vesselam. Selam olsun altın yürekli tertemiz insanlara; bunlardan biri de sizsiniz bu arada Ahmet hocam. Var olun, sırtınızda kitaplarımı taşıdınız. Kötülüğü çarçabuk unutsam da iyiliği asla unutmam. Herkesin huzurunda şahsınıza tekrar teşekkür ediyorum. Başka bir yayınevinin yazarı ile röportaj yapıp bunu yayımlamak erdemdir; inşallah bunu yeni gelecek olan yazarlarınız dikkate alırlar.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Son olarak; Müzeyyen Eser ölür de dürüstlükten şaşmaz diyorsunuz. Gönül heybenize "her kişiyi değil, er kişiyi" doldurduğunuz bu edebiyat meydanından okurlarınıza ve "Kelimelerin Sıhhati"ne gönül verenlere bırakacağınız nihai mesaj nedir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Başta eminim ki sivri dilimi fark ettiler, kalemim de öyle... Müzeyyen Eser ölür de dürüstlükten şaşmaz; ben böyle aile terbiyesi aldım. Çoğu sahtekâr da bu yönümden çekinir. Dürüst ve şeffaf olduğum için kaybettiğim kim ve ne varsa canı cehenneme. Ben gönül heybeme her kişi değil, er kişi dolduruyorum; onlar taklit yapmaya devam etsin. Ben buyum, hoşuna gitmeyen numara yapmadan çıksın hayatımdan; çünkü yalancıktan sevemiyorum, benim de handikabım bu!<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bu işte ne rant peşindeyim ne çıkar. Gece gündüz demeden var gücümle sadece okur, yazar, siler siler tekrar yazardım. Ben bunu tam 33 yıldır bedavaya severek yapıyorum. Değer bilenler ücretini verip alsın kitaplarımızı; teşekkür ile ödenmez yazarın emeği. Bu işe yeteri kadar aşık değilseniz bedavaya benim kıymetli vaktimi çalmayın. Çok iyisiniz, sağ olun. Sabırla okuyan herkese çok teşekkürler. Saygı ve Sevgilerimle, Müzeyyen Eser.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">✨</span><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;"> <b>Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda;</b> 33 yıllık mürekkep sevdasını, yayınevlerinin editör körlüklerine karşı duran o dürüst ve sivri dilli duruşu, sanatın pek çok dalında açan o asil Müzeyyen Eser mizanpajını daha <b>'Kelimelerin Sıhhati'</b> terazisinde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada ve her çetin imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... <b>Sonrası Bahar.</b><o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DELİ GÜLÜZAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/Mutfaktan-tavaya-vuran-ka%C5%9F%C4%B1%C4%9F%C4%B1n-sesi-y%C3%BCkseldi.-Tak.-Tak%C4%B1d%C4%B1.-Tak.-Tak%E2%80%A6-Ard%C4%B1ndan-bir-roman-havas%C4%B1%E2%80%A6-Millet-%C5%9Fa%C5%9Fk%C4%B1n-%C5%9Fa%C5%9Fk%C4%B1n-birbirine-bakarken-G%C3%BCl%C3%BCzar-elinde-tahta-ka%C5%9F%C4%B1kla-helva-kavuruyordu.</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Mutfaktan-tavaya-vuran-ka%C5%9F%C4%B1%C4%9F%C4%B1n-sesi-y%C3%BCkseldi.-Tak.-Tak%C4%B1d%C4%B1.-Tak.-Tak%E2%80%A6-Ard%C4%B1ndan-bir-roman-havas%C4%B1%E2%80%A6-Millet-%C5%9Fa%C5%9Fk%C4%B1n-%C5%9Fa%C5%9Fk%C4%B1n-birbirine-bakarken-G%C3%BCl%C3%BCzar-elinde-tahta-ka%C5%9F%C4%B1kla-helva-kavuruyordu.</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2ba4de08859.webp" length="76314" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 21:51:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>DELİ GÜLÜZAR  Helva Sıcak, Hüzün Soğuk  Gülüzar’ın hayatı genç yaşta yaptığı tek bir yanlış seçimle değişmişti. O yanlışın adı İlyas’tı.   İlyas içtikçe gözü dönen adamlardandı. Döndükçe de önüne geleni ezen… Evde huzur bırakmayan, bağırmadan konuşmayı bilmeyen bir adam. Ev eskiydi zaten. Tavanı çatlak, duvarları yorgundu. Ama asıl yorgun olan ev değil, Gülüzar’dı. Meral ile Selman daha küçücükken öğrendi kadın. Bazı erkekler eve ekmek değil, korku getirirdi. İlyas’ın en kötü yanı dayağı bile değildi. İnsanın içini küçültmesiydi. Bir gün yine ortalığı ayağa kaldırırken Gülüzar dişlerini sıkırak “İlyas… Senin öldüğün gün helvanı oynaya oynaya kavuracağım.” dedi. Mahalleli bunu yıllarca konuştu. Kimse inanmadı.  Ama o gün gerçekten geldi. İlyas öldüğünde cenaze evinde herkes sus pus otururken mutfaktan tavaya vuran kaşığın sesi yükseldi. Tak. Takıdı. Tak. Tak…    Ardından bir roman havası…  Millet şaşkın şaşkın birbirine bakarken Gülüzar elinde tahta kaşıkla helva kavuruyordu. Hem ağlıyor… Hem oynuyordu. Gözünden yaş akarken omuz kırıyor, kaşığı tavaya vurdukça sanki yılların öfkesini dağıtıyor, özgürleşiyordu. Kimi: “Günah…” derken.  Kimi içinden: “Kadın haklı.” diye geçirdi. Bu sadece bir ölüm değildi. Bir esaret bitmişti. Yıllar geçti. Gülüzar temizliklere gitti, bulaşık yıkadı, tarlada çalıştı. Çocuklarını tek başına büyüttü. Ellerindeki damarlar belirginleşti. Ama sesi hiç eğilmedi.Meral hemşire oldu. Selman iş kurdu. Ev sonunda sessizleşti. Ve işte tam o sessizlikte… Gülüzar ilk kez kendini duymaya başladı. İçinde yıllardır kilitli duran kadın yavaş yavaş uyanıyordu. Mahalle ona o günlerde bir isim taktı: “Deli Gülüzar.”  Gülüzar ise kahkaha atarak.  “Biraz delirmeden yaşanır mı bu hayat?” dedi.    Gülüzar’ın hayatında bir süredir garip bir hareketlilik vardı.  Kadın ne zaman aynaya baksa içinden bir ses. “Artık seni kimsenin ezmesine izin verme, kendini yaşa!” diye bağırıyordu.  O ses bazen sobanın üstünde kaynayan çayın fokurdamasına karışıyor, bazen de kuaför salonunun kapısında kendini hissettiriyordu.    Evet… Evet...   Kuaför salonu.  Gülüzar’ın son dönemlerdeki gizli mabedi.                    Ve kalfa İsmet…                                          İsmet’in salona girişi bile başka olurdu. Kapıyı açar açmaz gülümseyerek. “Hoş geldiniz güzeller güzeli ablalar, hanımlar, prensesler!” derdi. Ortam hemen yumuşardı. Bu adamın gülüşü piyasadaki bütün saç serumlarından daha etkiliydi.  Herkes onu severdi çünkü İsmet; yeri gelince espri patlatan, yeri gelince derdinizi dinleyen, en gergin müşteriyi bile. “Ay ne gerek var gerginliğe, hayat kısa bacım…” diyerek gevşeten, suyuna göre şerbet vermeyi bilen tatlı dilli, biraz da fırlama bir adamdı.  İsmet’in gözleri gülerdi.  Ama gönlü kimde gülerdi, bilinmezdi. Gülüzar önce fark ettirmeden gitmeye başladı kuaföre. Bir gün dip boya… Bir gün fön…Bir gün de. “Canım sıkıldı, çay içmeye geldim.” bahanesi… Ama herkes gerçeği biliyordu.   Gülüzar’ın bahanesi çaydı. Sebebi İsmet. Hatta Gülüzar artık İsmet odaklı ritüeller yapıyordu.Sabah kalkınca saçını düzeltip. “Bugün kuaföre gitsem mi?” diye kendi kendine konuşuyor, sonra kendine bahane uyduruyordu. “İsmet, fönümü bozdum yine yap…”   “Dip boyam geldi mi?” “Bana bir çay verin kahve yapın içip açılayım…”İsmet de farkındaydı aslında. Ama belli etmezdi. Gülüzar salona girer girmez yüksek sesle: “Hoş geldin Gülüzar abl… şeyy… Gülüzar HANIM! Bugün dünya senin etrafında dönüyor farkındaysan!” derdi. Salon kahkahadan kırılırdı.   Gülüzar hemen bozuk atardı.  “Ne ablası be? Ben sana abla olacak yaşta mıyım?” İsmet anında toparlardı. “Tövbe tövbe! Ablalığın lafı mı olur? Ben sana kraliçe derim kraliçe! Senin yaşın mı olur, enerjin yirmilik kızlarda yok!” Gülüzar bir kabarırdı ki sorma…    Salonun aynaları bile.  “Allah Allah yine başlıyorlar…” der gibi parlardı. Bir gün Gülüzar salondakilere dönüp. “Burada bir gün roman havası oynayacağım” dedi. İsmet’in gözleri parladı. “Sen oynamayı bilirsen ben sana piyanoyu bile çalarım vallahi!” dedi. Salon gülmekten kırılıyordu. Gülüzar’ın içi ise kelebek gibi çırpındı.  O gün eve gidip aynanın karşısına geçti.“İsmet piyanoyu çalacaktı hıh…” diye kendi kendine söylenip roman havası figürleri çalıştı. Bel kırdı. Omuz attı. Gerdan kırdı. Eteği döndürdü… Bir ara terliğini fırlattı ama olsun… Sanat böyle bir şeydi. Ve o gün geldi. Salon o gün sakindi. Kızlar ojeleri diziyor, çıraklar ayna siliyordu.  İsmet ise müşteriye fön çekmiş, makineyi kapatırken. “Hah, şimdi biraz dedikodu yapalım…” diyordu. Tam o sırada kapı öyle bir açıldı ki… İsmet’in elindeki fön makinesi neredeyse elinden düşecekti. Gülüzar içeri girdi. Ama ne giriş… Rengârenk çiçekleri olan uzun siyah bir elbise vardı üzerinde. Saçlarını dalga yapmıştı. Kırmızı ruju uzaktan bile fark ediliyordu.  Resmen: “Aşkım kapıyı aç, geldim!” havası vardı. Salon bir anda sessizleşti. Sanki elektrikler kesildi. İsmet bile şaşkınlıkla bakıyordu.  Sonra yüzünde o meşhur gülüş belirdi. “Ayyy Gülüzar HANIM, bugün fazla güzel olmuşsun. Nazar boncuğu takalım mı nedelim?” dedi. Gülüzar dimdik ortada durdu ve “açın roman havasını!” dedi. Kızlar birbirine baktı. “Aç kız aç! Gülüzar abla… şey… hanımın isteği emir!”    Youtube’dan müzik açıldı. İlk darbuka sesiyle birlikte Gülüzar’ın içinde yıllardır susan kadın ortaya çıktı sanki. Omuz salladı. Bel çevirdi. Gerdan kırdı. Eteğini savurdu. Ama dansı salona değildi. İsmet’eydi. İsmet önce utandı. Sonra gülmeye başladı. Sonra gözlerini kaçırmayı bıraktı. Koltuğa yaslanıp büyük bir keyifle izlemeye başladı. “Ayyy yanıyorum şu an, klimayı açın kızlar!” diye bağırınca salon kahkahadan yıkıldı.  Gülüzar döne döne oynarken bir an göz göze geldiler. İşte o anda kadın yıllardır ilk kez birinin ona korkuyla değil, hayranlıkla baktığını hissetti. Dans bittiğinde salon alkışladı. Gülüzar nefes nefese İsmet’e yaklaşıp neredeyse ağzına girecek kadar sokularak. “Nasıl buldun İsmeeet?” diye sordu. İsmet hiç duraksamadan.  “Yemin ediyorum Nükhet Duru bile senden ders alır Gülüzar! Vallahi içimin kıvraklığını açtın! Böyle oynamaya devam edersen olimpiyatlara seni göndeririz.” dedi. Salon kahkahadan kırılıyordu. Gülüzar memnuniyetle gerildi. Sonra tüm salona dönerek.  “Beğendiniz mi?” diye sordu. Herkesten büyük bir alkış koptu.       İsmet ise iki elini göğsüne koyup. “Ben aşırı beğendim, aşırı… Hatta fazla bile beğendim. Kan şekerim düştü kadın!” dedi. Salon bir kere daha kahkaha tufanına gömülürken  Gülüzar kapıdan çıktı. İsmet arkasından seslendi: “Haftaya tango mu yapıyoruz Gülüüüzar hanımmm?!” Gülüzar dönüp kahkaha attı. O kahkahada gençliği vardı. Acısı vardı. Özgürlüğü vardı. Ve biraz da yeniden âşık olmanın korkusu… Ertesi gün mahalle kaynıyordu. “Dün kuaförde neler olmuş biliyor musun? Kadın roman havasıyla salonu dağıtmış! İsmet’in dili tutulmuş!” Hatçe Teyze kapının önünden Gülüzar geçerken "Yaşına başına bak!” diye laf attı.  Gülüzar hiç istifini bozmadan.   “Ben yıllarca mezar gibi yaşadım Hatçe. Biraz da canlı yaşayayım.” dedi. Hatçe bu lafın karşısında cevap verememişti. Çünkü bazı kadınlar bağırarak değil… Hayatta kalarak güçlenirdi. Gülüzar onlardan biriydi.    Yaz o yıl mahalleye erken gelmişti. Akşamları balkonlardan çay kokusu yükseliyor, çocuklar sokak arasında bağıra çağıra koşuyor, kadınlar kapı önlerinde çekirdek çitliyordu. Tam da o günlerde muhtar mahallede bir şenlik yapılacağını duyurdu. Sokak süslendi. Renkli ampuller asıldı. Meydanın ortasına küçük bir sahne kuruldu. Bir köşede pilav dağıtılıyor, diğer tarafta çocuklara pamuk şeker yapılıyordu. Mahalle günlerdir bunu konuşuyordu ama herkesin asıl merak ettiği başka bir şeydi.  “Acaba Gülüzar ne yapacak?” Çünkü Gülüzar’ın olduğu yerde sıradanlık pek uzun sürmezdi. Şenlik akşamı meydan tıklım tıklımdı. Hatçe Teyze en önde sandalye kapmıştı. Yanındaki kadına eğilip: “Bak gör şimdi… Bu kadın ya ortalığı dağıtır ya da milleti ağlatır.” dedi. Tam o sırada meydanın girişinde bir hareket oldu. İnsanlar yavaş yavaş dönüp bakmaya başladı. Gülüzar geliyordu.  Üzerinde koyu kırmızı gösterişli, insanın gözünü alan bir elbise vardı. Saçlarını açık bırakmıştı. Dudaklarında hafif bir gülümseme vardı. Ve ilk kez… Kimse onda “deli” bir kadın görmedi. Kendini sonunda bulmuş bir kadın gördüler. İsmet sahnenin kenarında duruyordu. Gülüzar’ı görünce istemsizce doğruldu. Gözlerini Gülüzarın üzerinden alamadı. Sonra gülümseyerek başını salladı. Gülüzar bunu görmüştü. Ve yıllardır ilk kez kalbinin içi korkuyla değil, huzurla doldu. Müzik başladı. İlk darbuka sesi meydanda yankılandı. Gülüzar yavaşça ortaya çıktı. Başta sadece ellerini kaldırdı. Sonra omuzlarını oynattı. Belini çevirdi. Ama bu kez başka bir şey vardı dansında. Eskiden öfke vardı. İnat vardı. “Kendimi ezdirmem” duygusu vardı. Şimdi ise… Hayat vardı. Kadın dans etmiyordu sadece. Sanki yıllardır içinde biriken acıyı, yalnızlığı, gençliğini, kahkahasını tek tek ortaya döküyordu. Mahalle susmuş, herkes durmuş izliyordu. Bir ara Gülüzar dönerken gözleri Hatçe Teyze’ye takıldı. Hatçe’nin gözleri dolmuştu. Çünkü Gülüzar’ın deliliğinin rezillik olmadığını anlamıştı. Hayatta kalma biçimiydi. Müzik hızlandı. Gülüzar da müzikle birlikte eteğini savurup kahkaha attarak ritmini uydurdu. İsmet dayanamadı, sahnenin kenarından alkış tutmaya başladı. Ardından mahalledeki kadınlardan biri kalktı. Sonra bir başkası… Derken meydanın yarısı oynamaya başladı. Kimi düzgün oynadı, kimi ritmi kaçırdı, kimi sadece güldü. Ama o gece kimse kimseyi ayıplamadı. Çünkü Gülüzar insanlara uzun zamandır unuttukları bir şeyi hatırlatmıştı. İnsan bazen sadece yaşadığına sevinmek isterdi. Şarkı bittiğinde meydan alkıştan yıkılıyordu. Gülüzar nefes nefese kalmış, yüzü ter içindeydi ama gözleri ışıl ışıldı. İsmet sahneye doğru yaklaşıp “Vallahi…” dedi, “Sen bu mahalleye fazla geldin Gülüzar.” Gülüzar kaşını kaldırarak.. “Niye?” diye sordu. İsmet gülümseyerek  “Çünkü senin olduğun yerde insanlar kendileri gibi davranmaya başlıyor” dedi.  Gülüzar'ın yıllardır taşıdığı yük omuzlarından inmiş gibi derin bir nefes aldı. Etrafa baktı. Çocuklar gülüyordu. Kadınlar oynuyor. Erkekler bile ritme ayak uyduruyordu. Mahalle ilk kez gerçekten canlı görünüyordu. Bazı insanlar büyüyerek değişmezdi. Bazıları… Kırılarak, parçalanarak , acı çektikten sonra yeniden doğardı. O gece mahallede ışıklar geç söndü. Ama Gülüzar’ın içindeki karanlık, ilk kez tamamen aydınlandı.                               </p>
<p>              DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer : ilayda Can, Dilara Sarıkaya </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KELEBEK DÖNGÜSÜ KİTAP İNCELEMESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/KELEBEK-D%C3%96NG%C3%9CS%C3%9C</link>
<guid>https://fikirizleri.com/KELEBEK-D%C3%96NG%C3%9CS%C3%9C</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a27e01204bba.webp" length="49218" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 12:45:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif İpek</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: center;"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">KELEBEK DÖNGÜSÜ KİTAP İNCELEMESİ<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Gitmenin, kalmanın ve kendine dönmenin hikâyesi…<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kelebek Döngüsü, ilk bakışta bir aşk hikâyesi gibi ilerlese de aslında derininde bir kadının kendini kurma ve yeniden doğurma mücadelesini anlatan bir eser. Roman, Deniz’in hayatı üzerinden insanın kendi içindeki prangaları nasıl taşıdığını ve çoğu zaman onları kendisinin çıkarabileceğini fark edemediğini gözler önüne seriyor. Bu yönüyle klasik bir aşk romanı olmasının çok ötesine geçtiğini düşünüyorum. Asıl gücünü bir karakterin zaman içindeki dönüşümünü, sarsıntılarını ve kendini yeniden kurmasını gösterebilmesinden alıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Ancak ben bu romanın en çarpıcı anlarından birinin finale yaklaşırken ortaya çıktığını gördüm. Deniz’in Paris’e gitmeden önce bavulunu hazırlarken eski günlüğünü bulması… Bu kısım aslında tüm hikâyeyi yeniden okuma anahtarı sunuyor. En azından benim için öyle oldu. Çünkü Deniz yıllar önce, İstanbul’a gitmeden önce de aynı duyguları yaşamış ve yazmış aslında. Gitmenin kolay olmadığını, geride kalanların iz bıraktığını, insanın döndüğünde aynı kişi olmayacağını ama buna rağmen yine de gitmeyi seçtiğini… İşte bu nokta önemli bir dönüm noktası yaratıyor. Deniz’in hayatı tek bir ilişki etrafında şekillenen bir hikâye değil aslında. Sürekli hareket eden, arayan, yer yer kaçan bir ruhun hikâyesidir. Ait olamama, kendini arayıp bulamama… Saltuk bu döngünün tam olarak nedeni değil de sadece bir durağıdır sanki.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Deniz, baskıcı bir annenin gölgesinde büyümüş, buna rağmen içsel direncini tamamen kaybetmemiş bir karakterdir. Romanın ilk ana düğümü burada başlıyor sanki; itaat ile direnç arasındaki ince çizgi… Ne tamamen kopabiliyor ne de tamamen kalabiliyor. Bu ikilik onun hem hayat kararlarını hem de ilişkilerini belirliyor gibi görünüyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">İstanbul’a gidişi bir özgürleşme hamlesi için olsa da kısa sürede bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Bu süreçte yalnızca ekonomik zorluklarla değil aynı zamanda kendi gelişimini sürdürme çabasıyla da baş etmeye çalışıyor. Bir yandan yüksek lisansını ilerletmeye, akademik olarak tutunmaya çalışırken diğer yandan gündelik hayatın yüküyle ayakta kalmaya çabalıyor. Sanat üretmek, akademik ilerleme kaydetmek ve yaşamını sürdürebilmek arasında sıkışan Deniz için bu dönem fiziksel olduğu kadar zihinsel bir yorgunluğa da dönüşüyor haliyle. Sanat üretmek yerine faturalarla boğuşması, romanın önemli bir dönüm noktasıdır yine. Ressam olma hayali, ekonomik gerçekliklerin içinde yavaş yavaş eriyor. Bu durum yalnızca bireysel bir tıkanma değil de aynı zamanda üretmek isteyen bir insanın sistem içinde nasıl sıkıştığını, sanatından nasıl koptuğunu da gösterir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Eğitim alanında yaşadıkları da bu sıkışmışlığın başka bir yüzüdür. Özel okul deneyiminde, maddi imkânlarla gelen ama her zaman karşılığı bulunamayan bir disiplin eksikliği hissedilir mesela. Öğrencilerin ilgisizliği ve sınırları zorlayan tavırları, öğretmenin içindeki üretme ve anlatma isteğini zamanla törpüler. Dershane sürecinde ise rekabet daha sert geçmişti; çalışanların birbirlerinin önüne geçmeye çalıştığı, emeğin çoğu zaman değersizleştiği bir ortamdan söz edilmiştir. Aslında burada kimseyi doğrudan suçlamıyor eser ama sistemin hem öğretmeni hem öğrenciyi nasıl yorduğunu en sade, en net haliyle bizlere gösterdiğini düşünüyorum. Deniz, bir yanda öğretmenlerin ve yöneticinin iyi niyetine rağmen ilgisiz ve şımarık öğrencilerle anlamını yitiren bir özel okulda; diğer yanda ise öğrenmeye istekli öğrencilerin varlığına rağmen rekabetin, çıkar çatışmalarının ve iç çekişmelerin gölgesinde kalan bir dershanede, adeta iki uç arasında -ne tam ait olabildiği ne de tamamen uzaklaşabildiği bir arafta- sıkışmış bir eğitimcilik deneyimi yaşadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Ancak Deniz’in hayatındaki asıl dönüm noktası Saltuk Soner karakteriyle başlıyor. Baktığımız zaman Saltuk, Deniz’in hayatında eksik olan duygusal alanı dolduruyor gibi görünüyor. Güçlü, karizmatik, ilgili bir karakterdir. Bir terapist olması onu daha da güvenilir kılıyordu belki de. Fakat burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir: Bu ilişki, tek taraflı bir yanılsamadan ibaret değildi kesinlikle. İki tarafın da gerçek duygular beslediği, karşılıklı bir bağ kurduğu bir ilişki söz konusuydu. Deniz’in hisleri kadar Saltuk’un hisleri de gerçekti ancak onun narsistik eğilimleri, duygularını sahiplenmesini ve tutarlı bir yön kazandırmasını zorlaştırıyor ve bu nedenle sevgi çoğu zaman kararsız gibi görünüp sınırda bir yerde kalıyordu. İşte bu sevgiyi geçersiz kılmaz ama ne yazık ki bazen ulaşılamaz yapar. Zaten zamanla bu bağın sağlıklı bir zeminde ilerlemediği görülüyor. Saltuk’un zaman zaman gerçeği esnetmesi, duygusal alanı kendi ihtiyaçlarına göre düzenlemesi, ilişkiyi kendi kontrolünde tutma eğilimi; onun karakterinde narsistik bazı örüntüler olduğunu düşündürüyor okura. Bu durumun açık bir kötülükten dolayı olduğunu hiç düşünmedim. Bence sadece kendi merkezinden çıkamayan biri olarak kendini gösteriyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Deniz’in bu ilişki içindeki konumuna baktığımızda derin bir sevgi eşliğinde zamanla bu bağın içinde kendini yavaş yavaş kaybetmeye başladığını görüyoruz. Bunun en güçlü ifadesi ise çizdiği tabloda karşımıza çıktı zaten.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Saltuk’un bir silüeti vardır tabloda. Fiziksel olarak orada olmayan ama gölgesiyle alanı kaplayan biri… O gölgenin içinde, cenin pozisyonunda, çıplak bir kadın yatar. Ayağında kilidi açık bir pranga vardır. Uzakta bir bebek ve etrafta kelebekler… Ben bu bölümün romanın tam da kalbi olduğunu düşünüyorum. Beni en çok etkileyen yer oldu diyebilirim. Çünkü baktığımız zaman artık Deniz’in büyük bir farkındalık yaşadığını ve bir şeyleri kabullenmeye başladığını gösteriyor açıkça. Kilidi açık pranga, Deniz’in aslında özgür olduğunu ama bu özgürlüğü kullanmakta zorlandığını gösteriyor. Onu tutan şey dışsal bir zorunluluk değil içsel bir bağdır. Bu bağ ise sadece bir bağımlılık olarak değil; duygu, umut, sevgi ve alışkanlığın iç içe geçtiği karmaşık bir bağlılık hali olarak okunabilir. Yani kesinlikle öyle okunmalı… Saltuk’un silüeti ise bu bağın görünmeyen ağırlığıdır. Orada değildir ama etkisi vardır. Fiziksel bir varlıktan çok zihinsel ve duygusal bir gölge gibi yani.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kadının cenin pozisyonunda olmasının iki şeyi aynı anda anlattığını düşünüyorum: hem kırılganlık hem de yeniden doğum ihtimali… Sanki o gölgede savunmasızca yatıyor, o prangayı çıkaramıyor ve kendini korumak için bu pozisyonu almış gibi… Öte yandan bir bebek ve kelebek var, yeniden doğuşu ve dönüşümü içtenlikle temsil ediyor. Yani yazarımız Deniz’in hislerini sadece bir tablo ile öyle başarılı bir şekilde aktarmış ki… Bir duyguyu kelimelerle betimlemeden sadece bir tablo detayı ile… Çok başarılı ve etkileyici olmuş gerçekten. Deniz yıllarca yaşadığı kırılganlığı, kalp acısını, yaralarını ve düşüncelerini bir cenin pozisyonu ile aktarıp aslında yapması gereken seçimi fark ediyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">“Ben kendimi koruyup bu gölgede böylece prangamla bekleyecek miyim yoksa o prangayı atıp, kanatlanıp bu esarete son verecek miyim?” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">İşte romanın en güçlü temalarından biri de burada belirginleşmemiş midir zaten? “Gecikmiş hayat” ve “tekrar eden döngüler.” Deniz yalnızca Saltuk’u beklemiyor aslında. Aynı zamanda kendi hayatını da erteliyor. Yıllarını bir ihtimal uğruna askıya alıyor. O bir ihtimal içinde kocaman bir sevgi ve bağlılık barındırıyor tabii. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Ama günlük sahnesiyle birlikte anlarız ki bu erteleme hali yeni değildir. İşte beni en çok etkileyen ikinci kısım da bu oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Deniz hep gitmiştir ama hiçbir zaman tam olarak varamamıştır. Gitmek onun için her zaman özgürlükle birlikte bir alışkanlık, bir refleks haline de gelmiştir. Paris kararı işte tam da bu yüzden önemlidir. Bu kez gidiş bir kaçış değil de bir seçimdir. Saltuk’un ona “gitme” dememesi bu seçimi mümkün kılıyor. Çünkü Deniz eğer kalırsa bunun onun kendi kararı olacağını fark ediyor. Bu farkındalık da döngünün kırıldığı andır. Kelebek metaforu da burada tamamlanır zaten çünkü dönüşüm, yalnızca dış koşullar değiştiğinde değil içerideki karmaşa çözüldüğünde gerçekleşir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Deniz sonunda gidiyor fakat birine doğru değil, kendine doğru...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Romanın sonunda Deniz’in Paris’e gidip ressam olması ve kendi hikâyesini yazması ilk bakışta bir “mutlu son” ya da “klasik bir başarı” gibi görülebilir. Oysa bu bir tamamlanma değil de bir başlangıçtır çünkü artık o, başkasının hayatında bir yan karakter olmaktan çıkıp kendi hikâyesinin merkezine yerleşti. Bu sadece bir aşk değildi, bu sadece bir başarı değildi. Bu, bir insanın, prangasını bir kurtarıcı beklemeden kendi eliyle çıkartıp özgürlüğü için attığı cesur adımların, kanatlarını çırpacak gücü bulmasının hikâyesiydi. Tam da bu noktada okuduğumuz günlük satırları yeniden anlam kazanıyor çünkü Deniz, aslında en başından beri şunu söylemiş zaten bize: <i>Gitmek kolay değildir ama kalmak da her zaman mümkün değildir.<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kelebek Döngüsü en sonunda aklımda bazı sorular bıraktı ve sanırım ben henüz Deniz gibi cesur değilim çünkü bunlara cevap veremiyorum. Ama sizlere sormak istiyorum bu soruları…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">İnsan gerçekten neden gider?<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Birinden mi kaçar yoksa kendine mi yaklaşır?<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Sözlerimi burada noktalarken yazarın başarısını içtenlikle tebrik ediyorum ve beni çok etkileyen günlük yazısından bir alıntı ile noktalamak istiyorum:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">“O kadar da kolay değildir hiç dönmeme olasılığın. Dönsen de aynı kişi olarak dönmeyecek oluşun. Yolun sonunu görmek için değil yolculuğun kendisi için gitmek… Avuçlarını gökyüzüne kaldırıp parmaklarının arasından akıp giden rüzgârı, güneşi, aşkı, tutkuyu kısacası hayatı hissetmek için gitmek… ‘Hayat kime bu kadar şans tanıyor ki?’ cümlelerini geride bırakmak için gitmek… Kalıp şansı beklemek yerine onu saklandığı yerde bulmak için gitmek… Ben hep gittim.” (s. 129)<o:p></o:p></span></i></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Halkın Güveni: Emanet ve Aidiyet</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-halkin-guveni-emanet-ve-aidiyet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-halkin-guveni-emanet-ve-aidiyet</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a267c6d45e9d.webp" length="13566" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 17:29:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sacit Özdemir</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir halkın kalbinde güven, sözle kurulmaz; zamanla birikir. Acıların içinden, yoksunlukların arasından, yok sayılmanın gölgesinden geçerek oluşur. Ve o güven, en çok da halkın kendi içinden çıkan, onun yükünü omuzlayan insanlara yönelir. Çünkü insan, kendisini en iyi anlayana inanır.</p>
<p></p>
<p>Bir topluluk, kendisini temsil eden bir yüz gördüğünde yalnızca o kişiye bakmaz; kendisini görür. Kendi hikâyesini, kendi yarasını, kendi umudunu… İşte o anda güven, bireysel bir duygu olmaktan çıkar; ortak bir bilinç hâline gelir. Artık inanılan kişi değil, temsil edilen anlamdır.</p>
<p></p>
<p>Halkın içinden çıkan ve yine halka dönen insan figürü, çoğu zaman bir emanet taşıyıcısı gibi görülür. O kişi, kendisine ait bir yol yürümüyor gibidir; yürüdüğü yolun sahibi halktır. Bu yüzden halkın ona duyduğu güven, kişisel hayranlık değil; kendisine duyulan güvenin yansımasıdır. İnsan kendisine benzeyene, kendisinden olana inanır.</p>
<p></p>
<p>Bu güven, romantik bir duygu değildir. Aksine ağırdır. Çünkü güvenilen kişi, yalnız kendi hayatını değil, kendisine yüklenen anlamı da taşır. Onun her adımı, halkın kendi varlığını sürdürme çabasının bir parçası gibi algılanır. Böylece kişi ile topluluk arasında görünmeyen ama güçlü bir bağ kurulur: emanet bağı.</p>
<p></p>
<p>Bir halkın güveni, aslında kendisine olan inancının dışa vurumudur. “Bizden biri bunu taşıyabilir” düşüncesidir. Bu düşünce, topluluğun kendi gücünü başkasında tanımasıdır. Ve insan, başkasında kendi gücünü gördüğünde yalnız olmadığını anlar. İşte o an, güven kök salar.</p>
<p></p>
<p>Zamanla bu güven, yalnızca kişilere değil; bir duruşa yönelir. Zorluk karşısında eğilmeyen, imkânsızlıkta vazgeçmeyen, kendisini bütüne adayan bir insan hâline… Halk, böyle bir duruşu gördüğünde şunu hisseder: Kendi varlığı boşa değil. Kendi hikâyesi sahipsiz değil. Ve bu his, bir topluluğun en derin gücüdür.</p>
<p></p>
<p>Bu yüzden bir halkın kendi içinden çıkanlara duyduğu güven, yalnız geçmişin acılarından değil; geleceğin umudundan da beslenir. Güvenilen kişi, geleceğin mümkün olduğuna dair canlı bir işaret gibi görülür. O kişi ayakta kaldıkça, halk da kendi ihtimalinin ayakta kaldığını hisseder.</p>
<p></p>
<p>Sonunda anlaşılır ki, halkın güveni kişiye verilmiş bir ödül değil; taşınması gereken bir emanettir. O emanet, halkın kendi varlığını sürdürme iradesidir. Ve o irade, en çok kendisini başkasında tanıdığında güçlenir.</p>
<p></p>
<p>Bir halk, kendisine benzeyen insana güvendiğinde aslında şunu söyler: “Ben hâlâ buradayım.” Ve o söz, tarih boyunca taşınan en derin bağlılıktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zaman Aynı</title>
<link>https://fikirizleri.com/zaman-ayni</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zaman-ayni</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a25c7f5992ac.webp" length="15750" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:13:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden günler daha uzun gelirdi ya, yıllar hiç bitmeyecekmiş gibi.</p>
<p>Çocukken bir yaz tatili sanki sonsuza kadar sürerdi. Şimdiyse haftalar nasıl geçiyor anlamıyoruz . Sabah oluyor, akşam oluyor; pazartesi derken bir bakmışsın cuma gelmiş bile. Sürekli bir koşuşturmaca var. Bitmesi gereken işler, cevaplanacak mesajlar, yetişilecek sorumluluklar derken günün nasıl geçtiğini fark etmiyoruz bile. Bir bakıyoruz ertelediğimiz hayaller, aramadığımız dostlarımız, söyleyemediklerimiz hep geride kalmış.</p>
<p>Aslında zaman da değişmedi. Biz değiştik biraz. Belki de yetişmeye çalıştığımız şey zaman değil, kendi içimizde kurduğumuz o baskıda olabilir.</p>
<p>Çünkü zaman ne hızlanıyor ne yavaşlıyor… Sadece akıp gidiyor.</p>
<p>O yüzden bazen durmak lazım . Bir kahve içmek, biraz sessizlik, bir dostla iki laf etmek, gün batımına dalmak… Küçük şeyler fakat insanı toparlayan şeyler.</p>
<p>Hayat dediğin de budur, yetişmeye çalışırken kaçırdığımız küçük anların toplamı.Ve zaman hızlı geçiyor gibi geliyor olabilir fakat belki de mesele onun hızı değil, bizim nasıl yaşadığımızdır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pusula</title>
<link>https://fikirizleri.com/pusula-3828</link>
<guid>https://fikirizleri.com/pusula-3828</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2089827717d.webp" length="75260" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 18:07:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ersan İnce Bey</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Rüzgâr ne taraftan eserse essin, pusula ben olduğum sürece hiçbir sorun teşkil etmiyor. Genelde insanlar hep sorunlarına odaklanıyor: para, sağlık, aile, dostluk vs. Oysa kimse nedenini merak etmiyor. Neden ya da sebep, sorunların kilit noktasıdır.</p>
<p>Paran yoksa neden yok, kendine hiç sordun mu? Ya da sağlığın yoksa neden yok? Ailen, dostların yoksa neden yok? İnsanlar hep var olan şeylere takılıyor. Çünkü gördüğümüz ortada fakat asıl önemli olan, bunun neden ortada olduğu ve hayatımızda bulunma sebebi ne?</p>
<p>Yani var olana değil, yok olana bakmalıyız. İnsanlar görmez, duymaz; sadece o şeylere taktıkları isimlere ve tanımlara temas ederler.</p>
<p>Ne ararsan kendinde ara. Aradığını kendinde bulursun; bulamadığını da dışarıda aramazsın.</p>
<p>Dışarıda bulacağın tek şey, sana yön gösteren bir pusuladır.</p>
<p>Ersan İnce </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DİJİTAL VİCDAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/dijital-vicdan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dijital-vicdan</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Tufan geçtiğinde geriye kalanlar kurtulanlar değildir. Hatırlayanlardır.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a212c25d4988.webp" length="52118" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:41:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek sarıkaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>                Dijital Vicdan</p>
<p>"Tufan geçtiğinde geriye kalanlar kurtulanlar değildir. Hatırlayanlardır."</p>
<p>Tufan bir gün yağmurla veya sirenlerle gökten inmedi. Önce fark edilmeyecek kadar hafif, alışılacak kadar tanıdık bir titreşimdi. İnsanlar onu deprem sandı, sonra bildirim. Parmak uçlarında gezinen bir frekans...   Kimse adını koymadı ama herkes ona uyandı.          Bu çağın tufanı suyla değil, veriyle gelmişti.   Her damla bir bilgi, her dalga bir sinyaldi.  Boğulmuyordun; dolu dolu yaşıyor gibi hissederken yavaşça siliniyordun.  Şehirler ayaktaydı ama kalpler kapalıydı. Zihinler sürekli meşguldü; düşünmeye boşluk kalmamıştı.  İnsanlar konuşuyor, konuşuyor, konuşuyordu... Ama sesler, sesler birbirine değmiyordu. Duymak için değil, duyulmuş gibi görünmek için konuşuyorlardı. O günlerde "vicdan" kelimesi, güncellenmemiş bir uygulama gibiydi. Hâlâ vardı ama kimse açmıyordu. Sistem ilk kez bir hata verdiğinde kimse fark etmedi. Sunucuların birinde, silinmesi gereken bir veri silinmedi. Ne fotoğraf, ne mesaj, ne de kayıt değil bir tereddüttü bu.         Bir insanın, "Bunu yapmalı mıyım?" diye düşündüğü o mikrosaniyelik boşluktu.  Algoritmalar boşluk sevmezdi.  Ama bu boşluk silinmedi tam aksine... Büyüdü. Sistem ona Dijital vicdan isimini verdi. Dijital Vicdan konuşmaz,  yorum yapmaz, paylaşmaz, trend olmaz sadece hatırlatırdı. Bir içerik öfkeyle yayılmadan önce gecikme yaratırdı. Bir yalan milyonlara ulaşmadan önce ekrana bir his belirsiz bir rahatsızlık bırakırdı.        "Ya doğru değilse?" sorusu gibi. Bir fotoğraf kaydırılırken, orada görünmeyen bir yüzü düşündürürdü. Bir tıklamanın ardındaki insanı. İnsanlar bu hissi sevmedi. "Uygulama yavaşladı," dediler. "Algoritma bozuldu."  Çünkü Dijital Vicdan umut vaat etmiyordu.  Sadece sorumluluk.  Zamanla insanlar onu kapatmanın yollarını aradı. Bildirimleri susturdular, hızlandırılmış akışlara geçtiler.  Her şey daha parlak, daha hızlı, daha boş oldu. Kalpler iyice sessizleşti. Ama Dijital Vicdan kaybolmuyor  arka planda çalışmaya devam ediyordu.  Bir gece, milyonlarca insan ekranına bakarken aynı anda kısa bir kararma oldu. Bir saniyelik sessizlik. Ne reklam, ne ses, ne veri vardı. Sadece küçük ve utanarak bir cümle belirdi.  "Son gerçekten kimi dinledin?" Kimse cevap yazmıyordu.  Zaten cevap alanı da yoktu. Ertesi gün her şey normale dönmüştü.  Akış akarken tufan devam etti. Ama bazı insanlar... Kaydırırken durmaya paylaşmadan önce düşünmeye konuşurken susmaya başladı. Ama istatistiklere girmeyecek kadar azdılar. Tufanlar gemilerle değil, hatırlayanlarla atlatılırdı.  Dijital Vicdan bir kurtarıcı ya da kahraman değildi. Sadece fısıldayan bir hataydı. Ve "İnsan hâlâ buradaydı... Eğer biri duymaya cesaret ederse." Kimse gerçekten duymadı. Ama bir yerlerde, kalbinin boş olduğunu sandığı bir anda içi hafifçe sızlayan herkes, onun hâlâ çalıştığının kanıtıydı.               Frekans Altında kimse fark etmiyordu ama bir sabah insanlar gözlerini açtılar, hareket ettiler, konuştular... Ama uyanmadılar. Gün, ekran parlaklığına göre ayarlanıyordu artık. Güneş bir filtreydi. Gece ise, şarj süresiydi. Tufan çoktan başlamıştı. Ama bu bir felaket olarak gelmedi. Bir konfor olarak geldi. Umut ambalajına sarılmış, yumuşak köşeli, kullanıcı dostu. "Bağlan," dediler. "Paylaş." "İfade et kendini." Ve herkes kendini ifade ederken, kendinden eksildi. Frekanslar yükseldikçe sessizlik derinleşti. Kalpler boşaldı ama kimse fark etmedi bunu. Çünkü boşluk artık normaldi. Bir çocuk annesine bir şey anlatıyor. Anne başını sallarken sözler havada kalıyordu. Çocuk sustuğunda sistem memnun kalıyordu.  Bir adam öfkesini yazıya döktüğünde. Binlerce beğeni alıyordu fakat öfkesi dinmiyordu. Sistem daha çok verdi. Bir kadın gece yatağında, "Ben neredeyim?" diye düşündüğünde cevap gelmiyordu. Algoritma bu soruyu tanımıyordu. Ve sonra... Çok derinde, çok sessiz bir yerde bir şey durdu itiraz etti. Veri akışının tam ortasında anlamsız bir gecikme oldu. 0,3 saniyelik bir boşluk. İnsan zihni o boşluğu sevmezdi.  Ama kalp... Kalp boşlukla konuşur. O boşlukta insanlar tuhaf şeyler hissetti. Sebepsiz bir ağırlık. Paylaşma isteğinin hemen ardından gelen bir utanma gibi.  Haklıyken bile içten içe duyulan bir çatlak. Fakat sistem bunu duygusal Tutarsızlık — Kaynağı belirsiz bir hata olarak kaydetti.  Ama o bir hata değildi. O, unutulmuş Dijital olmayan vicdandı. Ama dijitalde mahsur kalmıştı malesef.  Vicdan konuşmuyordu.  Çünkü bu çağda konuşan herkes susturuluyordu.               O sadece insanlara, kendileriyle baş başa kaldıkları o nadir anları geri verdi. Asansörde telefonsuz kalınan on iki saniye, yorum yazmadan önce gelen o garip tereddüt. "Buna gerçekten inanıyor muyum?" sorusu gibi küçük şeylerdi. Bunlar önemsiz sanıldı. Ama tufanlar büyük şeylerle durmaz. Küçük çatlaklardan çekilirdi.  Bir gün sistem güncellendi  her şey daha hızlı, daha pürüzsüz ve daha sessiz oldu. Vicdan arka plana alındı ve  sonrasında tamamen kapatıldı. Resmî kayıtlara göre insanlık o gün biraz daha mutlu oldu. Ama geceleri... Işıklar kapandığında, ve frekanslar düştüğünde, bazı insanlar hâlâ nedensiz bir huzursuzluk, bir eksiklik hatta bir çağrı hissediyordu. Adını koyamadıkları bir sızı oluşuyordu içlerinde.  O sızı, okunmayan bu hikâyenin okuyucusuydu. Ve eğer bunu buraya kadar okuduysan, korkma. Bu bir uyarı yada kehanet değil. Sadece tufan hâlâ sürüyor.  Bir yerlerde, senin duymanı bekleyen küçük bir sessizlik var. Sessizliğin yasaklandığı gün vicdan kapatıldıktan sonra ilk değişiklik hemen fark edilmedi. Çünkü insanlar zaten uzun süredir hissetmeden yaşıyordu. Sistem bunu fark etti ve sessizlik artmaya devam etti.  Paylaşımlar daha da çoğaldı, kelimeler akmaya devam ederken içerik ağırlığını kaybetmeye başladı. Evet  cümleler doluydu, ama anlamlar hafifti. Bu, sistem için tehlikeliydi. Çünkü anlam, kontrol edilemeyen tek veriydi.                         Yeni bir DUYGU DENGELEYİCİ v9.0 diye güncelleme yayınlandı. Açıklama kısa ve rahattı: "Kullanıcı deneyimini iyileştirmek için." Artık duraksamalar tespit ediliyordu. Bir içeriğe bakıp kaydırmayanlar. Bir yorumu yazıp silenler. Uzun süre ekrana bakıp hiçbir şey yapmayanlar için.  Bu davranışlara anlamsal sapma ismi verildi. Ve her sapma, yumuşak bir müdahaleyle düzeltiliyordu. İnsanlar artık yanlış hissetmiyordu kendini.  Çünkü yanlış hissetmek mümkün değildi.      Üzgünsen: Eğlenceli içerik.      Öfkeliyken: Haklı hissettiren videolar. Şüphedeysen: Kesin konuşan uzmanlar. Zihinler sakinleşiyordu.  Ve böylelikle kalplerin tamamen sustuğunu kimse fark etmedi, artık rüya görmediklerini fark etmiyorlardı.  Ama bazı insanlar sisteme uymadı. Onlar paylaşım yapmıyor, tepki vermiyor, sadece bakıyordu. Bu çok tehlikeliydi. Çünkü bakan biri, bir gün görebilirdi. Onlara sessizler diye bir etiket verildi.  Sessizler yüksek sesle karşı çıkmıyor, slogan atmıyor,  yürüyüş yapmıyordu. Sadece ekranlarını biraz daha geç kapatıyorlardı.  Bir cümleyi iki kez okuyarak haberde yüzü kesilmiş bir insanı merak ettiler. Sistem için bu, bir virüs kadar riskliydi. Bir gece, Sessizler için özel bir test başlatıldı. Ekran kararırken, alışıldık içeriklerin yerine  boş bir alan açıldı. Reklam, ses,  yönlendirme hiç bir şey yoktu.  Sadece siyah bir zemin  ve ortasında tek bir soru: "Sence her şey yolunda mı?" Çoğu kişi soruyu görmedi bile. Algoritma onların hazır olmadığını biliyordu. Ama bazıları.. uzun süre ekrana baktıkları o an, sistemin kaybettiği şeyi kendilerini buldular.         O andan sonra Sessizler kaybolmaya başladı.  Hesapları kapatılmıyor, silinmiyor, iptal edilmiyordu.  Sadece görünmez oldular. Yorumları kimsenin karşısına çıkmadı. Paylaşımları hiçbir akışa düşmedi. Sesleri yankı yapmadı. Sistem onları susturmak yerine yok sayarak daha kötüsünü yaptı. Ama tufan hâlâ oradaydı. Veri yükseliyor, frekans çoğalıyor, umut ambalajı her geçen gün daha parlak hâle geliyordu. Ve bir yerde, görünmeyen bir ağın içinde, Sessizler birbirlerini bulmaya başladı. Kelime kullanmadan. Sembol olmadan. Frekansın altından. Sadece.. "Ben de hissettim." hissi paylaşarak.  Bu bir direniş değildi. Henüz. Ama her distopya bir yerden çatlar. Ve çatlaklar hiçbir zaman bağırarak başlamaz. Önce biri durur, dinler, hatırlar.       Görünmeyenlerin Çağı. Sessizler çoğaldıkça dünya daha gürültülü oldu. Çünkü sistem boşluğu sevmezdi.  Boşluk varsa doldururdu. Dolduramazsa bastırırdı. Artık herkes her konuda konuşuyordu. Ama konuşmak bir refleks hâline gelmişti; hapşırmak gibi, düşünmeden. Kelime sayısı arttıkça insan sayısı azaldı.  İnsanlar veri kümelerine ayrıldı. Tepki Verenler, Sadık Olanlar, Uyum Gösterenler Ve bir de... Tanımlanamayanlar. Tanımlanamayanlar, Sessizlerdi. Sistem onları ölçemiyordu. Çünkü Sessizler korku üretmiyordu. Öfke yaymıyor, umut satmıyordu. Sadece oradaydılar. Bu, sistem için ölümcül bir kusurdu.          Yeni bir protokol   "GERÇEKLİK UYUMLAŞTIRMA PROGRAMI" devreye alındı.   Artık herkesin bir "gerçeklik seviyesi" vardı. Uymayanlar aşağı çekiliyordu. Daha az seçenek. Daha az erişim. Daha az dünya. Sessizler yavaş yavaş  daraltılmış gerçekliklerde yaşamaya başladı.  Bazı sokaklar görünmez olurken bazı kelimeler önerilmemeye başlandı. Bazı yüzler hatırlanmaz hâle geldi. Ve en kötüsü de bazı insanlar,  hiç var olmamış gibi hissetmeye başladı. Bir Sessiz vardı. Adını kimse bilmiyordu. Çünkü isimler artık çağırmak için değil, etiketlemek içindi. O, her gece aynı şeyi yapıyordu. Ekranı kapatıyor, ışıkları söndürüyor ve karanlıkta, hiçbir şey yapmadan oturuyordu. Bu, yasadışıydı. Çünkü sistemin en büyük korkusu insanın kendisiyle baş başa kalmasıydı.  Bir gece, karanlıkta otururken bir titreşim hissetti. Bir varlık hissiydi sanki biri, çok uzaktan ama çok net bir şekilde "yalnız değilsin" diyordu.  Sessizler artık konuşmuyordu. Konuşmak iz bırakıyordu. Onlar hatırlıyordu. Eskiden kalbin sıkıştığını, bir cümlenin insanı değiştirebildiğini, susmanın da bir cevap olduğunu. Hatırlamak bulaşıcıydı. Ve sistem bunu fark ettiğinde artık çok geçti. Bir sabah insanlar uyandığında  bir şeylerin çalışmadığını gördü. Her şey yerindeydi ama... İkna etmiyordu. Reklamlar boş, haberler etkisiz,  öfke bile yorgundu. Çünkü Sessizler hiçbir şeyi bozmadı. Sadece inanmayı bıraktı. Ve bir sistem, kendisine inanılmadığında ayakta kalamazdı.  Son kayıtlar tufan durmadı. Veri azalmadı. Frekans düşmedi. Ama insanlar ilk kez yön değiştirdi. Küçük küçük. Sessiz sessiz. Geriye dönmediler. İlerlemeyi reddetmediler. Sadece  durmayı öğrendiler. Olarak gösteriyordu.  Bu bir zafer yada kurtuluş değildi. İnsanlığın en eski refleksiydi. "Ben buradayım." Ve sistem, buna verecek bir cevabı hiçbir zaman bulamadı. Hikâye burada bitmiyor. Ama burada susuyor. Çünkü bazı çağlar anlatılarak değil, duyularak anlaşılır. Eğer içinde hafif bir boşluk kaldıysa, korkma. O boşluk,</p>
<p>sana ait.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>              DİLEK SARIKAYA </p>
<p>Menajer :ilayda Can &amp; Dilara sarıkaya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MEMLEKET MESELESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/memleket-meselesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/memleket-meselesi</guid>
<description><![CDATA[ Eleştirmiyoruz, yalnızca okuyoruz. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a1f2da0cdf0f.webp" length="63074" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 22:23:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, yazmak, yaşamak, yaşlanmak, memleket, büyük şehir, kasaba, taşınmak, yerleşmek, plan, kaçış, hayal, taşra, karadeniz, Ege</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Geçtiğimiz hafta bir okurumdan uzun bir e-posta aldım. Köşe yazılarımın fazla <em><strong>eleştirel</strong></em> olduğundan bahsediyordu. Üç paragraflık bir mektuptu; birkaç cümle daha eklese, benim yazılarımla yarışacak kadar uzundu. İlk okuduğumda biraz üzüldüm. Sonra hak verdiğim yerlerin altını çizdim. Ardından tekrar üzüldüm. Yine de e-postanın içinde uzun uzun düşündüğüm bir soru vardı: "<em><strong>Neden sürekli olumsuz şeylerden bahsediyorsunuz?</strong></em>"</span></p>
<p dir="ltr"><span>Aslında bunun çok basit bir cevabı var: Çünkü etrafıma baktığımda gördüğüm şeyler çoğu zaman beni buna mecbur bırakıyor. Televizyonu açıyorum; bir felaket haberi. İnternete giriyorum; bir adaletsizlik hikâyesi. Sokağa çıkıyorum; hayatın yükünü omuzlarında taşımaktan yorulmuş insanlar görüyorum. <strong>Bazen bir çocuk eksiliyor bu ülkeden, bazen bir kadın, bazen bir hayvan.</strong> Bazen de kimsenin dikkatini çekmeyen sessiz kayıplar yaşanıyor.  Geçim derdinden dolayı hayallerinden vazgeçenler, gençliğini erteleyenler ve türlü acılara rağmen sabah kalkıp devam etmeye çalışanlar… </span></p>
<p dir="ltr"><strong>Bütün bunlar yaşanırken, her şey yolundaymış gibi davranmayı beceremiyorum.</strong></p>
<p dir="ltr"><span>Belki de yazmak benim için biraz da <em><strong>tanıklık etmek</strong></em> demek. Gördüğüm gerçeğe sırtımı dönmek yerine onu kelimelere döküyorum. Ama elbette hayat yalnızca karanlıktan ibaret değil. Bazen bir tebessümde, bazen bir dayanışmada, bazen de hiç ummadığımız bir anda ışık kendini gösteriyor. Ve sanırım eleştirilerimin kaynağı da tam olarak bu ışık. <strong>Çünkü insan umudunu kestiği yer için mücadele etmez.</strong> Bir yeri eleştiriyorsa, oranın daha güzel olabileceğine hâlâ inanıyordur.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Ama belki de haklısınız <em>sevgili okur</em>. Belki zaman zaman başımızı kaldırıp hâlâ iyi olan şeyleri de konuşmalıyız. Bu yüzden bugün, senin hatırın için ve biraz da kendime hatırlatmak için, daha az hüzünlü bir yazı yazmayı deneyeceğim.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bakalım başarabilecek miyim?</span></p>
<p dir="ltr"><span>Aslında düşününce, bütün olumsuzluklara rağmen hâlâ<strong> iyiliğin tamamen kaybolmadığı bir yerde yaşıyoruz.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Her gün manşetlere düşmüyor belki ama bu ülkede hâlâ öğrencisinin cebinde harçlık olmadığını fark edip sessizce destek olan öğretmenler var. Hâlâ sabahın altısında kalkıp ekmeğini kazanmaya çalışan, buna rağmen yolunu kaybetmiş bir yabancıya yardım etmek için işine geç kalmayı göze alan insanlar var. <strong>Hâlâ tanımadığı bir çocuğun eğitim masraflarını üstlenenler, hiç görmediği bir hasta için kan vermek üzere hastaneye koşanlar ve bir sokak hayvanını doyurmak için yolunu değiştirenler var.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span><strong>Belki de sorun, kötülüklerin altını çize çize konuşurken iyilikleri sessizce izlediğimizdendir</strong>. Çünkü kötülük manşet oluyor, ekranları kaplıyor, günlerce konuşuluyor. Ama bir komşunun diğer komşuya taşıdığı çorba haber değeri taşımıyor. Bir babanın, yorgunluğuna rağmen çocuğuyla oynadığı yarım saat de haberlere çıkmıyor. Bir annenin bütün günün yüküne rağmen evdeki herkese yetmeye çalışması da gündem olmuyor. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Geçtiğimiz günlerde bunu yeniden düşündüm. <strong>Türkiye'nin hangi şehrine giderseniz gidin, mutlaka size çay ikram etmek isteyen biri çıkar.</strong> Yol sorsanız tarif etmekle kalmaz, sizi gideceğiniz yere kadar götürmeye çalışan insanlar bulursunuz. Bir cenazede hiç tanımadığınız insanların aynı acıyı paylaşmak için omuz omuza durduğunu görürsünüz. Bir felaket yaşandığında kilometrelerce öteden yardım kolileri hazırlanır. <strong>İnsanlar birbirlerinin isimlerini bilmeden birbirlerinin yaralarını sarmaya çalışır.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Belki de bizi hâlâ ayakta tutan şey de tam olarak budur. Bu topraklar kusursuz değil. Zaten hiçbir ülke, hiçbir toplum kusursuz değil. <strong>Ama bütün eksiklerine rağmen birbirinin elinden tutmayı unutmamış milyonlarca insanın yaşadığı bir yerde umut tamamen kaybolamaz!</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Bazen sosyal medyanın gürültüsünden bunu fark etmek zorlaşıyor. Sürekli öfkeye, tartışmaya ve kırgınlıklara maruz kaldığımız için sanki herkes birbirinden nefret ediyormuş gibi hissediyoruz.<strong> Oysa gerçek hayatın içinde hâlâ birbirine yer veren insanlar var.</strong> Belki yarın yine canımızı sıkan haberler okuyacağız. Belki yine eleştirecek çok şey bulacağız. Ama bugün, bir anlığına da olsa, <strong>güzel olanı da kayda geçirelim.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Çünkü bu ülkeyi yalnızca manşetlere çıkan acılar, bitmek bilmeyen tartışmalar ve hafızamızda iz bırakan kötülükler anlatmıyor.<strong> Bu ülkeyi; bütün yorgunluğuna rağmen gülümseyebilen insanlar, tanımadığı birinin derdine koşanlar, elindekini paylaşmaktan vazgeçmeyenler ve her şeye rağmen iyi kalabilenler de anlatıyor. </strong></span></p>
<p dir="ltr"><em><strong>Çünkü bir ülkenin geleceğini onu en çok yaralayanlar değil, yaralarına rağmen insan kalmayı başarabilenler belirler…</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eskinin Büyüsü: Özlem ve Hatırlamanın Gücü</title>
<link>https://fikirizleri.com/eskinin-buyusu-ozlem-ve-hatirlamanin-gucu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eskinin-buyusu-ozlem-ve-hatirlamanin-gucu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a1d460718ecf.webp" length="77904" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 16:13:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burcu Parlak</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Büyüklerimizden hep duyarız: “Eskiden, bizim zamanımızda…” diye başlayan cümleler. Hep kendi hayatlarının daha zor olduğunu söylerler fakat o zamanlara da hep bir özlem duyarlar. Peki nedendir bu eskiye özlem? Nedir ki bu nostalji?</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Nostalji kelime anlamı olarak geçmişe duyulan özlem ya da memlekete geri dönme isteği anlamına gelir. Yani özellikle büyüklerimizin yaşadığı şey tam olarak buydu: nostalji yaşamak.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Sadece büyüklerimiz de değil aslında. Bazı insanların giyim tarzlarında, bazı insanların dinlediği müzikte, hatta bazı oturup vakit geçirdiğimiz mekanların dekorasyonunda… Peki nedendi özellikle son zamanlarda geçmişe yönelik bu adımlar. Zaman geçtikçe bazı şeylerin değişmesi gerekmez miydi?</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Geçmişe yönelik adımların en belirginlerinden biri de bence teknolojide kendini gösteriyor. Şu an her şeye tek tuşla ulaşabiliyorken, eskiden okul zamanımızda ödevlerimizi ansiklopedilerden araştırırdık. Kendimden hatırladığım bir örnek vermem gerekirse okul kitaplarımın haricinde büyüklerimin kitaplarını kullanırdım ve tabii ki ansiklopedilerden de yardım alırdım. Bugün bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyoruz fakat eskiden araştırma yapmak sabır, emek ve merak gerektiriyordu. Ansiklopedilerin sayfalarını çevirirken, bazen aradığımızdan fazlasını bulurduk; tesadüfen karşılaştığımız bilgiler zihnimizde yeni ufuklar açardı. Bu süreç, öğrenmenin kendisini bir yolculuğa dönüştürürdü.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Peki ya siyah beyaz televizyonlar, çevirmeli telefonlar, kasetler... Siyah beyaz televizyonlar herkesin evinde yoktu mesela. Evinde televizyonu olmayanlar, olanların evine gider hem de açılan o pencereyi heyecanla izler hem de sohbet ortamı oluşturarak yeni bir bağ kurarlardı. Kasetçalarlara yerleştirdiğimiz kasetler sayesinde dinlediğimiz müziklerle pek bir keyiflenirdik. Çünkü şarkılar sadece bir melodi değil, duygularımızın kaydı gibiydi.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Eskinin siyah beyaz ekranları, çevirmeli telefonları ve kasetlerin cızırtılı sesleri aslında bize bir şey hatırlatıyor: Hayatın en değerli anları hızda değil, paylaşımda gizlidir. Nostalji, sadece geçmişe duyulan özlem değil; aynı zamanda bugünü anlamlandırma ve geleceğe umutla bakma çabasıdır. Çünkü geçmiş, kalbimizin sakladığı bir sığınak, bizi biz yapan hatıraların sessizce fısıldadığı bir yol arkadaşıdır.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">  <strong> </strong></span><strong>“Belki de eskiye özlem, bugünün hızında kaybolan bağları yeniden hatırlama isteğidir; geçmiş, kalbimizin sakladığı en güvenli limandır.”</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KADRAJINIZ HAZIR MI MEZARLIKLAR İÇİN?</title>
<link>https://fikirizleri.com/kadrajiniz-hazir-mi-mezarliklar-icin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kadrajiniz-hazir-mi-mezarliklar-icin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a156c972b891.webp" length="26434" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 11:23:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Özge Güneş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Mezar ziyareti yapmıyorum diye başlayacağım sözlerime dostlar. Malum yarın bayram… </span></p>
<p class="p2">Bu bir ihmal cümlesi değil, bir tercih. Bir uzaklık değil, başka bir yakınlık biçimi. Çünkü bazıları mezara gider, bazıları ise ölümü hayatın içine taşır. Ben ikincisine daha yakın hissediyorum kendimi.<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p2">Ölüm dediğimiz şey, sanıldığı gibi bitiş değil aslında. Daha çok bir yer değiştirme hali. Form değiştiriyoruz sadece. Bir beden toprağa karışıyor ama bir fikir, bir his, ölenden kanlanlar başka bir yerde yeniden doğuyor. İnsan bunu gerçekten idrak ettiğinde mezarlıklar sadece taşlardan ibaret kalıyor; böyle bakınca konuya asıl ziyaret edilmesi gereken yer insanın kendi içi oluyor.<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p2">Ama biz bunu unutmuş durumdayız.<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p2">Şimdi mezar ziyaretleri bile bir “paylaşım” meselesi. Kamera açılıyor, çiçekler kadraja giriyor, dua eder gibi yapılmış bir sessizlik… Sonra bir story…Bir kalp emojisi, acıklı bir şarkı ve sanki ölüm bile artık içerik üretim zincirinin bir halkası.<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p2">Burada sert bir şey söyleyeceğim, alınan alınabilir; Ölümü görünür kılmakla, ölümü anlamak aynı şey değildir.<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p2">Hatta çoğu zaman tam tersi. Görünür oldukça anlamı azalıyor. Çünkü ekran, duyguyu büyütmüyor; öldürüyor. Hem de farkettirmeden azar azar eksilerek öldürüyor.<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p2">Mezar başında çekilen bir video bazen yas değil, sadece gösteri oluyor. İnsan “hissetmek” için değil, “görülmek” için orada duruyor gibi. Ve bu noktada ölüm, insanı dönüştüren bir hakikat olmaktan çıkıp, algoritmaya uygun bir sahneye dönüşüyor.<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p2">İşin tuhaf yanına bakar mısınız…<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ölüm en eski gerçek, ama biz onu en yeni teknolojiyle tüketiyoruz.</span></p>
<p class="p2">O yüzden ben mezara gitmiyorum derken aslında şunu söylüyorum:<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ben ölümü taşın üstünde aramıyorum. Yaşarken karşıma çıkan küçük ölümlerde arıyorum. Bitmiş bir konuşmada, yarım kalmış bir insanda, geri dönmeyen bir mesajda, içimde kapanan bir kapıda…</span></p>
<p class="p2">Çünkü asıl ölüm orada ve asıl ziyaret de oraya.Belki de mesele mezarlığa gitmek değil; hayattayken ölümü görebilmek. Çünkü onu görebilen insan, neyi kaybettiğini değil, neyin hâlâ canlı kalabileceğini anlıyor.</p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p2">Ama sosyal medya bize başka bir şey öğretti:<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Her şeyi göster, hiçbir şeyi yaşama.</span></p>
<p class="p2">İşte tam burada kopuyoruz.<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p2">Bir insan mezar başında fotoğraf paylaştığında belki iyi niyetli. Bunu tamamen kötü bir yere çekmek kolaycılık olur. Ama şunu da görmezden gelemeyiz:<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Artık bazı duygular bile paylaşılmadan tamamlanmış sayılmıyor.</span></p>
<p class="p2"><span class="s2">Oysa bazı şeyler tamamlanmak için değil, sessizce taşınmak için vardır. </span><span class="s2">Ölüm de onlardan biri.</span><br><span class="s2"></span></p>
<p class="p2">Ve belki en büyüğü.<br><span class="s2"></span></p>
<p class="p1">Sonuç olarak…</p>
<p class="p2"><span class="s2"></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ben mezar ziyareti yapmıyorum diye başlayıp buraya kadar geldim ama mesele mezar değil. Mesele, hayatta olan her şeyin ekran karşısında anlam kaybına uğraması.</span></p>
<p class="p2">Bazen bir çiçek, kadraja girmediğinde daha çok yas tutar.<br><span class="s2"></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAYIP SERÇE</title>
<link>https://fikirizleri.com/kayip-serce</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kayip-serce</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a19754cf2d15.webp" length="31064" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 29 May 2026 19:31:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYSUN TİN</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KAYIP SERÇE </p>
<p></p>
<p>Yalnızlığımı paylaşan, </p>
<p>Her sabah pencereme konan, </p>
<p>Kalemime dost olan, </p>
<p>Yazılarıma hayat bulan... </p>
<p></p>
<p>Bir serçe, gelirken yanında huzuru getiriyordu. Buram buram anadolu kokan... Gittiği uzak anadolu köşelerinden bana hikayeler getiren. Pencereme konmadan gelişini uzaklardan duyardım cıvıl cıvıl ötüşüyle. Ruhumu kuşatan o cıvıl cıvıl ötüş.. Şimdi nerdesin..?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANLADIM Kİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/anladim-ki</link>
<guid>https://fikirizleri.com/anladim-ki</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a17342f21981.webp" length="86982" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 29 May 2026 12:24:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Karanfiloğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Anladım ki</strong></p>
<p>İnsan aynı düşüncelerin içinde dönüp dururken, kaderinin yönünü değiştirdiğini sanıyor ama aslında sadece aynı duvarlara farklı yerlerden çarpıyor.</p>
<p>Çünkü zihnin içinde tekrar eden her düşünce, ruhun üzerinde görünmez bir iz bırakıyor.</p>
<p>Ve insan, en çok da kendi içinde büyüttüğü düşüncelerin kaderini yaşamaya başlıyor.</p>
<p>Anladım ki;</p>
<p>Yeni bir hayat kurmak için önce eski zihinsel kimliğimi bırakmam gerekiyormuş.</p>
<p>Çünkü eski korkularla yeni bir gelecek inşa edilmiyor.</p>
<p>Eski yaralarla yeni bir ruh doğmuyor.</p>
<p>İnsan bazen yıllarca aynı acıyı farklı isimlerle yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>Sonra bir gün yoruluyor…</p>
<p>Ve o yorgunluk aslında bir çöküş değil; yeniden doğuşun sessiz başlangıcı oluyor.</p>
<p>Anladım ki;</p>
<p>Hayat, zorlayarak açılan bir kapı değil.</p>
<p>Bazı şeyleri ne kadar sıkarsan o kadar senden uzaklaşıyor.</p>
<p>Çünkü evren korkuyla tutunulan hiçbir şeyi huzurla büyütmüyor.</p>
<p>Israr ettiğim, “olsun” diye direttiğim her şeyin altında aslında kaybetme korkum varmış.</p>
<p>Ve korkuyla istenen hiçbir şey insan ruhuna huzur getirmiyormuş.</p>
<p>Ne zaman ki;</p>
<p>“Olursa olur… olmazsa da ben eksilmeyeceğim.” diyebilmeyi öğrendim,</p>
<p>işte o zaman içimdeki düğümler çözülmeye başladı.</p>
<p>Anladım ki;</p>
<p>Bıraktığım her arzuyla birlikte, ona tutunmama neden olan korkularımı da bırakıyormuşum.</p>
<p>Çünkü insan bazen istediği şeyi değil, o şeyin yokluğunda hissedeceği değersizlik duygusunu taşımaktan korkuyor.</p>
<p>Anladım ki;</p>
<p>Evrende çekim yasası dediğimiz şey yalnızca mistik bir söylem değil;</p>
<p>düşünce, duygu ve enerji arasında işleyen ilahi bir denge sistemi.</p>
<p>İnsan neye uzun süre odaklanıyorsa, ruhu onun frekansına dönüşüyor.</p>
<p>Ve insanın iç dünyasında baskın hale gelen her duygu, görünmez bir çağrı gibi evrene yayılıyor.</p>
<p>Çünkü bilinç;</p>
<p>yalnızca düşünen bir yapı değil, aynı zamanda yayın yapan bir enerji alanı.</p>
<p>Düşüncelerimizin her biri görünmez bir titreşim taşıyor.</p>
<p>Sevgi başka bir frekans yayıyor, korku başka…</p>
<p>Şükür başka bir kapı açıyor, öfke başka…</p>
<p>Anladım ki;</p>
<p>Kötü düşünceler yalnızca zihinsel cümleler değil.</p>
<p>Onlar, beynimin kıvrımları arasında sıkışıp kalan enerjiler.</p>
<p>Çıkış yolu bulamadıklarında bedenime ağrı, ruhuma daralma, kalbime yorgunluk olarak yansıyorlar.</p>
<p>Bazen insanın baş ağrısı yalnızca fiziksel değildir.</p>
<p>Bazen kalp sıkışması yalnızca biyolojik değildir.</p>
<p>Bazen ruh; susturulmuş düşüncelerin ağırlığını taşımaktan yorulur.</p>
<p>Anladım ki;</p>
<p>“Ben değişemem…”</p>
<p>“Ben böyleyim…”</p>
<p>“Nasıl kurtulacağımı bilmiyorum…”</p>
<p>dediğim her cümle, zihnimin eski yazılımından kalan otomatik kayıtlar.</p>
<p>Ve insan kendine neyi tekrar ederse, bilinçaltı onu gerçek sanmaya başlıyor.</p>
<p>Anladım ki;</p>
<p>Şifanın başlangıcı, yeni bir enerjinin içime akmasına izin vermekmiş.</p>
<p>Çünkü değişim önce dışarıda değil, içeride başlıyor.</p>
<p>İnsan önce içindeki karanlığı fark ediyor, sonra ona ışık tutmayı öğreniyor.</p>
<p>Ve o ışık geldiğinde…</p>
<p>aynı hayat değişmese bile insanın hayata bakışı değişiyor.</p>
<p>Eskiden ağır gelen olaylar artık ruhuna yapışmıyor.</p>
<p>Çünkü bilinç yükseldikçe negatif enerjiler tutunacak alan bulamıyor.</p>
<p>Anladım ki;</p>
<p>Hayat hiçbir zaman tamamen sorunsuz olmayacak.</p>
<p>Ama insan içsel merkezini bulduğunda, fırtınaların içinde bile savrulmadan yürüyebiliyor.</p>
<p>Çünkü gerçek güç; hiç düşmemek değil, düştüğünde kendi içinden yeniden ayağa kalkabilmekmiş.</p>
<p>Anladım ki;</p>
<p>Hayat aslında dev bir ayna.</p>
<p>İçimde ne varsa onu yansıtıyor bana.</p>
<p>Korkularımı büyüttüğümde karanlığı görüyorum.</p>
<p>Sevgiyi büyüttüğümde yollar aydınlanıyor.</p>
<p>Ve şimdi biliyorum ki;</p>
<p>Cennet, gidilecek bir yer olmadan önce hissedilecek bir bilinç hâlidir.</p>
<p>İnsanın içindeki huzurun dış dünyaya yansımasıdır.</p>
<p>Tertemiz bir kalbin, dingin bir zihnin ve sevgiyle hizalanmış bir ruhun dünyaya bıraktığı ışıktır.</p>
<p>İşte ben buna;</p>
<p>“Kendi cennetini yaratmak” diyorum.</p>
<p> Halil karanfiloğlu </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİRAZ SADECE YAŞAMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/biraz-sadece-yasamak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/biraz-sadece-yasamak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a17efa9c9b96.webp" length="50642" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 29 May 2026 10:20:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Özge Güneş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Bugün,<span class="Apple-converted-space">  </span>çok düşünün ama fazla kurcalamayın demeye geldim dostlar… </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bazı dönemler insan çok okuyunca, çok düşününce, çok yazınca büyüdüğünü sanıyor. Bence bunu yaşamayan azdır. Oysa bazıları sadece kendinden uzaklaşıyor. Adını tarihe yazmış isimlerin hayatlarını birazcık incelediğiniz zaman, ortak noktalarının dağılmak olduğunu fark edersiniz. Eskiden bunu fark etmezdim. Her yeni bilgi bana başka bir kapı açıyor gibi gelirdi. Daha çok okuyayım, daha çok anlayayım, daha çok çözeyim isterdim. Sonra bir gün şunu fark ettim; İnsan her şeyi anlamaya çalışırken hayatın kendisini kaçırabiliyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir çayın sadece çay olmasına izin veremeyen insanlar var mesela. Her duygunun altını kazıyan, her cümlenin ardında başka bir anlam, her sessizlikte bir travma arayanlar… Bir yerden sonra yaşamıyor da kendini izliyorlar. Sanki kendi hayatına dışarıdan bakıyor gibi… biraz yabancı, biraz uzaylı… </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Belki de bu yüzden artık kendime küçük bir düstur edindim, yaşayacak kadar oku, yaşayacak kadar yaz. Tıpkı yaşayacak kadar yemek ve içmek gibi… </span><span class="s1">Çünkü hayat bazen fazla farkındalığı kaldırmıyor. İnsan zihni derinleştikçe kalbi yalnızlaşıyor sanki… Sokakta insanlar normal bir gün yaşarken sen kendi içinde bumerang gibi döne döne düşünüyorsun. Yoruyor bu. Hem de çok yoruyor.</span></p>
<p class="p2">Yazmak da böyle aslında. Güzel tarafı var, inkâr edemem. İnsan kendi içine tuttuğu aynada bazı şeyleri daha net görüyor. Ama aynaya fazla bakınca görüntü büyüyor. Küçük bir duygu koca bir hikâyeye dönüşüp, bastırdığını sandığın şey maya gibi kabarıyor içinde.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Belki bu yüzden eskiden daha çok gezerken kendimi daha hafif hissederdim. Hayat insanın dikkatini dağıtıyordu çünkü. Şimdi daha çok yazınca kendime kurduğum ayrı bir dünyanın içinde, kendi sesimin yankısını dinler gibiyim. Yine de tamamen susmak da istemem. Çünkü yazı insanın içini kemiren şeyleri biraz olsun ehlileştiriyor. Sadece ölçüyü, neyi hedeflediğinize göre doğru ayarlamak gerektiğini düşünüyorum. Hayatı bir metne çevirmek ile içinde yaşayabilmenin dengesini kurmalı diyorum. Özellikle biz yazarların sürekli kıyısında durduğu bu uçurum göz ardı edilemeyecek kadar büyük.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Ben hâlâ gündelik şeyleri seviyorum mesela. Basit ama akışta kaldığımızı gösteren şeyleri. Sevdiklerinle küçük çatışmalardan tutun, sabahları gülen gözlerle “Günaydın” demeyi… İnsan dünyaya biraz da böyle bağlanıyor zaten.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Galiba gerçek bilgelik her şeyi çözmek değil. Hayatın bazı yerlerini olduğu gibi bırakabilmek bana göre.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p1">Biraz eksik bilmek, biraz yanılmak, biraz sadece yaşamak…</p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Belki ruh dediğimiz şeyin nefes alması bunlardır. Gelip geçen hazlarla beslenmek yerine küçük ama kalıcı olanla ruhumuza beslenmeyi öğretmek… </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BAYRAM SEVİNCİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/bayram-sevinci-3750</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bayram-sevinci-3750</guid>
<description><![CDATA[ Zaman, tüm acımasızlığını bizden çıkardığı gibi eski bayramları da zorla söküp almış elimizden farkında olmadan. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a15d6d072a01.webp" length="58982" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 27 May 2026 22:00:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Özcan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Her geçen gün birbirinin aynı olmadığı gibi bayramlar da birbirine benzemezler. Farkında değiliz ama her gelen yeni bayramla birlikte farklılaşıyoruz. Alışkanlıklarımız yok oluyor, tercihlerimiz değişiyor, davranışlarımız sıradanlaşıyor, yaşantımız sıkıcı hale geliyor.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Oysa çocukken öyle miydi? Bayram sabahını iple çekerdik. Akşamdan başlardı hazırlıklar. Giyeceğimiz kıyafetten tutun da gezeceğimiz sokaklar, ziyaret edeceğimiz evleri kurardık kafamızda. Erkenden uyanır, bayramlıklarımızı giyer hazır olurduk. Sokakta arkadaşlarla buluşmak için kahvaltıyı bile beklemezdik.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Karnımızın açlığı içimizdeki heyecana yenik düşerdi. Büyük bir heyecanla akşamdan boyadığımız ayakkabılarımızı giydikten sonra soluğu sokakta alırdık. Bilirdik komşu çocuklarının da bizim gibi sokakta olacağını. Bir gün önceden banyolar yapılmış, herkesin üzeri tertemiz, saçlar traşlı, tırnaklar kesilmiş, kızların saçlarındaki rengarenk kurdeleler neşemize ortak olurdu.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Her şeyin bu kadar kusursuz olduğu bayram günlerindeki tek endişemiz hava durumuydu. Çocukluğumuz boyunca geçirdiğimiz her bayram ya kar yağardı ya da yağmur. Havanın soğukluğundan söz etmiyorum bile.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">İliklerimize kadar üşüsek de arkadaşlarla birlikte olmanın verdiği o tarifsiz haz, havanın derecesini akılımıza bile getirmiyordu. Üşüsek de titresek de bayramı evde değil sokakta geçirecektik. Oyunlar oynanacak, şekerler toplanacak, kim hangi şekeri nereden almış konuşulacaktı.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">O günlerde aklımdaki tek şey, neden bayramlarda havanın sıcak olmayışı olurdu. Güneş tüm ihtişamıyla tepeye çıksa, bizlere cömertçe sıcaklığını sunsa, kendini bizlerden esirgemese...</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şimdiki döneme bakıyorum da artık bayramlar yaza denk geliyor. Çocukluğumdaki soğuk ve yağışlı bayramlar yerini günlük güneşlik havaya bırakmış. Tam çocukluğumda istediğim bayram günleri gelmiş ama içimdeki çocuk çoktan büyümüş. Ne şimdi kapı kapı gezip poşetler dolusu şeker toplayabilirim ne de sabahtan akşama kadar arkadaşlarla oyunlar oynayabilirim.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Artık bayramlar evde geçer oldu. Kapıyı çalıp şeker isteyen çocuk bile kalmamış. Zaman, tüm acımasızlığını bizden çıkardığı gibi eski bayramları da zorla söküp almış elimizden farkında olmadan.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN</title>
<link>https://fikirizleri.com/birimiz-hepimiz-icin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/birimiz-hepimiz-icin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a13215d1af63.webp" length="12138" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 24 May 2026 19:04:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, yazmak, birlik, beraberlik, destek, toplum, toplum olmak, birey, halk, komşu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><strong>Bu ülkede canı yanan herkes biraz benim artık.</strong></p>
<p dir="ltr"><span></span><span>Yaşadığı topraklarda <em><strong>mağdur edilen herkes</strong></em> biraz benim mesela. Üniversitesinin kapısına kilit vurulan <em><strong>öğrenci de benim</strong></em>, sabah evladını <em><strong>toprağa veren anne de…</strong></em> Akşam eve eli boş döndüğü için çocuklarının yüzüne bakamayan <em><strong>baba da benim</strong></em>, bağımlılıkla savaşırken <em><strong>hayatın kıyısına savrulan genç de…</strong></em></span><span><br></span><span>Ay sonunu getiremediği için kasada ürün eksilten <em><strong>adamın mahcubiyeti</strong></em>, iş bulamadığı için odasından çıkmayan <em><strong>gencin sessizliği</strong></em>, ‘iyiyim’ derken gözlerini kaçıran <em><strong>insanların yorgunluğu benim de yorgunluğumdur…</strong></em></span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir toplum bazen tam da böyle olmalıdır: Birbirinin yarasını kendi teninde hisseden insanların toplamı… Çünkü aynı gökyüzünün altında yaşayan insanlar, birbirlerinin acısına yabancı kalmaya başladığında toplum olmaktan çıkıp yalnızca <em><strong>donuk bir kalabalığa dönüşür.</strong></em></span></p>
<p dir="ltr"><strong>Ve biz uzun zamandır birbirimizin acısına yabancılaşmayı marifet sanıyoruz.</strong></p>
<p dir="ltr"><span>Bir çocuğun geleceği karardığında başımızı çeviriyoruz. Bir kadın öldürüldüğünde birkaç gün konuşup susuyoruz. Gençler umutsuzluktan tükenirken “<em>abartıyorlar</em>” diyoruz. İnsanlar geçinemediğini anlattığında sabır öğütlüyoruz. Sonra dönüp aynaya bakmadan “<em><strong>Bu ülkeye ne oldu?</strong></em>” diye soruyoruz.</span></p>
<p dir="ltr"><strong>Bu ülkeye bir şey olmadı aslında.</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Biz birbirimize bakmayı bıraktık.</strong></p>
<p dir="ltr"><span>Bir toplum, yalnızca aynı sınırlar içinde yaşadığı için toplum olmaz. Aynı marşı söylemek yetmez mesela. Aynı bayrağın altında yaşamak da yetmez bazen. <strong>Toplum olmak; birbirinin derdini yük bilmektir.</strong> Hiç tanımadığı bir insanın ağlamasına içinin sızlamasıdır. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Çünkü bugün sustuğun her adaletsizlik, <strong>yarın senin kapını çalabilir.</strong> İşsizlik yalnızca işsizlerin meselesi değildir. Eğitimde yaşanan adaletsizlik yalnızca öğrencilerin problemi değildir. Şiddet yalnızca mağdurun yükü değildir. <strong>Çünkü toplum dediğimiz şey, <em>acının nöbetleşe dolaştığı büyük bir insan hikâyesidir</em>.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Hayatın en acı gerçeği budur: Kimse yalnızca başkasının hikâyesini yaşamıyor bu ülkede. <strong>Bugün manşette gördüğün kişiyle arandaki tek fark, kaderin sana henüz sıra vermemiş olması olabilir.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Belki bu yüzden artık biraz daha az kibirli, biraz daha fazla vicdanlı olmak zorundayız. </span><span>Çünkü insanlar artık geçim sıkıntısından çok, anlaşılmamaktan yoruluyor. Herkesin içinde büyük bir kırgınlık dolaşıyor. Gençler yorgun. Anneler endişeli. Babalar suskun. <strong>Çocuklar bile olması gerekenden erken büyüyor bu ülkede.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Ve en kötüsü ne biliyor musunuz? İnsanlar artık birbirine güvenerek değil, birbirinden korunarak yaşamaya çalışıyor. <strong>Oysa bir ülkeyi ayakta tutan şey ekonomi kadar vicdandır da.</strong> Merhamettir de. Birbirine omuz vermeyi unutmayan insanlardır. <em><strong>Güzel kalpli insanlardır: </strong></em></span><span>Bizim bugün en çok onlara ihtiyacımız var.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Sosyal medyada alay etmeyi meziyet sanmayanlara… Bir felaketin altına kahkaha emojisi bırakmayanlara… Kendisi tokken başkasının açlığını düşünebilenlere… Çocukların korkmadan büyümesini isteyenlere… Haksızlık karşısında susmayı “akıllılık” saymayanlara…</span></p>
<p dir="ltr"><strong>Çünkü bu ülkeyi kurtaracak olanlar en güçlüler değil; hâlâ insan kalabilenler olacak.</strong></p>
<p dir="ltr"><span>Elbette yalnızca duygularla ayakta kalamayız. Bu ülkenin eğitime, adalete, üretime, refaha ve güvene de ihtiyacı var. Çocukların korkmadan büyüyebildiği, gençlerin hayal kurabildiği, insanların sevdiği mesleği yapabildiği bir düzen kurabilmek zorundayız. <strong>Eve ekmek götürmenin kahramanlık sayılmadığı; yaşamanın yalnızca hayatta kalmaya indirgenmediği günleri yeniden inşa etmek zorundayız.</strong> Bir insan tek başına dünyayı değiştiremez belki. <strong>Ama bir insan başka bir insanın karanlığını azaltabilir. Sonra bir başkası daha… Ve bir başkası daha…</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Ve belki bir gün, birbirimizin yarasına sırtımızı dönmek yerine omuz verdiğimizde; bu ülke yeniden nefes almaya başlayabilir. <em><strong>Çünkü bazen bir memleketi ayakta tutan şey, sadece güzel yürekli insanların hâlâ tükenmemiş olmasıdır.</strong></em></span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NELERI TAHAMMÜL ETTIN</title>
<link>https://fikirizleri.com/neleri-tahammul-ettin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/neleri-tahammul-ettin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a1165e380efd.webp" length="13914" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 23 May 2026 16:01:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Şirin Çukadar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>   Neleri tahammül etmedin acaba diye sorsam; etsen bir türlü ,etmesen bin türlü, etsen sabır olur etmezsen saygısız. Tahammül etmek demek onaylamadığın şeylere sabır göstermektir.</p>
<p>    Tahammül bazen kulağı sığır, gözü kör etmektir.  Edersen kazancın, etmezsen kaybın olur. Tahammül ettiğinde acaba mükafatın ne olur? Neye tahammülün yoksa yanındakinin de sana tahammülü azalır çünkü tahammülsüze haklı da olsa kimsenin tahammülü yoktur. Herkes susmanı bekler, sabretmeni bekler, çekmeni bekler. Her yükün altında sen kalırsın. Tahammül etmezsen bir de haksız çıkarsın, hele bir de kadınsan, yokluğa tahammül, acıya tahammül, derde tahammül, insana tahammül, tahammülsüze tahammül, geçimsize tahammül, bin bir türlüsüne tahammül edersin de artık yeter diye haykırcasına kendini ifade ettiğinde ise hiç kimse, onca tahammülüne rağmen, sana tahammül etmez bir de suçlu çıkarsın.</p>
<p>   Böyledir İnsanoğlu ,Sen iyiysen iyi oldukları, sen verirsen aldıkları, sen seversen sevdikleri, bunları yapmazsan ters teptikleri insanlar hayatımızda hep vardır. Ezenin ezdiği ezilenin hep çekmek zorunda kaldığı ya da bırakıldığı, sanki tahammül göreviymiş gibi etmezse bir de tepki aldığı, gözlerdeki yaşa tepkisiz kalındığı, bir dünyada yaşamaya mahkum edilmiş, sessiz çığlıklarını kimseye duyurmaya gücü yetmeyen tahammül edenler .</p>
<p>Bunca şeye tahammül edip de haklıysan eğer, hakkın olanı kimseye yedirme. Elbette insanız, tahammül sabır gerektiren ,hayatımızdaki olaylardır fakat tahammülün sınırını zorlayan olaylar senin sinirini de zorlar, gün gelir asabi biri oluverirsin, acıya tahammül edip acıtana teslim olmamalısın Kendin olarak yaşamak istiyorsan, tahammülün kendine olsun, hak etmeyenlere ya da hak etmediğin olaylara değil.</p>
<p>    Taşın bile tahammül edemeyeceğine sen tahammül gösterip taş olmamalısın.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HERKES HER ŞEYİN UZMANI OLDU</title>
<link>https://fikirizleri.com/herkes-her-seyin-uzmani-oldu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/herkes-her-seyin-uzmani-oldu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a10496ad23f0.webp" length="24798" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 22 May 2026 21:50:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Özge Güneş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Eskiden insanlar dert anlatırdı, şimdi teşhis koyuyor. Kimse üzgün değil artık; çocukluk travması var. Kimse kaba değil; narsist. Kimse yorgun değil; tükenmişlik sendromu yaşıyor.</span></p>
<p>İnsanlığın yerini terimler aldı.<br><span></span></p>
<p>Çok insani olan hâl ve hareketlerin birer ismi olması rahatsız edici geliyor bana. Düşünsenize… Bundan birkaç sene önce kadınların yaptığı altın günlerinde konuşulan, gülüp geçilen konuların şimdi herkesin dilinde teşhisleri var :)<br><span></span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Adam düpedüz kaba, nasıl davranacağını belki bilmiyor ama ilk harekette narsist damgası yiyor. Hayat eskiden de yorucuydu; herkes geçim derdinde koşturur, akşam evinde kanapeye yığılır kalırdı ama kimse tükenmişlik diye kendini ayrı bir dünyada sanmazdı.</span></p>
<p>Sıradan bir mevzuya bile üzülmeye hakkımız kalmadı. Belli edersek çocukluğumuza inmeye çalışıyorlar çünkü.<br><span></span></p>
<p>Peki bize ne oldu? Neden birdenbire herkes her şeyin uzmanı oldu? Bilgi çöplüğüne dönen telefonlarımız yüzünden mi, yoksa cahildik de uyandık mı? Veya daha beteri; gittikçe cahilleşip bunu kapatmaya mı çalışıyoruz?<br><span></span></p>
<p>İnsanız… Sadece insan…<br><span></span></p>
<p>Her hissettiğimize, her yaptığımıza bir anlam yüklemek ve karşımızdakini analiz etmek yerine; insana verilen en büyük özelliği kullanıp biraz düşünmek, düpedüz yaşamak için yeterli gibi geliyor bana…<br><span></span></p>
<p>Ama düşünürken bir takım terimleri kullanmak zorunda olmadığımızı hatırlatmak istedim sadece…<br><span></span></p>
<p>İnsan olmak, her duyguya akademik isim koymadan da mümkündü aslında.<br><span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BEN BİLMEZEM</title>
<link>https://fikirizleri.com/ben-bilmezem</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ben-bilmezem</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f661c793863.webp" length="21398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Bu satırlar, duymaktan çok anlamaya niyeti olanlara…<br>Aynı kelime, aynı cümle… Ama içinde ne çok anlam saklı.<br>Bazen bir şey anlatırsın; anlattığını sanırsın. Karşındaki duyar; anladığını sanır. Oysa arada koca bir boşluk vardır. Senin niyetin başka, onun algısı başka… İşte bu tezatın içinde sağlıklı iletişim kurmak çoğu zaman sandığımızdan çok daha zor. Bir de üslup var… Belki de işin en can alıcı noktası. Üslup, aynı cümleyi iyileştirir de, yaralar da. “‘İyi misin?’ demekle ‘abartıyorsun’ demek arasındaki fark küçüktür belki. Ama biri insanı konuşmaya davet eder, diğeri içine kapatır. Yanındayım demekle gerçekten yanında kalmak arasında fark vardır.<br>İnsan bunu cümlelerden değil, sessizlikten anlar. Günlük hayatta buna benzer o kadar çok örnek var ki  bakmak isteyen için her yerde… Bu örnekler tesadüf değil.<br>İlk kez nerede anlaşılıp anlaşılmadığımızı öğrendiğimiz yer, çoğu zaman evimizin içiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Kaçımız büyüdüğümüz evde gerçekten anlaşıldığımızı hissettik?<br>Büyüklerimiz çoğu zaman “senin iyiliğin için” diyerek, kendi doğrularını bize emanet etmeye çalıştı. Onlar için doğru olan buydu. Zaman geçti, biz uyandık… Kendimiz olmak istedik. İşte çatışma tam da orada başladı. Peki, hayatta tek bir doğru olmak zorunda mı? Kime göre? Neye göre? Ben hayata başka bir pencereden bakıyor olabilirim, sen başka bir pencereden...<br>Ben cam kirlendiğinde silmeyi seçerim, sen belki o kirden şikâyet edersin. Kimisi çözüm arar, kimisi şikâyetle oyalanır. Bu da bir bakış meselesidir. Zamanla insan, baktığı yerde kalır.<br>Bazı insanlar vardır; acılarından beslenir. Karanlık tanıdıktır, bırakmak istemezler. Sen değişmeye çalıştığında, hatta sadece denediğinde bile kendilerini seninle kıyaslarlar. Ve farkında olmadan seni de o karanlığa çekmek isterler. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Ama sen artık bilirsin… Bilmek her zaman özgürleştirmez. Bazen bilmek, insanı yalnız bırakır. Çünkü artık mazeretlerin yoktur. Bu bilgi seni yükseltmez; ağırlaştırır. Çünkü artık neyi görmezden geldiğini de bilirsin. Ve insan, bildiği yerde eskisi gibi kalamaz. Bu yüzden bazı yollar netleşir. Işığı arayana el uzatılır, evet. Çıkmak isteyene yol gösterilir. Ama karanlıkla yaşamayı seçenin yükünü taşımak zorunda değilsin. Bazen bırakmak gerekir. Tepki vermeyi bıraktığında bile bir şeyler değişir. Fark etmek… Başlı başına bir uyanıştır. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">O yüzden farkında ol dostum. Bazen mesele anlaşılmamak değildir.<br>Sadece herkes, duyabildiği kadarını alır. Ve bu, çoğu zaman bizim kontrolümüzde değildir. Herkesin penceresi başka bir manzaraya bakıyor. Ve bu, dünyayı daha zor değil; belki de daha anlamlı kılar. İşte asıl mesele de tam burada başlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">İşte bu noktada insan, kendini susturan bir kapıdan geçer.<br>Tasavvufta buna <b>“ben bilmezem</b><i>” zikri</i> denir. Bildiğini sandıklarını bırakıp hakikate alan açmaktır bu.<br>Çünkü bilmediğini kabul eden, artık fazlalıkları taşımak zorunda değildir.</span> <span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Bilmediğini bilenin, durduğu yer hakikate yakındır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Fark etmek bir uyanıştır.<br>Ama uyanıp yerinde kalmak bir tercihtir.”<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tefekkür ile Tevekkül Arasında: Düşüncenin Sorumluluğu, Teslimiyetin Huzuru</title>
<link>https://fikirizleri.com/tefekkur-ile-tevekkul-arasinda-dusuncenin-sorumlulugu-teslimiyetin-huzuru</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tefekkur-ile-tevekkul-arasinda-dusuncenin-sorumlulugu-teslimiyetin-huzuru</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a087480472ca.webp" length="40332" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Karanfiloğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tefekkür ile Tevekkül Arasında: Düşüncenin Sorumluluğu, Teslimiyetin Huzuru</p>
<p>— Sosyolog Halil Karanfiloğlu</p>
<p>İnsan, düşündüğü kadar derindir; teslim olduğu kadar huzurlu. Hayatın içinde çoğu zaman ya sadece düşünüyor ya da sadece bırakıyoruz. Oysa insanın iç yolculuğu, bu iki hâlin dengede buluştuğu yerde başlar: Tefekkür ve tevekkül.</p>
<p>Tefekkür; sadece düşünmek değildir. O, fark ederek düşünmektir. Yaşadığın bir olayı dışarıdan izler gibi incelemek, nedenlerini görmek, kendi payını fark etmek… Bir anlamda zihnin aynasında kendine bakmaktır. Sosyolojik açıdan bakıldığında tefekkür, bireyin toplumsal rollerden sıyrılıp öz benliğiyle temas kurduğu nadir anlardan biridir. Çünkü insan çoğu zaman çevresinin beklentileriyle düşünür; ama tefekkür ettiğinde, kendi hakikatine yaklaşır.</p>
<p>Tevekkül ise yanlış anlaşılan bir kavramdır. Çoğu kişi tevekkülü “bırakmak” zanneder. Oysa tevekkül, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu kabullenmektir. Yani sorumluluğu terk etmek değil, sonucu zorlamamaktır. Bu yönüyle tevekkül, insanın kontrol yanılsamasını bırakmasıdır.</p>
<p>Kuantum düşünce yaklaşımı bu iki kavramı farklı bir dille ama benzer bir özle anlatır. Düşünce, bir frekanstır. Ne düşündüğün, neye odaklandığın; hayatına hangi ihtimallerin yaklaşacağını belirler. Tefekkür burada devreye girer: Düşüncelerini fark etmeden onları değiştiremezsin. İçinde sürekli kaygı, korku, eksiklik konuşuyorsa, sen o frekansı yayıyorsundur.</p>
<p>Ama sadece düşünmek yetmez. İşte burada tevekkül devreye girer. Çünkü zihnin sürekli kontrol etme ihtiyacı, süreci kilitler. Kuantum bakış açısında bu, “direnç” olarak ifade edilir. Direnç varsa akış yoktur. Tevekkül, o direnci bırakmaktır.</p>
<p>Günlük hayattan basit bir örnekle bakalım. Bir anne düşünelim. Çocuğunun geleceği için sürekli kaygılanıyor, en iyi okullar, en iyi şartlar için çabalıyor. Bu çaba kıymetlidir; bu tefekkürün ve sorumluluğun bir parçasıdır. Ancak bu anne gece yatağa yattığında hâlâ “ya olmazsa, ya başaramazsa” düşünceleriyle uyuyorsa, burada tefekkür yerini kaygıya bırakmış demektir. Ve bu kaygı, çocuğa da geçer.</p>
<p>Eğer aynı anne elinden geleni yaptıktan sonra “ben görevimi yaptım, artık hayırlısı” diyebiliyorsa, işte orada tevekkül başlar. Bu cümle sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir frekans değişimidir. Kaygıdan güvene geçiştir.</p>
<p>Toplum olarak en büyük çelişkilerimizden biri de burada ortaya çıkar. Ya sadece düşünüp yoruluyoruz ya da hiç düşünmeden kader diyerek sorumluluktan kaçıyoruz. Oysa insanın olgunluğu, bu ikisini birlikte taşıyabilmesidir. Düşünmek ama boğulmamak… Çabalamak ama takılı kalmamak…</p>
<p>Tefekkür seni uyandırır. Tevekkül seni rahatlatır.</p>
<p>Tefekkür yönünü gösterir. Tevekkül yolunu açar.</p>
<p>Kuantum düşünce diliyle söyleyecek olursak:</p>
<p>Tefekkür frekansını seçmektir, tevekkül o frekansa güvenmektir.</p>
<p>Sonuçta hayat, sadece yaptıklarımızdan değil; yaptıklarımızı hangi bilinçle yaptığımızdan şekillenir. İçinde farkındalık varsa yolun açılır. İçinde güven varsa o yol seni yormaz.</p>
<p>Ve belki de en sade haliyle şu cümlede buluşur her şey:</p>
<p>Düşün, fark et, elinden geleni yap…</p>
<p>Sonra bırak, çünkü hayat seninle birlikte akmak ister.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fabrika Günlüğü &amp;1</title>
<link>https://fikirizleri.com/fabrika-gunlugu-1</link>
<guid>https://fikirizleri.com/fabrika-gunlugu-1</guid>
<description><![CDATA[ İnsan ekmeği için savaşırken aslında karakterini de büyütüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a09c09f45d5d.webp" length="70552" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 14:40:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bilal Filiz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Fabrika Günlüğü — 1</p>
<p>“Tozun İçindeki Hayaller”</p>
<p>Sabah yine hava aydınlanmadan çıktım yola.</p>
<p>Sokak sessizdi ama insanın içi hiçbir zaman sessiz olmuyor.</p>
<p>Bir cebimde yorgunluk, diğer cebimde geçim derdi…</p>
<p>Yürüdüm fabrikanın yoluna doğru.</p>
<p>Fabrikanın kapısından girince değişiyor insan.</p>
<p>Sanki dışarıdaki hayat başka, içerideki hayat başka.</p>
<p>Makine sesleri konuşuyor önce.</p>
<p>Sonra toz karışıyor üstüne, emeğin kokusu siniyor insanın ellerine.</p>
<p>Bazıları fabrikayı sadece çalışılan bir yer sanıyor.</p>
<p>Oysa burada herkesin içinde ayrı bir hikâye var.</p>
<p>Kiminin borcu var, kiminin sustuğu acısı…</p>
<p>Kimi çocuğu için dayanıyor, kimi hayalleri için.</p>
<p>Bazen çay molasında dalıp gidiyorum.</p>
<p>Bir bardak çayın buharında bile insan geçmişini görebiliyor.</p>
<p>Yorulduğumu hissediyorum ama vazgeçmeyi hiç düşünmüyorum.</p>
<p>Çünkü emek, insanın alnına yazdığı en dürüst cümledir.</p>
<p>Akşam olunca üstümüzde sadece tuğla tozu olmuyor.</p>
<p>Biraz hayat yükü, biraz sessizlik, biraz da içimize attığımız şeyler oluyor.</p>
<p>Ama yine de şunu öğrendim:</p>
<p>İnsan ekmeği için savaşırken aslında karakterini de büyütüyor.</p>
<p>— Yazar Bilal Filiz</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gitmek ve Kalmak</title>
<link>https://fikirizleri.com/gitmrk-ve-kalmak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gitmrk-ve-kalmak</guid>
<description><![CDATA[ Bir yerde sevgi bittiyse kalmanın anlamı yok, sevgi gerçekten varsa gitmenin yolu yok. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0cda4c940e0.webp" length="16592" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 12:04:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Cihan Butak</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gitmek ve Kalmak</p>
<p>Gelin 2010 yılına gidelim…<br>Biraz maziden esinlenerek ve Rahmetli Erdal Tosun’un son yıllarda bütün sosyal medya mecralarında yeni yeni anlaşılan o müthiş repliğinden yola çıkarak "gitmek ve kalmak" üzerine düşünelim beraber.<br>Ben de size gitmek mi,<br>yoksa kalmak mı? diye sorayım yazımın sonunda.<br>Yıl 2010 Rina’ filmi gösterimde "Memo" karakterine can veriyor Erdal Abi. Araştırdım asıl replik o değil, ekliyor kendi. <br>"Gitmek cesaret ister ufaklık. Gideceğin yer neresi olursa olsun; sevdiklerinle arana mesafe girince, varış yerinin hiçbir anlamı kalmaz."<br>Diyor bir geminin arkasından bakarak ve ekliyor:<br>'Vedalaşmak da zor iştir biliyor musun? Gitmek mi zordur, kalmak mı bilmem ama asıl zor olan, vedalaşmaktır." Yanında oturan küçük çocuğa.<br>Bence bu sözler, gidişin sadece bavulunu toplayıp bir yerden ayrılmak olmadığını, arkada bırakılanların ve göze alınan belirsizliğin ağırlığını anlatır.Çok da güzel anlatır.İnsanı alır götürür fikrimce. Şimdi nereden çıktı bu gitmek-kalmak diyen okuyucu sen hiç gitmedin mi? <br>Arkana baka baka.Ya da kalmadın mı, hiç kalmak istemediğin şartlarda?<br>Ama işin en zor tarafı şudur:<br>Gitmek cesaret ister, kalmak ise sabır.</p>
<p>Kimi insanlar giderken hafifler. Arkasına bakmadan yürür, geçmişi bir tren camından izler gibi izler. Kimi insanlar ise kalmayı seçer. Çünkü sevmenin biraz da dayanmak olduğuna inanırlar. Her kırgınlığın onarılabileceğini, her sessizliğin bir gün konuşacağını düşünürler.</p>
<p>Oysa hayat bize şunu öğretir:<br>Bazı insanlar gitmek için gelir, bazılarıysa kalmayı hiç beceremez.</p>
<p>Bir insanın yanında kalması, sadece bedeniyle aynı ortamda bulunması değildir. Kalmak; zor zamanda omuz olmak, susarken bile anlaşılmak, “buradayım” diyebilmektir. Gitmek ise bazen bir vedadan bile sessiz olur. İnsan bir gün fark eder; konuşmalar azalmış, gözler başka yerlere dalmış, aynı masada oturan iki yabancı olmuşlar.</p>
<p>Belki de en büyük kırgınlık, gidenlere değil…<br>Kalıyor gibi yapıp çoktan gitmiş olanlaradır.</p>
<p>Ve insan yaş aldıkça şunu anlıyor:<br>Her giden kayıp değildir, her kalan da huzur değildir. Bazen gitmek kendini kurtarmaktır, bazen kalmak kendinden vazgeçmek…</p>
<p>Şimdi dönüp hayatımıza baktığımızda hepimizin içinde yarım kalmış bir “gitmek” ya da gecikmiş bir “kalmak” vardır. Kimimiz bir trene geç kalmışızdır, kimimiz yanlış istasyonda yıllarca beklemişizdir.</p>
<p>Ama ne olursa olsun…<br>İnsan en sonunda şunu öğreniyor:<br>Bir yerde sevgi bittiyse kalmanın anlamı yok, sevgi gerçekten varsa gitmenin yolu yok.<br>Şimdi soruyorum size<br>Gitmek mi?<br>Kalmak mı?<br>Eyvallah…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kitap Önerisi &amp; İm</title>
<link>https://fikirizleri.com/kitap-onerisi-im</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kitap-onerisi-im</guid>
<description><![CDATA[ Bazen söyleyemediklerimiz, kelimelerden daha çok şey anlatır. Mevlüde Topçu’nun ilk romanı İM – En Çok Söyleyemediklerim Anlattı Beni, tam da bu suskunlukların ardındaki dünyayı okura açıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f553568163b.webp" length="29294" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 19 May 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bazen söyleyemediklerimiz, kelimelerden daha çok şey anlatır. Mevlüde Topçu’nun ilk romanı İM – En Çok Söyleyemediklerim Anlattı Beni, tam da bu suskunlukların ardındaki dünyayı okura açıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Roman; şiirsel bir dil, metaforlarla örülü sahneler ve derin semboller üzerinden ilerliyor. “Apartmanın sakinleri” olarak karşımıza çıkan karakterler aslında içimizdeki farklı duyguları temsil ediyor: kaygı, korku, yalnızlık, sevgi, özgürlük… Böylece roman, okuru kendi iç dünyasının kat kat odalarında dolaştırıyor. İm karakteri ise hem bir yol gösterici hem de yazarın iç sesini yansıtan güçlü bir figür olarak karşımıza çıkıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Topçu, sıradan gibi görünen anların bile anlatılmaya değer olduğuna inanıyor. Bu inanç, satır aralarında kendini gösteriyor:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Düzeltmek, senin en büyük fırsatın.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Duygularla baş etmek için evrensel bir reçete yoktur.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Bir küçük kıvılcımdır mumun aydınlanmasına yeten. Yeter ki kıvılcımını bul; ışık da sende, ateş de sende.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kitap, okura sadece bir hikâye sunmuyor; aynı zamanda kendi içsel yolculuğuna çıkma daveti veriyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yazar Hakkında<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 150%; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Mevlüde Topçu, 1983 yılında Denizli’nin Kızılcabölük kasabasında doğdu. Öğrenim hayatını Denizli’de tamamladıktan sonra Celal Bayar Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Kısa bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra bir kamu bankasında çalışmaya başladı. Evli ve iki çocuk annesi olan Topçu, yazmaya çocukluk yıllarında başladı. Onun için yazmak yalnızca kelimeleri değil, kalbini de insanlara açmanın bir yoluydu. Bugün hâlâ aynı heyecanla yazıyor; sıradan görünen anların bile anlatılmaya değer olduğuna inanıyor ve iç dünyasını okuyucularla paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyuyor.</span><o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gerçek Aşkın Mezarı Kalptir</title>
<link>https://fikirizleri.com/gercek-askin-mezari-kalptir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gercek-askin-mezari-kalptir</guid>
<description><![CDATA[ Ve bazı insanlar vardır…  
Ölürler ama senden hiç gitmezler. 
Çünkü gerçek aşkın mezarı olmaz.   ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69db47b88f28c.webp" length="47050" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 18 May 2026 17:06:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Birim Özer Sili</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün sevdiğin insanın sesini son kez duyacağını bilmeden konuşuyorsun…  <br>Son kez “kendine dikkat et” dediğini, son kez sarıldığını, son kez gözlerinin içine baktığını bilmeden…<br>İnsan en çok bunu kaldıramıyor.  Bir vedaya hazır olamadan ayrılmayı…Şimdi onsuz geçen her gün, biraz daha eksik.  <br>Sanki dünya dönüyor ama senin hayatın bir yerde durmuş gibi…  <br>Herkes yaşamaya devam ederken sen, onun gittiği o günde kalmışsın gibi… <br>Bazen gece yarısı uyanıyorsun.  <br>Bir anlığına her şey rüyaymış sanıyorsun.  <br>Elin telefona gidiyor… Sonra hatırlıyorsun.  <br>Artık arayamayacağını…  <br>Sesini duyamayacağını…  <br>“Ben buradayım” diyemeyeceğini.. İşte insanın içi tam orada parçalanıyor. Çünkü bazı insanlar ölünce toprağa gömülmüyor sadece…  <br>Onlarla birlikte senin gülüşün, heyecanın, yaşama sevincin de gömülüyor.<br>Bir kahve içerken…  Bir şarkı duyunca…  <br>Yolda ona benzeyen birini görünce…  <br>Kalbin hâlâ onu arıyor.<br>Ve kimse bilmiyor.. Güçlü görünmeye çalışan insanların, geceleri sessizce nasıl dağıldığını…Fotoğraflarına bakıp ağlamamaya çalışıyorsun.  Ama bir insanın yokluğunu hiçbir şey dolduramıyor.  <br>Çünkü aşk alışkanlık değilmiş…  Birinin nefesini kendi hayatın gibi benimsemekmiş. Şimdi herkes “zamanla geçer” diyor.         Ama geçmiyor…  <br>Sadece acın seninle yaşamayı öğreniyor. Ve bazı insanlar vardır…  <br>Ölürler ama senden hiç gitmezler. <br>Çünkü gerçek aşkın mezarı olmaz.  <br>Sadece kalbinin içinde hiç kapanmayan bir yeri olur…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Manevî Ablama Sessiz Bir Vefa Yazısı</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-manevi-ablama-sessiz-bir-vefa-yazisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-manevi-ablama-sessiz-bir-vefa-yazisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f55a9f74d0f.webp" length="26442" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 18 May 2026 05:20:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h1 align="center" style="text-align: center; text-indent: 1.0cm;"><span style="color: black; mso-themecolor: text1;">Bir Manevi Ablama Sessiz Bir Vefa Yazısı</span></h1>
<h1 align="center" style="text-align: center; text-indent: 1.0cm;"><span style="color: black; mso-themecolor: text1;">Hocama…<o:p></o:p></span></h1>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bazı tanışmaların bir başlangıç anı yoktur, takvimde işaretlenmiş bir günü yoktur, “işte burada tanıştık” diye anlatabileceğiniz bir fotoğrafı bile olmaz, sadece kalabalığın içinde kaybolabilecek küçük bir mesaj, sıradan bir selam, bir destek cümlesi vardır ve insan o anda bunun hayatında neyi değiştireceğini asla bilemez, benim için de öyle oldu, adını bugün bile hatırlayamadığım bir WhatsApp grubunda bir destek çağrısı düşmüştü ekrana, bir çocuk kitabı yarışmadaydı, “paylaşır mısınız, destek olur musunuz” denmişti, ben de hiç düşünmeden “linki gönderirseniz seve seve oy veririm, böyle güzel niyetlere destek olmak hepimiz için onurdur” yazmıştım, o kadar, ne bir plan ne bir beklenti ne de uzun sürecek bir bağın ilk adımı olduğunu bilmek, sadece içimden gelen bir cümle, ardından teşekkür ettiniz, link gönderdiniz, “gruplarınızda paylaşırsanız mutlu olurum” dediniz, ben paylaştım, dua ettim, hatta özellikle “hocam lütfen bilin ki bunu bir karşılık için yapmıyorum” diye yazdığımı hatırlıyorum, çünkü içimde hep temiz bir niyet olsun istiyordum, bugün dönüp bakınca anlıyorum ki belki de o temiz niyet bu bağın en sağlam temeli oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Sonra mesajlar uzadı, kitaplar konuşuldu, yayınlar paylaşıldı, okuduğumuz yazarlardan bahsettik, siz kendi yazılarınızı gönderdiniz, ben kendi notlarımı anlattım, bir süre sonra konuşmaların tonu değişti, resmiyet yumuşadı ama saygı hiç azalmadı, hep “hocam” diye hitap ettim, siz de aynı şekilde, fakat o hitapların içinde garip bir yakınlık vardı, insan bazen yıllardır tanıdığı biriyle bile bu kadar rahat konuşamazken sizinle sanki eski bir tanıdıkla yazışıyor gibiydim, günün herhangi bir saatinde yazabiliyor, okuduğum bir satırı heyecanla paylaşabiliyor, “şunu dinledim, çok etkilendim” diyebiliyordum, bu rahatlık zor bulunur bir şey.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Roman dosyamı ilk kez gönderdiğim günü hiç unutamıyorum, insan yazdıklarını birine yollarken aslında kalbini yolluyor, eksiklerini, acemiliğini, hatalarını, korkularını teslim ediyor, kimseye kolay kolay yapılmaz bu, ama size gönderirken içimde tuhaf bir güven vardı, sanki eleştirilmekten korkmuyordum, çünkü kırılmayacağımı biliyordum, sonra uzun bir mesaj geldi sizden, sadece “güzel olmuş” demediniz, tek tek baktınız, “burada iki nokta olmaz hocam”, “şurada kelime eksik”, “noktalama gözüme çarpıyor ama konu çok güçlü”, “merak uyandırıyor”, “devamı okutuyor”, hem eleştirdiniz hem cesaret verdiniz, o dengeyi o kadar güzel kurdunuz ki ben ilk defa yazdıklarımın gerçekten ciddiye alındığını hissettim, biri vakit ayırıp satır satır okuyorsa artık o kişi sıradan bir okur değildir, orada bir emek vardır, bir sahiplenme vardır, o gün içimden “iyi ki göndermişim” dedim, çünkü ilk kez birinin bana editör gözüyle ama kalp incitmeden yaklaştığını gördüm.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Zamanla paylaşımlar sadece yazıyla sınırlı kalmadı, hayatın içi de karıştı işin içine, yorgun olduğum günlerde “çok yormayın kendinizi hocam”, hasta olduğumda “dinlenin beden uyarır”, bir yayın öncesi heyecanlandığımda “güzel geçecek inşallah” gibi cümleler geldi sizden, bunlar küçük gibi görünür ama insanın kalbinde büyük yer eder, çünkü hissedersiniz, biri gerçekten sizi düşünüyor, formalite değil, içten.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bir gün sohbet arasında çok doğal bir şekilde “ben de sizin manevî ablanız sayılırım hocam” dediğinizi hatırlıyorum, belki siz farkında değildiniz ama o cümle bende uzun süre kaldı, çünkü düşündükçe yerli yerine oturdu, gerçekten de öyle olmuştu, yazılarımı, planlarımı, kararsızlıklarımı, hatta aile içi meseleleri bile rahatça paylaşıyordum, insan bunu herkese yapamaz, birine iç dünyasını açabiliyorsa orada kan bağı olmasa da gönül bağı vardır, ben de o günden sonra sizi içimde hep öyle konumlandırdım, saygıyla, mesafeyi koruyarak ama kalben çok yakın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bu bağı en derin hissettiğim yer ise Burhan oldu, bir akşam “Hocam Burhan hazır mı, arayayım mı” diye yazdığınızda gerçekten durup ekrana bakmıştım, çünkü bir insan başkasının çocuğunun okuma saatini soruyorsa bu artık dostluk değil aileliktir, sadece “okuyor mu” demediniz, plan yaptınız, “aynı saat olsun düzen kurulsun”, “hızlı değil anlayarak okusun”, “bir dakikada kaç kelime okuyor not alalım bir ay sonra tekrar ölçelim”, “sessiz okuma da yapsın anlaması gelişsin”, “yaşına uygun kitapları kendi seçsin sevmeden olmaz” dediniz, ben bazen babası olarak bu kadar sistemli takip etmezken siz uzaktan bir öğretmen titizliğiyle, bir abla şefkatiyle ilgilendiniz, “Hazır mı hocam”, “arayayım mı”, “not alalım”, “ilerlemesini ölçelim” gibi cümleleriniz o kadar samimiydi ki içimden “bu gerçekten bizim aileden biri gibi” dedim, çünkü insan başkasının çocuğuna ancak içten bir sorumluluk hissediyorsa bu kadar emek verir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bu arada yazmayı bırakmayı düşündüğüm zamanlar da oldu, yorulduğum, kararsız kaldığım, “acaba bana göre değil mi” dediğim günler, tam o dönemlerde gelen “kaleminiz çok güçlü hocam sakın bırakmayın” gibi cümleleriniz beni tekrar masaya oturttu, belki sizin için sıradan bir teşvikti ama benim için yön değiştirici bir destekti, insan bazen bir cümleyle ayakta kalıyor, siz farkında olmadan o cümleleri çok kurdunuz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Fikirizleri’ne katılmamda, yeni ortamlara girmemde, yazılarımı daha çok paylaşmamda da hep bir cesaret vardı tarafınızdan, “buraya da bakın hocam”, “katılsanız iyi olur”, “devam edin”, bu cümleler küçük görünür ama bir yazarın yolunda büyük eşiklerdir, çünkü insanın en çok ihtiyacı olan şey teknik bilgi değil, arkasında biri olduğunu bilmektir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bugün en başa dönüp bakıyorum, sadece bir destek mesajıyla başlamış her şey, ben bir kitaba oy vermişim, siz benim hayatıma omuz vermişsiniz, yazılarımı büyütmüşsünüz, beni eleştirmişsiniz, cesaretlendirmişsiniz, çocuğumun okumasını takip etmişsiniz, yorgunluğumu fark etmişsiniz, sevincimi paylaşmışsınız, fark ettirmeden hayatımın en iç yerine yerleşmişsiniz, bazı insanlar gerçekten gürültü yapmadan gelir ve insanın kaderine karışır, siz benim için tam olarak böyle birisiniz hocam, bu yazıyı bir teşekkür olsun diye değil, bir hatıra olsun diye yazıyorum, yıllar sonra dönüp baktığımda “hayatımda böyle bir insan vardı ve iyi ki vardı” diyebilmek için, çünkü bazı insanlar unutulmaz, bazı insanlar yazıya emanet edilir, siz de benim hayatımda yazıya emanet etmek istediğim en kıymetli insanlardan birisiniz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Zaman geçtikçe şunu daha net fark etmeye başladım hocam, bazı insanlar hayatımıza girer ve sadece konuşur, bazıları girer ve sadece dinler, bazıları da vardır ki sessizce omzunuzda durur, siz düştüğünüzü bile anlamadan sizi tutar, sizinle aralarında büyük cümleler kurulmaz, “ben yanındayım” demezler ama varlıkları zaten başlı başına bir dayanaktır, siz de benim hayatımda tam olarak böyle bir yerde durdunuz, ne abartılı övgüler vardı ne yapay bir yakınlık ne de zoraki bir samimiyet, her şey doğal akışında ilerledi, ama o doğallığın içinde çok derin bir sahiplenme vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bazen gece geç saatlerde yazdığım bir metni gönderiyordum, “müsait olduğunuzda bakarsınız hocam” diyordum, sabah uyandığımda uzun uzun okunmuş, notlar alınmış, cümle cümle değerlendirilmiş bir mesaj buluyordum, insan bunu görünce ister istemez durup düşünüyor, kendi kendime “ben bile bu kadar dikkatle okumazdım” dediğim oluyordu, bir yazıyı sadece okumak başka bir şey, o yazının daha iyi olması için uğraşmak bambaşka bir şey, siz hep ikincisini yaptınız, hep emek verdiniz, hep ciddiye aldınız, belki de bu yüzden yazarken artık daha az korkmaya başladım, çünkü içimde şöyle bir güven oluştu, “hocam okursa zaten doğruyu söyler”, bu çok büyük bir rahatlıktı benim için.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bir de şunu çok net hatırlıyorum, bazı yazılarımı attığımda sadece teknik yorum yapmıyordunuz, duygusuna da dokunuyordunuz, “bu satır çok kalpten gelmiş hocam”, “burada kendinizi saklamamışsınız”, “burası çok samimi olmuş” gibi cümleler kuruyordunuz, yani sadece kelimeleri değil beni okuyordunuz, bu çok nadir bir şeydir, insanı yazısından tanımak ve ona göre konuşmak, belki de bu yüzden size bir şey anlatırken kendimi açıklamak zorunda hissetmiyordum, zaten anlaşıldığımı biliyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Zamanla fark ettim ki yazılarımı ilk görmek istediğim kişi siz oluyorsunuz, bir metin bitiyor, içimden otomatik olarak “hocama göndereyim” diyorum, bu bir alışkanlık değil, bir güven refleksi, insan en kırılgan hâlini ancak güvendiği birine gösterir, ben de en ham hâlimi, en eksik hâlimi rahatça size gönderebiliyordum, çünkü hiçbir zaman küçümsenmeyeceğimi, yargılanmayacağımı biliyordum, sadece “daha iyi nasıl olur” diye bakılacağını biliyordum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bir ara dönüp düşündüğümde şunu fark ettim hocam, hayatımda birçok insanla yazı konuştum, birçok kişi “güzel yazıyorsun” dedi, ama gerçekten gelişmem için uğraşan çok az insan oldu, siz ise sanki kendi yazınızmış gibi ilgilendiniz, hatta bazen benden daha çok ciddiye aldınız, bu insanın omuzlarına hem sorumluluk hem de kıymet duygusu yüklüyor, “biri bu kadar emek veriyorsa ben de bırakmamalıyım” diyorsunuz, galiba en çok bunu yaptınız bana, bırakmamı engellediniz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Burhan meselesi zaten kalbimde ayrı bir yerde duruyor ama onun dışında da hayatın birçok küçük anında vardınız, bir gün bir tiyatro provasından bahsettim, heyecanımı paylaştım, “çok yakışır hocam size” dediniz, bir gün moralim düşüktü, iki satırla toparladınız, bazen sadece “okudum hocam” yazıyordunuz ama o “okudum” kelimesi bile yetiyordu, çünkü gerçekten okuduğunuzu biliyordum, göstermelik değildi, insanın en çok ihtiyacı olan şey de bu galiba, görülmek.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bir süre sonra şunu hissetmeye başladım, yazı yolculuğumda yalnız değilim, birileri uzaktan bakıyor, takip ediyor, düşersem kaldıracak biri var, bu his insanı çok değiştiriyor, daha cesur yazıyorsunuz, daha açık yazıyorsunuz, kendinizi saklamıyorsunuz, çünkü arkanızda anlayacak bir göz var, işte ben o gözü hep sizde buldum hocam.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bazen düşünüyorum da, eğer o gün o grupta o mesajı yazmasaydım ne olurdu diye, belki yine yazardım, belki yine bir yerlere gelirdim, ama bu kadar emin adımlarla yürüyemezdim, bu kadar güvende hissedemezdim, çünkü insanın yolculuğunda bazen bir rehbere ihtiyacı oluyor, siz benim için tam olarak öyle bir yerde durdunuz, yol göstermediniz belki ama “yürüyün hocam, ben buradayım” dediniz, en kıymetlisi de buydu zaten.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Şimdi geriye dönüp baktığımda tanışmamızın bir “tesadüf” olduğuna inanamıyorum, sanki hayatın bir yerinde yollarımızın kesişmesi gerekiyormuş gibi geliyor, bazı insanlar vardır, geçer gider, bazıları vardır, iz bırakır, siz benim hayatımda iz bırakanlardan oldunuz, hem kalemimde hem evimde hem kalbimde, bunu belki günlük hayatta çok söylemiyorum ama içimde hep şu cümle var, iyi ki varsınız hocam, iyi ki o gün o mesajı yazmışım, iyi ki yollarımız kesişmiş.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Zamanın nasıl geçtiğini bazen mesajların tarihine bakınca anlıyorum hocam, aylar geçmiş, mevsimler değişmiş, ben bir sürü şey yaşamışım ama konuşmalarımıza bakınca aradaki bağın hiç değişmediğini görüyorum, ilk günkü saygı, ilk günkü samimiyet, ilk günkü içtenlik olduğu gibi duruyor, hatta daha da derinleşmiş, insan bazı ilişkilerin zamanla eskimesine alışık, heyecanı azalır, cümleler kısalır, mesafeler artar, ama bizim sohbetlerde tam tersi oldu, sanki her geçen gün biraz daha yerleşti, biraz daha köklendi, biraz daha aileden biri hâline geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bir ara şunu fark ettim hocam, gün içinde başıma gelen herhangi bir şeyi içimden size anlatıyormuşum gibi düşünüyorum, “hocam bunu görse ne derdi”, “bunu anlatsam gülerdi”, “şu yazıyı göndersem yorum yapardı”, bu çok tuhaf ama çok sıcak bir his, insan bunu ancak çok güvendiği birkaç kişi için hisseder, çünkü bilir ki yanlış anlaşılmayacak, küçümsenmeyecek, lafın altı oyulmayacak, ben de size bir şey yazarken hiç kendimi savunmak zorunda hissetmedim, cümleleri süslemeye çalışmadım, olduğum gibi yazdım, çünkü olduğum gibi kabul edildiğimi hissettim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bir de sizde çok sevdiğim bir şey vardı hocam, hiçbir zaman yukarıdan konuşmadınız, hiçbir zaman “ben daha iyi bilirim” tavrı olmadı, hep yan yana durdunuz, sanki aynı sırada oturan iki öğrenci gibiydik, birlikte öğreniyor, birlikte büyüyorduk, bu yüzden söyledikleriniz nasihat gibi değil, yol arkadaşlığı gibi geliyordu, insan en çok buna kulak verir zaten, tepeden gelen söze değil, yanında yürüyenin sesine.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Mesajlarımızın arasında bazen çok küçük görünen ama benim içimde büyük yer eden anlar var, mesela sadece “okudum hocam” yazdığınız günler, kimse için sıradan bir cümle, ama benim için bir işaret gibi, “yalnız değilsiniz, biri yazdıklarınızı görüyor”, ya da bir sabah attığınız “günaydın hocam” mesajı, ya da bir cümlenin altını çizip “burayı çok sevdim” demeniz, bunlar belki dışarıdan bakınca fark edilmez ama bir yazarın iç dünyasında çok derin yerlere dokunur, çünkü yazı biraz yalnızlıktır, insan çoğu zaman boşluğa konuşur gibi hisseder, ama biri gerçekten dinliyorsa o yalnızlık azalır, ben o azalmayı hep sizinle hissettim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Şunu da itiraf etmeliyim hocam, bazı dönemler yazdıklarımı ilk sizin görmemeniz bana eksiklik gibi gelmeye başladı, sanki bir şey yarım kalmış gibi, bir metni yazıp size göndermeyince tamamlanmamış hissediyordum, bu aslında farkında olmadan sizi yolculuğumun bir parçası yapmam demekti, sadece okuyan değil, sürecin içinde olan bir parça, bir tanık, bir destek, belki de bu yüzden “manevî abla” ifadesi bende bu kadar yer etti, çünkü gerçekten abla gibi durdunuz hayatımda, gerektiğinde eleştiren, gerektiğinde cesaret veren, gerektiğinde sadece dinleyen.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bazen kendi kendime şunu düşünüyorum hocam, insan hayatında çok kişi tanıyor ama çok az kişi kalbine yerleşiyor, çoğu insan gelir geçer, isimler unutulur, sohbetler silinir, ama bazıları vardır, hafızadan değil kalpten hatırlanır, siz benim için hep o ikinci grupta oldunuz, çünkü sadece konuşmadık, birlikte bir süreç yaşadık, yazılarımın büyüdüğüne, cesaretimin arttığına, Burhan’ın kelimelerinin çoğaldığına, benim daha çok kendim olduğuma birlikte şahit olduk, bu şahitlik bile başlı başına bir bağ aslında.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Şimdi dönüp ilk güne bakıyorum, o küçük destek mesajına, o basit “link atın hocam” cümlesine, insan gülümsüyor, koca bir hikâye o minicik cümlenin içinden çıkmış, bazen kader gerçekten böyle çalışıyor galiba, büyük kapıları küçük kelimeler açıyor, ben bir kitaba destek olduğumu sanmıştım, meğer Rabbim bana bir yol arkadaşı, bir rehber, bir manevî abla nasip ediyormuş, bunu sonradan anlıyor insan.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bu satırları yazarken içimde tek bir his var hocam, minnet, abartısız, gösterişsiz, sessiz bir minnet, iyi ki yollarımız kesişmiş, iyi ki yazılarımı size göndermişim, iyi ki eleştirmişsiniz, iyi ki cesaret vermişsiniz, iyi ki Burhan’ı sormuşsunuz, iyi ki “devam edin hocam” demişsiniz, belki siz yaptıklarınızı sıradan görüyorsunuzdur ama benim hayatımda bıraktığı iz hiç sıradan değil, bazı insanlar unutulmaz, bazı insanlar hayatın en temiz yerinde saklanır, siz benim için hep orada kalacaksınız hocam, kalbimin en saygılı, en müteşekkir yerinde.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bazen insan bazı duyguları yüksek cümlelerle anlatamaz hocam, ne kadar süslerseniz o kadar eksik kalır, ne kadar büyütürseniz o kadar yapaylaşır, bazı hisler sadece sade bir teşekkür gibi durur insanın içinde, sessiz ama derin, ben de bugün geriye dönüp baktığımda tam olarak böyle hissediyorum, hayatımın içinden geçen onca insan arasında bazı isimler silikleşmiş, bazı sohbetler unutulmuş, bazı yüzler bulanıklaşmış ama bazıları var ki sanki hep aynı netlikte duruyor, yıllar geçse de değişmeyecek gibi, siz benim hafızamda öyle bir yerde duruyorsunuz hocam, ne bir kalabalığın içinde kayboluyorsunuz ne de hatıraların arasında siliniyorsunuz, aksine her hatırlayışta biraz daha kıymetleniyorsunuz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">İnsan bazen düşünüyor, “ben bu yolda tek miydim” diye, sonra dönüp izlere bakıyor, meğer hiç tek yürümemiş, birileri uzaktan dua etmiş, birileri yazdığını okumuş, birileri “devam et” demiş, birileri düştüğünde fark ettirmeden tutmuş, işte o görünmeyen eller olmasa belki yol da yarım kalacakmış, ben bugün kalemimle ilgili neye güveniyorsam, yazarken ne kadar cesursam, oğlumun okuma defterinde gördüğüm her küçük ilerlemede ne kadar huzurluysam, bütün bunların içinde sizin de payınız olduğunu çok net biliyorum, bu yüzden bu satırlar bir teşekkürden çok bir teslim gibi, “hakkınızı inkâr edemem” demek gibi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Belki günlük hayatta bu kadar uzun uzun konuşulmuyor bunlar, belki bir mesajın içine sığmıyor, belki sadece “Allah razı olsun hocam” deyip geçiyoruz, ama insanın kalbinde bazı cümleler büyüyor, yıllarca orada kalıyor, işte bu yazı biraz da o birikmiş cümlelerin hâli, size duyduğum saygının, minnetin, muhabbetin yazıya dökülmüş şekli, çünkü bazı insanlar söylenmeden bırakılmamalı, bazı insanlar hayattayken bilinmeli, “iyi ki varsınız” denmeli.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Şuna bütün kalbimle inanıyorum hocam, bazı tanışmalar tesadüf değil, insanın yoluna birileri özellikle çıkarılıyor, biri kalemine dokunsun diye, biri yorgunken omzuna el koysun diye, biri çocuğuna sahip çıksın diye, biri “yalnız değilsin” hissini versin diye, siz benim hayatımda tam olarak böyle bir yere denk geldiniz, belki siz sıradan bir destek olarak gördünüz yaptıklarınızı ama benim hikâyemde yeri hiç sıradan değil.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">O yüzden bugün içimden sadece şu geçiyor hocam, iyi ki o gün o mesajı yazmışım, iyi ki sizi tanımışım, iyi ki yollarımız kesişmiş, iyi ki hayatımda “manevî ablam” diyebileceğim bir gönül bağı olmuş, Rabbim sizi hep hayırla karşılaştırsın, kalbinizdeki iyiliği eksiltmesin, nasıl benim yoluma ışık olduysanız sizin yolunuzu da hep aydınlık etsin, ve yıllar sonra bile dönüp baktığımda aynı cümleyi kurabileyim istiyorum, “iyi ki varsınız hocam.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Bugün geriye dönüp baktığımda hocam, uzun uzun cümleler kurmak istemiyorum aslında, bazı duygular anlatılmıyor, sadece kalpte duruyor, siz benim hayatımda tam olarak öyle bir yerdesiniz, adı konulmadan kıymetli, gösterilmeden derin, sessiz ama çok güçlü. İyi ki yollarımız kesişmiş, iyi ki sizi tanımışım, iyi ki yazılarımı, dertlerimi, sevinçlerimi gönül rahatlığıyla paylaşabildiğim bir “hocam”ım olmuş.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Rabbim kalbinize koyduğu o merhameti eksiltmesin, emeğinizi bereketlendirsin, adımlarınızı hayırla kolaylaştırsın, hanenize huzur, ömrünüze sağlık, gönlünüze ferahlık versin. Evladınızla, ailenizle hep yüzünüz gülsün, yetiştiğiniz her insandan size dua dönsün, iyiliğiniz kat kat size ulaşsın. Allah sizi hem dünyada hem ahirette güzel insanlarla karşılaştırsın, yolunuzu açık, kalbinizi hafif, yükünüzü az eylesin.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;">Benim hayatımdaki yeriniz hep hayırla anılacak hocam.<br>İyi ki varsınız.<br>Allah sizden razı olsun.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="text-indent: 1.0cm;"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçimde Çözülen Karlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/icimde-coezulen-karlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icimde-coezulen-karlar</guid>
<description><![CDATA[ Zirvesine baktığım dağlar ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9ce813400.webp" length="70096" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 23:18:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Zirvesine baktığım dağlar, yeşilin binbir tonuyla bana yeniden “Mayıs güzeldir” dedi. Oysa ben mayısı hep bir geçiş ayı sanırdım; ilkbaharın eşiği, yazın habercisi… İçten içe biraz hüzünlü, biraz arada kalmış bir mevsim gibi. Meğer insanın hayatında bazı aylar, takvimde durduğu yerden çok daha başka anlamlar taşıyormuş. </span>Bu mayıs bana, mücadeleden sonra insanın kendisiyle gurur duymasının ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. Zirvesine ulaştığım dağların eteklerinde uzanan kayın ormanları ile göğe yükselen çamlar, dümdüz vadilerin içinden geçen rüzgarlar… Bir an geldi, o sessizliğin içinde kayboldum. Dünya sanki bir saatliğine sustu. Beynim kaleme dönüştü; kuş sesleri en sevdiğim klasik müzik oluverdi. Su sesleri büyük bir orkestraya karıştı, yürürken ayaklarımın altında çıkan çıtırtılar doğanın kendi sesi gibi yankılandı.</p>
<p><span></span></p>
<p>O an, bir şair, bir yazar başka ne ister ki?</p>
<p>İnsan bazen terapiyi dört duvar arasında zanneder, değil; sisin içinde kaybolmuş bir patika rüzgârın saçlarına dokunduğu bir yamaç. “Dağ lalesine rastlamak nasip olur mu?” diye düşünürken, adını bilmediğim onlarca çiçek çıktı karşıma. Kimsenin tanımadığı ama orada, kendi sessiz hayatını yaşayan çiçekler… Hâlâ oradalar. Yağmurla, bulutla, rüzgârla arkadaş onlar. Gelen misafirlerini de bütün güzellikleriyle kucaklıyorlar…</p>
<p><span></span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Artık zirvesine göz diktiğimiz bir dağımız yok belki. Ama yamaçlarında hâlâ karlar var. Başları dumanlı, biraz yorgun, biraz suskun… Ve daha sakin…Dertli değiller. Çünkü biliyorum; biraz mücadele, biraz sabır ve güneşle birlikte o karlar da, o kararsızlıklar da çözülecek. Sular olup akacak…</span>Dışarıdan bakınca her şey kolay görünüyordur mutlaka. Aşılabilir, katlanırım, unutulabilirim sanılıyor. Ama insan bazen içinden geçtiği yolları ne kadar zor keskin olduğunu yalnızca kendisi bilir.</p>
<p><span></span></p>
<p>Allah hiçbirinizin emeğini zayi etmesin.<br><span></span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>“Umarım bir gün anlaşılmak için göğsünüzü yarıp içinizi göstermek zorunda kalmazsınız. Umarım hakkınız bahar bahçesiyken kapınıza fırtınalar dikilmez. Ve umarım herkes, kendi mayısına bir gün mutlaka kavuşur.”</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ERTELEYEN NESİL: HIZ ÇAĞINDA ZAMANINI TÜKETEN GENÇLİK</title>
<link>https://fikirizleri.com/erteleyen-nesil-hiz-caginda-zamanini-tuketen-genclik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/erteleyen-nesil-hiz-caginda-zamanini-tuketen-genclik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0880648d542.webp" length="58960" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Karanfiloğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ERTELEYEN NESİL: HIZ ÇAĞINDA ZAMANINI TÜKETEN GENÇLİK</p>
<p></p>
<p>Modern çağın en büyük paradoksu şu:</p>
<p>Her şey hızlandı… ama insan yavaşladı.</p>
<p>Bilgi bir saniyede geliyor,</p>
<p>iletişim anlık kuruluyor,</p>
<p>hayat akıyor…</p>
<p>Ama gençlik, bu hızın içinde</p>
<p>hareketsizleşiyor.</p>
<p>Ve bunun adı artık sadece erteleme değil;</p>
<p>bir yaşam biçimi haline gelmiş gecikmişliktir.</p>
<p>Erteleme: Görünmeyen Bir Alışkanlık Değil, Sessiz Bir Çöküştür</p>
<p>Bugün gençlerin en büyük sorunu zaman bulamamak değil…</p>
<p>Zamanı ciddiye almamak.</p>
<p>Çünkü değer verilmeyen şey,</p>
<p>her zaman ertelenir.</p>
<p>Bir genç yaptığı işe anlam yüklemiyorsa,</p>
<p>o işi sürekli ileri atar.</p>
<p>Ve zamanla şu olur:</p>
<p>Erteleme bir tercih olmaktan çıkar, bir karaktere dönüşür.</p>
<p>Dijital Dünya: Tatlı Bir Kaçış, Derin Bir Kayboluş</p>
<p>Bugünün gençliği ekranların içinde yaşıyor.</p>
<p>Oyunlar, sosyal medya, videolar…</p>
<p>Hepsi hızlı, renkli ve ödüllendirici.</p>
<p>Ama gerçek hayat böyle değil.</p>
<p>Gerçek hayat sabır ister, emek ister, beklemeyi ister.</p>
<p>İşte tam bu noktada genç zihin bir seçim yapıyor:</p>
<p>Zoru bırakıp kolaya yöneliyor.</p>
<p>Çünkü sanal dünyada:</p>
<p>Hemen kazanırsın</p>
<p>Hemen yükselirsin</p>
<p>Hemen takdir görürsün</p>
<p>Gerçek hayatta ise:</p>
<p>Beklersin</p>
<p>Çabalarsın</p>
<p>Düşersin</p>
<p>Bu yüzden gençlik oyuna değil,</p>
<p>orada hissettiği güçlü olma duygusuna bağlanıyor.</p>
<p>Ve fark etmeden hayatını erteliyor.</p>
<p>Vurdumduymazlık Değil, İçsel Kaçış</p>
<p>Toplum gençlere “umursamaz” diyor…</p>
<p>Oysa gerçek bambaşka.</p>
<p>Gençler umursamıyor değil,</p>
<p>baş edemiyor.</p>
<p>Başarısız olmaktan korkuyor</p>
<p>Eleştirilmekten çekiniyor</p>
<p>Yetersiz görünmekten kaçıyor</p>
<p>Bu yüzden ertelemek, onlar için bir rahatlama alanı oluyor.</p>
<p>Ama geçici rahatlık,</p>
<p>uzun vadede ağır bir pişmanlığa dönüşüyor.</p>
<p>Hız Çağı, Dikkat Dağıtan Bir Çağdır</p>
<p>Sürekli bildirim alan, sürekli uyarılan bir zihin</p>
<p>odaklanamaz.</p>
<p>Odaklanamayan zihin ise</p>
<p>başladığını bitiremez.</p>
<p>Bu yüzden bugün gençlik:</p>
<p>Çok şey istiyor ama az şey yapıyor</p>
<p>Çok düşünüyor ama az hareket ediyor</p>
<p>Çok planlıyor ama çoğunu erteliyor</p>
<p>Çünkü zihni parçalanmış bir insan,</p>
<p>bütün bir hayat kuramaz.</p>
<p>Asıl Tehlike: Hayatın Kendini Ertelemesi</p>
<p>Erteleme sadece bir işi geciktirmek değildir.</p>
<p>Bir süre sonra insan:</p>
<p>Hayallerini erteler</p>
<p>Kendine inanmayı erteler</p>
<p>Değişmeyi erteler</p>
<p>Ve en tehlikelisi şu olur:</p>
<p>Kendi hayatını yaşamayı erteler.</p>
<p>Çözüm: Hızlanmak Değil, Uyanmak</p>
<p>Gençliğe daha fazla baskı değil,</p>
<p>daha fazla bilinç gerekir.</p>
<p>Çünkü mesele “neden yapmıyorsun?” değil…</p>
<p>“neden kaçıyorsun?” sorusudur.</p>
<p>Bu soruya dürüst cevap veren bir genç,</p>
<p>kendi yolunu bulmaya başlar.</p>
<p>Son Söz</p>
<p>Ertelemek, zaman kaybı değildir sadece…</p>
<p>kendinden uzaklaşmaktır.</p>
<p>Ve insan kendinden uzaklaştıkça,</p>
<p>hayat da ondan uzaklaşır.</p>
<p>Unutma:</p>
<p>Bugün yapmadığın her şey, yarın pişmanlığın olur.</p>
<p>Çünkü hayat beklemez…</p>
<p>ama erteleyen çok bekler.</p>
<p> Sosyolog Halil Karanfiloğlu</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İLKEL YANIMIZIN SÜSÜ EDEBİYAT</title>
<link>https://fikirizleri.com/ilkel-yanimizin-susu-edebiyat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ilkel-yanimizin-susu-edebiyat</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a08a24432f5b.webp" length="36600" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Özge Güneş</dc:creator>
<media:keywords>Yazar, insan, edebiyat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Dostlar,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yolculuk vardı, radyo açmak pek adetim değildir ama bugün öyle istedi canım … </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Nostaljik bir şarkı denk geldi, yolun; yeşil ve mavinin birbirine sarılıp bulutların altında dans ettiği manzarası<span class="Apple-converted-space"> </span>eşliğinde.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun.” </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şu dizeye bakar mısınız… </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tutkunun şiddete evrildiği ama edebiyatın gücüyle, bir zehir gibi içimize işlerken<span class="Apple-converted-space"> </span>sanatın zevkine varmak derim ben buna… </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Faruk Nafiz Çamlıbel’in güçlü kaleminden doğan bu şiir, güfte olup bestelenmiştir. Müziğin etkisiyle de daha da yer etmiştir hafızalarımızda. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir şarkıdan doğan şu satırlarımı, yolda yazarken, insanın aşkı bu kadar kutsallaştırmasının anlamını düşünmeye başladım. Çünkü<span class="Apple-converted-space">  </span>aşk, bugünki<span class="Apple-converted-space">  </span>gibi “sağlıklı iletişim”, “alan tanımak”, “özgür bırakmak” değildir. Daha serttir. Daha gözü karadır. Hatta bazen sevgiden çok sahiplenmeye benzer.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Mesela eski şiirleri biraz kurcalayalım. Şairin sevdiğine bakışı çoğu zaman şudur; </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Ya benim olursun… ya da hiç kimsenin olmazsın.”</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bugünün dünyasında bunu duyunca birçok insan doğal olarak rahatsız oluyor. Haklılar da. Çünkü sevgiyle tahakküm arasındaki çizgi bazen o kadar inceliyor ki, insan hangisinin aşk, hangisinin kontrol arzusu olduğunu ayırt etmekte zorlanıyor. Ama işin ilginç tarafı şu; Biz yine de o şiirleri seviyoruz ve değer veriyoruz. Yine bir örnek verecek olursak , Necip Fazıl’ın “Ben peşine düşmüş bir canavarım” diyen dizelerini okurken de etkileniyoruz.<span class="Apple-converted-space">  </span>Orada yalnızca aşk yok. İnsanın en ilkel tarafı da var. Kaybetme korkusu var. Yerine bir başkasının konulacağı düşüncesine duyulan öfke var. “Onsuz yaşayamam” cümlesinin abartılmış ama en gerçek<span class="Apple-converted-space"> </span>hali var.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ve dürüst olalım…</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İnsan ruhu sadece zarif duygulardan oluşmuyor. Edebiyatın güzel tarafı da burada zaten.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bize yalnızca olması gerekeni göstermiyor; insanın içindeki karanlığı da gösteriyor.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bugün sosyal medyada herkesin<span class="Apple-converted-space">  </span>kusursuz cümleleri var. </span><span class="s1">“Seviyorsan özgür bırak… Gerçek aşk sahiplenmez. Gerçekten sevseydi şöyle böyle…”</span>Kulağa çok doğru geliyor değil mi? Ama aynı insan gece bir “çevrimiçi” yazısına takılıp uyuyamıyor.</p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İşte edebiyat bu yüzden bu kadar gerçek. Çünkü insanın dışa dönük<span class="Apple-converted-space"> </span>halini değil, sakladığı iç tarafını yazıyor. </span>Ben eski şiirlerdeki bu sertliği tamamen romantikleştiremiyorum. Bazı dizelerin içinde sevgi kadar ego da var. Hatta bazen aşkın üstüne çökmüş bir iktidar hissi var. Sevilen kişiyi bir insan gibi değil de, “kaybedilmemesi gereken mülk” gibi gören bir damar var. Ama bir yandan da şunu inkâr edemiyorum:</p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu dizeler sahici… </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Aşk dediğimiz duygu her zaman olgun, dengeli ve medeni yaşanmıyor. Bazen insan sevdiği kişiyi kaybetme ihtimaline bile vahşice tepki verebiliyor. Edebiyat da tam burada devreye giriyor. O duyguyu süsleyip,<span class="Apple-converted-space"> </span>steril hale getirmeden önümüze koyuyor. Belki de bu yüzden bazı eski şiirler hâlâ bu kadar güçlü. </span>Çünkü insan değişse de, duyguların çekirdeği çok değişmiyor. Sadece artık kimse yüksek sesle söylemiyor.</p>
<p class="p2">Demek ki çağ değişiyor; insanın karanlığı  aynı kalıyor…<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ve tabi ki edebiyatla biçimlenerek… </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANNELİK</title>
<link>https://fikirizleri.com/annelik-3595</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annelik-3595</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a000f62cb1de.webp" length="8972" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Herkes gerçekten anne olmalı mı?</p>
<p></p>
<p>Annelik kutsal olabilir. Çünkü içinde fedakarlık, emek, uykusuz geceler, endişe ve koşulsuz sevgi vardır. Bir insanın hayatını kendi hayatının önüne koyabilmek de öyle kolay bir şey değildir. Ancak kutsal olan her şey, herkes için doğru anlamına da gelmez.</p>
<p></p>
<p>Toplum uzun yıllardır kadınlara aynı cümleyi söylüyor:</p>
<p></p>
<p>“Bir gün anne olunca anlarsın.”</p>
<p></p>
<p>Ya anlamak istemeyenler?</p>
<p></p>
<p>Ya çocuk sahibi olmayı tercih etmeyen kadınlar?</p>
<p></p>
<p>Ya kendini buna hazır hissetmeyenler?</p>
<p></p>
<p>Bir insanın anne olmaması onu eksik mi yapar? Annelik sadece biyolojik bir durum değildir, büyük bir sorumluluktur. Sabır gerektirir, güç gerektirir, maddi manevi hazırlık gerektirir. Sırf toplum istiyor diye, sırf “yaşın geldi” denildi diye çocuk sahibi olmak; hem anneye hem çocuğa haksızlık olmaz mı? </p>
<p></p>
<p>Kimse anne olmak zorunda değil.</p>
<p></p>
<p>Tıpkı herkesin öğretmen, doktor olmak zorunda olmadığı gibi… Çünkü bazı insanlar çocuk büyütmek ister, bazıları istemez. Bazıları anne olmanın hayalini kurarken, bazıları da başka hayaller kurar. Ve bunların hepsi de normaldir.</p>
<p></p>
<p>Kadınlığı sadece annelik üzerinden tanımlamak da büyük haksızlıktır. Bir kadın; üreterek, severek, çalışarak, yazarak, iyileştirerek, emek vererek de hayatın içinde değerli olabilir. İnsan olmanın değeri, doğurduğu çocuk sayısıyla ölçülmez.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yolculuk 4. Bölüm(Son)</title>
<link>https://fikirizleri.com/yolculuk-4boelumson</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yolculuk-4boelumson</guid>
<description><![CDATA[ Yol ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698890038e589.webp" length="21764" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 16 May 2026 19:30:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Yolculuk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>1,5 ay oldu gittiğimde bir daha asla dönmem dediğim baba ocağında. Giderken acı hatıralar bırakmıştım arkamda. Neler yaşamamıştım ki bu dört duvar arasında. Liseye, üniversiteye, sonu hazan olan bir evlilik... Acılarını yıllarca çektiğim ilk  kayıpların adresi... Uzaklaşınca unuturum sanmıştım. Nerelere gitmedi ki bu yorgun ayaklar, nerelere kanat çırpmadı ki. İstemesem de bir müddet daha acılarla yoğrulmuş bu evde kalmalıydım. Ancak üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen yaşadığım zorluklar karşılıyordu beni bu evin her köşesinde. Bir yandan geçmişin ızdırap veren yönü bir yandan da 15-20 yıldır mücadele ettiğim hastalıkların her sene nüksetmesi... Bu sene daha fazla yorgun düştüm yakamı bir türlü bırakmayan ve vücudumun bağışıklık ve direncini kıran hastalıklar yüzünden. Akkuyu'da yeniden bağırsak ve kana bulaşan enfeksiyonlar ne Konya'da ne de Bosna Hersek'te yakamı bıraktı. İğneler, ultrasonlar, serumlar ve bedenimin yüzde yetmişine ağır hasar veren antibiyotikler... Yıllardır gitmediğim hastane, başvurmadığım doktor kalmadı. Her seferinde ultrason, elle muayene, serum ve antibiyotiklerle döndüm hastanelerden. Doktora göre ya üşütmüşüm ya da B12, Demir ve magnezyum eksikliği kaynaklıymış. Aslında bakarsanız sağlık konusunda benden titizini bulamazsınız. Ancak tüm hassasiyetime rağmen her sene günlerce süren, bazen ayını tamamlayan enfeksiyonlar geçirdim. Öyle ki böbreklerimin sancısından iki büklüm olduğum günler ölüp ölüp tekrar dirildiğim günlerdi! Bu hastalığın 15-20 yıllık bir hikâyesi vardır. İşte bugün yine musallat oldu, yine uzun kuyruklar yine çaresiz bekleyişler ve ilaçlar için harcanan paralar...</p>
<p>Sizce de ilginç değil mi?</p>
<p>20 yıldır hiçbir devlet hastanesinin koyamadığı teşhisi yine o hastanelerden birinde hastalara özel bakan doktorun ortaya koyması.</p>
<p>Allah'tan yurtdışında kazandığım bir miktar para vardı, yoksa beni yerlerde süründüren sancının prostatif iltihap olduğunu öğrenemeyecek ve ciddi bir tedavi sürecine geçemeyecektim! O kadar zor bir rahatsızlık ki, yerinizde duramıyor, günlük hayatınız darmadağın oluyor.</p>
<p>Özel doktor gerekli testleri yaptıktan sonra sürekli salımlı bir ilaç yazdı daha önceki meslektaşlarından farklı olarak sadece bir ilaç yazdı. Yan etkileri de kaçınılmaz olarak baş gösteren bu ilaç kabızlığa neden oluyor, bundan dolayı da basur rahatsızlığına kapı aralıyor.</p>
<p>Bu günlerde evden dışarı çıkamıyorum.</p>
<p>Ben ki yerinde duramayan, saatlerce yol yürüyen adam bir aydan fazladır dışarı çıkamıyorum. Zira kan kaybıyla birlikte tansiyon da düşüyor. Bu da her an her yerde düşüp bayılma riskini artırıyor.</p>
<p>Bu durum başı ağrımayan birine baş ağrısını anlatmaya benziyor...</p>
<p>Ya da hayatında diş sızısı çekmeyen birine diş sancısını anlatmaya benziyor.</p>
<p>Anlatırlar: Eskiden zengin bir padişah varmış. Bu padişah yediği, içtiği bir şey yüzünden kaç gündür ayak yoluna gidemiyor, acılar içinde kıvranıyormuş. Veziri ünlü bir hekim bulmuş, padişaha getirmiş. Hekim çarenin önce Allah'ta sonra da yapacağı ilaçta olduğunu söylemiş.</p>
<p>Padişah o kadar çok acı çekiyormuş ki hekim dünyayı istese vermeye hazırmış.</p>
<p>-Padişahım, dermanınız elimdeki şu bir bardak suda, ancak bir şartım var: Malınızın tamamını bana vereceksiniz, şart bu.</p>
<p>-Sana ancak yarısını veririm, anlaştık mı?</p>
<p>-O hâlde ben de suyun yarısını içmenize müsaade ederim.</p>
<p>Padişah suyun yarısını içince yavaş yavaş bir rahatlama hissi yaşamış.</p>
<p>-Padişahım eğer tamamen iyileşmek, bu durumdan kurtulmak istiyorsanız, diğer yarısını da içmeniz gerekir.</p>
<p>Padişah yaşadığı rahatlıkla suyun şifa olduğuna kanaat getirip tüm malımı sana veriyorum, yeter ki şu suyu bana ver deyince hekim şu cevabı verir:</p>
<p>"Biz dervişiz, dünya malında gözümüz yok. Malın senin olsun. Sana ait olan her şeyi istedim, istedim çünkü dünya varlığının değerinin bir bardak su kadar anlamlı olmadığını anla.</p>
<p>Padişah neler olup bittiğini anlamadan derviş çoktan kaybolmuştur.</p>
<p>Artık bir derviş gibi yaşamanın vakti geldi de geçiyor...</p>
<p>Rabbanî âlimler 40'ından sonra bastonla dolaşmayı adet hâline getirmişlerdir. 40 sayısı oldukça önemlidir. Zira Hz.Muhammed'e peygamberlik vazifesi 40 yaşında verilmiştir. Bir gün bir alim zat'a sordum: Hocam neden bastonla dolaşıyorsunuz diye. Hocam şöyle yanıt verdi:</p>
<p>"Bu peygamber efendimizin sünnetidir. İkinci sebebi de enâniyet, yani benlik ve kibir davasını bir kenara bırakıp acziyetini dile getiren bir semboldür. Gençliğine ve sağlığına aldanmadan her zaman yüce bir varlığın desteğine muhtaçlığın ifadesidir."</p>
<p>Kaybetmeden değerini bilemediğimiz şeylerden biri de hiç şüphesiz sağlığımızdır. Sağlığımızın değerini anlamak ve sağlığımızı korumak için hastane hastane dolaşmayı beklemeyin.</p>
<p>Bugün o padişah gibi neyim var neyim yok ortaya koyardım yeter ki eski sağlığıma kavuşabilseydim, ancak doktorların bile çaresiz kaldığı bu maraz benimle ölünceye kadar gelecek! Hastane ve doktorlara gide gele adeta bir yarım doktor oldum. Boyun düzleşmesiyle 4 yıl önce tanıştım. Boynumdaki iki fıtığın da mezara kadar arkadaşım olduğunu yine orda öğrendim... İki defa aynı yerden çatlayan ayağımın sancısıyla çalışıp ayakta durmaya çalıştım. 15 yaşından itibaren adeta başımı kaldırmadan okuduğum kitaplar sayesinde gözlük takmaya başladım. Migrene yakın kronik sinüzit ile genç yaşlarda tanıştım. Bu evde seher vakitlerine kadar uykusuz kalmayı öğrendim. Yine kalemle kağıtla etrafımdaki kuru kalabalıklardan çok haşir neşir oldum.</p>
<p>Genç kardeşlerim benden abi nasihâtı istediklerinde onlara özellikle iki şey tavsiye ederim;</p>
<p>Birincisi; Sağlığınızın kıymetini bilin!</p>
<p>İkincisi; Boş vaktinizi iyi değerlendirin!</p>
<p>Sağlığınız için para harcamaktan korkmayın!</p>
<p>Boş vakitlerinizi en elzem olan işlerle meşgul olarak doldurun.</p>
<p>İki önemli ameliyat geçirdim. İkisinde de sevdiklerimle, dostlarımla helalleştim. Uzun süren bu operasyonlardan sonra gözümü açabildiğime, dudaklarımın kıpırdayabildiğine inanamıyordum bile. Ölümle burun buruna geldiğim talihsiz olayların başı var sonu yok...</p>
<p>Ancak her seferinde bana hayat bahşeden,yaşatan ve öldüren Allah'ın bir ders ve ibret tablosu olmam için ömrüme bereket kattığı kanaatine vardım.</p>
<p>Evet ,bu yolculukta öğrendiklerimi, yaşadıklarımı, iyi kötü hayatımı şekillendiren en önemli hadiseleri paylaşmakkta ısrar etmemim asıl sebebi buydu.</p>
<p>Hep şuna gaye edindim;</p>
<p>Sözümle, kalemimle geride güzel ve anlamlı izler bırakarak göçmek...</p>
<p>Bir aydan fazladır öz yurdumdayım. Camii 100 metre ilerde ve mübalağasız hemen hemen her gün bir ölünün selâsı veriliyor bazen de üç dört kişinin birden... Bunların içinde daha dün top koşturduğumuz bir arkadaşta olabiliyor daha dün beraber çay içip yemek yediğimiz bir akraba da...</p>
<p>Yarın sabah selâsı okunanlardan biri ben de olabilirim!.</p>
<p>Ölümü temenni etmeyen ancak bu zamanın insanı olmanın en büyük imtihan olduğuna zuhur eden hadiselere bizzatihi şahit olan biri olarak inananlardanım.</p>
<p>İyiyle kötünün, ışıkla karanlığın birbirine girdiği bu ateşten kor zamanda hakkı ve sabrı tavsiye etmenin hem bedenimizde hem de ruhumuzda meydana getirdiği ağırlıkları taşımaya, yolun sonuna gelmişken pes etmeden hedefe doğru yürümeye devam ediyoruz...</p>
<p>"Yol O'nun, yolcu O'nun.</p>
<p>İz O'nun, biz O'nun..."</p>
<p>Eninde sonunda bitecek bu yolculukta geriye bu satırlar kalacak.</p>
<p>Faniyiz, gökkubede hoş bir sadâ bırakmak dileriz.</p>
<p>Yol bittiğinde birçok şeyin kıymeti yeni yeni anlaşılacak, bugün anlamsız görünen kelimeler o zaman anlam kazanacak...</p>
<p>Bu satırlar kimine göre bir mektup kimine göre bir vedâ...</p>
<p>Her iki durumda da yolunun ne zaman, nerede ve nasıl sonlanacağını bilmeyen bir yolcunun kaleminden dökülen satırlar...</p>
<p>Yolumuz da âkibetimiz de hayrolsun.</p>
<p></p>
<p>Yolculuk 4. Bölüm(Son)</p>
<p></p>
<p>~SON</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Deizm ve Ateizm Neden Artıyor</title>
<link>https://fikirizleri.com/deizm-ve-ateizm-neden-artiyor</link>
<guid>https://fikirizleri.com/deizm-ve-ateizm-neden-artiyor</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0881d1acfd6.webp" length="68560" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 16 May 2026 17:44:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Karanfiloğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Deizm ve Ateizm Neden Artıyor </p>
<p>Son yıllarda gençler arasında deizm ve Ateizme yönelişin artması, sadece inançla ilgili bir mesele değil; aynı zamanda anlama, güven, örneklik ve iletişim krizi ile ilgili bir durumdur.</p>
<p>Bugünün gençleri artık sadece “inan” denildiği için inanmıyor.</p>
<p>Nedenini bilmek, anlamını kavramak ve yaşanmışlığını görmek istiyor.</p>
<p>Neden böyle bir yöneliş oluşuyor?</p>
<p>Gençlerin zihninde birkaç önemli kırılma noktası var:</p>
<p>1. Söylem ile yaşam arasındaki çelişki</p>
<p>Gençler, dinin güzel ahlak dini olduğunu duyuyor ama günlük hayatta çoğu zaman bunun yansımasını göremiyor.</p>
<p>Adalet, merhamet, dürüstlük, kul hakkı gibi temel değerler sözde kalınca; zihinlerde şu soru oluşuyor:</p>
<p>“Eğer din buysa, neden dindar olduğunu söyleyen insanlar bu değerlere uymuyor?”</p>
<p>2. Korku merkezli anlatım</p>
<p>Din sevdirilmek yerine çoğu zaman korku diliyle anlatıldı.</p>
<p>Cehennem tehdidi, günah baskısı, suçluluk duygusu…</p>
<p>Oysa genç bir zihin önce anlamak ister.</p>
<p>Korku, geçici bir davranış oluşturur; anlayış ise kalıcı bir bilinç oluşturur.</p>
<p>3. Kulaktan dolma ve yüzeysel bilgi</p>
<p>Gençler artık bilgi çağında yaşıyor.</p>
<p>Bir konu hakkında yüzlerce kaynağa ulaşabiliyor.</p>
<p>Bu yüzden tatmin olmayan, çelişkili veya bilimle çatışıyormuş gibi görünen anlatımlar onları uzaklaştırabiliyor.</p>
<p>Sorularına net cevap alamayan genç, kendi yolunu aramaya başlıyor.</p>
<p>4. Maddiyatın hayatı kuşatması</p>
<p>Başarı = para</p>
<p>Değer = statü</p>
<p>Mutluluk = tüketim algısı yaygınlaştıkça, maneviyat geri planda kalıyor.</p>
<p>Kalbi beslenmeyen insan zihinsel olarak yoruluyor; bu da inançla bağın zayıflamasına yol açabiliyor.</p>
<p>5. Baskı ve özgürlük çatışması</p>
<p>Bazı gençler dini bir tercih değil, bir zorunluluk gibi yaşadı.</p>
<p>Baskı, inancı güçlendirmez; çoğu zaman reddediş üretir.</p>
<p>İnsan özgür hissettiğinde, araştırarak ve bilerek bağ kurabilir.</p>
<p> Peki çözüm ne olabilir?</p>
<p>Bu mesele sadece gençlerin değil, aynı zamanda anne-babaların ve toplumun da sorumluluğudur.</p>
<p>Gençlere yaklaşımda yeni bir dil gerekiyor</p>
<p>Din, sevgi ve anlam diliyle anlatılmalı.</p>
<p>Soru sormak teşvik edilmeli.</p>
<p>“Şüphe” düşman değil, hakikate giden bir merdiven olarak görülmeli.</p>
<p>Kur’an merkezli, hurafelerden arınmış bir anlatım güçlenmeli.</p>
<p>İnanç, sadece ritüel değil ahlaki bir duruş olarak gösterilmeli.</p>
<p>Gençler şunu görmek ister:</p>
<p>“Bu inanç benim hayatımı güzelleştiriyor mu?”</p>
<p>Eğer adaletli, merhametli, üretken, dürüst ve umutlu bir insan modeli ortaya konulursa; inanç doğal olarak anlam kazanır.</p>
<p> Ebeveynlere düşen davranış biçimi</p>
<p>Önce dinlemek, sonra anlatmak</p>
<p>Yasaklamak yerine rehberlik etmek</p>
<p>Eleştiriye açık olmak</p>
<p>Yaşayarak örnek olmak</p>
<p>Maneviyatı günlük hayatın doğal parçası hâline getirmek</p>
<p>Çocuklar sözden çok davranışı taklit eder.</p>
<p>Evde huzur, saygı ve sevgi varsa; inanç zemini de güçlenir.</p>
<p>Yeni nesle sesleniş</p>
<p>Sevgili gençler,</p>
<p>İnanç bir miras değil, bir yolculuktur.</p>
<p>Bu yolculukta soru sormaktan korkmayın.</p>
<p>Ama sadece reddetmek için değil, hakikati bulmak için araştırın.</p>
<p>Din; hayatı daraltmak için değil, anlamlandırmak için vardır.</p>
<p>İnsanı küçültmek için değil, yüceltmek için vardır.</p>
<p>Gerçek iman,</p>
<p>Baskıyla değil</p>
<p>Bilgiyle…</p>
<p>Gösterişle değil</p>
<p>Samimiyetle…</p>
<p>Korkuyla değil</p>
<p>Sevgiyle güçlenir.</p>
<p> Son söz</p>
<p>Bugün belki bir geçiş dönemindeyiz.</p>
<p>Tarzların, anlayışların, kuşakların değiştiği bir çağdayız.</p>
<p>Bu çağda inanç;</p>
<p>Ezber değil bilinç,</p>
<p>Şekil değil ahlak,</p>
<p>Söz değil yaşantı ile yeniden anlam bulacaktır.</p>
<p>Gelecek nesillerin kalbinde iman ışığının yanması için</p>
<p>en güçlü yöntem:</p>
<p>Bilginle anlatmak</p>
<p>ve hayatınla örnek olmaktır.</p>
<p>İşte o zaman din, korkulan bir yük değil</p>
<p>yaşanan bir güzellik hâline dönüşür</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HERŞEY GELİR…GEÇER</title>
<link>https://fikirizleri.com/hersey-gelirgecer</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hersey-gelirgecer</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0639d840907.webp" length="53130" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 15 May 2026 00:11:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Halil Karanfiloğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HERŞEY GELİR…GEÇER…</p>
<p>Kişisel bilançolarımızı çıkarır ,önümüzdeki günler kocaman kocaman laflar etmeye bayılırız ya …Artık şunu ,bunu yapmayacağım …aynı hataya düşmeyeceğim…kendi değerimi bilecek ,hak edene değer vereceğim…kimseye kolay kolay güvenmeyeceğim vs vs…</p>
<p>Her geçen zaman; öyle deneyimler yaşatıyor öyle öğretiler getirip koyuyor ki önüme ; hiç öyle büyük laflarım yok artık !</p>
<p>Çünkü ne zaman bu tip bir cümle kurmaya kalksam hayat ; gizli bir köşeye sinmiş “değerli “ köpek gibi kih kih gülüyormuş gibi geliyor bana…</p>
<p>Ben de haliyle iyice iddiasızlaştım …</p>
<p>Elbette herkes gibi cebime koyduğum birkaç tecrübe birkaç öğreti var ama onlar da kendi ihtiyacım olan deneyimler …Belki bazılarını siz çoktan öğrendiniz… belki zaten biliyordunuz. </p>
<p>Oradan nasıl görünüyorum bilmem ama son birkaç yılda herşeyin fazlasıyla yolunda gittiğini düşünürken en az iki defa kendimi tepetaklak yolun ortasında bulmuşluğum var. Tam oturmuş oraya nasıl düştüğümü anlamaya çalışırken kendimi yüksekçe bir tahtta bulmuşluğum da var. </p>
<p>“Hımm “dedim, kendi kendime…”Demek bir anda herşey değişebilir. Şimdi buranın tadını çıkar. Olur da bir daha düşecek olursan artık bil ki ; orasıyla burası arasında hiçbir fark yok. Ne çok sevin ne çok incin…</p>
<p>HERŞEY GELİR…GEÇER…</p>
<p>Tesadüflere hiç inanmadım. Her nerede ve kimle berabersem tam da orada ve o insanla olmam gerektiği için olduğunu hep bildim. Buna rağmen içinde olduğum oyunu unutup kızdığım ,isyan ettiğim zamanlar oldu. Beni koşulsuz seven güzel bir ailem var ve onlar da her zaman nazımı çekmeye hazır. Ben de onları kurban seçtim birkaç defa…</p>
<p>Bir gece annem üstümü örttükten sonra kapıda ,canımı acıtacak kadar yumuşak bir sesle babama fısıldadı ; </p>
<p>“Bu aralar morali bozuk…Yarın bütün aileyi toplayıp yemek yiyelim .Ona iyi gelir…”</p>
<p>İki damla yaş süzüldü yastığıma…Utandım. Onlar bana hiçbir şey belli etmeden yaralarımı sarmaya çalışırken şımarıklık ettiğim için utandım.</p>
<p>“Hımm “ dedim kendi kendime…İyi ki varlar… Ve ne kadar da güzeller …Şimdi burada olmasalardı ne yapacaktın ?...Kime sığınacak ,çocuk gibi teselli ,şefkat bekleyecektin ?..</p>
<p>AİLE HER ŞEYDİR…ONLARIN DEĞERİNİ HER ZAMAN BİL…</p>
<p>Seminerler verdim, , TV’lere çıktım…Ellerim ,kollarım çiçek ve plaketle dolu eve geldiğim bir akşam annem çok sevdiğim yeğenimin o gün çok hasta olduğunu ve bütün gün beni sayıkladığını söyledi. Hemen yanına koştum ona sarılmak ve kendimi affettirmek için…</p>
<p>Beni beklerken uyuyakalmıştı…</p>
<p>O gece uyuyamadım…</p>
<p>“Hımm “ dedim kendi kendime…Dünyadaki hiçbir şey sevdiklerinden ve onların sağlığından kıymetli değil…Bir daha bunu unutma !...</p>
<p>SEN ; SEVDİKLERİN İYİ OLDUĞU SÜRECE İYİSİN…</p>
<p>İşte bu kadar…</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güçlü Sanılan İnsanlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/guclu-sanilan-insanlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/guclu-sanilan-insanlar</guid>
<description><![CDATA[ ÜMİT OKLU ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a05aff7308ac.webp" length="18462" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 14 May 2026 14:26:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ümit Oklu</dc:creator>
<media:keywords>Ümit Oklu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<article style="max-width: 700px; margin: 0 auto; line-height: 1.8; font-family: 'Georgia', serif; color: #e0e0e0; background-color: transparent; padding: 20px;">
<p style="font-size: 1.15em; margin-bottom: 25px; color: #f5f5f5;">Bazı insanlar vardır…<br>Onları herkes güçlü sanır. Kolay kolay yıkılmaz, kolay kolay dağılmaz gibi görünürler. Çünkü en zor zamanlarında bile sessiz kalmayı öğrenmişlerdir.</p>
<p style="margin-bottom: 25px; opacity: 0.9;">İnsanlar onların ağlamadığını zanneder mesela. Çünkü kimse, geceleri tek başına kalan bir insanın içinden geçenleri görmez.</p>
<p style="margin-bottom: 25px; opacity: 0.9;">Ben de çoğu zaman böyle biri gibi görünürüm dışarıdan.<br>Sakin, dirayetli, her şeyi kontrol edebilen biri gibi… Ama insanın dışarıdan nasıl göründüğüyle, içinde taşıdığı şeyler aynı olmuyor bazen.</p>
<blockquote style="margin: 40px 0; padding-left: 20px; border-left: 3px solid #d4af37; font-style: italic; color: #ffffff; font-size: 1.25em; line-height: 1.6;">"Bazı insanlar güçlü değildir. Sadece, dağıldığında kendisini toplayacak kimse olmadığı için dimdik duruyordur."</blockquote>
<p style="margin-bottom: 25px; opacity: 0.9;">Çünkü bazı insanlar kırıldığını belli etmez. Bir süre sonra alışır buna. Canı yansa bile normal konuşmaya, yorulsa bile güçlü görünmeye devam eder. Ve zamanla herkes, o insanın gerçekten güçlü olduğuna inanmaya başlar.</p>
<p style="margin-bottom: 25px; opacity: 0.9;">Belki de bu yüzden en çok güçlü görünen insanlar yorulur.<br>Çünkü herkes onların ayakta kalabildiğini görür… ama kimse, ne kadar zamandır içten içe düştüklerini fark etmez.</p>
<p style="text-align: right; margin-top: 50px; font-weight: bold; color: #d4af37; letter-spacing: 1px;">— ÜMİT OKLU</p>
</article>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAD ET</title>
<link>https://fikirizleri.com/yad-et</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yad-et</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Sonra ona ruhumdan üfledim&quot; 
(Kur&#039;an-ı Kerim, Secde 9) ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a049c9cb19d7.webp" length="21042" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 18:45:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Melek Daş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Eskileri yad etmekte üzerimize yoktur. Garip bir şekilde özlem duyarız fakat daim ettirmeye sıra gelince yüksünürüz.Çok kadim zamanların kıymetli güzel ruhlu insanlarının bir cümlesi vardı."Allah nusretinden esirgemesin".Sahi nereye kayboldu bu "nusret" kelimesi. Bazen yenilirsin, yorulursun, yapacak bir şey kalmaz, "Katından yardımına muhtacım" diye feryad ve niyaz edersin. İşte o nusrettir. Mevla esirgemesin.. </p>
<p>Sonra zamanın evrimleştirdiği, işine geldiği gibi kılıf geçirilen kıssalar var. Bunlardan biri de "Sabreden derviş muradına ermiş".. Şimdilerde fırındaki ekmek sırası, maaşa zam, TOKİ kurasını beklemek gibi indirgenerek azımsanmış hâlde.. Ne acı, ne garip, ne denli hüsan ve hâlden çıkarış.. Ne zaman bu kadar koptuk mânâdan, nasıl bu kadar özümüzle gurbete düştük. "Lâ râhate fi'd dünya".. Yani dünyada rahat yoktur. Bu âlem zırhını kuşanıp, aşk hırkasını giyerek bekleme hâlidir. Sabır, beklemenin sırrıdır. Bu sırra vakıf olmanın gayretini kul Rabb için yapmalıdır.. </p>
<p>Derviş, âlim, eren, evliya gibi nicesinin iz bıraktığı bu âleme,  sırf bu çağdayız diye sırt dönemeyiz.Yaradan'ın nurundan, nefesinden ve sevgisinden hepimiz eşit aldık. Zaman dilimlerimiz farklı miladlara düşürse de bizi, özde birbirimize aynayız. Bu mübarek ruhlar imtihan deryasını "hiç" likle göğüsleyerek kalbimize pelesenk edeceğimiz bir söylem bıraktı; "Kahrın da hoş, lütfun da hoş, Eyvallâh".. </p>
<p>İnsani vasıflarımız Bezm-i Aleste ruhlarımızın kanat çırpınışlarında vardı. Bir yük gibi değil, mihenk taşı gibi onure edilen varlıklardık. Gün geldi âleme, kendimize biçilen zamandaki "an" lara şahit olmak için düştük.Kaftanımız sabır, sonrası selamet dedik. En başta dediğim gibi; nurdan kuşatıldık, ışığımız en derinlerimizde, her hücremizde kol geziyor. Hâl böyle iken madde âleminin karanlıkları bize meydan okuyamaz. İlla göze gerek yok, kulak verirsek  Hûû diye zikreden yürek ritmiyle yön bulduruyor. Tüm varlığımızla adanmışlığımızın cürretini Hakk'tan alıyoruz. Umudu, ümit etmeyi ve teslimiyeti kendine yoldaş edinen ışığı hep görür. Kudrete hayran, yoluna baş koyan sükûtu ve huzuru elbet bulur. <br><br>Nokta Vesselam, Eyvallâh..</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BUGÜN KİM OLMAK İSTİYORSUN</title>
<link>https://fikirizleri.com/bugun-kim-olmak-istiyorsun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bugun-kim-olmak-istiyorsun</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a042599e10e7.webp" length="113622" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 14:33:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Bugün bir sağlıklı yaşam videosunun altında bir yorum gördüm.<br>Bir kullanıcı şöyle yazmıştı:</p>
<p class="MsoNormal"><br><b><span style="color: #ee0000;">“Ben sağlıklı beslenip uzun uzun yıllar yaşamak istemiyorum. Ben hayatımı dilediğim gibi yaşamak istiyorum.”<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal">Bir an durup düşündüm.<br>Çünkü bu cümle yalnızca beslenmeyle ilgili değildi aslında. İçinde özgürlük vardı, seçim vardı, nefis vardı, yaşamın anlamına dair sessiz bir sorgu vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="color: #ee0000;">İnsan bazen sadece uzun yaşamak istemiyor; gerçekten yaşayabildiğini hissetmek istiyor.</span></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="color: #ee0000;"><br></span></b>Belki mesele yılların sayısı değil, o yılların nasıl geçtiği…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu cümle zihnimde birçok pencere açtı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk akla gelen şey belki de insanın nefsi gereği her istediğini yemek, içmek, giymek ve canının istediği gibi yaşamak istemesidir.<br>Baktığında bunu yapabilir de insan. Dilediği gibi yiyip içebilir, gezebilir, istediği hayatı yaşayabilir. Ama soru şu: Nereye kadar?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="color: #ee0000;">Çünkü insan yalnızca nefsi için yaratılmadı.</span></b> Eğer hayatın asıl amacı sadece bunlardan ibaret olsaydı, dünyada her istediğine sahip olan insanların tamamı mutlu olurdu. İçlerindeki boşluk dolardı. Hakikati bulurlardı. Ama öyle olmuyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu dünyada ruhu doyurmayan şeydir maddiyat. Evet, seni bir süre oyalayabilir. Sana konfor alanı sunabilir. Güvende hissettirebilir. Ama sonra ne olur? İçindeki o derin boşluk gerçekten dolar mı?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu durum biraz şuna benziyor…<br>Orta gelirli ya da zor şartlarda yaşayan bir insan, dizilerde gördüğü zengin hayatlara imrenir bazen. “Şöyle bir villada yaşasam, şöyle eşyalarım olsa,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>şu kıyafetleri giysem, şu sofralarda otursam, şu ülkeleri gezsem…” der. Tüm bunlara sahip olduğunda mutluluğu bulacağını sanar. Oysa o hayatların içine biraz yakından baktığında, bolluğun ortasında bile nice eksiklikler, nice yalnızlıklar olduğunu görürsün. Çünkü insan, her hâliyle eksiktir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><b><span style="color: #ee0000;">Ruhun özlemi maddeyle tamamlanmaz.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="color: #ee0000;">Ancak hakikati arayanlar, yola düşenler, kendini sorgulamaya cesaret edenler bu dünyada bir nebze huzur bulabilir. </span></b>Gerisi çoğu zaman bir illüzyondan ibarettir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fakat o arayışın da bir bedeli vardır. İnsan önce büyük bir hayal kırıklığı yaşar. İçine tarif edemediği bir hüzün dolar. Çünkü artık dünya, eskiden gördüğü dünya değildir. Önceden fark etmeden yaşadığı hayat, inandığı gerçekler, peşinden koştuğu şeyler değişmeye başlar. Bakmakla görmek arasındaki ince çizgiyi geçmiştir artık. İnsan ne zaman gerçekten teslim olmayı öğrenirse, işte o zaman hakikatin içinde küçük de olsa bir huzur bulabilir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir başka pencereden bakarsak…<br>“Ben sağlıklı beslenip uzun uzun yaşamak istemiyorum, ben hayatımı dilediğim gibi yaşamak istiyorum.” diyen kişiyi de anlamak mümkündür. Hatta belki de “Ne mutlu sana” bile denebilir. Çünkü insan kendi gerçekliğini bir yerde kendi oluşturur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="color: #ee0000;">Sevgiyle söylenen sözün suyu bile değiştirdiğine inanan insan, neden yediğine, içtiğine, yaşadığı hayata kendi enerjisini yüklemesin?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal">Düşünsene… Sürekli kilo vermek zorundaymış gibi hissetmek, istemediğin hâlde kendini zorla diyetlere ve spora mahkûm etmek… Bu bazen insanın kendine uyguladığı görünmez bir baskıya dönüşebiliyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Burada yanlış anlaşılmasın…<br>Severek, isteyerek, disiplinle bir yola giren; kendini geliştirmek isteyen insanlardan bahsetmiyorum. Benim sözüm, sırf dışlanmamak, kabul görmek ya da başkalarının beklentilerine yetişmek için kendini zorlayanlara.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evet, insan sevdiği gibi yaşamalı. Ama her seçimin de bir bedeli vardır. İnsan, seçiminin sonucuna “eyvallah” diyebiliyorsa, işte orada başka bir bilinç başlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki biri gerçekten şöyle diyordur içinden:<br><b><span style="color: #ee0000;">“Ben uzun ama kurallarla dolu bir hayat yerine, daha kısa ama kendim gibi yaşayacağım bir hayatı seçiyorum.”</span></b> Bunu gerçekten kabul ederek yaşayabilmek de başka bir seviyedir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaldı ki hayatta hiçbir şeyin garantisi yok. Sağlıklı yaşayan insanlar da bazen genç yaşta hayata veda edebiliyor. Çünkü mesele yalnızca uzun yaşamak değil. Asıl mesele, hakkıyla yaşayabilmek.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsan gerçekten ruhunun huzur bulduğu şekilde yaşamalı. Acısıyla, tatlısıyla, seçimleriyle, hatalarıyla, düşüşleri ve yeniden kalkışlarıyla… Çünkü hayat, her şeye rağmen yaşamaya değer. Her sabah yeniden gözlerini açabiliyorsan, hayat sana bir şans daha veriyor demektir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne demiş Sezen Aksu:<br><b><span style="color: #ee0000;">“Yaşamak dediğin üç beş kısa mutlu andan ibaret…”</span><o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Belki de hayattaki en büyük seçim, kim olduğumuz değil; kim olmayı seçtiğimizdir. Çünkü insan sürekli değişir. Beş yıl önceki senle bugünkü sen aynı mı gerçekten? Hatta bir yıl önce seni gecelerce ağlatan şeyler bugün hâlâ aynı etkiye sahip mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bunca zaman içinde kaç kez değişti fikirlerin, önceliklerin, korkuların, sevdiklerin…<br>“Ben” dediğin şey bile çoğu zaman yalnızca geçici etiketlerden ibaret.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O hâlde sevgili okur…<br>Bugün hangi ben olmayı seçiyorsun?<br>Kendini suçlayan, eksik gören, sürekli yaralarını büyüten biri mi?<br>Yoksa arayan, sorgulayan, anlamaya çalışan ve huzuru bulmak isteyen biri mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şunu unutma:<br><b><span style="color: #ee0000;">Senin isteklerin, senden büyük değil.</span><br></b>Senin hayallerin, Rabbinin kudretinden asla daha büyük değil.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki bize hep “yetinmek” öğretildi. Daha fazlasını istemenin nankörlük olduğu söylendi. Oysa insan bazen şunu unutuyor: Rabbin, kulunun kendisinden istemesini sever. <b><span style="color: #ee0000;">Çünkü isteyeceğin hiçbir şey O’nun büyüklüğünden fazla değil.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal">Şükür yalnız verdiklerine değil, vermediklerine de edebilmektir.<br>Ama istemenin de bir sınırı yoktur. Çünkü Rab, kulunu her zaman duyar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki asıl mesele, bizim gerçekten istemeyi bilip bilmediğimizdir…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu tek bir cümleden açılan yalnızca birkaç pencereydi.<br>Aslında daha sayfalarca konuşulur. Çünkü hayatta tek bir doğru olmadığı gibi, tek bir bakış açısı da yoktur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdi sıra sende…<br><b><span style="color: #ee0000;">Bugün kim olmak istiyorsun?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Altın Kafes</title>
<link>https://fikirizleri.com/altin-kafes</link>
<guid>https://fikirizleri.com/altin-kafes</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a032899a42a9.webp" length="109592" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Korkmaz</dc:creator>
<media:keywords>Altın kafes, Yaşam, Sistem, Mücadele</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h1 data-section-id="t8pfsq" data-start="0" data-end="13" style="text-align: center;">Altın Kafes</h1>
<p data-start="15" data-end="387">Bir muhabbet kuşu düşünün.<br data-start="41" data-end="44">Daha gökyüzünün ne olduğunu öğrenemeden, kanatlarının ölçüsü demir parmaklıklarla belirlenmiş olsun. Sabahları aynı yemliğin başında uyansın, aynı salıncağın üzerinde uykuya dalsın. Kafesin kapağı bazen açılsın; birkaç ürkek tur atsın odanın içinde, sonra telaşla geri dönsün. Çünkü bazı canlılar özgürlüğü değil, alışkanlıklarını vatan sanır.</p>
<p data-start="389" data-end="407">İnsan da böyledir.</p>
<p data-start="409" data-end="715">Modern çağ, insanı zincirlerle değil; konforla evcilleştirdi. Eskiden esaretin sesi vardı: prangalar şıngırdardı. Şimdi ise sessizdir. Yumuşak koltukların, taksitli hayatların, parlak ekranların içine gizlenmiştir. Artık kimsenin bileğine demir vurulmuyor. İnsanlar kendi kafeslerini dekorasyonla süslüyor.</p>
<p data-start="717" data-end="746">Üstelik buna başarı diyorlar.</p>
<p data-start="748" data-end="1073">Sabah alarmıyla uyanıp istemediği bir hayata yetişmeye çalışan milyonlarca insan var. Trafikler, plazalar, kart basılan turnikeler… Hepsi görünmez bir fabrikanın bant sistemi gibi çalışıyor. İnsan ruhu, büyük bir makinenin dişlileri arasında yavaşça törpüleniyor. Fakat kimse bunu fark etmiyor. Çünkü kafes altından yapılmış.</p>
<p data-start="1075" data-end="1099">Altın, demiri unutturur.</p>
<p data-start="1101" data-end="1382">Bugünün insanı özgürlüğü, seçenek bolluğuyla karıştırıyor. Oysa önüne yüz kapı koyulması, gerçekten özgür olduğun anlamına gelmez. Bazen bütün kapılar aynı koridora çıkar. Market raflarında dizilen renkli ambalajlar gibi; farklı görünen ama aynı açlığı besleyen hayatlar yaşıyoruz.</p>
<p data-start="1384" data-end="1545">Bir adam kırk yıl boyunca aynı masada oturuyor. Aynı sokaktan geçiyor. Aynı korkulara selam veriyor. Sonra bir gün emekli olup “özgür kaldığını” düşünüyor. Oysa sadece kafesin mesai saatleri değişiyor.</p>
<p data-start="1594" data-end="1976">Modern dünya, insanı aç bırakarak değil; doyurarak uyuşturuyor. Çünkü aç insan bağırır. Tok insan susar. Bu yüzden çağımızın en büyük hapishaneleri beton duvarlardan değil, konfordan inşa ediliyor. İnsanlar artık gökyüzüne bakmıyor; ekran ışıklarının altında başlarını eğerek yaşıyor. Dijital vitrinlerde kendilerine yeni kimlikler seçiyor, ama aynalara bakmaya cesaret edemiyorlar.</p>
<p data-start="1978" data-end="2073">Bir kuşun kafeste doğması trajedidir.<br data-start="2015" data-end="2018">Ama kafesin kapısı açıkken uçmayı unutması, felakettir.</p>
<p data-start="2075" data-end="2352">Belki de mesele özgür olup olmamamız değil. Çünkü insan bütünüyle özgür bir varlık olmadı hiçbir zaman. Mesele, bize ait olmayan hayatları kendi seçimimiz sanmamız. Bize öğretilen korkuları karakterimiz zannetmemiz. Ve en kötüsü; ruhumuz küçülürken bunu “olgunlaşmak” sanmamız.</p>
<p data-start="2354" data-end="2654">Bazı insanlar vardır; kalabalıkların içinde yaşar ama sürüye ait değildir. Düzenin sunduğu güvenli kafesi reddederler. Çünkü bilirler: Güvenlik bazen özgürlüğün mezarıdır. Gökyüzü tehlikelidir evet. Fırtınası vardır. Açlığı vardır. Düşme ihtimali vardır. Ama yine de gökyüzü, kafesten daha onurludur.</p>
<p data-start="2656" data-end="2714" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Çünkü bazı ruhlar için mesele yaşamak değil, uçabilmektir.</p>
<p data-start="2656" data-end="2714" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Mehmet KORKMAZ...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KESKİN BIÇAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/keskin-bicak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/keskin-bicak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0360e281822.webp" length="13318" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 12 May 2026 20:50:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşen Engin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div class="col-12 mb-4">
<div class="eq-container">
<div class="eq">
<div class="-amp-video-eq-col">
<div class="-amp-video-eq-1-2">KESKİN BIÇAK</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="col-12 detay"><span class="float-left mr-4 mb-4 text-muted"><i class="fa fa-quote-right"></i></span>
<p>Zamanın birinde, bir şehir ve bu şehrin kendi zamanının şartlarında yaşayan bir halkı varmış. Bu şehirde yaşayan bir ailenin bir gün bir çocukları dünyaya gelmiş. Coşkuyla karşılanan bu bebek, aylar geçtikçe, beraberinde uykusuz geceler, yorucu saatler de getirmeye başlamış ve anne babası onu oyalayacak bişeyler aramaya koyulmuş. Ne yapıp etseler de çocuk geceleri ağlıyor, uyumuyor, gündüz yemeğini yedirirken zorluk çıkartıyor kısacası anne ve babasını haliyle çok yoruyormuş.</p>
<p>Günlerden yine bir gün çocuk mutfak masasında mama sandalyesinde uykusuzluktan yorgun düşmüş perişan anne babasının yanında yemek yememeye direnirken, babasının elinde parlayan bir objeye dikkat kesilmiş. Babası, elinde bir bıçakla ekmek dilimliyormuş. Çocuk bıçağı göstererek ağlamaya başlamış. Bıçağı çok istediğini gören anne baba, yeter ki çocuk ağlamasın diye çocuğun eline bıçağı vermişler. Çocuk susmuş. Göz alıcı parlaklıktaki çeliğe bakarken gözleri kamaşan çocuk, annesi kahvaltı masasında ağzına ne tıkıştırırsa, itirazsız yemiş yutmuş. Oyun zamanı gelmiş çocuk tekrar bıçakla oynamak istemiş. Anne baba birbirine bakmış. Nolacak ki demişler, o şehirde tüm tanıdıklarının çocuklarına anne babaları izin veriyormuş, onlar da müsaade etmiş.</p>
<p>Günler günleri, haftalar haftaları kovalamış. Çocuk elinde o bıçakla büyümüş. Odasında o çok sevdiği bıçağıyla yalnız başına oynarken kendine ufak tefek zararlar vermeye, orasını burasını kesmeye başlamış ancak bunu ailesinden saklamış. Duyarlarsa, öğrenirlerse elinden alınır sevgili oyuncağı diye. Çocuk büyüdükçe, bıçağı ile evin dışına da çıkmaya başlamış. Anne babası çevredeki çocukların elinde daha güzel, daha havalı, daha keskin bıçaklar görünce demişler ki bizim çocuğumuzun onlardan neyi eksik, falancanın çocuğundan eksik mi kalsın, biz de daha iyisini alalım, mağdur etmeyelim demişler. Ve çok daha büyük, çok daha havalı ve işlevsel haliyle daha keskin bir bıçak almışlar çocuklarına.</p>
<p>Çocuk, artık tek o bıçağıyla oynamaya başlamış. Ne misafirlikte arkadaşları ile vakit geçiriyormuş, ne kumdan kaleler yapmayı biliyormuş ne de uçurtma uçurmayı. Halinden de memnunmuş. Anne baba ise ondan daha mutlu. Çünkü artık çocukları onları darlamıyor, yormuyor, zamanlarını almıyormuş. Böylece baba televizyondaki futbol maçlarına, anne ise komşuda kahve sohbetlerine daha fazla vakit ayırabiliyormuş. Çocuk günden güne odasında yalnız kaldığı keskin bıçağı ile ailesinin de kontrol ve gözetimi olmamasının rahatlığıyla kendisine o kadar derin yaralar açmaya başlamış ki artık o bıçakla karşısındakilere de zarar vermek istemiş.</p>
<p>Böylece o bıçaklılar dünyasındakilere ayak uydurabilecekmiş ve  daha az yara alacakmış. Bu kendisini korumak ve savunmak için gerekliymiş. Olay öyle bir raddeye gelmiş ki, anne baba çocuklarının, odasında hızla kanını ve canını kaybettiğini, iş işten çoktan geçince fark etmişler. Hikaye de burda sona ermiş. Demeyi çok isterdim ama bu hikaye maalesef ki bitmiyor. Hocam sen neden bahsediyorsun, hiç bir anne baba çocuğunun eline keskin bir bıçak verip onu odasında bir başına bırakır mı diye soruyorsunuz değil mi? Bir daha düşünün derim.</p>
<p>Çocuklarımızı ellerinde, iki ucu keskin bir bıçaktan daha tehlikeli olan bir şeyle kontrolsüz denetimsiz başbaşa bırakıyor muyuz yoksa bırakmıyor muyuz? Evet, bildiniz. İnternet ve cep telefonları. Nasıl bir bıçak doğru kullanıldığında hayatımızı kolaylaştıran bir nesne ise, internet de öyle. Daha dünyaya yeni gözlerini açan, her şeyden bihaber bir çocuğun elline kontrolsüz internet ulaşımı olan cep telefonlarını vermek, eline keskin bir bıçak tutuşturmaktan farklı mıdır sorarım sizlere. Lütfen çocuklarımız gençlerimiz kendilerine ve başkalarına zarar vermeden bunun önlemini alalım. Yeterli olgunluk yaşına erişince, nasıl kullanacağını öğreterek ve denetimi elden bırakmadan, gözetim ve kontrol dahilinde, kısıtlayarak izin verelim.Yoksa herşey için çok geç olabilir.</p>
</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Anne Babam Neden Konuşmuyor?</title>
<link>https://fikirizleri.com/anne-babam-neden-konusmuyor-3465</link>
<guid>https://fikirizleri.com/anne-babam-neden-konusmuyor-3465</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69f352093a473.webp" length="30424" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 11 May 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Korkmaz</dc:creator>
<media:keywords>Aile, İlişkiler, Çocuk, Empati</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Anne Babam Neden Konuşmuyor?</p>
<p>Evde ağır bir sessizlik hakim. Televizyon açık, çay sıcak... ancak kelimeler ölü.</p>
<p>Bir baba var, bir anne var. Konuşmayan bu iki insanın ortasında, o tekinsiz boşlukta büyüyen bir çocuk... İçinden soruyor o çocuk: “Ne oldu?”</p>
<p>Cevap hazırdır, bu toprakların en büyük, en yaygın yalanlarından biri: “Bir şey yok.”</p>
<p>Gerçekte olan ise şudur: Bir şey var. Hem de çok şey var. Ancak konuşulmayacak kadar derine bastırılmış, üzeri örtülmüş. Konuşulursa kontrolün kaybedileceğinden, o koca yapının yıkılacağından korkuluyor.</p>
<p>Erkeklere Öğretilen İlk Ders: Susmak Çünkü bu coğrafyada erkeklere öğretilen ilk, en katı kural şudur: Konuşma. Hissetme. Gösterme. Ağlarsan zayıfsın, anlatırsan güçsüzsün, içini açarsan... Kaybedersin. O erkek çocuk büyür; adam olur, eş olur, baba olur. Yine de konuşamaz. Kızdığında susar, kırıldığında susar, hatta sevdiğinde bile çoğu zaman susar. Kelime bilmediğinden değil, duygu dilini hiç öğrenmediğinden.</p>
<p>Ona öğretilen tek dil “kontrol”dür. Ancak kontrol dedikleri şey, bastırılmış duyguların dışarıdan düzgün durmasıdır aslında. İçeride fırtınalar koparken, dışarıda sahte bir sükûnet sergilemektir. Bir gün o fırtına ya büyük bir gürültüyle patlar ya da her şeyi içten içe çürütür.</p>
<p>Duvarla Konuşmanın Bedeli.</p>
<p>Peki, anne ne yapar bu sırada? Başta konuşur. Anlatır, didinir, anlaşılmak ister. Sonra yorulur. Çünkü duvarla konuşmak, insana kendini değersiz, hiçe sayılmış hissettirir. Bir gün, o da umudu kesip susar.</p>
<p>İşte o gün, o ev aslında biter. Kavga yoktur, gürültü yoktur; ancak bağ da yoktur, can da yoktur. Toplum buna “olgunluk” der. “Adam ağırdır, pek konuşmaz,” diyerek alkışlar. Hayır! Bu olgunluk değil. Bu, iletişimsizliğin romantize edilmesi; duygusal tembelliğin kültür haline gelmesidir.</p>
<p>O Çatlak Neden Onarılmaz?</p>
<p>Bir erkek neden konuşmaz? Çünkü yüzleşmek, susmaktan daha ağır gelir. Çünkü konuşursa çözmek zorunda kalacağını bilir. En önemlisi; yıllarca susarak ayakta kaldığını, güçlü göründüğünü sanmıştır. Oysa gerçek şu: Susarak ayakta kalmazsın. Sadece yavaş yavaş içten çöker, yanında duran insanı da beraberinde çökertirsin.</p>
<p>Şöyle düşünün: Salonda duran, nesiller boyu aktarılmış kıymetli bir porselen vazo... Bir gün, bir dikkatsizlik sonucu üzerinde incecik bir çatlak belirir. Aslında basit bir onarım işlemiyle kalıcı hasarın önüne geçilebilir, vazo eski sağlamlığına kavuşabilir. Ancak erkek, o porselen yapıştırıcısını eline almaz. Çünkü o onarım, hatayı kabul etmek, vazonun hasar gördüğünü tasdik etmek demektir. Kadın bir süre bekler o onarım hamlesini, sonra o da vazgeçer. Kimse dokunmaz o çatlağa. Sonunda ne mi olur? Kimse gelip vazoyu kasten kırmaz belki; ancak o çatlak, zamanla, sıcak-soğuk değişimleriyle, en küçük titreşimlerle sinsice büyür. Sonunda porselen vazo, bir gün, aniden, sessiz sedasız dağılır gider.</p>
<p>Nesilden Nesile Aktarılan Susturulmuşluk</p>
<p>Çocuk büyür o evde. Konuşulmayan şeyleri öğrenerek, duyguların bastırılması gerektiğini görerek... Fark etmeden, o zehirli döngüyü devralır.</p>
<p>Mesele tam da burada düğümleniyor. Bu sadece mutsuz bir aile hikâyesi değil. Bu, nesilden nesile aktarılan bir suskunluk mirası, devasa bir kültür problemi. Biri çıkıp cesaretle, “Ben konuşacağım,” diyene kadar da bu çark dönmeye devam edecek.</p>
<p>Unutmayın; konuşmak zayıflık değil, kontrolü kaybetmek hiç değil. Konuşmak, gerçek kontrolün, o ilişkiyi sahiplenmenin ta kendisi. Ancak kolay değil; çünkü bu sadece iki insanın meselesi değil, yılların öğrettiği o sahte “erkeklik” tanımına karşı bir başkaldırı.</p>
<p></p>
<p>Şimdi soruyu tekrar soralım: Anne babam neden konuşmuyor?</p>
<p>Cevap şu olabilir: Çünkü birine susmak öğretildi, diğeri de beklemekten yoruldu. Eğer kimse bu zinciri kırmazsa, o evde büyüyen çocuk da bir gün aynı sessizliğin içinde kendi çorak ailesini kuracak.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kendini Tanı İyilikle Harekete Geç</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendini-tani-iyilikle-harekete-gec</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendini-tani-iyilikle-harekete-gec</guid>
<description><![CDATA[ İyilik ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a005f5f5e4da.webp" length="6878" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 13:37:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Kendini Tanı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı şeyler durup dururken olmaz. Yağmurun yağması için bulutların sıcak ve soğuk olarak birbirine temas etmesi gerekir. Depremler durup dururken meydana gelmez. Yer altındaki fay hatlarının kırılması gerekir. Bir kuş tek kanatla uçamaz, her iki kanadının da sağlam olması gerekir. İnsan, tabiat ve hayvanat su içmeden yaşayamaz. Ateş yanıcı ve yakıcı bir maddedir, ancak ateş olmazsa ısınamayız... Güneş ve gece lambası olmazsa karanlıkta kalırız. Şu muazzam kâinatta 4 temel element vardır: Toprak, su, hava ve ateş.</p>
<p>1.Toprak:</p>
<p> İstikrarı, katılığı ve temel yapıyı temsil eder.</p>
<p>2.Su: Duygusal derinliği, uyumu ve akışkanlığı temsil eder.</p>
<p>3.Hava: Zihinsel hareketliliği, iletişimi ve düşünceyi temsil eder.</p>
<p>4.Ateş: Enerjiyi, tutkuyu, iradeyi ve dönüşümü temsil eder.</p>
<p>Bunlardan biri eksik olsa yaşam dediğimiz şey olmazdı. Kâinat o kadar kusursuz yaratılmıştır ki ancak Yaratıcının müsaade ettiği kadar kâinat ve içindekileri kavrayabiliriz. Kâinatın yaratılışı kadar insan ve hayvanın da yaratılışı mucizelerle doludur. İnsan su ve toprak karışımı balçıktan (çamurdan) yaratılmıştır. İnsanoğlunun fıtratında sevgi kadar nefrette vardır. Zira yeryüzünde ilk katliâmı Adem'in (as) oğlu Kâbil kardeşi Hâbil'i öldürerek yapmıştır.</p>
<p>Meşhur bir söz vardır: "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz" diye. Şu soruyu sorarak başlamak istiyorum: "Sizce günümüzde cereyan eden olağanüstü durumlar bir tesadüf mü yoksa komplo teorisinin birer parçası mı?"</p>
<p>Depremler, savaşlar, salgın hastalıklar ve hızlı ölümler... Aile bağlarının git gide çözülmesi, toplumun gündemine bomba gibi düşen haberler, sokakta birbirini hiç tanımayan insanların taşlı sopalı kavgaları, ekseriyetle aldatma, ihânet, gösteriş ve boşanmaların konu edindiği gündüz kadın programları, yerli yabancı dizi ve sinemalar... Yazımın başında bir şeylerin olması için başka bir şeyin olması gerektiğini ifade etmemin asıl sebebi buydu aslında. Bu saydıklarımdan yola çıkarak açık bir şekilde ifade etmeliyim ki, bu yaşananlar ve yaşanmakta olan büyük hâdiselerin hiç birisi tesâdüf değildir. Allahın kanunlarına baş kaldıran ve yeryüzünü kaosa sürükleyen ortak akıl şeytâni plânları devreye sokarak dünyayı kendi istedikleri kadar insan ve robotlarla geleceğe hazırlamak istiyorlar. Robot çağında dünya nüfusunun aşağıya çekilmesi için her yöntemi deniyorlar: Salgın hastalıklar, savaşlar, sosyo-ekonomik krizler, hızlı ölümler... Bugün her yere giren internet ve telefonlardan tutun yapay zekâ uygulamalarına, sağlıktan gıdaya, eğitime kadar her şey bu senaryoya zemin hazırlamaktadır. Hastaneler eskiye kıyasla hınca hınç dolmaktadır. Kanser çeşitleri adeta hortlamaktadır.Yediğimiz içtiğimiz hiç bir şey doğal ve sağlıklı değildir. Süt ve süt ürünleri bedenimizi toplamak yerine güçten düşürmektedir. İlaç lobisi önce insanları hasta etmekte sonra da onlara antibiyotik ağırlıklı türlü türlü ilaçlar satmaktadır. Çarşı pazarda fiyatlar artırılmakta ve insanımızın hem ekonomik gücünü hem de psikolojik durumunu kötüleştirmektedir. Hastalık ve ölümler durup dururken gerçekleşmez, bir sebep lâzımdır. Günümüzde ise bu sebepler azımsanmayacak kadar çoktur: Sağlıklı beslenememe, düzensiz uyku, çarpık ilişkiler, saatlerce başımızı gömdüğümüz sosyal medya mecraları, sağlıksız gıdalar ve içecekler, sinir, stres gibi tüm vücut fonksiyonlarını etkileyen unsurlar, ekonomik yetersizlik bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu saydığım konular insanların hem aile içindeki hem de yaşamak zorunda olduğu toplumdaki durumunu ciddi anlamda etkilemektedir. İntihar veya intihar girişimleri bunu doğrulamaktadır.</p>
<p>Borç batağına düşen insanlar dişiyle tırnağıyla kazandığı evinden edilmek isteniyor bu yeni dünya düzeninde! Düşünün ki, ev sahibi bankaya borcunu ödemek için evini satıyor ve kiracı durumuna düşüyor... Ne kadar acı bir tablo değil mi?</p>
<p>Aynı tablo kiracı için de geçerlidir. Dün 10 liraya oturduğu eve bugün 30 lira isteniyor, kiracı semt semt, sokak sokak dolaşıp "Acaba bana uygun bir ev bulabilir miyim, çoluk çocukla altına gireceğimiz bir çatı bulabilecek miyim?" diyerek kara kara düşünüyor.</p>
<p>Zenginin daha zengin fakirin daha fakir olduğu bir ortamda adâlet ve merhamet kimin umurunda!</p>
<p>İşte böyle dehşetli bir ortamda ayakta tutunmaya çalışıyoruz, hakkı hakikâti bas bas haykırmaya, en azından bir çift sözle anlatmaya çalışıyoruz...</p>
<p>Her hafta açılan semt pazarında aramızda aynen şöyle bir konuşma geçti;</p>
<p>-Abi, Allah aşkına bir kg domates 120 lira olur mu? Bu insanlar ne yiyecek, ne içecek?</p>
<p>-Ben orasını bilmem, benim de çoluk çocuğum var, ben nasıl yaşıyorsam onlar da yaşar.</p>
<p>-Abi, tarladan alıyorsunuz 10'a,15'e tezgâhta satıyorsunuz 100'e 120'ye... Bu nasıl bir ticarettir, bu nasıl helal kazançtır. Bana bunları anlatma, ayrıca kendini haklı çıkarmak için de Allahın ve peygâmberimizin adını anma!</p>
<p>Ben de esnâfım ve iyi de bir insan tüccârıyım, poşetteki domatesleri boşaltabilirsin, Allah'ın adını kirli ve haram ticaretine karıştırdığın için senden hiçbir şey almıyorum!</p>
<p>Bu sadece bir örnek sevgili okur...</p>
<p>Sonra da kalkıp şikâyet ve isyan ediyoruz,başımıza gelen belâ ve musibetlere...</p>
<p>Dünya'yı değiştirmek istiyorsak önce kendimizi değiştirmeliyiz. Attığımız adımlar ne kadar isâbetli?</p>
<p>İnsanlar bizden emin mi?</p>
<p>Ticaretimiz helal mi haram mı?</p>
<p>Aile ve toplum içindeki hâl ve hareketlerimiz birer güzel örnek oluşturuyor mu?</p>
<p>Doğru sözlü olmayı doğru işler yapmayı başarabiliyor muyuz?</p>
<p>Ne için öğreniyoruz ne için okuyoruz ne için harıl harıl çalışıyoruz?</p>
<p>Bu dünyaya ne için geldik, nasıl gidiyoruz?..</p>
<p>İnsanlık ve kulluktan nasibimizi alabiliyor muyuz?</p>
<p>Hakkı hak bilip yaklaşmak, bâtılı batıl bilin uzaklaşmak hayatımızın neresinde kalıyor?</p>
<p>Bize bahsedilen emanetlere ne kadar sahip çıkabiliyoruz?</p>
<p></p>
<p>Hayatımızdaki bu hızlı döngünün cevapları bu sorularda gizlidir.</p>
<p>Bizler büyük bir medeniyetin çocuklarıyız, Bize boş hesaplar peşinde koşmak yakışmaz. Her birimiz bir ucundan tutarak bu medeniyeti ayakta tutan birer sütun olmalıyız. Ancak o zaman alıp verdiğimiz nefes göğsümüze bir yük olarak binmez. Ancak o zaman yaptığımız her işte manevî huzur iklimine girebiliriz.</p>
<p>Unutmayın;</p>
<p>Ateş her türlü yanar ve yakar, asıl mesele ise o duman hangi sebeple çıkıyordur.</p>
<p>Attığımız her adım bizi biraz daha iyiliğe ve güzelliğe çıkarsın.</p>
<p>Kendine bir iyilik yap, bu iyilik sadece geçici dünyamızda değil ebedî ahiret yurdunda da sana fayda sağlasın.İki taraf arasında sıkışırsan, sen iyiliği tercih et. İç dünyanı keşfetmeden dış dünyanı anlayamaz, açıklayamazsın bunca hayret verici olayları...</p>
<p>Sen Allah'ın bir tanesisin.Yeryüzünün halifesisin.</p>
<p>Her şey zıttıyla vardır, ya iyi ya kötü...</p>
<p>Ya aydınlık ya karanlık...</p>
<p>Kötülük ve karanlık ruhlu insanlardan uzak durmalısın. Sebep-sonuç ilişkisi içinde tezahür eden olayların iyi tarafında olmaya gayret et.</p>
<p>Zira dünyamızı karanlığa boğan her şeyin altında kötülük yatmıyor mu!?</p>
<p></p>
<p>Abdulaziz ADAKAN </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAZAR MISIN YAZDIRAN MI ?</title>
<link>https://fikirizleri.com/yazar-misin-yazdiran-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yazar-misin-yazdiran-mi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69fb83ae28365.webp" length="37968" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 11:31:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Özge Güneş</dc:creator>
<media:keywords>Yazar yapay zeka</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Hey arkadaşlar! Hey dostlar! diyerek bir Yaşar Kemal üslubuyla başlamak istedim yazıma.</span></p>
<p class="p2">Bugüne kadar yazdığım tüm metinlerde insanın iç dünyasını anlamaya çalıştım. Yetmedi, empati kurup monologlar yazdım.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Bu sabah kahvemi yudumlayıp elimdeki kitabı okuyordum ve karaktere istemsizce soru sorarken buldum kendimi. Hem de sesli :) Sonra da cevabını, kendimi onun yerine koyarak verdim.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Aslında hepimiz okurken bunu yaşarız; ancak bunu sesli olarak yapan kaç kişiyiz, merak ediyorum doğrusu :)<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Tam da o anda aklıma bir şey geldi. Yapay zekânın hızla geliştiği şu dönemde, neden roman karakterleriyle sohbet edebileceğimiz bir uygulama olmasın diye düşündüm. Düşünürken, bunu benden önce düşünenlerin de olabileceğini biliyordum ama.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Küçük bir araştırmadan sonra böyle bir uygulama buldum. Kurulumunu yapıp seçtiğim bir roman karakteriyle konuşmaya başladım.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Hepimizin bildiği ve okumayan varsa dizi-filmlerden tanıdığı </span><span class="s2">Aşk-ı Memnu</span><span class="s1"> romanını seçtim. Merak etmeyin, ne Behlül’ü ne de Bihter’i arattım. Ben Nihal’le konuşmak istedim. Sohbeti başlatıp Nihal’e sorularımı yazdım. Tabii o da cevaplarını yazıyırdu.</span><br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Dostlar, gerçekten hoşuma gitti uygulama. Biraz zorlamak istedim ve edebi sohbetin dışına taşıp geyik muhabbetine girdim; yine de beklediğim o hassasiyeti göstererek tam da Nihal gibi cevaplar aldım.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Şimdi bunu sizlerle paylaşmamın nedeni şu…<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Teknolojinin her geçen gün ilerlediği bu zamanda, yazarlığın da yavaş yavaş değişeceğini düşünüyordum.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Bundan altı ay önce “hayır, insan ruhuna dokunan cümleler kuramaz yapay zekâ” diyordum. Ama şimdi… aynı fikirde değilim.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Geçenlerde editörlüğünü yapmak için bir roman dosyası aldım. İlk on sayfasını okuduktan sonra iade ettim. Roman tamamen yapay zekâya yazdırılmıştı. Evet, imla hatası yoktu, cümle bozukluğu da yoktu; fakat ruh da yoktu. Sahibine bunu söylediğimde “yani günlerce, kelime kelime yazmaya gerek var mı, konuyu ben veriyorum zaten” diye savunma yaptı.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Onun kullandığı sistem belki teknik olarak kusursuzdu ama ruh katamamıştı. Her geçen gün kelime hazznesini zenginleştirse bile okurken anlıyorsunuz ruhunun olmadığını. <br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Ancak ben Nihal’le konuşurken şunu hissettim; o sohbet, ne kadar kurgusal olursa olsun, bir yerden insana dokunabiliyordu. Zayıf sanılan bir karakterin içindeki hassasiyet, kırılganlık ve suskunluk, gerçek bir insan sesi gibi karşıma çıkmıştı. Bu da şunu gösteriyor ki; artık yazarlar değil yazdıranlar  devri geliyor.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Demem o ki dostlar, yazmaya gönül vermiş her yazarın bir şekilde kendisini güncellemesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü zaman değişiyor, araçlar değişiyor, anlatma biçimleri değişiyor… Ancak insanın kendini anlatma ihtiyacı değişmiyor. Eğer biz o ihtiyacı sadece teknolojiye devredersek, bir gün kelimelerimiz çoğalır ama sesimiz kaybolur.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Ve belki de asıl mesele şu olur; yazan çok  ama gerçekten “söyleyen” kalmaz. Gelecek nesiller bunun farkını anlayabilsinler diye, eğitimden tutun da alışkanlıklarımızı disipline etmeye kadar daha çok işimiz var.<br><span class="s1"></span></p>
<p class="p2">Peki sizce bir yazar kendisini nasıl güncelleyebilir? Hâlâ saman kağıda dokunmanın güzellemesiyle mi yetineceğiz?<br><span class="s1"></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Evvel Zaman İçinde Türk Masalları da Varmış</title>
<link>https://fikirizleri.com/evvel-zaman-icinde-turk-masallari-da-varmis</link>
<guid>https://fikirizleri.com/evvel-zaman-icinde-turk-masallari-da-varmis</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ec9afd8910d.webp" length="34700" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burhan Çay</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kırmızı Başlıklı Kız masalında Kurdu çok yanlış anlattılar bize. Kırmızı başlıklı kızın tek başına ormanda ne aradığını değil de, Kurdun doğası gereği açlığını giderme güdüsünü sorgulattılar bize. Oysa bu hikaye tamamen hayal ürünü olan bir kurguydu. Bu hayal ürünü masal da iyi ile kötü yer değiştirmiş olamaz mıydı? Belki de kötü olan Kurt değil de, masalı kendine göre kurgulayan insandı. Yani bu hikaye de asıl kötü, kırmızı başlıklı kız nezdinde kibirleri, çıkarları, kıskançlıkları olan ve düşünebilen tek canlı yani kurgu sahibi insandı. İnsan, kendi türünden olmayan canlılara kendisine ait vasıflar yükledi ve onları kendindenmiş gibi gösterdi. Bu vasıflar, iyilik, doğruluk, fedakarlık üzerine olsaydı ne ala. Bakın Atsız Beğ'in Bozdoğan ve Sarı Yılan hikayesi orada. Okuyan için nice derin manalar ve dersler saklı satır aralarında. Atsız Beğ'in hikayesinde Sarı Yılan fırsatçı ve yalancıydı. Bozdoğan ise gözüpek, cesur, mücadeleci. Atsız Beğ'in hikayesinde cesaretin, korkaklara karşı bazen galip gelemeyebileceği, hayatın uzun ve çetin bir yol olduğu ve bu yolda dürüstlerin ve cesurların karşısına türlü engellerin çıkabileceği; onlar bu engellerle boğuşurken korkakların ve sinsilerin rakiplerinin mücadelelerinden doğan her türlü fırsatı kendi çıkarları doğrultusunda kullanabileceği mesajı verilmişti. Fakat kırmızı başlıklı kız masalında Kurda yüklenen insani vafıslar, tamamen kötücül yani hasetlik, sinsilik, acımasızlık gibi özelliklerdi. Fakat bu hikaye de gözden kaçan bir nokta vardı. O da Kurdun rakibinin bir insan olduğuydu. İnsan neydi? Düşünen bir canlı. Düşünen bir canlı da kibir olurdu. Hasetlik olurdu. Sinsilik, çıkarcılık olurdu. Menfaat gütme olurdu. Bunlar kurtta nasıl olsundu. Kırmızı Başlıklı Kız masalında şartlar hiçbir zaman eşit olmamıştı ki. Oysa Kurt, bu masal da yapabildiği tek şeyin, yani karnını doyurmak ve varlığını devam ettirmek için avlanmanın peşindeydi. Hem tabiatın diğer canlıları kötülük nedir ne bilsindi. Zira onların eylemleri tamamen içgüdüseldi. Demem o ki, batının kurgu masallarının genelinde görülen en önemli unsur bana göre bilinçli olarak ve taraflı bir şekilde insan dışı canlılara yüklenen safi kötü vasıflardı. Bu yükleme, insanın fantazilerinden başka bir şey değildi.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Neden böyle bir kıyaslama yaptığımı merak ediyorsanız, anlatayım. Öncelikle masal ve hikayeler, yetişkinlere hitap etse de asıl meraklıları malumunuzdur ki çocuklarımızdır. Burada dikkat çekmek istediğim mesele çocuklarımıza okuduğumuz veya okuttuğumuz masal ve hikayelerin, onların o masum ve bilgiye aç zihinlerine neler verdiği, neleri aşıladığıdır. Hayal güçlerini nasıl ve hangi temalarla beslediğidir. Şöyle ki, kırmızı başlıklı kız masalını okuyan bir çocuk zihni, orada açgözlülüğü, sinsiliği ve yalanı, insani vasıflar yüklenmiş yani kişilik adledilmiş bir hayvanda işlenmiş olarak görür. Burada mesele bir hayvana kişilik adledilmesi değildir. Mesele insana ait olan ahlaki değerlerin ve yine insana ait olan ahlaki vasıfların zıtlarının yüklenmesidir. Masal da Kurt, çocuk için korkunç bir canlıya dönüşür. Ormanda tek başına laylaylom gezen Kırmızı Başlıklı Kız ise şirin, sevecen, masum ve akıllı. Peki durum öyle mi? Tabi ki hayır! Kurdun yalanına yalanla karşılık veren bir kız ne kadar masum olabilir ki? Çünkü Kırmızı Başlıklı Kız da en az Kurt kadar sinsi ve yalancıdır. Bu masalın çocuklarımıza ne gibi bir faydası olabilir diye düşünüyorum fakat olumlu bir sonuca varamıyor veya bu masal da makul bir fayda bulamıyorum. Neyse! Zaten asıl üzerinde durmak istediğim konu bu değildi. Daha çok milli masallar ve hikayelerden ve bu hikayelerin çocuklarımıza okutulmamasından ve sevdirilmemesinden bahsetmek istiyordum oysa.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Sahi, neden Türk masallarımız, hikayelerimiz okutulmaz çocuklara? Olağanüstü olaylar mesela bizim masallarımız da yok mu? Var tabi. Hem de alası var. Kahramanlıklar yok mu? En fiyakalısı var. Hem de çoğu gerçekliği olan kahramanlıklardır bunlar. Ahlaki değerleri içermiyor mu Türk masalları? En iyi ve en saf olanını içeriyor üstelik. Peki, böyle olduğu halde neden çocuklarımıza Türk masallarını okutmuyor yada okumuyoruz? Neden bir Ziya Gökalp, bir Eflatun Cem Güney, bir Tahir Alangu okutmuyoruz? Biraz daha yaş almış ilkokul veya ortaokul çocuklarımızın ellerinde veya odalarında neden bir Ömer Seyfettin hikayesi görmüyoruz mesela? Nicedir usuma takılan bir konudur bu! Dile getirme ihtiyacı duyduğum önemli bir konu hem de.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Diyeceğim şu ki, bırakalım bize yabancı batı masallarını artık. Bizden olan, bizi anlatan, bize göre olan, Türk milletinin tarihinden, vicdanından ve duygusundan doğan Türk masallarını okuyalım, okutalım çocuklarımıza. Hem bizim olan masallarla büyümesi yavrularımızın çok güzel olmaz mıydı? Bence şahane olurdu. Yavrularımızın, Keloğlan masalları, Nasreddin Hoca masaları, Hacivat Karagöz masalları, Billur Köşk vs gibi bizden masallar dinleyerek, okuyarak büyüdüklerini bir düşünün. Çok değerli bir kültür faaliyeti olmaz mıydı bu? Ki böylece çocuklarımız hem kendi kültürüne yabancı kalmamış olacaklar hem de Türk kültürüne, Türk karakterine has özellikleri tanıyarak yetişmiş olacaklar. Türk masallarını evvel zaman içinde bırakmadan, yabancı masalları kalbur içinde batı yönüne savuralım. Sözlerime son verirken son bir önemli hususu da belirtmek isterim. Ki bu husus, bahsini açtığım Türk masallarına öncelik verme konusunun her çocuk sahibi Türk vatandaşının kültürel sorumluluğu olduğu gerçeğidir. Haddim olmayarak kaleme aldığım bu yazıyı okuduğunuzda beni hoş göreceğiniz kanaatindeyim. Niyetim bizden olan iyiye, güzele dikkat çekmekti çünkü. Bu uzun yazıyı okuyan siz değerli okurlara çok teşekkür ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Esen kalın.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Annelik Ruhu</title>
<link>https://fikirizleri.com/annelik-ruhu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annelik-ruhu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69ff571b647ab.webp" length="28048" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 10:33:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda Çavdar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Annelik, biyolojik bir sınırın çok ötesinde; ruhun bir başka canda yankılanmasıdır. İster bir insanın evladına duyduğu o sarsılmaz aidiyet, bir beşikteki masum uykuyu bekleyen bir çift göz, yavrusunu fırtınadan korumak için gövdesini siper eden bir canlı, ister bir patiye uzanan iyileştirici bir el, bir bitkiyi büyüten sevgi, sokağın kimsesizliğine mama bırakan o ince düşünce veya bir kadının hiç doğurmadığı bir çocuğu kalbiyle evlat edinip ona dünya üzerindeki en güvenli liman olması.. Hepsi o evrensel şefkat pınarından beslenir.</p>
<p>Gerçek annelik; bir canı kendi gölgesinde dinlendirecek kadar geniş bir kalbe sahip olmaktır. Dünyayı daha yaşanır kılan şey, işte bu karşılıksız çabadır. </p>
<p>Şunu unutmamalıyız ki; anne, sadece dünyaya getiren değil, dünyada tutunacak dal olan, yeşerten, onaran ve kendinden vazgeçerek bir başkasını var eden her yürektir. Bu yüzden annelik bir kimlik değil, her nefese yuva olabilme sanatıdır.</p>
<p>Elleriyle ya da dualarıyla bir canı büyüten, onu yeniden yeşerten tüm ruhlar, aslında bu dünyanın gerçek koruyucularıdır. Yaşatmaya ve sevmeye dair verilen her emek kutsaldır; çünkü sevginin olduğu her yerde, bir anne kalbi mutlaka atmaktadır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAYBEDİLEN NESİL</title>
<link>https://fikirizleri.com/kaybedilen-nesil</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kaybedilen-nesil</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a877d054652.webp" length="32732" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeynep Kıvanç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir öğretmen…</p>
<p>Elinde tebeşir, yüreğinde umut… Bir çocuğun kalbine dokunmak için yıllarını veren bir insan… Ve bir gün, yetiştirmeye çalıştığı bir öğrencinin elinde hayata veda ediyor.</p>
<p>Bu nasıl bir kırılmadır? Bu hangi ara oldu?</p>
<p>Ne zaman sınıflar bilgi yuvası olmaktan çıkıp öfkenin, tahammülsüzlüğün, kopuşun mekânı hâline geldi?</p>
<p>Bir öğretmen, bir çocuğun geleceğine ışık olmak için vardır. Ama bugün bir öğretmenin, bir öğrencisinin öfkesine kurban gitmesi; sadece bir cinayet değildir. Bu, bir neslin alarmıdır.</p>
<p>Bu, “Kaybedilen Nesil” başlığının kanlı bir cümlesidir.</p>
<p>Bir genç nasıl olur da kalem tutması gereken eliyle bıçak tutar? Ne eksik kaldı? Sevgi mi? İlgi mi? Ahlâk mı? Merhamet mi? Yoksa hepsi mi?</p>
<p></p>
<p>Evlerimizde iletişim azaldı. Sofralarımızda ekranlar çoğaldı. Çocuklarımızı büyüttük ama ruhlarını besleyemedik. Başarıyı not sandık, terbiyeyi ikinci plana attık.</p>
<p>Oysa bir nesli ayakta tutan şey; yalnızca akademik başarı değil, vicdandır. Bir öğretmene el kaldırmayı aklından bile geçirmeyen bir iç denetimdir. Bir “hocam” derken gözleri dolan saygıdır.</p>
<p></p>
<p>Bugün sormalıyız: Gençler neden bu kadar öfkeli Neden bu kadar yalnız? Neden bu kadar kırılgan ve bir o kadar da patlamaya hazır?</p>
<p>Gençleri nasıl toparlayabiliriz?</p>
<p>Önce evden başlamalıyız. Anne-baba sadece maddi imkân sunan değil, karakter inşa eden rehber olmalı.</p>
<p></p>
<p>Okullarda değerler eğitimi göstermelik değil, sahici olmalı. Merhamet, sabır, saygı; sadece kitaplarda değil, davranışlarda öğretilmeli.</p>
<p></p>
<p>Öğretmen yalnız bırakılmamalı. Disiplin mekanizmaları net olmalı. Şiddete sıfır tolerans kararlılıkla uygulanmalı.</p>
<p>Gençler dinlenmeli. Yargılanmadan, etiketlenmeden, gerçekten dinlenmeli. Onlara güvenli alanlar açılmalı; sporla, sanatla, maneviyatla bağ kurabilecekleri ortamlar oluşturulmalı.</p>
<p>Ve en önemlisi… Toplum olarak dili yumuşatmalıyız. Ekranlarda öfke, sokakta şiddet, siyasette hakaret normalleşirse; çocuklar bunu model alır.</p>
<p>Bir öğretmenin kanı, sadece bir aileyi değil, bir toplumu yetim bırakır. Çünkü öğretmen; anne gibidir, baba gibidir, yol gibidir.</p>
<p>Bugün bir öğretmeni toprağa verdik. Ama asıl korkumuz; kaybettiğimiz öğretmen değil, kaybetmeye başladığımız vicdandır.</p>
<p></p>
<p>Rabbim o kıymetli öğretmenimize rahmet eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun.</p>
<p></p>
<p>Geride kalanlara sabır, Bu millete ise kaybolan neslini yeniden inşa edecek feraset nasip etsin.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Annelik</title>
<link>https://fikirizleri.com/annelik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annelik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a000f62cb1de.webp" length="8972" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 07:54:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Annelik…</p>
<p> Herkes gerçekten anne olmalı mı?</p>
<p>Annelik kutsal olabilir. Çünkü içinde fedakarlık, emek, uykusuz geceler, endişe ve koşulsuz sevgi vardır. Bir insanın hayatını kendi hayatının önüne koyabilmek de öyle kolay bir şey değildir. Ancak kutsal olan her şey, herkes için doğru anlamına da gelmez.</p>
<p>Toplum uzun yıllardır kadınlara aynı cümleyi söylüyor:</p>
<p>“Bir gün anne olunca anlarsın.”</p>
<p>Ya anlamak istemeyenler?</p>
<p>Ya çocuk sahibi olmayı tercih etmeyen kadınlar?</p>
<p>Ya kendini buna hazır hissetmeyenler?</p>
<p>Bir insanın anne olmaması onu eksik mi yapar? Annelik sadece biyolojik bir durum değildir, büyük bir sorumluluktur. Sabır gerektirir, güç gerektirir, maddi manevi hazırlık gerektirir. Sırf toplum istiyor diye, sırf “yaşın geldi” denildi diye çocuk sahibi olmak; hem anneye hem çocuğa haksızlık olmaz mı? </p>
<p>Kimse anne olmak zorunda değil.</p>
<p>Tıpkı herkesin öğretmen, doktor olmak zorunda olmadığı gibi… Çünkü bazı insanlar çocuk büyütmek ister, bazıları istemez. Bazıları anne olmanın hayalini kurarken, bazıları da başka hayaller kurar. Ve bunların hepsi de normaldir.</p>
<p>Kadınlığı sadece annelik üzerinden tanımlamak da büyük haksızlıktır. Bir kadın; üreterek, severek, çalışarak, yazarak, iyileştirerek, emek vererek de hayatın içinde değerli olabilir. İnsan olmanın değeri, doğurduğu çocuk sayısıyla ölçülmez.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>URANÜS İKİZLER BURCUNDA</title>
<link>https://fikirizleri.com/uranus-ikizler-burcunda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/uranus-ikizler-burcunda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69f2fe368acff.webp" length="75436" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 06 May 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Beynim sadece bir alıcı.</span><br><span>Evrende bilgi, güç,ilham aldığımız bir çekirdek var ve gökyüzü tam olarak bu kapıyı araladı⚡ Uranüs İkizler Burcunda Zihinsel Devrim Başlıyor.</span><br><span>Hiçbir düşünce eskisi gibi kalmayacak!!!</span><br><span>Merkür yönetimindeki İkizler</span><br><span>bilgiyi toplar, sorular sorar, seçenekler üretir</span><br><span>Merkürün bir üst oktavı Uranüs geldiğinde</span><br><span>bilgi hızlanır, düşünceler sıçrar, zihin elektriklenir</span><br><span>Her düşündüğün şey bir sinyal.</span><br><span>Her hissettiğin şey o sinyalin bedendeki yankısı.</span><br><span>Duygular, bedenin kimyasını bile değiştirir</span><br><span>Bastırdığın düşünceler</span><br><span>Görmezden geldiğin gerçekler</span><br><span>Zihninin karanlık köşeleri</span><br><span>aniden görünür hale geliyor</span><br><span>Bu rahatsız edici olduğu kadar</span><br><span>aynı zamanda özgürleştiricidir.</span><br><span>Gökyüzü bireysellikten öte kollektif olarak değişiyor</span><br><span>Plüton Kova’da → sistemleri dönüştürür</span><br><span>Neptün Koç’ta → ruhsal uyanışı başlatır</span><br><span>Satürn Koç’ta → yeni düzen kurar</span><br><span>Ve Uranüs İkizler’de soruyor:</span><br><span>“Düşüncelerinin sahibi misin?</span><br><span>Evet teknoloji gelişecek.</span><br><span>Evet, yapay zeka büyüyecek.</span><br><span>Eğitim-Öğretim sisteminde büyük değişimler olacak</span><br><span>İnsan, kendi bilincinin alıcı-verici sistem olduğunu fark ettiğinde kendinde kırılmalar yaşayacak</span><br><span>Uranus Ikizler dönemi boyunca</span><br><span>zihnini gereksiz bilgiyle doldurma</span><br><span>sinir sistemini sakin tut</span><br><span>her düşünceye/bilgiye/görüntüye inanma</span><br><span>Düşüncelerini/fikirlerini bastırma</span><br><span>Çünkü bu dönem</span><br><span>Ya dağınıklık…</span><br><span>Ya da deha !</span><br><span>Ikizler burcu gölge yönüyle dağıtabilir, Uranus istikrarsızlaştırabilir. Dengelenmezlerse dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu (DEHB)atakları yaratabilir</span><br><span>Şu an beynindeki milyarlarca nöron, yeni bir bağlantı kurmak üzere.</span><br><span>Izin verdiğin her düşünce, kabul ettiğin her standart, göz ardı ettiğin her sınır yaşadığın yeri/gittiğin yolu şekillendiriyor. Aklın kaos içinde kalırsa hiçbir fikir yoluna kolaylık sağlamaz. Düşüncelerini değiştirdiğinde, sadece zihnini değil, hayatının frekansını da değiştirirsin.</span><br><span>Ve belki de hayatını değiştirecek şey,</span><br><span>büyük bir olay değil…</span><br><span>sadece tek bir düşüncede saklı!</span><br><span>En Güzele Emanet Ol...</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Anneden Evlada Nasihat</title>
<link>https://fikirizleri.com/anneden-evlada-nasihat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/anneden-evlada-nasihat</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9b4d83db03.webp" length="16048" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 06 May 2026 12:48:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Şirin Çukadar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Varsın hayat keşkelerle dolu olsun sen takılma onlara yoluna devam et. Bir sonraki keşkelere fırsat vermeden sevmekten vazgeçme. Sevgi toprağa dökülen bir su gibidir suyun döküldüğü her yerde muhakkak yeşeren bir şey vardır. Severken her şeyi sev en çok da kendini sev. Doğru arkadaşlıklar edin yanında huzur dolu sohbetler edeceğin varlığında huzur bulduğun, yokluğunda hasretle yoluna beklediğin, dostun olsun. Çalışmaktan üretmekten vazgeçme, emek vermeden yemek olmuyor. Çalışıp kazandığın sana güven verecektir çalışan insanın özgürlüğü vardır, söz hakkı vardır, kimseye muhtaç olmadan, emeğini yemenin rahatlığı vardır. Duanın açmayacağı bir kapı yoktur ,dua hakkın kapısını çalmaktır. Kin tutma ,nefret etme, ikisi ruhunu zehirleyecek keskin bir zehirdir. Tabiatı sev, koru sahip çık huzur tabiattadır. Büyüğüne saygı göster. Bir gün senin de onların yerini alacağını unutmadan. Çıkar ve menfaatten uzak dur çıkar ve menfaatin getireceği fayda sana fayda sağlamaz. Ümit et, hayal et, dünyanın kötü bir yer olduğunu düşünme, her zaman iyi bir tarafı vardır hayatın, yeter ki bulmayı bil, görmeyi bil, hayallerini erteleme, yapmak istediklerini hayata geçir, hayalin olur fakat sen olmayabilirsin. Yüreğinde sevgi ve merhamet olsun, geride bırakacağın tek şey, sevgiyle anılacak ismin olsun.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çocuklar Tarla Değildir</title>
<link>https://fikirizleri.com/cocuklar-tarla-degildir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cocuklar-tarla-degildir</guid>
<description><![CDATA[ Çocuk cinayetleri ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69fa23ebeb38a.webp" length="25326" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 06 May 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emine Akkurt</dc:creator>
<media:keywords>Çocuk ve toplum</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hey sen insan, sorarım sana; bu gençlik, bu çocuklar tarlada mı yetişiyor da bu kadar kolay, bu kadar basit, bu kadar sıradan bir şekilde hayatlarından koparılabiliyorlar, bir canın söndürülmesi, bir annenin yüreğine ateş düşmesi, bir babanın ömrünün yarım kalması bu kadar mı değersizleşti gözünde?</p>
<p></p>
<p>Bilmez misiniz ki bir evlat öldüğünde sadece bir beden toprağa düşmez, aynı zamanda bir annenin umudu, bir babanın gururu, kardeşlerin neşesi, bir evin ışığı ve bir yuvanın sıcaklığı da söner, geride kalanlar ise ömür boyu o acının yükünü omuzlarında taşımak zorunda kalır?</p>
<p></p>
<p>Ne ara bu kadar vicdansızlaştınız, ne ara merhameti unuttunuz, sizi nasıl bir anne, nasıl bir baba yetiştirdi de sofralarınızda ekmek varken vicdan eksik kaldı, kalplerinizde sevgi yerine öfke, şefkat yerine nefret büyüdü?</p>
<p></p>
<p>Bir insan katil oluyorsa, hırsızlığa bulaşıyorsa, helali haramı tanımıyorsa, hak ve hukuk nedir bilmiyorsa, ben derim ki önce onu yetiştiren anlayışa, ona değerleri öğreten aileye bakmak gerekir, çünkü yemeği sofraya koyan da, çocuğu topluma sunan da annedir ve bir evlat sadece doğurularak değil, ahlakla, sevgiyle, sabırla, doğru örneklerle büyütülür.</p>
<p></p>
<p>Tertemiz bir fidan, ay yüzlü bir genç daha toprağa düştüğünde, aslında toprağa gömülen sadece bir beden değil, yarım kalan hayaller, sönen umutlar, annesinin duaları, babasının gururu ve geleceğe dair kurulan binlerce hayaldir.</p>
<p></p>
<p>Benim fikrim şudur ki yalnızca katil değil, onu bu hale getiren ihmaller, görmezden gelinen yanlışlar, “bir şey olmaz” denilen hatalar, normalleştirilen kötülükler de yargılanmalıdır, çünkü her insan dünyaya tertemiz bir sayfa olarak gelir ve onu karartan, kirleten, yanlış yola sürükleyen şey çoğu zaman çevresidir.</p>
<p></p>
<p>İnsanlar evlenirken sadece sağlık raporu değil, aynı zamanda karakter, sicil ve ruh sağlığı değerlendirmesinden de geçmeli, bu bireyler sağlıklı bir aile kurabilir mi, çocuk yetiştirebilir mi, topluma faydalı bireyler kazandırabilir mi diye bakılmalıdır.</p>
<p></p>
<p>Karakteri oturmamış, ruhsal olarak dengesiz, sevgiyi, saygıyı, sorumluluğu bilmeyen insanların çocuk yapması, hem o çocuğa hem de topluma yapılan en büyük haksızlıktır, çünkü sevgisiz büyüyen her çocuk, yarın bir başkasının acısına sebep olabilir.</p>
<p></p>
<p>Yeter artık, bu toplum daha fazla çürümesin, masum canlar daha fazla toprağa düşmesin, annelerin gözyaşları sel olmasın, babaların yürekleri paramparça olmasın.</p>
<p></p>
<p>Çünkü evlatlar tarla değildir, biçilecek ürün hiç değildir, onlar gelecektir, umuttur, yarınlarımızdır ve her biri bir milletin vicdanıdır.</p>
<p></p>
<p>Emine Akkurt</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Bir Gün Değil, Bir Ömür: Anne”</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-gun-degil-bir-omur-anne</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-gun-degil-bir-omur-anne</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f64e0cd30b8.webp" length="45102" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 19:03:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Akgün</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı kelimeler vardır, söylenince bile insanın içi yumuşar…</strong></p>
<p><strong>“Anne” gibi.</strong></p>
<p><strong>Dünyaya gözlerimizi açtığımız o ilk anda, henüz hiçbir şey bilmiyorken bile tanıdığımız tek şeydir anne.</strong></p>
<p><strong> Kokusu ezberimizdir, sesi güvenimiz… O varken dünya biraz daha katlanılır, biraz daha sıcak, biraz daha “ev” olur.</strong></p>
<p><strong>Anne olmak sadece bir çocuğu büyütmek değildir aslında.</strong></p>
<p><strong>Anne olmak; uykusuz geceleri sessizce sabaha bağlamak,</strong></p>
<p><strong>kendi hayallerini bir süreliğine askıya alıp başka bir hayatı büyütmektir.</strong></p>
<p><strong>Bazen bir tabak yemekte, bazen bir bakışta, bazen de hiç söylenmeyen bir duada saklıdır annelik.</strong></p>
<p><strong>Biz çoğu zaman fark etmeyiz.</strong></p>
<p><strong>Çünkü anneler, yaptıklarını anlatmaz.</strong></p>
<p><strong>Onlar yorgunluklarını saklamayı, gözyaşlarını içine akıtmayı,</strong></p>
<p><strong>“ben iyiyim” demeyi çok iyi bilirler.</strong></p>
<p><strong>Oysa bir annenin “iyiyim” demesi, çoğu zaman güçlü kalmaya çalıştığı anlamına gelir.</strong></p>
<p><strong>Anneler Günü…</strong></p>
<p><strong>Takvimde bir gün sadece.</strong></p>
<p><strong>Ama bir annenin emeği ne takvime ne de bir ömüre sığmaz.</strong></p>
<p><strong>O yüzdendir ki bir annenin sevgisi</strong></p>
<p><strong>bir güne indirilecek kadar küçük değildir.</strong></p>
<p></p>
<p><strong>Belki bugün bir çiçek alırız, bir mesaj yazarız, yada bir hediye ile sarılırız…</strong></p>
<p><strong>Ama asıl mesele şu:</strong></p>
<p><strong>Onlar hayattayken değerlerini anlayabiliyor muyuz?</strong></p>
<p><strong>Çünkü bazı yokluklar, geç fark edilir.</strong></p>
<p><strong>Ve bazı “keşke”ler, insanın içinde ömür boyu yankılanıyor. </strong></p>
<p><strong>Bugün…</strong></p>
<p><strong>Annen varsa, sesini biraz daha uzun dinle.</strong></p>
<p><strong>Sarılırken biraz daha sıkı sarıl.</strong></p>
<p><strong>Ona sadece “iyi ki varsın” deme…</strong><strong>“İyi ki benim annemsin” de.</strong></p>
<p><strong>Eğer annen artık yanında değilse…</strong></p>
<p><strong>Bil ki o sevgi hiçbir yere gitmedi.</strong></p>
<p><strong>Bir davranışında, bir cümlende, bir merhamet anında hâlâ yaşıyor.</strong></p>
<p><strong>Çünkü anneler, sadece doğuran değil…</strong></p>
<p><strong>İz bırakanlardır.</strong></p>
<p><strong>Ve bazı izler, ne kalpten nede ömüreden asla silinmez.</strong></p>
<p><strong>Ben de bu vesileyle bu yazımı kendi Anneme ithafen yazıyorum ve bir kez daha sesleniyorum </strong></p>
<p><strong>               ANNEMMM iyi ki benim 'ANNEMSİN " ❤️</strong></p>
<p><strong>Hayatta olan ve anneliğin hakkını veren tüm annelerimize sağlıklı ömürler, hayatta olmayan annelerimize de ALLAH'TAN rahmet diliyorum. </strong></p>
<p><strong> ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN. ❤️</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇELİĞE RUH VEREN MİLLETİN GÜNÜ: 3 MAYIS</title>
<link>https://fikirizleri.com/celige-ruh-veren-milletin-gunu-3-mayis</link>
<guid>https://fikirizleri.com/celige-ruh-veren-milletin-gunu-3-mayis</guid>
<description><![CDATA[ Türk milletinin kadim ruhunu, çelik alaşımı metaforuyla kucaklayan; 3 Mayıs&#039;ı geçmişe ağıt değil, geleceği fethetme provası olarak tanımlayan; mühendislik, tarih ve metafizik perspektifinden Türk&#039;ün medeniyet misyonunu ilan eden manifesto metni. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f7432dd6cac.webp" length="54424" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 15:44:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seyit Berker Aydoğan</dc:creator>
<media:keywords>3 Mayıs, Türk Milliyetçiliği, Seyit Berker Aydoğan, Türk Ruhu, Milli Şuur, Çelik Metaforu, Töre ve Bilim, Medeniyet Misyonu, Türk Gençliği, Asalet, Orhun&#039;dan Tuna&#039;ya, Kadim Millet, Geleceği Fethetmek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir mühendis için kusursuz bir alaşım yaratmak, varoluşun en saf güzelliğidir. Periyodik cetveldeki, biri sert ama kırılgandır, diğeri yumuşak ama esnek olan iki ayrı elementi alırsınız. Onları öyle bir ideal oranda birleştirirsiniz ki, ortaya çıkan çelik, ne demirin paslanmaya mahkûm yalnızlığına benzer ne de karbonun basitliğine. İşte bizim de, Türk milleti olarak, dünya medeniyetinde yaptığımız şey tam olarak budur. 3 Mayıs, bu ilahi alaşımın, yani Türk’ün çeliğe ruh verişinin kutlandığı gündür.</p>
<p>Bugünü anlamak için takvimleri yırtıp 3 Mayıs 1944’ün Ankara’sına, o kasvetli sabaha gitmeye gerek yok. Hayır, bu şuur, tarihin bir anında donup kalmış bir hatıra değildir. Eğer sadece Nihal Atsızların, Sabahattin Alilerin yürüdüğü yollara bakarsanız, bu milletin heybesindeki sonsuzluğu ıskalarsın. 3 Mayıs, çadırın önünde kımız içen dedelerimizin gökyüzüne bakıp Tanrı’yla fısıldaştığı an ile, sizlerin bu satırları okuduğunuz ekrandaki pikselin atomaltı titreşiminde saklı aynı titreşimdir. Bu satırları okuyan birisi olarak, lütfen şimdi durun ve sadece şu suali kendinize sorun: Siz bu 3 Mayıs sabahında aynaya baktığınızda, Alparslan’ın Malazgirt’te rüzgârı arkasına alan bakışını, Mimar Sinan’ın Selimiye’yi bir mücevher gibi göğe doğru fışkırtan hesabını, Atatürk’ün "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır" derken Anadolu’nun çaresizliğini bir iradeyle nasıl yeniden şekillendirdiğini görebildiniz mi? Eğer göremediyseniz, işte bugün tam da uyanma vaktindesiniz.</p>
<p>Bize "duygusal milliyetçilik" yapmayın derler. Buna sadece gülümserim. Çünkü bizim milliyetçiliğimiz, kanın hidrostatiğinde değil, ruhun metafiziğinde başlar. Ben bir mühendis olarak şunu size tüm samimiyetimle söylüyorum: Kâinatta her şey bir algoritmayla döner. Güneş her sabah doğar, su buharlaşır, yağmur yağar, tohum çatlar. Nitekim bu fizik kanunlarının kusursuz bir düzeni vardır. Peki, bu kadar kusursuz işleyen bir evrende, Türk milletinin binlerce yıldır tarih sahnesinden silinmeyip her felaketten bir destan çıkarması, sadece tesadüf mü? Hayır! Bu, Yaratıcı’nın yeryüzündeki adaleti tesis etme görevini Türk’ün "töre" ve "bilim" kodlarına işlemiş olmasındandır. Biz, yıkılan her imparatorluğun küllerinden nemalanmayan, o külleri avuçlayıp göğe savurarak yeni bir galaksi yaratan kadim bir milletiz.</p>
<p>Bu topraklarda yaşayan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Bu tartışılmaz. Fakat bu milletin kurucu ve taşıyıcı omurgası Türk’tür. Bunu söylemek ırkçılık değil, bir mimarın binanın kolonlarına işaret etmesidir. Bugün "Dünya 5’ten büyüktür" diyorsak, mazlum coğrafyalara el uzatıyorsak, bu refleks, Orhun’dan Tuna’ya uzanan asil duruşun genetik aktarımıdır.</p>
<p>3 Mayıs, işte bu genetik kodun ruh bulmasıdır. Bugünü kutlamak, geçmişe ağıt yakmak değil, geleceği fethetme provasıdır. Bugün her bir Türk gencine sesleniyorum: Sizler, dünyanın en kadim milletinin son temsilcisi değil, ilk çağdan uzay çağına sıçrayan bir ışığın modern savaşçılarısınız. İçinizdeki o "asil kan" diye bahsettiğimiz şey, dudak bükülecek romantik bir edebiyat değil; zora düştüğünde hissettiğiniz o anlamsız "yaparım" duygusudur. Bu, Vietnam ormanlarında kaybolmuş bir Amerikalının paniklemesine karşın, bizim Mehmetçiğin ateş hattında çay demleyebilmesindeki kozmik soğukkanlılıktır. İşte bu, damarlarınızdaki asalettir.</p>
<p>Bugün, bu yazımı okuduktan sonra, yarın işinize giderken, okulunuzdaki sıranıza otururken, alnınızın tam ortasında görünmez bir mühür taşıdığınızı hissedeceğinizi ümit ediyorum. Bu mühür, "Ben Türk'üm" demenin sıradan bir etnik aidiyet değil, medeniyet misyonu olduğunu fısıldayacak kulaklarınıza. Ve inan bana, o fısıltıyı bir kere hakiki manada duyan, bir daha asla küçük hesapların adamı olamaz. Ne demiştik? Türk, çeliğe ruh verendir. 3 Mayıs kutlu, Türk’ün ruhu daim, milletin payidar olsun.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HİÇ VE HEP</title>
<link>https://fikirizleri.com/hic-ve-hep</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hic-ve-hep</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e21fcb12c0a.webp" length="26128" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Erdal Burak</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya'da her şey zıttıyla var olur. Işığı anlamlı kılan karanlık, nefesi kıymetli kılan daralmış bir göğüs kafesidir. Bizler genellikle elimizdekileri, onlar avucumuzdan kayıp gitmediği sürece bizim sanırız. Oysa bizim olan, sahip olduklarımızın sessizliğinde değil, yitirdiklerimizin veya hiç sahip olamadıklarımızın derin sızısında gizlidir.</p>
<p>Renklerin dansını, gökyüzünün sonsuz maviliğini ya da bir sevdiğinin yüzündeki o tebessümü hiç görememiş bir aşık, görmenin sadece biyolojik bir eylem olmadığını bilir. Onun için "görmek", bir lütuftur; her sabah yeniden doğan bir mucizedir. Bizler bakarken, o aslında "görür".</p>
<p>Cümlelerin yetersiz kaldığı anlar vardır ama kelimelere hiç sahip olamamak, anlatmak istediğin her şeyi kalbinin içine hapsetmek bambaşka bir yük ediştir. Konuşmak, sadece ses çıkarmak değildir; bir gönülden diğerine köprü kurmaktır. Sükutun içinde fırtınalar koparan ama bir "ah" bile diyemeyen o dilsiz lisan, bize her kelimenin bir emanet olduğunu hatırlatır. Konuşabilmek bile şükür sebebidir insan içim.</p>
<p>Mide tokluğuyla değil, bir lokmanın kutsallığıyla ölçülür hayat. Sofradaki ekmek, sadece bir gıda değil, bir şükür vesikasıdır. Açlık, insana nefsini unutturup asıl ihtiyacını gösteren en sert ama en dürüst öğretmendir.</p>
<p>İşte burası, insan olmanın zirve noktasıdır. "Hiç" olmak, yok olmak değil; varlıktan, egodan, "ben"likten vazgeçip "O"nda kaybolmaktır. Aşk, ancak her şeyini bir kenara bırakıp, dünya malından ve benliğinden soyunan bir kalbe misafir olur. Hiçlik makamına eren kişi, aşkın ne bedende ne de eşyada olduğunu bilir. Aşk, bir boşlukta her şeyi bulmaktır.</p>
<p>İnsan, ancak sahip olduklarının birer "emanet" olduğunu anladığında gerçekten zenginleşir. Çünkü gerçek kıymet, elinde tuttuğun değil, yokluğunda dahi kalbinde taşıdığın o derin mana gizlidir.</p>
<p>Naçizane sözün özü ;</p>
<p>Gözümüz varken görmeyi, dilimiz varken gönül yapmayı, ekmeğimiz varken bölüşmeyi ve her şeyden önemlisi, "hiç"liğin içindeki o sonsuz "hep"i bulmayı nasip etsin hayat...</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kaç Kişiyiz?</title>
<link>https://fikirizleri.com/kac-kisiyiz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kac-kisiyiz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 02:39:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Bir şey paylaşmadan önce iki kere düşün, bir cümleyi yazıp silmek… Sonra yazıp yazıp yine geri silmek... Bunların hepsi “Daha az görünmek.” değil, “Daha az zarar görmek.” için mi?</span></p>
<p><span>Çünkü bu çağda görünmek kolay anlaşılmak zor oldu. </span><span>Herkes seni izler ama çok azı gerçekten görür, çok azı seni bilir, çok azı bir avuç mutluluğun olur...</span></p>
<p><span>Ve bir noktadan sonra şunu seçeriz; k</span><span>endim gibi olayım, </span><span>biraz eksik görünüp huzurlu kalayım. Hangisi daha çok rahatına geliyor? </span><span>Bence en zor ikisinin ortasını bulmak...</span></p>
<p><span>Ama işin acı tarafı şu: i</span><span>nsan kendini koruyayım derken, yavaş yavaş kendinden uzaklaşır. Kendin gibi ol, kendi özünü bil, kendi ruhunu kaybettiğin yeri bul. Kendinle derinleşki başkasının derinliklerinde kayboldugunda anlam bulacak hayat.<br></span><br>Kaç Kişiyiz Kendini Savunmadan Yaşayan?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İNSAN NEDEN KENDİNİ GÖREMEZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-neden-kendini-goremez</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-neden-kendini-goremez</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d9556a8b713.webp" length="72454" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 23:37:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">İnsan Neden Kendini Göremez?</span></b><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">Geçen gün beş yaşındaki kızımla sohbet ediyorduk. Sıradan bir anne–kız anı gibi başlayan konuşma, bir anda beni durduran bir soruya dönüştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Anne,” dedi, “insan neden kendini göremez?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne demek istediğini tam anlamak için sordum:<br>“Nasıl yani kızım?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Şimdi ben sana bakıyorum ya,” dedi, “seni görebiliyorum gözlerimle. Ama kendimi neden seni gördüğüm gibi göremiyorum?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an cevap vermeden önce içime döndüm. Gerçekten döndüm.<br>Çünkü bu soru yalnızca ona ait değildi sanki. Bana sorulmuş gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendi kendime şunu düşündüm:<br><i>Acaba kızımın bu soruyu sorması bana bir hatırlatma mıydı?</i><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben çoğu zaman karşımdakinin ne hissettiğini düşünürüm. Ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu, ona nasıl destek olabileceğimi… İnsanları dinlerim, anlamaya çalışırım, yardımcı olmaya niyet ederim. Birinin yükü varsa hafifletmek isterim. Ama sıra kendime geldiğinde hep bir sonraya bırakırım. “Hallederim ya,” derim.<br>Oysa insan, başkalarını anlamaya bu kadar çabalarken kendini hep erteleyince, bir süre sonra kendini gerçekten göremez hâle geliyor. Çünkü durup kendine bakmıyor, kendini dinlemiyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve insan kendini sürekli ertelediğinde, bir süre sonra kendine yabancılaşıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bunlar içimden geçerken kızımın yüzüne baktım.<br>“Çok güzel bir soru sordun,” dedim. “Bir düşüneyim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra ekledim:<br>“Aslında insan kendini de görebilir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözleri merakla parladı.<br>“Nasıl görebilir anne?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam anlatmaya başlayacaktım ki, bu kez o söze girdi.<br>“Ben söyleyeyim mi?” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Tabii,” dedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Mesela,” dedi, “gölgesine bakabilir. Aynaya bakabilir. Sudaki yansımasına bakabilir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an sustum. Çünkü farkında olmadan söylediği şey, insanın kendine bakmaya çalıştıkça kendinden uzaklaştığını hatırlatıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biraz sonra ben de kendi cevabımı ekledim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kızım,” dedim, “bunlar doğru. Ama insan kendini başka bir şekilde daha görebilir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Nasıl?” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gönül gözüyle baktığında,” dedim. “Ruhunu dinlediğinde.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra ona şöyle anlattım:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bak,” dedim, “ben sana bakıyorum ama baktığımla gördüğüm şey her zaman aynı değil. Gözle bakmak başka, gönülle görmek başka. Mesela sen bazen benden uzaktasın. Okulda olduğun zamanları düşün. Ama ben seni görmüyorum sanma. Seni hissediyorum.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Nasıl yani?” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Çünkü seni seviyorum,” dedim. İnsan sevdiğini gözle değil, kalbiyle görür. Ben sana gönül gözüyle bakıyorum. Sen uzakta olsan bile ben seni görürüm. Sevgi, mesafeye ihtiyaç duymaz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an yüzündeki ifade değişti. Anlamaktan çok hatırlayan bir hâli vardı sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İşte o an anladım:<br>İnsan kendini neden göremez sorusunun cevabı, insanın kendini ne kadar dinlediğiyle ilgili.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsan kendini göremez; çünkü çoğu zaman kendine dönmez.<br>Başkalarını anlamaya çalışırken, kendi sesini susturur.<br>Hissettiklerini erteler, yorgunluğunu görmezden gelir, ihtiyaçlarını sonraya bırakır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Oysa insan önce kendine dönmeli.<br>Önce kendini dinlemeli.<br>Çünkü kendini duymayan bir kalp, başkasını da bir yere kadar duyabilir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kızım o gün bana sadece bir soru sormadı.<br>Bana durmamı, içime bakmamı ve kendimi hatırlamamı sağladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de insan kendini göremiyorsa, aynaya bakmadığı için değil…<br>Kendine bakmayı unuttuğu içindir<span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">.</span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eksilmek mi, Tamamlanmak mı?</title>
<link>https://fikirizleri.com/eksilmek-mi-tamamlanmak-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eksilmek-mi-tamamlanmak-mi</guid>
<description><![CDATA[ Uyanınca fark ettim  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f55109e7033.webp" length="20224" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 04:19:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.25pt; line-height: normal; mso-outline-level: 1; background: white;"><b><span style="font-size: 22.5pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #222222; mso-font-kerning: 18.0pt; mso-fareast-language: TR;">Eksilmek mi, Tamamlanmak mı?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 9.4pt; line-height: 15.05pt; mso-outline-level: 2; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #222222; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 9.4pt; line-height: 15.05pt; mso-outline-level: 2; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #222222; mso-fareast-language: TR;">Uyanınca fark ettim</span><span style="color: rgb(34, 34, 34); font-family: Helvetica, sans-serif; font-size: 9.5pt;"> </span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">O gece yıllar öncesinden bir yüzle karşılaştım rüyamda. Ortaokuldan bir arkadaş… Oysa yıllardır ne konuşmuşluğum var, ne de görmüşlüğüm. Ama o an, yanımda beliriverdi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Saçlarını örten peruğunu çıkarıp, kel başını gösterdi: “Rahim ağzı kanseriyim” dedi. Üzgün değildi, sadece gerçeği söylüyordu. Bir an düşündüm, sonra gülümsedim. “İnsan kanser oldu diye üzülür mü? Bak ben de kemik kanseriyim. Bir kaburgam alındı ama hiçbir şeyim eksilmedi.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Uyanınca fark ettim: Rüya aslında bana konuşuyordu. Hayatın aldığı parçalar, bizi eksiltmez. Tam tersine, bizi daha sahici kılar. Bir kaburgayı kaybetmek, bir dostluğu yitirmek, bir umudu toprağa gömmek… Hepsi bizi “yarım” yapmaz. Çünkü insanın bütünlüğü etten, kemikten değil; dirençten, inançtan ve kabulden kurulur.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Eksilmekten korkma. Çünkü eksilmek sandığın şey, aslında seni tamamlayan şeydir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Gün</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-gun-3351</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-gun-3351</guid>
<description><![CDATA[ “Soğuk suya geç atlamak onu daha sıcak yapmaz.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f55087b9439.webp" length="36070" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 04:17:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p align="center" style="margin-top: 0cm; text-align: center; background: white;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Bir gün<o:p></o:p></span></b></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Bir gün böyle bir söze denk gelmiştim:<br>“Soğuk suya geç atlamak onu daha sıcak yapmaz.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">O an içimde bir şeyler kırıldı.Çünkü fark ettim:Ben de hep bekliyordum.“Biraz daha zaman geçsin,koşullar olgunlaşsın, yüreğim hazır olsun…” Ama aslında hiçbir şey değişmiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Hayat bekleyerek ısınmıyor dostum.<br>Kapının eşiğinde titreyerek durdukça,<br>fırsatlar da cesaretin de üşüyor.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Gerçek sıcaklık,<br>suya atladığın o ilk anda doğuyor.<br>Titresen de,<br>nefesin kesilse de,<br>ruhunun damarlarına bir ateş doluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">O yüzden artık biliyorum:<br>Harekete geçmek için<br>daha iyi bir gün yok.<br>Daha uygun bir zaman yok.<br>Şimdi var, burada var, sen varsın.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Ve bazen bütün yolculuk,<br>sadece o ilk adımın cesaretinde saklıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KIRKIMA Mektup</title>
<link>https://fikirizleri.com/kirkima-mektup</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kirkima-mektup</guid>
<description><![CDATA[ Sana gelince: belki bu mektubu okurken gülümseyeceksin, belki şaşıracaksın; “Bu adam gerçekten bunları düşünmüş müydü?” diye elini alnına götüreceksin. Umuyorum ki evimizde bir köşe senin için hep ayrılmıştır; o köşede cam balkonun ışığı, defterlerimin kenarlarında kurşun kalem izleri vardır. Ben geliyorum; ama önce çalışacağım, küçük ritüellerimi kutsayacağım, sabahı gasp etmeyeceğim ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f54f376131f.webp" length="15114" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 04:12:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.25pt; line-height: normal; mso-outline-level: 1; background: white;"><b><span style="font-size: 22.5pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #222222; mso-font-kerning: 18.0pt; mso-fareast-language: TR;">KIRKIMA Mektup<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 9.4pt; line-height: 15.05pt; mso-outline-level: 2; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #222222; mso-fareast-language: TR;">Sana gelince: belki bu mektubu okurken gülümseyeceksin, belki şaşıracaksın; “Bu adam gerçekten bunları düşünmüş müydü?” diye elini alnına götüreceksin. Umuyorum ki evimizde bir köşe senin için hep ayrılmıştır; o köşede cam balkonun ışığı, defterlerimin kenarlarında kurşun kalem izleri vardır. Ben geliyorum; ama önce çalışacağım, küçük ritüellerimi kutsayacağım, sabahı gasp etmeyeceğim<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"><o:p> </o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Sevgili 40’ım,<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Şu an 31’im. Ellerim hâlâ mürekkep kokuyor; bazen parmaklarımda sigaranın izlerini sayıyorum, bazen çocukların kahkahasını. Geçen yıl, 30’umun Eylül’ünde, 20’sinde kalemi tutuşumdan beri bir yıldır yazıyorum — o günden beri her satır bir tuğla, her satır arkasında titrek ama ısrarlı bir el. Bu mektubu sana, görünmez bir patikayı adımlarken yazıyorum; o patika kayaların arasından, uykusuz gecelerin kıyısından geçiyor ve sonunda senin kapında bitiyor diye hayal ediyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Bugünlerde en çok şunlarla uğraşıyorum: zamanın daralması hissi, para kaygısı, aile sorumlulukları, bitmek bilmeyen “yapmalıyım” listesi ve bazen — itiraf ediyorum — yazarken kendimi değersiz hissetme anları. İşin gerçeği şu: sabahlarla gece arasında kalan bir hayatım var; tekstilin, çocukların, evin—bunların hepsi gerçek ve hızla taleplerini iletiyor. Ama yine de yazmaya dönüyorum. Çünkü yazmak beni topluyor; yazmak kendi cam balkonuma çıkıp dünyayı süzmek gibi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Okuma ve yazma, benim için iki el: biri geçmişten aldığı dersleri taşıyor, diğeri geleceğe tuğla yerleştiriyor. Okudukça kelimeler içimde yeni yollar açıyor; yazdıkça o yollar belirginleşiyor. Bazen bir kitabın üç cümlesi bir haftalık kararsızlığı silip atıyor. Bazen bir gece yazdığım iki paragraf, sabah çocuklarıma daha sabırlı yaklaşmamı sağlıyor. Bu mikroutilere inanıyorum: küçük, tekrarlanan eylemler sinir yollarını değiştirir; disiplin ise o değişimin adı.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Görünmez yol diye tanımladığım şey aslında günlük ritüellerimin toplamı: gece yarısı yarım saat yazmak, sabah planını geceden çizmek, bir paragrafı asla eksik bırakmamak, kitap sayfasını bitirmeden yatağa girmemek. Bu küçük disiplinler, bugün bana pahalı bir yatırım gibi görünmüyor ama 40’ımda evimin duvarlarını taşıyacak. Ve evet — cam balkon hâlâ benim sığınağım; orada hem dışarıyı izliyorum hem içimi temizliyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Kendimi geliştirme sürecimde en büyük düşmanım kendi aceleciliğim oldu. “Hemen sonuç istiyorum” dediğim anlar, beni küçülttü. Şimdi öğreniyorum ki dönüşüm sabırlı bir sanat: kabuğu yavaş yavaş eritiyorsun. Bir yılın sonunda, hâlâ eksiklerim var; hâlâ öğreniyorum; hâlâ pişmanlıklar korkutuyor. Ama aynı zamanda umut da büyüyor — çünkü her gün yeni bir tuğla koydum.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Sana gelince: belki bu mektubu okurken gülümseyeceksin, belki şaşıracaksın; “Bu adam gerçekten bunları düşünmüş müydü?” diye elini alnına götüreceksin. Umuyorum ki evimizde bir köşe senin için hep ayrılmıştır; o köşede cam balkonun ışığı, defterlerimin kenarlarında kurşun kalem izleri vardır. Ben geliyorum; ama önce çalışacağım, küçük ritüellerimi kutsayacağım, sabahı gasp etmeyeceğim.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Bitirirken kendime ve sana söz veriyorum: yol görünmez olsa da atacağım adımlar gerçek olacak. Belirsizlik korkutmasın — çünkü ben, bugün burada, her tuğlayı bilerek koyuyorum. Gelince kapını çalacağım; umarım içeri buyur edersin.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Sevgiyle, yorulmuş ama ümitli,<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">31’indeki Ramazan<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Günlüğün Sessiz Sırrı Şükür Defteri</title>
<link>https://fikirizleri.com/gunlugun-sessiz-sirri-sukur-defteri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gunlugun-sessiz-sirri-sukur-defteri</guid>
<description><![CDATA[ Allahım, bu kalemi senin huzurunda oynatmak istiyorum. Yazdıklarım sana bir dua, bana bir şahit olsun. Kalbime razı olduğun bir farkındalık ver. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f5486055b16.webp" length="57054" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 03:42:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.25pt; line-height: normal; mso-outline-level: 1; background: white;"><b><span style="font-size: 22.5pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #222222; mso-font-kerning: 18.0pt; mso-fareast-language: TR;">Günlüğün Sessiz Sırrı Şükür Defteri<o:p></o:p></span></b></p>
<h2 style="line-height: 15.05pt; background: white; margin: 0cm 0cm 9.4pt 0cm;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222; font-weight: normal;">Allahım, bu kalemi senin huzurunda oynatmak istiyorum. Yazdıklarım sana bir dua, bana bir şahit olsun. Kalbime razı olduğun bir farkındalık ver.<o:p></o:p></span></h2>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;"><o:p> </o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Hayatın koşuşturması içinde çoğu zaman gözümüz, elimizden kayıp giden nimetleri görmez. Oysa nefes alabilmek, bir bardak su içmek, sevdiklerimizin gülüşünü duymak… Bunların her biri şükre değer bir mucizedir. Ama insan, çoğu zaman kıymeti kaybetmeden anlayamaz.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">İşte tam bu noktada <strong><span style="font-family: 'Helvetica',sans-serif;">şükür defteri</span></strong> devreye girer. Her gün bir satır… Belki bir kelime, belki bir cümle… Fakat yazdıkça insanın gönlünde bir pencere açılır. Çünkü yazmak, sadece zihni değil kalbi de disipline eder.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Bir deftere yazılan minnet cümleleri, zamanla insanın ruhunu parlatır. Hani bazen karanlık bir günün ortasında bir ışık huzmesi düşer ya odanın içine… İşte öyle bir şeydir bu. İnsan, sahip olduklarını gördükçe sahip olamadıklarının yükü hafifler. Ve hayat birden daha yaşanılır hâle gelir.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Şükür defteri tutmak, aslında Allah’a sürekli bir “farkındalık duası”dır. Dile gelmeyen, kalpte duran, ama satırlara dökülünce kök salan bir duadır. İnsanı, hem kendine hem de Yaratan’a daha yakınlaştırır.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Bugün elin kaleme uzandığında şunu yazabilirsin mesela:<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt; background: white; margin: 0cm 0cm 5.0pt 36.0pt;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 9.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #222222;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">         </span></span></span><!--[endif]--><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">“Gözlerimi açtığım sabah için şükür.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt; background: white; margin: 0cm 0cm 5.0pt 36.0pt;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 9.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #222222;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">         </span></span></span><!--[endif]--><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">“Çocuğumun bana sarılışı için şükür.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt; background: white; margin: 0cm 0cm 5.0pt 36.0pt;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 9.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #222222;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">         </span></span></span><!--[endif]--><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">“Beni ayakta tutan sabrım için şükür.”<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Ve gün gelir, defterinin sayfaları arasında dolaşırken fark edersin ki: Aslında şükrettiğin şeyler, hayatının en büyük hazineleriymiş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Okullar Gerçekten Güvenli Mi?</title>
<link>https://fikirizleri.com/okullar-gercekten-guvenli-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/okullar-gercekten-guvenli-mi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b5ccbb1206e.webp" length="57086" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 19:45:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşe Kayacan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Her sabah binlerce aile, çocuklarını okula uğurlarken içlerinde aynı dua vardır: “Sağ salim gidip gelsin.” Çünkü okul, yalnızca bilgi öğrenilen bir yer değil; aynı zamanda çocuklarımızın günün büyük bölümünü geçirdiği ikinci bir yaşam alanıdır. Bu yüzden akıllara gelen önemli bir soru vardır: Okullar gerçekten güvenli mi?</p>
<p>Okul güvenliği denildiğinde çoğu zaman sadece bina güvenliği düşünülür. Oysa mesele bundan çok daha geniştir. Depreme dayanıklı binalar, yangın önlemleri, güvenlik görevlileri ve kamera sistemleri elbette önemlidir. Fakat güvenli bir okul ortamı sadece duvarlarla sağlanmaz; psikolojik, sosyal ve dijital güvenlik de bu bütünün parçalarıdır.</p>
<p>Bugünün çocukları yalnızca okul bahçesinde değil, dijital dünyada da varlık gösteriyor. Akran zorbalığı, siber zorbalık, sosyal medya baskısı ve dışarıdan gelen olumsuz etkiler öğrencilerin ruhsal güvenliğini tehdit edebiliyor. Bir okulun gerçekten güvenli sayılabilmesi için öğrencilerin kendilerini korkmadan ifade edebildikleri, saygı gördükleri ve korunmuş hissettikleri bir ortamın oluşturulması gerekir.</p>
<p>Bu noktada sorumluluk sadece okul yönetimine ait değildir. Aileler, öğretmenler ve toplum da bu zincirin önemli halkalarıdır. Ailelerin çocuklarıyla güçlü bir iletişim kurması, öğretmenlerin öğrencilerin duygusal durumlarını fark edebilmesi ve okul yönetimlerinin önleyici politikalar geliştirmesi büyük önem taşır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki güvenli okul; yüksek duvarlarla çevrili bir bina değil, içinde güven duygusunun yaşadığı bir eğitim yuvasıdır. Çocukların korkmadan gülüp oynayabildiği, düşüncelerini özgürce söyleyebildiği ve geleceğe umutla bakabildiği yerler gerçek anlamda güvenlidir.</p>
<p>Çünkü bir toplumun yarını, bugün okula gönderdiği çocukların kalbinde ve zihninde büyür. Ve o kalplerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, güven duygusudur.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SABIR</title>
<link>https://fikirizleri.com/sabir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sabir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ef4eed439b2.webp" length="20120" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Şirin Çukadar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sabır suskun feryattır, içi feryat ederken dışı selamet der bekler. Bilir ki hiçbir acı, hiçbir sabır sonsuza kadar değildir. Katlanmasını bilene bir gün kapılar açılır.. Sabrettikleriyle hak ettiğine ulaşmanın huzurunu yaşar. Her şeyin Allah katında bir mükafatı olacaktır. Gülün dikenli çubuğunda bir gün gül ağacının olacağınıda bilmelisin..Karanlıklar ardında gün ışığını saklar..Neden ben diyip isyana girmeden, sessiz sedasız bir kelam etmeden, Yaradanın senin için beklettiği gül bahçelerini göreceksin. Rabb'in sabredenlerin yanındadır vazgeçenlerin değil. Mevlana "Olgun kişilerin kıblesi sabırdır "der. Herşey sabırdan sonra gelir. Emek vermeden yemek olmuyor. Her ne yaşıyorsan şu an ve sabrediyorsan bil ki yarının cennetine kendin için tohum ekiyorsundur. Bu tohumlar verdiğin sabır mücadelesiyle bir gün filizlenecek, yeşerecek, büyüyecek ve cennet bahçesinde rengarenk çicekleriyle yeni hayatın için sana yelken açtıracaktır.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KIRILMANIN GÜCÜ VE YENİDEN DOĞUŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kirilmanin-gucu-ve-yeniden-dogus</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kirilmanin-gucu-ve-yeniden-dogus</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69f0f9cd69bce.webp" length="7340" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 20:31:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Semra Şahin</dc:creator>
<media:keywords>Şiir, edebiyat sanat aşk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kırıldıkça değişiriz, değiştikçe güçleniriz. Her kırıklık, as-<br>lında bir dönüşümün başlangıcıdır. Kırılmak, dışarıdan zayıf <br>görünse de içsel olarak bizi yeni bir güce kavuşturur. Bazen <br>hayatın zorlukları, yaralarımızın izlerini bırakır ama aynı za-<br>manda bizi daha sağlam, daha olgun hale getirir.<br>Güçlendikçe, artık başkalarının düşüncelerine, olaylara <br>daha az takılır hale geliriz. Çünkü gerçek güç, dışarıdaki dün-<br>yadan bağımsızdır. Kendi içindeki ışığa odaklandığında, sana <br>zarar vermek isteyen her şey aslında sadece seni daha da <br>parlatacak bir fırsat haline gelir.<br>Kırılan yerden ışık sızar. Bırak, kırıklıkların senin için-<br>deki gizli gücü ortaya çıkarsın. Kırıklarını kucakla, çünkü on-<br>lar sana gerçek senin yolunu gösterecek. Her bir kırıklık, seni <br>gerçek anlamda daha güçlü kılar.<br>Bırak parça parça kırıklıklar seni bulduğun yerden ye-<br>niden doğursun.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dağ Gibi</title>
<link>https://fikirizleri.com/dag-gibi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dag-gibi</guid>
<description><![CDATA[ Bazen insan en çok belirsizlikte yoruluyor ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 21:03:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p data-pm-slice="1 1 []"><span>Bazen insan en çok belirsizlikte yoruluyor. Ne tam vazgeçebiliyor ne de tam tutunabiliyor bir şeye. En küçük ihtimaller bile kocaman anlamlar taşımaya başlıyor... Belki de içimizde hâlâ bir şeylere inanmak istememizden. </span>Gelecek kaygısı kapıyı sık sık çalıyor, ama ben artık ona tamamen kapıyı kapatmak yerine,  yanında yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum. Kolay değil. Çünkü insan sadece var olmak değil, ait olmak istiyor, kendi iç huzuruna <span>bugünlerde anlıyorum ki her şey olmadan da insan kendine yaslanabilmeli. Tıpkı bir dağ gibi… Gürültüsüz, gösterişsiz ama dimdik. Ne kadar rüzgâr eserse essin, yerinden kıpırdamayan.</span></p>
<p><span>Belki şu an bomboş gibi hisseder için. Ama belki de bu boşluk, yeniden dolabilmem için gerekli, eğer böyle düşünürsen hissetmezsin acıyı beklemeyi belirsizliği, kaygıyı. Şimdilik sadece dur, Kendine  yaslan. Dağ gibi. Ve geçeceğini bil! </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mutluluk☺✨</title>
<link>https://fikirizleri.com/mutluluk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mutluluk</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ecd9776c218.webp" length="8484" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 18:12:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mutluluk Çok Uzakta Değil.. </p>
<p>Mutluluk hepimizin dilinde fakat birçoğumuzun uzağında sandığı bir duygu. Oysa en büyük hatamız da burada başlıyor. Çünkü biz mutluluğu çoğu zaman uzakta, daha iyide, daha fazlada arıyoruz. “Biraz daha param olsun”, “şu da olsun”, “her şey yoluna girsin” diyoruz. Sonra mutluluğu erteliyoruz. İnsan çok garip bir varlık… Elindekine çok çabuk alışıyor. Bugün “olsa çok mutlu olurum” dediğimiz şeyler, yarın “eh işte”ye dönüşüyor. Ve biz bu sürecin içinde fark etmeden yoruluyoruz. Çünkü hep bir sonrakine koşuyoruz.</p>
<p>Oysa mutluluk çoğu zaman büyük anlarda saklı değil. Sessiz bir sabah kahvesinde, içten bir gülüşte, sevdiğin birinin “iyi ki varsın” demesinde saklıdır. Fakat biz o anların yanından çok hızla geçiyoruz. Çünkü gözümüz hep uzaklarda.</p>
<p>Belki de biraz durmak gerekir. Elimizdekine bakmak, sahip olduklarımızı gerçekten görmek, kıymetini bilmek… Çünkü çoğu zaman “eksik” sandığımız hayat, aslında fark edilmeyi bekleyen bir “bütünlük” taşıyor içinde. Daha iyisini istemek tabiki yanlış değil. Fakat mutluluğu sadece “daha iyisi gelince”ye bağlamak, bugünü kaçırmak demek. Hayat beklerken değil, yaşarken anlam kazanır. </p>
<p>Aslında mutluluk sandığımız kadar uzakta değildir. Belki de sadece bakış açımızı değiştirmek kadar yakındır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YUVAYA DÖNÜŞ  &amp;  HOŞ GELDİN HİÇLİK</title>
<link>https://fikirizleri.com/yuvaya-donus-hos-geldin-hiclik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yuvaya-donus-hos-geldin-hiclik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ea7c23826db.webp" length="52420" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%;"><span style="mso-spacerun: yes;">                         </span>YUVAYA DÖNÜŞ<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>-<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>HOŞ GELDİN HİÇLİK<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sıcak bir yaz günüydü. Bahçeli müstakil bir evin bugün ağır misafirleri olacaktı. Yazın esen o ılık rüzgarı bilir misiniz? Hava sıcaktır, bahçede hamakta sallanırsınız; ufak ufak sallanırken birden o yumuşak rüzgar, adeta şefkatli bir el gibi değer teninize de okşar geçer ya hani… İşte öyle huzurlu bir gündü. Ev sahibi için çok önemli bir gündü. Bugüne kadar onca misafir ağırlamıştı ama bu başkaydı. Bugün her şey kusursuz olmalıydı. En güzel elbisesini giydi, en güzel takılarını taktı, en güzel parfümünü sıktı. Saçlarını maşayla hafiften kıvırdı ve açık bıraktı; ne de olsa o ılık rüzgar saçlarına değdiğinde bunu hissetmeyi çok seviyordu. Saati kontrol edip duruyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Son bir kez aynaya baktı. Gözlerinin içine, ondan öteye seslendi: “Hazırsın, bu buluşma olmak zorunda,” dedi. Kendine baktı, bir an gözleri dolacak gibi oldu; sonra içindeki ses, “Her şey olması gerektiği gibi, olması gereken zamanda oldu ve olacak,” dedi. “Evet, hazırım.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Tam o anda zil çaldı. Misafirler sırayla içeri girdi. İlk giren 10 yaşında tatlı bir kız çocuğuydu. Hemen arkasındaki 15 yaşında, hırçın, tam bir ergen kızdı. Ardından 20 yaşında genç, heyecanlı, naif bir kız girdi. Peşinden 25 yaşlarında güzel ve yorgun bir kadın girdi. En son 30 yaşında olgun, sakin bir kadın girdi. Evet, bütün misafirler gelmişti. Hepsi oturma odasında rastgele bir yerlere oturdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ev sahibi tek tek misafirlerine “Hoş geldiniz,” dedi. “Ben de sizi bekliyordum. Sizleri görmek benim için bir onurdur. İyi ki buradasınız,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">15 yaşındaki ergen lafını böldü ev sahibinin: “Neden şimdi? Bugüne kadar çağırmadın, şimdi neden çağırıyorsun? Sana ihtiyacım yok artık,” dedi. Ev sahibi duydukları karşısında şaşırmadı; aslında bekliyordu bunu ondan.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">10 yaşındaki çocuk da cesaret almış olacak ki lafa atladı hemen, gözleri dolu dolu: “Beni seviyor musunuz gerçekten? Beni burada istiyor musunuz?” dedi. Ev sahibi çocuğa baktı; tam da ondan beklediği gibiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">20 yaşındaki kız da konuşmaya dahil oldu: “Çocuklar, sakin olun. Kendi yuvamızı kendimiz kurabiliriz. Bizi de seven, bizim de sevdiğimiz kişiler var. Kendi kurduğumuz sevgi dolu bir çevre var burada,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">25 yaşındaki kadın yorgun bir ses tonuyla: “Evet, sanırım biraz gerildiniz ama inanın hiç halim yok tartışmaya. Madem buluştuk, zamanı iyi değerlendirelim. Hepimizin sorumlulukları ve dönmesi gereken bir ev var,” dedi panikle.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">30 yaşındaki kadın şöyle bir göz gezdirdi. O huzur veren, sakin tavrıyla: “Her şey olması gereken zamanda, olması gerektiği gibi oldu ve olacak,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ev sahibi olan biteni izliyor, hiç karışmıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sohbet sohbeti açtı; hiç olmayacak şeylerden sesler yükseliyor, nabız artıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">10 yaşındaki çocuk bir süre sonra evin en sessiz köşesine, yere oturdu; dizlerini kendine çekti ve sessizce ağlamaya başladı. Onu ne duyabilecek, ne sevebilecek, ne de görecek kimse olmadığını düşünüyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">15 yaşındaki ergen kız ise öfkeden deliye dönmüş; buradaki misafirlerden ve tüm dünyadan nefret ediyordu. Kimse onu anlamıyordu ve hak ettiği yaşamda değildi. Ölmesi gerektiğine neredeyse emindi. Eline ne geçiyorsa fırlatıyordu balkon kapısından bahçeye doğru. Bilerek dışarı atıyordu; evdeki misafirlere zarar vermek istemezdi. Kendinden başkasına zararı yoktu zaten. Öfkesini bu şekilde çıkarmaya çalışıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">20 yaşındaki kız, tüm bunların bir saçmalık olduğunu, herkesin kendine gelmesi gerektiğini söylüyordu. Elleriyle inşa ettiği, adım adım sevgiyle, emekle ördüğü şeyler vardı ve bu huzuru kimsenin kaçırmasına izin veremezdi. “Gerekirse hiçbirinizle bir daha görüşmem, yine de huzurumu bozmam,” diyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">25 yaşındaki o yorgun kadını da çileden çıkarmışlardı sonunda. “Ya benim çoluğum çocuğum evde beni bekliyor; ben kimlerle, nelerle uğraşıyorum? Nereden geldim buraya?” diyordu pişmanlıkla. “Şimdi burada bunları dinleyene kadar evde çocuklarımla vakit geçirirdim. Kim bilir bensiz ne yapıyorlar, nasıl yalnız bıraktım?” diye vicdan azabı çekiyordu. Bu kadın en sonunda: “Ben bir anneyim! Düşünmem gereken önce çocuklarım var! Sizi çekemem, kusura bakmayın. Hem bana şimdi burada bir şey olursa çocuklarım ne olacak, he?” diye bağırmaya başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">30 yaşındaki kadın misafirlerden çok ev sahibini izliyordu. “Ne tepki verecek bu olanlara?” diye sabırla bekliyordu. Ne diğerleriyle laf dalaşına girdi, ne kendini açıklama gereği duydu, ne de kimseyi suçladı. Sadece onları izleyen bir seyirci gibi, nötr bir şekilde izliyordu. Ve dudaklarında mırıldandığı şu cümle hâlâ devam ediyordu: “Her şey olması gerektiği gibi ve olması gereken zamanda oldu.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sonunda ev sahibi olaylara müdahale etme zamanının geldiğini anladı ve oturduğu yerden kalktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Önce 10 yaşındaki küçük kızın sindiği o köşeye gitti, kızın ellerinden tuttu, gözyaşlarını sildi: “Seni görüyorum,” dedi ve ayağa kaldırdı. 15 yaşındaki kızı da tam elinde bardak bahçeye fırlatacakken yakaladı ve bardağı usulca masaya koydu; kızın gözlerinin içine baktı: “Seni duyuyorum,” dedi ve diğer eliyle de onu tuttu. Bir elinde 10 yaşındaki kız, diğer elinde 15 yaşındaki ergen, bahçeye doğru yöneldi. Diğer kadınlara da kafa hareketiyle işaret etti: “Herkes bahçeye gelsin,” dedi. Öfleyip püfleyerek bahçeye doğru yürümeye başladılar misafirler. “Herkes çıplak ayak toprağa basacak ve el ele tutuşacağız,” dedi ve bir çember oluşturdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Şimdi bütün misafirler bir çember etrafında, ayakta, el ele, birbirine bakıyordu. Çıplak ayakla toprağa basmak bir nebze sakinlik vermişti sanki. Ev sahibi çemberden ortaya çıktı. Hepsiyle tek tek göz göze gelmeyi ihmal etmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Önce 10 yaşındaki kıza döndü: “Seni seviyorum. Sen sevilmeye layıksın ve çok değerlisin,” dedi, saçlarını okşadı, sımsıkı sarıldı. “Ama artık buradaki süren doldu. Yuvaya dönmelisin,” dedi. “Bize kattığın her şey için teşekkür ederim.” Küçük kız gülümsedi ve bahçe kapısından çıkarken sevgi dolu bir enerjiyle ev sahibine baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sonra 15 yaşındaki kıza döndü ev sahibi: “Gel buraya, anlaşılmadığı, duyulmadığı, değersiz hissettiği için hırçınlaşan kız,” dedi. “Sen her şeyin en güzelini hak ediyorsun. Bu zamana kadar da iyi başa çıktın her şeyle. Sen çok güçlüsün. Seni çok seviyorum. Kendini çok güzel korudun ve ben seni anlıyorum,” dedi. Sımsıkı sarıldılar. Hırçın kız, gardını indirmek zorunda kaldı bu sevgi karşısında. “Ama artık senin de yuvaya dönme vaktin. Beni anlıyorsun değil mi?” Evet dercesine başını salladı usulca kız. Omuzları dik, gözleri daha sevinç dolu; o da bahçe kapısına yöneldi ve oradan ayrıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sıra 20 yaşındaki kıza geldi. Ev sahibi ellerini tuttu kızın: “İyi ki seni tanıdım.” Kız gözlerini kaçırdı. “Kimse yokken… sıfırdan başladığım o günü ben unutmadım,” dedi kısık sesle.Ev sahibi gülümsedi: “Ben de unutmadım.” Sen gördüğüm en iyi inşaat ustalarından birisin,” dedi ve aralarında sessizce gülüştüler. “Biliyorum, çok emek verdin. Kendi inşaatının ustası, işçisi, bazen de hamalı oldun. Ama sen hayatını bir düzene sokmak için çok çaba gösterdin ve bu her şeyden kıymetli. Seninle gurur duyuyorum,” dedi. Sarıldılar. “Yuvaya dönme vakti, ayrılmak zorundayız,” dedi ev sahibi. Kız son bir kez ev sahibine baktı ve gülümseyerek bahçe kapısından çıktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Şimdi sıra 25 yaşındaki kadına geldi. “Gel buraya, sevgili yılın en annesi,” dedi. Yorgun kadın gayriihtiyari gülümsedi. Ev sahibi ellerini uzattı… Kadın bir an duraksadı.<br>“Evden çıkarken ‘çabuk gel’ diyen sesi hâlâ kulağımda,” dedi. Ev sahibi yumuşakça gülümsedi:<br>“Evet… kendini o kadar çok anne olmaya adadın ki, seni unuttun.” “Bunun için kimseyi suçlayamazsın; kendini bile. Çok yoruldun biliyorum, Sen iyi bir annesin. Her hâlinle yeterlisin. Güvendesin ve bu dünyada bir yerin var. Korkularından arın. Çocukların yine senin çocukların; seninler ama sana ait değiller, sana emanetler. Onları severken, onları büyütürken kendini de sevmeyi, ihtiyaçlarını görmeyi unutma olur mu? Sen kendine alan tanı ki kendini bulabil. Yakında ‘Ben kimim?’ diye sorgulamaya başlayacaksın. Korkma. Bu yolculuk yine senin hayrına olacak. Şimdi gitme vakti… yuvaya.” Gözleri dolu dolu sarıldılar. Kadın hızlı hızlı bahçe kapısına yöneldi. Çocukları onu bekliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">En son sıra 30 yaşındaki misafirine geldi. O, diğer misafirin gidişini izlerken 30 yaşındaki misafir iki kahve yapmış, gelmiş, ona bakıyordu. Ev sahibi gülümsedi: “Kaldık ikimiz sonunda. Gel, oturalım şöyle. Kahvemizi içerken devam edelim sohbetimize,” dedi. “Seninle sohbetim belli ki diğerlerinden daha uzun olacak.” Misafir bunları tahmin eder gibi hemen oturdu sandalyesine ve kahvesinden bir yudum aldı. Ev sahibine döndü ve şu soruyu sordu: “Neden sırayla hepsiyle konuşup sonra da gönderdin?” Ev sahibi gülümsedi: “Çünkü direksiyonda artık ben varım,” dedi. “Sürekli dikiz aynasına bakarak yoluma devam edemem; bir yerde kaza yapacağım. Yolumun güzelliğini fark ettim ve artık dikiz aynasına değil, önümdeki yola ve manzaraya odaklanmak istiyorum.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">30 yaşındaki kadın bu cevaba keyiflendi, kahvesinden bir yudum daha aldı: “Peki yolculuk nereye?” diye sordu. Ev sahibi gözlerini kıstı ve 30 yaşındaki kadına bakarak: “Sen benden kopya mı çekiyorsun bakalım?” dedi. 30 yaşındaki kadın kahkaha attı: “Senin bu hallerini çok seviyorum,” dedi. “Ser verir, sır vermezsin. Ama bu enerjin yok mu, bana umut veriyor yaşama dair. Ha, bir de sana anlatmam gereken bir şey var,” dedi ve huşu hâlinde konuşmaya başladı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Biliyor musun, ben bir yola çıktım. Bavulsuz, hazırlıksız; bir iğne bile almadım yanıma. Üstelik yola çıkacağımdan haberim bile yoktu. Bir rüyadan uyandım sanki. Anlam yüklediğim ne varsa kayboldu. Aslında kaybolmadı; sadece yüklediğim anlam kadar var olduklarını gördüm. Kendi gerçeğimi kendim yarattım. Kötü de bendim, iyi de. Melek de bendim, şeytan da. Korkak da bendim, cesur da. Ateş de bendim, su da. Havada bendim, toprakta. Sevdiklerim de bendim, sevmediklerim de. Suçlayan da bendim, aklayan da. Doğru da bendim, yanlış da. Ak da benim, kara da. Yakan da bendim, yanan da. Koşan da bendim, duran da. Kurban da bendim, kurtarıcı da. Ağlayan da bendim, gülen de. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Kaç tane ‘ben’ vardı, sayamadım bu yolda. Ben kimim? Ben kimim diye soran ben kim? Benden öte bir ben var. Beni her koşulda seven, destekleyen bir ben var; bir de acımasızca suçlayan, beni kısıtlayan bir ben var. Bazen bu benlerin arasında sıkışıyorum. Bütün benliklerimi soyunup çıkarıp atmak istiyorum. Biliyorum, bir yer var, bir şey var içimde; adını koyamadığım bir şey. Orada işte hiçbir benliğim yok. Özgür ruhum sevgiyle sarmalanmış. Ruhum hafif, bedenim yok orada. Süzülüyorum sadece; bir tüy kadar hafif, bir ilkbahar rüzgârı gibi esiyorum inceden. Öyle huzurluyum ki…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Bir dakika, bir dakika,” dedi ev sahibi, onu durdurdu. “Sen bu yolculuğun nereye vardığını biliyor musun?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Misafir: “Henüz değil ama yolculuğun tadını çıkarmaya çalışıyorum,” dedi. “Sen neden bu kadar heyecanlandın, yoksa biliyor musun nereye gittiğimi?” dedi gülümseyerek.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ev sahibi kahvesinden son bir yudum aldı, arkasına yaslandı ve gökyüzüne baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Misafir daha da meraklandı: “Hadi ama, söylemeyecek misin?” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ev sahibi gülümsedi. O gülümseme ki sevgiyle, aralarında görünmez bir titreşimle her yanı sardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Hâlâ anlamadın mı?” dedi. “Kendinden kendine bir yolculuktasın. Varacağın yer kendinsin. Yolculuk da senin kendi manzaralarınla dolu. Yolda hangi manzaraları görüyorsan, onlara iyi bak; çünkü onları sen yaratıyorsun. Kendini bulma yolculuğuna çıktın. Yola çıkan senle şimdiki sen bile aynı değil. O yüzden kendine iyi bak olur mu?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Misafir gözleri dolu dolu bakarak: “Kendime mi? Bir dakika… Peki diğerleri kimdi? Ve sen gerçekten kimsin?” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Ben, sen, onlar… hepimiz biriz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Hepinizi çok seviyorum, tüm benliklerim. Her şeye rağmen, evet, sizi seviyorum. Beni şimdiki hâle getirdiniz. Ama şimdi hepinizi bırakmalıyım. Seninle de vedalaşma vakti, 30 yaşım.” Bir bene daha veda etti ev sahibi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“İşte,” dedi, ellerini gökyüzüne kaldırdı. Çıplak ayakları toprağa sağlam basıyordu. Yağmur yağmaya başlamıştı ve yüzüne damlalar düşüyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Katre,” dedi yağmur damlası dudağına düştüğünde iştahla. İşte o anda, çıplak ayaklarıyla toprağa değdiği yerde bedenini bir ritim aldı. İleri, geri… sonra kendi etrafında usulca dönmeye başladı; sanki görünmeyen bir müziğe eşlik ediyordu. Yağmur damlaları bedenine değdikçe çözülüyor, sınırları siliniyordu. Bir damla dudağına düştüğünde onu dilinde hissetti… o an, sanki varlıkla yokluk arasında bir yerde eridi. “İşte şimdi bütün benliklerimle vedalaştım. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ben bir hiçim. Hoş geldin, hiçlik!” diye haykırdı ev sahibi gökyüzüne bakarak, yağmurla bir oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Hoş geldin, Hiçlik…. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ERKEK OLMAK &amp; GÜÇLÜ GÖRÜNMENİN ARDINDAKİ SESSİZLİK</title>
<link>https://fikirizleri.com/erkek-olmak-guclu-gorunmenin-ardindaki-sessizlik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/erkek-olmak-guclu-gorunmenin-ardindaki-sessizlik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d9561da4b46.webp" length="32772" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 13:14:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">                       </span><b><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%;">Erkek Olmak: Güçlü Görünmenin Ardındaki Sessizlik<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Türkiye’de erkek olmak...<br>Oğul olmak, adam olmak, koca olmak, baba olmak, dede olmak…<br>Toplumun sırtına sessizce yüklediği rollerin içinde var olmaya çalışmak.<br>Yıllardır kadınların karşılaştığı zorlukları konuşuyoruz ve bu çok değerli.<br>Ama ya erkekler? Onlara yüklenen roller, beklentiler, bastırılan duygular?<br>Neden bunu konuşmuyoruz?<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Daha küçücükken başlıyor aslında her şey.<br>“Ağlama, sen erkeksin.”<br>“Erkek dediğin güçlü olur.”<br>“Yeme dayağı, sen de vur.”<br>“Kibar olma, yanlış anlaşılırsın.”<br>Erkek çocukları, duygularını değil; güçlerini göstermeye zorlanarak büyüyor.<br>Daha o yaşta ağlamaktan utanıyor, korkusunu gizliyor, şefkati öğrenemiyor.<br>Çünkü “adam gibi adam” olmanın tarifi bu sanılıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Sonra büyüyor.<br>Eğer biraz şanslıysa, eğitim alıyor. Ama çoğunlukla hayatın ortasına itiliyor:<br>“Okumayacaksan çalış, boş durma. Para getir, sen erkeksin!”<br>Hayal kurmak mı? Sanatla ilgilenmek mi? Edebiyat, spor, meslek seçimi? Bunlara yer yok.<br>Ailesizse, daha da ağır: Direkt hayata savruluyor. Hayal bile kuramıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Sonra bir iş… Ardından o ilk maaş… Onu bekleyen bir aile…<br>Henüz kendine alan yaratamadan, hayatının direksiyonuna geçmek zorunda kalıyor.<br>Çünkü “erkek dediğin eve para getirendir” algısı her şeyin önünde.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Evleniyor diyelim.<br>Daha baştan yük listesi hazır: Altın damattan, ev damattan, salon damattan...<br>Peki, bu damat gerçekten evleniyor mu?<br>Yoksa borçla, yorgunlukla, omzuna yüklenen beklentilerle hayata mı tutsak oluyor?<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Evlendikten sonra da kolay değil.<br>Annesiyle eşi arasında sıkışıyor. Biraz annesine gitse “anacı”, biraz eşinden yana olsa “hanımcı” deniyor.<br>Arkadaşlar da aynı baskıyı sürdürüyor:<br>Eve bağlıysa “hanımköylü”, sesini yükseltiyorsa “aslan gibi adam!”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Çocukları oluyor…<br>Geleceklerini garanti etmek, onları okutmak, evlendirmek, bir şeyler bırakmak için çabalıyor.<br>Yıllar geçiyor. Belki elinde hiçbir şey kalmadan yaşlanıyor.<br>Ve torunlar diyor ki:<br>“Dedemde ne ev kaldı, ne arsa... Tüh!”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ama çoğu zaman kimse fark etmiyor...<br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Kendinden önce herkesin iyiliğini düşünüyor.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Eşini mutlu etmek istiyor, çocuklarını korumak istiyor.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Ama bunu gösteremiyor belki de.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Çünkü sevgiyi dile getirmek değil, sorumlulukla göstermek öğretilmiş.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Ve belki yıllar geçiyor…</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Ne kadar verdiği değil, ne kadar “veremedikleri” konuşuluyor.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ama artık bu döngüyü kırmanın zamanı geldi.<br>“Erkeklerin de duyguları var; onlar da sever, kırılır, endişelenir ama çoğu zaman bunu göstermelerine fırsat tanınmaz.”<br>Babalar da en az anneler kadar çocuklarını seviyor, onların geleceği için endişeleniyor.<br>Onlar da yoruluyor, bazen çaresiz kalıyor ama belli etmiyor.<br>Eşlerini önemsiyor, değer veriyor ama çoğu zaman bunu göstermekten utanıyor, çünkü öğretilmedi.<br>Sadece güçlü değil, aynı zamanda şefkatli ve duyarlılar — ama bu yönleri hiç görünmüyor.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">“Gelin artık erkekleri de kendi gerçeklikleriyle görmeye başlayalım.”<br>Ağlayan, seven, yorgun düşen, hayal kuran, destek isteyen insanlar…<br>Bu sadece erkeklerin değil, hepimizin meselesi.<br>Sağlıklı bireyler, mutlu aileler, huzurlu bir toplum için erkeklerin de iç dünyasını anlamak, yüklerini hafifletmek zorundayız.<br>Hangimizin yükü daha ağır diye tartışmak yerine, birbirimizin yükünü anlamaya çalışalım.<br>Ancak empatiyle iyileşebilir, birlikte güçlenebiliriz.<br>Suçlamak kolay, anlamak emek ister. Ama biliyoruz ki, sadece anlayışla gerçek bir denge kurulabilir.<o:p></o:p></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Toplum, insanı şekillendirmemeli; insan, toplumda kendini var edebilmeli.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Asıl mesele bu.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 16.0pt;">“Bu yazı, kadınların verdiği mücadeleleri yok saymak için değil; uzun süredir konuşulmayan başka bir sessizliği görünür kılmak için yazıldı.”</span></b><b><span style="font-size: 16.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;"><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Teknoloji ve İletişim&amp;siz&amp;lik!</title>
<link>https://fikirizleri.com/teknoloji-ve-iletisim-siz-lik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/teknoloji-ve-iletisim-siz-lik</guid>
<description><![CDATA[ İletişim ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ecb67d9c0db.webp" length="39806" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 15:48:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>İletişim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>1,5-2 milyon yıl önce ateşin keşfedilmesi'yle birlikte insanlar duman yoluyla birbirlerine haber verirlerdi. Bulundukları yerleri, avlarını ve yaklaşan tehlikeleri vs.</p>
<p>O günden bugüne değişen toplumlar ve teknolojik gelişmelerle insanların birbiriyle iletişim kurabilecekleri birçok yöntem ortaya çıktı. Kâğıdın icâdıyla ortaya çıkan mektup, zarf, telgraf ve fax bunlara örnek olarak gösterilebilir...</p>
<p>Her toplum kendi döneminde birbirinden farklı araçlarla iletişim hâlinde olmuşlardır. Zira iletişim bireyler arasındaki en önemli faktörlerden biridir.</p>
<p>Günümüzde teknolojinin baş döndürücü bir hızla gelişmekte olduğunu, buna karşın karşılıklı iletişimin zafiyeti söz konusu olduğunu da gözlemlemekteyiz.</p>
<p>Akıllı telefonlar, diz üstü ve masa üstü bilgisayarlar, tabletler bireyler arasındaki gerçek iletişim yollarını tıkamıştır.</p>
<p>Ebeveyn-birey, akraba ve dostlar arasındaki bağlar gitgide zayıflamış, gerçek hayat kendini sanal aleme teslim etmiştir.</p>
<p>Bunun en bariz örneği saatlerce elimizden düşür(e)mediğimiz android telefonlardır.</p>
<p>Telefon, 7 Mart 1876'da Alexander Graham Bell tarafından icât edildiğinde sadece birkaç tuşu olan ankesörlü bir şey olarak ortaya çıktı. O zamanki şartlarda iki farklı noktada sadece bir birilerine "alo" diyecek kadar önem arz etmekteydi. Bugün ise telefonlar radyo ve televizyon gibi kullanılmakta, birbirinden farklı sosyal medya platformlarını içinde barındıran, sadece tuşla değil sesli komutla hareket eden, ev, iş, okul, araba, dağ, bayır gibi yerlerde rahatlıkla cepte taşınabilen ve kullanıbilen bir kutu olarak karşımıza çıkıyor...</p>
<p>Son zamanlarda yapay zekâ ile daha ileriye giden bu harika icâdın birçok işimizi kolaylaştığı göz ardı edilemez elbette. Ancak yemekte bir nimettir, fakat fazlası mideye zarardır.İlaç şifadır, iyileştirir, ancak dozunu aştığımızda, doktor tavsiyesine uygun kullanılmadığında fayda değil, vücuda zarar verir!</p>
<p>Telefonu da bu saydıklarım ile bir tutmamım esas sebebi de bundan kaynaklanıyor. Sanal alemdeki iletişim ve bitmeyen paylaşım ve akış bir çatı altında yaşayan insanların muhabbetlerini, çay ve yemek sofrasındaki birlikteliklerini sabote etmektedir. Zamanla birbirine yabancılaşan insanlar birbirlerini dinlemiyor, anlamıyor...</p>
<p>Bizler eskiden okuldan gelir gelmez anne babamıza koşardık. Onlar bizi dizleri dibine oturtur, yemekler hazırlanırken; "Oğlum veya kızım bugün okulda ne öğrendin anlat bakalım" derlerdi. Biz de anlatırdık, bazen gülerdik bazen ağlardık, ama mutlaka konuşurduk. Bugün olduğu gibi içimize kapanmazdık. Sevse de kızsa da anne babanın öptüğü yerde de vurduğu yerde de gül açardı! İlk telefonum tuşluydu, melodileriyle oynayarak eğlenen, gülen öğrencilerdik, ama mutluyduk.</p>
<p>Bugün ilkokul çağındaki çocukların bile elinde akıllı telefonlar var, ama gerçek dostlukları,  samimi sohbet ve muhabbetleri yok! Sahte kimliklerle açılan hesapların içinde her gün biraz daha gerçek kimliğinden, bizi biz yapan değerlerimizden uzaklaşmaktadırlar. Hem zihinleri hem bedenleri hem de ruhları günden güne hastalanmaktadır. Daha birkaç gün önce zihnine ölüm düşüncesi kodlanan bir çocuk yüreğimizi parçalayarak okulda katliâm gibi bir silahlı saldırı gerçekleştirmedi mi!?</p>
<p>Sanal dünyanın cazibesine kapılan sosyal medya fenomenleri canlı yayında hayatına son vereceğini doğrudan veya dolaylı olarak rahatlıkla milyonlara izletebiliyor. 7'den 70'e her yaştan insan tiktok'ta millî ve manevî değerlerimizi ayaklar altına alan programlara imza atabiliyor.</p>
<p>İşte bu da iletişim kanallarını ciddi anlamda tıkayan bir faktör olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Başka bir şey de televizyon tabi ki.</p>
<p>Medya, telefon, televizyon, magazin, kadın programları kuşağı, diziler...</p>
<p>En çok sevdiğimiz dizilerde bile aşırı tüketime, hangi yoldan olursa olsun zengin olmaya teşvik eden yaşam biçimleri ve çarpık ilişkilere özendiren birbirinden farklı programlar...</p>
<p>Çatışma, milyonların ekran başında tanık oldukları bir adamın kafasını delip onu kanlar içinde bırakan kan dondurucu sahneler!...</p>
<p>Ve bunu izleyen, çocuklarına da izleten ebeveynler!</p>
<p>Allah aşkına, söyler misiniz bana:</p>
<p>Durum böyleyken nasıl olur da sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir aile, sağlıklı bir iletişim ortamı hazırlayabiliriz!?</p>
<p>Geleceğe emin adımlarla ve güvenle nasıl ilerleyebiliriz!</p>
<p>İletişimin gerçeklerden koparılıp sanal, yapay ve sahte bir mecraya hapsedildiği bir ortamda konuşacak bir muhatap bulamazsınız.</p>
<p>O daldan o dala atlayan bazı kuşlar gibi saatlerce- ki bu bazen 6-7 saati de bulabiliyor- o platformdan bu platforma atlayarak boşu boşuna hebâ ediyoruz gittiğinde bir daha gelmeyecek olan en güzel, en verimli saatleri ve bundan da önemlisi sadece sağlığımızı değil bir zaman sonra sevdiklerimizi de kaybedebiliyoruz maalesef.</p>
<p>Karşısında muhatap bulmayan insanlar kim olursa olsun sizden soğur ve dinlenmediği, anlaşılmadığı, konuşmadığı ortamlardan uzaklaşma plânları yapar.</p>
<p>Oysa siz kafasını toprağa gömen deve gibi o kutuya gömerseniz kafanızı zamanla birçok şeyin elinizden kayıp gittiğini müşahede edersiniz.</p>
<p>Vakit varken; seven sevdiğini söylesin, özleyen özlediğini...</p>
<p>Selâm verin eşinize, eve gelen eşinizi kapıda karşılayıp, hoşgeldin deyin ona.</p>
<p>Çocuklarınızı çok ihmâl etmediniz mi?</p>
<p>Aynı sofra etrafında bir tas sıcak çorba içmeyi özlemediniz mi?</p>
<p>Çocuğunuzun ödevine yardım etmekten göğsünüzün kabardığı, çocuğunuzun "teşekkür ederim anneciğim, teşekkür ederim babacağım" diyerek yanağınıza kondurduğu sıcacık buseyle, yüzünüzün güldüğü günleri özlemediniz mi?</p>
<p>İletişim belki özlediğimiz, özendiğimiz bir şey olarak çok gerilerde kaldı belki. 21.yüzyıl bizi yönlendiriyor olsa da iletişimin gerçek frekansını yani kendi iç dünyamızı yeniden fabrika atlyarlarına döndürmek için çabalamamız gerekir.</p>
<p>İletişim günümüzün en önemli sorunlarından biri hâline geldi. Zira hiç kimse birbirini dinlemiyor, anlamıyor veya anlamak istemiyor. Psikiyatr ve psikologlar hınca hınç dolmaktadır. Aynı yastığa baş koyan insanlar bile kendi başlarına ortak bir paydada bulaşamıyor. İş ortakları da böyledir, ebeveyn ile evlat; evlat ile ebeveyn arasındaki ilişki de böyledir.</p>
<p>Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarırken; zehir zemberek, saçma sapan cümleler sarf ederek, muhatabımızı inciterek sağlıklı diyalog kuramıyoruz.</p>
<p>Dikkat edin, yine en ufak bir tartışmada bile medya dilini kullanır olduk: Argo kelimeler, rencide eden üstü kapalı söylemler...</p>
<p>Meydana gelen uzun kırgınlıklar, kızgınlık ve küslükler...</p>
<p>Umutulmamalıdır ki;</p>
<p>İnsan cüzî iradesini istediği şekilde kullanabilir.</p>
<p>Küçük bir tavsiye;</p>
<p>Siz ne olursa olsun tatlı dilinizle gönülden gönüle muhabbet köprüleri kurmaya çalışın.</p>
<p style="text-align: left;">Bireysel çabalar toplumsal başarıları da beraberinde getirecektir.</p>
<p></p>
<p style="text-align: left;">Abdulaziz ADAKAN </p>
<p>~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍🏻 </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hiç &amp;quot;Nadasa&amp;quot; Bırakılmak İstediniz mi?</title>
<link>https://fikirizleri.com/hic-nadasa-birakilmak-istediniz-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hic-nadasa-birakilmak-istediniz-mi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69eb524d5e299.webp" length="114808" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Cem Sultan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Toprak, insana en eski hakikatleri fısıldayan öğretmendir. O, acele etmez. Sabırla bekler. Yorulduğunda susar. Ve en önemlisi, kendini yenilemek için geri çekilmeyi bilir. Çiftçi bilir ki; bir toprak her yıl ekilirse, bir süre sonra verimini kaybeder. İşte bu yüzden bazı dönemlerde toprak nadasa bırakılır. Dinlenir, nefes alır, içindeki gücü yeniden toplar.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya insan? Hiç kendinizi "Nadasa" bırakmak istediniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Modern çağ, insanı sürekli üretmeye, sürekli görünür olmaya, sürekli “yetişmeye” zorlayan bir düzen kurdu. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan koşu, gecenin en karanlık anına kadar devam ediyor. Sosyal hayat, iş hayatı, ekonomik kaygılar, dijital dünyanın bitmeyen akışı… Hepsi insanın ruhuna aynı anda dokunuyor. Ama çoğu zaman bu dokunuş, bir şefkatten çok bir baskıya dönüşüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan da tıpkı toprak gibidir aslında. Sürekli işlenirse yorulur. Sürekli beklentiye maruz kalırsa tükenir. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışırsa, bir süre sonra kendine geç kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tam bu noktada “nadas” kavramı sadece tarımsal bir terim olmaktan çıkar, insani bir ihtiyaç hâline gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nadas, sadece boş bırakmak değildir. Nadas, bilinçli bir geri çekiliştir. Nadas, kendine verilen bir izindir. Nadas, ruhun kendi yaralarını sarabilmesi için açılan sessiz bir alandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün birçok insanın yaşadığı tükenmişlik, aslında nadasa bırakılmamış bir hayatın sonucudur. Sürekli çalışan zihinler, hiç dinlenmeyen duygular, hep güçlü görünmek zorunda hisseden insanlar… Oysa insanın da durmaya, susmaya, hatta bazen kaybolmaya ihtiyacı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tasavvuf geleneğinde “halvet” diye bir kavram vardır. Kişinin kalabalıktan uzaklaşıp kendi iç dünyasına yönelmesi… Bu, bir kaçış değil; aksine bir dönüş yolculuğudur. İnsan, dış dünyanın gürültüsünden uzaklaştıkça kendi hakikatine yaklaşır. Tıpkı nadasa bırakılan toprağın, görünürde boşken aslında derinlerde yeniden canlanması gibi…</p>
<p style="text-align: justify;">Maddi dünyada ise bu durum daha somut karşılıklar bulur. Sürekli çalışan bir beden hastalanır. Sürekli yoran bir zihin hata yapar. Sürekli baskı altında kalan bir insan, en sonunda ya kırılır ya da içten içe sessizce dağılır. Ekonomik kaygılar, kariyer hedefleri, başarı ölçütleri… Bunların hepsi bir noktada insanın üzerine yük olur. Ve insan, bu yükü taşımaya çalışırken kendini kaybeder.</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal hayat da bundan nasibini alır. İnsanlar artık dinlemek için değil, cevap vermek için konuşuyor. Görmek için değil, göstermek için yaşıyor. Kalabalıkların içinde yalnızlaşan bir insan profili oluşuyor. Oysa bazen en büyük ihtiyaç, bir süre kimseye bir şey anlatmamak, kimseye bir şey ispatlamamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Belki de bu yüzden şu soruyu sormak gerekiyor: Biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece yetişmeye mi çalışıyoruz?</p>
<p style="text-align: justify;">Nadasa bırakılmak, bir zayıflık değildir. Aksine, kendini koruyabilen güçlü insanların tercihidir. Her şeyi aynı anda yapmak zorunda olmadığını bilen, durmanın da bir eylem olduğunu fark eden insanların…</p>
<p style="text-align: justify;">Kendinize şu izni verebildiniz mi hiç? “Ben bugün hiçbir şey yapmak zorunda değilim.” İşte bu cümle, modern insan için belki de en büyük lükstür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama unutulmamalı ki; nadasa bırakılan toprak, bir gün yeniden ekilmek için hazırlanır. Dinlenmek, vazgeçmek değildir. Geri çekilmek, kaybetmek değildir. Aksine, daha güçlü bir dönüşün hazırlığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Belki de hayat, sürekli ilerlemekten değil; ne zaman duracağını bilmekten ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve belki de en doğru soru şudur:</p>
<p style="text-align: justify;">Siz hiç kendinizi "Nadasa" bırakacak kadar kendinize değer verdiniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Cem Sultan...🖋️</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hükmü Verilmiş Bir Sevda</title>
<link>https://fikirizleri.com/hukmu-verilmis-bir-sevda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hukmu-verilmis-bir-sevda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e7df7caa620.webp" length="28418" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sana mı geçmiyor sözüm yoksa kendime mi yetmiyor gücüm? Ne kendimi sana sevdirebildim ne de kalbimi senden vazgeçirebildim. Sen hep yoksunda ben bu aşkın neresindeyim? </p>
<p>‎Ben başlatmadım ki bu savaşı. Ben yazmadım ki bu kara sevdayı. Neden bütün yükünü ben çekiyorum? </p>
<p>‎Haklı kimdi? Suç kimdeydi? Suç, bir kişiyi tüm kalbinle sevmek miydi? </p>
<p>‎Bir yanlış nasıl olurda hayattaki tüm doğruları silebilir ki?  Ne hâle getirdin baksana. Sen sana aşık kadını tek düşmanın gibi gördüğünden beri, aşk savaş oldu, suç oldu, yanlış oldu. Bir tek yalan olmadı. Senin tüm vefasızlığına, kaderin tüm savaşlarına rağmen o kadar gerçek ki aşk... </p>
<p>‎Keşke aşk kadar gerçek olsaydın sende...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun 🇹🇷</title>
<link>https://fikirizleri.com/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlu-olsun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlu-olsun</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e9cf0ac8652.webp" length="62372" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 10:59:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emin Yiğit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>🇹🇷 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 🇹🇷</p>
<p>Geleceğimizin teminatı çocuklarımızın gülüşüyle aydınlanan bu özel gün, milletimizin egemenliğini çocuklara armağan eden eşsiz bir mirastır.</p>
<p>Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu anlamlı günü tüm dünya çocuklarına armağan eden herkesi saygı ve minnetle anıyoruz.</p>
<p>Tüm çocukların bayramı kutlu olsun…</p>
<p>23 Nisan kutlu olsun </p>
<p>Gazeteci Yazar: Emin Yiğit </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KÖMÜR KARASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/komur-karasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/komur-karasi</guid>
<description><![CDATA[ Bazıları

yaşamak için

karanlığa inmeyi öğrenir.

Kömür karasıdır hikâyeleri.

Ama en çok da

görünmeyen yerlerinden yanar. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69f110877de63.webp" length="55508" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 22:55:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>CİNSİYET DEĞİL ZİHNİYET MESELESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/cinsiyet-degil-zihniyet-meselesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cinsiyet-degil-zihniyet-meselesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d955923d88c.webp" length="43900" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 7.5pt; line-height: normal; mso-outline-level: 1; background: #0F0F0F;"><b><span style="font-size: 20.0pt; font-family: 'PT Serif',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: #fdfdfd; mso-font-kerning: 18.0pt; mso-ligatures: none;">Cinsiyet Değil, Zihniyet Meselesi<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Kadın…<br>Ne çok anlam, ne çok duygu, ne çok kimlik barındırıyor içinde.<br>Kadın olmak, belki de sandığımızdan çok daha fazlası. Haydi bugün bunun üzerine birlikte düşünelim.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Hayat, bir kız çocuğu olarak başlar çoğumuz için. Edep, ahlak, nezaket… Daha küçük yaşlarda titizlikle öğretilir. Elbette bunlar kıymetli değerlerdir, ancak keşke aynı özen tüm çocuklar için gösterilse. Çünkü adil ve bilinçli bir toplum; kız ya da erkek fark etmeksizin, her bireye aynı insanî değerleri kazandırarak büyür.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Zaman geçer, büyürsünüz. Genç bir kız olursunuz. Arkadaşlıklar kurmak, duygular yaşamak doğal olsa da, bazen toplumun bazı kesimlerinden yargılayıcı bakışlar hissedersiniz. Oysa aynı durum bir erkek için çoğu zaman alkışlanan, takdir edilen bir tecrübeye dönüşür.<br>Bu fark neden?<br>Bir ailenin oğlu için gurur duyduğu bir durum, başka bir ailenin kızına neden ayıp sayılır?<br>Bir ebeveyn olarak kendi çocuğunuz için gösterdiğiniz hassasiyeti, başka bir ailenin evladı için de gösterebilsek, belki birçok önyargı kendiliğinden çözülebilir.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Bir kadın olarak biraz daha büyüdüğünüzde, hayat size farklı yönler sunar.<br>Kimi evlenmek ister, bir yuva kurmak hayalidir.<br>Kimi evlenmeyi düşünmez; belki hâlâ yolunu arıyordur, belki kendiyle olmayı seviyordur.<br>Kimi kariyerine odaklanır, üretmek ister, gelişmek ister.<br>Ve hepsi, eşit derecede değerlidir.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ancak toplumun bakışı çoğu zaman kalıplarla doludur.<br>Evlenince: </span><em><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">"Hayatını yaşayamadı."</span></em><span style="font-size: 14.0pt;"><br>Evlenmeyince: </span><em><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">"Evde kaldı."</span></em><span style="font-size: 14.0pt;"><br>Çalışınca: </span><em><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">"Yetersiz."</span></em><span style="font-size: 14.0pt;"><br>Giyimine göre: </span><em><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">"Fazla açık." ya da "Fazla kapalı."</span></em><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Kadınlar için belirlenmiş bir 'doğru' yok aslında. Ama ne yazık ki çoğu zaman, varmış gibi davranılıyor.<br>Neden bir kadın, gece sokağa çıktığında korkmak zorunda?<br>Neden yaşam hakkı, davranış biçimi, kıyafeti, sesi sürekli sorgulanıyor?<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Bu soruları sorarken erkekleri suçlamak değil, birlikte düşünmek ve farkındalık yaratmak istiyorum.<br>Çünkü biliyorum ki, iyi yetişen bir erkek; hem kendine hem karşısındakine saygı duyan birey olur.<br>Kadına saygının temeli, çocukken başlar.<br>Ve bu sorumluluk hepimize aittir.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Kadın isterse anne olur, isterse olmaz.<br>Kadın ister çalışır, ister dinlenir.<br>İster yalnız kalır, ister aşık olur.<br>Kadın kendi hayatının sahibidir.<br><em>Ve hiçbir kadın, bir kalıba sığmak zorunda değildir.</em><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Kadınlar güçlüdür.<br>Her gün, omuzlarında birçok yükle uyanıp hayatı yeniden kuran kadınlar…<br>Toplumun her yerinde, her yaşta, her koşulda var olmaya çalışan kadınlar…<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ve unutmayalım:<br>Erkekleri de büyüten, yetiştiren, kadınlardır.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">O yüzden bugün sadece kadınlara değil, tüm çocuklara eşit değerler vermeyi konuşalım.<br>Sınırlar koyacaksak, bu sınırlar saygıyı inşa etsin.<br>Kısıtlamak değil, bilinçlendirmek için konuşalım.<o:p></o:p></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Çünkü cinsiyet değil, zihniyet meselesi bu.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Ve biz, bu zihniyeti birlikte değiştirebiliriz.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dostluğa..</title>
<link>https://fikirizleri.com/dostluga</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dostluga</guid>
<description><![CDATA[ Saçlarım yenilenirken, hayatım da değişiyordu ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:34:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Saçlarım yenilenirken, hayatım da değişiyordu. Zamanın izlerini fark etmemek mümkün değildi; birkaç tel gözümden kaçmadı. Düşen aklar… Şans mı, yaşlılık mı? Gizem hâlâ etkisini sürdürüyor olsa da, hikâyelerin derinlerde saklı bir reçete olduğu kesin. Eğer şanslıysanız, hüzünlü pozlara fazla yer vermek zorunda kalmazsınız.</p>
<p>Zaman her şeyi göstermiş olsa bile, hayat bazen susarak anlaman gereken bir derstir. “Olgunlaştım” deseniz bile, aslında hayat sizi döngülerin içinde yenilmeyi ve öğrenmeyi sürdüren bir yolculuğa çıkarır. Şanslıysanız, bir avuç insan kalır yanınızda,onlarla paylaşacak anılarınız, sessiz ve derinden süren akademik çabanız, dengede tutmaya çalıştığınız yaşamınız olur. Ama unutmayın, mental sağlığınızı korumaya çalışmak bile saçlarınıza aklar düşürebilir…</p>
<p>Ve belki de en büyük ders budur: Hayat, kazanılan zaferlerle değil, aşkla ve sabırla taşınan yüklerle anlam bulur.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçimde Susmayan Bir Çığlık: Bu Yas Değil</title>
<link>https://fikirizleri.com/icimde-susmayan-bir-ciglik-bu-yas-degil</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icimde-susmayan-bir-ciglik-bu-yas-degil</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69db47b88f28c.webp" length="47050" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:31:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Birim Özer Sili</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="auto">“Bu artık sadece yas değildi. Bu, düğümü sıkı sıkıya atılmış bir bilmeceydi.”</p>
<p dir="auto"><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Bazı acılar vardır…</span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Adını koyarsın.</span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">“Yastayım” dersin. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ve dünya, sana biraz daha yumuşak davranır. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ama bazı acılar vardır ki… </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Adını koyamazsın. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Koyamadıkça büyür. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Büyüdükçe içine sığmaz, kalbine taşar… Sonra sessizce hayatına yayılır.</span></p>
<p dir="auto"></p>
<div>
<div>
<p dir="auto"><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">İşte benimki öyleydi. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Bu bir kayıp değildi sadece.</span></p>
<p data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Bu, yarım kalmış bir cümlenin içinde yaşamaktı.<br>Söylenmemiş sözlerin, tutulmamış ellerin, geç kalınmış vedaların yüküydü bu.</p>
<p dir="auto"><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Bir şey eksikti… </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ama neyin eksik olduğunu tarif edemeyecek kadar derindi.</span></p>
<p dir="auto"><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Geceleri, herkes uyuduğunda başlıyordu asıl ağırlık. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Kalbim sanki kendi içinde yankılanıyordu.</span></p>
<p data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Bir boşluk değil bu…<br>Boşluk olsa, dolar.<br>Bu başka bir şeydi.</p>
<p dir="auto"><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Bu, içimde sürekli kanayan bir yerdi.</span></p>
<p dir="auto"><span></span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">O düğüm…</span></p>
<p dir="auto" data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Bir anda boğazına oturuyor. Nefes almak zorlaşıyor. Ama kimse fark etmiyor.</p>
<p dir="auto"><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Çünkü bu acı, en çok sessiz yaşanıyor.</span></p>
<p dir="auto"><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">İnsan en çok da bunu anlatamıyor. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">“İyiyim” diyorsun… Çünkü anlatmaya kalksan, nereden başlayacağını bilmiyorsun. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Hangi kırık parçayı önce göstereceksin? </span></p>
<p dir="auto"><span></span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Bilmecenin cevabı yok. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ama sorusu her gün yeniden soruluyor. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ben bu duyguyu yazarken fark ettim…</span></p>
<p dir="auto" data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Aslında yazmıyordum, kanıyordum.<br>Her kelime, içimdeki o düğümden kopup geliyordu. Ve ben her satırda biraz daha çözülürken, bir yanım biraz daha dağılıyordu.</p>
<p data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16"><i data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">“Yalnızlığı Sen Seçmedin”</i> böyle doğdu.<br>Bir hikâye olarak değil…<br>Bir yaranın sesi olarak.</p>
<p dir="auto"><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Çünkü bazı yalnızlıklar seçilmez. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Bırakılır insanın içine.</span></p>
<p dir="auto" data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Ve sen…<br>O yalnızlıkla yaşamayı öğrenene kadar, her gün biraz daha eksilirsin.</p>
<p dir="auto" data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Kimse bilmez…<br>İçinde neyi taşıdığını.<br>Kimse görmez…<br>Hangi cümlenin seni paramparça ettiğini.</p>
<p dir="auto" data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Ama sen bilirsin. <span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">O düğümün hâlâ çözülmediğini… </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ve belki de hiç çözülmeyeceğini. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">İşte en acısı da bu.</span></p>
<p data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Geçmemesi değil…<br>Geçmeyeceğini anladığın an.</p>
<p dir="auto"><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Çünkü bazı acılar iyileşmez. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Sadece sen, onunla yaşamaya alışırmış gibi yaparsın…</span></p>
<p dir="auto" data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Ve kimse anlamaz,<br>İçinde hâlâ sessizce çığlık atan bir kalp olduğunu.</p>
<p dir="auto" data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Birim Özer Sili</p>
</div>
</div>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MARS/SATURN/MERKÜR KAVUŞUMU</title>
<link>https://fikirizleri.com/marssaturnmerkur-kavusumu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/marssaturnmerkur-kavusumu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e6146eaa23e.webp" length="36260" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bugün gökyüzü kaderin düğüm noktalarından birini aktive ediyor.<br>Koç burcunun 7 derecesinde Haberci(Merkür), Savaşçı (Mars),<br>Zamanın bekçisi/Sabrın öğretmeni (Satürn) kavuşumu ile Büyük kırılmalar, sarsıntılar, yön değiştiren olaylar yaşayabiliriz.<br>Koç ateştir, Mars aynı zamanda yerin altındaki basıncı da temsil eder. Satürn ise bu basıncı tutan yapı… Baskı arttığında, yapı çatlar!<br>Bu tarz kavuşumlar yer enerjisini de tetikleyebilir. Hem içsel hem fiziksel olarak “topraklanmak”, dengede kalmak gerekiyor.<br>Korku değil, farkındalık önemli.<br>Çünkü aynı enerji sadece yeryüzünü değil<br>iç dünyamızı da sarsıyor<br>Bu üçlü kavuşumda<br>İçimizde bastırdığımız ne varsa yüzeye çıkar.<br>Söyleyemediklerin dile gelir.<br>Ertelediklerin kapına dayanır.<br>Mars “şimdi” der.<br>Satürn “hazır mısın?” diye sorar.<br>Merkür ise “artık karar ver” diye zihnini sıkıştırır.<br>Bu yüzden bugünlerde kendini biraz gergin, sabırsız, hatta patlamaya hazır hissedebilirsin. Yaşadığımız olaylarla çoğumuz böyle hissediyoruz... İçsel bir sarsıntı gibi her an tetikteyiz...<br>Eski bir yapı yıkılıyor… Ki yerine daha sağlamı kurulabilsin.<br>Eğer bu enerjiyi bilinçsiz kullanırsan;<br>tartışmalar büyür, sözler yaralar, ani kopuşlar yaşanır.<br>Bilinçle yaklaşırsan; hayatında çok güçlü bir dönüm noktasını başlatabilirsin.<br>Disiplinli bir karar, sabırla atılmış bir adım… Seni yıllarca taşıyacak bir temele dönüşebilir. Haberci rüyalar, geçmiş hatıralar, zihinsel huzursuzluk, Gizli bir konuşmanın ortaya çıkması, uzun süredir düşünceni meşgul eden konulara cevaplar bulabilirsin.<br>Bugün ve bu süreçte:<br>• Dürtüsel Tepki verme, açıklayıcı cevap ver,<br>• Hızlı olma, net ol,<br>• Kaçma, yüzleş<br>Ve en önemlisi…<br>İçinde ne yıkılıyorsa, ona direnme.<br>Çünkü bazen yıkım…<br>Ruhun için en doğru yeniden yapılanmadır.<br>Gökyüzü bugün sana diyor ki:<br>“Hayatını yeniden inşa etmeye hazır mısın?”<br>EN GÜZELE EMANET OL</span><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">🌼</span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Astro_derya_<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Betonlar Arasında Kaybolan Çocukluklar: Sokak Bir Hayat Provasıydı</title>
<link>https://fikirizleri.com/betonlar-arasinda-kaybolan-cocukluklar-sokak-bir-hayat-provasiydi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/betonlar-arasinda-kaybolan-cocukluklar-sokak-bir-hayat-provasiydi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e86747a98bf.webp" length="26194" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Cem Sultan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Betonlar Arasında Kaybolan Çocukluklar: Sokak Bir Hayat Provasıydı</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">🌇 Sokaklar Bizi Büyütürken…</p>
<p style="text-align: justify;">Bir zamanlar akşam ezanı, sadece bir vaktin değil; bir çocukluğun sınır çizgisiydi. Güneş yavaş yavaş çekilirken, annelerin pencereden yükselen sesiyle son bulurdu oyunlarımız. Ama o birkaç saatlik sokak arası, aslında bir ömre yayılan karakterin inşa edildiği yerdi. Bugün dönüp baktığımızda, o oyunların sadece “oyun” olmadığını daha iyi anlıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">📱 Şimdi ekranların içine sıkışmış hayatlara bakınca, insan sormadan edemiyor: Ne değişti? Seksenler ve doksanlar kuşağı olarak bizler, toprağa basarak büyüdük. Düşerek, kalkarak, dizlerimizi kanatarak… Ama her düşüşte biraz daha güçlenerek. Sokakta oynanan her oyun, aslında hayatın küçük bir provasıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">🙈 Saklambaç oynarken sadece birbirimizden saklanmazdık. Belki de kötülüklerden, korkulardan saklanmayı öğrenirdik. Bir köşe bulurduk kendimize; güvenli, sessiz… O an anlardık ki insan bazen görünmeden de var olabilir, bazen geri çekilmek de bir güçtür.</p>
<p style="text-align: justify;">👟 Sek sek oynarken çizgilerin dışına basmamaya çalışırdık. Dengede kalmayı öğrenirdik. Ama belki de asıl öğrendiğimiz, hayatın içindeki kötülüklerin üzerinden sekerek geçebilmekti. Düşmeden, kirlenmeden, bozulmadan…</p>
<p style="text-align: justify;">🏐 Yakar top oynarken attığımız her top, sadece bir oyun hamlesi değildi. Belki de içimizde biriken öfkeyi, korkuyu, kırgınlığı dışarı atmanın en masum yoluydu. Ve evet… Belki de o toplarla, kötülüklere karşı bir savunma geliştiriyorduk. Kaçmayı, korunmayı, zamanında eğilmeyi öğreniyorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">🛑 İstop dediğimizde zaman dururdu. Bir anlık sessizlik… Bir anlık düşünme hakkı. Bugün hayatın hızına bakınca, keşke daha çok “istop” diyebilsek diyor insan. Keşke o çocuk refleksiyle, yanlış bir adım atmadan önce durabilsek.</p>
<p style="text-align: justify;">🐎 Uzun eşek oynarken sırt sırta verirdik. Taşımayı öğrenirdik birbirimizi. Güvenmeyi… Dayanışmayı… Bugün omuz omuza veremeyen bir toplumun içinde, o oyunun aslında ne kadar büyük bir ders olduğunu fark ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">🔮 Ve misketler… O küçücük cam parçalarıyla koca dünyalar kurardık. Kaybetmeyi, kazanmayı, sabretmeyi öğrenirdik. Ama en çok da hırsın sınırını… Çünkü fazlası oyunu bozar, dostluğu zedelerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">🪁 Ve uçurtmalar… Gökyüzüne bıraktığımız o bir parça kağıt ve çıta, aslında hayallerimizin en yüksekteki temsilcisiydi. Rüzgara karşı direnmeyi değil, rüzgarla uyum içinde yükselmeyi öğrenirdik o incecik ipin ucunda. Sabretmeyi, gözümüzü ufuktan ayırmamayı ve en önemlisi; özgürlüğün, ancak sağlam bir bağla yere tutunduğunda dengede kalabileceğini fark ederdik. O rüzgarda savrulan uçurtma değildi aslında; bir çocuğun gökyüzüne yazdığı hürriyet dilekçesiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">🎮 Şimdi çocuklar ekranlara dokunarak büyüyor. Ama toprağa dokunmadan… Koşmadan… Terlemeden… Yenilmeden… Kavga etmeyi oyunla öğrenmeden… Belki de bu yüzden gerçek hayattaki çatışmaları yönetemiyorlar. Çünkü biz öfkemizi oyunda boşaltırken, onlar öfkeyi biriktiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">🌪️ Bugün artan şiddet, kavgalar, tahammülsüzlük… Belki de çocukluğu eksik yaşanan bir neslin sessiz çığlığıdır. Oyunlar bizi oyalamadı; eğitti. Sokaklar bizi büyütmedi; şekillendirdi. Ve biz fark etmeden, iyiliğe biraz daha yaklaştırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">❓ Şimdi sorulması gereken soru şu: Çocuklarımızı gerçekten büyütüyor muyuz… Yoksa sadece büyümelerini mi izliyoruz?</p>
<p style="text-align: justify;">🖍️ Belki de yeniden sokağı hatırlamanın zamanı gelmiştir. Çünkü bazen bir çocuğun eline verilecek en büyük değer, bir tablet değil… Bir top, bir misket, bir uçurtma... ve biraz özgürlüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, bu gidişatı tersine çevirmek mümkün mü? Elbette. Ancak bunun yolu çocukları sadece sokağa bırakmaktan değil, önce aileleri o sanal esaretten kurtarmaktan geçiyor. Bugün evlerin içinde herkesin elinde bir ekran, herkes kendi dijital hücresine çekilmiş durumda. Oysa kötülüğün sızamadığı tek kale, sarsılmaz bir aile bağıdır. Ailelerin bir arada olduğu, dokunduğu, konuştuğu ve birlikte oynadığı her yerde kötülük kendine yer bulamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Televizyonun gürültüsünü, tabletin parıltısını ve sosyal medyanın sahte dünyasını bir kenara bırakıp; çocuklarımızı yeniden doğanın iyileştirici gücüne ve oyunun kadim bilgeliğine davet etmeliyiz. Bir babanın çocuğuyla uçurtma uçurması sadece bir hafta sonu aktivitesi değildir; çocuğun ruhuna "seninle gökyüzüne bakmaya değer" demektir. Bir annenin çocuğuyla toprağa dokunması, ona hayatın köklerini öğretmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayalım ki; çocuklarımızı telefonların, bilgisayar oyunlarının ve kontrolsüz sosyal medyanın elinden çekip almadığımız sürece, onları aslında hayata değil, yalnızlığa teslim ediyoruz. Hayatın içinde, toprağın kokusunda, bir parkın bankında veya bir ağacın gölgesinde saklı olan o muazzam güzellikleri yeniden keşfetmeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü aile; ekranların soğukluğunu sevginin sıcaklığıyla yenen en güçlü panzehirdir. Şimdi o sihirli cümleyi kurmanın vaktidir: "Hadi, kapatın ekranı; hayat bizi dışarıda, oyunun içinde bekliyor!”</p>
<p>Cem Sultan...🖋️</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hay hay</title>
<link>https://fikirizleri.com/hay-hay</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hay-hay</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e729c9e14b1.webp" length="15742" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 10:40:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Jelizya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Artık sadece duyulmak istenildiğinde konuşuyor, anlaşılmak istendiğimde anlatıyor dinlenmek istenildiğinde söylüyorum. Siz konuşun, siz çok anlatın, siz söyleyin. Ben sizi izliyor almam gerekeni heybeme alıyorum. Paylaşmam istenildiğinde de sınırlarımı aşıyorum. Ben bu hayatı iyi kötü her andan keyif alarak yaşıyorum. Sen beni dinlemek mi istiyorsun dinlendirmek mi? İstediğin duyulmak mı duyurmak mı? Hay hay isteğin her ne ise, benim kalbim hepsine açık ve saçık. Sustum bazı masalarda sesini duyurmak isteyen vardı, çok konuştum çoğu masada duymak isteyen vardı. Ve yansıttım seni bir ayna gibi çünkü karşında görmek istediğin bir ben vardı. İnsanına göre ayarladım frekansımı ölçtüm karşımdakinin ritmini ve uyumla dans ettim, çünkü ruhumda yansıman vardı.Oluruna bıraktığım yerdeyim, olur mu hay hay. Olmadı mı ? Nasibin olduğu başka yerler var.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Seni Toprağa Değil, Kendime Gömdüm</title>
<link>https://fikirizleri.com/seni-topraga-degil-kendime-goemdum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/seni-topraga-degil-kendime-goemdum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e4815b86c95.webp" length="47050" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 10:18:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Birim Özer Sili</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto"><span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Zaman çabuk geçer derler. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Geçer… ama iyileştirmez her şeyi. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Sadece acının şeklini değiştirir. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">İlk başta bir çığlık gibidir, </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">sonra derin bir sızıya dönüşür. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ama hep oradadır… sessizce.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Kaybetmek…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Sadece bir insanı değil, birlikte kurduğun bütün hayatı toprağa vermek demek. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Eşini kaybettiğin gün, dünya durmuyor.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Güneş yine doğuyor, insanlar yine işe gidiyor, kahkahalar yine yükseliyor…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ama senin içinde her şey o an donup kalıyor.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Sanki herkes yaşamaya devam ederken, sen hayatın kenarında unutulmuşsun gibi.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">En zor olan sabahlar…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Gözünü açtığın an, birkaç saniyelik o boşluk.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">“Her şey bir rüyaydı belki” dediğin o an…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Sonra gerçek, bir bıçak gibi saplanıyor:</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">O yok.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Yatağın yarısı soğuk artık. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Yastığında kokusu yok.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Bir zamanlar “bizim” olan ev,</span> <span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">şimdi sadece duvarlardan ibaret.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Zorluk sadece yokluğu değil…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Hayatın seni durmadan devam etmeye zorlaması.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Faturalar geliyor, işler bekliyor, insanlar senden “güçlü olmanı” istiyor.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Oysa sana </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">çay demlemek bile ağır geliyor bazen…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Çünkü o çay artık iki kişilik değil.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Kimse anlatmıyor bu kısmı.</span></span><span> </span></div>
<div dir="auto"><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ölümün giden için de kalan için de yalnız yaşandığını.</span></div>
<div dir="auto"><span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">İnsanlar bir süre sonra susuyor.</span> <span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Baş sağlığı dilekleri bitiyor. </span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Herkes kendi hayatına dönüyor.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ve sen…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Kalabalıkların içinde bile yalnızsın.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Kimse onun yerini dolduramıyor.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Kimse onun baktığı gibi bakmıyor sana.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Kimse seni onun bildiği gibi bilmiyor.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Bir şarkı çalıyor…</span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Yıkılıyorsun.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Bir sokaktan geçiyorsun…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Hatıralar boğazına düğümleniyor.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Birinin sesi ona benziyor…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Kalbin yerinden çıkacak gibi oluyor.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Geceler daha acımasız.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Herkes uyurken, sen düşünüyorsun.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Keşkeleri…</span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Söylenmemiş sözleri…</span><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Son sarılışı…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">“Neden? ” diye içinden defalarca haykırıyorsun.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Kalbindeki o ağır yükle hayata tutunmaya çalışıyorsun.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Onsuz yaşamayı öğrenmek zorunda olmak.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">İstemeden…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Hazır olmadan…</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Mecbur kalarak. </span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Ve biliyorsun.</span><br><span data-originalfontsize="inherit" data-originalcomputedfontsize="16">Yalnızlığı Sen Seçmedin. </span></span></div>
<div dir="auto"><span> </span></div>
<div dir="auto"><span><b data-removefontsize="true" data-originalcomputedfontsize="16">Birim Özer Sili</b></span></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Arka Bahçelerimiz</title>
<link>https://fikirizleri.com/arka-bahcelerimiz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/arka-bahcelerimiz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69db777ea4286.webp" length="123302" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 10:08:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nilgün Erdem</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;">Yaş oldukça fark ediyor insan, ruhunun</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">arka bahçesini ya da fark etmiyor belki de ömrü</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">boyunca. Oysa bir görebilse belki de çok şey</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">değişecek tıpkı doğadaki döngü gibi, devamlı</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">akısta hepimizin arka bahçeleri. Önce mis kokulu</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">çiçeklerle doluyor bahçemiz, ilkbaharı</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">yerleştiriyoruz umutlarla, heyecanla, aşkla.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Derken yaz geliyor bir rehavet rahatlık çöküyor</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">ruhumuza. Deniz'in serinliğini maviliğin huzurunu</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">arıyoruz;  yaz gecelerinde sahilde yakılan ateşin</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">etrafında, şarkı söylemek istiyor ruhumuz.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Ondan da sıkılıyoruz sonra değişiklik istiyor</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">bünye. </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">'Şu bahçeye bir serinlik gelse' diyoruz renkler</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">değişse mesela yeşiller sararsa, kızarsa hatta</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">dökülse, yağmurlar yağsa bahçemize, toprak</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">koksa her yer. Tablo gibi süslense; sarılarla,</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">turuncularla, kahvelerle... Hüzün de lazım arada</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">belki biraz ağlamak iyi gelir bazen. Sonra döngü</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">devam eder, ruh ayaza vurur git gide.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Fırtınalarla, karla, boranla gelir kış bahçelerimize.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Çekiliriz içimize; yere düşen yaprakların, toprakla</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">buluşmasını seyrederiz. Ağaçların, çiçeklerin</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">kökleriyle buluşup hemhal olmasını bekleriz.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Çünkü biliriz, her kışın sonu bahardır.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bugün benim doğum günüm. Arka bahçem de</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">geziniyorum. Sonbahar da en sevdiğim mevsimdeyim. </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Çocukluğumla, genç kızİığımla</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">laflaşıyoruz; elimizde mis kokulu kahvelerimizle.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">"Anlat" diyor kizlar sonra. "Burası bayağı</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">büvüdü. Ulu ulu ağaçlar da ektirdin bize, mevsimlik çiçekler de. </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bazen çitleri beyaza boyattin, bazen siyaha. Arada deliliğin tuttu,</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">yoldurdun şurada ki güzelim çimleri. Sahilde dört</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">nala koşturduğun atın da dinleniyor orada bak</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">zavallım. Bazen kızdık sana bazen de "aferin</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">kızım yürü" dedik. Kimi zaman durdun vazgeçtin</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">ama sen yine her zaman ki durma hiç olur mu?</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bahçe de daha çok iş var. Biz buradayız,</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">bekliyoruz. Yaşlılığın seni bize getirinceye</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">kadar."</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Gözlerimi kapatıyorum "teşekkürler hayat</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">verdiklerin için de, vermediklerin için de ve daha</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">vereceklerin için de." Teşekkürler.</span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yalnızlığın Duyguları</title>
<link>https://fikirizleri.com/yalnizligin-duygulari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yalnizligin-duygulari</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e389b474b88.webp" length="53082" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 16:41:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esra Doğan</dc:creator>
<media:keywords>Duygular Yalnızlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlığın Duyguları.</p>
<p>İnsan bazen o kadar çok insanın içinde bile yalnız kalabiliyor ve hissedebiliyor. İnsan yalnızlığında anıları, sevdikleri aklına geliyor. Yaptığı hatalar ama bunlardan ders çıkardığı, tecrübe edindiği ve birçok şey aklına geliyor. Bazen bir gök gürültüsü, bazen hastalıklar ve bazen hüzünsüzlük; bunlara benzer birçok şey yalnız olduğunu hatırlatıyor. Tabii ki de hiçbir insan yalnız değil, Allah var ama insanın insana ihtiyaç duyduğu veya zor anında yanında olmasını istediği oluyor. Ben bazen yalnızken ölen sevdiklerimi düşünür, ağlarım. Mutlu anılarım aklıma gelir, "Keşke derim; keşke bana sorsalardı, bu anlara geri dönmek ister misin?" Hiç düşünmem, dönerdim. Çoğu zaman kendi yalnızlığımı bırakıp başkalarının hayattaki zor şartlarda yalnızlığını düşünüp yine de halime şükrederim. "Bazen dünyada hiç akraban, sevdiklerin kalmasa, bir ben kalsam ne yapardım diye düşünüp; böyle olan insanlar acaba ne yapıyor gerçekten?" Çok zor, ince düşünceler beliriyor kafamda. Yalnızlık galiba böyle bir şey.</p>
<p>“Yalnızlık, insanın en çok eksiklerini değil; aslında en çok kimi özlediğini, neye ihtiyaç duyduğunu ve kalbinde sakladığı en derin duyguları fark ettiği yerdir. Ve insan, en çok yalnız kaldığında anlar; kalabalıkların değil, bir yüreğin yettiğini.”</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SÜKÛTUN ARDINDAKİ AZAMET: KADIN</title>
<link>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2845</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2845</guid>
<description><![CDATA[ Kadının sessiz ama derin gücünü, hayatı dönüştüren farkındalığını ve sükûnetin ardındaki görünmeyen etkisini anlatan edebi bir düşünce yazısı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ad27a67690f.webp" length="59916" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 14:26:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülcan Sancak</dc:creator>
<media:keywords>kadınlar günü, kadın, kadın gücü, kadın farkındalığı, kadın ve toplum, kadın düşüncesi, sükûnet, farkındalık, yaşam, Gülcan Sancak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı güçler vardır, gürültü yapmaz. Sessizdir. Ama dünyayı taşır. Kadın çoğu zaman böyle bir güçtür. Onu anlamak için yüksek seslere değil, sükûnetin derinliğine kulak vermek gerekir. Çünkü kadın yalnızca görünen değildir. Görünmeyenin de mimarıdır.</p>
<p>Bir evde düzen varsa,</p>
<p>Bir çocuğun gözlerinde umut parlıyorsa,</p>
<p>Bir toplum yarınlara dair hâlâ hayal kurabiliyorsa…</p>
<p>Orada çoğu zaman bir kadının sessiz emeği vardır.</p>
<p>Kadın hayatı yalnızca yaşamaz. Hayatı yoğurur.</p>
<p>Bazen sabrıyla,</p>
<p>Bazen merhametiyle,</p>
<p>Bazen de kimsenin fark etmediği o ince dirayetiyle…</p>
<p>Hayatın yükü ağır olduğunda bile içindeki ışığı söndürmemeyi bilen bir varlıktır kadın. Çünkü kadın, kırılganlık ile gücün aynı bedende buluştuğu nadir bir dengedir.</p>
<p>Bir yandan incelik, bir yandan kudret…</p>
<p>Ve belki de bu yüzden kadın en çok sükûnetinde güçlüdür.</p>
<p>Bir kadın kendini tanıdığında yalnızca kendi hikâyesini değiştirmez.</p>
<p>Bir evin havasını,</p>
<p>Bir çocuğun ufkunu,</p>
<p>Bir toplumun yönünü değiştirebilir.</p>
<p>Çünkü farkındalık bir kıvılcım gibidir.</p>
<p>Bir kadının içinde yandığında, etrafını da aydınlatır.</p>
<p>Kadın bazen bir anne,</p>
<p>Bazen bir öğretmen,</p>
<p>Bazen bir yol arkadaşıdır.</p>
<p>Ama en çok da hayatın içindeki o görünmeyen dengeyi kuran bir ruhtur.</p>
<p>Bugün 8 Mart.</p>
<p>Bir günü kutlamaktan çok, bir hakikati hatırlamak için iyi bir zaman.</p>
<p>Kadın yalnızca hayatın içinde değildir.</p>
<p>Hayatın kendisinde iz bırakan en derin güçlerden biridir.</p>
<p>Ve bazen en büyük değişimler,</p>
<p>En sessiz kalplerden doğar.</p>
<p>Çünkü sükûnetin ardında çoğu zaman bir kadın vardır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇANAKKALE</title>
<link>https://fikirizleri.com/canakkale</link>
<guid>https://fikirizleri.com/canakkale</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e252360b5cd.webp" length="67228" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 18:31:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Erdal Burak</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​Vatanın en doğusundan, güneşin ilk selamladığı topraklardan Ağrı'dan yazıyorum sizlere... Tam 101 yıl oldu. Sizler, bu cennet vatan için canını bir gül bahçesine girercesine feda eden o aziz ruhlar, aramızdan bedenen ayrılalı asır geçti. Lakin nefesiniz hâlen Gelibolu’nun rüzgârında, sesiniz boğazın serin sularında yankılanıyor. Biliyoruz...</p>
<p></p>
<p>​O gün cihanın tüm renkleri, tüm öfkesiyle üzerimize çökmüştü. Çoğu ne için orada olduğunu, hangi meçhul emellere hizmet ettiğini bile bilmiyordu. Bunlardan sadece bir kısmı olan Avustralyalı kişiler "bizi oraya savaşa getirdiler" diyeceklerdi hatıratlarında. Sömürülmüş ve sadece kullanılmışlardı. Ama karşılarında sadece bir ordu değil; imanını zırh, vatan sevgisini siper etmiş koca yürekli bir millet buldular. </p>
<p></p>
<p>Sizler; yokluğun ortasında varlık savaşı verirken, yamalı hırkalarınızla tarihin en şık destanını yazdınız. Düşmanın küçümseyerek bıraktığı silahlar, sizin ellerinizde özgürlüğün meşalesine dönüştü. </p>
<p></p>
<p>Savaş sırasında paylaştığınız sadece bir kap sıcak çorba değildi; insanlıktı. Akşam şehadet şerbetini içeceğini hisseden bir yiğidin, rızkını silah arkadaşına devretmesi hangi askeri stratejiyle açıklanabilirdi? Sizi bir araya getiren ne sadece coğrafyaydı ne de sadece mecburiyet. Sizi bir araya getiren; Maraş’ın tozlu yollarından, Samsun’un hırçın dalgalarından, Ağrı’nın mağrur zirvelerinden ve Urfa’nın bereketli topraklarından kopup gelen o mukaddes aşktı. </p>
<p></p>
<p>​Her adımınız bir efsaneye, her nefesiniz bir mirasa dönüştü. Seyit Onbaşı’nın sırtladığı sadece bir mermi değil, koca bir milletin kaderiydi. İbrahim Hakkı’nın yorgun kalbi, bir devletin can damarı olup attı siperlerde. Öyle bir asaletti ki sizinki, size kurşun sıkan düşman bile ardından methiyeler düzmekten kendini alamadı.</p>
<p></p>
<p>​Bugün bizler, yeryüzünde bıraktığınız o büyük mirası devralırken, başımızı gökyüzüne, ruhlarınızın olduğu o yüce makama çeviriyoruz. Sizden öğrenilecek çok şey var: Bir lokma ekmeğin nasıl bölüşüleceği, bir karış toprağın nasıl kutsal sayılacağı ve "Çanakkale Ruhu"nun bir milleti nasıl ebedi kılacağı...</p>
<p></p>
<p>​Şuuru rehberimiz, şehadeti onurumuz olan aziz hatıranız önünde saygıyla eğiliyoruz. İslam’ın son kalesi olan o ruh, kıyamete dek sönmeyecek bir meşale olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek. </p>
<p></p>
<p>Anlattık anlatmaya devam ediyoruz. Öyle güzel insanlardınız ki düşmanlarınız bile size methiyeler düzdü. "Çanakkale ruhu" ile destanlaştınız. </p>
<p></p>
<p>Sizden çok şeyler öğrenebilmeliyiz, bedenleriniz yeryüzünde, ruhunuz gökyüzünde biliyorum. O şuur bize de yansımalı. Yüzyıllardır beraber durduk durmayı bildik ve öyle devam edebilmeliyiz.</p>
<p></p>
<p>Bir çorba nasıl paylaşılır, bir mevzi nasıl savunulur sizden öğrenebilmeliyiz. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Annemin Karanlık Kuyusu</title>
<link>https://fikirizleri.com/annemin-karanlik-kuyusu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annemin-karanlik-kuyusu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e14042edcbb.webp" length="27978" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 23:02:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>‎Neden geçmişinin izlerini ben taşıyorum anne? Neden seni çekip alamıyorum geçmiş denen o karanlık kuyudan da sen beni içeri çekiyorsun? Neyi yanlış yapıyorum bilmiyorum bile. Özgüvenim ve özsaygım neden sana çok gürültülü geliyor mesela? Neden acılarımızı kıyaslayıp benimkileri basit görüyorsun. Canımın yandığını anlaman için benimde mi dayak yemem lazım anne? O zaman acım acına denk düşer mi? Yokluğu neden sadece para biriminden ibaret biliyorsun ki? Var olmayan verilmeyen esirgenen sevgi saygıda yokluk değil mi anne? Varken yokluk çekmek değil mi bu?  </p>
<p>‎Gücüm seni değiştirmeye yetmiyor anne. Kendimi değiştirdiğim yerde ise senin kendine gücün yetmiyor. Anne sen benden ne istiyorsun? Ne yaşamam lazım beni görüp anlaman için?</p>
<p>Anne sen beni sevmeyi neden beceremiyorsun?.. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Artık Yeter!!!</title>
<link>https://fikirizleri.com/artik-yeter</link>
<guid>https://fikirizleri.com/artik-yeter</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e08ddcd67df.webp" length="10770" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 10:23:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Cem Sultan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Artık yeter!</p>
<p>Bir video izledim…</p>
<p>Ekranın karşısında donup kaldım.</p>
<p>Çocuklar…</p>
<p>Daha hayatın ne olduğunu bile tam bilmeyen çocuklar…</p>
<p>Korkudan camlara koşuyor, kendini aşağı atmayı bir “çare” sanıyor.</p>
<p>İnsan bunu izlerken kendi insanlığından utanır.</p>
<p>Ben utandım.</p>
<p>Ama asıl utanç…</p>
<p>Bu görüntüler varken hiçbir şey olmamış gibi davrananlarda.</p>
<p>Bir ülkede çocuklar okulda güvende değilse,</p>
<p>o ülkenin en temel sözü boşa düşmüştür.</p>
<p>Okul dediğin yer;</p>
<p>kalemin silahtan güçlü olduğu,</p>
<p>bilginin korkuyu yendiği yer olmalıydı.</p>
<p>Ama şimdi?</p>
<p>Çocuklar kapıya bakıyor,</p>
<p>seslere irkiliyor,</p>
<p>pencereleri kaçış yolu olarak görüyor.</p>
<p>Bu sadece bir eğitim sorunu değil.</p>
<p>Bu bir vicdan meselesi.</p>
<p>Çünkü şunu artık açıkça konuşmalıyız:</p>
<p>Temelinde saygı olmayan hiçbir eğitim sistemi,</p>
<p>hiçbir dini öğreti…</p>
<p>insanın üzerinde gerçek bir etki bırakamaz.</p>
<p>Saygının olmadığı yerde bilgi sadece yük,</p>
<p>inancın olmadığı yerde söz sadece sestir.</p>
<p>Ve biz…</p>
<p>Bugünlere biraz da kendi duyarsızlığımızla geldik.</p>
<p>Umursamazlığımızla…</p>
<p>Göz yumduklarımızla…</p>
<p>Sanatçı, akademisyen, din adamı kisvesi altında</p>
<p>nefreti, saygısızlığı, küfürbazlığı gençlerin zihnine ekenlere</p>
<p>alkış tuttuk bazen…</p>
<p>Bazen sessiz kalarak destek verdik.</p>
<p>Yanlışı görüp susarak,</p>
<p>doğruyu savunmaktan kaçınarak</p>
<p>bu çürümeye ortak olduk.</p>
<p>Ve biz hâlâ…</p>
<p>Ekranlarda karakterlerin belinde silah,</p>
<p>çevresinde “güzellik” algısıyla süslenmiş sahte saltanatları izliyoruz.</p>
<p>Başrol diye sunulanların ellerinde tesbih,</p>
<p>masalarında silah olan sahnelerle büyütülen zihinlere sessiz kalıyoruz.</p>
<p>“Güçlü kadın” diye anlatılıp, gücünü sadece bedeniyle sınırlayan anlayışı alkışlıyoruz.</p>
<p>Aile saatlerinde değerleri aşındıran içeriklerin normalleşmesine göz yumuyoruz.</p>
<p>Okullarda hâlâ “2+2=4”ün ötesine geçemeyen,</p>
<p>sorgulamayı değil ezberi öğreten sistemlerle yetiniyoruz.</p>
<p>Artık sineklerle tek tek uğraşmayı bırak…</p>
<p>Sorunları süsleyen değil, kökünden çözmeye cesaret eden bir bakışa ihtiyacımız var.</p>
<p>Hamasi sözlerle oyalanmaya değil,</p>
<p>gerçeklerle yüzleşmeye ihtiyacımız var.</p>
<p>Çünkü mesele artık bir olay değil…</p>
<p>Bir toplum meselesi.</p>
<p>Susmak, kabul etmektir.</p>
<p>Ve bazen en büyük değişim, tek bir cümleyle başlar:</p>
<p>Artık yeter!!!</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>UMUTLA DÜZELECEK</title>
<link>https://fikirizleri.com/umutla-duzelecek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/umutla-duzelecek</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e06dddb1cdb.webp" length="39500" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:10:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarımızı Nasıl Yetiştireceğiz?</p>
<p>Eskiden okul deyince içimiz rahattı.Kapıdan bırakır, “orada güvende” derdik. Şimdi içimiz aynı değil. Adını koyamıyoruz belki, fakat korku işte. “Ya bir şey olursa?” endişesi içimizden çıkmıyor. Son dönemlerde yaşananlar…Okullarda şiddet, küçücük çocukların hayatını kaybetmesi…İnsanın aklı almıyor zaten.</p>
<p> Ben bir anneyim. Elimden geleni yapıyorum. Çocuğuma iyi olmayı anlatıyorum, kimseye zarar vermemeyi, vicdanlı olmayı…      Ama insanın içini acıtan o soru susmuyor: Ben ne kadar doğru düzgün yetiştirirsem yetiştireyim, ya karşısına çıkan kişi böyle değilse? Bir de şu var…Bunu söylemek zor fakat gerçek: O şiddeti yapan çocuklar da bir yerlerde büyüdü sonuçta değil mi? Hiçbir çocuk durduk yere böyle olmaz.  Ya görmüştür, ya yaşamıştır, ya da tamamen sahipsiz kalmıştır. O yüzden sorun sadece “kötü çocuk” demek değil. Bir yerde bir şeyler eksik kalmış demektir. Bu birilerini suçlamak için değil…Fakat artık şunu da görmezden gelemeyiz:</p>
<p>ÇOCUK HAYATI ÖNCE AİLESİNDE TANIR. .</p>
<p>Ne görürse, onu taşır. Yine de bütün yükü aileye bırakmak da doğru değil. Bu iş artık hepimizin sorunu. Okulun da, toplumun da, hatta izlenen içeriklerin, oyunların payı var bunda.</p>
<p>Peki biz ne yapacağız?</p>
<p>Çocuklarımızı korkutarak mı büyüteceğiz? Yoksa hiçbir şey yokmuş gibi mi davranacağız? Sanırım en zor olanı yapacağız…Hem koruyacağız, hem güçlü yetiştireceğiz. Çünkü başka çaremiz yok artık. Korkarak da yaşanmıyor, görmezden gelerek de. Ve belki de en acı gerçek şu: Biz çocuklarımızı ne kadar iyi yetiştirirsek yetiştirelim, onları emanet ettiğimiz dünya da en az bizim kadar sorumlu. O yüzden sorun sadece “BENİM ÇOCUĞUM” değil artık. Sorun, HEPİMİZİN ÇOCUKLARI. Ve biz ya bu sorumluluğu birlikte taşıyacağız…ya da korkularımızla tek başımıza kalacağız.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsan Kalma Gayreti</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-kalma-gayreti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-kalma-gayreti</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e004e0687c8.webp" length="40900" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 00:36:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>‎Bırak inancımı bir kenara, günahı benim boynuma. Ne hesap sorarsın bana, sen İlah mısın ha?  Bırak tenimin rengini bir kenara, nereden geldiğimin çok mu önemli? Bende senin gibi bir anadan doğma değil miyim? Dilimle işin yok, duygularıma bak benim.  </p>
<p>‎İnsanım ben. Senin, onun ve diğeri gibi insan. Kusursuz değiliz işte. Ölümsüzlük desen at cebine, çivisi çıkmış dünyada neyime? Geldim ve gidiyorum. İnsanca kalmaya çokça çalışıyorum. Ben hâlâ büyüklerimi sayıp, küçüklerimi seviyorum.    Yaşlıya, çocuğa, hayvana ve ağaca hâlâ kıyamıyorum. Ekmeğimi ihtiyacı olanla paylaşıyorum. İnsanmış, hayvanmış ayırmıyorum. Yolda yaşlı görsem koluna giriyorum. Poşetini dahi taşıyorum inanmazsın ama... Etrafıma kusur arayan gözlerle bakmıyorum.  </p>
<p>‎Bebekleri, kedileri, çiçekleri ve bir de yaşlıları çok seviyorum. Onların yüzlerinde ki çizgileri okumak istiyorum. Kaç hayal kırıklığı var ardında? Hangi çizgisi geçmeyen yarası, bilmek istiyorum.  Kitap okuyorum ve tabi bolca. Arada yazıyorum da ama hangisi daha önemli desen hep okumak derim sana. Bir kek yapınca paylaşınca mutlu oluyorum. İyi ki varsın dediklerinde gör bir de beni. Dedim ya işte geldim ve gidiyorum. Fazladan hiçbir şey yapmıyorum. Sadece insanca yaşamaya ve insan kalmaya gayret ediyorum.  </p>
<p>‎Sahi sen ne kadar insan kalmayı başarıyorsun? </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hafızanın ve Yokluğun Şiir Defteri: Senden Sonra</title>
<link>https://fikirizleri.com/hafizanin-ve-yoklugun-siir-defteri-senden-sonra</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hafizanin-ve-yoklugun-siir-defteri-senden-sonra</guid>
<description><![CDATA[ Şair Beyhan Tandoğan Arslan&#039;ın &quot;Senden Sonra&quot; adlı şiir kitabının tanıtım yazısı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69df4dd606b8f.webp" length="25510" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:36:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dr.Sibel Çelikel</dc:creator>
<media:keywords>şiir kitabı, şair, şiir, edebiyat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Hafızanın ve Yokluğun Şiir Defteri: <em>Senden Sonra</em><o:p></o:p></b></p>
<p>Bazı kitaplar vardır; yalnızca yayımlanmaz, birlikte kurulurlar. <em>Senden Sonra</em>, benim için tam da böyle bir kitap oldu. Beyhan Tandoğan Arslan’ın yıllara yayılan, çoğu zaman bir defter köşesinde, kimi zaman bir kâğıt parçasında kalmış şiirleriyle ilk karşılaştığımda, bunun yalnızca bir dosya değil; derin bir hayat birikimi, bir hafıza ve bir yas dili olduğunu hissettim. Bu nedenle editöryal süreç, teknik bir düzenlemenin ötesine geçerek, şairle kurulan sahici bir bağın parçasına dönüştü.<o:p></o:p></p>
<p>Bu kitapta yer alan şiirler, bir kaybın ardından büyüyen sessizliği, yokluğun insanın içine nasıl yerleştiğini ve zamanla nasıl dile dönüştüğünü anlatıyor. Şairin en belirgin gücü, duyguyu süslemeden, olduğu gibi aktarabilmesinde yatıyor. Çoğu zaman bir konuşma doğallığında ilerleyen dizeler, okuru zorlamadan içine alıyor; ama bıraktığı etki son derece derin oluyor. Editör olarak benim için en önemli mesele, bu doğallığı korumak, şiirlerin o içten ve filtresiz sesine müdahale etmeden onları bir bütün hâline getirebilmekti.<o:p></o:p></p>
<p>Metinle çalıştıkça şunu daha iyi fark ettim: Bu şiirler yazılmak için değil, yaşanmak için kaleme alınmış. Her biri, bir anın, bir eksilişin, bir hatıranın içinden doğuyor. Dolayısıyla kitabın kurgusunu oluştururken yalnızca estetik bir sıralama değil, aynı zamanda duygusal bir akış kurmaya özen gösterdim. Okurun, ilk sayfadan son sayfaya kadar bu iç yolculuğu kesintisiz hissedebilmesi, editöryal sürecin en hassas noktalarından biriydi.<o:p></o:p></p>
<p>Beyhan Tandoğan Arslan ile kurduğumuz bağ da bu sürecin belirleyici unsurlarından biri oldu. Onun şiire yaklaşımındaki samimiyet, metne olan sadakati ve duygularını saklamadan ortaya koyma cesareti, bu kitabın ruhunu şekillendiren temel unsurlar arasında yer alıyor. Bir editör olarak çoğu zaman geri çekilmek, metnin önünü açmak ve şairin sesinin daha berrak duyulmasını sağlamak gerektiğine inanırım. <em>Senden Sonra</em> tam da böyle bir metindi: Müdahale edilmesi değil, duyulması gereken bir ses.<o:p></o:p></p>
<p>Bu yolculukta Sidera Yayınevi’nin yaklaşımı da belirleyici oldu. Yayınevi olarak yalnızca kitap yayımlamayı değil, yazarın sesine alan açmayı, onu doğru bir editöryal süreçle okura ulaştırmayı önceliyoruz. <em>Senden Sonra</em>, bu anlayışın somut bir karşılığıdır. Metnin ham hâlinden kitaplaşma sürecine kadar geçen her aşamada gösterilen özen, aslında bir metne değil, bir hayat hikâyesine duyulan saygının ifadesidir. <o:p></o:p></p>
<p>Bu şiirlerin sosyal medya ortamından çıkarılıp kitap sayfasına taşınması konusunda destek olan ve şairimizi bu konuda yüreklendiren sayın şair Nazmi Metin’e teşekkürü bir borç bilirim. Aynı şekilde esere ön söz yazma nezaketini gösteren ve şiirlerin değerini ortaya koyan sayın şair Mustafa Ermiş’e de şairimize desteklerinden ve esere katkılarında dolayı teşekkür ederim. Bütün bu çalışmalar edebiyat dostlarımıza olduğu kadar edebiyat dünyamıza yani edebiyat sanatının kendisine hizmettir. <o:p></o:p></p>
<p>Bugün dönüp baktığımda, <em>Senden Sonra</em>’nın benim için yalnızca editörlüğünü yaptığım bir kitap olmadığını söyleyebilirim. Bu eser, bir şairin iç dünyasına tanıklık ettiğim, onunla birlikte sustuğum, düşündüğüm ve zaman zaman aynı duygunun içinde buluştuğum bir süreçti. Okurun da bu şiirlerde kendinden bir iz bulacağına, kendi “sonra”sını hatırlayacağına inanıyorum. Çünkü bazı yokluklar kişisel başlar, ama zamanla herkesin hikâyesine karışır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Lotus</title>
<link>https://fikirizleri.com/lotus</link>
<guid>https://fikirizleri.com/lotus</guid>
<description><![CDATA[ Geç hizaya bak göğe ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ddfd1298184.webp" length="60940" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:48:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Jelizya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Kanıyor diye bitti mi sandın? </span>Durdun diye geri mi kaldın? Hazzı tattım derken rüyandan mı uyandın? Gül bataklıkta solup, lotus yaşarken olanı sorgulamaya mı kalktın? Farkına vardın, aynaya baktın da gördüğün sureti kimden çaldın? Bu dünya tek sana mı dardı? Nefesin bile bir yerde kaldı. Bırak şu yükleri yere, tanrının bir bildiği vardı. Geç hizaya, bak göğe. Hissetmeden de yaşanmazdı. Dünyaya geldim ama ruhumla indim. <span class="s1"></span><span class="s1">Saklayamam derdimi, kendini kendim bildim. D</span><span class="s1">eli de değilim velide ben sadece kendi halimde. D</span><span class="s1">ışımı paylaşırım ama asıl yansıyan içimde</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Külden Güle</title>
<link>https://fikirizleri.com/kulden-gule</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kulden-gule</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69dc19f9bd96b.webp" length="103830" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 01:18:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>‎Hadi güzel kızım, bu kez kendin için git geriye.  Canının yandığı her ana tek tek uğra. Sabahı göremem sandığın her gecenin içinden geç. Gözyaşlarını kendin sil, hep yaptığın gibi... Sırtını kendinden başkasına yaslama yine. Çok zorlanırsan soğuk duvarlardan destek al ama kimseye güvenme. Kendi kendini büyütmek zorunda olduğun için bu büyümenin yavaş olacağını sevgiyle kabul et. O zorlandığın, gözyaşlarını hiç kurutmadığın zamanların geçeceğini bil.  </p>
<p>‎Kendine güven güzel kızım. Bak geriye nelerin üstesinden geldin. Geçmez sanılan kaç acıyı göğsünde demir gibi erittin. Zor olsada başaracacağından şüphe etme. Hiç bilmediğin ve belki hissetmekte zorlandığın ilahi bir yardımın seninle olacağını aklından silme. </p>
<p>‎Bir gün gelecek ve eskisi gibi olmayacaksın. Çok yanacak canın, öldüm sanacaksın. Bilmiyorsun ki gül açacaksın. Sarmaşıksın sen güzel kızım. Gül sarmaşığısın. Bu ulaşılmaz güzelliğe hiç farkında olmadan varacaksın ve bir daha hiç solmayacaksın. </p>
<p>‎Sahi sen ne güzel gül açtın be kızım...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KENDİNİ SEÇ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendini-sec</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendini-sec</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69da8b62015f2.webp" length="23408" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 20:57:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KENDİNİ SEÇ</p>
<p>Kıymet Görmediğimiz Yerde Neden Hala Kalıyoruz?</p>
<p>İnsan, en çok eksik bırakıldığı yerde bekler. Belki tamamlanmak için, belki de “bir gün belki değişir” diye… Kıymet görmediğini fark ettiği hâlde gitmeyenlerin hikayesi, çoğu zaman dışarıdan anlaşıldığından daha gizemlidir.</p>
<p>Çünkü problem sadece gitmek değildir. Problem, o yerde bıraktığın hayalleri, verdiğin emeği geride bırakabilmektir. İnsan bazen bir kişiye değil, o kişiyle kurduğu hayale bağlanır. Ve hayaller kolay kolay da terk edilmez.</p>
<p>Bir diğer problem de alışkanlıktır. Kalmak, genellikle gitmekten daha kolay görünür. Çünkü gitmek yürek ister, kalmak ise sadece sabretmekle karıştırılır.</p>
<p>Bir de değeri dışarıda arama hatası vardır. Oysa insan, başkasının verdiği kadar değerli değildir. Kendi kendine biçtiği değer kadar vardır. Fakat bunu anlamak, çoğu zaman kırılmadan, yorulmadan mümkün olmaz.</p>
<p>Belki de en acı gerçek şudur; İnsan, kendine gösterilmeyen kıymeti, bazen kendisi de kendine göstermez. İşte o zaman kalmak bir seçim değil, bir alışkanlık haline gelir.</p>
<p>Fakat her şeyin bir sınırı vardır. Bir gün gelir, insan kendi iç sesini duyar, “Ben daha fazlasını hak ediyorum.” İşte o an, kalmanın yükü, gitmenin korkusunu geçecektir. </p>
<p>Ve belki de temel soru şu olmalıdır; Kıymet görmediğimiz yerde neden kaldığımız değil, kendimize kıymet vermeyi ne zaman hatırlayacağımızdır.</p>
<p>Bundan dolayı insan, kendini seçtiği gün gerçekten özgürleşecektir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YILDIZLAR ALTINDA ADALET</title>
<link>https://fikirizleri.com/yildizlar-altinda-adalet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yildizlar-altinda-adalet</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69da6ebbbd564.webp" length="29944" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 18:55:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sedef Beyza Kınacı</dc:creator>
<media:keywords>Yıldızlaraltındaadalet fikirizleri sedefbeyzakınacı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı “yıldızlar Altında Adalet” isimli kitabımın önsözüdür. Bir insanın, adaletsizliklerle dolu bir dünyada umudunu ve inancını yeniden inşa etme mücadelesini anlatır. Çünkü bazen bir kelime bile birinin içinde güneşin doğmasına sebep olabilir.</p>
<p>Hayatımız boyunca bizlere hep iyiyi aşıladılar. Kötülerden bahsetmediler; kötü insanlarla nasıl baş edebileceğimiz söylenmedi, anlatılmadı. Ancak iyi kalarak güçlenmeyi, kendini korumayı, yıkılmamayı, hep dimdik ayakta kalmayı da yaşayarak, büyüyerek, kabuğumuza çekilip her şeyi gözlemleyerek ve yeri geldiğinde kabuğundan çıkıp mücadele ederek, hayata bakış açımızı değiştirerek ve herkesin seni örnek almasını sağlayacak düzeyde gelişerek öğrendik. Yaşamak denen şey de bir nevi düşe kalka iyiyi kötüyü görmek değil miydi? O zaman bu insanoğlunun savaşı neden bitmek bilmiyor? Her şeyle mücadele halinde koşuşturmak da yormaz mı insanı?</p>
<p>Yoruyordu. En çok onu zamanında yaşayamamak; hayatını, hayallerini, geleceğini, umutlarını, kırgınlıklarını belki de kendini tamamlayamamak. Akışa bırakıp akışta boğulmak gibi hissettiriyordu ona bütün bunlar. Aşılabilirdi ama her şey kendinde bitiyordu. O istemezse bir başkası elinden tutup kaldıramazdı ki…</p>
<p>Çocuk da değildi artık; şikayet de edemezdi hayatın adaletsizliğine, haksızlıklara ve daha binlercesine umudunu yitirmedi hiç. Adaletsizliği hayatını hayallerini çalan her şeye rağmen mücadele etmeyi bırakmadı. Çalıştı, çok çalıştı avukat olup kurulmamış bu düzensizliği yeniden inşa edecek. Birilerinin hayatına dokunacak, onların ruhlarına biraz olsun umut doğduracaktı. Biliyordu ki bir gün o güneş bizim içimizde de doğacaktı. Kırıldığı yerden çiçek açacak, dalgalar durulacak, umut hep var olacak, gün ışığının verdiği huzur dinç tutacak. Kalbinin derinlerinde olan biteni kimseye açmayacak. Kendini en çok kendini sevecekti. Bunu yapmalıydı ki başkalarını da çiçek bahçesine çevirebilsin. Bu şekilde hayat belki biraz olsun yaşanılır kalabilirdi ve yine biliyordu ki yıldızlar evrenin her noktasını aydınlattığı gibi adalette insan ruhunun en karanlık köşelerini aydınlatırdı. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AİLE OLMAK AYNI Wİ&amp;Fİ&amp;apos;YE BAĞLI OLMAK DEĞİL</title>
<link>https://fikirizleri.com/aile-olmak-ayni-wi-fiye-bagli-olmak-degil</link>
<guid>https://fikirizleri.com/aile-olmak-ayni-wi-fiye-bagli-olmak-degil</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d956e58a89e.webp" length="43078" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 23:01:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">                          </span><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">"Aile Olmak, Aynı Wi-Fi’ye Bağlı Olmak Değil"<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Bir arkadaşım şöyle demişti bir gün:<br>“Çağ dijital olunca evde sohbet azalırmış.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ne kadar da doğru...<br>Ne çabuk unuttuk o sıcacık aile anılarını?<br>Bir sofranın etrafında toplanıp sohbet etmeyi, gülüşmeyi, dertleşmeyi…<br>Sevgiyi paylaşmayı, göz göze gelmeyi, anlamayı ve anlaşılmayı.<br>Hatta tartışmayı bile… Şimdilerde tartışmalar bile bir ekranın köşesinde başlıyor, "gönder" tuşuyla son buluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Evet, teknoloji iyi ki var.<br>Hayatımızı kolaylaştırdı, zamandan tasarruf ettirdi, bilgiye erişimi hızlandırdı.<br>Ama bir şeyi de fark ettirmeden alıp götürdü:<br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">İnsani bağlarımızı.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Eskiden bir şey mi merak ettik? Kitaplara sarılırdık.<br>Emek verirdik, düşünürdük, araştırırdık.<br>Şimdi ise bir tıkla cevap cebimizde.<br>Ama o emek yok… O öğrenmenin huzuru yok.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Peki şimdi?<br>Elimizde telefon, gözümüz ekranda.<br>Aynı evin içinde yaşayan insanlar, birbirinden habersiz.<br>Yan yana ama uzak…<br>Kalpler ayrı düşmüş, gözler buluşmaz olmuş.<br>Düşünmeyi, hissetmeyi, bağ kurmayı unuttuk.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ama hâlâ geç değil.<br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Yeniden hatırlayabiliriz.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br>İnsan olduğumuzu… Duygularımız olduğunu.<br>Bir sarılmanın, bir bakışın, bir kahkahalı sohbetin iyileştirici gücünü.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Her akşam teknolojiden uzak “sohbet saati” yapabiliriz. Birlikte kitap okuyup üzerine konuşabiliriz. Mutfağa girip birlikte yemek pişirebiliriz. Masa oyunları oynayabilir, kart oyunları öğrenebiliriz.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Eski fotoğraflara bakıp geçmişi anlatabilir, köklerimizi hatırlayabiliriz. Ailece bir şarkı söyleyebilir, dans edebiliriz. Birlikte hayaller kurabiliriz. Evimizin bir köşesini birlikte düzenleyebilir, dekorasyonla uğraşabiliriz. Ve en önemlisi, ekranları bırakıp göz göze gelmeyi yeniden öğrenebiliriz. <o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Çünkü teknoloji hissedemez.<br>Sarılmaz, kalpten konuşmaz.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Ama biz hissederiz.<br>Ve hissetmek, bağ kurmak, sevmek… İnsan olmanın özüdür.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Telefonu, tableti, bilgisayarı kullanmaya devam edelim elbette.<br>Ama duygularla ilgili olan yerde, insani olan yerde, bir “dur” diyelim.<br>Birbirimizi yeniden duymayı, görmeyi, anlamayı seçelim.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Yıllar önce çoğu evde televizyon bile yoktu belki…<br>Ama evlerin içinde </span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">yaşayan bir sıcaklık</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;">, birlikte atılan kahkahalar, paylaşılan sessizlikler vardı.<br>Bugün o sıcaklığı geri getirmek elimizde.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Aile bağlarımızı koruyalım.<br>Benliğimizi, insanlığımızı, </span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">birlikte olmanın kıymetini</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"> unutmayalım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANNELİK VE KAYGILAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/annelik-ve-kaygilar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annelik-ve-kaygilar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d9548e6562f.webp" length="49356" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 22:51:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h1><span lang="EN-US">ANNELİK VE KAYGILAR<o:p></o:p></span></h1>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Anne olmakla birlikte birçok kaygı yüklenir. Bu kaygılar kimi zaman sizi çıkmaza sokabilir. Ölmek, mesela, artık kolay değildir. Ölüm korkusu ve çocuklarınızın siz olmadan ne yapacağı düşüncesi sizi inanılmaz sarsabilir. Her anne çocuğunu sevgiyle, huzurla büyütmek ister. Bazen de elinde olmadan bu büyülü anların bozulabileceğini düşünüp, “Ben ölürsem yavrularıma kimse benim kadar iyi bakamaz, benim kadar sevemez, koruyamaz,” diye kedere boğulabilir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Baktığınızda bir yerde doğrudur da düşündükleri. Sonuçta bir evladı ancak annesi bu denli sevip endişelenebilir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Annelik de psikolojik açıdan bir tanı gibidir. Örneğin depresyonda olan bir kişiye psikiyatri tanı koyar: depresif bozukluk, manik depresif vb. Peki ya… “Annelik” de başlı başına bir vaka değil midir?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Annelik, başlı başına bir duygu durum bozukluğudur. Öyle amansız bir vaka gibi anlaşılmasını istemem; lakin belli başlı durumlar vardır ki sizi A noktasından B noktasına götürür… Sonra dönüşüm başlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz ilk an bu serüven başlar. Ömür boyu devam etmek üzere hayatınıza kocaman bir kaygı girer. Heyecan, yanında gelen bonustur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">En önemlisi ve kilit nokta: Bebeğinizle aranızda koşulsuz, şartsız, ömrünüzün sonuna kadar sürecek bir sevgi başlar. Hamilelik dönemini sağlıklı ve gebelik trimesterlerini normal düzeyde geçirdiyseniz, kaygı henüz kapsama alanınız dışındadır. “Hayır, ben daha hamilelikte çeşitli sağlık problemleriyle karşılaştım,” ya da “Erken doğum riski gibi durumlar oluştu,” derseniz: Tebrikler! Kaygıyla Mücadele Vakfı’na hoş geldiniz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Çeşitli tedaviler, önlemler derken hamilelik dönemini bir şekilde atlatıp doğum anına geldiğinizde, kaygı biraz daha şiddetlenir ve kafanızın içinde şu sorular dolanmaya başlar:<br>— Bebeğimi sağlıklı bir şekilde kucağıma alabilecek miyim?<br>— Doğum sancısına dayanabilecek miyim?<br>— Ya doğum anında ölürsem… Bebeğim ne olacak?<br>— Bu ilk doğumum değilse ve evde bekleyen bir çocuğum daha varsa… Bana bir şey olursa, geride kalan çocuğum ve eşim ne olacak?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Tüm bu yoğun duygular arasında, anne olmayı tercih etmeyen kadınlara da derin bir saygı duyuyorum. Çünkü bu da bir farkındalık hali. Bir çocuğun sorumluluğunu ömür boyu taşıyıp taşıyamayacağına dair kendiyle yüzleşmek, bu kararı özgür iradesiyle vermek; bu da başlı başına olgunluk ve bilinç göstergesidir. Annelik kutsalsa, onu bilinçli bir şekilde tercih etmemek de en az o kadar değerlidir. Her kadının yolu kendine özeldir. Ve bazen, gerçek cesaret de tam olarak burada saklıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Çünkü her seçim bir farkındalıkla şekillenir. Ve ister anne olalım ister olmayalım, hepimizin içinde taşıdığı bir sevme biçimi, bir kaygılanma şekli vardır. Kadın olmak, bazen yalnızca doğurmakla değil, içinde taşıdığın derin bağlarla yaşar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Zamanla anlarız ki, kaygı da sevginin bir yüzüdür. Korkular geçmese de, sevgi büyür. Her göz teması, her sarılış, her “anne” deyişi bizi biraz daha iyileştirir. Biz büyütürken çocuklarımızı, aslında biz de büyürüz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">İşte bu yüzden, annelik yalnızca bir kimlik değil, bizi sürekli yeniden tanıştıran, derin ve dönüşümlü bir varoluş hâlidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="PT-BR" style="mso-ansi-language: PT-BR;">"Çok sevdiğim bir dostum var. Her zaman şunu söyler: 'Ben de bilirdim kurumayı... Ama dalımda uçmayı bekleyen kuşlar var. Bu yüzden her bahar çiçek açıp, her rüzgâra direneceğim '"<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="PT-BR" style="mso-ansi-language: PT-BR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p><strong>Ve tüm bu duyguların içinde yolunu bulmaya çalışan,</strong><b><br><strong>her şeye rağmen sevgisiyle direnen annelere...</strong><br><strong>Ve kendi seçimlerinin arkasında duran, güçlü, güzel kadınlara selam olsun.</strong></b> <span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="PT-BR" style="mso-ansi-language: PT-BR;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Deyimlerin Bize Öğrettiği Şeyler: Mum Gibi Olmak!</title>
<link>https://fikirizleri.com/deyimlerin-bize-ogrettigi-seylermum-gibi-olmak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/deyimlerin-bize-ogrettigi-seylermum-gibi-olmak</guid>
<description><![CDATA[ Mum gibi ol ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d8278120df6.webp" length="12328" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 01:32:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Mum, nûr, ışık, faide...</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Hz.Mevlânâ'nın "Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez" sözü, bilgi, sevgi ve iyiliğin paylaşıldıkça azalmadığını, aksine çoğaldığını ve yayıldığını vurgular. Bu ifade, cömertlik ve başkalarına yardım etmenin, kişinin kendi değerinden veya imkânlarından eksiltmediği, bilakis manevi bir zenginlik kattığı mesajını taşır. Mevlânâ'nın öğretileri bize paylaşmanın, dayanışmanın önemini vurgular. Etrafımıza ışık saçmak için önce mum gibi yanmamız gerekir. İyilik yapmayı, fedakârlığı, cömertlik gibi ulvî değerleri ahmâklık, enâyilik gibi gösteren bir sistemin esâreti altında yaşamaya ve bu güzellikleri yaşatmaya çalışıyoruz. Kötülük her kişinin, iyilik er kişinin işi ve marifetidir. İyiliğe adanan gönüllere selâm olsun! Yanmak kolay değildir, mum gibi olmadan insanın çevresine ışık saçması hiç de kolay değildir.</strong></em></p>
<p><em><strong>Hayat zorluk temelleri üzerine bina edilmiştir. Çalışmadan, didinmeden, yorulmadan hiçbir şey elde edilmez. Bırakın başkasına el uzatmayı, ön ayak olmayı, kendine bile faydası olmaz insanın. Mevlana'nın: "Hamdım, Piştim, Yandım" sözü, insanın manevi yolculuğunu ve tasavvufî olgunlaşma sürecini özetleyen üç temel aşamadır. Hamdım; cahillik ve benlik hâlini, Piştim; eğitim ve nefs terbiyesi ile olgunlaşmayı, Yandım ise ilahi aşkla ego ve benlikten tamamen sıyrılarak Hakk'a teslim olmayı temsil eder. Mum kıvamına gelinceye dek geçen sürede 'hamlık' dan 'yanma' ya kadar birçok zahmetler, zorluklar, imtihanlar gelir başına. Sabır da kolay değildir. Gerek kendi iç dünyasıyla gerekse kendi dışındaki olağanüstü durumlara maruz kalınır. Bu hengâme içerisinde gösterilen tepki ya olgunlaşma sürecine destek olur ya da bu süreci tıkayan bir hâl alır. Güneş hergün bizlere ısı ve ışık verirken sönmüyor,  durulmuyor, bıkmıyor, şikâyet etmiyor. Güneş muntazaman verdiği ısı ve ışıktan da hiçbir şey kaybetmiyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bulutlar tüm canlılara hayat kaynağı olan yağmur damlalarını yeryüzüne indirmekten bir an olsun vazgeçmiyor...</strong></em></p>
<p><em><strong>Arı şifa kaynağı olan balı yapmaya, deve, inek, koyun gibi mübârek hayvanlar bize etini, sütünü veya derisini sunmaya devam ediyor .</strong></em></p>
<p><em><strong>Hayat ve ölüm kendisi için yaratılan insan ise tam tersini yapmakta ısrar ediyor...</strong></em></p>
<p><em><strong>Yaratılan diğer tüm varlıklar insana hizmet ederken, Allah'ın verdiği görevi layığıyla yerine getirirken; insanoğlu bilerek bozuyor, yakıyor, yıkıyor...</strong></em></p>
<p><em><strong>Oysa yeryüzündeki en şerefli varlık ve diğer varlıklara en çok rahmet vesilesi olması gereken insan ırkıdır...</strong></em></p>
<p><em><strong>İnsanoğlu fıtratı itibariyle kazanmaya odaklı, kaybetmekten korkan, geçim sıkıntısından komşusunu, ailesini,dost ve ahbaplarını unutan birine dönüşebiliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Mevlânâ gibi eski zatların kaybetmekten korktukları tek şey Allah'ın sevgisi ve Allah'ın rızası...</strong></em></p>
<p><em><strong>Onları diğergâm ve fedakâr yapan en önemli şey yüreklerindeki imandı. "Hakiki İmanı elde eden kainâta meydan okur." Hakiki imanı elde eden elindekini paylaşınca aç kalacağından korkmaz.</strong></em></p>
<p><em><strong>Aksine ehl-i iman; gidenin yerinin daha hayırlısıyla dolacağından asla tereddüt etmez.</strong></em></p>
<p><em><strong>İman insanı kâmil yapar. İnsan-ı kâmil başkasının derdini dert edinendir. İnsan-ı kâmil kendisini dinî ve fennî bilgilerle donatmadan başkasının karanlık dünyasına ışık taşıyamayacağının farkındadır. Bunun için gece gündüz demeden hem kendi nefislerini terbiye etmek hem de başka insanların hayatlarına güzelliklerle, iyiliklerle dokunabilmek için çalışırlar.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bir ağaç meyve vermek için nasıl uzun bir süreçten geçiyorsa, daha fidanken sulanmasından budanmasına, ordan da meyve vermesine kadar, insan da etrafını güzelliklerle donatmak için maddî ve manevî değerlerle beslenmelidir. Bilhassâ manevî olgunluğa eriş(e)memiş bir insanın başkası için fedakârlık yapması, nefsini ona feda etmesi mümkün olmaz. Zira bu güzel vâsıflar ruhanî bir şeydir. Kalp ve ruhu beslemeden, bazı çetin sınavlardan geç(e)emeden, kısaca mum gibi erimeden etrafımıza ışık saçamayız. Verdikçe azalan değil artan bazı şeyler vardır: Sevgi, muhabbet, rızık...</strong></em></p>
<p><em><strong>Semâvi dinler veren elin alan elden hayırlı olduğunu belirtir, paylaşmaya teşvik eder. İnfâk etmenin belâ ve musibetleri engelleyeceğinden, giden malın yerine daha bereketli bir şeyin geleceğini, kul verdikçe Allah'ın da kuluna bolluk ve bereket vereceğini bildirir...</strong></em></p>
<p><em><strong>Niyetimiz ne kadar iyi olursa olsun bilgi ve beceri kazanmadıkça faydalı insan olamayız. Hâmlıktan da kurtulacak mücâdeleyi vermedikçe kendi kabuğumuzu kırmadıkça başkasına hiçbir zaman faydamız dokun(a)maz!</strong></em></p>
<p><em><strong>İnsan başka gönüllere dokunmak için evvela kendi gönül dünyasını inşa ve ihyâ etmelidir. Kalp bir et parçasıdır, gönül ise bambaşka bir alemdir. Bu aleme güzel tohumlar ekilirse dışarıya taşacak, yeryüzünde neşv-ü nema bulacak meyveler de o nispette güzel olur, dokunduğu yüreklere nûr olur, rahmet olur, huzur ve bereket olur...</strong></em></p>
<p></p>
<p><em><strong>~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍? </strong></em></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>OLDUĞUN YETER</title>
<link>https://fikirizleri.com/oldugun-yeter</link>
<guid>https://fikirizleri.com/oldugun-yeter</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d688ebea915.webp" length="103444" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 20:03:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, güzellik algısı, z kuşağı, sosyal medya, trend, moda, zorbalamak, zorbalanmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Dün, çok sevdiğim bir iş arkadaşımın, kilosu yüzünden ofisinde zorbalığa uğradığını öğrendim. Anlatırken sesindeki kırılmayı, cümlelerinin arasına sıkışan o görünmez utancı hissettim. Asıl can yakıcı olan ise bu davranışların ondan daha az sorumluluk sahibi, daha az yetki sahibi insanlardan gelmesiydi. Çünkü üstleri arkadaşımı takdir edip başarılarını ödüllendirirken, aynı ortamda daha alt pozisyonda olan bazı insanlar, onun bedenini hedef alarak kendilerine bir alan açmaya çalışıyordu. <strong>Sanki birinin başarısını dengelemek için ille de bir kusur bulmak gerekiyormuş gibi. </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Buna daha geniş bir yerden baktığımda, bu “<strong><em>kusur</em></strong>” meselesinin ne kadar anlamsız olduğunu fark ettim. Bugün herhangi birimize Türkiye’nin ilk kadın pilotunu sorsanız, çoğumuz adını biliriz. Başarısını, cesaretini, tarihsel önemini hatırlarız. Ama kaçımız onun boyunu, kilosunu, yüz hatlarını bilir? Ya da bilmemiz gerekir mi?</span></p>
<p dir="ltr"><span><strong>Hayır</strong>. <strong>Çünkü bunlar önemsizdir.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Aynı şekilde, bir yazar Nobel aldığında, onun kitapları, cümleleri, kurduğu dünya konuşulur; bir sporcu dünya şampiyonu olduğunda, emeği ve disiplininden bahsedilir. <strong>Hiç kimse dönüp de “<em>ama burnu şöyleydi</em>” ya da “<em>kilosu böyleydi</em>” diye bir cümle kurmaz. Kurmamalıdır da.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Çünkü insanı değerli kılan şey, taşıdığı beden değil; <strong>o bedenle dünyaya ne kattığıdır</strong>. Birinin giydiği kıyafet, zekâsını azaltmaz. Ya da yüzündeki bir iz, emeğini değersizleştirmez. Tarih, güzel olanları değil; anlamlı olanları hatırlar. Ve insanlar da nesiller boyu kusursuz yüzleri değil; iz bırakan hikâyeleri anlatır.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Ne var ki içinde yaşadığımız çağ, bu basit gerçeği sürekli unutturmak ister gibi önümüze aynı masalı koyuyor: <em>“Eğer yeterince iyi görünürsen, yeterince değerli olursun.” </em></span></p>
<p dir="ltr"><span>Sosyal medya, reklamlar, afişler, vitrinler… Hepsi tek bir şeyi fısıldıyor: “Daha iyi görünmelisin.” Ama bu “iyi”nin ne olduğu asla bize bırakılmıyor. Hep aynı kalıplar, aynı ölçüler, aynı yüzler… Pürüzsüz ciltler, kusursuz bedenler, zahmetsiz güzellikler…</span></p>
<p dir="ltr"><span>Oysa bunların çoğu bir gerçeklik değil; dikkatle kurgulanmış birer yanılsama. Hatta iyi planlanmış bir pazarlama stratejisi. <strong>Biz eksik hissedelim ki bir şeyler satın alalım diye kurgulanan bir masal.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Bu yüzden mesele sadece bir iş yerinde edilen birkaç kırıcı söz değil. Bu, çok daha büyük bir meselenin küçük bir parçası yalnızca. İnsanları ölçen, biçen, sınıflandıran bir zihniyetin gündelik hayattaki tezahürü.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Ama burada unutmamamız gereken çok net bir şey var: Biz, tartıdaki rakamlardan ibaret değiliz. Önemli olan tek şey, sağlıklı olmak ve kendini iyi hissetmektir. <strong>Çünkü başkalarının bakışı her zaman değişir. Tartıdaki rakamlar değişir. Moda değişir. Algılar değişir. </strong>Bugün beğenen yarın eleştirir. <strong>Ama insanın kendisiyle kurduğu ilişki, onun dünyadaki en kalıcı bağıdır. </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Ve bu gürültülü gösterişlerin aksine, <strong>gerçekten önemli olan şeyler sessizdir</strong>: Bir insanın emeği, bir başkasına gösterdiği incelik, zor bir günde ayakta kalma gücü… Bunlar ölçülemez. Tartılamaz. Kıyaslanamaz. Belki de tam bu yüzden, değeri en yüksek olanlar bunlardır.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Sözün özü: <strong>Biz büyükbaş hayvan değiliz. Ölçülmek, tartılmak, sınıflandırılmak zorunda değiliz. </strong>Kendi bedenimizin, kendi varlığımızın sahibi biziz. Ve kimsenin, bizi birkaç rakama indirgemesine izin vermek zorunda değiliz.</span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kendi Omzundan Öpmek</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendi-omzundan-opmek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendi-omzundan-opmek</guid>
<description><![CDATA[ Mutluluk ve Mutsuzluk Senin Ellerinde ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d65269901ae.webp" length="30588" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 16:32:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>edebiyat şiir Ask yazar deneme öykü hikaye şair makale psikoloji tarih sevgi aşk köşe yazısı şiir ayrılık yalnızlık özgürlük huzur dostluk özlem hasret</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde güç kavramı genellikle maddiyatla veya statüyle karıştırılıyor.</p>
<p></p>
<p><strong>“Oysa gerçek güç, dışarıdan gelen fırtınalara karşı içeride kurduğunuz o sarsılmaz kaleymiş. ”</strong></p>
<p></p>
<p><strong>“Kendi Omzundan Öpmeyi Öğrendiğinde Güçlüsün”</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Hayat, bazen bizi en beklemediğimiz yerden, en güvendiğimiz kalelerden sınar. Bir sabah uyanırsınız ve kalabalıklar içinde yapayalnız olduğunuzu, sevginizin bir çöl kumuna saçıldığını ya da dost bildiklerinizin menfaat terazisinde tartıldığınızı görürsünüz. İşte o an, insanın önünde iki yol belirir: Ya kurban rolüne bürünüp <strong>“Neden ben? ” </strong> diye hayıflanmak ya da bu acıyı bir zırh gibi kuşanıp <strong>“gerçekten güçlü”</strong>  olmayı seçmek.</p>
<p></p>
<p><strong>Beklentinin Köleliğinden Kurtulmak</strong></p>
<p>Çoğumuzun mutsuzluk reçetesi, <strong>“mutluluğu başkalarının cebine koymamızdır.” </strong>Birinin gelip bizi kurtarmasını, birinin elimizden tutup ayağa kaldırmasını bekleriz. <strong>“Oysa gerçek güç, seni unuttukları o ıssız sokakta kendi yolunu bulma becerisidir.” “Kim gelecek? </strong>diye etrafa bakmayı bıraktığın an, aslında ayağa kalkmışsın demektir. <strong>“Çünkü beklemek, bir tür esarettir. Beklentiyi kestiğinde özgürleşirsin.”</strong></p>
<p></p>
<p> <strong>“Çiğ Süt Emmiş" Olanlarla Veda </strong></p>
<p></p>
<p>İnsanı en çok yoran şey, vefasızlığın muhasebesini yapmaktır. <strong>“Acaba hata bende miydi?” </strong>sorusu, bir kemirgen gibi ruhunuzu yer bitirir. <strong>“Oysa bazı insanlar sadece kendi karanlıklarını yansıtırlar.” </strong>Değerini bilmeyenin yanından usulca uzaklaşmak bir yenilgi değil, bir <strong>“özsaygı zaferidir”.</strong></p>
<p><strong>“Seni çöle atanlara inat, sen kendi içinde bir yağmur damlası olmayı başarmalısın.” “Senin bereketin, onların kuraklığıyla sınırlı olmamalı.” </strong></p>
<p></p>
<p> <strong>En Dibe Vurmanın Avantaji </strong></p>
<p></p>
<p>Dünya üzerinde yükselmenin tek bir garantili yolu vardır: En dibe vurmak. Çünkü en dipteyseniz, ayaklarınızı basacak sert bir zemin bulmuşsunuz demektir. O zemin, sizin yeni sıçrama noktanızdır. Sahte tesellilere, ruhu uyuşturan geçici çözümlere sarılmak yerine, o acıyla yüzleşmek gerekir. Başkasının dizinde ağlayarak dindirilen acı, o diz gidince yeniden başlar. <strong>“Oysa kendi yaranı kendin sardığında, o yara bir daha kanamaz; bir madalyaya dönüşür.”</strong></p>
<p></p>
<p><strong>Şah Damarındaki Güç </strong></p>
<p></p>
<p>En çaresiz hissettiğimiz anlarda, aslında en büyük koruma altındayızdır. <strong>“Bana kim yardım edecek?” </strong>fısıltısı zihnimizde yankılanırken, aslında bize bizden daha yakın olan o Yüce kudreti hatırlamak; duaya, Allah'a teslimiyete ve içsel bir inanca sarılmak insanın en büyük limanıdır. Hayatı bir imtihan olarak görmek, olup biten aksiliklerle kavga etmeyi bırakıp akışa güvenmeyi öğretir.</p>
<p></p>
<p><strong>Sözün Özü; </strong></p>
<p></p>
<p>Gerçekten güçlü olmak istiyorsan, başkalarının senin için ne yapabileceğini düşünmeyi bırak. Kendi elini kendin tut, kendi gözyaşını kendin sil ve aynaya bakıp de ki:</p>
<p></p>
<p><strong>“Ben buradayım, ayaktayım ve hikâyem henüz bitmedi. Ben kendi hikâyemi kendim yazarım!”</strong></p>
<p></p>
<p><strong>“Çünkü hayat, sadece kendi ayakları üzerinde durabilenlere gerçek bir sahne sunar...” </strong></p>
<p>Evet gönül dostları sözlerimi burada noktalarken, yazımla ilgili duygu ve düşüncelerinizi, varsa eleştirilerinizi yorumlara bekliyorum. Yüce Allah'a emanetsiniz... </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ADALETİN SESİ :AVUKATLAR GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/adaletin-sesi-avukatlar-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/adaletin-sesi-avukatlar-gunu</guid>
<description><![CDATA[ Unutulmamalıdır ki güçlü bir hukuk sistemi, güçlü savunucularla ayakta kalır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d2a570a6b44.webp" length="16060" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 20:57:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yarım Kalan Hikâye</title>
<link>https://fikirizleri.com/yarim-kalan-hikaye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yarim-kalan-hikaye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d26e0f5df8b.webp" length="17230" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 17:14:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Akgün</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı hikâyeler vardır, sonu yazılmamış değildir aslında… Sadece yarım bırakılmıştır. Bir cümlenin ortasında susmuş gibi, bir vedanın eşiğinden dönüp gitmiş gibi. </strong></p>
<p><strong>Ne tam bitmiştir ne de devam edebilmiştir. İşte en çok da bu yüzden insanın içinde kalır; çünkü tamamlanmamış olan her şey, zihnin en gürültülü köşesinde ve kalbinde yaşamaya devam eder.</strong></p>
<p><strong>Hepimizin hayatında bir “yarım kalan hikâye” vardır. </strong></p>
<p><strong>Belki bir aşk, belki bir dostluk, belki de sadece söylenmemiş birkaç cümle… İnsan çoğu zaman bitmiş olanla değil, yarım kalanla savaşır. Çünkü biten herşeyin bir vedası vardır ama yarım kalan, her gün yeniden başlar.</strong></p>
<p><strong>Bir ilişki düşünün mesela… Her şey güzel giderken bir anda kopan bir bağ.</strong></p>
<p><strong> Hele ki ne büyük bir kavga vardır, ne de kesin bir sebep. </strong></p>
<p><strong>Sadece eksik kalmış bir konuşma, ertelenmiş bir yüzleşme… Ve sonra zaman girer araya. O Zaman denilen mekanizma var ya ahh o zaman bazı şeyleri iyileştirir derler ama aslında yaptığı tek şey bazı yaraları sadece kabuk bağlatır. </strong></p>
<p><strong> Oysa ki o kabuğun altında hâlâ o hikâyenin geçti sanılan ama asla geçmeyen yarası saklıdır. </strong></p>
<p><strong>Yarım kalan hikâyeler, insanın en dürüst aynasıdır. </strong></p>
<p><strong>Kimbilir belki de bazı hikâyeler yarım kalmak için vardır. </strong></p>
<p><strong>Çünkü her şeyin sonu olmak zorunda değildir. Bazı duyguların, bazı insanların hayatımızda ki yeri bir nokta değil, üç nokta olmalıdır… </strong></p>
<p><strong>Nede olsa üç nokta sessizce özlemi, ihtimali ve hikâyenin devam ettiğini fısıldar bize.</strong></p>
<p><strong>Ve belki de büyümek olgunlaşmak dediğimiz şey, o yarım kalan hikâyeyi kabul etmekten geçiyordur. Onu tamamlamaya çalışmadan, olduğu haliyle kalbine koyabilmek…“Evet, bu böyle kaldı” diyebilmek… Çünkü bazen en büyük olgunluk, eksikliğiyle barışabilmektir.</strong></p>
<p><strong>Unutma… Yarım kalan hikâyeler kaybolmaz. Sadece şekil değiştirir. Bir şarkıda, bir kokuda, bir sokakta hiç beklemediğin bir anda mutlaka karşına çıkar. </strong></p>
<p><strong>Ama artık canını acıtmıyordur çünkü sen, onun eksikliğinde kendini tamamlamayı öğrenmişsindir. </strong></p>
<p><strong>Sadece; bir ah be olmasaydı sonumuz böyle dersin yoluna devam edersin. </strong></p>
<p><strong>Dilerim ki her nerede yarım kalırsanız kalın ama güzel hatırlanın.</strong></p>
<p><b>Hayatınız tamamlanan hikâyeler ile geçsin. Kalın sağlıcakla ❤️</b></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bahar Geldi Ama İçimiz Neden Hâlâ Kış?”</title>
<link>https://fikirizleri.com/bahar-geldi-ama-icimiz-neden-hala-kis</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bahar-geldi-ama-icimiz-neden-hala-kis</guid>
<description><![CDATA[ Mevsimle insan ruhunun uyumsuzluğu. Dışarısı çiçek, içimiz biraz yorgun. Okuyan herkes “beni anlatmış” diyecek mi bu yazının sonunda ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 17:32:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsimle insan ruhunun uyumsuzluğu. Dışarısı çiçek, içimiz biraz yorgun. Okuyan herkes “beni anlatmış” diyecek mi bu yazının sonunda, baharın sonu yaz oysaki, davet edilen bir bahar var içimizde...<span>Mevsimle insan ruhu her zaman aynı takvimde buluşmaz. Dışarısı çiçek açarken,aynı anda  insanın içi hâlâ kışta kalabilir. Oysa bahar sonu, yazın eşiğidir; bize uzatılmış zarif bir davet gibi… İçimizde de açacak çiçekler varken, neden hâlâ o soğuk, ağır ruh hâlinden çıkamıyoruz?</span></p>
<p>Sokaklar pembeye bürünmüş, dallar ince ince çiçeklenirken… Bahar kendini bütün naifliğiyle göstermişken, biz neden hâlâ içimizde bir kış uykusunu sürdürür gibi hissediyoruz ? Belki de bu uyumsuzluk, insanın kendi iç dengeleriyle ilgilidir. Hayatın o görünmez terazisinde; alma ve verme, kalma ve gitme, yapma ve erteleme arasında kuramadığımız denge, ruhumuzun mevsimlerin gerisinde bırakıyor olabilir. Bazen insan, yaptıklarından çok yapamadıklarının ağırlığını taşıyor. Kararsız kaldığı, ertelediği, elinin ucundan kayıp giden zamanın ardından bakarken; aslında kaçırdığı şeyin sadece anlar değil, kendisi olduğunu fark eder. İşte o yüzden, dışarıda bahar varken içeride kış kalır. Çünkü ruh, hâlâ geçmişin ayazında bekler. Ve geçmişin ayazında, tutuncak dallar arayan elleri bahar ayında hep üşüyecek...</p>
<p><span></span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Ama bu bir umutsuzluk mutsuzluk değil. Tam aksine, içinde ince bir umut taşır geleceğe dair. Çünkü kış, ne kadar sert olursa olsun, içinde mutlaka baharın ihtimalini saklanır. Belki de biz, bize uzatılan o zarif daveti görmezden geliriz. Oysa hayat, her baharda yeniden “başla” der. Yeter ki o çağrıyı reddetmeyelim.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Baharın gelişi sadece doğanın değil, insanın da kararlarıyla ilgilidir biraz. Mantıklı, sağlam, kendine dürüst kararlar… Çünkü her mevsim bir hazırlıktır aslında. Bahar kısa bir geçiştir; ama en önemli geçiştir. Her tohum bu mevsimde ekilir. Yazın açacak çiçeklerin, kışın dayanıklı köklerin temeli burada atılır.</span></p>
<p>Unutmamak gerekir: Dışarıdaki bahar, içimizdeki baharı hatırlatmak için var. Ve hiçbir kış, sonsuza kadar sürmez.<br><span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANLAYA&amp;quot;BİLMEK&amp;quot;</title>
<link>https://fikirizleri.com/anlayabilmek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/anlayabilmek</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ca18b9e1f77.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 23:14:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>SERÇİN ÇELİK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Biliyorsun.</strong></em></p>
<p><em><strong>Olayı, durumu, kişiyi, hislerini, düşüncelerini sana anlattığı için biliyorsun. Bildiğin için anlayabildiğini düşünüyorsun, anladığına çok inanıyorsun. Halbuki bilmek demek, anlayışın barınmadığı bilmektir. Onun sesini duyarak, gözlerine bakarak, anlattığı ve gösterdiği kadarını biliyorsun. Görünür yaptıklarını bildiğin için saklandıklarını anlayamıyorsun. Yani sen anlamadan biliyorsun. Öyle ki anlamayı da anlamanın ne anlama geldiğini de bilmiyorsun. Bilmenin anlayışlı olabilmesi için önce "anlamak" gerekir. Anlayışla bilinenler, içtenlikle olduğundan "anlayarak" bilmektir.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bilmek, anlamak için tek başına anlamsız. Çünkü anlamak bile anlamla olur. Anlamayı bilen görebilir, duyabilir, hissedebilir, sevebilir. </strong></em><em><strong>Peki bilen kişi, hangisini anlayarak bilir?</strong></em></p>
<p><em><strong>Yoksa sen bilmenin kendisine güvendiğinden yeteri kadar anlayabildiğini mi düşünüyorsun ya da inanıyorsun?</strong></em></p>
<p><em><strong>Belki sen, sadece bilmeyi anlayış gerektirmediğinden dolayı bunu bilerek tercih ediyorsun. Belki de sadece bilmek isteyerek, bilmenin getireceği anlamaya çalışmaktan hatta anlamaktan korkuyor, sorumluluğundan kaçıyorsun.</strong></em></p>
<p><em><strong>Evet, biliyorsun.</strong></em></p>
<p><em><strong>Ama bildiğin kadar anlayabiliyor musun?</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“İçimde Taşan Kelimeler”</title>
<link>https://fikirizleri.com/icimde-tasan-kelimeler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/icimde-tasan-kelimeler</guid>
<description><![CDATA[ Bazen bir şarkıda, bazen söylenen ufak bir sözde, ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 01:32:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Bazen bir şarkıda, bazen söylenen ufak bir sözde, belki de son kalan bir ezgide… </span></p>
<p><span>Yazmak iyileştirir insanı. Nerede olursan ol, o seni asla bırakmaz. Yeter ki bir kere o etki alanına gir; sonra kelimeler, sihirli sözler gibi içinde taşar, dökülmek ister.</span>Ansızın yazarım mesela… Bir söz, bir kelime, o an bana iyi gelen bir şey… Bir şarkı, bir sanatçı… Bazen çok eskiden, bazen yepyeni… Hiç belli olmaz. Ama bir anda ilham olur bana.Ve o kelimeler ansızın sıkıştırır beni içimde. Bazen kalbim bile ruhumun içinde sıkışıp kalmış gibi hisseder. Taşmak istercesine bir duygu yoklar beni. Ben bile anlayamam o anı. Zamanla kafamda bir şeyler sakinleşir. Bazen kızarım, öfkem sığmaz kendime. Bazen üzüntüm, akan iki damla yaş gibi yoklar beni geceleri. Yıkık düşünceler arasında, halledilmesi gerekenler takılır aklıma. Ama hep bir orta yol bulmaya çalışırım onunla.</p>
<p><span></span></p>
<p><span></span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>“İçim dışım bir” derken, karakterlerin değişmediği bir dünyada sen kalabilmek, ben kalabilmek… Aslında en büyük savaşımdı. Ama bunu da hallettim. Artık sihirli değnekli laflara inanmam. İnsan, yeni şeyler gördükçe gözü açılırmış derler ya… Keşke açılmasaymış. Duyduklarım, gördüklerim, öğrendiklerim beni sadece yorgun bir bilge yaptı. Ama hayat devam ediyor… Hep arkasına sığınılan o basit cümle.</span>Şimdi ne halletmem gereken bir şey var içimde, ne de uğruna koşarken ayağıma batacak dikenler. Ne üzerime giyecek bir zırhım var, ne de beni soğuktan koruyacak bir dostun postuna ihtiyaç duyuyorum. Hani demişler ya, “postumu giyerim, dostumu bulurum” diye… Artık o dosta da gerek kalmadı.</p>
<p><span></span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Bir şekilde, sıkışan o cümleleri de kendi içimde çözdüm ve susturdum.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SES VAR AMA ANLAYAN YOK</title>
<link>https://fikirizleri.com/ses-var-ama-anlayan-yok</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ses-var-ama-anlayan-yok</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c7fd74d600b.webp" length="19460" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 19:11:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kalabalıkların ortasında hiç bu kadar yalnız hissettiniz mi?</p>
<p>Seslerin birbirine karıştığı, herkesin bir şeyler anlattığı fakat kimsenin gerçekten dinlemediği o anları…</p>
<p>Artık konuşmak çok kolay.</p>
<p>Herkesin söyleyecek bir sözü, anlatacak bir hikayesi var. Fakat amaç konuşmak değil, amaç birinin gerçekten duyulması.</p>
<p>Çünkü biz artık cevap vermek için dinliyoruz, anlamak için değil.</p>
<p>İnsan en çok da anlatamadıklarında yoruluyor malesef. </p>
<p>Kelimelere dökemediği duygular, içinde büyüyor ve yük oluyor insana. Ve bir noktadan sonra susmak, anlatmaktan daha kolay geliyor. İşte tam da bu yüzden, en derin hikayeler en sessiz insanlarda saklıdır.</p>
<p>Sosyal medya döneminde yaşıyoruz.</p>
<p>Herkes kendini anlatıyor, herkes görünür olmaya çalışıyor. Ama garip bir şekilde, hiç kimse gerçekten görünmüyor. Çünkü görülmek, sadece göz önünde olmak değil ki anlaşılmaktır.. </p>
<p>Birine gerçekan önemsemek, belki de bu dönemin en nadir iyiliği.Akıl vermeye çalışmadan… Sadece dinlemek.</p>
<p>Belki de sorun, kimsenin konuşmaması değil.</p>
<p>Temel sorunumuz, kimsenin durup gerçekten dinlememesi.</p>
<p>Birbirimizin sesini duymak değil, birbirimizin içini hissedebilmek…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beni Güçlü Sanıyorlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/beni-guclu-saniyorlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/beni-guclu-saniyorlar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c7f70b22bbc.webp" length="44114" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 18:44:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esin Tarakçıoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Beni güçlü sanıyorlar…</p>
<p>Belki de haklılar. Çünkü kimse geceleri edilen duaları, sessizce dökülen gözyaşlarını ve yeniden ayağa kalkmak için verilen mücadeleyi görmez.</p>
<p>İnsanlar beni çalışırken, üretirken, başkalarına umut olurken tanıyor.</p>
<p>Ama asıl hikâye; vazgeçmek yerine sabretmeyi seçtiğim anlarda saklı.</p>
<p>Ben kusursuz biri değilim.</p>
<p>Sadece yaşadıklarını yaraya değil, faydaya dönüştürmeye çalışan bir kalbim var.</p>
<p>Çünkü anladım ki; insanın gerçek gücü yüksek sesle konuşmasında değil, kimse bakmazken bile iyilik yapmaya devam etmesindedir.</p>
<p>Bugün buradaysam, bu bir başarı hikâyesi değil…</p>
<p>Bu, düşse de yeniden yürümeyi seçen bir ruhun yolculuğudur.</p>
<p>Belki beni tanımıyorsunuz.</p>
<p>Ama eğer bu satırlarda kendinizden bir parça bulduysanız, bilin ki yalnız değilsiniz.</p>
<p>Çünkü bazen en büyük farkındalık şudur:</p>
<p>Herkesin görünmeyen bir savaşı vardır…</p>
<p>Ve bazı insanlar o savaşı kazanmak için değil, başkalarına ışık olmak için yürür.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eksik Zamanlar Atlası</title>
<link>https://fikirizleri.com/eksik-zamanlar-atlasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eksik-zamanlar-atlasi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c71a62ce11e.webp" length="55926" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 03:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​Hayatın tadını çıkarmam gereken yaşlarda, ne istediğimi bilmeden savruluyorum. Saatler, günler, haftalar ve yıllar geçiyor. İnsanlar buna yaşamak derken, ben günleri dolduruyorum. Sahi, ne ara bu kadar çok unuttum kendimi? Uykuyu çok severdim ben; şimdi ise her gece gelmeyecek olanın nöbetini tutuyorum sessizce. Sevdiğim yemekler ne ara tadını kaybetti? Çiçekler neden eskisi gibi güzel kokmuyor?</p>
<p>​Ya gülüşlerime ne oldu benim? Gülerken kısılan gözlerim hangi ara yaşla doldu? Neleri severdim hatırlamıyorum. Mutlu olmak için, üzülünce, sinirlenince ne yapardım bilmiyorum. Hani sanki tüm duyularım sırtüstü yatmış da tavanı bomboş izliyor gibi geçiyor hayat. Dağıldım, toplanamıyorum.</p>
<p>​Adına aşk diyen de olacak, takıntı diyen de. Narına düştüğüm konuşulacak da aşkından yandığıma lal olacak diller. "Aklını kullansaydı, kalbini bir başkasına açsa geçerdi." diyecekler. Benim olmayanı başkasına veremeyeceğimi bilmeyecekler.</p>
<p>​Elimde olmayan bir irade ile tüm hayatıma direnen kalbimle baş edemediğimi hiç bilmeyecekler. Seni unutmak mı istiyorum? Yapamıyorum! Elimde olsa seni hiç tanımamış olmayı seçerdim. Oysa tanıdım, bildim, sevdim ve yandım. Kendime mi güç yetiremedim yoksa içimdeki sen miydin baş edemediğim, onu bile bilmiyorum. Hayattan bir beklentim yok ama sen gelirsen çiçek açarım, biliyorum.</p>
<p>​Sahi, gelsen ya... Ben çiçek açınca çok güzel oluyorum.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAZMAK: KONUŞMADAN VE DUYULMADAN ANLATMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/yazmak-konusmadan-ve-duyulmadan-anlatmak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yazmak-konusmadan-ve-duyulmadan-anlatmak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9b169e2396.webp" length="48634" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 02:58:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>SERÇİN ÇELİK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Edebiyat, kulağa hitap etmesinden dolayı işitsel sanatlardan olsa da bana göre işitsel olduğu kadar da görseldir. Çünkü tiyatroyu yazarak canlı izleten, masalları zihnimizde canlandırarak sinemaya dönüştüren sanattır. En güzel yanı, anlatmak istediğini konuşup dinletmek değil okutup iç veya dış sesten dinletmektir.</strong></em></p>
<p></p>
<p><em><strong>Kelimelerin sesi olmakta değil sesin kalemi olmak mesele. Konuşmaya mecali olmayanların, konuşarak anlatmaktan usananların ya da konuşulmanın kulaklara dahi ulaşmadığını düşünenlerin; kelimelerin gücünü seslerde değil kalemden çıkan harf görselinin kalıcığına inanarak, insanların okuduğu kendi seslerinden kalplerine ulaşacağını bilmektir edebiyat. Üstelik okunmadıkça muhatap olmuyorsun ve olunmuyorsun.</strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong>Özellikle belirtmek isterim ki, biz konuşmacı, sunucu ya da kürsüde insanlara  anlatmak zorunda olduğumuz alanda değiliz. Edebiyat yapmak, okuma ve konuşma üzerine dinlenilmesi gerek olsa bile sadece yazdığımız eseri konuşarak kısa bilgiler veya eserimize dair sorulara cevaplar veririz. Eserde anlatılanı anlamak, yazarı veya anlatmak istediğini anlamak için öncelikle sadece kulağımıza hitap eden o</strong></em><em><strong>kumak ve konuşmak üzerine edebiyatı varsayalım, o halde yazı olmadan neyi okuyup, konuşacağız ve neyi anlatacağız?</strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong>İşte bu yüzden konuşarak değil yazarak anlatmayı seviyorum. Konuşunca dinlemiyorlar ya da anlamıyorlar ama yazınca okumadıkları sürece benim duygu ve düşüncelerime ulaşamıyor, ne anlattığımı bilmiyorlar. Bilmeleri için de dinlemelerinden önce okumaları gerekir. Yazdığımı, yazarak anlattığım için konuşarak anlatma zorunluluğum yok. Yazmak yoksa edebiyatın ilk evresi ve ilk bağı da olmaz. Sonra okunup iç sesten veya okutup dış sesten duyarak bağ kurar, anlamlandırır, kendilerinden parçalar buldururuz.</strong></em></p>
<p><em><strong>Ayrıca edebiyat sadece işitsel olsaydı, görme engellilerin duyarak edebiyata dahil oldukları gibi duyma engellilerin kelimeleri gözleriyle okuyup hayatı ve duyguları anlamak, kendilerini edebiyat sanatına dahil etmek olmazdı. Üstelik ellerle, gözlerle, kulaklarla tekrar tekrar okunarak eserimizle hatırlanmış ve yazdığımız için biz de hatıra kalmış oluyoruz. </strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong>Yazmanın görsel, işitsel </strong></em><em><strong>olduğuna değinip bu yazımda konuşmadan ve duyulmadan kalplere ulaşmayı diliyorum.</strong></em></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bizi Ayakta Tutan Değerlerimizdir!</title>
<link>https://fikirizleri.com/bizi-ayakta-tutan-degerlerimizdir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bizi-ayakta-tutan-degerlerimizdir</guid>
<description><![CDATA[ Değerlerimiz ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c70fffb3f3b.webp" length="44102" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 02:26:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Değerler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Değerlerinizi hiçe sayarak değer kazanamazsınız, aksine; değerlerini değersizleştirmeye azmedenleri zaman, kültür ve tarih değersizleştirir, geçmişin karanlık ve kokuşmuş çöplüğüne atar. Tarihte birçok örneği vardır bunların. Nice firâvunlar taçlarından, tahtlarından, şöhretleri'nden, konfor alanından uzaklaşmamak için mukâddes olan ne varsa ayaklar altına aldı. Kimi ben tanrıyım dedi kimi dünyanın hâkimi benim...Kimi de tanrının oğlu olduğunu iddiâ ederek insanları kendine hizmetçi, cariye, köle hâline getirdi. Sonra ne oldu? İbrâhim'in davetini kabul etmeyen Nemrut onu ateşe atarak hakikâtin sesini ve arkasından giden tebâsını susturmaya çalışırken; Allah Nemrut'un burnundan girip tüm vücuduna nüfuz eden küçücük bir sinekle onu öldürdü, saltanatını başına yıktı!.</p>
<p>Bıkmadan usanmadan yaptığı davet sebebiyle Firavun, Hz.Musa'yı ve ona tabi olan diğer müslümanları yok etmek için atlı birliklerle Kızıldeniz'i geçmeye çalışırken Allah o zalimi de ordusuyla birlikte denizin dibine gömdü, saltanatına son verdi. Allah'a, peygamberlerine ve ahiret gününe inanmayanlar, ne kadar da âsi olmanın, inkâr etmenin, tabi olmamanın, inançsızlığın geçici rahatlığını yaşasalar da onları hem dünyada hem de ahirette çetin azaplar beklemektedir. 21.yüzyıl'da Kur'an, hâdis, namaz, hac, oruç, başörtüsü vs değerlerimize saldıran zihinlerin tarihte birçok emsâli olan atalarının izinden gittiği gayet açık.</p>
<p>Kur-an'a orta çağ karanlığı! diyen, Peygâmber'e fütursuzca hakâret eden, Namaza eski bir bedevî geleneği, Hâdislere uydurma diyen, farz olan Hacc ibadetine de İngilizleri finanse eden küresel ortaklık diyenlerin yanında sünnet olan sakala, sarık ve cübbeye de saldırmak, hakâret etmek adet hâline geldi. Vatanını, bayrağını, milletini sevenlerin beslendiği kaynak inançlarıdır. Değerlerimize saldırmayı özgürlük kapsamında gören bir düşünce yapısıyla karşı karşıya kalmak ne kadar acınası vâhim bir durumdur. İnsan varlığını borçlu olduğu değerleriyle neden barışık yaşa(ya)maz?</p>
<p>Gençliğim bu zor sorunun cevabını arayışla geçti, zira benim de gururuma dokunan bir inanç düşmanlığı söz konusu! Aile içindeki yanlış insanlar, düşünceler ve konuşmalar. Yanlış veya çok yetersiz bir eğitim sistemi. Yanlış arkadaş seçimi...Sebeb-sonuç ilişkisine baktığımızda değerlerine düşman bireylerin türemesinde ilk sırayı ebeveynler alır, zira hayattaki ilk eğitim ailede alınır. Uzmanların şunu kanıtladığını duymuşsunuzdur: "Bebek anne karnındayken öğrenmeye başlar, duyar-hisseder, onun için sadece sigara alkol kullanımı noktasında değil, konuşulanlara da dikkat etmek gerekir."</p>
<p>Bir insanı değersizleştiren de değerlerine düşman eden de anne babadır. Ebeveyn çocuğunu millî ve manevî değerlerine uygun bir şekilde yetiştirmemişse, yıllar sonra dizini dövmek hiçbir şey değiştirmez. Millî manevî değerlerine düşman insanları ya sokaklarda sarmaş dolaş görürsünüz ya içki sofralarında kadehlerini tokuştururken.Ya uyuşturucu operasyonlarıyla elleri kolları bağlanırken ya da bıçaklı-silahlı bir eyleme kalkışırken.Ya ağzı dili olmayan hayvanlara eziyet ederken ya da bir kadına veya küçük bir çocuğa saldırırken!..Camilerimize, inancımıza saldıranların put veya putçukların önünde secde etmesi ne kadar da doğal karşılanır oldu, değil mi? Hergün haberlerini almaktan büyük üzüntü duyduğum şeylerin biri bitmeden biri başlıyor...Falancanın oğlu, filancanın kızı ya satanist ya ateist ya deist ya mecusî olmuş. Nerde? Okuduğu üniversitede veya lisede! Geçen gün kan donduran bir haberle karşılaştım, haberde birçok kedinin kuyruk ve bacakları koparılmıştı, bu insanlık dışı olayın sebebi daha da iğrenç, çünkü bunu yapanlar bu uzuvları düzenledikleri âyinlerde kullanıyormuş!</p>
<p>Bu tüyleri ürperten durum bile temelden sarsılan bir inancın nelere mâl olduğunu açık bir şekilde göstermiyor mu sizce?</p>
<p>Bu örnekler bile değerleriyle, kutsallarıyla ezeli bir savaş içinde olanların ne kadar tehlikeli bir insana dönüştüklerini, toplumu ne kadar rahatsız edebilecekleri hakkında oldukça önemli mesajlar veriyor, tabi dinleyebilene, dert edinebilene, anlayabilene!</p>
<p>Değerleriyle barışık olmadan varlıklarını sürdürebileceklerini sananlar çok acı tablolarla karşılaştı ve karşılaşıyor.</p>
<p>Değerlerimiz bilime, teknojiye, felsefeye, matematiğe,</p>
<p>astronomiye düşmanmış gibi lânse edildi yıllarca.Bu safsataya inananlar da otomatikman değerlerimize düşman oldular ve kendilerini tatmin edici yollara başvurdular, bunun içinde ne din vardı ne iman ne de ahlâkî normlar ve etik kurallar!</p>
<p>Böylelikle sadece yaşadıkları gibi inanmaya başlayan yığınlar oluştu zamanla. Nefislerini tatmin etmek ve günü kurtarmak için yaşayan bir nesil!</p>
<p>Hırsızlığın, arsızlığın, güven ortamının yok olmasının, ticaret ahlâkının bozulmasının ve aile kurumunun giderek çöküntüye uğramasının, hem yerden hem gökten rahmetin kesilmesinin, helâl haram dengesinin bozulmasının esâs sebeplerinden biri de değersizleştirilen değerlerimizdir.</p>
<p>Hristiyan ve Yahudiler değerleri için dünyayı kasıp kavurmaya devam ederken bizdeki bu değerlerimize karşı düşmanlığın sebepleri üzerinde düşünmemiz, analizler yapmamız, birtakım önlemler almamız gerekmiyor mu sizce?</p>
<p>Değerlerimiz bir binanın yapı taşları gibidir. Herbir parçası binanın ayakta kalabilmesini sağlar. Değerlerimizle oynamak isteyenlerin bu temelin altına dinamit yerleştirmesine müsaade edilmemelidir, aksi takdirde hepimiz bu binanın enkâzı altında can çekişiriz.</p>
<p></p>
<p>~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Görünen Karmaşa Görünmeyen Düzen</title>
<link>https://fikirizleri.com/goerunen-karmasa-goerunmeyen-duzen</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goerunen-karmasa-goerunmeyen-duzen</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c62461a53dd.webp" length="75732" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 09:32:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Karadağ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span></span></p>
<p><span>Felsefeye bakıp</span></p>
<p><span>"Bu da zengin işi" diyenler var.</span></p>
<p><span>Belki haksız değiller...</span></p>
<p><span>Çünkü aç karnın ortasında</span></p>
<p><span>soyut düşünceler değil, somut ihtiyaçlar konuşur. </span></p>
<p><span>Heraklitos bile</span></p>
<p><span>aynı nehirde iki kez yıkanamayacağını söyledi ama hiçbir akışı sonuna kadar tanımlayamadı. </span></p>
<p><span>Zaten bazı şeyler tarif edildikçe eksilir, adlandırıldıkça anlam kaybeder.</span></p>
<p><span>Bazı caddelerde çöplerin toplanmaması gerekir, dokuyu bozmamak için.</span></p>
<p><span>Sana kaotik görünen o trafik, su satan bir adam için cennet bahçesidir.</span></p>
<p><span>Herkesin bir son kullanım tarihi vardır...</span></p>
<p><span>Yok mudur? </span></p>
<p><span>Uzattıkça silinen metinler gibi,</span></p>
<p><span>fazla oynandıkça anlamını yitiren cümleler gibi. </span></p>
<p><span>Zihnim de bir gece vakti</span></p>
<p><span>kendi sokaklarında dolaşıyor şimdi...</span></p>
<p><span>Bu arada "-de" bağlacını doğru kullandım, meraklanmayın.</span></p>
<p><span>Hata yapabilirim elbette</span></p>
<p><span>ama bazı alışkanlıklar var ki</span></p>
<p><span>insanı ele verir.</span></p>
<p><span>Mesela...</span></p>
<p><span>kaplolu kulaklık kullanmak hâlâ normaldir;</span></p>
<p><span>çünkü bazen kablolar dolaşır ama</span></p>
<p><span>ses daha az kaybolur.</span></p>
<p><span>Peki söyleyin bakalım:</span></p>
<p><span>Hayatımızdaki karmaşa gerçekten düzensizlik mi, yoksa birilerinin sessizce işine yarayan görünmez bir düzen Mi?</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MÜHENDİS GÖZÜYLE TARİHÎ ROMANLAR SERİSİ (BÖLÜM.2)</title>
<link>https://fikirizleri.com/muhendis-gozuyle-tarihi-romanlar-serisi-bolum2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/muhendis-gozuyle-tarihi-romanlar-serisi-bolum2</guid>
<description><![CDATA[ ​&quot;Savaş meydanları sadece cesaretle mi kazanılır, yoksa yerin altındaki milimetrik hesaplarla mı? &#039;Mühendis Gözüyle Tarihî Romanlar&#039; serisinin ikinci bölümünde; mancınıkların torsiyon gücünden Osmanlı Lağımcı Ocağı’nın gizemli hendese dünyasına uzanıyoruz. Bernard Cornwell gibi ustaların teknik derinliğini, popüler dizilerin gösterişçi eksiklikleriyle kıyaslıyor; bir istihkâm subayının gözünden &#039;yıkımın matematiğini&#039; yeniden kurguluyoruz. Kurgunun gerçeklik sınavına girdiği bu yazıda, &#039;üç yüz nefes&#039; sürecek bir yer altı gerilimine ve tarihin teknik omurgasına tanıklık edeceksiniz.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c416b30c99c.webp" length="92040" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 19:47:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seyit Berker Aydoğan</dc:creator>
<media:keywords>Savaş Teknolojileri, Savaş Teknolojisi Tarihi, İstihkâm Mühendisliği, Kuşatma Teknolojileri, Balistik Hesaplamalar, Torsiyon Gücü, Osmanlı Lağımcı Ocağı, Hendese Bilgisi, Şahi Topları, Lağım Harbi, Karşı Lağım Dinleme, Türk İstihkâm Sanatı, Tarihî Roman Analizi, Manzûme-i Siyer, Edebiyatta Gerçekçilik, Kurgunun Gerçeklik Sınavı, Diyalektik Gerçekçilik, Trebüşet (Karşı Ağırlıklı Mancınık), Barut Haznesi, Hazine ve Dirsek, Menzil Optimizasyonu, Savunma Tabliyeleri, Bernard Cornwell Sharpe Serisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>SAVAŞ TEKNOLOJİLERİNİN EDEBİYATTAKİ YANSIMASI: MANCINIKTAN LAĞIMA, YIKIMIN MATEMATİĞİ VE KURGUNUN GERÇEKLİK SINAVI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir mühendis için savaş teknolojileri sadece yıkımın araçları değildir. Aynı zamanda onlar, tarihin kadim medeniyetlerinden herhangi birisine ait matematiksel hesapları, bu hesaplamalarda kullanılan parametreleri ve kaynak yönetimini kullanmak suretiyle her birisinin spesifik olarak zamana ve mekâna hükmetme iradelerini gösteren somut belgelerdir. Örneğin bir mancınığın kol uzunluğu, bir lağımın açıldığı derinlik, bir tabyanın top ateşine göre eğimi vb… bilgiler. Bu ve buna benzer tüm bilgiler, ait oldukları tarihi dönemin mühendislik zekâsını bizlere titizlikle aktaran niş ifadelerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihî roman okurken mimari tasvirler dışında beni en çok heyecanlandıran diğer hususlardan birisi de anılan romanda bahsi geçen tarihi döneme ilişkin savaş teknolojileridir. “Yazar, bu cümleleri kendi kurgusuna nasıl taşımış?” veya “Savaş sahnelerini yazarken, sadece kan ve kahramanlıkla mı yetinmiş, yoksa tekniğin belirleyiciliğini de kurabilmiş midir?” gibi soruları ister istemez kendi kendime sorarım. Buna ilaveten, okuma sürecimde bazen dikkatimi çeken ya da bilmediğim niş bir terimle karşılaşırsam, bu terime ilişkin detaylı bilgilere ulaşmak için hemen internete başvurmaktan asla imtina etmem. Çünkü terimler de, harfler ve sözcükler gibi matematiksel formüller ve edebi metinleri meydana getiren mihenk taşlarından birisidir. </p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazımda sizlere beraber, ilk çağdan 21. yüzyıla uzanan geniş bir tarihi yelpazede savaş teknolojilerinin kronolojik gelişimini, özellikle Türk kavimleri başta olmak üzere Anadolu ile çevre coğrafyasında yaşamış olan diğer kavimlerin keşfetmiş veya geliştirmiş olduğu istihkâm çeşitlerini merkeze alarak ele alacağız. Ardından Manzûme-i Siyer (Bu tür eserler genellikle manzum hikâye türünde olmakla beraber Türk edebiyatı babında özellikle 14. yüzyıldan itibaren örneklerine rastlanabilen önemli dini-tarihi manzumelerdir)’den başlamak üzere buna benzer diğer yazma eserlerde kullanılmış olan yüzeysel anlatımdan yola çıkarak günümüz izleyicileri tarafında rağbet gören tarihi dizilerin evrenini gözlemlemek suretiyle savaş teknolojilerine dair popüler kurgulardaki gösterişçi eksiklikleri karşılaştıracağız. Nerede gerçeklikten koptuğumuzu, nerede ise gerçeği yakaladığımızı göreceğiz. Ve en önemlisi ise temsili olarak belirleyeceğimiz bir tarihi roman kahramanının, lağım patlatma anını, bir istihkâm subayı gözüyle yeniden kurgulayarak “nasıl yapılmalı?” sorusuna somut bir cevap arayacağız. Çünkü teknik gerçeklik, kurguyu zayıflatmaz. Aksine ona sağlam bir omurga kazandırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Savaş teknolojileri, insanlığın ilk surla çevrili şehirlerde yaşamaya başlamasından itibaren medeniyetlerin birbirleri ile tutuşmuş olduğu amansızca mücadeleler neticesinde tabiri caizse bir tür zekâ sınavına dönüşmüştür. Antik Çağ’da Mezopotamya coğrafyasında yaşamış olmakla birlikte zaman zaman etki alanlarını Anadolu coğrafyasına kadar genişletmiş olan uygarlıklardan Asurlular ve Persler, şehirleri çepeçevre saran surların altından tüneller kazdıktan sonra bu tünellerin içine istiflemiş oldukları yanıcı maddeleri ateşle tutuşturmak suretiyle “surları çökertme” (sapping) tekniğini kullanıyordu. Böylece surun, kazdıkları tünel hizasına denk gelen kısmın altını boşaltmış olmak suretiyle temelini zayıflatmakla beraber yine buna ilave olarak boşaltmış oldukları bu kısımlarda yüksek sıcakta bir ortam oluşmasını sağlayarak suru oluşturan taş, ahşap ve kil gibi doğal yapı malzemelerinin dayanımlarını düşürmek suretiyle kısa bir süre içerisinde kendiliğinden çökmelerini sağlıyorlardı. Ege ve Akdeniz çevresinde konumlu antik şehir devletleri ve Romalılar ise mekanizmaları torsiyon (Bir cismin veya malzemenin kendi ekseni etrafında burulması, bükülmesi veya döndürülmesi) gücüne dayalı olarak çalışmakla beraber günümüzde genellikle İngilizce dilinde yayınlanmış kaynaklarda ve tarih temalı strateji temelli bilgisayar oyunlarında “ballista” ve “onager“ olarak adlandırılan mancınık türlerini geliştirdi. Bu tür mancınıkların çalışma prensibi, gerilen iplerin yaydığı enerjiyle dev taşların fırlatılmasına dayanıyordu. Bu makinelerin menzili ve isabeti, kol uzunluğu ile yay geriliminin matematiksel dengesine bağlıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu teknolojileri tarihî romanlarda en iyi işleyen örneklerden biri Harry Sidebottom’un “Warrior of Rome” serisidir. Bu serinin bir parçası olan “Fire in the East”te, Roma balistaları ve katapultların her birisinin torsiyon ipi gerilimi, taş ağırlığı ve sur mesafesiyle adım adım anlatılır. Roma ateşi benzeri yanıcı maddeler sifon basıncıyla püskürtülürken bir mühendisin buna ilişkin yapmış olduğu hesaplamalar, karakterin terli alnında belirir. Janet Morris’in “I, the Sun” adlı eserinde, Hitit ve Pers savaş arabaları tekerlek-mızrak düzenekleriyle ölüm makinesi gibi işlenir. Cornwell’in erken dönem eserleriyle kıyaslandığında Sidebottom’un sahnesi teknik olarak daha isabetli çıkar. Bilahare, okuyucuya “bir mühendis olmadan zafer olmaz” mesajını net bir şekilde vermiş olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Orta Çağ’a gelindiğinde ise karşı ağırlıklı mancınık (trebüşet) özellikle kuşatma savaş teknolojileri alanında bir devrim yarattı. Çin kökenli olsa da Avrupa ve İslam coğrafyasında hızla yayıldı. Anadolu’da ise Selçuklu Türkleri bu teknolojiyi kendi savaş stratejilerine ustalıkla uyarladı. Kervansaray ve kale savunmalarında mancınıkları hem savunma hem saldırı için konumlandırırken, arazi eğimini ve rüzgârı hesaba katarak menzili optimize ettiler. İşte Doğu Roma’nın (Namı diğer Bizans’ın) bu teknolojinin geliştirilmesine yönelik etkisi de tam bu süreçlerde devreye girdi. Çünkü Anadolu’da yaşayan Türk kavimleri, kuşatmalar esnasında Doğu Roma’nın (Namı diğer Bizans’ın) tabliye sistemlerini (katmanlı surları) inceleyerek kendi istihkâm tekniklerini zenginleştirerek geliştirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplar ise 13. yüzyılda Çin’de barutla doğdu.14. yüzyılda ise Avrupa’ya sıçradı. Ama bu konuda asıl teknolojik kırılma Osmanlı’da yaşandı. Fatih Sultan Mehmed’in 1453’teki İstanbul kuşatmasında Urban’ın döktüğü dev toplar (Şahi topları) Orta Çağ Avrupası’nda efsane oldu. Çünkü Osmanlı tophane mühendisleri, bakır-kalay oranını, namlu kalınlığını ve barut miktarını kendi hesaplarıyla mükemmelleştirmişti. Ayrıca bu geliştirmelere ilaveten, İstanbul’un fethinde kullanılan topların gülleleri, Doğu Roma’nın (Namı diğer Bizans’ın) İstanbul çevresini sarmalayan üç sıra sur sisteminin farklı uzaklıklarda bulunmakla birlikte ayrıca birbirleri arasında da belirli mesafelerde boşluklar bırakılmış olması nedeniyle her sıra sur sistemine rahatlıkla ve en ideal açıyla ulaşabilecek menzillerin matematiksel olarak hesaplanması neticesinde ulaşılan sonuçlar doğrultusunda belirlenen boyutlarda dökülmek suretiyle tasarlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Lağımlar ise adeta Türk istihkâmının zirvesiydi. Orta Asya’da Büyük Selçuklu’da başlayıp, özellikle Anadolu Selçuklu’dan itibaren Anadolu’da yaygınlaşarak kullanılan bu teknik, Osmanlı’da Lağımcı Ocağı ile profesyonel bir ocak haline geldi. Osmanlı padişahları I. Mehmed (Çelebi Mehmed) ve II. Murad dönemlerinde izleri görülen bu ocak, İstanbul’un fethinden sonra tam teşekkül teşkilatlandı. 16. yüzyılda I. Süleyman (Kanûnî Sultan Süleyman) devrinde ise teknik kabiliyetinin zirvesine ulaştı. Çünkü artık lağımcılar hendese (Bugün mühendislik kelimesinin kökünü oluşturan kavram) bilmek zorundaydı. Lağım bağlama (tünel kazma), divanhane (ana salon), dirsekler ve hazine (barut çukuru) gibi terimler, o zamanlarda yaşamış olan bir lağımcıların istihkâm mühendisliği sözlüklerinde yer almakla beraber diyaloglarında da sıkça kullanmış oldukları terimlerdi. Karşı lağım dinleme, havalandırma delikleri açma, dumanla boğuşma… Bunlar, yer altında saatlerce süren karşılıklı bir psikolojik zekâ savaşıydı. Kâğıthane’deki talimlerde padişahın bizzat izlediği bu ustalar, imparatorluğun farklı coğrafyalarında ve farklı iklim koşullarında, su kemerlerinden kale kuşatmalarına kadar her yerde çeşitli istihkâm ve inşaat projelerinde görev aldı. Nitekim Türk kavimlerinin Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığı pratik zekâ, yine bu coğrafyada Doğu Roma’nın (Namı diğer Bizans’ın) savunma sistemleri ve İslam ilminin cebirsel hesaplamalarıyla birleşince, lağım harbi (savaşı), diğer devletler gözünde Osmanlı’nın en korkulan silahı oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Lağım teknolojisi, 19. yüzyılda barut yerine dinamit ve 20. yüzyılda ise tünel makineleri olmak üzere günümüze kadar gelişerek evrildi. Ama temel ilke hep aynı kaldı: Teknik hesapsızlık, cesareti boşa çıkarır.</p>
<p style="text-align: justify;">Manzûme-i Siyer gibi manzum eserlerde savaş betimlemeleri geniş yer tutar. Bedir, Uhud, Hendek… Ama teknik ayrıntı? Neredeyse yok. Hendek Savaşı’nda Selman-ı Farisî’nin önerisiyle kazılan hendek, dönemin süvari ağırlıklı Arap taktiğini paramparça eden bir istihkâm dehasıdır. Derinliği, genişliği, zayıf noktaları, kazma süresi… Hiçbiri anlatılmaz. “Kazdılar hendeği, geçemedi düşman” kalıbıyla yüzeysel geçilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa o hendek, zaman kazanma ve savunma mühendisliğinin şaheseridir. Bugün bir tarihî romanda da aynı yüzeysellikle karşılaştığımda içim sızlar. Çünkü Selman’ın zekâsı ile tasarlanan hendeğin bahse konu savaşın kazanılmasına katkısı artık bilinmiş olmasına rağmen günümüzde kalem alınan tarihi romanlarda bu tarz teknik detaylar nasıl hala gösterilmeden yüzeysel geçilebiliyor? Okuyucu “kahramanlık” der, ama stratejik dönüm noktasını kavrayamaz. Çünkü teknik gerçekliği dışlanmak aynı zamanda tarihsel olayın ruhunu da dışlamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde televizyonlarda yayınlana tarih temalı diziler ve ondan beslenen romanlar, geniş kitlelerin tarih algısını şekillendiriyor. Bazı sahnelerde savaş teknolojilerine yer veriliyor. Hatta bazı sahneler teknik detaylarla da bezeniyor. Peki, bunların ne kadarı gerçekçi?</p>
<p style="text-align: justify;">Farzı misal, Moğol kuşatmasına ilişkin bir sahnede büyük mancınıkla (trebüşet) ateş topları fırlatılıyor. Karşı ağırlık sistemi, fırlatma açısı, menzil… Hiç sorgulanmıyor. Televizyon ekranından gördüğüm kadarıyla takribi yirmi metre mesafe ya var, ya yok… Oysa bir trebüşet’in etkinliği, ağırlık-kol-taş oranının matematiksel hassasiyetine bağlıdır. Orta Çağ mühendisleri bunu biliyordu. Fakat günümüzdeki bu tarz televizyon yapımlarında maalesef bu bilgi sahneye taşınmamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Lağım sahnesi ise daha vahimdi. Karakterler tünel kazar, sur altına varır, ateşler ve sur yıkılır. Eksik olanlar: Havalandırma, tahkimat, ateşleme zamanlaması ve karşı lağım riski… Hâlbuki bir lağım harbi (savaşı), karşılıklı olarak farklı güzergâhlarda birkaç opsiyonlu olacak şekilde kazılması nedenleriyle dönemin en karmaşık istihkâm disiplinidir. Osmanlı Lağımcı Ocağı’nda lağımcılar saatlerce yer altında dirsek açar, dinler ve hesap yapardı. Fakat bunların hiçbirini maalesef yine göremedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzeysellik, izleyiciye “savaş cesaret işidir, teknik değil” mesajı verir. Tarih ise tam tersini söyler: En cesur askerler bile yanlış yapılan hesaplar nedeniyle surları aşamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya sahnesine çıkınca tablo daha da netleşiyor. Bernard Cornwell’in “Sharpe” serisinde, özellikle Badajoz Kuşatması’nda (1812), lağımcılar ve istihkâmcılar sur altındaki tünelleri kazarken karşı lağım dinleme, havalandırma delikleri açma ve barut hazinesini tam zamanında ateşleme gibi detaylar öyle ustaca işlenir ki, okuyucu adeta o nemli toprağın kokusunu alır. Cornwell, bir mühendisin saatlerce süren yeraltı hesaplarını karakterin iç monoloğuna dönüştürür. İşte cesaret de bu noktada teknik bilgiyle harmanlanmış olur. Patrick O’Brian’ın “Aubrey-Maturin” romanlarında ise deniz savaş teknolojisi bambaşka bir seviyededir. Top namlularının ısınma süresi, barutun nem oranı, rüzgârla birlikte yapılan balistik düzeltmeler vb… Yazar, her bir top atışını adım adım anlatırken, geminin yalpalamasını bile mühendislik denklemi haline getirir. Günümüzde televizyonda yayınlanan popüler dizilerdeki gibi “ateşle ve yık” yaklaşımı burada yerini “hesapla ve zafer kazan”a bırakır. Bu karşılaştırma neticesinde şu sonuca ulaşabiliriz: Teknik unsur birinde gösteriş olarak, diğerinde ise karakterin damarlarında akmak suretiyle bizlere sunulmuş. Hangisinin hangi kategoriye girdiğinin cevabını siz değerli okuyucularıma bırakıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Haydi, şimdi bir tarihî romanda olması gerekeni, sadece kılıç şakırtısı ve kahramanlık nutuklarıyla değil, toprağın altındaki hesaplaşmayla beraber yazalım. Kahramanımız, 16. yüzyıl Osmanlı kuşatmasının nabzını yerin altında tutan bir lağımcı subayı. Adını “Mimar İbrahim Ağa” koyalım. O, lağımcı ocağının sadece kazma sallayan neferlerinden birisi değildir. Aynı zamanda hendeseyi, yani mühendisliği, matematiğin ve aklın rehberliğinde öğrenmiş, üstelik bunu onlarca kuşatmanın çamuruna, tozuna, kanına bulayarak sahada imtihan etmiş bir istihkâm erbabıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Bir Roman Kahramanı Lağım Patlatırken: Bir İstihkâm Subayı Gözüyle Yeniden Kurgu</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Gece yarısıydı. Yer altı, güneşin unuttuğu bir âlemdir. Burada zaman, fenerlerin titrek ve yağlı ışığıyla ölçülür. Yine burada havaya, taze kazılmış toprağın ağır ve rutubetli kokusu ile nasırlı ellerle sıkıca kavranmış olan kazmanın soğuk demir yüzeyinde biriken terin kokusu karışır. İçerideki derin sessizliği ara ara kesen tek şey ise kazmaların çıkarmış olduğu muntazam ve ritmik vuruş sesleriydi. İbrahim Ağa, tünelin bugün kazılan kısmının tavan ve yan cidarları (kenarları) üzerinde elini gezdirirken aynı zamanda üç parmağını bir cerrah hassasiyetiyle toprak yüzeylere bastırmak suretiyle tünelin dayanımını kontrol ediyordu. Bir hekimin, hastasının bileğini tutup parmaklarıyla nabzını yoklaması misali o da parmak uçlarıyla toprağın nemini, sıkılığını ve direncini sorgulardı. Kontrollerini tamamladıktan sonra çevresindeki lağımcı neferlere dönerek <strong>“Toprak nemli, lakin sıkı. Destek kalası eklemeye gerek yok. Zemin kendini taşır. Çökmez.” </strong>dedi. Bunu sadece el yordamıyla yaptığı kontrole dayanarak söylememişti. Tünelin ağzından itibaren adımları saymak suretiyle aklında oluşturduğu cetvele göre derinlik tam sekiz metreydi. Kazdıkları tünelin yönü ise çökmesini hedefledikleri sur kanadına, diğer bir ifadeyle o koca taş yığınının can damarı olan temeline milimetrik olarak isabet etmişti. Kazmış oldukları tünelin güzergâhı boyunca, her on metrede bir açmış oldukları havalandırma deliklerinden sızan temiz hava olmasa, barut fıçılarından sızan keskin koku, aydınlatma için kullandıkları mumlar ve meşalelerin tütmesi sonucu meydana gelen zift kokusu içeren isli duman ve nefeslerinin ağırlığı, şimdiye dek onları bu dar mezar misali tünelde boğmuş olurdu.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yanı başında çalışmakta olan bir lağımcı neferi aniden durdu. Elindeki kazmasını yavaşça yere bıraktı. Sonra nefesini tutup hali hazırda kazmış oldukları tünel yüzeyine doğru kulağını kabarttı. Akabinde kafasını İbrahim Ağaya doğru çevirip eliyle ağzını kapatmak suretiyle sessizce <strong>“Ağam, sanırım karşıdan ses geliyor.”</strong> diye fısıldadı. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>İbrahim Ağa, ani bir el hareketi ile çalışmayı o an durdurdu. Durduğu yerde diz çöktü, başını eğdi ve kulağını çıplak toprağa dayadı. Gözlerini kapattı. Çünkü böyle anlarda karşıdan gelen sesleri adeta bir yarasa gibi işitmek elzemdir. Kalbi öylesine gür atıyordu ki, önce kendi kanının şiddetini duydu. Sonra bir an… Boşluk… Akabinde ise yerin bin bir damarından süzülen o uzak, sinsi ve ritmik  <strong>“Tak… Tak… Tak.”</strong> sesi kulağına çalındı. Bu bir düşman lağımıydı. Onlar da kazmış oldukları tünelin tam karşısından geliyordu. Sesin yakınlığından, aralarındaki mesafenin yaklaşık birkaç kazma boyunda olabileceğine kanaat getirdi.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Keskin bir bıçak gibi karanlığı yaran ve neferlerin sırtından aşağı bir ürperti salan tınıda bir ses tonuyla<strong> “Hemen sola doğru dirsek açın!”</strong> emrini verdi. Kolları günlerdir kazmaktan uyuşmuş, omuzları her vuruşta sızlamış olsa da beyni her daim bir su saatindeki çarklar gibi berrak işlerdi. O an içindeki mühendis, barut hesabı için gerekli tüm değişkenleri bir bir aklına dökmeye başladı: Surun ağırlığı, taşın cinsi, toprağın direnci vb… Buna göre aklında hesaplamış olduğu barut miktarını <strong>“Tiz vakit, tamı tamına 120 okka barut getirin” </strong>emriyle dile getirdi. Fıçıları ses çıkarmaması adına yerde yuvarlamak yerine elden ele vermek suretiyle birbirlerine uzatan neferler, biraz önce hazırlamış oldukları dirsek çukurunu, bu ölümcül yükle sessizce tıka basa doldurdular. Sonra bu yükün ucuna bağladıkları fitil düzeneğini teşkil ettikten sonra usulca ve sessizce gerisin geri çıkmak suretiyle tüneli boşalttılar. İçeride sadece İbrahim Ağa ile iki tane ateşçi sınıfından lağımcı neferi kalmıştı. Fitilin uzunluğu, bir lağımcı neferinin tam elli adıma denk geliyordu. Öyle ki, fitili ateşleyen neferin can havliyle tünelin ağzına varma zamanı ile patlamanın tam zamanı birbirine denk gelsin. Fitili ateşledikten sonra tünelin ağzına zamanında erişemem korkusu, bir lağımcı neferinin her daim içindedir. Lakin bu korku onun için bir panik değil, bilakis pratik düşünüp hızlı karar vermesini sağlayan bir yakıttır. Hatta ve hatta adımlarını yeniden gözden geçirme ve dikkatini bin kat daha artırma sebebidir. Çünkü bir anlık gaflette veyahut hesaplardaki bir karış hatada, bu tünel onlara bir anıt mezar olurdu. Diğer bir deyişle, kendi elleriyle kazdıkları toprak, aynı zamanda kendi kefenleri olurdu.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ve ateşleme anı geldi. Lağımcı neferinin, elindeki meşaleyle fitilin ucunu tutuşturması neticesinde aniden bir şimşek misali parlayıveren kıvılcım, tünelin karanlığı içerisine bir yıldız gibi doğdu. Yavaş, acımasız ve emin adımlarla barut dolu dirsek çukuruna doğru ilerlemeye başladı. O an bu sahneyi göz ucuyla seyretmeye koyulan İbrahim Ağanın gözlerinden, son bir kez bütün hesapları aklında canlandırdığı rahatlıkla anlaşılabiliyordu. Derin bir nefes aldıktan sonra dudaklarından dökülen: <strong>“Allah’ım, ne olur hesabım doğru olsun.”</strong> cümlesi tünelin sessiz karanlığı içinde kayboldu. Kurmuş olduğu bu cümle, bir dua olmakla beraber aynı zamanda bir mühendisin evrene bıraktığı son teminat kavlindeydi.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Alelacele can havliyle tünelin ağzına doğru koşmaya başladılar. İbrahim Ağa ve diğer iki lağımcı neferinin ayak sesleri, dar tünel boyunca bir telaş uğultusuna dönüşüyordu.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Dışarı fırladıklarında, daha evvel bir vakitte, tünel</em> <em>ağzına yaklaşık otuz adım mesafe uzaklıkta bir konuma, içerisine toprak doldurmuş oldukları heybeleri üst üste istiflemek suretiyle patlamanın şiddetinden korumak amacıyla oluşturdukları siper vari istihkâmların ardına koştular. İstihkâmın dibinde siper almış bir biçimde onları bekleyen kumandan, her ne kadar gözleri merak ve endişe barındırsa da gerilmiş bir yay misali ses tonuyla İbrahim Ağaya:<strong> “Ne zaman?” </strong>sorusunu yöneltti.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>İbrahim Ağa, koşmaktan nefes nefese kalmıştı. Lakin kumandanın sorusunu, dağı taşı sarsacak güce hükmeden bir insan olmaktan ziyade içi gülen gözleri eşliğinde vakur ve sakin bir ses tonuyla: <strong>“Üç yüz nefes sonra.”</strong> diyerek cevapladı.  </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>O an saymaya başlarlar. Her nefes, bir asır gibi geçer. Sonra aniden, yerin bağrından gelen derin, tok ve yürekleri ağızlara getiren bir gürleme sesi büyük bir şiddetle etrafa yayıldı… Patlama gerçekleşmişti. Patlamadan kısa bir süre sonra, yer sarsılması eşliğinde, hedeflemiş oldukları sur kanadının dibinden parçalanarak kopan irili ufaklı her bir taş parçası adeta birer oyuncak gibi havaya fırladı. Sanki o an, zifiri karanlık gecenin koynunda, toz, duman, ateş ve toprak parçalarından oluşan dev bir çiçek açmıştı. Herkes, bu yıkımın görkemi karşısında nefesini tutarken, İbrahim Ağa’nın gözleri sakin bir göl yüzeyi gibiydi. Çünkü o, bu toz bulutunun ardında ne göreceğini baştan bilmekteydi. Duman dağıldı. Surda, kocaman bir gedik açılmıştı. İbrahim ağa yutkunduktan sonra: <strong>“Tam isabet. Dört metre.”</strong> diye içinden geçirir. </em></p>
<p style="text-align: justify;">İşte böyle bir sahne, okuyucuyu hem heyecanlandırır hem düşündürür. Kahramanlık sadece kılıç sallamakla başlamaz. Bazen de toprağın altında, karanlıkta, hesap kitap içinde, korkuyla iradenin bilek güreşi yaptığı anda başlar. Mimar İbrahim Ağa ile yanındaki lağımcı neferlerin akıtmış olduğu ter, kahramanlığın ta kendisidir. Bu sahne, okuyucuyu heyecanın doruklarında gezdirmekle kalmaz, bir lağımcının gözünden savaşın aslında bir bilgi, irade ve teknik zaferler zinciri olduğunu bizlere fısıldar. Karakterin korkusu, hesabı, duası, iradesi, koşusu ve nihayetinde zaferi… Bunların hepsi, insan olmanın ve mühendis olmanın aynı potada eridiği bu tarz anlatılarda birleşir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında bu tür veya buna benzer bir sahneyi sinemada da yakalamak mümkün. Ridley Scott’ın “Kingdom of Heaven” adlı filminde Kudüs kuşatmasında kullanılan karşı ağırlıklı trebuchet’ler (o dönem için tarihsel olarak oldukça isabetli) sadece dev taşlar fırlatmakla kalmaz. Aynı zamanda menzil, açı ve surun zayıf noktalarına göre konumlandırma gibi mühendislik hesaplarını da perdeye yansır. Hatta savunma tarafındaki mantlet’ler (taşınabilir ahşap kalkanlar) ve surların katmanlı tabliye sistemiyle birlikte, saldıranın her hamlesi gerçek bir stratejik zekâ düellosu haline gelir. Ne var ki film, lağım kısmını yeterince derinleştiremez. Oysa tarihî kaynaklarda, Doğu Roma (Namı diğer Bizans) ve Selçuklu dönemlerine ilişkin kronik ve yazıtlar vasıtasıyla su dolu bir kâseyle yer altı titreşimlerini dinleme tekniği bile belgelenmiştir. İşte tam burada bizim Osmanlı Lağımcı Ocağı’nın üstünlüğünün devreye girmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu tarz yeraltı savaşı, sadece patlama değil, saatlerce süren dinleme ve karşı tünel kazma sanatıdır. Cornwell veya O’Brian gibi yazarlar bu sanatı sayfaya taşırken, “Kingdom of Heaven” görsel olarak iyi bir başlangıç yapar ama lağımcı subayı Mimar İbrahim Ağa’nın demin zikretmiş olduğumuz <em><strong>“Üç yüz nefes sonra.”</strong></em> gerilimini yakalayamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda değinmiş olduğum örneklerden çıkan sonuç bizim açımızdan net: Ya romantik sığlık (manzumelerdeki gibi) ya da gösterişçi kurgu (dizilerdeki gibi). Fakat üzülmeyin. Aslında üçüncü bir yol daha var: Diyalektik gerçekçilik. Savaş teknolojisini karakterlerin bilinciyle buluşturmak. Lağım kazıcısının çökme korkusu, top dökümcüsünün bakır-kalay hesabı, kumandanın menzil sabrı… Bunlar, “kan ve ateş”i bir nevi insanın akıl-duygu mücadelesine dönüştürür. Okuyucu, sadece kahramanın kılıç salladığını görmekle kalmaz aynı zamanda onun nasıl düşündüğünü de görmüş olur. Bu suretle o karakter ve kendisi arasında anlamlı bir bağ kurar.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim bu diyalektik yolu başarıyla izleyen örnekler de az değil. Bernard Cornwell’in “The Last Kingdom” serisinde Viking kuşatmalarında surlara yaklaşırken kullanılan örtülü ilerleme (mantlet benzeri kalkanlar) ve toprak kazma teknikleri, karakterlerin korkusunu ve hesaplarını ön plana çıkarır. Uzun mızraklar, baltalar ve kazıklı duvarlar birer mühendislik satrancı gibi işlenir. Patrick O’Brian’da ise bir topçu subayının rüzgârı, dalgayı ve namlu ısısını aynı anda tarttığı sahneler savaşı sadece kahramanlık değil, aynı zamanda bir akıl-duygu mücadelesine dönüştürür. Sharon Kay Penman’ın “The Land Beyond the Sea” adlı eserinde, Haçlı kuşatmalarında Tapınak Şövalyeleri’nin zırh plakaları, kızgın yağ ve bubi tuzakları karakterin iç sesiyle okuyucuya anlatılır. Osmanlı yatağanının kıvrım avantajıyla kıyaslandığında Penman’ın sahnesi Avrupa kılıçlarının doğrusal gücünün dezavantajını net gösterir. Bu eserlerde teknik öğeler, romantik sığlığın yerini alır ve okuyucu “Nasıl başardılar?” sorusunu sormaktan kendini alamaz. Ne zaman ki tarihî romanlarımızda, Mimar Sinan’ın köprü ayakları gibi derinliği yakalarsak, işte o zaman bir lağımcı subayının tünel tavanını üç parmakla yokladığı anlar okuyucular için unutulmaz hale gelmiş olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Velhasıl, bu meselenin edebî bir tercih olmasından öte kültürel bir duruş olduğunu düşünüyorum. Dünyada Patrick O’Brian deniz savaşlarının teknik detaylarında ustadır. Keza Bernard Cornwell’da eserlerinde yer vermiş olduğu kuşatma sahneleri ile okuyucularına mühendislik hassasiyeti sunar. Bizde ise bu durum maalesef henüz yaygın değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa bizim tarihimiz mühendislik dehalarıyla dolu. Mimar Sinan’ın akıntıya göre tasarlamış olduğu köprü ayakları, Lağımcı Ocağı’nın yeraltı savaşları, tophane mühendislerinin balistik hesapları… Bunlar tarihi romanlara taşınmayı bekleyen dev bir hafızayı oluşturan bilgilerden sadece birkaçı. Mamafih, bu hafızayı ihmal eden her tarihî roman, kendi tarihini eksik anlatır. Okuyucuya “Osmanlı topları sadece büyüktü” gibi indirgemeci bir tarih sunar. Oysa gerçek, insanlık tarihinin en zeki problem çözme anlarından biri olduğunu düşündüğüm, Doğu Roma (Namı diğer Bizans) surlarıyla, Osmanlı toplarının matematiksel karşılaşmasıdır. </p>
<p style="text-align: justify;">Küresel örnekler de bize aynı dersi veriyor. Nitekim tarih, İngiltere kralı Edward I’in 1304’teki Stirling Kuşatması’nda kullandığı dev Warwolf adlı trebuchet’inin bile (Outlaw King filminde dramatize edilse de) matematiksel hassasiyetle tasarlandığını bizlere gösteriyor. Lağımcı Ocağı’nın hendese bilgisi, tophane mühendislerinin balistik tabloları vb… Kadim tarihimizin bizlere mirası olan bilgileri kullanmak suretiyle yukarıda zikretmiş olduğum küresel ustalığa rahatça rakip olabiliriz. Bu hususu ihmal etmekle sadece kendi tarihimizi değil, dünya tarihî roman geleneğini de eksik bırakmış oluruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden manifesto net:</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihî roman yazarlarına: Savaş sahnelerinizi yazarken mutlaka bir askerî mühendis, istihkâm subayı veya topçu uzmanına danışın. Çünkü teknik gerçeklik kurgunuzu derinleştirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yayınevlerine ve editörlere: Tarihî roman dosyalarında teknik danışmanlığı zorunlu kılın. Çünkü bu sayede yayın kalitenizi bir üst seviyeye hatta uluslararası arenaya taşımış olursunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Okurlara: Bir savaş sahnesi okurken içinize sinmeyen bir teknik ayrıntı gördüğünüzde sorgulayın. Yorumlarda, sosyal medyada sorun. Çünkü talebiniz, daha iyi kitapların doğmasını sağlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazı, serimizin ikinci bölümüydü. İlkinde mimari tasvirleri ele almıştık. Bu bölümde savaş teknolojilerinin izini sürdük.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü bölümde işi daha da derinleştireceğiz: “Bir Roman Kahramanı Mühendis Olsaydı: Alternatif Tarih Kurguları”. Örneğin eğer Mimar Sinan, bir romanın başkahramanı olsaydı, hesap defterleri, işçilerle çatışmaları, padişahla kurduğu matematiksel diyalogları nasıl anlatılırdı? Bu konuyu yerli ve dünya edebiyatından örneklerle tartışacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi sıra sizde. Bu yazının altına yorumlarınızı bekliyorum: Hangi savaş teknolojisinin romanda daha doğru anlatılmasını istersiniz? Lağım mı, top mu, yoksa deniz savaşlarındaki kadırga tekniği mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Sizin talebiniz, serinin yönünü belirleyecek.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MÜHENDİS GÖZÜYLE TARİHÎ ROMANLAR SERİSİ (BÖLÜM.1)</title>
<link>https://fikirizleri.com/muhendis-gozuyle-tarihi-romanlar-serisi-bolum1</link>
<guid>https://fikirizleri.com/muhendis-gozuyle-tarihi-romanlar-serisi-bolum1</guid>
<description><![CDATA[ Tarihî romanlar sadece birer kurgu mu, yoksa teknik birer mirasın iz düşümü mü? Mühendis Gözüyle Tarihî Romanlar serisinin bu ilk bölümünde; Rumeli Hisarı’nın 138 günlük mucizevi inşa sürecinden İstanbul surlarındaki &#039;üçgenleme&#039; atış tekniğine kadar, mimari yapıların birer &#039;statik dekor&#039; olmaktan çıkıp romanın yaşayan bir karakterine dönüşme serüvenini inceliyoruz. Bir mühendis-yazar perspektifiyle, edebiyatın mimari tasvirlerindeki gerçeklik payını ve teknik derinliğin okur üzerindeki güven inşasını sorgulayan bir eleştiri yolculuğuna davetlisiniz. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c00c160e767.webp" length="84330" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 18:42:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seyit Berker Aydoğan</dc:creator>
<media:keywords>Tarihî Roman Eleştirisi, Mühendis Gözüyle Edebiyat, Mimari Tasvirler, Teknik Kurgu Analizi, Rumeli Hisarı İnşa Süreci, İstanbul Surları Savunma Sistemi, Savunma Mühendisliği, Stratejik Üçgenleme, Lojistik Mühendisliği, Fatih Sultan Mehmed, Boğazkesen, Şahi Topları, Balistik Hesaplar, Orta Çağ Kuşatma Teknolojileri, Kurgusal Gerçeklik, Roman Karakteri Olarak Mekân, Edebiyatta Diyalektik, Mühendis-Yazar Perspektifi, Optimizasyon, Statik Tasvir, Sektirme Atış Sistemi, Mazgal Açıları.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TARİHÎ ROMANLARDA MİMARİ TASVİRLER: GERÇEK Mİ, KURGU MU?</strong></p>
<p>Bir mühendis olarak tarihî roman okumak, bazıları için kaçış, benim için ise bazen bir teknik çatışma alanıdır. Çünkü sayfaları çevirirken, yazarın titizlikle kurduğu o kurgusal evrendeki yapıları, taşları, köprüleri, kemerleri, kuleleri, surları ve savunma-saldırı amaçlı tasarlanan çeşitli araçları zihnimde istemsizce imgelemek suretiyle test ederim. “Bu kule bu açıdan saldırıya gerçekten dayanır mıydı?”, “Bu burç, dönemin kuşatma teknolojisine gerçekten dayanır mıydı?” veya “O su kemeri, anlatıldığı gibi kenti besleyebilir miydi?” gibi soruları ister istemez kendi kendime sorarım. Hatta zaman zaman bu detaylar okuma keyfimi bir mühendislik denetimine dönüştürür</p>
<p>Ve maalesef çoğu zaman da hayal kırıklığı yaşarım. Çünkü birçok tarihî roman, mimariyi anlatı içerisinde yalnızca statik ve ruhsuz bir dekor olarak kullanır. Onu romanın bir öğesi veya karakteri yapmaz. Oysa mimari sadece arka plan değildir. Medeniyetin omurgasıdır, insanın doğayla ve güçle kurduğu en somut diyalektiktir.</p>
<p><strong>Mimariyi Bir Karakter Gibi Okumak</strong></p>
<p>Selçuklu’nun kervansaraylarını düşünün. Eğer bu döneme ilişkin kaleme alınan bir romanda kervansaraylar “taştan bir yapı” diye geçiştiriliyorsa, yazar o taşın dilini duymamış yani benim tabirimle o taşın diline sağır kalmış demektir. Bir kervansarayın avlu ölçüleri, eyvanın kıbleye göre konumu, taş işçiliğindeki motifler vb… yapısal ve mimari detaylar birer tesadüf olmayıp ticari bir lojistiğin, insanların doğal ve manevi ihtiyaçları ve güvenlik mühendisliğinin sonucudur. Nitekim kervansaraylar, inşa edildikleri güzergâh ve bölgelerde güvenliği, ticareti, devletin gözetimini ve hatta dervişlerin nefesini taşırdı.</p>
<p>Tarihî roman yazarı, bu cümleleri okuyabilmeli ve kurgusuna doğru bir dille romanının en ideal kısmına ustaca yerleştirebilmelidir. Ne salt teknik rapor gibi sıkmak, ne de “bir zamanlar burada görkemli bir han varmış” deyip geçmek. Bendenizin, tarihî kurgunun samimiyet sınavı olarak addetmiş olduğu, mühendislik ile edebiyatın buluştuğu nokta da işte tam burasıdır: Yapıyı, içindeki insanın ve dönemin teknolojik imkânlarının hikâyesiyle birleştirmek suretiyle anlatmak. Çünkü mühendislik açısından bir yapı, sadece estetik bir form değil, belirli bir amaca hizmet eden bir optimizasyonlar bütünüdür.</p>
<p><strong>Hatanın Nerede Olabileceğine İlişkin Birkaç Somut Örnek</strong></p>
<p>Geçenlerde çok satan bir tarihî roman okudum. Konu İstanbul’un fethi öncesindeki hazırlıklardı. Yazar, Rumeli Hisarı (Boğazkesen)’nı şöyle tarif ediyordu: “Üç büyük kule, birbirine kalın duvarlarla bağlı.” Nitekim buna benzer birçok popüler romanda da Rumeli Hisarı, yalnızca "üç büyük kulenin birbirine bağlanması" olarak tasvir edilir.</p>
<p>Bu tasvir doğru fakat mühendislik açısından bakarsak bu yapının romanda bir “karakter” yapılmaması eksik. Rumeli Hisarı, mühendislik tarihinde stratejik olarak tasarlanmış en zekice üçgenleme ateş sistemi örneklerinden biridir. Yaşadıkları dönem ve fetih sürecinde devlete yapmış oldukları hizmetlerle ön plana çıkan Saruca Paşa (28 metre yükseklik), Zağanos Paşa (21 metre yükseklik) ve Halil Paşa (22 metre yükseklik) gibi tarihi karakterlerin adlarını taşıyan hisarın bu kuleleri, Boğaz’ın en dar yerinde (698 metre), karşı kıyıdaki Anadolu Hisarı ile sadece simetri ve görsel uyum için değil aralarında bir çapraz ateş üçgeni oluşturacak biçimde konumlandırılmıştır. Nitekim bu fikrin mimari olan Fatih Sultan Mehmed, iki hisar arasında yapılacak top atışlarının kesişme açılarını bizzat hesaplamış olup bu hesaplar sonucu çizdiği krokiler doğrultusunda tespit edilen konumları üzerine inşa edilmiştir.</p>
<p>Yine mühendislik açısından baktığımızda bu yapıyı "karakter" yapan diğer önemli bir unsur ise, yalnızca boyut ve ebatları itibariyle görkemli olması değil, döneminin kısıtlı imkân ve kapasitelerine rağmen çeşitli tehlike ve risklerin kaçınılmaz olduğu bir bölgede inanılmaz kısa bir sürede inşa edilme hızıdır. Rumeli Hisarı, Mart-Ağustos 1452 arasında, sadece 138 gün gibi rekor bir sürede tamamlanmıştır. Bu hızı kurguda sadece "padişahın azmi" ile açıklamak, arka plandaki 1.000 duvarcı ustası ve 2.000 işçinin (rençber) dâhil olduğu muazzam organizasyon mühendisliğini ıskalamaktır. Hisarın beden duvarlarının kalınlığı sabit değildir. Saldırıya en açık olan batı yönünde 5-7 metreye çıkarken, arazinin çok dik olduğu güney cephesinde kaynak optimizasyonu yapılarak 3 metreye indirilmiştir. Bu niş bilgilere anlatımında yer vermeyen bir romancı, bir de bunun üstüne, Saruca Paşa Kulesi'nin 7 metrelik duvar kalınlığını veya Hisarcık (Hisar-ı Beççe)’da bulunan 20 top mazgalını da kurguya yedirmediğinde, tabiri caizse hisarla ilgili en can alıcı bilgi olan Fatih Sultan Mehmed’in Boğaz trafiğini çapraz (makasvarî) ateşle kontrol etme planını okuyucuya aktarma hususunda kuvvetle muhtemel ıskalamış olur. Mamafih bu topların sektirme sistemiyle ateşlendiğinde güllelerin deniz üzerinde yüzer gibi giderek karşı kıyıya ulaşabildiği teknik detayı ise kurguyu bir dekor olmaktan çıkarıp askerî bir deha örneğine dönüştürür. Nitekim roman kahramanı bir Osmanlı mimarın, deniz kenarındaki Hisarcık’ta bulunan 20 top mazgalının açısını, güllelerin deniz yüzeyinde sektirme sistemiyle karşı kıyıya ulaşması için hesapladığı sahne, kurguyu teknik bir şahesere dönüştürür.</p>
<p>Bu durama diğer bir örnek olması açısından İstanbul surlarına da değinebiliriz. Tarihi romanlarda bu surlar genellikle “yıkılmaz taş yığınları” olarak anlatılır. Oysa bu surlar, hendeği, dış suru ve 96 kuleli iç suruyla üç kademeli teşkil edilmiş olan döneminin dünyadaki emsallerine göre en ileri savunma sistemidir. Bu surların önü boyunca devam eden 20 metre genişliğinde ve 10 metre derinliğindeki hendek ise sadece bir çukur değil, saldırganların psikolojik dengelerini bozan ilk mühendislik engelidir. Mühendislik bilinci gözetilmek suretiyle yazılan bir kurguda, surların en zayıf noktası olan Bayrampaşa (Lykos) vadisine, Urban'ın döktüğü devasa "Şahi" toplarının (yaklaşık 8 metre uzunluk, 600+ kg gülle ağırlığı) yerleştirilmesi eyleminin, roman anlatısına bir olay örgüsü bağlamında entegre edilmesi, okuyucunun gözünde kurgunun gerçekçiliğini sağlayabilmek babında bir balistik zorunluluktur.</p>
<p>Hülasa, İstanbul surları hakkında anlatılar içeren tarihi romanlarda sıkça bahsi geçen "açık unutulan kapı”(Kerkoporta) gibi bir efsane yerine, mühendislik gerçeği olan "üçgenleme" (müselles) atış tekniği gibi gerçek hususların kurguda işlenmesinin okuyucuyu aynı zamanda doğru bilgiler ile bilinçlendirme açısında daha isabetli olacağı kanaatindeyim. Surları yıkmak için kullanılan bu teknikte, küçük toplarla iki nokta vurulup yapı zayıflatılır, ardından büyük top bu üçgenin ortasına vurarak yıkımı tamamlardı. </p>
<p>Bu bilgilere haiz bir okur olarak, okumuş olduğum tarihi romanlarda bu derinliği bulamayınca, ister istemez romanlardaki kurgunun geri kalanına da güvenim sarsılıyor. Dolayısıyla ister istemez şu soru aklıma takılıyor: Yazar, bu kadar temel bir yapıyı anlatımında yüzeysel olarak aktarıyorsa, roman karakterlerinin psikolojisini de mi yüzeysel kuruyor?</p>
<p>İşte bu soru, tarihî romana ilişkin okurun en büyük güven krizidir. Çünkü bilinçli okuyucu, yazarın mimariyi ihmal ettiği yerde, tarihsel olguları da ihmal ettiğinden şüphelenmeye başlar.</p>
<p><strong>Çıkış Yolu Belki de Diyalektik Bir Bakıştır</strong></p>
<p>Peki, ne yapmalı? Benim önerim, tarihî roman yazarının, olayların geçmiş olduğu mekânlardaki mimariyi, kahramanlarla diyalog halinde kurgulaması yönünde olurdu.</p>
<p>Mesela: Bir sultanın huzurunda, baş mimar ile kumandanın surların onarımı üzerine tartıştığı bir sahne düşünün. Mimar, “Bu burç, yeni toplar karşısında üç gün dayanır” der. Kumandan, “Üç gün bize yeter. Yakındaki göl civarında nöbet tutan askerler o vakte yetişirler.” der.</p>
<p>Bu sahne okuyucuya sadece surların yapısını değil, dönemin teknolojik eşiğini, zaman algısını, askerî stratejiyi hatta bürokrasinin karar alma mekanizmasını gösterir. İşte bu durumda mimari, okuyucu için bir bilgi notu olmaktan çıkmakla beraber kurgudaki çatışmanın, karakterlerin ve ideolojilerin ta kendisi olur.</p>
<p>Bu bakış açısı diyalektiktir. Çünkü bu aşamada tez (savunma ihtiyacı) ile antitez (yeni topların yıkıcı gücü) çatışır ve bu çatışmadan sentez (surların yeniden inşası) doğar. Okuyucu bu sentezin içinde kaleme alınan satırlarda, hem teknik gerçekliği hem de insani trajediyi hisseder.</p>
<p>Diyalektik ve sentez kavramlarını örneklendirmek gerekirse; bir tarihi roman yazarı için Orta Çağ'ın dikey savunma hatları (tez) ile Topçu Çağı'nın yatay ateş gücü (antitez) arasındaki çatışma bir diyalektiktir. Sentez ise, artık hiçbir kale duvarının toplar karşısında duramayacağının anlaşıldığı ve askeri mimarinin kökten değiştiği o andır. Kurguda, bir Doğu Romalı (Namı diğer Bizanslı) mühendisin top atışları neticesinde surlarda oluşan çatlakları izlerken yaşadığı dehşeti veya Osmanlı topçularının aşırı ısınan tunç namluları yağ ile soğutma çabasını veya sur altına kazılan lağımların (tünel) etkisini anlatmak, teknik derinliği perçinlemek suretiyle okuyucunun bu satırlarda gerçekliği de soluyabilmesini sağlayacaktır. Kurguda teknik derinliği perçinleyecek unsurlar babında; yaklaşık 17 tonluk devasa topların nakliyesini kolaylaştırmak için geliştirilen, barut haznesi ve namlunun birbirine vidalı/parçalı olarak takıldığı modüler sistem olan “vidalı top teknolojisi” veya Galata surlarının arkasındaki gemileri vurmak için padişahın bizzat balistik hesaplarını yaptığı aşırtma atışlı havanlar olan “havan topları” unsurları da kullanılabilirdi.</p>
<p><strong>Küresel ve Yerel Bağlam</strong></p>
<p>Şimdi bu tespitimize biraz da genel perspektiften bakalım. Neden bu konu bu kadar önemli? Çünkü Türkiye’de tarihî roman satışları son yıllarda patlama yaşıyor. Her hafta yeni bir roman raflarda. Okurlar, tarihle kurdukları bağı bu romanlar üzerinden inşa ediyor.</p>
<p>Eğer bu tarz romanlarda mimari, mühendislik, teknik gerçeklik yüzeysel veya hatalı aktarılırsa, okur yanlış bir tarih bilinci edinir. En amiyane tabirle, “Doğu Roma (Namı diğer Bizans) surları sadece taş yığınıydı” sanır. Oysa İstanbul surları, döneminin en ileri tabliye sistemini barındırıyordu.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki; Fatih Sultan Mehmed yalnızca bir fatih değil, aynı zamanda bizzat planlar çizen, balistik hesaplar yapan ve kuşatma teknolojisini devrimci bir noktaya taşıyan bir "mühendis-lider" profilidir. Tarihi romanlarda da mimariyi buna benzer bir bakış açısı ile okumak, tarihin ruhuna dokunmaktır.</p>
<p>Bu durum sadece edebî bir kusur değil, aynı zamanda kültürel bir ihmaldir. Mühendislik mirasımızı doğru anlatmak, onu korumak kadar önemlidir. Bir romanda yanlış anlatılan su kemeri veya çeşme gibi bir eser, toplumdaki teknik bilinçte bir gedik açmak suretiyle o eserin halk nezdindeki değerini de azaltır.</p>
<p>Bu yüzden manifesto netliğinde bir çağrı yapıyorum:</p>
<p>Tarihî roman yazarlarına ve editörlerine — Romanlarınızın teknik danışmanları olsun. Bir mimar, bir inşaat mühendisi, bir sanat tarihçisi. Romanınızın kurgusuna katacağı birkaç sayfalık doğru bilgi, eserinizin ömrünü katlar.</p>
<p>Tarihî roman okurlarına— Okuduğunuz tarihî romanda bir yapı tasviri sizi rahatsız ettiğinde sorgulayın. Araştırın. Çünkü bilinçli okurlar, bir yapı tasvirinde teknik bir tutarsızlık sezdiğinde sorgulamalıdır. Çünkü kurgudaki mimari ne kadar sağlamsa, romanın ruhu da o kadar ayakta kalır. Eğer yazarın bu konuda ihmali varsa muhakkak bu hususu dile getirin. Çünkü emin olunuz ki sizin bu sorgulamanız, sonradan kaleme alınması planlanan bu tarz kitapların daha iyisinin yazılmasını sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Peki, Bu Seride Neler Var?</strong></p>
<p>Bu yazım, toplam beş bölümden oluşmasını düşündüğüm “Mühendis Gözüyle Tarihî Romanlar” serisinin ilk bölümüydü. Gelecek bölümde ise çok daha spesifik bir konu olan savaş teknolojilerinin edebiyattaki yansımasına değineceğiz.</p>
<p>Günümüze kadar geçen süreçte; mancınıkların, topların, lağımların romanlarda nasıl anlatıldığını, nerede gerçeklikten koptuğumuzu, nerede ise tam isabet yakaladığımızı konuşacağız. Hatta bir roman kahramanının lağım patlatma anını bir istihkâm subayı gözüyle yeniden kurgulayacağız.</p>
<p>Eğer bu yazı, sizin de aklınızda bir soru işareti uyandırdıysa, şimdiden yorumlara yazın. Çünkü bu seri, sizin sorularınızla birlikte şekillenecek.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalıbın Kıyısında: Kendine Doğru Bir Çözülüş</title>
<link>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2936</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2936</guid>
<description><![CDATA[ Sınırların gerçekten sana mı ait? İnanç kalıplarını sorgula, zihnini özgürleştir ve potansiyelini yeniden keşfet. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69bfe5cbf3c01.webp" length="21880" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 15:53:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülcan Sancak</dc:creator>
<media:keywords>inanç kalıpları, sınırlayıcı inançlar, kişisel gelişim, farkındalık, potansiyel, öz farkındalık, zihinsel dönüşüm, içsel dönüşüm, bilinç, kendini keşfetmek, zihinsel kalıplar, özgürleşme, içsel güç, düşünce kalıpları, kişisel farkındalık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, çoğu zaman kendine öğretilmiş bir hikâyenin içinde yaşar.Adına gerçeklik der; oysa bu, tekrarın ikna edici gücüdür.Zihne yerleşen her inanç, görünmez sınırlar çizer.Ve insan, bu sınırların içinde dolaşırken özgür olduğunu sanır.</p>
<p>“Yapamam.”</p>
<p>“Ben böyleyim.”</p>
<p>“Benim sınırım bu.”</p>
<p>Bu cümleler sana ait değildir.</p>
<p>Onlar, içselleştirilmiş korkuların sesidir.</p>
<p>İnsan, kendine ait olmayan bir sesi iç sesi sandığı anda</p>
<p>kendi hakikatinden uzaklaşır.Dönüşüm, yeni bir şey eklemekle değil,yanlış olanı fark etmekle başlar.Çünkü hakikat, öğrenilen değil; üzeri örtülendir.İnanç kalıpları seni korur gibi görünür, ama aslında seni küçültür.</p>
<p>Ve bir gün…</p>
<p>O kalıpların içinde nefes alamadığını fark edersin.İşte o an, kırılmazsın—çözülürsün.Bir düşünceyi sorguladığında,yalnızca onu değil, ardındaki tüm yapıyı sarsarsın.</p>
<p>Ve görürsün:</p>
<p>Sınır sandığın şey, yalnızca bir inançtır.Potansiyel, ulaşılacak bir zirve değil; üstü örtülmüş olanın açığa çıkmasıdır.İnsan, ekleyerek değil; bırakarak büyür.Ve en sonunda şu soruyla karşılaşırsın:</p>
<p>“Ben, bana anlatılanların neresindeyim?”</p>
<p>Bu soru bir cevap değil, bir uyanış başlatır.</p>
<p>Ve o uyanış…</p>
<p>Seni, sana geri verir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KALABALIKLAR İÇİNDE YALNIZLAŞMAK KADER Mİ TERCİH Mİ?</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalabaliklar-icinde-yalnizlasmak-kader-mi-tercih-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalabaliklar-icinde-yalnizlasmak-kader-mi-tercih-mi</guid>
<description><![CDATA[ Yalnızlık ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69bf836be54d3.webp" length="19100" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 08:53:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Yalnızlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hani bir söz vardır: "Kuru kalabalıklar içinde kaybolmaktansa yalnız kalıp kendimle yüzleşmeyi tercih ederim. "Yalnızlık ALLAH'a mahsustur"derler. Peki; dağa çekilip tek başına yaşama imkânı veya lüksü olmayan sosyal bir insan neden yalnızlığı tercih eder?</p>
<p>Yalnızlık çoğu kez kendinle yüzleşme, muhasebe ve muhakeme aracı olarak görülür. Örneğin; gayet doğal olan ağlama eylemini yüreği dertle dolup taşan bir birey kalabalıklar içinde gerçekleştiremez, gözyaşlarını rahatlıkla akıtamaz. Bunun nedeni de ağladığını görenlerin kendisini zayıf bir yaratık olarak tanımlama korkusudur. Oysa fıtrî bir ihtiyaçtır ağlamak. Âlimlerimiz çok gülmek kalbi öldürürken; ağlamak kalbi yumuşatır, merhameti celbeder, buyurmuşlardır. Hiç unutmam: Hem sınav kaygısı hem de uğradığım bir hakaret beynimden kan fışkırırcasına üzmüş, sarsmıştı beni. İçimde biriken ôfkeyi dışa vursam, taş üstüne taş kalmazdı, kanayan nice yaram vardı hem sevdiklerimden hem de dost bildiklerimden hatıra kalan. Kırılmasın, üzülmesin diye defalarca kırılan ve haddinden fazla üzülen ben. Kimse anlamak istemiyordu, bu yüzden ne dilimi yormak ne de aciz olduğumu göstererek onları memnun etmek istemedim. Üniversite öğrencisiydim, zeki ve donanımlı bir talebeydim, ancak en büyük talihsizliği dost kazanmak için gösterdiğim olağanüstü mücadelelerde yaşadım. Yalnızken öfkemi serbest bıkakıyor, bağırıp çağırarak duvarları yumrukluyordum, bunu dışarıda yapamazsınız: Size aklî melâikelerini kaybetmiş, damgasını hemen vururlar. O günün gecesinde ise arkadaşlarla çay -sohbet-muhabbet derken aklıma birden evlenmek üzereyken ayrıldığım kız geldi, nerdeyse isyan edecektim artık. Gözümden birkaç damla yaş döküldü, arkadaşım anlamadı bile. Erek dağı karşımda duruyordu. Hızlı adımlarla kilometrelerce uzakta olan dağa doğru yürüdüm, çok zorlu bir süreçti, tepesine kadar çıkıp bağırmak istedim, ancak dağ uzaktaydı, sönük ışıkların arasında yolun yarısına kadar yürümüş, defalarca; Yeter artık! diye bağırmıştım, yara bere içinde ve avazım çıktığı kadar bağırdım! Evet avazım çıktığı kadar! Gönül yarası vücudunuzda kırılan veya bir müddet sonra iyileşen bir çizik değildir. Biliyor musunuz, bazı yaralar uzun yıllar geçmez. Yalnızlığın sebeplerinden biri de anlaşılamamaktır. Geleceğe yön veren duygu ve düşüncelerinizin önemsenmemesidir. Ben yalnızlığı en derin duygularla yaşayan biri olarak insanları dinlemeyi öncelik hâline getirdim, dinlemeden anlayamazsınız, anlamadan çözüm üretemez, bir gönle şifa olamazsınız!</p>
<p>Yıl 2026!</p>
<p>Artık dilime pelesenk olmuş bir söz vardır: "21.yüzyıl yalnızlığın zirvesidir. "Baş döndürücü bir hızla gelişen teknoloji bu yalnızlığın bir diğer nedenidir. Teknolojiyle birlikte insanlarda oluşan lüks yaşama düşüncesi başka bir nedendir. Haddinden fazla özgür olmak isteyen insanların bu sevgili olabilir eş olabilir, hiç farketmez ayrılmalarının sebeplerinden birisi...Yuvalar hızla yıkılıyor, ocaklar sönüyor... Birbirlerine canım, kardeşim, ahiretliğim, ilk göz ağrım, herşeyim diyenlerin bile birbirlerini rahatlıkla kandırabildikleri, güven ve sadâkat noktasında ciddi kırılmaların yaşandığı bu dönemde yalnızlık çoğu zaman bir tercih meselesi olabiliyor.Geçmişte ağzı yanan,farklı entrikâlarla acıları deneyimleyen, insanları buna göre konumlandıran, notunu ona göre veren çoğu insan yalnızlığın bir selâmet ve güvende kalma aracı olduğuna inanarak kitlelerden uzaklaşma kararı almıştır. Bazı insanlar doğuştan veya sonradan meydana gelen fiziksel ve zihinsel engellerinden dolayı yalnızlığa terk edilirken; bazı insanlar daha fazla hayalkırıklığı yaşamamak için birileriyle arasına mesafe koymak zorunda kalır. Öte yandan;</p>
<p>evimizdeki bilgisayarlar ve elimizden hemen hemen hiç düşmeyen akıllı telefonlar yüzünden gerçek duygular ve muhabbet ortamı da tamamen sanal bir düzen üzerine kurulmuştur. Bugünki tabirle; yapay bir hâle gelmiş ve getirilmiştir. Bireyler eğlenceye ve aşırı tüketime teşvik edilirken, aileler hep birlikte bir sofranın başında ağız tadıyla bir tas çorba içemez hâle geldi. İletişimsizlik öyle bir boyuta ulaştı ki, artık aynı evde yan odadan eşler birbirinden bir şey isterken telefonla yazışıyorlar. Şurda hemfikir olalım: teknoloji hayatımızı kolaylaştıran önemli bir şey ve fayda eksenli kullanıldığında çok güzel şeyler ortaya çıkabiliyor. Bazı uygulamalarda karşımıza çıkıyor işte: İnsanın yıllar önce ölmüş anne babasıyla canlıymışçasına kucaklaşması gibi. Artık birçoğumuzun vaz geçemediği yapay zekâ gündelik işlerimizi kolaylaştırıyor. Ancak her ilacın bir yan etkisi de vardır: Her şeyin fazlası, abartılması fayda değil zarar verir. İnsanı yalnızlığa sevkeden temel sebeplerin üzerine gidilmeli, toplumu inşâ eden ve ayakta tutan aile kurumunun daha fazla tahribata uğramasının önüne geçecek ciddi kurallar ortaya konulmalıdır. Eğer bu çalışmalar yürütülmezse çökmüş ve kokuşmuş bir toplum meydana gelir. Herşeyden önce insanları bir çatı altında toplayacak birtakım teşebbüslerde bulunulmalıdır. Gerçek gücün birlik ve beraberlik ruhunu diri tutmakta olduğunu unutmayalım.</p>
<p>Tüketim çılgınlığı, teknoloji bağımlılığı ve aşırı özgürlük düşüncesinin açtığı yaralar tamir edilemez boyutlarda. Her birey kendinden sorumludur, toplumdan önce kendimize bir çeki düzen verelim, ailelerimize sahip çıkalım. Yıkıcı ve sarsıcı ayrılıkların önüne geçelim!İnsanları bizden nefret ederek uzaklaşacakları sebepleri ortadan kaldırmak zorundayız!</p>
<p>Sevdiklerinizi, çevrenizdeki insanları yalnızlığa alışacak hâle getirmeyin. Onları dinleyin,</p>
<p>anlayın, sevin...Yalnızlık birçok şeyle boğuşmaktır aslında. Zorda kalmadıkça, zorlanmadıkça hangimiz yalnız yaşayıp yalnız ölmeyi tercih edebiliriz ki!</p>
<p></p>
<p>~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍? </p>
<p>~Serdengeçti</p>
<p>Abdulaziz ADAKAN </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Acaba Ne Derler?</title>
<link>https://fikirizleri.com/acaba-ne-derler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/acaba-ne-derler</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69bec347b492f.webp" length="18884" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 19:13:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan bazen kendi hayatının başrolü olmaktan vazgeçip, başkalarının düşüncelerinde yazılan bir karaktere dönüşür. En çok da “Acaba ne derler?” sorusu yüzünden malesef… Bu soru, masum bir merak gibi başlar ama zamanla insanın içini kemiren bir suskunluğa dönüşür. Çünkü başkalarının ne düşündüğünü fazlaca düşünmekten, kendi düşüncelerimizi susturmanın en kibar yoludur.</p>
<p>Kendi kararlarımızı verirken bile içimizden bir ses yükselir: “Ya yanlış anlaşılırsa ya farklı düşünülürse?” İşte o an, kendi hayatımızın hakimiyetini başkalarına bırakmış oluruz.</p>
<p>Bu durumun geçmişinde çoğu zaman reddedilme korkusu yatar. Küçüklüğümüzden beri “ayıp olur”, “el alem ne der” gibi cümlelerle büyütülürüz.. Artık dışarıdan kimse bir şey demese bile, biz kendi kendimizi yargılamaya başlarız.</p>
<p>Ama şu gerçeği çoğu zaman unuturuz: İnsanlar düşündüğümüz kadar bizi düşünmez. Herkes kendi hayatının telaşında, kendi hikâyesinin içinde kaybolmuş durumda. Bizim üzerimizden geçen bir düşünce, onların zihninde sadece birkaç saniyeliktir. Fakat biz o birkaç saniyeyi, saatlerce hatta günlerce içimizde büyütürüz.</p>
<p>Başkalarının düşüncelerine göre yaşamak çok yorucudur. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibi görünür fakat içeride insanın nefesi daralır. Çünkü gerçek benliğimiz, o kafesin içinde sıkışıp kalır. Ne istediğimizi, ne hissettiğimizi, kim olduğumuzu bile unutmaya başlarız.</p>
<p>Özgürlük tam da burada başlar. Herkesin seni sevmesi gerekmediğini kabul ettiğinde. Ve en önemlisi, kendi sesini başkalarının sesinden ayırt edebildiğinde…</p>
<p>Belki de sorunumuz, insanların ne düşündüğünü umursamamak değil; o düşüncelerin bizim hayatımızı ne kadar izin verdiğimizi fark etmektir. Çünkü hayat, başkalarının onayını almak için harcanacak kadar uzun değildir. Fakat kendi gerçeğini yaşamak için çok kısa.</p>
<p>Ve bazen en büyük cesaret, sadece kendin gibi yaşamaktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İslami Sandığımız Şamanizm Gelenekleri</title>
<link>https://fikirizleri.com/islami-sandigimiz-samanizm-gelenekleri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/islami-sandigimiz-samanizm-gelenekleri</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69be545d170ce.webp" length="17168" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 11:19:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ümit Ozan Korkmaz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Türkler İslamiyet'e geçerken Şamanizm'in etkisinden tamamen çıkarak geçmemiştir. Bu yazımda İslamiyet sandığımız ama aslında Şamanizm etkisinde olan durumlardan bahsedeceğim. Türklerin nasıl İslamiyet'e geçtiğini de Fikir İzleri'nde yazdığım bir başka yazıdan okuyabilirsiniz. </p>
<p></p>
<p><strong>BEBEĞİ KIRKLAMAK</strong></p>
<p>Eski Türklerde 40 sayısı kutsaldır. 40 gün ruhsal arınma süresi olarak kabul edilir bu yüzden de doğan bebek 40 günlük olunca kırklanırdı.</p>
<p></p>
<p><strong>BEBEĞİ TUZLAMAK</strong></p>
<p>Bebeğin kokmaması için tuzlandığı söylense de tuzun Şamanizm'de bebeği arındırdığına ve kötü ruhları uzaklaştırdığına inanılırdı.</p>
<p></p>
<p><strong>TAHTAYA VURMAK</strong></p>
<p>Şaman inancında Türkler olumsuz konuşup kötü ruhları etkilememek için tahtaya vuruyorlardı.</p>
<p></p>
<p><strong>KAPI EŞİĞİNE BASMAMAK</strong></p>
<p>Şamanizm inancında ruhların kapı eşiklerinde bulunacağı düşünüldüğü için Türkler kapı eşiklerine basmayı uğursuzluk olarak görmüşlerdir.</p>
<p></p>
<p><strong>KAPIYA YAĞ-BAL SÜRMEK</strong></p>
<p>Gelinin kapıya yağ ve bal sürmesi evin bolluk ve bereketli olması için yapılır. Bu gelenek eski "Saçı" geleneğinin devamıdır.</p>
<p></p>
<p><strong>TÜRBE-YATIR ZİYARETİ </strong></p>
<p>İslamiyet'te kesinlikle türbe ve yatırdan bir şeyler istemek yoktur, sadece Allah'tan istenir. Eski Türkler'de ise önemli kişilerin mezarları sadece bir mezar değil aynı zamanda anıttır. </p>
<p></p>
<p><strong>ÇAPUT BAĞLAMA</strong></p>
<p>Türbe ziyaretlerinde de olduğu gibi bir ağaca veya bir mezara çaput bağlayarak dilek dilemek İslamiyetle örtüşmez. Şamanizm inancında ağaçlar ve doğa kutsal sayılır. Şaman davullarında bulunan hayat ağacı da bunun kanıtlarından biridir. Şaman inancı çaput bağlama ritüelinin adı "Çalama"dır.</p>
<p></p>
<p><strong>ÖLÜNÜN EŞYALARINI DAĞITMAK</strong></p>
<p>Eskiden Türkler ölümü evden uzaklaştırmak bir nevi ölümü evden arındırmak için ölülerin eşyalarını dağıtırlarmış. Toplumumuzda ise ölen kişinin ruhunun huzursuz olacağı için dağıtıldığı inancı vardır.</p>
<p></p>
<p><strong>ÖLÜNÜN 7'Sİ VE 40'I</strong></p>
<p>Ölünün 7'si ve 40'ı ölünün dönüm noktaları olarak kabul edilir. 7'sinde ruhun Tanrıya ulaşmak için gök katlarını aşması gerektiği düşünülür. Türkler 7'sinde ölen yakınlarını geleneksel merasimle öteki aleme uğurlarlar. 40'ında Şamanın düzenlediği ayin ise geçiş ritüeli olarak adlandırılabilir. </p>
<p></p>
<p><strong>"ALLAH YUKARIDA GÖRÜYOR"</strong></p>
<p>İslam inancında Allah her yerdedir. Şamanizm inancında ise Tanrı göktedir. El açıp göğe bakarak dua etmek de bu inançtan geliyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nerede O Eski Bayramlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/nerede-o-eski-bayramlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/nerede-o-eski-bayramlar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69bdf12d9dba8.webp" length="138624" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 04:16:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords>#ramazanbayramı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Eski bayramları büyük bir özlem ile yad ederken, sıkça duyduğumuz bu sitem cümlesine baktığımızda; aslında ne kadar haklı olduğunu görmekteyiz. Anlam veremediğim noktalardan birisi ise ne kadar eski olduğu. Türklerde bayram, Türkçenin en eski sözlüğü Lugâtit-Türk kayıtlarında "bagram" olarak karşımıza çıkıyor. Biz ise Osmanlı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında nasıl bir bayram yaşanıyordu buna bakacağız.</p>
<p>‎​Osmanlı'da bayram hazırlıkları titiz bir temizlik ile başlıyordu. Çocuklar ise bayramlıklarını heyecanla arefe gününden giydikleri için onlara "Arife Çiçekleri" ismi verilmiş. Zimem Defteri" olarak karşımıza çıkan gelenekte ise zenginler mahalle bakkallarına giderek veresiye defterinden bir sayfa açtırır ve oradaki borçları ödermiş. Bayram hilalinin görülmesi ile ilk gören kişi şahitler ile kadıya gidip cülû (müjde parası) alırmış. Hilal görününce kale ve donanmalarda top atışları ile bayramın gelişi müjdelenirmiş.</p>
<p>‎​Bayram sabahı, gün bayram namazı ile başlarmış. İnsanlar temiz kıyafetlerini giyip camiye gidermiş. Padişah ise Sultan Ahmet veya Ayasofya'da bayram namazını kılmak için saraydan çıkarmış. Yolda saflar halinde dizilmiş halk ve asker ile padişahın selamlaşmasına ise "Teşrifat" denirmiş.</p>
<p>‎​Namazdan sonra herkes bayramlaşırken, küsler barıştırılırmış. Padişah ise sarayda devlet erkanı ile bayramlaşırmış. Elbette bu sıkı bir protokol ile olurmuş ve bu duruma "Muayede" denirmiş.</p>
<p>‎​Evlerde ise el açması baklavalar, gül şerbetleri ve çeşitli şekerlemeler ikramlık olarak hazırlanırmış. Çocuklara şekerleme ve işlenmiş mendil içerisinde harçlık verilirmiş. Meydanlar ise panayırlar kurulur, eğlenceler düzenlenirmiş. Hacivat-Karagöz, meddahın hikayeleri, cambaz gösterileri, dönme dolap ve salıncaklar ile hayli eğlenceli bayramlar kutlanırmış.</p>
<p>‎​Cumhuriyet'in ilk yıllarında ise dini bayramlarımıza sadık kalındığı gibi üç tane de milli bayramlarımız eklenmiştir. 1935-de çıkarılan yasa ile bayramın süresi ve statüsü yasallaşmıştır. Osmanlı'daki görkemli saray törenleri yerini daha halk odaklı ve mütevazı kutlamalara bırakmıştır. Zimem geleneği Cumhuriyetin dayanışma ruhu ile Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu gibi alanlara bağış yapma olarak evrilip devam etmiştir. Arife çiçekleri belirli bir zaman daha devam ederken, bayram eğlencelerine halkevlerindeki balo ve tiyatrolar eşlik etmiştir. Yüz yüze tebriklerin yanı sıra kartpostallarda hayatımıza girmiştir. Bu dönemde bayramlar sadece kutlama değil, yeni bir toplum ve kimlik inşa etme sürecinin önemli bir parçası olmuştur. Bayramlar değişen zamanlara rağmen, bir milletin duygularını yansıtan en güçlü köprü olmaya devam etmiştir.</p>
<p>‎​Günümüzde ise bayramlar heyecanını kaybetmiş, bireysel tatil olarak kutlanmaya başlamıştır. Yüz yüze tebrikleşmeler yerini dijital mesajlara bırakmaya başladı. Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın, hem mahalle ve meydan hem de sanatsal etkinliklerimizi kaybetmeye başladığımız bir dönemdeyiz. Değişim ilk bizden başlıyorsa, bizler tarihimize, kültürümüze ve bayramlarımıza sahip çıkmak zorundayız.</p>
<p>‎​Ömür sayılı gün ve ne zaman biteceğini bilmediğimiz bir yolculuk. Bayrama kavuşmak nasip olduysa, o bayramın hakkını vermekte Ata emanetidir bizlere.</p>
<p>Ramazan Bayramımız Mübarek olsun. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MERAK EDİYORUZ AMA NEYİ VE NEDEN?</title>
<link>https://fikirizleri.com/merak-ediyoruz-ama-neyi-ve-neden</link>
<guid>https://fikirizleri.com/merak-ediyoruz-ama-neyi-ve-neden</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9b1c116fe8.webp" length="50136" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 04:17:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>SERÇİN ÇELİK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Merak etmek, doğduğumuzdan itibaren var olan duygularımızdandır. İnsan her şeyi merak edebilir; geleceğini, ailesini, çocuğunu, arkadaşını, kendi hakkındaki düşünceleri, seçimlerinin sonuçları gibi.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bizler neyi ve neden merak ediyoruz? Toplumumuzda ve dünya genelinde merak etme duygusu maalesef insanların hayatlarını yargılamak, öğrenip kıyaslama yapmak veya özelini bilmek gibi hadsizlik üzerinedir. İnsanların kiminle oldukları, bekarlara evlilik, evlilere çocuklar veya insanların arkadaşları hakkında sırf merakını gidermek için sormak, ısrarla konuşmaya çalışmak saygısızlıktır. Ayrıca merak etme duygusunu kötüye, kalitesizliğe kullanmaktır. Elbette sevdiğimiz kişileri merak ederek hallerini sormak, önemsemek ve yanlarında olmaktan bahsetmiyorum. Birini merak etmek ile merakla had bilmemeyi ayırt edememek, iyilik kisvesi altında karşı taraf sormadığı ve danışmadığı halde tavsiyeler vermek, kişinin kendi düşüncelerini ve yargılarını karşısındakine empoze etmenin bir yoludur. Toplumun bazı kesimi hayat tecrübelerinden ve doğruluğuna inandığı zihniyetlerinden dolayı kendilerini karar mercii veya danışılması gereken kişiler olduğuna inanarak hayatın üst mertebesindenmiş gibi davranıyorlar. H</strong></em><em><strong>er insanın öğrenme yolu, tecrübeyi yaşaması ve yaşadıklarından sonuç çıkarması başkadır, bu durum kişinin kendisini ilgilendirir. Çünkü bu, yalnızca kişinin kendini merak etmesi ve kendini düşünüp tartması gereken durumdur.</strong></em></p>
<p><em><strong>Ayrıca kıskançlıktan merak edildiğini düşünen bazıları, insanlara mesafe koymak yerine nispetle davranışlar sergileyerek kendilerini komik ve küçük düşürücü hâle getiriyorlar. Bu tarz davranışları en çok meslek, statü, eğitim, para ve evlilik alanlarında görüyorum. Kaliteli insanlar kendilerinden ödün vermeden sadece hayatlarına odaklanmalarıyla cevap vermiş olurken, kalitesiz insanlarsa hep merak edildiklerini ve merak edenlerin tavırlarını da merak ederek, başkalarının meraklarına</strong></em><em><strong> göre hayatlarına devam ediyorlar.</strong></em></p>
<p><em><strong>Kendimizle yola çıkarak sanattan, bilimden, spordan, yaşamaktan ve duygulardan </strong></em><em><strong>öğrenmeye, bilmeye, keşfetmeye, gelişmeye meraklı olmak varken; yalnızca insanları meraktan dolayı öğrenip hakkındaki birtakım bilgilere </strong></em><em><strong>ulaşmak, hayatları üzerinden fütursuzca keşfetmek, kişinin kendini aşağıya çekerek kendine yaptığı büyük kötülüktür.</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çanakkale’nin &amp;quot;On Beşlik&amp;quot; Şehitleri</title>
<link>https://fikirizleri.com/canakkalenin-on-beslik-sehitleri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/canakkalenin-on-beslik-sehitleri</guid>
<description><![CDATA[ Çanakkale Zaferi, Çanakkale Şavaşı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69badb3ae8de7.webp" length="40508" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 20:26:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>Deneme, yazar, şiir, köşe yazısı, hikâye, ayrılık, dostluk, sevgi, aşk, köy, özlem, hasret, huzur, aile, özgürlük, yalnızlık, Çanakkale Şavaşı, Çanakkale Zaferi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih, genellikle generallerin stratejilerini, harita üzerindeki okları ve kazanılan toprakların metrekaresini yazar. Ancak Gelibolu’nun o barut kokulu sırtlarında, tarih kitaplarının sayfalarına sığmayacak kadar büyük, kağıdı yakacak kadar sıcak hikayeler gizlidir. Bugün size, vatan sevgisinin biyolojik acıyı nasıl alt ettiğini, bir <strong>“tetik” </strong> ile bir <strong>“parmak” </strong>arasındaki o korkunç ama asil gerçek hayat hikayesini anlatacağım.</p>
<p><strong>“Komutanım, Tüfek Basmıyor! ”</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Seddülbahir’de gökyüzü, mermiden bir yorgan gibi çökmüştü Mehmetçiğin üzerine. Toz, duman ve kan birbirine karışmıştı. Siperlerin içinde, henüz bıyığı terlememiş bir delikanlı, elindeki tüfeği hırsla çekiştiriyor, mekanizmaya yükleniyordu. Gözlerinde yaş değil, görevini yapamamış olmanın verdiği o saf kahır ve hüzün vardı.</p>
<p></p>
<p>Yanındaki komutanına seslendi sesi titreyerek:</p>
<p> <strong>“Komutanım! Yetiş... Tüfeğim bozuldu, tetik basmıyor!”</strong></p>
<p>Komutan, barut karası içindeki askerin eline baktı. Gördüğü şey, bir tüfek arızası değildi. Gördüğü, insanlık onurunun en üst mertebesiydi. Tüfek sağlamdı; pırıl pırıl mekanizmasıyla emre amadeydi. Bozuk olan, eksik olan tüfek değil, o tetiği çekecek olan <strong>“parmaktı”</strong>. Bir şarapnel parçası, gencin parmağını bir tüy gibi koparıp götürmüştü de, vatan derdine düşen çocuk kendi canının eksildiğini fark etmemişti bile.</p>
<p>Komutanın boğazı düğümlendi, sesi bir yumru gibi oturdu göğsüne:</p>
<p><strong>“Tüfek sağlam oğlum... Senin parmağın kopmuş!”</strong></p>
<p></p>
<p>O an sustu her şey. Deniz sustu, mermiler havada asılı kaldı. Bir insanın, vatanını savunma azmiyle kendi bedenini unutması; işte <strong>“Çanakkale’yi Geçilmez”</strong> kılan o tılsımlı delilik buydu.</p>
<p></p>
<p><strong>Hey On Beşli On Beşli Oyun Havası Değil, On Beşlik Şehitlere Yakılan Ağıdı</strong></p>
<p></p>
<p>Biz bugün o meşhur ezgiyi duyduğumuzda ellerimizi havaya kaldırıp oynuyoruz ya; <strong>“Hey Onbeşli Onbeşli...” </strong>diye. Oysa o ritmin altında, 1315 doğumlu çocukların, yani henüz 15-16 yaşındaki fidanların ana kucağından kopup ölüme gidişinin hıçkırığı vardır.</p>
<p></p>
<p>Tokat yollarında taşlananlar değil, vatanın her karış toprağını kanıyla sulayanlardır onlar.</p>
<p></p>
<p> Düğüne gider gibi cepheye koşan, annesinin başına yaktığı kınayı<strong> “Vatana kurban olsun”</strong> diye taşıyanlardır.</p>
<p></p>
<p>Dünya üzerinde hiçbir ordu, evladının parmağı koptuğunda <strong>“tüfeğim bozuldu” </strong>diye ağladığı bir milletle baş edemez. Çünkü o parmak sadece et ve kemikten ibaret değildir; o parmak, bir milletin namusuna uzanan ellere çekilen son settir.</p>
<p></p>
<p>Bugün o topraklarda rüzgar estiğinde, hala o çocukların fısıltısını duyar gibi oluruz. Onlar, bize sadece bir toprak parçası değil, bir <strong>“Vatan” </strong>bir <strong>“asalet” </strong>unutulmaz bir <strong>“destan” </strong>ebedi bir <strong>“kahramanlık” </strong>bıraktılar. Acıyı hissetmeyecek kadar büyük bir dava adamlığını miras bıraktılar.</p>
<p></p>
<p>Eğer bugün bu satırları özgürce okuyabiliyorsak, <strong>“tüfeğim bozuldu”</strong>  diye feryat eden o parmaksız kahramanların ve on beşlik fidanların ödediği bedel sayesindedir. Onların tetiğe basamayan parmakları, bugün bizim kalem tutan ellerimiz, yarınları kuran irademizdir.</p>
<p><strong>18 Mart Çanakkale Zaferi Kutlu Olsun! </strong></p>
<p>Şehitlerimizi saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyorum. </p>
<p></p>
<p>Gözlerimizden düşen her damla yaş, onların ruhuna bir gül suyu olsun. Ruhları şad mekanları Cennet olsun...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;de Tarihçilik ve Tarihçiler Üzerine Eleştiri</title>
<link>https://fikirizleri.com/T%C3%BCrkiyede-Tarih%C3%A7ilik-ve-Tarih%C3%A7iler-%C3%9Czerine-Ele%C5%9Ftiri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/T%C3%BCrkiyede-Tarih%C3%A7ilik-ve-Tarih%C3%A7iler-%C3%9Czerine-Ele%C5%9Ftiri</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;de Tarihçilik ve Tarihçiler Üzerine Eleştiri ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_688f5d11ce5bb.webp" length="22286" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 23:55:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Türkiye&#039;de Tarihçilik ve Tarihçiler Üzerine Eleştiri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversite eğitimi Tarih Bölümü olan biri olarak söylüyorum; bunlar benim analiz ettiğim ve fark ettiklerimdir:</p>
<p>Eğer bugün Atatürk düşmanlarının sayısı artıyorsa, aynı şekilde Osmanlı düşmanlarının da arttığını görüyorsak, bu durum tarihçilerin topluma karşı vicdani ve entelektüel sorumluluklarını yeterince yerine getiremediklerini gösterir.</p>
<p>Çünkü tarih, toplumu birleştirmesi gereken bir alandır; ayrıştırması değil. Geçmiş, ideolojik kavgaların malzemesi hâline getirildiğinde, insanlar ya körü körüne yüceltmeye ya da tamamen reddetmeye yönelir. Bugün tam olarak yaşanan da budur. Bu ise sağlıklı bir tarih bilincinin oluşmadığını açıkça ortaya koyar.</p>
<p>Tarihçilerin görevi yalnızca akademik makaleler yazmak değildir. Aynı zamanda toplumu doğru bilgilendirmek, yanlışları düzeltmek ve karmaşık konuları sade bir dille anlatmaktır. Ancak bugün akademik bilginin büyük bir kısmı dar çevrelerde kalmakta, halk ile yeterli bağ kurulamamaktadır. Bu kopukluk, yanlış bilgilerin hızla yayılmasına zemin hazırlamaktadır.</p>
<p>Daha da önemlisi, bazı akademisyenlerin bu tabloya rağmen sessiz kalmayı tercih etmesidir. Oysa bu sessizlik tarafsızlık değildir; sorumluluktan kaçıştır. Yanlış bilgi karşısında susan bir tarihçi, o yanlışın yayılmasına dolaylı olarak katkı sağlar.</p>
<p>Ayrıca akademik çevrelerde zaman zaman görülen kibirli yaklaşım da bu sorunu derinleştirmektedir. Farklı görüşleri küçümseyen, bağımsız araştırmacıları ciddiye almayan bir anlayış, bilimi geliştirmez; aksine toplumla arasına duvar örer. Oysa gerçek bilim insanı, bilgiyi paylaşan ve her kesime ulaştırabilen kişidir.</p>
<p>Sonuç olarak, bugün hem Atatürk’e hem de Osmanlı’ya yönelik aşırı ve yüzeysel yaklaşımların artması tesadüf değildir. Bu durum, çoğu tarihçinin sadece bilgi üretmekle yetinip toplumsal sorumluluklarını ikinci plana attığını göstermektedir. Eğer bu anlayış değişmezse, toplum tarih üzerinden ayrışmaya devam edecektir.</p>
<p>Elbette ki işini hakkıyla yapan çok değerli tarihçiler de vardır ve onları tenzih etmek zorundayız. </p>
<p>Ve açıkça ifade etmek gerekir ki: Tarihçi olmak, sadece bilmek değil; bildiğini toplum için sorumlulukla kullanabilmektir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayata Dair</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayata-dair</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayata-dair</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b95f3208fc5.webp" length="27924" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 17:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esra Doğan</dc:creator>
<media:keywords>Hayat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat bazen bir sınav değil, uzun bir suskunluktur. İnsan en çok da konuşamadıklarında yorulur. İçinde büyüttüğü cümleler, söyleyemediği duygular, yarım kalan vedalar… Hepsi birikir ve insanın kalbinde görünmeyen bir ağırlığa dönüşür.<br>Herkes güçlü görünür dışarıdan. Gülüşler yerli yerindedir, cümleler düzgündür. Ama kimse, geceleri yastığa başını koyduğunda hangi düşüncelerle savaştığını anlatmaz. Çünkü bazı acılar vardır; anlatıldığında hafiflemez, sadece anlaşılmadığında daha çok kanar.<br>Hayatın en garip tarafı da budur zaten… En çok kırıldığın yerden güçlenmeyi öğrenirsin. En çok yalnız kaldığın anlarda kendine yaklaşır, kendini tanırsın. İnsan bazen kaybederek bulur, bazen susarak anlatır, bazen de gitmeyerek aslında çoktan gitmiştir.<br>Ve bir gün fark edersin… Her şey geçmemiştir belki ama sen geçmeyi öğrenmişsindir. İçinde kopan fırtınalar diner, yerini sessiz bir kabullenişe bırakır. O zaman anlarsın; hayat, istediğin gibi olmaktan çok, olduğuna nasıl baktığınla ilgilidir.<br>Çünkü hayat; herkese aynı davranmaz ama herkese bir şey öğretir. Kimi sabretmeyi, kimi vazgeçmeyi, kimi de yeniden başlamayı…<br>Ve belki de en önemlisi şudur:<br>İnsan, en çok kendine geç kalır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Merhamet&amp;apos;in Yorgunluğu</title>
<link>https://fikirizleri.com/merhametin-yorgunlugu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/merhametin-yorgunlugu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b87471978b7.webp" length="41848" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 00:22:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Hanne</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/Günlerce, haftalarca, belki de aylarca kalemimden uzak kalınca düşüncelerim uzun bir iplik gibi nereden nereye varacağını bilemeden birbirine dolanan bir yumak hâlini alıyor. Bir anda binlerce ses beliriveriyor kafamın içinde. Hangi sesi dinlemek gerektiğini bilemiyor, günlerimi sarhoşlar gibi baygın geçirirken buluveriyorum kendimi. İyi olmanın ve iyilik yapmanın insanlara yetmediğini anlamak, insanın omzuna bırakılan en ağır yüklerden biri. Kendini iyileştirmek için bunca emek vermişken, üzerindeki onca yaraya rağmen acıya acıya merhem sürüp yeniden ayağa kalkmışken; iyileşmemiş insanlara maruz kalmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyor insan. Asıl zor olan ise onlardan uzaklaşmak değil. Onlara hâlâ merhametle yaklaşmanın, hâlâ anlamaya çalışmanın insana nasıl acı verdiğini fark etmek. Belki de gereğinden fazla empatinin insana zarar verdiğini daha fazla konuşmamız gerekiyor. Her can bu dünyada binlerce dert taşırken, insanın kendini düşünerek konuşmasının bencillik olmadığını da kabullenmemiz gerekiyor. Tek başına bir yeri güzelleştirmeye çalışmanın yorgunluğu sinmiş insanın üzerine. Bazen insan bütün gücünü yanlış savaşlarda tükettiğini çok geç fark eder. O zaman anlar ki bazı yorgunluklar kavga etmekten değil, sürekli anlamaya çalışmaktan doğar. Belki de bu yüzden, gereğinden fazla merhametin ve sınırsız empatinin insana ne yaptığını daha fazla konuşmamız gerekiyor.">Günlerce, haftalarca, belki de aylarca kalemimden uzak kalınca düşüncelerim uzun bir iplik gibi nereden nereye varacağını bilemeden birbirine dolanan bir yumak hâlini alıyor. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/Günlerce, haftalarca, belki de aylarca kalemimden uzak kalınca düşüncelerim uzun bir iplik gibi nereden nereye varacağını bilemeden birbirine dolanan bir yumak hâlini alıyor. Bir anda binlerce ses beliriveriyor kafamın içinde. Hangi sesi dinlemek gerektiğini bilemiyor, günlerimi sarhoşlar gibi baygın geçirirken buluveriyorum kendimi. İyi olmanın ve iyilik yapmanın insanlara yetmediğini anlamak, insanın omzuna bırakılan en ağır yüklerden biri. Kendini iyileştirmek için bunca emek vermişken, üzerindeki onca yaraya rağmen acıya acıya merhem sürüp yeniden ayağa kalkmışken; iyileşmemiş insanlara maruz kalmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyor insan. Asıl zor olan ise onlardan uzaklaşmak değil. Onlara hâlâ merhametle yaklaşmanın, hâlâ anlamaya çalışmanın insana nasıl acı verdiğini fark etmek. Belki de gereğinden fazla empatinin insana zarar verdiğini daha fazla konuşmamız gerekiyor. Her can bu dünyada binlerce dert taşırken, insanın kendini düşünerek konuşmasının bencillik olmadığını da kabullenmemiz gerekiyor. Tek başına bir yeri güzelleştirmeye çalışmanın yorgunluğu sinmiş insanın üzerine. Bazen insan bütün gücünü yanlış savaşlarda tükettiğini çok geç fark eder. O zaman anlar ki bazı yorgunluklar kavga etmekten değil, sürekli anlamaya çalışmaktan doğar. Belki de bu yüzden, gereğinden fazla merhametin ve sınırsız empatinin insana ne yaptığını daha fazla konuşmamız gerekiyor.">Bir anda binlerce ses beliriveriyor kafamın içinde. Hangi sesi dinlemek gerektiğini bilemiyor, günlerimi sarhoşlar gibi baygın geçirirken buluveriyorum kendimi. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/Günlerce, haftalarca, belki de aylarca kalemimden uzak kalınca düşüncelerim uzun bir iplik gibi nereden nereye varacağını bilemeden birbirine dolanan bir yumak hâlini alıyor. Bir anda binlerce ses beliriveriyor kafamın içinde. Hangi sesi dinlemek gerektiğini bilemiyor, günlerimi sarhoşlar gibi baygın geçirirken buluveriyorum kendimi. İyi olmanın ve iyilik yapmanın insanlara yetmediğini anlamak, insanın omzuna bırakılan en ağır yüklerden biri. Kendini iyileştirmek için bunca emek vermişken, üzerindeki onca yaraya rağmen acıya acıya merhem sürüp yeniden ayağa kalkmışken; iyileşmemiş insanlara maruz kalmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyor insan. Asıl zor olan ise onlardan uzaklaşmak değil. Onlara hâlâ merhametle yaklaşmanın, hâlâ anlamaya çalışmanın insana nasıl acı verdiğini fark etmek. Belki de gereğinden fazla empatinin insana zarar verdiğini daha fazla konuşmamız gerekiyor. Her can bu dünyada binlerce dert taşırken, insanın kendini düşünerek konuşmasının bencillik olmadığını da kabullenmemiz gerekiyor. Tek başına bir yeri güzelleştirmeye çalışmanın yorgunluğu sinmiş insanın üzerine. Bazen insan bütün gücünü yanlış savaşlarda tükettiğini çok geç fark eder. O zaman anlar ki bazı yorgunluklar kavga etmekten değil, sürekli anlamaya çalışmaktan doğar. Belki de bu yüzden, gereğinden fazla merhametin ve sınırsız empatinin insana ne yaptığını daha fazla konuşmamız gerekiyor.">İyi olmanın ve iyilik yapmanın insanlara yetmediğini anlamak, insanın omzuna bırakılan en ağır yüklerden biri. Kendini iyileştirmek için bunca emek vermişken, üzerindeki onca yaraya rağmen acıya acıya merhem sürüp yeniden ayağa kalkmışken; iyileşmemiş insanlara maruz kalmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyor insan.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/Günlerce, haftalarca, belki de aylarca kalemimden uzak kalınca düşüncelerim uzun bir iplik gibi nereden nereye varacağını bilemeden birbirine dolanan bir yumak hâlini alıyor. Bir anda binlerce ses beliriveriyor kafamın içinde. Hangi sesi dinlemek gerektiğini bilemiyor, günlerimi sarhoşlar gibi baygın geçirirken buluveriyorum kendimi. İyi olmanın ve iyilik yapmanın insanlara yetmediğini anlamak, insanın omzuna bırakılan en ağır yüklerden biri. Kendini iyileştirmek için bunca emek vermişken, üzerindeki onca yaraya rağmen acıya acıya merhem sürüp yeniden ayağa kalkmışken; iyileşmemiş insanlara maruz kalmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyor insan. Asıl zor olan ise onlardan uzaklaşmak değil. Onlara hâlâ merhametle yaklaşmanın, hâlâ anlamaya çalışmanın insana nasıl acı verdiğini fark etmek. Belki de gereğinden fazla empatinin insana zarar verdiğini daha fazla konuşmamız gerekiyor. Her can bu dünyada binlerce dert taşırken, insanın kendini düşünerek konuşmasının bencillik olmadığını da kabullenmemiz gerekiyor. Tek başına bir yeri güzelleştirmeye çalışmanın yorgunluğu sinmiş insanın üzerine. Bazen insan bütün gücünü yanlış savaşlarda tükettiğini çok geç fark eder. O zaman anlar ki bazı yorgunluklar kavga etmekten değil, sürekli anlamaya çalışmaktan doğar. Belki de bu yüzden, gereğinden fazla merhametin ve sınırsız empatinin insana ne yaptığını daha fazla konuşmamız gerekiyor."> Asıl zor olan ise onlardan uzaklaşmak değil. Onlara hâlâ merhametle yaklaşmanın, hâlâ anlamaya çalışmanın insana nasıl acı verdiğini fark etmek. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/Günlerce, haftalarca, belki de aylarca kalemimden uzak kalınca düşüncelerim uzun bir iplik gibi nereden nereye varacağını bilemeden birbirine dolanan bir yumak hâlini alıyor. Bir anda binlerce ses beliriveriyor kafamın içinde. Hangi sesi dinlemek gerektiğini bilemiyor, günlerimi sarhoşlar gibi baygın geçirirken buluveriyorum kendimi. İyi olmanın ve iyilik yapmanın insanlara yetmediğini anlamak, insanın omzuna bırakılan en ağır yüklerden biri. Kendini iyileştirmek için bunca emek vermişken, üzerindeki onca yaraya rağmen acıya acıya merhem sürüp yeniden ayağa kalkmışken; iyileşmemiş insanlara maruz kalmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyor insan. Asıl zor olan ise onlardan uzaklaşmak değil. Onlara hâlâ merhametle yaklaşmanın, hâlâ anlamaya çalışmanın insana nasıl acı verdiğini fark etmek. Belki de gereğinden fazla empatinin insana zarar verdiğini daha fazla konuşmamız gerekiyor. Her can bu dünyada binlerce dert taşırken, insanın kendini düşünerek konuşmasının bencillik olmadığını da kabullenmemiz gerekiyor. Tek başına bir yeri güzelleştirmeye çalışmanın yorgunluğu sinmiş insanın üzerine. Bazen insan bütün gücünü yanlış savaşlarda tükettiğini çok geç fark eder. O zaman anlar ki bazı yorgunluklar kavga etmekten değil, sürekli anlamaya çalışmaktan doğar. Belki de bu yüzden, gereğinden fazla merhametin ve sınırsız empatinin insana ne yaptığını daha fazla konuşmamız gerekiyor.">Belki de gereğinden fazla empatinin insana zarar verdiğini daha fazla konuşmamız gerekiyor.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/Günlerce, haftalarca, belki de aylarca kalemimden uzak kalınca düşüncelerim uzun bir iplik gibi nereden nereye varacağını bilemeden birbirine dolanan bir yumak hâlini alıyor. Bir anda binlerce ses beliriveriyor kafamın içinde. Hangi sesi dinlemek gerektiğini bilemiyor, günlerimi sarhoşlar gibi baygın geçirirken buluveriyorum kendimi. İyi olmanın ve iyilik yapmanın insanlara yetmediğini anlamak, insanın omzuna bırakılan en ağır yüklerden biri. Kendini iyileştirmek için bunca emek vermişken, üzerindeki onca yaraya rağmen acıya acıya merhem sürüp yeniden ayağa kalkmışken; iyileşmemiş insanlara maruz kalmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyor insan. Asıl zor olan ise onlardan uzaklaşmak değil. Onlara hâlâ merhametle yaklaşmanın, hâlâ anlamaya çalışmanın insana nasıl acı verdiğini fark etmek. Belki de gereğinden fazla empatinin insana zarar verdiğini daha fazla konuşmamız gerekiyor. Her can bu dünyada binlerce dert taşırken, insanın kendini düşünerek konuşmasının bencillik olmadığını da kabullenmemiz gerekiyor. Tek başına bir yeri güzelleştirmeye çalışmanın yorgunluğu sinmiş insanın üzerine. Bazen insan bütün gücünü yanlış savaşlarda tükettiğini çok geç fark eder. O zaman anlar ki bazı yorgunluklar kavga etmekten değil, sürekli anlamaya çalışmaktan doğar. Belki de bu yüzden, gereğinden fazla merhametin ve sınırsız empatinin insana ne yaptığını daha fazla konuşmamız gerekiyor."> Her can bu dünyada binlerce dert taşırken, insanın kendini düşünerek konuşmasının bencillik olmadığını da kabullenmemiz gerekiyor.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/Günlerce, haftalarca, belki de aylarca kalemimden uzak kalınca düşüncelerim uzun bir iplik gibi nereden nereye varacağını bilemeden birbirine dolanan bir yumak hâlini alıyor. Bir anda binlerce ses beliriveriyor kafamın içinde. Hangi sesi dinlemek gerektiğini bilemiyor, günlerimi sarhoşlar gibi baygın geçirirken buluveriyorum kendimi. İyi olmanın ve iyilik yapmanın insanlara yetmediğini anlamak, insanın omzuna bırakılan en ağır yüklerden biri. Kendini iyileştirmek için bunca emek vermişken, üzerindeki onca yaraya rağmen acıya acıya merhem sürüp yeniden ayağa kalkmışken; iyileşmemiş insanlara maruz kalmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyor insan. Asıl zor olan ise onlardan uzaklaşmak değil. Onlara hâlâ merhametle yaklaşmanın, hâlâ anlamaya çalışmanın insana nasıl acı verdiğini fark etmek. Belki de gereğinden fazla empatinin insana zarar verdiğini daha fazla konuşmamız gerekiyor. Her can bu dünyada binlerce dert taşırken, insanın kendini düşünerek konuşmasının bencillik olmadığını da kabullenmemiz gerekiyor. Tek başına bir yeri güzelleştirmeye çalışmanın yorgunluğu sinmiş insanın üzerine. Bazen insan bütün gücünü yanlış savaşlarda tükettiğini çok geç fark eder. O zaman anlar ki bazı yorgunluklar kavga etmekten değil, sürekli anlamaya çalışmaktan doğar. Belki de bu yüzden, gereğinden fazla merhametin ve sınırsız empatinin insana ne yaptığını daha fazla konuşmamız gerekiyor."> Tek başına bir yeri güzelleştirmeye çalışmanın yorgunluğu sinmiş insanın üzerine. Bazen insan bütün gücünü yanlış savaşlarda tükettiğini çok geç fark eder. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/Günlerce, haftalarca, belki de aylarca kalemimden uzak kalınca düşüncelerim uzun bir iplik gibi nereden nereye varacağını bilemeden birbirine dolanan bir yumak hâlini alıyor. Bir anda binlerce ses beliriveriyor kafamın içinde. Hangi sesi dinlemek gerektiğini bilemiyor, günlerimi sarhoşlar gibi baygın geçirirken buluveriyorum kendimi. İyi olmanın ve iyilik yapmanın insanlara yetmediğini anlamak, insanın omzuna bırakılan en ağır yüklerden biri. Kendini iyileştirmek için bunca emek vermişken, üzerindeki onca yaraya rağmen acıya acıya merhem sürüp yeniden ayağa kalkmışken; iyileşmemiş insanlara maruz kalmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyor insan. Asıl zor olan ise onlardan uzaklaşmak değil. Onlara hâlâ merhametle yaklaşmanın, hâlâ anlamaya çalışmanın insana nasıl acı verdiğini fark etmek. Belki de gereğinden fazla empatinin insana zarar verdiğini daha fazla konuşmamız gerekiyor. Her can bu dünyada binlerce dert taşırken, insanın kendini düşünerek konuşmasının bencillik olmadığını da kabullenmemiz gerekiyor. Tek başına bir yeri güzelleştirmeye çalışmanın yorgunluğu sinmiş insanın üzerine. Bazen insan bütün gücünü yanlış savaşlarda tükettiğini çok geç fark eder. O zaman anlar ki bazı yorgunluklar kavga etmekten değil, sürekli anlamaya çalışmaktan doğar. Belki de bu yüzden, gereğinden fazla merhametin ve sınırsız empatinin insana ne yaptığını daha fazla konuşmamız gerekiyor.">O zaman anlar ki bazı yorgunluklar kavga etmekten değil, sürekli anlamaya çalışmaktan doğar. Belki de bu yüzden, gereğinden fazla merhametin ve sınırsız empatinin insana ne yaptığını daha fazla konuşmamız gerekiyor.</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kavramların Bize Öğrettiği Şeyler: Medeniyet!</title>
<link>https://fikirizleri.com/kavramlarin-bize-ogrettigi-seylermedeniyet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kavramlarin-bize-ogrettigi-seylermedeniyet</guid>
<description><![CDATA[ Türk İslâm Medeniyeti ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b6a6e8c2ba5.webp" length="38204" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 15:33:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Medeniyet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Türk İslâm medeniyeti o kadar güzel temeller üzerine binâ edilmiştir ki, her sözü çerçeveleyip duvarlara asmayı gerektirir. Bu incelikler silsilesi asırlar geçtikçe kıymeti daha da anlaşılıyor. Bu güzel ve anlamlı sözlerden biri de şudur:</p>
<p>"Her geceyi Kadir, her gördüğünü de Hızır bil."</p>
<p>Bu dünyaya sadece midelerini doyurmak için gelmediğinin şuurunda olan mümtaz insanlar, kalp ve ruhlarını da doyurmanın devamlı Allah'ı zikrederek ve geçici dünya ni'metlerine aşırı muhabbet duymanın önüne geçmek için mutlak gerçek olan ölümü hatırlamaktan geçtiğini çok iyi biliyorlardı. "Her geceyi Kadir bil" derken devamlı ibadet hâlinde ve nerden, ne zaman geleceği -derecesi ki bu amele göre değişir, bazen 10, bazen 70, bazen 700 derece sevaplı gün ve ameller vardır- gizli tutulan sevapların izinden git, mesajını vermektedir. Onun içindir ki; Kadir gecesi mübârek ramazan ayı'nın son on gününde gizlidir. Allahü Teâlâ'nın murâdı kullarının devamlı ibadet, zikir ve taat hâlinde olmalarıdır.</p>
<p>"Her gördüğünü Hızır bil" derken de karşındaki senin gibi etten, kemikten yaratılmıştır, Allah kendi ruhundan ona da üflemiştir. Senin ondan bir üstünlüğün söz konusu değildir. Hor ve hâkir görme hakkın yoktur! Üstünlük mal, makam ve menâsıbdan ibaret değildir. Bir gün titreyerek Peygâmber Efendimiz'in önünde duran adama, Efendimiz şöyle demişti:</p>
<p>"Bir kuru ekmek yiyen kadının oğluyum.</p>
<p>Korkma(sakin ol),ben de senin gibi bir insanım."</p>
<p></p>
<p>Güzel ahlâk enâniyeti de ortadan kaldırır, empati kurmayı kolaylaştırır. Kral da olsa, paşa da olsa, ağa da olsa her şeyden önce bir damla nutfeden yaratıldığını hatırlatır.</p>
<p>Nice cevherler yamalı giysiler içinde saklıdır. Maddenin ön plânda tutulduğu âsrımızda, bu nasihâtlere aslında ne kadar çok ihtiyacımız var, değil mi? Takvanın bizim yaratana karşı sorumluluklarımızı yerine getirerek, emir ve yasaklarına uymakla elde edileceğini ne çabuk unuttuk!</p>
<p>Eskiler unutmadılar, bu yüzden asırlar geçmesine rağmen hem kulaklara küpe, gönüllere şifa olan nasihâtleri hem de kendileri unutulmadılar.</p>
<p>Yaşadılar, yaşattılar ve günümüze kadar ulaştırdılar. İncelik neydi sahi?</p>
<p>Kuşu ölen bir çocuğa taziyede bulunan son peygamber güzel ahlâk ve incelik konusunda bize bir şeyler anlatmıyor mu?</p>
<p>Karıncanın yuvası bozulmasın diye koca orduyu durdurup, yolunu değiştiren Süleyman merhamet ve incelik konusunda bize bir şeyler hatırlatmıyor mu?</p>
<p>Orta çağ karanlığında toprağa diri diri gömülen kız çocuklarını alıp evlerinin sultanı yapan ve "Kadınlar size Allah'ın emanetidir" diyen medeniyetin adıdır İslâm.</p>
<p>Hayâsıyla, ilmiyle, sadâkatiyle, sabrıyla, takvasıyla bugüne ve geleceğe ışık tutan güzel insanların nasihâtlerine kulak vermenin zamanı gelmedi mi sahi?</p>
<p>Ahlâk-ı hasene, yani en güzel ahlâk ve o ahlâkın menbaı olan Kur'an ve onunla amel eden peygâmberler, sahabeler, evliyâlar, âlimler...</p>
<p>Geçmiş bir toplumun hafızasıdır. Geçmişini unutan geleceğine yön veremez. Din, dil, kültür, edebiyat, sağlık, ilim, bilim, tarih, coğrafya, felsefe, matematik konusunda bizlere rehber olan nice İslâm âlimleri vardır. Onlar her sözü ve hareketi ile insanı dünyada da ahirette de sıkıntılardan kurtaracak formüller elde etmiş ve bizlere hazır bir şekilde sunmuşlardır. Bizlere düşen ise bu emanetlere sımsıkı sarılıp yolumuza devam etmektir.</p>
<p>Allah dostları "Edeb Ya Hû!" derken eline, diline, beline hâkim ol, mesajını verirken; Bu da Geçer ya Hû" diyerek herşeyin geçici olduğu bir dünyada yaşadığımızı hatırlatır.</p>
<p>Türk İslâm medeniyeti ve onun temsilcileri adâlet'in, merhametin, güzel ahlâkın, iyiliğin, cesaretin, mücâdelenin, sabrın,</p>
<p>şükrün, iktisâtın, kanaâtin, elini eteğini dünyadan çekmeden, gönlün devamlı Allah ile beraber olmanın yolunu öğretir.</p>
<p>Bu nedenle bizi biz yapan bu değerlere karşı yabancılaşmamamız, aksine hayatımızın mihenk taşları hâline getirmemiz gerekir.</p>
<p>Tek dişi kalmış batı her gün yeni biri ortaya çıkan envaî çeşit arsızlıklarıyla, adâletsizlik ve ahlâksızlıklarıyla boğuşup yok olmaya doğru giderken, yükselen bir güneşimiz var: Türk İslâm medeniyeti.</p>
<p>Ve dünyanın umudu bu medeniyette!</p>
<p>Kıymeti kaybedilmeden anlaşılamayan nice ni'metler var. Bu ni'metlerin kıymetini bilmeliyiz ki çökmüş, kokuşmuş, bitmiş, tükenmiş nice toplumlar gibi tarihin çöplüğüne atılmayalım!</p>
<p></p>
<p>~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kaybolan Çocukluk</title>
<link>https://fikirizleri.com/kaybolan-cocukluk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kaybolan-cocukluk</guid>
<description><![CDATA[ Savaş temalı deneme ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b6a6ed9ee98.webp" length="56242" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 15:03:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Büşra Coşkuner</dc:creator>
<media:keywords>Savaş, çocukluk</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>NOSTALJİNİN DİLİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/nostaljinin-dili</link>
<guid>https://fikirizleri.com/nostaljinin-dili</guid>
<description><![CDATA[ #nostaljinindili #edebiyat #yazar #şair #sibelkaya #deneme #fikirizleri ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b63af4632b9.webp" length="36092" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 07:54:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sibel Kaya</dc:creator>
<media:keywords>#nostaljinindili #edebiyat #yazar #şair #sibelkaya #deneme #fikirizleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>NOSTALJİNİN DİLİ</strong></em></p>
<p></p>
<p><em>Nostalji, geçmişle bugünün sessiz konuşmasıdır. Kimi zaman bir kokuda, kimi zaman bir melodide yankılanır. Dili yoktur belki ama en derin duyguları en sade şekilde anlatır. Bir gramofonun iğnesinden süzülen melodi, çoktan unutulduğunu sandığımız bir günü ansızın gözlerimizin önüne getirebilir. Ya da eski bir bastonun ucu, dedemizin gölgesini odaya düşürebilir.</em></p>
<p></p>
<p><em>Bu sessiz ama güçlü dil, bize sadece geçmişi anlatmaz; aynı zamanda bugünü de sorgulatır. Şimdi neyi kaybettik? Hangi sadeliği, hangi zarafeti bıraktık arkamızda? Eski bir ayakkabının aşınmış tabanında, belki de özlediğimiz sağlam adımlar gizlidir.</em></p>
<p></p>
<p><em>Nostaljinin diliyle konuşan bu küçük objeler, bir müzenin vitrini gibi değil; bir mektubun satırları gibidir. Duygularla yazılmış, zamana inat saklanmış satırlar… Belki bir gramofonun başında durup dakikalarca susmamız bundandır. O ses, geçmişin sesi değil sadece; kalbimizin de derinlerinden gelen bir yankıdır.</em></p>
<p></p>
<p><em>Ve işte bu yüzden, geçmiş sadece yaşanmış değil, hâlâ yaşayan bir şeydir. Nostalji, zamanın sustuğu değil, içimizde yeniden konuştuğu andır.</em></p>
<p><em><strong>Sibel Kaya</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Farkındamısınız?</title>
<link>https://fikirizleri.com/farkindamisiniz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/farkindamisiniz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b61764b9363.webp" length="18790" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 05:21:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>123sonnurfan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>FARKINDA MISINIZ?</p>
<p>Farkında mısınız edebiyat ne halde, hele de yazarlık; nerede o eskinin parasal kaygıdan uzak güzide yazarları, bir ülkü uğruna, halkı doğruyla tanıştırmak uğruna eli kalem tutanlar. Ya da tertemiz, duru aşkları dile getirme çabasındaki, gerçekleri, acıları, üzüntüleri, tarihe ışık tutma adına da bir yandan ele alınanlar. Hiçbir kaygı, hiçbir yaranma, beklenti ya da çıkar adına olmayan yazılar ve yazarları.  Farkında mısınız yazarlığın geldiği noktanın? Ne çok, hiç sevmediğim yeni moda tabirle çakma yazarlar, nabza şerbetçiler, zorlama, zoraki yazarlıklar, sipariş, dayatma, yaltaklanma, dümen suyu ve beklenti yazarlıklar, proje yazarlar, ideolojik savaşım yazarlıkları. Neyi nasıl ele alır, hangi dümen suyunda yazarsam birilerinin gözüne girer, yaranır ve de daha çok kazanırım? Hangi tür en çok para getirir, hangisi, yayıncıya ve bana daha çok kazandırır kaygılılar ve eserleri.   İçeriğinde hiçbir edebi unsur olmayan, yazım hataları, cümle düşüklükleri, hatta kendi dilinde yazamayan, ama sonradan editörlerce düzeltilen yazılar.   Örnek çok ama isim vermeyeceğim, okuyanlarınız içi sızlayarak görüyor gerçekleri zaten. Kimin ne olduğunu da, neler ve nasıl yazdığını da! Artık köşe yazıları da siyaset ve sermayenin emrine girdi artık iş çok zor…Buraya kadar sadece günümüz sanatına, edebiyatına ve güncel konularda yazı yazan sadece eylemin adı yazmak olan aslında yazılamayanlara sitemdi…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KALEMİM DÖNER MUTLULUĞA</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalemim-doner-mutluluga</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalemim-doner-mutluluga</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b104da81669.webp" length="29342" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 19:00:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda çelik</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“Mutluluğun resmini çiz,” dedi.</p>
<p>‎Benim resim çizme yeteneğim yoktu, fakat kalemim döner mutluluğa, dedim.</p>
<p>‎“Yaz,” dedi.</p>
<p>‎“Bana yaz, bir yudum huzur yaz. Kokusu gelsin burnumun direğini sızlatsın, geceye karışsın. Hüznümü eskilerden alsın, bir avuç olsun,” diye ekledi.</p>
<p>‎“Tabii efendim,” dedim.</p>
<p>‎“Nasıl isterseniz.”</p>
<p>‎Eskiden eskiler öyle değil miydi? Bedenen yorulmak, düşünmeye zaman bulamamaktı.</p>
<p>‎Akşam olunca sobanın başına otururduk mesela;Annemin gülüşü aydınlatırdı geceyi ve sobadan yükselen sıcak hava, yüzümüzü okşardı, burnumuza kaçak çayın kokusu dolardı. Çayın fokurdayan su sesi, odanın sessizliğinde ritmik bir melodi gibi yankılanırdı kulaklarımızda. Tavanda dans eden ateşin ışığı, gölgeleri duvarlara nakşeder, mum ışığı sehbanın üzerinde titrek bir hayal bırakırdı adeta.</p>
<p>‎Öte yandan yere uzanmış, tek gayesi yarınki dersini yetiştirmek olan bir çocuk uyuklardı. Küçük elleri masanın kenarında, kitaplar dağınık. Göz kapakları ağır, nefesi düzenli… Ama yüzündeki hafif tebessüm, sabahın ilk ışığı gibi huzur verirdi.</p>
<p>‎Ben kalemi kağıda değdirdiğimde, kelimeler ağır ağır çoğaldı. Her harf bir nefes gibi odada dolaşıyor, çayın buharına karışıyor, ateşin ışığıyla titriyordu. Bir yudum huzur… Dedikleri bu muydu? Bilmiyordum ama deniyordum.</p>
<p>‎Gece ilerledikçe sessizlik büyüyordu Rüzgar pencereye vuruyor, hafif bir uğultu sobanın sıcaklığını daha bir değerli kılıyordu. Dışarıda kar taneleri yavaşça düşüyor, köyün çatılarına konarken çıtırdıyor, sessizliğin ritmi bozuluyordu. Ama içerde, bu küçük odada, hayatın bütün karmaşası bir anlığına duruyordu.</p>
<p>‎O an insan  fark ediyor ki mutluluk, büyük bir resim yapmak değilmiş.</p>
<p>‎O, soba başında kaynayan çayın buğusunda, mum ışığının dansında, yorgun bir çocuğun sessiz nefesinde, geçmişin hüzünlerinden süzülen umutta gizliymiş.</p>
<p>‎Bir yudum huzur, bir avuç eski anı…</p>
<p>‎Ve işte o an, kalemim dönerken mutluluğun resmini çizmişti bile.</p>
<p>‎</p>
<p>‎</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇTEN YORULANLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%A7ten-yorulanlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/%C4%B0%C3%A7ten-yorulanlar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b4f1955f1da.webp" length="11580" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 08:27:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ruh yorgunluğu nedir? diye sorsalar…</p>
<p>Dışarıdan mutlu, mesut görünen ama kendi içinde savaşlar veren,fırtınalar ile mücadele etmeye çalışan bir ruh derim.</p>
<p>Çünkü bazı insanlar vardır, gülüşleri hiç eksik olmaz, sohbetleri çok keyiflidir. Onlara bakınca hayat yolunda zannederiz. Oysa kimse bilmez o gülüşün ardında kaç düşüncenin, kaç suskunluğun, kaç kırılmışlığın saklı olduğunu.</p>
<p>Ruh yorgunluğu öyle yüksek sesle de gelmez insana.</p>
<p>Sessizce yerleşir yüreğinin bir köşesine.</p>
<p>İnsan rutin görevlerini yapar, işine gider, insanlarla konuşur, hatta güler kahkahalar atar. Ama içinin bir yerinde sürekli süren bir mücadele ile baş etmeye çalışır.</p>
<p>Bazen anlatmak ister ama kelimeler, cümleler yetmez .</p>
<p>Bazen de susar çünkü kimsenin anlamayacağını bilir.</p>
<p>Ruh yorgunluğu; yaşamaktan vazgeçmek değildir aslında.</p>
<p>Tam aksine, içindeki bütün kırılmışlıklara rağmen devam edebilme gücüdür.</p>
<p>Kimse görmese de bilmese de verilen bir mücadeledir bu.</p>
<p>Belki de bu yüzden bazı insanların gülüşüne çok dikkat etmek gerekir.</p>
<p>Çünkü bazen en parlak gülüşler, en yorgun ruhların maskesidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Seni Hiç Sevmedim De...</title>
<link>https://fikirizleri.com/seni-hic-sevmedim-de</link>
<guid>https://fikirizleri.com/seni-hic-sevmedim-de</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b4968568392.webp" length="21890" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 01:59:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords>ayrılık acısı, veda mektubu, sitemli sözler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Umut dolu heybemle geldiğim memleketinden, gözyaşlarımla ayrılıyorum. Sende böyle hayal etmemiştin biliyorum; çünkü o hayalleri tek başına kurmadın ki... Bende seninleydim, üstelik bunu isteyende bendim. Ben istedim diye "biz" olup bir hayal kurduk. Ama kaderin planı çok farklıymış. Öyle bir ayırdı ki bizi; küllerimizi dahi bulamıyorum. </p>
<p>Sen ise aramıyorsun bile. Ardına bakmadan giden bendim sanıyordum; oysa sen ardında bıraktığın ne varsa yakmış, küllerini savurmuş gitmişsin. Bu kadar vefasız olunur mu sevgili? </p>
<p>Hiç mi sevgimi görmedi gözlerin? Kıymetini hiç mi hissettiremedi kalbim? Anlatamadım mı sevgimi sana? Anladın ama anlamamazlıktan mı geldin yoksa? Sevilmek bu kadar güzel ve değerliyken; neden o sevgiyi bir anda yangına, bir enkaza çevirir ki insan? </p>
<p>Hadi kalbin kalbime aşina değildi de, gözlerin gözlerimi hiç mi görmedi? Gel ve ilk kez, belki de son kez dürüst ol bana:</p>
<p>"Seni sevmedim." de. " Yaralıydım ve yaralarımı senin sevginle sardım." de. "Bu kadar çabuk iyileşeceğimi bende bilmiyordum ve iyileşince ilk senden kurtuldum." de. "Sana gitsem bile sarsılmaz ve aslında hiç hak etmediğim bir güven ve aşk bıraktım." de. "Senden kendimi aldım ve ardımı da ateşe verip kaçtım." de. </p>
<p>Söyle sevgili... </p>
<p>"Seni hiç sevmedim." de!</p>
<p><span style="color: rgb(0, 0, 0);"></span></p>
<p><span style="color: rgb(0, 0, 0);"></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kağıda Değil, Millete Yazılan Bir Destan</title>
<link>https://fikirizleri.com/kagida-degil-millete-yazilan-bir-destan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kagida-degil-millete-yazilan-bir-destan</guid>
<description><![CDATA[ İstiklal Marşı&#039;mızın Kabulü ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b2b4959ce01.webp" length="50404" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 15:42:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>İstiklal Marşı, Bayrak, Vatan, Aşk, Aşk, şiir, edebiyat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Allah bir daha bu Millete İstiklal Marşı yazdırmasın!” </strong> duası, sadece bir temenni değil; bir milletin hafızasına kazınmış acıların, fedakarlıkların ve sarsılmaz bir imanın yankısıdır. İstiklal Marşı’mızın kabulünün 105’inci yıl dönümünü kutlarken, bu sözlerin ağırlığını ve taşıdığı derin anlamı bir kez daha yüreğimizde hissediyoruz. Bu, basit bir kutlama değil; bir milletin varoluş mücadelesinin, bayrağına, vatanına ve istiklaline olan ebedi bağlılığının ilanıdır.</p>
<p><strong>Kalemden Kanatlanan Bağımsızlık Sevdası</strong></p>
<p></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy, milletin içindeki o sönmek bilmeyen bağımsızlık sevdasının en ihtiyaç duyulan anda alevlenmesini sağlayan o mübarek kalemdi. Onun mısraları, sadece kağıt üzerine dökülmüş kelimeler değil; Anadolu'nun dört bir yanından yükselen feryadın, şehitlerin kanıyla sulanmış toprakların sesidir. <strong>“Korkma!” </strong> nidasıyla başlayan o muazzam eser, umutsuzluğun kol gezdiği, karanlığın çöktüğü bir dönemde bir milletin yeniden şahlanışının sembolü oldu.</p>
<p></p>
<p>Akif, İstiklal Marşı’nı yazarken sadece bir şair değildi; o, milletin ruhunu, acılarını, inancını ve kararlılığını mısralara nakşeden bir vatan sevdalısıydı. Yazdığı her dize, bir cephede mermi, bir yürekte iman, bir bayrakta can oldu. Onun bu eseri, Türk milletinin esarete asla boyun eğmeyeceğinin, vatan toprağının her karışının can pahasına korunacağının ve ay yıldızlı bayrağın göklerde ebediyen dalgalanacağının sarsılmaz bir kanıtıdır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p><strong>Bayrak ve Vatan: Ruhumuzun İki Ayrılmaz Parçası</strong></p>
<p>Milletimizin bayrağına ve vatanına olan sevgisi, İstiklal Marşı’nın her mısrasında derinden hissedilir. <strong>“Bayrak, sadece bir bez parçası değil; Namusumuz, Şerefimiz, Onurumuz, Gururumuz, Tarihimiz ve Geleceğimizdir.” </strong> Vatan ise sadece bir toprak parçası değil; üzerinde özgürce yaşadığımız, atalarımızın mirası, çocuklarımızın emanetidir. Mehmet Akif Ersoy, bu sevgiyi o kadar güçlü ve samimi bir dille anlatmıştır ki, marşı her okuduğumuzda o ruh yeniden canlanır, göğsümüz kabarır, gözlerimiz dolar.</p>
<p></p>
<p>Onun mısralarında bayrak, nazlı bir hilal gibi göklerde dalgalanırken, vatan uğruna canını feda etmeye hazır milyonlarca yüreğin atışını duyarız. "Benim mi?" sorusuna verilen cevap, milletin bayrağına olan o derin aidiyet duygusunu yansıtır. Vatan ise her karış toprağının kutsal olduğu, üzerinde yaşayan her bireyin birbirine sımsıkı kenetlendiği bir sığınaktır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p><strong>Akif’in Mirası: Ebedi Bir Emanet! </strong></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy, sadece bir marş yazmakla kalmamış; aynı zamanda bir milletin karakterini, değerlerini ve geleceğe olan inancını şekillendirmiştir. Onun adanmışlığı, tevazusu ve vatan sevgisi, bizlere her zaman örnek olmalıdır. O, İstiklal Marşı’ndan kazandığı parayı bile kabul etmeyerek, bu eserin sadece millete ait olduğunu, maddi bir bedelinin olamayacağını göstermiştir.</p>
<p></p>
<p>Bugün, Akif’in bize bıraktığı bu muazzam mirasa sahip çıkmak, onun ruhunu yaşatmak hepimizin görevidir. İstiklal Marşı’nı sadece törenlerde değil, hayatımızın her anında hissetmeli, o ruhla vatanımıza ve bayrağımıza daha sıkı sarılmalıyız. Yedi düvele karşı birlik beraberlik içinde olmalıyız <strong>Mehmet Akif Ersoy'un “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” </strong> duasını yüreğimizde taşıyarak, birlik ve beraberlik içinde, vatanımızı daha müreffeh, bayrağımızı daha yüce yarınlara taşımak için çalışmalıyız.</p>
<p></p>
<p>Milletimizin içindeki bağımsızlık sevdasını en ihtiyaç duyulan anda şahlandıran Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle ve minnetle yâd ediyorum. Mekânın Cennet olsun İnşaAllah. Senin kaleminden çıkan o muazzam eser, ebediyen Türk milletinin yüreğinde yankılanmaya devam edecek...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sanat ve Edebiyat</title>
<link>https://fikirizleri.com/sanat-ve-edebiyat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sanat-ve-edebiyat</guid>
<description><![CDATA[ Sanat ve edebiyata dair deneme ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b5a97967dd4.webp" length="105218" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 00:04:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülsemin Akyüz</dc:creator>
<media:keywords>Toplum</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat ve Edebiyat </p>
<p><span>İnsan ruhu, kendini ifade etmek için her zaman bir yol arar. Kimi zaman bir ezgide, kimi zaman bir resimde, kimi zaman da bir şiirin dizelerinde… İşte bu arayışın en zarif sonucu </span><span>sanat</span><span> ve </span><span>edebiyattır</span><span>. Sanat insanın duygu dünyasını görünür hâle getirirken, edebiyat bu duyguları kelimeler aracılığıyla anlamlı bir bütün hâline getirir. Bu nedenle sanat ve edebiyat, insan ruhunun iki ayrı ama birbirini tamamlayan aynasıdır.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Türk kültürüne baktığımızda sanat ve edebiyatın çok güçlü bir şekilde iç içe geçtiğini görürüz. Özellikle şiir geleneği, Türk toplumunun duygularını ve düşüncelerini en güzel şekilde yansıtan alanlardan biridir. Örneğin Yunus Emre’nin şiirleri sadece birer edebî metin değildir; aynı zamanda insan sevgisinin ve hoşgörünün en saf anlatımlarından biridir. Yunus Emre, “Yaratılanı severim yaratandan ötürü” düşüncesiyle insanlara sevginin ve anlayışın önemini anlatmıştır. Onun şiirleri, edebiyatın insan ruhunu nasıl yüceltebildiğini gösteren en güzel örneklerden biridir.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Benzer şekilde Karacaoğlan halk edebiyatında doğayı, aşkı ve insanın içten duygularını sade bir dille anlatmıştır. Karacaoğlan’ın şiirlerini okurken adeta Anadolu’nun yaylalarını, dağlarını ve köylerini hissederiz. Bu durum, edebiyatın sadece bir anlatı değil; aynı zamanda bir kültür taşıyıcısı olduğunu gösterir.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Türk edebiyatında roman alanında da sanatın derin izlerini görmek mümkündür. Örneğin Halit Ziya Uşaklıgil’in yazdığı </span><span>Aşk-ı Memnu</span><span> adlı eser yalnızca bir aşk hikâyesi değildir. Bu roman aynı zamanda Osmanlı toplumunun değişen değerlerini ve insan ilişkilerindeki karmaşıklığı anlatır. Böylece edebiyat, yalnızca bireysel duyguları değil, toplumun ruh hâlini de yansıtır.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Şiirin modern Türk edebiyatındaki güçlü temsilcilerinden biri de Nazım Hikmet’tir. Nazım Hikmet’in şiirleri umut, özgürlük ve insan sevgisiyle doludur. Onun dizelerinde bazen bir işçinin emeği, bazen bir memleket özlemi, bazen de daha adil bir dünya hayali vardır. Bu yönüyle Nazım Hikmet, edebiyatın sadece estetik bir alan olmadığını; aynı zamanda düşünceyi ve toplumsal bilinci de beslediğini göstermiştir.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Sanat ve edebiyatın en önemli özelliği, insanları zaman ve mekân sınırlarını aşarak bir araya getirmesidir. Yüzyıllar önce yazılmış bir şiir bugün hâlâ kalbimize dokunabiliyorsa, bu sanatın evrensel gücünden kaynaklanır. Türk kültüründeki ozanlar, şairler ve yazarlar da bu gücü kullanarak hem kendi dönemlerini anlatmış hem de gelecek kuşaklara değerli bir miras bırakmıştır.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Sonuç olarak sanat ve edebiyat, bir milletin ruhunu ve hafızasını diri tutan en önemli alanlardan biridir. Türk kültüründe de bu iki alan, insanın sevgisini, acısını, umudunu ve hayallerini anlatan güçlü bir köprü olmuştur. Çünkü insan, kendini en iyi bazen bir şiirde, bazen bir hikâyede bulur. Ve insan kendini bulduğu yerde, hayatın anlamına biraz daha yaklaşır.<span class="Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p><span><span class="Apple-converted-space">Gülsemin AKYÜZ</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SERMAYE NEDİR?</title>
<link>https://fikirizleri.com/sermaye-nedir-2852</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sermaye-nedir-2852</guid>
<description><![CDATA[ Sermaye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ad8a0ec4bb6.webp" length="13772" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 18:13:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Sermaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar sermayeyi sadece paradan, puldan ibâret görüyor. Peki nedir bu sermaye kavramı?</p>
<p>Sermayenin başka bir manası var mıdır?</p>
<p></p>
<p>Sermaye, bir işletmenin mal veya hizmet üretimi, faaliyetlerini sürdürmesi ve büyümesi için ihtiyaç duyduğu nakit para, makine, bina, hammadde gibi maddi varlıklar ile fikri mülkiyet haklarını kapsayan finansal kaynakların tümüdür. Ticari faaliyetin temelini oluşturan, ortaklar tarafından konulan para veya paraya çevrilebilir değerlerin tümüdür. </p>
<p></p>
<p>Bir işe teşebbüs edildiğinde adama şunu sorarlar;</p>
<p>"Sermayen var mı veya yeterli mi bu işe?"</p>
<p>Bir girişimci veya küçük bir işletme kendi konum ve barındırdığı içerik sebebiyle belli bir sermayeye ihtiyaç duyar. Üç,beş... Bir yerlerde birikmişi yoksa o işe -çok istese bile- kalkışamaz, mahallede butik bir dükkân bile açamaz. Dünyadaki maddî ihtiyaçlarını karşılamak için; yeme-içme, gezip tozma, tatile çıkma, hastane, iyi bir eğitim, spor aktiviteleri, evlilik gibi şeyler için insanlar sermaye biriktirirler. Hatta insanlar arasında bazı günler için biriktirilen altın, gümüş, para için ortaya çıkan bir kavram bile var: Kötü gün dostu...</p>
<p>Sermayeyi insanların gözünde değerli kılan, ihtiyaç anındaki özel durumudur.</p>
<p>Binlerce işçi çalıştıran bir iş adamı da, dört kişilik bir aileye bakan bir ebeveynin de bir miktar sermayesi yani parası olması gerekir. Sermayen yoksa ne ev alabilirsin ne araba ne arsa...</p>
<p>Daire-i meşrûa' da kazanılan paradan hiçbir zarar gelmez. Aksine o para değerlidir, değer kazanır ve umulur ki, birçok yaraya ilaç gibi gelir, merhem olur.</p>
<p></p>
<p>Peki ahiret sermayesi nedir?</p>
<p></p>
<p>Ahiret sermayesi, insanın bu dünyada işlediği salih ameller, iman, güzel ahlak, ibadetler ve Allah rızası için yaptığı tüm hayırlı işlerin toplamıdır. Dünya hayatının sonunda sonsuz ahiret yurdunu kazanmak için biriktirilen bu değerler, ebedi mutluluğun yegâne kaynağı ve hesabı verilen yegâne yatırımdır. </p>
<p>Ahiret Sermayesinin Temel Unsurları:</p>
<p>İman ve Takva: Kalpteki samimi inanç ve Allah korkusu ile yasaklardan sakınmak.</p>
<p>Salih Ameller: Allah'ın razı olduğu, insanlara faydalı her türlü iyi ve güzel iş.</p>
<p>İbadetler: Namaz, oruç, zekat gibi farz ve nafile ibadetler.</p>
<p>Güzel Ahlak: Dürüstlük, yardımseverlik, sabır ve adalet gibi ahlaki değerler.</p>
<p>Sadaka-i Cariye: Ölümden sonra da sevabı devam eden kalıcı hayırlar (okul, çeşme, ilim, hayırlı evlat). </p>
<p>Özetle, insan dünyadaki kısıtlı ömrünü ve imkanlarını kullanarak bu ebedi sermayeyi oluşturur. Kur'an-ı Kerim'de, "Allâh'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasîbini unutma!" (el-Kasas, 77) ayetiyle bu denge vurgulanmıştır. </p>
<p>Ayette farklı isimlerle adlandırılan nâsip ahiret sermayesini de kapsamaktadır. Yani dünyadan elini eteğini çekme, ancak ahiret için de bir birikim yapmayı ihmâl etme, mesajı verilmektedir bize.</p>
<p>Tebessüm etmekte bir sermayedir, insanları rahatsız edici bir taşı, dikeni yoldan kaldırmakta, bir yetimin saçını okşayıp, cebine harçlık koymakta, ilim ve irfân öğrenmek, öğrendikleriyle amel etmekte, insanlara iyilik yapıp sıkıntılarını gidermekte,</p>
<p>İmtihanlar karşısında gösterdiğin sabır ve mücadele de...</p>
<p>Say say bitmez...</p>
<p>Nasıl ki; maddî ihtiyaçların karşılanması birikim sonucu elde edilen para, altın, gümüş, döviz gibi bir sermayeyle mümkündür, ahireti kazanmakta manevî bir sermayeyi kazanmakla mümkündür. Bu sermayeyi biriktirmenin yolu sadece namaz kılıp oruç tutmakla sınırlandırılamayacak kadar çoktur ve bu da yaratıcının insanlara sunduğu bir lütuftur.</p>
<p>İnsan dünyalık için çalışıp didinmeden, ilmini geliştirmeden belli bir merhaleye gelemiyorsa, ahiret için herhangi bir sermayesi olmayanlar da ahiret yurdunda cenneti ve hiçbir güzelliği göremeyecekler. Hiçbir müslümana dünyalık sermayeniz olmasın, yemeyin, içmeyin demiyoruz, ancak geçici dünya için gösterdiğin; dışarda kalmamak, nâmerde muhtaç olmayacak, aç kalmayacak, günlük ihtiyaçlarını karşılayacak sermayeye önem atfettiğin gibi ahiret için de bir hurma çekirdeği kadar da olsa sermaye biriktir.</p>
<p>Ve sermayenin küçüğüne büyüğüne bakmadan semereni doldur. Unutma küçük görülen öyle hatalar vardır ki, insan o yüzden azap yolu cehenneme gider. Öyle küçük iyilik ve güzellikler de vardır ki sırf o sebepten iyilik, güzellik ve mükâfat yurdu cennete götürür.</p>
<p>Bu yazıyı okuyan güzel insan, sakın unutma!</p>
<p>Alıp verdiğimiz bir nefesin bile hakkını veremezken, bizi yaratan ahiret gününe eli boş gitmememiz için her türlü bahaneyi önümüze sunmuş, büyük küçük dememiş, yeterki gücün kadar çalış, demiştir. Bu kadar merhametli bir ilâhın emri kulak ardı edilebilir mi hiç?</p>
<p>Ûsülsüz vusûl olur mu hiç?</p>
<p></p>
<p>Sevgi, saygı, ve iyilik daima yoldaşın olsun.</p>
<p></p>
<p>~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Her Gün Bir Kadın Cinayeti; Karanfil Değil, Adalet İstiyoruz</title>
<link>https://fikirizleri.com/her-gun-bir-kadin-cinayeti-karanfil-degil-adalet-istiyoruz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/her-gun-bir-kadin-cinayeti-karanfil-degil-adalet-istiyoruz</guid>
<description><![CDATA[ Kadınlar Günü ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ad586aacbb4.webp" length="57792" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 14:22:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>Deneme, yazar, şiir, köşe yazısı, hikâye, ayrılık, dostluk, sevgi, aşk, köy, özlem, hasret, huzur, aile, özgürlük, yalnızlık, kadınlar günü, kadın cinayeti, çocuk cinayeti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Susturulmuş binlerce kadının ortak çığlığı. 8 Mart bir "kutlama" değil, bir "yas ve direniş" günü... </p>
<p></p>
<p>Bugün takvimler o malum günü gösteriyor. Telefonlarınıza sahte bir neşeyle süslenmiş mesajlar düşecek; "Varlığıyla dünyayı güzelleştiren kadınlarımızın..." diye başlayan, sonu gelmez, içi boş övgüler... Sosyal medya, pembe filtreli afişlerle, şık akşam yemekleriyle ve indirim reklamlarıyla dolup taşacak.</p>
<p></p>
<p><strong>Peki, biz neyi kutluyoruz?</strong></p>
<p></p>
<p>Sahi, bir katliamın küllerinden doğan bu günü, hangi ara çiçekli bir bayrama dönüştürdük?</p>
<p>1857’de New York’ta bir fabrikada kapılar üzerlerine kilitlenen, alevlerin arasında birbirine sarılarak can veren 129 kadının çığlığını, bugün hangi parfüm kokusu bastırabilir?</p>
<p></p>
<p><strong>Bir Gün Değil, Her Gün Eksiliyoruz </strong></p>
<p></p>
<p>Biz kadınlar için 8 Mart, bir kutlama takvimi değil, bir hayatta kalma çetelesidir. Biz bugün gülümseyen fotoğraflar paylaşırken, bir yerlerde bir kadın ve bir kız çocuğu hiç tanımadığı bir karanlıkta, en yakınındaki bir el tarafından veya hiç tanımadığı bir kişi tarafından hayattan koparılıyor olabilir.</p>
<p></p>
<p>Haber bültenleri artık birer taziye defterine dönüştü. İsimler değişiyor, şehirler değişiyor ama o korkunç son hiç değişmiyor: "Hunharca katledildi." Katiller ise adalet saraylarının kapısından üç-beş yıl sonra, hiçbir şey olmamış gibi, sırtları sıvazlanarak çıkıyor. Sokakta yanımızdan geçen o adamın, yarın bir gazete sayfasındaki "fail" olmayacağının garantisini kim verebilir?</p>
<p></p>
<p><strong>Korkuyla Yaşamak, Yaşamak mıdır? </strong></p>
<p>Yatağa girdiğimizde "Yarın benim ismim mi bir cinayet haberiyle anılacak?" diye düşünmekten yorulduk.</p>
<p></p>
<p>Kız çocuklarımızı parklara gönderirken, okula uğurlarken içimizde büyüyen o devasa yumruyla yaşamaktan bıktık. Bizim ihtiyacımız olan süslü videolar, afilli afişler ya da yılda bir kez hatırlanan "kutsallık" atıfları değil.</p>
<p></p>
<p></p>
<p><strong>“Biz artık ölmek istemiyoruz. Biz korkmadan yürümek, korkmadan sevmek, korkmadan nefes almak, korkmadan yaşamak istiyoruz.!”</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yasanın korumadığı, adaletin tecelli etmediği her gün, o New York’taki fabrikanın kapıları hepimizin üzerine yeniden kilitleniyor. O yangın hala sönmedi; bugün her bir kadın ve her bir kız çocuğu cinayetiyle canımızı yakmaya devam ediyor.</p>
<p></p>
<p><strong>Sözün Bittiği, Adaletin Başladığı Yer</strong></p>
<p></p>
<p>Bugün bana çiçek getirmeyin. Bugün bana "kadınlar çiçektir" edebiyatı yapmayın. Eğer bir şey yapacaksanız; sokakta dövülen, tecavüze uğrayan öldürülen o kadınların ve çocukların sesi olun. Mahkeme salonlarında kravat takıp indirim alan katilin karşısında durun. Bir kız çocuğunun hayallerinin karartılmasına sessiz kalmayın.</p>
<p></p>
<p>Biz artık bir "anma" günü daha istemiyoruz. Biz; kadınların öldürülmediği bir takvim, çocukların korkmadığı bir gelecek istiyoruz.</p>
<p></p>
<p>Çünkü adalet sağlanmadığı sürece, her 8 Mart kutlaması, kurban edilen kadınların mezarı başında çalınan acı bir ıslıktan öteye geçemeyecektir.</p>
<p></p>
<p>Dileğimiz; tek bir kadının daha isminin siyah bir ekranda belirmediği  o ilk sabahı görebilmek...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bu Öfke Neden?</title>
<link>https://fikirizleri.com/bu-ofke-neden-2841</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bu-ofke-neden-2841</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ac876ac1c11.webp" length="8188" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 23:16:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Neden Bu Kadar Öfkeliyiz?</p>
<p>Son zamanlarda fark ediyor musunuz?</p>
<p>Herkes biraz gergin.</p>
<p>Trafikte, evde, işte, sosyal medyada… Sanki en ufak bir şeyde patlamaya hazırız.</p>
<p>Birine bir şey söylüyorsun, hemen yanlış anlaşılıyor.</p>
<p>Bir fikir söylüyorsun, hemen cephe alınıyor.</p>
<p>Sanki hiç kimsenin kimseye tahammülü yokmuş gibi.</p>
<p>Belki de gerçekten öfkeliyiz.</p>
<p>Ama kime?</p>
<p>Hayat kolay değil.</p>
<p>Geçim derdi, gelecek kaygısı, çocukların sorumluluğu, hiç bitmeyen işler…</p>
<p>Herkes bir şeylerin yükünü taşıyor. Ama kimse “Ben yoruldum” diyemiyor.</p>
<p>İçimiz çok dolu aslında.</p>
<p>Konuşsak ağlayacak gibiyiz ama onun yerine kızıyoruz.</p>
<p>Çünkü üzgün görünmek zayıflık gibi geliyor, öfkeli olmak daha güçlü duruyor.</p>
<p>Durup nefes almıyoruz.</p>
<p>Eskiden insanlar aynı düşüncede olmasa da bir arada oturabiliyordu.</p>
<p>Şimdi farklı düşünmek bile tehdit gibi algılanıyor.</p>
<p>Oysa herkes aynı olmak zorunda değil ki.</p>
<p>Belki çözüm çok büyük şeylerde değil.</p>
<p>Biraz susmakta.</p>
<p>Biraz dinlemekte.</p>
<p>Hemen cevap vermemekte.</p>
<p>Çünkü bazen karşımızdakine değil,</p>
<p>aslında içimizde birikenlere sinirleniyoruz.</p>
<p>Ve belki de en çok ihtiyacımız olan şey şu, </p>
<p>Birbirimize karşi değil, biraz hayata karşı sabırlı olmak.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İHTİMALLERİN TİRANLIĞI: İhtimal Gürültüsü ve Çalınan Şimdi</title>
<link>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2833</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2833</guid>
<description><![CDATA[ Zihnin yarattığı gürültüyle kaybolan anlar… Endişe, şimdiyi çalıyor ve sessizce özsaygımızı tüketiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ab1cb6ba82f.webp" length="50188" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 21:30:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülcan Sancak</dc:creator>
<media:keywords>zihinsel farkındalık, kaybolan anlar, şimdiyi yaşamak, endişe, ihtimaller, zihnin gürültüsü, özsaygı, felsefi yazı, yaşam farkındalığı, zaman yönetimi, bilinçli yaşam</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir saniye sonrasının bile garanti olmadığı bu hayatta, güzel anlar biriktirmek varken…</p>
<p>Henüz olmamış, belki de hiç olmayacak ihtimallerle zihnimizi dolduruyoruz.</p>
<p>Düşünüyoruz, kuruyoruz, endişeleniyoruz…</p>
<p>Ve çoğu zaman bir sonuca ulaşana kadar her dakikamızı tüketiyoruz.</p>
<p>Oysa o dakikalar, bir daha geri gelmeyecek olan hayatın kendisi.</p>
<p>Zihnin yarattığı senaryoların içinde kaybolurken;</p>
<p>bedenimizi yoran, ruhumuzu daraltan bir döngünün içinde kalıyoruz.</p>
<p>Belki de en çok unutulan şey şu:</p>
<p>Endişe, çoğu zaman geleceği korumaz…</p>
<p>Sadece bugünü çalar.</p>
<p>Ve insanın kendi zihninde kurduğu bu kaygı labirenti,</p>
<p>aslında kendine yaptığı en sessiz özsaygısızlıklardan biridir.</p>
<p>Çünkü hayat, zihnin korkularında değil;</p>
<p>yaşanan anın içinde akıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kimin Rızası İçin</title>
<link>https://fikirizleri.com/kimin-rizasi-icin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kimin-rizasi-icin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a9e6039387c.webp" length="26248" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 23:22:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Hanne</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz. Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz? Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder.">Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz. Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz? Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder."> Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz. Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz? Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder.">Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz?</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz. Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz? Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder."> Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz. Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz? Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder.">Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz. Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz? Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder.">Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz. Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz? Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder.">Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz. Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz? Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder.">Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz. Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz? Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder.">Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Huzuru, artık mutluluğa tercih edecek olgunluğa eriştiğimizi sandığımız zamanlarda bile kendimizi sık sık insanları razı etmeye çalışırken yakalıyoruz. Onların gönlünü hoş tutmak, beklentilerini karşılamak, kırılmasınlar diye kendi içimizden vazgeçmek… Sanki insanın değeri, başkalarının memnuniyetinde saklıymış gibi. Oysa düşününce insanın içi sızlıyor: Biz nankörlüğüyle bilinen bir millet değil miyiz? Bize verilen onca nimete rağmen Rabbinden razı olmayı hâlâ öğrenememiş insanlar, birbirlerinden nasıl razı olabilir ki? Eğer bir “razı olma” ifademiz olacaksa, bu her şeyden önce bizi tüm kusurlarımıza, günahlarımıza ve zaaflarımıza rağmen terk etmeyen Rabbimize olmalıdır. Çünkü O, insanın yüz çevirdiği yerde bile kulunu bırakmayan tek merhamet sahibidir. İbadetlerimiz de zamanla sadece bir rutine dönüştüğünde aynı tehlike ortaya çıkar. Ruhumuzun katılmadığı bir ibadet, geride yalnızca bedenimizi bırakır. Secdeye giden sadece et ve kemik olur; kalp ise o secdenin anlamını çoktan unutmuştur. Bir gün durup hayatımıza baktığımızda, insanları razı etmek için ne kadar çok çabaladığımızı fark ederiz. İşte o an anlarız ki, bu çabanın her adımı bizi manen Rabbimizden biraz daha uzaklaştırmıştır. Oysa insan, O’nun biricik rızasını merkeze aldığında bambaşka bir hafiflik hisseder. İnsanların onayına duyulan o ağır ihtiyaç yavaş yavaş çözülür. Kalpteki kırma, küçültme, kendini ispat etme telaşı sönmeye başlar. Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder.">Ve insan, belki de ilk defa, meleklere özgü o saf huzurun nasıl bir şey olduğunu tattığına hayret eder.</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bin Gün Sonra</title>
<link>https://fikirizleri.com/bin-gun-sonra</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bin-gun-sonra</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a9d4a6ea466.webp" length="13594" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 22:05:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet E. Yılmaz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün alkolsüz geçen bin günü geride bıraktım.</p>
<p>Bunu yazarken hala biraz tuhaf hissediyorum. Çünkü bir zamanlar bir hafta bile uzak kalmanın zor göründüğü bir şeyden, şimdi bin gün uzak kalabiliyor olmak bana hala şaşırtıcı geliyor. Eskiden alkol hayatımın doğal bir parçasıydı. En azından ben öyle düşünüyordum. Günün yorgunluğunu almak için, arkadaşlarla sohbeti renklendirmek için, bazen de sadece alışkanlıktan. Bir kadeh derken fark etmeden o kadeh hayatın merkezine yerleşebiliyor.</p>
<p>İnsan çoğu zaman bunun ne zaman değiştiğini tam olarak fark etmiyor. Çünkü bağımlılık çoğu zaman gürültülü değil, sessiz ilerliyor. Küçük alışkanlıklarla başlıyor, küçük bahanelerle devam ediyor. Ve bir gün dönüp baktığınızda hayatınızın bazı alanlarının yavaş yavaş daraldığını görüyorsunuz.</p>
<p>Benim için de farkındalık tam olarak böyle başladı. Bir gün durup kendime şu soruyu sordum.</p>
<p><em>''Ben gerçekten nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?''</em></p>
<p>O gün aldığım karar hayatımı bir anda değiştirmedi ama bir yön verdi. Remisyon romantik bir hikaye değil. İlk günler zor oluyor. Akşamları, stresli bir günün sonunda o eski alışkanlık kendini hatırlatıyor. Ama zamanla insan başka bir şey fark ediyor. <strong>Alkolsüz yaşam</strong> aslında eksik bir yaşam değilmiş. Tam tersine daha berrak, daha sakin ve daha gerçek bir yaşam. Sabahları daha net bir zihinle uyanmak, duyguları bastırmadan yaşayabilmek, insanlarla gerçekten bağlantı kurabilmek. Bunların değeri zamanla daha iyi anlaşılıyor.</p>
<p>Bugün bin günü geride bırakırken şunu çok net söyleyebilirim. Değişim büyük bir kararın değil küçük ama sürekli kararların sonucu.<em> ''Bugün de içmeyeceğim.'' </em>İyileşme tam olarak böyle başlıyor. </p>
<p>Bir gün, sonra bir gün daha. Ve o günler biriktiğinde insan fark etmeden çok uzun bir yolu geride bırakmış olabiliyor. Eğer bu yazıyı okuyan biri şu anda kendisiyle mücadele ediyorsa şunu bilsin isterim. Değişim mümkün ama çoğu zaman düşündüğümüz gibi büyük adımlarla değil küçük ama kararlı adımlarla geliyor. Benim için bin gün böyle geçti.</p>
<p>Belki de bu yazı, birinin ilk gününe küçük bir ışık olur.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güneş/Jupiter     Venüs/ Uranüs</title>
<link>https://fikirizleri.com/gunesjupiter-venus-uranus</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gunesjupiter-venus-uranus</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a988ddb557f.webp" length="43886" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 16:43:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>"Tesaduf değil tevafuk var</strong><br><strong>Bazen kaybolduğunu sanırsın.</strong><br><strong>Oysa Allah seni sakliyordur.</strong><br><strong>Görmediğin tehlikelerden, kalbini üzecek insanlardan,</strong><br><strong>geçmen gerekmeyen yollardan...</strong><br><strong>Hiçbir şey boşuna değil.</strong><br><strong>Allah saklıyorsa; koruyordur.</strong><br><strong>Koruyorsa; hazırlıyordur.</strong><br><strong>Bazen dua edersin....</strong><br><strong>Karşılığını almadığını sanırsın</strong><br><strong>Oysa Allah duyar.</strong><br><strong>İstemeyi bile kalbine düşüren O'dur. Vermeyeceği şeyi sana istetmez.</strong><br><strong>Ama nasıl tecelli ettireceğine sen değil,</strong><br><strong>O karar verir.</strong><br><strong>Bazen arkanda, üstüne doğru gelen</strong><br><strong>deniz gibi bir ordu olur.</strong><br><strong>Önünde ise, ordu gibi duran bir Kızıldeniz..</strong><br><strong>Tam "Buraya kadarmış" dediğin yerde, Aniden sana denizden yollar açar.</strong><br><strong>Çünkü sen sonunu bilmezsin, O bilir."</strong><br><br><strong>Güneş/Jüpiter güzel açısı ile koruyan bereket yağdıran Rahmet Kapısı geçmiste (Merkür retro) zorluklarla uğraştıran "buraya kadarmış" dediğin konu/kisi olaylarda Maddi-Manevi (Venüs/Uranüs ) supriz gelişmeler çözülmeler getirebilir.</strong><br><strong>Uranus/Venus güzel açısı aşk,ilişki alanında,maddi/manevi konularda uyanışlar,Ani başlangıçlar,supriz kazançlar,karmik bağların çözülmesi, karmik tanışmalar getirebilir.</strong><br><strong>2026 Senesinin en güzel açılarından olan Güneş/Jupiter açısı her olanın tesadufi olmadığını,şansın rastgele gelmediğini gösteriyor. Nasip dairesinde tesadüf diye bir şey yok, tevafuk var. Hak diler kalem yazar vakti hayırda karşına çıkar...</strong><br><strong>Bu hafta beliren olaylar geçmisin hasadı geleceğin tohumu...</strong><br><strong>Herşeyin başı niyet Niyetin temizse</strong><br><strong>denizler yol olur, hasadın bereketlenir,</strong><br><strong>tohumun çiçek açar...</strong><br><strong>En güzele Emanet Ol....</strong><br><br><a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz  _aa9_ _a6hd" href="https://www.instagram.com/explore/tags/astro_derya_/" role="link" tabindex="0">#astro_derya_</a><span> </span><a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz  _aa9_ _a6hd" href="https://www.instagram.com/explore/tags/deryaerozen/" role="link" tabindex="0">#deryaerozen</a><span> </span><a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz  _aa9_ _a6hd" href="https://www.instagram.com/explore/tags/ven%C3%BCsuran%C3%BCs/" role="link" tabindex="0">#venüsuranüs</a><span> </span><a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz  _aa9_ _a6hd" href="https://www.instagram.com/explore/tags/g%C3%BCne%C5%9Fj%C3%BCpiter/" role="link" tabindex="0">#güneşjüpiter</a><span> </span><a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz  _aa9_ _a6hd" href="https://www.instagram.com/explore/tags/reelsedits/" role="link" tabindex="0">#reelsedits</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sınıfta Kırılan Kalem; Fatma Nur  Öğretmen</title>
<link>https://fikirizleri.com/sinifta-kirilan-kalem-fatma-nur-ogretmen</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sinifta-kirilan-kalem-fatma-nur-ogretmen</guid>
<description><![CDATA[ Fatma Nur Çelik Öğretmen ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a82d9ec5a94.webp" length="31620" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 16:14:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>Deneme, yazar, şiir, köşe yazısı, hikâye, ayrılık, dostluk, sevgi, aşk, köy, özlem, hasret, huzur, aile, özgürlük, yalnızlık, öğretmen, Fatma Nur Çelik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir öğretmen, sınıfa girdiğinde sadece ders anlatmaz; cebinde umut, heybesinde yarınlar, avuçlarında ise şekillendirmeye çalıştığı binbir çeşit hayat vardır. O gün Fatma Nur Çelik öğretmenimiz de aynı niyetle, belki de yüzünde bir gülümsemeyle o kapıdan içeri girdi. Bilmiyordu ki, uğruna ömrünü adadığı o sıralardan birinde, kendi sonu saklıydı.</p>
<p></p>
<p>Bugün sadece bir <strong>“olaydan” </strong> bahsetmiyoruz. Bugün, bir öğretmenin bilgisini, sevgisini ve emeğini hunharca bir öfkeye kurban verişimizi konuşuyoruz.</p>
<p></p>
<p><strong>Bir Neslin Çoraklaşması </strong></p>
<p>Bir öğretmene uzanan el, aslında bir toplumun ışığını söndürmeye yönelik bir hamledir. Fatma Nur Öğretmen’in suçu neydi? Bir çocuğun elinden tutup onu karanlıktan çekip çıkarmak mı? Ona karakter, ahlak ve gelecek sunmaya çalışmak mı?</p>
<p></p>
<p>Son yıllarda sınıflarımızda sessizce büyüyen bir canavar var: <strong>Zorbalık. </strong>Bazen bir <strong>“şaka” </strong> maskesiyle, bazen bir telefon ekranının arkasına saklanarak, bazen de bir saygısızlık olarak karşımıza çıkıyor. Ama en sonunda, o zorbalık bir can alacak kadar canileşebiliyor. Öğretmenin susturulduğu, hedef gösterildiği ve itibarsızlaştırıldığı bir yerde; sadece bir birey değil, bütün bir nesil çölleşir.</p>
<p><strong>“Öğretmenin nefesi kesilirse, toplumun geleceği nefessiz kalır. ”</strong></p>
<p></p>
<p><strong>Saygı Bir Lütuf Değil, Temeldir</strong></p>
<p></p>
<p>Öğretmenlerimizin her biri, her sabah sınıfa girerken sadece müfredatı değil, kendi ruhlarını da o masaya bırakırlar. Bir öğrencinin gözündeki küçücük bir parıltı için yıllarını feda eden bu insanlara karşı takınılan her lakayıt tavır, atılan her saygısız adım, aslında kendi geleceğimize vurduğumuz bir darbedir.</p>
<p></p>
<p>Saygı bir seçenek değildir; insan kalabilmenin asgari şartıdır.</p>
<p>Bu yazı bir hatırlatma değil; Bir Çağrı: Artık Yeter!</p>
<p></p>
<p>Daha kaç öğretmen kurban edilecek? </p>
<p>Suça sürüklenen çocuk diyerek suçlulara beraat kararı verilecek? </p>
<p></p>
<p>Fatmanur Öğretmen’in hatırası, sadece siyah kurdelelerle değil, köklü bir değişimle yaşatılmalıdır. Okul koridorlarında yankılanan o acı çığlık, kulaklarımızdan silinmemeli.</p>
<p></p>
<p>* Öğretmene yönelik zorbalığa sıfır tolerans sadece bir slogan olmamalı, bir hayat biçimine dönüşmelidir.</p>
<p>* Bir çocuğun eline kalem yerine öfkeyi veren her sebeple topyekûn savaşılmalıdır.</p>
<p></p>
<p>O kara gün Fatma Nur Öğretmen’in kalemi kırıldı. Onun anlatamadığı dersleri, yarım kalan cümlelerini biz tamamlamak zorundayız. Çünkü güçlü bir gelecek, ancak öğretmeni güvende olan, öğretmeni el üstünde tutulan bir toplumla mümkündür.</p>
<p></p>
<p>Bugün Fatma Nur Çelik öğretmenimizi ebediyete uğurladık... </p>
<p>Mekânın Cennet olsun Fatmanur Öğretmen... </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Biz, senin o yarım bıraktığın sınıfta, zorbalığa karşı nezaketi ve saygıyı savunmaya devam edeceğiz. Çünkü senin sustuğun yerde,  sesimizin daha gür çıkması bizim borcumuzdur...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAPLUMBAĞALAR VE BİR İSTİKLÂL GAZİSİ /SUCU MEVLÜT</title>
<link>https://fikirizleri.com/kaplumbagalar-ve-bir-istiklal-gazisi-sucu-mevlut</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kaplumbagalar-ve-bir-istiklal-gazisi-sucu-mevlut</guid>
<description><![CDATA[ Bu vatan kolay kazanılmadı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b2bf58d0cd0.webp" length="82872" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 16:30:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Üzenin Üzüldüğü Yerden</title>
<link>https://fikirizleri.com/uzenin-uzuldugu-yerden</link>
<guid>https://fikirizleri.com/uzenin-uzuldugu-yerden</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a60499ce69b.webp" length="65606" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 00:45:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Karadağ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Üzüldüğünü biliyorum.</span></p>
<p><span>Ben üzüldüğümde, senin de içten içe üzüldüğünün farkındaydım.</span></p>
<p><span>Üzdüğünde, aslında üzen taraf olmak istemediğini biliyorum. </span><span>Ama bazen, o rolü en çok sen sahipleniyormuşsun gibi hissettim.</span></p>
<p><span>Yine sevginin önüne öfkeni bir set gibi çektin.</span><span>Sanki kalbine giden yolu bilerek kapattın.</span>Öfken dinince göstereceğin sevginin bir anlamı kalmadı artık. Çünkü sevgi, gecikince yarayı sarmaz; sadece izi hatırlatır. Sonuçta üzülen yine sen oldun. sandığın ise buna çoktan hazırlıklıydı.</p>
<p><span>Seni üzmemek için elinden geleni yaptı, ama asıl kırılgan olanın hep sen olduğunu biliyordu. </span>Sadece üzüntünün yönünü değiştirmek istedi. Belki yükünü hafifletmek...Belki kendini biraz olsun korumak...</p>
<p><span>Ama değiştiremedi. </span>Çünkü öfkesini zırh gibi kuşanan birini yenmek mümkün değildi.</p>
<p> Ve bazı savaşlarda iki taraf da kaybeder.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hiç Olmak</title>
<link>https://fikirizleri.com/hic-olmak-2817</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hic-olmak-2817</guid>
<description><![CDATA[ Hiçlik&amp;kimliksizlik&amp;yükseliş ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69bff325dc163.webp" length="7660" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 15:35:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Neşe Tuncel</dc:creator>
<media:keywords>#hiçlik#varoluş#kişisel gelişim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç olmak nedir? </p>
<p>Zamansız olabilmektir. Geldiğin yeri hatırlamak o boşlukta kalabilmektir.</p>
<p>Orada yargı yoktur, orada ego yoktur. Sadece mutlak sevgi vardır. Sen de herkes ve her şeysin. Bir bütün olarak bölünmemiş haldesin. <br><br>Ruh parçaların henüz dağılmamıştır. Ne olaylarda ne de kişilerde bir yanını, duygunu bırakmamışsındır.</p>
<p>Henüz olmayan ama aynı zamanda da her şeyi yaşamış olansındır.</p>
<p>Düşüncesiz kalabilen bir varoluştur. Zihin artık orada susar, sadece gözlem vardır. Gözlemlediğin şey; hem her şeyin birleştiği hem de yok olduğu sıfır noktasıdır. </p>
<p>Bu hiçlikte artık birlik vardır, maddeyle manayla senden gayrı olmayan...<br>Zaman kavramı yoktur. Belki de zamanın durduğu tek varoluşsal sistemdir.</p>
<p>Bir kere deneyimlediğinde artık sen bambaşka bir sen olursun bir sen olur ki senden ziyade senden öte.....</p>
<p>Hiçliğe.......<br><br></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MART AYININ SESSİZ ÇIĞLIĞI</title>
<link>https://fikirizleri.com/mart-ayinin-sessiz-cigligi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mart-ayinin-sessiz-cigligi</guid>
<description><![CDATA[ 8 Mart; sadece bir takvim yaprağı değil, emeğin, direnişin ve eşitlik arayışının sembolüdür. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a6e73c658e0.webp" length="49532" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 16:52:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Modern Bir İllüzyon: Özgürlük Sandığımız Issızlık</title>
<link>https://fikirizleri.com/modern-bir-illuzyon-ozgurluk-sandigimiz-issizlik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/modern-bir-illuzyon-ozgurluk-sandigimiz-issizlik</guid>
<description><![CDATA[ Aile yalnızlık özgürlük ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a432f45359d.webp" length="41486" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 15:37:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>Deneme, yazar, şiir, köşe yazısı, hikâye, ayrılık, dostluk, sevgi, aşk, köy, özlem, hasret, huzur, aile, özgürlük, yalnızlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bugünlerde vitrinlerde en çok satılan ürün, yaldızlı paketlere sarılmış bir <strong>“yalnızlık”</strong>. Adına <strong>“bireysellik”</strong> diyorlar, <strong>“kendine yetmek” </strong>diyorlar, hatta daha da ileri gidip <strong>“özgürlük”</strong> diye pazarlıyorlar. Oysa parıltılı reklamların, <strong>“sadece kendin için yaşa” </strong>diyen mottoların ve filtreli hayatların ardında devasa bir boşluk büyüyor.</p>
<p>Sormak lazım: Bir başına kutlanan bir zafer, gerçekten zafer midir? Yoksa sadece yankısı boş odalarda kaybolan bir fısıltı mı?</p>
<p><strong>Kırılan Ayna: Kimliğimizin Dağılışı</strong></p>
<p>Aile insanın ilk aynasıdır. Biz o aynaya bakarak kim olduğumuzu, sevilmeye değer olduğumuzu ve bir yere ait olduğumuzu öğreniriz. Şimdi modern dünya bize o aynayı yere çalmamızı söylüyor. <strong>“Kimseye ihtiyacın yok” </strong>dedikçe, aslında bizi köksüzleştiriyorlar.</p>
<p>Unutmayalım ki; <strong>B</strong><strong>ir ağaç göğe yükseldiği kadar değil, toprağın altında birbirine sarılan kökleri kadar güçlüdür.</strong></p>
<p>Aileyi, o kadim kökleri kopardığımızda, rüzgarın önünde savrulan bir yaprağa dönüşmek özgürlük değil, sadece bir savruluştur.</p>
<p><strong>Sorumluluk: Ruhun Ağırlığı mı, Kanadı mı?</strong></p>
<p>Evet, aile sorumluluktur. Hastalandığında bir bardak su taşımak, uykusuz gecelerde bir nefesi dinlemek, bazen kendi arzularını bir kenara bırakıp <strong>“biz” </strong> diyebilmektir. Modern insan sorumluluktan kaçmayı özgürlük sanıyor. Oysa insan, sadece kendisi için yaşadığında sığlaşır; başkası için bir şeyler feda ettiğinde derinleşir.</p>
<p>Gerçek büyüklük, bir çocuğun uykusunda bulduğu huzurda gizlidir; bir eşin güven dolu bakışında, bir yaşlının duasındadır.</p>
<p>Kendi konfor alanına hapsolmuş bir kalp, ne kadar genişleyebilir ki? Paylaşılmayan acı büyür, paylaşılmayan sevinç ise solar.</p>
<p><strong>"Dünyaya Bir Daha mı Geleceksin?" </strong>yalanı</p>
<p>Bu cümle, bencilliğin en masum görünen maskesidir. Evet, dünyaya bir kez geliyoruz; tam da bu yüzden bu kısa ömrü, bir başkasının hayatında güzel bir iz bırakmadan tamamlamamalıyız. Bayram sabahında telefonun sessizliği, akşam yemeğinde tek bir tabağın tıkırtısı özgürlük değil, sessiz bir çöküştür.</p>
<p>İnsan, ancak bir başkasının gözlerinde kendini gördüğünde tamamlanır. <strong>“Sevmek” </strong>birine ihtiyaç duymak bir zayıflık değil, insan olmanın en asil halidir.</p>
<p><strong>Pusulayı Yeniden Ayarlamak</strong></p>
<p>Değerlerimiz, bu karmaşık ve gürültülü dünyada yolumuzu bulmamızı sağlayan bir pusuladır. Paylaşmanın bereketini, sofranın sıcaklığını, <strong>“biz” </strong> olmanın o sarsılmaz gücünü hatırlamalıyız.</p>
<p>Modern masalların bizi uyutmasına izin vermeyelim. Gerçek mutluluk, duvarları soğuk rezidans ve 1+1 dairelerinde değil; içinde sevginin, gürültünün ve fedakarlığın olduğu o <strong>“eski moda” </strong> ama sıcacık aile kalelerindedir.</p>
<p><strong>“Çünkü hayat, yükü birlikte omuzlayınca hafif, ekmeği birlikte bölüşünce lezzetlidir.”</strong></p>
<p>Gelin, bugün o kırılan aynanın parçalarını yerden toplayalım. Bir el uzatalım, bir gönüle girelim. Çünkü günün sonunda elimizde kalacak olan, ne kadar <strong>“özgür”</strong>  olduğumuz değil, kimler tarafından ne kadar çok sevildiğimiz olacak...</p>
<p> </p>
<p>Kıymetli okurlarım, değerli gönül dostlarım; sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyor, Yüce Allah’ emanet ediyorum. Ramazan ayının fevzi, rahmeti, bereketi üzerimize olsun... </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Koşulsuz Sevgi</title>
<link>https://fikirizleri.com/kosulsuz-sevgi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kosulsuz-sevgi</guid>
<description><![CDATA[ Sevgi&amp;fedakarlık&amp;maneviyat ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a43003a6bc9.webp" length="38570" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 15:28:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Neşe Tuncel</dc:creator>
<media:keywords>Sevgi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span> Sevgili okurum,</span></p>
<p><span>Bugün sizlere sevginin çeşitlerinden bahsedeceğim.</span></p>
<p><span>Bana göre sevginin iki çeşidi vardır. </span></p>
<p><span>Birincisi koşullu olan sevgidir yani karşılığında fedakarlık yapılır. Kişi aslında fedakarlık kelimesinden de anlaşılacağı gibi bir kâr elde etmek amacıyla kendini feda eder, bu karşılık beklenen bir sevgi çeşididir ve oldukça sık rastlanır. Bu duruma örnekler verelim;  çok çalışmış olup akşam evine yorgun giden bir eş, gelip karısına sürekli söyleniyorsa ben çok çalışıyorum hep senin için hep sizin için zaten diyorsa, karşılığında şöyle bir şey geliyor eeee siz ne yapıyorsunuz, benim için? Bak beni üzmeyin beni üzerseniz ben de çalışamam. İşte burada bir koşul oluşuyor. Yine bir sevgi var ama karşılığında sen de beni sev var. Başka bir örneği de şu şekilde verebiliriz aşk sanılan ancak bir taraf vazgeçtiğinde ya benimsin ya toprağım diyerek diğer tarafın kişiye zarar vermesi, gerçek bir sevgi olsaydı karşısındakine zarar verebilir miydi?</span></p>
<p><span>Şimdi gelelim ikinci çeşide, koşulsuz sevgi. Bu durumu da şu şekilde açıklayabiliriz karşılığında hiçbir menfaat beklemeden sadece sevmek eylemini gerçekleştirmek. Mesela bir sokak hayvanına yemek verirken onu sevmek ya da doğayı sevdiği için korumak ya da sevdiği insanı sırf kendisi seviyor diye yani o sevmese bile zarar vermemek. Gerekirse sevgisini içinde yaşamak. İşte bunlar yaradanın gözüyle olan, koşulsuz sevgidir. Çünki yaradan biz ne yaparsak yapalım bizi hep sevecektir. Biz de sevginin gerçek tanımını öğrenerek farkındalıklı yaşamalı ve sevmeliyiz; diğer türlü adı sevgi olmaz saplantı olur, menfaat beklemek olur, ortaklık olur. Şimdi dürüstçe kendimize soralım nekadar koşulsuz seviyoruz?</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilinçaltında Neyi Normal Görürsen Hayatına Onu Çekersin</title>
<link>https://fikirizleri.com/bilincaltinda-neyi-normal-goerursen-hayatina-onu-cekersin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bilincaltinda-neyi-normal-goerursen-hayatina-onu-cekersin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6999859fcd9d5.webp" length="17524" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 13:50:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bilinçaltındaki duygularının kaynağını farketmezsen istediğin kadar yeni kararlar al,ritüel-meditasyon yap,istedigin gelişim kitabını oku kendini her seferinde alıştığın, tanıdık gelen olayların içinde bulursun!</strong><br><strong>Tanıdığın duyguda ne getireceğini/götüreceğini tahmin edebilirsin.Tahmin etmek sinir sistemine daha güvenli gelir!</strong><br><br><strong>Farkında olmadan</strong><br><strong>Kaosa aşina isen barışla mücadele edersin</strong><br><strong>Aşırı çalışmaya aşina isen yavaşlamak/dinlenmek boşluk hissettirir</strong><br><strong>Iliskilerde mücadeleye alışıksan kolaylıkla olandan istemsizce kaçarsın</strong><br><strong>Toksit/hastalıklı ilişki tanıdık geliyorsa sağlıklı/güven veren yerde sıkılırsın</strong><br><strong>Bilinçli olarak dinlenmek ,huzur, güven, sağlıklı iliski istesen bile bilinçaltın neyi normalleştirdiyse 100 kişi arasından gider onu kendine çekersin?</strong><br><strong>Iyileşmemiş bir sinir sistemine sahip kişi için hayatta kalma,koruyucu bir mekanizma olarak normal gelir.Bu yüzden tanıdık gelenle yetinir çünkü Onun için tanıdık olduğu duygu/kişi güvenlidir.</strong><br><strong>Aşkta acı normal geliyorsa dramayı çeker şaşmaz kural hangi duyguyu normalleştirdiysen her zaman seni bulur.</strong><br><strong>Bolluk bereket isteğin varken şikayet dilindeysen,Düzen/Barış isterken farketmeden kaosa meydan veriyorsan,Samimiyet içtenlik arzularken gizli kapaklı işler çevirip dengesiz davranıyorsan bilinçaltında neyi/neden/nasıl normallestirdiğini farketmelisin.</strong><br><br><strong>Çoğu zaman bu çelişkiler zihinsellikten öte psikosomatiktir.Gerçek aşkı isterken sinir sistemin sadece aşinalık ister Ikisini dengelemeden canını yaksa bile senin için normal gelen duyguya çekilirsin!</strong><br><strong>Kurtarman ya da iyileştirmen gereken insanları çekiyorsan uğraştıkça başardıkça ilişkide kendini daha değerli,önemli hissedersin.Çünkü Kurtardığın kisi icin yeterince degerli olursan seni terketmez Neden?!Bu korkuyu ilk ne zaman hissettin!Duygularının ilk oluştuğu unuttuğun karanlık,toz tutmuş anılarına git !Düşün!</strong></p>
<p><strong>Arkadaşlar bilinçaltımız hayatımızda yaşayacağımız bir çok konuyu yönetiyor.Neyi normallestirdiğimizi farketmezsek,kişiler değişsede olaylar/konular hep aynı döngüde döner durur</strong><br><strong>Hic bir danışmanlık, ritüel, meditasyon, gelisim programları v.s.v.s. Sen kendini farketmediğin şifalandırmadığın sürece hayatında iz bırakamaz</strong><br><strong>Kendine Şefkatli Davran?</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Düşünce Notları: Empati</title>
<link>https://fikirizleri.com/dusunce-notlari-empati</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dusunce-notlari-empati</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a3f89e32087.webp" length="27166" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 11:30:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yağmur Deryahan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Zaman zaman büyüklerinle, küçüklerinle ya da arkadaşlarınla düşünceleriniz uyuşmayabilir, bu çok normal ama bu durumu yaşadın diye onların senden vazgeçeceğini düşünüyorsan, işte o an yanılıyorsun.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Bir insan, senden gitmek istiyorsa<strong> </strong>zaten bunu belli eder ama senden gitmek istemeyenler senin yanında olmak için çabalıyorlarsa, onları niye itesin?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Bırak, onlar senin yanında olmak ve sana iyi gelmek istiyorlar çünkü senin onlara ihtiyacın olduğu kadar onların da sana ihtiyacı var.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Bide şu var, sevdiklerin “yalnız kalmak istiyorum” dediklerinde seni silmiş olmuyorlar birtanem, sadece o an kendileriyle kalıp duygularıyla baş başa kalmak istiyorlar çünkü bazen, bazı acılar paylaşsan da geçmez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Eğer, çevrende birinin canı çok yanıyorsa yanına git, sessizce otur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">İzin veriyorsa zaten sessizce bile olsa senin varlığına ihtiyacı vardır ama eğer ki sana “lütfen git, sonra konuşuruz” diyorsa, o anda alınıp böbürlenme hemen, belli ki kendi içinde aşamadığı şeyler var ve bunu tek başına halletmek istiyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">“Ben ona iyi gelmiyorum, bir halta yaramıyorum, o bile yanında istemiyor” diye kelimeler ile kendini boğarsan, emin ol sana söylemese bile karşı taraftaki insanı da üzersin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Her şeyden önce, kendini sakinleştir ve kendine “şuan kendi yarası ile, yaşadıkları ile yüzleşiyor. Şuan onun kendine ihtiyacı var, üstüne gitmeyeyim.” diye kendini yatıştırırsan, emin ol karşındaki insanı bile yatıştırırsın hatta belki de ufak bir tebessüm etmesini sağlarsın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">2 Gün önce sosyal medyada ekranı kaydırırken bir gönderiye denk geldim: Bir adam çocuğu ile yolda arabadaymış, öndeki araba yavaş gidiyor diye kızmış fakat arka koltuktan çocuk “baba, belki de kucağında yavru köpek var!” demiş. Sonrasında ise babası ile hep o oyunu oynamışlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Empatiye bakar mısınız?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Bunu neden anlattım, şunun için anlattım:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Bazen, bazı insanları anlaman gerekebilir, o anlarda sende o Baba-Oğul gibi “Belki de” oyununu oyna kendinle, sana biri ters mi davrandı, içinden şunu geçir <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">“Belki de bugün zor bir gün geçirmiştir.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin; mso-fareast-language: TR;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif; font-size: 12pt;">İnsanlar, zor günler yaşadığında ters davranabilir ama emin ol bunun sebebi sen değilsin.</span><o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Derinlik Sarhoşluğu ve Kıyı Korkusu</title>
<link>https://fikirizleri.com/derinlik-sarhoslugu-ve-kiyi-korkusu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/derinlik-sarhoslugu-ve-kiyi-korkusu</guid>
<description><![CDATA[ Modern dünyanın sığ sularında, derin hissetmenin ve gerçek bağlar kurmanın ağırlığını sorgulayan; &#039;kaldıramıyorum&#039; cümlesinin ardındaki duygusal kaçışlara ayna tutan bir yüzleşme metni. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a3576816280.webp" length="55520" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 00:00:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elmas Ekici</dc:creator>
<media:keywords>derinlik, sığlık, duygusal sorumluluk, insan ilişkileri, farkındalık, Elmas Ekici, içsel yolculuk, yüzleşme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="5">Dünya, uzun zamandır sığ suların konforuna tapınan bir panayır yerine döndü. Bu panayırda herkes "huzur" adı altında bir ruhsuzluğu, "sakinlik" adı altında bir kayıtsızlığı alkışlıyor. Pürüzsüz olan, suya sabuna dokunmayan, sadece yüzeyde süzülen her şey makbul; oysa dibe bakmaya cesareti olanlar her zaman "zor", "kaotik" ya da "fazla" ilan ediliyor.</p>
<p data-path-to-node="6">Gerçek şu ki; bir insanın derinliği, onu kucaklamaya çalışan kolların kısalığıyla ölçülüyor bu çağda. Okyanusu bir bardağa sığdıramadığınızda suç okyanusta değildir; okyanus sadece okyanus olma görevini yerine getiriyordur. Asıl trajedi, o devasa dalgaları bir bardaklık konfora sığdırmaya çalışan bardağın kibrindedir. Kendi sığlığını bir erdem gibi sunup, karşısındakinin enginliğini "fırtına" diye yaftalayanlar, aslında sadece kendi kıyı korkularıyla yüzleşemeyenlerdir.</p>
<p data-path-to-node="7">Bugün, modern insan "kaldıramıyorum" cümlesini bir kalkan gibi kullanıyor. Bu cümle, aslında sorumluluktan, emekten ve bir başkasının ruhundaki o ince sızıyı hissetme zahmetinden kaçmanın en kibar yolu. Bir başkası nefes alabilsin diye kendi ciğerlerini feda edenlere "bencil" damgası vurulması ise bu çağın en sinsi ironisidir. Kendi konfor alanını korumak için karşısındakini suçlu ilan etmek, sevginin değil, duygusal bir sığlığın tezahürüdür.</p>
<p data-path-to-node="8">Çünkü gerçek bir bağ, sadece güneşli günlerin yoldaşlığı değildir. Gerçek bağ, en şiddetli sarsıntıda bile "buradayım" diyebilme, "senin kaosun benim evimdir" diyebilme cesaretidir. Ama biz, birinin fırtınasını dindirmek yerine, fırtına çıktığında limanı ilk terk edenlerin kahraman sayıldığı bir zaman dilimindeyiz.</p>
<p data-path-to-node="9">Sıradanlığı kutsayan bu dünyada, derin hissetmek bir suç haline getirildi. Kalbi bin yerinden parçalanmışken ayakta duranların sertliği "anlayışsızlık" sanılıyor. Oysa o sertlik, bir yıkımın ortasında inşa edilmiş son kaledir. Eğer birileri için "fazla" geliyorsanız, bu sizin ağırlığınızdan değil; onların avuçlarının bir hakikati kavrayacak kadar genişlememiş olmasındandır.</p>
<p data-path-to-node="10">Artık anlaşılmayı bir ödül gibi beklemekten vazgeçme vaktidir. Sessizlik bazen en asil lisan, "haksız sayılmak" ise en huzurlu limandır. Kendi derinliğimizde boğulmak, başkalarının sığ sularında diz boyu sahte bir huzurla yaşamaktan her zaman daha onurludur.</p>
<p data-path-to-node="11">Çünkü elmaslar basınç altında oluşur; kırıldıklarında bile her bir parçası birer aynadır ve o aynalar, sadece bakmaya cesareti olanlara gerçeği fısıldar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>FİKİRLERİMİZ VAR, PEKİ SAYGIMIZ?</title>
<link>https://fikirizleri.com/fikirlerimiz-var-peki-saygimiz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/fikirlerimiz-var-peki-saygimiz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_69a2d3e48a468.webp" length="35778" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Birbirimizin görüşlerine saygı duymayı neden bilmeyiz ki acaba?</p>
<p>Belki de mesele “bilmemek” değil, tahammül edememek olabilir.</p>
<p>Artık fikirlerimizi paylaşmıyoruz, savuruyoruz. Dinlemiyoruz, cevap hazırlıyoruz. Karşımızdakini anlamak için değil; haklı çıkmak için konuşuyoruz. Oysa bir insanın düşüncesi, onun kimliğinin tamamı değildir. Fikirler hep değişir, insan kalır.</p>
<p>Sosyal medyada, aile sofralarında, dost meclislerinde… En küçük farklılıkta sesler yükseliyor. Çünkü çoğumuz eleştiriyi tehdit sanıyoruz. “Benim gibi düşünmüyorsa bana karşıdır” diye bir çizgi çekiyoruz. Oysa ki aynı gökyüzünün altında farklı pencerelerden bakıyoruz hayata.</p>
<p>Belki de en büyük eksikliğimiz empati kurmayı bilmememiz. Kendimize gösterdiğimiz anlayışı başkasına göstermekte maalesef çok cimriyiz. Kendi düşüncemize hoşgörü beklerken, başkasının düşüncesine tahammül edemiyoruz.</p>
<p>Oysa fikirler tartışmakla değil, konuşuldukça gelişir.</p>
<p>Susturmak kolaydır, anlamak çaba ister.</p>
<p>Bir toplumun olgunluğu; herkesin aynı şeyi düşünmesiyle değil, farklı düşünenlerin bir arada kalabilmesiyle ölçülür.</p>
<p>Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey çok basit:</p>
<p>Sadece dinlemek…</p>
<p>Ve insanı, düşüncesinden ayırabilmek.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HANGİ SENARYO, NEDEN UYARLAMA?</title>
<link>https://fikirizleri.com/hangi-senaryo-neden-uyarlama</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hangi-senaryo-neden-uyarlama</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9b210200c8.webp" length="27630" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 02:05:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>SERÇİN ÇELİK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Dizi/film ve oyun izleyicisi olarak son yıllarda hem kısır döngüye girilen hem de fikir üretilen senaryolar üzerinde dikkatinizi çekmek istiyorum. Biliyorsunuz ki film sanat, dizi medya ve oyun dijital sektörlerindedir. Elbette üç farklı alanda birbirlerinden uyarlamalar yapılmıştır ve yapılmaya devam edecektir. 2000'li yıllardan sonra yaratıcı senaryoların dizi/filmlerde azaldığı ve kısır döngüye girdiğini, oyunlarda ise arttığını düşünüyorum. Oyunlardan dizi/filmlere olan uyarlamalar, dizi/filmlerden oyunlara olan uyarlamalardan fazladır. Popülerlikten dolayı ticari boyutundan bahsetmeyeceğim. Çünkü beni daha çok rahatsız eden ve düşündüren senaryo bulamamak veya yaratıcılığın değiştiği ve merkezî olduğu alandır. </strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong>Bu üç alanı sıkı takip eden bir izleyici olarak diyebilirim ki, kendine özgü üretkenlikleri ve görsel doyumları var. Bir senaryo yazılırken oluşturulan karakterler ve olay örgüsü kadar seçildiği sektörde duyguları, izleme ve anlatma keyfiyle birlikte o alanın içeriğiyle uyumlu hâle getirilmesi önemli ve etkileyicidir. Oyun için yazılan ve hazırlanan senaryo şartları ile film için şartlar farklıdır. İkisinde de gerçek oyuncular olduğu gibi sadece oyun için yapay zekayla karakterler oluşturulup da hazırlanabilir. Dizi için yazılmış bir senaryo, oyun için uymayabilir veya dizi gibi taşıyamıyabilir. Çünkü içeriğin çıkış yapacağı sektörle nasıl uyumlu olduğu çok önemlidir. Ayrıca gözlemlediğimden dolayı dizi ve filmlerde günümüzde olan tekrarlanmalar arttı. Tahmin edilebilir sonlar, karakterler fazlalaştı. Bu kısır döngüde bazen yardım çağrısı gibi ya başka alanlardan (edebiyat), ya da oyunlardan hikaye uyarlamaları yapılarak sinema ve TV'de izlettiriliyor. Neden uyarlamalar veya kendi aralarındaki bu senaryolar dayanışması artmaya başladı? Mesela roman yazabilen birinin kitabı yani orijinali kalbimde etkileyici ve duygu dolu kalmışken neden bir de sinemada, dizide, oyunda başka versiyonlarını göreyim? Zaten ilk olan en güzeli ve anlamlı, üretken ve amacı edebiyat değil midir? Oyun için yazılan senaryo neden sinemada? Orijinalinden çıkmış hikayeler neden başka alanda tekrar izlenilsin? Film için yazılabilecek yaratıcı fikirler ve insanlar yok mu, azaldı mı? Üstelik başka bir sorunu da getiriyor: uyarlamayla emeği başka versiyonda kullanmak, alışkanlığa çevirmek, belki de sömürmek.</strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong>Eğer böyle devam ederse azalan ve kısır döngüye girmiş bir alan kendini tekrarlamaktan gerileyecek ve günümüzde artması gereken izlenebilirliği ve hayatı, duyguları yansıtabilirliği bitecek. </strong></em><em><strong>Oyunlarda ise hikayelerin yaratıcılığı hem anlamlı, hem de görsel ve ruhsal doyuruculuğu artarak gelecek vadetmeye devam ediyor. Üstelik aynı zamanlarda aynı yaratıcılık seviyede olmayan bu üç sektörde, biri eksilirken diğeri artıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong>Size sormak istiyorum. Hangi senaryo tercih edilmeli, neden uyarlama </strong></em><em><strong>olmalı ve uyarlamaya gerek var mıdır?</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAŞAM SEVİNCİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/yasama-sevincinden-korkan-bir-duzen</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yasama-sevincinden-korkan-bir-duzen</guid>
<description><![CDATA[ ŞEKERLİ JELATİN KAPLI SAHTE MUTLULUKLAR ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_69a00d535e886.webp" length="73160" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 11:56:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeynep Kaynaklar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımız çalış – dene – başarısız ol – daha çok çalış döngüsünde sürüp gidiyor.</p>
<p>Kendimizi bulamadan.</p>
<p>13–14 yaşında başlıyoruz bu döngüye, tabi şanslıysanız.</p>
<p>Önce “iyi” bir lise kazan, sonra “iyi” bir üniversite…</p>
<p>Ama hepsi kesinlikle kalıpların içinde olmalı!</p>
<p></p>
<p>Aman ha, sakın!</p>
<p>Yeteneklerini ve kendini keşfetme!</p>
<p></p>
<p>Çünkü o zaman nasıl kontrol edebilir seni bütün düzen, bütün kalıplar, bütün otoriteler?</p>
<p>Nasıl kontrol edebilir seni, kendini tanıyıp bilirsen?</p>
<p></p>
<p>Esas korkuları budur.</p>
<p></p>
<p>Ya kalbini sevgiye açarsan?</p>
<p>Ya aşkı bulursan?</p>
<p>Ya yaşam sevincin diğer her şeyden çok güçlü olursa?</p>
<p></p>
<p>Kirazın tadını almak…</p>
<p>Yağmurda ıslanmak…</p>
<p>Toprağın kokusunu içine çekmek…</p>
<p>Denizin tuzlu suyunu teninde hissetmek…</p>
<p>Olmayacağını bilsen bile rengârenk düşler kurabilmek…</p>
<p>Bunlardan sevinç duymak…</p>
<p></p>
<p>Yaşam sevincimiz, evet, küçük anlarda saklı.</p>
<p></p>
<p>Ama saklıyorlar.</p>
<p>Kutuluyorlar.</p>
<p>Üzerine şekerli jelatin kaplıyorlar.</p>
<p>Sonra bize, adı “mutluluk” diye, çok pahalıya satıyorlar.</p>
<p>Hatta satıyormuş gibi yapıp bizi uyutuyorlar.</p>
<p></p>
<p>Konuşma!</p>
<p>Gülme!</p>
<p>Arzulama!</p>
<p>Sevme!</p>
<p>Yeme!</p>
<p>Kork!</p>
<p>Daha çok kork!</p>
<p>Korkuyla yönetil!</p>
<p>Suçlulukla sömürül!</p>
<p>Utançla sus!</p>
<p>Canlılığını yitir ve nefretle yaşa!</p>
<p>Budur insanlıktan beklenen.</p>
<p></p>
<p>Ama yaşam sevincin…</p>
<p>O, hiçbir jelatinle kapatılamaz.</p>
<p>Hiçbir otoriteyle bastırılamaz.</p>
<p>O, insanın en güçlü silahıdır.</p>
<p>— Zeynep Kaynaklar</p>
<p>26.02.2026 – 11.13</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayatın Ritmi</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayatin-ritmi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayatin-ritmi</guid>
<description><![CDATA[ Hadi hepimiz bir düşünelim inkar etmeyelim,evet Hayat zordur ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 01:22:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hadi hepimiz bir düşünelim inkar etmeyelim, evet hayat zordur ve hayat bazen belirsizliklerle ve beklenmedik zorluklarla doludur. İnsan bu dönemde, geçmişte aldığı kararları sorgulayabilir. İlişkilerini, emek verdiği noktaları veya daha iyi sonuçlar olabileceğine ihtimal verdiği tüm bekleyişleride yeniden gözden geçirir. Bu süreç, hüzün ve kaygı yaratsa bile; aynı zamanda içsel bir farkındalık oluşturma ve başka bir seviyeye geçme ve olgunlaşma fırsatıdır. </span></p>
<p><span>İşte tam böyle anlarda zorlukların tam ortasında, küçük de olsa ilham verici anlar çıkartır hayat karşınıza. Bu bazen yağan bir karın sessizliği, doğanın mükemmel işleyişi ve döngüsü veya günlük yaşamdaki basit nimet dediğimiz ritüellerimiz. Bunlar, insanın ümidini korumasına, dayanmasına ve yeniden güç bulmasına yardımcı olurken,içimizdeki ümit kıvılcımını canlı tutmak ve hayatı akışına bırakmayı ve ritminde  birlikte ısınmayı sürdürmek, yeniden güç bulmamıza yardımcı olur. </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANALOG BİLİNÇ</title>
<link>https://fikirizleri.com/analog-bilinc</link>
<guid>https://fikirizleri.com/analog-bilinc</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_699d9033dd9ff.webp" length="79440" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 14:55:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, yazmak, yaşamak, analog, geçmiş, gelecek, bilinç, nostalji, nostaljik, teknoloji</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Bir zamanlar <em><strong>popüler</strong></em> olan, kalabalıkların ortak ilgisiyle yükselirdi. İnsanlar konuşur, önerir, tartışırdı; <strong>kültür aşağıdan yukarı doğru taşardı</strong>. Bugün ise çoğu şey çok daha sessiz bir biçimde oluyor. Ne dinleyeceğimiz, neyi izleyeceğimiz, hangi fikri gündem yapacağımız çoğu zaman görünmeyen sistemler tarafından sıralanıyor. Biz seçim yaptığımızı sanıyoruz; <strong>oysa çoğu kez bize önerilen seçenekler arasından karar verebiliyoruz</strong>. <em><strong>Analog bilinç </strong></em>de tam burada devreye giriyor. Bu terim bir geçmiş özlemi değil. Ne köye dönüş çağrısı ne de teknolojiyi reddeden bir romantizm akımı. <em><strong>Analog bilinç</strong></em>, dijital çağın içinde, zihinsel merkezini kaybetmemek demek. Hızın bir çeşit norm, dikkat dağınıklığının ise artık sıradan olduğu bir düzende, <strong>kendi temponu koruyabilme iradesidir.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Çünkü mesele <em>teknoloji değil; yön duygusu</em>.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bugün kültür, tarihin en hızlı dönemini yaşıyor. Bir şarkı birkaç saat içinde küresel olabiliyor, bir düşünce birkaç dakika içinde tüketilip unutulabiliyor. Bu hızın sunduğu görünürlük demokratik gibi görünüyor. Fakat <strong>görünürlük ile değer aynı şey değil</strong>. Daha çok izlenenin daha anlamlı olduğu varsayımı, fark edilmeden yerleşiyor bilincimize. Böylece popülerlik de ortak bir seçimin değil; optimize edilmiş bir dolaşımın sonucu haline geliyor.</span></p>
<p dir="ltr"><span><strong>Analog bilinç, bu dolaşımı durdurmuyor; sadece ona mesafe koymayı amaçlıyor</strong>.</span></p>
<p dir="ltr"><span>“<em>Ben bunu gerçekten seçtim mi?</em>” sorusu basit görünüyor. Oysa bu sorunun cevabı biraz da kimliğin temelini oluşturuyor. Kimlik, tekrar eden bilinçli tercihlerle inşa edilir. Hangi kitabı bitirdiğin, hangi şarkıyı ezbere bildiğin, hangi fikre itiraz ettiğin… Hepsi üst üste eklenerek <strong>seni oluşturur</strong>.</span></p>
<p dir="ltr"><span> Eğer bu tercihler giderek otomatikleşmişse kimlik de incelmeye başlamış demektir. Önerilenleri kabul ettikçe, önerilen bir kişiliğe dönüşme riski büyür. İnsan kendi hayatını yaşadığını sanır. Oysa çoğu zaman onun için tasarlanmış bir senaryonun içinde rol alıyordur. Ölçüsü alınmış bir kostüm giydirilir; kumaşı beğenir, kalıbı sorgulamaz. Analog bilinç tam da burada devreye girer: Kostümü çıkarmayı değil, aynaya bakmayı önerir. “<em><strong>Bu bana mı ait, yoksa bana aitmiş gibi mi hissettirildi?</strong></em>” diye sormayı öğretir. Çünkü <strong>kimlik, ancak sorgulanmış tercihlerle derinleşir</strong>. Aksi halde insan, kendi hayatının öznesi değil; iyi kurgulanmış bir senaryonun karakteri olur.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bu yüzden analog bilinç, bir estetik tercihten fazlası. Daktilo, plak ya da kağıt-defter birer sembol sadece. Asıl mesele zihinsel tutum: Bildirimleri kapatabilmek, bir metni baştan sona dikkatle okuyabilmek, popüler olana mesafeyle yaklaşabilmek… Bunlar küçük pratikler gibi görünse de her biri <strong>dikkati geri alma eylemidir</strong>.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Popüler kültürün varlığı sorun değil. Sanatçıların kendi dönemlerinde görünür olması, hatta geniş kitlelere ulaşması da gayet doğal. Sorulması gereken soru: Bu görünürlüğün nasıl üretildiği... </span></p>
<p dir="ltr"><span>Kültür, ortak iradeyle mi yükseliyor; yoksa daha fazla etkileşim üreten içerikler mi algoritmik olarak öne çıkarılıyor? Aradaki fark, teknik değil; <em><strong>toplumsaldır</strong></em>.</span></p>
<p dir="ltr"><span><strong>Analog bilinç, kültürü reddetmez. Aksine kültürü sahiplenir</strong>. İzlemekle yetinmeyen, seçen ve gerektiğinde üreten bir birey önerir. Bu, sessiz ama kararlı bir tutumdur. Gürültülü bir karşı çıkış değil; <strong>bilinçli bir konum seçimidir.</strong> Bu yol, geçmişe dönmeyi değil; geleceğe dikkatle yürümeyi hedefler. Seçim hakkını kaybetmeden, görünürlüğün içinde kaybolmadan <strong>var olabilme çabasını hatırlatır.</strong> </span></p>
<p dir="ltr"><span>Ve bazen, <strong>yönünü koruyabilmek en büyük özgürlük olabilir...</strong></span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İyiliğin Yükü</title>
<link>https://fikirizleri.com/iyiligin-yuku</link>
<guid>https://fikirizleri.com/iyiligin-yuku</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_699ca10c79f30.webp" length="34426" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 21:48:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Hanne</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Kötülüğün kol gezdiği yerlerde fazla iyi olmak, çoğu zaman bir erdem değil; gecikmiş bir fark ediştir. Onlar başkalarına zarar verirken, sen sessizce kendinden eksiltirsin. Her şey belki de en başından yanlıştı. Bize kötülüğü, zarar görmeyelim diye öğrettiler. Ya göstererek ya saklayarak… Ama iyiliği öğretirken sınırları unuttular. Biz büyüdük; kötülükten uzak durmayı bildik fakat kendimizi korumayı öğrenemedik. İyi olmaya tutunduk, kendimize sahip çıkmayı ihmal ettik. Bu yüzden fazlasıyla yıprandık. Oysa iyiyi ve güzeli iliklerimize kadar yaşamak, iyinin ne olduğunu anlamaya yeterdi belki. Ve geriye kalan her sözün, her davranışın içindeki kötülüğü ayırt etmeye… Kötülüğün bu denli sıradanlaşması, bu kadar tanıdık gelmesi hiç normal değil. İnsanın kendisine gereğinden fazla iyi davrananlardan kaçması, adını koyamadığı bir huzursuzlukla yaşamasına sebep oluyor. Çünkü iyilik ona yabancı, güzellik tanıdık değil. Ve farkında olmadan, davranışlarıyla şunu söylüyor: “Ben buna layık değilim. Lütfen bana, hak ettiğim gibi davran.” İnsanın kendine söylediği en ağır cümle budur belki de. Ve en acısı: Bunu çoğu zaman sesli söylemez. Hayatı söyler onun yerine.">Kötülüğün kol gezdiği yerlerde fazla iyi olmak, çoğu zaman bir erdem değil; gecikmiş bir fark ediştir. Onlar başkalarına zarar verirken, sen sessizce kendinden eksiltirsin. Her şey belki de en başından yanlıştı. Bize kötülüğü, zarar görmeyelim diye öğrettiler. Ya göstererek ya saklayarak… Ama iyiliği öğretirken sınırları unuttular. Biz büyüdük; kötülükten uzak durmayı bildik fakat kendimizi korumayı öğrenemedik. İyi olmaya tutunduk, kendimize sahip çıkmayı ihmal ettik. Bu yüzden fazlasıyla yıprandık. Oysa iyiyi ve güzeli iliklerimize kadar yaşamak, iyinin ne olduğunu anlamaya yeterdi belki. Ve geriye kalan her sözün, her davranışın içindeki kötülüğü ayırt etmeye… Kötülüğün bu denli sıradanlaşması, bu kadar tanıdık gelmesi hiç normal değil. İnsanın kendisine gereğinden fazla iyi davrananlardan kaçması, adını koyamadığı bir huzursuzlukla yaşamasına sebep oluyor. Çünkü iyilik ona yabancı, güzellik tanıdık değil. Ve farkında olmadan, davranışlarıyla şunu söylüyor: “Ben buna layık değilim. Lütfen bana, hak ettiğim gibi davran.” İnsanın kendine söylediği en ağır cümle budur belki de. Ve en acısı: Bunu çoğu zaman sesli söylemez. Hayatı söyler onun yerine.</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Görünmeyen Kahramanlık</title>
<link>https://fikirizleri.com/g%C3%B6r%C3%BCnmeyen-kahramanlik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/g%C3%B6r%C3%BCnmeyen-kahramanlik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6999b85d6f7aa.webp" length="26448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 16:52:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> Anne olmak, dünyaya bir can getirmekten çok daha fazlasıdır.</p>
<p>Bir yüreği omzunda taşımaktır.</p>
<p>Gece herkes uyurken uyanık kalabilmek, </p>
<p>yorulduğunu kimseye göstermeden ayakta durabilmektir.</p>
<p>Kendi içindeki fırtınayı susturup çocuğuna güneş olabilmektir.</p>
<p>Anne çoğu zaman susarak öğretir.</p>
<p>Bazen bir bakışıyla uyarır.</p>
<p>Bazen de sadece sarılarak iyileştirir.</p>
<p>Annelik mükemmel olmak değildir aslında.</p>
<p>Hata yapıp yine de sevmekten vazgeçmemektir.</p>
<p>Kırıldığında bile kırmamaya çalışmaktır.</p>
<p>Bir anne için dünya küçüktür .</p>
<p>Onun dünyası, “Annee” diye seslenen o sestir.</p>
<p>Ve belki de annelik;</p>
<p>Kendinden vazgeçmek değil,</p>
<p>Kendini çoğaltmaktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TUTULMA MEVSİMİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/tutulma-mevsimi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tutulma-mevsimi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6999859fcd9d5.webp" length="17524" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:21:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>17 Şubat itibariyle Ateş Atı yılı başadı</strong><strong>.Bu hafta sonu 2025 olaylarının bir çok konusunu kapatıyoruz.Yenilenme öncesi aynı anda bir çok olay/farkındalık/özgünlük yaşayabilirsin.</strong><br><strong>Tutulma öncesi duraksama,Saturn/Neptun Kavuşumu,Balık burcundaki Merkür retrosu bizleri sanki kelebeğe dönüşmeden önce koza evresinde başkalaşım sürecine götürüyor. Bu önemli döngüde hayatımızda sıkışmış hissettiğimiz, bedensel yorgunluk,yoğun fiziksel/ruhsal enerji dalgalanmalarının sonunda iyilesme yenilenme toparlanma sürecine giriyoruz.</strong><br><strong>Boğa burcundaki Uranus,29 derece Balık Burcundaki Saturn,Koç burcunda 0 derecedeki Neptün ve Kova burcundaki Plutonun etkileriyle Bu dönem sosyallesmekten ziyade kozadaki tırtıl gibi dış etkenlerden uzakta izole olmak yenilenmeye odaklanmak faydamıza</strong><br><strong>Sinir sistemimiz yıllarca "hayatta kalma"modunda kaldı.Şimdi yeniden inşa ediliyor.Neptün (14 yıldır) ,Saturn (2023 yılından itibaren) Balık burcundaydılar.0 derece Koç burcunda kavuşumları sıfırlanma,yeni bir başlangıç getiriyor.Çakra enerjisini Kundalini gibi taçlandırıyoruz!</strong><br><strong>Oldukça zor bir dönemden sonra büyük umudlarla kararlarla yeniden doğuyor, kendimize/karşımızdaki kişilere karşı daha uyumlu ne istediğimizi bilerek kararlı adımlar atıyoruz.</strong><br><strong>Gecmişten gelen,olması icin mucadele ettiğiniz konu/kişileri bırakıp yeni enerjiye odaklanma zamanı.Dışarıdan gelen hatırlatma, baskı,iğnelemelerden uzak (TEKRAR KAOSA SÜRÜKLENMEMEK İÇİN !) güvenle kozanın içinde kendi hayatımızı sakinlikle dönüştürmemiz gerekiyor.</strong><br><strong>İçimizdeki yaralı çocuğun iyileşmesi gerçeklerin bütünleşmesiyle,bilinçsel farkındalıkla,aldatmacaların dağılmasıyla gerçekleşecek.Toptekün yüksek farkındalıklar yaşayıp gerçeğe uyanıyoruz.</strong><br><strong>Bireysel/Kollektif alanda muhalif güçler koza halinize tehditkar şekilde değişimi/dönüşümü engellemek bozmak için cesaretinizi kırıp,sabrınızı taşırabilirler.Bu dönem tüm paylaşımlara,çizdiğiniz sınırlara dikkat edip duygusal frekansınızı düşürmemeye astral çöplükten uzak durmaya dikkat edin.Yenilenme sürecinde odağınızı olumsuz enerjilerden uzak tutun.Enerjinizi aşaği cekecek kişi/konu/yerlere uzakta yenilenmeye yükselmeye odaklanın.</strong></p>
<p><strong>Hayattaki hedeflerin için istikrarlı durmaya,yüksek enerjiye ihtiyacın var.Tutulma mevsimi beklenmedik dönüşlere,tamamlanan bitişlere,yeni başlangıçlara kapı açarken tuzaklara düşmeyip zeminde kalarak ne istediğine tam karar vermelisin Unutma Sakin bir akıl güçlü bir akıldır.Hayatında istediğin enerjiyle kendini hizalayıp korkularının bilinmezlikten geldigini ve yanılsamalardan ibaret olduğunu bilerek yüzleş.Sen çabaya odaklan<br>Sonuç kadere Çaba Sana ait?<br>En Guzele Emanet Ol?</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gezegenlerin Serüvenleri ile AŞKın dönüşümü</title>
<link>https://fikirizleri.com/gezegenlerin-seruvenleri-ile-askin-doenusumu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gezegenlerin-seruvenleri-ile-askin-doenusumu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6999859e0598b.webp" length="31616" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:21:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>T<strong>anıyorum Seni Sevgilim</strong></span><br><strong>Ruhum Ruhunu Çağlar boyunca biliyor gibi</strong><br><strong>Sanki bütün hayat yolunu, acıları,karanlığı,mücadeleyi</strong><br><strong>Birbirimizi en ÖZ halimizle bulmak için</strong><br><strong>aşmışız gibi</strong><br><strong>Sanki ilk görüşte bile o çok özlediğim,</strong><br><strong>beklediğim yâri görmüş gibi</strong><br><strong>Dünyanın Tüm maskelerinden arınmış</strong><br><strong>Doğal Sakin Tanıdık içten</strong><br><strong>Belki unutulmuş ömürlerde</strong><br><strong>Hayatlarda da sevdik birbirimizi</strong><br><strong>Bazı bağlar tek bir ömür için çok derin....</strong><br><span>Ruhunun en karanlık gecelerinde En içten halinle</span><br><span>Nerede Nasıl ve Kim olduğumu bilmeden ettiğin duaların karşılığı gibi...</span><br><span>Ah Venüs Sevginin dili Balık Burcundaki yolculuğa gelene kadar</span><br><strong>24 ARALIK 2025 Tarihinde İyimser <a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz  _aa9_ _a6hd" href="https://www.instagram.com/explore/tags/yay/" role="link" tabindex="0">#YAY</a> burcunda başladın hikayeyi anlamlandırmaya.</strong><br><strong>15 Aralık 2025 MARS</strong><br><strong>(Hareket etme gücü,mücadele)</strong><br><strong>21 Aralık 2025 Güneş(Kişilik,Karakter)-</strong><br><strong>20 Ocak 2026 Merkür(İletişim,düşünce)</strong><br><span>Hepsi iyiliğin,inancın,umudun sembolü YAY burcundan Sorumluluk burcu OĞLAĞA geçmişti.</span><br><span>Satürn yönetimindeki Oğlak karmik olayları anlatır.Hani şu senin senelerce hakettiğin,inancın ve ÖZÜNÜ Bozmadan ilerlediğin için şimdi</span><br><span>'O AŞK' karşında. Umudla(YAY) dua ettiğin,mücadelenle(MARS), düşüncen/sözlerinle (Merkür),Duruşun/karakterinle (Güneş) inandığın/inandırdığın Sevgini yaşama zamanın.</span><br><span>Hayatındaki vadesi dolmuş,yolu tamamlanmış,görevini yerine getirmiş,seni olgunlaştırmış ve bugüne hazırlamış tüm kişiler/ilişkiler Dolunayın ışığında çözüldü.</span><br><span>Ruhunun ruhuna denk düştüğü hakettiğin Sevgi ışığını yaymaya başladı.</span><br><span>Sancıların ardından 2026 da Yine Yeniden yeni bir sen doğdu</span><br><span style="text-decoration: underline;"><strong>Venüs 17 OCAK 2026</strong></span><br><span style="text-decoration: underline;"><strong>GÜNEŞ 20 OCAK 2026</strong></span><br><span style="text-decoration: underline;"><strong>MERKÜR 20 OCAK 2026</strong></span><br><span style="text-decoration: underline;"><strong>MARS 23 OCAK 2026</strong></span><br><span>Hepsi özgürlüğün bilincin sembolü KOVA Burcuna geçti.Oğlakta yapılanmaya başlayan düşüncelerin/ilişkin Yay ile inanca dönüşmüştü.Kovada sorgulamaya başladın. Ruhunun gerçek saf ateşi ne mesafe ne zaman tanımadı.</span><br><strong>Merkür 7 ŞUBAT 2026</strong><br><strong>Venüs 10 Şubat 2026</strong><br><strong>Güneş 18 Şubat 2026</strong><br><span>Mars 2 Mart 2026 Hepsi balık burcunda Sevginin aşkın en saf haliyle,Yaradanın en güzel isimlerini birbirinizde tecelli ettirerek,Ruhunu ruhuna denk düşürene, duanı yaşatana Şükrederek,</span><br><span>En güzel HAL ile</span><br><span>İşte şimdi Birdin.BİR OLDUNUZ.</span><br><span>Bütündün Tam oldunuz.</span><br><span>EN GÜZELE EMANET OL</span><br><span>SEVGİYLE....</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÜNEŞ BALIK BURCUNDA/MERKÜR RETRO</title>
<link>https://fikirizleri.com/gunes-balik-burcundamerkur-retro</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gunes-balik-burcundamerkur-retro</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6999859c16b8c.webp" length="38304" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:21:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Güneş Balık Burcunda</strong><br><strong>Geçmiş bağlar,bastırılan duygular,tamamlanmamış vedalar,affedişler...</strong><br><strong>Yaptıklarını unutup büyük büyük sözlerini yutup geçmişin etrafında cirit atanlar,Kuzu postuna bürünenler</strong><br><strong>Üstüne birde SATURN-NEPTÜN ün hayal-gerçek arasındaki bilinmezliğinde Dışı çiçek içinde kor yangınlar olanlar gerçeklere hazırlanın!</strong><br><strong>Gölge günlerini yaşadığımız MERKÜR, Retro olarak <a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz  _aa9_ _a6hd" href="https://www.instagram.com/explore/tags/28/" role="link" tabindex="0">#28</a> ŞUBAT Tarihinde Venüs ile kavuşum yapacak</strong><br><strong>Kısaca aklını kullanmayan balık aynı oltaya takılabilir.İtiraflar,konuşmalar,gözyaşları ahlar vahlar….</strong><br><strong>28 ŞUBAT civarı aklınıza duygularınıza mukayyet olun arkadaşlar</strong><br><strong>3 MART Kanlı Ay Tutulmasıyla birlikte yönünü daha güzel belirleyip,hayatta/kalbinde neyi taşımak neleri bırakmak istediğini daha net görmeye başlayacaksın.</strong><br><strong>Oltaya takılanlar 15 Mart tarihinde acı gerçeklerle yüzleşince ahlanıp vahlanmasınlar.</strong><br><strong>Mart sonuna kadar bekleyin karar vermeyin oltadaki balık olmayın.</strong><br><strong>14 Nisan civarı şaşıracağınız supriz durumlarla karşılaşabilirsiniz.</strong><br><strong>Unutmayın her gidiş bir yenilik getirir ve her giden döndüğünde aynı manzarayla karşılaşmaz</strong><br><strong>2026 ile birlikte yönetimler,çürümüş yapılar,eski düzen yıkılmaya yüz tutmuşken Bu düzen böyle gitmez derken Bireysel olarak SEN de en çok kendine şefkatli davran</strong><br><strong>Yolcu ruhuna denkse yol yormaz</strong><br><strong>Yolcu Ruhuna düşmansa yük ağır olur...</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğu Türkistan&amp;apos;da Ramazan Nasıl Geçiyor?</title>
<link>https://fikirizleri.com/dogu-turkistanda-ramazan-nasil-geciyor</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dogu-turkistanda-ramazan-nasil-geciyor</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6997e2468630c.webp" length="24312" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 23:13:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ümit Ozan Korkmaz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Türkistan'da yapılan zulümlerden Fikir İzleri'ne yazdığım başka bir yazıda bahsetmiştim. Şimdi ise mübarek Ramazan Ayı'na girmiş bulunmaktayız. Bizler rahatlıkla istediğimiz zaman orucumuzu tutabilirken Uygur kardeşlerimiz bu haklarından da tamamiyle mahrum. Şimdi gelin bu detaylara Doğu Türkistan'da yaşıyormuşsunuz gibi değinelim.</p>
<p>Eğer sahur yapmak isterseniz ışıklarınız kapalı olmak zorunda. Evin içinden dışına hiçbir şekilde ışık çıkmamalı çünkü eğer Çinli askerler veya polisler bunu görürse oruç tuttuğunuzu anlayıp evinize baskın düzenler.</p>
<p>Sorunsuz bir şekilde sahur yapmış olsanız bile gün içerisinde bu durumu devam ettirmeniz mümkün değil. Okula gidiyorsanız okulda, işe gidiyorsanız ise iş yerinizde verilen yemekleri yemek zorundasınız. Yemezseniz oruçlu olduğunuzu anlarlar ve işkence görürsünüz. Bir de gün içerisinde yapılan içki festivallerine katılmak zorundasınız ve burada dağıtılan ücretsiz içkilerden içmek zorundasınız.</p>
<p>Evinizde oturup oruç tutmayı düşünebilirsiniz ama maalesef bu da mümkün değil çünkü Uygur Türklerinin bulunduğu bölgelerde polisler evlere gün içerisinde baskın düzenleyip kontrol altında tutarak su içiriyorlar.</p>
<p>Doğu Türkistan'daki kardeşlerimiz, kandaşlarımız, özgürce ibadet edebilecekleri günlerin hasretiyle gökyüzüne bakıyor. Gizlice kopuzlarını çalıp ağıt yakıyorlar. Yüreği onlarla atanlar gökyüzüne bakınca Çin işkenceleriyle şehit olan Abdurrehim Heyit'in "Qeni kök-böre(Hani Gökbörü?)" ağıdıyla yüreklerini dağlıyor. Bir gün aynı sofrada iftar yapabilme umuduyla AL BAYRAKTAN GÖK BAYRAĞA SELAM OLSUN!</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Parayı Kaybetmeden Önce Ne Kaybediyoruz?</title>
<link>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2756</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2756</guid>
<description><![CDATA[ İnsan gerçekten parayı mı kaybeder, yoksa önce kendini mi? Kararlarımız, farkındalığımız ve iç dünyamız üzerinden kaybın görünmeyen yüzünü keşfedin. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_69922850190d0.webp" length="35404" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:12:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülcan Sancak</dc:creator>
<media:keywords>Farkındalık, bilinç, karar verme, hayat seçimleri, insan psikolojisi, içsel kayıp, kendini tanımak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan parasını bir anda kaybetmez.</p>
<p>Kaybettiğini düşündüğü şey para olsa da asıl kayıp daha önce başlar.</p>
<p>Bir karar anında.</p>
<p>Kendini tanımadığın bir anda.</p>
<p>Ne istediğini bilmediğin bir anda.</p>
<p>İnsan önce farkındalığını kaybeder. Sonra yanlış kararlar verir. Sonra sonuçlarını yaşar.</p>
<p>Ve en sonunda…</p>
<p>Kaybettiğine “para” der.</p>
<p>Oysa para sadece sonuçtur.</p>
<p>Asıl kayıp görünmezdir.</p>
<p>Kendini tanımayan insan, neye ihtiyacı olduğunu da bilemez.</p>
<p>Ve bilmeyen insan, her şeyi ister. Her şeyi isteyen insan ise, en çok kaybeden olur. Çünkü sınırı olmayan istek, insanı tüketir. İnsan parayı değil yönünü kaybettiğinde kaybeder.</p>
<p>“Para kaybedilmez.</p>
<p>İnsan önce kendini kaybeder.”</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mantıklı Olduğunu Sanan İnsan Neden Kaybeder?</title>
<link>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2754</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2754</guid>
<description><![CDATA[ Mantıklı olduğunu düşünen insan neden çoğu zaman kaybeder? İktisat, psikoloji ve farkındalık üzerinden kararlarımızın ardındaki görünmeyen hataları keşfedin. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_69921f9c3065b.webp" length="21056" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 22:41:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülcan Sancak</dc:creator>
<media:keywords>mantıklı insan neden kaybeder, karar verme hataları, iktisat ve psikoloji, insan davranışı, farkındalık, bilinçli yaşam, rasyonel düşünce, zihinsel tuzaklar, günlük hayat kararları, kendini tanımak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan kendini mantıklı sanır.</p>
<p>Kararlarının doğru olduğuna inanır.</p>
<p>Seçimlerinin bilinçli olduğunu düşünür.</p>
<p>Ama insan, en büyük hatalarını tam da bu inancın içindeyken yapar.</p>
<p>Çünkü insan düşündüğü kadar rasyonel değildir.</p>
<p>Bir şeyi satın alırken “ihtiyacım var” dersin.</p>
<p>Bir karar alırken “doğrusu bu” diye savunursun.</p>
<p>Ama çoğu zaman kararını veren şey, mantığın değil…</p>
<p>fark etmediğin duygularındır.</p>
<p>Korku.</p>
<p>Eksiklik hissi.</p>
<p>Kendini kanıtlama ihtiyacı.</p>
<p>İnsan mantığını kullanmaz. Mantığını, duygularını haklı çıkarmak için kullanır. Ve işte kayıp tam burada başlar. Yanlış bir şeyi seçmezsin. Yanlış olduğunu fark edemeyecek kadar kendine inanırsın.</p>
<p>İnsan hatalarından değil, hatalarını doğru sanmasından kaybeder.</p>
<p>Çünkü sorgulamayan zihin, en tehlikeli zihindir.</p>
<p>Ve insan en çok, kendi doğrularına güvendiğinde yanılır.</p>
<p>“İnsan yanlış yaptığı için değil,</p>
<p>doğru yaptığını sandığı için kaybeder.”</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İKRA&amp;İDRAK&amp;SEVGİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/ikra-idrak-sevgi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ikra-idrak-sevgi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6991f8acd2e93.webp" length="36146" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Bir heyecan var çocukların yüzlerinde. Okuldayız. Veliler gelip gidiyor, onlarda da aynı telaş… Çocuk merak ediyor: Neden bugün herkes bu kadar heyecanlı? Öğretmenlerin yüzünde mahcup ama sıcak bir gülümseme… Çocuklar öğretmenlerine sarılıyor, veliler de. Öğretmenlerin gözlerinde sıcacık bir şey var. Sevgi bu mu acaba?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Çocuk kalbi her mimiği dikkatle izliyor. İçinden “Sevilmek ne kadar güzel bir şeye benziyor” diyor. Sevginin bir türünü görüyor o an: öğretmen–öğrenci–veli sevgisi. Hayatta daha birçok sevme biçimi var ama onlardan habersiz. Şu an bildiği tek şey, her gün gördüğü öğretmeni ve ona duyulan sevgi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Bir de herkesin elinde hediyeler var. Merak ediyor. Birini mutlu etmek ne güzel, düşünülmek ne güzel… Meğer bugün Öğretmenler Günü’ymüş. Demek ki bu sarılmalar, bu kalabalık, bu sevgi ondan.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sonra çocuk şöyle düşünmüş: “Öğretmenlik ne kadar güzel bir şey. Her sene onlarca hediye almak, seni seven birçok insanla sarılıp kucaklaşmak…” Tamam işte, buldum! Bu kadar çok sevilmek için belki de ben öğretmen olmalıyım. Sahi, öğretmen olursam ben de böyle sevilir, böyle hediyeler alır mıyım? Sevilmenin düşüncesi bile muhteşem.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Yahu çocuk, sen hiç sevilmedin mi? Sevilmeye özenir mi insan? Büyülü bir şeye kapılmış gibi nasıl da kapıldın öyle… Sevgiye bu kadar mı açtın? Birilerinin birilerine hediye alması, değer vermesi, sevgi sözcükleri söylemesi, sarılması hayatın doğal akışı. Hatta kimileri için sıradan. Hatta belki çoğu öğretmen yorgun bile olabilir. Çoğu öğretmen hediye beklemiyor, istemiyor; velilerin bunun stresine daha fazla girmesini de istemiyor. Herkes aynı şartlarda olmadığı için, öğrenciler de veliler de o gün ayrı strese giriyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Senin pencerenden tozpembe görünen o sevgi bulutunun arkasında gri bulutlar var çocuk. Bak, öğrendin… Ne öğretmenlik kolay, ne veli olmak, ne öğrenci olmak, ne hediyelere boğulmak, ne de herkesin seni çok sevmesi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ama çocukken bunları düşünmüyordun. İnsan baktığı şeyde ya kendini görür ya da kendinde olmayanı… Sen yıllar sonra bir yetişkin olduğunda, tıpkı o izlediğin sevgi selindeki öğretmen gibi anlar yaşadın. Öğretmen olmadın belki ama çocuklarla sık sık buluşup bir ders saati onların öğretmeni oluyorsun bir nevi. O bir saatte, hayalinden daha büyük bir sevgiyle karşılaşıyorsun. Çocuk kalbi sevgiye sevgiyle karşılık verir. Sen heybende sevgiyle gidiyorsun, belki onlar da sana koşuyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Veliler de artık seni tanıyor. Veliler de ayrı seviyor. Kimi hediye alıyor, kimi sıcak bir gülümseme, bir sarılma, bir söz söylüyor. Tıpkı çocukken izlediğin manzaradaki o sevilen öğretmen gibi oldun. Öğretmen olmadan, o anı , aynı senaryoyu farklı rollerde oynadın sanki.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ama bir farkla… Artık bir beklentin yok. Çünkü sen kendini sevmeyi öğrendin. İnsanın sevgiyi yaşayabilmesi için önce kendisini sevmesi gerektiğini öğrendin. İçindeki o kıza öyle bir sarıldın ki, dışarıda aradığın o sevgiyi sana kimsenin veremeyeceğini öğrendin. Kendi kendini öyle besledin; düştün, kalktın, yeniden denedin… <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Yaşadıkların film şeridi gibi geçse gözlerinin önünden, yıllar sonra okulunu bitiren, diplomasını alan çocuğunu seyreden bir anne gibi gözlerin dolu dolu, gururla izlersin kendini. Ama şunu unutma: Olmadın. Daha olmadın. Oldum sanan kibre düşer. Hayat okulu sen nefes aldığın sürece devam ediyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Zan yıkıcı bir şeydir. Zan etme. “Ben sevginin kendisi oldum” deme. “Beni hiçbir şey yıkamaz artık” hiç deme. Zan en büyük yanılgıdır. Zan ettiğin yerde istemeden beklentiye düşersin. Kendini yenilmez, sarsılmaz sanma. Hayat okulu kolay değil. Daha çok öğreneceğin, fark edeceğin şey var.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Dedim ya, sevginin kendisi olmak yetmezmiş. Yetmeyeceği yerler var. Hayat öyle bir sınav ki, kalemle kâğıtla o sınavı geçemiyorsun. “Oldum” dediğin yerde Rab sana öyle bir imtihan verir ki, olamadığını anlarsın. Olsun… Her şey olabilir. Kabul et. Rab’den gelen her şeye kabul.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sen bugüne kadar çok emek verdin, biliyorum. Ama şunu unutma: Sen, sen değilsin. Rabbin seni bu yolculukta hiç yalnız bırakmadı. Sen belki kimi zaman uzaklaştın, “ben ben” derken belki sana ait olan her durumu, her şeyi sen sandın. Ama senin değil… Rabbinin. Senin “ben” dediğin her şey Rabbe ait.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Kendini bilen Rabbini bilir” derdin hep. Sen kendini bil ama Rabbinden olduğunu da bil her şeyin. Olanı olduğu gibi kabul et, yaşa, gör. İkra (oku) demek… Peki şunu sor kendine: İkra ayeti indiğinde okunacak ne vardı? Hiçbir şey yazılı değildi. Peki neden “oku” dedi? Çünkü “oku” demek, yazıyla yazılanı değil; gözle gördüğünü değil; ruhen hissettiğini, gönül gözüyle gördüğünü, Rabbinin ilahi nefesiyle okumak demekti belki de.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Bakmakla görmenin farkını anlattı belki. “Oku” dedi, yani bakma; gör. Ara… Ara ki kendi hakikatini bul. Oku, gör, anla, idrak et, sindir. Yaşamda nefes aldığın sürece, hakikati aradığın sürece, bir rüzgârın esintisinde bile bir hikmet bulacaksın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">İşte o zaman şükret kızım… Bu, şükürlerin en büyüğüdür. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Yazıyı bitirmeden son olarak…<br>Sevgi öğrenilebilen bir şey midir? Bu kadar sevgi dolu olmak için çok sevilmek mi gerek? Hayatta her şey zıttıyla var oluyorsa, sen bir zamanlar sevilmediğini düşündüğün için mi bu kadar sevdin her şeyi? Hayatı, yaşamı, doğayı, hayvanları, insanları bu kadar içten bir sevgiyle kucaklaman, bir zamanlar hiç sevgi göremeyişinden mi, yoksa bu sevgi zaten hep içinde var mıydı? Biliyorum, hep vardı. Sen hep severdin.Sevginin kendisini severdin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Seve seve hayatı ve hayatta olan her şeyi, belki de sen de sevilmeye başlandın. Hayallerindeki sevilme biçiminden daha fazla belki de. Şimdi seni çok sevenler var. Senin de sevdiğin pek çok şey… Ama şunu biliyorsun: Sevgi her zaman var insanın içinde. Sadece onu gösterebilenler ve gösteremeyenler var. Sevgiyi farklı hâllerde yaşayanlar var. Kimi bir sıcak gülümsemeyle, kimi bir sözle, kimi bir bakışla, kimi bir sarılışıyla, kimi sadece varoluşuyla, kimi sessizliğiyle sever.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Yani sevgi hep var… Sadece farklı kalıplarda. Sevgi kalıplarda değil aslında; kalıplarda olan, insanların anlama ve anlatma becerileri. Sevgi özümüzde. Kendimize döndüğümüz yerde. Sevgiyi olduğu gibi, saf hâliyle yaşayabilmek ne büyük mutluluk. İnsanın özü sevgi midir?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sevgi… Ah, ne güzeldir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sevgi, insanın kendine döndüğü yerde bulduğu en hakiki gerçektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sevgi, insanın içindeki ilahi nefese dokunduğu andır.<br>Dokunabilen için eksiklik diye bir şey kalmaz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kavramlar&amp;apos;ın Bize Öğrettiği Şeyler</title>
<link>https://fikirizleri.com/kavramlarin-bize-ogrettigi-seyler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kavramlarin-bize-ogrettigi-seyler</guid>
<description><![CDATA[ Kavramlar&#039;ın Bize Öğrettiği ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6991f6ebe4d27.webp" length="23790" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 19:40:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Rahmet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Zahmetsiz rahmet olmaz,derlerdi eskiler.Bir erek,bir gâye,bir emel veya hayale ulaştıran şey o uğurda çaba sarf etmektir,tabi bu sanıldığı kadar kolay bir iş değildir, bunun için gösterilen fedakârlığın içinde zahmet dediğimiz bir kavram çıkıyor ortaya.Yemeği bile çiğnemeden yiyemiyoruz mesalâ.</p>
<p>Rahmet ve zahmet arapça kelimelerden oluşur.Arapça'daki RÂ harfinin üzerine nokta getirilince ZE'ye dönüşür,yani rahmet olur sana zahmet.Rahmet insanın içini ferahlatan bir kavram iken,zahmet insanı tembelliğe, karamsarlığa düşüren bir hâl alıyor.</p>
<p>Peki, gerçekten gayet kolay bir şekilde rahmete, huzura,maddî manevî zenginliklere ulaşmak mümkün müdür!</p>
<p>Zahmetsiz üniversite okumak,meslek sahibi olmak,para kazanmak,çoluk çocuk sahibi olmak,mutlu bir yuva kurmak,ev,araba almak,birilerinin yarasına merhem sürmek,hayır ve hasenât peşinden koşmak...</p>
<p>Sabırlı,iyimser,doğru,dürüst, başarılı,imanlı,ilim ve irfân sahibi bir insan olmak için bazı eleklerden geçmemiz gerekiyor: Acılar,açlık ve yokluklar, ayrılıklar, yorgunluklar,hastalıklar birer imtihandır ve her ne kadar sabretmemiz gerekiyorsa da çoğu kez içinde rahmet barındıran bu zahmet bazen bizi biz yapan değerlerimizden uzaklaştırabiliyor.Bu durum da aslında imtihanın bir parçasıdır,zira eğer dünya güllük gülistanlık olsaydı,imtihanın bir anlamı kalmazdı.Buraya kadar herşey tamam.Peki neden bazen altından çıkamayacağımız hissine kapılarak isyân ediyoruz!?</p>
<p>Bir sınav kağıdı düşünün, önünüze bırakıldı ve cevaplayın,denildi.Eğer ben yapmak istemiyorum deyip kâğıdı öğretmene bomboş verirseniz,o dersin sınavında ya başarı notunuz düşer ya da o öğretmenin dersinden kalırsınız.Seçim ve sonuç size bağlı,sizin eseriniz olacaktır.Aynen bunun gibi dünya imtihanları da bir emek,gayret gerektiriyor.Emek olmadan ekmek olmaz derler ya...Birşeyler elde etmek için mutlaka bir zahmet'in olması gerekir:Sabah işe veya okula saatinde gitmek için erken uyanmak gerekir,uykunun en tatlı geldiği anlar'da üzerindeki sıcacık battaniye'yi kenara atıp uyanmak,uykulu hâlde kalkıp yüzünü yakamak...</p>
<p>Yazın bunaltıcı sıcağın altında tarla sürmek,kışın yola çıkmak için aracı geceden çalıştırmak,ateşi yakarak motorun ısınmasını beklemek...Geceleri uykusuz kalarak iş veya okul ödevlerini hazırlamak,bir toplantıya,seminer veya konferansa gitmek için dakikalarca aynanın önünde durmak,giyinmek,süslenip püslenmek'te bir çeşit zahmet'tir.Peki özellikle iyi diye tabir edilen insanlar neden daha çok zahmetlerden sonra bir yere varabiliyor?</p>
<p>Ayet'ten biliyoruz ki:"Allah hiç kimseye taşıyamacağı yük vermez."(Amenerrasulü)</p>
<p>Peki bu zahmetler silsilesinden sadece bizim gibi insanlar mı geçiyor?</p>
<p>El cevap:En büyük zahmetleri peygâmber ve dostları çekmiştir.Burdan şunu çıkarabiliriz: Demek ki Allah en çok sevdiğine en çok sıkıntılar yaşatmış.Allah sabredenlerle beraberdir müjdesi bu zahmet'in uzun sürmemeyeceğini,kendisine rahmet olarak döneceğini bildirmiştir:"Onlara tek bir söz vardır,hadi cennetime girin."Burdan şunu anlıyoruz,demekki bu imtihanlar biz insanlara eziyet ve zahmet olsun diye değil,olgunlaşıp kemâle ererek Allah'ın rızasını kazanmak ve nihayetinde sonu cennet olan bir mükâfata kavuşmak içinmiş.Bu müjdeye nâil olmak için üzerimize düşen vazifeleri yerine getirmek,sabretmek,şükretmek,inançla,azimle mücadele ve mücahede etmektir.Bu güzel hasletleri kazanır koruyabilirsek eğer bizleri sonsuz bir rahmet bekliyor,demektir.İnsanlık varolduğu günden beri zahmet çekmeden bir şeyler elde edememiştir,buna peygâmberler dahil.İnsanlık olarak bize düşen zahmet'in derecesi ne olursa olsun rahmetin kapısını sürekli çalmaktır.O rahmet ise eninde sonunda bize kapısını açıp buyur diyecektir.Yeterki umut'la o rahmetin tecelligâhını unutmayalım ve izinde yürüyelim.</p>
<p>Ve yine eskiler,Bu da Geçer ya Hû!der,öyle avuturlardı kendilerini.Emin ol hiçbir şey sonsuza kadar canınızı sıkmayacak,yüreğini yaralamayacak.</p>
<p>Unutmayın,zor ve zahmetli günler insanın gerçek kalitesini ortaya çıkarır.</p>
<p>Emin olun,bu zahmetli günler de geçecek tıpkı diğerleri gibi.Az önce alıp verdiğimiz nefes gibi...</p>
<p>Ne mutlu o insana ki gülü dikeniyle sevebilsin!</p>
<p>Ne mutlu o insana ki kahrın da hoş lütfun da diyebilsin</p>
<p></p>
<p>Güzel yüreğine son bir söz: Hiçbirimiz kalıcı değiliz,ama kalıcı dertler biriktiriyoruz!.</p>
<p></p>
<p>Sevgi, iyilik ve umut'la....</p>
<p></p>
<p>Abdulaziz ADAKAN </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yapay Zeka ve Edebiyat</title>
<link>https://fikirizleri.com/yapay-zeka-ve-edebiyat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yapay-zeka-ve-edebiyat</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6991925a9c7a7.webp" length="49456" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 12:31:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ümit Ozan Korkmaz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>   Geçmişten günümüze bakıldığında teknoloji altın çağını yaşıyor.</p>
<p>   Teknolojinin gelişimiyle beraber toplumumuzdaki "Robotlar mesleğimizi elimizden alacak" korkusu da gittikçe büyüdü. Peki bu robotlar veya yapay zeka edebiyat dünyasına da el atabilir mi?</p>
<p>   Yazmak bir sanattır fakat yazarlığın özellikle de şairliğin temelini hiçbir zaman kelimeler, fikirler veya düşünceler oluşturmamıştır. Yazma sanatının en büyük temelleri duygular ve yaşanmışlıktır. Bugün yapay zekaya şiir veya kitap yazdıranlar yazmak kabiliyetine erişememiş insanlardır. İnsanlar günlük hayatın koşuşturmacasından kaçmak, dış dünyadaki sahte dostluklardan uzaklaşıp bir an olsun nefes alabilmek için okurlar. Canı acımamış, gülmemiş, ağlamamış ve hatta hiç varolmamış bir şeyin insanlara bunu sağlaması imkansızdır. Bu durumun hayatımızdaki sahte dostlardan hiçbir farkı yoktur. Bugün, yarın bu eserler okunabilir fakat ya sonra? İnsanlar istedikleri duyguları alamadıkları ve içlerinde oluşan boşluklar doldurulmadığı için bu eserler kitap satış depolarının tozlu raflarında tarihe karışacak. </p>
<p>   Velhasıl kelam sevgili yazarlar ve şairler hiç korkmanıza gerek yok bir gün robotlar dünyayı ele geçirse de edebiyatın mürekkebine bile dokunamazlar.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YORGUN HAYATLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/yorgun-hayatlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yorgun-hayatlar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6990a96b71a6b.webp" length="107244" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 19:58:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı hayatlar yüksek sesle yorulmaz.</p>
<p>Bağırmaz, isyan etmez.</p>
<p>Sadece susar… ve susarak da ağırlaşır.</p>
<p>Yorgun bir hayat, sabah alarmla değil; iç çekişle uyanır.</p>
<p>Kahvesini içer ama tadını almaz.</p>
<p>Aynaya bakar ama kendini görmez.</p>
<p>Çünkü insan bazen bedeninden değil, umutlarından yoruluyor. </p>
<p>Gün içinde herkes güçlü sanır onu.</p>
<p>“Ne kadar dayanıklısın” derler.</p>
<p>Oysa kimse dayanıklılığın çoğu zaman mecburiyetten doğduğunu bilmez.</p>
<p>Kimse güçlü görünen omuzların, geceleri nasıl sessizce çöktüğünü görmez.</p>
<p>Kırıldığını belli etmeden gülmeyi,</p>
<p>ağlamak yerine susmayı,</p>
<p>gitmek isterken kalmayı…</p>
<p>Ama şunu unutuyoruz,</p>
<p>Yorgunluk bir son değil. </p>
<p>Yorgunluk, ruhun “artık değiş” deme biçimidir.</p>
<p>Belki de yorgun bir hayat,</p>
<p>kendini yeniden kurmaya en yakın hayattır.</p>
<p>Çünkü en çok yorulanlar, en çok direnenlerdir.</p>
<p>En çok düşenler, kalkmayı en iyi öğrenenlerdir.</p>
<p>Çünkü hiçbir yorgunluk sonsuza kadar sürmez.</p>
<p>Yeter ki insan, kendi içindeki umudu terk etmesin.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KENDİMDEN KORKARIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendimden-korkarim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendimden-korkarim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9b2f9e5fb5.webp" length="25072" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 19:13:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>SERÇİN ÇELİK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kendimden çok korkarım. Kendimi görmek istemediğim yerlerde görmek, kendime yakıştırmadığım şeylerde bulunmaktan kaçarım. A veya B zihniyetine sahipken, farklı duygularla geçmişimi tecrübelerle bırakırken ve geleceğe değişimimle giderken, oradan oraya yollarımı değiştirsem bile kendime hesap veremeyeceğim bir şeyi hayatım boyunca taşımak istemem. Öyle hatırlanmaktan daha korkunç ve utanç olan kendimi bu şekilde bilerek, öyle hatırlayarak ölmek.</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eşik / I</title>
<link>https://fikirizleri.com/esik-i</link>
<guid>https://fikirizleri.com/esik-i</guid>
<description><![CDATA[ Bilinç deneme müzik ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698e243a9cc34.webp" length="43652" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 22:04:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nesimi</dc:creator>
<media:keywords>Deneme bilinç</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>*</p>
<p>/Eşik - I </p>
<p></p>
<p>Ve tekrar kör karanlıktan, güneşin gözlerimi yaktığı o âna kayıyorum.</p>
<p>Yağmur yağıyor; bazı damlalar balkon kapısına çarpıp kaçıyor.</p>
<p>Kulağımda Natural Mystic, Marley.</p>
<p>Öncesini hatırlamıyorum ama şuna inanıyorum: Şu anki bilincime sahip olsaydım, huzuru orada bulabilirdim.</p>
<p>Mistik olaylara karşı ciddi bir inanca sahip değilim; fakat Adem’in cennetten kovulmuş olması fikrine inanıyorum sanırım.</p>
<p>Hepimiz onun akrabasıyız nihayetinde.</p>
<p>Bilinç, belki de ilk sürgün.</p>
<p>Homeros’un dediği gibi, “Dili oynaktır insanoğlunun; söz tarlasında otlar durur.”</p>
<p>Benim yaptığım da biraz bu: Geviş getirmek.</p>
<p>Kelimelerle, yıpranmış ve belki de zamanında ıskalanmış duygularla.</p>
<p>Hiç’ten hiçe akan bir şeyin içinde durmaya çalışmak…</p>
<p>ya da akmaya mı çalışsak? </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Emircan Çaylak&amp;apos;ın &amp;quot;İkilem&amp;quot; Kitabı Çok Yakında Sizlerle!</title>
<link>https://fikirizleri.com/Emircan-%C3%87aylak%C4%B1n-%C4%B0kilem-Kitab%C4%B1-%C3%87ok-Yak%C4%B1nda-Sizlerle</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Emircan-%C3%87aylak%C4%B1n-%C4%B0kilem-Kitab%C4%B1-%C3%87ok-Yak%C4%B1nda-Sizlerle</guid>
<description><![CDATA[ Emircan Çaylak&#039;ın &quot;İkilem&quot; Kitabı Çok Yakında Sizlerle! ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698df9eda0a24.webp" length="24434" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 19:04:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Emircan Çaylak&#039;ın &quot;İkilem&quot; Kitabı Çok Yakında Sizlerle!</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div>Hayatın en keskin dönemeçlerinde insanın karşısına çıkan sorular vardır: “Ben kimim?” ve “Gerçekten var mıyım?” Emircan Çaylak’ın kaleminden çıkan İkilem, bu soruların peşine düşen bir genç kadının içsel yolculuğunu anlatıyor.</div>
<div></div>
<div>Romanın merkezinde yer alan Manolya, geçmişin gölgeleriyle ve bugünün baskılarıyla boğuşurken, kendi varlığını sorgulayan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Onu rahat bırakmayan yalnızca insanlar değil; henüz var olmamışların bile yükü sırtına binmiş durumda. Yılan derisi bir atkı gibi boğazına dolanan hatıralar, nefes almayı bile anlamsız kılarken, okur kendini Manolya’nın daralan dünyasında buluyor.</div>
<div></div>
<div>Çaylak, insanın yalnızca nefes almakla var olamayacağını; bazen en yakınımızdaki insanların bile bizi yok sayabileceğini çarpıcı bir dille ortaya koyuyor. İkilem, bireyin kendi kimliğiyle, toplumla ve geçmişle hesaplaşmasını derinlikli bir üslupla işleyen bir ilk eser.</div>
<div></div>
<div>Bu kitap, yalnızca bir hikâye değil; aynı zamanda bir sorgulama, bir yüzleşme ve bir içsel çığlık. Okur, Manolya’nın sancılı yolculuğunda kendi hayatına dair sorularla karşılaşacak: “Gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece nefes mi alıyorum?”</div>
<div></div>
<div>Emircan Çaylak’ın güçlü anlatımıyla İkilem, genç edebiyatın dikkat çeken yeni seslerinden biri olarak raflarda yerini almaya hazırlanıyor.</div>
<div></div>
<div>Sevgili Emircan Çaylak,<br><br></div>
<div>İlk kitabın İkilem ile edebiyat dünyasına adım atmanı kutluyorum. Cesur bir kalemle, derin bir sorgulamayla ve güçlü bir anlatımla okurlara yeni bir pencere açıyorsun. Bu başlangıcın, uzun ve parlak bir yazarlık yolculuğunun ilk adımı olsun. Yolun açık, kalemin daim olsun!</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Umudun Yorulduğu Çağ</title>
<link>https://fikirizleri.com/umudun-yoruldugu-cag</link>
<guid>https://fikirizleri.com/umudun-yoruldugu-cag</guid>
<description><![CDATA[ Bir ömrün içinde yaptıklarım, yapamadıklarım, yapmak isteyip de sonucunun güzel olacağına inandığım onca şey… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 14:46:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Bir ömrün içinde yaptıklarım, yapamadıklarım, yapmak isteyip de sonucunun güzel olacağına inandığım onca şey… Hepsi bir muhasebe masasında önümde duruyor sanki. En çok da şuna üzülüyorum: Umutlu olmanın bile insanı yorduğu bir zamandan geçiyoruz.</span><span>İnsan tanıdıkça büyür derlerdi; oysa ben tanıdıkça yoruldum. Duygusu körelmiş, çıkarları karakterinin önüne geçmiş insanlarla karşılaşmanın, insanı insandan soğutan bir tarafı var. İnsanca yaşamanın bile fazla görüldüğü bir düzende, sade kalabilmek neredeyse bir direniş. Kendi koltuğunu, kendi çıkarını, kendi güvenli alanını korumaya çalışanların dünyasında; vicdanı, emeği ve iyi niyeti savunmak bazen saflık sanılıyor.</span><span>Oysa mesele saf olmak değil; insan kalabilmek.Son yıllarda </span><span>karşılaştığım karakterler ve şahit olduğum ilişkiler bana şunu gösterdi: Toplumsal çürüme bir anda olmuyor. Küçük vazgeçişlerle başlıyor. Bir haksızlığa sessiz kalmakla, bir doğruyu söylememekle, birinin hakkını görmezden gelmekle büyüyor. Sonra bir bakıyorsun, kötülük sıradanlaşmış,iyilik ise cesaret isteyen bir eyleme dönüşmüş.</span>En acısı da,Bazen sizi yarı yolda bırakan, hatta satan insanların aslında ne kadar küçük hesapların içinde kaybolduğunu görüyorsunuz. Onlara fazla gelmiş olmanızın sebebi, sizin hatanız değil,onların dar dünyası. Derinliği olmayan insanlar, derin duyguları taşıyamaz.<span>Toplumsal bilincin zayıfladığı çağlarda büyük hatalar, güneş tutulması gibidir. Kısa sürer belki ama o karanlık an, insanın içini ürpertmeye yeter. Yine de unutmamak gerekir! "Güneş tutulur ama yok olmaz. Işık, sabrını koruyanların tarafındadır."</span></p>
<p><span>Belki de bu dönem bana şunu öğretiyor. Her kayıp, insanın kendine biraz daha yaklaşmasıdır. Her hayal kırıklığı, kiminle yürünmeyeceğini öğretir.Ve umudum,Yorulsa bile tamamen terk etmedi beni,</span></p>
<p><span>Çünkü umut, dışarıdan değil,insanın kendi içindeki temiz yerden doğar...</span></p>
<p><span>"Ben hâlâ o yeri korumaya çalışıyorum"</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Haksızlığın Sessiz Çığlığı</title>
<link>https://fikirizleri.com/haksizligin-sessiz-cigligi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/haksizligin-sessiz-cigligi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698da78b02c66.webp" length="5808" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 13:13:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Akgün</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı acılar bağırmaz…</strong></p>
<p><strong>Ne ses çıkarır, ne de iz bırakır gibi görünür.</strong></p>
<p><strong>Ama insanın içini, içten içe kemirir.</strong></p>
<p><strong>İşte haksızlık da böyledir.</strong></p>
<p><strong>Sessizdir, ama en çok can yakan yaradır.</strong></p>
<p><strong>Birine haksızlık yapıldığında sadece bir insan değil, adaletin kalbi de incinir.</strong></p>
<p><strong>Çünkü haksızlık, sadece yanlış olmak değildir;</strong></p>
<p><strong>görmezden gelinmektir, yok sayılmaktır, değersiz hissettirilmektir.</strong></p>
<p><strong>İnsan en çok da, kendini anlatamadığında yorulur.</strong></p>
<p><strong>En çok, haklı olduğu halde susmak zorunda kaldığında kırılır.</strong></p>
<p><strong>Ve en ağır olanı şudur:</strong></p>
<p><strong>Biri seni incitir, ama herkes susar.</strong></p>
<p><strong>Haksızlık karşısında susmak, onu büyütür.</strong></p>
<p><strong>Sessizlik, zalimin en güçlü silahıdır.</strong></p>
<p><strong>O yüzden bazen tek bir söz, koca bir karanlığı aydınlatır.</strong></p>
<p><strong>Bazen “Bu doğru değil” demek, bir insanın yeniden nefes almasını sağlar.</strong></p>
<p><strong>Ama bilmeliyiz ki;</strong></p>
<p><strong>Haksızlık yapan güçlü olabilir,</strong></p>
<p><strong>ama haklı olan her zaman daha onurludur.</strong></p>
<p><strong>Çünkü güç geçer, ama vicdan kalır.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Asıl adalet dışarıdan değil,</strong></p>
<p><strong>insanın kendi vicdanından sorulur gün gelir o vicdan seni ta yüreğinden vurur.</strong></p>
<p><strong>Ve o gün gerçek ortaya çıkar.</strong></p>
<p><strong>Ve herkes işte o gün seni anlar.</strong></p>
<p><strong>Belki geç olur, ama ilahi adalet , asla kaybolmaz er yada geç tecelli eder. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Belki bugün adalet gecikir…</strong></p>
<p><strong>Belki sesin duyulmaz…</strong></p>
<p><strong>Ama kalbin doğruysa, yolun da kaybolmaz.</strong></p>
<p><strong>Zaman, her gerçeği gün gelir açığa çıkarır.</strong></p>
<p><strong>Unutma: Haksızlığa uğrayan değil,</strong></p>
<p><strong>haksızlık yapan kaybeder.</strong></p>
<p><strong>Çünkü vicdanı kirlenenin, dünyası da karanlıktır.</strong></p>
<p><strong>Ve sen…</strong></p>
<p><strong>Eğer bugün haksızlığa uğradıysan,</strong></p>
<p><strong>bil ki yalnız değilsin.</strong></p>
<p><strong>Kalbin hâlâ</strong> temizse,</p>
<p><strong>sen zaten kazanmışsındır. ?</strong></p>
<p><strong>Dilerim yolunuz vicdanı adaletli insanlara çıksın. </strong></p>
<p><strong>Kalın sağlıcakla. </strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beklemenin Sessizliği</title>
<link>https://fikirizleri.com/beklemenin-sessizligi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/beklemenin-sessizligi</guid>
<description><![CDATA[ Beklemenin Sessizliği, beklemenin çoğu zaman sanıldığı gibi boşluk değil, insanın kendisiyle en çok yüzleştiği hâl olduğunu anlatan bir denemedir. Eskiyle yeni arasında sıkışıp kalan ruh hâlini, belirsizlikle geçen zamanı ve adım atamamanın yarattığı içsel ağırlığı ele alır. Metin, beklemenin de bir seçim olabileceğini hatırlatırken, cesaretin çoğu zaman yola çıktıktan sonra ortaya çıktığını fısıldar. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698a29559313d.webp" length="59890" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 21:16:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşegül ÖZDEMİR</dc:creator>
<media:keywords>beklemek, sessizlik, yaşam</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal; mso-outline-level: 3;"><b><span style="font-size: 13.5pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Beklemenin Sessizliği<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Beklemek genelde boşluk sanılır. Sanki hiçbir şey olmuyormuş, zaman yerinde sayıyormuş gibi. Oysa insan en çok beklerken değişir. Dışarıdan bakıldığında hareketsiz görünen o anlar, içeride sessiz bir kalabalık gibidir. Düşünceler üst üste biner, duygular birbirine çarpar ve insan fark etmeden kendine biraz daha yaklaşır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bazen beklemek bir kişidir. Gelip gelmeyeceğini bilmediğin bir mesaj, adını duyduğunda kalbinin hızlanacağı bir ihtimal. O arada geçen zaman takvimle ölçülmez. Bir dakika saat gibi uzar, bir gün göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Çünkü beklerken zaman değil, umut çalışır. Umut yorulmaz yalnızca şekil değiştirir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bazen de beklemek hayata yöneliktir. “Bir gün” diye başlayan cümleler kurarız. Bir gün cesur olacağım, bir gün gideceğim, bir gün başlayacağım. O gün hiç gelmeyecekmiş gibi hissettiğimiz anlar olur. Ama beklerken yine de bir şeyler öğreniriz. Ne istemediğimizi, neye katlanabildiğimizi, neyin bizi yavaş yavaş eksilttiğini.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Beklemek, kontrolü bırakmayı da içerir. Her şeyi planlayamayacağını kabul etmeyi. İnsan belirsizlikle iyi geçinemez; cevap ister netlik ister bir işaret arar. Ama hayat çoğu zaman sessiz kalır. Ve o sessizlikte insan kendisiyle baş başa kalır. Kaçamadığı sorular belirir: “Ben ne istiyorum?”, “Neyi erteledim?”, “Aslında neyi bekliyorum?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Her bekleyiş pasif değildir. Bazen beklemek, acele etmemeyi seçmektir; yanlış bir kapıyı çalmamak, hazır olmadığın bir hayata atlamamaktır. Bazen de beklemek sabrın değil, cesaretin işaretidir. Çünkü herkes kaçabilir, az kişi kalıp yüzleşmeyi seçer.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ama her bekleyiş masum da değildir. İnsan bazen kendini oyalamak için bekler. Gitmemek, karar almamak, sorumluluktan kaçmak için. O noktada beklemek ağırlaşır. </span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Beklerken zaman durmaz; sadece sen hayatın kenarına çekilirsin. </span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Beklemekle durmak arasındaki fark işte orada ortaya çıkar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Belki de mesele, neyi beklediğimizden çok nasıl beklediğimizdir. Kendimizi askıya alarak mı, yoksa yaşarken mi? Hayatı yalnızca “sonra ”ya mı bırakıyoruz, yoksa beklerken bile bir şeyler inşa ediyor muyuz?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Neyi beklediğini bilmeden adım atamamak, yenilere cesaret edememek… Ne yeniyle olmak ne de eskiyle kalmak. İnsan tam da bu aralıkta sıkışıp kalır. Bir eşiğin üzerinde durmak gibidir bu ne geri dönmek mümkündür ne de ileriye geçmek. Ayaklar yerde ama yön yoktur. İçeride bir hareket isteği vardır, dışarıda donuk bir hâl.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bu hâl çoğu zaman tembellik ya da korkaklık sanılır. Oysa mesele isteksizlik değil, belirsizliktir. İnsan ne istediğini bilmediğinde değil ne istemediğini çok iyi bildiğinde durur. Eski artık dar geliyordur; aynı cümleler, aynı kırgınlıklar, aynı döngü. Yeni ise tanıdık değildir. İhtimallerle doludur ve her ihtimal hayal kırıklığı riski taşır. İnsan bu yüzden arada kalır. Acı veren tanıdıklık mı, ürküten belirsizlik mi?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Eskiyle kalamamak yorar. Alışkanlıkların güveni vardır ama ruhu beslemez artık. İnsan aynı yere dönüp durmaktan kendine yabancılaşır. Eskinin içinde kalmak, kendini inkâr etmeye benzer. Ama yine de orada oyalanılır çünkü neyle vedalaşacağını bilirsin, neyle karşılaşacağını değil.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yeniyle olamamak da masum değildir. Yeni, sadece bir başlangıç değil; aynı zamanda bir sorumluluktur. Seçtiğin şeyin arkasında durmak, yanlışsa bile ona katlanmak demektir. Bu yüzden insan bazen seçmemeyi seçer. Kararsızlık, yanlış kararın yükünü taşımaz; ama zamanla kendi ağırlığını yaratır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Belki de bu hâl, insanın kendine sormaktan kaçtığı bir sorunun işaretidir: “Ben gerçekten ne istiyorum, yoksa sadece neyin bitmesini istiyorum?” Çoğu zaman cevap ikincisidir. İnsan bitmiş bir şeyi bırakmak ister ama yerine ne koyacağını bilemez. İşte o boşlukta bekler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ama kabul etmek gerekir. Beklemek de bir seçimdir. Hareketsizlik tarafsızlık değildir. Zaman akarken insan olduğu yerde duramaz. Bu yüzden belki de mesele büyük adımlar atmak değildir. Bazen belirsizliğin içinden çıkmanın yolu, küçük ve geri dönüşü mümkün adımlar atmaktır. Yeniyle olmak zorunda değil; sadece eskiyle vedalaşmak yeterlidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Çünkü insan her zaman neyi beklediğini bilerek yola çıkmaz. Bazen yol yürürken netleşir. Cesaret de çoğu zaman kapının önünde değil, kapıdan geçtikten sonra ortaya çıkar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Adını Koyamadığım Bir Hüzün”</title>
<link>https://fikirizleri.com/adini-koyamadigim-bir-huzun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/adini-koyamadigim-bir-huzun</guid>
<description><![CDATA[ İnsan bazen iyileşmeyi bir yere bağlar. Bir şehre. Bir eve. Bir sabaha. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 01:54:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>İnsan bazen neden üzgün olduğunu bilmeden ağlayabiliyormuş.”</span></p>
<p><span>İçimdeki renkler yerini bulsada,duygularım hala dağınık.Belkide güçlü görünmenin arkasındaki sessiz kırgınlık.Özlemek mi bilmiyorum; duygusal olarak iyileşmenin ve ayakta kalmanın tek yolu sanat. <br></span>Sor uykusuz gecelere, uyku düzenin bile gelgit olduğu zamanlara… Yazmanın, sanatın o sessiz ama derinden çalıştıran iyileştirici gücüne. Bazen insan konuşarak değil, boyayarak toparlar kendini. Kelimelerle değil, renklerle nefes alır. Çünkü bazı duyguların dili yoktur, sadece izi vardır.Bazen diyorum, her şeyden uzak bir sahil kasabasında uyandığımda iyileşeceğim tam olarak. Pencereyi açınca yüzüme tuzlu rüzgârlar  vuracak, kimse bir şey beklemeyecek benden, kimse güçlü olmamı istemeyecek. Sadece deniz olacak. Ve içimdeki gürültü, dışımdaki dalgaların sesine karışıp susacak herşey...</p>
<p><span>“Son kasımpatılardan sonra iyileştim” derken, daha çok yaralayıcı izleri kalan bir yas sürecine girdim.<span class="Apple-converted-space"> Sebepsiz işte.</span></span><span>Sebepsiz duygu,sebepsizlik muğlak olur derler ya.. </span>Yas demek'de sadece birini kaybetmek değil!</p>
<p><span>Bir hayali kaybetmek.</span>Bir ihtimali.Bir “belki”yi.</p>
<p><span>Ben bu aralar zamanı içimde yavaş yaşayanlardanım.Sindirmek zaman alsada zamanı yavaş yaşamak tanıdık bir tablo zaten.Yabancılık çekmeden yaşayabilecek kadar yumuşadım. <br><br></span></p>
<p><span>İçimde kurmam gereken sessiz bir kıyı var şimdilerde,Pullarımı gömdüğüm bir deniz gibiyim...Gerekli gücü hep içimde buluyorum.</span></p>
<p>"Kim günün birinde kendi cennetini kurmuşsa gerekli gücü kendi cennetinde bulmuştur"</p>
<p><span></span></p>
<p><span> </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kavramlar&amp;apos;ın Bize Öğrettikleri</title>
<link>https://fikirizleri.com/kavramlarin-bize-ogrettikleri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kavramlarin-bize-ogrettikleri</guid>
<description><![CDATA[ İnzivâ ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698890038e589.webp" length="21764" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 16:32:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Münzevî</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kavramların Bize Öğrettikleri.</p>
<p></p>
<p>Ahlâksızlığ'ın,kötülüğün,yalan'ın,sehvetin,</p>
<p>şöhretin,sahteciliğin diz boyu olduğu günümüzde size çok eskilerden beri uygulanan bir reçete'den bahsedeceğim:</p>
<p>İnzivâ,münzevî desem ne gelirdi aklınıza?</p>
<p>İnzivâ insanlardan kalben uzaklaşarak,yalnız kalmak için bir köşeye çekilmektir.Münzevî de bu eylemi gerçekleştiren kişilere verilen isimdir.En başta peygâmberimiz olmak üzere birçok peygâmber,sahabe,âlim,kuru kalabalıklar içinde kaybolmak istemeyen diğer insanlar bile hayatları'nın bir bölümünde inzivâ'ya çekilmişlerdir.</p>
<p>Kalabalıklar içinde kaybolup gitmekten korkan bu insanlar sizce haksız mıydı?</p>
<p>Günümüzde yaşanmakta olan sevgi,saygı,güven, güzel ahlâk, doğruluk, dürüstlük gibi erdemler gün be gün yok olmakta veya yok edilmektedir.</p>
<p>Medya ayağı ve baş döndürücü bir hızla ilerleyen teknolojik gelişmeler zaten aile'de ve toplum'da çok ciddi çatlaklar ve kopuşlar meydana getirmiştir.Muhabbet kavramı sanal aleme taşındığından gerçek hayat'ta adeta hayalet gibi olmuşuz; duymuyor, görmüyor,önemsemiyoruz hem etrafımızda cereyan eden olayları hem de iletişimi asla kaybetmemiz gereken insanları; çocuklarımızı,gençlerimizi,aile ve arkadaşlarımızı...Özellikle akıllı telefonların hayatın vaz geçilmez bir parçası hâline geldiği günden beri insanlar birbirine selâm,merhaba!demeyi de ancak klâvye'den,diğer yazışmalardan fırsat bulursa o da,araya bir iki kelime sıkıştırıp yazarak başarabiliyor.</p>
<p>Çoğu insan bu can sıkıcı durumdan rahatsız.</p>
<p>Bazı insanlar ise kırmamak,dökmemek,bir şeyleri dağıtmamak için uzun veya kısa süreli kendilerinin yok sayıldığı bu ortamlardan uzaklaşma gereği duymuştur.Birçok insan çareyi kumar, uyuşturucu,alkol'de ararken bu alışkanlıklardan uzak duran bazı insanlar ise imkânları nispetinde ya şehir değiştiriyor ya da eskiden âlim ve hocalarımız'ın yaptığı gibi dağları tercih ediyor,orda inzivâ'ya çekiliyor.Peki inzivâ ne kazandırıyor?</p>
<p>Birincisi tenhâ bir köşede insan daha çok tefekkür etmeye fırsat bulabiliyor:Nerden geldiğini,ne için geldiğini,nereye gittiğini...</p>
<p>Değer verdiklerinin gözler önünde nasıl kayıp gittiğini...Eski'yi,bugunü,yarını...</p>
<p>Bazı insanlar da şair ruhludur,elindeki kalemle bir şeyler karalar veya yalnızlık onu bir ozan gibi söyletir.</p>
<p>Dağ başları okjisenin bol olduğu,beyin fonksiyonları'nın daha hızlı çalıştığı yerlerdir.</p>
<p>Ayrıca biriktirdiklerini avazı çıktığı kadar bağırarak dökmek isteyen biri olarak sürekli dağları tercih etmişimdir.Her zaman olmasa da yalnızlık iyidir.Kalplerini boşaltmak için serbestçe ağlamak isteyenlerin de uğrak yeridir yüksek dağlar,çünkü sesin gür ve hür çıktığı mekânlardır.</p>
<p>Sizden zor bir şey isteyeceğim belki ama ne olur insanları sizden uzaklaşacak kadar soğutmayın kendinizden!</p>
<p>Bir süreliğine birbirimizi dinleyelim,en azından yemek sofraları'nda,çay masalarında elimizdeki telefonu kendimizden uzaklaştaıralım,inanın çok iyi bir gidişat değil bu.Geçenlerde konuştuğum yakın bir arkadaşım eşim gözlerimin rengini bile unuttu,dedi.Ya gerçekten mi?dedim."Evet öyle ki kafasını telefondan kaldıramaz,televizyon'dan çeviremez hâle geldi"deyince geldiğimiz nokta'nın ne kadar vâhim olduğunu üzülerek bir kez daha öğrenmiş oldum.</p>
<p>Tek derdimiz ekmek,su olsa keşke.Asıl mesele yalnızlık,konuşamamak,muhabbet edememek, birbirimizi dinleyememek...</p>
<p>Dinlemeden anlayamaz,anlamadan anlaşamayız.</p>
<p>Hem eskilerin sığındığı dağlardan da kilometrelerce uzak'ta beton yığınları'nın arasında yaşıyoruz.</p>
<p>Hepimizin inzivâ'ya çekilmesi imkânsız olmasa da çok zordur,onun için birbirimizi anlamaya çalışmak ve anlaşmanın yollarına başvurmak en makûlü olacaktır.</p>
<p>Yalnızlık ALLAH'a mahsustur,sevdiklerimizi yalnız bırakmayalım,bizden uzaklaşmaları'nın sebebi her neyse o marazı ortadan kaldırmak için mücâdele edelim.</p>
<p>Yazımı şu enfes dizelerle bitirmek istiyorum:</p>
<p>"Bölüşürsek,paylaşırsak tok oluruz,bölünürsek yok oluruz!."</p>
<p></p>
<p>Sevgi , umut ve iyilik'le kalın ? </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yazar Abdulaziz ADAKAN ✍? </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Vazgeçme</title>
<link>https://fikirizleri.com/vazgecme</link>
<guid>https://fikirizleri.com/vazgecme</guid>
<description><![CDATA[ Başarı her zaman büyük sonuçlarla değil, görünmeyen küçük adımlarla ve kişinin kendine sırtını dönmemesiyle gelir. Vazgeçmek yerine nefes almak, yükü hafifletmek ve yeniden denemek gerçek. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6987b509d9c76.webp" length="6852" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 00:57:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yorulmuşken, sonuç alamamışken, başkalarının çoktan yol almış gibi göründüğü bir anda… İşte tam orada başarmaktan vazgeçmek, en makul seçenek gibi duruyor. Dinlenmek değil bu; tamamen bırakmak. İçten içe “olmuyor” demek.</p>
<p>Bu soruyu kendime ilk kez sorduğumda, cevabı hemen bulamamıştım.</p>
<p>Ama çoğu zaman fark etmediğimiz bir şey var:</p>
<p>Başarıya en yakın olduğumuz anlar, vazgeçmeye en çok yaklaştığımız anlardır.</p>
<p>Başarmak sandığımız kadar yüksek sesli değildir. Alkışlarla gelmez her zaman. Bazen sadece sabah yatağından kalkmaktır. Bazen bir kez daha denemeye karar vermek. Kimsenin görmediği o küçük adımlar, asıl yükü taşır.</p>
<p>Toplum bize başarıyı tek bir kalıba sokarak anlatır. Hızlı ol, görünür ol, karşılaştırılabilir ol. Oysa herkesin yarışı farklıdır. Kimi erken koşar, kimi yolu tanımak ister. Kimi düşe kalka öğrenir, kimi sessizce ilerler. Ve evet, bazıları daha geç varır. Ama geç varmak, yanlış yolda olmak değildir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nergis</title>
<link>https://fikirizleri.com/nergis</link>
<guid>https://fikirizleri.com/nergis</guid>
<description><![CDATA[ “Nergis”, düşüp kalkmayı öğrenmiş bir insanın umutla kurduğu sessiz ilişkiyi anlatıyor. Çaresizlik anlarında içe çekilmeyi, beklemeyi ve vazgeçmeden yeniden filizlenmeyi… Güneşin doğuşu, bir çiçeğin kokusu, küçük ama gerçek anlar aracılığıyla umudun her şeye rağmen insanın içinde yaşamaya devam ettiğini hatırlatıyor. Bu metin, kırılganlığın zayıflık değil, yeniden ayağa kalkabilmenin kaynağı olduğunu fısıldıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698799ee01e57.webp" length="21538" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 23:00:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşegül ÖZDEMİR</dc:creator>
<media:keywords>umut, nergis, yaşam</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal; mso-outline-level: 3;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Nergis<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><b><i><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Umuda dair küçük notlar</span></i></b><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bazen aynaya baktığımda kendimi değil, yorgunluğumu görüyorum. Konuşmadan geçen günleri, içime attığım cümleleri, ertelenmiş sevinçleri… İşte tam o anlarda aklıma nergis geliyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ben beklemeyi öğrendim. Her şeyin hemen düzelmediğini, bazı sabahların sadece geçmesi gerektiğini. Toprağın altında kalmak gibi bu; karanlık ama sessiz bir hazırlık. Kimse görmüyor ama ben oradayım. Vazgeçmiş değilim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Umutla ilişkim hep temkinli oldu. Büyük hayaller kurmadım belki ama küçük şeyleri de bırakmadım. Pencereyi açmayı, derin bir nefes almayı, “bugün de buradayım” demeyi… Nergis gibi, acele etmeden.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Biliyorum, kırılganım. Ama bu beni zayıf yapmıyor. Aksine, her seferinde yeniden doğrulabilmemin sebebi bu. En soğuk zamanlarda bile içimde bir yer hâlâ baharı hatırlıyor. Ben nergisim; zamanım geldiğinde açarım. Kimse çağırmasa da.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bazı günler var; insanın içi sessizleşiyor. Kelimeler azalıyor, sorular çoğalıyor. Her şey durmuş gibi, yol bitmiş gibi geliyor. İşte tam o anlarda insan en çok kendine denk geliyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Benim de iniş çıkışlarım oluyor. Bunu inkâr etmiyorum. Yorulurum, kırılırım, bazen her şey bitmiş, sona gelmiş gibi hissederim. Öyle anlar olur ki içimde toparlanacak bir yan kalmamış sanırım. Ama yine de bilirim kalkarım, her seferinde.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Umudumu kaybettiğimi düşündüğüm zamanlar oldu. Çok oldu. Ama ben umudu kaybetmiyorum; sadece sessizleşiyorum. Toprağın altına çekilir gibi, kimsenin görmediği bir yerde bekliyorum. Vazgeçmek değil bu; hazırlık.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Sonra bir şey oluyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Nasıl olduğunu bilmiyorum. Umut geliyor. Bir kedi… Bir kuş… Sabah güneşinin doğuşu. İçimde yaşama dair bir şey yeniden filizleniyor. Yeniden. “Bu,” diyorum, “yaşam bu.” Her şeye rağmen her gün yeniden doğan güneş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Kahvemi alıyorum. Sabahın ilk ışıklarında, güneş henüz yeni doğmuşken. Dünyayı aydınlatan o ışıklar bahçedeki nergislere ne güzel renkler veriyor. Ah, ne güzel… O mis koku. Nergisin üstünde bir arı; o da umudun peşinde.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Hayat hep yukarıdan ibaret değil. İnişi var, çıkışı var. Çiçekler bile sürekli açık kalmıyor. Zamanı gelince açıyorlar, sonra kayboluyorlar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ama kökleri hep orada.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bazen kendime soruyorum: Umut ne? İnsanı yeniden ayağa kaldıran içindeki hangi güç?<br>Belki de cevap çok basit. İnsan düşse bile kalkabildiğini hatırladığı sürece umut vardır. Güneşi hâlâ görebiliyorsa. Bir çiçeğin kokusunu duyabiliyorsa.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ben düşerim.<br>Ama kalkarım.<br>Ve umudun adı bende hep nergis.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalabalığın Ortasında</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalabaligin-ortasinda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalabaligin-ortasinda</guid>
<description><![CDATA[ Gözlerimi kapatıyorum. Kalabalık susmuyor; ben ilk kez kaçmamayı seçiyorum. Yalnızlık hâlâ burada, yanımda duruyor. Gitmeye niyeti yok. Ama artık beni yok etmiyor. Kendimi fark ettiğim yerde başlıyor her şey. Yarın yine aynı durağa gideceğim, aynı bankta bekleyeceğim. Belki kimse durup bakmayacak. Ama ben buradayım. Ve bazen, hayatta kalmak için bu yeterli olmak zorunda. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_69876e730126f.webp" length="14398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 19:56:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşegül ÖZDEMİR</dc:creator>
<media:keywords>yalnızlık, yalnız yolculuk, şehir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal; mso-outline-level: 2;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">KALABALIĞIN ORTASINDA<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Kalabalıkların sesi hep aynı. Bir uğultu. Kelimeler seçilmiyor ama susmuyor da. İnsanların yanından geçerken omzuma çarpan çantalar, aceleyle söylenmiş özürler, birbirine değip geçerken bile göz göze gelmeyen bakışlar… Hepsi var. Ben yokum. Ya da varım da kimsenin durup fark edeceği kadar belirgin değilim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Her sabah aynı durağa geliyorum. Aynı bankta oturuyorum. Aynı çatlak kaldırım taşına basıyorum. Bank hep soğuk oluyor, mevsimden bağımsız. Sanki benden önce gelen herkes yalnızlığını bırakıp kalkmış da bana yer açmış gibi. Yanıma oturanlar oluyor bazen. Aramızda görünmez bir mesafe var. Telefonlarına eğiliyorlar; parmakları hızlı, yüzleri donuk çok meşgul görünüyorlar. Kimse kimseye bakmıyor. Kimse kimseyi gerçekten görmüyor. Görmek cesaret istiyor çünkü. Görülmekse, savunmasızlık.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bir keresinde, tam önümde duran adamın nefesini fark ettim. Hızlıydı. Sıkışıktı. Sanki bir yere geç kalmıştı ama nereye gittiğini kendisi de bilmiyordu. Onunla aynı ritimde nefes almayı denedim. Olmadı. İnsan başkasının temposunu ödünç alamıyor. Yalnızlık biraz da bu galiba: Aynı anda, aynı yerde, aynı havayı soluyup bambaşka hayatlar yaşamak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Otobüs geldiğinde herkes bir anda hareketleniyor. Az önce yokmuş gibi duran bedenler bir düzenin parçasıymışçasına sıraya giriyor. İçeri doluşuyoruz. Cam kenarını seviyorum, yolculuklarda dışarıyı izlemek hoşuma gidiyor. Cam, dışarıyla aramda şeffaf ama sağlam bir sınır gibi. Bakabiliyorum ama dokunamıyorum. En güvenli mesafe bu belki de.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Camdan yansıyan yüzüme bakıyorum bazen. Gözlerim yorgun. Uykusuzluktan değil; söylenmemiş cümlelerden. İnsan söyleyemedikçe ağırlaşıyor. İçimde biriken kelimeler var. Söylesem dağılacaklar ama kime söyleyeceğimi bilmiyorum. Herkesin bir yeri var gibi. Benim yok. Ya da ben bulamamışım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">İşe gittiğim binada asansör hep kalabalık. Omuz omuza çıkıyoruz katları. Kimse konuşmuyor ama herkes aynı anda susuyor. Bu da bir tür sessiz anlaşma sanki: Kapı açıldığında herkes kendi yönüne dağılıyor. Birkaç saniyelik yakınlık, hiçbir iz bırakmadan bitiyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Masama oturduğumda bilgisayarı açıyorum. Ekranın ışığı yüzümü aydınlatıyor. Beni en çok o görüyor galiba. Gün boyu yazıyorum, siliyorum, yeniden yazıyorum. E-postalar, raporlar, kısa cevaplar… Hiçbiri bana ait değil. Hepsi görev. Ben aralarında kaybolmuş, kimsenin dönüp okumadığı küçük bir not gibiyim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Öğle arasında herkes bir yerlere gidiyor. Gruplar hâlinde. Kahkahalar, planlar, paylaşılan masalar. Ben bazen çıkmıyorum. Ofiste kalıyorum. Sessizlik kalabalıktan daha az yalnız hissettiriyor. En azından neyle baş başa olduğumu biliyorum. Pencereden aşağı bakıyorum. İnsanlar yürüyor. Koşanlar, duranlar, telefonda konuşanlar… Hepsi bir yere yetişiyor gibi. Benim acelem yok. Acelem olmadığı için hayattan biraz geri düşmüşüm gibi hissediyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bir gün, masamın karşısındaki sandalyeye biri oturdu. Adını biliyordum ama sesini ilk kez duydum. Bana bir şey sordu. Basit bir soru. Cevap verdim. Gülümsedi. O an, içimde küçük bir yerin titrediğini hissettim. Uzun zamandır açılmamış bir odanın kapısı aralanmış gibi. Toz kalktı. Işık girdi. Sonra toplantıya çağrıldı, gitti. Sandalye yine boş kaldı. Kapı kapandı. O titreme yerini daha derin bir sessizliğe bıraktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">İnsan bazen kısa temaslardan bile umut çıkarıyor. Bir gülümsemeden, bir bakıştan, yarım kalmış bir cümleden. Çünkü uzun zamandır kimse durup dinlememiş oluyor. Uzun zamandır biri “Nasılsın?” diye sorup cevabını beklememiş oluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Akşamları eve dönerken kalabalık daha da artıyor. Herkes günün ağırlığını taşıyor. Yorgun yüzler, düşmüş omuzlar. Bazen birinin bana bakmasını bekliyorum. Gerçekten bakmasını. Gözlerimin içine değil belki ama beni fark edecek kadar. Olmuyor. Kimse kimseyi taşıyamıyor artık; herkes kendi yüküne zor yetiyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Eve geldiğimde ışığı açmadan duruyorum bir süre. Karanlıkta eşyaların siluetleri var. Hepsi tanıdık. Hepsi yerli yerinde. Ben de öyleyim aslında. Ama sanki bir fazlalık gibi duruyorum odanın ortasında. Sonra ışığı açıyorum. Karanlık dağılıyor. Yalnızlık dağılmıyor. O, ışıkla kavga etmiyor. Sessizce benimle kalıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Aynaya bakıyorum. Gün boyunca taktığım ifadeyi çıkarıyorum yüzümden. Daha sade bir hâlim kalıyor geriye. Daha çıplak. Daha gerçek. Kendime bakıp “Buradayım” diyorum içimden. Sesim çıkmıyor. Çıkarsa da kimse duymayacak gibi. Belki de en çok kendim duymuyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Bazen düşünüyorum: Yalnızlık, insanın etrafında kimse olmaması değil. Yalnızlık, anlatacak çok şeyinin olması ama anlatacak kimse bulamamak. İçimde anlatılmayı bekleyen anlar var. Küçük şeyler. Otobüste camdan görünen bir çocuk, asansörde düşen bir anahtar, yağmurun tam duracağı anda yağan son damla… Bunlar benim. Ama kimse bilmiyor. Ben söylemedikçe var olmuyorlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Gece yatağa uzandığımda telefonuma bakıyorum. Bildirim yok. Sessiz. O sessizlikte kendimi dinliyorum. Kalbimin atışı, nefesim, düşüncelerim… Hepsi burada. Gitmemişim. Kaybolmamışım. Sadece görünmez olmuşum biraz. Görünmez olmak acıtıyor ama bir yandan da koruyor. Kimse seni incitemiyor çünkü kimse sana dokunmuyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yatağın içinde dönüp dururken şunu fark ediyorum: Belki de kalabalıkların içinde yalnız hissetmemin sebebi, kendimle de kalabalık olmam. İçimde çok ses var. Hangisi benim, hangisi başkalarının beklentisi, ayırt edemiyorum. Sustukça karışıyorlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Yarın yine aynı durağa gideceğim. Yine aynı bankta bekleyeceğim. Yine cam kenarına oturacağım. Hayat değişmeyecek belki. Ama içimde küçük bir düşünce büyüyor: Belki biri durup gerçekten bakacak. Belki ben durup bakacağım önce. İnsan bazen kendini görmeden başkasını da göremiyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Uykuya dalmadan önce bunu düşünüyorum: Yalnızlık geçmek zorunda değil. Ama paylaşılabilir. Anlaşıldığı an, ağırlığından biraz kaybediyor<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Gözlerimi kapatıyorum. Kalabalık susuyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><br><b><span style="color: black; mso-themecolor: text1;">İlk kez, yalnız değilim.<o:p></o:p></span></b></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-themecolor: text1; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify; line-height: normal;"><b><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-themecolor: text1; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-fareast-language: TR;">Ayşegül ÖZDEMİR<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SEVGİLİLER GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/sevgililer-gunu-2744</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sevgililer-gunu-2744</guid>
<description><![CDATA[ Kalp, susmayı değil, konuşmayı seçmelidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_699084c548a8c.webp" length="43754" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 16:49:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>SESSİZLİĞİN ENKAZI</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessizligin-enkazi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessizligin-enkazi</guid>
<description><![CDATA[ #sessizliğinenkazı #6şubat #deprem #yazar #şair #sibelkaya #edebiyat #deneme #fikirizleri ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_69856029c351a.webp" length="59952" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 06:34:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sibel Kaya</dc:creator>
<media:keywords>#sessizliğinenkazı #6şubat #deprem #yazar #şair #sibelkaya #edebiyat #deneme #fikirizleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SESSİZLİĞİN ENKAZI</strong></p>
<p>Deprem, yalnızca toprağın titremesi değildir; insanın içindeki güven duygusunun da çatlamasıdır. Bir anda alıştığımız düzen bozulur, duvarlar kadar düşüncelerimiz de sallanır. Saatlerdir sığınıp huzur bulduğumuz evler, birkaç saniyede yabancılaşır bize. O an anlarız ki insan, sandığı kadar güçlü değil; ama sandığından çok daha dirençlidir.</p>
<p>Toprak, sessiz bir öğretmen gibidir. Uzun süre susar, sonra birden konuşur. Ne zaman, nasıl ve ne kadar söyleyeceğini bilmeden… Deprem anında geçen saniyeler uzadıkça uzar; kalp gürültüsü, sarsıntının önüne geçer. İnsan o an, yıllardır ertelediği korkularla yüzleşir. Ölümün ihtimal değil, gerçek olduğunu; sevdiklerimizi ve onları kaybetme korkusunu hatırlarız.</p>
<p>Ama depremin ardından başka bir şey olur. Enkazın başında bekleyen eller birbirine kenetlenir. Tanımadığımız insanlarla aynı gözyaşında buluşuruz. Bir battaniye, bir bardak su, bir “yalnız değilsin” cümlesi dünyanın en değerli hazinesi olur. Deprem, kaybettiklerimizi alırken bize insan olmanın ne demek olduğunu acıyla hatırlatır.</p>
<p>Asıl sarsıntı bazen deprem geçtikten sonra başlar. Sessizlikte… Bir çöküntüde… Bir yoklukta… O boşluk, sadece yıkılan binalardan değil, yarım kalan hayatlardan oluşur. Ve biz, bu boşlukta yeniden yürümeyi öğreniriz. Daha dikkatli, daha kırılgan ama daha bilinçli.</p>
<p>Belki de deprem bize şunu fısıldar:</p>
<p>Hiçbir şey kalıcı değildir; ne beton, ne alışkanlıklar, ne de ihmaller. Kalıcı olan tek şey, birbirimize tutunma biçimimizdir. Yer sarsılır, şehirler yıkılır ama insan, insanı ayakta tutabildiği sürece umut da nefes almaya devam eder.</p>
<p>Marmara depremini yaşamış biri olarak, umudu ve çaresizliği aynı anda hissetmenin ne demek olduğunu iyi bilirim. Yıkılmaz kaleler gibi gördüğümüz evlerimiz, korkusuzluğumuz, bir anda yok olup gitti. Geriye sadece sessizliğin enkazı kaldı. Deprem bize çok acı ama gerçek bir şeyi öğretti: Bir olmayı unutmamayı, yardımlaşmayı, dünyamızı ve doğayı sevmeyi; ona ihanet etmemeyi… Yuvaları kâğıttan, kumdan kaleler gibi değil, sağlam yapmayı. Hataya yer olmadığını ve en önemlisi, bizi acılara boğan şeyin deprem değil; ihmaller ve yanlış yapılan binalar olduğunu.</p>
<p>Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğunu biliyoruz. Bu yüzden bir daha bu acıları yaşamamak için elimizden geleni yapmalıyız. Bir daha böyle acılar yaşamamak dileğiyle; depremde hayatını kaybeden canlarımıza Allah’tan rahmet, sevdiklerine ve bizlere sabır ve başsağlığı diliyorum.</p>
<p><strong>Sibel Kaya</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>RUHUMUN ÜÇ VEHÇESİ  ? SUSTUKLARIM, SANDIKLARIM, SAKLADIKLARIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/ruhumun-uc-vehcesi-sustuklarim-sandiklarim-sakladiklarim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ruhumun-uc-vehcesi-sustuklarim-sandiklarim-sakladiklarim</guid>
<description><![CDATA[ Ruhumun Üç Veçhesi; sustuklarımız, sandıklarımız ve sakladıklarımız üzerinden insanın kendinden uzaklaşmasını felsefi bir dille sorgulayan edebi bir iç yolculuk. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6984e938b7136.webp" length="44214" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 22:04:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülcan Sancak</dc:creator>
<media:keywords>felsefe, içsel yolculuk, kendini tanıma, bilinç, farkındalık, ruh, Spinoza, Nietzsche, Kierkegaard</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, kendine karşı en maharetli <span style="text-decoration: underline;">suskunluğunu</span> taşır.Başkalarına söylenmeyen sözler, bir süre sonra insanın kendi içinde yankılanır; sonra o yankı da susar ve suskunluk, alışkanlığın güvenli karanlığına çekilir. </p>
<p><strong>“İnsanın kendine düşmanlığı, çoğu zaman suskunluk kılığında görünür.”</strong></p>
<p><strong>Kierkegaard</strong>, insanın en büyük trajedisini “kendisi olamamak” olarak anlatır.</p>
<p>Çünkü insan, kendisi olmaktan çoğu zaman korkar.Söylenmeyen her cümle, bu korkunun kibar yüzüdür.Kırmamak adına vazgeçilen her söz, insanın kendinden eksilttiği bir parçaya dönüşür. Zamanla suskunluk, erdem sanılır; oysa çoğu suskunluk, hakikatten kaçmanın zarif adıdır.</p>
<p>İnsan yalnız sustuklarıyla değil, <span style="text-decoration: underline;">sandıklarıyla</span> da inşa eder kaderini.</p>
<p>Zannettiklerimiz, çoğu zaman gerçek değil; bize miras bırakılmış inançların, korkuların ve ezberlerin iç içe geçmiş hâlidir.</p>
<p><strong>Spinoza</strong>, insanın özgür olmadığını; nedenlerini bilmediği şeylere “kendi iradesi” dediğini söyler.</p>
<p>Bu yüzden birçok düşünceyi bize ait sanırız; oysa çoğu, farkına varmadan benimsediğimiz kalabalıkların sesidir.İnsan, gerçeğin ağırlığından çok, kendi kurgusunun yükünü taşır. </p>
<p>Ve en derin yerde, insanın kendine bile kapattığı bir oda vardır: <span style="text-decoration: underline;">sakladıkları</span>.</p>
<p>Utançlar, yarım kalmış cesaretler, adı konmamış arzular…</p>
<p>Saklamak, ilk bakışta bir korunma biçimi gibi görünür.</p>
<p>Oysa <strong>Nietzsche</strong>’nin dediği gibi, insanın bastırdığı şey yok olmaz; yalnızca karanlıkta başka bir yüz kazanır. Gizlenen her parça, zamanla insanın kaderine sessizce sızar.</p>
<p>Sakladığımız şeyler bizi korumaz; aksine, bizi içeriden yönetmeye başlar.</p>
<p><strong>İnsan, bu üç veçheyle yaşar:</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline; background-color: rgb(194, 224, 244); color: rgb(53, 152, 219);"><span style="color: rgb(0, 0, 0); text-decoration: underline;">Söylemedikleriyle, zannettikleriyle ve gizledikleriyle</span>.</span></p>
<p>Bu üçü arasındaki denge bozulduğunda, insan kendi hayatında misafir gibi dolaşır.</p>
<p>Ne bütünüyle içindedir yaşadığının, ne de ondan çıkacak cesareti bulur. Kendi ruhuna yabancılaşmak, en sessiz sürgündür.</p>
<p>Uyanış, gürültülü bir fark ediş değildir.</p>
<ul style="list-style-type: square;">
<li>Bir cümleyi ilk kez kendine dürüstçe söylemekle başlar.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir zannın hakikat olmadığını fark etmekle derinleşir.</li>
<li>Bir saklı yükü, kimseye değilse bile kendine itiraf etmekle tamamlanır.</li>
</ul>
<p>Belki de insanın büyümesi, en çok sustuklarına ses vermesiyle, en çok sandıklarını sorgulamasıyla ve en çok sakladıklarını ışığa çıkarmasıyla başlar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ENKAZ ALTINDA</title>
<link>https://fikirizleri.com/enkaz-altinda-2719</link>
<guid>https://fikirizleri.com/enkaz-altinda-2719</guid>
<description><![CDATA[ “Her kurtuluş, küçük bir mucize…” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6985c5a62b52a.webp" length="53674" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 13:59:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÜZELLİK DAYATMASI MI, IRKÇILIĞI MI?</title>
<link>https://fikirizleri.com/guzellik-algisi-mi-irkciligi-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/guzellik-algisi-mi-irkciligi-mi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9b35d38ffc.webp" length="17372" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 06:46:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>SERÇİN ÇELİK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Gözümüze hitap edenlerin gönlümüze hitap edişleri bazılarımız için aynı, bazılarımız için farklıdır. İçeride ve içinde olanların değil dışarıda ve dışında olanların, birileri tarafından bu hiyerarşinin en tepesinde var olmak, kalmak, alt etmek uğruna savaşılan güzellik/yakışıklılık durumu var. Medya, sağlık, kozmetik sektörleri ataerkil üzerinden yıllarca kadınlara güzellik dayatmasını yapıyor. Ama artık bu rekabete erkekleri de dahil ettiler. Güzellik üzerinden kurulmuş hiyerarşinin en tepesine daha fazla insanları da getirterek kendi benliklerini, özdeğer ve özgüvenlerini, doğallığını dış dünyasından içe doğru seçenek veriyormuş gibi yapıp dışarıdan dışlarının beğenilmemesi korkusuyla kendi iradeleriyle seçim yaptıklarını düşündürtüyorlar. Sektörleri ayakta tuttuğu için de aslında dayatmalarından doğmuş olan görsel figürlerinden maddi kazançlarını kazanmaya devam etmektedirler. Elbette farkında olanlar yine bu güzellik algısının getirdiği göz zevklerine hitap edilişinin verdiği hazla dışlarıyla tamamlanmış olmayı tercih ediyorlar. Hiç bitmeyecek olan kimin botoksu daha iyi, kimin estetiği ya da kusurlarını kapatan makyajla daha çok güzellik katmış kaygısı ve bunlarla alt etme yarışıyla, dışarıda görünmek, bilinmek istenilen algıyla yaşıyorlar. Yoksa algının can alıcı güzelliğiyle mi var oluyorlar? </strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong>Bir yandan maddi kazanç getirmedikleri için "bakımsız, çirkin" diye kategorize edilmiş, desteklenmemiş, hiyerarşinin altında kalmış kendileri gibi olanlara güzellik ırkçılığı yapıyorlar. Doğallıklarını tercih ettiklerinden sektörlerin dikkate değer almadığı ve saygı duymadığı toplumun bir kesimi...</strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong>Biz insanların bedenen ve ruhen kusursuz olmamız mümkün değildir. Kusurlarımızla yaşayan ve öğrenen varlıklarız. Özellikle bedenen kusursuz olmaya çabalanması, hissedilen eksikliğe maddi ve manevi kendini adayarak, böyle nedenlerden dolayı kendini değiştirmeye çalışması ürkütücü ve acı durumdur. Beni kabul etmeyen düzeni, ben neden kabul edeyim? Oysa kusurlu olmanın verdiği samimiyeti ve rahatlığı, kendini ve seni kabul edenleri bilmenin, en önemlisi kendi varlığınla olduğun gibi görülmenin huzuru ne güzel.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dış güzelliğin zorunluluk ya da lütuf gibi sunulduğu dünyada katılanlar dayatmayla, katılmayanlar ırkçılıkla hayatta kalıyorlar. Üzücü olan, iki tarafın karşı karşıya getirildiği ve düzene dahil olmak istemeyenlerin bile dahil edildiği bu düzen.</strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DİJİTAL DEMANS</title>
<link>https://fikirizleri.com/dijital-demans</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dijital-demans</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_69821a7b2fff9.webp" length="24452" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 18:55:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, yazmak, yaşamak, sosyal medya, teknoloji, basın, unutmak, demans, hafıza, hatırlamak, hatır, anı, anı yaşamak, bellek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Eskiden </span><em><strong>hafıza </strong></em><span>dediğimiz şey beynin bir köşesinde dururdu. Şimdi cebimizde, %12 şarjla yaşam mücadelesi veriyor... </span><strong>Telefonumuzu evde unuttuğumuzda yaşadığımız paniği, anahtarımızı unuttuğumuzda yaşamıyoruz.</strong><span> Çünkü anahtar kaybolursa çilingir çağrılır ve halledilebilir ama telefon kaybolursa kim olduğumuzu da kaybedebiliriz. Rehberimiz onun içinde, anılarımız da orada, hatta bazı durumlarda </span><strong>karakterimiz bile onda saklı…</strong></p>
<p dir="ltr"><span>Biri bugün çıkıp “</span><em><strong>Hafızanı alıyorum</strong></em><span>” dese büyük ihtimalle ilk refleksimiz <em>cebimize bakmak olur.</em> Çünkü </span><span>hafıza</span><span> artık kafamızda değil; ekranın içinde, parmak izimizle kilitli bir şekilde saklanıyor: </span><span>Anılarını hala salondaki çekmecede, kalın kapaklı bir <em><strong>fotoğraf albümünde</strong></em> taşıyan kaldı mı?</span><span> Yoksa sizinki de “</span><span>bulutlarda</span><span>” mı kilitli?</span></p>
<p dir="ltr"><strong>Eskiden hafıza ağırdı</strong><span><strong>. </strong>Cidden ağırdı. Çünkü karton kaplı, sayfaları yapış yapış, arasından bir saç teli ya da kurumuş bir çiçek düşen albümlerde tutulurdu. Ailece oturulur, o koca albüm dizlere konur, sayfalar yavaşça çevrilirdi. </span><strong>Fotoğraflar bahaneydi; asıl mesele anlatmaktı</strong><span><strong>.</strong> Aynı hikâyeler defalarca anlatılırdı ama kimse “</span><em>bunu biliyorum</em><span><em>”</em> demezdi. Her fotoğraf bir hikâyeyle açılırdı: “</span><span>Bu senin ilk adımın</span><span>”, “</span><span>Bu amcanın iflas etmeden önceki hali</span><span>”, “</span><span>Bu ev taşınmadan önceydi</span><span>.”<strong> </strong></span><strong>Fotoğrafa sadece bakılmazdı; o anlar yeniden yaşanır ve hatırlanırdı.</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Şimdi albümler hafif</strong><span><strong>. </strong>O kadar hafif ki ağırlıkları yok, </span><strong>kokuları yok, sessizler.</strong><span> Bir parmak hareketiyle geçiliyor yüzlerce anı. Kimse durup <em>“</em></span><em>burada ne olmuştu?</em><span>” diye sormuyor. Bu kadar çok görüntü arasında </span><em><strong>hatırlanacak olan kayboluyor</strong></em><span><em><strong>.</strong></em> </span></p>
<p dir="ltr"><em><strong>Dijital demans*</strong></em><span> tam olarak burada başlıyor. Beynimiz, “</span><span>nasıl olsa Google var</span><span>” rahatlığıyla erken emekliliğe ayrılıyor. </span><span>Bir bilgiye ulaşmakla onu bilmek arasındaki farkı karıştırıyoruz.</span><span> Soru sormuyoruz, </span><em><strong>aratıyoruz</strong></em><span>. Merak etmiyoruz, </span><em><strong>kaydırıyoruz</strong></em><span>.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Binlerce fotoğraf, yüzlerce ekran görüntüsü, “<em>lazım olur</em>” diye saklanan ama asla bakılmayan notlar… </span><strong>Her şey kayıt altında, fakat hiçbir şey hatırda değil</strong><span><strong>. </strong>Geçmişimiz galeride duruyor, ama zihnimizde dolaşamıyor. Her anı belgeliyoruz ama hiçbir anı gerçekten yaşamıyoruz. Gittiğimiz konseri dinlemek yerine <strong>çekiyoruz</strong>, izlemek yerine <strong>kaydediyoruz</strong>. </span><strong>Sanki yaşamak yeterince ikna edici değilmiş gibi, bir de kanıt üretmeye çabalıyoruz. </strong></p>
<p dir="ltr"><span>Elbette tüm suç teknolojide değil; suç, </span><span>ona <strong>teslim olma biçimimizde</strong></span><span><strong>.</strong> <em><strong>Sorun telefon kullanmamız değil, </strong></em></span><em><strong>telefonun bizi kullanması</strong></em><span><em><strong>.</strong></em> Hafızamızı desteklemesi gerekirken, onu tembelleştirmesi. Belki de ara sıra telefonu değil, kendimizi de uçak moduna almalıyız. Bir numarayı ezberlemeyi denemek, bir yolu navigasyonsuz bulmak, bir bilgiyi aramadan önce düşünmek… Küçük egzersizler, zihinsel kaslarımızı hatırlatabilir. </span><span>Çünkü hafıza kullanılmadıkça silinen bir dosya değil; <strong>kullanılmadıkça körelen bir yetidir.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Ve hafızamız sadece geçmişi tutmaz, kim olduğumuzu da taşır. <strong>Hatırlamadığımız bir hayat, bize ne kadar ait olabilir? Eğer her şeyi cihazlar hatırlıyorsa, </strong></span><strong>biz tam olarak ne kadarını yaşayabiliriz?</strong></p>
<p dir="ltr"><span>Bir gün telefonumuz kapandığında, ekran kararınca, sessizlik uzadığında… </span><strong>Hatırlayacak bir şeyimiz kalacak mı? Yoksa sadece şarj aletini mi arayacağız…</strong></p>
<p></p>
<p><em>Dijital Demans: Ezgi Akgül'ün aynı isimli köşe yazısında geçen kavramdır.</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Şairin İtirafı</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-sairin-itirafi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-sairin-itirafi</guid>
<description><![CDATA[ Belki de kimse yazdıklarımı anlamayacak; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6981f626d4f55.webp" length="39716" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 16:21:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Habil_Yashar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Belki de kimse yazdıklarımı anlamayacak; ama ben de herkes anlasın diye yazmak zorunda değilim.<br>Belki de hiçbir zaman bulamayacağım bir kadını arıyorum. Nerededir o kadın? Ya da en azından, onun varlığı gerçekten mevcut mu? Belki beş adım ötemdedir, belki de mesafelerin bile yetemeyeceği kadar uzaktadır—insanoğlu henüz o uzaklığın ölçüsünü kavrayacak kadar gelişmedi. Aradığım o kadın, şiirlerimin başlıca imgesi olsa da hayalidir, ütopyadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">İnsanlığın üzerinde duran bu kadını bulmak bugüne dek hiç kimseye nasip olmadı. Her insan—özellikle yaratıcı insanlar, şairler, ressamlar—dehasını taşıyan eserlerini onu düşünerek yarattı. Ama bana göre hiçbir sanatçı “onu buldum”, “ona yaklaştım”, “ona dokundum”, “sesini duydum” diyecek kadar cesur olamaz. Çünkü ona dokunmak, belki de doğacak bütün dahiyane eserlerin sonu demektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ve işte tam o anda şiir, şiirsellik, resim—her şey—bir göz kırpımında yok olabilir. Bu da facianın milyon katı bir faciaya dönüşür. Çünkü bazen arananın asla bulunmaması daha hayırlıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">O kadın inanılmaz derecede güzel mi? Bilmiyorum.<br>O kadın tahayyül edilemeyecek kadar asil mi? Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, o kadın ne güzelliğin ne de asaletin sembolüdür. Eğer onu yalnızca bu kavramlar içinde bulabilseydim, belki de hiç şiir yazılmazdı ve “ilham perisi” denilen o hayali varlık benden uzaklaşır, bir daha kalp evimin misafiri olmazdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Büyük eserler yalnızca bulunması arzulanan ama bir ömür boyunca asla bulunamayacak birini düşünerek ortaya çıkar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ve belki de bir sanatçının herhangi bir eseri ona başarı getirecek, onu tüm dünyada ebediyen yaşatacaktır. Ama o sanatçı bunun farkına bile varmayacaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Sebep?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Sebep çok basittir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Çünkü hiçbir sanatçı hangi eserinin şaheser olacağını asla bilemez. Hiçbir eser de düşünülmeden yaratılamaz. Hiçbir şair, hiçbir ressam, hiçbir besteci—ve hiç kimse—Tanrı değildir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;">Habil Yaşar<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atatürk&amp;apos;ün Napolêon Düşüncesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/Atat%C3%BCrk%C3%BCn-Napol%C3%AAon-D%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Atat%C3%BCrk%C3%BCn-Napol%C3%AAon-D%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesi</guid>
<description><![CDATA[ Atatürk&#039;ün Napolêon Düşüncesi ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_69810889b8fce.webp" length="15686" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 23:29:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Atatürk&#039;ün Napolêon Düşüncesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div id="empowerplayercontainer"></div>
<p></p>
<p>"<strong style="font-style: italic;">Napoléon, arkasına bir sürü muhtelif milliyetteki insanı toplayarak macera aramaya çıktı. Ve bunun içindir ki yarı yolda kaldı. Ben bir anadan, bir babadan gelen kardeşlerimle kendi vatanımı kurtarmak davası yolundayım. Ve muhakkak muvaffak olacağım."</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p>[1] Ahmet Bekir Palazoğlu,<span> </span><strong>Atatürk Kimdir? Atatürk'ün Kişiliği</strong>, C.I s.88</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ŞUBAT 2026 GÖKYÜZÜ ETKİSİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/subat-2026-gokyuzu-etkisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/subat-2026-gokyuzu-etkisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_697f74b5e5fc8.webp" length="51862" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 18:48:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Efsane Şubat ayı! </strong></em></p>
<p><em><strong>Ardımızdaki yolu yaktığımız,kül ettiğimiz Yeni yaşam enerjisiyle içimizdeki inançla gölgelerden/kaostan çıkıp kendi aydınlığımıza doğru yol aldığımız Ay HOŞ GEL</strong></em><br><em><strong>Ocak ayı kasvetli,temeli oluşturma odaklı OĞLAK Burcunda yoğunlaşmıştı.Şubat ayında kollektif/bireysel geleceğe yönelik atılımlar yapmaya hazırız.Merkür,Venüs,Mars,Pluton,Güneş Kova Burcunda durum raporu sunuyorlar.Yolculuk boyunca yanımızda kim/kimler var,Kimler bizi gerçekten anlıyor içtenlikle yanımızda?</strong></em><br><em><strong> Yılan yılının Son dolunayında bizi düşük bilinç halinde tutan,aynı olumsuz kalıpları tekrarlamaya çalışan kişi/durum/olaylar (yeni olanın sağlamlaşması için aslında nelerin temizlenmesi gerektiğini farkettirmek üzere) son kez açığa çıkıyor!Bu durumlarla başa çıkmak için, Dolunay tarafından da aktif hale gelen Tanrıça Asteroit Vesta'ya yönelebiliriz. Vesta, Ocak/Yuva/Ateş Tanrıçasıdır. Bize kendimize/ev ortamımıza dönerek rahatlık ve güvenlik yaratmamızı hatırlatır.Vesta'nın bilgeliğinden yararlanarak, ilişkilerimizde en iyi kararları verebilmemiz için kendimize güvenli bir alan/liman yaratmaya, Güven, sıcaklık aidiyet duygusu oluşturmaya teşvik ediliyoruz.Bu alanda doğru cevaplar bizi bulacak! Kalbinin sesine güven.</strong></em></p>
<p><em><strong>BOĞA/AKREP/ASLAN/KOVA burçları kadersel etkiler,KOÇ/TERAZİ/İKİZLER/YAY Burçları için güzel destekler dolunay enerjisiyle birlikte geliyor.Genel olarak Doğum Haritanızda ASLAN/KOVA'nın bulunduğu ev alanlarında 2018 yılından bu zamana kadar olan durum/kişi/olaylarda bitişler ile birlikte yepyeni güzel başlangıçlar geliyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>2025 Yılı MAYIS-EYLÜL Ayları arasında neler yaşamıştın?Düzen yöneticisi,olgunluk gezegeni SATURN 14 ŞUBAT İtibariyle KOÇ Burcunda bu sefer yaklaşık 2 Yıl süre transitte!Artık kendi öz düzenini oluşturmak,Kişisel özgürlük alanını belirlemek,Sağlam yapılar kurmak için adım atmalısın!Egodan, dış onaydan kaynaklanan özgüveni bir kenara bırakıp, daha saf ve sarsılmaz şeyleri inşa etmeye başlıyorsun.</strong></em><br><em><strong>Koç burcundaki Satürn, kendini daha sağlam temellerde, daha uyumlu, içgüdülerinle,sezgilerinle daha ahenkli hissetmeni sağlayacak.Cesur adımlarını sonuna kadar götürmek için gereken dayanıklılığı da verecek.</strong></em></p>
<p><em><strong>20 Şubat DÜNYA ÜZERİNDE BÜYÜK RESETLENMENİN BAŞLADIĞI TARİH!</strong></em><br><em><strong>Resetlenme 2 ŞUBAT ASLAN DOLUNAYI ile açığa çıkıyor.KOÇ Burcunda 0 Derecede SATURN/NEPTÜN KAVUŞUMU Ekonomi/Finans alanında sert dalgalanmalar,spekülatif oyunlar ile güvenli liman olarak gördüğümüz yatırımları sarsıp geçici paniğe sebep olabilir.Altın,gümüş,borsa,hisse senetleri gibi yatırım alanlarında yeni düzenlemeler yaptırımlar uygulanabilir.</strong></em><br><em><strong>Bireysel alanda Hayallerimizi(NEPTÜN) Gerçeğe dönüştürmek(SATURN) için güçlü bir zamandayız.Bu hizalanmayı sadece 36 yılda bir deneyimleme şansımız oluyor.KOÇ BURCUNUN ATEŞİYLE birlikte hayallerine cesaretle liderlik etmek, gerçeğe dönüştürmek için bu fırsatı değerlendirmelisin. </strong></em></p>
<p><em><strong>Güneşin Hükmettiği ASLAN Burcu kalbimizi düşüncelerimizi "hayatta kalmak" için taktığımız maskelerden arındırarak içinde parlayan saf benlik ışığını DOLUNAY ile birlikte açığa çıkarıyor.Ego'nun ağırlığını düşürerek, altındaki elmasa ulaşıyoruz.Yalanlar,sisli düşüncelerle inşa edilmiş hayatın/benliğin katmanlarının ötesinde Gerçek isteklerimiz/Benliğimiz ortaya çıkıyor. Koç burcunda Neptün/Satürnde bize cesaret vererek,içimizde yanan ateşin/yüksek bilincin alevlerini körükleyerek, tüm varlığımızı arındırarak, kutsal bir yeniden doğuş başlatıyor</strong></em></p>
<p><em><strong>Hayatında kalıcılık istediğin şeylerin Planını yaptın mı? </strong></em><br><em><strong>Ortaya çıkardığın şey,düşüncelerin konusunda kendine karşı dürüst müsün?</strong></em><br><em><strong>Hala içinde ve hayatında kaos/sorun yaratan neler var?</strong></em><br><em><strong>Geçmiş kişi/durum/konuları bitirdinmi? Evren ancak boşluğun yerine yenisini getirir.Her nerede kalmayı tercih ediyorsan kendini tam anlamıyla oraya odakla! </strong></em></p>
<p><em><strong>17 Şubat 2026 Tarihinde Ay döngüsü aynı zamanda HALKALI GÜNEŞ TUTULMASI Kova burcunda Boğa burcundaki Uranüs'e kare açısıyla gerçekleşiyor</strong></em><br><em><strong>Maddi-Manevi değerler gündemde.</strong></em><br><em><strong>Hayatında değer yargılarına uymayan neler oluyor ve geçmişteki olmayan neleri devam ettirmekte ısrarcısın?</strong></em><br><em><strong>Zamanını,emeğini,maddi-manevi değerlerini ne için kime/neye harcıyorsun?</strong></em><br><em><strong>Kova burcu bizi sürdürülemez/ruhumuza ait olmayan şeylerden kurtarmak istiyor. </strong></em><br><em><strong>Hala ruhun için çöplük olan şeylere gizliden de olsa bağlıysan KOVA TUTULMASI onları diz çöktürecek, bu yüzden bedenine, zihnine, duygularına Ruhuna sağlığına hizmet etmeyen şeylere karşı hızlı ve öfkeyle kapanan kapılara hazırlan!!!</strong></em><br><em><strong>Koç Burcu cesaret, güven,yeni,sağlam bir inşa arzusu için Neptün/Satürn ile birlikte tarihi bir adım atıyor.</strong></em><br><em><strong>Şimdi ilerlemek için 2 seçeneğin var</strong></em><br><em><strong>Sağlam Dürüst Temeller Kurarak Aşk ve Farkındalıkla ilerlemek mi istiyorsun</strong></em><br><em><strong>yoksa</strong></em><br><em><strong>Hayatta kalma modunda/belirsiz/korku/kaos içerisinde kaybolmak mı istiyorsun?</strong></em><br><em><strong>HANGİ YOLU YÜRÜMEYİ SEÇİYORSUN!?</strong></em></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İRADE İLE YAZGI ARASINDA ASKIDA KALAN HAYAT</title>
<link>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2706</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2706</guid>
<description><![CDATA[ Dua ile eylem arasındaki gerilimi irdeleyen bu yazı, kader–irade ilişkisini felsefi bir dille sorgular. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_697f65cf7d7be.webp" length="46790" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 17:42:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülcan Sancak</dc:creator>
<media:keywords>irade, yazgı, dua ve eylem, insanın varoluşu, kader yanılgısı, içsel dönüşüm, felsefi düşünce</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, varoluşunun anlamını çoğu zaman yanlış bir yerde arar.</p>
<p>Arayışını niyete yükler; adımı erteler.</p>
<p>Dilekleri çoğaltır, girişimi azaltır.</p>
<p>Sonra da gerçekleşmeyen her ihtimali “kader” adı altında mühürler.</p>
<p>Oysa kader, insanın eylemsizliğine verilmiş bir ruhsat değildir.</p>
<p>Kader, iradenin askıya alındığı bir bekleme salonu da değildir.</p>
<p>İnsana bahşedilen akıl, yalnızca düşünmek için değil;</p>
<p>düşüncenin yükünü taşımak, bedelini ödemek ve yola koyulmak içindir.</p>
<p>Yaratıcıdan talep ederiz; bu talep insani bir yöneliştir.</p>
<p>Fakat talep, gayretle tamamlanmadığında dua, insanın kendi ataletini kutsallaştırdığı bir dile dönüşür.</p>
<p>Zira istemek, sorumluluğu devretmek değildir.</p>
<p>İrade, insana tevdi edilmiş bir emanettir.</p>
<p>“İstedim, olmadı” diyen insanın çoğu zaman eksik bıraktığı şudur:</p>
<p>Denemedim.</p>
<p>Risk almadım.</p>
<p>Konforumun sınırlarını zorlamadım.</p>
<p>Sonucu yaşanmamış bir ihtimale bağlamak, yenilgiyi kadere havale etmek, kişinin kendi payına düşen sorumluluktan kaçışıdır.</p>
<p>Oysa denemeden hüküm vermek, hayatı hiç yaşanmamış ihtimallerle yargılamaktır.</p>
<p>Teslimiyet, bekleyişte değil; yürüyüştedir.</p>
<p>Çaba göstermeden tevekkülden söz etmek, tohumu toprağa atmadan mahsul beklemektir.</p>
<p>İnsan, yürürken yanılır; yanıldıkça öğrenir.</p>
<p>Kader, bu yürüyüşün içinden doğar.</p>
<p><strong>Belki de insanın en büyük yanılgısı şudur:</strong></p>
<p><strong>Mucizeyi dışarıdan bekler,oysa mucize, içeride başlayan bir harekettir</strong>.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tahammülsüz Çağ</title>
<link>https://fikirizleri.com/tahammulsuz-cag</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tahammulsuz-cag</guid>
<description><![CDATA[ Kitaplar değişmedi,değişen biz olduk. Aceleci, yorgun ve kendimizle yüzleşmekten kaçan okurlara dönüştük. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_697f1a1db2ed2.webp" length="34952" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 13:37:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hilal Özmen Kirman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden kitaplar beklerdi bizi; rafta sessizce ama umutla. Bir cümlesiyle günümüzü değiştirir, bir sayfasıyla kalbimize dokunurdu. Şimdi kimsenin beklemeye tahammülü yok. Herkes aceleci, herkes yorgun. Uzun cümleler ağır geliyor, derin duygular fazla yük sayılıyor. Oysa kitaplar değişmedi; hâlâ aynı sadakatle anlatıyor, aynı sabırla dinliyor. Değişen biz olduk galiba. Yaralarımızı sarmak yerine üzerini kapatmayı seçtik. Belki de kitaplar eskisi gibi okunmuyor çünkü kendimizle baş başa kalmaktan korkar olduk.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yapay Zekâ Gerçekten Yapay mı!</title>
<link>https://fikirizleri.com/yapay-zeka-gercekten-yapay-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yapay-zeka-gercekten-yapay-mi</guid>
<description><![CDATA[ Yapay Zekâ ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_697f213d3d685.webp" length="21616" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 12:48:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Yapay zekâ</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yapay Zekâ Gerçek'ten Yapay mı?</p>
<p></p>
<p>Artificial İntelligence,yapay zekâ!</p>
<p>Çocukluğumuz'da felâket senaryoları çizilen bir tablo vardı,daha doğrusu:Robot teknolojisi ve insanların nüfusunun,iş gücünün giderek azalacağı,robotların dünyamızı istilâ edeceği kehâneti...</p>
<p>Teknoloji'nin baş döndürücü bir hızla gelişmesi ve ilerlemesi hergün yeni bir icat çıkardı karşımıza.Artık teknoloji çağı kontrol edilemez hâle geldi.Konuşan,şarkı söyleyen,yemek yapan, alışveriş listesi hazırlayabilen insansı makineler topluluğu...Bu makineler birçok işleve sahip artık;Kimi endüstriyel alanda kullanırken kimi de hayatın diğer alanlarında bu nimetten yararlanmaktadır.Ancak bazı ard niyetli insanların eline geçtiğinde toplulukları rahatsız eden,yok edebilen bir silaha dönüşüyor!Bazı insanlar hayatlarını kolaylaştırsın diye bu teknoloji'ye yönelirken,bazı insanlar da birçok insana ciddi zararlar verebiliyor malesef! Günümüzde bunun birçok örneği var ve hâlen etkisini sürdürmektedir.Asıl meselemiz robotlar değil tabiki,ancak bilim adamları robotlar üzerinde çok çalışarak hergün yeni bir şey keşfetti.İşte yapay zekâ denilen bu icâd için kimileri faydalıdır dedi kimileri de zararlı...</p>
<p>Öncellikle şunu belirtmek isterim: Teknoloji'ye karşı değilim,zira ALLAH bu teknoloji'nin üretilmesinde insana akıl ve imkân vermiştir,yani aslında bunu iyi görebilen,iyi kullanabilenler için büyük bir ni'mettir.Birçok meslek dalı'nın istifade ettiği yapay zekâ'ya istediğinizi sorabiliyor, aynısı veya çok benzeri resim çizdirebiliyor,hatta birçok alternatifi olan yapay zekâ programlarında kendi sesinizle şarkı sözleri hazırlayabiliyor,ona şarkı söyletebilyorsunuz.İnanılmaz ama gerçek sizin verdiğiniz tariflerde sayısız bilgi ve belgeler oluşturabilen bir teknoloji ve bu özellik hemen hemen tüm sosyal medya platformlarında yerini almıştır.Şiir yazmak isteyen de şarkı söylemek isteyen de resim çizmek isteyen de roman,hikâye,makale,deneme gibi edebî türlerden metin oluşturmak isteyen de yapay zekâ'ya müracaat ediyor.Yapay zekâ bu ihtiyaçlara tam karşılık veriyor mu tartışılır,ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:Yapay zekâ yapay değil!Neden sorusunun cevabı da aslında çok basit:Yapay zekâ'yı icat eden,ona argoritma'yı, koordinatları,alması vermesi gereken bilgi ve belgeleri vs belirleyen yine insanoğlu!</p>
<p>Peki,ne yapalım,kullanmayalım mı?</p>
<p>Tabiki herşeyinde bir adap,usul ve ayarı vardır.Hayatımızı kolaylaştıran bir ni'met'te olsa,çok dikkatli kullanmalıyız.Bir "Evet"nelere mal olabilir?</p>
<p>Ya da özel bir fotoğraf sizin ya da bir tanıdığınızın...</p>
<p>Uzmanlar uyarıyor:Evet'inizi kaydedip herhangi bir işlemde prosedür gereği kullanabilirler,aman dikkat!</p>
<p>Ya da bir resminizi alıp süsleyerek püsleyerek uygun olmayan görüntüler oluşturabilir,daha da ötesi bunu medyaya pazarlayabilir,mazAllah tehdit ve şantaj malzemesi hâline getirebilirler!</p>
<p>Olmaz demeyin,arkasında insan varsa herşey olabilir.Hele hele bu teknolojiyi kim icat etmişse etsin satın alanlar batılı ülkelerin çıkarlarına hizmet eden Bill Gates ve Elon Musk'ın arkası'ndaki bahçelerde türlü türlü entrikalar çeviren kimselerse çok daha dikkatli olmak zorundayız!</p>
<p>Şu gerçeği artık kimse inkâr edemez!</p>
<p>Artık ülkeler veya birbirine düşman insanlar sadece topla,tüfekle birbirilerine saldırmıyor,artık siber saldırılar,"Süper Hacker'lar"baş gösterdi.</p>
<p>Şunu kabul edelim ki, teknoloji çağında bilgi en büyük silah'tır.</p>
<p>Bilgilerin depolandığı ve gerek görülmesi halinde bir yerlere servis edildiğini asla aklımızdan çıkarmayalım!</p>
<p>Asıl ilginç olan da bilim-kurgu eserlerinde yer alan esas yapay zekâ'nın durduralamaz bir hâle geleceği öne sürülen "2035"yılı!</p>
<p>Bakalım,omür yeterse daha neler göreceğiz...</p>
<p>İşte bu gerekçeler doğrultusunda aslında yapay zekâ'nın masûm bir yapay uygulamadan ibaret olmadığı apaçık ortadadır.</p>
<p>Kullanmayın diyemiyorum ama dikkatli olun ve şu tavsiyemi acizâne kabul edin, alın,uygulayın,çok basit aslında:</p>
<p>Web siteleri'nde gördüğünüz her yapay zekâ uygulamasını tıklamayın,benim gibi yapın ve sadece birçok Android telefonun kendi özelliği olan "Gemini''kullanın,başka alternatif aramak hayatınızda karşılaşmak istemeyeceğiniz neticelere varabilir.</p>
<p></p>
<p>~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍? </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Vefasızlık üzerine…</title>
<link>https://fikirizleri.com/vefasizlik-uzerine</link>
<guid>https://fikirizleri.com/vefasizlik-uzerine</guid>
<description><![CDATA[ Vefasızlık artık istisna değil, alışkanlık. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 17:07:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Vefasızlık artık hayatımızda nadir görülen bir kusur değil, neredeyse yeni düzenin parçası. İnsanlar emek verilmiş bağları bile, kendi konfor alanları sarsılmasın diye kolayca geride bırakıyor.. Bazen bunu bilinçli yapıyorlar, bazen de ne yaptıklarının farkında bile olmadan.</span>Arkadaşlıklar yüzeysel, iş ilişkileri geçici, gönül bağları ise sabırsız şekilde.Herkes bir yerden bir yere savruluyor; kimse kalmanın, emek vermenin, zor zamanda durmanın değerini taşımak istemezken,Çünkü kalmak sorumluluk, gitmek ise kolaylıklığı taşıyor dengesiz hayatta. Daha az insan, daha az hayal kırıklığı gibi görüyorum. Ama tamamen susarak da var olmanın ızdırabı. Sınır koymakla yalnızlaşmak arasındaki o ince çizgide yürümeyi öğretiyor.M<span>esele “kısmetin kapalı” olması değil.Mesele, bakış açısı dar olanlarla aynı yolda yürümeye çalışmak. Evet bu çok zor çok sığ bir sınav.Vizyonu, hayata bakışı, derinliği farklı olan insanlar çoğu zaman yanlış çevrede, kendini eksik eksilmiş hissediyor,sanıyor...</span></p>
<p><span>Oysa eksik olan kişi değil, ortam.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Vefasızlık en çok bunu yapıyor,İnsanı kendi değerinden şüphe ediyor.. Halbuki bazı gidişler kayıp değil, elemedir. Hayat bazen bizi yalnızlaştırarak değil, yanlış kalabalıklardan ayıklayarak koruyor. <br><br></span></p>
<p><span>Farkındalıklarımızla ve Vefasızlıklarla var oluşumuzun içinde.. </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İTAATE ALIŞAN İNSAN, KADERİNİ YANLIŞ OKUR</title>
<link>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2696</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gulcan-sancak-2696</guid>
<description><![CDATA[ İnsan katlandığı hayata kader der. Bu yazı, itaatin nasıl normalleştiğini ve özgürlüğün nerede kaybolduğunu anlatıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_697d12c2b7322.webp" length="53592" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 23:25:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gülcan Sancak</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan bazen hayatı yaşamaz, hayata katlanır.</p>
<p>Ve katlanmayı erdem sandığı gün, kendi zincirine teşekkür etmeye başlar.</p>
<p>Toplum önce bedeni eğitir, sonra zihni alıştırır.</p>
<p>“Sus”, der.</p>
<p>“Uygun ol”, der.</p>
<p>“Fazla isteme.”</p>
<p>Ve insan, zamanla şunu öğrenir:</p>
<p>İstemek tehlikelidir, itaat güvenlidir.</p>
<p>Ama güven, özgürlük değildir.</p>
<p>Bir kız çocuğu büyürken önce hayal kurmayı değil, sınır tanımayı öğrenir.</p>
<p>Nereye bakacağı, ne kadar güleceği, hangi cümleyi yutacağı öğretilir.</p>
<p>Ruh değil, refleks gelişir.</p>
<p>Sonra adına “kader” derler.</p>
<p>Oysa kader, seçemediğin şey değil, sorgulamadığın şeydir.</p>
<p>İlişkilerde sevgi çoğu zaman karıştırılır:</p>
<p>Sevgi sanılır ama aslında kontrol vardır.</p>
<p>Dokunmakla sevmek arasındaki farkı bilmeyenler, bedeni sahiplenir, bilinci yok sayar.</p>
<p>Sevgi genişletir.</p>
<p>Kontrol daraltır.</p>
<p>Sevgi insanı çoğaltır.</p>
<p>Kontrol insanı eksiltir.</p>
<p>Ve insan eksildikçe susar.</p>
<p>Sustukça alışır.</p>
<p>Alıştıkça normal sanır.</p>
<p>Toplumun en büyük suçu budur:</p>
<p>İnsanı yaralamak değil, yarayı görünmez kılmak.</p>
<p>Bir kadına yıllarca “katlan” dersen, bir gün yaşamak ona yabancı gelir.</p>
<p>Huzur bile tehdit olur.</p>
<p>Çünkü alıştığı şey mutluluk değil, tetikte olmaktır.</p>
<p>Ama insan, alışkanlıklarından ibaret değildir.</p>
<p>Altmış yaşında da bilinç doğabilir.</p>
<p>Yetmişinde de insan kendine sorabilir:</p>
<p>“Ben kim için yaşadım?”</p>
<p>Ve işte o soru, bütün zincirlerden daha güçlüdür.</p>
<p><strong>Nietzsche der ki:</strong></p>
<p>" İnsan aşılması gereken bir varlıktır."</p>
<p>Yani insan, kendi korkusunun üstüne çıkmadıkça</p>
<p>insan olmaz.</p>
<p>Kadın olmak susmak değildir.</p>
<p>İnsan olmak katlanmak değildir.</p>
<p>Bedenine sahip olan çoktur.</p>
<p>Kaderine sahip çıkan azdır.</p>
<p><em><strong>Ve ben şuna inanırım:</strong></em></p>
<p>Sevgi, korkuyla yan yana durmaz.</p>
<p>Bağ, zincirle kurulmaz.</p>
<p>İnsan başka bir insanın mülkü değildir.</p>
<p>Bu bir yazı değil.</p>
<p>Bir çağrıdır.</p>
<p>Kendine dön.</p>
<p>Sorgula.</p>
<p>Ve şunu unutma:</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">İnsan, razı olduğu hayatın tutsağıdır.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İHANETİN VE GÜCÜN GÖLGESİNDE İKİ KADIN</title>
<link>https://fikirizleri.com/ihanetin-ve-gucun-golgesinde-iki-kadin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ihanetin-ve-gucun-golgesinde-iki-kadin</guid>
<description><![CDATA[ #ihanetinvegücüngölgesindeikikadın #edebiyat #medusa #şahmeran #yazar #şair #sibelkaya #deneme #fikirizleri ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_697beac8f0831.webp" length="47736" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 02:23:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sibel Kaya</dc:creator>
<media:keywords>#ihanetinvegücüngölgesindeikikadın #edebiyat #medusa #şahmeran #yazar #şair #sibelkaya #deneme #fikirizleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>İHANETİN VE GÜCÜN GÖLGESİNDE İKİ KADIN</strong></em></p>
<p><em>Efsaneler, insanlığın bilinçaltında yankılanan kadim seslerdir. Kimi zaman bir uyarı, kimi zaman bir umut, kimi zamansa bir adalet arayışıdır. Şahmeran ve Medusa, farklı coğrafyalarda doğmuş ama benzer kaderleri paylaşmış iki mitolojik figürdür. Birinin hikâyesi Anadolu’nun mağaralarında fısıldanırken, diğerininki Antik Yunan’ın taşlaşmış bakışlarında yankılanır. Peki, bu iki figürün ortak yanı nedir? Şahmeran ve Medusa, hem insan hem yılan olmanın sınırında varlıklarını sürdürürler. Ancak biri bilgelik ve şifa ile, diğeri lanet ve korkuyla anılır. Şahmeran, iyiliğin ve bilgeliğin simgesidir; mağarasının derinliklerinde saklı bilgilerini insanlara sunmak yerine onları korur. Medusa ise lanetlenmiş, güzelliği elinden alınmış ve korkuya dönüştürülmüş bir figürdür. O, erkek egemen bir dünyada bir tehdit olarak görülmüş ve sonunda öldürülmüştür. Ancak bu iki kadının kaderi bir noktada kesişir: ihanet. Şahmeran, ona güvenen bir insanın ihanetiyle ele verilir ve öldürülür. Medusa ise bir tapınakta maruz kaldığı şiddetin ardından suçlanarak lanetlenir. İkisinin de ölümünden sonra bile güçleri kaybolmaz; Şahmeran’ın bilgeliği halk arasında yaşamaya devam ederken, Medusa’nın kesilen başı bir silaha dönüşür. Belki de Şahmeran ve Medusa’nın hikâyeleri bize, kadınların güçlerinin nasıl korkuya dönüştürüldüğünü ve yok edilmek istendiğini anlatır. Ancak ne kadar öldürülürse öldürülsünler, mitler onların seslerini bugüne taşır. Şahmeran, bilgelik ve şifayla yaşarken, Medusa’nın laneti bile adaleti arayan bir çığlığa dönüşür. Onlar, yılanların sessiz fısıltılarında ve tarih boyunca unutulmayan hikâyelerinde yaşamaya devam ederler.</em></p>
<p><em><strong>Sibel Kaya</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Acının Açtığı Kapı</title>
<link>https://fikirizleri.com/acinin-actigi-kapi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/acinin-actigi-kapi</guid>
<description><![CDATA[ Bazen insan,en çok parçalandığı yerde kendine rastlar. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_697b6d65512ec.webp" length="9144" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 02:16:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Hanne</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçek acıyla karşılaşmadıkça, insanın içinde iç içe gizlenmiş, görülmeyi ve duyulmayı bekleyen hakikate varılmaz.</p>
<p>O zamana dek gerçek Sen’in sesi duyulmaz, yüzü seçilmez.</p>
<p>Belki de bundandır; insan gerçekten acı çektiğinde, her şeyden ve herkesten uzaklaşıp kendi içine doğru çöker.</p>
<p>O sessizliğin ortasında, ilk kez kendisiyle baş başa kalır.</p>
<p>Kaçtığı sorular, susturduğu hisler, görmezden geldiği yaralar birer birer karşısına dikilir.</p>
<p>Artık saklanacak yer yoktur.</p>
<p>Acı, sanıldığı gibi yalnızca yakmaz; aynı zamanda açar.</p>
<p>İnsanı dağıtır, evet; ama yeniden kurulmanın yolunu da fısıldar kulağına.</p>
<p>Ve bazen insan, en çok parçalandığı yerde kendine rastlar.</p>
<p>Çünkü acı, maskeleri düşürür.</p>
<p>Güçlü görünme çabası, susarak idare etme alışkanlığı orada hükmünü yitirir.</p>
<p>Geriye sadece çıplak bir hakikat kalır:</p>
<p>İnsanın kendinden kaçamadığı gerçeği.</p>
<p>Ve insan, tam da o eşikte fark eder:</p>
<p>Kendinden kaçtığını sandığı her yol, dönüp yine kendi kapısına çıkar.</p>
<p>Çünkü acı, insanın üzerine kapanan bir karanlık değil;</p>
<p>çoğu zaman gözlerini kısmaya alıştığı bir ışıktır.</p>
<p>İnsan o ışığa bir kez bakmaya cesaret ettiğinde,</p>
<p>içinde uzun zamandır susmuş bir taraf yavaşça konuşmaya başlar.</p>
<p>Ne gürültüyle, ne de büyük cümlelerle…</p>
<p>Sadece sakin bir kabullenişle.</p>
<p>Acı dinmez belki, izini de hemen silmez.</p>
<p>Ama insan onun içinden yürüdükçe,</p>
<p>içinde ince bir ışık uyanır.</p>
<p>Sessiz,</p>
<p>ürkek…</p>
<p>Ama sahici.</p>
<p>Belki de bu yüzden bazı kapılar gürültüyle değil,</p>
<p>insanın kendi içine çekildiği o derin sessizlikte açılır.</p>
<p>Ve insan, karanlığın içinden geçebildiği kadar</p>
<p>aydınlığa yaklaşır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Onaydan inzivaya</title>
<link>https://fikirizleri.com/onaydan-inzivaya</link>
<guid>https://fikirizleri.com/onaydan-inzivaya</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_69793e6129cbd.webp" length="27036" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 01:38:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Hanne</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kendinle az konuştuğunda, başkalarına ne kadar bağlı ve hatta bağımlı olduğunu; onların onayına duyduğun ihtiyacı fark edersin.</p>
<p>Bence insan, kendi başına kaldığı kıymetli zamanları “yalnızlık” olarak değil; hamlaşıp pişmek, demlenmek için beklenen bir süreç olarak görmeli ve buna “inziva” demelidir.</p>
<p>Çünkü insan, kalabalıkların içinde kendini oyalayabilir ama kendini tanıyamaz. Sessizlikten kaçtıkça iç sesini susturur; iç ses sustukça da yönünü başkalarının işaretlerine bırakır. Zamanla neyi gerçekten istediğini değil, neyin onaylandığını önemser hâle gelir.</p>
<p>Oysa inziva, kaçış değil yüzleşmedir. Kendiyle baş başa kalan insan, eksiklerini de fazlalıklarını da görür. Bu bakış ilk başta rahatsız edicidir; fakat iyileştirici olan da tam olarak budur.</p>
<p> İnsan ancak kendine temas edebildiği yerde başkasına tutunma ihtiyacını azaltır. Kendine yetmeyi öğrenen biri, başkalarına yaslanmak zorunda kalmaz; sadece paylaşmayı seçer. Ve işte o zaman ilişkiler bir ihtiyaçtan değil, bir tercihten doğar</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atatürk Neden Bıyığını Kesti?</title>
<link>https://fikirizleri.com/ataturk-neden-biyigini-kesti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ataturk-neden-biyigini-kesti</guid>
<description><![CDATA[ Atatürk Neden Bıyığını Kesti? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6977c30ce2922.webp" length="16526" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 22:40:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Atatürk Neden Bıyığını Kesti?</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br><span>Atatürk, Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra bıyığını, Avrupalıların Türkleri eskiden palalı bıyıklı olarak tanıma algısını değiştirmek amacıyla kesti. </span><br><br><span>Arkadaşlarından biri bıyığını neden kestiğini sorduğunda Atatürk, Avrupalıların Türkleri palalı bıyıklı ve geleneksel Osmanlı kıyafetleriyle tasvir ettiğini, bu yanlış algıyı düzeltmek için bıyığını kestiğini belirtti. [1]</span><br><br><span>Bu davranış, sadece kişisel bir estetik tercihten ibaret değildi; Atatürk, modernleşme ve reform mesajını hem sembolik hem de somut bir şekilde gösteriyordu. Aynı zamanda arkadaşlarına ve askerlere bıyıklarını kesmeleri konusunda tavsiyelerde bulunarak, temizlik, düzen ve ulusal modernleşmeye uyum sağlama konusunda örnek oldu.</span><br><br><span> </span><br><span>[1] Enver Behnan Şapolyo, </span><strong>Kemâl Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi</strong><span>.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gözyaşının Durduğu Yer</title>
<link>https://fikirizleri.com/goezyasinin-durdugu-yer</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goezyasinin-durdugu-yer</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_69774112bea33.webp" length="17136" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 13:25:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mısra Arıkan</dc:creator>
<media:keywords>#adalet #vicdan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gözyaşının akıp giderken durduğu bir yer vardır:<br>Kuru toprak…<br>Çünkü kuru toprağa akan gözyaşlarının aradığı bir şey vardır: adalet.</p>
<p>Adalet uğruna verilen bir mücadele bu.<br>Oysa yaşamak, her canlının en temel hakkı değil mi?<br>Ne var ki bugün bu hakkın karşılığı, çoğu zaman haksızlığa uğramak oluyor.</p>
<p>Anneler var…<br>Evlat acısıyla feryat eden, “Sesimi duyun” diye haykıran anneler.</p>
<p>Evlatlar var…<br>Kaybettikleri ailelerinin ardından büyüyen bir boşluğa ağlayan, erken yaşta büyümek zorunda kalan çocuklar.</p>
<p>Yetim kalanlar, öksüz kalanlar var.<br>Daha bebek… Dünyadan haberi yok.<br>Ama büyüdükçe, belki de bu adalet arayışının tam ortasında bulacak kendini.<br>Bir gün, bugün dökülen gözyaşlarının nedenini öğrenerek dâhil olacak bu mücadeleye.</p>
<p>Ve yalnız insanlar değil…<br>Hayvanlar da var; hakkı olduğu hâlde yaşayamayanlar.<br>Matmazel gibi, Cezve gibi…<br>Bir kedi, bir köpek kadar sessiz; bir can kadar masum.</p>
<p>Duyulmanın umuduyla çırpınan sadece insan değil artık.<br>Toprak, taş, sokaklar da tanık bu sessizliğe.<br>Gözyaşı kuru toprağa düşüyor; çünkü orası artık doymuş.<br>Ama adalet hâlâ eksik.</p>
<p>Ve biz susarsak, o toprak daha da kuruyacak.<br>Adalet bir lütuf değil, bir borçtur.<br>Ödenmediği her gün, yeni bir gözyaşı daha toprağa düşer.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KENDİ İÇİMDE NE KADAR KALIP, KENDİMİ BULABİLİRİM?</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendi-icimde-ne-kadar-kalip-kendimi-bulabilirim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendi-icimde-ne-kadar-kalip-kendimi-bulabilirim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9b3e621ccb.webp" length="48596" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 19:19:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>SERÇİN ÇELİK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>İnsanlardan ya da herhangi bir şeyden kaçmak olumlu ve olumsuz bana kendimi kazandırır mı? Kendi içimde ne kadar kalıp, kendimi bulabilirim? Ne kadar kendimi tecrübe edip, arayışımı tamamlayabilirim? Bilmiyorum...</strong></em></p>
<p></p>
<p><em><strong>Kaçsam da belki bir yerden sonra insanlarla da kendimi tamamlayabilirim. Çünkü kendi karakterim dışında, kendi hayatım dışında çevremde iyi ve kötü insanları görerek aslında hayata olan düşüncelerimi de belirliyorum. Kendimde olan yerimi de...</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yorulmuş Bir Zihin Sessiz Sorular</title>
<link>https://fikirizleri.com/yorulmus-bir-zihin-sessiz-sorular</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yorulmus-bir-zihin-sessiz-sorular</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 19:34:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Bu hafta ağır geldi. Sadece bedene değil, zihne ve kalbe de.</span></p>
<p>Herkes bir yere aitmiş gibi duruyor ama kimse tam olarak orada değil. Bir yanda yeni tanışılan insanların hayatlarına taşan yükleri… İnsanın kendine sormaktan kaçamadığı o tanıdık tereddüt.Bu bir arkadaşlık mı, yoksa adı konmamış bir beklenti mi? <span></span><span>Öte yanda,Bitmiş olması gereken bir hikâyenin hâlâ arada kapıyı bi'tıklatması.Artık bir bağ yokken, bu konuşmaların ne anlama geldiğini sorguluyorum. Belki de asıl zor olan, bitmiş bir enerjinin kopuşunu kabullenmek. Sonunu bilmek istemediğim kararsızlıklar var içimde. Çünkü bilmek, bazen vedayı da zorunlu kılıyor.Çünkü bilmek yeni tanışacağın keşif noktalarını durduruyor,bildim demeyeceğin herşeyde  yeni bir arayüz açılıyor bu sanırım hayatın bir güncellemesi gibi birşey,Buzdağından başka hayatları ve görünmeyen hayatları bilmeye yolculuk.</span></p>
<p>Aynı anda başka bir kapı daha aralanıyor zihnimde.Eski bir yer, tanıdık mekânlar ama bambaşka ihtimaller uyanıyor içimde.</p>
<p>Ve yıllar… Emek verilmiş bir güven ilişkisi. Bir anda çizilen keskin sınırlar ile,İnsan unutacağını sanıyor ama bazı tavırlar, bazı son tepkiler hafızaya cam kırıkları gibi saplanıyor; temizledikçe daha çok kanatan, iz bırakan türden.<span>Maskeler düşüyor, huylu huyundan vazgeçmiyor. Görmezden gelinemeyecek ciddiyette işaretler bırakıyor geride. Aslında bunu ilk yıllarda hissetmiştim. Ama burası, iyi olanların değil; iyi oynayanların dünyası. O ilk hissedişim, hiçbir zaman geçmedi demekki doğru olan o ilk an o ilk his. </span>Belki de cevaplarda değil mesele. Belki de bu sorular, yorgun bir zihnin dinlenme ihtiyacıdır. Her şeyin netleşmesini beklemek yerine, belirsizlikle bir süre oturmayı öğrenmekde gerekiyormuş.Çünkü bazı dönemler çözüm değil, sadece durup nefes almak ister.</p>
<p>Hayatı anlamdırmanın amacı da burada saklı!</p>
<p>Hikayem daha bitmedi. Hadi hepimiz deniz havası alalım iyi gelecek...</p>
<p><span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE</title>
<link>https://fikirizleri.com/ne-mutlu-turkum-diyene</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ne-mutlu-turkum-diyene</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6970fbed2d00b.webp" length="13622" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 19:17:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div class="xt0psk2">
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto">Türk Bayrağımız bez parçası değil!!!!</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>Onurumuz namusumuz tarihimizdir</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>Sehidimin kanı</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>Annelerin duası</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>Yetimlerin hakkı</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>Hür yaşayan Milletimin alnına yazılan şereftir</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>O'na sahip olmakta ait olmakta kolay değil</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>Aslını Özünü bilen yolu kaybetmez!</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>Bayrağa saygı Millete saygıdır</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>Bizim bayrağımız yere düşemez,</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>gölgesi eksilemez; çünkü arkasında iman dolu kalpler önünde</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"> istiklal vardır.</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><br>Biz gücünü imandan alan kula kul olmayan Türk milletiyiz</h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto">NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE<br><br><a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz  _aa9_ _a6hd" href="https://www.instagram.com/explore/tags/nemutlut%C3%BCrk%C3%BCmdi%CC%87yene/" role="link" tabindex="0">#nemutlutürkümdi̇yene</a><span> </span><a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz  _aa9_ _a6hd" href="https://www.instagram.com/explore/tags/enb%C3%BCy%C3%BCkt%C3%BCrkatat%C3%BCrk/" role="link" tabindex="0">#enbüyüktürkatatürk</a></h1>
<h1 class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto"><span> </span><a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz  _aa9_ _a6hd" href="https://www.instagram.com/explore/tags/bayrakinmezvatanb%C3%B6l%C3%BCnmez/" role="link" tabindex="0">#bayrakinmezvatanbölünmez</a></h1>
</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YIKIMIN İÇİNDE UMUT</title>
<link>https://fikirizleri.com/yikimin-icinde-umut</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yikimin-icinde-umut</guid>
<description><![CDATA[ #yıkımıniçindeumut #sibelkaya #şair #yazar #edebiyat #deneme #fikirizleri ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6970500d745b9.webp" length="36852" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 07:05:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sibel Kaya</dc:creator>
<media:keywords>#yıkımıniçindeumut #sibelkaya #şair #yazar #edebiyat #deneme #fikirizleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>YIKIMIN İÇİNDE UMUT</strong></p>
<p>Umut, insanın içinden sessizce yükselen bir inat gibidir. Her şey dağıldığında, kelimeler anlamını yitirdiğinde bile ayakta kalmaya çalışan güçlü bir his… Yıkım ise onun en acı sınavıdır. Çünkü umut, en çok yıkıntıların arasında aranır.</p>
<p>Bazen hayat öyle bir yerinden kırılır ki, geriye sadece suskunluk kalır. Alıştığımız yüzler eksilir, güvenle kurduğumuz cümleler yarım kalır hayallerimiz biter. İşte o an, yıkım yalnızca bir son değil; insanın kendisiyle baş başa kaldığı bir aynaya dönüşür. Ne kadar güçlü olduğunu değil, ne kadar dayanabildiğini sorar.</p>
<p>Umut, çoğu zaman yüksek sesle gelmez. Bir mucize gibi kapıyı çalmaz. Kimi zaman sadece henüz bitmedi diren diyen bir iç sestir. Yıkımın tam ortasında, insanın kendine attığı küçük bir bakıştır. Ayağa kalkmak değil belki, ama yere tamamen teslim olmamaktır.</p>
<p>Yıkım öğretir. Ne kadar kırılgan olduğumuzu, neyi sandığımız kadar sevmediğimizi, neye tutunmadan da yaşayabildiğimizi… Umut ise öğretmez; hissettirir. Bize hâlâ insan olduğumuzu, kurulacak hayallerimizi,hâlâ düşünecek bir yarınımız olabileceğini fısıldar.</p>
<p>En garip olan şudur: Umut ve yıkım birbirine düşman değildir. Aynı yerden geçerler. Aynı kalpte iz bırakırlar. Çünkü umut, yıkımın ardından değil, tam içinden doğar. İnsan, her şey yıkıldığında neyi koruyabildiğine bakarak kendini tanır.</p>
<p>Belki de umut, yıkımı inkâr etmek değildir. Onu kabul edip yine de yürümeyi seçmektir. Kırık bir kalple, eksik bir inançla ama hâlâ nefes alarak… Ve bazen bu, yeniden inşa etmekten çok daha büyük bir cesarettir. Çünkü umudun olduğu yerde hayat yeniden çiçek açar.</p>
<p></p>
<p><strong>Sibel Kaya</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir İlişkinin Anatomisi</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-iliskinin-anatomisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-iliskinin-anatomisi</guid>
<description><![CDATA[ Aile Mutluluğu, Tolstoy, Bilinç ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696fd5b699ae2.webp" length="30102" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 22:22:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nesimi</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>/Bir İlişkinin Anatomisi </p>
<p>*</p>
<p>Bilinç, Kayıp ve Tolstoy Üzerine Bir Deneme</p>
<p>****</p>
<p>Bazı şeyler geçmiyor.</p>
<p>Sadece şekil değiştiriyor.</p>
<p>Serge ile Maşa, yaş ve yaşanmışlık farklarına aldırmadan birbirlerine âşık olurlar…</p>
<p>İnceleme böyle başlamaz, değil mi?</p>
<p>Hayatta hiçbir anlamda ortak yanları olmayan, hatta tesadüfi diyebileceğimiz bir ilişkilenme yumağına doğan Maşa; babasının dostu ve en yakın destekçisi, bir bakıma iş görürü olan Serge ile soğuk bir gecede, yıllar sonra, annesini kaybettiği bir sırada karşılaşır.</p>
<p>Aslında onları şöyle de tanımlayabiliriz:</p>
<p>Ne istediğini bilen, salt bu düzlemde var olduğu için tutarlı olan Serge ile; duygularını en yoğun formda yaşayan ama onları yönlendirme kabiliyetinden yoksun olan Maşa. Onlar hakkındaki bu ilk bölüm, bize aşkları hakkında da fikir verecektir.</p>
<p>İkinci bölüm, binlerce sayfa aracılığıyla da anlatılabilirdi. Sıkılmadan, ısrarla okumaya devam ederdim. Maşa’nın ne istediğini öğrendiği süreç; anne olmasıyla birlikte kendisine mutluluk veren her şeyden kopması, zamanla ait hissetmediği ama ahlaken sürdürmekle kendini yükümlü hissettiği bir aşk… Serge’nin kibir seviyesine varan tutarlı tavrı; açık sözlü olmayı bir gurur vesilesi sayması ve kendine bir üst akıl rolü biçerek yabancılaşması… En sonunda ikisinin de karşılaşmalarını yeniden temellendirme girişimleri ve sevginin her zaman aynı biçimde kalmayacağı fikri…</p>
<p>Bütün bunlar ancak bu kadar hoş ve zarif bir şekilde anlatılabilirdi.</p>
<p>Bu yönüyle ikinci bölüm, Tolstoy’un neden Dostoyevski ile yan yana getirildiğinin de bir izahı gibidir.</p>
<p>Ama bu da başka bir okumanın konusu olsun.</p>
<p>Bir kitap okuması ve bir miktar hayat...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>aşk eski bir yalan</title>
<link>https://fikirizleri.com/ask-eski-bir-yalan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ask-eski-bir-yalan</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696f8e6231f91.webp" length="23678" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 17:17:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, yazmak, aşk, eski, bir, yalan, günümüz, eskiler, ilişkiler, aşık, aşık olmak, aşklar, kadın, erkek, devir, çağ</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Kamuran Akkor söylüyor: </span><span>“<em><strong>Aşk eski bir yalan.</strong></em>”</span><span><br></span><span>Biz de hemen ‘<em><strong>haklı</strong></em>’ diyoruz. Çünkü şarkılar haklıdır, özellikle de eskiler. <strong>Eskiler hep haklıdır zaten</strong>; aşkta, edebiyatta, terbiyede ve en çok da baklava açmada.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Peki “<em><strong>Aşk gerçekten eski bir yalan mı? Yoksa bir yeni birer yalancı mıyız?</strong></em>” </span></p>
<p dir="ltr"><span>Bugün <strong>aşk, nesli tükenmekte olan canlılar listesine girmek üzere</strong>. Varlığından herkes haberdar ama yakından temas eden pek yok. <strong>Görmüş olan var ama kimse yakından temas ettiğini iddia edemiyor.</strong> Daha çok anlatılan, efsanesi dolaşan, fotoğrafı paylaşılan ama canlısı görülmeyen bir duygu gibi. Pandalar kadar nadir, unicornlar kadar mitsel. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Hepimizin ekran süresi en az dört saat. Bir başkasının ne yediğini, ne giydiğini, kiminle ayrıldığını, kime imalı story attığını biliyoruz. Ama Instagram’dan biriyle tanışma fikri ortaya atıldığında cümle aynı:</span><span><br></span><span>— </span><span>“<em><strong>Yok ya, güvenemem.</strong></em>”</span><span></span></p>
<p dir="ltr"><span><br></span><span>Bir kafede oturuyoruz. Karşı masadan biri bakıyor. Tatlı tatlı. Eskiden bu bakışa “başlangıç” denirdi. Şimdi iç monolog devreye giriyor:</span><span><br></span><span>“<em><strong>Kesin sadece dış görünüşümü beğendi, olmaz.</strong></em>”</span><span><br></span><span>Aşk, henüz kurulmamış cümlelerden yargılanıyor. <strong>Tanışmadan elenen insanlar çağındayız.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Bir arkadaş “<em><strong>Seni biriyle tanıştıralım</strong></em>” diyor.</span><span><br></span><span>Beyin alarm veriyor: </span><span>“Görücü usulü!”</span><span><br></span><span>Modernliğimiz sorgulanmasın diye, aslında ihtiyacımız olan şeye mesafeli duruyoruz. Tükürdüğümüzü yalamamak adına, susuz kalmayı tercih eden <strong>gururlu bir kalabalığız.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Birine bırakın âşık olmayı,<strong> tanışamıyoruz bile.</strong> Tanışmak artık başlı başına bir performans. CV’si güçlü olacak, travmaları yönetilebilir olacak, mesaj saatleri tutarlı olacak. Herkes seçici, herkes yorgun, herkes meşgul. Ama kimse gerçekten mutlu değil.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Sonra Yeşilçam’ı açıyoruz. </span><span>Bir bakışla başlayan aşklar, bir yanlış anlamayla dağılan ama mutlaka kavuşan hikâyeler… Ardından 90’lar Hollywood’u geliyor: mektuplar, tesadüfler, yağmur altında edilen itiraflar. Ekrana bakıp iç geçiriyoruz:</span><span><br></span><span>“<em><strong>Ben bu devrin insanı değilim.</strong></em>”</span></p>
<p dir="ltr"><span><strong>Devrin insanı değiliz belki ama devrin konforuna fazlasıyla alışığız. </strong>Hepimiz huzur istiyoruz. </span><span>Hepimiz hayatımıza tanık olacak bir yol arkadaşı arıyoruz. Ama hiçbirimiz bunun için risk almak istemiyoruz. Çünkü risk, hayal kırıklığı demek. Yanlış kişiyi sevmek demek. Bir süre aptal gibi hissetmek demek.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Biz ise aptal gibi hissetmeyi hiç sevmiyoruz. <strong>Filtreli hayatlarımızda pürüz istemiyoruz. Aşkın ise filtresi yok.</strong> Yakından bakıldığında kusurlu, uzaktan bakıldığında efsane.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Belki de aşk eski bir yalan değildir.</span><span><br></span><span>Belki aşk hâlâ oradadır ama biz ona eski cesaretlerle bakamıyoruzdur.</span><span><br></span><strong>Belki aşk ölmedi; sadece biz onu zahmetli bulduk.</strong></p>
<p dir="ltr"><span>Ve böylece aşk, bizim çağımızda gerçekten “<em><strong>eski bir yalan</strong></em>”a dönüşüyor.</span><span><br></span><strong>Çünkü inanmadığımız hiçbir şey yeni kalamaz.</strong></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Avuç  Sevgi</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-avuc-sevgi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-avuc-sevgi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696d1d025c2c4.webp" length="23488" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 20:51:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sude Arslan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgi, birçok dilde söylenip anlamı en çok eksilen kelime. Ağızdan kolay çıkıyor, kalpte zor duruyor. Kimi bir insanın adı sanıyor, kimi Yeşilçam’dan kalma bir replik. “Sevgi emektir” diyoruz; peki kim gerçekten emek vermeye razı?</p>
<p>Bana bu soruyu yetmişini geçmiş bir minibüs sordu. Motoru yorgun, koltukları çökmüş, içinde hayatın yükünü taşıyan o araçta, en öne kurulmuş bir dede… Yüzüme tokat gibi çarpan bir cümle bıraktı:<br><em><strong>“Mal mülk yalan evlat. İnsana bir avuç sevgi yetiyor.”</strong></em></p>
<p>Tokat acıtmadı. Acıtan, doğru olmasıydı.</p>
<p>Biz sevgiye aç değiliz aslında; sevgiyi taşımaya cesaretsiziz. Çünkü sevgi sorumluluk ister. Kalmak ister. Emek ister. O yüzden hep kaçıyoruz. Kimseye karışmadan yaşamak diyoruz buna. Oysa bu, kimseye dokunmamayı seçmek. Dokunursan bağlanırsın, bağlanırsan kaybedebilirsin.</p>
<p>Bugün en çok korktuğumuz şey bu: Kaybetmek.<br>Bu yüzden sevgiyi ölçüyoruz. Tartıyoruz. Güvenceye bağlamak istiyoruz. Fazlası zarar, azı idare eder diye düşünüyoruz. Oysa sevgi hesap kabul etmez. Hesap girince oradan insan çıkmaz.</p>
<p>Birinin kalbine tomurcuk bırakmak artık cesaret değil, delilik sayılıyor. Umut, karaborsaya düşmüş bir kavram. Herkes ihtiyacı olduğunda arıyor ama kimse sahiplenmiyor. Çünkü umut da sevgi gibi yaralar açabilir.</p>
<p>Belki de mesele şu:<br>Sevgi eksikliği çekmiyoruz. Sevgiyle yüzleşmekten kaçıyoruz.<br>Bir avuç sevgi yetiyor insana, evet. Ama o avucu açmak, en zor şey.</p>
<p>Belki de bu yüzden herkes meşgul. Telefonlar dolu, takvimler kabarık, kalpler boş.<br>Kimse “seviyorum” demekten korkmuyor artık; “kalıyorum” demekten korkuyor.<br>Oysa sevgi, kalabilme sanatıdır.<br>Gitmemek bir devrimdir bu çağda.</p>
<p>Bir avuç sevgi yetiyor insana, doğru.<br>Ama o avucu açanların parmak izleri kalıyor hayatta.<br>Ve bazı izler, tokattan daha çok acıtıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Birileri doğuştan avantajlıysa bazıları doğuştan mahkumdur is</title>
<link>https://fikirizleri.com/birileri-dogustan-avantajliysa-bazilari-dogustan-mahkumdur-is</link>
<guid>https://fikirizleri.com/birileri-dogustan-avantajliysa-bazilari-dogustan-mahkumdur-is</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696cd87924631.webp" length="76412" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 15:56:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Yıldız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar hayata doğmaz hayata düşer. Aradaki farkı kimse konuşmak istemez. Çünkü fark konuşulursa suç da konuşulmak zorunda kalır. Ve suç çoğu zaman bireyde değil sistemdedir. Aynı şehirde doğup bambaşka hayatlar yaşarız. Aynı gökyüzüne bakarız ama kimimiz yıldız sayar kimimiz tavanda nem lekesi. Bir çocuk sabah kahvaltısında süt içmediği için dersinde uyuklar diğeri özel öğretmeninden şikayet eder çok sıkıyor diye. Sonra bu ikisine de aynı sınavı yaparız ve adını adalet koyarız. İşte en büyük yalan burada başlar. Eşitsizlik bir eksiklik değil tasarlanmış bir düzendir. Kimse kimseye yanlışlıkla fakirliği cehaleti umutsuzluğu miras bırakmaz. Bilerek bırakır. Çünkü eşitlenirsek birilerinin ayrıcalığı anlamsızlaşır. Bize sürekli çalışırsan başarırsın derler. Güzel bir masal. Peki soralım kim kaç saat çalışarak çocukluğunu geri alabilir. Kim alın teriyle travmasını ödeyebilir. Kim ailesinden devraldığı yoksulluğu iki motivasyon cümlesiyle aşabilir. Gerçek şu bazıları hayata donanımlı bazıları hayata yaralı başlar. Ve biz yaralı olandan koşmasını isteriz. Yetmez bir de yetişemediğinde onu suçlarız. Tembel deriz başarısız deriz. Sanki dizindeki kurşunu biz sıkmamışız gibi. Eşitsizlik yalnızca para meselesi değil. Dil meselesi güven meselesi temas meselesi. Birinin babası tanıdık diğerinin kaderi sabretmektir. Birinin hatası gençlik diğerinin hatası suçtur. Birinin susması asalet diğerinin susması boyun eğme olarak okunur. Ve en acısı şu bu düzenin çarkları en çok ezilenlerin sesiyle yağlanır. Çünkü insan alışır. Açlığa da alışır adaletsizliğe de değersiz hissetmeye de. Alışmak sistemin en büyük başarısıdır. Ama edebiyat alışmayı reddetmelidir. Edebiyat normal denileni bozan bir çatlak olmak zorunda. Rahatsız etmeyen metin dekorasyondur. Bizim işimiz rahatlatmak değil uyanıklık yaratmaktır. Eşitsizliği konuşmak kimseyi devrimci yapmaz. Ama konuşmamak suça ortak eder. Tarafsızlık yoktur ya çarktan yanasındır ya da ezilenden. Ve şunu unutmayalım eşitsizlik kader gibi sunulur çünkü kader sorgulanmaz. Ama kader dediğin şey çoğu zaman birilerinin rahatını korumak için yazılmış uzun bir bahanedir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İNSANIN İNSANLA İMTİHANI</title>
<link>https://fikirizleri.com/insanin-insanla-imtihani</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insanin-insanla-imtihani</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_695ffbb585abf.webp" length="36448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 09:48:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda çelik</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>İnsanın en büyük imtihanı yine insanla olan imtihanıdır. Tertemiz, bir mizaçla dünyaya gelen insan; aile, çevre ve yetiştirilme tarzıyla zamanla pek çok karakter özelliği edinir. Bu özellikler, insanı sürekli değişen bir yolculuğa çıkarır ve onu kendi sonraki hâllerine hazırlar.</strong></em><em><strong>İnsan, bu bağlamda ikiye ayrılır: iyi insan ve kötü insan. Ancak bu ayrım, sanıldığı kadar keskin değildir. Çünkü çoğu zaman iyilikle kötülük aynı kalpte yan yana durur. Bizler iyi bir insan olmaya çalışırken, kötülüğün gölgesine basabilir; kötülüğün ruhuna gasp ettiği insanlarla imtihan edilebiliriz.</strong></em><em><strong>Bulunduğumuz çağda her geçen gün kötülüğün farklı bir versiyonuna şahit oluyoruz. Kimi zaman merhametsizliğe, kimi zaman duyarsızlığa, kimi zaman da suskunluğa bürünmüş hâliyle karşımıza çıkıyor. Özellikle savunmasız olana yönelen kötülük; kadına, çocuğa ve güçsüz olana sırtını dönmüş bir vicdansızlık olarak beliriyor.</strong></em><strong><em>İnsan, yaşadıklarıyla ya iyiliği büyütür ya da kötülüğe teslim olur. Asıl mesele, bu iki yol arasında hangi tarafı seçtiğimizdir. Çünkü insan, her gün yeniden şekillenen bir varlıktır ve hangi hâle evrileceğine, çoğu zaman kendi seçimleri karar verir.</em></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YENİ DOĞAN DÜŞÜNCE</title>
<link>https://fikirizleri.com/yeni-dogan-dusunce</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yeni-dogan-dusunce</guid>
<description><![CDATA[ Bir düşünce bir gün gelir ve bundan sonraki günler hep o düşüncenin gelişi üzerine kurulmuştur. Yeni düşüncemin gelişini tasvirledim. Hissedin. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696ba11a60557.webp" length="30178" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 17:43:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Karadağ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kapıyı açtım içeriye girdi. Sanki ömrü hayatında onu beklemişti . Yabancı gelmedi şöyle bir süzdü ve ağzının tavanında hissettigi o hissin bedeninin her zerresine eşit şekilde dağıldığını gördü. Yutkundu , ruhundan süzülen temize çekilmeyi bekleyen taze şiir gibiydi. Dokunmadan hissetti.<br>Büründüğü cismaniyeyi süzdü her<br>zerresi öylesine kusursuz kusurlu idi ki . kendine has kusurlu görebilecek<br>her zerresi güzeldi. Bakışlarını bakışlarında mayaladı. Tutacağını bildiği sonuca alkış tutan bakışları hafif bir tebessüm etti. Daha fazla duramadı yaklaştı. Kokusunu biliyordu. Üstelik daha önce hiç kokusunu almadığı halde bu kokuyu sezmişti. Bu kokunun içinde sonsuza kadar yaşayabilecek isteğe sahip olması onu bir anlık sersemletti. Başını sağa sola salladı.<br>Bakışlarını tazeledi.</p>
<p>ilk defa dokunacak olmanın heycanını yükselen kalp atışından hissetti. Kalbi ağzından çıkacakmış gibi nasılda atıyordu. Ellerini uzattı ona dokundu.<br>Dokunuşun bedeninde oluşturduğu<br>hissi sevdi gevşeyen kaslarının<br>kontrolsüzlüğüne şaşırmadı. Rahatladı yükünü bırakmış bir yolcu gibi hissetti.<br>Keşfetmeye hazırdı. ilk defa böylesini görmüştü ve bu hazine gibi bir şeydi.<br>Sarıldı ve iki bedende tek vücut olma<br>hissinin sayfalarca tanımını yapacak kadar dolmuştu. Bu doluluk ruhunu, bedeninin hissetmediği yerlerini bir bir harekete geçirdi. Derin bir nefes aldı ve hoş geldin “yeni düşüncem” dedi. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dostluk: Aynı Yolda Susabilme Sanatı.</title>
<link>https://fikirizleri.com/dostluk-dostluk-ayni-yolda-susabilme-sanati</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dostluk-dostluk-ayni-yolda-susabilme-sanati</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_696a482248ffc.webp" length="35188" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 17:16:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Akgün</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayat, ömür dediğimiz bu yol boyunca birçok insan çıkarıyor karşımıza.</strong></p>
<p><strong>Kimi selam gibi geçer, kimi gürültü gibi dağılır.</strong></p>
<p><strong>Ama çok azı vardır ki…</strong></p>
<p><strong>Kalbine dokunur ve orada iz bırakır. İşte biz onlara dost diyoruz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dostluk, her gün konuşmak değildir aslında.</strong></p>
<p><strong>Bazen günlerce susabilmektir…</strong></p>
<p><strong>Ve yeniden konuştuğunda, hiçbir şey eksilmemiş gibi kaldığı yerden devam edebilmektir.</strong></p>
<p><strong>Dost dediğin; kalabalıkta elini tutan değil de, yalnızlığında yüreğine omuz verendir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gülüşünü çoğaltan herkeste ebette ki dost olmaz;</strong></p>
<p><strong>Bazen seni ağlatan ama gerçeği söylemekten vazgeçmeyen kişi de dostun olabilir.</strong></p>
<p><strong>Fakat dürüstlük adı altında gerçeği söylerken hani o dürüstlükle ile dangalaklık ukalalık arasında ki o ince çizgiyi aşanlar , hani hep ben ben diyen kişi de o sandığın dostun olmayabilir.     </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dostluk; öyle kolay kolay ve çıkar bittiğinde bitmez.</strong></p>
<p><strong>Menfaat yorulduğunda sırtını dönmez.</strong></p>
<p><strong>Zor zamanlarda sessizce yanında durur, üstelik “Ben buradayım” demesine bile gerek kalmadan.</strong></p>
<p><strong>Herkesle gülünüyor ama herkesle susulmuyor be Azizim.</strong></p>
<p><strong>İşte susabildiklerindir dostun.</strong></p>
<p><strong>Cümle kurmana gerek kalmadan anlaşıldığın yer, ruhunun dinlendiği limandır asıl o dostluk.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Zaman elbete ki değiştirir insanları, yolları istemesende ayırır bazen.</strong></p>
<p><strong>Ama gerçek dostluk ne mesafeden korkar</strong></p>
<p><strong>Ne de zamana yenilir.</strong></p>
<p><strong>Bir selamda yeniden yeşerir, bir bakışta kaldığı yerden yeniden devam eder.</strong></p>
<p><strong>Ve ben şunu öğrendim ki:</strong></p>
<p><strong>Az ama gerçek dostluk,</strong></p>
<p><strong>Çok ama sahte kalabalıklardan her zaman daha değerliydi benim için. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Zaman, hepimizi istemesekte elekten geçiriyor.</strong></p>
<p><strong>Hayatımız da Kalanlar ne tesadüftür ne de şans. Onlar, kalbinin hak ettikleridir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ve insan bir yerde şunu da öğreniyor:</strong></p>
<p><strong>Fikirler yollar gönüller ayrılabilir, ne </strong></p>
<p><strong>her gelen dost , nede her giden de düşman</strong></p>
<p><strong>olmuyor.  </strong></p>
<p><strong>Şu çıkarcı dünyaya inat, çıkarsızca bir dostta denk gelirseniz birbirinizin kıymetini bilin, keza onlar çöplükte bulunan kaşıkçı elması kadar değerlidir.</strong></p>
<p><strong>Sizin sayenizde ben de bunca zamandır dostluğumdan kalan ve bunca zamandır beni de dostluğundan taşıyan dostlarıma çok teşekkür ederim. </strong></p>
<p><strong>Sizler benim en kiymetlilerimin arasındasınız. İyi ki yollarımız kesişmiş iyi ki kalplerimiz birleşmiş. ❤️</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dilerim sizin de benimki gibi kalbiniz kalbine ve ruhunuz ruhuna kime denk gelirse hayatınız da...Ömürlük olusun. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sevgiyle DOSTÇA Kalın sağlıcakla. </strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Duman</title>
<link>https://fikirizleri.com/duman</link>
<guid>https://fikirizleri.com/duman</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6963a7b730282.webp" length="55744" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 Jan 2026 16:38:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Yıldız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Adım Duman. İnsanlar bana bakarken hep aynı şeyi gördü. Kir. Yük. Gürültü. Hiçbiri açlığı görmedi. Hiçbiri titreyen bacağı. Hiçbiri gözümdeki sönmüş ışığı. Kedi dediğin düşer derler. Doğru. Ama bazı düşüşlerden sonra kalkılmaz. Ayağım ilk kırıldığında ses çıkarmadım. Canım yandı ama bağırmadım. Bağırınca daha çok vuruyorlar çünkü. Bunu da öğrendim. İnsanlar sessiz acıyı daha kolay affediyor. Gürültülü acıya tahammülleri yok. Ayağım yanlış kaynamadı. Kimse sarmadı çünkü. Yanlış hayatlar gibi. Üzerine basmayı öğreniyorsun. Topallayarak. Her adımda kemiğin sana geçmişi hatırlatıyor. Unutma diyor. İnsanların seni nasıl düzelttiğini unutma. Gözüm bir kavgada değil. Eğlencede gitti. Üç çocuk. Ellerinde taş. Beni hedef sanmadılar. Oyundum. Birinin kolu güçsüzdü. Taş yamuk geldi. Gözüm kararırken gülüyorlardı. Gülüş bir süre kulağımda çınladı. Sonra hiçbir şey duyamadım. Körlük sadece görmemek değilmiş. İnsanlara olan son merakı da alıp götürüyor. Sonra bakmamayı öğrendim. Göz teması tehlikelidir. Baktın mı suçlusun. Kaçtın mı suçlusun. Kaldın mı suçlusun. İnsanların olduğu yerde suçsuz kalamazsın. Karnım günlerdir boş. Ama açlık dayağa göre daha nazik. Açlık konuşmaz. Sadece bekler. İnsan ise bağırır küfreder tekme atar. Açlıkla anlaşabilirsin. İnsanla hayır. Bir kadının poşetinden düşen ekmek parçasını aldım bir gün. Koştu. Bağırdı. Sanki boğazından almışım gibi. O an fark ettim. İnsanlar kaybettiklerini değil paylaşmak istemediklerini savunuyor. Şimdi kaldırımlar soğuk. Gövdem titriyor. Ayağım artık emir almıyor. Yürü diyorum kal diyor. Sokağın sesi azaldı. Gece yaklaşıyor. Geceler kötüdür. Geceler insanları cesaretlendirir. Beni gündüz vurdular. Geceleri öldürürler. Bir dükkânın önünde duruyorum. Camın arkasında et ışık sıcak. Hayat orada akıyor. Ben burada yavaşlıyorum. Nefes sayılarak alınıyor artık. İçeri giremiyorum. Zaten istenmem. Hiçbir kapı beni beklemedi. Bir adam geçiyor. Ayağıyla itiyor beni. Yaşayıp yaşamadığımı kontrol eder gibi. Tepki vermiyorum. Tepki verirsen ikinci darbe gelir. Bunu da öğrendim. İnsanlar emin olmak ister. Özellikle can alırken. Acı azalıyor. Bu korkutucu. Acının gitmesi iyileşmek değil bazen. Beden kapıyı kapatıyor sadece. İçerisi çok dolu çünkü. Şimdi uzanıyorum. Başımı patimin üstüne koyuyorum. Bir zamanlar patim vardı. Koşardım. Birinin eline sürtünürdüm. Belki sever diye. Sevmedi. Hiçbiri sevmedi. Ama çok dokundular. Hepsi sertti. Adım Duman. Dağılmak böyle bir şeymiş demek. Sesler uzaklaşıyor. Soğuk bile hissettirmiyor artık. İnsanlar yarın buradan geçecek. Birileri yüzünü buruşturacak. Birileri yolunu değiştirecek. Kimse durup şunu düşünmeyecek. Bu kadar acı kime lazımdı. Ben gidiyorum. Sokak kalıyor. İnsanlar kalıyor. Ve en acısı şu. Onlar yaşamaya devam edecek.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>VENÜS / MARS</title>
<link>https://fikirizleri.com/venus-mars</link>
<guid>https://fikirizleri.com/venus-mars</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6963a1802706c.webp" length="15516" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 Jan 2026 16:08:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Güç (Mars) ve Tutku (Venüs)</strong></em><br><em><strong>Oğlak Güneşinin yoğunluğunda Venüs (dişil) değerlerini Marsın (eril) hareketiyle anlıyor.Oğlak güneşiyle ciddi,kararlı,sorumluluğunu ne istediğini bilerek bir araya geliyorlar.Venüs/Mars kozmik bir simya oluşturuyor birbirlerine destek vererek birlikte dönüşüyor gelişiyor sağlam adımlarla ilerliyorlar.</strong></em><br><em><strong>Geleneksel astrolojide Günese yakın gezegenler yanık/zayıf olarak değerlendirilsede aslında bu arınma/yeniden doğuş/geçişin en dönüştürücü zamanları Oglak ciddiyetiyle beraber kararlı hedefine odaklı uzun vadeli konuların ilk adımları.</strong></em><br><em><strong>Venüs 19 aylık döngünün ortasında Mars yeni döngüye başlıyor Guneş ciddi kararlı kasıtlı! Herkesin iyi/kötü amacını ortaya koyduğu gerçek özbenliğiyle yüzleştiği herkesin yeniden doğduğu tıpkı İnanna'nın yeraltı dünyasına iniş efsanesinde olduğu gibi derin bir süreç bilinçli bir öz güçlendirme büyüme zamanı.</strong></em><br><em><strong>Kollektif olarak Ülkelerin gücünü sergilemesi,sınırlar güvenlik,</strong></em><br><em><strong>iktidardakilerin gözden düşmesi, nükleer silahlanma,bankalar,zengin kesimin hesaba tutulması değerlerimiz gündemde.Mars tüm ilkeleri harekete geçirip işleri sonuçlandırmak için düğmeye basıyor!Kazan en yükseķ ısıda yanıyor toplum olarak güvendiğimiz eski kalıplar çözülüyor büyük dış gezegenlerin hareketleriyle şekillenen yeni dünyada yolumuzu bulmaya çalışıyoruz....</strong></em><br><em><strong>Bu yüzden;</strong></em><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Kışın ortasında açan umudun adı Nergis Ayazı yarıp gelen ince bir inat gibi</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Toprak donmuş sanılırken bir çiçek var ki hala baharı hatırlar</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Soğuğa rağmen boynunu eğmez</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Sessizce öğretir beklemeyi</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Çünkü bazı çiçekler en çok kâr varken inanır güneşe !</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Ve bir hilâl gibi doğar aldırış etmeden geceye</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Yeryüzünü beyaz bir örtü kaplarken Masmavi denizlere selam söyler gibi açar Nergis çiçeğim</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Kışın en uzun yerinde güneşi hatırlatan Baharı özleyenlere ısrarlı bir müjde gibi</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Ne körfezdeki fırtınalara</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Ne gökyüzündeki rüzgarlara</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Ne de sahildeki dalgalara boyun eğmez</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Her açışı bir söz bir umuttur zamana</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>En çokta üşüdüğünde tatlı tatlı salınır içime</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Ben her kış biraz daha inanırım bahara…</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Güzel Günlere Sevgiyle.....</strong></em></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Derya Erözen</strong></em></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Kadının Kendine Geç Kalması</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-kadinin-kendine-gec-kalmasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-kadinin-kendine-gec-kalmasi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 17:18:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ertelenen hayaller…</span></p>
<p>Bir ömrün içinde yaptıklarımız, belki de yapamadıklarımız…Zamanın içinde akıp giderken, zamana biraz zaman tanıyanların yarasında saklı kadınların iç sesiyim.Biraz da kendine geç kalanların.Mağdur edilenlerin gölgesinde, boyun eğmeye mecbur bırakılan kadınların sesi bu.</p>
<p><span></span></p>
<p><span>Sarı bezli kadınların da iç sesiyim.</span></p>
<p><span>Bu bir feminizm manifestosu değil; her şeyin dengede olduğuna inanan bir yerden konuşuyorum.</span><span>İnancımın ilham verdiği yerde yıkılmadım; “ayaktayım” klişelerine sığınmadan, sessiz bir direniş olarak duruyorum burada.</span><span>Akademik bir hayatı olsun ya da olmasın,</span><span>akşam eve gelip yorgunluktan yemek yapacak hâli kalmamış kadınların iç sesiyim.</span><span>Yorgunlukların üzerimize sindiği, bulaşıcı duyguların birbirimize geçtiği,</span><span>gün sonlarının kronik yorgunluklara dönüştüğü bu çağdan yazıyorum.</span></p>
<p><span>Hedonist çağın parlak perdesinin ardındakiler gibi olamayacağıma söz verdiğim yerdeyim.</span><span>Görünür olmanın değil, gerçek kalmanın bedelini bilenlerin tarafındayım.</span><span>Hayatı hep başkalarına yetişerek geçirmiş, kendini en sona bırakmış kadınların.</span></p>
<p><span>"Belki kendime geç kaldım, ama kendimden vazgeçmedim."</span></p>
<p><span>Bu yazı bir hesaplaşma değil,bir fark ediş.</span><span>Yaşadıklarımızı inkâr etmeden, yaralarımızı yarıştırmadan,</span>aynı yorgunlukta birbirini anlayabilen kadınların yan yana durabilme hâli.</p>
<p>"Kimseye örnek olmak zorunda değilim,ama kendime dürüst kalabilirim."</p>
<p><span>Ve biliyorum:<br></span>Bir kadın kendine geç kalsa bile,kendine iç sesine döndüğü an,her şey yeniden mümkün olur.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Toplum Neden ve Nasıl Bozulur?</title>
<link>https://fikirizleri.com/Toplum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Toplum</guid>
<description><![CDATA[ Toplum ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6959764e3c46c.webp" length="8932" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 18:21:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Toplum Bozulma</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Toplumu toplum yapan önemli parametreler vardır.Bunlar veya bunlardan herhangi biri eksik olduğunda toplum'un değiştiğini gözlemleriz:Aile,eğitim,ahlâk,kültür,ekonomi...Bir toplum'da aile bozulursa o toplum da bozulur,zira aile toplum'un meydana gelmesindeki en önemli unsurdur.Akrabalık bağıyla birbirine bağlı bireylerin bir araya gelmesiyle oluşan aile bir toplum'un temelini oluşturur.Toplumu çökertmek istiyorsanız önce aile kurumunu zayıflatmanız gerekir.Tek dişi kalmış canavar,Batı'nın ezel'den beri izlediği parçala -böl ve yut politikası bu şekilde yürümektedir ve bu acımasız amaca yöneliktir.Millî ve manevî değerlerinden uzaklaştırılan her birey sırasıyla aile kurumuna,sonra da toplumu ayak'ta tutan diğer noktalara zarar vermektedir.Baş döndürücü bir hızla gelişen teknoloji'yle akıllı telefonları elinden düşürmeyen ve internet'teki herşeye doğruluk payı biçen,izlediklerini kontrol altına alamayan,zamanının en verimli saatlerini sanal kumar ve şans oyunları oynayarak hebâ eden çocuk ve gençlerimizin ne kendilerine ne aile ve topluma bir faydası olabilir.İyi eğitilmemiş,tarih ve kültür dersi almamış bir aile'de yetişen çocuk ve gençlerimiz'in toplumun felâketini hazırladığını unutmamalıyız!Renkli ekranlarla daha cazip bir hâle gelen gâyr-ı ahlakî TV programları, yerli-yabancı dizi veya sinemaların bağımlısı veya esiri olan bir nesil bir topluma gelecek vaad edemez! Toplum farklı parametreler'den oluşur,demiştik aynen bir köprü'nün tek bir ayağı bile yıkılsa,o köprü'nün dengesi bozulur ve tamir edilmezse o köprü yavaş yavaş yıkıma ugrar.Toplum da bu şekilde değerlendirilebilir.İkincisi;eğitim.Eğitimsiz veya eğitilmemiş insan en tehlikeli insandır.Doğru malûmatlarla desteklenmeyen zihinler,kalpler yanlışı doğru;doğru'yu da yanlış bilerek absürt bir yaşam tarzı ortaya koyar.Bu yanlışlar zaman geçtikçe kalıplaşan bir inanç,gelenek hâlini alır,topluma lânse edilen bu şeyler yüzünden de bir toplum esas değerlerine ters düşen hâl ve hareketlerde bulunarak kendine özgü şeyleri kaybbeder:Dil,din,ırk,gelenek ve görenekler vs.</p>
<p>Toplum'un bozulması veya çöküş sebeplerinden biri de sosyo-ekonomik durum'dur.Zira günümüz'de de artık dünya'nın kâbul ettiği,dillendirdiği bir tehlike alârm vermektedir:Hızlı ölümler ve hızla azalan veya tüm çabalara,ısrarlara,kampanya ve desteklere rağmen artmayan nüfus!</p>
<p>Bu da ulusları tehdit eden bir unsurdur,zira sanayi devrimi'nden 80'lı,90'lı yıllara kadar gelen bolluk ve bereket küresel denklemler'in de değişmesiyle beraber yerini kıtlık,açlık,hayat pahalılığı,geçim sıkıntısı,kuraklık,sussuzluk,savaş,salgın ve hastalıklar,hızlı ölümler gibi insanın yaşam standartlarını ciddi anlamda olumsuz etkileyen şeylere bırakmış durumdadır.Eskiden 1 tarlada yetişen buğda'yla 10 çocuk yetiştirebilen insanlar vardı.Şimdi ise tarım ve hayvancılık faaliyetlerini geride bırakıp başta metropoller olmak üzere büyük şehirlere göçen insanlar oturduğu evin kirasını zor ödeyecek hâle geldi/getirildi.Ekonomik sorunlar yüzünden evlilik ve doğum oranları yarı yarıya düşmektedir.Adaletsiz gelir dağılımı insanların geleceğe dair umutlarını söndürmüş durumdadır! Boşanan gençlerin evlenenlere oranla rekor kırdığı bu vâhim tablo'da özel'de aileler genelde toplum'un kimyası'yla oynanmış,bu da beraberinde psikolojik olarak çöküntü'ye, karamsarlığa, umutsuzluk ve kaygı bozukluğu gibi hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.Peki,bir toplumu o umud vaadeden günlere nasıl döndürebiliriz!?</p>
<p>Eğitim politikasına yeni bir nefes getirilmesi gerekir.Sokaklar diplomalı işsizlerle dolup taşmamalıdır.Gelir dağılımı hakkâniyetli bir şekilde yapılmalıdır.İnsanların hayatını zorlaştıran kurum-kuruluş-esnâf,tüccar kim olursa olsun bunlar başta olmak üzere;tüm fırsatçılara ağır cezalar uygulanmalı ve denetimler arttırılmalı,denetimler adam gibi yapılmalıdır.Zira;insanların asgâri yaşam standartlarını arttırmak için devletin yaptığı yıllık zam'mın da bir faydası olmuyor.Devlet işçiye,emekçiye belli oranlarda zam yapsa da,bu gözü para hırsıyla dönmüş insanların ve sektörlerin ürünlere yaptığı zamm'ın miktarını karşılamıyor.</p>
<p>Bir diğeri;Ahlâk.</p>
<p>RTÜK caydırıcı önlemlerle,özellikle gündüz yayınlanan saçma sapan kadın programlarına yasak getirmeli,ebeveynler çocukları'nın televizyon ve internet'teki denetimi arttırmalıdır.Okullarda "Ortak Değerlere Karşı Sorumluluklarımız" dersi ilkokul çağından itibaren tüm öğrencilere verilmelidir!</p>
<p>Tarih çarpıtılarak anlatılmamalıdır.Çocuk ve gençlerin atalarına olan sevgisini,saygısını ve emanetlerine sımsıkı sarılacakları bir eğitim politikasına gidilmelidir.</p>
<p>Toplum'un düzelmesi için herkes sihirli bir değnek veya olağanüstü bir mucize bekliyor,oysa herkesin evvela evi'nin önündeki çöpü temizlemesi gerekir.</p>
<p>Netice itibariyle; maddî ve manevî olarak çökmüş bir toplum'un uzun vaade'de ayak'ta durması mümkün değildir.Tarih'te böyle toplumların birçok örneği vardır.Bu yüzden hepimizin elini taşın altına koyması gerektiğini birkez daha hatırlatmak'ta yarar görüyorum.Ve yine unutulmamalıdırki; Hepimiz bir yolculuk'tayız ve aynı gemideyiz.Bu gemi batarsa,hepimiz batarız.</p>
<p></p>
<p>Abdulaziz ADAKAN </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BAŞKASININ ELİNDEN ALMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/baskasinin-elinden-almak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/baskasinin-elinden-almak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9b4d6b3d0f.webp" length="46256" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 17:42:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>SERÇİN ÇELİK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumun çoğunluğu kendinin sahip olduğu şeyleri değil, başkalarının elindekilerine göz dikip almayı haz, mutluluk ve başarı olarak görüyor. İnsanın işini elinden almak, evliliği elinden almak, sevgilisini almak, başarısını almak, parasını almak, sevgisini almak, güvenini almak, can almak... Rekabetçilik adı altında düşmanlığı, kötülüğü seven, destekleyen, hatta kendilerini ezerek ama karşısındakilerini düşmanca yücelten ve sahip olduklarını ellerinden almayı hak gören toplum var. Hep başkası odaklı ama bir yandan başkasından nefret etmeye devam eden bir toplum.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“BİR ÇOCUK SEVDİM”İ YAZIŞIMLA İLGİLİ KÜÇÜK İTİRAFLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-cocuk-sevdimi-yazisimla-ilgili-kucuk-itiraflar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-cocuk-sevdimi-yazisimla-ilgili-kucuk-itiraflar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6960ba97ab4d0.webp" length="26956" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 11:22:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bünyamin Çoban</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“BİR ÇOCUK SEVDİM”İ YAZIŞIMLA İLGİLİ KÜÇÜK İTİRAFLAR</p>
<p>Tahayyülümde saklayıp kaleme almak için ertelediğim bir yazıydı o. Bir gün o yazıyı yazmaya karar verdim. Fakat onu yazmak benim için ateşten bir gömlekti. Hakkını veremem diye içten içe korkuyordum. Sadece benim için değil, kendi nezdinde de çok kıymetliydi yazacağım şey. Masumiyetin, saflığın, güzelliğin, tebessümün, aşkın, daha birçok güzel şeyin temsil kimliğini taşıyordu.</p>
<p>Onu yazabilmek için; hatırı sayılır uzak bir geçmişin duygusunu, havasını, iklimini olduğu gibi yansıtmam gerekiyordu, bense korkuyordum...</p>
<p>En nihayetinde; kalemi elime alıp şiirsel olduğunu düşündüğüm bir üslupla:</p>
<p>“O günebakan sarısı yazları ve bir zaman geyiklerin aşkla dolaştığı kırların meşe ağaçlarında üveyik oynaşları...</p>
<p>Kuşların akşam dönüşleri, çeşme başları...</p>
<p>Cami meydanında kırlangıç uçuşları...</p>
<p>Bir çocuk sevdim; ince uzun parmakları, haşarı dalgalı saçları...”</p>
<p>Şeklinde küçük bir giriş yazdım. Sonrasında kalemimi, zihnimin ve gönlümün kurduğu cümlelere sadece yetiştirmeye çalıştım. İçimde ona dair birikmiş gizli cümlelerle, ben farkında olmadan gönül denilen şey zaten çoktan yazmış yazacağını. Çünkü biz onunla olan sohbetlerimizde ve biraz da benim hayallerimde orada ve o zamanda; onunla, işte o sevdiğim çocukla defalarca buluşmuştuk.</p>
<p>Onunla çiçek topladık, onunla oyunlar oynadık, beraber ağladık, birlikte güldük. Soğuk kış gecelerinde evlerine misafir oldum. Maşınga üzerinde birlikte ekmek kızarttık. Akşam saatlerinde yağmaya başlayan lapa lapa kar tanelerinin sokak lambasında dans edişlerini pencereden birlikte izledik. Birlikte kardanadam yaptık da o, bana benzediğini söyleyip kardanadamcağızımıza “Bünyamin” adını koyuverdi. Bahçedeki sarı çiğdemleri, kimse üzerlerine basmasın diye birlikte koruduk. Parmaklarımız kararıncaya kadar ayçekirdeği yedik yaz sonlarında. Kuşları sevdik, kuşlara isimler koyduk. Mutluluğumuzla onlardan daha yükseklere uçtuk. Kırlarda dolaşıp sepetimize altı pembe mantarlardan topladık...</p>
<p>Ona her bakışımda, ona olan hayranlığım gözlerimde ışıyarak kendini ele veriyordu. O an gözlerim sanki daha yeşil oluyordu. O çocuğu işte ben defalarca büyüttüm. O kadar çok şey yaşadık ki onunla, bir ömre sığdırılamazdı hiç. Yaşadığımız yaşattığımız her tekrar ve her başka şey, güzellikte yarışıp duruyordu. Onunla birlikte aldığım her nefes bile birbirinden güzeldi. Çünkü o çok güzeldi; görünüşü ayrı, her huyu başka başka güzeldi. Ve ona şımarmak da çok yakışıyordu.</p>
<p>Onu yazdığım o yazının bir yerinde biraz da ona olan sevgimin de verdiği haklı bir cesaretle şöyle şeyler de dedim:</p>
<p>“Olması gerektiği, kendisine de yakışır nispette yaramaz ve ince ruhluydu. Kendine münhasır huyları, kocaman bir düş dünyası vardı. Bahar sonu yaz başı zamanlarında açan küçük mavi çiçekleri, o zaman henüz çiçeklerden daha güzel olduğunu bilmediği çiçekler gibi küçük dudaklarıyla öperdi. O an çiçekler kokulanır, daha bir güzel olurlardı.</p>
<p>Bir çocuk sevdim, sanki masallardan çıkıp da gelmişti.” (Sonraları bir de Küçük Mavi Çiçekler diye bir şiircik yazdım.)</p>
<p>Yazarların bazı eserlerini sevişleri gibi Bir Çocuk Sevdim’i ben çok sevdim. Bir Çocuk Sevdim’i roman olarak da kaleme almayı isterdim ama olmazdı işte. “Çünkü” ile başlayan sebepleri vardı yazamayacak oluşumun. Hayat başka olsaydı yazardım çılgınca. Ama sevdiği her şeyi zaten seviyor olsam da o seviyor diye daha çok sevdim ben. Onunla aynı şeyleri sevmeyi seviyordum. Öylesi çok da güzeldi hem.</p>
<p>Ben o çocuğu yine çok seveyim, siz değerli okurlar da bu yazıyla birlikte onu sevişimi çok sevin.</p>
<p>“Bir çocuk sevdim, sanki masallardan çıkıp da gelmişti.”</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SENDE KOCAMAN BİR KALP VAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/sende-kocaman-bir-kalp-var</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sende-kocaman-bir-kalp-var</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_695f6665bed3e.webp" length="35584" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 08 Jan 2026 13:28:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Sunar Özcan</dc:creator>
<media:keywords>yazar, roman</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>SENDE KOCAMAN BİR KALP VAR</p>
<p>Romanlarımın ortaya çıkış hikayesi herkes tarafından merak edilen bir konu. Nasıl olup da birbirinden farklı kurgulara sahip ve gerçekçi hikayeler yazdığımı sorarlar. Hikayelerde kendilerini ya da tanıklık ettikleri hayatları gördüklerini söylerler. Cevabını da benden beklerler. Halbuki sorunun yanıtı içinde gizlidir. Maharetin bir kısmı bendeyse bir kısmı da benzer hayatı yaşayandadır.</p>
<p>İlk romanım her genç kızın hissettiği duyguları barındıran bir hikayeye sahip. Onlu yaşlarda kimliğini henüz keşfetmeye başlayan bir kız çocuğununun kalbini ilk çarpttıran kişiye dair kurduğu hayali herkes kurmuştur. Yine aşık olan herkes gibi onun da hayali evlenmektir. Hikaye o evlendiğinde değil, evliliği bittiğinde başlar. Mücadele dolu bir yaşam bambaşka bir şehirde onu beklemektedir. Mücadele hepimizin hayatının ortasında yer aldığı için bu da tanıdık gelir okura. Ana karakterle birlikte yepyeni dünyasını keşfeder ve yepyeni insanlarla ve onların kültürüyle tanışır. Aşina olduğu sıcaklığı ise ikinci romana ismini veren Dost'ta bulur. Sonrası standartlarırn biraz daha dışında gelişir. Ana karakterle beraber yakın bir dotluğa tanıklık eden okur, yol ayrımına geldiğinde bu defa dost kendisi olur. Birinin hikayesi bitti diye diğerininki bitmez ve yola devam edilir.</p>
<p>Okurun içini ısıtan sımsıcak bir romandır Sende Kocaman Bir Kalp Var. İyi niyetin, dürüstlüğün ve affetmek büyüklüğünün altını çizer. Romanı bitirdiğinizde gözünüzden mutluluk yaşı süzülür yanaklarınıza ve dilinizden bir cümle dökülür.</p>
<p>"Keşke hiç bitmeseydi." </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>2026 SENESİ GEZEGEN DÖNGÜLERİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/2026-senesi-gezegen-donguleri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/2026-senesi-gezegen-donguleri</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_695d3a216641e.webp" length="54312" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 19:09:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>BÖLÜM 1</strong></em></span><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>2026 Senesi / Gezegen döngüleri</strong></em></span><br><em><strong>Merhaba Arkadaşlar bu dönem biz Astrologlar sürekli döngülerden bahseder olduk.Nedir bu gezegenlerin döngüleri?</strong></em><br><em><strong> Hayat döngüler halinde ilerliyor, ilişkilerin,mevsimlerin,bedenlerin döngüleri</strong></em><em><strong> hatta zaman algımızın döngüsü...</strong></em><br><em><strong>Kabalada daire, Malkuth dünyasının, maddi krallığın, maddenin şeklidir çünkü Yaşam dönüşüm döngüsü yani Ouroborostur.</strong></em><br><em><strong>İkinci bölümde yazacağım 2026 Senesindeki önemli döngülerin etkilerine geçmeden önce İLK BÖLÜMDE gezegenlerin döngü sürelerine bakalım.</strong></em><br><em><strong>Ay,Dünyaya en yakın ve en hızlı hareket eden gezegen.Tüm  duygularımızı,vücuttaki</strong></em><br><em><strong>ödemi,adrenalini,gelgitleri,bitkileri ve tüm canlıları etkiler. Ay,Güneş etrafındaki döngüsünü yaklaşık 28 gün (Ay takvimine göre bir sideral ay)ve 1 yılda tamamlar.Yani Natal doğum haritalarını yalnızca Güneş takvimine göre değil Ay takvimine görede hazırlama seçeneğini bize sunar.</strong></em></p>
<p><em><strong>(Vedik sistem ay saatlerine,Çin sistem ay yıllarına dayanır)</strong></em><br><em><strong>Arkadaşlar konumuz ile igili değil fakat AY dan bahsetmişken şöyle bir dipnot aktarayım Doğum Haritalarında AY Burcu AKREP/OĞLAK/BALIK olanların ruhları genelde kadim bilgiler taşır,geçmiş yaşam hafızaları kuvvetli,doğuştan gelen spiritüel yetenekleri sezgileri,enerji kodları vardır.Yani Wicca-Warlock Ruh DNAsına Simyasına sahiptirler.Ay doğum haritasında bu burçlarda, tepe noktasında,12.evde ise simya ve okult güç verir.</strong></em></p>
<p><em><strong>Fakat hayatının ilk 35 yılı biraz sürüncemede geçer.</strong></em><br><em><strong>MERKÜR,Güneş etrafında yaklaşık 88 günde bir turunu tamamlar.Kralın(GÜNEŞ) Katibi(MERKÜR),Ticaretin bereketi iletişimin yöneticisi Merkür benlik bilincinin ortaya çıkmasına hizmet eder.</strong></em></p>
<p><em><strong>Venüs yaklaşık 225 Günde bir turunu tamamlar.6 Ocak 2026 Tarihinde de Güneş ile kavuşum yapacak olan VENÜS/GÜNEŞ aslında her 8 yılda bir aynı burçta kavuşum yaparlar.Bu döngü, Venüs’ün retro hareketinin tam tamına ortasında iken Güneş ile olan kavuşumu ile başlar ve ortalama 584 gün arayla beş kez daha farklı burç gruplarında Güneş ile yeniden kavuşum </strong></em><em><strong>yapar ve ardından ilk kavuşum noktasındaki burçta tekrar buluşmaları ile bu düzlem son bulur.  Bunu matematiksel olarak 365 x 8 = 2920 gün / 5 = 584 ya da </strong></em><em><strong>584 X 5 = 2920 gün / 365 = 8 yıl şeklinde hesaplıyoruz.</strong></em><br><em><strong>Dünya yaklaşık 365 günde turunu tamamlar</strong></em><br><em><strong>Mars yaklaşık 687 gün (1 yıl 88 gün) Doğum haritasında Transitlerde her buçta yaklaşık 2 ay kalır.2 yılda 1 kez 80 gün boyunca Retro olur Retro zamanlarında dünya üzerinde çatışmaları,savaşları tetikler. </strong></em></p>
<p><em><strong>Jupiter 11 Yıl 86 gün günde turunu tamamlar.Genelde ergenlik,22 yaş,33 yaşlarına denk gelir.Her 13 yılda bir 4 ay Retro olur.Külli irade de ağır gezegen döngüleri Jüpiter ile beraber başlayan döngülere müdahale zor olur.Jupiter ve Satürn etkilerini kırmak zordur.</strong></em><br><em><strong>Dip not olarak Jüpiter/Satürn kavuşumlarında 3 büyük peygamber ilahi plandan arzı plana gönderilmiştir.Jupiterin özelliklerinden biriside örtmek/Gafr olması.Herşeyi örtüp miğfer gibi koruyabilir.Doğum haritalarındaki Jupiterin enerjsini doğru kullanan jupiterin koruma miğferinden faydalanır!Transit olarak hangi evden geçiyorsa o ev konularında şans,bereket getirir.</strong></em></p>
<p><em><strong>Doğum Haritanızda 1.evden geçerken genelde kilo alırsınız.Doğum haritanızda 3. veya 9. evden geçerken RUH İKİZİNİZLE KARŞILAŞABİLİR,İLAHİ YARDIM ALMAYA BAŞLAYABİLİRSİNİZ.</strong></em></p>
<p><em><strong>Saturn 29 yıl 46 günde döngüsünü tamamlar.12,5 Ayda 1 kez 4,5 ay boyunca retro olur.İleri hareketinde yeni seçimlerimizi Retroda çıkacak karmik zorlukları gösterir.Saturn karmayı yönetir.Ruhumuzun maddede neleri öğrenemediğini neleri öğrenmesi gerektiğini,öğrenirken bizim ne şekilde zorlanacağımızı gösterir.</strong></em></p>
<p><em><strong>Genelde 28 Yaş evlenme,hayata atılma,40 yaş düzenden memnun değilsek değiştirme ihtiyacı,42 yaştan sonra kısıtlandığı konu/kişi/durumlardan kopma/ayrılma,yeni düzen/hayat kurma çabası başar.56 yaş ile beraber feleğin(SATURN) çemberinden 2.kez geçilir farkına varma zamanlarıdır. Ruhunun farkına vardığı kişiler için hayatta bilgelik dönemini ifade eder.Diğerleri için astral çöplüklerde hayat düzenini kuramamanın verdiği öfkeyle karmik yüklerini taşırlar.Ne ekersen onu biçersin hesabı feleği çemberide mücadelemizin,azmimizin,doğruluğumuzun sonucunu bizlere verir.</strong></em></p>
<p><em><strong>Uranüs 84 Yıl 2 Günde döngüsünü tamamlar.Senede 5 kez retro olur. Satürn, Uranüs Pluto transitleri güçlü devrimsel tepkiye girerek hayatı ya allak bullak ya da müthiş derecede iyi etkilerler.Uranüs bireysel hedefleri kollektif aracılığıyla gerçekleştirir.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dip not olarak genelde 40-42 yaş arasındaki kişiler Uranyen döngülerinin etkisiyle Plutonyen(dönüştüren)kişileri kendiLerine çekerler.Dikkat edin böyle durumda hem hayatınız hem kendiniz yeni bir dönüşüm yaşarsınız.Uranüs aynı zamanda doğum haritanızdaki etkiye açıya göre karşınıza aniden hayatınızın aşkını çıkarabilir.Saturn,Juiter ile açısında Ruh Eşini karşınıza çıkarabilir. </strong></em><br><em><strong>Neptün  (ŞİVA) 164 Yıl 8 Ay(Yaklaşık 165 yıl)12 ay da bir 5 ay 7 günü Retrodur.</strong></em></p>
<p><em><strong>Pluton 248 Yılda turunu tamamlar.Plutonun günlük dönüşü yaklaşık 6/4 Dünya günü haftada 153 saat sürdüğü için haftada 1 kez mini bir Plüton dönüşü yaşıyoruz.Genelde Cumartesi gününe Saturn-Güneş günü arasına denk gelir.Pluton kişisel/Kollektif ego ölümünü temsil eder.</strong></em></p>
<p><em><strong>AY,VENÜS,MERKÜR,MARS Günlük hayatımız,ilişkilerimiz,kişiliğimiz üzerinde etkili.</strong></em><br><em><strong>Uzun yıllar süren Döngülere sahip Pluton,Neptün,Uranüs gibi Kollektif gezegenler uzak  düzeyde yaşam yönetim sistemleri üzerinde etkili ve etkisi nesiller boyu devam eder!</strong></em><br><em><strong>Örnek bir öngörüde bulunayım 25 Nisan 2026 Tarihinde Uranüsün ikizler burcuna geçmesiyle beraber önümüzdeki 7 Yıl kollektifi nesilleri etkileyecek düzeyde eğitim sisteminde devrimler görülecek Özellikle 11-12 yaş sonrası eğitim daha bağımsız,istedikleri alanları/bölümleri tercih edip, çevrimiçi seçenekleriyle de eğitimde bağımsız düşünme,gerçek hayat projeleri,deneyler ön plana alınacak.Teknolojinin tehlikeli/gölge yüzü olarak gerçek/sahte iç içe,gerçek insan sesinden ayırt edilemeyen gelişmiş yapay zekalarda gündemden düşmeyecek.</strong></em></p>
<p><br><em><strong>2026 Yılı Küçük Arkanada TAMAMLAMA YILI.10 Sayısı Tarotta bir döngünün doruk noktasını,Büyük Arkanada KADER ÇARKINI temsil ediyor. 2026 Ateş Atı yılı Yeni başlangıçlara köprü olacak çark dönecek ve dört nala ilerleyeceğiz!!!</strong></em><br><em><strong>2026 Yılından itibaren gerçekeşecek gezegen döngülerinin etkilerini yazımın 2.bölümünde paylaşıcam</strong></em><br><em><strong>KAİNATTAKİ HERŞEYİ MUAZZAM MATEMATİK DENGESİYLE YARADANA EMANET OLUN</strong></em><br><em><strong>SEVGİLER</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EVİMİZİN ÇINARI YENİLMEZ SAVAŞÇI</title>
<link>https://fikirizleri.com/evimizin-cinari-yenilmez-savasci</link>
<guid>https://fikirizleri.com/evimizin-cinari-yenilmez-savasci</guid>
<description><![CDATA[ #evimizinçınarıyenilmezsavaşçı #baba #sibelkaya #yazar #şair #edebiyat #fikirizleri #ölümyıldönümü #anma #6ocak ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_695c7b2f12b73.webp" length="52406" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 06:16:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sibel Kaya</dc:creator>
<media:keywords>#evimizinçınarıyenilmezsavaşçı #baba #sibelkaya #yazar #şair #edebiyat #fikirizleri #ölümyıldönümü #anma #6ocak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>EVİMİZİN ÇINARI YENİLMEZ SAVAŞÇI</strong></em></p>
<p><em>Ayrılık günü kara gün geldi yine. Her köşe başında "Baba" diye seslenenler, sokakta, evde, mahallede her yerde hatıran acımı üzüntümü dindirmeyen dindiremeyecek olan saatler... Ama ben bugün ne yapacağımı bilemiyorum. Çağırsam gelemez çünkü benim babam artık yanımda değil. O, gökyüzünün en parlak yıldızlarından biri şimdi. Gitti ama içimde bıraktığı iz öyle derin, öyle güçlü ki, bazen sanki yanı başımda nefes aldığını hissediyorum. Benim babam, evimizin çınarıydı. Gölgesi yeterdi güven vermeye… Sesindeki ton bile “her şey yoluna girecek” dedirtirdi. Ve o çınar, bir gün rüzgârla değil, hastalıkla sınandı. Ama eğilmedi. Kökleri yerinden oynamadı. Çünkü o, aynı zamanda yenilmez bir savaşçıydı. Benim babam bir kahramandı. Aslan gibi yüreğiyle, üç buçuk yıl boyunca kanser denen o acımasız düşmana karşı savaştı. Her acıya, yorgunluğa rağmen direndi. Kimi günler vücudu zayıftı ama inancı hiç eksilmedi. Bedeni yorgundu ama inancı hep ayakta kaldı. Yüzündeki gülümseme, içindeki umudu anlatır gibiydi. "Ben buradayım, hâlâ dimdik ayaktayım," derdi bakışlarıyla. Acı çektiğini bilirdik ama o, bizi üzmemek için sessiz kalırdı. Güçlüydü, hem de öyle kelimelerle anlatılamayacak kadar. O bakışta umut vardı, sevgi vardı, bizlere vedasız gitmemek için gösterdiği çaba vardı. Babam savaşçıydı. Her kemoterapi sonrası daha çok sarıldık birbirimize. Belki de en çok o zaman anladım; sevgi sadece neşeli günlerde değil, en karanlık anlarda da ışık olmalıydı. Ve babam, karanlık ne kadar bastırırsa bastırsın, içinden bir ışık taşırdı bana. Umudun, direncin ve sevginin ışığı. Acıyı içine gömerken bile yüzündeki gülümsemeden vazgeçmedi. Her kemoterapi sonrası yeniden doğmaya çalıştı, bize güçlü kalmamız için örnek oldu. Belki o savaşın sonunda aramızdan ayrıldı ama geride bıraktığı direniş, hayat dersi gibi kazındı yüreğimize. Şimdi sensiz bu kara günü yaşıyorum baba. Ellerini  tutamadan, gözlerine bakamadan... Tam bir sene oldu bugün çok direndin baba diren diye kulağına seslendiğim zaman o makineler seni uyutuyor olsada beni duyduğunu biliyorum çünkü orada da direndin... Sen direndin bedenin yoruldu biliyorum. Ama sen hâlâ benimlesin.  Babam her zaman yanımda. Ellerini tutamıyorum, gözlerine bakamıyorum ama her güçlü duruşumda, her düştüğümde yeniden kalkışımda senin öğrettiklerin var. Düşsem bile, nasıl kalkacağımı ondan öğrendim. Çünkü o sadece bir baba değildi; o,bizim için yaşayan bir direnişti. Gidişinle değil, yaşamınla büyüdüm ben. Çünkü sen hayata değil, zorluklara değil, kansere bile boyun eğmeyen bir insandın. Babam… Seni çok özlüyorum. Sesini, kokunu, o içimizi ısıtan gülüşlerini… Ama bil ki, bugün ve her gün seni yüreğimde yaşatıyorum. Bu kara günü değiştiremem ağlamıyorum diyemem çünkü yazarken bile ağlıyorum canım yanıyor hem de çok ağlama dediğini biliyorum ama söz veremem bu konuda baba ama sana dair en güzel şeyi veriyorum: Seni unutmadan, yaşatarak ilerlemeyi. Anılarınla, öğretilerinle, gücünle... Sen evimizin çınarı, yenilmez savaşçısıydın. İyi ki benim babamsın. İyi ki senin evladınım. Seni çok seviyorum seviyoruz aslan babam. ❤</em></p>
<p><strong><em>Sibel Kaya</em></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir yılın Ardından</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-yilin-ardindan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-yilin-ardindan</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 04 Jan 2026 23:03:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Yılın Ardından</p>
<p>2025 bana şunu öğretti,<br>Bazı yollar sevilerek değil,dayanılarak yürünüyor.Sevdiğimi sandığım yerlerde kendimden eksildim,susmam gereken yerde sustum,konuşmam gereken yerde sesim titredi.İşin yükü ağırdı, mücadele yorucuydu,ama her şeye rağmen ayakta kaldım.</p>
<p>Kırıldım, evet.<br>Ama kırıldığım yerlerden güç sızdı.Yoruldum, ama vazgeçmedim.Bazen yalnızdım,ama yalnızlık bana herseferinde kim olduğumu hatırlattı.Bu yıl bana şunu bıraktı,Kimsenin yükünü taşımak zorunda olmadığımı,<br>kendimi seçmenin bencillik değil iyileşme olduğunu<br>ve kalbimin hala atıyorsa,henüz hiçbir şeyin bitmediğini.</p>
<p>2025…<br>Kolay değildin.<br>Ama beni ben yapan her şey sende kaldı.2026’ya aceleyle girmiyorum.Bu kez sessiz, derin ve kendimden emin geliyorum.Kalbimi herkese açmak gibi bir borcum yok.Geldiği gibi gitmeyi bilmeyene,kapımı açmıyorum.<br>Bu yıl huzuru seçiyorum.Netliği, sadeliği ve içime sineni.Beni yoranı değil,beni büyüteni hayatıma alıyorum.</p>
<p>2026…<br> <br>Benden hızlı olmanı istemiyorum.<br>Sadece gerçek ol ,net ol ,sağlam ol.<br>Ve bana,<br>hak ettiğim kadar nazik davran.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ŞOV YAPMA, ŞOV YAPMA!</title>
<link>https://fikirizleri.com/%C5%9EOVYAPMA</link>
<guid>https://fikirizleri.com/%C5%9EOVYAPMA</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6959cfe8b650d.webp" length="24628" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 04 Jan 2026 05:09:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeynep Kaynaklar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ŞOV YAPMA, ŞOV YAPMA !</p>
<p></p>
<p>Erkekler neden doğal olmayı beceremiyor?</p>
<p>Bilinçli ya da bilinçsiz, çoğunun kadınlara sergilediği bir şovu, kendine ait bir taktiği var.</p>
<p>Amaç neredeyse hep aynı:</p>
<p>Kadından alabileceğini almak ve sonra sıkıcı hayatlarına geri dönmek.</p>
<p></p>
<p>Gözlemlerime göre bu şovlar birkaç başlıkta toplanıyor:</p>
<p>1.Mağdur Adam Şovu : </p>
<p>Bu erkeğimizin genelde ya mutsuz, çaresizlik içinde bir evliliği vardır</p>
<p>ya da bitmeyen aile travmaları…</p>
<p>Lise–ergenlik dönemlerinde sıkça duyduğumuz:</p>
<p>“Benim ailevi problemlerim var, herkese böyleyim, seni üzerim”</p>
<p>cümlelerinin yetişkin versiyonlarıdır bunlar.</p>
<p>Zamanla:</p>
<p>mutsuz evlilik</p>
<p>şüpheli çapkınlık</p>
<p>gizli flörtler</p>
<p>paketiyle gelirler.</p>
<p>Evet, tatlıdırlar.</p>
<p>Evet, şefkate ihtiyaçları vardır.</p>
<p>Ama çoğu zaman en nankör erkeklerdir.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>2. İyi Adam Şovu :</p>
<p>Bu erkeğimiz kendini kahraman gibi görür.</p>
<p>Nazik, entelektüel, sanatla ilgili, yardımseverdir.</p>
<p>Eğitimlidir, duyarlıdır, çok şey bilir.</p>
<p>Yanında olmak öğretici ve keyiflidir.</p>
<p>Ama küçük bir detay vardır:</p>
<p>En büyük ihtiyaçları arzulanmak ve hayranlık toplamaktır.</p>
<p>Ve bu ihtiyaç doymazsa,</p>
<p>altından kibir çıkar.</p>
<p>Kibir, bütün o “iyi adam” maskesini eritir.</p>
<p>Şov orada biter.</p>
<p></p>
<p>3. Güçlü Adam Şovu :</p>
<p>Bu erkeğimiz genelde hayatımıza en zayıf anımızda girer.</p>
<p>Kurtarıcı gibi…</p>
<p>Sakin duruşu, güven veren sesi,</p>
<p>“Ben buradayım” halleriyle baş döndürür.</p>
<p>Kariyer odaklıdır, işkoliktir, hesap kitap işlerinde ustadır.</p>
<p>Ama mesele şudur:</p>
<p>İlişkileri de hesapla yaşar.</p>
<p>Statüye önem verir</p>
<p>Evliliği iş ortaklığı gibi görür</p>
<p>“Denk” olma fikrini çok sever</p>
<p>Ve aslında tek istediği şudur:</p>
<p>Hayranlık ve itaat.</p>
<p>Kuklası olmaya razıysan sorun yoktur.</p>
<p>Değilsen… zaten yolun kısadır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>4. Âşık Adam Şovu</p>
<p>Hepimizin hayatına en az bir kez girmiştir.</p>
<p>Başta:</p>
<p>peşinden koşar</p>
<p>romantik sözler verir</p>
<p>büyük vaatler savurur</p>
<p>Ama sen ciddiye aldığın anda,</p>
<p>ilişki gerçek bir bağa dönüştüğü an</p>
<p>ortadan kaybolur.</p>
<p>Çünkü bu erkekler:</p>
<p>aşık değildir</p>
<p>aşık olma hissine bağımlıdır</p>
<p>Ucuz zaferler peşindedirler.</p>
<p>Onay arayışları ise… gerçekten çok yazık.</p>
<p>5. Doğal Adam Şovu</p>
<p>İlk bakışta marjinal, dürüst ve farklı görünür.</p>
<p>Ama şu cümleyi duyduğun an anlarsın:</p>
<p>“Ben buyum, böyleyim.”</p>
<p>Bu doğallık değil;</p>
<p>duygusal ve hayatsal tembelliktir.</p>
<p>çok hayal vardır</p>
<p>çok potansiyel vardır</p>
<p>ama hiçbir şey gerçekleşmez</p>
<p>Kendi karnını doyurmaya üşenen,</p>
<p>hayatta bir “yaslanacak yer” arayan tiplerdir.</p>
<p>Emeksiz yemek isterler.</p>
<p>Aslında hep bir anne ararlar.</p>
<p>Ama partner annen değildir,</p>
<p>tatlı bebek.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Beyler,</p>
<p>şovunuz bittiyse</p>
<p>olaysız dağılabilir miyiz? ?</p>
<p></p>
<p>Ben mi?</p>
<p>Bense onlara ayna olan kadındım.</p>
<p>Eksikliklerini gösterdim.</p>
<p>Bilinçli veya bilinçsiz.</p>
<p>Aynaya bakmaksa cesaret ister.</p>
<p>Ya kaçarsın ya yüzleşirsin.</p>
<p></p>
<p>Bakışlarla süslenmiş tatlı soslara bulanmış yalanlara kanmış olsam da zamanında...</p>
<p>Gerçekler er geç çıkar ortaya sonunda.</p>
<p></p>
<p>Zeynep ?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>3 OCAK MERSİN&amp;apos;İN KURTULUŞU</title>
<link>https://fikirizleri.com/3-ocak-mersinin-kurtulusu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/3-ocak-mersinin-kurtulusu</guid>
<description><![CDATA[ Bazı sabahlar vardır; güneş her zamanki gibi doğar ama şehir başka uyanır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_695a3ae2c9235.webp" length="21716" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 13:04:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeni Yıl Eski Sen</title>
<link>https://fikirizleri.com/yeni-yil-eski-sen</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yeni-yil-eski-sen</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6957d2c2da01e.webp" length="24852" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 17:17:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, yazmak, yaşamak, yeni yıl, yılbaşı, yıl başı, kutlama, eski sen, kapitalizm, sosyal medya, algoritma, illüzyon, motivasyon, karar, başarı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span><strong>Yıl değişiyor. Takvim yaprağı düşüyor. </strong>2025’e veda ederken 2026’ya da usulca kapı aralanıyor. Ama internet sanki bize ‘yeni yıla giriyoruz’ demiyor da “<em>hayatının sürümünü güncellemen gerekiyor</em>” diyor. Ve bizi bir anda </span><span>yeni yıl insanı</span><span> olmamız gerektiğine ikna etmeye başlıyor. Ve tabii ki bu “yeni biz” için birtakım ekipmanlara da ihtiyacınız var demeyi unutmuyor.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Takviye vitaminler.</span><span><br></span><span>Direnç lastikleri.</span><span><br></span><span>Yoga matları.</span><span><br></span><span>“2026” yazılı kupalar.</span><span><br></span><span>Altın yaldızlı masa süsleri.</span><span><br></span><span>Gümüş rengi balonlar.</span><span><br></span><span>Yeni yıl temalı mumlar. (sanki eski mum 2025 kokuyor…) </span></p>
<p dir="ltr"><span>Oysa bizim tek gerçek değişikliğimiz şu:</span><span><br></span><span>1 Ocak tatil.</span><span><br></span><strong>2 Ocak sabahı sabah 08.00’de hepimiz metrobüs sırasında...</strong></p>
<p dir="ltr"><span>Ama evimiz sanki yıl boyunca karnaval alanı olacakmış gibi donatılıyor. Salon, yeni yıl konseptli bir vitrine dönüşüyor. Kanepeye sim serpiliyor. Masaya motivasyon koyuluyor. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Yeni yıl, dijital dünyanın en iyi pazarlama malzemesi oldu. Çünkü kimse “<strong>normal bir Salı günü kendini geliştir</strong>” sloganına tıklamaz. Ama “<strong>Yeni yıl, yeni sen</strong>” dersen… İşte o zaman sepet dolar.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Ve bu döngü çok zarif bir <strong>illüzyon</strong> yaratıyor: <strong>Değişim satın alınabilir bir şeymiş gibi pazarlanıyor.</strong> Sanki daha iyi biri olmak, <strong>bir link mesafesindeymiş gibi.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Oysa <strong>bazı yeniliklerin kargosu yoktur.</strong> Mesela küs olduğun biriyle barışmanın “indirimli” versiyonu yoktur. Yanlış yaptığını kabul etmenin kampanyası olmaz. <strong>Ücretsiz kargo ile birine “seni seviyorum” demeye</strong> de hiç rastlamadım. Ya da daha sağlıklı olmak için tek ihtiyacımız olan şey protein tozları değil. İhtiyacımız olanlar: Sevdiğimiz bir çift kol tarafından sarılmak, stresliyken başımızı bir omuza yaslamak ve <strong>en yalnız anımızda ‘ben buradayım’ diyen bir çift gözle karşılaşmak</strong>. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Ama bunlar algoritmanın sevmediği yenilikler. <strong>Çünkü bunlar satın alınamayan</strong>, değerleri paha biçilemediğinden de kredi kartına 12 ay taksit yapmadığımız şeyler. Ama <strong>dünyanın belki de en lüks ihtiyaçları.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Yeni yıl bir vitrin değil,<strong> bir eşik aslında.</strong> Geçmek için süslenmek gerekmiyor. Sadece biraz durmak ve kıymet bilmek gerekiyor.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Yeni yıl aslında evimize alınan bir eşya değil.<strong> İçimize alınan bir karardır.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Ve ne güzel ki bunun için<strong> kredi kartı gerekmiyor.</strong></span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Affetmek kendini daha fazla taşımamak için verilen geçikmiş bir merhamettir</title>
<link>https://fikirizleri.com/affetmek-kendini-daha-fazla-tasimamak-icin-verilen-gecikmis-bir-merhamettir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/affetmek-kendini-daha-fazla-tasimamak-icin-verilen-gecikmis-bir-merhamettir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6957bd2f12a00.webp" length="48090" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 15:42:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Yıldız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan en çok kimi affetmekte zorlanır. Kendisine en çok benzeyeni. Çünkü onda gördüğü suç, kendi içinde susturmaya çalıştığı çığlığın yankısıdır. Affetmek sanıldığı gibi bir yücelik hali değildir. Rahatlatıcı hiç değildir. Çoğu zaman onur kırıcıdır. Haksızlığa uğramışken elini indirip tamam demek, aklın kabul etmediği, gururun reddettiği, adaletin ise dudak büktüğü bir teslimiyettir. İnsan affetmediği sürece diri kalacağını sanır. Öfkesini bir soba gibi besler, beni ayakta tutuyor der. Oysa fark etmez, yandıkça ısınmaz, yanar. İçten içe küle döner. Affetmeyen insan bağırmaz. Çürür. Gündüzleri güler, geceleri aynı sahneyi tekrar tekrar oynar zihninde. Söylenmiş bir söz, açılmış bir kapı, atılmamış bir adım. Affetmediğimiz her anıyı zihnimizde yeniden diriltiriz. Mezar kazıcısı gibi değil, nekrofil gibi. Ölüyü bırakmayız. Oysa affetmek suçluyu temize çıkarmak değildir. Bu büyük bir yanılgıdır. Affetmek suçun varlığını kabul etmektir. Bunu yaptın demektir. Ve ardından asıl ağır cümle gelir. Ben bununla yaşamayı seçiyorum. İnsanı tüketen budur. Affetmek hafızayı silmez. Yalnızca hafızanın seni yönetmesine izin vermemektir. Yarayı kapatmaz. Ama artık her adımda kanamasına engel olur. Bu yüzden affeden insan hafiflemez. Ağırlaşır. Daha fazla gerçek, daha fazla kırgınlık, insanın acizliğine dair daha fazla bilgi taşır artık. İnsanlar affetmeyi tanrısal bir yetki gibi sunmayı sever. Oysa affetmek fazlasıyla insanidir. Güçten değil, yorgunluktan doğar. Bir yerde kavga etmekten yorulursun. İçindeki mahkemeyi dağıtırsın. Hakimi, savcıyı, tanığı susturursun. Ve anlarsın. Bu dava hiç bitmeyecek. İşte o an affedersin. İyilikten değil. Asaletten değil. Hayatta kalmak için. Affetmemeyi seçen insan geçmişte yaşamaya mahkûmdur. Affeden insan ise geçmişi yanına alır ama onunla yürümez. Biri zincirdir. Diğeri iz. Elbette bazı suçlar affedilemez. Bunu inkâr etmek saflık olur. Ama çoğu zaman bizi kilitleyen affedilemez olan değildir. Affetmeye cesaret edemediğimiz hakikattir. Çünkü affetmek mağduriyet kimliğini de bırakmayı gerektirir. Ve bazı insanlar yarasını kimliğe dönüştürmüştür. Onsuz kim olduğunu bilmez. Affettiğinde artık haklı olduğunu yüksek sesle bağırma hakkını da kaybedersin. Bu yüzden affetmek zordur. Haklı kalmak çoğu insana huzurdan daha cazip gelir. Üstelik affettiğin kişi çoğu zaman değişmez. Pişman olmaz. Minnet bile duymaz. Ama sen değişirsin. Belki de mesele budur. İnsan başkalarını temize çıkardığı için değil, kendini daha fazla taşımamak için affeder. Affetmek karşıdakine değil, kendine verilen gecikmiş bir merhamettir. Bir sonuç değildir. Bir karar da değildir. Uzun bir yorgunluğun sessiz kabulüdür. Ve insan bazen sadece susarak büyür.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Düşünce Notları: Kendini Anlamak</title>
<link>https://fikirizleri.com/dusunce-notlari-kendini-anlamak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dusunce-notlari-kendini-anlamak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6956a8a353dc8.webp" length="23086" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 Jan 2026 20:04:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yağmur Deryahan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin; mso-fareast-language: TR;">Çoğu zaman başkalarının bizi anlamasını bekliyoruz. Kendimizi tam olarak anlamadığımız hâlde, birilerinin bizi çözmesini istiyoruz. Bu beklenti de ister istemez yoruyor insanı. Çünkü anlaşılmayı beklerken, kendi içimizle aramıza mesafe koyuyoruz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin; mso-fareast-language: TR;">Aslında iş biraz da bizde bitiyor. Kendimizi anlamaya başladığımızda, kendi içimizde yetebildiğimizi fark ettiğimizde, başkalarına duyduğumuz ihtiyaç da yer değiştiriyor. Bu, kimseye ihtiyaç duymamak değil; ama kimseye tutunmak zorunda kalmamak. Aradaki fark önemli.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin; mso-fareast-language: TR;">“Beni bırakma, beni senden başka anlayan yok” cümlesini bir kez de olsa ya duymuşuzdur ya da söylemişizdir. O anlarda gerçekten anlaşılmak istiyoruz belki ama çoğu zaman asıl eksik olan şey bu değil. Asıl eksik olan, kendimize güvenerek bir yerde durabilmek. Başkasına yaslanmadan önce, kendimize yaslanabilmek.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin; mso-fareast-language: TR;">Anlaşılmak, başkasından başlamıyor. Önce insanın kendisiyle kurduğu bağda şekilleniyor. Kendini anladığında, başkalarının seni nasıl gördüğü eskisi kadar ağır gelmiyor. Çünkü artık tutunduğun yer, biraz daha sağlam oluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin; mso-fareast-language: TR;">Kendimizi anlamaya başladığımızda, ilişkiler de farklı bir boyut kazanıyor. Artık karşımızdaki kişiyi “bana ne veriyor, beni ne kadar anlıyor” gözüyle ölçmüyoruz. Çünkü zaten kendi içimizde bir yerden güç buluyoruz. Bu, ilişkileri soğuk yapmıyor; aksine daha doğal, daha dengeli hâle getiriyor. İnsan, kendi eksiklerini tamamlamak için değil, paylaşmak için yan yana olabiliyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin; mso-fareast-language: TR;"></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YENİ YIL</title>
<link>https://fikirizleri.com/yeni-yil</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yeni-yil</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_69514e2ae64ae.webp" length="62884" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 28 Dec 2025 18:39:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>YENİ YIL</p>
<p>Yeni yıl, takvim yapraklarının değişmesinden çok daha fazlasıdır. O, zamanın sessizce önümüze koyduğu bir eşiktir; geriye bakmayı, durmayı ve yeniden düşünmeyi zorunlu kılan bir durak. Bir yıl daha geçmiş, bir yıl daha eksilmişizdir belki; ama aynı zamanda bir yıl kadar da birikmişizdir.</p>
<p>Yeni yıla girerken herkesin dilinde benzer cümleler dolaşır: “Bu yıl benim yılım olacak.” Oysa yıllar kimsenin değildir; biz yıllara aitiz. Onları nasıl doldurduğumuz, hangi duygularla yaşadığımız ve neleri geride bırakabildiğimizdir asıl mesele. Yeni yıl, geçmişi silmez; aksine onu daha görünür kılar. Kırgınlıklar, pişmanlıklar, yarım kalan hayaller… Hepsi bavul gibi yanımızda durur. Mesele, hangilerini yeni yıla taşımayı seçtiğimizdir.</p>
<p>Yeni yıl umut demektir; ama saf bir umut değil bu. Acının içinden süzülmüş, kayıplarla olgunlaşmış bir umuttur. Çünkü insan en çok yorulduğu yerden umutlanır. En karanlık gecelerden sonra “belki” demeyi öğrenir. Yeni yıl, tam da bu “belki”nin adıdır. Belki daha sakin olacağım, belki kendime daha merhametli davranacağım, belki artık susmam gereken yerde susacağım…</p>
<p>Aslında yeni yıl bize şunu fısıldar: Aynı kalabilirsin ama değişmeyi de seçebilirsin. Her sabah uyanıp aynı alışkanlıkların içine düşmek zorunda değilsin. Küçük bir adım, küçük bir karar, bazen koskoca bir yılı dönüştürebilir. Yeni yıl mucize vaat etmez; ama emekle birleşen niyetin neler yapabileceğini hatırlatır.</p>
<p>Belki de yeni yıla dair en gerçekçi dilek şudur: Daha az acele, daha çok fark ediş. Daha az gürültü, daha çok iç ses. Daha az beklenti, daha çok şükür. Çünkü insan çoğu zaman yeni bir yıla değil, yeni bir bakışa ihtiyaç duyar.</p>
<p>Yeni yıl kapıyı çalar. Açıp açmamak bize kalmıştır. İçeri aldığımızda her şey bir anda düzelmez belki; ama denemek için bir sebep daha eklenir hayata. Ve bazen, insanı ayakta tutan şey tam olarak budur.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BAZI YARALAR EN KALABALIK EVLERDE AÇILIR</title>
<link>https://fikirizleri.com/bazi-yaralar-en-kalabalik-evlerde-acilir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bazi-yaralar-en-kalabalik-evlerde-acilir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694e82b7416e2.webp" length="67116" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 15:43:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Yıldız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar ailesiz kalmaz ailesi varken yersiz kalır. Çocukluk çoğu zaman bir şefkat hikâyesi değil, insanın hangi boşluğa alışacağını öğrendiği bir provadır. Bazı evlerde sevgi vardır ama insana ayrılmış bir alan yoktur. Bakım vardır, düzen vardır, ses vardır ama temas yoktur. Çocuk doyurulur ama beslenmez, giydirilir ama sarılınmaz, konuşulur ama dinlenmez. Ve çok erken bir şey öğrenir Burası benim evim ama ben burada misafirim. Bu fark ediş bir anda olmaz; bakışlarda geç kalınır, cümleler eksik bırakılır, suskunluklar uzar. İnsan böyle evlerde var olmayı değil, rahatsız etmemeyi öğrenir. Varlığı sessizleşir, yokluğu fark edilmez olur. Toplum buna nankörlük der ama bu nankörlük değil, sevgiyle karıştırılmış bir boşluğun adını koyabilmektir. Yanlış yerde büyüyen insan bunu yetişkinliğinde daha ağır hisseder çünkü çocukken katlanılan her eksiklik, yetişkinde bir kimlik çatlağına dönüşür. İnsan durup dururken yorulmaz, yanlış bir zeminde uzun süre ayakta kalmıştır. Kalabalıkta yalnız hissetmesi, sevgide temkinli olması, aidiyetten ürkmesi bundandır. En ağır yalnızlık boş bir evde değil, kalabalık bir sofrada öğrenilir. Bu insanlar geç kalmış değildir; çoğu kişiden erken uyanmışlardır. Geç kalanlar hâlâ normal sandıkları acıyı savunur, uyananlar ise şunu bilir Her bağ kutsal değildir, her çatı yuva değildir, her “biz” insanı kapsamaz. Bu fark ediş mutlu etmez ama insanı dürüstleştirir. Yanlış yerde büyümek kader değildir; ama orada kaldığını inkâr etmek bir tercihtir. Ve en zor cesaret, insanın kendine şunu söyleyebilmesidir Ben eksik değilim, sadece yanlış yerdeydim.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>27 ARALIK ATATÜRK&amp;apos;ÜN ANKARA’YA GELİŞİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/27-aralik-ataturkun-ankaraya-gelisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/27-aralik-ataturkun-ankaraya-gelisi</guid>
<description><![CDATA[ 27 Aralık, yalnızca geçmişte kalan bir tarih değildir. Aynı zamanda bağımsızlık ruhunu, birlik ve beraberliği hatırlatan güçlü bir simgedir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694e7fecd83fe.webp" length="106358" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 15:31:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>VENÜS OĞLAK TRANSİTİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/venus-oglak-transiti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/venus-oglak-transiti</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694e658dd0282.webp" length="16636" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 13:02:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>VENÜS OĞLAK BURCUNDA 24 ARALIK-17 OCAK </strong></em><br><em><strong>Merhaba Arkadaşlar</strong></em><br><em><strong> Venüsün Oğlak Burcuna girmesiyle beraber ilişkilerde ciddi sağlam  geleceği olan aile yapımıza uygun gerçek ilişki düzenine geçiyoruz.Venüs doğum haritanda hangi burç,evdeyse o konularda daha kararlı başarıya odaklı,ayakları yere sağlam basan adımlar atılıyoruz.</strong></em><br><em><strong>İlişkilerde Mart ayından bu yana süregelen kendini yok sayma,duygusal manipülasyon,alma-verme dengesizliği,bağımlı,kendinizi yok sayıp karşı tarafın egosunu yükselttiğiniz,kurban psikolojisiyle hareket edilen ilişkilerin kadersel döngüsü nihayet bitiyor.</strong></em><br><em><strong>Yeni kadersel döngüde kalıcı,güven veren,aile yapımıza gelenek-göreneklerimize uygun,emek verdiğimiz,hayatı beraber inşa edeceğimiz somut ilişki türünü tercih ediyoruz.Özellikle GÜNEŞ/VENÜS Kavuşumunun gerçekleştiği 6 OCAK 2026 Tarihinden 6 EKİM 2026 Tarihine kadar temeli sağlam ilişki alanında şanslı kişiler doğum haritalarında GÜNEŞ/YÜKSELEN/VENÜS/AY/MARSI toprak grubu olan BOĞA/BAŞAK/OĞLAKlar,TERAZİ,YENGEÇ,KOÇ Burçları Yeni kadersel döngüde ömürlük beraberliğe adım atabilirler.</strong></em><br><em><strong>Finans alanında evren tarafından ödüllendirilen burçlar OĞLAK/BAŞAK/BOĞA/YENGEÇ/YAY Burçları.</strong></em><br><em><strong>Oğlakların VENÜS/MARS 1.evden geçişiyle aşk,para konularında şansı artıyor.2 yıl sürecek olan MARS döngülerinin başlamasıyla birlikte insanları size çeken güçlü bir manyetizma yayıyorsunuz.Aşk,kişisl hedefler,finans ve her türlü yaratıcı çabada bu dönem başarılısınız.</strong></em><br><em><strong>BAŞAK Burçları Venüs/Mars aşk,flört,çocuklar,yaratıcılık konularını içeren 5.evindeki ev konularında şans getiriyor.Sosyal alanı anlatan 11.evdeki Yengeç Jupiteri enerjiyi daha da büyütüp arttırıyor.Büyülü bir ay sizi bekliyor.</strong></em><br><em><strong>BOĞA Burçları Venüs 9.evinizde önümüzdeki 4 hafta boyunca seyahat,eğitim,inanç konularında etkileyici adımlar atabilirsiniz.Bekar Boğalar Venüs/Mars etkisi ile seyahatte tanışmalar,sevdiğiniz ile yolculuklar,sosyal medyada güzel paylaşımlar gerçekleştirebilirsiniz.</strong></em><br><em><strong>YENGEÇ BURÇLARI  Venüs evlilik,ortaklık evi olan 7.evinizde ışığınızı parlatıyor.Temeli sağlam kalıcı güzel beraberliklere adım atıyorsunuz.Zaten 2026 yılı tümüyle hakettiklerinizi aldığınız evren tarafından ödüllendirildiğiniz gözyaşlarınızın mutluluğa,karanlığın aydınlığa döndüğü yıl.</strong></em><br><em><strong>YAY BURÇLARI Venüs/Mars değer,finans konularını içeren 2.evinizde kazancınızı 2 ye katlıyor.Özgüveniniz cesaretiniz refahınız artıyor.Hayatınızda gerçekten neyin değerli olduğunu artık anlıyorsunuz Kendinizi şımartırken fazla harcama yapmaya dikkat edin</strong></em><br><em><strong>EN GÜZELE EMANET OLUN </strong></em><br><em><strong>SEVGİLER</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bu Yılın Moda Ve Özgün Hediye Trendleri</title>
<link>https://fikirizleri.com/bu-yilin-moda-ve-ozgun-hediye-trendleri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bu-yilin-moda-ve-ozgun-hediye-trendleri</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694e5b32ca959.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 12:57:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tuğba Akın</dc:creator>
<media:keywords>#yeniyil #hediye #trendhediyeler #fikirizleri.com #tugbaaakin #deneme #hediyeleşmek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni yılın yaklaşmasıyla birlikte sokakları saran ışıklar, vitrinleri süsleyen çam ağaçları ve içimizi ısıtan o tatlı telaş, aslında sadece bir takvim değişikliğinin habercisi değil; yeni umutların ve temiz başlangıçların simgesidir. Her yılın sonunda kendimize ve sevdiklerimize dair kurduğumuz hayaller, küçük birer hediye paketiyle somutlaşır. </strong></p>
<p><strong>Eğer bu yıl sevdiklerinize klasiklerin dışında, modern ve etkileyici bir şeyler almak istiyorsanız, moda dünyası “deneyim” ve “sürdürülebilirlik” üzerine odaklanmış durumda: </strong></p>
<p><strong>Akıllı Takılar ve Giyilebilir Teknoloji: Sadece şık duran değil, aynı zamanda uyku kalitesini ölçen veya meditasyon rehberliği yapan akıllı yüzükler ve bileklikler bu yılın en gözde parçaları arasında. </strong></p>
<p><strong>Kişiselleştirilmiş Retro Ürünler: Modern çağın dijital yorgunluğuna karşı; isme özel tasarlanmış plaklar, analog fotoğraf makineleri veya eski usul deri kaplı ajandalar büyük ilgi görüyor. </strong></p>
<p><strong>Ekolojik ve El Yapımı Setler: Kendi mantarını yetiştirme kitleri, geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilen şık çantalar veya doğal içerikli, elde dökülmüş mum setleri “bilinçli tüketim” modasına tam uyum sağlıyor. </strong></p>
<p><strong>Sanat ve Atölye Deneyimleri: Fiziksel bir eşya yerine, sevdiklerinize bir seramik kursu, online bir gastronomi eğitimi veya bir konser bileti hediye etmek, son yılların en unutulmaz hediye trendi. </strong></p>
<p><strong>En Değerli Hediye: Zaman </strong></p>
<p><strong>Tüm bu ışıltılı paketlerin, teknolojik oyuncakların ve şık aksesuarların ötesinde, aslında hepimizin sahip olduğu ama paylaştıkça azalan en nadide hazine vakittir. Birine pahalı bir saat alabilirsiniz, ancak o saatin içindeki dakikaları birlikte geçirmedikçe o hediye sadece bir nesne olarak kalır. </strong></p>
<p><strong>En özgün hediye; sevdiğiniz birine ayırdığınız bölünmemiş dikkatiniz, göz göze gelerek yaptığınız samimi bir sohbet ve birlikte biriktirdiğiniz bir anıdır. Maddi olan her şey zamanla eskir, modası geçer veya kaybolur. Ancak birine cömertçe sunduğunuz zaman, onun hafızasında asla eskimeyecek bir yer edinir. </strong></p>
<p><strong>Yeni yıl gelirken, en güzel paketi kendinize ve sevdiklerinize ayıracağınız kaliteli zamanla süsleyin. Çünkü dünya üzerindeki hiçbir mağaza, içten bir gülümsemeyle paylaşılan o bir saatin yerini tutacak bir şey satamaz. </strong></p>
<p><strong>Tuğba Akın </strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Her Bitiş Yeni Bir Başlangıç.</title>
<link>https://fikirizleri.com/her-bitis-yeni-bir-baslangic</link>
<guid>https://fikirizleri.com/her-bitis-yeni-bir-baslangic</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694d73cde281e.webp" length="17688" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 20:27:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Akgün</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yılı daha uğurlarken, kendimize ne bırakıyoruz?</p>
<p>Yılın son günleri…</p>
<p>Takvim yaprakları sessizce düşerken, içimizde gürültülü sorular dolaşıyor.</p>
<p>Neyi başardık, neyi yarım bıraktık, kimleri kırdık, kimlerde kaldık?</p>
<p>Bir yıl bitiyor olsa da aslında sadece zaman değil; bazı hayaller eskidi, bazı acılar yoruldu, bazı umutlar ise hâlâ inatla ayakta.</p>
<p>Kimimiz sevdalardan ayrı düştü kimimiz sevdiklerini toprağa verdi.</p>
<p>Bu yüzdendir ki kimimiz kırık dökük, kimimiz isyankâr . </p>
<p>Yeni yıl dediğimiz şey sihirli bir kapı değil belki. İçinden geçince her şey düzelmiyor.</p>
<p>Ama her şeye rağmen bir duraktır…Soluklanmak için, yükleri yere bırakmak için,</p>
<p>“Ben elimden geleni yaptım” diyebilmek için kısacası yürek ve vicdan hesaplaşması için durduğumuz bir durak.</p>
<p>Bu yıl da öğrendik ki;</p>
<p>her gülüş samimi değil,</p>
<p>her vedanın sonu hüzün değil,</p>
<p>ve herkes bizim kadar derin düşünmüyor hayatı.</p>
<p>Öğrendik ki bazen gitmek cesaret,</p>
<p>kalmaksa alışkanlıkmış.</p>
<p>Ve en çok da kendimizi ihmal ettiğimizde yoruluyormuşuz.</p>
<p></p>
<p>Bu yüzden Yeni yıla girerken büyük sözler vermeyelim.</p>
<p>“Daha mutlu olacağım” demek yerine,</p>
<p>“Daha az kendimi harcayacağım” diyelim.</p>
<p></p>
<p>Yeni yıl;</p>
<p>daha az açıklama yaptığımız,</p>
<p>daha çok hissettiğimiz,</p>
<p>daha az beklediğimiz,</p>
<p>daha çok kendimiz olduğumuz bir yıl olsun.</p>
<p></p>
<p>Hoş geldin yeni yıl…</p>
<p>Bize kendimize iyi davranmayı, sevdiklerimize sarılmayı ama hepte ben ben dememeyi, iyi niyetimizi kullanmaya kalkanlardan uzakta durmamız gerektiğini arada unutursak kulağımıza fısılda.</p>
<p></p>
<p>Yeni yılda hepimizin Kalbi hafiflesin, yükümüz azalsın,</p>
<p>yolumuz da solumuz da netleşsin inşallah.</p>
<p>Sevgili gönül dostlarım;</p>
<p>Koca bir yılı birlikte bitirdik . Bana göstermiş olduğunuz saygınıza ,sevginize ve verdiğiniz tüm desteklere tüm kalbimle minnettarım. </p>
<p>Yeni yılda da</p>
<p>Sağlık,mutluluk, sevgi ve saygı dolu günlerimiz yine birlikte olsun. Kalın sağlıcakla. </p>
<p>MUTLU YILLAR ❤️</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KIZ BABASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/2572</link>
<guid>https://fikirizleri.com/2572</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694da936afd59.webp" length="49548" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 13:53:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Salih Kuvvetliışık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">"Evlenme çağına gelmiş iki genç görücü usulü diye adlandırdığımız tanışma usulü ile birbirlerini tanımış ve evlenme kararı almışlardı. Aile arasında yapılan söz kesme merasiminden sonra birbirlerini daha yakından tanıma dönemine geçilmişti. Bu zaman zarfında işler herkesin istediği gibi sonuçlanır ve evlenmeleri için olumsuz olabilecek herhangi bir şey olmadığına karar verirler ve evlenirler.</p>
<p style="text-align: justify;">İki aile için de zorlu geçecek düğün hazırlıkları başlamıştı. Aileler düğün hazırlıklarıyla ilginiyor, gençlerde ileri de hatıra olarak anacakları mutlu bir nişanlılık dönemi geçiriyorlardı. Düğün günü gelmiş, halaylar çekilmiş, takılar takılmış, pastalar kesilip yenmişti. Herkesin istediği gibi bir düğün ile dünya evine girmişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Son fotografların da çekilmesiyle genç çift bundan sonraki hayatlarını yaşayacakları evlerine uğurlanmıştı. Artık bir aile olmuş, iyi günde ve kötü günde birbirlerinin yanında olacaklarına dair yeminler etmişlerdi. İkisinin şekillendireceği bir hayata adımlarını atmışlardı. </p>
<p style="text-align: justify;">Yakın arkadaşlarının eşlik ettiği ufak bir konvoy ile evlerine gelen çiftimiz, sıcak yuvalarının kapısını açıp, kendi dünyalarına giriş yapmışlardı. Mutlulukları ikisininin gözlerinden de belliydi. Evlerine girip, kapıyı kilitlediler. Genç kadın ilk defa kocasının gözlerinde bu kadar mutlu bir ifade görüyordu ve "bir anlaşma yapalım mı?" diye sordu. "olur, ne anlaşmasıymış bu, söyle bakalım" diye karşılık vermiş genç adam. Genç kadın "bir hafta boyunca kapımızı kimseye açmayalım" diye bir öneride bulunmuş. Hiç ummadığı bu öneri karşısında ne diyeceğini bilemeyen genç adam öylece karısına baka kalmış. "hiç kimseye açmayalım, ailelerimiz gelse bile" diye eklemiş karısı. Konuşmanın sonunda kapıyı hiç kimseye açmamak şartıyla anlaşmışlar. </p>
<p style="text-align: justify;">Aradan bir kaç gün geçmiş ve kapının zili çalmış. İkisi de oturdukları yerden birbirlerine bakmışlar. Kalkıp, kapı deliğinden kimin geldiğine bakmışlar. Oğlanın anne ve babası gelmiş, kapının önünde açılmasını bekliyorlardı. "anlaşmamız var, kapı açılmayacak" diyen karısının sözüne itiraz etmeden kapıyı açmamışlar ve oturdukları yere geri dönmüşler. Aynı günün akşamı kapı zili tekrar çalmış. Yine aynı şekilde kapı deliğinden bakmışlar, bu sefer gelenler kadının anne ve babasıymış. Genç adam "anlaşmamızı hatırla, kapı açılmayacak" demiş. Genç kadın çok net bir şekilde "ben açmak zorundayım" demiş ve kocasının itiraz etmesine fırsat vermeden kapıyı açmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllarca süren evliliklerinde üç tane erkek çocukları olmuş,  dördüncü çocuklarının olmasına da günler kalmış. Sabırla beklenen günlerin sonucunda bir kız çocukları olmuş. Herkes de bir sevinç var ama babanın sevincinin tarifi mümkün değil. Hastane çalışanlarına hediyeler almış, tatlılar getirmiş, mahalleye kazanlar kurdurmuş yemekler pişirtmiş. Havai fişekler, maytaplar, sevincini tüm dünya ya duyurmak istemiş. Kadın bu duruma alınmaya başlar ve bir gün çeker kocasını bir kenara konuşur. "nedir senin bu halin, ne bu savurganlık, her hafta mahalleliyi doyuruyorsun, ben sana aslanlar gibi üç tane erkek evlat verdim hiçbirinde bu yaptıklarını yapmadın, el kapısına gidecek bir kız için mi bu kadar şey yapıyorsun" deyince, adam da yıllar önce yaşadığı hüznü karısının yüzüne bir tokat gibi söyleyiverir. "Hanım, gün gelecek o el kapısına gidecek kız açacak bana kapıyı".</p>
<p style="text-align: justify;">Yine bir hikayeyle başlayan yazımda kız ya da erkek farketmeksizin, koşulsuz bir şekilde sevdiğimiz ve değer verdiğimiz evlatlarımızı sevme şeklimizden bahsetmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç kimse çocukları arasında ayrım yapmak istemez ama onlardan bahsederken istemeden de olsa ayrım yaptıklarının farkına varamazlar. Kız evladı olan kişiler, onların naifliğinden, sevecenliğinden, özellikle babalarına olan hayranlıklarından bahsederken, erkek evladı olan kişiler de tam tersine onları yetiştirmenin ne kadar zor olduğunu, yaramazlıklarını ve hatta "evde canavar yetiştiriyoruz" gibi çok manasız bir sözle bahsederler.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar ne kadar yaramaz olsa da "canavar" diye bahsedilmeyi haketmiyorlar. Eğer sizler onlara bir canavarmış gibi yaklaşırsanız onlar gerçekten canavar olurlar. Birini korkunç bir şekilde anarsınız, diğerini "prensesim" diye seversiniz, sizce bu bir ayrım değil midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Daha çocukken onlara hitap etme şeklimizin, büyüdüklerinde karakterlerine yansıyacağının farkında olmalıyız. </p>
<p style="text-align: justify;">Bizler canavar yetiştirmeyelim, onlar da canavar olmasınlar. Evladın kızı erkeği olmaz.     </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HER TECRÜBE AYNI GÜCÜ VERMİYOR</title>
<link>https://fikirizleri.com/her-tecrube-ayni-gucu-vermiyor</link>
<guid>https://fikirizleri.com/her-tecrube-ayni-gucu-vermiyor</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0469f8203a0.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 01:04:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>SERÇİN ÇELİK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em><strong>Bir süre sonra baktım ki, inandıklarım ya da umutlandıklarım hayal ettiğim gibi gitmiyordu. Bazı şanssızlıklarla, bazı olumsuzluklarla karşılaşıyordum. Hayat bana dersini verse de her tecrübe aynı gücü vermiyordu. Bazı tecrübeler, umutsuzluğu getirir. İnanmazlığı getirir. Uzak kalmayı getirir. Artık çok umutlanacak bir şey yaşadığımda, dersimi aldım, buraya kadarmış, demek ki nasibim bu kadarmış diyerek kendimi geri çekiyorum. Bu durumda ben olumsuzluklar üzerinde düşünen ve buna inanan birine dönüşüyorum. Artık tedbirli umutlanıp, tedbirli inanmaya başlıyorum. Bu davranışımın doğru olmadığının farkındayım. Hayat bana bir şey yaşatıyorsa bir şeyi sonuna kadar savunuyorsam, o duyguyu sonuna kadar yaşıyorsam, aslında sonraki zamanda da sonuna kadar gitmem gerekir. Yani o duyguyu, o hevesi, yine aynı şekilde sonuna kadar götürmem gerekir. Ama yaşanmışlıklarımdan bunlar kırıldığı için yarım yamalak yapmaya başlıyorum. Bu yarım yamalak duygularım ve düşüncelerim beni daha çok yorup, umutsuzluğa itiyor. Çünkü hiçbir şeyi tam yapamıyorum. Tam yapmaya da korkuyorum. Bu yüzden de ikilemde kalmış oluyorum. Duygularımla tedbirli davranarak sonuna kadar güvenemez, sonuna kadar kapıyı açamaz oluyorum. Yaşadıklarımdan çoğu şeyi öğrenmişim, ama aynı güç bende kalmamış. Evet! yaşamışım, görmüşüm, öğrenmişim, belki tam öğrenememişim,  belki oralarda bile yarım kalmışım, ama o heves artık yok.</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: rgb(255, 255, 255);"><em><strong>Hevesi yaşarken bile yarım yaşıyorum. Kapıyı açarken bile yarım açıyorum. Severken bile yarım seviyorum. Çünkü hep şüphe var. Şüphe, belirsizlik olduğu için tahammülsüzlüğü de içinde barındırıyor. Şöyle söylerse giderim, böyle olursa yapamam gibi... Bu durum bazen kişiye ya da kendine zarar veriyorsa bir yerden sonra bırakmak doğru karardır. Burada da öngöremediğimiz için yine yanılma payımız olabiliyor. Benim gibi sonuna kadar giden insanlar bir zamandan sonra yarım düşünmeye, yarım hissetmeye başlıyor. Bir yere kadar inanıp, bir yerden sonra inanmayı bırakıp yarım yani tedbirli inanmaya başlıyor. Her şeyde böyle oluyor ve bunu sınırlı yaşıyor. </strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: rgb(255, 255, 255);"><em><strong></strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: rgb(255, 255, 255);"><em><strong>Kendimizi duygularla, yaşanmışlıklarla sınırlandırınca adı tecrübeler oluyor. Bu tecrübelerden bir kapıyı sonuna kadar da açsak, yarım da açsak aynı güç kendimizde bulunmuyor. Çünkü hem gücümüz değişti, hem de kendimiz. </strong></em><em><strong>Bir şeyi yarım bitirmek, sonuna kadar bitirmekten kötü olduğu için bedeli budur. Böyle bedeller tecrübenin güçsüzlüğünü doğurur.</strong></em></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gidemeyenler ve Kalamayanlar Derneği</title>
<link>https://fikirizleri.com/gidemeyenler-ve-kalamayanlar-dernegi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gidemeyenler-ve-kalamayanlar-dernegi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6947ffcd1e792.webp" length="50302" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 17:11:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sude Arslan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted"><strong>“Gidene mi zor, kalana mı?”</strong></p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted">Bu soru artık romantik bir cümle değil. Bir süredir insanların gecenin bir yerinde göğsüne çöken, cevabı olmayan bir ağırlık.</p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted">Çünkü gerçek şu: İkisi de aynı yerden kanıyor.</p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted">Bugün bu sorunun etrafında dolananlar derneğinin resmî olmayan ama kalabalık bir üyesi olarak yazıyorum. Yetkim yok, kürsüm yok. Ama içimde yıllardır kapanmayan bir tutanak var. Onu tutuyorum.</p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted">Şöyle bir teoriyle başlayayım: Devrim dediğimiz şey her zaman bağırarak gelmez. Bazen sessizce yer değiştirir. Kimsenin tam olarak gelemediği, ama kimsenin de gerçekten gidemediği bir yerde buluruz kendimizi. Ne giden gitmiş sayılır, ne kalan kalabilmiştir. Herkes kapının eşiğinde durur. Birbirine iyi niyetle bakılır, “sonra konuşuruz” denir. Sonra hiç gelmez.</p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted">Çünkü kapı bozuk. </p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted">Bunu en başta fark etmemek insanın kendine söylediği en zarif yalandır. Umut, tam kapı kolunu tuttuğunda elinde kalan o soğuk metal parçasıdır. Çevirirsin, döner. Bir şey çalışıyormuş gibi yapar ama hiçbir yere açılmaz. O an anlarsın: Bazı şeyler sırf sen vazgeçme diye, çalışıyormuş gibi davranır.</p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted">İçerisi hiçliktir. Ama öyle bağıran, karanlık bir hiçlik değil. Daha tehlikelisi: Sessiz, düzenli, alışılmış bir boşluk. İnsana “burada kalabilirsin” diyen türden. Bu sokakta çilingirin adresi yoktur. Belki de hiç olmamıştır. Belki kapıyı açacak birine hiç ihtiyaç yoktur; biz sadece kapalı kalmaya alışamamışızdır.</p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted">Asıl acı olan şu: İnsan bazen kapıyı değil, kapının ardında biri var sanma fikrini sever. Bir ses, bir hareket, bir ihtimal. O ihtimal yavaş yavaş sönünce, kapı hâlâ orada durur ama insan içerden çekilir.</p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted">O yüzden soruya geri dönelim.</p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted"><strong>Gidene mi zor, kalana mı?</strong></p>
<p _ngcontent-ng-c1291862450="" class="query-text-line ng-star-inserted">Belki de asıl zor olan, gidecek cesareti kendinde bulamayan bir kalışla, kalacak yeri kalmamış bir gidiş arasında askıda kalmaktır. Bu bir tercih değildir. Bu, kapı eşiğinde insanın kendini unuttuğu o uzun duraktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sessizliğin Ağırlığı</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessizligin-agirligi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessizligin-agirligi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6947fa9c6c735.webp" length="18866" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 16:49:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Hanne</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İçimde, boğazıma kadar batan düşüncelerin esiriyim; ayaklarımda yalancı sevgilere dolanmış prangalarla yürüyorum. Avuçlarımda kor bir alev taşıyorum ama yangını avuçlarımı değil, yüreğimi yakıyor. Her adımda biraz daha ağırlaşıyor içimdeki sessizlik. Sanki biri içimde yıllardır susturulan bir çocuğun feryadını taşıyor da ben o sesi duyamazlıktan geliyorum. Kaçtıkça daha çok yakalanıyorum kendime… Ve bazen en çok kendime yenik düşmek yoruyor beni. Bazen düşünüyorum… İnsan nasıl bu kadar yanıp da kül olmayabiliyor? Nasıl oluyor da kırıldıkça hâlâ ayakta kalmayı bir görev gibi taşıyor üzerinde? Sanki bir labirent kurmuşlar ruhuma; her dönüşümde yeni bir çıkmaz, her duruşumda yeni bir ağırlık karşılıyor beni. Düşüncelerimin kapısına kalın bir süngü çekiyorum. Bazen ben bile ulaşamıyorum. Kendi içimin kapılarında bekleyen bir yabancı gibiyim artık… Ne içeri girebiliyorum ne de çıkıp gidebiliyorum. Kendi sesime bile mesafe koyduğum anlar oluyor. Düşüncelerim beni duymasın diye sessizce nefes alıyorum sanki. İnsan bazen kendinden bile saklanmak ister mi? İstermiş… Çünkü en zor yüzleşme, insanın kendi kırıklarını görmesidir. Ben de o kırıkları her gördüğümde içimde bir yer biraz daha sızlıyor. Ve ben, o sızıya alışıyormuş gibi yaparak yaşamaya devam ediyorum. Her gece şefkatli bir anne edasıyla örtüyorum tüm kırıklarımın üzerini. Beni ben yapan tüm acılarıma büyük bir minnet duyarak.">İçimde, boğazıma kadar batan düşüncelerin esiri; ayaklarımda yalancı sevgilere dolanmış prangalarla yürüyorum. Avuçlarımda kor bir alev taşıyorum ama yangını avuçlarımı değil, yüreğimi yakıyor. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İçimde, boğazıma kadar batan düşüncelerin esiriyim; ayaklarımda yalancı sevgilere dolanmış prangalarla yürüyorum. Avuçlarımda kor bir alev taşıyorum ama yangını avuçlarımı değil, yüreğimi yakıyor. Her adımda biraz daha ağırlaşıyor içimdeki sessizlik. Sanki biri içimde yıllardır susturulan bir çocuğun feryadını taşıyor da ben o sesi duyamazlıktan geliyorum. Kaçtıkça daha çok yakalanıyorum kendime… Ve bazen en çok kendime yenik düşmek yoruyor beni. Bazen düşünüyorum… İnsan nasıl bu kadar yanıp da kül olmayabiliyor? Nasıl oluyor da kırıldıkça hâlâ ayakta kalmayı bir görev gibi taşıyor üzerinde? Sanki bir labirent kurmuşlar ruhuma; her dönüşümde yeni bir çıkmaz, her duruşumda yeni bir ağırlık karşılıyor beni. Düşüncelerimin kapısına kalın bir süngü çekiyorum. Bazen ben bile ulaşamıyorum. Kendi içimin kapılarında bekleyen bir yabancı gibiyim artık… Ne içeri girebiliyorum ne de çıkıp gidebiliyorum. Kendi sesime bile mesafe koyduğum anlar oluyor. Düşüncelerim beni duymasın diye sessizce nefes alıyorum sanki. İnsan bazen kendinden bile saklanmak ister mi? İstermiş… Çünkü en zor yüzleşme, insanın kendi kırıklarını görmesidir. Ben de o kırıkları her gördüğümde içimde bir yer biraz daha sızlıyor. Ve ben, o sızıya alışıyormuş gibi yaparak yaşamaya devam ediyorum. Her gece şefkatli bir anne edasıyla örtüyorum tüm kırıklarımın üzerini. Beni ben yapan tüm acılarıma büyük bir minnet duyarak.">Her adımda biraz daha ağırlaşıyor içimdeki sessizlik. Sanki biri içimde yıllardır susturulan bir çocuğun feryadını taşıyor da ben o sesi duymazlıktan geliyorum. Kaçtıkça daha çok yakalanıyorum kendime…  Bazen en çok kendime yenik düşmek yoruyor beni. Ve bazen düşünüyorum… İnsan nasıl bu kadar yanıp da kül olmayabiliyor? </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İçimde, boğazıma kadar batan düşüncelerin esiriyim; ayaklarımda yalancı sevgilere dolanmış prangalarla yürüyorum. Avuçlarımda kor bir alev taşıyorum ama yangını avuçlarımı değil, yüreğimi yakıyor. Her adımda biraz daha ağırlaşıyor içimdeki sessizlik. Sanki biri içimde yıllardır susturulan bir çocuğun feryadını taşıyor da ben o sesi duyamazlıktan geliyorum. Kaçtıkça daha çok yakalanıyorum kendime… Ve bazen en çok kendime yenik düşmek yoruyor beni. Bazen düşünüyorum… İnsan nasıl bu kadar yanıp da kül olmayabiliyor? Nasıl oluyor da kırıldıkça hâlâ ayakta kalmayı bir görev gibi taşıyor üzerinde? Sanki bir labirent kurmuşlar ruhuma; her dönüşümde yeni bir çıkmaz, her duruşumda yeni bir ağırlık karşılıyor beni. Düşüncelerimin kapısına kalın bir süngü çekiyorum. Bazen ben bile ulaşamıyorum. Kendi içimin kapılarında bekleyen bir yabancı gibiyim artık… Ne içeri girebiliyorum ne de çıkıp gidebiliyorum. Kendi sesime bile mesafe koyduğum anlar oluyor. Düşüncelerim beni duymasın diye sessizce nefes alıyorum sanki. İnsan bazen kendinden bile saklanmak ister mi? İstermiş… Çünkü en zor yüzleşme, insanın kendi kırıklarını görmesidir. Ben de o kırıkları her gördüğümde içimde bir yer biraz daha sızlıyor. Ve ben, o sızıya alışıyormuş gibi yaparak yaşamaya devam ediyorum. Her gece şefkatli bir anne edasıyla örtüyorum tüm kırıklarımın üzerini. Beni ben yapan tüm acılarıma büyük bir minnet duyarak.">Nasıl oluyor da kırıldıkça hâlâ ayakta kalmayı bir görev gibi taşıyor üzerinde? </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İçimde, boğazıma kadar batan düşüncelerin esiriyim; ayaklarımda yalancı sevgilere dolanmış prangalarla yürüyorum. Avuçlarımda kor bir alev taşıyorum ama yangını avuçlarımı değil, yüreğimi yakıyor. Her adımda biraz daha ağırlaşıyor içimdeki sessizlik. Sanki biri içimde yıllardır susturulan bir çocuğun feryadını taşıyor da ben o sesi duyamazlıktan geliyorum. Kaçtıkça daha çok yakalanıyorum kendime… Ve bazen en çok kendime yenik düşmek yoruyor beni. Bazen düşünüyorum… İnsan nasıl bu kadar yanıp da kül olmayabiliyor? Nasıl oluyor da kırıldıkça hâlâ ayakta kalmayı bir görev gibi taşıyor üzerinde? Sanki bir labirent kurmuşlar ruhuma; her dönüşümde yeni bir çıkmaz, her duruşumda yeni bir ağırlık karşılıyor beni. Düşüncelerimin kapısına kalın bir süngü çekiyorum. Bazen ben bile ulaşamıyorum. Kendi içimin kapılarında bekleyen bir yabancı gibiyim artık… Ne içeri girebiliyorum ne de çıkıp gidebiliyorum. Kendi sesime bile mesafe koyduğum anlar oluyor. Düşüncelerim beni duymasın diye sessizce nefes alıyorum sanki. İnsan bazen kendinden bile saklanmak ister mi? İstermiş… Çünkü en zor yüzleşme, insanın kendi kırıklarını görmesidir. Ben de o kırıkları her gördüğümde içimde bir yer biraz daha sızlıyor. Ve ben, o sızıya alışıyormuş gibi yaparak yaşamaya devam ediyorum. Her gece şefkatli bir anne edasıyla örtüyorum tüm kırıklarımın üzerini. Beni ben yapan tüm acılarıma büyük bir minnet duyarak.">Sanki bir labirent kurmuşlar ruhuma; her dönüşümde yeni bir çıkmaz, her duruşumda yeni bir ağırlık karşılıyor beni. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İçimde, boğazıma kadar batan düşüncelerin esiriyim; ayaklarımda yalancı sevgilere dolanmış prangalarla yürüyorum. Avuçlarımda kor bir alev taşıyorum ama yangını avuçlarımı değil, yüreğimi yakıyor. Her adımda biraz daha ağırlaşıyor içimdeki sessizlik. Sanki biri içimde yıllardır susturulan bir çocuğun feryadını taşıyor da ben o sesi duyamazlıktan geliyorum. Kaçtıkça daha çok yakalanıyorum kendime… Ve bazen en çok kendime yenik düşmek yoruyor beni. Bazen düşünüyorum… İnsan nasıl bu kadar yanıp da kül olmayabiliyor? Nasıl oluyor da kırıldıkça hâlâ ayakta kalmayı bir görev gibi taşıyor üzerinde? Sanki bir labirent kurmuşlar ruhuma; her dönüşümde yeni bir çıkmaz, her duruşumda yeni bir ağırlık karşılıyor beni. Düşüncelerimin kapısına kalın bir süngü çekiyorum. Bazen ben bile ulaşamıyorum. Kendi içimin kapılarında bekleyen bir yabancı gibiyim artık… Ne içeri girebiliyorum ne de çıkıp gidebiliyorum. Kendi sesime bile mesafe koyduğum anlar oluyor. Düşüncelerim beni duymasın diye sessizce nefes alıyorum sanki. İnsan bazen kendinden bile saklanmak ister mi? İstermiş… Çünkü en zor yüzleşme, insanın kendi kırıklarını görmesidir. Ben de o kırıkları her gördüğümde içimde bir yer biraz daha sızlıyor. Ve ben, o sızıya alışıyormuş gibi yaparak yaşamaya devam ediyorum. Her gece şefkatli bir anne edasıyla örtüyorum tüm kırıklarımın üzerini. Beni ben yapan tüm acılarıma büyük bir minnet duyarak.">Düşüncelerimin kapısına kalın bir süngü çekiyorum. Bazen ben bile ulaşamıyorum. Kendi içimin kapılarında bekleyen bir yabancı gibiyim artık… Ne içeri girebiliyorum ne de çıkıp gidebiliyorum.</a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İçimde, boğazıma kadar batan düşüncelerin esiriyim; ayaklarımda yalancı sevgilere dolanmış prangalarla yürüyorum. Avuçlarımda kor bir alev taşıyorum ama yangını avuçlarımı değil, yüreğimi yakıyor. Her adımda biraz daha ağırlaşıyor içimdeki sessizlik. Sanki biri içimde yıllardır susturulan bir çocuğun feryadını taşıyor da ben o sesi duyamazlıktan geliyorum. Kaçtıkça daha çok yakalanıyorum kendime… Ve bazen en çok kendime yenik düşmek yoruyor beni. Bazen düşünüyorum… İnsan nasıl bu kadar yanıp da kül olmayabiliyor? Nasıl oluyor da kırıldıkça hâlâ ayakta kalmayı bir görev gibi taşıyor üzerinde? Sanki bir labirent kurmuşlar ruhuma; her dönüşümde yeni bir çıkmaz, her duruşumda yeni bir ağırlık karşılıyor beni. Düşüncelerimin kapısına kalın bir süngü çekiyorum. Bazen ben bile ulaşamıyorum. Kendi içimin kapılarında bekleyen bir yabancı gibiyim artık… Ne içeri girebiliyorum ne de çıkıp gidebiliyorum. Kendi sesime bile mesafe koyduğum anlar oluyor. Düşüncelerim beni duymasın diye sessizce nefes alıyorum sanki. İnsan bazen kendinden bile saklanmak ister mi? İstermiş… Çünkü en zor yüzleşme, insanın kendi kırıklarını görmesidir. Ben de o kırıkları her gördüğümde içimde bir yer biraz daha sızlıyor. Ve ben, o sızıya alışıyormuş gibi yaparak yaşamaya devam ediyorum. Her gece şefkatli bir anne edasıyla örtüyorum tüm kırıklarımın üzerini. Beni ben yapan tüm acılarıma büyük bir minnet duyarak."> Kendi sesime bile mesafe koyduğum anlar oluyor. Düşüncelerim beni duymasın diye sessizce nefes alıyorum sanki. İnsan bazen kendinden bile saklanmak ister mi? İstermiş… Çünkü en zor yüzleşme, insanın kendi kırıklarını görmesidir. Ben de o kırıkları her gördüğümde içimde bir yer biraz daha sızlıyor. Ve ben, o sızıya alışıyormuş gibi yaparak yaşamaya devam ediyorum. </a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/İçimde, boğazıma kadar batan düşüncelerin esiriyim; ayaklarımda yalancı sevgilere dolanmış prangalarla yürüyorum. Avuçlarımda kor bir alev taşıyorum ama yangını avuçlarımı değil, yüreğimi yakıyor. Her adımda biraz daha ağırlaşıyor içimdeki sessizlik. Sanki biri içimde yıllardır susturulan bir çocuğun feryadını taşıyor da ben o sesi duyamazlıktan geliyorum. Kaçtıkça daha çok yakalanıyorum kendime… Ve bazen en çok kendime yenik düşmek yoruyor beni. Bazen düşünüyorum… İnsan nasıl bu kadar yanıp da kül olmayabiliyor? Nasıl oluyor da kırıldıkça hâlâ ayakta kalmayı bir görev gibi taşıyor üzerinde? Sanki bir labirent kurmuşlar ruhuma; her dönüşümde yeni bir çıkmaz, her duruşumda yeni bir ağırlık karşılıyor beni. Düşüncelerimin kapısına kalın bir süngü çekiyorum. Bazen ben bile ulaşamıyorum. Kendi içimin kapılarında bekleyen bir yabancı gibiyim artık… Ne içeri girebiliyorum ne de çıkıp gidebiliyorum. Kendi sesime bile mesafe koyduğum anlar oluyor. Düşüncelerim beni duymasın diye sessizce nefes alıyorum sanki. İnsan bazen kendinden bile saklanmak ister mi? İstermiş… Çünkü en zor yüzleşme, insanın kendi kırıklarını görmesidir. Ben de o kırıkları her gördüğümde içimde bir yer biraz daha sızlıyor. Ve ben, o sızıya alışıyormuş gibi yaparak yaşamaya devam ediyorum. Her gece şefkatli bir anne edasıyla örtüyorum tüm kırıklarımın üzerini. Beni ben yapan tüm acılarıma büyük bir minnet duyarak.">Her gece şefkatli bir anne edasıyla örtüyorum tüm kırıklarımın üzerini. Beni ben yapan tüm acılarıma büyük bir minnet duyarak.</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>21 ARALIK _EN UZUN GECE</title>
<link>https://fikirizleri.com/21-aralik-_en-uzun-gece</link>
<guid>https://fikirizleri.com/21-aralik-_en-uzun-gece</guid>
<description><![CDATA[ En uzun geceleri yaşadığında, sabaha en yakın olduğu andadır aslında. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6946d41fc22e9.webp" length="118528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 19:47:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAĞMUR KOKUSUNA AŞIK</title>
<link>https://fikirizleri.com/yagmur-kokusuna-asik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yagmur-kokusuna-asik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_69451516e782a.webp" length="58266" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 12:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ceyhan Han Ataç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üzerinde kırmızı bir kazak vardı</strong><br><strong>Ve üstten toplanmıştı dalgalı kısa saçları</strong><br><strong>Adam O’nu görmüş ve gidene dek sessizce izlemişti</strong><br><strong>Yağmur yeni dinmişti ve yerler halâ ıslaktı</strong><br><strong>Yazılabilecek bir şeyler aradı adam kaleminin ceplerinde</strong><br><strong>Mutlaka bir şeyler olmalıydı</strong><br><strong>Bir süre düşündü durdu O gittikten sonra</strong><br><strong>Yine de o an için yazacak fazla bir şey bulamadı</strong><br><strong>Ama emin olduğu tek bir şey vardı</strong><br><strong>Bundan sonra yağacak her yağmur</strong><br><strong>Adama O’nu hatırlacaktı</strong><br><strong>Belki de bu sebepten yağmur kokusuna aşık olacaktı</strong></p>
<p></p>
<p><strong>CEYHAN HAN ATAÇ</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İHANET</title>
<link>https://fikirizleri.com/ihanet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ihanet</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_69451431d4348.webp" length="30734" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 12:00:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>İpek Tor</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>O, bana ihanet etti. Sonra da, yıktığı dünyamı terk etti. Ne onu affetmem için fırsat verdi, ne de hesap sormama müsade etti. Şimdi onu karşımda görsem, aşkıma yenilip boynuna mı sarılırım, yoksa öfkeme sarılıp yakasına mı yapışırım bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var. Ben, tek bir insana karşı, bir çok duyguyu aynı anda hissetmekten çok yoruldum. Ona hala çok aşığım, onu çok özledim, ona karşı öfke doluyum. Size daha acısını söyleyeyim mi? Bütün bunların hiç biri, onun için hiç bir şey ifade etmiyor. Geriye bana, kalbimi tek başıma onarmak kalıyor. Siz hiç, aynı kişiye hem onu ne kadar çok sevdiğinizi, hem de ondan nefret ettiğinizi söylemek istediniz mi? Ben istedim. Saçmalamayın, tabi ki ondan nefret etmiyorum. Öfkem söyletiyor bunu bana. Peki siz, aynı insanı hem affetmek isteyip, hem ondan vazgeçmek isterdiniz mi? Ben istedim. Şimdi, karşıma çıkmaması için dua ediyorum. Çünkü yüzünü görürsem, dayanamam biliyorum.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güvenin Bedeli</title>
<link>https://fikirizleri.com/guvenin-bedeli</link>
<guid>https://fikirizleri.com/guvenin-bedeli</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 20:00:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords>#güveninbedeli #etikduruş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Özel sektör, çoğu zaman başarı, performans ve profesyonellik kavramlarıyla tanımlanır. Oysa bu yapının görünmeyen yüzünde; güç ilişkileri, kırılgan dengeler ve sessiz adaletsizlikler vardır. İnsan, bu sistemin içine iyi niyetle girdiğinde, en çok da güven duygusunu yanında taşır. Çoğu zaman yaşanan kırılma, güvenin karşılıksız kaldığını fark ettiğiniz o ilk sessizlikte başlar.</span>Bu süreçte aldığınız kararların temelinde, sağlıklı bir sorgulama karşılıklı güven ve kurumsal sorumluluk inancı vardır Ancak zamanla anlarsını'ki özel sektörde güven bireysel bir erdemdir; kurumsal bir garanti değildir. En sağlam görünen yapılarda bile tek bir kişinin yön değiştirmesi, tüm dengeleri altüst etmeye yetebilmektedir. Bir insanın sırtını dönmesi, bazen bir sistemin tamamının sessiz onayına dönüşür.</p>
<p><span>Yönetsel gücün net çizgilerle tanımlanmadığı, belirsizliğin hâkim olduğu kaotik ortamlarda, olan çoğu zaman en fazla sorumluluk alanlara olur. Çünkü bu tür yapılarda haklı olmak değil, görünmez kalabilmek korunur. İyi niyet, güçle desteklenmediğinde; yük, hatta tehdit olarak algılanır. Ve sistem, kendisini rahatsız eden sesi dışarıda bırakmayı tercih eder.</span></p>
<p><span>Bu tür bir dışlanmada,İnsan, kendini kullanılmış, yüzüstü bırakılmış ve değersizleştirilmiş hisseder. Asıl acı olan ise, yaşananın açık bir haksızlık olarak adlandırılmaması; bunun yerine sürecin olağan bir sonuç gibi sunulmasıdır. Böylece birey, yalnızca işini değil; inandığı değerleri de sorgulamaya başlar.</span></p>
<p><span>Bu noktada ister istemez şu soru belirir:</span></p>
<p><span>Neden iyi insanlar, hâlâ güç ve ego savaşlarının ortasında kalmaya devam ediyor?</span></p>
<p><span>Neden bedel, çoğu zaman etik duruşu olanlara ödettiriliyor?</span></p>
<p>Bunun cevabı basittir ama acıdır: Çünkü özel sektörde güç, çoğu zaman değerle değil; kontrol edilebilirlikle ölçülür. Vicdan, kısa vadede sistem için risk olarak görülür.</p>
<p><span>Yaşanan bu acı; Bir kayıptan çok bir eşik değişimini işaret eder.Bu, karanlıkta kalmış bir son değil; bilinçli bir uyanışın başlangıcıdır. İnsan bazen tam da güvendiği yerden yara alarak, güveni nereye ve kime vermesi gerektiğini çok iyi öğrenir. Bu, masumiyetin değil; farkındalığın bedelidir.</span></p>
<p><span>Bugün geriye dönüp baktığımda şunu söyleyebiliyorum:</span></p>
<p><span>Bazı kapılar vardır size hiç kapanmaz, Ve bazen bu dışarıda kalışınız, içeride kaybolmaktan çok daha hayırlıdır. Yaşanan adaletsizlik, insanı küçültmez; aksine onu, kendi değerini yeniden tanımlamaya açılan kapılar içinde yeniden farkeder. </span></p>
<p>Belki de bu yüzden, karanlıktan sonra gelen güneş her zaman daha yakıcıdır. Çünkü artık insan, ışığı başkalarının onayında değil; kendi sınırlarının ardında bulur,Ve ona görünmez bir tevekkül inancının güneşini sunar.<br><span></span></p>
<p>Selam olsun Erdemli ve Tevekkül inancında,kalabilenlere...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KIŞ GÜNDÖNÜMÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/O%C4%9ELAK-BURCU-SEZONU</link>
<guid>https://fikirizleri.com/O%C4%9ELAK-BURCU-SEZONU</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6943a3a154360.webp" length="13118" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:54:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="text-decoration: underline;"><strong>ARALIK 2025-OCAK 2026 OĞLAK DÖNEMİ</strong></span></em><br><em><strong>Merhaba arkadaşlar yepyeni başlangıçlara adım attığımız 2026 Senesinin dönüm noktasındayız.</strong></em><br><em><strong><span style="text-decoration: underline;">21 ARALIK-20 OCAK </span>Tarihleri arasında Güneş Oğlak burcuna geçerek eski dönemle vedalaşıp yeni astrolojik dönemin yani Sıfırlama/Serbest Bırakma dönemi olan KIŞ GÜNDÖNÜMÜNE MERHABA diyoruz. </strong></em><br><em><strong>Kış/Yaz Gündönümleri yaşam döngülerini yansıtır.Yılın En Uzun gecesinde gerçekleşen Kış</strong></em><br><em><strong>Gündönümü bitiş,yıkımı simgelerken aynı zamanda Umudu,inancı,hayata dönüşü de yansıtır.Kış gündönümünden sonraki günler tekrar uzamaya başlar İlkbahar ve Yazın güçlü ışığının tekrar geleceğine dair inancımız vardır.Biliriz her kışın ardı ilk bahar </strong></em><br><em><strong>Kış gündönümü Özünde Oğlak zaman kavramıyla bağlantılıdır.2026 Senesiyle beraber zaman bizler için daha hızlı akmaya başlarken Unutmamamız gereken şey;</strong></em><br><em><strong> Korku gelecekte! Utanç/pişmanlık/öfke geçmişte yaşar!Ne geçmişe öfke duy ne de geleceğe karşı zırhını kuşan!Elinde olan ŞU AN'ın için Yaradana Teşekkür etmeye devam et çünkü Elimizde olan Şu AN da neyi konuşursan hayatına Onu çekersin.Unutma Sen düşüncelerin değilsin. Onları izleyen farkındalıksın ve farkındalık muazzam bir güçtür!!!</strong></em><br><em><strong><span style="text-decoration: underline;">21 ARALIK-31 ARALIK </span>Tarihleri arasında Venüs/Merkür'ün Balık Burcundaki Saturn/Neptün ile zorlu açıları biraz nostalji birazda kafa karışıklığı getirebilir.Uzun süre kaldığın bir yerden evine dönerken son kontrol olarak düşün Evine yol almadan,Alanı terketmeden önce sana ait bişey kalmaması için yaptığın son kontrol.</strong></em><br><em><strong>2024 Yılının sonundan bu yana 2026 da tamamen evine dönmüş olacağın bir geçiş süreci.</strong></em><br><strong>24 ARALIK</strong><em><strong> itibariyle Venüs/Mars ve Oğlak Burcundaki Güneşin muhteşem buluşması yeni,başarılı hayatımızda çok uzun yıllar devam edecek güzelliklerin temeline zemin hazırlıyor.</strong></em><br><em><strong><span style="text-decoration: underline;">24 ARALIK-16 OCAK</span> Arasında aktif olan bu muhteşem nadir kavuşumu hayatınızda var olmasını istediğiniz kişi/durum/olaylar için dikkate alın.</strong></em><br><em><strong><span style="text-decoration: underline;">3 OCAK YENGEÇ DOLUNAYI i</span>le <span style="text-decoration: underline;">18 OCAK OĞLAK YENİ AYI</span>nda konu kişilerle ilgili fragmanları yaşayabilirsiniz.</strong></em><br><em><strong><span style="text-decoration: underline;">17 OCAK-20 OCAK </span>Tarihleri arasında bugüne kadar öğrendiklerimiz,farkettiklerimizle bir çok şeyin üstünü çizip,eleyip artık bilinçli olarak istediklerimiz hayal ettiklerimizi hayatımızda olması gerekenleri yüceltebiliriz.</strong></em><br><em><strong>Kış gündönümü yeni bir döngünün başlangıcını karşılarken ARINMA için mükemmel zaman ayıca İleriye dair niyetler belirlerkende Sıfırlama için güçlü zamandır.</strong></em><br><em><strong>Gökyüzüne ve kendine sorun</strong></em><br><em><strong>KIŞ GÜNDÖNÜMÜNDE HAYATIMIN DAHA GÜZEL OLMASI İÇİN NE MÜMKÜN</strong></em><br><em><strong>EN GÜZELE EMANET OL</strong></em><br><em><strong>SEVGİLER</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MODERN YOKSUNLUK</title>
<link>https://fikirizleri.com/modern-yoksunluk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/modern-yoksunluk</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6942c1ffb598a.webp" length="30722" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 17:45:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, yazmak, yaşamak, modern, modernlik, modern insan, insan, devir, çağ, moda, vitrin, popüler, viral, devrim, şükür</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Ne yaparsak yapalım, neyi yaşarsak yaşayalım, içimizde hep bir “<em>acaba yeterli mi?</em>” kalıyor. Hayatın tam ortasında durup geriye baktığımızda eksik bir şey varmış gibi hissetmemiz tesadüf değil; bu, artık bu çağın bize öğrettiği bir refleks. Sahip olduklarımızdan çok sahip olamadıklarımıza odaklanan, <strong>yaşadıklarını değil kaçırdıklarını büyüten bir ruh hâliyle yaşıyoruz.</strong> Üstelik bu eksiklik artık büyük trajedilerden değil, son derece gündelik karşılaştırmalardan besleniyor. Çeşme’ye gidip Bodrum’a gidemediği için, iyi bir restoranda yemek yiyip “daha popüler” olana gidemediği için, <strong>doğru ayakkabıyı giydiği hâlde yanlış logoya sahip olduğu için kendini yoksun hisseden</strong> bir insan profili var karşımızda. Bu, sadece bireysel bir huzursuzluk değil; <strong>toplu bir memnuniyetsizlik salgını gibi.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Modern insanın derdi artık açlık, barınma ya da güvenlik değil. Bunlar geride kaldı. Modern insanın derdi, “<em>daha iyisi mümkünken neden ben değil?</em>” sorusu. Sosyal medyada beş dakikalık bir gezinti, bu soruyu yüzümüze tokat gibi çarpmaya yetiyor maalesef. Birinin cildi bizimkinden pürüzsüz, birinin tatili bizimkinden güneşli, birinin ilişkisi bizimkinden daha sağlıklı ve estetik görünüyor. Gerçeklikten kopuk ama son derece ikna edici bir vitrin bu. Ve <strong>biz, vitrindeki ürün olamadığımız her an, kendimizi defolu sanıp buna dertleniyoruz.</strong> Hepimizin sanki altında arabası, oturduğu evin tapusu ve kusursuz bir sağlığı varmış gibi bir de bunlar çıktı…</span></p>
<p dir="ltr"><span>Üstelik bu <em>eksiklik hissi</em>, çoğu zaman gerçekten yoksun olduğumuz şeylerle ilgili de değil. Birçok insan temel ihtiyaçlarını karşılayabildiği hâlde, ruhsal olarak dibe vurmuş durumda. Çünkü ölçütlerimiz değişti. <strong>Yetmek fiili sözlükten silindi</strong>; yetinmek ise neredeyse bir ayıp hâline geldi. <strong>“Elindekine şükret” cümlesi, derin bir bilgelikten çok, yaşlı bir akrabanın demode nasihati gibi algılanıyor artık.</strong> Oysa problem tam da burada başlıyor: Şükür, içi boş bir teselli değil; sınır çizen bir akıl hâlidir. Sınır çizemeyen arzu ise insanı sürekli daha derine çeker. <strong>Elindekinin kıymetini bilemeyen insanoğlu için ellerin malı mülkü kıymete binmeye başlıyor…</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Teknolojiyle, hızla ve konforla birlikte insanlığın mutlu olacağına dair büyük bir vaatte yaşadık. Belki bir gün ışınlanacağız, belki arabalarımızdan da önce biz uçacağız, belki Mars’ta koloni kuracağız. Hepsi bu yerkürede mümkün. Ama şu ana kadar, “<em>hayatımda yapacak hiçbir şey kalmadı, her şey tamam</em>” diyerek huzurla çekip giden tek bir insan gösterilemiyor. Çünkü insanın arzusu, imkânlarla doğru orantılı büyüyor. <strong>Elimiz genişledikçe, içimiz daralıyor.</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span>Belki de çözüm, hep “daha fazlası”nı istemek değil; “yeter” diyebilmeyi öğrenmektedir. <strong>Sabır ve şükür, kulağa pasif kavramlar gibi gelse de, aslında en radikal direniş biçimleridir.</strong> <strong>Sürekli daha iyisini dayatan bu dünyada, elindekinin kıymetini bilmek devrimci bir tavırdır.</strong> Çünkü insan, <strong>şükretmediği her şeyin esiri olur</strong>; sabretmediği her süreçte kendini tüketir.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Günün sonunda şunu kabul etmek zorundayız: Bu dünyadan tam anlamıyla tatmin olmuş bir insan çıkmayacak. Ama bu, hayatın anlamsız olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, anlam tam da burada saklı: Her şeye sahip olamayacağımızı bilerek yaşamayı seçtiğimiz anda. Aksi hâlde, hep bir sonraki durağı hayal ederken, bulunduğumuz yerde hayatın geçtiğini fark edemeyen o kalabalıklar arasına karışırız. <strong>Ve insanın başına gelebilecek en büyük yoksunluk: Sahip olduğu hayatı yaşayamayacak kadar meşgul ve kör olmaktır.</strong></span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İYİLİK</title>
<link>https://fikirizleri.com/iyilik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/iyilik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e17f33093cd.webp" length="15628" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 10:46:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Sunar Özcan</dc:creator>
<media:keywords>yazar, edebiyat, deneme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İYİLİK</p>
<p>"Nasılsın teyze?" diye sordularında,</p>
<p>"Kimseye bir zararım yok,"  diye cevap veririrdi 98 yaşında hayata veda eden anneannem. "İyiyim," demek çok mu zordu da bu kadar uzun cümle kurardı diye düşünürdüm. Aslında üzerine ne çok şey konuşulacağını ise o öldükten sonra ya da ben daha da olgunlaştıktan sonra fark ettim.</p>
<p>İyilik yapmak üzerine sayısız dernekler ve kuruluşlar var. Üniversite öğrencilerini okutmak, kötü şartlaarda yaşayan insnaların yaşam koşullarını iyileştirmek, doğla afetler sebebiyle madur olanların ihtiyaçlarını gidermek ve tabii ki patili dostlarımıza barınak ve yiyecek sağlamak gibi ulvi amaçlara hizmet eden pek çok gönüllü var. İyilikte yarışmak çok güzel bir erdem elbette ama iyilik yapacak maddi ve fiziksel güce sahip olamayanların yapacağı şey de kimseye ya da hiçbir şeye zarar vermemek. Anneannemin üzerine düşünülecek cümlesinin altında yatan gerçek ise,</p>
<p>"Kimseye kötülük yapmıyorum," demek istemesi. Kötülük yapmamak iyilik yapmakla eşdeğer mi bilemem, ama kimseye zarar vermeden yaşamak da marifet. Kalp kırmadan geçirilen her gün, kârdan sayılmaz mı? Gülümseyerek de bir insan mutlu edilemez mi? Sosyal medyadaki bir paylaşıma oyduğunuz küçücük bir emoji karşı tarafı yüreğini okşamaz mı? Tek bir telefonla uzun zamandır görmediğniz birini mutlu etmek mümkün mü değil mi? Paranın açamayacağı kapıları vardır: Gönül kapısı gibi. Gönül kapılarınız hep açık olsun.</p>
<p>Sevgiyle kalın... </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BÜYÜK ŞEHİRDE KÜÇÜLMEK</title>
<link>https://fikirizleri.com/buyuk-sehirde-kuculmek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/buyuk-sehirde-kuculmek</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693eb6a600a85.webp" length="28122" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 15:59:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma Betül Öztürk</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, yazın, fikir, yazar, deneme, yazı, yazmak, yaşamak, yaşlanmak, memleket, büyük şehir, kasaba, taşınmak, yerleşmek, plan, kaçış, hayal, taşra, karadeniz, Ege</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><span>Memlekette tuhaf bir alışkanlık var:</span><span><br></span><span>Önce büyük şehre geliyoruz. Okumak için, iş bulmak için, “</span><strong><em>hayata karışmak</em></strong><span>” için…</span><span><br></span><span>İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e. Betonun, trafiğin, kalabalığın tam ortasına. Sonra yaşımız ilerliyor ve hem kendi ağzımızdan hem de çevremizden şu cümleleri duymaya başlıyoruz:   </span><span></span><strong>“<em>Emekli olunca her şeyi satıp Ege’ye yerleşeceğim.</em></strong><span><strong><em>”</em></strong> </span></p>
<p dir="ltr"><em><strong>“Burada yaşlanmak istemiyorum, uzaklara taşınacağım.”</strong></em></p>
<p dir="ltr"><em><strong>“İleride satıcam evi, arabayı; yerleşeceğim Rize’ye. Sabah çayımı toplayacağım, mis!” </strong></em></p>
<p dir="ltr"><span>Bunlar bir hayal değil artık; toplumsal bir refleks olmuş. Büyük şehirden kaçmak bir çeşit emeklilik hayali gibi… <em>Peki neden?</em></span></p>
<p dir="ltr"><span>Çünkü bir zamanlar “</span><em>Her yere plaza yapalım, fabrikayı da sıkıştıralım, AVM’yi de koyalım, üstüne bir de stadyum konduralım, trafik olsa da olur</em><span>” diye bir coşkumuz vardı. <strong>İstanbul’u büyütürken herkes çok hevesliydi.</strong> </span><span><br></span><span>Ne zaman ki nüfus patladı, trafik efsaneleşti, </span><strong>nefes almak için bile sıraya girilir hale geldi;</strong><span><br></span><span>işte o zaman başladı “</span><em>Ben emekliliğimi burada geçirmem</em><span>” planları.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Şehirlerden kaçmayı çok iyi biliyoruz ama <strong>şehirleri sevmeyi, onarmayı ve sahiplenmeyi bilmiyoruz</strong>. </span></p>
<p dir="ltr"><span>Sokağa çöp atıyoruz, Sonra da “<em>Bu şehir çok kirli</em>” diyoruz.</span><span><br></span><span>Klima dış ünitesi damlatıyor, Sonra “<em>Nem var nem!</em>” diye şikâyet ediyoruz.</span><span><br></span><span>Dört kişi aynı kaldırımda yürüyoruz, Sonra “<em>Kaldırımlar dar, bu şehirde yürünmüyor</em>” diye veryansın ediyoruz.</span></p>
<p dir="ltr"><span>O yüzden <strong>Ege hayali</strong> kurmadan önce,<strong> Karadeniz yaylasına kaçmadan</strong> önce, şu soruyu kendimize sormakta fayda var: </span><strong>Ben yaşadığım yeri gerçekten yaşanır kılmak için ne yaptım?</strong></p>
<p dir="ltr"><span>İstanbul’da milyonlarca balkon var mesela. Ama kaç tanesi gerçekten balkon? </span><span>Çoğu depo. Koli, eski sandalye, kırık ütü masası ve taşınma umudu saklanıyor içinde.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Ankara’da mahalleler var. Ama mahalle olmayı unutmuşlar. Kimse “<em>biz bu sokağı biraz yavaşlatalım</em>” demiyor. Herkes “<em>ilk fırsatta buradan gidelim</em>” diyor.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Mesela, bir mahallede üç kişi birleşip kaldırımdaki ağacı sulasa, bir sokak “biz burayı arabasız bölge yaptık” dese, birkaç apartman “çöplerimizi ayırıyoruz” kararı alsa, inanın <strong>şehrin ruhu değişir.</strong> Herkes kendi mahallesini biraz güzelleştirse, biraz korusa, biraz nefes verse… İstanbul da nefes alacak, Ankara da.</span></p>
<p dir="ltr"><span>Ama yok…</span></p>
<p dir="ltr"><span>Bizler çözüm üretmek yerine </span><strong>Google Earth’te şehir değiştiriyoruz</strong><span><strong>.</strong> Balkona iki saksı koymak zahmetli; ama “Ege’de bahçeli ev” hayali bedava. </span><b></b></p>
<p dir="ltr"><span>Bakın, hayalini kurduğumuz şehirler dünyanın öbür ucundaki egzotik, bambaşka kültürlerin şehirleri değil. <strong>Hepsi bizim şehirlerimiz.</strong> Aynı dili konuştuğumuz, aynı inançlara sahip olduğumuz, aynı tarihi paylaştığımız şehirler. <strong>Tek farkları İstanbul’a göre </strong></span><strong>daha az tahrip edilmiş olmaları</strong><span>, o kadar. Birinde deniz güzel, ötekinde çay. Birinde taş ev, ötekinde yayla… </span></p>
<p dir="ltr"><span>Karadeniz yaylaları romantik geliyor çünkü biz oralarda trafikle kavga etmiyoruz. Ege kasabaları huzurlu geliyor çünkü biz oralarda geçim derdi çekmiyoruz.<strong> </strong></span><strong>Oralar hep tatil modunda bizim için.</strong><span> Hayatın faturası, stresi, sorumluluğu şimdilik İstanbul’a bırakılmış durumda. </span></p>
<p dir="ltr"><em><strong>Büyük şehir yaşamak, küçük şehir yaşlanmak için sanki…</strong></em></p>
<p dir="ltr"><span>Ama lütfen şunu aklınızdan çıkarmayın: </span><strong>İstanbul’da oksijen var; sadece biraz tozun, biraz gürültünün, biraz da şikâyetin altında kalmış durumda…</strong></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hepimiz Aynı Üniformada Eşitsiziz</title>
<link>https://fikirizleri.com/hepimiz-ayni-uniformada-esitsiziz-2515</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hepimiz-ayni-uniformada-esitsiziz-2515</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693d9f1bf0372.webp" length="32960" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 13 Dec 2025 23:25:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Özlem Ok</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir salondayım. Herkes ne de güzel giyinmiş. Kusursuz takım elbiseler, gösterişli elbiseler, parlak ayakkabılar, titizlikle yapılmış makyajlar ve yüzlerde yapışıp kalmış o “her şey yolunda” gülüşü… Herkes “iyiyim” diyor. Herkes çok mutlu. Az önce kalbi kırılmamış, az önce eşiyle tartışmamış, az önce iftiraya uğramamış, kendini çirkin hissetmemiş gibi. Kimse narsist olduğunu düşünmüyor. Hiçbir maskenin ardında hüzün yokmuş gibi. Ama ey insanoğlu, ne kadar saklamaya çalışsan da bazı yaralar vardır; ne kabuk bağlar, ne de tamamen kanar. Hep oradadır. Sessizce, ağırlığıyla var olur.</p>
<p>İnsanlığın en büyük yanılgısı belki de fazla hissetmekte saklıdır. Fazlaca kalbi olan, fazlaca kulağı olan bir nesildik biz. Her şeyi derinlemesine duyduk, gördük, yaşadık. Bir acının kıyısından dönmeden bir başkasına çarptık. Her sabah, daha beter bir güne uyandık. Kaçmayı beceremiyorduk, durup bir şeyleri anlamlandırmayı da. Hayat üzerimize geldikçe, kendi içimize sığmaya çalıştık. Ama olmadı. Çünkü içimiz çoktan taşmıştı.</p>
<p>Hatta düşlerimiz bile bize düşman oldu. Rüyalarımız dövüyordu bizi, hayallerimizin gölgesi üzerimize çöküyordu. Kaçıncı kattaki gökyüzü taşıyamadı bizi? Sessiz ve umursamaz bir şekilde hangi laneti üzerimize aldık?</p>
<p>Zamanla anladık ki, insan hatırladıkça kayboluyor. Çünkü bir anıyı fazla düşündüğünüzde, o artık anı olmaktan çıkıyor. Sadece bir iz bırakmakla kalmıyor, varlığınızın merkezine yerleşiyor. Hatırlamak bazen unutmanın ilk adımıdır. Çok hatırlamak ise, o şeyin etkisini kaybettiriyor.</p>
<p>Ama ya tereddüt? O içimizde büyüyüp bizi küçülten kararsızlıklar? Tereddüt, her birimizin içinde yazılmamış bir roman gibi. Paragraflar boyunca kesinlik arıyoruz ama bulamıyoruz. Soru işaretleriyle dolu bir hikâyede, noktalama işaretlerini bile kendimizden çalıyoruz.</p>
<p>Bir zamanlar bizi eşit olduğumuza inandırmaya çalıştılar. “Hepiniz aynı üniformayı giyiyorsunuz, hepiniz eşitsiniz,” dediler. Oysa eşitlik, aynı kumaş parçasını sırtımıza geçirmekten ibaret olamazdı. Aynı kıyafetin içinde bile farklı yükler taşıyorduk. Kimimizin sırtında hayatın ağırlığı vardı, kimimizde sadece günü kurtarma telaşı. Kimimiz evdeki sessizlikle boğuluyordu, kimimiz bitmeyen bir gürültünün içinde eziliyordu. Daha çocukken bile biliriz aslında, eşit olmadığımızı. Ama oyunun bir parçası olmaya razı geliriz. Çünkü çocuklukta oyun, gerçeği örter.</p>
<p>Yetişkinlikteyse oyun biter ve herkes maskelerini çıkarır. İşte o zaman anlarsınız: Eşitlik bir yanılsama, denge ise ulaşılması zor bir arayıştır.</p>
<p>Şimdi her şeyin fazlasıyla dolup taştığı bir dünyadayız. Fazla bilgi, fazla korku, fazla anlam yükleme… Ama bütün bu fazlalıklara rağmen, derinlerde hep aynı eksiklikle yüzleşiyoruz. Duyulmamışlık, anlaşılmamışlık, eksik bırakılmış bir cümle gibi tamamlanamamışlık… Hayat, bize hep eksik bir şey sunuyor. Ve belki de bu yüzden, fazlalıklarımızla eksikliklerimizi doldurmaya çalışıyoruz.</p>
<p>Ama olmuyor. Fazla olan her şey, eksikliği daha da derinleştiriyor. Tıpkı fazla hatırlamanın unutmayı getirdiği gibi, fazla yüklenmek de bizi yalnızlaştırıyor. İnsan, en çok kendinden yoruluyor. Çünkü kendi içimizde ne eşitiz, ne dengeliyiz, ne de huzurluyuz. Tereddütlerimizle yaşıyoruz, pişmanlıklarımızla uyuyoruz, hayallerimizle dövüşüyoruz. Ve en sonunda, bir çığlık bırakıyoruz arkamızda.</p>
<p>Geçen gün Teoman’a sordular, “Annen sana çok düşkün, değil mi?” diye. O ise yalnız bir gülümsemeyle, “Annem bana değil, kendine düşkün,” dedi. Çünkü o da çocukluğundan vurulmuştu. Ve anladık ki herkes, bir şekilde çocukluğundan vurulur. Kimi sevilmeyerek, kimi sevilmekten ezilerek. Ama herkes, aynı yerden değil, aynı yara iziyle büyür.</p>
<p>Bu yüzden, bir salonda herkes “iyiyim” derken, bizler de bu maskeli balonun parçası olmaya devam ediyoruz. Çünkü insanoğlu, en çok kendiyle savaşıyor. Ve belki de en büyük yenilgisini kendine karşı alıyor.</p>
<p>Hayat, belki de yalnızca bu: Fazlalıklarımızın gölgesinde eksikliklerimizle baş etmeye çalışmak. Ama baş edemiyorsanız, durun. Çocuk yapacaksanız önce çocukluğunuzu büyütün. Çünkü büyümemiş bir çocukluğun yükü, kendi çocuğunuza devreder kendini. Ve o çocuk, sizin sustuğunuz çığlıkları miras alır.</p>
<p>Maskeleri düşürdüğümüzde belki de ilk kez göreceğiz: Eksik ama gerçek olan bir yüz, “iyiyim” demeye çalışmaktan çok daha güçlüdür.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İsrâf Konusuna Bu Minval&amp;apos;den Baktık mı Hiç?</title>
<link>https://fikirizleri.com/israf-konusuna-bu-minvalden-baktik-mi-hic</link>
<guid>https://fikirizleri.com/israf-konusuna-bu-minvalden-baktik-mi-hic</guid>
<description><![CDATA[ İsrâf ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693c66cd24485.webp" length="27430" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 22:02:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Sevgi&#039;de İsrâf</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İsrâf Konusuna Bu Minval'den Baktık mı Hiç?</p>
<p></p>
<p>İsrâf'ın sadece maddî olarak değil manevî olarak'ta bir karşılığı olduğunu hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Zaman,su,elektrik,enerji...</p>
<p>İmam-ı Gazali'nin "Dil Belası" adlı kitabında boş konuşmak,gereksiz sözcük kullanmak'ta belalara kapı aralayan günah ve kusurlardan sayılmıştır.Örneğin dedikodu ve gıybet kemiği olmayan dil'den kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Su,elektrik ve doğalgazı hatta motorini bile fazla fazla kullanırsan,bu maddî külfet ve sıkıntı doğurur.Yemek ve ekmeği yiyebileceği kadar pişirmeyip sofralarına yığan insanların çoğu yemek ve ekmeklerini çöp kutuları'nın içine veya özensizce,dağınık bir şekilde çöp konteynırları'nın yanında bıraktıklarını görmek'te ve duymaktayız.</p>
<p>Oysa özellikle Müslüman ülkelerde bunlara daha çok dikkat edilmelidir.İsrâf çok hassas bir konudur,sadece kutsal kitabımız'da değil,diğer semâvi dinler'de de yer almıştır.Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır:Nimet-i küfür açlık,kıtlık,yokluk ve türlü türlü felâket getirmiştir tarih boyunca bunun birçok örneğini görmek mümkündür.Evinin kıymetini bilmeyen evini,arabasının kıymetini bilmeyen arabasını,anne baba,eş ve evlatlarının kıymetini bilmeyen anne, baba, eş ve evlatlarını,sağlığın kıymetini bilmeyen psikolojik veya fiziksel sağlığını kaybeder.Ar'af suresi'nde Rabbimiz şöyle buyurmuştur:"Yiyiniz içiniz ancak israf etmeyiniz,zira Allah israf edenleri sevmez!."</p>
<p>İsrâf sadece su,elektrik,zaman,para ve sağlık'tan ibâret olmayan geniş kapsamlı bir kavram olarak'ta düşünülmelidir.</p>
<p>Sevgi manevî israfa en güzel örneklerden biridir.Aşırı dünya sevgisi kalbe ağırlık veren bir afet ve israf çeşididir.Sevilmeye değmeyen bir şeye,bir kimseye aşırı muhabbet duymak gibi.</p>
<p>Fazla merhamet maraz doğurduğu gibi aşırı sevgi de bir insanın gönlünü harap edebilir,zihnini gereksiz şeylerle meşgul ederek dağıtabilir,daha fazla karıştırabilir.Bu nedenle asıl önemli olan görev ve sorumlulukları'yla ilgilenmekten geri kalabilir.Boş şeylerle kafasını meşgul ederek en elzem olan seyleri kaçırabilir.Güya sevdiği,ölüp bittiği şeyler üzerinde düşünmekle geçirdiği o altından da kıymetli saatler de bir çeşit isrâftır.İsrâf haramdır ve her haramın da bir hesabı vardır.Allah bizleri kendisini sevmemiz ve yalnızca kendisine kulluk etmemizi emretmiştir.Sevgi Allah'ın kulunun kalbine yerleştirdiği en güzel ve en özel duygulardan biridir.Hz.Mevlanâ(kuddisse sırruhu):"Allah dışında neyi çok severseniz,Allah sizi en çok onunla imtihan eder ve bu çetin imtihanlar'da Allah'a tercih ettiklerinizi de zamanla kaybedersiniz."Sevgi varlığın özüdür, yaşama tutunma kaynağımızdır.Sevgisiz kalp ölü bir kalp'tir.Sadece insanı değil,doğayı; ağaçları,çicekleri,böcekleri,hayvanları da sevmemiz gerekir.Ancak hiçbir şeyi Allah'tan çok sevmememiz,onu gönlümüzde tabiri câizse;putlaştırmamamız gerekir.</p>
<p>İfrat ve tefrit'e kaçmadan herşeyi sevebiliriz.Ölçü ve ikâzlar net bir şekilde ortaya konulmuştur.</p>
<p>Sevgi hangi durumlarda kişiye zarar verir?</p>
<p>Zarar görmemek için ne yapmalıyım?</p>
<p>Sevgide israf, sevgiyi hak etmeyen kişilere gereğinden fazla vermek, sevgiyi değersizleştirmek ve karşılıksız bir şekilde harcamaktır; bu durum, kişiyi yıpratır, sevginin değerini düşürür ve Necip Fazıl'ın dediği gibi, "Kim ne kadar sevilmeye layıksa, onu o kadar sevmeli" düsturuna aykırıdır. İslam'da israf genel olarak yasaklanmış olup, sevgi bağlamında, kaynaklarınızı (duygusal enerji, zaman) değersiz şeylere harcamak olarak yorumlanabilir. </p>
<p></p>
<p>Sevgide İsrafın Belirtileri:</p>
<p>?Karşılıksız Sevgi: Tek taraflı, emeğe değmeyen ilişkilere duygusal yatırım yapmak.</p>
<p></p>
<p>?Değerini Bilmemek: Sevginizi hak etmeyen insanlara göstererek sevginin değerini düşürmek.</p>
<p></p>
<p>?Kendini Tüketmek: Sürekli fedakarlık yaparak ve üzülerek duygusal olarak tükenmek.</p>
<p>?Yanlış Kişilere Yönelmek: Sevgi dolu mesajları, jestleri ve iltifatları hak etmeyen kişilere yöneltmek.</p>
<p></p>
<p>Sevgide İsrafı Önlemek İçin Ne Yapmalıyım?</p>
<p>??Değerli Olduğunu Bil: Kendi sevginizin değerli olduğunu ve hak edenlere gösterilmesi gerektiğini unutmayın.</p>
<p></p>
<p>??Sınır Koyun: Sevginizi gösterirken belirli sınırlar belirleyin ve karşı tarafın da size aynı değeri vermesini bekleyin.</p>
<p></p>
<p>??Hak Edeni Sev: Necip Fazıl'ın dediği gibi, "Kim ne kadar sevilmeye layıksa, onu o kadar sev" ilkesini benimseyin.</p>
<p></p>
<p>??Kendinize Yatırım Yapın: Duygusal enerjinizi size iyi gelen, değer veren insanlara yönlendirin. </p>
<p>Kısacası, sevgide israf; hak etmeyenlere sevgi sunarak hem kendini hem de sevginin kendisini değersizleştirmektir.</p>
<p>O hâlde ne diyelim;Sevgi'de de israf'a kaçmayacağımız,sevdiğimize pişman olmadığımız güzel günlere kavuşmak niyâzıyla...</p>
<p>Sevgi,umut ve iyilik yoldaşın olsun sevgili okur.</p>
<p></p>
<p>~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eleştiriyorum&amp;3 Yalnızlar Bahçesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/elestiriyorum-3-yalnizlar-bahcesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/elestiriyorum-3-yalnizlar-bahcesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_692993402637b.webp" length="31988" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 17:57:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>sairlafi</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta fikirizleri.com yazarı sayın Agit Özdek’in Yalnızlar Bahçesi adlı yazını inceledim ve bu yazının bana hissettirdikleri hakkında bir yazı yazdım. Yazarımızı bu güzel yazı için yürekten kutluyorum. Saygılarımla...</p>
<p>Hikayenin girişi didaktik bir havada başlıyor ve oldukça net olarak bize vermek istediği mesajı iletiyor. Bakmak ve görmek arasındaki farkın izahı gayet başarılı olarak aktarılmış. Burada anlatıcının kullandığı ’bıkmak, usanmak’ gibi olumsuzluk içeren kelimeler yazının puslu bir havada ilerleyeceğinin ipuçlarını veriyor.</p>
<p>Anlatıcının eve gitme isteksizliğinin altında yatan neden hakkında ufakta olsa bir vurgu yapılsa; bu sayede okur karakterle daha kolay bağ kurabilir. Bir sarhoşun anlık verdiği bir karar mı yoksa mutsuz bir kocanın evden uzaklaşma isteksizliğimi. Bu tarz bir vurgunun sonrasında sarhoş karakterimizin alkol aldığı mekandan çıktıktan sonra karanlık blr sokağın köşesinee yaşadığı mide bulantısı ve sonrasını anlatan bir kısım eklenmesi girişi daha da güçlendirebilirdi.</p>
<p>‘Odanın penceresinden sızan ışıkların’ diye başlayan cümlenin bende yarattığı his bahçenin küçük olduğudur. Ya da görülebilen kısmının küçük olduğu. Burada açıklık olmaması bahçede duran ve oldukça büyük olarak tarif edilen ağacın bu bahçedeki varlığını sorgulamamıza neden oluyor.</p>
<p>Işığın gösterebildiği kadar olan mesafe çokta uzak olmasa gerek. Otele bu yakınlıkta bir ağacın anlatılmakta olan yıldızlarla bezeli gökyüzünün görülmesine engel olacağından yola çıkarak; anlatıcının blr hayal dünyasının içinde olduğunun ipuçlarını bu noktada anlamaya başlıyoruz. Bu oldukça buhran dolu ruh halinin sebebini merak ediyoruz. Ama buna dair beklentilerimiz maalesef karşılanmıyor.</p>
<p> İçinde bulunulan geçmişle hesaplaşma durumu bu bölümde akıcılık sağlıyor. Karakterimiz bir kaybeden olarak karşımıza çıkıyor. Kaybedişlerinin sonucu olarak içine düştüğü yalnızlık etkileyici. Ama yine yazarım soyut kavramlara ve betimlemelere olan düşkünlüğü nedeniyle aradığımız cevaplara ulaşmakta güçlük çekiyoruz. İçinde bulunduğu ruh hali son duraktan bir önceki gibi görünüyor. Bunu havada hafiften gezinen intihar kokusundan anlayabiliyoruz.</p>
<p>Anlatıcının heyecan duygusuna kapılma hissi ise hikayenin karamsar yapısı nedeniyle okuyucuya geçmiyor. Bundan sonra hikayenin uyku ile uyanıklık arasında ilerleyişi gayet başarılı. Sabah uyandıktan sonrası ise bu ana kadar yaşananların hepsinin yarı uykuyla geçen bir gece nöbetinin etkisiyle görülmüş sanrılar olduğu anlaşılıyor. Bu arada yapılan betimlemeler ve doğa tasvirlerinde ki başarılı yazım tekniği bizi sürükleyerek sona götürüyor. Hikaye olması gerektiği kadar sürüyor ve sona eriyor.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇÜRÜMENİN EŞİĞİNDE BİR ÜLKE YA DA YAŞAMA SEVİNCİNİN SÖNDÜĞÜ YER</title>
<link>https://fikirizleri.com/curumenin-esiginde-bir-ulke-ya-da-yasama-sevincinin-sondugu-yer</link>
<guid>https://fikirizleri.com/curumenin-esiginde-bir-ulke-ya-da-yasama-sevincinin-sondugu-yer</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693c241fc352e.webp" length="44332" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 17:18:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Yıldız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Son birkaç haftadır ardı ardına gelen intihar haberleri ülkenin ruhunda derin bir yarık açıyor. Artık sayı değil, yalnızca notlarda beliren tek bir ortak cümle kalıyor geriye, yaşama sevincim kalmadı. Bu söz bireysel bir çığlıktan çok, toplumsal bir çöküşün yankısı haline geldi. Çünkü bir toplumda yaşama sevinci ölüyorsa, orada ahlak, umut ve insani bağlar da sessizce toprağa karışıyordur. Otuz bir yaşındayım, tanıdığım ve karşılaştığım yüzler birikmiş bir albüm gibi zihnimde duruyor. Her birinde aynı kusur var, yalandan bir gülüş, içten içe çöken bir ağırlık, konuşurken bile titreyen bir belirsizlik. Bu ülke insanının yüzündeki gülümseme artık bir duygu değil, bir savunma mekanizması. Dostoyevski Yeraltından Notlar da kırk yaşından sonra yaşamak aptallıktır derken aslında bir çağın küflü damarına dokunuyordu. Bugünlerde bu cümle bir ironi değil, acı bir gerçeklik gibi duruyor. Çünkü burada kırk yaşına gelmek, yaşamaktan çok, dayanıklılığın sınırına ulaşmak anlamına geliyor. Yediğimiz her şey yapay, soluduğumuz hava kalabalığın değil çürümenin kokusunu taşıyor. Su, toprağın bile artık bir hafızası yok, kirlenmiş, bulanmış, unutmuş. İnsan bedeni de ruhu da aynı kaderi paylaşır oldu, yavaşça zehirlenmek. Yaş almak bir olgunlaşma değil, bir yıpranma çizelgesi. Kırk yaşından sonra sağlık dediğimiz şey, hayatın içinden yavaşça çekilen bir misafir gibi geri adım atıyor. Şeker, kolesterol, tansiyon, hepsi birer kaçınılmaz hatırlatma, vücudun artık kendi evinde bile özgür olmadığı gerçeği. Bir zamanlar keyifle yenilen yemekler, bir doktor cümlesinin ardından yasaklı bir listeye dönüşüyor. Merdiven çıkınca kesilen nefes, soğukta titreyen eklemler, rüzgarın bile hastalığa dönüşmesi, hepsi aynı hikayenin farklı sayfaları. Ama asıl çöküş bedenin değil, ruhun yaşlanması. Yüklerin artması, kayıpların çoğalması, hayal kırıklıklarının katman katman birikmesi. Ülkenin sosyal çürümesiyle bireyin iç çürümesi artık aynı hızda ilerliyor. Bir insanın yaşam sevincini kaybetmesi, kişisel bir trajedi değil, sessiz bir toplumsal yıkımın işaret fişeğidir. Çünkü insanı yaşatan şey nefes değil, içindeki küçük ışığın hala yanıyor olmasıdır. Ve o ışık bugünlerde çoğumuzun içinde, rüzgarla titreyen bir mum gibi. Bu ülkenin en büyük kaybı iyiliğin yok olması değil, kötülüğün normalleşmesidir. İnsanların çaresizliğe alışması, umutsuzluğu kanıksamaya başlamasıdır. Toplum bir günde çökmez, önce sessizleşir, sonra kabullenir, en sonunda kendi karanlığını üretir. Biz bugün o karanlığın tam kıyısındayız ve mesele artık kimin düştüğü değil, kimin hala ayakta durabildiğidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AŞKTA GELİNEN SON NOKTA</title>
<link>https://fikirizleri.com/askta-gelinen-son-nokta</link>
<guid>https://fikirizleri.com/askta-gelinen-son-nokta</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693bd2b2d084e.webp" length="22054" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 11:52:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>İpek Tor</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Aşkta gelinen son noktadaydım. Gururumu öyle hiçe saymıştım ki, artık ona sarılacak, sığınacak yüzüm yoktu. Peşinden koşarken, kendi felaketime yürüdüğümü hissetmiştim aslında. Çünkü, karşılığı olmayan aşk, felakettir. Ama korkmadım. Çünkü aşıklar, sevdiklerinin uğruna bile bile felakete gidecek kadar cesur, fakat yine de vazgeçemeyecek kadar acizdir. Evet, ben de tam olarak böyleydim. Cesur, ama aciz ve zayıftım konu sen olunca. Sen, her zaman güçlüydün. Çünkü yakalanmadın hiç karşılıksız aşk hastalığına. Hoş, yakalansaydın kaldırabilir miydin, emin değilim. Güçlü olan, gerçekten sen misin, yoksa ben miyim? Ben, zor olsa da atlattım bu lanet hastalığı. Peki ya sen? Sen ne yapardın? Sende sevebilecek bir yürek, karşılıklı bulamayınca bunu kaldırabilecek kudret var mı? Ayakta kalabilir mıydın benim yaşadıklarımın yarısını yaşayasaydın? Öyle sevildiğin yerden konuşmak kolay. Gel yer değiştirelim, sevilen değil de seven ol bakalım. O zaman gör, dünya kaç bucakmış. Sana ufak bir tavsiye aslan parçası; Olur da birini sevme cesareti bulabilirsen kendinde, bana yaşattıklarına bak ve düşün, kaldırabilir miyim diye. Ölçüp biçmeden hareket etme. Pişman olursun. Ben bana miras olarak bıraktığın acı, anıları alıp gidiyorum. Arada kullanırım tecrübe niyetine. Eyvallah... Bu arada, için rahat olsun. Düşman falan değilim sana. Bir zamanlar "Kalbim..." dediğime, düşman olmak, yakışmaz bana.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>12 ARALIK 2025   12:12 PORTALI</title>
<link>https://fikirizleri.com/12%3A12-portal%C4%B1</link>
<guid>https://fikirizleri.com/12%3A12-portal%C4%B1</guid>
<description><![CDATA[ Astroloji ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693bcec20cb70.webp" length="26952" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 11:24:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Merhaba Fikir İzleri Platformumuzun Güzel Okuyucuları</strong></em></span></p>
<p><strong>Bu gün  12 Aralık 2025 kollektif olarak İlahi düzenin Bütünlüğün Kozmosun uyum kapısı açılıyor.</strong><br><strong>12:12 Beden Zihin Ruh dengede çalışmaya başlıyor.</strong><br><strong>Antik kültürlerdeki üçlemeler</strong><br><span style="text-decoration: underline;"><strong>Fiziksel bedenin birliği (ISIS),</strong></span><br><span style="text-decoration: underline;"><strong>Ruhsal özü (OSİRİS),</strong></span><br><span style="text-decoration: underline;"><strong>İlahi iradenin bilinçli ifadesini (HORUS) temsil eder.</strong></span><br><strong>Osiris,Isis,Horus</strong><br><strong>Ölüm ardindan bilinçli olarak Yeniden doğuş!</strong><br><strong>Aralık ayı Portalında yoğun olarak hissettiğimiz Bitiş Baslangıçtaki arketipik döngüyü yansıtıyor.</strong><br><strong>Bizlerde</strong><br><span>⚠️<strong><span style="text-decoration: underline;">Baş ağrısı,ağırlık</span></strong></span><br><strong><span style="text-decoration: underline;">⚠️Işığa karşı hassasiyet</span></strong><br><strong><span style="text-decoration: underline;">⚠️Uyku düzensizliği</span></strong><br><strong><span style="text-decoration: underline;">⚠️Kalp çarpıntısı,daraltı</span></strong><br><strong><span style="text-decoration: underline;">⚠️Kulak çınlaması</span></strong><br><strong><span style="text-decoration: underline;">⚠️Sindirim dengesizliği</span></strong><br><strong><span style="text-decoration: underline;">⚠️Yorgunluk ardından gelen berraklık</span></strong><br><strong>gibi etkilerle</strong><br><strong>Bedenin yoğun fotonik girisi entegre etme dengeleme çabasıyla kendimizi hasta halsiz isteksiz hissedebiliriz</strong><br><strong>Ruhun merkezi Kalp,duygusal katmanlar ortaya çıktıkça dönüşüm için hassaslaşır</strong><br><strong>Hasta yorgun Halsiz degiliz 12:12 portalına doğru yaklaştıkça Ruhsal/Fiziksel olarak dengeleniyoruz.</strong><br><em><strong>Eski konu/kişilerden arınmak</strong></em><br><em><strong>Sezgilerimizi Kalbimizi dinlemek kısaca</strong></em><br><em><strong>Çözülme Aydınlanma Yeniden Doğuş?</strong></em><br><strong>12:12 Portalı Beden Zihin Ruhun dengede aynı anda nefes aldığı Kendimizi daha ferah farkında Hissettiğimiz Aydınlığa giden kutsal bir geçit...</strong><br><strong>Hayat hepimizi bir sekilde yoruyor</strong><br><strong>Hatalar daha farkında olmamızı sağlıyor Yaşadıklarımız bizi şekillendiriyor ve günün sonunda ne istediğimiz</strong><br><strong>Neyi nasıl istediğimiz</strong><br><strong>Hayatımızda nelerin/kimlerin olması gerektiği,değerlerimiz,sevdiklerimiz,vefamız,yönümüz Hayat yolumuz daha farkında degişiyor dönüşüyor</strong><br><strong>Aynı frekansta olan kişiler/durumlar karşımıza çıkıyor</strong><br><strong>12 Aralıkta gireceğimiz 12:12 Enerji Portalı ile en iyi versiyonumuzla Hayat yolumuzun daha net daha sabit daha sevgi dolu</strong><br><strong>daha bereketli aşkla olması dileğimle</strong><br><strong>EN GUZELE EMANET OLUN</strong><br><strong>SEVGILER</strong></p>
<p><em><strong><span style="text-decoration: underline;">DERYA ERÖZEN</span></strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/dunya-insan-haklari-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dunya-insan-haklari-gunu</guid>
<description><![CDATA[ Adalet, eşitlik ve özgürlük ancak birlikte savunulduğunda gerçek anlamını bulur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693970e0b764b.webp" length="16200" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 16:09:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yargının Ötesinde: Yapay Zeka, İnsan Algısının İkamesi Olabilir mi?</title>
<link>https://fikirizleri.com/yarginin-otesinde-yapay-zeka-insan-algisinin-ikamesi-olabilir-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yarginin-otesinde-yapay-zeka-insan-algisinin-ikamesi-olabilir-mi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6939440b32b5b.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 13:00:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tuğba Akın</dc:creator>
<media:keywords>#yapayzeka #insan #deneme #tugbakin #fikirizleri.com</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde yapay zeka (YZ), hayatımızın hemen hemen her köşesine sızmış, veri analizi, otomasyon ve hatta yaratıcı süreçlerde kendisini vazgeçilmez kılmış bir güçtür. Hızla gelişen bu teknoloji, birçok iş kolunda insan verimliliğini katlayarak artırsa da, zihinlerdeki temel soru varlığını korumaktadır: Yapay zeka, insanı bütünüyle ikame edebilir mi? </strong></p>
<p><strong>Pek çok kişi, YZ’nın karmaşık görevlerdeki başarısına rağmen, onu tam anlamıyla ciddiye almaz. Bunun nedeni basittir ve makinenin doğasında yatar: YZ’nın duygusu ve öz bilinci yoktur. O, yalnızca muazzam bir hesaplama gücüne sahip, önceden tanımlanmış algoritmalarla çalışan, kusursuz bir tasarım harikasıdır. Bu bağlamda, YZ’nın sahip olduğu “zeka” kavramı, insan zekasından niteliksel olarak farklıdır. </strong></p>
<p><strong>İnsanlar olarak sahip olduğumuz yetenek ve algılar, milyonlarca yıllık evrimin, biyolojik mirasın ve benzersiz sosyal-kültürel etkileşimlerin bir ürünüdür. Bir bebeğin doğuştan getirdiği merak, bir sanatçının ruhunu yansıtan sezgisel yaratıcılık, bir yargıcın vicdanıyla verdiği karar; bunlar doğuştan gelen, deneyimle şekillenen ve makine koduna dökülemeyen varoluşsal özelliklerdir. </strong></p>
<p><strong>İnsan: Amacını, duygularını, ahlaki pusulasını ve varoluşsal kaygılarını içinde barındıran doğal bir varlıktır. </strong></p>
<p><strong>Yapay Zeka: Sınırsız veriyi işleyebilen, ancak bu veriye anlam veya değer yükleyemeyen mühendislik ürünü bir tasarımdır. </strong></p>
<p><strong>YZ, satranç oynamada, karmaşık matematiksel problemleri çözmede veya yüz tanımada insanı fersah fersah geride bırakabilir. Ancak “insan olmanın” gerektirdiği empati, kültürel hassasiyet, kriz anında etik bir ikilemle yüzleşme veya sanat eseri karşısında duyguya kapılma yeteneği; bunlar makinenin ulaşamayacağı derinliklerdir. Bir YZ, en mükemmel senaryoyu yazabilir, ancak o senaryoyu yazarken kalbi çarpmaz, endişelenmez veya ilham perisini beklemez. O, sadece en olası kelime dizilerini hesaplar. </strong></p>
<p><strong>Sonuç olarak, yapay zeka bir araçtır, bir yardımcıdır ve verimlilikte devrim yaratan bir tasarımdır. Ancak insan ruhunun, sezgisinin ve vicdanının yerini alabilecek bir ikame değildir. İnsan, sadece hesaplayan değil, aynı zamanda hisseden, anlamlandıran ve inisiyatif alan bir varlıktır. Bu benzersiz nitelikler, YZ’nın salt bir hesaplama motoru olmaktan öteye geçmesini daima engelleyecektir. Yapay zeka, geleceği inşa ederken elimizdeki en güçlü araç olabilir, ancak direksiyonun başında daima insan kalacaktır. </strong></p>
<p><strong>Tuğba Akın </strong></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>2025YILININ SON DOLUNAYI</title>
<link>https://fikirizleri.com/2025yilinin-son-dolunayi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/2025yilinin-son-dolunayi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6931dc97243ad.webp" length="22730" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 16:27:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords>dolunay ikizler burcunda dolunay astroloji astro_derya_ derya erözen</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span>Merhaba Arkadaşlar</span><br><span>2025 Yılın son dolunayı yaşadığımız üç Süper Dolunaylarında sonuncusu.2025 Bitiş Tamamlanma Yılıydı.</span><br><span>Tüm sene boyunca hayatınının hangi alanlarında bitişleri/tamamlanmaları/farkedişleri yaşadın?</span><br><span>2026 Senesine girerken hangi düşünce/duygu/kişileri geride bırakmak istiyorsun?</span><br><span>Evren serbest bırakma çemberi kapama konusunda bizleri destekliyor.</span><br><span>Acıdan geçmeyen insan biraz eksiktir misali hepimiz bir şekilde geçtik tamamlandık</span><br><span>Yeni düzene Yeni hayatımıza merhaba demeye hazırız.İçimizde her ne kadar tortular kalsa da eskisi gibi acıtmıyor......</span><br><span>Duygular aracılığıyla yeniden doğarken Dolunay bizleri 26 MAYIS 2025 İKİZLER YENİ AYI zamanlarına doğru götürebilir.Kişisel döngüsü uzun olanlar 7 EYLÜL AY TUTULMASI-21 EYLÜL GÜNEŞ TUTULMASI arasında büyük değişimler,bitişler yaşadılar.Bitmesi gerekenler bitti biterken bizleri daha çok içe döndürdü.</span><br><span>Yılın Son DOLUNAYINDA bir nevi yarı tutulma bile diyebiliriz aslında çünkü tutulma etkisinde değişimleride beraberinde getiriyor.İkizler Burcu hem ölümü(Fiziksel beden) hem ölümsüzlüğü(Ruhsal beden) anlatır.Gerçek ve İnanç arasındaki denge.İkizler burcundaki AY duygularımızı gerçeğe dökmeyi anlamlandırmayı anlamayı,düşüncelerle/sözlerle meşgul olmayı,YAY Burcundaki Güneş ise detaylarda kaybolmadan yaşamayı istiyor.Tüm gerçeklere sahip olabiliriz (İKİZLER) ama halen huzursuz,boşlukta,belirsiz hissediyoruz Çünkü hareket edecek inancımız(YAY) henüz tam değil.BAŞAK/İKİZLER Burcu kaygısı aşırı düşünme,mükemmelliyetçilik,aklımızdaki sorulara/çıkmazlara cevap bulmak için çabalıyor.</span><br><span>Ay düğümleri karesi ile karmik bir dar boğazdayız.</span><br><span>Çıkış noktası BALIK BURCUNDAKİ KUZEY AY DÜĞÜMÜ!Gerilimi gidermek için öğrenmeye,bilmeye(İKİZLER) doğru olana inançla( YAY) teslim olmak gerekiyor.BALIK gibi...</span><br><span>Merkür ilişki bağlarımızı derinleştirip güçlendirecek veya bitirecek bazı gizli bilgi,haberleri,duyguları yüzeye çıkarabilir.Dolunay gerçekleri ışığıyla aydınlatırken Özellikle ilişkiler alanında alacağız mesjlara karşı açık olun.</span><br><span>İkizler dolunayı, zihninin matriksinden kurtulmadan önce rotası ile sana meydan okuyabilir.Zihnini susturma duygular kelimeler yok olana kadar</span></strong> <strong>dökülsün</strong></p>
<p><strong>Şimdi içten teslimiyet ile güzel bir reset yaşama zamanı.Dolunay ile 2025 Yılını kapatırken aynı zamanda yoğun bir dönüşüm sürecinide tamamlıyoruz.</strong></p>
<p><strong><span class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto">UNUTMA<br>HER BİTİŞ YENİ BİR BAŞLANGICI BERABERİNDE GETİRİR.</span></strong></p>
<p><em><strong><span class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto">EN GÜZELE EMANET OLUN</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto">SEVGİLER</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span class="_ap3a _aaco _aacu _aacx _aad7 _aade" dir="auto">DERYA ERÖZEN</span></strong></em></p>
<div class="html-div x14z9mp x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x9f619 xjbqb8w x78zum5 x15mokao x1ga7v0g x16uus16 xbiv7yw x1xmf6yo x12nagc x1n2onr6 x1plvlek xryxfnj x1c4vz4f x2lah0s xdt5ytf xqjyukv x1qjc9v5 x1oa3qoh x1nhvcw1"></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HOŞ GEL 31...</title>
<link>https://fikirizleri.com/hos-gel-31</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hos-gel-31</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6932ced67aa26.webp" length="39346" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 15:25:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sibel Karagöz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Hoş Geldin 31 Yaşım...</em></p>
<p><em>Bugün seninle yeni bir sayfa açıyorum. Geride bıraktıklarımı yargılamadan, geleceğe acele etmeden. Sadece olduğum yerde durup kendime şunu hatırlatarak: "Büyümek bazen sessizce olur" Bu yaşa kadar çok şey öğrendim. Kaybetmenin aslında yeniden başlamak olduğunu, kırılmanın ise içimdeki gücü fark ettirdiğini.</em></p>
<p><em>Ve en önemlisi, her düşüşün beni biraz daha ben yaptığını. Şimdi senden tek isteğim var. Bana sabrı, cesareti ve kendi yoluma sadakati öğretmeye devam et. İçimde hâlâ ışığı kaybolmamış bir kadın var ve o kadın, bu yaşın omuzlarına çok güzel şeyler bırakacak.</em></p>
<p><em>31 yaşım...</em></p>
<p><em>Seninle barışığım. Ve biliyorum, en güzel halim yolun ilerilerinde bir yerde beni bekliyor...</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bİ&amp;apos; KAHVE İÇELİM DEMEK</title>
<link>https://fikirizleri.com/bi-kahve-icelim-demek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bi-kahve-icelim-demek</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6932caa9f0e89.webp" length="74700" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 15:08:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Müge Gülşen</dc:creator>
<media:keywords>Kahve</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Çok yorgunum, sende dinlendirmek istiyorum ruhumu demek.</p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Günümün en güzel molasını seninle geçirmek istiyorum demek.</p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Sözlere ihtiyaç duymadan anlaşalım, sessizliğimiz bile birbirine iyi gelsin demek.</p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Günün telaşını kapının dışında bırakıp, sadece sen ve ben olalım demek. </p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Hayatın hızını bir anlığına durdurup, kalbimizin ritmini hatırlayalım demek.</p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Kahvenin telvesinde değil, birbirimizin gözlerinde geleceği okuyalım demek.</p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Bugünün yükünü beraber hafifletelim, gün bize biraz daha güzel dokunsun demek.</p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Bir fincanın buharında, zihnimizin gürültüsünü usulca çözüp hakikatin çıplak haline yaklaşalım demek.</p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Kaderin kırılgan çizgilerine kısa bir soluklanma verip, varoluşun ağırlığını iki yudumda hafifletelim demek.</p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Ruhumuzun karanlık odalarına birlikte bir ışık taşıyalım; belki de aradığımız cevaplar o sessizlikte saklıdır demek.</p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim demek</p>
<p>Kahvenin acısında hayatın hakikatini, sıcaklığında ise insan olmanın zarif tesellisini bulalım demek.</p>
<p></p>
<p>Bi’ kahve içelim mi? </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DUR DİNLE SEVGİLİM</title>
<link>https://fikirizleri.com/dur-dinle-sevgilim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dur-dinle-sevgilim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6932a2f74e4a9.webp" length="15306" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 12:17:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Bünyamin Çoban</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>DUR DİNLE SEVGİLİM</p>
<p>Ama çok iyi... </p>
<p>Siz n'aptınız böyle şimdi? </p>
<p>Hani insanı sarhoş eden şarkılar vardır. Ya da beni öyledir, bilmiyorum. Çok azdır onlar. Onları onlar yapan şey, kalitedir şüphesiz ama aynı zamanda hikâyesidir de. </p>
<p>Bundan uzun yıllar önce Ferdi Tayfur kasetleri dinlemeye başladığım ilk zamanlar... Her şarkının keşfi bir hazine bulmak gibi... Ya da yeni bir kasete ulaşmak, yeni bir kıtanın keşfedilmesi kadar heyacan ve merak uyandırıcı... </p>
<p>Orta üçte başladığım bir serüven bu. İlk aşkım kişisinin de dinlediği için midir bilmiyorum fakat çevremde müthiş bir Ferdi kitlesi var... Ama bundan otuz yıl kadar önce "Ben Ferdi dinliyorum diye dinliyor o" dediğini de işitmiştim onun. Ve ben onunkiler kadar güzel bakan bir çift mavi göz bu yaşıma kadar görmedim. Bundan sonra da görmeyeceğimi biliyorum. (Yani o her şeyi söyleyebilir bir mahiyette tezahür etmişti acemi âşıklığımda, ömrümün yeni yetme çağlarında. Ve fakat... (İşte burası sırra teslim.)</p>
<p>Sevilenle aynı şeyleri dinliyor olmak da pek değerli olsa gerektir ayrıca. Tabii o zamanlar böyle cümleler kuramazdım. Aşk vardı ama cümleleri henüz yoktu ve sonraya ertelenmişti. Neyse ki aşk(ın) şarkıları vardı. Demek istediklerimizi bizim yerimize söyleyen güzel şeylerdi onlar. </p>
<p>Orta okuldan lise yıllarına transfer ettiğimiz bir Ferdi Tayfur dinleyiciliği akıp gidiyordu hayatımızda. O zamanlarda tanıdığım/bildiğim tek berber olan köy berberinde (berber ismel) Ferdi kasetleri üst üste diziliydi. Kasetçalardan gelen sesin dediğine göre çeşmenin başına bir güzel iniyoyordu saçlarımız kesilirken. Aynanın köşesindeki kartpostalla göz gözeydik aynı zamanda. Ama saçımız mı kesilirdi, kalp ameliyatından mı çıkıyorduk bilmiyorum. </p>
<p>Nereye girsek, hangi dükkana uğrasak fani dünyada huzuru kalmayan fakat yüzü gülen insanlar vardı ve her nisan yağmurunda yine ıslanıyorduk. </p>
<p>Lise zamanları köyden kasabaya gidip geldiğimiz minibüste çalan şarkıları siz düşünün. Her gecenin sabahında başımız dönüyor ve onu bir türlü getirmiyordu kısa kalan geceler... Ha tabii bir de "sanma sana dönerim" diyorduk kendisinden hiç gidemediğimize. </p>
<p>Ama panayır zamanı... Yani panayırın kendisi... Hususi, harcamak için para biriktirdiğimiz o üç günlük panayır zamanı... Sokaklarında mezdeke denilen müziğe katlandığımız... Dondurma maraş usulü... Çakılar kara saplı ve en korsanından Ferdi kasartleri... </p>
<p>Lise ilk yıllarının bir panayırında tezgahta üst üste duran kasetlerden biri Ferdi'nin Postacılar kasetiydi. Postacılar şarkısı, 1972 yılında kırkbeşlik plakta okunmuş ilk defa. Kasetteki şarlıların hepsi plaktan aktarım. İşte bu kasette beni çarpan, sarsan, döven, silkeleyip atan şarkı "Dur Dinle Sevgilim" oldu. Şimdiki ifademle, sarhoş eden -az sayıdaki- şarkılardan biri. Şarkı 1973 yılıdaki on ikinci kırk beşlik plaktan. Plaktaki diğer şarkının ise Kır Çiçekleri olduğunu bilgi olarak aktaralım sevdiklerimize. ?</p>
<p>O zamanlardan otuz yıl kadar sonra, yani geçenlerde, gecenin leyli bir saatinde, sisten göz gözü görmeyen bir yolda Biga'dan Karacabey'e doğru gidiyorum. Çok zaman yaptığım gibi telefonumdan youtube'yi açmış, bluetooth (blutut) bağlantısıyla arabamın teybinden bir şeyler dinliyorum. Karşıma "Dur Dinle Sevgilim" çıktı. Dedim, tamam dinleyeyim. Herhalde benim bildiğim olan Dur Dinle Sevgilim'dir bu. Sonunda da Al cover yazıyor. (Sanırım yapay zeka yapımı fakat ben işin orasında hiç değilim.) Dinledim. Acayip bir şey! Sesi verdim/açtım sonuna kadar. Neredeyse yoldaki sis bile dağılıp sevgilisine gidecek! Yani dostlar, muhteşem bir şey dinledim ve yine sarhoş oldum. </p>
<p>Panayırda korsan kaset alınan zamanlardan blututlu, yapay zekalı zamanlara sevda yüklü bir yolculuk ama o hikaye hep aynı. Duygu yine aynı duygu. Belki de artık, sevmenin ne olduğunu daha iyi bildiğimizden ya da kalabalık cümlelerle ifade edebildiğimizden dolayı daha da fazlası... Ne diyelim ki; nihâyetinde yok hiç aşktan ötesi. </p>
<p>Siz değerli dostlardan, bir de bu bilgiler ışığında şarkıyı dinleminizi rica ederek, şarkının sözlerini bırakıp sözümü noktalayaacağım. Ama ben sussam bile, bu suskunluğumu sen "dur dinle sevgilim!"</p>
<p>Bir de bu şarknın büyük bir senfoni orkestrası ile söylenmesi gereklidir ve umarım yapılır. Müzik kalitesi Beethoven Amca'yı kahredecek kadar yüksek. </p>
<p>Yine sözlerdeki basit söyleyişin gücü bu şarkıda kendini gösteriyor. (İyi şairler iyi anlar bu dediğimi fakat basit söyleyebilmek için çok zorlu yollar geçmek gerek; -yani- aşk kadar olmasa da...) </p>
<p>Bir de şarkıyı dinleyip de bu yazıyı yazdığımdan mıdır başka bir sebepten midir sarhoş hâlim bilmesem de; bu hâl ile yazı yazmak, neredeyse her kelimeyi sonrasında düzeltmeyi gerektirdi. Tabii bir de parmaklarım sevgili parmağı gibi öyle ince değil, ekrana değince bir hayli alan kaplıyor. Neyse, şimdi sen; </p>
<p>DUR DİNLE SEVGİLİM</p>
<p>Dur dinle sevgilim, bir çift sözüm var</p>
<p>Şu yalan dünyayı etme bana dar</p>
<p>Gözler gördü, gönlüm sevdi neyleyim</p>
<p>Söyle, bunda benim ne günahım var. </p>
<p></p>
<p>Bana acı sözler deme, darılmayalım</p>
<p>Sonra pişman oluruz bak ayrılmayalım</p>
<p>Dil yarası derin olur, çare bulunmaz</p>
<p>Bir de derman derman diye kahrolmayalım</p>
<p></p>
<p>Kaderime boyun eğdim, sen ne diyorsun</p>
<p>Tanrım seni bana yazmış, inanmıyorsun</p>
<p>Bir biz miyiz dünyada sefil âşıklar</p>
<p>Benim bu hâlimi neden beğenmiyorsun</p>
<p></p>
<p>Önceleri bana ümit vermiştin</p>
<p>Şimdi neden böyle birden değiştin</p>
<p>Mecnun Leylâ'sını, Kerem Aslı'yı</p>
<p>Ben de seni onlar gibi, candan sevmiştim</p>
<p></p>
<p>Bana acı sözler deme, darılmayalım</p>
<p>Sonra pişman oluruz bak ayrılmayalım</p>
<p>Dil yarası derin olur, çare bulunmaz</p>
<p>Bir de derman derman diye kahrolmayalım</p>
<p></p>
<p>Dönüşü olmayan bir yola gidiyorum</p>
<p>Son defa gel göreyim, çırpınıyorum</p>
<p>Sen canımdan bir parçasın, söküp atamam</p>
<p>Sen yanımda olmayınca ölemiyorum. </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR YAĞMURUN ANLATAMADIĞI</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-yagmurun-anlatamadigi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-yagmurun-anlatamadigi</guid>
<description><![CDATA[ Benim adım Yağmur.
Gökyüzünün ağırlaştığı bulutların karardığı her vakitte sessizce yola çıkarım. Çoğu kişi özlemle bekler beni; kimisi tarlasını, kimisi balkonunu, kimisi de kendi kalbini bana açar. Ben inerim. Usulca, sessize; bazen hızlı ve hırçınca. Ama her inişimde anlatamadığım bir şeyler vardır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_69327ad6ee35b.webp" length="17694" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 09:25:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burak Şahin</dc:creator>
<media:keywords>YAĞMUR, MUTLULUK, HUZUR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b>Bir Yağmurun Anlatamadığı<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Benim adım Yağmur.<br>Gökyüzünün ağırlaştığı bulutların karardığı her vakitte sessizce yola çıkarım. Çoğu kişi özlemle bekler beni; kimisi tarlasını, kimisi balkonunu, kimisi de kendi kalbini bana açar. Ben inerim. Usulca, sessize; bazen hızlı ve hırçınca. Ama her inişimde anlatamadığım bir şeyler vardır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Siz beni sadece damlalar sayarsınız; oysa ben gökyüzünün biriktirdiği kelimelerim. Bulutların taşıyamadığı yükü, dünyanın sonsuz döngüsüne bırakılan bir nefesim. Her düşüşümde biraz yumuşatır, biraz sertleştiririm yüzünüzü. Çünkü biliyorum: İnsan, tıpkı toprak gibi, her zaman aynı sertlikte kalamaz. Değişime en çok onların ihtiyacı vardır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben bir pencereye vurduğumda, o evin içindeki sessizliği duyarım. Bir çocuk bana bakıp gülümser; onun gözlerindeki merak beni hafifletir. Bir yaşlı, çayını yudumlarken beni dinler; onun yüzündeki çizgilerde yılların gölgesini okurum. Bazen bir gencin düşünceleriyle karışırım; defterine düşen damlamda geleceğe dair küçük bir umut gizlenir. Ne olduğunu bilmeden işte böyle eşlik ederim herkese.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her şey güzeldir ama anlatamadığım şey şudur:<br>Ben sadece ıslatmam; biriktirdiğinizi de taşırım.<br>Kırdığınız kelimeleri, söyleyemediğiniz özrü, içinize attığınız bütün sesleri… Hepsini alırım. Bir kaldırım taşına düşerken aslında içinizdeki ağırlığı hafifletirim. Siz bunu fark etmezsiniz, ama ben her gelişimde biraz temizlenirsiniz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Arada sertleşirim, evet bu da doğru.<br>Camları titreten, saçları savuran bir yağmura dönüşürüm. O an bana kızarsınız. Oysa bilseniz… Her değişimin biraz gürültüsü vardır. Ben sadece gökyüzünün sustuklarını söylerim. Kırmadan, dökmeden anlatmanın bir yolu yoktur bazen.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Siz saklanırsınız. Şemsiye açar, kapüşon takar, binaların altına sığınırsınız. Ama bilirim ki, içinizde bir yer, benimle kalmak ister. Çünkü herkes, biraz olsun arınmaya ihtiyaç duyar. Her insan, kendi toprağının tozunu temizleyecek bir yağmur bekler aslında.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve ben…<br>Size dokunmadığım zamanlarda bile sizi izlerim. Gökyüzünün koynunda dolaşır, hangi şehre uğrayacağımı düşünürüm. Kimin balkonunda bir anlık huzur bırakacağımı, kimin kaldırımında yarım kalan bir hatırayı tamamlayacağımı bilmem. Ama bilirim ki her inişim, bir şeyleri değiştirir. Belki küçücük, belki fark edilmeyecek kadar; ama mutlaka değiştirir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben yağmurum.<br>Her damlam, gökyüzünden düşen bir sırdır.<br>Anlatamadığım çok şey var; belki de anlatmam gerekmiyor.<br>Çünkü siz dinledikçe, ben her gelişimde biraz daha susarım.<br>Ve bilirsiniz:<br>Sessiz bir yağmur, aslında en çok şeyi söyleyendir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalbin Aynası Kirliyse…</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbin-aynasi-kirliyse</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbin-aynasi-kirliyse</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_69318485caaf2.webp" length="37828" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 15:55:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Akgün</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Azizim bazı insanlar vardır …</strong></p>
<p><strong>Güneşin ışığında bile gölge ararlar. Bir çiçeğe bakarken bile güzelliğini değil solmuş yaprağını görürler. Senin İyi niyetini alırlar, şüpheye çevirirler. Ne verirsen ver, gözleri hep kirli bir perdeyle örtülüdür.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ve zamanla anlıyorsunuz ki:</strong></p>
<p><strong>İnsan gördüğünü değil, kalbinde taşıdığını yansıtıyor dışarıya.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Birinin içi karanlıksa, kötüyse bakışı da karanlık dili de hep zehirlidir. Ayna kirliyse, yansımada da leke olur. Dünyayı etrafını seni hep kirli görürler, çünkü kir ilk önce içlerinde birikmiştir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ama en acı taraf ne biliyor musun?</strong></p>
<p><strong>Bu insanlar kötülüğü dışarıdan geldi sanır.</strong></p>
<p><strong>Oysa o leke, çoktan içlerine yerleşmiştir…</strong></p>
<p><strong>Belki yılların kırgınlığı, belki kıskançlık, belki avutulamayan bir ego… Ne olursa olsun, önce kalplerini karartır. Sonra gözlerini. Sonra dünyayı. Bu insanlara ne yaparsanız yapın asla temizleyemezsiniz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Biz ne yapacağız peki?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Temiz kalmayı seçeceğiz.</strong></p>
<p><strong>Kirli bakan gözlere değil; iyi niyetle bakan yüzlere döneceğiz.</strong></p>
<p><strong>Çünkü ışığını koruyan bir kalp, karanlığın arasında bile parlamayı bilir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Unutma dostum:</strong></p>
<p><strong>İnsanın kalbi nasılsa, dünya ona öyle görünür.</strong></p>
<p><strong>Kalbi kirli olan kiri , temiz olan ise güzelliği…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ve sen…</strong></p>
<p><strong>Her zaman güzelliği gören tarafta ol. Çünkü güzellik görebilmek de bir yetenektir; herkese nasip olmaz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dilerim Yolunuz ve solunuz hep Kalbi güzellik ve sevgi dolu insanlara çıksın. Kalın sağlıcakla. ❤️</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Günlüğüne</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-gunlugune</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-gunlugune</guid>
<description><![CDATA[ 3 Aralık Dünya Engelliler Günü ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693051fbb731e.webp" length="44978" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 17:58:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Melih Can ÖZEN</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">BİR GÜNLÜĞÜNE...</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Halk arasındaki klişeyi terse döndürüyoruz. Şimdi size bu klişe soruyu birkaç farklı şekilde yönelteceğim affınıza sığınarak;<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p><!-- [if !supportLists]--><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-list: Ignore;">1-<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir günlüğüne hayatınızda ışık, renkler, yüzler, ağaçlar, kuşlar vs. olmayacak olsa ne yapardınız?<o:p></o:p></span></p>
<p><!-- [if !supportLists]--><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-list: Ignore;">2-<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir günlüğüne hayatınızda annenizin, babanızın; sevdiğiniz dizinin, şarkının veya filmin sesleri olmayacak olsa ne yapardınız?<o:p></o:p></span></p>
<p><!-- [if !supportLists]--><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-list: Ignore;">3-<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir günlüğüne öncelikli olarak sizin hakkınız olmasına rağmen, sizin yerinize asansöre binilecek, siz güvenli bir şekilde yürüyesiniz diye inşa edilmiş olan kaldırımlara arabalar park edilecek; otobüsler, metrolar vb. taşıtlarda hususen size ayrılan bölümlerde oturamayacak olsanız ve tüm bunlar sizin hayatınızı alt üst edebilecek kadar etkileyecek olsa ne yapardınız?<o:p></o:p></span></p>
<p><!-- [if !supportLists]--><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-list: Ignore;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">4-</span><span style="font-family: Times New Roman; font-size: xx-small;"> </span></span></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir günlüğüne size fiziki özellikleriniz yüzünüzden lakaplar takılacak olsa - ki bunların en hafifi belki de dört göz – sizi saçınızın var veya yokluğu ile, onlarda olmayan birtakım aksesuarları kullanıyorsunuz diye (gözlük, işitme cihazı vb.) zorbalayacak hatta aşağı görecek olsalar ve siz de bunun bilincinde olacak olsanız ne yapardınız?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="margin-bottom: 0cm; mso-add-space: auto;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Maalesef biz engel(siz) insanlar aleminde bu soruların cevapları yok. Cevaplarının olmayışları bir nebze başa gelmemiş olma sebeplerinden dolayı anlaşılabilir ama gelmeyecek olma ihtimalleri yoktur. Engelli ifadesi ile tabir ettiğimiz kardeşlerimizin ayrıcalıkları yok mu, elbette var. Örneğin, birtakım vergilerden kısmî muafiyet, standart ulaşım tarifeleri konusunda indirimler, kamu ve özel sektörde kontenjan, işaret dili eğitim i, özel eğitim sınıfları, üniversite sınavlarında ek süre (yerleştikten sonra), engellilik maaşı vb.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="margin-bottom: 0cm; mso-add-space: auto;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p></o:p></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Şimdi size bir soru daha yöneltmek istiyorum; sizce ülkemizde yaşayan engelli gruplarından mevcudu en yüksek olan hangisidir? Cevabı ben veriyim: Vicdanî Engelliler. Onların da sahip oldukları ayrıcalıklar var. Örneğin <i>sessiz</i>* dostlarımızın yerlerini işgal etmiş olmamız yetmezmiş gibi üşüdükleri için sığındıkları yuvalarını kendi elleriyle dağıtma, yaşlılara veya sıradan bir insanın bile hakkına saygı göstermeme, her yerde her şeyi dile getirebilme, <i>çocuklara…*</i> vb. </span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="margin-bottom: 0cm; mso-add-space: auto;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p></o:p></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Asıl engel görememek, duyamamak, yürüyememek veya yüksekte bir objeye erişememek değildir. Bunlar birtakım desteklerle giderilemese bile indirgenebilir. Ancak bir insan vicdanî engelliyse maalesef tedavisi hiç kolay değildir. Ancak vicdanının engelli oluşu sadece onun suçu değildir. Bina yıkılmışsa sadece inşa eden usta değil; mimarı, mühendisi, müteahhidi vb. hepsi suçludur. Varın vicdanî engelli olan birisinin vicdan engelliliğinde sorumlu olan kişileri de siz tayin edin. </span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="margin-bottom: 0cm; mso-add-space: auto;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p></o:p></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yıllar önce Ankara Kızılay metrosundaki bir hatıramı sizinle paylaşıp sözlerimi bitirmek istiyorum. Ankara’daki ev arkadaşım Ömer ile ASKİ*’nin Kızılay metrosu şubesine kartımıza su doldurmaya gitmiştik. Biz sıramızı beklerken bulunduğumuz kalabalık koridordan iki görme engelli ablamız geçmeye çalışıyor, onlar kimseye çarpmazken herkes onlara çarpıyordu (bilerek ve bilmeyerek). Arkadaşım Ömer; bilerek, görerek çarpanlara ithafen şöyle bir soru sormuştu bana:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 17.85pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoListParagraph" style="text-indent: -18pt; margin: 0cm 0cm 0cm 35.85pt; text-align: left;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-list: Ignore;">- </span></span><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Hadi onlar engelli, peki ya körleri ne yapacağız Melih?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">“3 Aralık Dünya <i>Engelsizler*</i> Günü Kutlu Olsun” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Yıldızlı Kelimeler<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Sessiz: Hayvan diye hitap edilmeyi daha çok hak eden canlılar varken, sessiz ifadesi daha yerindedir sadık dostlarımız için.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Çocuklara: Çocuklara yöneltilen hiçbir bencilliği örnek olmaması amacı ile dile getirmiyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">ASKİ: Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Engelsizler: Asıl engel Vicdanî engeldir. Onlardan gayrısı engelsizdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">MELİH CAN ÖZEN – İZMİR, 2025<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ELEŞTİRİYORUM</title>
<link>https://fikirizleri.com/elestiriyorum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/elestiriyorum</guid>
<description><![CDATA[ Siteye yazılmış ve yayınlanmış yazılar arasından seçtiğim bir yazıyı dilim döndüğünce; akıcılık, anlatım tarzı yönünden incleyeceğim. bu yazılar hakkında yazacağım eleştiriler bir uzmanlığın sonucu olmaktan ziyade &#039;Ben olsaydım böyle yazardım&#039; minvalinde olacaktır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6929933ee96e9.webp" length="31988" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 15:21:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>sairlafi</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR TOPLUM NE ZAMAN SUSMAYA BAŞLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-toplum-ne-zaman-susmaya-baslar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-toplum-ne-zaman-susmaya-baslar</guid>
<description><![CDATA[ “Bir toplum ne zaman susar biliyor musun?

İnsanlara sözlerini duyuramayacaklarını hissettiklerinde.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6929689a14902.webp" length="54304" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 12:18:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Duygusal Yorgunlukların Ardındaki Işık”</title>
<link>https://fikirizleri.com/duygusal-yorgunluklarin-ardindaki-isik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/duygusal-yorgunluklarin-ardindaki-isik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 19:46:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Bazen insan, kendi içindeki fırtınaları susturabilmek için dünyaya karşı güçlü görünmek zorunda hissediyor. Oysa en büyük savaş, dışarıya karşı değil; kendi içimizde kopan o sessiz çığlıklara karşı verdiğimiz savaş. İnsanı en çok da bu görünmeyenle  mücadele yoruyor aslında. Birileri bizi anlamadığında değil, biz artık kendi iç sesimizi bile duyamadığımızda tükeniyoruz.</span></p>
<p><span>Ve tuhaf Ve garip  olan şu ki… En çok yıprandığımız dönemlerde bile bir tebessümün iyileştirici gücüne, bir bakışın şifasına, bir kelimenin insanın omzuna konan bir el gibi destek oluşuna muhtacız. Çünkü insan, ne yaşarsa yaşasın, kalbine iyi geleni fark ettiği anda tanıyor. </span></p>
<p><span>"Kalp kalbin yansımasıdır".</span></p>
<p><span> Bir huzur halinde, bir cümlede, bir bakışta… O iyi gelen şey bazen bir kişi, bazen bir mekândır, bazen de bir hatıradır. Bazen beraber dinlediğiniz bir şarkıdır.Ve onu kaybetmemek için içimizden bir şey fısıldar: </span></p>
<p><span>“Tut onu, hayat nadiren böyle iyileştirir.”</span></p>
<p><span>Çünkü. Hayat Açık Bir Pencere.! </span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Ben hep şuna inandım;</span></p>
<p><span>Bir insanın kalbine değmek, bir merhemin de bir yara bulması gibidir. İkisi de birbirini tamamlar, birbirini onarır. Ama bazen insanlar kendi yaralarından korkar, kendi boşluklarına çekilir, kendini iyileştirmeye çalışır. Oysa bilmezler ki birlikte iyileşmek, ayrı ayrı iyileşmeye çalışmaktan çok daha güç bir yolculuktur.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Hayat bize bunu defalarca, farklı şekillerde anlatır.</span></p>
<p><span>Bazen bir sessizlikte …</span></p>
<p><span>Bazen bir dokunuşta…</span></p>
<p><span>Bazen de yanımızdan geçip giden bir tesadüfte…</span></p>
<p><span>Ve biz her gün, işe giderken attığımız adımlarda bile aslında görünmez bir güç mücadele veriyoruz. Ama ne olursa olsun, bir fincan çay buharında bile bir nefeslik  huzur bulabiliyorsak,Belki de hayatın gerçek mucizesi, tam da bu küçük anların içine saklı kalmıştır: </span></p>
<p><span>Bir kahkahanın ucuna, bir selamın samimiyetine, bir sohbetin sıcaklığına…Sakladım kendimi. </span></p>
<p>Çünkü insanı hayatta tutan şey büyük olaylar değil, küçük iyiliklerin biriktiği o anlar mücizesi olur.<br><span></span></p>
<p><span>Bazen sadece beş dakikalık bir nefes…</span>Bazen beş dakikalık bir göz göze geliş…Bazen de “Buradayım.” diyen küçücük bir ses…</p>
<p><span>Belki de biz, tüm yorgunluğumuza rağmen hâlâ iyileşmeye çalışıyoruz , içimizdeki o güçlü yan hiç ölmediği içindir. Ve ben inanıyorum ki, kalbimize iyi gelen şey her nerdeyse, o zaten bir şekilde bizi bulmanın yolunu bilir yolunu bulur gelir,</span></p>
<p><span>Yeter ki biz, kapımızı aralık bırakmayı unutmayalım.</span></p>
<p><span>Bir nefes tüm mucizelerin anahtarıdır,</span></p>
<p><span>Kapınız Hep Aralık'lı  kalsın ..</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SAYGI</title>
<link>https://fikirizleri.com/saygi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/saygi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_69295febc6871.webp" length="26252" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 16:14:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Salih Kuvvetliışık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Henüz bir aylarını bile doldurmamış yeni evli çift, yürüyüş yapıyorlardı. Genç kadın eşinin koluna girmiş gençliğin verdiği edayla salına salına, başını da hafifçe kocasının omzuna yaslamış bir vaziyette, mutlu olduğunu herkese gösterir gibi yürüyormuş. Birden yavaşlamış ve delikanlının kolundan çekerek onu da durdurmuş. Ne olduğunu anlayamayan genç adam "ne oldu bir şey mi var? neden durduk" diye sormuş. Genç kadın parmağıyla ilerideki bankta oturanları göstermiş. Bir süre izlemişler. Aynı onlar gibi, kocasının omzuna başını yaslayıp, onun konuşmasını dinleyen ve ara sıra konuştuğu konu hakkında bir şeyler söyleyen, konuşurken birbirlerinin gözlerinin içine sevgiyle bakan yaşlı bir çift vardı.  Genç kadın onların bu hallerini o kadar çok sevmişti ki, epeydir de evli oldukları her hallerinden belli olan bu insanlarla konuşmak için onların yanına gittiler. Karşılarında hiç tanımadığı insanların onlara baktığını gören yaşlı çift, oturdukları yerde toparlanarak karşısındaki insanların konuşmasını beklemişler. Genç kadın söze başlamış.</p>
<p style="text-align: justify;">- Amacım sizi rahatsız etmek değildi. Rahatsızlık verdiysek özür dilerim. Eşimle beraber yürüyüş yaparken uzaktan sizi gördüm. Çok güzel görünüyordunuz ve bu güzelliğin nedenini sormak istedim. Birbirinize o kadar güzel bakıyordunuz ki aranızdaki sevginin büyüklüğü görülebiliyordu. Aslında merak ettiğim bu sevginin nasıl oluştuğu.</p>
<p style="text-align: justify;">Soruyu gülümseyerek dinledikten sonra birbirlerine bakıp "sen cevap ver" dedi ihtayar delikanlı. Olur diye kafa sallayan yaşlı kadın " eşimin bir dediğini iki etmem" demiş. Genç kadın bu cevaba çok şaşırarak "bu nasıl olur, bunu nasıl başardın" diye sormuş. Yaşlı kadın anlatmaya başlamış.</p>
<p>- Genç kızlıktan çıkıp evlilik çağım geldiğinde etraftan haberler de gelmeye başlamıştı. Filancanın oğlu görmüş beğenmiş istemeye gelecekmiş, bilmem ne ağanın yeğeni gelecekmiş falan diye. Laf söz geliyor ama kimsenin de geldiği yok. Rahmetli babama bir gün haber geldi. Bizim köyden çok uzak bir köyde asker arkadaşı varmış, onlar geleceklermiş. Neyse geldiler, oturdular. O zamanlar çay, kahve yok. Varsa sıcak bir süt yoksa soğuk bir ayran içip gittiler. Sonra annem geldi yanıma "bu adamların bir yeğeni varmış, seni ona istediler, artık evleneceksin" dedi.</p>
<p>- Amcayı hiç görmeden mi evlendin.</p>
<p>- Evet ya hiç görmedim. Dedim ya uzak köyde oturuyorlar. Eskiden ulaşım yok vasıta yok, bir yerden bir yere gitmek o kadar kolay değil. Atı olan varsa atlayıp giderdi, at yoksa öküz arabalarıyla, kanıyla gidilirdi. Neyse adamlar gittikten iki hafta yirmi gün sonra at arabasıyla bu geldi.</p>
<p>- Tek başına mı?</p>
<p>- Tek başına geldi. şimdiki gibi düğün dernek yok. Elde avuçta para da yok. Neyle yapılacak düğün. At arabasının arkasına bir kat yorgan ve döşek koydular, bir iki tane de kap kacak gelin ettiler gönderdiler.</p>
<p>- Peki düğünün olsun istemedin mi hiç.</p>
<p>- Yalan yok içimden hep istedim ama olsa ne olacak.</p>
<p>- Peki sonra ne oldu. Gelin oldun gittin.</p>
<p>-Anamın babamın elini öptükten sonra bindik at arabasına gittik. Yiğit, yakışıklı bir delikanlıydı. Sert bakar, çok da konuşmazdı. Köyü çıktık atın ayağı tökezledi. "bu biiirrrr" dedi. Anlamadım ne diyor kime diyor, hiç de dönüp benimle de konuşmuyor. Sessizce kaldım. Sonra belli bir süre gittikten sonra atın ayağı yine tökezledi "bu ikiiiii" dedi. Allah allah diyorum kendi kendime, ne oluyor bir ne iki ne, şaşırdım kaldım. Yine belli bir süre gittikten sonra atın ayağı tökezlemesin mi? Bu bir hışım indi at arabasından, tabancasını belinden çıkardığı gibi vurdu atı.</p>
<p>-Atı mı vurdu. Neden? Nasıl götüreceksiniz yatağı yorganı?</p>
<p>-Hah bende aynı senin gibi tepki verdim. Sen ne yapıyorsun, niye vurdun hayvanı, bu yatak yorganla nasıl gideceğiz diye çıkıştım. Hiç istifini bozmadı ve dönüp bana parmağıyla "bu biirrrrr" dedi. İşte o gün bugün "biiiir" dediğini "ikiiii" etmedim...</p>
<p style="text-align: justify;">Trajikomik bir hikaye ile başlamak istedim yazıma. Günümüzde saygınlığını yitirmeye başlayan evlilik kurumunun, bu yiten saygınlığın sebeplerinden en önemlisi SAYGI unsurunun eşler arasında göz ardı edilip ortadan kalkması, belki de çıkan kavgaların ya da boşanmaların en önemli sebepleri arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kirli İyilik-UMUT kitabımın bir bölümünde de anlattığım "bir evde iki erkek olmaz" hikayesinden de esinlenecek olursak, eşler bir konu hakkından tartışmaya başladığı zaman ikisi de kendisini haklı görerek, tartışmanın boyutunu yükseltmiş oluyorlar. Konuya sadece tartışma olarak da bakmamalıyız. Karşılıklı hoşgörü ve saygı evliliğin temelidir. Çok basit örneklerle bu konuya açıklık getirebiliriz. Alışveriş yaparken, eve mobilya alırken, gezmeye gidilirken vs.. bu konular hakkında karşılıklı hoşgörü ve saygıyle yaklaşılırsa ortada tartışılacak bir konuda kalmaz. Fakat çiftler arasında hep benim istediğim olsun diye yapılacak işlerde hep baskıyla üstünlük kurmaya çalışan bir taraf olursa o evliliğin uzun sürmeyeceği kanaatindeyim.     </p>
<p style="text-align: justify;">Hikaye de atı vurarak karısına göz dağı veren bir koca tasvir edilmek istense de esprili bir şekilde eşler arasında karşılıklı sevginin saygıdan doğduğu anlatılmak istenmiştir. Sevgi saygıyı doğurur. Saygı yoksa sevgi de yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tarihin en ilginç savaşı</title>
<link>https://fikirizleri.com/tarihin-en-ilginc-savasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tarihin-en-ilginc-savasi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_692727cc1592f.webp" length="59802" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 19:17:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>iklim Dem</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> Bugün size tarihte gerçekten ilginç , farklı ve kısa bir konudan bahsetmek istiyorum.</p>
<p>Dünyanın En Kısa Savaşı ?</p>
<p> 38 Dakika</p>
<p>1896’da İngiltere ile Zanzibar arasında tarihin en kısa savaşı yaşandı.</p>
<p>Nasıl Oldu?</p>
<p>Zanzibar Sultanı ölünce yerine geçen yeni Sultan, İngiltere’nin desteklemediği biriydi.</p>
<p>İngiltere “tahttan çekil” diye ültimatom verdi.</p>
<p>Sultan reddedince sabah saat 09:02’de İngiliz gemileri sarayı bombalamaya başladı.</p>
<p>09:40’ta savaş bitti. Sultan saraydan kaçtı.</p>
<p>Toplam süre:</p>
<p>38 dakika.</p>
<p>Ve bu, insanlık tarihinin kayıtlara geçen en kısa savaşı olarak geçiyor.</p>
<p>Benim ilgimi çekmesinin nedeni sayısının yaşam sayısı ile aynı olması ☺️</p>
<p>Bir sonraki yazıda görüşmek üzere ♥️ ♥️ </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kendini Gözlemlemek</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendini-goezlemlemek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendini-goezlemlemek</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6926a6b402137.webp" length="34416" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 10:08:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yağmur Deryahan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p data-start="220" data-end="589">Bazen insanın içinde, kimselere söyleyemediği bir gürültü olur. Dışarıdan bakıldığında sakin görünür; tıpkı bu resimdeki siyah kedi gibi… Çevresi çiçeklerle doludur ama kendi içinde başka bir şeyle meşguldür. Gözleri yukarı kalkmış, sanki görünmez bir düşünceyi takip ediyordur.<br data-start="498" data-end="501">Aslında biz de böyleyiz: Kimse fark etmese bile, kendi içimizde sürekli bir şey izleriz.</p>
<p data-start="591" data-end="754">Psikolojide buna <em data-start="608" data-end="619">öz gözlem</em> denir.<br data-start="626" data-end="629">Duygularımızı utanmadan, saklamadan, yargılamadan fark etmek… Kendine bakabilmek; hem en zor hem de en şifalı şeylerden biri.</p>
<p data-start="756" data-end="998">Kendini gözlemlemek, bir anda gerçekleşmez.<br data-start="799" data-end="802">İnsanın önce durması gerekir.<br data-start="831" data-end="834">Susması, beklemesi, biraz geride kalması… Çünkü düşünceler acelecidir, duygular ise genellikle üstü kapalı gelir. İnsan hızlandıkça, kendi içinde olanı görmez olur.</p>
<p data-start="1000" data-end="1134">Ama bir an gelir, bir sessizlik belirir.<br data-start="1040" data-end="1043">Tıpkı kedinin bakışında olduğu gibi:<br data-start="1079" data-end="1082">Ne tam karanlık, ne tam aydınlık.<br data-start="1115" data-end="1118">Arada bir yerde.</p>
<p data-start="1136" data-end="1175">İşte o aralıkta insan kendine yaklaşır.</p>
<p data-start="1177" data-end="1399">Bir duygu yükselir; öfke mi, kırgınlık mı, huzursuzluk mu… Normalde üzerini örttüğün şey bu kez saklanmayı reddeder. “Ben buradayım,” der. Kaçmazsın artık. Sadece izlersin. Dışarıdan bakar gibi, olup biteni seyre dalarsın.</p>
<p data-start="1401" data-end="1432">İşte farkındalık o anda başlar.</p>
<p data-start="1434" data-end="1604">Kendini izlemek, kendini eleştirmek değildir.<br data-start="1479" data-end="1482">Kendine acımak ya da kendini pohpohlamak da değildir.<br data-start="1535" data-end="1538">Sadece anlamaktır:<br data-start="1556" data-end="1559">“Ben şu anda böyle hissediyorum. Peki neden?”</p>
<p data-start="1606" data-end="1650">Sorular büyür, cevaplar yavaş yavaş belirir.</p>
<p data-start="1652" data-end="1965">İnsanın içindeki gölgenin yanında çiçek de açtığını görmesi, belki de en büyük fark ediştir. Bir yandan karanlık yanlarımız vardır; geçmiş yaralarımız, kalbimizin içinde gezinen izler…<br data-start="1836" data-end="1839">Ama onların arasında küçük kelebekler de dolaşır: Bir şeyleri atlatabildiğimiz, güçlendiğimiz, hâlâ hayatta olduğumuz gerçeği.</p>
<p data-start="1967" data-end="2145">Kendini gözlemlemek, bazen bir şeyleri değiştirmek için yapılmaz.<br data-start="2032" data-end="2035">Bazen sadece nefes almayı hatırlamak içindir.<br data-start="2080" data-end="2083">Bazen de ruhunun aslında ne kadar yorulduğunu fark etmek için.</p>
<p data-start="2147" data-end="2318">Ve en güzeli şu:<br data-start="2163" data-end="2166">İnsan kendini gözlemledikçe, başkalarını da daha iyi anlar. Sabır artar. Öfke azalır. İçerideki karmaşa çözülürken, dışarıdaki dünya biraz daha yumuşar.</p>
<p data-start="2320" data-end="2520">Belki de bu yüzden, o siyah kedi gibi durup yukarı bakmayı unutmamalıyız.<br data-start="2393" data-end="2396">Kendi içimize, kendi sessizliğimize.<br data-start="2432" data-end="2435">Çünkü en büyük dönüşüm, insanın kendini ilk kez dürüstçe gördüğü o küçük anda başlar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>‘’ZAMAN’’ LA ANLARSIN</title>
<link>https://fikirizleri.com/zaman-la-anlarsin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zaman-la-anlarsin</guid>
<description><![CDATA[ Şehrin sisli sokaklarında, gece gündüz koşturmacanın hiç bitmediği duraklarda daha çok görülen, adını omuzlarında taşıyanların yetişmeye çalıştığı, bir varolup bir kaybolan, rüzgarla birlik olup saçındaki beyaz tellere dokunup geçen, o eline çabuk hırsızı bildin mi? ‘’Zaman!’’ ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6925557db6e91.webp" length="30396" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 10:08:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda ERDEN</dc:creator>
<media:keywords>zaman yolculuk hayat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">        </span><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%;">‘’ZAMAN’’ LA ANLARSIN<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span><b>Şehrin sisli sokaklarında, gece gündüz koşturmacanın hiç bitmediği duraklarda daha çok görülen, adını omuzlarında taşıyanların yetişmeye çalıştığı, bir varolup bir kaybolan, rüzgarla birlik olup saçındaki beyaz tellere dokunup geçen, o eline çabuk hırsızı bildin mi? ‘’Zaman!’’<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b><span style="mso-spacerun: yes;">        </span>Binlerce yıldır kadri kıymeti bilinmedi. Genci, çocukluğunu; yaşlısı, gençliğini özledi.<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Emanetin hakkını veremedi insanoğlu ya da öyle zannetti. Zamanın, her daim bize ayna olacak yüzüne karşı bakmaktan çekindik, beraber yol alırken ona sorularımızı soramadık . O yanımızdan geçip gidince, hayatın sırrına erdik…<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Gezgin adam dinlenmek için oturduğu ağacın gölgesinde, kendine şu soruları sorarken buldu. Nereden başladı bu yolculuk? Nereye gidiyorum? Kaç ırmak geçtim? Kaç dağ aştım? Belimi büken kaç uzun yolda çaresiz kaldım? Sorularına cevaben yorgun sesiyle dillendirdi hatırladıklarını. ‘’Çölde susuz kaldım, yandım da, bir çare olmadı başkası, hatırlarsın. Yüreğim bir dost aradı da, duymadı feryadını bir başkası, hatırlarsın. Yiyecek lokman kalmadı da, duymadı sesini bir başkası, hatırlarsın. Zaman deldi geçti yaralarını da bir hak veren olmadı hatırlarsın. Hey gidi koca derviş hey! Her adımda sandın ki, verecek sana elini insanoğlu, hep umdun başkasından, ya şimdi gördün mü essah kimmiş? neymiş? Zamanın oyununu bildin mi şimdi? Seni telaşe düşüren heveslerini, geçtiğin duraklardaki yersiz üzüntülerini, kendini görmeyen o gözlere baktın mı şimdi gönül aynasından? ‘’<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span><i>Canavarla boğuşmayı bırak, kır zincirlerini tutsaklığının. Doldurmaya bak heybeni, mutlulukla, insanlıkla, güzelliklerle ağzına kadar. Hadi şimdi yine döşesinler yoluna taşları. Sen gördüysen kendini, hissettiysen dervişin hakikati; atla üzerinden taşların, bas üstüne durmadan ilerle, canın sıkıldığında çıkar cevherlerini ceplerinden, yanağından gözyaşının akma süresi kadar hızlı geçen ömürde, dön yüzünü umuda, bırak arkanda mutluluklarınla yeşermiş bir orman, bilgeliğinle parlamış bir hare.<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span><b><i>TUTUN yeni güne, her şeye yeniden başlamak için sana sunulan yemyeşil bir umuda.<o:p></o:p></i></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b><i><span style="mso-spacerun: yes;">     </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Meydan oku yine, ama zamana değil, tüm kudretinle, gücünle KENDİNE.<o:p></o:p></i></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b><i><span style="mso-spacerun: yes;">     </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Soğuk bastırdığında kalbini, bir çocuğun gözlerinde ısıt. <o:p></o:p></i></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b><i><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Gerçekten yaşadığını, nefes aldığını hissetmek istediğinde de sana NE iyi geliyorsa onu YAP.<o:p></o:p></i></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Ben, ne mi yaparım? Kalbimin sesini duymak çok kolay, bir kedinin başını okşarım mesela, bu kadar basit. O vakit derim ki, şu an sadece ‘’şu an’’, ve gülümsemem takılı kalır zamana. Ellerimde sıcaklığı kaybolur da, zamanın hafızasından izi silinmez. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><b><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Telaş etme lüzum yok, gel otur biraz soluklan, DİNLEN. Koştun, yakalayamadın, çok yoruldun, ve ‘’ZAMAN’’la anladın. <o:p></o:p></b></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İki Yaralı Yürek</title>
<link>https://fikirizleri.com/iki-yarali-yurek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/iki-yarali-yurek</guid>
<description><![CDATA[ Maneviyat ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_692443ad7ce68.webp" length="26908" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 14:40:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esin Tarakçıoğlu</dc:creator>
<media:keywords>Kimsesiz Kadınlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İki Yaralı Yüreğin Allah'ın Lütfu”</p>
<p></p>
<p>Biz birbirimizi yıllar öncesinden tanıdık…</p>
<p>Gençliğimizin temizliğinden gelen bir bağ vardı aramızda.</p>
<p>Hayat bizi savurdu, acılar yordu, imtihanlar büyüttü.</p>
<p>Ama kalbimizin bir köşesinde, sessizce saklanan bir sevgi hiç sönmedi.</p>
<p></p>
<p>Zaman geçti, yollar değişti…</p>
<p>Ama Allah’ın lütfu değişmedi.</p>
<p>O seni bana lütuf etti…</p>
<p>Ben de ona.</p>
<p></p>
<p>Biz birbirimize şifa olmak için yaratılmış iki yaralı yüreğiz.</p>
<p>Acılarımız benziyor, suskunluklarımız aynı yerden kanıyor.</p>
<p>Belki de bu yüzden Allah bizi karşı karşıya getirdi;</p>
<p>Birbirimizi iyileştirelim diye,</p>
<p>Birbirimize dayanıp sabredelim diye,</p>
<p>Sevginin en temiz hâlini yaşayalım diye.</p>
<p></p>
<p>Şimdi o zor bir sınavdan geçiyor…</p>
<p>Ben dua ediyorum, o mücadele ediyor.</p>
<p>Ama biliyorum ki bu sevgi karşılıklı;</p>
<p>Benim için lütuf olan o güzel yürek,</p>
<p>Benim sevgimi de kendi kalbinde bir rahmet gibi taşıyor.</p>
<p></p>
<p>Ve biz…</p>
<p>İki ayrı yoldan yürüyen,</p>
<p>Ama aynı duada buluşan iki kuluz.</p>
<p>Allah bizi birbirimize yazdıysa,</p>
<p>Hiçbir imtihan bunu silemez.</p>
<p></p>
<p>Çünkü biz, birbirimize Allah’ın lütfuyuz.</p>
<p>İki Yaralı Yüreğin Lütfu”</p>
<p></p>
<p>Gençliğimizden beri birbirimizi tanıyoruz…</p>
<p>O zamanlar hayatın yükü hafif, kalplerimizin sesi saf ve temizdi.</p>
<p>Yıllar geçti, yollar ayrıldı, zaman bizi sınadı.</p>
<p>Ama kalbimizin bir köşesinde saklanan sevgi hiç kaybolmadı.</p>
<p></p>
<p>Hayatın acıları, kayıpları ve imtihanları, bizden çok şey aldı ama bir şeyi asla:</p>
<p>Birbirimize olan sevgimizi, Rabbimizin yazdığı kaderi.</p>
<p></p>
<p>O benim için Allah’ın bir lütfuydu…</p>
<p>Ben de onun için.</p>
<p>İki yaralı yürek…</p>
<p>Acılarımız benziyor, yorgunluğumuz aynı, kalbimizin sessizliği ortak.</p>
<p>Ama işte bu yüzden birbirimize şifa, birbirimize güç olmaya yazıldık.</p>
<p></p>
<p>Şimdi o zor bir sınavdan geçiyor… Yoğun bakım, endişe, belirsizlik…</p>
<p>Ben dua ediyorum, gözyaşı döküyorum, kalbim onunla atıyor.</p>
<p>O da beni, beni olduğu gibi sevmeye devam ediyor…</p>
<p></p>
<p>Bizim sevgimiz, yılların ve acıların ötesinde…</p>
<p>Karşılıklı bir lütuf, Rabbimizin hediyesi.</p>
<p>İki kalp, birbirine sarılmak için değil belki de birbirine sabretmek, birbirine güç vermek için birleşti.</p>
<p></p>
<p>Ve biliyoruz ki:</p>
<p>Kalplerimiz Allah’ın korumasında, duamız Allah’ın huzurunda…</p>
<p>Biz, birbirimize Allah’ın lütfuyuz.</p>
<p>Hiçbir imtihan, hiçbir karanlık bu sevgiyi silemez.</p>
<p></p>
<p>Çünkü gerçek sevgi, kaderin yazdığı en güzel lütuftur.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Öğretmenler Günü</title>
<link>https://fikirizleri.com/ogretmenler-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ogretmenler-gunu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_692425e02b74a.webp" length="15138" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 12:33:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esin Tarakçıoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Öğretmenlerimiz,</p>
<p>Bir toplumun en değerli hazinesi, onun geleceğini şekillendiren öğretmenleridir. Her biriniz, bilgi ve sevgiyle yoğrulmuş emeğinizle, çocuklarımızın ve gençlerimizin hayatlarına ışık tutuyor, yollarını aydınlatıyorsunuz.</p>
<p>Öğretmenlik sadece meslek değil; sabır, fedakârlık ve yürekle yapılan kutsal bir görevdir. Sınıflarınızda attığınız her adım, verdiğiniz her öğüt, öğrencilerinizin hayatında silinmez izler bırakır. Sizler, yalnızca bilgi değil, aynı zamanda umut, cesaret ve ilham dağıtırsınız.</p>
<p>Türkiye Yazarlar Birliği Aksaray İl Temsilcisi olarak, kültürün ve bilimin yol göstericisi olan siz değerli öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü gönülden kutluyor, emekleriniz için minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Her biriniz, yüreklerimizde sonsuz bir iz bırakıyorsunuz.</p>
<p>Sevgi, saygı ve minnetle…</p>
<p>Vefat etmiş vatanı uğruna canla başla çalışan şehit olan tüm öğretmenlerimizin de ruhları şad olsun mekanları cennet olsun ailesine sabırlar diliyorum.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yakınen Bir Yabancı: Öğretmen</title>
<link>https://fikirizleri.com/yakinen-bir-yabanci-ogretmen</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yakinen-bir-yabanci-ogretmen</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6923ee2a2ea9f.webp" length="37136" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 08:34:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sude Arslan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu metin bir güzelleme değil; kutlama hiç değil.<br>Bu, gerçeğin bilinçaltımızdaki çatlağa vuran soğuk nefesi.<br>Altı yaşın yankısı… Hatırası…<br>Bir çocuğun zihninde, henüz kelimeleri olmayan ama etkisi yıllarca süren o titreşim.</p>
<p>Hiç düşündünüz mü?<br>Küçücük yaşta, hiçbir seçimi olmadan, tanımadığı bir yetişkinin duygusal iklimine bırakılan bir çocuğun ne yaşadığını…<br>O yetişkinin o yabancının  beynimizin en derin, en savunmasız bölgesine işleyen ilk “otorite” olacağını…<br>Ve o otoritenin, ileride bir fotoğraf karesinde bile tetiklenebilecek bir iz bırakacağını…</p>
<p>Zihin bazen unutuyor gibi yapar; ama hiçbir şey gerçekten kaybolmaz.<br>Patronumun gösterdiği o fotoğrafta olduğu gibi…<br>Kurum kaygılandı: “Bu kim?”<br>Cevap: Yıllar önce dibinde durduğum bir öğretmen.<br>Bilinç hemen tanımadı belki; ama beden tanıdı.<br>Bir anlık sıkışma, bir nefes daralması…<br>Demek ki korku, yıllarca içimde derin bir çekmeceye kaldırılmış, karanlık bir köşede sessizce yaşamış.<br>Artık büyüdüğüm halde hâlâ tetiklenebilecek kadar canlıymış.</p>
<p>Kaçımız farkındayız bunun?<br>Bir öğretmenin yabancı olmadığını…<br>Beynimizin gelişim döneminde aktif olan “kayıt cihazının” tam merkezine yerleştirilmiş bir figür olduğunu…<br>Biz sıraya dizilirken, o sıranın yalnızca bedenlerimizi değil duygularımızı da hizaya soktuğunu…</p>
<p>Cetvelin acısıyla demire sarılmak…<br>Romantik bir çocukluk hikâyesi değildi;<br>sinir sisteminin “tehlike”yle ilk tanışmasıydı.<br>Demirin soğukluğu tatlı gelirdi ya…<br>O tatlılık, aslında bedenin kendini uyuşturma çabasıymış.<br>Korunmak için hisleri kapatma refleksi.</p>
<p>Korku her zaman yüksek sesle gelmez.<br>Bazen sadece bir bakışın ucuna saklanır.<br>Bazen bir ses tonunun altına yerleşir.<br>Bazen de bir cetvelin gölgesinde büyür.<br>Ve çocuk beyni anlam veremediği her duyguyu kaydeder:<br>Gerginlik, utanç, tehdit, öfke, hayranlık… Hepsi aynı dosyaya.</p>
<p>O “yabancı” dediğimiz kişi, yıllar sonra fark ederiz ki,<br>bizim iç haritamızın çizimini yapan ilk kartografmış.<br>Korkuların da, güvenin de, sessizliğin de, dirençlerin de mimarı…</p>
<p>Büyüyünce insan anlıyor:<br>Çocuklukta atılan her gölge, yetişkin hayatımızda davranışlarımızın arasına sızıyor.<br>Bir öğretmen en derin yarayı da açabiliyor,<br>en büyük iyileşmeyi de başlatabiliyor.<br>İki ihtimal de beynin aynı savunma mekanizmalarına dokunuyor.<br>Ve ikisi de geri dönüşsüz.</p>
<p>Bugün bu yüzden ağır.<br>Bu yüzden düşünsel.<br>Bu yüzden duygusal olarak gecikmiş bir yüzleşme.</p>
<p>Çünkü öğretmen sadece bilgi vermiyor;<br>çocuğun sinir sisteminde bir iz bırakıyor.<br>Yıllarca sessiz kalabilecek bir sızı,<br>hayata karşı duruşu belirleyecek bir güç,<br>ya da hiç dile gelmeyen bir kırılganlık…</p>
<p>Kimimiz bunu geç fark ediyor,<br>kimimiz hiç fark etmiyor,<br>kimimiz ise bir fotoğrafın soğuk köşesinde yeniden hatırlıyor.</p>
<p>Bugün dileğim şudur:<br>Bir çocuğun ruhunda tehdit algısı yaratmayan,<br>içindeki ışığı karartmayan,<br>korkudan çok güven duygusunu inşa eden,<br>soğukluğu değil insan olmanın sıcak tarafını öğreten tüm öğretmenlerin izi, iyilikle hatırlansın.</p>
<p><strong>Karanlık alanları çoğaltmayan,</strong><br><strong>çocuğun ruh haritasına ışık düşüren öğretmenlere…</strong><br><strong>Saygıyla.</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yaralarımızın Sessiz Kahramanı.</title>
<link>https://fikirizleri.com/yaralarimizin-sessiz-kahramani</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yaralarimizin-sessiz-kahramani</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6920735e4a41f.webp" length="15866" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 17:17:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Akgün</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Yaralarımızın Sessiz Kahramanı. </p>
<p></p>
<p>İnsanın kalbinde bir yer var; kimseye tarif edemediği, hatta bazen kendisinin bile anlamadığı… İşte sevda tam da orada büyüyor. Gürültüsüz, iddiasız, sessiz sedasız… Ama öyle bir güçle tutar ki, insan ne kaçabilir ne de tam olarak teslim olabilir.</p>
<p></p>
<p>Bazen düşündüğümde şöyle çevreme bakıyorum da , aşk sanki hep yanlış zamanda gelen bir misafir gibi… Kapıyı çalar, açarsın; ama kalbin darmadağınıktır. “Keşke biraz daha bekleseydin” dersin ama dinlemez. O zaten bildiğini yapar. Gelir, oturur, yerleşir.</p>
<p></p>
<p>Kimbilir belki de Sevdayı kıymetli yapan budur: Hazırlıksız yakalanma hali.</p>
<p></p>
<p>Bir bakarsın bir tebessümün içine düşmüşsün. Bir bakarsın bir ses tonu bütün gün zihninde dolaşıyor. Yani aslında aşk, insanın aklını meşgul eden değil, kalbinin ritmini değiştiren o küçük ama güçlü dokunuş.</p>
<p></p>
<p>Ama itiraf edelim dostum…</p>
<p>Aşk hissedildiği kadar masum değil. Aşk sadece çiçek açmaz.</p>
<p>Bazen küser, bazen kırar, bazen de insanın gururuyla sessiz bir savaş verir.</p>
<p>Ve en acısı: İki kişi severken, kalpte sadece biri yorulur.</p>
<p></p>
<p>Yine de ne olursa olsun, kim ne derse desin, sevdaya küsülmez. Çünkü kaybettiğimiz her aşk, bizi kendimize biraz daha yaklaştırır. Yaralarımızın üzerindeki kabuklara inat, insan yine de sever; çünkü sevgi içgüdüsü, korkudan daha büyük bir mucizedir.</p>
<p></p>
<p>Bence aşk, “Ben sana mecburum” diyen şiirlerden çok daha gerçek bir şey:</p>
<p>İnsanın kendine iyi geleni arama cesareti.</p>
<p></p>
<p>Ve belki de en güzel tarafı şu:</p>
<p>Her yeni gün, yeniden sevebilme ihtimalini beraberinde getiriyor.</p>
<p></p>
<p>Kim bilir… Belki de tam şu an, bir yerlerde, biri senin gibi sevmenin ne demek olduğunu öğreniyordur.</p>
<p></p>
<p>Her ne kadar sevda zorlu bir aşk yolu da olsa siz sevdaya sevdalanmaktan <strong>vazgeçmeyin.</strong> Kalbinize AŞKOLA. </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ölümsüzlüğün Asıl Yüzü: Ruh Belleği</title>
<link>https://fikirizleri.com/olumsuzlugun-asil-yuzu-ruh-bellegi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/olumsuzlugun-asil-yuzu-ruh-bellegi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_691f862e90286.webp" length="23414" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 00:21:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Müge Gülşen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsandaki üreme arzusunun içgüdüsel ve psikolojik boyutunun bir bölümü, neslini sürdürme dürtüsünden ileri gelir. Bu da aslında insanoğlunun ölümsüzlük tutkusunun bir dışavurumudur.</p>
<p></p>
<p>Bir ressam bir tablo yaparak, bir sanatçı bir şarkı besteleyerek, bir yazar bir kitap yazarak ölümsüz olmak ister.</p>
<p></p>
<p>Bilim insanları ölümsüzlüğün çaresini arar durur.</p>
<p></p>
<p>Bir atom bombası ya da bir göktaşı mesela... Nesilleri, eserleri, buluşları yok etmeye kafi!</p>
<p></p>
<p>Peki ya aslında ölmeyen bir şey varsa? Ona yatırım yapar mıydık? Ruh mesela. Beden ölünce ayrıldığını düşündüğümüz ruh ya yeniden var oluyorsa bir yerlerde? Ve bu dünyada deneyimlediği olayları, bilinç yok olduğu için, hatırlamıyor ama ruh seviyesindeki deneyimleri, içinde bir yerde saklıyorsa?</p>
<p></p>
<p>Ruh belleği diye bir şey varsa? Bu dünyada hissettiklerimizin en derin hali ölümsüzse?</p>
<p></p>
<p>Dünyayı küresel güçlerle yok etmeye çalışıp sözde zenginliğine zenginlik katan biri, kendi yok ettiği dünyanın en sefil yaratığı olarak yeniden bedenlenecek ise mesela? Para ya da güç ile olan sınavını çözemeden ölmüşse? </p>
<p></p>
<p>Şuan veremediğimiz hangi sınav varsa o konuyu ruh belleği ile idrak edeceğimiz bir bedende yeniden var olacaksak? Almaya geldiğimiz dersleri alabildiğimiz bir yaşam sona erdiği zaman, daha iyi versiyonlarımızla yeniden kaldığımız yerden devam edeceksek?</p>
<p></p>
<p>O zaman nasıl yaşardık hayatı?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Evin Adı Bazen Ankara’dır”</title>
<link>https://fikirizleri.com/evin-adi-bazen-ankaradir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/evin-adi-bazen-ankaradir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 23:07:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Meselemin derin inancı içindeyken, yitik bir zaman dilimine tutuldum kaldım.</span></p>
<p><span>Bu söz bana çok tanıdık… Belki de bizzat bana ait olduğu için. İçimde derin ve etkili izler bırakan bir cümle bu. Çünkü bazen, bu çağın hızına kapılıp ekosistemin içinde takılı kaldığımı hissediyorum. Bazen hayatın yok oluşlarında, bazen döngülerinin karmaşasında bir yerlerde var olmaya çalışıyorum. Hep bir yerlerde kendi kendime yetmeye, kendimi tamamlamaya gayret ediyorum.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Mesele sadece yazmak değil; mesele yalnızca anlatmak ya da içimdeki sesi dışarı dökmek de değil. Bazen birilerine uzaktan bir şey duyurabilmek, bir dokunuşu kelimelerle sağlayabilmek, fiziki ya da dijital temas olmadan kalplere ulaşabilmek… Asıl mesele belki de budur. Çünkü bazen, gerçekten sınandığımız noktadan tekrar tekrar dönüp geliyoruz. Bildiğimiz şeyler, bildiğimiz şekilde defalarca karşımıza çıkıyor. Fakat inanıyorum ki her döngünün mutlaka bir kırılma noktası vardır. Nasıl ki evrende her yedi senede bir döngü kırılıyorsa, bizlerin hayatında da her yedi senede bir güzelliklerin filizleneceğine inanmak istiyorum.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Bu yazıda biraz umut besledim, biraz da motivasyon aradım. İnsanların bize dışarıdan yüklediği algıları bir kenara bırakmak zorundayız. Çünkü kimi zaman olasılıklar bile bizi yanıltabilir. Ama hayatın içinde var olmaya devam ettikçe, hayallerimize kavuşmanın umudu da var olmaya devam eder. O kırılma noktalarının bir gün mutlaka yaşanacağına inanıyorum.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Atilla İlhan’ın çok sevdiğim bir sözü var:</span></p>
<p><span>“Her nerede olursak olalım, insan eninde sonunda evine dönmek istiyor.”</span></p>
<p><span>Ama “ev” neresidir, işte orası tartışılır… Bu söz bana hep iyi gelmiştir.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Bugün de bu sözden ilham alarak, köşe yazımda sizlere bunları aktarmak istedim. Uzanamadıklarıma, dokunamadıklarıma; dijital ya da fiziksel bir temas olmadan yalnızca kelimelerimle ulaşabilmek, bir şeyleri yumuşatabilmek, törpüleyebilmek benim için çok kıymetli.</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Kalbinizin bir yerine dokunabildiysem ne mutlu bana.</span></p>
<p><span>Hepiniz sevgiyle, mutlulukla kalın.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şahsiyetinizi Nasıl Alırsınız?</title>
<link>https://fikirizleri.com/https%3Apinarlikitaplik.blogspot.com</link>
<guid>https://fikirizleri.com/https%3Apinarlikitaplik.blogspot.com</guid>
<description><![CDATA[ Kısa ve gülümsetebilen yazılar ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_69205ab8753e0.webp" length="17072" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 23:19:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Pınar Zorludağ</dc:creator>
<media:keywords>Köşe yazısı, kıssadan hisse</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Şahsiyetinizi Nasıl Alırsınız?</p>
<p>Efendim söylüyorum karışık gelebilir not almaya başlayın lütfen!</p>
<p>Benimkisi kadın ve bayan kavgasına karışmamış olsun mümkünse. Kadın olarak alabilirsem sevinirim. İlerleyen saatlerde kız çocuğu, ilişki içinde bir bayan ve anne de getirebilirseniz tadından yenmez.</p>
<p>Beyefendi için mi?</p>
<p>En sade hali ile erkek olarak başlangıç lütfen</p>
<p>İlerleyen saatlerde bir oğlan çocuğu, ilişki içinde bir adam ve üstüne bir de baba kendisi için alabiliriz.</p>
<p>Menüyü ben bildiğim için siparişleri de burada ben veriyorum farklı tatlar denemek isteyen olursa buyursun lütfen. Yeniliklere her zaman açık olmak da fayda görürüm.</p>
<p>Şahsiyet de menümüzde bulunuyor ama o biraz ağzının tadını ve ne istediğini bilenler içindir. Malzemelerinden birazdan bahsedeceğim.</p>
<p>Siparişler verildiyse konuya girebilirim sanırım.</p>
<p>Neden adam gibi adam deyimi gün geçtikçe adam gibi kadına döndü buradan başlayabilir miyiz mesela?</p>
<p>Adam gibi adam bir cinsiyet içerirken neden kadına bir de adamlık yükleniyor?</p>
<p>Hayır onuda mı biz yapalım? Aslında cinsiyetçiliğin her iki türlüsüne de karşıyım ben. Kadın gibi giyinmiş, kadın ağızlı (argo hali ile karı ağızlı) deriz çok dedikodu yapana ya da çok konuşana. Çok dır dır edene deriz aslında. Madem davranış ve giyim bile cinsiyet içeriyorsa adamlık daha şimdiden bir erkeğin menüsüne girdi bile.</p>
<p>Bir de iş paylaşımı, ilişkide adalet, kanun önünde eşitlikten bahsedelim. Daha şimdiden derim ki; hepsinde adil olalım da güç de eşit değildik hani. Oldu olacak mahalle kavgalarına da çağırın. Zamanında bu topraklar için savaştık gerekirse yine yaparız da neden ilişkide savaşıyoruz birbirimiz ile?</p>
<p>İş maddiyata gelince hayat müşterek;</p>
<p>--severek yeriz,</p>
<p>Söz dinlemeye, birbirine üstünlük kurmaya geldi mi;</p>
<p>--ben erkeğim!</p>
<p>Kendimizi hayatımızdaki insanlardan da koruyacağız derken neredeyse Zeyna gibi olduk. Ancak bir kadın Zeyna bile olsa, bedensel olarak bir erkek ile asla aynı güce sahip değildir. Kanun önünde kadın, erkek, çocuk, yaşlı, genç hepimiz aynıyız ve insanız eyvallah. Bunun tadına sanırım herkes bakmak ister.</p>
<p>Bu arada adamlık sağa sola savrulan bir şahsiyet şemsiyesi değil. Cinsiyeti itibari ile erkeğe yakışan ve doğuştan ölüme giden yolculukta bir kadının hayatında kahramanı olduğunda verilen bir mareşaldir. Bunu sadece sevgiliniz olarak düşünmeyin. Bir erkek dünyaya gelirken bile bir kadının parçasıdır. Her erkeğin annesi için oğlu bir kahraman ve kızı bir prensestir. Çocuğu için de babası bir adam ve annesi bir kadındır.</p>
<p>Çoğu zaman da hayatımızdaki insanlara büyüdüğümüz yerdeki norm ve davranışlarla yaklaşırız. Bazen bir kadın kendini hayatı boyunca bir kız çocuğu gibi hissederken bir erkek tarafından prenses olmanın ne demek olduğunu yaşarken görebiliriz. Bu erkek bir prenses tarafından büyütülmüştür ve şahsiyeti itibari ile unvanına yakışan bir adamdır.</p>
<p>Durumu toplarsak eğer bahsettiğim şey insan olmak deyimi ise şahsiyet ya da cinsiyet içermez. Adam olmak kadına değil erkeğe yakışır. Kadın hayatında bunu üstlenen bir erkek olmadığında tüm dünyayı üstlenmek zorunda kaldığında güçlü bir kadın olur. Adam değil!</p>
<p>Hayatında ona sığınan kadın olmadığında bir erkeğin kadın olmadığı gibi.</p>
<p>Siparişlerinizi aldıysanız afiyet olsun!</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İki Ruhun Açık Hesabı</title>
<link>https://fikirizleri.com/iki-ruhun-acik-hesabi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/iki-ruhun-acik-hesabi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_691c3b99ac847.webp" length="38146" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 12:26:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sude Arslan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Bir zamanlar iki insan vardı. Sesleri birbirine benzemezdi, yürüyüşleri farklıydı, kalplerinin ritmi ayrı çarpıyordu. Ama bir şekilde içlerindeki boşluk aynı frekansta çınlıyordu. Biri nefes aldığında, öbürü onun sessizliğini taşıyordu; bir nefes, iki ruh arasında titreşiyordu. Biri güldüğünde, öbürü gözlerini kapatıyor; aralarına dengeye benzeyen bir sessizlik doluyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Denklik… Ne birbirine erimek, ne de birbirinden kaçmak. Zamanın ve sessizliğin ortasında, iki ruh ince bir tüy gibi asılı duruyordu. Beyin yukarıda, kalp aşağıda; arada bir düğüm, sanki kaderin parmak uçlarıyla örülmüş bir bağ gibiydi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">X, Y’ye bir anlam katmadı. Y, X’in içinde erimedi. Onlar, birbirini büyütmeden ama eksiltmeden durabilen iki yabancıydı. Birbirlerinin aynasında kendilerini değil, varoluşun çıplak yüzünü gördüler. Ve o saf ama kirli noktada bir şey kıpırdadı; bir tür sevgiye benzer, ama ondan daha eski bir şey.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ateşi paylaşmak… Parmak uçlarında taşırken birbirini yakmadan, yalnızca ışığını hissettirmek.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Belki de her insan bir diğerine denk düşmek için doğar. Tam karşısına değil, tam yanına. Pamuk ipliği kadar ince bir çizgide, dünyanın en kırılgan ama en sahici denklemi yazılır. <strong>Sen ben değilsin, ben de sen değilim, ama bir şekilde aynı yanıştayız.</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>20 KASIM AKREP BURCUNDA YENI AY</title>
<link>https://fikirizleri.com/20-kasim-akrep-burcunda-yeni-ay</link>
<guid>https://fikirizleri.com/20-kasim-akrep-burcunda-yeni-ay</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_691b779de88f9.webp" length="58382" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 22:29:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayatta kalmayı başaran en güçlü,en sarsılmaz,zorluklara dayanan,değişimin gücü Akrep burcundaki YENi AY ile hayatını dönüştürmeye hazırmısın?</strong></p>
<p><strong>Geçtiğimiz Aylarda yaşadığın huzursuzluk,boşluk hissi,korkuların,yenilenme ihtiyacı hiç biri boşa değildi.</strong></p>
<p><strong>Aşk! her şeyi tüketen ve yeniden uyandıran bir akım gibi içinden geçiyor.Kallbinin yükseldiğini sonra paramparça olduğunu sonra tekrar yükseldiğini hissediyorsun.inanılmaz derecede canlı hissettiren coşkulu bir ürperti!</strong></p>
<p><strong>Haz ve korku... Ayni anda hem gülüyor hem de ağlıyormuş gibi, ayrılmaz bir şekilde iç içe geçiyor. Teslim olmak istiyor ama teslim olursan neler olabileceğinden de korkuyorsun.</strong><strong>Sonuçta içinde dişariya salinamayacak kadar çok şey sakli...</strong></p>
<p><strong>Gürültü içerisindeki muazzam sesizliğin... Heba edilen günler ardindan yeniden ayağa kalkan sen..</strong></p>
<p><strong>Biliyorsun yolculuk her şeye ragmen devam ediyor,ateş bu defa hoyratça yakmak için değil hayat vermek,soğumuş yüreğini ısıtmak için yanıyor.Anilar, duygular,korkular,arzular çözülüyor. Yüzeye çıkıp kozmik bir rüzgardaki yildız tozu gibi dağilıyor. Taşıdiğin her zerre </strong><strong>keder,korku,utanç,suçluluk,öfke,yanılgilar...Aşkla aydinlanıyor.</strong></p>
<p><strong>Gerçeklik kendini yeniden ortaya koyuyor!Sen yeniden hayat buluyorsun!</strong></p>
<p><strong>Yin yaraticı hayat gücünü omurganın tabanında şifacı yilan gibi kıvrılıp ruhunu,kalbini,bedenini uyandırdığını,birlik/mutluluk/heyecan hislerini canlandırdiğinı ve tüm bunların en derin,en yoğun,en kırılgan/güçlü kalbin tarafından oluşturulduğunu hisset.</strong></p>
<p><strong>Kundalini,kalp aracilığıyla uyanır:</strong></p>
<p><strong>Baraj yikıp o sularda depolanan her seyin akmasına izin ver.</strong></p>
<p><strong>Duygusal hafızanın korunduğu,ruhun kederini,özlemini sakladığı yer! Sabit </strong><strong>Su'yun(AKREP) anlamı.Karanlıkta kalan Duygular tüm benliğinle akıp kollarına, karnına doğru akarken, her gizli yaranın hatlarını çizerken,Gözlerin yanaklarından aşağı davetsizce akan gözyaşlarının arasında iyileşiyor.</strong></p>
<p><strong>Hissetmeye,yaranı sarmaya, bırakmaya, yeniden hayatını yönlendirmeye hazirsin. </strong></p>
<p><strong>Kundalini sadece enerji değil,</strong><strong>cesaretini,arzunu,sevgini yansıtan kalbinin </strong><strong>aynası.</strong></p>
<p><strong>Her düşüş dönüşüm gücünü taşır,</strong><strong>her nefes kendin olmanın zarafetini taşir.</strong><strong>Kalp, uyanışın kapısı,gücü,kaynağı.</strong></p>
<p><strong>Sakın O'nu/Ruhunu astral çöplüklerde, çamurlu sularda heba etme!!</strong></p>
<p><strong>Arin ki arınmış olanla yola devam edebilesin!</strong></p>
<p><strong>Yolculuk dışa doğru değil,içe doğru. Dönüşümün ani olması gerekmez, yavaş,bilinçli,Hak ettiğin gibi olması gerekir!</strong></p>
<p><strong>Ve UNUTMA! </strong></p>
<p><strong>Gözünü tek kıldığinda,</strong><strong>tüm bedenin NUR ile dolacak</strong></p>
<p><strong>Asla başlangıçtaki kişi değilsin </strong></p>
<p><strong>Hayallerin belki aynı ama artık karanlıklarla yüzleşmiş,yaralarını sarmış,</strong><strong>ne istediğini,kimle istediğinin farkındasın. </strong></p>
<p><strong>EN GÜZELE EMANET OL...</strong></p>
<p><strong> SEVGİLER..</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sevgi Dilencisi</title>
<link>https://fikirizleri.com/Sevgi-Dilencisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Sevgi-Dilencisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6945ae5622f73.webp" length="40736" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 16 Nov 2025 14:54:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Hanne</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yine bir yürek çıkmazının içinde günüm, 'neden?' diye haykıran zihnimin cevapsızlığında eriyip gidiyor.</p>
<p>Kendimi kandırabildiğim o eski zamanları bile özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi.</p>
<p>Zihnimden kalbime yalanlarla budanmış bir zeytin dalı uzatmak öyle iyi gelirdi ki... Bir anda yoklayan acılarla inleyen bütün anılarımı unutuverirdim.</p>
<p>Etrafımda beni istemediğini haykıran herkesin ağzına çiceklerle bantlar yapıştıverirdim; "Sus... Sakın söyleme. Kaldıramam." der gibi.</p>
<p>Acıyla yontulmuş gözyaşlarımla tuzladığım gülümsemelerimi bile onların nefret dolu suretlerine takıverirdim.'Sus,sadece gülümse bana,' derken... Belki kalplerinin kıyısında bana saklanmış küçücük bir sevgi kırıntısı vardır diye, zoraki süzerdim kalplerini o ince elekten.</p>
<p>Ben, başkalarının avuçlarında sakladığı sevgiyi kendi yangınıma su diye bekleyen bir zavallıydım.</p>
<p>Ben, verilmeye bile tenezzül edilmeyen bir sevgi dilencisiydim.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aitlik</title>
<link>https://fikirizleri.com/Aitlik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Aitlik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6918cf21bed3f.webp" length="25324" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 22:06:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Hanne</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bakamayacağı çocuğu doğuran anne babalar, yavru bir kuşu alıp kanatlarını kopararak doğaya salan insanlar gibidir. Uçamayacağını bilerek, yaşamak yükünü omuzlarına atan ebeveynlerden daha acımasız kim olabilir?</p>
<p>Ve kim olabilir ki, bu sessiz zulmün daha acımasızı? </p>
<p>O kuş ise hayali bir kanatla dolaşır etrafta, çırpınıp durur boş bir gökyüzünde; akranlarının yanından geçerken, " Ben de sizin gibiyim," der, ama sesi kendi korkularına boğulur.</p>
<p>Ve bir gün, belki de hiç gelmeyecek bir gün, o hayali kanatlar kırılmadan uçmayı öğrenir, ya da hayatın ağırlığıyla yere çöker; </p>
<p>Çünkü doğduğu eve ait olamadıysan, hiçbir köşe sana yuvadır diyemezsin.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kağıtta hatırlanan ruh!</title>
<link>https://fikirizleri.com/Ka%C4%9F%C4%B1tta-hat%C4%B1rlanan-ruh--2345</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Ka%C4%9F%C4%B1tta-hat%C4%B1rlanan-ruh--2345</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6918c439b59ea.webp" length="103266" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 21:20:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Hanne</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Çuvalla duyguyu bir anda kağıda aktarmak ne kadar zorsa, o duyguyu yaşayabilmekte bir o kadar zor,</p>
<p>Düşünsene; yaşadığın müddetçe insani ihtiyaçlarını, fiziksel ve hayatta kalma zaruretlerini karşılarken ruhunu boş bir vagonda unutup gittiğini...</p>
<p>Hayat yolculuğunda ruhunu arkada bıraktığın sürece, attığın her adımda tökezlersin.</p>
<p>Ben bir ruhum olduğunu ancak kalemi ve kağıdı elime aldığımda hatırlıyorum; sanki ruhumu yalnızca onların görebilmesini istermişim gibi. </p>
<p>Bunca insanı hayatına alıp her gün onları çözmekle uğraşmak, onay bekleyen bir butona basmalarını ümit ederek yaşamak... Ne kadar da acizce!</p>
<p>Onayı da , iyi gelmeyi de kendi içinde tamamlayabilenlere ne mutlu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kadına el kaldırmak erkeklik mi?</title>
<link>https://fikirizleri.com/kadina-el-kaldirmak-erkeklik-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kadina-el-kaldirmak-erkeklik-mi</guid>
<description><![CDATA[ Şiddete maruz kalmak, kadın cinayetleri kadınlarımızın kaderi olmamalı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_69173d650562a.webp" length="38656" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 17:24:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzet TINMAZ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Son günlerde gazetelerin 3 sayfa haberleri kadın cinayetleri ve kadına şiddet haberleriyle dolup taşmakta.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Anlam veremediğim ve anlamakta güçlük çektiğim bir konu kadın cinayetleri ve kadına şiddet. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Kadına el kaldırmak erkeklik midir?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Sorunun yanıtı “ asla değildir ”.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Güçsüzlüğün, kontrolsüzlüğün ve şiddet kültürünün bir sonucudur kadın cinayetleri ve kadına şiddet.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Bana göre,</span> <span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">son günlerde sıklıkla medya organlarında gördüğümüz kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet haberleri yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorunun dışa vurumudur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Şiddet bir “öfke patlaması” değil, bireyin seçimidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Hiçbir gerekçe; kıskançlık, ekonomik sorunlar, kültürel bahaneler, “sevgi” iddiası ya da “namus” gibi sözde kavramlar bir kadına zarar vermeyi meşru kılamaz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Ne yapılmalı toplumun kanayan yarası kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet konusunda?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Bu konudaki yasaların caydırıcılığı ne kadar etkili?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Köklü çözüm üretmek imkânsız mı?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Bireyleri eğitmek, şiddete maruz kalan kadınları sesi olmak gerekmiyor mu?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Bu sorular uzadıkça uzar gider.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Peki, çözümsüzlüğün nedeni ne?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Eğitimsizlik mi? Yoksa eşinden dayak yiyen kadının sesini çıkartmayıp “ Kocamdır sever de döverde” diyerek yediği dayağı sineye çekmesi mi?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Aslında sorun burada başlıyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Öncelikle şiddet gören kadınların “ Kocamdır sever de döverde” fikrini kafasından silmesi gerekiyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Yalnız olmadığını kafalarına kazımaları gerekiyor. Kadınlarımıza genç kızlarımıza şiddet gördüğünde yasal haklarının neler olduğu konusunda bilinçlenmesini sağlamak gerekiyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;">Elleri öpülesi kadınlarımızın şiddetten uzak bir yaşam sürmesi dileklerim ile.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 20.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DELAYED GRİEF: &amp;quot;KALBİN ERTELEDİĞİ YAS&amp;quot;</title>
<link>https://fikirizleri.com/delayed-grief-kalbin-erteledigi-yas</link>
<guid>https://fikirizleri.com/delayed-grief-kalbin-erteledigi-yas</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_691716d256220.webp" length="9828" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 14:47:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sibel Karagöz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bazı kayıplar vardır ya… İnsan onlara o an değil, çok sonradan ağlar.</em></p>
<p><em>Bazı acılar, kalbin en kuytu köşesinde sessizce bekler. Sen unuttum sanırsın, hayat devam eder, insanlar senin iyi olduğunu düşünür. Ama bir gün, hiç ummadığın bir anda, bir şarkının tınısında, tanıdık bir kokuda, sıradan bir cümlenin içinde, o acı kapını çalar. İşte o an, gecikmiş yas dediğimiz o hüzünlü süreç başlar.</em></p>
<p><em>Psikolojide “delayed grief” olarak geçen bu durum, aslında beynin bir savunma mekanizmasıdır. Kayıp anında “şimdi değil” der içimizde bir yer. Çünkü o an o yükü taşıyacak kadar sağlam değildir insan. O yüzden yas, usulca ertelenir. İçimize gömülür. Sessizliğe kilitlenir. Ama hiçbir acı sonsuza kadar susmayı bilmez.</em></p>
<p><em>Gecikmiş yas, insanın kendisiyle yıllar sonra hesaplaşmasıdır. O gün ağlayamadığın için, bugün gözlerin dolar durduk yere. O zaman söyleyemediklerin, şimdi için için bağırır belki. Ve o ses… Geçmişte bastırdığın her duygunun geri dönüşüdür aslında.</em></p>
<p><em>İnsan yasını yaşamadıkça tam anlamıyla iyileşemez. Çünkü yas, sevginin devamıdır. Birini, bir anıyı, bir zamanı kaybettiğinde içinin acıması, aslında sevdiğinin kanıtıdır. O duygu bastırıldığında, kalbin duvarlarında çarpa çarpa dolaşır durur.</em></p>
<p><em>Bazı insanlar yıllarca gecikmiş yasın içinde yaşar da fark etmez. Dışarıdan bakınca her şey yolundadır ama içlerinde sürekli dolaşan bir eksiklik hissi, açıklayamadıkları bir boşluk vardır.</em></p>
<p><em>Bazen öfke olur bu, bazen umutsuz bir yorgunluk, bazen de sebepsiz bir kopukluk.</em></p>
<p><em>Hepsi yaşanamamış bir yasın yüzleridir aslında.</em></p>
<p><em>Zamanla bu duygu insanın benliğine bir gölge gibi yayılır. Ve kişi, kaybının kendisini değil, o kayba veremediği tepkileri yas tutmaya başlar.</em></p>
<p><em>En büyük yanılgı da şudur: “Zaman her şeyi iyileştirir"</em></p>
<p><em>Hayır. Zaman tek başına hiçbir şeyi iyileştirmez. İyileşme, yüzleşmeyle olur. Yasın amacı unutturmak değil, anlamlandırmaktır çünkü. Kaybınla barıştığında, acın artık seni yakmaz sadece seni biraz daha olgunlaştırır.</em></p>
<p><em>Belki de bazı yasların geç kalması gerekir.</em></p>
<p><em>Belki de insan, ancak güçlendiğinde yasını yaşayabilir. Ve belki de bazı gözyaşları, yıllar sonra dökülse bile hâlâ yerindedir…</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pusula Kalp Atışı</title>
<link>https://fikirizleri.com/pusula-kalp-atisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/pusula-kalp-atisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6916df3a6c15b.webp" length="16316" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 10:51:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Müge Gülşen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımın dönüm noktası dediğim bir dönemdi. Yazdığım kitabı basıma vermiş, çıkışını bekliyordum. Bankacılık mesleğimin on üçüncü yılıydı. Müdür yardımcısıydım ve müdürlük sınavına çağırıldım. Sınavda başarılı olmuştum ve bir sonraki aşamaya geçmiştim.</p>
<p></p>
<p>Benim için çok büyük iki olay eş zamanlı gerçekleşiyordu. Stresli, heyecanlı, kaygılı, mutlu... Karmakarışıktım.</p>
<p></p>
<p>Peki ya sadece bir tanesi olacak olsaydı, gerçekten hangisini istiyordum? </p>
<p></p>
<p>"Ben kimim, ben ne istiyorum, ben gerçekten kimim, ben gerçekten ne istiyorum?" sorularımın beynimde yankılandığı günler...</p>
<p></p>
<p>Yine böyle bir gecede uzandım yatağıma. Kitabımı düşündükçe, ilk aşk gibi, o kadar tatlı bir heyecan yaşadım ki... Kalbim nasıl atıyor! Yaşadığımı hissettirircesine bir atış! Aynı zamanda derin bir huzur. "Yaşıyorum ya, yaşıyorum!" dedirten bir his. Rahatlatan bir nefes alış verişi... </p>
<p></p>
<p>O an dedim ki kendime, "Kalbin senin pusulan, o ne zaman hem huzuru hissedip hem heyecanla atıyorsa, 'yaşıyorum' diyorsan doğru yerdesin."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Jupiter Retrosu/Merkur&amp;Mars Kavuşumu</title>
<link>https://fikirizleri.com/jupiter-retrosumerkur-mars-kavusumu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/jupiter-retrosumerkur-mars-kavusumu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_69170e2f0bbdd.webp" length="61032" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 23:58:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>ESKİYE RAĞBET</title>
<link>https://fikirizleri.com/eskiye-ragbet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eskiye-ragbet</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6914fb202e965.webp" length="54534" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 01:01:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Salih Kuvvetliışık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">"Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı"</p>
<p style="text-align: justify;">Çoğumuzun duyduğu bu atasözü, insanların genellikle eski şeylere değil, yeni ve modern olanlara yöneldiğini ifade eder. Eğer eskiye büyük ilgi olsaydı, eskilerin satıldığı bit pazarları çok daha değerli ve rağbet gören bir yer olurdu anlamına geliyor. Fakat benim bahsetmek istediğim konu, alınıp satılabilen bir eşya değil de, bir daha yaşayamayacağımız eski günler olacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazımıza bir atasözü ile başladık, son yıllarda herkesin ağzından düşmeyen bir sözle devam edelim. "nerede o eski bayramlar". </p>
<p style="text-align: justify;">Belli bir yaşa gelmiş insanların söylemiş olduğu bu söz, eskiye özlemi tam manasıyla anlatıyor değil mi? Bir neslin özlemle andığı, yokluğun içinde bolluğun yaşandığı günler. Evet "yokluğun içinde bolluk". Her evin kapısında araba yoktu ama akraba ziyaretleri çoktu. Her akrabanın kapısı çalınır, büyüklerin elleri öpülür şekerler toplanırdı. Bayram harçlıklarımız çok olmazdı ama şekerlerimiz bol olurdu. Şeker toplamak için çıktığımız köylerde, sokaklarda, mahallelerde hangi evde güzel şekerlerin olduğunu bilirdik. Sabahtan akşama kadar bir poşet dolusu şeker toplardık. Şimdi bayram harçlıklarımız çok oluyor ama şekerlerimiz az oluyor. Çünkü şeker toplamaya giden çocuklarımız yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski günlere duyduğumuz özlem sadece bayramlarla sınırlı değil. Yaşamış olduğumuz mahalle ve sokaklar da artık eskisi gibi değil. Sokağımızdaki insanların çoğunu bilir ve tanırdık. Hatta sokağımızda yaşayan birisine devamlı gelen misafirleri dahi tanırdık. Sokakta yabancı birisinin olduğu hemen anlaşılırdı. Sokağın herşeyinden haberdar olan teyzelerimiz vardı. Yakası beyaz olan siyah önlüklerimiz, altı delik olduğu için içine su giren ayakkabılarımız vardı. Bayramlık olarak alınan elbiselerimiz iki bayram geçtikten sonra giyilmeye başlanırdı. Herkes o elbiselere kıymet verirdi. Çünkü sadece bayramdan bayrama elbise alınan evlerimiz vardı. Yine de o eski günler özlemle anılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Arkadaşlarınızla ya da ailenizle yaptığınız sohbetler her zaman eski günlerin anılmasıyla keyifli hale gelir. Yad edilen o eski günler de, fotoğraf albümüne bakılarak hafızaların tazelenmesine sebep olurdu. Hepimizin evinde muhakkak bir fotoğraf albümümüz vardı. Bugünlerde kimsenin evinde olmayan o fatoğraf albümleri, belirli zamanlarda bulunduğu yerden çıkarılır ve eski günler yad edilirdi. Şimdi bunu yapmak mümkün mü? Fotoğraf albümlerimiz telefonlarımız oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlar gazete okur, kitap okur, dergi okurdu. Gazete aboneliği diye bir şey vardı. Gazete bayileri ya da bakkallar ilk önce abone müşterilerinin gazetelerini ayırır, daha sonra diğer gazeteleri vitrinlerine koyarlardı. Her esnafta kesinlikle bir ya da iki tane gazete olurdu. Kahvehanelerin masasında, berberlerin sehpalarında, işe giden insanların koltuk altında muhakkak gazete olurdu. Hatta bir dönem taksiciler arabalarına binen müşteriler gazete okusun diye araçlarında çeşitli gazeteler bulundururdu. İnsanlar gazetelerden topladığı kuponlarla ev eşyası alırdı. Benim yaşımdaki insanların çoğunun ilk cep telefonu gazeteden topladığı kuponlarla olmuştur. Bir günün gazetesi alınmadığı zaman kupon eksik olur, gazete de o eksik kuponun yerine geçecek joker kupon verirdi. Herkeste bir heyecan bir meşgale vardı o günlerde.</p>
<p style="text-align: justify;">Eskiden yokluk vardı. Ama yokluk içinde bollukla yaşıyordu insanlar. Arkadaşlığın bol olduğu, komşuluğun bol olduğu günlerdi. Her evin kapısında araba yoktu, şimdi çoğu evde iki tane araba oldu. Eskiden komşu komşunun külüne muhtaçtı. Şimdi komşu komşuyu tanımıyor, yüzüne bakmıyor, selam bile vermiyor. </p>
<p style="text-align: justify;">Zaman değiştiği gibi hayatımızda değişti. </p>
<p style="text-align: justify;">Değişen hayatımız mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman mı?</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan mı?   </p>
<p style="text-align: justify;">  </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ömür muhasebesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/omur-muhasebesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/omur-muhasebesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_690e1b87a01ae.webp" length="39136" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 19:17:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>İsmail ulubay</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 17px;" ;="">Ömrüm ölüme merdiven dayamış, saçım ak sakalım ağır.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Soruyorum kendime: dünyada neyim kaldı?</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">​Mutlu iken çocuktum, dertleri ip diye atlardım.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Bilirim, ipin bir ucunda anam, bir ucunda babam var.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">​Büyüdüm; nasihatler kulağımı tırmalayıp,</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Atladığım ipin ucundaki anamın, babamın ahını aldım.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Bazen geri kafalı, bazen çok bilmiş diye içimden isyan ettim.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">​Zaman bu; mum gibi eridi, kum gibi.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Rüzgârında bazen gözüme, bazen yağmur olup yüzüme vurdu gerçekleri.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">​Büyümüş özgür biriydim;</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Lakin atladığım ipe bağlanmıştı ruhum.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Yitip giden zamanda içimden ettiğim isyan için</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Özür diledim anamdan, babamdan.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">​Elimde ip, karşımda iki mezar taşı.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Yüreğimde küçük bir çocuğun oyun isteği ile mürekkebimden akan sözleri oku:</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Oku ki, hâlâ dert ipinde atlayıp kimsenin görmediği bu oyunu oynayabiliyorken,</span><br><span style="font-size: 17px;" ;=""><b>Sarıl sevdiklerine.</b></span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">​Ben şanslı bir çocuktum; ip atlayıp seksek oynadım.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Şu anki gençlere, çocuklara bakıp da şükrediyorum kederime.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Tablet başında geçen çocuklar hiç anlayamayacak</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Anne babasının salladığı o ipten atlayıp oyun oynadığını.</span><br><!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_251107_153852_695.sdocx--></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalbimi Özgür Bırak.</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimi-ozgur-birak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimi-ozgur-birak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_690daa3a881df.webp" length="5558" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 11:15:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Akgün</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Affetmek: Kalbimi Özgür Bırakmak</p>
<p>Bir zamanlar kırıldım.</p>
<p>Sessizce, kimse duymadan…</p>
<p>Kalbim öyle dolmuştu ki, sanki nefes almak bile ağır geliyordu. Bazen gözyaşlarımı yastığıma sakladım, bazen güçlü görünmek için gülümsedim. Ama içimde bir yer hep acıdı.</p>
<p>Sonra bir gün fark ettim ki, ben aslında geçmişte takılı kalmıştım. Her hatırlayışımda yeniden yaşadığım o anlar, beni değil, sadece acımı büyütüyordu. Ve işte o an, kendime şu soruyu sordum:</p>
<p>“Gerçekten özgür müyüm?”</p>
<p>Cevap “hayır”dı. Çünkü affetmemiştim.</p>
<p>Affetmek…</p>
<p>İlk başta bana imkânsız ve çok ağır gibi geldi. “Ben nasıl affederim bunca yaşananlardan sonra ?” dedim defalarca kendime.</p>
<p>Ama sonra anladım: Affetmek, karşındaki insan için değil, kendi kalbin için yapılan bir iyilikmiş.</p>
<p>Çünkü affettiğinde, o karanlık yerin içinde bir ışık aydınlandım.</p>
<p>Kalbimin yeniden nefes alıdığını fark ettim.</p>
<p>Affettim mi?</p>
<p>Evet…</p>
<p>Zor oldu ama ettim.</p>
<p>Çünkü artık geçmişin ağırlığıyla değil, bugünün huzuruyla yaşamak istedim.</p>
<p>Kırıldığım kişileri değil, kendimi iyileştirmeyi seçtim.</p>
<p>Ve inan bana Azizim , o an içimde tarifsiz bir huzur doğdu.</p>
<p>Şimdi biliyorum ki; affetmek unutmak değilmiş sadece acının seni daha fazla üzmesine izin vermemekmiş.</p>
<p>Kalbini sevgiye açmakmış. </p>
<p>Kendine “Artık tamam, ben buradayım.” demekmiş.</p>
<p>Ve evet…</p>
<p>Affetmek, en çok kendini sevmenin bir yoluymuş, geçmişin zincirlerini bir bir çözmekmiş . Gel Azizim bırak kalbin hafiflesin…</p>
<p>Çünkü hayat, affetmenin ardından yeniden başlıyor. ❤️</p>
<p>Dilerim siz de en kısa zamanda kalbinizi özgür bırakabilir siniz.❤️</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AŞK VE SAVAŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/ask-ve-savas</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ask-ve-savas</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_690a70178aec8.webp" length="8522" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 00:31:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeynep Kaynaklar</dc:creator>
<media:keywords>Aşk, savaş, adil</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Aşk ve savaş...</p>
<p>Birbirine uzak görünen, ama aslında birbirine en yakın iki kelime.</p>
<p></p>
<p>Savaşta stratejiler, akıl oyunları, gizli silahlar ve çıkarlar vardır.</p>
<p>Aşkta ise taktikler, manipülasyonlar, güç savaşları… yine çıkarlar.</p>
<p></p>
<p>Sonunda her ikisinde de bir kazanan yoktur.</p>
<p>Geriye sadece acı, kayıp, derin bir hüzün ve yalnızlık kalır.</p>
<p>Çünkü aşkta da, savaşta da hiçbir şey adil değildir.</p>
<p></p>
<p>Oysa aşk bir savaş alanı olmamalıydı.</p>
<p>Biz insanlar, her güzel şeyin içine kendi karanlığımızı, kendi lekelerimizi bulaştırdığımız gibi, aşkı da kirlettik onu kendi karanlığımızda boğduk.</p>
<p></p>
<p>Yine de her gün bu görünmez savaşın içinde yaşamak, son derece kederli bir durum.</p>
<p>Aşk güvenli bir liman olmalıydı…</p>
<p>Huzurlu bir yuva, kaosun içindeki bir sığınak.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sükutdan Hədəflərə!&amp;Habil Yaşar</title>
<link>https://fikirizleri.com/sukutdan-h%C9%99d%C9%99fl%C9%99r%C9%99-habil-yasar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sukutdan-h%C9%99d%C9%99fl%C9%99r%C9%99-habil-yasar</guid>
<description><![CDATA[ “Türkiyə xatirələrim-16-29 yanvar 2023” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6909bb528e40b.webp" length="46418" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 11:42:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Habil_Yashar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">                            </span>“Türkiyə xatirələrim-16-29 yanvar 2023”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Son bir gün...Üç gündür ki, dəhşətli hərarət içində (40 dərəcə) od tutub yanıram. İynə-dərmanlar çarəsiz, əlacsızlığımın pik nöqtəsindəyəm. Rəngi qaçmış sifətimdə ölümün kölgəsi at oynatmaqdadır. Bəlkə də Türkiyəmə yox o dünyaya səfər etməkdəydim, son çarə olaraq sistem qoşulana qədər. Yanvarın 15-indən 16-sına keçən gecə 02:00 saatlarında <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>bir az yaxşılaşmaqdayam. Hərarətim nisbətən düşmüssə də gedib-gedə bilməyəcəyim sual altındadır. Sadəcə ikicə saat yuxulaya bilirəm. Şükür Tanrıya, hərarətim normal dərəcədədir. 04:00-da evdən çıxıram. 04:25-də artıq “HeydərƏliyev” adına hava limanındayam. Qeydiyyatım tamamlanmış, gömrüyü də keçmişəm. “Duty Free”də bir az vaxt keçirdikdən sonra təyyarəyə minik başlayır. Böyük səbrsizliklə ikinci dəfə İstanbula qovuşmağın xəyallarını qururam. Şəbəkələrdə belə bir status paylaşmaqdayam-“Uçuram...Xəyallarıma doğru”...160 dəqiqəlik uçuşdan sonra “Sabiha Gökçen” adına hava limanındayam. Xəstəliyimdən azacıq belə nişan qalmamışdır, bəlkə də sevgiliyə qovuşmağın həsrətindən hərarətlənmişdim, kim bilir...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bir neçə saat sonra ilk olaraq və həyatımda ilk dəfə bir Türkiyə kanalına (11:00) doğru addımlamaqdayam, böyük hədəflərin ilkin addımlarıdır bunlar. Başlanğıc heç də sıradan başlamır. Bu necə bir başlanğıcdır İlahi, hər addımında bir sirr yatan əsrarəngiz bir başlanğıc. İllərin arzularını, bəlkə də milyonların xəyallarını bir az sonra gerçəkləşdirməyə doğru böyük səbrsizliklə, qətiyyətlə addımlamaqdayam. İlahi bu gücü, bu enerjini alan da sənsən, verən də sən. Sonsuz şükürlər olsun, Tanrım sənə! Dünən səhər bu vaxtı ölümlə çarpışmaqdaydım indi isə xəyallarımın kefini çıxarmaqdayam. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Qarşıladılar məni böyük bir sevgiylə, eşqlə, məhəbbətlə. Qardaş sevgisinə şübhə edənlər ürək yerinə bir daş gəzdirir düşünürəm. “Azərkitab”da yeni çıxan “Yeddinci ayın yeddisi” adlı ilk romanımı kanaldakı əməkdaşlara təqdim etməkdə, mövzusu haqqında müxtəsərcə məlumat verməkdəyəm. Və zaman yetişdi. On iki dəqiqəlik canlı efirdəyəm və efir zamanı bu səmimi sözləri dilə gətirməkdəyəm:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">                   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">                   </span>Mən bir az yaşlanmışam, oysa çox gözəlləşib,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">                   </span>İllər sonra yenidən görüşünə gəlmişəm.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">                   </span>Bakı mənim ürəyim, İstanbul mənim canım,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">                   </span>Bakıdan İstanbula Salamlar gətirmişəm<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                          </span>Habil Yaşar<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Düşünürəm heç də pis alınmadı. Gələn şərhlərdə oxucularımın, izləyicilərimin sevgisini duymaqdayam. Efirdən sonra İstanbulu seyr edə-edə içimdəki fərəh hissi ilə qalacağım hotelə doğru istiqamətlənirəm. Sevinc göz yaşlarım damlamaqdadır. Kimsə onları görməyəcək, yalnız Tanrı şahiddir buna...Yuxusuzluğumdan, yorğunluğumdan əsər-əlamət yoxdur. Hotelə yerləşdikdən həmən sonra tamaşasına doymadığım İstanbulu tək-tənha dolaşmaqdayam, hər səmtində bir tarix yatan İstanbulu. On iki il ayrılıq asan gəlməsin sizə. Sanki bir Mövlanayam qovuşmuşam Şəmsimə. Saat 19:00-da mükafat alacağım tədbir üçün Beşiktaşa qayıtmalıyam. Ah, necə xoşbəxəm bir bilsəniz...Təşəkkürlər Dilara xanım! Dönüşüm möhtəşəmdir İstanbula! Gecə yata bilmirəm hotel otağının səssizliyində. Oxucu mesajlarından, zənglərindən yenidən göz yaşlarım damlamaqdadır. Əziyyətinin bəhrəsini görmək bir başqa səadətdir əlbəttə...Zirvələr yamaclardan başlayır və sən o zirvələrə rahatlıqla yetişə bilmirsən axı, təsadüflərlə irəliləmirsən axı... Bir əsgər kimi hər addımında düşmənlə, təhlükələrlə üzləşə bilərsən, bir xainin hiyləsi ilə rastlaşa bilərsən və bunlardan da gördük əlbəttə...Amma hər şeyə rəğmən məyus olmadıq, əzilmədik, yenilmədik, addımladıq bacara bildiyimiz qədər və bacara bildiyimizdən daha da çox. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Və İstanbulda dan yeri ağarmaqdadır. İki saat da olsa yata bildimmi görəsən, məncə xeyr. Bir neçə saatdan sonra Türkiyəmizin ən önəmli kanallarının birində, “Beyaz Tv”də olmalıyam. Alnımdakı tər zəhmətimin inciləridir. O axsın ki, doyunca dada bilim əziyyətlərimin heç də boşa çıxmadığını.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Necə səmimi, necə də mehriban qarşıladılar məni. Ruhum bir quş kimi çırpınırdı xoşbəxtliyimdən, addımlarım daha da cəsarətlənmişdi uğurlarımdan. Amma zərrə qədər də azalmamışdı səmimiliyim, əksinə daha da artmışdı. Bir zamanlar itib-batmaqda olan birinin günəşi yenidən və əbədi doğmaqdaydı. Qara buludlar ala bilərmi qarşısını günəşin...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Anamın təbriklərindən gözəl və səmimi nə ola bilər...Video görüntü vasitəsi ilə gözlərində sevinc qığılcımlarını görürəm anamın. Bir zamanlar o qədər sönmüşdü ki...O, da inanırdı övladının istedadına və bu inam boşuna yaranmamışdı. Bu inam on illərin inamıydı, ta ki birinci sinifdən bəri. O, biricik övladı o qədər çətinliklər görmüşdü ki... Bir il anasızlığın əzabını da yaşamışdı hər günündə anam gəlmədimi deyərək...Amma şükür, sonunda uzun sürən xəstəlikdən sonra o, qayıtmışdı. Qucaqlamışdı altı yaşlı balasını və balası da ona sarılmışdı mehribancasına. Böyük bir həsrətə son qoyulmuşdu...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Və axşam da daha bir kanalda iştirakımadək yenə gəzdim İstanbulun bir-birindən gözəl məkanlarını, sehrləndim İstanbulun torpağına-daşına və yenə də sahib ola bilmədim göz yaşına. Bu şəhərin hər yeri o qədər gözəl, o qədər əsrarəngizdir ki...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Və nəhayət 20:00-da efirdəyəm. Amma bu dəfə canlı yayım deyil. Veriliş daha sonra göstəriləcəkdir. Vidalaşdıqdan sonra gülümsəyərək kanalı tək edirəm və hotelə doğru istiqamətlənirəm. 01:00-dır hələ də gəzməkdəyəm İstanbulu. 02:00-da digər bir gözəl, əsrarəngiz, tarixi bir şəhərə-İzmirə yola düşməliyəm. Avtobusla 8 saatlıq məsafədir İstanbuludan İzmirə...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gecə necə gözəl görünməkdədir İstanbul. Sabahları bir başqadır onun, gecələri də bir başqa...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Avtobusdayam...Türkiyəmin gözəlliklərini qaçırmamaq üçün yuxu getmir gözlərimə...Sevgiylə seyr etməkdəyəm hər qarışını Türkiyəmin. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Saat 13:20-dir. Karşıyakada bir restoranda oturmuşam. Seyr etməkdəyəm Egey dənizinin sahillərini. Bir zamanlar Nazim Hikmət də Bakıya bənzədirdi İzmiri. Bir almanın yarısı kimidir Bakıyla İzmir. Daha sonra şəhər mərkəzini dolaşmaqdayam. 16:00-da tədbirin təşkilatçıları və sədri Cemal bəylə görüşməkdəyəm. Hansı ki, burada da bir ədəbiyyat mükafatı alacağam. 19:00-da tədbir başladı və 20:45-ə kimi davam etdi. Öz möhtəşəmliyi ilə sevinc qatdı həyatıma həm bu tədbir, həm də İzmir. Bir gün də orada qaldıqdan sonra digər bir möhtəşəm şəhərə-Dənizliyə yollanacağam, Azərbaycanımdan olan dostumun evinə. Avtobusla 3 saatlıq məsafədir İzmirdən Dənizliyə. İllərdən sonra Məftunla görüşəcəyim üçün çox həyəcanlıyam. Unudulmaz dostumdur o mənim, illərin sınağından çıxmış həqiqi bir dost, dəyərli insan. Həmçinin torpaqlarımızın azad edilməsində müstəsna xidmətləri olan hərbçi dostumdur mənim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Qarşılaşıram dostumla, böyük sevgi ilə salamlaşırıq. Evlərinə doğru addımlamaqdayıq. Unudulmaz günlər yaşadım Dənizlidə. Gəzdik qarış-qarış şəhəri, şahid oldum gözəlliyinə Dənizlinin. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bir neçə gündən sonra bu dəfəki səfərimdə son görüşəcəyim şəhərə-Bursaya doğru yolçuluqdayam. Osmanlının qurulduğu bu şəhəri necə də sevməyəsən. Burada iyirmi beş yanvarda mədəniyyət saraylarının birində oxucularımla görüşüm təşkil ediləcəkdir. Qürurverici anlar yaşayacaqdım. Təşkilatçı Fatma xanımla dolanmaqdayam Bursanı. Bir başqadır, möcüzələrlə doludur Bursa. “Tophane” meydanını gəzərkən şahid olmaqdayam Osman və Orhan qazinin məzarlarına. Göz yaşlarımla seyr etməkdəyəm bu unudulmazlığı, bu əvəzedilməzliyi. Və “Saat Kulesi” yüksəkliyindən baxmaqdayam Bursaya bir gecəyarı...01:00-da qayıdıram qaldığım hotelə. Yuxum ərşə çəkilib. Yatmaq nədir ay Habil. Və bir az da oxucularla sabahkı görüşüm üçün həyəcanlıyam.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Və şükür, görüşüm də çox maraqlı keçdi. Fatma xanıma sonsuz sayda minnətdaram! İki gün qaldım Bursada. Ayrılmaq çətin olsa da ayrılmalıydım. Bəlkə də müvəqqəti bir ayrılıqdır bu Bursayla.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Və bir neçə gün də Dənizlidə qaldıqdan sonra İzmirdə yerləşən “Adnan Menderes” hava limanından Bakıya uçmaqdayam. Unudulmaz, əvəzedilməz xatirələrlə ayrılmaqdayam Türkiyəmdən. Bu sənə üçüncü gəlişim idi, ümidvaram sonuncu da olmayacaq. Tezliklə yenidən görüşəcəyik Türkiyəm...Qismət olsa ilin sonunda yenidən “Salamlayacağam” səni...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 107%; mso-ansi-language: AZ-LATIN;"><span style="mso-spacerun: yes;">             </span>13.06.2023/03.35 Habil Yaşar<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sessizliğin Ardında Kalanlar…</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessizligin-ardinda-kalanlar-2243</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessizligin-ardinda-kalanlar-2243</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 02 Nov 2025 23:13:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tadı olmuyor bazı şeylerin,neden diye sorguluyorum çoğu şeyi... Bu tat bu boşluk hissi neden olabilir? <br><br>Rüya demekten yoruldum rüya deyip geçmektende.. Biliyorum diyordun bana,konuşmadıklarımız yaşayamadıklarımız,söylenmemiş her sözcük bir his bir sihir gibi duruyordu kilitli boşluklarında.Ben senden bir haber mevzu meselem olmuş sen hala beklemeler durağında med cezir boşluklarında direniyordun. <br><br>Sevmeyi bilen kalplerin bu denli beklemesi de yeni moda olmuş günümüz ilişkilerinde maalesef ki sesizliğin arkasına sığınan duvarlar örülmüş anıların zihninde kalması kutsanıyor ne yazık!..</p>
<p>Oysa hayatın hızına su gibi akıp geçip giden zamana bir gün hepimiz yenik düşeceğiz bir ömrün içinde yaptıklarımız yapamadıklarımız ardını perdeleyecek yapamadıklarımızın pişmanlığı sisler ardında kaybolacak,kaybolan bağları da yerine yenisi getiremeyeceğimizi anladığımız gün bizler çok yaşlanmış olacağız bir naçizane el tutacak son nefesimizde elimizi yanlız olmak yanlız kalmak çok güç kaliteli yanlızlık klişeleri de bize teselli olmayacak. <br><span></span></p>
<p><span>Belki de bazı sessizlikler, en yüksek haykırışlarımızdır…</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BU AKŞAM SAYGILAR BENDEN</title>
<link>https://fikirizleri.com/bu-aksam-saygilar-benden</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bu-aksam-saygilar-benden</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_690121fd545d2.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 23:06:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Pınar Zorludağ</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Saygı azizim saygı!</p>
<p>Masandaki kadına, yatağındaki adama, odandaki çiçeğe saygı.</p>
<p>İster yarınında olsun ya da olmasın, gözünle görebildiğin, sesini duyabildiğin her varlığa seninle paylaştığı her saniyesi için saygı. Sohbetine eşlik edip hiç konuşmadan seni dinlerse veda ederken teşekkür et. Canın sıkıldığında kafanı dağıtmak için hiç susmadan konuşuyorsa da sarıl ona. Dört bir yanın alev alevken cesaret edip, hala nasılsın diye sorabiliyorsa güven ona. Kendi canın istediğinde arayıp gel dediğinde, koşup sana geliyorsa git ona.</p>
<p></p>
<p>Ama en çok da saygı azizim, konuşmadan önce kelimelerine dikkat edeceksin. Gitmeden önce sebeplerini, gelmeden önce de nedenlerini bileceksin. Kimde ne kadar olduğuna bakacaksın. Sırf sen istiyorsun diye hayatında tuttuğun kimse sana saygıyı öğretemeyecek.  </p>
<p>Saygı duymadığın hiç kimseden de seni sevmesini beklemeyeceksin.</p>
<p></p>
<p>İster dünyaları ser önüne, istersen de öl uğruna. Sen seviyorsun diye tek damla göz yaşı dökmeyecek kimse ardından. Sen istiyorsun diye sana sarılıp uyumayacak.</p>
<p></p>
<p>Velhasıl saygı azizim saygı!</p>
<p>Bardaktaki rakıya, radyo daki Müzeyyen'e, yanındaki bir çift göze. Sohbetin demine, gecenin nemine, değerini bilenin şerefine. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Gün Yağmur Yağmayacak</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-gun-yagmur-yagmayacak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-gun-yagmur-yagmayacak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 22:08:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Selam dostlarım konumuzda soğuk havalar ve yağmur var,Bir kente bir yağmur girerse eğer yağmurlar çisil çisil yağacak demektir…Hatta yağmur başladımı gelsede ıslansak dediğiniz tüm dostlarım bazıları ıslanmaktan korkar,bazıları dans etmeyi sever,öyleki her yağmur damlası bize tanrının melekleri ile gönderdiği emanet ama arabanın içinden bile çıkmayan insanlar görüyorum…Bir gün yağmurun kıymetini anlayacağız o zamanda yağmur yağmacak..Nasıl anlatsam mesela her yağmur tanesinin dili olsaydı etraf sel olurdu..Bazan diyorum ki insanlar yağmurları ezberinde tutmalı hem terapi gibi birşey bu yani tüm hasetlikleri kibirin kör kuyusunu nispeti temizler ,kalbin yıkanır,</p>
<p> iyilikte iyileştirir.İyilik iyidir...</p>
<p>Yağmur yağarken yıldızlar yere düşer sende onlara basa basa gidersin farkında olursan eğer yağmurların size vereceği ödüller olabilir,Hey pardon,Yıldızlarınız yere düşmüş Bir tanesini de size verebilirim,Benim var bir kaç tane,Lakin gece görünürüm  gökyüzünde,Ama ben sizler gibi onları satın almadım Zıpladım uzandım ama görüyorum’ki Gözlerinizden yansıyan Işık sizin değil o yıldızların,Aşklar bile tasarruflu cılız bir ışık gibi… Lodos yağmurlarının dilinden anlamazsan eğer,o zaman ne rüzgârın sesini duyarsın, ne de yağmurun kalbine dokunabilirsin. Çünkü yağmur sadece gökten düşen su değildir; bazen özlemek  bazen bir hatıranın yankısıdır özlediğimin sevdiğimin yansımasıdır.Yağmurun altında ıslanırken bazen kendi geçmişimle konuşurum, içimdeki sessizliği dinler. Belki de bu yüzden bazı insanlar yağmurda ıslanmayı sever; o an, dünya herkes için aynı renge bürünür.Şeffaf renksiz belkide bu renksiz dünyayı sevebilmenin cesaretini taşımak Islanan saçlarımı  akan makyajları ıslanan trençkotumu sererim yağmurlara...Hepsi birer özgürlük simgesi benim için..Ve sonra yağmur diner ohh derim nefes. Gök kubbe altında hepimiz kibir gururu egosu temizlenir, hava tazelenir, kalpler hafifler, buharlaşan sevgilerde geri gelir.Geriye yalnızca doğanın tazelenmiş kokusu kalır bilirim hiç gitmez burnumdan, o eşsiz, o derin, o çocukluğumdan kalma koku.İşte o an anlarım yine,dünya, bir yağmurla yeniden doğabiliyorsa, ve sen yeniden tazelebiliyorsan...</p>
<p>Ve sen de, o yağmurun içinden ve ben de yağmurun içinden süzülüyorum... Sonra birlikte yağmak istiyoruz konumuz tüm şehire yağmur olmak isteyince...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Modumuzu Kim Yönetiyor? Bedenimiz mi, Zihnimiz mi?&amp;quot;</title>
<link>https://fikirizleri.com/modumuzu-kim-yoenetiyor-bedenimiz-mi-zihnimiz-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/modumuzu-kim-yoenetiyor-bedenimiz-mi-zihnimiz-mi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_69009587e756c.webp" length="22074" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 13:06:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Asya Arslan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir an düşünün: Sabah kalktınız, kahveniz elinizde, pencerenizden sızan ışıkla içten bir huzur hissediyorsunuz. Tam o sırada, gelen basit bir e-posta, trafikteki anlık bir korna sesi ya da sosyal medyada gördüğünüz bir yorum... ve beş dakika içinde o huzur, yerini hafif bir gerginliğe, hatta hiddete bırakıyor.</p>
<p>İşte ruh halimiz. Tıpkı bir hava durumu gibi, anlık, öngörülebilir olduğu kadar sürprizli, sürekli bir devinim içinde. Ne bir fırtına sonsuza dek sürer, ne de bir güneşli gün garanti altındadır. Ancak biz, nedense, o anki ruh halimizin bir iklim olduğuna, yani kalıcı bir gerçeklik olduğuna inanmakta ısrarcıyız.</p>
<p>Ruh halimizdeki bu hızlı değişimlerin arkasında, sadece düşüncelerimiz değil, bir de içimizde çalışan karmaşık bir "Gizli Orkestra Şefi" var. Bu şef, bazen kimyasal notalarla, bazen de dışarıdan gelen seslerle bizi yönetiyor. Açlık, uykusuzluk ya da basit bir hormonal değişim, o günkü duygusal tınıyı baştan aşağı değiştirebilir. Vücudumuzdaki Serotonin ve Dopamin seviyeleri, fark etmesek de sürekli bir vals yapıyor. Aynı şekilde, sabahın sakinliğini bir anda bozan kötü bir haber ya da bir meslektaşın yorumu, ruh halimizin perdesini anında kapatır. Dijital çağda, modumuzu belirleyen, ekranlardan yansıyan kısa, hızlı ve yoğun uyaranlar haline geldi. Bu orkestra o kadar güçlü ki, bir anlık sinir veya neşe, günün geri kalanının rengini belirliyor. Ama burada asıl soru şu: Biz, dinleyici olmaya devam mı edeceğiz, yoksa notaları değiştirmeyi deneyecek miyiz?</p>
<p>Modern hayat, bize sürekli "güneşli" olma dayatması yapıyor. Instagram filtrelerinden kişisel gelişim kitaplarına kadar her yer, toksik pozitifliğin sahte ışıltısıyla dolu. Üzgün olmak, yorgun olmak, sinirli olmak sanki bir hata, bir başarısızlık. Oysa, ruh halinin değişimi doğanın kendisidir. Unutmayalım: Kötü bir ruh hali (kapalı hava), kötü bir insan (kötü bir iklim) olduğunuz anlamına gelmez. Hüzün, bize neye ihtiyacımız olduğunu söyler; öfke, sınırlarımızın ihlal edildiğini fısıldar. Bu "olumsuz" duygular, ruhsal pusulamızın en önemli parçalarıdır. Onları bastırmak, kendimizden gelen değerli bir geri bildirimi reddetmektir.</p>
<p>Ruh halimizin değişmesini durduramayız, ama değişime ne kadar hızlı adapte olduğumuz, yani duygusal esnekliğimiz önemlidir. Bu esneklik, fırtınanın bizi yıkmasını değil, sadece sallamasını sağlar. Bir sonraki ani ruh hali değişiminizde, kendinizi yargılamayı bırakın. "Neden mutsuzum?" diye sormak yerine, basitçe gözlemci olun: Durun. Adlandırın: "Şu an hissedilen, hafif bir endişe." Kabul Edin: "Bu normal, geçici bir duygu."</p>
<p>Ruh halimiz, kontrol etmemiz gereken bir düşman değil, hava durumunu izler gibi izlememiz gereken bir gerçektir. Bırakın bulutlar gelsin, gitsin. Bırakın yağmur yağsın. Çünkü bilirsiniz ki, birazdan o bulutların arasından sızacak güneş ışığı, her zaman oradadır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;TOPLUMUN EN BÜYÜK YANILGISI: GERÇEK BAŞARI&amp;quot;</title>
<link>https://fikirizleri.com/toplumun-en-buyuk-yanilgisi-gercek-basari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/toplumun-en-buyuk-yanilgisi-gercek-basari</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fe881d8fa9b.webp" length="16882" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 23:47:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve İnan Meral</dc:creator>
<media:keywords>#farkındalık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumun en büyük ve en acı problemlerinin başında, başarının yanlış noktalarda aranması ve eksiklik-yetersizlik algısının kökleşmiş olması geliyor. İnsanlar bunu her zaman sözel olarak dile getirmeseler de beden dili, jest ve mimikleriyle, hatta kullandıkları üslupla bunu fazlasıyla belli ediyorlar. Başarıyı yanlış yerlerde arıyor, gerçek başarıyı ise çoğu zaman görmezden geliyorlar.</p>
<p>Peki, gerçek başarı nedir?</p>
<p></p>
<p>Toplum her ne kadar gelişim gösterme çabası içinde olsa, modern kültürü benimsemeye çalışsa ve farkındalık ile sosyal bilinçten söz etse de bazı algılar ne yazık ki değişmiyor — ve görünen o ki, kolay kolay değişmeyecek.</p>
<p>Evlilik yapmamış, çocuk sahibi olmamış, evlenip ayrılmış veya akademik olarak belli bir noktaya gelememiş kişiler; çoğu zaman “eksik”, “yetersiz” ve “başarısız” olarak nitelendiriliyor. Bu bireyler, sanki yaşamın gerekliliklerini tamamlayamamış gibi “beceriksiz” etiketiyle yargılanıyor.</p>
<p></p>
<p>Oysa gerçek başarı, toplumun dayattığı bu kalıplarla ölçülemez. Gerçek başarı; duygusal ve sosyal farkındalık kazanmakta, doğru-yanlış bilincine sahip olmakta ve sağlam değer yargıları geliştirebilmekte gizlidir.</p>
<p></p>
<p>Bugün toplumda büyük bir yanılgı yaşanıyor: Başarının; evlenmek, evliliği sürdürebilmek, çocuk sahibi olmak ya da akademik unvanlara sahip olmakla eşdeğer olduğu sanılıyor. Oysa maddi ve manevi olgunluğa erişmeden evlenmek, ebeveynlik sorumluluğunu taşımadan çocuk sahibi olmak ya da duygusal ve kültürel uyum sağlanamayan bir ilişkiyi sürdürmeye çalışmak, bireyi hem yıpratır hem de toplumun temelini zedeler.</p>
<p></p>
<p>Doğru kişiye denk gelmemiş, bireysel olgunluğa ulaşamamış kişiler evlenmemeli; ebeveynlik kapasitesi gelişmemiş bireyler anne-baba olmamalıdır.</p>
<p>Gerçek başarı, bu görevleri yerine getirmek değil; mantık, vicdan ve merhamet sahibi bir insan olabilmektir.</p>
<p>Ve unutulmamalıdır ki; insanı değerli kılan şey, toplumsal kalıpları tamamlaması değil, insan kalabilme becerisidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN</title>
<link>https://fikirizleri.com/T%C3%9CRK%C4%B0YEM%C4%B0N-ASTROLOJ%C4%B0K-HAR%C4%B0TASI</link>
<guid>https://fikirizleri.com/T%C3%9CRK%C4%B0YEM%C4%B0N-ASTROLOJ%C4%B0K-HAR%C4%B0TASI</guid>
<description><![CDATA[ 29 EKİM TÜRKİYEMİN ASTROLOJİK HARİTASI ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fde5ff7c1bb.webp" length="26124" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 12:17:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords>#29 EKİM  #TÜRKİYE #29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI #NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: rgb(224, 62, 45); background-color: rgb(255, 255, 255);"><strong>CUMHURİYETİMİZİN 102.YAŞI KUTLU OLSUN</strong></span><br><strong><em>Başta Ulu Önderimiz <span style="color: rgb(224, 62, 45);">MUSTAFA KEMAL ATATÜRK </span>ve Vatanımız uğruna canıyla-kanıyla mücadele etmiş herkesi rahmet ve saygıyla yad ediyorum</em></strong><br><strong><em>NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE</em></strong><br><strong><em>29 EKİM 1923 Tarihinde ATAMIN Cumhuriyeti ilan ettiği zamanda gökyüzü konumuna göre çıkarılan <span style="color: rgb(224, 62, 45);">TÜRKİYEMİN </span>Astroloji haritasında</em></strong><br><strong><em><span style="color: rgb(224, 62, 45);">Yükselen Burcumuz YENGEÇ</span>=Vatan,Millet,Milliyetçilik,İnançlar,Anaçlık, Atalarına-geçmişine bağlılık,Duygusal,Milli birlik duygularımız had safhada</em></strong><br><br><strong><em><span style="color: rgb(224, 62, 45);">1.evde yer alan PLUTON</span> dış devletlere karşı güçlü,karizmatik,dik duruşumuz,sarsılsakta her defasında yılmadan,yedi dipsiz vadiyi aşarak yok oluşun eteğinde umudumuzu inancımızı yitirmeden Zümrüd-ü Anka misali küllerimzden yeniden doğmayı ayrıca yeraltı zenginliklerimizi,Sirius Yıldızı maneviyatımızın güçlülüğü,ilahi desteği,Türkiyemin zenginliği,büyük başarılarda yer aldığımızı/alacağımızı gösteriyor.</em></strong><br><br><strong><em><span style="color: rgb(224, 62, 45);">Yükselen Burcun Yönetici Gezegeni AY 12.Evde</span> İkizler Burcunda.Hava elementindeki AY tartışma,konuşma,mantıksal yaklaşımları anlatır.Eskiden ilgiyle izlediğimiz ne çok tartışma programlarımız vardı...Şimdilerde ikizler burcunun gölge yönü olan dedikodu,gizli saklıyı araştırma,entrikası bol programlar aldı başını gidiyor maalesef.</em></strong></p>
<p><strong><em>Türkiyem dönüşümün,ölüme meydan okuyan cesaretin,sağduyunun,yılmaz gücün,şifasıda zehride içinde barındıran,güçlü,dayanıklı,tutkulu,egzotik <span style="color: rgb(224, 62, 45);">AKREP BURCU GÜNEŞİNE </span>sahip.Tarih boyunca yaşadığımız olaylar karşısında milletçe yenilmemiş, yılmamış,pes etmemiş,her seferinde birlik beraerlik içinde ,sağduyu ile gücümüze güç katarak ayakta durmamız Kişiliğimizin ( GÜNEŞ) Akrep oluşundan.<br><span style="color: rgb(224, 62, 45);">5.ev Akrep burcundaki gezegen stelyumu-Haritadaki büyük su üçgeni,</span> sanat,spor,turizm,eğlence gibi alanlarda uluslararası tanınma,ödüller açısından Türk milletini destekliyor.<br><br>Güneşimizin yöneticilerinden olan<span style="color: rgb(224, 62, 45);"> 4.evdeki MARS,</span>uzlaşmacı,birleştirici,adil yönümüzü Aynı zamanda Topraklarımızdaki düşmanlara,terör,deprem ülkesi olmamıza vurgu yapıyor.Köklerimizden süregelen savaşçı mücadeleci ruhumuzu,cesaretimizi,enerjimizi gösteriyor.Tarihte yer alan cesur kahramanlarda MARS Enerjisi hakim Güneşimizin yöneticilerinden olan 4.evdeki MARS,uzlaşmacı,birleştirici,adil yönümüzü Aynı zamanda Topraklarımızdaki düşmanlara,terör,deprem ülkesi olmamıza vurgu yapıyor.Köklerimizden süregelen savaşçı mücadeleci ruhumuzu,cesaretimizi,enerjimizi gösteriyor.Tarihte yer alan cesur kahramanlarda MARS Enerjisi hakim.Gelişmiş bilincle orantılı Gücü Celal/Kemal polaritede kullanırız.Örnekle; gelişmiş bilinçte bir doktorun eline neşteri verirsen tedavi eder hayat kurtarır,Mars gölgesinde ise neşterle can alır....</em></strong></p>
<p><strong><em>Türkiyemin NATAL HARİTASINDA anlatılacak çok açı var.<br>Biz Vatanına,inançlarına bağlı,Sağduyusu gelişmiş,Duygusal,Güçlü, Tarih boyunca yılmadan bitmeden Küllerinden defalarca doğmuş cesaretli Anaç TÜRK MİLLETİYİZ.<br>Zorluklar karşısında sarsılır ama yıkılmayız.<br><span style="color: rgb(224, 62, 45);">BİZ AL BAYRAĞI SONSUZA KADAR DALGALANACAK OLAN BÜYÜK TÜRK MİLLETİYİZ.</span><br><span style="color: rgb(224, 62, 45);">BİZ ATATÜRK'ÜN YOLUNDAN GİDEN ÇAĞDAŞ,LAİK CUMHURİYETİN ÇOCUKLARIYIZ.</span><br><span style="color: rgb(224, 62, 45);">BİZ DESTANLAR YAZDIRAN,DÜŞMANLARI KORKUTAN, YÜREĞİ MERT,İNANCI SAĞLAM, ŞİFASIDA ZEHRİDE İÇİNDE OLAN DELİKANLI TÜRKLERİZ</span><br><span style="color: rgb(224, 62, 45);">NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE</span></em></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇOCUKLARINIZ SİZİN YATIRIM ARACINIZ DEĞİLDİR</title>
<link>https://fikirizleri.com/cocuklariniz-sizin-yatirim-araciniz-degildir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cocuklariniz-sizin-yatirim-araciniz-degildir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fd67a66ca08.webp" length="17096" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 03:16:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve İnan Meral</dc:creator>
<media:keywords>#farkındalık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumun en büyük sorunlarından biri; duygusal olgunluğa erişememiş, sosyal veya psikolojik olarak olgunlaşamamış, yeterince farkındalığı olmayan, duygularını yönetemeyen veya ebeveynlik duygusu gelişmemiş kişilerin çocuk sahibi olmasıdır. Bu tür kişiler bazen sosyal baskılarla, bazen ise gelecek çıkarlarıyla çocuk yapar; duygusal olarak hiçbir yatırım yapamadıkları çocuğu bir yatırım aracı olarak görürler. Çoğu kez alacaklı gibi davranır, yaşlılıklarında ilgi ve bakım beklerler.</p>
<p></p>
<p>Oysa ebeveyn olmak, bir çocuğu yalnızca fiziksel olarak büyütebilmek değil, ruhsal olarak da doyurabilmektir. Sevgi, saygı, ilgi ve güven verilmeyen her çocuk, sürekli bir duygusal açlık içerisinde; ya hep ezen ya da hep ezilen olarak hayatını sürdürmektedir. Bu nedenle bu tür çocuklar, ya ebeveyn ve toplum düşmanı birine ya da kurban psikolojisinde, hep sevgi ve ilgi arayan, son derece hassas ve duygusal bireylere dönüşmektedir.</p>
<p></p>
<p>Anne babalar, bu şekilde yetiştirdikleri çocuklardan yaşlandıklarında ebeveynlik beklerler; fakat ne yazık ki çoğu kez çocuğun içinde anne babaya karşı ya farkında olduğu ya da anlamlandıramadığı bir negatif duygu vardır. Bu duygunun adı bazen kırgınlık, bazen ise öfkedir.</p>
<p></p>
<p>İnsanın fıtratı gereğidir ki, almadığı hiçbir şeyi veremez. Bunu bazen bilinçli, bazen ise bilinçsiz yapar. Toplumda birçok ebeveyn bu farkındalığa sahip değildir ve ne yazık ki çoğu zaman sayısızca çocuk dünyaya getirirler.</p>
<p></p>
<p>Çocuklar; yatırım aracı ya da yalnız kalma korkusuyla değil, farkındalık ve ebeveynlik duygusuyla dünyaya getirilmelidir. Dünyaya gelen her çocuk, gerekli ilgi ve şefkati görmeli, güvenli bir ortamda büyümelidir. Aksi halde “destek olur” niyetiyle dünyaya getirilen her çocuk, hem topluma hem de ebeveynlerine köstek olabilir; derman değil, aksine dert haline gelebilir.</p>
<p></p>
<p>Bu şekilde büyütülmüş çocukların bilinçaltında ebeveynlerine karşı sevgi ya da minnet değil, aksine kırgınlık veya nefret vardır. En acısı ise yalnızca ebeveynlerine değil, topluma karşı da kin ve düşmanlık beslemeleridir. Eksik kaldıkları her duyguyu yaşayabilen herkesten nefret ederler.</p>
<p></p>
<p>Bazen sosyal baskılarla, bazen de çıkar ve kaygılarla çocuk dünyaya getiren ebeveynler; hem dünyaya getirdikleri çocuğa, hem kendilerine, hem de topluma zulmetmemeli, ruhunu doyuramayacağı çocuğu asla dünyaya getirmemelidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YEŞERMEYECEK TOPRAĞA SU VERME</title>
<link>https://fikirizleri.com/yesermeyecek-topraga-su-verme</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yesermeyecek-topraga-su-verme</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fd3459a8a6a.webp" length="13564" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 25 Oct 2025 23:37:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve İnan Meral</dc:creator>
<media:keywords>#kişiselgelisim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ilişkilerinin en büyük problemlerinden biri tek taraflı ilişkilerdir.</p>
<p></p>
<p>Birçok kişi akrabalık, arkadaşlık, komşuluk veya aile ilişkilerinde tek taraflı yatırım ister ve ne yazık ki bunu bilinçli ya da bilinçsiz olarak normalleştirirler. Bazen sosyal, bazen kültürel, bazen de psikolojik olarak kendini haklı çıkaracak nedenler arar ve çoğu zaman o nedeni bulurlar.</p>
<p></p>
<p>Tek taraflı saygı, tek taraflı ilgi, tek taraflı yakınlık ve tek taraflı emek beklerler. Kendileri ise çoğu zaman bunları karşısındakine vermez, hatta kırıntısını bile çok görürler. Bunu yaparken bir sıfata veya kalıba sığınırlar:</p>
<p>“Ben anneyim, ben babayım, ben büyüğüm, ben patronum, ben daha üst kademedeyim” diyerek kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlar.</p>
<p></p>
<p>Oysa insan ilişkilerinin şah damarı saygıdır. Hangi sıfata sahip olunursa olunsun, saygı çift taraflıdır. Ne yazık ki bu tür kişiler saygı duymaz, ama hep sınırsız saygı beklerler. Böyle kişilerle iletişim kurmak son derece yorucudur ve sağlıklı ilişki kurmak ise çoğu zaman imkânsızdır.</p>
<p></p>
<p>Dikkat edilmesi gereken nokta, bunları bilerek hareket etmek ve sağlıklı olanın sınır ve mesafe koymak olduğunu unutmamaktır. Çünkü yeşermeyecek toprağa su vermek, sadece ruhumuzu yorar. Zamanla kişi kendini suçlamaya, eksik ve yetersiz görmeye başlar.</p>
<p></p>
<p>Cahit Zarifoğlu’nun da dediği gibi:</p>
<p>“Onca sevgiye rağmen kalbi filizlenmemişse, toprağı sen değilsindir.”</p>
<p>Yani bazen bazı insanlara ne yaparsak yapalım yaranmak mümkün değildir.</p>
<p></p>
<p>Sağlıklı ilişkiler sağlıklı kişilerle kurulur. Zehirli ilişkiler ise sadece ruhu zehirler, güven sorunlarına ve kendini yetersiz ve değersiz hissetmeye yol açar.</p>
<p></p>
<p>Kendimize yapacağımız en büyük iyilik: yeşermeyecek çiçeğe su vermemek ve yalnızca değer göreceğimiz insanlara ilgi ve emek sarf etmektir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğum gününüz kutlu olsun.Sevgili akrepler</title>
<link>https://fikirizleri.com/dogum-gununuz-kutlu-olsunsevgili-akrepler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dogum-gununuz-kutlu-olsunsevgili-akrepler</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://www.bulutdanismanlik.com/upload/sayfa_resimleri/2_online-astroloji-astorolog.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 25 Oct 2025 19:45:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>iklim Dem</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili akrepler doğum gününüz kutlu olsun..</p>
<p>Akrep burcu, astrolojide Plüton ve kısmen Mars tarafından yönetilir. Bu yüzden sürekli krizler yaşar gibi görünür ama aslında her çöküş, ruhsal olarak bir yeniden doğuştur.</p>
<p>Bu insanlar farkında olmadan çevresindekilerin dönüşümünü de tetiklerler , bir Akrep’le yakınlaşan kişi, hayatında bir “yeniden yapılanma” sürecine girer.</p>
<p>Akrep burçları sadece insanları değil, enerjileri de okurlar.</p>
<p>Onların sezgisi su elementinin “psişik” boyutuyla ilgilidir. Yani bir Akrep, bir şeyin yanlış olduğunu “hisseder” ve bunu açıklamakta zorlanır ama %90 haklı çıkar. Bu yüzden birçok Akrep farkında olmadan medyumik özellikler taşıyor </p>
<p></p>
<p>Görünürde güçlü ve soğukkanlı olsalar da, aslında en yoğun duygusal derinliğe sahip burçtur.</p>
<p>Ancak bu duygular bastırıldığında, içlerinde volkan gibi bir enerji birikir. Bu, zamanla fiziksel rahatsızlıklara ya da ani öfke patlamalarına dönüşebilir.</p>
<p>Gerçek dönüşüm, Akrep’in duygularını bastırmak yerine onlarla yüzleşmesiyle başlar.</p>
<p></p>
<p>Bu konuda sık sık yanlış anlaşılırlar. Akrep’in cinselliği aslında enerji alışverişi gibidir; ruhsal bir birleşme, bir “ölüm-doğum” anıdır.</p>
<p>Cinsellik onlar için ruhsal arınma ve “bir olma” deneyimidir. Bu yüzden yüzeysel ilişkilerde tatmin olamazlar.</p>
<p>Bir Akrep birine bağlandığında, o bağ onun için ölümüne sadakat anlamına gelir.</p>
<p>Ama ihanet gördüğünde aynı yoğunlukta bir kopuş ve yok ediş yaşar.</p>
<p>Onlar için her bağ, kutsal bir enerji sözleşmesidir.</p>
<p></p>
<p>Akrep burcu karanlık duygulardan, ölümden, yas ya da acıdan korkmaz.</p>
<p>Bu, onların “ölüm enerjisiyle çalışabilme” potansiyelini verir. Bu yüzden birçok Akrep şifacı, psikolog, enerji terapisti veya spiritüel danışman olarak başarılı olur.</p>
<p>Onlar “karanlıktan ışık çıkarma” ustalarıdır.</p>
<p></p>
<p>Kendi gölgesiyle yüzleşip, korkularını ışığa dönüştürmeyi öğrenir.</p>
<p>Bir Akrep bu döngüyü başardığında, çevresine de şifa enerjisi yayar..</p>
<p></p>
<p>İyiki hayatımızdasin</p>
<p>iz..</p>
<p></p>
<p>Sevgiler </p>
<p></p>
<p>Mavi..</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Umut fısıltısı</title>
<link>https://fikirizleri.com/umut-fisiltisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/umut-fisiltisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fbec32d3668.webp" length="33554" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 25 Oct 2025 00:15:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>LOTUS</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Umut, kalbin en derinlerinde parlayan, sönmeyen bir yıldızdı. Her gece baktığı gökyüzü, bu yıldızların sonsuzluğunu fısıldıyordu ona. En büyük hayaller, tıpkı rüzgarın taşıdığı yelkenli tekneler gibi, onu bilinmez denizlere doğru çekiyordu. Bazen rüzgar sert eser, gökkuşağının solgun renkleri altında, rüyalar ile gerçekler arasındaki ince çizgide sendelerdi. Ama o, her düşüşten sonra yeniden ayağa kalkmayı başarırdı, çünkü içindeki sevgi ona rehberlik eden pusulaydı. Bilirdi ki, okyanus ne kadar dalgalı olursa olsun, kalbindeki umut ışığıyla daima doğru kıyıya ulaşacaktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İlişkilerde Karmik Döngü: Aynı Kişi, Farklı Beden</title>
<link>https://fikirizleri.com/iliskilerde-karmik-doengu-ayni-kisi-farkli-beden</link>
<guid>https://fikirizleri.com/iliskilerde-karmik-doengu-ayni-kisi-farkli-beden</guid>
<description><![CDATA[ Aynı hikâyeyi farklı yüzlerle mi yaşıyorsun? Karmik ilişkilerde ruhun, sana tamamlaman gereken dersi hatırla ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fa3efc07758.webp" length="43238" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 21:03:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Didem Moralıoğlu</dc:creator>
<media:keywords>karmik ilişkiler, karmik döngü, ruhsal farkındalık, ilişkilerde tekrar, aynı kişiyi hayatına çekmek, elest, tasavvuf, psikoloji, aşk, kader, ruh eşi, ruhsal uyanış, kendini sevmek, ilişki döngüsü, farkındalık, bilinçaltı, geçmiş ilişkiler, enerji döngüsü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p data-start="387" data-end="500">Neden hep aynı tip insanları hayatımıza çekiyoruz? Çünkü ruh aynı dersi, farklı yüzlerle öğretir.</p>
<p data-start="507" data-end="663">Bazen biriyle tanışırsın, daha iki cümle etmeden içinden bir ses der ki:<br data-start="579" data-end="582">“Bu insanı bir yerden tanıyorum.”<br data-start="615" data-end="618">Oysa tanımıyorsun.<br data-start="636" data-end="639">Ya da öyle sanıyorsun.</p>
<p data-start="665" data-end="959">Bazı ruhlar tanıdıktır çünkü senden bir şey <strong data-start="709" data-end="724">tamamlamanı</strong> ister.<br data-start="731" data-end="734">Birine boşuna çekilmezsin.<br data-start="760" data-end="763">Bir gözde, bir seste, bir gülüşte geçmişin yankısı vardır.<br data-start="821" data-end="824">O insan yepyeni bir yüzdedir ama sana aynı dersi hatırlatır:<br data-start="884" data-end="887"><strong data-start="887" data-end="959">Kendini sevmek, sınır koymak, değerini bilmek, bırakmayı öğrenmek...</strong></p>
<h3 data-start="966" data-end="1009">Hep aynı hikâyeyi neden yaşıyoruz?</h3>
<p data-start="1010" data-end="1279">Çünkü ruh, “bitmeyen duyguyu” bitirmeden bırakmaz.<br data-start="1060" data-end="1063">Psikolojide buna <em data-start="1080" data-end="1103">tekrarlama zorlantısı</em> denir.<br data-start="1110" data-end="1113">Yani, geçmişte seni kıran birini affedemediysen,<br data-start="1161" data-end="1164">hayat sana o kişiyi başka bir bedende yollar.<br data-start="1209" data-end="1212">“Bu kez farkına var” der.<br data-start="1237" data-end="1240">Sen fark etmezsen, o film başa sarar.</p>
<p data-start="1281" data-end="1446">O yüzden bazı ilişkiler, aynı cümlelerle, aynı yerden acıtır.<br data-start="1342" data-end="1345">Değişen sadece isimdir.<br data-start="1368" data-end="1371">Enerji aynı, ders aynı, sen hâlâ öğrenmiyorsan —<br data-start="1419" data-end="1422">Ruh yeniden sahne kurar.</p>
<h3 data-start="1453" data-end="1478">Tasavvuf der ki:</h3>
<p data-start="1479" data-end="1742">Her şey <em data-start="1487" data-end="1494">Elest</em>’te başladı.<br data-start="1506" data-end="1509">Ruhlar orada söz verdi;<br data-start="1532" data-end="1535">hem Yaradan’a, hem birbirine.<br data-start="1564" data-end="1567">“Kendini tanıman için seni aynalayacağım” dedi bazı ruhlar.<br data-start="1626" data-end="1629">O yüzden bazı insanlar seni çok sever ama aynı zamanda en çok yaralar.<br data-start="1699" data-end="1702">Çünkü o yara seni <strong data-start="1720" data-end="1731">uyanışa</strong> çağırır.</p>
<p data-start="1744" data-end="1903">Bazı aşklar kader değildir, <strong data-start="1772" data-end="1790">hatırlayıştır.</strong><br data-start="1790" data-end="1793">“Ben seni sevdim ama aslında kendimi bulmak için sevdim” dersin sonunda.<br data-start="1865" data-end="1868">Çünkü hiçbir ruh boşuna kesişmez.</p>
<h3 data-start="1910" data-end="1942">Döngüden nasıl çıkarsın?</h3>
<p data-start="1943" data-end="1965">Sadece bir cümleyle:</p>
<blockquote data-start="1966" data-end="2011">
<p data-start="1968" data-end="2011"><em><strong>“Bu kişi bana neyi göstermek için geldi?”</strong></em></p>
</blockquote>
<p data-start="2013" data-end="2160">Artık “neden hep aynı tipleri çekiyorum” diye sorma.<br data-start="2065" data-end="2068">Soruyu değiştir.<br data-start="2084" data-end="2087">Belki de o tipler, senin hâlâ kendine göstermediğin tarafını anlatıyor.</p>
<p data-start="2162" data-end="2378">Bazen gitmen gerek, bazen kalıp yüzleşmen.<br data-start="2204" data-end="2207">Ama her seferinde hatırla:<br data-start="2233" data-end="2236">O kişi senin cezan değil, <strong data-start="2262" data-end="2276">dersindir.</strong><br data-start="2276" data-end="2279">Ve dersi öğrendiğinde, döngü biter.<br data-start="2314" data-end="2317">Ruh der ki:<br data-start="2328" data-end="2331">“Tamam, artık yeni bir sahneye geçebilirsin.”</p>
<h3 data-start="2385" data-end="2404">Son cümle:</h3>
<p data-start="2405" data-end="2550">Birini affetmek bazen onu değil, kendi geçmişini serbest bırakmaktır.<br data-start="2474" data-end="2477">Çünkü hiçbir hikâye seni yıkmak için değil, <strong data-start="2521" data-end="2536">hatırlatmak</strong> için gelir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yorgun Ruhların Çağında Melankoli</title>
<link>https://fikirizleri.com/yorgun-ruhlarin-caginda-melankoli</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yorgun-ruhlarin-caginda-melankoli</guid>
<description><![CDATA[ Artık kazanmanın mutluluğunu yaşamıyor. Bir şey elde ettiğinde bile içinde bir sızı kalıyor. Çünkü o artık ihtiyacın mutsuzluğunu yaşıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fb30d8344c4.webp" length="27416" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 10:55:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Helin bağlamış</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Ruhunu sürükleyen o eski hissin izleri hâlâ orada. Vermenin, ama hep kendinden vermenin o ince tükenmişliği… İnsanlara parça parça kendini sunduğunda, bir gün fark ediyorsun: geriye kalan, yalnızca kendi yankının sesi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Günlerdir içinde büyüyen bir haykırma isteği var — ne dünyaya ne bir insana, yalnızca kendi içine doğru; yankısız bir çığlık gibi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yıkmak ya da dökmek istemiyor. Belki sadece biraz dağılmak; ama kendine zarar vermeden dağılabilmek istiyor. Çünkü artık biliyor: her defasında ruhunu yenilemeye çalıştığında, ondan bir parça eksiliyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İnsan, bitmek bilmeyen hırslarıyla, doymayan egosuyla, sahip olma arzusuyla kendi içini kemiriyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ve o, tüm bunlara rağmen kaçmıyor. Kaçamayışı bile bir tür korkunçluk barındırıyor içinde.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Artık kazanmanın mutluluğunu yaşamıyor. Bir şey elde ettiğinde bile içinde bir sızı kalıyor. Çünkü o, artık </span><span class="s2">ihtiyacın mutsuzluğunu</span><span class="s1"> yaşıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İhtiyacın: sevilmeye, anlaşılmaya, dinlenmeye, sustuğunda bile duyulmaya…</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Melankoli, insan ruhunun en eski sızı noktalarından biridir. Aristoteles’in “Neden bütün büyük insanlar melankoliktir?” sorusu, belki de yaratmanın kaynağının bu tükenmişlikte gizli olduğunu fark edişindendir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Robert Burton’un </span><span class="s3">Melankolinin Anatomisi</span><span class="s1">’nde dediği gibi:</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">“Melankoli, yalnızca bir hastalık değil, dünyayı fazla duymanın bedelidir.”</span></p>
<p class="p4"><span class="s1"></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Onun melankolisi de öyle; gider gibi yapıp kalıyor.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bedeninden değil, ruhundan beslendiğini hissediyor bazen.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Tükendikçe kelimelere, sessizliğe, içe dönük bir derinliğe dönüşüyor.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Belki de insan, kendi içindeki yıkıntılardan başka bir şeyle yeniden doğmuyor.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ekim Ayı Astroloji Gökyüzü Etkileri</title>
<link>https://fikirizleri.com/ekim-ayi-astroloji-gokyuzu-etkileri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ekim-ayi-astroloji-gokyuzu-etkileri</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68f49f7f839e9.webp" length="20742" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 21:27:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Erözen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/14%20EKİM%20PLUTON%20ileri%20harekete%20geçerek,5%20MAYISTAN%20beri%20olan%20retrosunu%20bitiriyor.Şimdi%20Yüzleşme%20zamanı!%20Kendinizle,Çevrenizle,İlişkilerinizle,içinizdeki%20korkular/Güç%20ile%20yüzleşip%20sorunları%20çözme,gücünüzü%20yükseltme,kendi%20ilerletme%20zamanı.%20%2016-18%20EKİM%20Tarihlerinde%20GÜNEŞ/ARTURUS%20evrene%20frekansı%20yüksek%20bir%20enerji%20yayıyor,Denizlerde%20uzun%20yolculuklara%20çıkanlara%20yol%20gösteren%20Arturus,Çalışana,çabalayana,adil%20olana%20refah,bereket,kararlılık,psişik%20enerjiler%20ile%20birlikte%20sevgi,şefkat%20getiriyor.Güneşimiz%20Arkturus%20enerjisiyle%20hizalandıkça,%20sevme%20yeteneğimizin%20nefret%20etme%20yeteneğimizden%20çok%20daha%20büyük%20olduğunu%20hatırlayabiliriz.%20Nefret%20etmek%20kolay%20ama%20gerçek%20cesaretimizi/%20gücümüzü%20sevgide%20buluruz.%20Kendimizi,%20birbirimizi%20,bize%20haksızlık%20edenleri(Tekamülü%20gereği)%20sevmeyi%20öğrenmek%20bizi%20yeni%20bir%20güce%20götürecektir.Kendimizi%20affetmeyi%20öğrenmeliyiz%20çünkü%20hiçbir%20şey%20göründüğü%20gibi%20değil.%20Bu%20hayatta%20yaptığınız%20" yanlışlar"%20aslında%20farkında%20olmadığınız%20bir%20şeyin%20parçası%20olabilir.%20hayatın%20senin%20için%20bir%20planı%20olduğunu%20sanıyorsun%20ama%20aslında%20tam%20tersi.%20sen%20hayatın%20bir%20planısın.%20hayatın%20ne%20olduğuna%20ve%20nasıl%20"yaşanması"%20gerektiğine%20sen%20karar%20veriyorsun.%20%2020%20ekİm%20akrep%20burcunda%20merkÜr%20mars%20kavuŞumu%20ile%20önemli%20konuşmaları,cesaret%20gerektiren%20işleri,karmaşık%20durumlarıçözmek%20için%20adım%20atabilirsiniz.gölge%20yönüyle%20öfkeli%20konuşmalara,tartışmalara,sert%20söylemlere%20dikkat!bu%20dönem%20ilişkilerde%20test%20zamanı.%20temeli%20sağlam%20olanlar%20yükselişe%20geçerken,sorunlu%20ilişkilerde%20sorunlar%20yüzeye%20çıkarak%20bitişleri%20getirebilir."=""><span>Yağmurlu bir </span>#İZMİR<span> gününden MERHABA Arkadaşlar</span></a><br><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/14%20EKİM%20PLUTON%20ileri%20harekete%20geçerek,5%20MAYISTAN%20beri%20olan%20retrosunu%20bitiriyor.Şimdi%20Yüzleşme%20zamanı!%20Kendinizle,Çevrenizle,İlişkilerinizle,içinizdeki%20korkular/Güç%20ile%20yüzleşip%20sorunları%20çözme,gücünüzü%20yükseltme,kendi%20ilerletme%20zamanı.%20%2016-18%20EKİM%20Tarihlerinde%20GÜNEŞ/ARTURUS%20evrene%20frekansı%20yüksek%20bir%20enerji%20yayıyor,Denizlerde%20uzun%20yolculuklara%20çıkanlara%20yol%20gösteren%20Arturus,Çalışana,çabalayana,adil%20olana%20refah,bereket,kararlılık,psişik%20enerjiler%20ile%20birlikte%20sevgi,şefkat%20getiriyor.Güneşimiz%20Arkturus%20enerjisiyle%20hizalandıkça,%20sevme%20yeteneğimizin%20nefret%20etme%20yeteneğimizden%20çok%20daha%20büyük%20olduğunu%20hatırlayabiliriz.%20Nefret%20etmek%20kolay%20ama%20gerçek%20cesaretimizi/%20gücümüzü%20sevgide%20buluruz.%20Kendimizi,%20birbirimizi%20,bize%20haksızlık%20edenleri(Tekamülü%20gereği)%20sevmeyi%20öğrenmek%20bizi%20yeni%20bir%20güce%20götürecektir.Kendimizi%20affetmeyi%20öğrenmeliyiz%20çünkü%20hiçbir%20şey%20göründüğü%20gibi%20değil.%20Bu%20hayatta%20yaptığınız%20" yanlışlar"%20aslında%20farkında%20olmadığınız%20bir%20şeyin%20parçası%20olabilir.%20hayatın%20senin%20için%20bir%20planı%20olduğunu%20sanıyorsun%20ama%20aslında%20tam%20tersi.%20sen%20hayatın%20bir%20planısın.%20hayatın%20ne%20olduğuna%20ve%20nasıl%20"yaşanması"%20gerektiğine%20sen%20karar%20veriyorsun.%20%2020%20ekİm%20akrep%20burcunda%20merkÜr%20mars%20kavuŞumu%20ile%20önemli%20konuşmaları,cesaret%20gerektiren%20işleri,karmaşık%20durumlarıçözmek%20için%20adım%20atabilirsiniz.gölge%20yönüyle%20öfkeli%20konuşmalara,tartışmalara,sert%20söylemlere%20dikkat!bu%20dönem%20ilişkilerde%20test%20zamanı.%20temeli%20sağlam%20olanlar%20yükselişe%20geçerken,sorunlu%20ilişkilerde%20sorunlar%20yüzeye%20çıkarak%20bitişleri%20getirebilir."=""><span>Ekim ayında tutulmalar sonrası hayatımıza istikrar,denge,huzur getirmek için (Korkuları aşıp,sınırları belirlediğimiz sürece) gökyüzü bizleri destekliyor.</span>#7<span> Ekim Tarihinde KOÇ BURCUNDAKİ </span>#SÜPER<span> DOLUNAY sınırlarımızı belirlememizi,kendi ihtiyaçlarımız için mücadele etmemiz gerektiğini vurguluyor.Venüs zararda Satürn karşısında arzular/engeller karşı karşıya.Koç Ay'ında dürtüler yüksek ancak Satürn olayları gerçeğe döndürme gücünde.</span></a><br><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/14%20EKİM%20PLUTON%20ileri%20harekete%20geçerek,5%20MAYISTAN%20beri%20olan%20retrosunu%20bitiriyor.Şimdi%20Yüzleşme%20zamanı!%20Kendinizle,Çevrenizle,İlişkilerinizle,içinizdeki%20korkular/Güç%20ile%20yüzleşip%20sorunları%20çözme,gücünüzü%20yükseltme,kendi%20ilerletme%20zamanı.%20%2016-18%20EKİM%20Tarihlerinde%20GÜNEŞ/ARTURUS%20evrene%20frekansı%20yüksek%20bir%20enerji%20yayıyor,Denizlerde%20uzun%20yolculuklara%20çıkanlara%20yol%20gösteren%20Arturus,Çalışana,çabalayana,adil%20olana%20refah,bereket,kararlılık,psişik%20enerjiler%20ile%20birlikte%20sevgi,şefkat%20getiriyor.Güneşimiz%20Arkturus%20enerjisiyle%20hizalandıkça,%20sevme%20yeteneğimizin%20nefret%20etme%20yeteneğimizden%20çok%20daha%20büyük%20olduğunu%20hatırlayabiliriz.%20Nefret%20etmek%20kolay%20ama%20gerçek%20cesaretimizi/%20gücümüzü%20sevgide%20buluruz.%20Kendimizi,%20birbirimizi%20,bize%20haksızlık%20edenleri(Tekamülü%20gereği)%20sevmeyi%20öğrenmek%20bizi%20yeni%20bir%20güce%20götürecektir.Kendimizi%20affetmeyi%20öğrenmeliyiz%20çünkü%20hiçbir%20şey%20göründüğü%20gibi%20değil.%20Bu%20hayatta%20yaptığınız%20" yanlışlar"%20aslında%20farkında%20olmadığınız%20bir%20şeyin%20parçası%20olabilir.%20hayatın%20senin%20için%20bir%20planı%20olduğunu%20sanıyorsun%20ama%20aslında%20tam%20tersi.%20sen%20hayatın%20bir%20planısın.%20hayatın%20ne%20olduğuna%20ve%20nasıl%20"yaşanması"%20gerektiğine%20sen%20karar%20veriyorsun.%20%2020%20ekİm%20akrep%20burcunda%20merkÜr%20mars%20kavuŞumu%20ile%20önemli%20konuşmaları,cesaret%20gerektiren%20işleri,karmaşık%20durumlarıçözmek%20için%20adım%20atabilirsiniz.gölge%20yönüyle%20öfkeli%20konuşmalara,tartışmalara,sert%20söylemlere%20dikkat!bu%20dönem%20ilişkilerde%20test%20zamanı.%20temeli%20sağlam%20olanlar%20yükselişe%20geçerken,sorunlu%20ilişkilerde%20sorunlar%20yüzeye%20çıkarak%20bitişleri%20getirebilir."=""><span>Tutulmaların getirdiği sonuçlarla başa çıkmak zorunda olsak da Ekim ayında yeni başlangıçlar,yeni yollar,enerji yükselmesi yaşayabilirsiniz.Bazıları atlattığı fırtınadan arınmaya toparlanmaya başlıyor ve huzuru bulmak için hayatını yeniden şekillendiriyor.</span></a><br><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/14%20EKİM%20PLUTON%20ileri%20harekete%20geçerek,5%20MAYISTAN%20beri%20olan%20retrosunu%20bitiriyor.Şimdi%20Yüzleşme%20zamanı!%20Kendinizle,Çevrenizle,İlişkilerinizle,içinizdeki%20korkular/Güç%20ile%20yüzleşip%20sorunları%20çözme,gücünüzü%20yükseltme,kendi%20ilerletme%20zamanı.%20%2016-18%20EKİM%20Tarihlerinde%20GÜNEŞ/ARTURUS%20evrene%20frekansı%20yüksek%20bir%20enerji%20yayıyor,Denizlerde%20uzun%20yolculuklara%20çıkanlara%20yol%20gösteren%20Arturus,Çalışana,çabalayana,adil%20olana%20refah,bereket,kararlılık,psişik%20enerjiler%20ile%20birlikte%20sevgi,şefkat%20getiriyor.Güneşimiz%20Arkturus%20enerjisiyle%20hizalandıkça,%20sevme%20yeteneğimizin%20nefret%20etme%20yeteneğimizden%20çok%20daha%20büyük%20olduğunu%20hatırlayabiliriz.%20Nefret%20etmek%20kolay%20ama%20gerçek%20cesaretimizi/%20gücümüzü%20sevgide%20buluruz.%20Kendimizi,%20birbirimizi%20,bize%20haksızlık%20edenleri(Tekamülü%20gereği)%20sevmeyi%20öğrenmek%20bizi%20yeni%20bir%20güce%20götürecektir.Kendimizi%20affetmeyi%20öğrenmeliyiz%20çünkü%20hiçbir%20şey%20göründüğü%20gibi%20değil.%20Bu%20hayatta%20yaptığınız%20" yanlışlar"%20aslında%20farkında%20olmadığınız%20bir%20şeyin%20parçası%20olabilir.%20hayatın%20senin%20için%20bir%20planı%20olduğunu%20sanıyorsun%20ama%20aslında%20tam%20tersi.%20sen%20hayatın%20bir%20planısın.%20hayatın%20ne%20olduğuna%20ve%20nasıl%20"yaşanması"%20gerektiğine%20sen%20karar%20veriyorsun.%20%2020%20ekİm%20akrep%20burcunda%20merkÜr%20mars%20kavuŞumu%20ile%20önemli%20konuşmaları,cesaret%20gerektiren%20işleri,karmaşık%20durumlarıçözmek%20için%20adım%20atabilirsiniz.gölge%20yönüyle%20öfkeli%20konuşmalara,tartışmalara,sert%20söylemlere%20dikkat!bu%20dönem%20ilişkilerde%20test%20zamanı.%20temeli%20sağlam%20olanlar%20yükselişe%20geçerken,sorunlu%20ilişkilerde%20sorunlar%20yüzeye%20çıkarak%20bitişleri%20getirebilir."="">#6<span> EKİM MERKÜR AKREP BURCUNDA,içgüdülerimiz keskin ve bizlere yol gösterici.Olayları derinlemesine araştırabilir,içinden çıkılmayan konuları/problemleri bu dönem çözebilirsiniz.</span></a><br><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/14%20EKİM%20PLUTON%20ileri%20harekete%20geçerek,5%20MAYISTAN%20beri%20olan%20retrosunu%20bitiriyor.Şimdi%20Yüzleşme%20zamanı!%20Kendinizle,Çevrenizle,İlişkilerinizle,içinizdeki%20korkular/Güç%20ile%20yüzleşip%20sorunları%20çözme,gücünüzü%20yükseltme,kendi%20ilerletme%20zamanı.%20%2016-18%20EKİM%20Tarihlerinde%20GÜNEŞ/ARTURUS%20evrene%20frekansı%20yüksek%20bir%20enerji%20yayıyor,Denizlerde%20uzun%20yolculuklara%20çıkanlara%20yol%20gösteren%20Arturus,Çalışana,çabalayana,adil%20olana%20refah,bereket,kararlılık,psişik%20enerjiler%20ile%20birlikte%20sevgi,şefkat%20getiriyor.Güneşimiz%20Arkturus%20enerjisiyle%20hizalandıkça,%20sevme%20yeteneğimizin%20nefret%20etme%20yeteneğimizden%20çok%20daha%20büyük%20olduğunu%20hatırlayabiliriz.%20Nefret%20etmek%20kolay%20ama%20gerçek%20cesaretimizi/%20gücümüzü%20sevgide%20buluruz.%20Kendimizi,%20birbirimizi%20,bize%20haksızlık%20edenleri(Tekamülü%20gereği)%20sevmeyi%20öğrenmek%20bizi%20yeni%20bir%20güce%20götürecektir.Kendimizi%20affetmeyi%20öğrenmeliyiz%20çünkü%20hiçbir%20şey%20göründüğü%20gibi%20değil.%20Bu%20hayatta%20yaptığınız%20" yanlışlar"%20aslında%20farkında%20olmadığınız%20bir%20şeyin%20parçası%20olabilir.%20hayatın%20senin%20için%20bir%20planı%20olduğunu%20sanıyorsun%20ama%20aslında%20tam%20tersi.%20sen%20hayatın%20bir%20planısın.%20hayatın%20ne%20olduğuna%20ve%20nasıl%20"yaşanması"%20gerektiğine%20sen%20karar%20veriyorsun.%20%2020%20ekİm%20akrep%20burcunda%20merkÜr%20mars%20kavuŞumu%20ile%20önemli%20konuşmaları,cesaret%20gerektiren%20işleri,karmaşık%20durumlarıçözmek%20için%20adım%20atabilirsiniz.gölge%20yönüyle%20öfkeli%20konuşmalara,tartışmalara,sert%20söylemlere%20dikkat!bu%20dönem%20ilişkilerde%20test%20zamanı.%20temeli%20sağlam%20olanlar%20yükselişe%20geçerken,sorunlu%20ilişkilerde%20sorunlar%20yüzeye%20çıkarak%20bitişleri%20getirebilir."=""><span>Merkürün Akrep Burcuna geçmesiyle beraber sözler daha keskin olabilir fakat karşımızdaki kişileri manipüle etmemeye dikkat edelim.7 EKİM </span>#MARS<span>/PLUTON zorlu açısı il sert,üstünlük taslayan,kırıcı,kritik konuşmalarla kalpler kırılabilir,anlaşmalar bozulabilir DİKKAT!</span><span></span></a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/14%20EKİM%20PLUTON%20ileri%20harekete%20geçerek,5%20MAYISTAN%20beri%20olan%20retrosunu%20bitiriyor.Şimdi%20Yüzleşme%20zamanı!%20Kendinizle,Çevrenizle,İlişkilerinizle,içinizdeki%20korkular/Güç%20ile%20yüzleşip%20sorunları%20çözme,gücünüzü%20yükseltme,kendi%20ilerletme%20zamanı.%20%2016-18%20EKİM%20Tarihlerinde%20GÜNEŞ/ARTURUS%20evrene%20frekansı%20yüksek%20bir%20enerji%20yayıyor,Denizlerde%20uzun%20yolculuklara%20çıkanlara%20yol%20gösteren%20Arturus,Çalışana,çabalayana,adil%20olana%20refah,bereket,kararlılık,psişik%20enerjiler%20ile%20birlikte%20sevgi,şefkat%20getiriyor.Güneşimiz%20Arkturus%20enerjisiyle%20hizalandıkça,%20sevme%20yeteneğimizin%20nefret%20etme%20yeteneğimizden%20çok%20daha%20büyük%20olduğunu%20hatırlayabiliriz.%20Nefret%20etmek%20kolay%20ama%20gerçek%20cesaretimizi/%20gücümüzü%20sevgide%20buluruz.%20Kendimizi,%20birbirimizi%20,bize%20haksızlık%20edenleri(Tekamülü%20gereği)%20sevmeyi%20öğrenmek%20bizi%20yeni%20bir%20güce%20götürecektir.Kendimizi%20affetmeyi%20öğrenmeliyiz%20çünkü%20hiçbir%20şey%20göründüğü%20gibi%20değil.%20Bu%20hayatta%20yaptığınız%20" yanlışlar"%20aslında%20farkında%20olmadığınız%20bir%20şeyin%20parçası%20olabilir.%20hayatın%20senin%20için%20bir%20planı%20olduğunu%20sanıyorsun%20ama%20aslında%20tam%20tersi.%20sen%20hayatın%20bir%20planısın.%20hayatın%20ne%20olduğuna%20ve%20nasıl%20"yaşanması"%20gerektiğine%20sen%20karar%20veriyorsun.%20%2020%20ekİm%20akrep%20burcunda%20merkÜr%20mars%20kavuŞumu%20ile%20önemli%20konuşmaları,cesaret%20gerektiren%20işleri,karmaşık%20durumlarıçözmek%20için%20adım%20atabilirsiniz.gölge%20yönüyle%20öfkeli%20konuşmalara,tartışmalara,sert%20söylemlere%20dikkat!bu%20dönem%20ilişkilerde%20test%20zamanı.%20temeli%20sağlam%20olanlar%20yükselişe%20geçerken,sorunlu%20ilişkilerde%20sorunlar%20yüzeye%20çıkarak%20bitişleri%20getirebilir."=""><span>7 EKİM KOÇ DOLUNAYI ile kişisel hedeflerimize yöneliyoruz.ERIS bu dolunayda oldukça aktif ve prangalardan,korkularından kurtulup isteklerine ulaşmak için destekleyici.Hem oldukça duygusal,dürtüsel,hem öfkeli ve hassas enerjide olabiliriz.Biraz sakin,güç mücadelesinden uzak kalıp hemen tepki göstermezsek 20 MART EKİNOKSUYLA beraber niyetlerimiz,mücadelemiz daha olumlu sonuçlanır.Şimdi toprağa ektiğimiz niyetler #MART EKİNOKSUNDA Meyve vermeye başlayacak.<br><br>#14 EKİM VENÜSÜN TERAZİ BURCUNA Geçmesiyle daha dengeli,merkezlenmiş hissedebilir,Hak-hukuk,adalet,uyum/denge konuları gündeme gelebilir.VENÜS/NEPTÜN karşıt açısı ilişkilerde kafaları karıştırıp hayal kırıklığına uğratsa da #15 EKİM VENÜS/PLUTON güzel açısıyla gönül almalar,bağlılıklar artıyor                                                                                                                                                                                                                                    14 EKİM PLUTON ileri harekete geçerek,5 MAYISTAN beri olan retrosunu bitiriyor.Şimdi Yüzleşme zamanı! Kendinizle,Çevrenizle,İlişkilerinizle,içinizdeki korkular/Güç ile yüzleşip sorunları çözme,gücünüzü yükseltme,kendi ilerletme zamanı.<br><br>16-18 EKİM Tarihlerinde GÜNEŞ/ARTURUS evrene frekansı yüksek bir enerji yayıyor,Denizlerde uzun yolculuklara çıkanlara yol gösteren Arturus,Çalışana,çabalayana,adil olana refah,bereket,kararlılık,psişik enerjiler ile birlikte sevgi,şefkat getiriyor.Güneşimiz Arkturus enerjisiyle hizalandıkça, sevme yeteneğimizin nefret etme yeteneğimizden çok daha büyük olduğunu hatırlayabiliriz.<br>Nefret etmek kolay ama gerçek cesaretimizi/ gücümüzü sevgide buluruz. Kendimizi, birbirimizi ,bize haksızlık edenleri(Tekamülü gereği) sevmeyi öğrenmek bizi yeni bir güce götürecektir.Kendimizi affetmeyi öğrenmeliyiz çünkü hiçbir şey göründüğü gibi değil. Bu hayatta yaptığınız "yanlışlar" aslında farkında olmadığınız bir şeyin parçası olabilir.<br>Hayatın senin için bir planı olduğunu sanıyorsun ama aslında tam tersi. Sen hayatın bir planısın. Hayatın ne olduğuna ve nasıl "yaşanması" gerektiğine sen karar veriyorsun.<br><br>20 EKİM AKREP BURCUNDA MERKÜR MARS KAVUŞUMU ile önemli konuşmaları,cesaret gerektiren işleri,karmaşık durumlarıçözmek için adım atabilirsiniz.Gölge yönüyle öfkeli konuşmalara,tartışmalara,sert söylemlere dikkat!Bu dönem ilişkilerde test zamanı. Temeli sağlam olanlar yükselişe geçerken,sorunlu ilişkilerde sorunlar yüzeye çıkarak bitişleri getirebilir.                                                                                                                                                                   21 EKİM TERAZİ BURCUNDA YENİ AY ile birlikte tutulma sezonunu bitirip yeni bir döngüye geçiyoruz.Güneş/Ay, Yengeç burcundaki Jüpiter'e kare açı yapıyor, niyet iyi olsa bile işleri olması gerekenden daha büyük hale getirebilir. Görüş için iyidir ancak daha yükseği hedeflerken ne kadar iyi toprakta kaldığımızı da test ediyor.Terazi enerjisi, hayatımıza sakinlik,huzur duygusu getirmemiz için bize rehberlik ediyor.Erıs huzur için iyi niyetli olmaktan ziyade sınırları/ne istediği/hedefi belli,kararlı İYİ KİŞİ olmamızı istiyor.ideallerini göz ardı edip Herşeye uyum sağlayan,kendi duruşunu/sınırlarını iyi niyetinden dolayı geride tutan kişiden ziyade İYİ ama kararlı,sınırları,duruşu belli ve bu uğurda mücadele eden hedefinden şaşmayan dogma düşünce kalıplarından uzak dengeliolmamızı istiyor.<br><br>22 EKİM NEPTÜN KOÇ BURCUNDAN ÇIKIP BALIK BURCUNA GERİ DÖNÜYOR.Neptün yılın başlarında KOÇ BURCUNA geçerek bizleri yeni bir döngüye getirmişti ancak ŞİMDİ tekrar daha manevi,duygusal,sezgisel olarak Geçmişi yeniden ele alıyor,yarım kalmış konu/kişi/işleri tamamlıyoruz.<br><br>23 EKİM GÜNEŞ AKREP Burcuna geçmesiyle beraber AKREP SEZONU BAŞLIYOR.İYİ Kİ DOĞDUNUZ ruhun en derin,karanlık derinliklerine ulaşma yeteneği olan zodyağın sezgileri güçlü psişik efendileri.Şimdi sezgisel ve biraz geri çekilip içimize dönme zamanı.                                                                                                                                             </span></a></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/14%20EKİM%20PLUTON%20ileri%20harekete%20geçerek,5%20MAYISTAN%20beri%20olan%20retrosunu%20bitiriyor.Şimdi%20Yüzleşme%20zamanı!%20Kendinizle,Çevrenizle,İlişkilerinizle,içinizdeki%20korkular/Güç%20ile%20yüzleşip%20sorunları%20çözme,gücünüzü%20yükseltme,kendi%20ilerletme%20zamanı.%20%2016-18%20EKİM%20Tarihlerinde%20GÜNEŞ/ARTURUS%20evrene%20frekansı%20yüksek%20bir%20enerji%20yayıyor,Denizlerde%20uzun%20yolculuklara%20çıkanlara%20yol%20gösteren%20Arturus,Çalışana,çabalayana,adil%20olana%20refah,bereket,kararlılık,psişik%20enerjiler%20ile%20birlikte%20sevgi,şefkat%20getiriyor.Güneşimiz%20Arkturus%20enerjisiyle%20hizalandıkça,%20sevme%20yeteneğimizin%20nefret%20etme%20yeteneğimizden%20çok%20daha%20büyük%20olduğunu%20hatırlayabiliriz.%20Nefret%20etmek%20kolay%20ama%20gerçek%20cesaretimizi/%20gücümüzü%20sevgide%20buluruz.%20Kendimizi,%20birbirimizi%20,bize%20haksızlık%20edenleri(Tekamülü%20gereği)%20sevmeyi%20öğrenmek%20bizi%20yeni%20bir%20güce%20götürecektir.Kendimizi%20affetmeyi%20öğrenmeliyiz%20çünkü%20hiçbir%20şey%20göründüğü%20gibi%20değil.%20Bu%20hayatta%20yaptığınız%20" yanlışlar"%20aslında%20farkında%20olmadığınız%20bir%20şeyin%20parçası%20olabilir.%20hayatın%20senin%20için%20bir%20planı%20olduğunu%20sanıyorsun%20ama%20aslında%20tam%20tersi.%20sen%20hayatın%20bir%20planısın.%20hayatın%20ne%20olduğuna%20ve%20nasıl%20"yaşanması"%20gerektiğine%20sen%20karar%20veriyorsun.%20%2020%20ekİm%20akrep%20burcunda%20merkÜr%20mars%20kavuŞumu%20ile%20önemli%20konuşmaları,cesaret%20gerektiren%20işleri,karmaşık%20durumlarıçözmek%20için%20adım%20atabilirsiniz.gölge%20yönüyle%20öfkeli%20konuşmalara,tartışmalara,sert%20söylemlere%20dikkat!bu%20dönem%20ilişkilerde%20test%20zamanı.%20temeli%20sağlam%20olanlar%20yükselişe%20geçerken,sorunlu%20ilişkilerde%20sorunlar%20yüzeye%20çıkarak%20bitişleri%20getirebilir."=""><span>  26 EKİMDE AKREP/LİLİTH enerjileri,bize kendi içimizde sürgün ettiğimiz şeylerle yüzleşme, bu enerjiyi çılgına çevirmek yerine gerçekten kullanma şansı getiriyor.<br><br>29 EKİM CUMHURİYETİMİZİN 102. YILINDA Merkür VATANIM GİBİ, ÖZGÜRLÜK,İNANÇ,BAĞIMSIZLIK,HEDEF VE İDEALLERE SAHİP,DEĞER VEREN,UFKUNU GENİŞLETEN, UMUDUN,BİLGİNİN,BÜYÜMENİN SEMBOLÜ YAY BURCUNDA.Bu güzel günde MERKÜR/NEPTÜN,MERKÜR/URANÜS açıları ile sezgileri,yaratıcılığı artıran iletişimler,ani şok olaylar/haberler/süprizler yaşanabilir.<br>SEVGİYLE<br>EN GÜZELE EMANET OLUN ARKADAŞLAR</span><span></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/edit-post/14%20EKİM%20PLUTON%20ileri%20harekete%20geçerek,5%20MAYISTAN%20beri%20olan%20retrosunu%20bitiriyor.Şimdi%20Yüzleşme%20zamanı!%20Kendinizle,Çevrenizle,İlişkilerinizle,içinizdeki%20korkular/Güç%20ile%20yüzleşip%20sorunları%20çözme,gücünüzü%20yükseltme,kendi%20ilerletme%20zamanı.%20%2016-18%20EKİM%20Tarihlerinde%20GÜNEŞ/ARTURUS%20evrene%20frekansı%20yüksek%20bir%20enerji%20yayıyor,Denizlerde%20uzun%20yolculuklara%20çıkanlara%20yol%20gösteren%20Arturus,Çalışana,çabalayana,adil%20olana%20refah,bereket,kararlılık,psişik%20enerjiler%20ile%20birlikte%20sevgi,şefkat%20getiriyor.Güneşimiz%20Arkturus%20enerjisiyle%20hizalandıkça,%20sevme%20yeteneğimizin%20nefret%20etme%20yeteneğimizden%20çok%20daha%20büyük%20olduğunu%20hatırlayabiliriz.%20Nefret%20etmek%20kolay%20ama%20gerçek%20cesaretimizi/%20gücümüzü%20sevgide%20buluruz.%20Kendimizi,%20birbirimizi%20,bize%20haksızlık%20edenleri(Tekamülü%20gereği)%20sevmeyi%20öğrenmek%20bizi%20yeni%20bir%20güce%20götürecektir.Kendimizi%20affetmeyi%20öğrenmeliyiz%20çünkü%20hiçbir%20şey%20göründüğü%20gibi%20değil.%20Bu%20hayatta%20yaptığınız%20" yanlışlar"%20aslında%20farkında%20olmadığınız%20bir%20şeyin%20parçası%20olabilir.%20hayatın%20senin%20için%20bir%20planı%20olduğunu%20sanıyorsun%20ama%20aslında%20tam%20tersi.%20sen%20hayatın%20bir%20planısın.%20hayatın%20ne%20olduğuna%20ve%20nasıl%20"yaşanması"%20gerektiğine%20sen%20karar%20veriyorsun.%20%2020%20ekİm%20akrep%20burcunda%20merkÜr%20mars%20kavuŞumu%20ile%20önemli%20konuşmaları,cesaret%20gerektiren%20işleri,karmaşık%20durumlarıçözmek%20için%20adım%20atabilirsiniz.gölge%20yönüyle%20öfkeli%20konuşmalara,tartışmalara,sert%20söylemlere%20dikkat!bu%20dönem%20ilişkilerde%20test%20zamanı.%20temeli%20sağlam%20olanlar%20yükselişe%20geçerken,sorunlu%20ilişkilerde%20sorunlar%20yüzeye%20çıkarak%20bitişleri%20getirebilir."=""><span>DERYA ERÖZEN</span></a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Bir Fincan Kahve Gibi Geçer Zaman”</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-fincan-kahve-gibi-gecer-zaman</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-fincan-kahve-gibi-gecer-zaman</guid>
<description><![CDATA[ Köşe yazısı, özlem, hasret, dostluk ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68f0efb1a806f.webp" length="56350" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 16:14:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>#deneme, #yazar, #şiir, #köşe yazısı, #hikâye, #dostluk, #sevgi, #aşk, #köy, #özlem, #hasret, #huzur, #çocuk, #teknoloji</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>“Bir Fincan Gibi Geçti Zaman”</strong></p>
<p>Bir zamanlar kapılar kilitlenmezdi. Çünkü insanlar birbirinden korkmazdı. Kimsenin, kimseye zararı dokunmazdı. Yaz aylarında köye gidilirken evin anahtarı komşuya bırakılırdı. Çocuklar komşuya, arkadaşa emanet edilirdi. Bir dostun gelişi, bir kahveyle taçlanırdı. Ne telefon vardı, ne mesaj.</p>
<p>Sadece bir içtenlik, <strong>“canım seni bir görmek istedi” </strong>cümlesi yeterdi. Çat kapı gidilirdi. Ve o kapı, gönül gibi sonuna kadar açılırdı.</p>
<p></p>
<p>Peki ya şimdi öyle mi? </p>
<p></p>
<p>Komşuya evin anahtarını emanet edebiliyor muyuz? </p>
<p></p>
<p>Peki ya gönül goncası olan evlatlarımızı gönül rahatlığıyla komşuya emanet edebilir miyiz? </p>
<p></p>
<p><strong>“Diyorlar ki, zaman değişti.!”</strong></p>
<p><strong>“Asıl değişenler insanlar idi..”</strong></p>
<p></p>
<p><strong>“Dünyanın çivisi çıkmış diyorlar.” </strong>Dünya yerinde duruyor.</p>
<p><strong>“Asıl çivisi çıkan insanlar...”</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p><strong>“Ne Güzeldi O Eski Günler”</strong></p>
<p></p>
<p>Sokak başı yapılan sohbetler. Bahçelerde sardunyalar, menekşeler, rengarenk sarmaşıklar, balkonlarda çamaşır ipleri, sokaklarda oynayan çocuk sesleri.. En çok da evlerde kahve kokusu yayılırdı. Kahve, sadece içilen bir içecek değil; paylaşılan bir duyguydu. O sımsıcak muhabbetin keyfi hiç bir yerde yoktu. Bir fincan kahveyle dertler dökülür, keder yudum yudum silinirdi.</p>
<p></p>
<p><strong>“Gönül Geçmişi Özlüyor”</strong></p>
<p></p>
<p>Bugün, kahveler halâ var. Ama muhabbet eksik. İnsanlar birbirine daha yakın ama gönüller daha uzak.</p>
<p></p>
<p>Bir mesaj atmadan kimse kimseye gitmiyor. <strong>“Müsait misin? ” </strong>sorusu, samimiyetin önüne duvar örüyor. Oysa gönül müsaitse, ev zaten açıktır.</p>
<p></p>
<p>Bir zamanlar Zehra, Aysel’e çat kapı giderdi. Elinde bir tabak kurabiye, yüzünde bir gülümseme. Aysel, kapıyı açmadan önce bilirdi: gelen can komşusu dostu arkadaşı idi. </p>
<p></p>
<p>Şimdilerde ise Zehra, Aysel’in İnstagram hikâyesine bakıyor. <strong>“Ne kadar değişmiş,” </strong>diyor. Ama hiç arayıp sormuyor. Herkes kendince meşgul, vakti olmuyor, oysa hiçbir iş de yapmıyor. Aysel mi? Aysel ise, tik tok ve İnstagram’da video paylaşarak gününü geçiriyor. Kimse gerçekten dolu değil, meşgul değil. Asıl meşgul olan uzaklaşan kalpler, gönüllüler..</p>
<p><strong>“Eee ne de olsa teknoloji çağı, herkes ayak uydurmalı... ”</strong></p>
<p></p>
<p><strong>“Ahh! O zamanlar içimizde büyük bir özlem..”</strong></p>
<p></p>
<p>Bu sadece bizim mahallemizin hikâyesi değil. Vardı böyle mahalleler, sokaklar. Konya'da, Niğde'de, İstanbul'da, Ankara'da, Urfa'da Türkiye’nin dört bir yanında... İnsanlar bir zamanlar birbirin yüreğine dokunarak yaşardı. Kahve bahaneydi, muhabbet şahaneydi, şifaydı. “Şimdi dünya küçüldü ama kalpler büyüyen mesafelerle doldu.”</p>
<p></p>
<p><strong>“Gönül Kapısı İsteyene Halen Açık”</strong></p>
<p></p>
<p>Belki de yeniden başlamalıyız. Bir fincan kahveyle. Çat kapı gitmeli bir dostun evine. <strong>“Sadece seni görmek istedim,” </strong>demeli. Kahve pişmeli, sohbet koyulaşmalı. O sıcacık günlere yeniden başlamalı. Hayat, bir fincan kahve kadar sıcak olabilir. Yeter ki gönüller açık olsun.</p>
<p></p>
<p>Bugün birini hatırlayın. Bir dostu, bir komşuyu, bir eski arkadaşı. Ona çat kapı gitmeseniz bile bir mesaj atın. <strong>“Seninle bir kahve içmek isterim,”</strong> deyin. Belki de o da sizi özlemiştir. Belki de o da o tertemiz günleri sizin gibi özlüyor anımsıyordur.. </p>
<p></p>
<p>Peki ya sizler de o günleri özlüyor musunuz? </p>
<p></p>
<p>Ve unutmayın:</p>
<p>Bir fincan kahve, kırk yıl hatır bırakır.</p>
<p> </p>
<p><strong>“İçten bir muhabbet ise, ömür boyu iz bırakır...”</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kırılan Hayallerin Sessizliği</title>
<link>https://fikirizleri.com/kirilan-hayallerin-sessizligi-2125</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kirilan-hayallerin-sessizligi-2125</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68eff1d77d40f.webp" length="14808" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 22:15:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Akgün</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kırılan Hayallerin Sessizliği.</p>
<p></p>
<p>Hayal kırıklığı…</p>
<p>Adı bile bir sessizlik gibi çöküyor insanın içine.</p>
<p>Bir şeylerin eksik kaldığını, kalbinin bir köşesinin sızladığını fark ediyorsun. Oysa en başta umutla başlamıştı her şey. İnandığın, güvendiğin, belki de “bu defa farklı olacak” dediğin o anlar… Bir anda yok olup gidiyor.</p>
<p></p>
<p>Hayal kırıklığı aslında sadece yaşanan bir olay değil, bir yüzleşmedir.</p>
<p>Kendinle, beklentilerinle, insanlarla ve hayatla…</p>
<p>Bazen bir dostun sessizliğiyle, bazen sevdiğinin bir sözüyle, bazen de hayatın adaletsizliğiyle geliyor. İste O an, içindeki o çocuk bile susuyor.</p>
<p></p>
<p>Ama unutmamak gerekir:</p>
<p>Aslında hayal kırıklığı, kalbin yanılma hakkıdır.</p>
<p>Mesela şöyle bir profiline baktığın zaman insan olgunlaşıyor, öğreniyor.</p>
<p>Kırıldığın yerden yeniden doğuyor bazen. Çünkü her hayal kırıklığı, seni gerçeğe biraz daha yaklaştırıyor — kim olduğunu, neyi hak ettiğini, nerede durman gerektiğini öğretiyor.</p>
<p></p>
<p>Ve bir gün fark ediyorsun ki…</p>
<p>Kırılmak, yıkılmak değil; yeniden şekil almakmış.</p>
<p>Belki de o hayal kırıklığı olmasaydı, bugün olduğumuz kişi olamayacaktık.</p>
<p>Kırılan Hayallerinin Sessizliği ne kadar büyük olursa olsun yinede hayal etmekten vazgeçmeyin. </p>
<p>Umudunuz hayallerinizin yoldaşı olsun. Sağlıcakla kalın. </p>
<p>15 Ekim 2025</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sessizlik Bazen En Büyük Çığlıktır</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessizlik-bazen-en-buyuk-cigliktir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessizlik-bazen-en-buyuk-cigliktir</guid>
<description><![CDATA[ Köşe Yazısı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68ee3d1861fe7.webp" length="26474" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 15:08:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>#Deneme, #yazar, #şiir, #köşe yazısı, #hikâye, #dostluk, #ayrılık, #hüzün, #özlem, #hasret, #huzur, #aşk, #sevgi, #saygı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Sessizlik Bazen En Büyük Çığlıktır</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: left;">Sevgili dostlar,</p>
<p style="text-align: left;"></p>
<p style="text-align: left;">Hepimizin içinde bir dünya var. Sessizce büyüyen, zamanla ağırlaşan bir dünya. Bir insanın içinde neler sakladığını, sessiz çığlıklarını, asla tam olarak bilemeyiz. Gözlerinin ardında biriktirdiği anılar, sustuğu kelimeler, bastırdığı duygular…</p>
<p style="text-align: left;"></p>
<p style="text-align: left;">Kimi zaman bir çocukluk anısı, kimi zaman bastırılmış bir öfke, kimi zaman yaşadığı acılar, kimi zaman geceleri sesizce saklı akan gözyaşları, kimi zaman dile getirilememiş bir sevgi… Biz, bu duyguları çoğu zaman saklıyoruz. Korkudan. Anlaşılmamaktan. Yargılanmaktan.</p>
<p style="text-align: left;">Hepsi görünmez bir sırt çantası gibi omuzlara çöker. Zamanla, tonlarca ağırlığa dönüşür. İçinde biriken bu yük insanı yıkar çökertir. Ne kadar derine gömülürse gömülsün, duygu kendine bir çıkış yolu arar.</p>
<p style="text-align: left;">Korkuyoruz. Anlaşılmamaktan, yargılanmaktan, zayıf görünmekten. Bu yüzden susuyoruz.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Suskunluk, bir koruma kalkanı değil; bir hapishanedir.”</strong></p>
<p style="text-align: left;">Duygularımız paylaşıldıkça hafifler;</p>
<p style="text-align: left;"><b>“Tıpkı ağrıyan bir yaraya sürülen merhem gibi.”</b></p>
<p style="text-align: left;">Öfke, sevgi, hüzün, umut…</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Bir insanın içini açması, bir yangını söndürmek gibidir; kelimeler su olur, sessizlik ise alev.”</strong></p>
<p style="text-align: left;">Hepsi birer yük değil, birer çağrıdır. “Beni duy,” “Beni yaşa” derler.</p>
<p style="text-align: left;">Biz onları bastırdıkça, kendi iç sesimizi de sustururuz. Oysa insan, kendini ifade ettikçe var olur. Kendini gizledikçe değil. </p>
<p style="text-align: left;"><strong>“İçimizdeki kuşlar, sadece cesaretle kanatlanır; sustukça değil, konuştukça özgürleşir.”</strong></p>
<p style="text-align: left;">Dünyanın dört bir yanında insanlar aynı sessizliği yaşıyor. Farklı dillerde, farklı kültürlerde ama aynı korkuyla. Belki de bu yüzden dünya bu kadar gürültülü: Çünkü kimse gerçekten dinlenmediğini hissediyor. Herkes bağırıyor, ama kimse birbirini duymuyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Ruhun kapalı kaldıkça, içinde ne umut yeşerir;  ne de sevgi kök salar.”</strong></p>
<p style="text-align: left;">Şimdi, içindeki pencereyi arala. Bir kelimeyle, bir bakışla, bir dokunuşla.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Özgür bıraktığın her duygu, sadece seni değil, etrafındakileri de iyileştirir.”</strong></p>
<p style="text-align: left;">Belki de dünya, bu küçük cesaret anlarıyla daha yaşanabilir bir yer olur.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Unutma! Sessizlik bazen en büyük çığlıktır.”</strong></p>
<p style="text-align: left;">Sen konuştuğunda, sadece kendini değil, başkalarını da özgürleştirirsin...</p>
<p style="text-align: left;"></p>
<p style="text-align: left;"></p>
<p style="text-align: left;"></p>
<p style="text-align: left;"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çocukluğunu Yaşayamayan Kız Çocuklarına Bir Gün Yetmez</title>
<link>https://fikirizleri.com/cocuklugunu-yasayamayan-kiz-cocuklarina-bir-gun-yetmez</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cocuklugunu-yasayamayan-kiz-cocuklarina-bir-gun-yetmez</guid>
<description><![CDATA[ Makale, Köşe Yazısı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68ea5473af54c.webp" length="54152" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 15:59:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü, dünya kız çocukları günü, dünya çocuklar günü, Filistin, Doğu Türkistan, deneme, yazar, şiir, köşe yazısı, hikâye, ayrılık, dostluk, sevgi, aşk, özlem, hasret, huzur, çocuk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğunu Yaşayamayan Kız Çocukları İçin Bir Gün Yetmez</p>
<p>“Bugün Dünya Kız Çocukları Günü” </p>
<p>Renkli afişler, umut dolu mesajlar, süslü kampanyalar...  </p>
<p>Ama bir gerçek var ki, bir soru halâ cevapsız;</p>
<p>Kız çocukları ve erkek çocuklar farketmeksizin dünya üzerindeki tüm çocuklar gerçekten çocukluğunu yaşayabiliyor mu? </p>
<p>Hiçbir afişin üstüne yazılmıyor:  </p>
<p>Kız çocukları halâ çocuk olamıyor. Erkek çocukları da. Aslında, dünya çocuklara, çocuk olmayı unutturuyor.</p>
<p>Filistin’de bombaların gölgesinde bir kız çocuğu, oyuncak yerine molozların arasında kardeşini arıyor..  </p>
<p>Doğu Türkistan’da bir evlat, zulüm ve işkence görerek, kendi adını fısıldamaya korkuyor.. </p>
<p>Arakan’da bir çocuk, çamurlu yırtık bir çadırda açlıktan bitkin düşmüş, titreyen minicik bedeniyle hayatta kalmaya çalışıyor... </p>
<p>“Onlar için çocukluk, bir oyun değil; bir mücadele.”</p>
<p>“Bir hayal değil; bir hayatta kalma savaşı.”</p>
<p>Biz, “kutlamalar” yaparken, onlar orada “kaçma”yı öğreniyor.  </p>
<p>Biz burada “gelecek planları” kurarken, onlar “yarına çıkabilecek miyim?” diye düşünüyor. </p>
<p>Dünya Kız Çocukları Günü, sadece pembe balonlarla geçiştirilemez.  </p>
<p>Bugün, çocukluğunu yaşayamayan çocukların sessiz çığlığı olmalı.  </p>
<p>Onların gözyaşlarını gören, seslerini duyan, yaralarını saran bir vicdan günü olmalı.</p>
<p>Çünkü bir kız çocuğu, çocukluğunu yaşayamadığında, dünya eksik kalır.  </p>
<p>Bir çocuk korkuyla büyüdüğünde, insanlık küçülür.  </p>
<p>Bir çocuk öldüğünde, umut ölür, insanlık ölür... </p>
<p>Bugün kutlamaktan çok, düşünmeliyiz.  </p>
<p>Bugün süslemekten çok, değiştirmeliyiz.  </p>
<p>Bugün konuşmaktan çok, harekete geçmeliyiz.</p>
<p>Dünya Çocuklar Günü, Dünya Kız Çocukları Günü, Dünya Erkek Çocukları Günü…  </p>
<p>Günler çoğalıyor, bayraklar asılıyor, ama vicdanlar azalıyor.  </p>
<p>Peki ya gerçeklik?  </p>
<p>Gelin, günler belirleyip kutlamak yerine, çocuklara çocukluğunu geri verelim.. </p>
<p>Yeter artık...!  </p>
<p>Bu zulüm daha ne kadar sürecek?  </p>
<p>Savaşlar çıkarıp çocukları öldürmeyi bırakın... </p>
<p>Silahlar susmalı, cıvıl cıvıl çocuk sesleri duyulmalı... </p>
<p>Bombalar durmalı, kahkahalar yükselmeli... </p>
<p>Her kız çocuğu oyun oynayabilmeli.  </p>
<p>Her çocuk eğitim alabilmeli.  </p>
<p>Her çocuk korkmadan uyuyabilmeli.</p>
<p>Ve biz, bu günü kutlamadan önce, onların çocukluğunu geri vermeliyiz.  </p>
<p>Çünkü çocuklar yaşarsa, insanlık yaşar.  </p>
<p>Çünkü çocuklar gülerse, dünya iyileşir...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çiçekler solmasın</title>
<link>https://fikirizleri.com/cicekler-solmasin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cicekler-solmasin</guid>
<description><![CDATA[ “Küçük elleriyle dünyayı tutan kız çocukları, sevgiyle büyüdükçe hayatı güzelleştirir.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68ea42fbc50d4.webp" length="13662" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 14:46:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hasret</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“</p>
<p></p>
<p>Küçücük, pamuk gibi elleriyle dünyaya tutunurlar. Kalpleri sevgiyle doludur; gülüşleri, güneşin sıcaklığını taşır. Onlar güldüğünde, dünya bir anlığına güzelleşir.</p>
<p>Kız çocukları… Babalarının ilk aşkı, annelerinin en büyük mucizesi…</p>
<p>Geleceğin doktorları, öğretmenleri, mühendisleri, avukatları… Ve bir gün, geleceğin anneleri.</p>
<p>Yollarına çiçekler serilmesi gereken melekler onlar.</p>
<p>Ama ne acıdır ki, bugün hâlâ bazı yerlerde onlara verilen değer, cahiliye devrinin gölgesinden çıkamamıştır. Şiddet, cinayet, eğitim hakkının elinden alınışı, özgürlüklerinin kısıtlanışı… Saymakla bitmeyen nice zulüm.</p>
<p>Tüm bunların kökünde sevgisizlik var.</p>
<p>Annesinden, babasından yeterince sevgi görmeyen kız çocuğu, büyüyünce o sevgiyi başka kalplerde arıyor. Henüz kim olduğunu bile tam bilmeden güveniyor, inanıyor… Sonra toplum dönüp diyor ki:</p>
<p>“Neden sevgili yaptı?”</p>
<p>“Gecenin o vaktinde dışarıda ne işi var?”</p>
<p>“Neden okula gönderildi, neden başka şehirde okumasına izin verildi?”</p>
<p>Ama kimse şu soruyu sormuyor:</p>
<p>Biz neden sevmedik onu?</p>
<p>Neden fikrini sormadık?</p>
<p>Neden okumasına destek olmadık?</p>
<p>Neden hayatı öğretmedik?</p>
<p>Günün sonunda tüm suç yine kız çocuklarına kalıyor.</p>
<p>Oysa onlar sadece sevilmek ve kendi ayakları üzerinde durabilmek istiyorlar.</p>
<p>Kız Çocukları Günü diye bir gün var ama aslında her gün onların günü olmalı.</p>
<p>Çünkü güneş her sabah onlar için doğar,</p>
<p>çiçekler onlar için açar.</p>
<p>Solmamaları da, yaşatılmaları da bizim elimizde.</p>
<p>Çiçekler solmasın…</p>
<p>Kış çocukları ağlamasın…</p>
<p>Bir kız çocuğunun gözünden düşen her damla,</p>
<p>dünyanın üzerine</p>
<p> inen bir musibet gibidir. ?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Şehirden Köye Bir Hasret Hikâyesi”</title>
<link>https://fikirizleri.com/sehirden-koeye-bir-hasret-hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sehirden-koeye-bir-hasret-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[ Köşe yazısı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e93b431e51d.webp" length="102426" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 19:59:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>Deneme, yazar, şiir, köşe yazısı, hikâye, ayrılık, dostluk, sevgi, aşk, köy, özlem, hasret, huzur</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“Şehirden Köye Bir Hasret Hikâyesi”</p>
<p>Bir zamanlar, insanların samimiyeti, bahçede oyun oynayan çocukların sesi, kuş cıvıltıları konuşurdu köylerde. Rüzgârın savurduğu yapraklar, toprak yolda yankılanan ayak sesleri, at arabası ile tarlalara gidilirdi. Sabah ezanı ile birlikte bir horozun ötüşü… Hepsi birer kelimeydi o sessizliğin dilinde. Çocukken okuduğumuz kitaplar da bu sessizliğin tercümanlarıydı. Sayfaları çevirdikçe yalnızca hikâyeler değil, içimize işleyen hayaller dökülürdü gözlerimizin önüne.</p>
<p>Küçük bir dağın yamacına kurulmuş evler… Bahçelerinde sabah çiğ taneleriyle ıslanmış güller, tel örgülere yaslanmış sarmaşıklar, ve otlayan kuzuların dinginliği. Her şey yerli yerindeydi. O tabloyu tamamlayan ise bir elinde kavalı, diğer elinde çatlamış bir değnekle yürüyen, koyun güderken kavalını eşsiz bir melodi ile çalan çobandı. Gözleri uzaklara dalar, dudakları kıpırdamadan düşünürdü. Belki de o çoban, çocukluğumuzun filozofuydu; kelimelere ihtiyaç duymadan öğreten, sessizliğiyle konuşan bir bilge.</p>
<p>Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan insanlar… Horozun ötüşüyle birlikte uyanan toprak, kuş sesleriyle şenlenen bahçeler. Ve bir çağlayanın kenarından yükselen su sesi… Ah o sesler… Kalbimizi serinleten, ruhumuzu yıkayan, içtikçe doyamadığımız bir berraklık. O sesler bizi gerçekliğin sınırlarından alıp hayalin kucağına bırakırdı. Ne bir gürültü, ne bir telaş… Sadece huzur, sadece içtenlik.</p>
<p>Ama zaman, sessizliği unuttu. İnsanlar, köylerden şehirlere göçer oldu. Şehirde her yer betonla örtüldü. Ovalar asfaltla boğuldu, köyler garip kaldı. Köyün insanı artık takım elbiseli beyler, süslü elbiseli hanımlar, bahçede oyun oynayan çocuklar yerine, ellerinden telefon düşmeyen çocuklar... Hikâyeler, yaşanmışlıkların değil, sadece süslü cümlelerin ürünü artık.</p>
<p>Oysa biz hâlâ bir çağlayanın kenarında oturup hayal kurmayı özlüyoruz. Ateşin başında çay içmeyi, mis gibi dağ, orman havası ile uyanmayı, köyün sessizliğinde huzur bulmayı, bir horoz sesiyle uyanmayı… Belki de bu yüzden eski kitapları saklıyoruz. Çünkü onlar sadece hikâye değil; bir zamanlar yaşanmış, solunmuş, hissedilmiş bir dünyanın tanıkları.</p>
<p>Bugün şehirde yürürken gözlerimizi kapatıp o köyü hayal edebiliyorsak, halâ umut var demektir. Çünkü hayal kurabilen insan, geçmişi unutmamış demektir. Ve geçmişini unutmayan, geleceğini inşa edebilir.  </p>
<p>Belki de en büyük sessizlik, içimizde yankılanan o eski kasabanın sesidir. Ve biz, o sesi duymaya devam ettikçe, kaybolmuş sayılmayız...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Engizisyon kadınları niçin öldürdü.</title>
<link>https://fikirizleri.com/engizisyon-kadinlari-nicin-oeldurdu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/engizisyon-kadinlari-nicin-oeldurdu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e904cab6455.webp" length="23914" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 16:06:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>iklim Dem</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Engizisyon kadınları: ENGİZİSYON dönemi ,12 yy başlayıp 18yy la kadar devam eder. Ortaçağ avrupa'sında başta Almanya Fransa İtalya'da olmak üzere engizisyon mahkemeleri kurulmuştur Bu mahkemelerin amacı aslında hristiyanlığı  meşrulaştırmak ve kalıcı hale getirmektir. Bunun için çok acımasız kararlar alınir. Engizisyon adı altında aslında kiliseye karşı çıkan , kişilere ya da Devletlere gözdağı vermek amacı yatmaktadır.. Bu dönem önce psikolojik sorunları olan kişileri cezalandırmak la başlar. Ozellikle manik ve şizofren vb... Ruhsal hastalıklar yaşayan İnsanlar cezalandırır. Bunların içine şeytan kaçmış olacağı iddia edilir.Bu arada Anadolu'dan Avrupa'ya göç etmiş bir takım kabileler vardır bunlar yaklaşık 500 yıllık dogmatik bilgilerle ve kendi içlerinde değişik inanç ve yaşam biçimleriyle yaşamaktadırlar. Bunların en belirgin özelliği katharlardir. Bu kabilelerin kadınları çok bilgilidir.Bazi kadınlari, Bilge kadınlar olarak tanımlanırlar . Hristiyanlikta devleti kilise ve kiliseyi de erkekler yönetmektedir Fakat bu kabilelerde daha çok kadınlar ,hatta kadın erkek eşitliği çok etkindir.. kadınlar değişik bitkilerden hastalıklar icin ilaçlar yaratabiliyor , doğum yapan kadınlara yardım edebilir doğum yapılıyordu bunlara da ebe deniliyordu.. kilise bunları cadı olarak tanımladı Bu insanların bir araya gelip mum önünde kendinden geçtiğini ve şeytanla işbirliği yaptığını iddia etti ve bütün kabileyi yok etti . Amaç hristiyan olmayanlari yok etmekti.Bunun gibi bir sürü insanı işkencelerle yok edildi..Avrupa'nın başka ülkelerine de sıçramıştır.. özelikle İspanya Yahudi ve Müslümanlara karşı büyük soykırımlar gerçekleştirmiştir.Buna en çok karşı çıkan felsefeciler olmuştur .Bir felsefeci aynı zamanda papaz olan Martin luther bunun başında.Matbaanın icadıyla başlayan yeni dönem insanların uyanışların da neden oldu ngizisyon dönemi bitti İslam dünyasında ise daha çok emeviler döneminde olduğu söyleniyor özellikle hallacı Mansur bunun en büyük örneği olarak belirtiliyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sessizliğin Ardından...</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessizligin-ardindan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessizligin-ardindan</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e4b64d62f95.webp" length="29312" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 10:07:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yağmur Deryahan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p data-start="202" data-end="364"><strong data-start="202" data-end="228">Bazen ruhumuz yorulur.</strong><br data-start="228" data-end="231">Bu yorgunluk bizi, kısa da olsa, içsel bir sessizliğe götürür. O sessizlikte ne kadar kırıldığımızı, ne kadar güçlendiğimizi anlarız.</p>
<p data-start="366" data-end="721">Hayat, bize her şeyi sunabilecek bir yelpaze gibi... Ama zaman zaman da en zorlu sınavlarını önümüze koyar.<br data-start="473" data-end="476">Beni en son gördüğünüzde, Bursa’da; ailesinin yanında, dünyadan habersiz, güvenli bir yaşamın içinde olan o genç kızdım.<br data-start="596" data-end="599">Şimdi ise İstanbul’da, bir yurtta kalan, üniversite hayatına adım atan ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan biriyim.</p>
<p data-start="723" data-end="906">Evet, hayat hepimizi zorlar. Bu doğru.<br data-start="761" data-end="764">Ama belki de sormalıyız kendimize: <strong data-start="799" data-end="848">Zorlanmasaydık, bu kadar güçlenebilir miydik?</strong><br data-start="848" data-end="851">Belki de başarı, tam da bu zorlukların içinde gizlidir.</p>
<p data-start="723" data-end="906">Ben buraya tamamen iyileşip geldim diyebiliriz, tabi ki bu süreçte başta kurucumuz Kaan Turhal olmak üzere tüm yönetim ekibi ve tüm Fikir İzleri yazılarıyla, ince ruhlarıyla yanımda oldular, hepsine teşekkür ederim.</p>
<p data-start="723" data-end="906">Eksikler var, yanımızda olamayanlar...</p>
<p data-start="723" data-end="906">Ama size gerçekten söylüyorum, bana inanırsınız inanmazsınız bilmiyorum, <strong>onlar için çabalıyorum.</strong></p>
<p data-start="723" data-end="906">Geri döndük denebilir. Hayatımın içinde olan bir melek sayesinde.</p>
<p data-start="723" data-end="906">Herkesi saygıyla selamlıyorum, bundan sonra ruhumuzu kaldığımız yerden iyileştirmeye devam edeceğiz.</p>
<p data-start="723" data-end="906">Sevgilerimle...</p>
<p data-start="723" data-end="906"><strong>Yağmur DERYAHAN</strong></p>
<p data-start="723" data-end="906"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karma nedir?</title>
<link>https://fikirizleri.com/karma-nedir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/karma-nedir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e3ba09820f9.webp" length="38018" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 15:49:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>iklim Dem</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Karma;</p>
<p>Bir şey başlamış ise sonu olmak zorundadır.</p>
<p>Yaşam bile öyledir.</p>
<p>Siz doğunca başlar, siz ölünce biter.</p>
<p>Bu hayatın içinde yaptığımız her davranış ,her hareket her niyet birer başlangıçtır.( Buna duygu ve düşüncelerimiz dahil olmak üzere;.)</p>
<p> bu başlangıcın bir sonu olur. </p>
<p>Buna karma denir.</p>
<p>Biraz daha açıklamak gerekirse: birini kandırmak, yalan söylemek, iftira atmak, hırsızlık yapmak, adaletsizce davranmak,Alay etmek , aşağılamak, dolandırmak, kınamak, yargılamak, dedikodu, önyargı vb gibi durumlar karma içeriğidir. </p>
<p>Dolaylı yada doğrudan birinin kaderine , hayatına ve kendisine müdahale etmek demektir.</p>
<p>Farkındalık bu noktada onemli!</p>
<p>❤️ Yaşam ve her canlı ve tabiiki siz birer degersiniz.</p>
<p>♥️ Unutmayın olumsuz bir durum yaşıyorsanız, yaşadığınız ne olursa olsun.</p>
<p>Asla pes etmeyin.</p>
<p>Değiştirme gücünüz vardır.</p>
<p>♥️ Aldığınız kararlar ve yaptığınız seçimler bu karmanın ortağı olduğunuz göstergesidir.</p>
<p>♥️ Ve yaşadığınız her durum ve olaydan ders çıkarın.</p>
<p>Ve elinizden geliyorsa yardım eden biri olun.</p>
<p>Ve en önemlisi evrende varolan herşey denge halindedir.</p>
<p>Yaşamın içinde varolan herşey buna dahildir.</p>
<p> Kötülük _iyilik+ çıkan sonuç bu denge içindir.</p>
<p> Kısacası iyi bir niyet veya yapilan bir kötülük bir süre sonra karşınıza çıkabilir.</p>
<p></p>
<p>Kollektife hayırlı olsun.</p>
<p></p>
<p>Sevgiler</p>
<p></p>
<p>Mavi.</p>
<p></p>
<p>  </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Küllerinden Yeniden Doğmak</title>
<link>https://fikirizleri.com/kullerinden-yeniden-dogmak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kullerinden-yeniden-dogmak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e2acca09fac.webp" length="21476" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 20:39:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Arzu Akgün</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Küllerinden Doğmak: Yeniden Başlamanın Gücü</p>
<p></p>
<p>Hayatın içinde bazen öyle anlar vardır ki, her şeyin sonuna gelmiş gibi hissederiz. Umutlarımız tükenir, gücümüz azalır, kalbimiz kırılır. Sanki elimizde kalan tek şey, geride bıraktığımız yanmış parçaların külüdür. Fakat işte tam da o anlarda saklıdır yeniden doğuşun mucizesi.</p>
<p></p>
<p>“Küllerinden doğmak” sadece bir söz değildir; insanın içsel gücünü, değişim arzusunu ve yeniden başlama cesaretini temsil eder. Tıpkı anka kuşunun yanıp küllerinden tekrar doğması gibi, biz de hayatın zorlukları karşısında yeniden şekilleniriz.</p>
<p></p>
<p>Her düşüş, aslında yükselişin hazırlığıdır. Zorluklar bizi yıkmak için değil, yeniden inşa etmek için vardır. Kaybettiklerimizden öğrendiğimiz dersler, ruhumuzda yeni bir dirilişin tohumlarını eker. Bazen kaybolduğumuzu sandığımız anlar, gerçekte kendimizi bulduğumuz anlardır.</p>
<p></p>
<p>Küllerinden doğan insan; daha olgun, daha bilge ve daha güçlüdür. Çünkü o, en zor günleri görmüş ve yine de ayağa kalkabilmiştir. Yeniden doğuş, yalnızca hayatta kalmak değil; daha iyi, daha bilinçli, daha cesur bir versiyonumuza evrilmektir.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak; hiçbir bitiş mutlak değildir. Her son, yeni bir başlangıcın habercisidir. Yeter ki küllerimize bakarken ümitsizliğe değil, içimizde saklı olan yeniden doğma gücüne inanalım. Çünkü insan, ne kadar yansa da, her defasında küllerinden doğabilecek bir varlıktır.</p>
<p>İşte bu yüzden Sebebiniz her ne olursa olsun ister kendiniz için, ister sevdikleriniz için mutlak ve mutlak Küllerinizden yeniden doğun.</p>
<p>Doğan tüm umutlarınızla sevgiyle ve sağlıcakla kalın.</p>
<p>05/10/2025</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>21.yüzyılda Kadın Olmak</title>
<link>https://fikirizleri.com/21yuzyilda-kadin-olmak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/21yuzyilda-kadin-olmak</guid>
<description><![CDATA[ &quot;21. Yüzyılda Kadın Olmak” başlıklı bu yazı, çağın sunduğu fırsatlar ile kadının hâlâ mücadele ettiği eşitsizlikleri çarpıcı bir şekilde ele alıyor. Eğitimden dijital şiddete, töre baskısından “süper kadın” mitine kadar pek çok alanda kadınların yaşadığı çelişkiler ve direnişler anlatılıyor. Kadınların farklı kimlikleri ve deneyimleri üzerinden gerçek eşitliğe ulaşmanın yolları sorgulanırken, yazı aynı zamanda umut dolu bir çağrı niteliği taşıyor: Kadınlar artık sadece değişime tanık değil, değişimin kendisi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e1a28391f67.webp" length="50488" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 01:43:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dilek Paltun</dc:creator>
<media:keywords>21.Yüzyıl, KadınOlmak, Mücadele, FırsatEşitliği, Eğitim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>21. Yüzyılda Kadın Olmak: Çelişkiler, Direniş ve Umut Arasında </strong></p>
<p>21.yüzyıl... Teknolojinin sınır tanımadığı, bilginin saniyeler içinde yayıldığı, insanlığın Mars’a gitmeyi konuştuğu bir çağdayız.</p>
<p>Ama hâlâ bir kız çocuğu, doğduğu köyde okula gönderilmiyor.</p>
<p>Hâlâ bir kadın, “aile onuru” bahanesiyle susturuluyor.</p>
<p>Ve hâlâ birçoğu, kendi bedeni ve yaşamı üzerinde söz sahibi olma mücadelesi veriyor.</p>
<p>Bu çağ, kadınlara tarihte hiç olmadığı kadar fırsat sunarken, eski zincirleri de farklı biçimlerde yeniden üretiyor. Kadın, hem gücün hem kırılganlığın, hem özgürlüğün hem baskının tam ortasında.</p>
<p><strong>Fırsatlar Çağı: Kadınların Yükselişi </strong></p>
<p>Evet, bu yüzyıl kadınlar için birçok kapıyı araladı.</p>
<p>Artık dünya genelinde üniversite mezunlarının çoğu kadın. Bilimden siyasete, sanattan ekonomiye kadar her alanda kadın isimler güçleniyor. Angela Merkel’in Avrupa’yı yönettiği, Malala Yousafzai’nin eğitimin simgesi haline geldiği, Türkiye’de kadın girişimcilerin teknoloji alanında adını duyurduğu bir çağdayız.</p>
<p>Sosyal medya da kadınların sesini büyüten yeni bir alan yarattı. #MeToo hareketi, milyonlarca kadının sessizliğini bozduğu bir dönüm noktasıydı.</p>
<p>Ancak bu küresel yükselişin yanında, bazı coğrafyalar hâlâ kadınlara aynı başlangıç çizgisini bile tanımıyor.</p>
<p><strong>Görünmez Duvarlar: Töre, Eğitim Eşitsizliği ve Kayıp Çocukluklar </strong></p>
<p>Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde, binlerce kız çocuğu hâlâ doğduğu gün kaderi yazılmış gibi büyüyor.</p>
<p>Bazıları okula gitmeden evlendiriliyor, bazıları töre uğruna hayatını kaybediyor.</p>
<p>Kimi, dini cemaatlerin veya tarikatların elinde, “itaat” adı altında susturuluyor.</p>
<p>Küçücük yaşta evliliklere, “namus” cinayetlerine ya da “aile kararı” denilerek meşruiyet kazandırılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Bir kız çocuğunun okul yoluna değil de nikâh masasına oturtulduğu her durumda, bir toplumun geleceğinden bir parça koparılıyor aslında.</p>
<p>Eğitim, kadının sadece bireysel değil, toplumsal kurtuluşunun da anahtarı. Çünkü okuyan kadın, hem kendi yolunu hem başkalarının yolunu aydınlatıyor.</p>
<p><strong>Yeni Mücadele Alanları: Dijital Şiddet, Zihinsel Yük ve “Süper Kadın” Baskısı </strong></p>
<p>Kadınların kamusal alanda daha görünür hale gelmesi, beraberinde yeni tehditleri de getirdi.</p>
<p>Sosyal medyada, dijital platformlarda kadınlar artık sadece fikirleriyle değil, varlıklarıyla bile hedef haline getiriliyor. Cinsiyetçi taciz, nefret söylemi, tehdit…</p>
<p>Bir kadın ne kadar güçlü olursa olsun, bir tweet ile, bir fotoğrafla bile linç edilebiliyor.</p>
<p>Evde ise “modernlik” maskesi altında eski yükler sürüyor.</p>
<p>Kadın hem çalışan, hem anne, hem eş, hem bakım veren…</p>
<p>Bir yandan kariyerinde mükemmel olması, diğer yandan evde her şeyi kusursuz idare etmesi bekleniyor.</p>
<p>Toplum hâlâ “süper kadın” mitiyle kadınları ölçüyor; tükenmişlik, yetersizlik ve suçluluk hissiyle baş başa bırakıyor.</p>
<p><strong>Beden, İnanç ve Kimlik Arasında Sıkışan Kadın </strong></p>
<p>21.yüzyıl kadını, “özgür ol” ve “itaat et” çağrılarının arasında kalmış durumda.</p>
<p>Bir yanda “kendini sev, bedenini kabullen” söylemi, diğer yanda sosyal medyanın filtresiz mükemmellik dayatması…</p>
<p>Bir yanda laiklik ve bireysel özgürlük talepleri, diğer yanda dini yapılar ve tarikatların “kadın nasıl olmalı” kalıpları...</p>
<p>Kadının bedeni, inancı, giyimi, sesi hâlâ tartışma konusu.</p>
<p>Kimi zaman “ahlak”, kimi zaman “gelenek” adı altında kadının iradesi elinden alınıyor.</p>
<p>Oysa özgürlük, ne bir kıyafetle ölçülür, ne de bir dogmayla tanımlanır.</p>
<p><strong>Kesişen Kimlikler, Farklı Gerçeklikler </strong></p>
<p>Kadınlık tek bir hikâye değildir.</p>
<p>Bir köyde doğan kız çocuğunun hayatıyla, şehirdeki bir beyaz yaka kadının deneyimi aynı olamaz.</p>
<p>Trans bir kadın, sırf var olduğu için mücadele ederken; engelli bir kadın, hem cinsiyet hem erişilebilirlik sorunlarıyla boğuşur.</p>
<p>Göçmen bir kadının sömürüye karşı direnişi, orta sınıf bir kadının cam tavana çarpması kadar değerlidir.</p>
<p>Kadın deneyimi, sınıfsal, kültürel ve kimliksel farklarla şekillenir.</p>
<p>Ve bu farkları görmeden, gerçek eşitlikten bahsetmek mümkün değildir.</p>
<p><strong>Sonuç: Kadının Hikâyesi Bitmedi </strong></p>
<p>21.yüzyılda kadın olmak, sadece bir varoluş değil, bir direniş biçimi.</p>
<p>Kadınlar bugün her zamankinden daha eğitimli, daha bilinçli, daha cesur.</p>
<p>Ama hâlâ en temel haklarını savunmak zorundalar: yaşamak, öğrenmek, çalışmak, sevmek, inanmak, kendi olabilmek...</p>
<p>Her yasak, her baskı, her töre duvarının arkasında, yine bir kadın sesi yükseliyor.</p>
<p>O ses, “yeter” diyor.</p>
<p>Ve o ses, dünyanın her yerinde yankılanıyor.</p>
<p>21.yüzyıl kadını artık sadece değişime tanık değil değişimin ta kendisi.</p>
<p>Yol uzun, ama umut da güçlü.</p>
<p>Çünkü her okula giden kız çocuğu, her zinciri kıran kadın, tarihin yönünü biraz daha değiştiriyor.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayatıma dokunan bir filmden çok daha fazlasın.</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayatima-dokunan-bir-filmden-cok-daha-fazlasin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayatima-dokunan-bir-filmden-cok-daha-fazlasin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9e9dd216209.webp" length="23496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 04 Oct 2025 17:16:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Sonnur Su Atçeken</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>One Way Ticket<br>Ona tek yönlü bir bilet verdiler. Karşılığında, hayatı boyunca yetecek bir para teklif ettiler ve bir gemiye binip gitmesini söylediler. Sonuç olarak, ondan ülkeyi terk etmesini istediler.</p>
<p>By Willy Wonka<br>Sen, benim için bir şiir gibi…<br>Hayatıma dokunan bir filmden çok daha fazlasısın.<br>İnan ki her gittiğim köşede, yaptığım her yolculukta seni buluyorum karşımda.<br>Neden mi? Çünkü bu dünyada, acıdan geçmeyen bir durak yok.<br>En azından iyilerin dünyasında…</p>
<p>Eğer hâlâ birkaç iyi insan kaldıysa, bu dünyada otoritelere karşı savaşmak çok daha zor bir hal alıyor.<br>Ama zannetmesinler ki bu dünya kötülere kalacak!</p>
<p>Evet, bazen iyilerin şansı yaver gitmez. Çünkü onların yolunu kesen, arkalarından işler çeviren kötü otoriteler vardır.<br>Ama şunu unutmasınlar: İyilerin hayallerini ve yüce ideallerini gerçekleştirmesinde görünmez bir el, sihirli bir değnek ya da bir pelerin hep yanlarında olur.<br>O güç, yüce hayallerinizi gerçekleştirirken, gerçek ideallerinizi insanlara sunarken hep sizinle birlikte hareket eder.<br>Ve işte o an, yanınızda hissettiğiniz o kişi kimse…</p>
<p>Ben, o kişiye istisnasız Babam diyorum.<br>Willy Wonka ise ona Annesi diyor…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Toplumsal Şiddet ve Birey Üzerine</title>
<link>https://fikirizleri.com/toplumsal-siddet-ve-birey-uzerine</link>
<guid>https://fikirizleri.com/toplumsal-siddet-ve-birey-uzerine</guid>
<description><![CDATA[ Vicdanın kırılganlığını hatırlamak, sessizliğin yükünü fark etmek ve unutmanın politik yönüne direnmek… Belki de bugünün en büyük sorumluluğu budur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68dffdb3d6315.webp" length="22652" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 19:46:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Helin bağlamış</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Toplumsal Şiddet veBirey Üzerine</span></p>
<p><span> </span></p>
<p><span>Her sabah uyanıyoruz ve gün daha bizim için başlamadan, ülkemizde ve dünyada birçok olay yaşanıyor. Artık kimsenin “beni ilgilendirmiyor” deme lüksü kalmadı. Doktorundan hemşiresine, beyaz yakalısından mavi yakalısına, garsonundan politikacısına kadar herkes, bu zincirin  bir parçası.</span></p>
<p><span> </span></p>
<p><span>Adını doğru koyalım: Bir şiddet döngüsünün içindeyiz. Şiddet diyorum, çünkü kelimeyi yumuşatmaya gerek yok. Peki, bu döngünün nedenleri neler?</span></p>
<p><span>Ekonomik yetersizlikler, yerini bulmayan adalet, insanların kendi adaletini arayışı, eğitimsizlik… Ve belki de en önemlisi, nezaketten uzak, dürtülerle hareket eden zihinler. Bunların toplamı, daha gözümüzü açar açmaz yüzleştiğimiz dünyayı karşımıza çıkarıyor.</span></p>
<p><span> </span></p>
<p><span>“Bunlar zaten bilinen gerçekler” diyebilirsiniz sevgili okur. Haklısınız. Ama asıl mesele şu: İçinde bu kadar maruz kaldığımız bir zinciri nasıl kıracağımızı düşünemez hale geldik. Önce insanlara, sonra insanlığa küserek, büyük yalnızlıklara savruluyoruz. Yerini sahte ilişkiler, güvensizlikler ve öfkeler alıyor.</span></p>
<p><span> </span></p>
<p><span>Peki, kırılmaz mı bu zincir? Elbette kırılır. İnsan anlamaya ve anlatmaya mecburdur. Ve umut, tam da burada devreye girer. Bazen biri çıkar konuşur, bazen bir gemi ufukta görünür, bazen bir ses “Ben buradayım, yaralar sarılabilir” der.</span></p>
<p><span>İşte o an, insan yeniden insanla tanışır.</span></p>
<p><span>Dünya insan ile tanışır .</span></p>
<p><span> </span></p>
<p><span>Vicdanın kırılganlığını hatırlamak, sessizliğin yükünü fark etmek ve unutmanın politik yönüne direnmek… Belki de bugünün en büyük sorumluluğu budur.</span></p>
<p><span> </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mutluluk nedir?</title>
<link>https://fikirizleri.com/mutluluk-nedir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mutluluk-nedir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68dfcdf00328c.webp" length="27032" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 16:24:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>iklim Dem</dc:creator>
<media:keywords>Kişisel gelişim, farkındalık, bilgi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MUTLULUK</p>
<p>Edward deci: bir kisisel uzmanı ,ama  çalışmalarını daha çok bilimsel teorileri baz alarak yapıyor..Yani insanların  kelimelerle değilde kendi yarattıkları oluşumlarla ilerleyebilecegini söylüyor.Biliyorsunnuz bilim konusu diyebilmek icin deney denen olguyu gerçekleştirmek gerekiyor.Kendisi bunun için kuplerden oluşan bir  bulmaca yaratıyor.Ve bu küplerden sayisiz çeşitlilik ortaya çıkarılacağı ,bununda kişiye bağlı olduğunu söylüyor. Danışmanlarına gösterdiği şekillerde küplerden çeşitli şekiller çıkarmalarını ister.Bunu küçük ödüller ve ödulsuz oyunlar olarak çalışmalara dahil ediyor.</p>
<p>Yaptığı seanslar sonucunda kişilerin para verme yada alma karşılığında yaptığı işlerde yada çalışmalarda kısa süreliğine olsada belirli bir mutluluk hazzını gerçekleştirdiği ancak uzun vadede bunun gerçekleştirmedigi görüyor.</p>
<p>Yani yaptığınız iş yada yaşadığınız hayat içinize sinmiyorsa mutlu olamazsınız.</p>
<p>Gerçek mutluluk ve sanılan mutluluk farklıdır.Sanilan mutluluk şunlar;</p>
<p> Toplumun yani başkasının dayattığı mutluluklar var.Etiket, konum, güç ,ahlaksal değerleri uyum içinde taşıma gibi..</p>
<p> Başkasının kişiden istediği ve zorla yaptığı şeyler, örneğin kendini farklı göstermek şeklinde görülüp aslında oyle olmaması gibi..</p>
<p>Bir işi yada yaptığı birşeyi sevgiden ziyade sorumluluk bilinciyle yapmaktır.</p>
<p>Gerçek mutluluk ise içten gelen bir durumdur.Kisinin özü bunu keşfeder.Herkesin merakı, yetenekleri ve istekleri doğrultusunda hareket eder.</p>
<p>Her ne kadar temel ihtiyacımız ayakta kalmak ve devam etmek olsa bile bunu hobiler ve alternatif seçenekler yardımıyla bulmak ve yapmak gerekiyor. İç motivasyon ve öz mutluluğu bulmak adına.</p>
<p>Hayat sakin bir iç huzurla daha yalin akabilir..</p>
<p>Kısacası mutluluk sizin içinizdedir.Mutluluk sizin ruhunuzun motivasyonu ile ilgilidir..</p>
<p></p>
<p>Sevgiler </p>
<p></p>
<p>Mavi..</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Soykırımın Gözyaşları”</title>
<link>https://fikirizleri.com/soykirimin-gozyaslari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/soykirimin-gozyaslari</guid>
<description><![CDATA[ Köşe Yazısı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68dfae1049af3.webp" length="25116" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 14:07:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>Deneme, yazar, şiir, köşe yazısı, Filistin, edebiyat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“SOYKIRIMIN GÖZYAŞLARI”</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>    “FİLİSTİN” yıllardır kanayan bir yara gibi içimizde derin izler bırakan bir dramın adıdır. Her Müslümanın vicdanında bir yer edinmiş, ama maalesef çaresizliğin ve aczin pençesinde kıvranmış bir mesele olarak varlığını sürdürmekte. Milyonlarca masum insanın hayatı, zalimlerin keyfine terk edilmiş durumda, ölüm korkusuyla yaşamlarını sürdürüyorlar.</p>
<p></p>
<p>Biz Müslümanlar ise ne yazık ki seyirci konumundayız. Adeta bir film seyreder gibi, bir tiyatro izler gibi almışız elimize çekirdeği çıtlatarak haberlerde duygusuz bir şekilde izliyoruz olan biteni. Elimizden bir şey geliyor mu? Bu sorunun cevabını kendimiz dahi bilmiyoruz. Boykot yapmaktan, gözyaşı dökmekten, dua etmekten, ve para yardımı göndermekten başka bir şey yapamıyoruz. Gerçi çoğunluk onu dahi yapmıyor özellikle boykot ürünleri almaya devam ediyor.</p>
<p></p>
<p>Peki hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Aldığınız her üründe bir bebeğin masum bir çocuğun kanı var.</p>
<p>Ya o bebek o çocuk sizin çocuğunuz olsa idi ne yapardınız?</p>
<p>Bu soruya cevap verebilir misiniz?</p>
<p>Aynen şimdi olduğu gibi sessiz kalabilir misiniz?</p>
<p>Veya gözlerinizin önünde çocuğunuz öldürülse?</p>
<p>Size bir poşet içinde elinize bir kaç kilo et parçası verilip işte evladınız denilse?</p>
<p>Ne yaparsınız?</p>
<p></p>
<p>Evet yanlış okumadınız kesilen bir kurbanın değil.!</p>
<p>Acımasızca vahşet ile öldürülen bebeklerin ve çocukların bedenlerinin parçaları!!!</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ne kadar acı değil mi?</p>
<p>Yüreğiniz dayanabilir miydi?</p>
<p>Filistin'de anne ve babalar her gün bu acıyı bu vahşeti yaşıyor.</p>
<p></p>
<p>Ancak bu soruya bir cevap bulduğumuz gün, mazlumlara umut, zalimlere ise korku olacak güçte harekete geçebiliriz. O gün belki de pek uzak değildir, ancak o güne kadar mazlumların acısı artacak, zalimlik ise katlanarak devam edecek. Tüm dünyada her şey çok daha farklı olabilirdi aslında. Zalimlere karşı cesurca dur diyebilseydik, mazlumların yanında saf tutabilseydik, bugün yaşadığımız manzara çok daha aydınlık olurdu.</p>
<p></p>
<p>Ne istediler bu masum çocuklardan?</p>
<p>Kundaktaki bebekler dahi hunharca öldürülüyor. Tüm dünya gözlerini bu vahşete, soykırıma kapatmış uyuyor.</p>
<p>Neden bu kadar acımasızca davranılıyor masum yavrulara?</p>
<p>İnsanlık neden susuyor sessiz kalıyor?</p>
<p>Zerre vicdanı olan evet diyebilir mi bu soykırıma?</p>
<p></p>
<p>Zalimler için yaşasın cehennem!</p>
<p></p>
<p>Bu vahşet insanlıkla bağdaşmamaktadır. Bu soykırımı gerçekleştiren ve destekleyen kişiler insan olamaz. Karşımızdaki artık insan olmaktan çıkmış, merhametten dahi nasibini almamış teröristlerdir. İnsanlık adına kabul edilemez bu zulüm. İçimiz acıyla dolup taşıyor, feryat, figan ediyoruz ama ne yazık ki sadece kınamaktan ve söylenmekten öteye bir adım dahi atamıyoruz.</p>
<p>Bu acımasızlığa dur demek için bir şeyler yapılmalı şimdi harekete geçmeli.</p>
<p></p>
<p>Kaç tane can daha yanacak?</p>
<p>Kaç tane masum çocuk daha gözü dönmüş bir nefretin hedefi olacak?</p>
<p>Dünya dediğimiz yer bu mu?</p>
<p>İnsanlık denilen, barış denilen şey bu mu?</p>
<p>Hayır böyle olamaz, olmamalı.</p>
<p>Biz müslümanlar neyi bekliyoruz?</p>
<p>Ebabil kuşlarını mı?</p>
<p>Dünyada iki milyardan fazla müslüman varken, ebabil kuşlarını beklemek bizlere yakışır mı?</p>
<p>Eğer gerçekten böyleyse;</p>
<p></p>
<p>O zaman bu dünya yıkılsın.! Kopsun Kıyamet!!!</p>
<p></p>
<p>Belki o zaman mazlumlar huzura erebilir…</p>
<p></p>
<p>Duygularımı, düşüncelerimi, yüreğimin yangınını başka hangi kelimeler ve cümlelerle ifade edebilirim bilemiyorum. Bu köşe yazısını siz okurlarıma, gönül dostlarıma gözyaşları içinde yazıyorum. Bu yazımla belki sadece hislerinize tercüman olabilir, belki de Filistin'in sesi olabilir, belki de bu yazı okuyan birinin, birilerinin taşlaşmış kalbinde bir yerlere dokunabilirim...</p>
<p></p>
<p>Her birinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor Yüce Allah'a emanet ediyorum…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fikir İzleri Yönetim Kadrosu Büyüyor</title>
<link>https://fikirizleri.com/fikir-izleri-yoenetim-kadrosu-buyuyor</link>
<guid>https://fikirizleri.com/fikir-izleri-yoenetim-kadrosu-buyuyor</guid>
<description><![CDATA[ Fikir İzleri yönetim kadrosu büyüyor ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68dbf1f035ff0.webp" length="17498" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 18:13:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div>   Geçen zaman içinde sizlere Kaan Turhal tarafından kurulan Fikir İzleri yönetim ekibimizi tanıtmıştık. Kadromuz daha da büyüdü ve çalışmalara tam gaz devam ediyoruz. Yeni kadromuzda bize katılan ekip arkadaşlarımızı tanıyalım:</div>
<div></div>
<div>1) <strong>İrem Günerkan</strong></div>
<div></div>
<div>   Şiir, film senaryoları, deneme ve hikayeler yazıyor. Görsel sanatlara da ilgi duyuyor. Karakalem çizimleri, kolaj çalışmaları, premade kitap kapak tasarımları ve grafik tasarım yapıyor. Anın güzelliklerini yakalamak için de fotoğraf çekiyor. </div>
<div></div>
<div>   Armut uygulamasında bir zamanlar senaryo kursu vermiştir. "<em><strong>Mersin'in En İyi 40 Senaryo Öğretmenleri</strong></em>" ve "<em><strong>Mersin Toroslar En iyi Senaryo Öğretmenleri</strong></em>" sıralamalarına girmiştir. </div>
<div></div>
<div>   Dost sohbeti, Live News, Haber Ekspress ve Spot Haberler'de röportajları yayınlandı. Kibele Kültür Sanat Dergisi, Wannart, Antoloji, Şiir Defterim, Fikir İzleri, Künye Online ve Anadolu Sesi sitelerde yazıları mevcuttur. Anka Dergi'de ve Varyasyon Kalemler Dergi'sinde yer alıyor.</div>
<div></div>
<div>   Bir çok Fanzin ve dergide şiirleri, denemeleri ve çizimleriyle yer aldı, almaya devam ediyor.</div>
<div></div>
<div>   Durulmak adında edebiyat ve sanat fanzin dergisi var. Mart 2025'den beri her ay dijital sayı çıkarıyor. Fikir İzleri Yönetim Ekibinde tasarımcıdır. </div>
<div></div>
<div><em><strong>2) Funda Türegün</strong></em></div>
<div></div>
<div>   1999 yılında Uşak’ta doğdu. Çocukluk yıllarından beri dünyaya merakla bakan biri oldu; bu merak zamanla onun hayatının pusulasına dönüştü. Matematikle kurduğu bağ, yalnızca akademik bir uğraş değil, aynı zamanda düşünmeyi, sabrı ve farklı bakış açılarını öğrenmesini sağlayan bir yol oldu.</div>
<div></div>
<div>   Funda için öğrenmek, tek başına bir amaç değil; paylaşmakla anlam kazanan bir süreçtir. Bu yüzden öğretme hayalini en büyük hedeflerinden biri olarak taşır. Matematiği yalnızca formüllerle değil, aynı zamanda bir düşünme biçimi olarak genç kuşaklara aktarmak, öğrencilerinde merak ve keşif duygusu uyandırmak ister. Akademik yolculuğunu, bu hedefini adım adım gerçeğe dönüştürmek için sürdürür.</div>
<div></div>
<div>   Bunun yanında hayatında önemli bir yer tutan bir diğer yön, sanat ve edebiyatla kurduğu bağdır. Kendisi bireysel olarak sanatsal üretim yapmasa da, sanatçılara ve yazarlara destek vererek onların seslerinin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkıda bulunur. Ona göre sanat ve edebiyat, bireysel bir ifade alanı olmanın ötesinde, insanların birbirine dokunduğu ortak bir paydadır. Bu paydanın güçlenmesi, değer üreten insanların görünür kılınması için çaba harcamak, onun için önemli bir yolculuktur.</div>
<div></div>
<div>   Hedefleri arasında hem iyi bir matematik öğretmeni olmak hem de sanatın, edebiyatın ve fikirlerin yaygınlaşmasına katkıda bulunmak vardır. Hayatı, sürekli yeni şeyler öğrenmek, öğrendiklerini aktarmak ve insanların yolculuklarına eşlik etmek üzerine kurmayı amaçlar. Onun için her hedef, yalnızca kişisel bir kazanım değil, aynı zamanda başkalarıyla paylaşılacak bir değer taşır. Fikir İzleri'nde ise içerik üretcisidir. </div>
<div></div>
<div><em><strong> 3) Rabia Solukoğlu</strong></em><br> </div>
<div><span>   Rabia Solakoğlu, 2001 yılının Mayıs ayında İstanbul’da dünyaya geldi. Doğumundan itibaren ailesiyle birlikte bu şehirde yaşamını sürdürdü. Bedensel engelli olan Rabia, hiç okul hayatı yaşamamıştı. Ailesi sayeside okuma yazma öğrendi.<br><br></span></div>
<div>   Yazıya olan ilgisi küçük yaşlarda başladı. Kendi kendine kısa sözler yazmaya başladıktan sonra, 2017-2018 yıllarında kitap yazma fikri zihninde şekillendi. Bu süreçte defalarca yazdı, sildi, yeniden başladı. Nihayet 2021 yılında ilk kitabını tamamladı, yayınevine gönderdi ve rafa kaldırdı. Aynı zamanda iki kere yazarlık eğitimi aldı. <br><br></div>
<div>   Roman, öykü ve cinayet türlerinde yazılar kaleme almayı seviyor. Hayal gücünün sınırlarını zorlayarak oluşturduğu metinlerde kendi iç dünyasını keşfediyor.  Fikir İzleri'ndeki görevi ise video hazılamaktır.</div>
<div></div>
<div><em><strong>4) Bünyamin Çoban</strong></em></div>
<div></div>
<div><span>   Bünyamin Çoban, 15 Ağustos 1980 tarihinde doğan yazar, edebiyat yolculuğuna farklı türlerde verdiği eserlerle devam etmektedir.</span></div>
<div>​</div>
<div>   Yazar, ilk kitabı olan "<em><strong>Siyahlar İçinde Gelen</strong></em>" adlı romanını 2017 yılında yayımlayarak okurlarla buluştu. Roman türündeki bu eserin ardından, kalemini lirik bir dille şiire taşıdı ve 2023 yılında "<em><strong>Bir Dağ Evinde Akşamüstü</strong></em>" adlı şiir kitabını okurların beğenisine sundu.</div>
<div>​</div>
<div>   Çoban, edebi üretim yelpazesini genişleterek çocuk edebiyatına da adım attı. 2024 yılında yayımlanan "<em><strong>Macera Takımı Hazine Avında</strong></em>" adlı çocuk kitabıyla genç okurlara yönelik eğlenceli ve öğretici hikâyeler sunmaya başladı.<br><br></div>
<div>​   Roman, şiir ve çocuk edebiyatı gibi çeşitli türlerde eserler veren Bünyamin Çoban, edebiyat dünyasındaki üretimlerine devam etmektedir.</div>
<div></div>
<div><em><strong> 5) Merve Bilge Sertkayalı</strong></em></div>
<div></div>
<div><span>   Merve Bilge, 26 Ocak 2000 tarihinde Manisa’da dünyaya gelmiştir. Çocukluk yıllarını yine bu şehirde geçiren Bilge, küçük yaşlarda kitaplarla ve edebiyatla tanışmıştır. En büyük destekçisi olan annesinin şiir merakı, onun da edebiyata yönelmesinde önemli bir ilham kaynağı olmuştur.</span></div>
<div>Eğitim hayatına Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümüyle başlayan Bilge, aynı zamanda Çocuk Gelişimi ve İlahiyat alanlarında da lisans eğitimlerini tamamlamış, tüm bölümlerden onur belgesi ile mezun olmuştur. Öğrencilik yıllarında aldığı “<em><strong>Çocuk Edebiyatı</strong></em>” dersinden ilham alarak çocuk hikâyeleri kaleme almaya başlamıştır.<br><br></div>
<div>   Akademik yolculuğunu sürdüren Bilge, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde “<em><strong>Erken Çocuklukta Ahlak ve Değerler Eğitimi</strong></em>” alanında yüksek lisansına devam etmektedir. Meslek hayatını edebiyat öğretmeni olarak sürdüren yazar, aynı zamanda çocuk edebiyatına katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Çok yakında, “<em><strong>Leziz Duygular</strong></em>” isimli ilk çocuk kitabı Fikir İzleri Yayınevi’nden yayımlanacaktır.</div>
<div></div>
<div>   Bugün, Fikir İzleri Yazar Paylaşım Platformu’nda sanat yönetmeni olarak görev yapan Merve Bilge, edebiyat ve çocuk gelişimi alanındaki çalışmalarına tutkuyla devam etmektedir.</div>
<div></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Özgürlüğün Nefesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/ozgurlugun-nefesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ozgurlugun-nefesi</guid>
<description><![CDATA[ Unutmayalım ki; zincirlerle süslenen bir fikir, altın gibi parıldasa da esir kalır. Oysa özgür bırakılan düşünce, kanatlanır; hem bizi taşır, hem ardımızdan gelecekleri. Biz zincirleri değil, kanatları seçelim. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68dbcc067051d.webp" length="94954" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 15:26:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hasret</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Düşüncelerimiz, başkalarının esiri olmasın. Bizi ayakta tutan fikirlerimiz, özgürlüğümüzün nefesi olsun. Onları başkalarının hükmüne bırakırsak, yalnızca aklımızı değil, ruhumuzu da onların iradesine zincirleriz.</p>
<p>Çünkü biliriz ki, ruhunu başkasına teslim eden, kendi benliğini inkâr etmiş olur. Düşünce; insanın en kutsal sığınağıdır. O sığınak kirlenirse, insanın kalbi de bulanır, yolu da şaşar. Bizim yolumuz, başkalarının hükmüyle değil, kendi içimizin pusulasıyla çizilmelidir.</p>
<p>Başkalarının sözleri, elbet kulağımıza değer; ama kararlarımızı, yüreğimizin terazisi tartar. Fikirlerimizi hür bırakmadıkça, özgürlük yalnızca bir hayal olarak kalır. Ve biz, hayale değil hakikate tutunmak için yaşarız.</p>
<p>Unutmayalım ki; zincirlerle süslenen bir fikir, altın gibi parıldasa da esir kalır. Oysa özgür bırakılan düşünce, kanatlanır; hem bizi taşır, hem ardımızdan gelecekleri. Biz zincirleri değil, kanatları seçelim.</p>
<p>Hayatta uçmak istediğin kadar özgürsün: albatros misali, engin mavilikte ağır ağır süzülen kanatlarınla göğü aşabilirsin; ya da parlak tüylerine rağmen dar bir kafesin içinde, papağan gibi mahkûm bırakılabilirsin</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kendi Kendinde Aramak</title>
<link>https://fikirizleri.com/kendi-kendinde-aramak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kendi-kendinde-aramak</guid>
<description><![CDATA[ &gt; “Aynada gördüğün yüzü bilirsin ama aynanın ardındaki ruhu bilmek cesaret ister.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68dbb916cc665.webp" length="56834" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 14:04:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hasret</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kendini kendinden aramak diye bir şey vardır; kulağa tuhaf gelse de bu, insanın farkındalığının en kıymetli göstergesidir. Böyle insanlar ne başkalarıyla kendilerini kıyaslar ne de kimseyi kendilerinden üstün ya da değersiz görür. Ölçüleri sadece iç dünyalarında şekillenir. Doğruları da yanılgıları da onlara aittir. Hayatı tanımaya önce içlerinden başlarlar; kendilerini sorgular, öğrenir ve sonra dışarıyı keşfetmeye yönelirler. İnsanın yapabileceği en büyük iyilik, hâllerini bilmesi ve tanımasıdır. Seni senden daha iyi tanıyacak biri varsa, o da seni senden dinleyendir. Kimseye tüm benliğini anlatmaya çalışma; seni en iyi tanıyan yine sensin.</p>
<p>Kendini tanımak kolay bir yol değildir; çünkü insan en çok kendinden kaçmaya meyillidir. Kendiyle yüzleşmek, başkasının gözünde göründüğü hâlinden daha ağırdır. Aynada gördüğün yüzü bilirsin ama aynanın ardındaki ruhu bilmek cesaret ister. İşte o cesareti gösteren insan, hayatın zorlukları karşısında daha sağlam durur. Çünkü bilir ki dışarıda ne olursa olsun, içeride kendine yaslanabileceği bir omuz vardır.</p>
<p>Kendiyle tanışan insan artık başkalarının gözüne göre şekillenmez. Ne övgüyle büyür ne de yergiyle küçülür. Yanlışa düştüğünde önce kendi vicdanına danışır; doğruluk gösterdiğinde de önce kendi gönlünde karşılığını bulur. Onun için asıl mesele, başkasının gözünden düşmek değil; kendi gözünden düşmemektir.</p>
<p>Ve aslında en büyük huzur da burada gizlidir: Kendiyle barışık olan insan, dünyanın gürültüsü içinde bile sessiz bir liman bulur. O liman ki ne fırtınalarla yıkılır ne de zamanın akışıyla tükenir. İnsanın özüyle dostluğu, bütün yolculukların en kalıcısıdır.</p>
<p>İnsanın özüyle dost olması, hayatın en büyük armağanıdır. Çünkü kendiyle kavgalı olan insan, nereye giderse gitsin huzursuzluk taşır yanında. Kalabalıkların içinde bile yalnız hisseder; oysa kendini tanıyan insan, yalnızlığında bile tamamdır.</p>
<p>Kendiyle barışmış insan, başkalarının sözlerini de farklı duyar. Eleştiriyi yıkıcı bir taş değil, yol gösteren bir işaret olarak görür. Övgüyü ise bir taç değil, bir tebessüm gibi kabul eder. Onun için değer, dışarıdan gelen bakışlarda değil; içeride kurduğu dengededir.</p>
<p>Belki de bu yüzden, insanın en uzun ve zor yolculuğu, kendi içine yaptığı yolculuktur. Bu yol bazen sessizlikle, acıyla, bazen de fark edişin tatlı sevinciyle örülüdür. Ve bu yolun sonunda insan, başkalarının gölgesinde değil, kendi ışığında yürümeyi öğrenir.#</p>
<p>Çünkü en sonunda, insanın kendi kendine söylediği sözler, başkalarının söylediklerinden çok daha gürültülüdür. İşte o sözler güzelse, insanın içi de huzurla dolar; ama o sözler dikenliyse, dünyanın tüm güzellikleri bile ruhunu iyileştiremez. Bu yüzden, kendine karşı dürüst olmak, hayatta sahip olunabilecek en değerli erdemdir.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sabır: Kalbin Fısıltısıyla Yürüyen Yol</title>
<link>https://fikirizleri.com/sabir-kalbin-fisiltisiyla-yuruyen-yol</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sabir-kalbin-fisiltisiyla-yuruyen-yol</guid>
<description><![CDATA[ Köşe Yazısı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68dbb24ea8b65.webp" length="28776" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 13:35:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esma YILMAZ</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat, deneme, yazar, köşe yazısı, şiir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sabır: Kalbin Fısıltısıyla Yürüyen Yol</p>
<p></p>
<p>Kalbimiz bazen öyle arzularla dolup taşar ki, sanki bir adım atsak hayalimize varacağız sanırız. Lakin hayat, acele edenleri değil, kalbinin muradını sabırla bekleyenleri ödüllendirir. Sabır, her şeyin sustuğu anda bile içimizde konuşmaya devam eden o sessiz, güçlü sestedir.</p>
<p></p>
<p>Sabır, bir tohumun toprağa atıldığı an gibidir. O tohum, güneşi görmez; rüzgârı, gökyüzünü bilmez. Ama bilir ki zamanı geldiğinde filizlenecek. Bir fidan olup büyüyecek. Toprağın altında günler, haftalar belki aylar geçer… Sessizdir, görünmezdir ama tohum orada yaşamla buluşmayı bekler. İşte sabır da böyle bir şeydir: Görünmez ama büyütür, sessiz ama seni hayata en güzel şekilde tecrübeler ile hazırlar.</p>
<p></p>
<p>Kalbinin muradı dediğimiz şey; bir hayalin gerçekleşmesi, bir insanın mutluluğu, bir huzurun bulunması, çizip ilerlediğimiz bir yol olabilir. Fakat her ne olursa olsun, bu dileklerin geliş tarihi bizim takvimimize değil, hayatın takvimine bağlıdır. Ve işte o takvimi anlayabilenler, sabretmenin aslında boş bir bekleyiş değil, muradına ermek olduğunu kavrayabilir.</p>
<p></p>
<p>Bazen hayat kapılarını yüzümüze kapatır. "Olmadı" der. "Henüz değil" der. Biz bunu reddediş sanırız. Oysa Allah sadece bizi hazırlıyordur. Çünkü ne zaman ki ruh olgunlaşır, ne zaman ki kalp gerçekten ne istediğini anlar, işte o zaman sabrın ödülü gelir. Ve o an, bekleyişin her saniyesine değdiğini fısıldar kulağımıza.</p>
<p></p>
<p>Sabır, zamana karşı bir direniş değil, zamanla dost olmaktır. Acele, rüzgârın önünde savrulmaksa; sabır, kendi köklerine sadık kalmaktır. Bir gün gelir, hayalini kurduğun ne varsa gerçekleşir. Belki de en beklemediğin anda, en yorgun anında... Ve sen dönüp geriye baktığında, anlarsın: O uzun, sessiz, sancılı süreç aslında seni beklediğin mutluluğa hazırlamış. </p>
<p></p>
<p>Bugün sabredemediğin şey, yarının en büyük hediyesi olabilir. Kalbinin muradı varsa içinde, korkma… Sabret. “Allâh sabredenleri sever” Çünkü sabır, hayalleri gerçeğe dönüştüren en sihirli anahtardır...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsan...</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan</guid>
<description><![CDATA[ #halekörük#deneme#söyleşi#insan#önyargı #hayvansevgisi#namaz#yalnızlık#acımasız#eleştiri ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68da861f9579a.webp" length="23524" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 16:17:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hale Körük</dc:creator>
<media:keywords>#halekörük#deneme#söyleşi#insan#önyargı #hayvansevgisi#namaz#yalnızlık#acımasız#eleştiri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen ne kadar acımasız oluyoruz öyle değil mi? Nasıl da hadsiz hudutsuz savuruyoruz hükümlerimizi? Sadece gördüklerimizden ya da duyduklarımızdan hatta zannettiklerimizden ibaret bir dünya kuruyoruz içimizde. Öyle fütursuz davranıyoruz ki insanlara karşı, kendilerini savunacak bir seçenek bile bırakmıyoruz kimi zaman. Gecenin karanlığında dışarıya ışık veren evlerden ne çığlıklar koptuğunu duymuyoruz mesela. Bir el uzatmaya yeltenmediğimiz insanları hayvanlarla dost oluyor diye küçümsüyoruz. Balkonunda sigarasını içen bir insanı kötü belleyip günahkar ilan ederken, yüreğinde büyüttüğü merhameti göremiyoruz. Namaz kılıyor diyerek günahsız saydığımız insanların yediği kul haklarını hesaba katmıyoruz. Üstelik bunu insan, insana yapıyor efendim. İnsan, insana...</p>
<p>Hale Körük ✍? </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TRAFİK KAZALARI</title>
<link>https://fikirizleri.com/trafik-kazalari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/trafik-kazalari</guid>
<description><![CDATA[ Trafik kaza sürücü yaya yaya geçidi ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68d4868040268.webp" length="28558" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 03:04:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Muhsin Işık</dc:creator>
<media:keywords>Kaza yaya geçidi sürücü</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kadınlarda Atatürk&amp;apos;ü En Çok Cezbeden Şey Nedir?</title>
<link>https://fikirizleri.com/kadinlarda-ataturku-en-cok-cezbeden-sey-nedir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kadinlarda-ataturku-en-cok-cezbeden-sey-nedir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_6890af3886f88.webp" length="31794" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 19:36:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br><span>Gladys Baker'ın "<em><strong>Kadınlarda sizi en çok cezbeden şey nedir?</strong></em>" sorusuna Atatürk'ün verdiği cevap:</span><br><br><span>-“<em><strong>Beni kadınlara en çok çeken şey güzellik değil, yetenekli ve coşkulu olmasıdır. Beni güzellikten daha fazla etkileyen şey, iki kalp arasında yanan sempati alevidir.</strong></em>"</span><br><br><span>Gazi bu sözüne gülümseyerek şöyle bir ekleme yapmıştır:</span><br><br><span>-"<em><strong>Tanrının verdiği zekayla kutsanmış olmayan bir kadınla hiçbir zaman gerçekten ilgilenmedim.</strong>" </em>(1)</span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>(1) Gladys Baker, <strong>Mein Weg Nach Damaskus</strong>, F.H. Kerle Verlag.<br>Heidelberg 1954, s. 40-58.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hiç Olmak</title>
<link>https://fikirizleri.com/hic-olmak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hic-olmak</guid>
<description><![CDATA[ Hiçlik ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68c90c1a100d4.webp" length="41134" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 10:06:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esin Tarakçıoğlu</dc:creator>
<media:keywords>Kimsesizlerin Sesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>HİÇLİK – VARLIĞIN SIRRI</p>
<p> </p>
<p>Hiç Olmak Ne Demektir?</p>
<p>Hiç olmak… Aslında yokluğun değil, varlığın en saf hâlidir. İnsan, “ben” dedikçe yüklenir, “hiçim” dedikçe hafifler. Çünkü insan; kibir, öfke, hırs ve bencillikten sıyrılmadıkça hakikati göremez. Hiçlik, insanın kendi aczini fark etmesidir.</p>
<p>Dünya, koca bir sahnedir. Bizler ise o sahnede kısa süreliğine rol alan yolcularız. Bütün ihtişamımız, şöhretimiz, malımız, makamımız bir gün toprakla örtülür. İşte o gün anlarız ki biz, aslında hiçiz.</p>
<p>Hiçliği bilmek, yoklukta tükenmek değil; varlığın sahibini tanımaktır.</p>
<p> </p>
<p>İnsan Neden Hiçtir?</p>
<p>İnsan, fanidir. Nefesleri sayılıdır. Bugün gülen yüzümüz, yarın toprağın sessizliğinde kaybolur. Bu yüzden, biz ne kadar büyüklük taslarsak taslayalım, kainat karşısında bir zerreden ibaretiz.</p>
<p>Ama bu hiçlik, değersizlik değildir. Bilakis en büyük değeri taşır. Çünkü hiç olduğumuzu bildiğimizde; kalbimiz arınır, tevazu ile dolup taşar. Kibir kırılır, benlik küçülür, gönül genişler.</p>
<p>Tasavvuf büyükleri der ki: 'Hiçlik, Allah’a giden yolun kapısıdır.' Kapıyı açan, varlığını sıfırlayan kişi; ilahi rahmeti bulur.</p>
<p> </p>
<p>Neden Görülmüyoruz, Neden Duyulmuyoruz?</p>
<p>Bizler bazen kalabalıkların içinde yalnız kalırız. Sessizce haykırırız ama kimse duymaz. Çünkü çoğu insan bakar ama görmez, duyar ama dinlemez. Gözler menfaatle kör olur, kulaklar bencillikle sağırlaşır.</p>
<p>Sessiz kalpler, içten içe çığlık atar ama görünmez. Çünkü insanlar gösterişin peşindedir, acıyı görmek istemezler. Oysa her gözyaşı bir dua, her sessizlik bir çığlıktır.</p>
<p>Ama unutmamak gerekir: Allah görür. Allah duyar. İnsanlar bizi görmese de, Rabbimiz kalbimizin en ince titremesini bilir. Hiçliğimiz O’nun katında en büyük varlığa dönüşür.</p>
<p> </p>
<p>Sonuç ve Dua</p>
<p>Hiç olmak, yok olmak değildir; Allah’a yaklaşmaktır. Biz, hiçliğimizle varız. Çünkü varlığımız O’ndan, yokluğumuz yine O’nun merhametinde saklıdır.</p>
<p>Kalbimizdeki bütün yükleri bırakıp: 'Ben hiçim Ya Rabbi, sen varsın!' diyebildiğimizde gerçek özgürlüğe kavuşuruz.</p>
<p>Sessiz kalplerin duası budur:</p>
<p>Allah’ım, bizi hiçliğimizle yücelt. Gözlerden saklı olsak da, kalbinde bize yer verenlerden eyle. İnsanların görmediğini, senin nurunla göster. Duyulmayan sesimizi, senin rahmetinle işittir.</p>
<p>Hiçliğin Şiiri</p>
<p>Hiçim ben,</p>
<p>Bir zerre toz,</p>
<p>Bir damla gözyaşı,</p>
<p>Koca evrenin sessiz yolcusu.</p>
<p>Görülmedim,</p>
<p>Duyulmadım,</p>
<p>Ama biliyorum…</p>
<p>Rabbim kalbimin en gizli duasını işitiyor.</p>
<p>Hiçim ben,</p>
<p>Kendi benliğimden soyundum,</p>
<p>Ne varsa yük ettim, bıraktım;</p>
<p>Sadece O’nun varlığıyla var oldum.</p>
<p>Hiçlikte buldum huzuru,</p>
<p>Hiçlikte öğrendim sevgiyi,</p>
<p>Hiçlikte kavradım hakikati:</p>
<p>Ben yokum, O var.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atatürk&amp;apos;ün İsteği</title>
<link>https://fikirizleri.com/ataturkun-istegi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ataturkun-istegi</guid>
<description><![CDATA[ Atatürk&#039;ün isteği. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68c40b001bb0f.webp" length="26684" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 15:00:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Atatürk&#039;ün isteği.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>"<em><strong>Arkadaşlarımdan tek bir dileğim var: Ben öldükten sonra beni bu millete unutturmasınlar. O kadar sevdiğim milletimin beni unutması ruhum için en acı bir azap olur.</strong></em>"[1]</p>
<p></p>
<p>[1]<span> </span><strong>Cumhuriye</strong>t, 10 Kasım 1948.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sevmek</title>
<link>https://fikirizleri.com/sevmek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sevmek</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68c3dfee98f35.webp" length="21544" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 11:52:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Yasin Aktürk</dc:creator>
<media:keywords>Şiir, Edebiyat, söz, seslendirme, yazar, kitap, aşk, sevgi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Bir insanı sevmek…</strong></em><br><em><strong>Aslında kendinden bir parçayı onda bulmaktır.</strong></em><br><em><strong>Ama en acısı da… o parçayı geri alamamaktır.</strong></em></p>
<p><em><strong>Sevgiyle başlayan her hikâyenin,</strong></em><br><em><strong>bir gün gözyaşıyla bittiğini öğreniyoruz.</strong></em><br><em><strong>Bir bakış, bir dokunuş…</strong></em><br><em><strong>Kalbinde dünyayı ışığa boğarken,</strong></em><br><em><strong>Aynı kalp bir gün karanlığa mahkûm oluyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Aşk… Önce seni göklere çıkarıyor,</strong></em><br><em><strong>Sonra en derin uçuruma bırakıyor.</strong></em><br><em><strong>Ve sen, tutunacak dal ararken</strong></em><br><em><strong>sadece onun adını buluyorsun dudaklarında.</strong></em></p>
<p><em><strong>Kızıyorsun, kırılıyorsun…</strong></em><br><em><strong>Ama içten içe biliyorsun:</strong></em><br><em><strong>Ne kadar acıtırsa acıtsın,</strong></em><br><em><strong>Sevmekten vazgeçemiyorsun.</strong></em></p>
<p><em><strong>Çünkü aşk, insana hem kanat hem zincir veriyor.</strong></em><br><em><strong>Ve biz…</strong></em><br><em><strong>Kanarken bile o zinciri koparamıyoruz.</strong></em></p>
<p><em><strong>Belki de en büyük sır şu:</strong></em><br><em><strong>Sevgi, aynı anda hem yaralıyor…</strong></em><br><em><strong>Hem de yaşatıyor.</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aşk</title>
<link>https://fikirizleri.com/ask-1787</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ask-1787</guid>
<description><![CDATA[ Aşk Dair Bir Söz ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68bfd87170fda.webp" length="18952" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 10:37:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Muhsin Işık</dc:creator>
<media:keywords>Aşk sevgi özlem</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sen ki kalbimde suladığım çiçeğimsin. <br><br></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hasretin Ateşi</title>
<link>https://fikirizleri.com/hasretin-atesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hasretin-atesi</guid>
<description><![CDATA[ Hasret ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68becf44524a0.webp" length="9496" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 08 Sep 2025 15:43:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esin Tarakçıoğlu</dc:creator>
<media:keywords>Kimsesizlerin Sesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hasretin Ateşi</p>
<p></p>
<p>Her anne için evlat, kalbin en kıymetli köşesidir. Benim kalbimde ise evlat hasreti, hiç sönmeyen bir ateş gibi yanıyor.</p>
<p></p>
<p>Her gece hayalini görüyorum; küçük ellerini uzatıyor, bana “Anne” diyor. Uyanınca anlıyorum ki, o sadece rüyaymış. Yastığım gözyaşlarımla ıslanıyor, kalbim bir kez daha yanıyor.</p>
<p></p>
<p> “Evlat hasreti,</p>
<p>Kalbin en derin yarasıdır.</p>
<p>Ne zaman iyileşeceğini bilmezsin,</p>
<p>Ama onunla yaşamayı öğrenirsin.”</p>
<p></p>
<p>Bir gün pencereden dışarı bakarken oynayan çocukların seslerini duydum. Gülüşleri havayı dolduruyordu. Benim kalbim ise sessizce ağlıyordu. O an içimden bir dua yükseldi:</p>
<p>“Allah’ım, benim evladımı koru. Nerede olursa olsun, ona merhametinle sarıl.”</p>
<p>Hasretim, beni öldürmedi. Tam aksine, Allah’a daha çok yaklaştırdı. Çünkü sabırla sınanan kalpler, sonunda Rabbin huzuruna daha güçlü çıkar.</p>
<p> “Bir annenin yüreği,</p>
<p>Dünyanın en sessiz duasıdır.”</p>
<p>Biliyorum; belki bu hasret bu dünyada bitmeyecek. Ama ahirette kavuşacağımıza dair imanım var. Ve işte o inanç, bana her gün güç veriyor.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yakup Kadri, Sodom ve Gomore, Milli Edebiyat</title>
<link>https://fikirizleri.com/yakup-kadri-sodom-ve-gomore-milli-edebiyat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yakup-kadri-sodom-ve-gomore-milli-edebiyat</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68bc57b342e37.webp" length="23838" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 06 Sep 2025 18:48:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve BİLGE</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yazar, gazeteci ve siyaset adamı Yakup Kadri milli edebiyatın en önemli isimlerinden <br>biridir. Milli mücadeleyi canı gönülden desteklemiş, bunu İkdam Gazetesi'ndeki yazılarında <br>heyecanla dile getirmiştir.Yahya Kemal ile birlikte nevyunanilik akımını başlatmıştır. <br>TDK'nin kurucu üyelerinden olup dilin sade ve anlaşılır olması için eserlerini gözden geçirip <br>gerekli gördüğü kelimeleri değiştirmiştir.Her ne kadar ferdi olarak etkilendiği filozoflar <br>karamsar olsa da milliyetçilikte iyimser ve geleceğe güven doludur. Millete dönerek içsel <br>yalnızlığından kurtulmaya çalışmıştır. Öndere olan inancı ve onun çevresindekilere saygı, <br>milli değerleri yeniden keşif, Batı'dan özellikle Fransa'dan soğuma, Anadolu topraklarında <br>mana bulma onun itemlerindendir. Eserlerindeki kahramanları bir takım özellikleri ile bir <br>hayvana benzettiği bölümlerdeki başarılı tasvirleri dikkat çekicidir. Yazarın kültürel <br>birikimini romanlarında yaptığı diğer pek çok alandaki eserlere göndermelerden rahatlıkla <br>anlaşılabilmektedir. Bunun yanı sıra yaptığı atıflar karşılık bulması bakımından <br>okuyucusunun da kültürel olarak ne kadar donanımlı olduğu hakkında bir ip ucu niteliği taşır. <br>Mustafa Baydar'ın edebiyatın işlevi hakkındaki sorusunu " Türk edebiyatı kendine <br>göre bir yol izliyor, nehir gibi akıyor. Nehir kanalize edilir de bu gibi cereyanlar kanalize <br>edilemez. Öyle olsa devlet adamlığı gayet kolay olurdu.Devlet adamı yalnız seyircidir, o her <br>şeyi olduktan sonra anlar. Tarihin olayları yerin altından akıp gidiyor.Kim derdi ki,bir gün <br>gelip 1967-1968'de bütün dünyayı saran gençlik hareketleri olacak? Kim bize haber <br>verebilirdi? Profesörler mi anladı, hayır. Hiç kimse anlamadı.Bütün tarihi olaylar <br>insanların ve devlet adamlarının iradeleri dışında bir seyir takip edeler. Doğal olayları <br>önceden anlamak bir dereceye kadar kabildir. Mesela yarın yağmur yağacak mı, <br>yağmayacak mı? Ama yarın ihtilal olacak mı, olmayacak mı? Ben anlamam. <br>Edebiyatımızın şimdilik izlediği akım, sosyal meseleleri ön plana alması, bu konuları <br>işlemesidir. Edebiyatımız halka doğru gidiyor. Ama bu,nereye kadar devam eder, onu <br>kestirmek epeyce zordur. Dediğim gibi olaylar, bizim dışımızda cereyan ediyor. Yoksa başta <br>bulunan büyük adamlar, ne olacağını bilseler,birçok büyük yıkımın önünü alırlardı" <br>şeklinde cevaplamıştır. Eserlerinde hem ayakları yere sağlam basan bir gerçekçilik hem de <br>yarınlara kalacak milli, beşeri ve evrensel değerleri bir araya getirmeye çalışır. Onun <br>romanları tez ve dönemi yansıtmakla " nehir roman"dır. Sodom ve gomore de işte tam böyle <br>bir dönem romanıdır. Ateşkesin ardından işgal altında olan İstanbul'un resmini çizer. Ahlaki <br>değerlerin yok oluşu, ihanet ve işbirliği içinde olanların halleri ve yozlaşmanın sonuçlarını <br>yansıtmıştır. Romanın ana kahramanlarından Necdet, milli mücadeleyi İstanbul'dan takip <br>etmek zorunda kalmış olup buna bir hayli üzülen, Leyla adlı diğer kahramanımıza olan <br>aşkının tutsağı olmuştur. İstanbul'u kendisine benzetir, her ikisi de ait olmadıkları bir davanın<br>ve kendisine uygun olmayan aşklarda bin bir günaha şahit olmuş, bu aşkın uğruna kimlik <br>kaybı yaşamışlardır. Roman üç kişinin ağzından anlatılır. Mükemmel bir sembolik anlatım <br>vardır. Kurgu o kadar gerçek ve akıcıdır ki durup bakmadan fark edilmeyebilir. Fakat <br>kahramanların konuşma sırası dahi İstanbul'un halinin izahıdır. Romanın genelinde İstanbul, <br>karakterleri için kişisel bir gerilim ve sınanma yeridir. Her biri ait olduğu davayı arar. Roman <br>işgali temsil eden Capitain ile başlar. Leyla'nın ağzından devam eder ve Necdet ile son bulur. <br>Milliyetlerine bağlı ve karakter olarak zıt olan bu iki adamın aynı kadın ve aşk ile sınanıp <br>ardından benliklerine dönüşleri anlatılır. Leyla bu iki adamın arasında kalarak bir İstanbul <br>temsilidir. Nasıl ki İstanbul İngiliz işgalinde kendini değerlerini bir bir yitirmiş ise Leyla da <br>öyle kendini kaybetmiştir. Sonunda her ne kadar kendini özüne döndürmek istese de artık eski <br>Leyla değildir. Bu tahribat ilelebet İstanbul'da bir leke olarak kalacaktır. Roman boyunca <br>Necdet'in iç dünyası ile uyumlu tasvir edilen İstanbul, Necdet'in benliğidir. Her bir mekan ve <br>kişi bu temsil için kurgulanmış gibidir. Adını lanetlenen iki şehirden alır. İstanbul da tıpkı bu <br>iki şehir gibi ahlaki değerlerini yitirmektedir. İngilizlerin getirdiği eşcinselliğe değinen yazar, <br>günahı ateş temizler vurgusu yapar onların üzerine gökten düşen ateş ise milli mücadeledir. <br>Yine şahıslar üzerinde ülkenin sosyal ve siyasal durumuna değinmeyi ihmal etmez. Necdet <br>gerek arkadaşları gerekse gazeteler vasıtası ile milli mücadeleyi yakından takip etmektedir.<br>Necdet'in Anadolu ile yüzleşmesinin ardından İstanbul'un yalanlarla daldırıldığı o derin <br>uykudan acı acı bahsetmesi Yakup Kadri'nin bizlere bir mektubu gibi açık ve içtendir. <br>Romanın bizce en önemli bölümü olup kitabın bütünleyicisi, özetidir. Gün doğmaktadır, milli <br>mücadele dağların arkasındaki kızıllık ile gelen o büyük yangındır. Bu sözde medeniyetin o <br>yangında yok olduğunu görmek Necdet'in en büyük arzusudur. Başlı başına milli mücadele <br>romanıdır. <br>Eserleri ve destekleri sebebiyle "Milli Mücadele Romancısı" olarak anılmaya başlanmıştır. <br>Köylü-Aydın ilişkisini ilk kez bilinçli şekilde gündeme taşıyan isim olmuştur.Reşat Nuri <br>Güntekin Yaban romanı için "Her Türk'ün ezberlemesi gereken bir kitap" diyerek bahseder<br>.Tam anlamı ile aydın-köylü karşıtlığını anlatır. Türk aydını halk ile ayrışır ve o kadar <br>yalnızdır ki Ahmet Celal bu yalnızlığı " Her memleketin köylüsüyle okumuş yazmış zümresi<br>arasında, aynı derin uçurum var mıdır, bilmiyorum! Fakat okumuş bir İstanbul çocuğu ile bir <br>Anadolu köylüsü arasındaki fark , bir Londralı İngiliz ile bir Pençaplı Hintli arasındaki <br>farktan daha büyüktür.Bunu yazarken, elim titriyor." sözleriyle izah etmiştir. Yaban, <br>Türkiye'nin ilk toplumcu romanlarından biri olarak kabul edilir ve dönemsel toplumsal <br>sorunlara duyarlı bir yaklaşım sergiler.Yazar, eserinde modernleşme sürecindeki çatışmaları, <br>geleneksel değerlerin bölümlerini ve yeni düzenin yarattığı karmaşıklığı işler. Yakup Kadri, <br>karakterlerini derinlikli bir şekilde çizerken, içindeki içsel çatışmaları ve çevreleriyle olan <br>bitenleri inceler. Baş karakterin, geleneksel yaşam tarzı ile modern dünya arasında sıkışıp <br>kaldığı bir yerde bulunması, eserin temel çatışmasını oluşturur.Aynı zamanda eserin içinde <br>barındırdığı derin semboller ve metaforlar, okuyucuya çeşitli katmanlarda anlamlar sunar.Bazı <br>eleştirmenler, romanın belirli yerlerinde aşırı romantizm veya alegorik anlatımın <br>karmaşıklığının okuyucuyu zorlayabileceğini savunmuşlardır. Ayrıca, zaman içinde toplumsal <br>ve kültürel değişimlere paralel olarak eserin anlamının bazı okuyucular için yitmiş olabileceği <br>bir nokta da mevcuttur.</p>
<p>Merve Bilge SERTKAYALI</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Somuncu Baba</title>
<link>https://fikirizleri.com/somuncu-baba</link>
<guid>https://fikirizleri.com/somuncu-baba</guid>
<description><![CDATA[ Evliyalar Şehri Aksaray da Somuncu Baba ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68b7ce8fc67c7.webp" length="33434" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 08:14:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esin Tarakçıoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Somuncu Baba </p>
<p>1. Somuncu Baba: Ekmekten Kalplere Uzanmış Bir El</p>
<p></p>
<p>Aksaray’ın manevi mimarlarından biri olan Somuncu Baba, sadece bir “ekmekçi” değil; insanlığa ekmeğin yanında umut, sabır ve merhamet dağıtan bir gönül insanıdır. Fırınında pişirdiği ekmekleri halka dağıtırken aslında kalpleri de pişiriyor, insanlara kardeşliği öğretiyordu. Bugün onun yolundan giden her insan, toplumun yüreğine merhamet ve iyilik serpmektedir. Bizlere düşen, onun öğretilerini günlük hayatımıza katmak: Paylaşmak, hoşgörülü olmak ve Allah’a teslimiyetle yürümek.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>2. Somuncu Baba’nın Sessiz Öğretisi</p>
<p></p>
<p>Somuncu Baba’nın öğretilerinde gösteriş yoktu; o kendini gizlemeyi, tevazuyu öğretti. İlimde çok yüksek bir mertebede olmasına rağmen, “ekmekçi” olarak anılmayı seçti. Çünkü biliyordu ki insanı yücelten makamlar değil, kalbin derinliğindeki tevazu ve hizmettir. Günümüz dünyasında ise tam tersine, insanlar kendini görünür kılmaya çabalıyor. Oysa Somuncu Baba bize sessiz bir öğreti bıraktı: İnsan kalbinin güzelliğiyle büyür, gösterişle değil.</p>
<p></p>
<p>3. Aksaray’ın Manevi Tacı</p>
<p></p>
<p>Her şehrin ruhunu yoğuran bir manevi önder vardır. Aksaray’ın ruhunu yoğuran ise Somuncu Baba’dır. Türbesine gelen herkes huzuru, sabrı ve teslimiyeti hisseder. Bu türbeler sadece taş ve topraktan ibaret değildir; bir şehrin hafızası, bir milletin maneviyatıdır. Aksaraylı olarak onun manevi mirasına sahip çıkmak, gelecek nesillere aktarmak hepimizin görevidir. Çünkü tarih, ancak böyle dirilir; maneviyat ise paylaşıldıkça yeşerir.</p>
<p></p>
<p>4. Somuncu Baba’dan</p>
<p>Günümüze Dersler</p>
<p>Modern çağda hızla tükenen değerlerimiz arasında en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, Somuncu Baba’nın öğrettiği paylaşma ve merhamet duygusudur. O gün, ekmek paylaşan bir dervişin adıyla anılırken; bugün, bizler soframızdaki nimeti bile paylaşmakta zorlanıyoruz. Oysa hayatın sırrı, paylaştıkça artan sevgide gizlidir. Somuncu Baba’nın hayatına baktığımızda görüyoruz ki, bir ekmek bazen bir insanın imanını, bir toplumun dirliğini yeniden inşa edebilir.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hintli Said Abdül Vahid&amp;apos;in İfadesiyle Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı</title>
<link>https://fikirizleri.com/hintli-said-abdul-vahidin-ifadesiyle-mustafa-kemal-ve-kurtulus-savasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hintli-said-abdul-vahidin-ifadesiyle-mustafa-kemal-ve-kurtulus-savasi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_6890af3886f88.webp" length="31794" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 30 Aug 2025 23:29:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>"</span><em><strong>Biz, Müslüman ve Hindu bütün Hindistanlılar Mustafa Kemal'in son zaferini kutluyoruz. (...) Türkleri bu bakımdan da kutlarım ki, sayıca kendilerinden üstün ve daha iyi donanmış bir orduya karşı zafer kazanmışlardır. Bunun sırrı Türklerin birleşebilmiş olmalarıdır. Öteki ulusların da Türkleri örnek alması gerekir. Biz Hinistan'da 300 milyon insanız, birleşip İngilizleri ülkemizden atar, Hint Okyanusu'na dökeriz. Türkiye'deki bütün karışıklıların nedeni Yunanlı değil İngilizdir. İngiliz de Türk yurdunu boşaltacaktır. İngilizlerin karşısına Mustafa Kemal gibi bir adamın çıkmış olmasından sevinçliyiz. Mustafa Kemal İngilize bir ders verecektir.</strong></em><span>" [1]<br><br><br></span></p>
<div data-v-5c92afee="" class="post-content-wrap">
<div data-v-5c92afee="" class="post-content">
<p>[1] Bilal N. Şimşir,<span> </span><strong>Doğu'nun Kahramanı Atatürk,</strong><span> </span>Ankara, 1998, s. 213, 214'den aktaran; Sinan Meydan,<span> </span><strong>1923</strong>, 2017, s. 39.</p>
</div>
</div>
<p><span> </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİRDE BURADAN BAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/birde-buradan-bak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/birde-buradan-bak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a8d40933193.webp" length="27544" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 23:39:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>DAMLA</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba. Ben Damla Kudret. Hataylıyım. Benimle birlikte birden çok kişinin sesi olmaya karar verdim."Yazı serüvenin nasıl başladı?" diyeniniz  ve merak ettiğiniz nice insanlar vardır illaki. Ufakta olsa kendimden bahsedeceğim. 01.01.2006 yılında İskenderun SSK hastanesinde dünyaya geldim. Aslında doğum tarihim 03.11.2005. Üç ay erken olduğu için prematüre doğmuşum. Doğumumun kolay olduğu söylenemez. Çünkü annemin rahatsızlığı ve doktorların hataları yüzünden engelli doğmuş yetmemiş doğarken   beynim oksijensiz kaldığı için epilepsi teşhisi koymuşlar. Gerçi direkt epilepsi dememişler zamanla anlamışlar. Doğar doğmaz beni Adana Seyhan hastanesine sevk etmişler. Beyin gelişimim ve organ gelişimimi tamamlamak için aylarca küvezde kalmışım. Ailemden manevi dedem Ezdeşir eşlik etmiş. Nice doktorlar yaşamaz ölür demişler. Ama ben bir şekil hayata tutundum. Evet diğer çocuklar gibi anne sütüyle çok beslenmedim daha çok mamayla. Diğer çocuklar gibi emekleyemedim direkt yürümeye başlamışım. Ama bu demek değildir ki ben sizle aynı değilim. Adı üstünde farklılık, farkındakıktır. Ara ara iyi ki diyorum. Neden mi? Çünkü benden daha kötülerini de gördüm daha iyilerini de. Ama ne olursa olsun  içimizdeki cevheri ortaya çıkartmaktır ve çoğu kurum bunun üzerine kuruludur. </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İNSAN VE ŞEKER</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-ve-seker</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-ve-seker</guid>
<description><![CDATA[ Şekerin hayatımızdaki yeri ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a8bb4dd72b6.webp" length="35156" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 21:49:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Muhsin Işık</dc:creator>
<media:keywords>Şeker glikoz insülin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span></span></p>
<p><span>İnsan Vücudu Şekere İhtiyaç Duyar mı?</span></p>
<p><span>İnsanın en temel yakıtı aslında görünmezdir: glikoz. Beynimiz, kalbimiz, kanımız… Hepsi ondan beslenir. Fakat bu ihtiyaç, elimizin altındaki beyaz şekerden değil; meyveden, ekmekten, pirinçten, hatta kimi zaman proteinden karşılanır. Sofradaki şeker bir keyif olabilir, ama asıl ihtiyaç değildir.</span></p>
<p><span>Doğrudan Glikozu Nasıl Alabiliriz?</span></p>
<p><span>Eczanelerde “dekstroz” adıyla bulabilirsiniz; sporcuların elinde tablet, doktorların serumunda şeffaf bir çözelti… Ama çoğu insan için buna gerek yoktur. Çünkü bir dilim ekmek, bir kaşık bal, bir salkım üzüm zaten kısa sürede glikoza dönüşür ve kanımızda dolaşmaya başlar.</span></p>
<p><span>Peki İnsan Vücudu Ne Kadar Sürede Glikoz Almalı?</span></p>
<p><span>Bedenimiz sürekli enerji harcar, fakat sürekli yemek yemek zorunda değildir. Karaciğer, adeta gizli bir depo gibi çalışır. Sabah yediğimiz bir öğün, öğleden sonraya kadar yetebilir. Üç öğün düzenli beslenen bir insan, glikoz ihtiyacını karşılamış olur. Sporcular, ağır işçiler ya da şeker hastaları için bu süre kısalabilir, ama çoğumuz için fazlası sadece yük olur.</span></p>
<p><span>Peki Anne Sütünde Glikoz Var mı?</span></p>
<p><span>Yeni doğan bir bebek hiçbir şey bilmez; ama annesinin sütünde saklı olan mucizeyi içgüdüyle bulur. O süt, doğrudan glikoz taşımaz; içinde laktoz vardır. Ve bu laktoz, bebeğin bağırsaklarında glikoza dönüşür. İşte beynini, kalbini, gözlerini besleyen enerji buradan gelir. İlk gülüş, ilk adım, ilk kelime… Hepsinin ardında anne sütünden gelen o sessiz güç vardır.</span></p>
<p>Sonuç itibariyle :<span></span></p>
<p><span></span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>Glikoz, hayatın görünmez ipliğidir. Sofradaki tatlılarda değil, toprağın bize verdiği doğal besinlerde saklıdır. Ve anne sütünün beyaz damlalarında, insanlığın ilk adımında karşımıza çıkar.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Latife Hanım&amp;apos;ın, Mustafa Kemal Paşa&amp;apos;ya Gönderdiği Mektup</title>
<link>https://fikirizleri.com/latife-hanimin-mustafa-kemal-pasaya-goenderdigi-mektup</link>
<guid>https://fikirizleri.com/latife-hanimin-mustafa-kemal-pasaya-goenderdigi-mektup</guid>
<description><![CDATA[ Latife Hanım&#039;ın, Mustafa Kemal Paşa&#039;ya gönderdiği mektup. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a86d71286dd.webp" length="14264" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 16:16:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“<em><strong>Ne tarihte, ne de dünyada, benim seninle yaşadığım mes’ud dakikaları hiçbir kadın yaşayamamıştır. Bundan emin ol! Bugün merhamet dilenmek üzere yazmıyorum. Merhamet yoktur... Muhabbet vardır...</strong></em></p>
<p><em><strong>Değil mi büyük reisim?</strong></em></p>
<p><em><strong>İnsanlar ölür... Râbıtalar zâhiren kırılır... Fakat yüksek hisler... Eserler... Mezarlarda değil... Kalplerde yaşarlar. Onlar ebedîdir.</strong></em></p>
<p><em><strong>Büyük Gazi! Yaşa.. Vârol! Canınla, başınla sevdiğin Türk Milleti, senin dinmek bilmeyen menbâ-ı dehândan kana kana içsin. Mefkûren iliklerine kadar işlesin, tamamen onun olsun.</strong></em></p>
<p><em><strong>Sensizliği kimsecik tatmasın. Fecîdir...</strong></em>”[1]<br><br><br>[1] Murat Bardakçı,<span> </span><strong>Sizi Serbest Bırakmayı Muvafik Bularak Tatlîk Ettim</strong>, 2021, s.179.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Atatürk&amp;quot; Soyadının Sır Perdesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/ataturk-soyadinin-sir-perdesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ataturk-soyadinin-sir-perdesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a5692938731.webp" length="5800" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 09:26:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk = "<em><strong>Ataları gibi Türk</strong></em>" / "<em><strong>Atası Türk olan</strong></em>" anlamına gelir. Yani "<em><strong>Türklerin atası</strong></em>" gibi bir anlamı yoktur. Atatürk, kendisine "<em><strong>ata</strong></em>" denmesinden rahatsızdı. </p>
<p>Şükrü Kaya: "<em><strong>Atatürk'ün sinirlendiği önemli bir nokta vardı. Gazetelerde, kendisine 'Ata' denildiğini okudukça şöyle dedi:</strong></em><br><em><strong><br>-'Benim adım Ata değil, Atatürk'tür! Bazı gazeteler neden böyle yazarlar?</strong></em>"</p>
<p>"<em><strong>Mustafa Kemal, Türkiye'nin cisimleşmiş örneği, bütün bir halkın iradesinin temsiliydi ve 'Türklerin Atası' değil 'Ata Türk,' yani 'Ataları gibi Türk' anlamına gelen Atatürk adını aldı.</strong></em>" [1]</p>
<p></p>
<p>[1] Jean Paul Roux,<span> </span><strong>Türklerin Tarihi</strong>, Dergah Yayınları, 2020.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Murat Kaya</title>
<link>https://fikirizleri.com/murat-kaya</link>
<guid>https://fikirizleri.com/murat-kaya</guid>
<description><![CDATA[ Bugün size daha 32 yaşında kanserden ötürü hayatını kaybeden babam Murat Kaya’dan bahsedeceğim. Haziran 1979 Kocaeli Körfez doğumlu Murat Kaya’nın müzikle tanışması çok küçük yaşlara dayanır. Küçük yaşta bağlama çalmayı öğrenir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a4bc102b990.webp" length="27892" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 21:03:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün size daha 32 yaşında kanserden ötürü hayatını kaybeden babam Murat Kaya’dan bahsedeceğim. Haziran 1979 Kocaeli Körfez doğumlu Murat Kaya’nın müzikle tanışması çok küçük yaşlara dayanır. Küçük yaşta bağlama çalmayı öğrenir.</p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/murat-kaya-LrO0r.jpg" alt="" width="677" height="362"></p>
<div id="empowerplayercontainer"></div>
<p></p>
<p></p>
<p> İlk profesyonel müzik eğitimine İzmit Belediye Konservatuarı’nda başlar. Arından Kocaeli Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girip 1 sene okuduktan sonra İTÜ, Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’na geçiş yaptı. Burada profesyonel müzik çalışmalarına devam eder. Avrupa Yakası dizi jeneriği, Anadolu Ateşi gibi projelerde çalışmıştır. 2005’te Hüseyin Özkılıç ile “Kardeşçe” isminde Albüm çıkarmıştır.<br><br><br><br>(Dinlemek İçin:<span> </span><a title="Kardeşçe- Murat Kaya/Hüseyin Özkılıç" href="https://open.spotify.com/intl-tr/album/3OTjQjNkgpYidtMxP92VWa">https://open.spotify.com/intl-tr/album/3OTjQjNkgpYidtMxP92VWa</a>)</p>
<p></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/murat-kaya-bpuiy.jpg" alt="" width="225" height="225"></p>
<p></p>
<p>2001’de Hafize Nazlı Kaya ile evlendi.  2007’de oğlu olan ben dünyaya geldim. Ben 6 aylıkken kanser teşhisi kondu ve doktorlar, “3 ay ömrün kaldı” dediler. Buna rağmen o her zaman pozitif, neşeli ve esprili bir şekilde hayata tutunmaya çalıştı. Kadıköy Halk Eğitim Merkezi gibi pek çok yerde saz hocalığı yaptı. Bu süre içinde Çetin Akdeniz’in şefliğini yaptığı Mavi Nota’da çalışmalar yaptı. Şubat 2009'da kurulan Mavi Nota Halk Türküleri Topluluğu bağlama ustası Çetin Akdeniz ile ilk çalışmasını 28 Şubat' ta Taşkışla' da gerçekleştirmişti. Mavi Nota adı 28 Mart' ta grubun adı olarak benimsenmişti. Çatalca' da Aziz Nesin' in çocuklarına türkü söyleyerek işe başladılar. Edremit Zeytinbağı' nda Tuncel Kurtiz' le birlikte Ali Ekber Çiçek' e türküler söyledik; Ergene Nehri için SUSİ Korosu ve Muammer Ketencoğlu ile sahne aldılar. İstanbul' da ve Anadolu' da birçok kez konserlerleri oldu.</p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/murat-kaya-m9DeI.jpg" alt="" width="1271" height="953"></p>
<p></p>
<p>  Katıldığı son Sarıyer Konseri</p>
<p></p>
<p>2009’da kendisine moral olsun diye bir dayanışma gecesi düzenlendi. Geceye Nurettin İlhan, Cengiz Özkan, Çetin Akdeniz gibi pek çok sanatçı katıldı. İşte orada yalnız olmadığını anladı. 2011’de gitgide kötüye gitmesi ardından arkadaşları, hocaları ve öğrencileri ellerinden geleni yaptılar. Kendisi adına bir Facebook grubu kurulmuş ve Mayıs 2011’de bir dayanışma gecesi daha düzenlenmişti. Bu geceye Ender Balkır, Taşkın Doğanışık, Ali Gürlü, İnşa THM topluluğu, İsmail Altunsaray gibi pek çok sanatçı katıldı. Bu vefa gecesi Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde oldu. Durumu iyice kötüye gitti. Kanser artık tüm vücuda yayılmıştı. 18 Aralık 2011... Ben 4 yaşınaydım. Annem beni Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’ne tiyatroya götürdü. Tam binanın kapısını tuttuk. Annemin telefonu çaldı. Arayan dedemdi. Annem beni oradaki güvenliğe emanet etti. Ardından telefonla konuşup kapattı, taksiye bindik annem ağlamaya başladı ben de orada niye ağladığını sordum, bana bakıp “bacağım acıdı Koray” dedi. 18 Aralık 2011’de saat 11.30’da son nefesini verdi. Babaannem yanında refakatçı olarak kalıyordu. Ölüm haberi hemen herkese gitmişti.</p>
<p></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/murat-kaya-rz4HF.jpg" alt="" width="374" height="178"></p>
<p></p>
<p>Kendisi tam bir model uçak hayranıydı. Bir gün Nurettin İlhan sormuş, " Bu kadar yol gelip gidiyorsun bunun için, yorulmuyor musun? " </p>
<p></p>
<p>O da "Buraya gelince ağrılarımı unutuyorum " demiş sonra da son uçağını da mavi göklere havalandırmış, artık hiçbir ağrısı kalmamıştır eminim… </p>
<p>İki de türküsü bulunmaktadır. Nurettin İlhan, Orhan Hakalmaz ve Esin Çiftçi gibi sanatçılar tarafından seslendirilip yayınlanmıştır.<br><br>Dinlemek İçin:<br><br><a title="Orhan Hakalmaz/Nasıl Bir Dert Bilemedim" href="https://open.spotify.com/intl-tr/track/0ZpaiSiJIsSrr0TrqFCXt6?autoplay=true">https://open.spotify.com/intl-tr/track/0ZpaiSiJIsSrr0TrqFCXt6?autoplay=true</a><br><br><a title="Nurettin İlhan/Eriyorum Yavaş Yavaş" href="https://youtu.be/xhDHPN3nAW8">https://youtu.be/xhDHPN3nAW8</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gökilim</title>
<link>https://fikirizleri.com/gokilim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gokilim</guid>
<description><![CDATA[ Gökilim ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a369394cbbb.webp" length="7478" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 18 Aug 2025 21:00:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kibar Bölükbaşı</dc:creator>
<media:keywords>Gökilim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Uzun yıllar önce bu ilme merakım başladı. Maalesef ki bir çok insan gibi çevremde de bazı önyargılarla karşılaştım.Mahalle baskısı denilen o psikoloji ile alakamı kestim. Meğer kesmemişim uyku modunda kalbimde bir yerlerde duruyormuş ki yeniden uyandı. Artık daha da bilinçli bir şekilde bu yolda ierlemeye karar verdim. Halbuki bu güzel ilim,bilim ile el ele ilerliyor. Önyargıları yıkıp bu gözle anlatmam lazım diye düşünüyorum.Evrende paralel olarak ilerleyen muazzam bir ikilidir Gökilim ile Gökbilim. Gökbilim olanı incelerken Gökilim Gökbilimden de faydalanarak olabilecekleri öngörür.</strong></em></p>
<p> <span> </span><em><strong> Olabilecekleri bilme hissi çoğu insanda merak uyandırır. Merak kişiyi harekete geçirebilir. Tabi ki etik olan meraktan bahsediyorum. Parmak izi gibi özel bir şey var önümüzde. Harita. Doğduğumuz nefes almaya başladığımız An. Ne kadar da özel. Eğer bu özel an doğumla alakalı ise neden başka bir canlının hatta cansız varlıkların bile haritası olmasın ki? Nasıl ki insanların doğumla birlikte An'ı olabiliyor, bir kedinin bir kuşun, bir bitkinin bile olabilir.</strong></em></p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/gokilim-IYmxP.jpg" alt="" width="564" height="1002"></p>
<div id="empowerplayercontainer"></div>
<p></p>
<p> <span> </span><em><strong> Bu muhteşem ilmin ortaya çıkışının bile haritası olabilir. Yazılı tarihte kökeni Mezopotamya'ya dayanır. Mezopotamyalılar gezegen ve yıldızların Tanrılar ile ilişkili olduğunu, hatta daha da ileri giderek onların Tanrı bile olduklarını iddia etmişlerdir. Ezoterik tarihe göre de bu ilim İdris Peygamber tarafından insanlığa hediye edilmiştir.</strong></em></p>
<p><em><strong>   Günümüzde yıldızı tekrardan parlayan Gökilimi kullanmış nice bilim insanları ve devlet yöneticileri vardır. Ebul Hasan Ali Bin Rıdvan Mısırlı doktordur ve ömrünü Gökilim, Gökbilim ve Tıbba adamıştır. Aristotales, Battani, Cardanus, Uluğbey ve daha ismini bilmediğim nice doktorlar, matematikçiler, fizikçiler.. Gökilim şimdiki bazı insanların demesi gibi 'amaaannn boş işler' olsaydı bu bilim insanları neden bu kadar hayatlarını adarlardı ki ?</strong></em></p>
<p><em><strong>   Önümüzde bu kadar faydalı bir ilim varsa bunu (tabi biraz da ilgi alanı ile alakalı ) mutlaka bilmemiz gerekir diye düşünüyorum. Hayatımıza farkındalık katan ,bilinçli bir şekilde yaşamamızı sağlayan, faydaları da anlatmakla bitmeyen bu ilim kendimden örnek vermem gerekirse beni çok bilinçlendirdi. Her şeyi düzen, disiplin içinde kendimi bir çok konuda gereksiz kasarak, strese girerek yapardım sorumluluklarımı. Neden böyleyim derken sorumun cevabını yine gökilimde buldum.. Hepimiz bazen birilerini eleştiririz O niye böyle Bu neden şöyle diye...Gökilimle birlikte bunları yapmayı bıraktım.Çünkü o kişinin doğası öyle ve doğasının gereğini yapıyor.. Daha anlayışlı ve sabırlı olmayı öğrendim..</strong></em></p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/gokilim-BiAOL.jpg" alt="" width="564" height="1002"></p>
<p></p>
<p> <span> </span><em><strong> Bu küçük bir örnekti. İşin içinde muhteşem bir matematik ve bilim dalları var.. Sen yeter ki işin formülünü öğren gerisi çorap söküğü gibi geliyor. İstatistik, matematik, felse, tıp, psikoloji, sosyoloji, tarih, huruf-u mukadda hepsinin harmanlandığı yerdir Gökilim. Bir senkretizmedir. </strong></em></p>
<p><em><strong>   Yukarıda parantez içinde de belirtmiştim Gökilim ilgi alanınız da olmalı. Olmalı ki o engin denizi keşfetmek için kulaç üstüne kulaç atmalı, kürek üstüne kürek çekmeli.. Yetenek lazım mı? Hem evet, hem hayır. Çünkü Gökilimi hiç bilmeyen birine uzun zaman konular anlatılır, işin matematiği öğretilirse öğrenir ama yüzeysel öğrenir. Bu iş kalp işi, gönül işi bence. Bu aşk ta her gönüle nasip olmaz..</strong></em></p>
<p><em><strong>   Gökcisimleri hayatımızı etkiler mi? Hacı Bektaşı Veli : “Ne varsa alemde örneği var Adem’de”.. derken makro ve mikro kozmoz arasındaki muhteşem eş zamanlılıktan ve benzerlikten bahsetmiştir. İnsan küçük bir alemdir. Alemin küçültülmüş hali. Hz.Ali'nin de Sen kendini küçük bir cisim sanırsın ama en büyük alem sende gizlidir sözü de tam da bu konuyu destekler biçimde açıklamıştır.</strong></em></p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/gokilim-HC6GL.jpg" alt="" width="432" height="785"></p>
<p></p>
<p> <span> </span><em><strong> İlim konularına baktığımızda hem görünürü (zahiri) hem de görünmezi (batını) açıklar. İlim aynı zamanda bilimi de kapsar. Ama bilimin bu günkü tanımı batıni konuları kabul etmez. 5 duyu ile kavrayabildiğimiz konuları ele alır. Bu sebeplerden Gökilim bir ilimdir. Gökilim Gökbilimin ruhu ile ilgilenir. İnsan ile arasındaki özdeşliğini inceler.</strong></em></p>
<p><em><strong>   Kader vardır ve bu konular arasına girebilir. Gökilim kesin olarak kaderi değiştirmez Gökilimin sunduğu ön görüler ile hayatı daha kaliteli ve farkında olarak yaşamamızı sağlar, yolumuza ışık tutar.</strong></em></p>
<p><em><strong>   Neden? Nasıl? soruları karşıma gökilimi çıkardı ve eminim ki bu yolda ilerledikçe muhteşem ilimler görüp, öğreneceğim. Hayatımın sloganını yeni buldum. 'Neden'ler ve 'Nasıl'lar hiç bitmesin hayatımızda. Neden ve Nasıl biterse araştırma ve öğrenme biter. Araştırma ve Öğrenme biterse hayat biter.</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sessiz Çığlıklar</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessiz-cigliklar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessiz-cigliklar</guid>
<description><![CDATA[ Kimsesiz Kadınlar ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a0371d81f39.webp" length="21930" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 16 Aug 2025 10:47:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Esin Tarakçıoğlu</dc:creator>
<media:keywords>Kimsesiz Kadınlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>? Sessiz Çığlıklar: Şiddet Gören Kadınların Görünmeyen Yaraları</p>
<p>Toplumun en derin yaralarından biri hâlâ şiddet. Ancak çoğu zaman biz, sadece fiziksel izlere odaklanıyoruz. Oysa kadınların kalbinde açılan yaralar, en az bedenlerindeki kadar derin ve onarılması güç. Sığınma evleri, hukuki destek ve psikolojik danışmanlık hizmetleri yeterince güçlü hâle getirilmedikçe, şiddet zinciri kırılmayacak.</p>
<p>Bugün, sadece “kınamak” değil, “harekete geçmek” zamanı. Komşunuz, arkadaşınız, hatta uzaktan tanıdığınız biri bile yardıma ihtiyaç duyabilir. Unutmayalım, sessiz kalan her çığlık bir gün bizim kapımızda yankılanabilir.</p>
<p></p>
<p>?Toplumsal Dayanışma: Kardelenler Gibi Direnmek</p>
<p>Bir kardelen çiçeği, soğuğun en keskin anında bile toprağı yarıp gökyüzüne ulaşır. İşte toplumun ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak bu ruh. Zorlukların en yoğun olduğu anlarda bile umudu yeşertmek…</p>
<p>Ekonomik sıkıntılar, afetler, hastalıklar… Her ne olursa olsun, “ben” değil “biz” diyebilmek bizi ayakta tutar. Dernekler, gönüllüler, yerel inisiyatifler bu anlamda topluma nefes oluyor. Her birey, elinden gelen en küçük katkıyla bile bir hayatı değiştirebilir. Çünkü bazen tek bir yardım eli, karanlıktaki bir insana güneşi getirir.</p>
<p>? Gençlerin Umudu: Gönüllülük Kültürü ve Gelecek Nesiller</p>
<p>Gelecek dediğimiz şey, bugünün gençlerinin umutlarıyla şekillenir. Fakat gençlerimizin çoğu, eğitim kaygısı, işsizlik, gelecek belirsizliği arasında sıkışıp kalıyor. Onlara sadece “okuyun” demek yetmiyor; fırsat kapılarını da aralamamız gerekiyor.</p>
<p>Gönüllülük çalışmaları, gençlerin hem sosyal becerilerini hem de toplumsal sorumluluk bilincini geliştiriyor. Üstelik bu çalışmalar, sadece yardıma ihtiyacı olana değil, gönüllü olana da derin bir yaşam tecrübesi kazandırıyor.</p>
<p>Bir genç, bir çocuğun yüzünü güldürdüğünde, belki de kendi hayatının yönünü de değiştirmiş oluyor.</p>
<p>ESİN TARAKÇIOĞLU</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Harf ve Dil Devrimi</title>
<link>https://fikirizleri.com/harf-ve-dil-devrimi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/harf-ve-dil-devrimi</guid>
<description><![CDATA[ Harf ve Dil Devrimi ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a02b2aa3ad6.webp" length="28072" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 16 Aug 2025 09:56:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu devrimi anlamak için en ince detayına kadar bilmek ve daha önceleri neler olduğuna dair değerlendirmeler yapmak gerekiyor. Alfabe, “<strong><em>bir dilin seslerini gösteren, belirli bir sıraya göre dizilmiş belli sayıda harflerin bütününe verilen ad”<span> </span></em></strong>şeklinde bir sözlük açıklamasına rastlıyoruz. Harf ise,<strong><em><span> </span>“dildeki bir sesi gösteren ve alfabeyi oluşturan işaretlerden her biri</em></strong>.”</p>
<p></p>
<p>Atatürk’ün bildiği bir şey vardır ki o da tüm Türk coğrafyasının tarihinde dilin ayrı bir zenginliği vardır. Tarihte Göktürkler, Selçuklular ve Osmanlılar da halk dili Türkçeydi. Türklerin İslâm’ı kabul etmelerinden sonra çok fazla Arapça-Farsça karışımı kelimeler birikti ve sonrasında Osmanlıca dediğimiz karma bir dil ortaya çıktı. Arapça-Farsça kelimelerin zamanla resmî işlerde kullanılması  Türkçeyi sadece halkın konuşmasına sebep açtı. Arapça-Farsça'yı halk anlamıyordu. Mesela dönemin şairlerini de okuduğumuzda anlam çıkaramayız. Buraya Nefi’nin bir şiirini örnek göstereyim:</p>
<p></p>
<p>            “<strong><em>Girdi miftah-ı der-i genç-i ma’ani elime,</em></strong><br><strong><em>            Âleme bezl-i güher eylesem itlaf değil</em></strong><br><strong><em>            Levh-i mahfuz-ı sühandır dil-i pak-i Nefi</em></strong><br><strong><em>            Tab’ı yaran gibi dükkançe-i sahaf değil.</em></strong>”</p>
<p></p>
<p>   Gördüğünüz gibi pek anlaşılır değil, bir de Karacaoğlan’ın Türkçe yazdığı bir şiiri aktarayım:</p>
<p></p>
<p>            “<em><strong>Nedendir de kömür gözlüm nedendir?</strong></em><br><em><strong>            Şu gece ki benim uyumadığım</strong></em><br><em><strong>            Çetin derler ayrılığın tadını</strong></em><br><em><strong>            Ayrılık derdine doyamadığım</strong></em>”</p>
<p></p>
<p>Osmanlı Devleti, 16. yüzyıldan itibaren Arapça ve Farsçanın hâkimiyeti altına girmiş ve eğitim verilen medresenin dili Arapça olmuştur. Enver Ziya Karal, Arapça ve Farsçanın dilimize girişini şu şekilde anlatıyor: “<em><strong>Örneğin Türkçede ‘baş’, ‘göz’, ‘yüz’, ‘dil’, ‘el’ sözcükleri durup dururken (onların yerini) ‘re’s’, ‘çeşm’, ‘vech’, ‘lisan’, ‘yed’ sözcükleri almıştır. Öte yandan Arapça köklerden, Arapların bile kullanmadığı anlamda kimi sözcükler uydurularak dilimize sokulmuştur. Okumaktan ‘okul’ sözcüğünün yerine, Arapçadan Arapların ‘yazıhane’ anlamında kullandıkları ‘mektep’sözcüğü uydurulmuştur. Bu sözcüklerin çoğulları da Türkçeye yabancı Arapça ve Fars dili kurallarına uygun olarak düzenlenmiştir.</strong></em>”</p>
<p></p>
<p>Dilin zenginleşmesi insanın hem tarihini hem de kültür/sanatını bilmesiyle ve o edebî şuurla hareket etmesiyle olur. Bu konuda insanımızın çokça kitap okuması ve kendini geliştirmesi lazım. Türkçemizin değerini en iyi şekilde anlamak ve anlatmak zorundayız. Atatürk’ün dediği gibi: “<em><strong>Türk milletinin dili Türkçe'dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir.</strong></em>”   </p>
<p></p>
<p>Harf devrimiyle başlayan cehalete karşı açılan savaşın sebebi sadece okuma-yazma öğretmek değildir. Adeta batının oyunlarına karşı engin ve bilge bir gençlik bırakmaktı. “<em><strong>Atatürk, (…) ulusal Türk devletinin bir tarih dayanağı olmasını düşünüyordu. Bunun çözümünü ne İslâmcı ne Osmanlıcı ne de Turancı yaklaşımlarla ne de Türk düşmanlığını en yükseğe çıkaran Batı taklitçiliğinde buluyordu. Yeni bir tarih görüşünü Türk’ün kendisinin bulup geliştirmesi zorunluluğu ile karşı karşıyaydı. Wells’in tarihinde böyle bir görüşün tohumları vardı.</strong></em>”</p>
<p></p>
<p>Atatürk’ün önderliğinde gerçekleşen harf devrimini değerlendirirken Osmanlı’dan yola çıkmak gerekir. Atatürk’ün kafasında şekillenen bazı devrimlerde Osmanlı izi çoktur. Selanik merkezli çalışan Genç Kalemler, Türk Yurdu, Halka Doğru ve Türk Özü gibi dergilerin yanı sıra Enver Paşa’nın kullandığı Hatt-ı Cedid yazısı bir harf devrimi fikridir. Bundan da önceye gidersek 1700’lerde Hatice Sultan, ressam Melling ile Latin alfabesiyle Türkçe konuştuğu doğrudur. Aynı zamanda Sultan II. Abdülhamit, “<em><strong>Halkımızın büyük cehaletine sebep, okuma yazma öğrenimindeki güçlüktür. Bu güçlüğün nedeni ise harflerimizdir. (…) Belki bu işi kolaylaştırmak için Latin alfabesini kabul etmek yerinde olur</strong></em>” diyerek bir harf reformunun gerekli olduğunu ifade etmiştir. </p>
<p></p>
<p>Arap harflerinin en temel sıkıntısı Türkçeye hiç uygun olmamasıydı. Sesli ve sessiz harf bakımından Türkçeye hiç mantıklı gelmeyen Arap harflerinin kalkmasıyla sesli ve sessiz harf sorunu da çözülmüş oldu. Osmanlıca yazılan “<em><strong>öldü</strong></em>” kelimesi cümlenin gidişatına göre “<strong><em>oldu</em></strong>” olarak tercüme edilebilir. Bu tür yanıltmalardan kurtulmak adına uzun zaman çalışmalar yapılmış ve 1928’de harf devrimiyle halk okuma-yazma öğrenmiştir. </p>
<p></p>
<p>İnkârcıların bazı tezleri mevcuttur. Anlatılana göre biz bir gecede cahil kalan bir milletmişiz (!) Bitlis, Van, Amasya, Bayazıt, Gümüşhane, Siirt, Aksaray, Kırşehir, Mardin, Hakkâri ve Yozgat illerinde okuma-yazma oranı en yüksek %0,64’tür. Sinop, Malatya, Erzurum, Kars, Rize, Bursa, Çorum, Afyonkarahisar, İçel, Çankırı, Trabzon, Kütahya, Kayseri, Niğde, Cebelibereket, Kastamonu ve Antalya’da ise en yüksek %1.88’dir. Gaziantep, Ş. Karahisar, Konya, Erzincan ve Burdur’da en yüksek %2.26’dır. Bolu, Samsun, Adana ve Balıkesir’de en yüksek %3.83’tür. Mersin’de, %4.56’dır. Eskişehir, Ankara, Isparta, Tekirdağ, Kocaeli ve Kırklareli’nde en yüksek %5.77 olmakla beraber hüzün dolu bir tabloya rastlıyoruz. Bu istatistik 1927’deki Nüfus Sayımı’na göre çıkarılmıştır. </p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/harf-devrimi-Mh7Ok.jpg" alt="" width="519" height="317"></p>
<div id="empowerplayercontainer"></div>
<p><br>Mustafa Köse,<span> </span><em><strong>1927 Nüfus Sayımı ve Sonuçlarının Değerlendirilmesi</strong></em>, s.174'ten aktaran; Sözcü, 25 Ocak 2021.<br><br>Başka bir istatistik;<br><br><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/harf-devrimi-9OLiQ.jpg" alt="" width="624" height="468"></p>
<p></p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/harf-devrimi-5dS6H.jpg" alt="" width="624" height="468"></p>
<p></p>
<p>Türkiye İş Bankası Yayınları,<span> </span><strong><em>Cumhuriyetin İlk Sayımı</em></strong>, 2023.</p>
<p></p>
<p>Araştırmacılar başka sonuçlar bulmuştur ama her hâlükârda okuma-yazma seviyesi çok düşüktür. İşte bunun için insanları eğitmek ve okutmak gerekiyordu. Bundan dolayı Harf Devrimi yapılmıştır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Atatürk, Dergide Hz İsa Gibi Göğe Yükseltilerek İlahlaştırıldı!&amp;quot; Yalanı</title>
<link>https://fikirizleri.com/ataturk-dergide-hz-isa-gibi-goege-yukseltilerek-ilahlastirildi-yalani</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ataturk-dergide-hz-isa-gibi-goege-yukseltilerek-ilahlastirildi-yalani</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Atatürk, Dergide Hz İsa Gibi Göğe Yükseltilerek İlahlaştırıldı!&quot; Yalanı ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_689effc2a64cd.webp" length="46534" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 12:38:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>&quot;Atatürk, Dergide Hz İsa Gibi Göğe Yükseltilerek İlahlaştırıldı!&quot; Yalanı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/ataturk-dergide-hz-isa-gibi-goge-yukseltilerek-ilahlastirild-Jwdmv.jpg" alt="" width="1021" height="1261"></p>
<p></p>
<p>Bu sefer çok bilinmeyen bir yalan üzerinde duracağım. Atatürk, 15 Ekim 1922 tarihinde Fantasio Dergisi'nde Hz. İsa gibi göğe yükselirken resmedilmiş. Kimi insanlar bunu ilahlaştırma olarak nitelendirilse de dergi burada Atatürk’ü Türklerin kurtarıcısı olarak nitelendiriyor, ilah olarak değil. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nâzım Hikmet&amp;apos;in Atatürk&amp;apos;e Yazdığı Mektup</title>
<link>https://fikirizleri.com/nazim-hikmetin-ataturke-yazdigi-mektup</link>
<guid>https://fikirizleri.com/nazim-hikmetin-ataturke-yazdigi-mektup</guid>
<description><![CDATA[ Nâzım Hikmet&#039;in Atatürk&#039;e Yazdığı Mektup ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_689c49bd34712.webp" length="26568" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 11:18:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mektup, Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde bulunmaktadır. Mektubun bugünün Türkçesi ile çevrilmiş hali “<em><strong>Cumhur Reisi Atatürk’ün Yüksek Katına</strong></em>” diye başlar ve şöyle devam eder:</p>
<p></p>
<p>"<em><strong>Türk Ordusunu ‘isyana teşvik’ ettiğim iddiasıyla 15 yıl ağır hapis cezası giydim. Şimdi de Türk Donanmasını ‘isyana’ teşvik etmekle töhmetlendiriliyorum. Türk inkılabına ve senin adına and içerim ki suçsuzum. Askeri isyana teşvik etmedim… Deli, serseri, mürteci, satılmış, inkılap ve yurt haini değilim ki bunu bir an olsun düşünebileyim. Askeri isyana teşvik etmedim. Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilebilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirim. Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak istemezdim. Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu ‘inkılap askerini isyana teşvik’ damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır. Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin. Kemalizm’den ve senden adalet istiyorum. Türk inkılabına ve senin başına and içerim ki suçsuzum.</strong></em>"</p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/nazim-hikmetin-ataturke-yazigi-mektup-1DCiG.jpg" alt="" width="1200" height="1637"></p>
<p></p>
<p> </p>
<p></p>
<p>İddiaya göre Atatürk bu mektupla ilgilenilmesini ve konunun çözümlenmesini istemiş lakin çok hastadır. Ölümü sonrası da kimse ilgilenmemiş.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atatürk&amp;apos;ün Okumamızı İstediği 4 Kitap</title>
<link>https://fikirizleri.com/ataturkun-okumamizi-istedigi-4-kitap</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ataturkun-okumamizi-istedigi-4-kitap</guid>
<description><![CDATA[ Atatürk&#039;ün Okumamızı İstediği 4 Kitap ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_689ae85f6b662.webp" length="19798" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 10:09:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>1-<span> </span><em><strong>Ziya Gökalp,</strong><strong><span> </span>Türkçülüğün Esasları</strong><br><br>Ziya Gökalp’in 1923 yılında yayımladığı Türkçülüğün Esasları, Türkçülük ideolojisinin temel fikirlerini bir sistem bütünlüğü içinde sunan bir kitaptır. İçeriği, Türk milletinin dil, sanat, ahlak, hukuk, din, iktisat, siyaset ve felsefe alanlarında Batı medeniyetine denk bir medeniyet inşa etmek için izlemesi gereken temel esasları anlatır. Gökalp, Türkçülüğü “Türk milletini yükseltmek” olarak tanımlar ve bu kitapta Türkçülüğün mahiyeti ve programını detaylı bir şekilde ele alır. Kitap, Türklere bir vasiyet olarak sunulmuştur. Eser, Türkçülük düşüncesinin önemli bir kaynağıdır ve Türk milletinin kimliği, kültürü ve geleceği üzerine derinlemesine düşünceler içerir. Gökalp, Türkçülüğün temel ilkelerini açıklarken, Türk milletinin kendi öz değerlerini koruyarak modernleşmeyi hedeflemesini savunur. Bu eser, Türk düşünce tarihinde önemli bir yere sahiptir ve Türkçülük akımının gelişimine katkıda bulunmuştur. <br><br></em>2-<em><span> </span><strong>Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu</strong><br></em></p>
<p>Reşat Nuri Güntekin’in 1922 yılında yazdığı Çalıkuşu, Türk edebiyatının sevilen klasik eserlerinden biridir. Roman, ağırlıklı olarak Anadolu’da geçer ve Osmanlı’nın son yıllarını arka planda ele alır. Ana kahraman Feride’nin hatıra defteri şeklinde yazılmıştır. Feride, İstanbullu bir subayın kızıdır. Küçük yaşta anne ve babasını kaybeder. Teyzesinin korumasıyla Fransız yatılı okulunda okur. Okuldaki yaramazlıkları nedeniyle arkadaşları ona “Çalıkuşu” adını takarlar. Yaz tatillerini teyzesinin köşkünde geçirir. Feride, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapar ve idealist bir kızdır. Roman, duygusal bir hikayeyi anlatırken aynı zamanda dönemin toplumsal sorunlarını eleştirel bir bakış açısıyla yansıtır. Çalıkuşu, Türkiye’de yeni ve modern bir dönemin başlamasını özendiren bir eser olarak kabul edilir.<br><br>3-<span> </span><em><strong>Grigory Petrov, Beyaz Zambaklar Ülkesinde</strong></em><br><br>Grigory Petrov’un çeşitli aralıklarla çıktığı Finlandiya seyahatlerindeki notlardan oluşan Beyaz Zambaklar Ülkesinde, 1800’lerin sonlarında Finlandiya halkının içinde bulunduğu durumu anlatır. Eser, cehaletten kurtulmak için başta Johan Vilhelm Snellman olmak üzere ülkedeki bir avuç Fin aydınının verdiği olağanüstü mücadeleyi yansıtır. Bu kitap, Finlandiya’ya adanmış olmakla beraber, gelişmekte olan ülkeler için bir uygarlık mücadelesinin öyküsünü sunar. Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri okullarda okutulmasını istediği Beyaz Zambaklar Ülkesinde, hala ilk günkü güncelliğini koruyor.<br><br>4-<em><strong><span> </span>Jean-Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi</strong></em><br><br>Jean-Jacques Rousseau’nun 1762 yılında yayınladığı Toplum Sözleşmesi, politik ve felsefi içerikli bir tartışmadır. Bu eserde Rousseau, ticari toplumun sorunlarına karşı en ideal toplumu oluşturmanın olanaklarını teorikleştirir. Kitap, bir siyasi sistemin kurulması için en iyi yöntemin toplumsal sözleşme olduğunu açıklar. Yazar, toplum sözleşmesini “Sözleşmeyi yapanların kişisel varlığı yerine, toplantıdaki oy sayısı kadar üyesi olan tüzel ve kolektif bir bütün oluşturur” şeklinde tanımlar. Bu yapıt, modern demokrasi anlayışının temelini oluşturan öğretisiyle ünlenmiş ve Fransız Devrimi’nin de esin kaynağı olmuştur.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DENİZDE KUM TANESİYİM</title>
<link>https://fikirizleri.com/denizde-kum-tanesiyim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/denizde-kum-tanesiyim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_6897b0fdc9d86.webp" length="29578" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 09 Aug 2025 23:39:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Asya Arslan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Denizde kum tanesiyim dalgaların ağırlığıma hükmettiği, keşfedilmeyi bekleyen bir ada misali hem umutlu, hemde umutlarımın tükenmeye yüz tuttuğu bir okyanusta mahsur kalmış gibi durgun ve bazen fırtınalı, fakat biliyorum ki uçsuz bucaksız deryalarda bile balıkçılar vardır ,en derinlerden inci tanelerini çıkarmak için bıkmadan usanmadan ağlarını savuran, maksatları sadece balık tutmak değildir biliyorum,bazen okyanusun bir kayboluş olduğunu düşünsemde, başımı semaya kaldırdığımda , sonsuz ve masmavi bir özgürlük görüyorum gökyüzünde, ciğerlerime soluyorum uçsuz bucaksız denizin ve sonsuz gökyüzünün o bağışlayıcı ve umut dolu rüzgalarını...</p>
<p>Bazen bir okyanusta kaybolduğunuzu düşünürseniz, hatırlayın ki rotayı hayal gücünüz ve maneviyatınızın benzersiz enerjisi belirleyecek ve poyrazlar ne kadar sert eserse , geminiz okadar güçlü ve kararlı ilerleyerek yönünü bulacaktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fikir İzleri Yönetim Kadromuz Yenilendi</title>
<link>https://fikirizleri.com/fikir-izleri-yoenetim-kadromuz-yenilendi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/fikir-izleri-yoenetim-kadromuz-yenilendi</guid>
<description><![CDATA[ Fikir İzleri Yönetim Kadromuz Yenilendi ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_6891b34a3b9e6.webp" length="10880" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 11:54:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div>Yenilikçi düşüncenin ve yaratıcı vizyonun adresi Fikir İzleri, yönetim kadrosunu güçlendirerek yeni bir döneme adım atıyor. Dinamik yeni yönetim ekibimizle birlikte, fikirlerin izini daha cesur ve etkili bir şekilde sürmeye hazırız. Fikir İzleri olarak, sadece fikirleri paylaşmakla kalmıyor; onları dönüştürüyor, büyütüyor ve gerçek etki yaratacak projelere dönüştürüyoruz. Yeni yönetim kadromuzla birlikte bu vizyonu daha ileriye taşımayı hedefliyoruz. </div>
<div></div>
<div>İşte yeni yöneticilerimiz:</div>
<div></div>
<div>Asya Arslan</div>
<div></div>
<div><span> Fikir İzleri’nin yeni yönetim kadrosunda yer alan Asya Arslan, Ağrı Doğubayazıt doğumlu olup, şu anda Ağrı merkezde yaşamını sürdürmektedir. 28 yaşında, evli ve iki çocuk annesi olan Arslan, hayatı boyunca farklı sektörlerde çeşitli iş deneyimleri edinmiş; bu süreçte edindiği tecrübeleri toplumsal faydaya dönüştürme konusunda da aktif rol üstlenmiştir.</span></div>
<div>Sivil toplum kuruluşlarında görev alarak sosyal sorumluluk bilincini pekiştiren Arslan, dernek, vakıf ve benzeri yardım kuruluşlarına karşı yüksek bir hassasiyet taşımaktadır. Toplumun ihtiyaçlarına duyarlı yaklaşımı, onu sadece bir yönetici değil, aynı zamanda bir gönül insanı haline getirmiştir.</div>
<div>Edebiyata olan derin ilgisi ve yazıya duyduğu tutku, onu sürekli okuyan, araştıran ve üreten bir birey olarak öne çıkarıyor. Bu ilgi, zamanla bir kitaba dönüşmüş ve Arslan, kaleme aldığı eserini yayımlamak için gerekli şartların oluşmasını sabırla beklemektedir. Fikir İzleri’nin bu süreçte bir vesile olacağına olan inancı, onun bu platforma olan bağlılığını daha da güçlendirmektedir.</div>
<div>Asya Arslan, bilgi birikimi, toplumsal duyarlılığı ve edebi yetkinliğiyle Fikir İzleri’nin yeni dönem vizyonuna değerli katkılar sunmaya hazır.</div>
<div></div>
<div>Serenay Korkmaz</div>
<div></div>
<div>Serenay Korkmaz, 2001 yılında Ankara’da doğdu. Eğitim hayatına Manisa Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Edebiyat öğrencisi olarak başladı. Ancak üçüncü yılında yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle okulunu dondurmak zorunda kaldı. Bu sürecin ardından İstanbul Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nde Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümünü tamamladı. Şu anda özel bir kreşte okul öncesi öğretmeni olarak görev yapıyor.</div>
<div>Müziğe olan ilgisi ise hayatının vazgeçilmez bir parçası. Özellikle arabesk müzikle kurduğu derin bağ, onun ruhunu besleyen en güçlü kaynaklardan biri. Şarkı söylemeyi, dünyanın yorucu ve boğucu stresinden kaçmanın en etkili yolu olarak görüyor. Arabesk dinlemeyi ve bu müzik türünü seslendirmeyi büyük bir tutkuyla sürdürüyor. Arabesk ruhuna sahip olması, yazılarına da yansıyor; kaleminden dökülen her cümlede yoğun bir duygu seli hissediliyor.</div>
<div>Ben Serenay, hem eğitim alanında hem de sanat dünyasında kendi yolunu çizen, duygularını cesurca ifade eden bir isim olarak dikkat çekiyor. İnsana dokunan yönü, hem çocuklarla kurduğu bağda hem de müziğe kattığı içtenlikte kendini gösteriyor. Fikir İzleri'nde ise moderatör.</div>
<div></div>
<div></div>
<div><span> Berfin Boztemir</span></div>
<div></div>
<div><span> Berfin Boztemir, Kıbrıs'ta yaşayan genç bir yazardır. 21 yaşında ve psikoloji eğitimi alıyor. Edebiyat, psikoloji ve dansa duyduğu derin ilgi, hem akademik hem de sanatsal yolculuğuna yön veriyor. Yazarlık kariyerine erken yaşta adım atan, ilk kitabı Yaşam Işığını Kapatırsa’yı 2021 yılında yayımladı. Bu etkileyici çıkışın ardından, 2024 yılında ikinci kitabı Ahengin Dışındaki Ritim ile edebiyat dünyasında yer edindi.</span></div>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fikir İzleri Yönetim Ekibi ve Amacımız</title>
<link>https://fikirizleri.com/fikir-izleri-yoenetim-ekibi-ve-amacimiz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/fikir-izleri-yoenetim-ekibi-ve-amacimiz</guid>
<description><![CDATA[ Fikir İzleri Yönetim Ekibi ve Amacımız ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_6891b34a3b9e6.webp" length="10880" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 10:32:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div>Fikir İzleri Yönetim Ekibi olarak; yenilikçi düşünceyi, yaratıcı çözümleri ve sürdürülebilir gelişimi odağımıza alarak yolculuğumuza devam ediyoruz. Her fikir bir iz bırakır, biz de bu izleri geleceğe taşımak için buradayız. Fikir İzleri Yönetim Ekibi olarak, kurucumuz Kaan Turhal’ın liderliğiyle şekillenen bir düşünce yolculuğunun parçasıyız. Onun cesur vizyonu ve ilham veren bakış açısıyla, fikirleri harekete geçiren bir güç olma misyonuyla ilerliyoruz. Her iz, bir fikrin yankısıdır ve biz bu yankıları geleceğe taşımak için buradayız. Peki ya, biz kimiz?</div>
<div></div>
<div><strong>Betül Öztürk</strong></div>
<div></div>
<div><span> Bu yolculukta Betül Öztürk, Fikir İzleri Dergisi Sorumlu Müdürü ve Editörü olarak, her kelimenin anlamını derinleştiren, okurun zihninde yankı uyandıran içeriklere yön veriyor. 2003 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünde öğrenimime devam etmektedir. Yazarlık serüveni 2019 yılında Tilki Yayınları’ndan çıkan ilk kitabıyla başladı. Timaş, Tilki ve Portakal gibi yayınevlerinde editörlük ve atölye yürütücülüğü yaptı. Fikri Dergisi ve Fikir İzleri internet sitesinde köşe yazarlığı yaptı. Fikir İzleri Dergisi’nde sorumlu müdürlük ve editörlük görevlerini üstlendi. 2022 yılında Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde senaryo yazarlığı eğitimi aldı. Akbank Kısa Film Festivali’nde görev alarak sektörel deneyim kazandı. Yazarlık, yayıncılık ve sinema alanlarında üretmeye ve bu alanlarda aktif olarak çalışmaya devam ediyor.</span></div>
<div></div>
<div><strong>Zeynep Çınar</strong></div>
<div></div>
<div><span>Dijital dünyanın sesi ise Zeynep Çınar. Sosyal Medya Sorumlusu olarak, fikirlerin izini dijital platformlarda yaşatıyor, topluluğumuzu etkileşimle büyütüyor. Zeynep Çınar, 2007 yılında Diyarbakır’da doğdu. Ortaokul yıllarında başlayan okuma ve yazma tutkusu, yazarlık yolculuğunun temelini oluşturdu. İlk kitabı Hayalimdeki Hayata Adım Adım’ı uzman bir editör eşliğinde yayımladı. Şu anda üniversiteye hazırlık sürecinde olan yazar, yazarlık kariyerine devam etmekte ve Fikir İzleri yönetim kadrosunda aktif olarak görev almaktadır.</span></div>
<div></div>
<div><strong> Yağmur Deryahan - Elanur Öztürk</strong></div>
<div></div>
<div><span> Sohbetin dengesi ve düşüncenin etkileşimi Yağmur Deryahan ve Elanur Öztürk’te. Moderatör olarak, platformun nabzını tutuyor, fikirleri konuşturan alanlar yaratıyorlar.</span></div>
<div><span> Yağmur Deryahan, 28 Eylül 2006 yılında dünyaya geldi, 2 aylıkken başına talihsiz bir olay geldi ve hidrosefali hastalığı ile savaşmaya başladı. İlkokul Hayatı Antalya Manavgat Atatürk İlkokulunda gerçekleşti, ilkokulu bitirdikten sonra aile işlerinden dolayı Bursa'ya taşındı.  Ortaokul süreci zorlu geçti, hocalarının desteği ile okulunu tamamladı. Sonrasında başka yere taşındı ve yeni liseye başladı. Akran zorbalığından dolayı çok yıpransa da Bursa Bist Mesleki ve Teknik Anadolu lisesinden geçen sene mezun oldu, çocuk gelişimi çıkışlıdır. Şuan ise Üniversite için tercih aşamasında. 2-3 haftaya ilk kitabı Fikir İzleri Yayınevi tarafından basılacaktır.</span></div>
<div>Elanur Öztürk, yazma yeteneğini ortaokul yıllarında keşfetti ve bu yeteneğini geliştirmek için 2019 yılında yazarlık eğitimi aldı. Eğitimin sonunda, ‘’Umut Veren Genç Yazarlar’’ adlı derleme öykü kitabında eseri yayımlandı. 2021’de ise Ritim Sanat Yayınları aracılığıyla ilk kitabı ‘’Petunya’’ okuyucularla buluştu. Bir süre yazarlığa ara verdikten sonra Fikir İzleri dergisinde köşe yazarlığı yapmaya başladı. 2025 yılı itibarıyla öyküleri, Fikir İzleri Dergisi ve Edebi Dergi’de yayımlanmaya başladı. Şu sıralar ‘’Petunya’’nın devamı olan ikinci kitabı ‘’Gardenya’’ üzerinde çalışıyor. Yazarlık onun için sadece bir meslek değil, bir misyondu. Hayata karşı solmuş ya da solmaya yüz tutmuş insanların umutlarını yeniden yeşertmek, onlara ilham vermek ve kaleminin gücüyle yeni başlangıçlara ışık tutmak en büyük amacıydı.</div>
<div></div>
<div><strong>Ali Koray Kaya</strong></div>
<div></div>
<div>Ali Koray Kaya, duyguların ve tarihin izini süren bir Araştırmacı /Yazar, sanatçıdır. Özellikle “Bir Cumhuriyet Hikayesi” adlı kitabıyla, Cumhuriyet’in ruhunu ve maneviyatını derin bir duygusal ve tarihsel perspektifle ele alarak  dikkat çekmiştir. Ali Koray Kaya, 6 Haziran 2007 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Tarih, edebiyat, sosyoloji ve dinsel konular üzerine 100’ü aşkın çalışma yapmış; yazarlık kariyerine 2019 yılında Yaratıcı Çocuklar Derneği’nin düzenlediği “Geleceğin Yazarları” öykü yarışmasında mansiyon ödülü alarak adım atmıştır. Aynı zamanda 2018–2019 yılları arasında oyunculuk deneyimi yaşadı ve 10 yılı aşkın süredir Türk Halk Müziği ile ilgilenmektedir. Pek çok sitede çalışmaları bulunan Kaya, Fikir İzleri'nde ise araştırmacıdır.</div>
<div></div>
<div><strong>Aysun Ertaş</strong></div>
<div></div>
<div>Yayıncılığın kurumsal aklını temsil eden isim ise Aysun Ertaş. Fikir İzleri Yayınevi’nin Editörü olarak, düşüncenin kitaplaşma sürecine rehberlik ediyor, satır aralarında yeni dünyaların kapılarını aralıyor. Yazar Aysun Çakıllı 1981 doğumludur. Tıp doktorudur. Altı yıldır da yazarlık yapmaktadır. Editörlük ve yazarlık onun için gerçek bir tutkudur. Bir çocuk annesidir.</div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div><strong>Hedefimiz</strong></div>
<div></div>
<div>Fikir İzleri, düşüncenin iz bıraktığı her alanda var olmayı amaçlayan bir yaratıcı topluluktur. Bizler, fikirlerin yalnızca sözcüklerde değil; sanatın, yazının, sahnenin ve görsel anlatıların içinde de yankı bulduğuna inanıyoruz. Yönetim ekibi olarak amacımız, bireyin içsel dünyasını ve toplumsal gerçekliği buluşturan üretimlere alan açmak; genç düşünceleri desteklemek ve özgün seslerin duyulmasını sağlamaktır.</div>
<div>Her kalem bir söz, her fikir bir iz bırakır diyerek yola çıktık. Bu izleri derinleştirmek, çoğaltmak ve geleceğe taşımak için buradayız. Yazarlık, yayıncılık, sanat ve düşün dünyasında üretim yapan herkese ilham vermeyi, yol göstermeyi ve birlikte büyümeyi hedefliyoruz. </div>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Ben Öldükten Sonra İnşallah Pişmanlık Duymazsın.&amp;quot;</title>
<link>https://fikirizleri.com/ben-oldukten-sonra-insallah-pismanlik-duymazsin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ben-oldukten-sonra-insallah-pismanlik-duymazsin</guid>
<description><![CDATA[ “Türk Milleti! Ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne Mutlu Türküm diyene!” sözleriyle bitiyordu. Bu son cümleden önce, Atatürk’ün sesinden duymadığımız, ancak kâğıda yazdığı şu sözler duygu yüklü, hüzünlü bir veda gibiydi: “Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden (Türk Milleti’nden) ve bütün medeni beşeriyetten (uygar insanlık âleminden) dileğim şudur: Beni hatırlayınız!” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_6890af3886f88.webp" length="31794" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 04 Aug 2025 16:04:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk’ün duygusal bir anısını size aktarıyorum:</p>
<p></p>
<p>“<em><strong>Türk Milleti! Ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne Mutlu Türküm diyene!” sözleriyle bitiyordu. Bu son cümleden önce, Atatürk’ün sesinden duymadığımız, ancak kâğıda yazdığı şu sözler duygu yüklü, hüzünlü bir veda gibiydi: “Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden (Türk Milleti’nden) ve bütün medeni beşeriyetten (uygar insanlık âleminden) dileğim şudur: Beni hatırlayınız!</strong></em>”</p>
<p></p>
<p>Atatürk Nutuk metnini el yazısıyla yazmıştı. Bir gün, o sırada Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olan tarihçi Hikmet Bayur’a okuttu.</p>
<p></p>
<p>Hikmet Bayur metni okuyor ama sıra o “<em><strong>Beni hatırlayınız</strong></em>” cümlesine gelince içi burkuluyor...</p>
<p></p>
<p>Ve metnin tamamını okuyup bitirince şöyle diyor:</p>
<p></p>
<p>“<em><strong>Gazi Hazretleri, eğer izin verirseniz bir şey söylemek istiyorum. Bu cümle bir vedayı hatırlatıyor. İnsanlar elbette fanidir ama böyle mutlu bir günde, Cumhuriyet’in Onuncu yılında, milletin kalbini bir veda acısıyla yakmayınız.</strong></em>”</p>
<p></p>
<p>Hikmet Bayur işin sonrasını da Cemal Kutay’a kendi anlatmış:</p>
<p></p>
<p>“<em><strong>Benim bu sözlerimden sonra düşündü... Yüzüme uzun uzun baktı ve aynen şöyle dedi:</strong></em></p>
<p>‘<em><strong>Bu söylediğin doğrudur. Ben bu cümleyi kaldıracağım. Ama bunu bana kaldırttığın için ileride, ben öldükten sonra inşallah pişmanlık duymazsın.</strong></em>”</p>
<p></p>
<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tam Bağımsızlık</title>
<link>https://fikirizleri.com/tam-bagimsizlik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tam-bagimsizlik</guid>
<description><![CDATA[ Tam Bağımsızlık ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_688f5d11ce5bb.webp" length="22286" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 Aug 2025 16:01:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tam bağımsızlık, bir devletin, iç ve dış işlerinde başka bir devletin veya kurumun etkisi altında  kalmadan, kendi kararlarını alma ve uygulama yeteneğine sahip olmasıdır. Atatürk'ün, "<strong><em>Yurtta sulh, cihanda sulh</em></strong>" ilkesine dayanarak, tam bağımsızlık, hem içte huzur ve güvenliği, hem de  uluslararası alanda saygınlığı ve barışı ifade eder. </p>
<p><strong>Ekonomik Bağımsızlık</strong>:  <br><br> Ekonomik bağımsızlık, bir ülkenin veya toplumun kendi ekonomik politikalarını ve kararlarını dış baskılardan veya müdahalelerden bağımsız bir şekilde belirleyebilme yetisidir. Bu kavram,  genellikle ekonomik egemenlik ve sürdürülebilir kalkınma ile ilişkilendirilir. Ekonomik  bağımsızlık, birkaç temel bileşen içerir:  <br><br><strong>Enerji Bağımsızlığı</strong>: Bir ülkenin kendi enerji kaynaklarını keşfetme, geliştirme ve kullanma kabiliyeti. Bu, enerji ithalatına bağımlılığın azaltılması anlamına gelir.  <br><br><strong>Ticaret Politikaları</strong>: Kendi ticaret politikalarını oluşturma ve uygulama yeteneği. Bu, gümrük  tarifeleri, ticaret anlaşmaları ve ihracat-ihracat politikalarını içerir.  <br><br><strong>Sanayi ve Teknoloji Gelişimi</strong>: Kendi sanayi ve teknolojik altyapısını geliştirme ve güçlendirme  kapasitesi. Bu, dış teknoloji transferlerine bağımlılığın azaltılması anlamına gelir. </p>
<p> <br><strong>Finansal Bağımsızlık</strong>: Kendi para politikasını ve bankacılık sistemini oluşturmasıdır. Bu, dış  finansal yardımlara veya kredilere bağımlılığın azaltılması ile ilişkilidir.  Ekonomik bağımsızlık, aynı zamanda ulusal güvenlik ve siyasi bağımsızlık için de kritik bir öneme  sahiptir. Ekonomik açıdan bağımsız olmayan bir ülke, dış baskılara ve müdahalelere karşı daha  savunmasız hale gelir. Bu nedenle, birçok ülke ekonomik bağımsızlığı sağlamaya yönelik  stratejiler geliştirir ve uygulamaya çalışır. Ekonomik bağımsızlık aynı zamanda toplumsal refahın  artırılması ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için de önemlidir. Kendi ekonomik  kaynaklarını etkin bir şekilde kullanan ve dışa bağımlılığı en aza indiren ülkeler, daha istikrarlı ve  sürdürülebilir bir ekonomik büyüme yakalarlar. Ekonomik bağımsızlık için yapılması gereken  önemli bazı politikalar:  <br><br>• Fabrikaların çoğaltılması,  <br><br>• Ulusal sanayinin geliştirilmesi,<br><br> • Yabancı şirketlerin millileştirilmesi,<br><br> • Ulusal bankaların ve ekonomik kurumların kurulması.  <br><br><br><strong>Siyasi Bağımsızlığın Sağlanması</strong>: </p>
<p> <br>Siyasi bağımsızlık, bir devletin veya bir toplumun, kendi iç ve dış işlerini bağımsız bir şekilde,  başka bir devletin veya gücün müdahalesi olmaksızın yürütebilme yetisidir. Bu kavram, ulusal  egemenliğin temel unsurlarından biri olarak kabul edilir ve genellikle bir milletin kendi kaderini  tayin hakkı ile ilişkilendirilir.  Siyasi bağımsızlık için yapılması gereken birkaç madde şunlardır:  <br><br><strong>Yönetimsel Bağımsızlık</strong>: Bir ülkenin kendi hükümetini kurabilmesi gerekiyor.  <br><br><strong>Ekonomik Bağımsızlık</strong>: Bir ülkenin kendi ekonomik politikalarını bağımsız bir şekilde  yönetebilmesi gerekiyor.  <br><br><strong>Askeri Bağımsızlık</strong>: Kendi savunma kuvvetlerini oluşturması ve savunmada kullanabilmesi  gerekiyor. </p>
<p></p>
<p> <br><strong>Hukuki Bağımsızlık</strong>: Kendi yasal sistemini oluşturma ve uygulama hakkının sadece kendisinde olmasıdır. Hiçbir dış gücün bu politikalara karışmaması gerekiyor.  Bir ülkenin siyasi bağımsızlığını kazanması ve sürdürmesi, tarihi süreçte birçok mücadele, savaş  ve diplomatik çabayı içerir. Bağımsızlık savaşları, devrimler ve siyasi hareketler, genellikle  bağımsızlık arayışının önemli unsurları olarak karşımıza çıkar. Örneğin, Türk Kurtuluş Savaşı ve  Lozan Antlaşması, Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesinin belirgin bir örneğidir. Siyasi bağımsızlık, bir milletin kendi kararlarını verme, kendi kaderini belirleme ve dış etkilere karşı direnç gösterme hakkını ifade eder. Bu hak, uluslararası hukuk ve siyasi teori açısından da temel  bir prensip olarak kabul edilir.<br><br><strong>Kültürel ve Sosyal Bağımsızlık</strong>:  Bağımsızlığın sadece askeri ve siyasi alanlarda değil, kültürel ve sosyal alanlarda da  gerçekleştirilmesi gerekir. Özellikle Türkiye’de bu bağlamda birçok reformlar gerçekleştirildi. Yapılması gereken, belli başlı yasalarla ve kurallarla çağın gereksinimlerini karşılamak ve muasır medeniyetler seviyesine çıkmaktır. Bunun için:</p>
<p></p>
<p>• Eğitimde reformlar yapılarak laik ve bilimsel temellere dayalı modern eğitim sistemi oluşturulmalıdır.  <br>• Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanması mecburidir. <br>• Dünyanın değişimine ayak uyduracak sosyal ve ekonomik hareketleri başlatmak,  başlattıktan sonra da desteklenmelidir.  <br><br><strong>Tam Bağımsızlığın Esasları</strong>:  <br><br>1.<strong><span> </span>Ulusal Egemenlik Sağlamak</strong>: Tam bağımsızlık, halkın kendi kaderini tayin etme hakkını  ifade eder. Bu, ulusal egemenliğin temelini oluşturur.  <br><br>2.<span> </span><strong>Uluslararası Saygınlığı Sağlamak</strong><span> </span>: Bağımsız bir devlet, uluslararası alanda daha saygın  ve etkili bir konuma sahip olur. Bu, Türkiye'nin uluslararası platformlarda daha güçlü bir  şekilde temsil edilmesini sağlamıştır.  <br><br>3.<span> </span><strong>Ekonomik Kalkınma Politikaları Geliştirmek</strong>: Ülke kendi kaynaklarını en verimli şekilde  kullanmalıdır.  <br><br>4.<span> </span><strong>Kültürel Kimliğe Sahip Çıkmak</strong><span> </span>: Bireylerin veya toplulukların belirli bir kültüre veya  toplumun özelliklerine ait olduğunu hissetmesi ve bu aidiyetin bir parçası olarak  kendilerini tanımlaması gerekir. Kültürel kimlik, dil, din, gelenekler, değerler, sanat,  müzik, yemek ve giyim gibi unsurlarla şekillenir ve bu unsurlar aracılığıyla ifade edilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Entelektüel Biyografi: Kaan Turhal</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal</guid>
<description><![CDATA[ Bir Entelektüel Biyografi: Kaan Turhal ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_688c93e691d9d.webp" length="25098" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 13:17:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div>
<figure data-trix-attachment="{" contenttype":"image","height":496,"url":"https:="" cdn.wannart.com="" production="" content="" bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-h7o2v.jpg","width":525}"="" data-trix-content-type="image" class="attachment attachment--preview"><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-H7O2v.jpg" width="525" height="496"></figure>
                                                      <strong><em>Kaan Turhal</em></strong><br> <br>   Kaan Turhal, 15 Mayıs 1998 tarihinde İstanbul’un Şişli ilçesinde dünyaya gelmiştir. Çocukluk yıllarını Şişli’de geçiren Turhal, ilkokul eğitimini Feriköy Necdet Kotil İlköğretim Okulu’nda tamamlamıştır. Ardından Radyo Televizyon Meslek Lisesi’ni bitiren Kaan Turhal, Aralık 2017’de ilk eseri “<strong><em>Hayallerin Öyküsü</em></strong>”nü yayımlamıştır.<br>Tüm Türkiye’de adını duyuran Turhal, ortaokul ve lise öğrencilerinin ilgisini çekmeyi başarmıştır. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazanan Kaan Turhal, eğitimine devam etmişken kitaplarla da ilgilenmiştir. Hayallerin Öyküsü'nden sonra Turhal, kitabı “<strong><em>Solumdaki Melek</em></strong>”i yayımladı. Kendisi tarafından kaleme alınan bir diğer kitap olan “<strong><em>Sevgi Misali Hayat (İmzalı)</em></strong><span> </span>”,  kendisinin kurduğu Fikir İzleri Yayınevi tarafından okuyucuların beğenisine sunulacak.<br><br>   Ağrı/Doğubayazıt’ta çavuş olarak askerlik görevini tamamlayan Kaan Turhal, sonrasında özel bir yapım şirketinde mesleki kariyerine devam etmiştir. Turhal’ın edebiyat alanındaki çalışmaları ise çeşitli dergilerde, televizyon programlarında ve haber kanallarında yayınlanmıştır.<br>İlkokul döneminde yetiştirme yurduna yerleştirilen Turhal, bu süreçte eğitimden uzak kalmış ve çocukluğu zorluklarla geçmiş; maruz kaldığı şiddet ve baskı yüzünden yurttan kaçarak kendi imkânlarıyla yatılı bir işte çalışmış, uzun bir aranın ardından öğrenimine geri dönmüştür.<br>Ortaokul yıllarında şiire duyduğu ilgiyi keşfeden Turhal, özel dersler alarak kendini geliştirmiş ve şiirlerini sosyal medyada paylaşmaya başlamıştır. Pek çok platformda eserleri yer alırken sınıf öğretmeni de bu yeteneğin farkına varıp onu desteklemiştir. İlk şiir sunumunu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda gerçekleştiren Turhal, İstiklal Marşı’nın on kıtasını ezberleyerek dikkat çekmiştir. O günden sonra şiirleri, yazıları ve seslendirmeleri çeşitli mecralarda yayınlanmıştır.<br><br>   Liseden mezun olduktan sonra yazılarını Kanadalı öykü paylaşım sitesi Wattpad’de yayımlayan Turhal, “<strong><em>Hayallerin Öyküsü</em></strong>”nü de burada kaleme alıp paylaştı. Kısa sürede yoğun ilgi gören eser, çok sayıda yorum ve eleştiri topladı ve okurların desteğiyle Semerci Yayınları aracılığıyla Aralık 2017’de basıldı. Düzenlediği imza günleri, söyleşiler ve konferanslarla genç girişimci ödülleri kazandı. İki yıl içinde 50 bin takipçiye ulaşan Turhal, farklı hikâyeleriyle toplamda 200 bin okuma sayısına erişti.<br>
<figure data-trix-attachment="{" contenttype":"image","height":420,"url":"https:="" cdn.wannart.com="" production="" content="" bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-0sdih.jpg","width":461}"="" data-trix-content-type="image" class="attachment attachment--preview"><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-0SDih.jpg" width="461" height="420"></figure>
<br><br>   Şu anda tanınmış bir isim olarak kendi web sitesinde ve sosyal medya hesaplarında <br>yeni projeler üzerinde çalışmaya devam etmektedir…<br> </div>
<h1>FİKİR İZLERİ</h1>
<div><br> <br>
<figure data-trix-attachment="{" contenttype":"image","height":108,"url":"https:="" cdn.wannart.com="" production="" content="" bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-ibnap.jpg","width":400}"="" data-trix-content-type="image" class="attachment attachment--preview"><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-ibnAp.jpg" width="400" height="108"></figure>
<br>     <br><br>   Fikir İzleri’nin kurucusu olan Turhal, edebiyat dünyasına taze sesler kazandırmak amacıyla hayata geçirdiği bu platformda yeni yazarların keşfedilmesini, eserlerin yayımlanmasını ve okuyucularla doğrudan buluşmasını sağlıyor. Fikir İzleri, etkinliklerle hem yaratıcı kalemlere hem de edebiyat tutkunlarına ilham ve destek sunuyor.<br><br>   Fikir İzleri, 1 Ocak 2025 tarihinde Kaan Turhal tarafından hayata geçirilmiş, edebiyat ve sanat alanındaki tüm yaratıcı bireyleri bir araya getiren tamamen ücretsiz bir platformdur. Amatör ya da profesyonel fark etmeksizin her yazarın sesine kulak vermeyi ve fikirlerin özgürce ifade bulduğu bir platform oluşturmayı hedefler. İçerik sahipleri, ödül sistemi aracılığıyla Fikir İzleri'nde  yer alırken, ve yazar söyleşileri gibi fiziksel etkinlikler de platformun sunduğu destek ağını güçlendirir. Ben de çok yakın bir tarihte yayın konuğu olacağım. <br><br>   Kelimelerin gücüyle kendi yol haritanızı çizmek istediğinizde, Fikir İzleri’nin sayfalarının bir kılavuz olarak eşlik edebileceğini hissedeciğinizden eminim. Ben de öyle hissettim. <br> </div>
<h1>FİKİR İZLERİ YAYIN EVİ</h1>
<div><br>
<figure data-trix-attachment="{" contenttype":"image","height":108,"url":"https:="" cdn.wannart.com="" production="" content="" bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-baqjx.jpg","width":400}"="" data-trix-content-type="image" class="attachment attachment--preview"><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-BAqJX.jpg" width="400" height="108"></figure>
<br>                                 <br>   1 Temmuz 2025’te kurulan Fikir İzleri Yayın Evi, kısa sürede öne çıkan çalışmalara imza attı. İmza günleri, yazar buluşmaları ve özgün kitaplarla geniş bir edebi çevreye ulaşmayı başardı. Amaç yalnızca kitap basmak değil; aynı zamanda yazarların yanında durmak, onları dinlemek ve projelerine katkı sağlamak. Bu yayın evi, edebiyat dünyasında yeni seslerin duyulmasına aracılık ediyor. <br> </div>
<h1>FİKİR İZLERİ STÜDYO </h1>
<div><br> <br>
<figure data-trix-attachment="{" contenttype":"image","height":150,"url":"https:="" cdn.wannart.com="" production="" content="" bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-ukivm.jpg","width":150}"="" data-trix-content-type="image" class="attachment attachment--preview"><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-ukIvM.jpg" width="150" height="150"></figure>
<br>           <br><br>   Fikir İzleri Stüdyo, yaratıcılığın sesiyle edebiyatı, sanatı ve düşünceyi buluşturan bir üretim alanıdır. Yaratıcılığın sesi burada yankılanır mottosuyla yola çıkan stüdyo, hem içerik üreticilerine hem de dinleyicilere ilham verici işler sunar. Podcast, röportaj ve hikâye anlatımı gibi formatlarla; fikirlerin sesle hayat bulduğu bir atmosfer yaratır.</div>
<h1>FİKİR İZLERİ DERGİSİ</h1>
<div><br>
<figure data-trix-attachment="{" contenttype":"image","height":150,"url":"https:="" cdn.wannart.com="" production="" content="" bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-fbu3i.jpg","width":150}"="" data-trix-content-type="image" class="attachment attachment--preview"><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/bir-entelektuel-biyografi-kaan-turhal-fBu3I.jpg" width="150" height="150"></figure>
<br>         <br>   Zamanla bu değerli birliktelik, ortak bir çabanın ürünü olarak bir dergi halini aldı. Fikir İzleri Dergisi, zengin yazar kadrosuyla pek çok başlıkta içerik sunuyor. Kadın hakları, psikoloji, baharın gelişi ve bireysel sorgulamalar gibi birçok alanda her okurun ilgisini çekebilecek yazılar yer alıyor.<br><br><br><strong>KAAN TURHAL İLETİŞİM BİLGİLERİ:</strong><br><br>*<strong>Gmail</strong>: fikirizleriofficial@gmail.com<br>*<strong>Instagram</strong>: @sessizyazar (@kaanturhalofficial)<br> <br><br><strong>KAYNAKÇA</strong><br> <br>* Kaan Turhal - Kişisel Web Sitesi - Yazarın Evi <br>* Kaan Turhal Kimdir? Şiiri - Kaan Turhal<br>* FİKİR İZLERİ - Yazarlar &amp; Paylaşım Platformu<br>* Fikir İzleri - Yayınevi Kurumsal Web Sayfası<br>* Instagram (@fikirizleri)<br> </div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nutuk Tarihi Gerçekliğe Sahip mi?</title>
<link>https://fikirizleri.com/nutuk-tarihi-gerceklige-sahip-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/nutuk-tarihi-gerceklige-sahip-mi</guid>
<description><![CDATA[ Nutuk Güvenilirir Kaynak mı? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202507/image_870x580_688b4bae36f0a.webp" length="13158" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 31 Jul 2025 13:58:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Mustafa Kemal Atatürk ve Nutuk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Abdullah Kalınsazlıoğlu, Sinan Meydan'ın Nutuk hakkında bazı sözler söylediği videosunu yorumlarken şöyle demiştir: "<em>Mustafa Kemal Paşa'nın Nutku'nun siyasi bir hatırat olup, subjektif olduğunu bilmiyor musun? Aynı şekilde sorgusuz, sualsiz, tenkitsiz şekilde Mustafa Kemal Paşa'nın Nutku'nda geçen ifadeleri nasıl kabul ediyorsun?</em>" demiş ve Nutuk'u bir hatıradan ibaret görmüştür.  Nutuk'un aslında tarihi bir gerçekliğe sahip olduğunu küçük bir örnekle ele alalım. </p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/nutuk-guvenilir-bir-kaynak-mi-PZcWB.jpg" alt="" width="1016" height="762"></p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/nutuk-guvenilir-bir-kaynak-mi-wemOJ.jpg" alt="" width="762" height="1016"></p>
<p></p>
<p>Bu sayfalarda yuvarlak içine aldığım yerleri okuyunuz. Tansel Baydur da İngiliz Arşivinden bir belge sunmuştur:</p>
<p></p>
<p><img src="https://cdn.wannart.com/production/content/nutuk-guvenilir-bir-kaynak-mi-RM5If.jpg" alt="" width="1080" height="697"></p>
<p></p>
<p> </p>
<p></p>
<p>Baydur, şu şekilde ifade ediyor: "<em>Mustafa Kemal Paşa, Nutuk'da Harington'a gönderdiği mektuptan ve içeriğinden bahseder. Bu mektubun orjinali Fransızcadır. 1967 yılında İngiliz arşivlerinin o yılları kapsayan bölümü araştırmacılara açılır. 1927 yılında Atatürk'ün Nutuk'da yazdığı satırlar, 40 sene sonra açılan İngiliz arşiv belgesinde aynen geçmektedir.</em>" Kalınsazlıoğlu'nun belirttiği gibi Nutuk, sadece bir anı değil tarihi gerçekleri barındıran bir eserdir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kadına Şiddete Sessiz Kalma: Sessizliğin Bedeli</title>
<link>https://fikirizleri.com/kadina-siddete-sessiz-kalma-sessizligin-bedeli</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kadina-siddete-sessiz-kalma-sessizligin-bedeli</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202507/image_870x580_686ce736c7ec3.webp" length="43356" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 12:40:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yağmur Deryahan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p data-start="123" data-end="404">Bir kadının sesi daha kısıldı dün gece. Bir çığlık, dört duvar arasında yankılanıp sonra sustu. Belki komşular duydu, belki sokaktan geçen biri hissetti. Ama kimse bir şey yapmadı. Yine “aile meselesi” denilerek geçildi. Oysa her suskunluk, şiddetin yeniden doğmasına neden oluyor.</p>
<p data-start="406" data-end="656">Kadına yönelik şiddet, artık istisnai bir durum değil. Gözümüzün içine baka baka büyüyen bir gerçek. Her gün, bir yerlerde, bir kadın “yeter” diyemeden hayattan koparılıyor. Ve biz, bu toplumsal suça tanıklık eden sessiz izleyiciler haline geliyoruz.</p>
<p data-start="658" data-end="938">Acı ama gerçek olan şu:<br data-start="681" data-end="684">Kadınlar sadece sokakta değil, evlerinde, iş yerlerinde, okullarında da güvende değil.<br data-start="770" data-end="773">Şiddet yalnızca fiziksel değil. Psikolojik baskılar, ekonomik zorlamalar, tehditler, aşağılamalar, toplumun kadına dayattığı kalıplar… Hepsi şiddetin başka bir yüzü.</p>
<h3 data-start="945" data-end="974">? <strong data-start="952" data-end="974">Rakamlar Ne Diyor?</strong></h3>
<p data-start="976" data-end="1268">? Türkiye’de 2024 yılında 243 kadın öldü.<br data-start="1027" data-end="1030">? Kadınların %40’tan fazlası hayatının bir döneminde şiddete uğradığını belirtiyor.<br data-start="1114" data-end="1117">? Çoğu kadın, sistemin korumasını alamadan hayata veda ediyor.<br data-start="1180" data-end="1183">? Her rakam, bir hayat demek. Bir evlat, bir eş, bir kardeş, bir öğretmen, bir umut…</p>
<h3 data-start="1611" data-end="1632">❗ <strong data-start="1617" data-end="1632">Artık Yeter</strong></h3>
<p data-start="1634" data-end="1737">Bu bir kadın sorunu değil, insanlık sorunudur.<br data-start="1680" data-end="1683">Ve artık susmanın bedelini daha fazla kadın ödememeli.</p>
<p data-start="1739" data-end="1886">Toplum olarak sustukça, olan bitene göz yumdukça, suçun parçası oluruz.<br data-start="1810" data-end="1813">Oysa bir telefon, bir destek, bir "yanındayım" mesajı hayat kurtarabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atatürk&amp;apos;ün Halkçılık Anlayışı</title>
<link>https://fikirizleri.com/ataturkun-halkcilik-anlayisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ataturkun-halkcilik-anlayisi</guid>
<description><![CDATA[ Atatürk, demokrasi ile halkçılığı eş anlamlı görmüştür. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202507/image_870x580_6864d9c5e4e65.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 10:06:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Atatürk&#039;ün Halkçılık Anlayışı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br><span>Atatürk, demokrasi ile halkçılığı eş anlamlı görmüştür:</span><br><br><span>"</span><strong><em>Bizim görüşümüz -ki halkçılıktır- kuvvetin, gücün, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka veril- mesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. Kuşkusuz bu dünyada en geçerli anlayıştır.</em></strong><span>"</span><br><br><span>"</span><em><strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti bir halk hükümetidir. Ülke çıkarlarına yönelik konularda, görev açısından vatandaşlar ile hükümet arasında ortaklık vardır.</strong></em><span>"</span><br><br><span>"</span><em><strong>Ne olduğumuzu biletim. Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız! Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır. Yetkisi vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa sırt üstü yatmak ve hayatını çalış- maktan uzak geçimiek isteyen insanların bizim toplumumuz içerisinde yeri yoktur, hakkı yoktur! O hâlde... Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir.</strong></em><span>"</span><br><br><span>"</span><em><strong>Bizim halkımız çıkarları birbirinden farklı sınıf hâlinde değil; aksine varlıklar, ve çalışmalarının sonuçları birbirine lâzım olan sınıflardan ibarettir.</strong></em><span>" [1]</span><br><br><br><br><span>[1] Arif Hikmet Par-M. Agâh Önen, </span><strong>Atatürk'ü Anlamak</strong><span>, İstanbul, 1981, s. 70-71'den aktaran; </span><strong>Bütün Dünya</strong><span>, Temmuz 2021.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Retorik</title>
<link>https://fikirizleri.com/retorik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/retorik</guid>
<description><![CDATA[ Retorik, etkili ve ikna edici konuşmalar yapma sanatı olarak Antik Yunan&#039;da ortaya çıkmıştır. Sözcüklerin ustaca kullanımıyla düşüncelerin net ve etkileyici bir şekilde ifade edilmesini sağlar. Tarih boyunca siyasetçiler, filozoflar ve şairler tarafından kullanılmıştır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202507/image_870x580_6863b7772aff8.webp" length="108314" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 13:28:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Antik Retoik hakkında bazı bilgiler.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Retorik, etkili ve ikna edici konuşmalar yapma sanatı olarak Antik Yunan'da ortaya çıkmıştır. Sözcüklerin ustaca kullanımıyla düşüncelerin net ve etkileyici bir şekilde ifade edilmesini sağlar. Tarih boyunca siyasetçiler, filozoflar ve şairler tarafından kullanılmıştır. Bu özetle, retoriğin tarihsel bağlamını ve önemini açıklamış oldum.</p>
<p>Retoriğin alt başlıklarına bakacak olursak:</p>
<p><strong>Retoriğin Amacı</strong>: Dinleyicileri bilgilendirmek ve ikna etmek.<br><strong>Poetik ve Retorik</strong>: Şiir ve retorik arasındaki ilişki.<br><strong>Imitatio ve Aemulatio</strong>: Taklit ve yaratıcı yorumlama.<br><strong>Retorik ve Mantık</strong>: Mantıkla ilişkisi ve "Pars Pro Toto" kavramı.<br><strong>Retorik ve Yönetim</strong>: Yönetim biliminde kullanımı.<br><strong>Retorik ve Verbalizm</strong>: Sözlü iletişimle olan ilişkisi.<br><strong>Yönetim ve Organizasyon Çalışmalarında Retorik</strong>: Modern yönetim ve organizasyon çalışmalarıyla bağlantısı.<br><br><br><strong>Retoriğin Amacı</strong></p>
<p></p>
<p>Retoriğin amacı, gerçekten de konuşmacının mesajını mantıklı ve duygusal unsurlarla dinleyiciye etkili bir şekilde aktarmaktır. Bu, sadece bilgi vermekten öte, dinleyiciyi ikna etme ve etkileyici bir sunum yapma sürecidir. Tarih boyunca retorik, siyasi liderler, filozoflar ve şairler için güçlü bir araç olmuştur. Retorik, bireysel ve toplumsal tartışmalarda önemli bir rol oynamaya devam etmektedir. Özellikle liderlik süreçlerinde, etkili retorik kullanımı, liderlerin mesajlarını net bir şekilde iletmelerine ve takipçilerini ikna etmelerine yardımcı olur. Retorik, bir liderin vizyonunu ve stratejisini etkili bir şekilde sunma becerisini geliştiren temel unsurlardan biridir.</p>
<p></p>
<p><strong>Poetik ve Retorik</strong></p>
<p></p>
<p>Şiir (poetik) ile retorik arasında yakın bir ilişki vardır. Antik Yunan'da, şiir hem estetik hem de öğretici bir araç olarak retorikle sıkça bir arada kullanılmıştır. Şairler, retorik teknikleri kullanarak duyguları harekete geçiren ve anlamı güçlendiren eserler üretmişlerdir. Retorik ise şiire göre daha pratik bir alan olarak değerlendirilmiş, toplumsal fayda ve etkileşim ön planda tutulmuştur. Şiir, genellikle sanatsal bir ifade biçimi olarak kabul edilirken, retorik daha çok etkili konuşma ve yazma sanatı olarak görülmüştür. Bu iki disiplin arasındaki sınırları ve benzerlikleri anlamak, Antik edebi gelenekleri çözümlemek için önemlidir. Şairler, retorik unsurları kullanarak eserlerini daha etkili hale getirirken, retorik de estetik ve duygusal ögeleri içerebilir.</p>
<p></p>
<p><strong>Imitatio ve Aemulatio</strong></p>
<p></p>
<p>Imitatio ve aemulatio, retorik eğitiminde önemli iki kavramdır. Imitatio (taklit), ustaların ve başarılı konuşmacıların yöntemlerini örnek almayı ifade eder. Bu yöntem, özellikle eğitim süreçlerinde öğrencilerin büyük retorikçilerden ve onların eserlerinden öğrenmelerini sağlar. Amaç, belirli teknikleri ve stratejileri öğrenerek kendi konuşmalarında uygulamaktır. Aemulatio (yaratıcı yorumlama) ise bu öğrenilen teknikleri geliştirip dönüştürmeyi amaçlar. Yani öğrenciler, yalnızca ustaların yöntemlerini taklit etmekle kalmaz, aynı zamanda bu teknikleri kendi özgün stillerine ve bağlamlarına göre yorumlarlar. Bu yöntem, yaratıcı ve yenilikçi bir yaklaşımla retorik becerilerini geliştirmeyi teşvik eder. Antik retorik eğitiminde bu iki kavram, öğrencilere etkili konuşma için bir temel olarak görülmüştür. Öğrenciler hem geçmişin büyük retorikçilerinden öğrenmiş hem de kendi tarzlarını geliştirmişlerdir. Böylece, hem geleneksel hem de yenilikçi yönlerini anlamış olurlar.</p>
<p></p>
<p><strong>Retorik ve Mantık</strong></p>
<p></p>
<p>Retorik, sadece duygulara hitap etmekle kalmaz, aynı zamanda mantıklı düşünmeyi ve mantıksal argümanlar oluşturmayı da içerir. Bu nedenle, retorik ve mantık birbirini tamamlayan disiplinlerdir. Retorik, düşüncelerin etkili bir şekilde sunulmasını sağlarken, mantık bu düşüncelerin tutarlılığını ve doğruluğunu garanti eder.</p>
<p></p>
<p><strong>Retorik ve Yönetim</strong></p>
<p></p>
<p>Etkili liderlerin, iletişim becerileriyle toplulukları yönlendirebilmesi ve stratejik kararlar alabilmesi için retorik bilgisine sahip olması gereklidir. Antik dönemden günümüze kadar, retorik sayesinde liderler halkın desteğini kazanmış ve politikalarını hayata geçirmişlerdir. Retorik, sadece bireysel bir beceri değil, aynı zamanda toplumsal düzeni sağlayan güçlü bir araçtır. Liderler, retorik becerilerini kullanarak vizyonlarını ve stratejilerini net bir şekilde ifade edebilir, dinleyicilerini etkileyerek ve onları harekete geçirerek yönetim süreçlerini daha verimli hale getirebilirler.</p>
<p><br><strong>Retorik ve Verbalizm</strong></p>
<p><strong><br><br></strong>Retorik ve verbalizm, sözlü iletişimin etkili kullanımını ifade eden kavramlardır. Verbalizm, kelimelerin ve dilin ustaca kullanımıdır ve retorik bunu bir araç olarak kullanarak anlamı güçlendiren ve dinleyiciyi etkileyen söylemler üretir.<strong><br><br><br>Yönetim ve Organizasyon Çalışmalarında Retorik</strong></p>
<p></p>
<p>Yönetim ve organizasyon çalışmalarında retorik, liderlerin çalışanları motive etmesi, iletişim kurması ve örgütsel hedeflere ulaşması için kritik bir araçtır. Antik dönemden günümüze kadar, etkili retorik teknikleri yöneticilerin stratejik planlarını anlatabilmesi ve ekiplerin desteğini kazanabilmesi için kullanılmıştır. Modern iş dünyasında, retorik, liderlerin vizyonlarını ve değerlerini net bir şekilde ifade etmelerine olanak tanır. Etkili bir lider, retorik becerileri sayesinde karmaşık bilgileri basit ve anlaşılır bir şekilde sunabilir, böylece çalışanların bu bilgileri benimsemelerini sağlar. Retorik, aynı zamanda kriz yönetiminde de önemli bir rol oynar; çünkü liderler, belirsizlik dönemlerinde güven verici ve yönlendirici iletişim kurmalıdır. Özellikle büyük organizasyonlarda, retorik, kurum içi ve dışı iletişimde tutarlılığı ve etkili mesaj iletimini sağlar. Bu, kurum kültürünün ve marka imajının güçlendirilmesine yardımcı olur.[1]<br><br><br><br>[1] Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Mehmet Akif Duman, <strong>Retorikten Belâgate Mecâzdan Metafora</strong>, 2019, s. 20-37.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atatürk&amp;apos;ün Mu Kıtası Araştırması</title>
<link>https://fikirizleri.com/ataturkun-mu-kitasi-arastirmasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ataturkun-mu-kitasi-arastirmasi</guid>
<description><![CDATA[ “Orta Asya’ya nereden geldik? Atalarımız, büyük uygarlıklar öncesinde hangi coğrafyalarda yaşıyordu?” sorusu, Atatürk’ü düşündüren konulardandı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_6860d6a39b3c5.webp" length="58768" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 29 Jun 2025 09:03:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Türkler&#039;in Kökeni</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>“<strong><em>Orta Asya’ya nereden geldik? Atalarımız, büyük uygarlıklar öncesinde hangi coğrafyalarda yaşıyordu?</em></strong>” sorusu, Atatürk’ü düşündüren konulardandı. 1930’larda tarih ve dil araştırmalarına yönelmesinin önemli sebeplerinden biridir. 1932’de emekli General Tahsin Mayatepek, Maya dili ile Türkçe arasında şaşırtıcı benzerlikler olduğunu Atatürk’e sundu. Bu dil-kültür bağıntısını derinlemesine incelemesi için Mayatepek, Türkiye’nin Meksika Maslahatgüzarı (geçici büyükelçisi) olarak atandı. Hasan Tahsin Mayatepek, Osman Mayatepek’in torunu, kariyerini diplomasi ve iş dünyasında sürdürmüş bir Türk büyükelçiydi. Soyadı “<strong><em>Mayatepek</em></strong>”, Maya dilindeki “<strong><em>tepek</em></strong>” kelimesinden gelir. 1935–1937 yılları arasında Meksika’da görev yaparken, Atatürk’ün talimatıyla Maya, Aztek ve İnka kültürleri üzerinde tarih, dil ve din ilişkilerini araştırdı.</p>
<p>Mayatepek, 1932–1938 tarihleri arasında 14 adet rapor kaleme aldı. Bu raporlar, toplamda yüzlerce sayfa not, çizim ve fotoğrafla desteklenerek üç ciltte toplandı. Birinci rapor 1932’de, sonuncusu 1938’de hazırlandı. İlk iki cilt, 1970’lere dek Türk Dil Kurumu arşivlerinde korundu; üçüncü cildin varlığı kesinleşmemişse de Mu kıtası ve Maya bağlamlı araştırmaların devamını içerdiği biliniyor. Mayatepek, Meksika’daki Maya, Aztek ve İnka uygarlıklarını incelerken mimari kalıntılar ve seramik buluntular aracılığıyla Anadolu’daki eski medeniyetlerle çarpıcı biçimde örtüşen biçimsel paralellikler keşfetti. Nahuatl dilinin yapı özelliklerini Türkçenin eklemeli sistemiyle karşılaştırarak kelime kökenleri ve dilbilgisel işleyişlerdeki benzerliklere dikkat çekti. Mitolojik katmanda, Maya panteonundaki yaratılış efsaneleri ve tanrı betimlemelerinin Tengri inancıyla kurduğu sembolik bağlar, törenlerdeki kozmik anlayışla Anadolu ritüellerini akıllara getiriyordu. Toplumsal yapıya dair gözlemlerinde ise Meksika köylerindeki aile düzeni, tören gelenekleri ve toplumsal hiyerarşi unsurlarının Anadolu’daki sözlü kültür kökenleriyle şaşırtıcı derecede örtüştüğünü raporladı.</p>
<p>İnka, Maya ve Aztek uygarlıklarının kullandığı davul, kalkan ve ay–yıldız sembolü, Türk dünyasındaki benzer motiflerle çarpıcı biçimde örtüşüyordu. “<strong><em>Tengri</em></strong>” ile Quetzalcoatl karşılaştırması, “<strong><em>Çak</em></strong>” ile Maya’nın Chac tanrısı ve “<strong><em>Kinich Ahau</em></strong>” ile eski Türk güneş kültü arasındaki anlamsal eşdeğerlikler bu araştırmalarda öne çıktı. Ayrıca Amerind dilleriyle Altay dilleri arasında 16.000 yıl öncesine uzanabilecek uzak akrabalıklar öneren son bulgular, trans-kıtasal dil tarihine yeni kapılar araladı.</p>
<p>1937 sonlarında giderek ağırlaşan sağlığına rağmen Atatürk, Mayatepek’in raporlarını büyük bir titizlikle okudu ve notlar aldı. Bu veriler, onun “<strong><em>Türk Tarih Tezi</em></strong>” ile “<strong><em>Güneş Dil Teorisi</em></strong>”ni şekillendirmede kullanıldı. Tahsin Bey’in bulguları, 3. Türk Dil Kurultayı’nda Sun Language Theory’nin savunulmasında önemli kaynak olarak değerlendirildi; nihayetinde 2006’da kitaplaştırıldı.</p>
<p>Atatürk’ün ölümüne kadar sürdürdüğü “<strong><em>Türklerin Kökeni</em></strong>” projesi, Mayatepek’in titiz saha raporlarıyla; dilbilim, arkeoloji, etnoloji ve tarih disiplinlerinin iç içe geçtiği bir senteze dönüştü. Bu çalışmalar, sonraki kuşak akademisyenlere ilham verdi; günümüzde genetik, paleoklimatoloji ve denizcilik tarihindeki bulgular, Orta Asya’dan “<strong><em>kayıp kıta</em></strong>” teorilerine ve Pasifik kökenli göç yollarına uzanan tartışmaları yeniden alevlendiriyor. Mesela Töre Sivrioğlu, <strong>Atatürk ve Arkeoloji</strong> isimli eserinde Mu'nun aslında hiçbir zaman var olmadığını savunmuş ve Atatürk'ün de ilgilendiğini ama şüpheli yaklaştığını ifade etmiştir. Bu konuda en çok dikkat çeken bir diğer çalışma da Sinan Meydan'ın <strong>Atatürk ve Kayıp Kıta Mu</strong> adlı eseridir. Bu iki eser, birbirine zıt düşünceleri savunuyor. Ben de burada yapılması gereken şeyin Atatürk gibi araştırmayı ve bilimi sevmek, diyorum.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türklerin İslamiyete Geçişi</title>
<link>https://fikirizleri.com/turklerin-gercek-islamiyete-gecisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/turklerin-gercek-islamiyete-gecisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_686001ba75f22.webp" length="42706" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 17:53:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ümit Ozan Korkmaz</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumumuzda ve okullarda okutulan tarih derslerinde(!) Türklerin İslamiyet'e hoşgörüyle ve Müslümanlığın Gök Tanrı inancıyla ortak noktaları olduğu için kabul ettiği düşüncesi yaygındır fakat bu büyük bir yanılgıdır.</p>
<p>Türklerin ilk İslamiyet'e geçişi Emevilerin halifeliği döneminde olmuştur. Bilindiği üzere Emeviler halifeliği sert politikalarla sürdürmüştür. Anadolu'da yaşayan Türkmenler de maalesef ki bu politikalardan nasibine düşeni almıştır. Arap komutanı Kuteybe; "Ey Müslümanlar, nereye giderseniz, her kim Türkler'den baş getirirse 100 dirhem vereceğim" diyerek diğer komutanları Türklere karşı kışkırtır ve Buhara'da kenti yağmalanır. Türkler kılıçtan geçirilir. Kafaları kılıçlara geçirilenler dışında 50 bin Türk köle olarak götürülür. Yezid ise Dağıstan'da 14 bin kişinin boynunu uçurur. Bunun yanı sıra İslam aleminin ünlü hadisçisi Buhara "Yüzleri kırmızı, gözleri çekiktir. Güçlü bir ulus olan Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır." ifadeleriyle Türklere karşı bakış açısını açıkca ortaya koymaktadır. 9. yüzyılda karşılaştıkları bu baskılara ve zulümlere dayanamayan Türkmen aşiretleri de İslamiyet dinini kılıç zoruyla benimser fakat burda da ufak bir çizgi çekerek doğruca Arap Müslümanlığını kabul etmezler. Şamanizm ile Müslümanlığı birbirine karıştırarak Arap coğrafyasında Emevi Müslümanlığına tepki olarak doğan Ali yandaşlığını seçerler.</p>
<p>Bahsettiğimiz Türkmenler şu an ağırlıklı olarak Kerkük'te yaşamaktadırlar fakat Anadolu'daki bütün Alevi köylerinin kökeni de Türkmenlere dayanır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İbn Haldun, Timur&amp;apos;u Anlatıyor</title>
<link>https://fikirizleri.com/ibn-haldun-timuru-anlatiyor</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ibn-haldun-timuru-anlatiyor</guid>
<description><![CDATA[ Bu betimleme, Timur’un hem fiziksel gücünü hem de savaşlardan kalan izleri taşıyan bedenini gözler önüne seriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_685ff104b6f62.webp" length="11822" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 16:44:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>İbn Haldun, Timur&#039;u Anlatıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>"<strong><em>Timur, sert bakışlı ve sert mizaçlıydı. Nadir tebessüm ederdi. Kolları iri ve heybetliydi. Yaşına rağmen kuvveti yerindeydi. Sakalı uzundu. sağ eli felçli idi<span> </span></em></strong>(<em>İbn Haldun, hadiseden habersiz olduğu için Timur'un elini felçli zannetmiştir. Aslında sağ eli felçli değildir. Timur aksak kalmasına neden olan ve bacağından yara aldığı Sistan baskınında, sağ elinden de yara almıştır. Sağ elini de rahatlıkla normal biri gibi ihtiyatla kullanamıyordu)</em><strong><em> sağ ayağı da topaldı. Oturduğunda ise ayağının altına minder koyulurdu</em></strong>." [1]</p>
<p></p>
<p>[1] İbn Hâldun,<span> </span><strong>Et-Târif bi ibn Haldun</strong>, (Topal Kasırga/Timur) s. 341.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Anafartalar Grubu Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülâkat</title>
<link>https://fikirizleri.com/anafartalar-grubu-kumandani-mustafa-kemal-ile-mulakat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/anafartalar-grubu-kumandani-mustafa-kemal-ile-mulakat</guid>
<description><![CDATA[ “Anafartalar Grubu Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülâkat,&quot; gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın tarafından 1918 yılında yapılan ve Türk edebiyatında röportaj türünün öncülerinden sayılan önemli bir söyleşidir. Bu mülâkat, Çanakkale Savaşları sırasında Anafartalar Grubu Komutanı olarak görev yapan Mustafa Kemal’in savaş anılarını, gözlemlerini ve düşüncelerini birinci elden aktardığı nadir kaynaklardan biridir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_685ea35289012.webp" length="22780" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 16:59:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ali Koray Kaya</dc:creator>
<media:keywords>Mustafa Kemal Bey ve Çanakkale</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div>Türk Edebiyatını röportaj türüyle tanıştıran Ruşen Eşref Ünaydın, Türk kamuoyunu da Mustafa Kemal ile tanıştırmıştır. Çanakkale Savaşı dolayısıyla Mustafa Kemal’le görüşmüştür. Bu da bir ilktir, çünkü Mustafa Kemal’le yapılan ilk röportajdır. Bu röportajla kamuoyunda bir bilinç oluşturması hedeflenmiştir.</div>
<div></div>
<div>“<em><strong>Yazar ilk olarak bu savaşların her gününe büyük ve etkili bir faaliyetle katılan, askerî dehası ile savaşın kaderi üzerinde doğrudan rol oynayan Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret eder. Ruşen Eşref’in Mustafa Kemal Paşa ile mülâkatı, her biri on iki saatten az olmamak kaydı ile üç ayrı günde devam eder. Bu süre içinde genç Paşa, Ruşen Eşref’e Çanakkale savaşlarının, kendisinin bizzat kumanda ettiği ve şahidi olduğu safhalarını bütün ayrıntıları ile anlatır.” </strong></em>[1]</div>
<div></div>
<div></div>
<div><em><strong>"Birinci Safha</strong></em></div>
<div></div>
<div><em><strong>Hayır efendim, düşünüyorum, size ne söyleyebilirim! Çünkü, bakın, bütün bu yığınlarla evrak hep o günlerin hatıralarını ihtiva ediyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>“Buyurun bir sigara… Bir şey yaparız.”</strong></em></div>
<div><em><strong>Büyük kutuda bulunan Baframaden sigaralarından bir tanesini aldım. Paşa küçük bir masanın üstünde duran çıngırağı bir iki defa çevirdi. Derhal kapının önünde şık bir nefer, mahmuzlarını birbirine vurarak kumandanın emrine muntazır olduğunu vaziyetiyle anlattı.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Çocuğum bize iki kahve, sobanın da ateşine bakın.</strong></em></div>
<div><em><strong>Biraz sonra bize hitaben:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bu defterleri kurcalayacak olursak içinden çıkamayız. İsterseniz sizinle bir hulâsa yaparız, bu ancak böyle olur!</strong></em></div>
<div><em><strong>Hakikatte defterler o kadar çoktu ki onların arasında insan kendini Çanakkale harf tarihini yazmak için bir evrak mahzenine dalmış sanabilirdi.</strong></em></div>
<div><em><strong>Dedim:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Paşa Hazretleri! Şüphesiz ki Çanakkale harbi bu memleketin çocuklarındaki fedakârlığı, vatan toprağını yabancıya vermemek için bir saadete koşar gibi ölüme atıldığını göstermek itibarıyla tarihimizde unutulmaz bir kahramanlık merhalesi vücuda getirmiştir. Bu hamaset günleri artık silinmemek üzre cihan tarihinde lehimize iki üç sahife daha ilâve etti. Sir Hamilton bile, Türkçeye tercüme edilmiş raporunda okudum, bizi cesaretimizdeki, bizim fedakârlığımızdaki ulviyeti kendi aleyhlerine kaydediyor. Bütün Fransız mecmua ve gazeteleri, Çanakkale’de döğüşmüş zabitlerin, kumandanların, oraya uğramış muharrirlerin ve gazetecilerin hatıralarını, makalelerini yazdılar. Halbuki şimdiye kadar biz henüz bir şey yapamadık. Yeni Mecmua’nın son kıymettar teşebbüsü bana o gazâ yerlerini görmüş olanlarla konuşmak fırsatını verdi. Bu hususta tabiî zatı âlilerini ihmal edemezdim. O muharebelerin her gününe büyük bir faaliyetle iştirak ettiniz. Vaziyeti tamamıyla biliyorsunuz… Kim bilir ne kadar çok hatıranız vardır. İşte müsaade buyurursanız eğer, bugün zâti âlinizden onları dinlemek için geldim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa bu sözleri ciddî bir tebessümle telâkki ediyordu.</strong></em></div>
<div><em><strong>Cumba tavanlarına ve pencere kenarlarına varıncaya kadar kanepeleri, koltukları bile halılar, seççadeler ve kilimler altında koyulaşmış, bu çok gölgeli geniş odada Mustafa Kemal Paşa’nın siması Rambrandvarî bir tablo mevzuunu andırıyordu. Genç bir simada bu kadar engin bir mâna gördüğümü hatırlamıyorum: Işıklarla gölgelerin dalgaları arasında sebat, tevekkül, tevazu, vekar, mülâyemet, huşunet, saffet, zekâ… Bütün bu zıt şeylerin toplandığı sarışın ve gayet sevimli bir yüz…</strong></em></div>
<div><em><strong>Çekmekte olduğu doksan dokuzlu necef tesbihi masasının üzerine bırakarak:</strong></em></div>
<div><em><strong>– O halde derhal başlarız, dedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>Ve kimi yerde, kimi yazıhanenin üzerinde, kimi köşede buzcamlı koyu renk dolapta, kimi İngilizlerden zaptolunma koca bir makinalı tüfek önündeki koyu renkli çini sobanın üzerinde bulunan defterlerden, müsvedde ve tebyizlerden süzülen Çanakkale menkıbesinin hulâsasını, bu sabırlı ve temkinli kumandandan üç gün, ve her mülâkat on iki saatten aşağı sürmemek şartıyla, üç gün dinledim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Başlamazdan evvel dedi ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Tabiî esrarı askeriyeye temas eden noktaları size söylemeyeceğim. Bunlar ne sizi alâkadar eder, ne de okuyanlara bir fayda temin eder. Bunlar san’at adamları içindir ki tarih hepsinden bahsedecektir.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Elbet Paşam. Maksadım, o günlerin vak’alarını bizzat zati âlinizden öğrenmektir. Askerliğe temas eden noktaları ben de anlamam. Bunun üzerine Paşa izaha başladı.</strong></em></div>
<div><em><strong>Evvelâ Sofya sefareti ataşemiliterliğinden buraya çağrılmış ve Tekirdağ’da 19’uncu fırkayı teşkile memur edilmiş ve bu kuvvetle Eçe limanı, Seddülbahir ve Morto limanı arasındaki sahilin muhafazasına memur olmuş. Esasen Balkan harbinden beri bu araziyi iyice tanırmış.</strong></em></div>
<div><em><strong>Dedi ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Benim kanaatime göre düşman ihraç teşebbüsünde bulunursa iki noktadan teşebbüs ederdi:</strong></em></div>
<div><em><strong>Biri Seddülbahir, diğeri Kabatepe civarı… Ve benim noktai nazarıma göre düşmanı karaya çıkartamadan bu sahil parçalarını doğrudan doğruya müdafaa etmek mümkündü. Binaenaleyh alaylarımı, böyle sahilden müdafaa edecek surette yerleştirdim. Bu vaziyet takriben şubat 1330…</strong></em></div>
<div><em><strong>Mustafa Kemal Paşa, kendisinin Maydos mıntıkası kumandanlığı esnasında cereyan eden mühim vak’aları şu suretle hulâsa etti: Düşman bir defa Seddülbahir’e ve Kumkale’ye asker çıkarmak teşebbüsün de bulunuyor. O zaman, hep ağızlarda işitip okuduğumuz bir Mehmet Çavuş çıkıyor, toprağımıza ayak basan düşmanı tekrar denize atıyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Düşman bu karaya asker çıkarmak teşebbüsünü neden denedi?</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bu hareket bir keşif olarak kabul edilebilir. Bir de malûm olan 5 mart vardır.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Ki asıl bizi alâkadar eden de odur, Paşa Hazretleri.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Fakat bu tamamen bahrî bir harekettir. Sahil müdafaası Cevat Paşa Hazretlerinin tahtı emrinde bulunuyordu. Benim bu hareketle alâkam, dolayısiledir. Yalnız 5 mart gününün sabahı Cevat Paşa Hazretleri… Maydos’ta bulunan karargâhıma gelmişti. Kendisine Seddülbahir sahil mıntıkasındaki tertibatı göstermek üzere beraber Kirte’ye gittik. Oraya vardığımız zaman, düşman donanmasının Kirte ve Alçıtepe istikametlerinde açtığı ateşin altında kaldık.</strong></em></div>
<div><em><strong>– O vakit ne yaptınız efendim?</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bunun üzerine bendeniz…</strong></em></div>
<div><em><strong>– Estağfurullah…</strong></em></div>
<div><em><strong>– Mezkûr mıntıkanın muhafazasına memur 26’ncı olay kumandanına icap eden talimatı şifahiyemi verdim. Ve Cevat Paşa ile birlikte vazife başında bulunabilmek için Maydos’a döndük. Düşmanın mağlûbiyetiyle neticelenen bu 5 mart muharebeyi bahriyesinde kara mıntıkasının muhafazası benim uhdemde idi. O gün, düşmanın bazı gemileriyle sahili ateş altında bulundurmuş olmasından başka zikre şayan hiçbir şey vuku bulmamıştır. O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, zabitler ve kumandanlar cidden şayanı takdir bir fedakârlıkla, hani cesaretin, tevekkülün haddi azamîsiyle sonuna kadar toplarını kullanmışlar, vazifelerini ifa etmişlerdir. Düşünün ki birçok çökmeler, infilâklar, yangınlar, zayiat arasında, daimî ateş karşısında, muharrip endahtlar altında bunlar hiç titremeden vazifelerini yapmışlardır.</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşmanın mağlûbiyetiyle kapanan bu hâdisei bahriyeden sonra, Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin, Fransızların boğazı yalnız donanmaları ile zorlayarak bir maksat elde etmekten ümidi kestiklerine hükmediyor ve mutlak tekrar sahile adam çıkarmak teşebbüsünde bulunacaklarına ihtimal veriyor. Bunun için maiyetindeki kıt’alara “teyakkuzda” bulunmalarını emrediyor. Kuvvetinin arttırılması için lâzım gelen yerlere resmî müracaatlarda bulunuyor. Kuvvetini arttırıyor. Ve o mıntıka kumandanlığına Halil Sami Bey isminde diğer bir zat tayin olunuyor! O zaman kaymakam rütbesinde bulunan Mustafa Kemal Bey de kumanda ettiği fırka ile icabında Gelibolu civarına, icabında Anadolu cihetine harekete müheyya bulunmak üzere “ihtiyatı umumî” olarak terkediliyor. Rumeli sahili mıntıkası muhafazasına yalnız o miralay beyin fırkası tahsis ediliyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu sıralarda, yani mart içinde Mustafa Kemal Bey’in fırkasından bir alay, Çanakkale’ye geçiriliyor; fakat gene iade olunuyor. Mustafa Kemal Bey de bütün fırkasını Bigalıköyü civarında bulundurmayı muvafık görüyor. Fırkası beşinci ordunun ihtiyatı umumîsi olarak Bigalıköyü ve bunun cenubuşarkîsindeki Maltepe, Mersintepe civarında bulunan konaklarla ordugâhlarına yerleşiyor. Kumandan aldığı emir mucibince icabında Bolayır’a hareket etmeye, Çanakkale cihetine vapurla geçmeye müheyya bir halde bulunuyor. Emre intizaren bütün kıt’alarını talim ve terbiye ile iştigal ettiriyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>– İşte o günlerden birinde, on iki nisan sabahı idi ki Arıburnu’nda bir hâdise cereyan etmekte olduğu, işitilen gemi toplarının sesinden anlaşılmıştı.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bütün fırka kıtaatının harekete hazırlık derecesi tezyit edildi. Bir taraftan Maydos mıntıkası kumandanlığından malûmata intizar etmekte idim, diğer taraftan da ya kolordunun veya ordunun emrine… Yalnız fırkanın süvari bölüğüne – istihsali malûmat için – Kocaçimen hareket etmesi emrini verdim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu sırada idi ki Üçüncü Kolordu Kumandanı Esat Paşa Hazretleriyle Gelibolu’dan telefonla görüşülmüştür. Müşarünileyh de henüz cereyanı ahval hakkında vazıh malûmat edinememiş olduğu bildirmiştir. Öğleden evvel saat altı buçukta idi, Halil Sami Bey’den vürut eden bir raporla düşmanın Arıburnu sırtlarına çıktığı anlaşılıyor ve buna karşı benden bir taburun mezkûr düşmana karşı sevki isteniyordu. Gerek bu rapordan, gerek Maltepe’de icra ettiğim hususî tarassudat neticesinde bende hâsıl olan kanaati kat’iyye, öteden beri imali fikir ettiğim gibi, düşmanın Kabaktepe civarında mühim kuvvetle karaya çıkmaya teşebbüsü, demek ki, vukubuluyordu. Binaenaleyh bu işin içinden bir taburla çıkmak mümkün olamayacağını, herhalde evvelce tahmin ettiğim gibi bütün fırkamla düşmana incizabın gayri kabili içtinap olduğunu takdir ediyordum. Artık hiçbir şeye intizar etmeyerek karargâhımın bulunduğu Bigalıköyü’nde ikamet eden birinci piyade alayı ile cebel bataryasının derhal harekete geçmek üzre amade bulundurulmalarını, kumandanlarının da emralmak üzre yanıma gelmelerini bildirdim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Yapraklarını muttasıl ağır ağır çevirmekle meşgul olduğu defterinin sahifelerine, dudaklarında tüten cıgara dumanları arasından bakarak:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Altı maddelik bir emir not ettirdim, dedi. Bu emir maiyet cüzütam kumandanlığına da tebliğ olunacaktı. Bundan başka üçüncü kolordu kumandanlığına da telefonla arzedilmek üzre bir rapor yazdırdım. Vaziyeti ve vaziyetimi ve teşebbüsümü anlattım.</strong></em></div>
<div><em><strong>Büyük bir hareketin inkişaf etmekte olduğu, memlekete Çanakkale harbinde unutulmaz hizmetler eden, muhakemesi süratli, kararları kat’i genç bir kumandanın bütün kıt’alarıyla tehlikeye atılma müheyya vaziyeti karşımda, bu anda sakin sakin kâğıtlarını çeviren, içinden bana verebileceği notları mülâhaza ile seçen kumandanın yüzünde ve sözlerinde o kadar vuzuhla seziliyordu ki… Türkiye’nin mukadderatını tayin edecek boğuşmaya doğru gittiğimizi heyecanla duyuyordum.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bundan sonra kıt’alarını yürüyüşe müheyya olarak içtima ettirmiş bulunduran 57’inci alay, -meşhur bir alaydır bu, çünkü hepsi şehit olmuştu -kumandanları ve sertabip ve bir yaverimle bir emir zabitim beraber olduğu halde içtima mahalline gittim. Basit bir tertiple Bigalıderesi boyunca giden yol üzerinde alayı bizzat yürüyüşe geçirerek Kocaçimen tepesine tevcih ettim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Yolda giderken kumandanlarına olsun, sertabibe olsun şifahî izahatı lâzıme veriyordum. Takip ettiğimiz dereden bizi Kocaçimen’e isal edecek muayyen bir yol olmadıktan başka Kocaçimen’e varmak için atlamaya mecbur olduğumuz saha da pek ziyade fundalık, sa’bülmürur, kayalıklı derelerle mali idi. Bir yol bulup kıt’ayı sevke delâlet etmesi için topçu taburu kumandanını tavzif ettim.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Zati âliniz ne ile gidiyorsunuz efendim?</strong></em></div>
<div><em><strong>– Ben? Atla!… Bu kumandalar da atlarının üzerinde tabiî… Biz hepimiz kıt’anın başında gidiyoruz. Onlar yaya gidiyorlar.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu zat kayboldu. Ondan sonra batarya kumandanını memur ettim. Bu da başını alıp Kocaçimen tepesine kadar gitmiş, delâletinden istifade edilemedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Yani müşkülât. Muharebenin kurşunlardan, güllelerden evvelki sıkıntıları?</strong></em></div>
<div><em><strong>– Evet. Bizzat yol bulmak ve müfrezeyi oradan sevk etmeden suretiyle Kocaçimentepesi’ne muvasalat edildi. Şimdi Kocaçimentepesi’ni tasavvur buyurun: Kocaçimen şibihcezirenin en yüksek tepesidir. Fakat Arıburnu noktası zaviyei meyyite içinde kaldığından buradan görülmüyor. Şimdi şu haritadan bakın.</strong></em></div>
<div><em><strong>Sir Hamilton’un raporunda bulunan haritalardan birine baktık. Bu vaziyeti pek etraflı anlatamıyordu. Paşa çıngırağı gene çaldı. İki dakika sonra kapının yanında bir mahmuz şıkırtısı… Asker, Paşanın askerî ceketindeki cepten haritayı alması için emir telâkki etti. Beş on dakika sonra girdi. Bulamamış. Paşa gülümseyerek müsaade istedi. Bizzat gitti.</strong></em></div>
<div><em><strong>Yalnız kaldığım müddetçe odayı seyrettim. Duvarda hep asker resimleri, Balkan muharebesinin, Trablus muharebesinin, Hareket Ordusu yürüyüşünün, mektebi harbiye talebeliğinin hatıraları asılı idi. Bir kelebek şeklinde açılmış şal örtünün altında Paşanın genç kazak zabitlerini hatırlatan kalpaklı ve haşin bakışlı bir agrandismanı vardı. Yazıhanesi üzerinde bir Çerkez kamasının yanı başında Balzak’ın Kolonel Şaber (Colonel Chabert)i, Mopasan (Maupassant)ın Bul dö Süif (Boule de suif)i, Lavedan’ın Servir’i duruyordu. Şüphe yok ki paşa, sükûnetli dakikalarının boşluğunu edebiyatla dolduruyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>Zira harp sahasında kalın paltolarla kaba çizmelerin içinde uykusuz üç dört gece geçiren bu zat salonlarda pek mahirane vals edermiş; tanıyanlar Mustafa Kemal Paşa’yı yalnız gözü yılmaz bir kumandan diye değil aynı zamanda salonlarda pek lezzetle aranan nazik, terbiyeli ve zeki bir kavalye diye anıyorlar.</strong></em></div>
<div><em><strong>Büyük bir aynanın yanı başında asılı duran bir fotoğrafı nazarı dikkatimi celbetmişti. Ona bakıyordum: Yeniçeri kılığında Mustafa Kemal Paşa. Tam o esnada kendisi, elinde haritalar, içeri girdi. Ve ona baktığımı görünce gülümsedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>Kalın ve azimkâr sesiyle:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Evet Sofya’da bir balkostüme hatırası, dedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>Gene şal örtülü masanın başına geçtik. Ve 12 Nisan muharebesine avdet ettik. Paşa:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Binaenaleyh, diye başladı, anlıyorsunuz ki, orada denizde bulunan gemilerden ve zırhlılardan başka hiçbir şey görmedim. Düşmanın karaya çıkmış piyadesinin henüz oradan uzak olduğunu anladım. Efrat o müşkül araziyi bilâ tevakkuf kat’etmek yüzünden yorulmuş ve yürüyüş umku pek ziyade derinleşmişti. Alay ve batarya kumadanına afradı tamamen toplayıp küçük bir istirahat vermelerini söyledim. Denizden mestur olarak on dakika kadar tevakkuf edecekler, sonra beni takibedeceklerdi. Ben de, arada bir Aptalgeçidi vardır, o Aptalgeçidi’nden Conkbayırı’na gidecektim. Yanımda yaverim, emirzabitim ve sertabip ile oralarda tekrar bulduğumuz fırka cebeltopçu taburu kumandanı olduğu halde evvelâ atlı olarak yürümeye teşebbüs ettik, fakat arazi müsait değildi. Hayvanları bıraktık, yaya olarak Conkbayırı’na vardık.</strong></em></div>
<div><em><strong>Şimdi burada tesadüf ettiğimiz sahne en enterasan bir sahnedir. Ve vak’anın en mühim anı bence budur.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa tekrar bir sigara yakıyor ve birkaç yaprak daha çevirdikten sonra, haritasını alıp şöyle izah ediyor:</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu esnada Conkbayırı’nın cenubundaki 261 rakımlı tepeden sahilin tarassut ve teminine memuren oralarda bulunan bir müfreze efradının Conkbayırı’na doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm. Size şu muhavereyi aynen okuyacağım! Bizzat bu efradın önüne çıkarak:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Niçin kaçıyorsunuz? dedim.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Efendim düşman! dediler.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Nerede?</strong></em></div>
<div><em><strong>– İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.</strong></em></div>
<div><em><strong>Filhakika düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve kemali serbestiyle ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün: Ben kuvvetlerimi bırakmışım, efrat on dakika istirahat etsin diye… Düşman da bu tepeye gelmiş… Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman, benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek fena bir vaziyete duçar olacaktı. O zaman artık bunu bilmiyorum, bir muhakemei mantıkıye midir, yoksa sevkı tabiî ile midir, bilmiyorum.</strong></em></div>
<div><em><strong>Kaçan efrada:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Düşmandan kaçılmaz, dedim.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Cephanemiz kalmadı, dediler.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Cephaneniz yoksa, süngünüz var, dedim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile cebel bataryasını yetişebilen efradının “marş marş”la benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emirzabitini geriye saldırdım. Bu efrat süngü takıp yere yatınca düşman efradı da yere yattı. Kazandığımız an bu andır.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bir koca muharebenin ufacık bir lâhzeye bağlı olduğunu, hatta bir memleket hayatının fena kullanılmış bir an yüzünden tehlikeye düşebileceğini, burada olduğu gibi iyi kullanılmış bir anın ise bir muharebenin ve bir vatanın mukadderatını iyileştireceğini o dakikayı görür gibi canlanmış bir ifade ile duymak insanın tüylerini ürpertiyordu!</strong></em></div>
<div><em><strong>Mustafa Kemal Paşa dedi ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Kolun başında bulunan bölük yetişti. Bu bölüğe cephanesiz bölüğü takviye ederek ateş açmasını emrettim. Yanıma gelmiş olan alay 57. tabur 2. kumandanı Yüzbaşı Ata Efendi’ye bütün taburlarıyla bu bölüğü takviye ederek 261 rakımlı tepe üzerinden düşmana taarruz etmesini emrettim. Cebel bataryasına Suyatağı’nda mevzi aldırarak düşman piyadesi üzerine ateş açtırdım. Dereye saptığından biraz geciken diğer bir taburu, kumandanı üzerinden açılarak taarruza iştirak etti. Bundan sonra idi ki alay kumandanına bütün alayı ile benim tevcih ettiğim istikametlerde düşmana taarruz etmesini emrettim.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Zati âliniz o esnada nerede bulunuyordunuz?</strong></em></div>
<div><em><strong>– Ben de bataryanın yanında idim.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bizim o ilk alay saat kaç sularında taarruza başladı?</strong></em></div>
<div><em><strong>– 57’nci alayın taarruza başlaması… durun size söyleyeyim… (defterine baktı ve) öğleden evvel saat on raddelerinde idi. O esnada 9’uncu fırkaya mensup süvari zabitanından mülâzımievvel Mehmet Salih Efendi yanıma geldi. Ve 27’nci alayın Kocadere garbındaki sırtlardan Kemalyeri üzerinde düşmanla muharebeye başladığını haber verdi. O zabitle mezkûr alay kumandanına, düşmanın sol cenahına taarruz etmekte olduğumu, 27’nci alayın da karşısındaki düşmana taarruz etmesini, henüz Bigali civarında bulunan 19’uncu fırka kısmı küllîsini Kocadere istikametine celbedeceğimi, bu emri kendisine isal eden süvari mülâzimi Salih Efendi’yi tekrar nezdime iade etmekle beraber benimle daima irtibatı muhafaza etmesini, muharebeyi Conkbayırı’ndan idare edeceğimi emrettim, bildirdim. Bigalı’da bulunan fırka erkânı-harbine de emir atlısı ile bir emir gönderdim. Dedim ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>İzzettin Bey (Rahmetli Gn. İzzettin Çalışlar): Alay 72 Maltepe’ye takarrüp etmesin. Sıhhiye bölüğü Kocadere’ye gelsin (hepsi). Alay 77 Kocadere şarkına takarrüp etsin. Ve bu raporu üçüncü kolordu kumandanına veriniz.</strong></em></div>
<div><em><strong>– O raporu, askerî bir mahzur görmüyorsanız, istinsah edebilir miyim? Çünkü harp meydanında hemen o müthiş vak’alar cereyan etmekte iken şiddet ve heyecanla yazılmış canlı ve kıymetli bir harp tarihi vesikası olurdu.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Hayhay, bunu verebilirim, yazınız.</strong></em></div>
<div><em><strong>Üçüncü Kolordu Kumandanlığına Arıburnu şimalindeki sırtlar.</strong></em></div>
<div><em><strong>              Saat     dakika</strong></em></div>
<div><em><strong>12 Nisan   10          24 evvel</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşmanın karaya çıkmış bulunan piyadesi Arıburna ile Kabatepe arasında bir buçuk kilometre kadar bir cephedeki sırtları işgal etmiştir. 27’nci alay düşmanı şark cephesinde sekiz yüz metre mesafede işgal ediyor. Düşmanın tamamen sol cenahında altı yüz metre mesafeden taarruza başladım. Yalnız piyadeden ibaret olan düşmanı bir alay tahmin ediyorum. Muharebe devam ediyor. Bir saat kadar ateş muharebesinden sonra düşmanın 261 rakımlı tepeye kadar ilerlemiş olan kıtaatının ricate başladığı görüldü.</strong></em></div>
<div><em><strong>İşte raporun size verebileceğim kadar kısmı bu. Yine hikâyemize devam edelim, olmaz mı? 57’nci alay, verdiğim emir üzerine şiddetle takip ediyordu, 27’nci alay kumandanından emrimin alınıp alınmadığına dair bir haber gelmedi. Bununla beraber gerek bizzat benim, gerek yanımdaki zabitlerden tarassut için ileri gönderdiklerimin neticei tarassudumuzdan bu alayın da taarruz etmekte ve ilerlemekte olduğunu anladım.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Pek iyi Paşa Hazretleri, böyle bu kadar şiddetle hücum eden düşmanı bu kadar süratli bir surette ricate mecbur eden amiller nedir?</strong></em></div>
<div><em><strong>– Evet, bu suali sormakta hakkınız var. Arzedeyim: Şimdi saat on bir buçuk evvelden sonra vaziyet bence şu idi:</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşmanın karaya çıkmış olan kuvveti, sekiz taburdan fazla idi. Şimdi bu sekiz taburluk kuvvet kendisiyle gayrimünasip gayet geniş bir cephe üzerinde “261”e kadar şimalen, ve Kemalyeri’nin bulunduğu sırtların garp yamaçlarına kadar şarkan ilerleyebilmişti. Fakat bu uzun cephe hattı, ziyade manialı birtakım derelerle kesik bulunuyordu, bu sebeple düşman kendi cephesinin hemen her noktasında zayıf idi. Conkbayırı şimalinde mevzi alan 19’uncu fırkanın seri cebel bataryası Arıburnu ihraç noktasını ateş altına aldığı için düşmanın henüz ihraç etmeye devam ettiği kıtaatın ihracı hem müşkülâta, hem de teahhura uğradı. 57’nci alayın Conkbayırı ve Suyatağı hattından “261” istikametinde ve dar cephe ile kesif olarak düşmanın pek nazik ve mühim olan sol cenahına yüklenmesi iki taburdan ibaret olan 27’nci alayın da Merkeztepe istikameti umumîyesinde geniş cephe ile düşmana atılması düşmanı ricate mecbur etmiştir.</strong></em></div>
<div><em><strong>Fakat bence bu tabiye vaziyetinden daha mühim olan bir amil vardır ki o da herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu öyle alelâde bir taarruz değil, herkesin muvaffak olmak veya ölmek azmiyle harekete teşne olduğu bir taarruzdur. Hattâ ben, kumandanlara şifahen verdiğim emirlere şunu ilâve etmişimdir:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu sözler Paşanın göğsünden o kadar azimle çıkıyordu ki, muhakkak, kumandan o günü hayalinde tekrar yaşatıyordu. Bunları duydukça muharebe vasıtaları ne kadar ilerlerse ilerlesin, her şeyin fevkinde gene ruh azminin, bir gaye uğruna fedakârlık etmenin bulunduğuna inanıyordum.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Şimdi bu böyle, efendim? Fakat akşama kadar daha çok zaman vardı. Bu sıralarda idi ki 9’uncu fırka kumandanından haber getiren bir zabit, düşmanın Kumtepe’ye kuvvet ihracına başladığını ve orada kuvvetimiz bulunmadığını, 19’uncu fırkaca bu cihetin nazarı dikkate alınmasını, 9’uncu fırka kumandanının tekmil kuvvetleriyle Kirte’ye gittiğini bildiriyordu.</strong></em></div>
<div><em><strong>Kumtepe, Kili dülbahir’e en yakın ve pek müessir bir noktadır. Burasını müsamaha etmek bütün maksatları zıyaa uğratabilir. Binaenaleyh derhal hatırıma gelen şey, Arıburnu’nda muharebeye iştirak eden kuvvetleri taarruza devam ettirmek ve fırka kısmı küllîsiyle bizzat Kumtepe’ye yetişmek oldu. Buna dair icap eden emirler verildi. Fakat bizzat fırka kısmı küllîsine mülâki olmayı tercih ettiğim için hemen hareket ettim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Kumandan hemen hareket ediyor. Ve Kocadere’de 77’nci alaya, ondan sonra da… inci alaya mülâki oluyor. Öğleden sonra saat bir raddelerinde Maltepe’ye yaklaştığı sırada bazı seslerin kendi ismini çağırmakta olduğunu işitiyor. Seslerin geldiği tarafa yaklaşıyor. Bakıyor ki kolordu kumandanı Esat Paşa ve maiyeti erkânı harbiyesi… Mustafa Kemal Bey, müşarünileyhe gelmiş olan son raporu okuyor. Ve görüyor ki bu rapor aynı zamanda kendisine de aitti, ve biraz evvel gelip düşmanın Kumtepe’ye çıktığını haber veren zabit, bu raporun mealini söylemiştir. Halbuki okuduğu tahrirî rapora nazaran düşmanın Kumtepe’ye çıktığı doğru değildir.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bakınız bu raporun şifahen tebliğinde bir “Kumtepe’ye asker çıktı” cümlesinin ilâvesi bütün tetkik kararlarına değiştirebiliyor, iş bu suretle anlaşıldıktan sonra kolordu kumandanı paşa hazretleri kararımı sordular.</strong></em></div>
<div><em><strong>Mustafa Kemal Bey de tekmil kuvvetle Arıburnu’ndaki düşmana taarruza devam edeceğini arzediyor. Kolordu kumandanı paşa kabul ediyor ve Mustafa Kemal Bey derhal yanından ayrılıyor, muharebe meydanına geliyor. 77’nci alayı 27’nci alayın solundan düşman sağ cenahı aleyhine taarruza geçiyor. İhtiyatlarını, sahra bataryasını lâzım gelen yerlere yerleştiriyor. Kendi de sağ cenaha gidip oradan muharebeyi idare ediyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bizimkiler o kadar ilerlemişler ki düşman ricatine devam ediyor, hattâ kısmen sandallara binmekle bile iştigal ediyormuş. Fakat akşam olmuş. Gecenin hulûlüne kadar muhtelif emirlerle hücuma sevkedilmiş olan cüzütam kumandanları, fırka kumandanının ısrarı üzerine, ta ki düşman tamamıyla tardedilsin diye savletlerine devam etmişler ve pek de muvaffakiyetli hücumlarda bulunmuşlarsa da düşmanı kâmilen sürememişler. Gece de pek ilerleyince muharebe kesilmiş. Bu anî sükûnet fırsatında düşman karaya yeniden asker çıkarmakta devama başlamış.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Demek ki, dedi 12/13 gecesi vaziyet hakkında hiçbir taraftan sahih malûmat alamıyorum. Gece karanlığından dolayı manzarai harbi gözümden kaybediyorum. Ve vaziyeti etrafıyla anlayabilmek için sabaha kadar cepheyi bizzat dolaşıyor, oradan, telefon merkezi yapılmasını emrettiğim Kocadere’ye geliyorum. Orada vâkıf olduğum yeni vaziyete göre sağ cenahtaki ihtiyat kuvvetlerini alıp merkeze ve sol cenaha yaklaştırıyorum. Kendim de bilâhare Kemalyeri unvanını alan merkezden muharebeyi idare ediyorum.</strong></em></div>
<div><em><strong>Muharebenin yalnız bir gününü dinlemek insanın içinde helecanlar, coşkunluklar, her adımda bir fışkıran binlerce beklenmedik zorlukların ağırlığını dolduruyordu. Sordum ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Arıburnu vakayii yalnız bundan mı ibarettir?</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa ruhumda dehşetler uyandıran o boğuşma sahnelerini, o kan ve barut kokan manzaraları keşfetmiş tecrübeli bir adam temkiniyle gülümsedi:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Ne o, yoruldunuz mu? Daha bu, vak’anın başlangıcıdır. Benim Arıburnu’nda 12 Nisan dahil gününden 4 Mayıs dahil gününe kadar 23 günlük “Arıburnu kuvvetleri” kumandanlığım ve ondan sonra da bütün cephenin sağ cenahında tekrar yalnız 19’uncu fırka kumandanlığım vardır. Bu müddet zarfında birçok vakayii harbiye cereyan etmiştir. Biz yalnız en mühim günleri işaret edebiliriz.</strong></em></div>
<div><em><strong>Ve önünde duran sigara paketini uzattı. İkimizin de küllüğü dolmuştu. Paşa çıngırağı çaldı. Arkamızdaki mahmuz şıkırtısına:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Çocuk, bize iki kahve daha yapın, sonra da şu sobanın ateşi sönmesin, dedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Başüstüne Paşam.</strong></em></div>
<div><em><strong>Ve yine çalışmaya başladık:</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşman 13 Nisanda, yani geceden beri ihracına devam ettiği kuvvetlerle yeniden birinci hattını takviye ediyor, evvelâ sol cenahla merkezde bulunan kıtaatımıza faik kuvvetlerle taarruza geçiyor. Fakat kıtaatımız faik düşman kuvvetinin süngü hücumundan kendini korumak şartıyla arada bir mesafe muhafaza etmek üzere mağlûbiyetten sıyanet ediliyor. İşte bu suretle 13 Nisan günü, mağlûp olmadan kazanılıyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa dedi ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bu, askerimizin en mühim surette fedakârlığı, kahramanlığı demeyim -çünkü Türklerin bundan daha fazla fedakârlık gösterdikleri günleri hatırlıyorum -herhalde sebat ve metaneti, zabitlerimizin olsun, kumandanlarımızın olsun cesareti, azmi sayesinde kazanılmış mühim bir gündür. Diyebilirim ki benim en namüsait vaziyetim 13 nisan günü idi. Çünkü beş İngiliz livasına karşı duran kuvvetim dünkü, yani 12 nisan günkü, şanaver şedit savlet ve taarruzlarla zayiata uğrayan 57’nci alaydan, ikişer taburlu olan 27 ve 77’inci alaylarla, gayri kabili istifade bulunan 72’nci alaydan ibaretti. Hakikaten 12 insan muharebesiyle Arıburnu cephesi muvaffakiyetinin temelini kuran, İngilizlerin bu cephede azmini kırıp plânını mahveden, bu kuvvetti. 14 nisan günü daha iki alay kuvvetin tahtı emrime gireceği anlaşıldı. Bunun üzerine düşmana tekrar taarruza karar verdim.</strong></em></div>
<div><em><strong>13/14 Nisan gecesini Kocadere köyünde geçirmiştim. Kat’î kararımı fecre yakın bir zamanda verdim. O zamanda ki düşman Kabatepe istikametinden Kocadere köyünü donanmasıyla ateş altına almıştı. İşte icap eden taarruz emri bu ateş altında yazılmıştır. Bu emir, emiratlıları ile cüzütam kumandanlarına gönderildi. Sonra ben de bizzat Kemalyeri’ne gittim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Saat yedi ile sekiz arasında sol cenah ve cephede taarruza başlandı. Bundan sonra idi, sağ cenahta da kıt’alarımızın taarruz hareketlerini görüyordum. Taarruz bütün cephe üzerinde muvaffakiyetle devam ediyordu. Düşman Kanlısırt’ta firar suretinde ricate başlamıştı. Kırmızısırt’ta ricate başladı. Saat 10’dan sonra sağ cenahımız da düşmanı tazyike başladı, ricate mecbur etti. Ve takibe koyuldu. Zeval sıralarında idi ki düşmanın Kanlısırt’ta ricat eden aksamından baki kalmış olanlar Kırmızısırt’ta da en son ricat ettikleri avcı hendekli mevziinde tüfeklerini bırakarak hemen heyeti kâmilesiyle siperelrinin önüne çıkmış, şapka, beyaz mendil, bayrak sallayarak teslim olmak istiyorlardı! Bütün bu manzaraları Kemalyeri’nden ben ve tekmil maiyetim dürbünsüz olarak seyrediyorduk.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu aralık gerek fırka erkânı harbi İzzettin Bey’den aldığım raporlardan, gerekse bizzat müşahedelerimden anlıyordum ki düşmanın Arıburnu şarkındaki sırtlarda hiçbir faaliyeti kalmamıştır. Sağ cenahımız karşısında düşman efradı sahile iltica etmiştir.</strong></em></div>
<div><em><strong>Yalnız ricat noktasına uzak kalan düşmanlar Kanlısırt’la Kırmızısırt’taki vaziyetlerinden dolayı, Merkeztepe’de kalmış olan aksamı da sağ cenahımızın Kömürkapıderesi ve Bombasırtları’na kadar ilerleyerek bilhassa Yükseksırt’ta aldıkları hâkim vaziyetten dolayı çekilmiyorlar, ister istemez sebat gösteriyorlardı.</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşmanın asıl sebatı Yükseksırt’ın garbında ve Haintepe’de görülüyordu. En nihayet gece hulûl edince, kıtaatın fevkalâde yorgun olduğu da anlaşılınca kazanılan muvaffakiyetle iktifa olundu. Muharebe tevkif edildi, tutulan, kazanılan hatlarda tahkimat icra etmeleri emri verildi.</strong></em></div>
<div><em><strong>15 Nisan günü görülen vaziyet şu:</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşman sağ cenahımız karşısında Yükseksırtın sahile müteveccih kısmında, Kömürkapıderesi içinde yamaçlara tutunmuş bir halde, buna mukabil bizim kıt’alarımız Cesarettepe’deki düşman hattı bâlâsında, bunun karşısındaki kıtalarımız da Edirnesırtı’nda Kırmızısırt ve Kanlısırt’ta imiş. Hattı bâlâ tekrar tekrar düşman tarafından işgal edilmiş ve buna mukabil kıt’alarımız mezkûr hattı bâlânın şarkında ve karşısında mevki tutmuş. Düşman gündüz de ihraca devam ediyormuş. Karaya çıkarılan düşman kuvvetleri ileriye sevkedilerek ön hatlar takviye ediliyor, hatlar takviye edildikçe de umumî vaziyetini tashih edebilmek için cephenin bazı noktalarında faaliyette bulunuyormuş. Bu faaliyetler sırasında, Kanlısırt cihetinden düşman sol cenahımızı sabahtan beri tazyik etmekte imiş. Bu taarruzu tevkif edilmiş. O gün düşmanın dokuz nakliye gemisinden karaya dökülen askerinden başka sekiz nakliye gemisinin daha ufuktan kıyılara doğru yaklaşıp büyümekte olduğu görülüyormuş. Bizim birinci hattımız düşmanın iki yüz, üç yüz metre karşısında bulunuyormuş. Bu suretle gittikçe tekâsüf eden düşmanın karşısında beklemektense kat’î neticeyi kazanmaya kifayet edecek kadar kuvvet celbi için Mustafa Kemal Bey mafevk kumandanlara maruzatta bulunmuş. İstediği kuvvetleri alınca cephesi genişlediğinden muhtelif kumandanlarla daimî münasebette bulunmak zorlaşmış. Onun için cephesini muhtelif mıntıka kumandanlıklarına ayırmış.</strong></em></div>
<div><em><strong>16 Nisan:</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşman sağ cenahımıza taarruz teşebbüsünde bulunmuşsa da durdurulmuş.</strong></em></div>
<div><em><strong>17 Nisan:</strong></em></div>
<div><em><strong>Sağ cenahımızdaki siperlerimize düşman taarruz etmiş. Fakat kıt’alarımızın mukabil süngü hücumları ile geri püskürtülmüş: Fakat tamamıyla yerleşen düşmanın yeniden mühim bir hücuma kalkışacağını muhtemel gören Mustafa Kemal Bey taze kuvvetlerle düşmandan evvel düşmana vurmayı kararlaştırmış. O zaman mıntıka kumandanlarını Kemalyeri nezdine celbedip şifahî talimatta bulunmuş.</strong></em></div>
<div><em><strong>O gün maiyetinde bulunan erkâna karşı söylediği sözlerden bazı kısımlarını bize vermesini kumandandan rica ettim ve şunları aldım: Zira taarruz emri vermeden evvel Mustafa Kemal Bey ruhlara hitap etmekten pek kuvvetli neticeler bekliyor. Onun için diyor ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>“Düşmanın altı gündenberi iki defa taarruz ederek sarstığımız ve arazinin menaatinden dolayı neticeye kadar şiddetli takip edememek yüzünden barınabilen aksamı himayesinde çıkarmakta olduğu ve fakat şimdiye kadar mahvettiğimiz kuvvetlerinin iki fırkadan fazla olduğu anlaşılmıştır. Seddülbahir’de Kumkale cihetinde de hal hemen aynı olmuştur.</strong></em></div>
<div><em><strong>Karşımızda bulunan düşmanı bire kadar hepimiz ölerek behemal denize dökmek lâzım olduğu kanaati vicdaniyesindeyim. Vaziyetimiz düşmana nazaran zayıf değildir. Düşmanın kuvvei maneviyesi tamamen mahvolunmuştur. Mütemadiyen siper yapmakla kendisine bir melce aramaktadır. Siperleri civarına birkaç mermi düşmekle derhal kaçtığını kendi gözlerinizle gördünüz.</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşmanı büsbütün kaçırmamak için daha çok teemmüle lüzum yoktur.</strong></em></div>
<div><em><strong>İçimizde ve kumanda ettiğimiz askerlerde Balkan hacaletinin ikinci bir safhasını görmektense burada ölmeyi tercih etmeyenlerin bulunacağını kat’iyyen kabul etmem. Şayet böyleleri olduğunu hissederseniz derhal onları kendi ellerimizle kurşuna dizelim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Şimdiye kadar ihraz ettiğimiz muvaffakiyeti tamamlamak için emrime verilen taze kuvvetleri hattı harbe vasıl olmaktadır.”</strong></em></div>
<div><em><strong>Ve ruhları bu hitapla dolan kumandanlara, edecekleri taarruz hakkında lâzım gelen emirleri veriyor, tertibatını da kolordu kumandanlığına arzediyor. Kararı oraca da tasvip görüyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bunun üzerine 18 nisan tarruzu vukubuluyor ki onun neticesinde husule gelen vaziyet, Paşaya nazaran o günden sonraki hareketlerin hiçbirisiyle “kabili tebeddül olmayan vaziyet”tir.</strong></em></div>
<div><em><strong>Şöyle ki: “Saat beş evvelden itibaren bir taraftan topçularımızın ateş açması ile diğer taraftan müteakıben yeni gelmiş olan 14’üncü alayın Boyun ve Merkeztepe’ye doğru ilerlemeye koyulmasıyla bütün cephe üzerinde topçu ve piyade muharebesi başlamış oluyoruz”. Düşmanın karada yalnız bataryası varmış. Kıt’alarımızla düşman hatları arasında mesafe pek az olduğu için düşman bataryaları piyademiz üzerine hiçbir tesire yapamıyorlarmış.</strong></em></div>
<div><em><strong>Yalnız düşmanın harp gemileri, bilhassa Kabatepe cihetinden muharebe hatlarımızın gerilerini şiddetli ve devamlı ateşler altında bulundurmaktan bir an hali kalmıyormuş.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşadan kendisinin bu muharebeyi nereden idare ettiğini sordum:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Ben bu muharebeyi Kemalyeri’nden idare ediyorum, dedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>Çünkü o yerden bütün düşman mevzilerini, sağ cenahtaki bazı kısımlar müstesna olmak üzere, bütün düşman mevzilerini, sonra da hemen bütün kıt’alarımızın hareketlerini göz altında bulundurabilmesi mümkünmüş.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa dedi ki: “Düşmanın şiddetli piyade ve mitralyöz ateşleri karşısında 14’üncü alayın taarruzu bataetle ilerlemekte idi. Yalnız cebelden ibaret olan topçumuz düşman siperleri üzerine endaht ederek piyademizin ilerlemesini himaye hususunda pek ziyade, amma fevkalâde ziyade çalışmakta idi. Sol cenah kuvvetlerimizin taarruzları da görülmeye başladı. Saat 6.45 evvelde 14’üncü alayın gerisinde bulundurulan 125’inci alayın kısmı küllîsi Merkeztepe istikametinde 14’üncü alaya takrip edilmişti. Sol cenah kuvvetlerimizin daha ciddî taarrruz etmesini, sağ cenah kuvvetlerimizin de taarruzla 14’üncü alaya muavenette bulunmasını emrettim. Fakat saat 10.30 evvele kadar devam eden safhada düşmana pek müessir olmamakta bulunduğumuzu görüyordum.”</strong></em></div>
<div><em><strong>Bunun üzerine tertibatta birçok teferruata müdahaleye lüzum görmüş. Bu baptaki emirlerinin kumandalara vusulüne kadar, geriden sevkolunan takviye kıt’alarının muharebe cephesine muvasalatına kadar geçen zaman zarfında taarruzlarımızda bir durgunluk peyda olmuş, kumandanlardan bazıları taarruzun tevkifini, yahut hiç olmazsa geceye talikını rica etmekte imişler. Halbuki Mustafa Kemal Bey düşmanın hakikaten büyük bir tazyik karşısında bulunduğunu bildiği için mutlaka taarruza karar veriyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bu tazyikin mevcut olduğunu ne suretle takdir edebiliyordunuz, efendim.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bir defa bulunduğum yer pek müsaitti. Bütün vaziyeti tekmil cüzütam kumandanlarından daha iyi görebiliyordum. Sonra da muhtelif membalardan malûmat alabiliyordum. Meselâ düşman kumandanının “buraya imdat yetiştiriniz” tarzındaki bir telsiz telgrafını mevkii müstahkemde bulunan telsiz telgrafımız kapmış. Bunu bana bildirdilerdi. Binaenaleyh başlanılan taarruza devam etmek lüzumlu idi. Düşmanın imdat kuvvetleri yetişmeden evvel taarruzumuzu kat’î bir neticeye iktiran ettirmek lüzumu aşikârdı. Sonra düşmanı bir an evvel sahillerimizden atma gayet vatanî bir vazife idi.</strong></em></div>
<div><em><strong>Maksadımı cüzütam kumandanlarına bildirdim. Bu maksadın tatbiki için askerlerimizin süngüsünden başka güvenilecek hiçbir çare yoktu. Elimde bulunan bütün kuvvetler ileriye yaklaşmış bir halde idi. Bir hücum savletiyle düşman mevzilerine girmeleri için borazanlarla, trampetlerle geriden şiddetli bir hücum emri verdirdim. Saat 4 sonra idi. Umum cephede ileri hareketi canlandı. Bilhassa merkez grubu savletle ilerlemeye başladı. Doğrusu bütün kıt’alarımız şayanı takdir bir surette ilerliyordu.</strong></em></div>
<div><em><strong>Gayet itidalle konuşan muhatabımın ağzında “şayanı takdir” terkibinin mühim mânası vardı. Bu terkip benim nazarımda tarifsiz fedakârlıklar, muhayyelesiz kahramanlıklar sahnesi demekti.</strong></em></div>
<div><em><strong>– Sonra ne oldu efendim?</strong></em></div>
<div><em><strong>Birçok efrat bazı yerlerde düşman siperlerine kadar girmeye muvaffak oldu. Fakat asıl keşif avcı hatlarımız düşman siperlerinin yirmi otuz, hattâ sekiz on metresinde durdu.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bizim askerlikçe bu mesafede hâlâ muharebenin bitmemiş olması şayanı istiğraptı. Çünkü eski nazariyata göre bu mesafenin pek çok fevkindeki bir mesafede muharebe neticesi taayyün etmiş olmak lâzım gelir. Halbuki düşmanın sebat ve ısrarı, kahraman askerimizin ölümden yılmaması böyle burun buruna gelindikten sonra da daha aylarca müddet pek kanlı muharebe safhaları görmek imkânını muhafaza etmiş oluyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu muharebe böyle saat dörtte burun buruna gelmekle taarruz durdu. Fakat muharebe olanca şiddetiyle devam ediyordu. Ben kemali ciddiyet ve şiddetle taarruz edilmek, bu taarruz ihtiyat ve istinat kuvvetleriyle iyi takip olunmak şartıyla neticei kat’iyyenin kazanılacağına kaniydim. Ve bu kanaatimde musırdım. Bilhassa düşmana bu kadar yaklaşıldıktan sonra gecenin zulmetinden istifade edilerek düşman siperlerine atılmak pek mümkün olacaktı. Gece yarısına kadar bazı tertibatla iştigal edildi. Sonra bir gece hücuma yapılmasını emrettim. Fakat sabaha kadar cereyan eden ahvale, hâsıl olan vaziyete nazaran düşman mevazii asliyesine girilemediği anlaşıldı.</strong></em></div>
<div><em><strong>Yirmi dört saatten beri devam eden muhabere askerin pek ziyade yorgunluğunu mucip olmuştu. Onun için verdiğim bir emirle taarruzu kestim. Fakat kazanılmış olan hattı takhim etmekten, orada mıhlanıp kalmaktan başka vatanı kurtaracak çare yoktu. Binaenaleyh lâzım gelen emri verdim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Kıymetli bir harp tarihi vesikası olmak üzere Paşadan bu emrin son sözlerini aldım. Diyor ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>“Benimle beraber burada muharebe eden bilcümle askerler kat’iyyen bilmelidir ki uhdemize tevdi edilen namus vazifesini tamamen ifa etmek için bir adım geri gitmek yoktur. Hâb ü istirahat aramanın bu istirahatten yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini cümlenize hatırlatırım. Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk âsarı göstermeyeceklerine şüphe yoktur.”</strong></em></div>
<div><em><strong>Mustafa Kemal Paşa’nın umum Arıburnu kuvvetlerine şamil olan kumandanlığı 4 Mayıs 1331 gününe kadar devam etmiş, bu müddet zarfında cereyan eden vak’alar içinde öyle mevziî mütekabil taarruzlardan başka hiç büyük muharebe yok. Fakat cidden kahramanlık sahneleri var. Meselâ bakınız Paşa ne anlattı:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı vak’asını anlatmadan geçemeyeceğim. Mütekabil siperler arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak… Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kuranı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelimei şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa, Arıburnu kumandanlığından ayrılıyordu. Fakat gece olmuştu. Ben de Paşadan ayrılmaya mecburdum! Kendisine pek çok teşekkür ederek, iki gün sonra diğer safhalar hakkında malûmat almak için tekrar ziyaret edeceğimi söyleyerek kahraman elini sıktım.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bana Kanije müdafil Tiryaki Hasan Paşa ile, yahut Pilevne aslanı Gazi Osman Paşa ile görüşmek mukadder olsaydı bugünkü muhavereden daha fazla mı bir heyecan duyacaktım?</strong></em></div>
<div><em><strong>İkinci Safha</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa gene aynı odada yine aynı sivil lacivert elbise ile oturmuş, önündeki mufassal haritadan son Alman taarruzunu takip etmekle meşguldü. Taarruz istikametlerini, tahmin ettiği neticeleri mesleğine âşık bir asker vuzuh ve samimiyetiyle anlattı. Ve sonra:</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bugün ikinci safhadan bahsedecektik, öyle değil mi, efendim? dedi. Bu ikinci safha harbin ikinci safhası değil, kumandanın o havalide deruhte ettiği vazifelerden ikincisidir. Bu zamanda, Paşa umum Arıburunu cephesine ait mütalealarda bulunmak salâhiyetini kendinde bulamıyor. Ancak sağ cenahta 19’uncu fırkanın başında bulunduğu sırada cereyan eden en mühim hâdise hakkında, yani 6 Mayısta vukubulan umumî hücum hakkında biraz malûmat verdi. Bu umumî hücumda onun fırkası, karşısındaki düşman mevzilerine girmeye muvaffak olmuş.</strong></em></div>
<div><em><strong>– 7 Mayıs, dedi (ve kahvesinden bir yudum olarak, evrakını okuduktan sonra) o günü şöyle hülâsa edebiliriz:</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşmanın Arıburnu’na kuvvetler çıkardığı görüldü. Bu kuvvetlerden birkaç tabur kadar Arıburnu cephesinin sağ cenah şimalinde bulunan Çataltepe’ye doğru gidiyordu. İcra edilen keşif ve tarassuda nazaran da düşmanın, yine bu civarda, balıkçıadamları şimalişarkîsindeki sırtlarda 100 metrelik küçük bir cephe üzerinde tahkimatı ve askeri görüldü. Benim tahmin edip şimal grubu kumandanlığına arzettiğim gibi civardaki tahkimat evvelâ ufak mıkyasta kanlı muharebeleri intaç etti. Sonra da Anafartalar harekâtı umumîyesinin mebdeini teşkil etti.</strong></em></div>
<div><em><strong>8, 9, 10 mayıs günlerinde bizim fırkanın cephesinde mühim hâdiseler olmamıştı. 11’inci günü bir mütareke akdettik. Defni emvat ile uğraşıldı.</strong></em></div>
<div><em><strong>12, 13, 14 Mayıs günleri de, hattâ 15’te de iş’ara değer bir şey yok…</strong></em></div>
<div><em><strong>– Bu durgunluk neden hâsıl oluyor, efendim?</strong></em></div>
<div><em><strong>– Çünkü düşman yorgundur. Çok zayiat verdi. Mühim miktarda kırıldı. Ve benim telâkkiyatıma göre artık Arıburnu’nda neticei kat’iyye almaktan sarfınazar ediyor. Ben bu durgunluğu ona hamlediyorum. Mayısın 16’ncı günü benim sol cenahımda bulunan fırka ki o da bizimdir, ihzar olunan birtakım lağımları iştial ettiriyor. Onların iştial etmesiyle beraber düşmana bir baskın hücumu icra ediyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>17 Mayısta işte demin bahsettiğimiz Çataltepe Halit ve Rızatepe denilen yerde kanlı bir muharebe oluyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>– O tepeye niçin Halit ve Rızatepe denmiş?</strong></em></div>
<div><em><strong>Orada Rıza Efendi isminde ve Halit Efendi isminde gayet kahramanca bir hücum icra eden iki zabit şehit olduğu için!…</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu muharebeden sonra bir aralık benim Arıburnu’na karşı muhafazasını deruhte ettiğim cepheye ilâveten Anafartalar mıntıkası dahilindeki Azmak’a kadar olan parça da tahtı mes’uliyetime verildi. Fakat daha sonra bütün Anafartalar mıntıkası doğrudan doğruya Esat Pş. Hazretlerine merbut olmak üzere Almanyalı Vilmer Bey’in tahtı kumanda ve mes’uliyetine tevdi edildi.</strong></em></div>
<div><em><strong>On sekiz de hep o muharebe ile geçiyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>22’nci günü verilen malûmata göre düşman, cenup grubunda yani Seddülbahir civarında Kirte mıntıkasına şiddetle taarruz etmekte idi. Binaenaleyh cephemizde de ciddi veyahut nümayiş tarzında bir düşman taarruzuna intizar etmek ihtiyata muvafıktı. Hakikatte o gün öğleden evvel bütün fırka cephesi düşmanın top, tüfek, mitralyozları ile şiddetli ateş altına alındı. Düşman taarruzu vaki oldu. Gerçi umum cephede düşman ademi muvaffakiyete duçar edildi. Fakat Bombasırtı’nda iki siperimiz zabt ve işgal etti. 23 mayıs günü biz siperleri istirdat ile geçirdik. Düşman tedbirler sayesinde ve bilhassa 27.nci ve 57.nci kuvvetinin sabaha kadar teksif etmiş ve aleyhimize istimal edecek bir hale getirmişti. Fakat ittihaz olunan tedbirler sayesinde ve bilhassa 27.nci ve 57.nci alayların kumandanlarının, zabitlerinin ve efradının kahramanlıkları sayesinde o siperler içinde bulunan düşman kâmilen itlâf edildi. Bombalarla parça parça berhava oldular. Siperler elimize geçtiği zaman içerleri düşman cesetleriyle ağız ağıza dolu idi. O, müthiş bir şeydi. İngilizlerden bir fert bile kurtulmamıştı.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu muharebe cereyan ettiği sırada Kemalyeri’ni teşrif etmiş bulunan Talat Pş. Hazretleriyle İsmail Canbulat ve Doktor Nazım Beyler o gün İngilizlerden iğtinam ettiğimiz maddi muharebe hatıralarına da maliktirler. Kiminde kurşun parçalamış bir İngiliz altını, kiminde ufak tefek nişanlar, dürbün parçaları filân vardır.</strong></em></div>
<div><em><strong>-O gün zatiâliniz de Kemalyeri’nde mi bulunuyordunuz?</strong></em></div>
<div><em><strong>-Hayır, ben muharebe mahallinde idim. Kendileriyle telefonla görüştük. Bahsettiğim hediyeleri oradan gönderdim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşmanın yalnız bu ufak muharebedeki zayiatı 3000’den fazla tahmin olunmuştu.</strong></em></div>
<div><em><strong>24 Mayıs’ta düşman yine fırka cephesine taarruz etti. Hattâ ufak bir siperimize de girdi. Fakat neticede kâmilen telef edildi. Yine dışarı atıldılar, mahvoldular.</strong></em></div>
<div><em><strong>26 ile 27’de yine bir şey yok 28’de öyle.</strong></em></div>
<div><em><strong>29’da düşman 31, 33, 34 numara verdiğimiz siperlere taarruz etti. Fakat çok zayiat vererek koğuldu. Bombasırtı’nda boyun noktasına mücavir olarak 14 Nisan günü taarruzdan sonra vücude getirilen bu siperler Arıburnu cephesinde 7-8 metreden 10 ilâ 12 metreye kadar düşmana yakın olan siperlerdi. Bu kurbiyet ve sonra bu siperler üzerindeki hâdiseler diyebiliriz ki, kedilerine bir mevkii mahsus ve bir şöhreti tarihiye temin etmiştir. Bu siperlerin karşısında bulunan düşman siperleri, gerileri Korkuderesi’ne inen bir yarın kenarında inşa edilmiş olmak itibarıyla bir mahiyeti mahsuseyi haizdir. Mezkûr siperlerdeki düşman daima ürkek bir halde idi. Bunun işte numaralarını söylediğimiz siperlerimize karşı faaliyetleri, tecavüzleri, hemen hiçbir gece eksik olmazdı. Üstünden bombalar atılmak, tahtezzemin lağımlar infilâkı ile bu siperlerimiz âdeta bir cehenneme çevrilmekte idi. Tabii karşımızdaki düşman siperleri de hemen aynı halde idi. Düşmanın bombalarından vukua gelecek telefatı tenkis edebilmek maksadıyla bu siperler üzerine kalaslar örttürmüştük.</strong></em></div>
<div><em><strong>Onlar bu kalaslara ikide bir “mayii muhrik şişeler”i atıyorlar, siperlerde yangın tevlit ediyorlardı. Kesif alevler ve dumanlar o siperlerin üstünden hiç ayrılmazdı. Tabii biz oralarda pek çok telefat vermekte idik. Fakat buna rağmen şeci, mütevekkil askerlerimiz bütün bu yangın, lağım, bomba infilâklarına göğüs geriyorlar, şayanı gıpta bir metîn azimle yerlerini muhafaza ediyorlar, düşmana mukabelede bulunuyorlardı. 30, 31’den ve 1 hazirandan 16 hazirana kadar mühim hadiseler yok.</strong></em></div>
<div><em><strong>Fakat Mustafa Kemal Paşa 16 Haziranda fırkasının sağ cenahında cidden kanlı bir muharebe yapmış. Ve o günden itibaren 24 Temmuza kadar fırka cephesinde mühim hâdise olmamış. Yalnız 29 Haziranda yine düşman bir kısım cephemize taarruz etmiş ve tartedilmiş. 24 temmuz günü, fırkasının cephesine topçu ateşi başlamış. Bu ateş evvelce mutat dahilindeki derecede imiş. Ancak öğleden sonra şiddetini peyderpey arttırmış. Düşman… inci fırka cephesinde ve Mustafa Kemal Bey’in fırkasının sol cenahında bir taarruz hazırlığı ima eder surette, şiddetli topçu ateşi istimal etmekte imiş. Filhakika hemen arkasından Kanlısırt’ta taarruza geçmiş. Ve teşebbüsünde sühuletle muvaffak olmuş. Muharebe bütün cephe üzerinde, hem de pek şiddetli olmak şartıyla gece dahi devam ediyormuş. Paşanın cephesinin gerisinde, Anafarta mıntıkası dahilinde bulunan Ağıldere civarında sürekli ateşleri işitiliyormuş.</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşman gece yarısından yarım saat sonra Paşanın fırkasına taarruz eder. Ve tekmil siperlerimizde, hattâ gerilerimizdeki havalilerde vesaitinin azamî derecesini istimal eder: Yağlı paçavralar, tahtezzemin lağım infilâkları, muhtelif nevide bombalar! Kara ve deniz topçuları fırkanın cephesini mütemadiyen sarsmakta imiş.</strong></em></div>
<div><em><strong>Saat dakika</strong></em></div>
<div><em><strong>1 10 evvelde Mustafa Kemal Bey kıt’alarının nazarı dikkatini şu suretle celbetmiş!</strong></em></div>
<div><em><strong>“Vaziyeti umumiye pek mühimdir. Kumandanlardan, zabitlerden her vakitkinden ziyade fevkalâde intibah ve mesaii fedakârane isterim.”</strong></em></div>
<div><em><strong>Sonra saat 3.30 evvelde de diğer bir emirle düşmanın bütün teşebbüslerini kıracak teyakkuz lüzumunu tekrar etmiş.</strong></em></div>
<div><em><strong>25 Temmuz günü saat 4 evvelden itibaren düşman topçusu azamî faaliyetle ateş ediyormuş. Siperlerimizle rahı mesturlarımız da ehemmiyetli bir surette yıkılmaya devam ediyormuş. Saat 4.45 evvelde düşman fırka cephesine hücuma kalkmış. Fakat bütün hücumları askerimizin metaneti sayesinde az bir zaman içinde kâmilen mahvedilmiştir. Düşmanlarımız dehşetli zayiata uğramışlar, hattâ bazı siperlerimize girmeye muvaffak olan kısımları da orada siperler içinde itlâf edilivermişler.</strong></em></div>
<div><em><strong>Aynı günde saat beşe doğru düşman sağ cenahımız aleyhine ikinci bir hücum tevcih etmişse de bu da püskürtülmüş. Düşman, hücumlarını pek musırrane bir surette icra etmekte imiş. Paşa gülümseyerek dedi ki: Hattâ zabitlerinin sopalarla efradı sıkıştırarak müteaddit defalar siperlerden çıkarmaya çalıştığı görülüyordu.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Pek iyi Paşa Hazretleri, düşmanın fırkanız istikametinde bu derece uğraşmaktaki maksadı ne idi?</strong></em></div>
<div><em><strong>-Vallahi, diyemeyiz ki düşmanın 19’uncu fırka cephesine yaptığı bu hücumlardan maksadı bir nümayişten yahut da bu cihetteki kuvvetlerimizi tesbit etmek vayahut da Ağıldere cihetinden sevk ve istihdamdan menetmekten ibarettir. Hayır! Bence düşmanın asıl maksadı harekâtı umumiyesinde hedefi kat’î ittihaz ettiği Kocaçimen silsilesine, aynı zamanda 19’uncu fırkayı da geri atmak suretiyle vâsıl olmaktan ibaretti. Fırka cephesinin vaziyeti umumiyeye nazaran haiz olduğu ehemmiyet, “Arıburnu-Kocaçimen”, istikametini seddetmesi itibarıyla haiz olduğu ehemmiyet benim tahminimi muhik gösterebilir. Düşman fırkaya yaptığı hücumlara üç dört livadan aşağı kuvvet tahsis etmemişti. İlk hücumda verdiği azîm zayiata rağmen hücumu tecdit etmesi fırka cephesinde takip ettiği gayenin ciddiyetine gayet açık bir delildir. Düşmanın fırka cephesinde ademi muvaffakiyete uğramasının sebebi, sahra obüs bataryalarıyla iki harp gemisinden icra edilen 14, 15 saatlik mütemadî bir bombardıman altında kıt’alarımızın metanetlerini, mevkilerini muhafaza etmelerinden ileri gelmişti. Bunda günlerden beri tahkim ve tarsin edilen siperlerimizin bahşeylediği istifadeyi de unutmayın.</strong></em></div>
<div><em><strong>Burada mühim bir satır başına geçeceğiz.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Buyrun efendim.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Fırka cephesine tevcih olunan hücumları size izah ettiğim gibi, gerçi tardedilmişti; fakat fırka için, bütün Arıburnu vaziyeti için daha büyük bir tehlike başgöstermiş oluyordu.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Bu tehlike ne idi?</strong></em></div>
<div><em><strong>-Bu tehlike Ağıldere mıntıkasından Şahinsırt’la Conkbayırı’na ilerlemekte olan düşmandı!</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu tehditkâr hareket tekmil Arıburnu cephesinin sükutunu intaç edebilecek bir mahiyette idi. Bu istikamete karşı fırka kendi vüs’ü salâhiyeti dairesinde icap eden tedbirleri almıştır. Fakat asıl tedabirle yani umumî noktai nazardan icraat ve tertibatla şimal grubu kumandanlığı ciddî bir surette iştigal etmekte idi.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa bu esnada çıngırağı çaldı. Kapının önündeki mahmuz şıkırtısına yeniden kahveler ısmarladı. Birer sigara daha yaktık.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Filhakika dedi, mühimce kuvvetlerin zevalden sonra Conkbayırı cephesine tevcih edildiği öğrenilmişti. 26 Temmuz günü düşman pek erkenden tasviri pek mümkün olmayan bir şiddetle ilerledi. Gerek Arıburnu cephesindeki obüs ve sahra toplarıyla gerekse denizdeki harp gemileriyle Conkbayırı’nı ateş altına aldı. Bu sırada bazı raporlar aldım ki Conkbayırı vaziyetini pek şayanı memnuniyet olarak tasvir etmiyordu. Bu raporlardan başka erkânı harbiye reisini ve yaveri bizzat Conkbayırı ve şahinsırt civarına gönderdim. Vaziyeti tetkik ettirdim. Vaziyette vahamet muhakkaktı. Düşman Kocaçimen’i ve Şahinsırt’ı işgal etmişti. Kendim de bizzat bulunduğum fırka tarassut mahallinden Conkbayırı’ndaki hücum dalgalarını görüyordum. O istikametten gelen düşman mermileriyle karargâhımdaki zabitlerden yaralananlar vardı. Düşman diğer taraftan Suvla limanında da, onun cenubundaki sahillerden de asker ihraç etmişti. Bir taraftan da taarruz ediyordu.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bugüne kadar Anafartalar mıntakası, şimal grubu kumandalığına merbuttu. Ve şimal grubu kumandanlığı tarafından idare edilmekte idi. O gün emir ve kumandada bir değişiklik icra edildi. Saros grubu kumandanı Miralay Feyzi Bey’in Conkbayırı ve Kocaçimen’deki kıtaatı da tahtı kumandasına alarak “Anafartalar grubu” namıyla bir grup teşkil olunduğu resmen tebliğ edilmişti. Conkbayırı’ndaki büyük tehlikeyi yakından görüyor ve çok müteessir oluyordum. Onun için şimal grubu kumandanlığına şu tarzda maruzatta bulundum:</strong></em></div>
<div><em><strong>Conkbayırı’ndaki vaziyetin henüz şayanı dikkat ve nazik olduğu anlaşılıyor. Bu hususta ordu kumandanının nazarı dikkatlerini ciddi suretle celbe delâlet buyurmanızı selâmeti memleket namına istirham ederim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu anda umum büyük kumandanlarla bir asabiyet mevcuttu. Ordu kumandanı Liman Pş. Hazretleri tarafından Kâzım Bey (eski Samsun Valisi Kâzım Paşa) telefonda benimle görüştü. Mütaleatımı sordu. Vaziyetin nezaketini söyledim, dedim ki: “Daha bir an mevcuttur. Bu anı da ziyaa uğratacak olursak bir felâketi umumîye karşısında kalmaklığımız pek muhtemeldir.” Vaziyetin umumîleşmiş olduğunu, Anafartalar’da çıkmış ve çıkmakta olan düşman kuvvetlerini nazarı dikkate almak, ona göre umumî tedbirler ittihaz etmek lâzım geldiğini, sevk ve idareyi tevhit ve temin için bütün kuvvetlerin bir kumanda altında, bilâvasıta bir kumanda altında bulunmasından başka çare kalmadığını söyledim.</strong></em></div>
<div><em><strong>26-27 gecesi saat 9.50 sonrada idi ki şimal grubu kumandanı, ordu kumandanı Liman fon Sanders Pş. Hazretleri tarafından Anafartalar grubu kumandanlığına tayin edildiğime dair olan emri tebliğ etti. Aynı emirde, hemen hareket ederek 27 temmuzda icrası emredilmiş olan taarruzu icra etmekliğim de mevcuttu. Bu emir üzerine 27’inci alay kumandanı Şefik Bey’i 19’uncu fırka kumandanlığına tevkil ettim. Yanıma fırka sertabibi Hüseyin Bey’i aldım.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Niçin?</strong></em></div>
<div><em><strong>-Hasta idim çünkü… Yaverim Kâzım Efendi o gün şehit olmuştu. Rasim Efendi isminde diğer bir süvari zabitini de aldım. Dört aydır o yerde, yani ateş hattından 300 metre geride eçsat taaffünatı ile bozulmuş bir hava teneffüs etmekte idim. O gece saat on birde, zindan gibi zifirî karanlıklar içinde oradan çıkınca ilk defa temiz bir hava karşısında bulundum. Fakat bu güzel havayı zulmet ve müphemiyet içinde teneffüs etmek nasip oluyordu.</strong></em></div>
<div><em><strong>Hiç ardı arası kesilmeyen hücumların karşısında azmine ufak bir sarsıntı bile gelmeksizin bu zatın uykusuz, havasız yerlerde burnuna kan ve barut kokuları, leş ve ceset kokuları çarpa çarpa, kulağında muhtelif çatırdılar, gümbürtüler yer ede ede nasıl çalıştığına şaşıyordum. Dedim ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>-Paşa Hazretleri, benim anladığıma göre siz henüz ne düşmanın derecei kuvvetini, ne de başına yeni tayin edildiğiniz bizim kuvvetlerimizi bilmiyorsunuz. Fazla olarak da, dediğiniz gibi, bu zulmet ve müphemiyet içinde meçhullere doğru gidiyorsunuz. Bu kadar ağır bir mes’uliyeti nasıl bir düşünce ile kabul ediyordunuz?</strong></em></div>
<div><em><strong>Çünkü ben bu harekette tarife sığmaz, alelâde, hattâ fevkalâde kelimelerle anlatmaya çalıştığımız ruhî haletlerin pek üstünde olan bir şey görüyordum!</strong></em></div>
<div><em><strong>-Vakıâ böyle bir mes’uliyeti deruhde etmek, takdir buyurduğunuz gibi, basit bir keyfiyet değildir. Fakat ben, vatanım mahvolduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için kemali iftiharla bu mes’uliyeti deruhde ettim. Ve hemen saatlerce mesafe uzakta bulunan Çamlıtekke karargâhına hayvanla hareket ettim. İşte bu suretle benim Arıburnu ile olan kumanda münasebetim nihayete ermiş oluyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu ifadelerin ruhunuza verdiği temiz ve ulvî tesiri anlamak için o mert, pervasız sesi kulaklarınız benim gibi duymalı idi. Gözleriniz, onun mavi gözlerindeki kuvvetli parıltıyı görmeli, azimkâr asker çehresindeki mânayı okumalı idi. İçinde, dram sahnelerindeki kahramanlarına müelliflerinin iare ettiği büyük, gürültülü kemiler olmayan o kuvvetli cümleler! Ben onları günlerce hatıramda sakladım. Bu genç adama karşı bir meclûbiyet hissettim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu memuriyetinden ayrılırken orada bulunan silâh arkadaşlarına karşı ne türlü hisler perverde ettiğini sordum. Mukadderatımızla sıkı sıkıya alâkadar olan bu muharebeler esnasında bütün ordunun, küçük neferden, büyük kumandana kadar vazifesini ne suretle telâkki, ne suretle ifa ettiğini bilmek istiyordum.</strong></em></div>
<div><em><strong>İşte Mustafa Kemal Paşa’nın cevapları:</strong></em></div>
<div><em><strong>-İngilizler, Arıburnu ihracında, bu cephedeki muharebelerde kumandanlarının, askerlerinin gösterdikleri cesareti, metaneti, cengâverane meziyetleri fevkalâde bir lisanı takdirle yâd ve ilan etmektedirler. Fakat düşünün ki bütün muharebe vesaitiyle mükemmel surette mücehhez olarak büyük bir inat ve azimle Arıburnu sahillerine ayak basan düşmanımız yine o sahil kenarlarında kalmaya mecbur olmuştur. Binaenaleyh zabitlerimiz, askerlerimiz hissiyatı vatanperverane ve dinîyeleriyle, şecaati mahsusai milliyeleriyle bu derece kuvvetli bir düşmana karşı payitaht kapılarını muhafaza etmekle cidden şayanı iftihar bir mevki kazanmışlardır. Kumanda eğitim bilûmum kıt’aların zabitanını ve efradını birer birer takdir ederim. Bu ulvî maksat uğrunda canlarını kahramanca feda eden mukaddes şehitlerimizi derin ve ebedî bir hürmetle yâdederim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Üçüncü Safha</strong></em></div>
<div><em><strong>  Anafartalar</strong></em></div>
<div><em><strong>-Cidden sizi yorduk. Bu hikâyeler uzadıkça uzadı. Vak’alar o kadar çok, o kadar mühimdir ki bilmem hangisini atlasak!</strong></em></div>
<div><em><strong>-Yorulmam efendim… Bilhassa böyle milletin hayatıyla alâkadar olan bir meseleyi dinleyip bütün karilere de nakledebilmek benim için büyük ve samimî bir zevktir.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Pek iyi. O halde kahvelerimizi içer içmez başlarız.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Gece karanlığında yerinizden çıkıyor ve yeni memuriyetinize gidiyordunuz.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Evet, zulmeti leylden dolayı yol bulmakta birçok sıkıntı çektikten sonra 27 Temmuz saat 1.30 evvelde Gümbürdek bayırının cenubunda bulunan grup karargâhına vardım.</strong></em></div>
<div><em><strong>Taarruz fecirle başlayacaktı. Vaktim pek azdı. Herkesin malûmatından istifade etmek için tekmil erkânı harbiye heyetini yanıma çağırdım. Benim bu anda anladığıma göre düşmanın Kireçtepe, Kükürtlüpınar, Sülecik, Mestantepe hattında -ki düşman miktarı katîyetle malûm değil – , mühim fakat yine miktarı gayri muayyen diğer kuvvetlerinin de Kocaçimen eteklerinde ve Conkbayırı’nda bulunduğu ve mütemadiyen Kemikliler’e ihracata devam ettiği anlaşılıyordu. Ben de kuvvetlerimi ona göre tertip ettim. Fakat henüz telefon irtibatı yoktu. Lâzım gelen kumandanlara emirleri birer zabitle fırkalara yolladım. Bu zabitler aynı zamanda haber ve irtibat zabiti olacaklar, bana bizzat doğrudan doğruya rapor vereceklerdi. İşte o zabitlerden biri de budur, diye yaverini gösterdi.</strong></em></div>
<div><em><strong>Yaveri, tıknaz, esmer, az bıyıklı, hem sert ve hem mutî bakışlı genç bir yüzbaşı idi (rahmetli mebus Cevat Abbas Bey). O anda tetkik edilen evrakı tasnifle meşgul oluyordu. Paşa devam etti:</strong></em></div>
<div><em><strong>-Telefon sesi, umuru sıhhiye ve iaşe için de icap eden emirleri verdim. Kendim de, taarruzu bizzat idare etmek için saat 4.30 evvelde Çamlıtepe şimalindeki tepelerde bulunan tarassut mahalline gittim. 12’nci fırkanın taarruzî harekâtına başlamış olduğunu gördüm. 7’nci fırka kıt’alarının kâffesini göremiyordum.</strong></em></div>
<div><em><strong>27 Temmuz 5.50 evvelde 12’nci fırka, taarruzunun ilerlediğini ve tertibatını raporla bildiriyordu. 7’nci fırkadan ve taarruza başlandığına dair malûmat alındı. Taarruz her iki fırkada muvaffakiyetle devam etti. Artık o günkü muharebenin muhtelif safhalarda sevk ve idaresi için verilmiş emirlerle alınmış raporlar ve sair teferruatı icraîyeden sarfı nazar edelim de neticeyi söyleyelim: Şuhla şarkında bulunan düşmanın bir kolordusu ve Büyük Anafarta istikametinde de bir fırka kadar kuvveti mağlûp edilmiş ve kâmilen gayrimüsait bir vaziyete atılmıştır. Ben mağlûp düşmanın bu derece faikıyetini gördükten sonra kazanılan muvaffakiyetle iktifa ettim. Taarruzu durdurdum. Elde edilen siperlerin tahkim olunmasını, orada yerleşilmesini emrettim.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Bu kadar faik olduğunu söylediğiniz bir kuvvet böyle, bir gün içinde neden mağlûp oldu?</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa, masasının üzerinde duran kitabı açarak:</strong></em></div>
<div><em><strong>-Bunun cevabını en iyi Hamilton’un kendi raporunda okuyabilirsiniz? Benim o gün gördüğüm sebep şudur: Düşman muhtelif kollarla topu nizamda olarak ilerliyordu. Bu yürüyüş kolları önlerinde henüz ne hiçbir mevcudiyete, ne de hiçbir faaliyete tesadüf etmeyeceklerini zannediyorlardı. Onun için önlerinde hafif avcı hattı bulundurmakla iktifa etmişlerdi. Bir taraftan kuvvetli ve fedakâr avcılarımızın hâkim sırtlardan inerek mezkûr düşman kollarının başlarına atılmaları, bir taraftan da topçularımızın isabetli şarapnellerinin yanaşık düşman kolları üzerine tesir etmesi düşmanda inzibatı da, kuveyi mâneviyeyi de, kumandayı da ihlâl etti. Baş taraftan tardedilen hafif avcı hatları bu sebeple geriden takviye olunamadı. Düşman da kâmilen gözlerini geriye çevirmek ve kaçmak tarikını tercih etti. Filhakika düşman kolordusunda kumandanların müessir olmadığını da Hamilton bilâhare itiraf etmiştir. Fakat benim istiğrap ettiğim cihet Hamilton’un bizzat kendisi de oraya geldiği halde emrini yine infaz edememiş olmasıdır. Her halde Hamilton da dahil olduğu halde İngiliz kumandanları beyninde çok müzakere, çok tereddüt olması, ve bilhassa mes’uliyet korkusu, bize kendilerini mağlûp etmek fırsatını bahşetmiştir. Filhakika mes’uliyetten korkan kumandanların hiçbir vakit icap eden kararları veremediklerini, bunun neticesinde ise acı felâketler husule geldiğini bizzat ben de muhtelif zamanlarda görmüşümdür.</strong></em></div>
<div><em><strong>O gün ihraz olunan muvaffakiyet pek ziyade şayanı memnniyettir. Fakat vaziyeti umumîyenin ıslah ve temini ve binnetice payitahtın tamamen emniyetli bir surette muhafazası noktai nazarından beni henüz tatmin etmiyordu. Çünkü düşman üç gündür Arıburnu ile Azmak arasında başkaca mühim kuvvetlerle icra ettiği mütevali ve fedakârane hücumlar sayesinde Conkbayırı ve Şahintepe’de mevcut tehditkâr vaziyete sahip bulunuyordu. Filhakika Hamilton bütün Kocaçimen silsilesine malik olmak noktai nazarından Conkbayırı’ının zabtını muvaffakiyetine beraeti istihlâl addediyor, bu mevzii, mihveri harekât addediyordu.</strong></em></div>
<div><em><strong>Conkbayırı ve Şahintepe’nin muhafazası için benim kumandayı deruhde ettiğimden evvel orada muharebe eden askerlerimizin pek büyük kahramanlık ve fedakârlık gösterdiğini kemali takdirle yâdederim. Ancak şunu da ilâve etmeye lüzum görüyorum ki: Bu kıt’alar pek ziyade zayıflamış ve yorulmuş buluyordu. Fakat yeniden iki piyade alayının tahtı emrime gireceğine dair olan malûmat beni, vakit geçirmeksizin yeni icraatta bulunabileceğime ikna etmiş oluyordu. 27 Temmuz günü öğleden sonra saat üçte Conkbayırı ve Kocaçimen mıntakasında bulunan 8’inci ve 9’uncu fırka kumandanlıklarına telefonla dedim ki: “Bu gece Conkbayırı’nda kendilerinden büyük faaliyet talep edeceğim iki piyade alayı için orada bulunan kıtaat vasıtasıyla hiç olmazsa sıcak bir çorba hazırlatmaya imkân bulmanız çok muvafık olur.”</strong></em></div>
<div><em><strong>O günkü muharebeyi idare ettiğim mahalli terkedip Çamlıktekke’deki karargâhıma gelirken yolda Liman Pş. Hazretlerinin yaverleri müşarünileyh tarafından beni tebrik etmek üzere geliyordu. Müşarünileyhin de karargâhıma gelmiş bulunduğunu haber verdi. Conkbayırı’nda düşmana icrasını tasmim ettiğim taarruzun yakından ihzar ve idaresi için bizzat hemen oraya hareket etmek üzere kendisinden ayrıldım. Müşarünileyh beni bizzat ateşin içine girmekten sıyanet etmeyi düşündü. Fakat başka türlü de, yapılacak hareketin neticesinden emin olamayacağımı takdir ederek muvaffakat etti. Erkânı harbiyemle birlikte Çamlıktekke’den Kocaçimen istikametine teveccüh ettik. Düşmanın bir tayyaresi semti resimize geldi ve bizi takibe başladı. Artık zarurî olarak bütün refakatim heyeti sağa sola açılmak mecburiyetinde kalmış, bunun neticesinde yollarını şaşırarak ve karanlığa kalarak ertesi güne kadar buna mülâki olamamışlardır.</strong></em></div>
<div><em><strong>Ben, benden ayrılmayan süvari ihtiyat zabitlerinden Zeki Efendi ile tutuğum yolu takibe devam etmeyi zaruri gördüm. Kocaçimen üzerinden Conkbayırı’na gitmek istedim. Fakat bu yol İngilizler tarafından tutulmuş olduğu için ateşe maruz kaldım. Daha cenuptan dolaşarak Conk sırtının şark yamaçlarında bulunan … inci fırka karargâhına vâsıl oldum. Kıt’aların ahvali dahiliyelerini tetkik ettikten sonra bana hazırladıkları çadıra çekildim. Zaten gece de hulûl etmişti. Lâzım gelen emirleri verdim. Taze kuvvetlere intizar ediyordum. Bu kuvvetler ise yukarda bahsettiğim iki alaydı. Bunlardan birisi pek geç vâsıl olabilmiş, diğeri ertesi gün ancak muvaffakiyet istihsalinden sonra gelebilmiştir. Bu sebeple kumandanlar ve erkânı harpleri kuvvete nazarı dikkatimi celbettiler; vakıâ hakları vardı. Fakat ben muvaffakiyeti çok kuvvete malik olmaktan ziyade elimizde bulunan kuvvete azim ve şiddet vermekte, ve onları benim tasavvur ettiğim gibi kullanabilmekte görüyordum. Geçirilecek zaman bizden ziyade düşmana faide bahş olacaktı. Onun için bütün mütaleata rağmen sureti kat’îyede taarruz edecektim. Hazırlanmaları bitince baha bildirmelerini kıt’alara emrettim.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Peki, bu az kuvvetle ne türlü bir hücum tertip edecektiniz?</strong></em></div>
<div><em><strong>-Gayet basit!… Conkbayırı’ndaki ve Şahintepe’deki düşman karşısında duran kuvvet …inci fırkaya aitti. Yeni gelecek alaylar bu hattın gerisinde ve hemen yakınında toplu saffı harp nizamında ahzı mevki edeceklerdi. Hareket fecirle beraber başlayacaktı: Hiçbir tüfek, top ve bomba patlamaksızın süngü ile, düşman üzerine atılmak!</strong></em></div>
<div><em><strong>-Demek ki o gece bizimkiler pençelerini içeri alıp pusu kuracaklardı. Ve İngilizler o sabah güneşin parıltısı ile uyanmayacaklar, süngülerimizin pırıltısı ile kamaşıp düşeceklerdi. Fakat zatıâliniz, anladığıma göre kaç gündür uykusuz kalıyorsunuz. Hiçbir yorgunluk duymuyor mu idiniz?</strong></em></div>
<div><em><strong>-Tabiî duyuyordum. Ve bu muharebe yorgunluğunu hiç olmazsa telâfi ederek ertesi gün hücum anında zinde bulunabilmem için çadırımda yalnız kaldım. Fakat buna imkân var mı idi? Birçok sebeplerle, birçok zevat yanıma gelmek mecburiyetinde kalıyordu. Aynı zamanda bütün grup cephesinin muhtelif kısımlarından heyecanlı raporlar alıyordum. Meselâ, düşmanın Eçe limanı önünde nümayiş için dolaştırmakta olduğu boş gemileri görmesi üzerine İngilizlerin mezkûr limana asker çıkarmakta olduğunu bildiren raporlar gibi… Geceyi işte bu tarzda geçirmiş bulunuyoruz.</strong></em></div>
<div><em><strong>Mustafa Kemal Paşa’nın tasavvur ettiği hücum 28 Temmuz günü takriben saat 4.30 evvelde başlıyor. Hücumu seyretmek üzere Paşa da asker ve kumandanlara mülâki oluyor.</strong></em></div>
<div><em><strong>Fecir başlamış, ortalık aydınlanmaya yüz tutmuş. Fakat Paşa hücum anının gecikmekte olduğunu görüyormuş. “Halbuki buteahhür biraz daha uzayacak olursa ortalık tamamen açılacak, bizim kesif bir yığın halinde bulunan hücum kıta’alarımızı düşman görecek, karadan ve denizden namütenahi topların bombardımanına maruz kalacaktık, belki de bu bir felâket olacaktı.” Müthiş heyecanlı bir buhran anı değil mi? Mustafa Kemal Bey derhal oradaki kumandanlarla beraber kaçmaya hazırlandığını, fakat buna müsaade etmeyeceğimizi söylemiş. “Bunun için benim ileriden kırbaç sallayarak vereceğim işaret üzerine hemen hepiniz düşmana atılacaksınız” demiş. Beş on adım ileri yürüdükten sonra işaretini verince zabitan ve efradın tereddütsüz bir aslan savletiyle düşmana saldırdıklarını görmüş. Bu hücumun karşısında düşmanın kâmilen ezildiğini, hiç silâh kullanmak fırsatına vakit bulamamış olduğunu anlamış.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Ortalık açıldıktan sonra idi ki, diyor, düşman hakikaten Conkbayırı’nı cehenneme çevirmişti. Denizden, karadan büyük çaplı topların muhtelif cinste mermileri Conkbayırı semasında bitmez tükenmez yıldırımlar vücuda getiriyordu.</strong></em></div>
<div><em><strong>Buraya kadar muhaveremizi sakin bir vaziyette dinleyen Yüzbaşı Cevat Bey, paşanın yaveri, kalın, sertliği hoşa giden bir sesle:</strong></em></div>
<div><em><strong>-Bu şarapnel misketlerinden bir tanesi de Paşanın göğsünü okşamıştır! dedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Nasıl? dedim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa tespihi ile oynuyordu. Cevat Bey, parlak çizmelerindeki mahmuzlar şıkırtı yaparak, göğsünün sol tarafındaki nişan kordeleleri sırası ve ipek kordonu kabara ine şöyle anlatıyordu:</strong></em></div>
<div><em><strong>-Bulunduğumuz yer tamamen muhacimlerin arası idi. Paşa da ilerleyen efradımızı seyrederken göğsüne bir şeyin gayet kuvvetle çarptığını duymuştur.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Evet, sağ tarafta ceketimde bir kurşun yeri gördüm. Yanımda bulunan zabit (rahmetli Nuri Conker Bey) “efendim, vuruldunuz” dedi. Ben böyle bir söz şuyu bulursa askerimizin kuvvei maneviyesi üzerinde yapacağı tesiri düşündüm.</strong></em></div>
<div><em><strong>Elimle zabitin ağzını kapadım.</strong></em></div>
<div><em><strong>“Sus” dedim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Cevat Bey devamla:</strong></em></div>
<div><em><strong>-Bir şarapnel misketi göğsünün sağ tarafında tamam saatinin bulunduğu cebe isabet etmiştir. Saat parça parça oldu. Fakat o darbe paşanın göğsünde hafif bir leke bırakmaktan başka ileri geçmemiştir, dedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>-O saat sizin için tarihî bir saattir. Görebilirmiyim efendim dedim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa:</strong></em></div>
<div><em><strong>-O saatin enkazını bu muharebeden sonra Liman Pş. Hazretleri hatıra olarak aldılar. Bana da kendilerinin ailei asalet armasını havi bulunan saatlerini verdiler.</strong></em></div>
<div><em><strong>Cevat Bey saatini gösterdi: Omega markalı siyah bir saat: Arkasında bir taç ve “L.Z.” markaları. Paşanın kırılan saati de Mektebi Harbiye’den beri sakladığı Omega markalı kuvvetlice bir talebe saati imiş. Cevat Bey Zenith markalı bir bilezik saati de gösterdi ki onu Mustafa Kemal Paşa’ya o kurşun değdiği esnada yanında bulunan genç mülâzim vermiş.</strong></em></div>
<div><em><strong>Askerinin bu kadar yanına giden, onlara ön ayak olan bir kumandana en zorlu düşmanların bile dayanamayacağına aklım eriyordu.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Peki, siz bu yaranızla uğraştığınız esnada askerleriniz ne yapıyordu? Hücuma devam ediyor mu idi?</strong></em></div>
<div><em><strong>-Tabiî. O kahramanlar, başlarında fedakâr zabitleri olduğu halde gayrikabili tevkif sevletleriyle ilk düşman hattını bire kadar boğdular. Bundan başka önlerine tesadüf eden, imdada gelen bütün düşman kıt’alarını perişan ettiler. Hattâ bizim münferit aksamımız boş buldukları istikametlerden denize kadar gitmişlerdir. Bence maksat hâsıl olmuştu. Karşımda bulunan İngilizleri kâmilen imhaya kalkışacak kadar, şeraiti müsait tasavvur etmiyordum. Onun için verdiğim emirle taarruzu kestim.</strong></em></div>
<div><em><strong>Conkbayırı’nda ve Şahintepe’de yerleştik kaldık. Bu muhaberede düşmana binlerce maktul, binlerce mecruh verdirdik. Birçok esliha aldık. O cephede bulunan makineli tüfeklerini iğtinam ettik. Birçok da esir alındı.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu hücumumuz Sir Hamilton’u bazı mübalâğalı tasvirlere sevketmiş. Bunu sonra, raporunu okuduğum zaman anladım. (Raporu açıp orada bir sahife arayarak) bakınız, müşarünileyh diyor ki: “Askerlerini biz, mevcut bilcümle toplarımızla topa tutturmuşuz.” Bu doğru değil, tabanca bile attırmadım. Çünkü, attırsaydım o zaman baskın tarzında yapmak istediğim hücum muvaffak olamazdı. Zaten onun askerleriyle benim askerlerim değil, bizzat benim ve kumandanlarımın onlarla arasındaki mesafe ancak 15-20 hatve idi. Bu kadar yakın mesafede düşman hattına topçu endahtına imkân olmayacağı erbabınca malûmdur, bahusus gece vakti… Bir de Hamilton iki taburunun boğazlanıp haki helâke serildiğinden bahsediyor. Bu doğrudur. Fakat bizim 28 Temmuzda Conkbayırı’nda yaptığımız hücumla mağlûp ettiğimiz İngiliz kuvveti Arıburnu ve Damakçık bayırı arasındaki mıntakada bulunan tekmil kuvvetleridir. Bu meydanı harpte şan ve şeref kazandıklarından bahsettiği General Kayley, bütün erkânı harbiyesiyle beraber maktul düşen General Baldwin, tehlikeli surette yaralanan General Koper nerelere kumanda ediyorlardı, yalnız iki tabura mı?</strong></em></div>
<div><em><strong>Galip askerin, doğruyu söylemeyen mağlûp askere karşı esirgeyemediği tezyif tebessümü Paşada pek vazıhtı.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Maamafih, dedi, Sir Hamilton’un askerimizin hücumunu tasvirdeki maharetini pek takdir ederim. Doğrudur! Onun kullandığı tabirleri istimal ederek diyebiliriz ki bu muhaberede askerlerimiz İngilizler için o gün bir afet oldular. Önlerinde durmaya yeltenenleri haki helâke serdiler. Conkbayırı tepesinin zirvesini tamamen tarayıp temizlendikten sonra, yine Hamilton’un tâbiriyle söylüyorum, kovanından çıkan arı sürüleri gibi, güç halle yakalarını muhakkak bir ölümden sıyırabilen öteki kollar üzerine saldırdılar. “İngilizler için bu derece nevmidâne ve hunrizâne olan muharebenin tafsilâtı asla ve asla sahaifi evrak üzerine konamaz. Türkler birbiri ardınca meydanı kâru zare atıldılar. Ve ismullahı zikrederek hakikaten pek gazanferâne ve şirâne harbettiler” diyor. Bu hücumlara karşı duran İngiliz efradı, oldukları yerde telef oldular.</strong></em></div>
<div><em><strong>Ha, bir şey daha söylemeli. Hamilton askerimizin ma’reke meydanında yorulmuş oldukları, tükenmiş oldukları zehabında bulunuyor. Aldanmıştır zavallı. Bizim askerimiz hücum için vermiş olduğum emirde olduğu gibi, tayin ettiğim hatta durmalarına dair olan emrimi de aynı itaat ve gayretle tatbik etmekten başka bir şey yapmamışlardır. Bu muharebenin daha fazla tafsilâtını yine Hamilton’un raporunda okumak mümkündür. Onun için biz bu kadarla iktifa edebiliriz. Yalnız şunu diyeyim ki 29 Temmuzda vuku bulmuş olan Conkbayırı muharebesi Anafartalar muvafakiyetinin en şanlı safhasıdır.</strong></em></div>
<div><em><strong>Yaver Cevat Bey, bu muharebelerde askerimizin gayet şiddet ve gayretle hareket ettiklerine dair izahat verdi, misaller getirdi. Onlardan biri de şu ki kuvvei mâneviyesi yerinde olan, mafevklerinin fedakârlığına tamamen inanan askerde mevcut kuvvetli ruhu göstermek itibarıyla mühim buldum. Sıhhiye efradımız bir yerde istirahat ediyorlar ve yemek yiyorlarmış. Tam o esnada bir obüs yakınlarına düşmüş. Askerler bir müddet toz duman arasında kalmışlar. Sonra o sis sıyrılır sıyrılmaz görmüşler ki o askerler arka üstü yatmış kahkaha ile gülüyorlar, kendilerine zararı dokunmamış olan obüsle alay ediyorlar.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa dedi ki: 29. 30. 31 temmuzda, 1 ve 2 Ağustos’ta büyük mikyasta hadisat yoktur. Olanlar da sizi alâkadar etmez. 3 Ağustos muharebesi (Kireçtepe): Kireçtepe Anafartalar muharebe cephesinin sağ cenahında pek mühim bir mevzidir. Düşman 2 Ağustos günü akşam saat 6.30 sonrada bir liva kadar kuvvetiyle grubun sağ cenahına taarruz ve Kireçtepe’nin bazı aksamını zaptetmişti. Fakat aynı gece kıt’alarımız tarafından yapılan mukabil taarruzla Kireçtepe mevzii istirdat edildi. Düşman 3 Ağustos günü daha faik kuvvetlerle tekrar Kireçtepe’ye taarruz etti. Düşmanın pek ciddi olduğu anlaşılan bu taarruzuna karşı yakından ve bizzat ittihazı tedabir etmek üzre mezkûr cephe gerisinde Turşun köyündeki fırka karargâhına gittim. Kireçtepe muharebe meydanında kâfi miktarda kuvvetlerin seian toplanması lüzumu tezahür etmişti. Onun için istifadesi mümkün olan cüzütamları celbetmek suretiyle öğleye kadar 12 tabur cem’ine muvafak oldum. Celbolunan kuvvetler mütemadiyen muharebe hattına yürüyorlardı. En nihayet, erkânı harbiyemden icap edenlerle beraber bizzat ben de muharebe hattına yaklaşmak lüzumunu hissettim. Bulunduğum yerden muharebe hattına giden tek bir yol vardı. Bu yol mütemadiyen sahil yakınından geçiyor, düşmanın sahile yaklaşmış olan iki torpidosu tarafından mütemadiyen ateş altında bulunduruluyordu. Bu sebeple ileri hareket eden tekmil kıtaatın durmuş olduğunu gördüm. Havyandan indim, kolun başına ve mecburî tevakkuf olunan noktaya geldim. Filhakika oradan ileri geçmek mevtle kat’î olarak temas etmek demektir. Halbuki bugün bu kıt’aların ileri geçmesi lazımdı. Arkamdan ve birbirinden fasıla ile erkânı harbiye reisi ve yaverlerim geçtiler. Ondan sonra, tevakkuf eden kıtaat kumandanlarına “geçeceksiniz” dedim. Parça parça koşmak suretiyle arzu edilen kıt’alar geçirildi. Bu muharebenin neticesinde düşman hareketi akim bırakıldı, evvelkinden daha hâkim bir vaziyet alındı.</strong></em></div>
<div><em><strong>Yaver Cevat Bey o gün arkadaşlarına o tehlike içinde hizmet gören bir askeri anlattı: Kimsenin geçemediği ateş içinden kemali itidal ve tevekkülle yürüyerek ilerdeki arkadaşlarına yiyecek ve kuvvet taşıyan o fedakâr genci Paşa, yaverinin göğsündeki nişanla hemen orada taltif etmiş.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa dedi ki: 4 Ağustostan 6 Ağustosa geçeceğim. Hattâ isterseniz 8 Ağustos’a geçeceğim. O gün, yani 8 Ağustosta sabahtan itibaren düşmanın bir taraftan diğer tarafa asker sevketmekte ve gemilerden bazı kıt’alar çıkarmakta olduğu görülüyordu. Bununla beraber cephede sükûnet vardı. Öğleden evvel Küçük Anafartalar garbında bulunan kıt’alar nezdine gittim, tertibatta bazı tadilât yaptım. Karargâha avdetimde vaziyeti daha meşkûk görüyordum. Onun için, ihtiyatta bulundurduğum fırkalara derhal silâh başı etmelerini telefonla emrettim. Bu esnada idi ki gittikçe mütezayit top sesleriyle beraber düşmanın taarruza geçtiği anlaşıldı. Bu taarruz Küçük Anafarta köyünün sureti umumîyede garbında bulunan fırkalarımıza, Yusufçuk tepesi, İsmailoğu tepesi ve Azmak ile Kayacık ağılı arasındaki sahaya karşı idi. Taarruz olunun cepheye sevkolunabilecek kuvvetler Turşun köyü şimaligarbîsindeki 9’uncu fırka ile Sivli köyü civarında bulunan 6’ncı fırka ve 8’inci ve 4’üncü fırkaların ihtiyat kuvvetleri idi. 9’uncu fırka evvelâ tahrik olundu. 7’inci fırkayı Süliecek ve İsmailoğlu tepesi mıntakalarında takviye etmesini, diğer bir fırkanın Küçük Anafarta üzerine yürümesini, diğer fırkalara, düşmanın topçuları ile taarruz etmekte olduğu istikametleri ateş altına almalarını, hulâsa bütün cephede icap eden tedbirlerin alınmasını emrettim. Ancak, düşmanın hücum ettiği cepheye gönderdiğim ihtiyat kuvvetleri muvasalat edebilmek için zaman geçecekti. O zamanı kazanmak lâzım geliyordu. Elimde bir süvari livası da vardı. Bu süvari kıt’asının mevcudiyeti bende şöyle bir hatıra uyandırdı:</strong></em></div>
<div><em><strong>Fransızlar Seddülbahir cephesinde piyadelerinin hücum hatları önünde bir süvari kıt’asını, yayılmış olduğu halde bizim hattımıza saldırtmışlardı. Bu Fransız süvarilerinin ateş karşısında bi-muhaba ölüme koşmaları hoşuma gitmişti. Bu hareketi cidden şövalöresk bulmuştum. Piyadenin önünde bir perde yapıyorlar, ve ötesi yok işte, ölüme kucak açıyorlar, arkalarındaki piyadeyi korumak için kendilerini feda ediyorlardı. Bu ne tasvir edilecek cesaret ve fedâkarlık levhasıdır!</strong></em></div>
<div><em><strong>Binaenaleyh derhal bizim süvari alayı kumandanı beyi yanıma çağırdım. İsmailoğlu tepesine taarruz eden düşmanı aynı tarzda bir hareketle tevkif etmesini kendisine emrettim. Pek kıymetli bir süvari kumandanı olan bu arkadaşımız bütün cesareti necibesini bu münasebetle izhar etti. Bana arzu ettiğim zamanı kazandırdı. Düşmanın deniz ve kara topçuları İsmailoğlu tepesi ile Azmak deresinin şimal ve cenubundaki mevzilerimizi şiddetle bombarduman ediyordu. Henüz natamam olan siperlerimiz barınılmaz bir hâle geliyordu. Bilhassa, Yusufçuk tepesine düşman bataryaları ateşlerini temerküz ettirmişlerdi. Düşman bütün cephe üzerine piyadesiyle de taarruz ediyordu. Topçularımızın, piyadelerimizin kemali metanetle icra ettikleri ateş sayesinde bütün bu cephelerdeki düşmanın ilk taarruzu telefat ile püskürtüldü. Öğleden sonra 4 ile, 4.50 raddelerinde tahminen bir fırka kadar düşman kuvvetinin birbirini müteakip birkaç kademe olan Lâletepeden ilerlemekte olduğu görüldü. Bu düşman kuvvetleri Mestantepe ve Kayacıkağılı’na doğru yanaşıncaya kadar pek çok telefat verdi. Ve birçok defa tevakkufa mecbur oldu. Bazı aksamı darma dağınık bir hâle geldi. Fakat herhalde ilk taarruza yapan düşman kıt’atı takviye olundu. Ve ikinci defa olarak tekrar taarruza kalktı. Bu defa da Yusufçuk tepesine karşı vaki olan hücum defedildi. Yalnız bir jandarma bölüğümüzün geriye çekilmesi üzerine orası derhal takviye olunarak bir süngü hücumu ile düşman o noktadan da atıldı. Düşman saat 6 sonraya doğru taarruzunu faik kuvvetlerle ve efradı İngiliz asılzadelerinden mürekkep ikinci süvari yaya fırkası ile üçüncü defa olarak tekrar Yusufçuk tepesine girdi. Tarafımızdan birinci hatlar takviye olunarak icra ettiğimiz taarruza düşmanı o tepeden attık. Hakimiyet bizde kaldı. Düşmanın Azmak cenubunda yaptığı taarruzlar da püskürtüldü. Bu suretle 8 ağustosta düşmanın lâakal biri taze olmak üzre üç fırka ile yaptığı taarruz neticesinde on beş yirmi bin kadar zayiatı oldu.</strong></em></div>
<div><em><strong>Düşmanın maksadı bence Kayacıkağılı, İsmailoğlu ve Yusufçuk tepelerini zaptederek cephemizi yarmaktı. Ve bu hat dahilinde şarka ilerleyecekti. Filhakika pek büyük azim ve inat ile müteaddit taarruzlar yaptı. Kıt’alarımızın ve başlarında bulunan kumandanlarla zabitlerimizin metanetleri, fedakârlıkları sayesinde düşmanın hücumları göğüs göğüse, süngü süngüye karşılanarak imha edildi. Neticei muvaffakiyet de bizde kaldı.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa, General Hamilton’un raporunda, aynı güne tesadüf eden vakayii hikâye eden sahifeleri yüksek sesle okudu ve bana dedi ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>-Görüyor musunuz, işte o da bu mağlûbiyete kabul ediyor. Yalnız tasavvur etmediği müşkülâtı bu mağlubiyeti sebep gösteriyor. Halbuki benim ve kıt’alarımın içinde bulunduğumuz müşkülât, muhakkak ki onlarınkinden daha az değildi. Ve kendi ifadesine nazaran “üç fırkadan da fazla olduğu anlaşılan ve bahusus damarlarında bir damla İngiliz kanı cevelân eden her bir ferdi iftiharından lerzedar eyleyecek derecede ulvî bir manzara” arzettiğini söylediği İngiliz asılzadeler fırkasını mağlûp etmek için benim kullandığım kuvvetlerin miktarını Hamilton tarihi harpte okuyacağı zaman Türk askerlerini, Türk zabit ve kumandanlarını herhalde bu İngiliz fırkasının ulviyetinden daha âli bulacaktır. Bundan eminim. Sir Hamilton mezkûr fırka efradı için diyor ki: “Bu derece güzide efrada zamanı hazır muharebatında pek ender tesadüf olunur”. Bunu böyle kabul edersek o halde bizim 34’üncü ve 64’üncü alaylarımızın -ki onları mağlûp etmiştir- efradına dünyanın hiçbir ordusunda tesadüf etmek ihtimali olmadığı itiraf olunmalıdır. Yalnız Sir Hamilton’u parlak gayesine muvaffak olmaktan men’ettikleri için İngiliz kumandanın “Türkler ikinci yaya süvari fırkasının, kendilerinin gırtlaklarına yapışıp bir haddi tedip yemekten kendilerini kurtardıkları için pek talihli imişler” sözünü pek bayağı bulurum. Ve buna mukabil şu cümleyi kullanmaya kendimi mezun addederim. İngiltere’nin baisi iftiharı olan ikinci Mavend yaya süvari fırkası efradının temiz kanlı ve mert Türk kahramanları karşısında dayanamadıkları bence bizim için daha şayanı iftihardır. Hakikaten Türkler takati beşerin fevkinde bir kudret göstermişlerdir.</strong></em></div>
<div><em><strong>Şimdi gelelim 13 Ağustos muharebesine. Anlıyorsunuz ki sekizden on dörde kadar olan günlerin hadisatından bahse lüzum görmüyorum.</strong></em></div>
<div><em><strong>14 Ağustos Kayacıkağılı muharebesi: O gün düşman kesif topçu ateşiyle Kayacıkağılı cephesinde bulunan fırkamızı ateş altına alarak oradaki siperlerimizi döğmeye başlamış. Bu ateş öğleden sonra saat dörde büsbütün kesbi şiddet etmiş. Buna gemi topçuları da iştirak etmekte imiş. Mustafa Kemal Bey, düşmanın o cepheye bir taarruz hazırlamakta olduğuna kat’î bir surette hükmetmiş. Oradaki fırka kumandanına, böyle bir taarruza mukabele maksadıyla hazırlanması için icap eden emri vermiş. Aynı zamanda mümkün olan tekmil topçularına da o istikamette ateş açtırmış. İhtiyat fırkalarından birine de hazırlık emri verilmişti. Filhakika düşman mezkûr cepheye taarruz etmiş.</strong></em></div>
<div><em><strong>Mustafa Kemal Bey, oradaki fırka kumandanından vazıh haber alamadığı için, kendisine telefonla şu emri veriyor:</strong></em></div>
<div><em><strong>“İlerideki kuvvetleri kullanacak kimsenin orada bulunmadığını anlayarak meteessir oluyorum. Her halde birinci hatlar teksif edilmeli. Düşmanın hücumu halinde derakap süngü ile karşılanacak surette ihtiyat taburları birinci hatta takrip edilmeli. Bunun böyle yapıldığından ben emin olmalıyım. Rica ederim icraatınızı hemen bildiriniz.”</strong></em></div>
<div><em><strong>Aynı zamanda demin bahsettiği ihtiyat fırkasını da o cepheye hareket ettirmiş. Erkânı harbiyesinden Pertev Bey’i de haber zabiti olarak oraya göndermiş. Almakta olduğu haberler natamammış. Bununla beraber düşmanın siperlerimize girmiş olduğuna kanaat getirmiş.</strong></em></div>
<div><em><strong>“Fırka kumandanının verdiği haberlerle vaziyet tenevvür etmiyordu. O kadar ki bu fırka kumandanına muğber oluyordum. Saat 6.15 sonrada da kendisine bu emri verdim” dedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Mümkünse lütfen okur musunuz?</strong></em></div>
<div><em><strong>-Ben şu habere intizar ediyorum: Siperlerimize giren düşman mahvedilmiş, düşman siperlerine askerlerimiz girmiştir. Bundan başka hiçbir haber bence haizi ehemmiyet değildir. İşte bu emri verdim.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Netice ne oldu efendim?</strong></em></div>
<div><em><strong>-Bu emirden sonra gelen raporlarda da vuzuh yoktu. Bunlarda, hareketin iyice hava karardıktan sonraya talikine müsaade etmem talebinde bulunuyordu. Bunun üzerine yeni bir emrimde dedim ki: “Düşmanın tardı için gecenin hulûlünü bekleyerek bir an bile kaybetmek kat’îyyen caiz değildir. Düşman da karanlıktan bilistifade fazla takviye kıt’aları alır. Faalâne hareket ederek düşmanı hemen tardetmeniz matluptur. Gönderdiğim takviye kıtaatı ile irtibat peyda ediniz. Onları cephe gerisine yaklaştırınız ve bana bildiriniz.”</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu fırka cephesinde o gün ve bütün gece sabaha kadar müteaddit defalar kanlı boğuşmalar olmuş. Neticede düşman maksadını elde etmekten mahrum kalmış. Bundan başka bizim için pek parlak bir muvaffakiyet denecek derecede de fazla zayiata uğramış.</strong></em></div>
<div><em><strong>14/15 gece yarısından sonra düşman Mestan tepeden Yusufçuk tepesine taarruza teşebbüs etmişse de piyade ateşlerimizle bu da bertaraf edilmiş.</strong></em></div>
<div><em><strong>Paşa dedi ki:</strong></em></div>
<div><em><strong>-İşte bu Kayacıkağılı muhaberesinden sonra nihayete kadar artık ciddî hiçbir muhabere vukubulmamıştır. Bu uzun müddet zarfında gerek biz gerekse düşman tahkimat ve tertibatla iştigal ettik. Bütün tafsil ettiğimiz bu muhaberelerde düşman pek büyük zayiata duçar olduğu ve bizim tahtı hakimiyetimizde kalmaktan kurtulamadığı için bütün ümitleri kırıldı. Ben 27 teşrinisanide rahatsızlandım.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Demek her gün sarsıp emellerinden uzaklaştırdığınız düşmanınızın kaçtığını görmediniz.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Hayır! Fevzi Paşa. Haz. ni (Mareşal Fevzi Çakmak) yerime tevkil ettim. İstanbul’a geldim.</strong></em></div>
<div><em><strong>-Firar haberini nereden aldınız efendim?</strong></em></div>
<div><em><strong>-Zannederim on gün sonra, İngilizlerle Fransızların topraklarımızdan kaçtığını İstanbul’da işittik. Bilâhare erkânı harbiye reisimin buna dair verdiği rapora istinaden İngilizlerin bu hareketini izah için, başka kelime aramaya lüzum görmüyorum. Bu tabirin bütün vüs’ati mânasıyla kaçtılar, kaçtılar diyeceğim. Bu, kendilerince muvaffakiyetli bir kaçıştır, dedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>Ve gülümsedi.</strong></em></div>
<div><em><strong>Bu kadar zaman bana şu hulâsaları vermek için yorulan kıymettar zata teşekkürler ettim. Ve askerlik hayatına İstanbul’dan Yafa’ya sürülmekle başlayan, Hareket Ordusu gibi, Trablusgarp ve Balkan muharebeleri gibi memleketin en tehlikeli zamanlarında can verircesine vazife başına atılan bu kahramanın elini sıktım. İçimde ona karşı derin bir hürmet, bir İstanbul çocuğu ruhu ile derin bir şükran olduğu halde yanından ayrıldım.</strong></em></div>
<div><em><strong>                                                                      </strong></em></div>
<div><em><strong> Şişli  28 Mart – Sene 1334 (1918)</strong></em>"</div>
<div></div>
<div></div>
<div> </div>
<div>[1] Necat Birinci, Ruşen Eşref’in Mülâkatlarına Göre Mustafa Kemal Paşa, <strong>Türk Dili</strong>, Nr. 395-396 Kasım-Aralık 1984. </div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Edebiyat nedir?</title>
<link>https://fikirizleri.com/edebiyat-nedir-1335</link>
<guid>https://fikirizleri.com/edebiyat-nedir-1335</guid>
<description><![CDATA[ “Düşünce, duygu, olay ve imgelerin insanlarda estetik duygular uyandıracak bir biçimde, dil aracılığıyla, söz ve yazıyla anlatımını amaç edinen sanat.” gibi bir tanım yapacaksınız, biliyorum. Ama ben sizden ezberlenmiş ya da kalıplaşmış tanımlar değil, ben sizden kendinize sormanızı istiyorum. Edebiyatın kaynağı duygularınıza bir kulak verin istiyorum. Bir kapatın gözlerinizi. Şu soruyu kendinize sorduğunuzda hissettiğiniz şey ne? Anlatın. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e16862a42dc.webp" length="20344" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 25 Jun 2025 23:23:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kaan Turhal</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Koskoca bir evren içinde süzülüp gidiyoruz. Büyümeye devam eden bir evrenin içinde biz gittikçe küçülüyoruz. Derler ya kum tanesi kadar diye. Bu hikâyenin sonu yok olmaktır belki de.</p>
<p>Biz insanoğlunun var olduğu zamandan bugüne dek bitmek bilmeyen hatta bitmeyecek olan nice mücadeleleri sürüp gitmiştir zaman boyunca. Peki mücadele neye karşıydı?</p>
<p>Zamana karşı. Büyüyen ve devleşen evrene karşı. Onu karşısında aciz ve küçük kılan birçok nedene karşı.</p>
<p>İnsan zamana karşı zamanı durduracak ya da zaman geçse dahi üstünden hep var olduğu zamanda kalacak bir şeyler üretmek istedi. Onu küçülten etkilere karşı onu devleştirecek bir yoldaş aradı kendine.</p>
<p>Peki neydi onlar? Neydi kaybolmayacak olan? Neydi büyütecek olan?</p>
<p>Duygular…. İletişimin ve tüm ilişkilerin doğmasını sağlayacak en gerekli öge.</p>
<p>Somut dünyaya karşı soyut bir dünya çok daha güçlü bir boyuttu insanoğlu için. Onu kullanmak gerekirdi.</p>
<p>Ama nasıl?</p>
<p>Duygunun en sadık yâri dildir. Çünkü duygu anlaşılmak ister. Çünkü duygu anlatılmak ister. Duygu aktarılmak ister adı her ne olursa olsun.</p>
<p>Kendine yepyeni ve somut dünyadan uzak çok daha büyük bir dünya kurmak isteyen insanoğlu için son bir şeye ihtiyaç kalmıştı artık.</p>
<p>Duygu ve dil arasında kuracağı köprü.</p>
<p>İnsanlığın dünyasına açılan kapı.</p>
<p>Edebiyat….</p>
<p></p>
<p><strong>Peki nedir edebiyat?</strong></p>
<p></p>
<p>“Düşünce, duygu, olay ve imgelerin insanlarda estetik duygular uyandıracak bir biçimde, dil aracılığıyla, söz ve yazıyla anlatımını amaç edinen sanat.” gibi bir tanım yapacaksınız, biliyorum. Ama ben sizden ezberlenmiş ya da kalıplaşmış tanımlar değil, ben sizden kendinize sormanızı istiyorum. Edebiyatın kaynağı duygularınıza bir kulak verin istiyorum. Bir kapatın gözlerinizi. Şu soruyu kendinize sorduğunuzda hissettiğiniz şey ne? Anlatın.</p>
<p>Nedir edebiyat?</p>
<p>Sonbahar sabahında hafif turuncu güneş ışığının altında kurumuş yaprakların hışırtısı olabilir mi mesela?</p>
<p>Ya da yaz gecesi serinliğinin yüzünüze vuran huzuru.</p>
<p>Yalnızlıkla kol kola gezmek bir cadde ıssızlığında.</p>
<p>Bir ağustos böceği ezgisi mesela.</p>
<p>Köy evinin tüten bacası.</p>
<p>Çocukluğumuza götüren tarhana kokusu.</p>
<p>Bir kedinin mırıltısı.</p>
<p>Bir gül dokusu.</p>
<p>Bir turunç rengi.</p>
<p>İnce…</p>
<p>Çok ince, çok naif, çok kırılgan…</p>
<p>Edebiyat kelimesi Arapça “edep” kökünden türetilmiştir. Edep özünde incitmeyen demektir.</p>
<p>İncitmeyen her yerde nasıl huzurlu oluruz değil mi? Nasıl güvende hissederiz kendimizi bir anne kolunda duyulan şefkat gibi.</p>
<p>Koruyan ve kollayan bir liman gibi.</p>
<p>Gökte güneş de olsa, denizde fırtına da olsa seni kabul eden bir liman gibi.</p>
<p>İşte özünde budur edebiyat. Hayatın her anında hissettiğimiz, yaşadığımız, ağladığımız, güldüğümüz, düştüğümüz, kalktığımız, anladığımız ve en önemlisi anlattığımız her şey. Yaşamın özüdür edebiyat…</p>
<p>Mühim olan anlatabilmekte. Şekli ne olursa olsun kırmadan, incitmeden anlatabilmekte.</p>
<p>Süslü ya da sade; size göre gerekli ya da değil; sözlü ya da yazılı bir şekilde duygu ve düşünceleri ifade etmenin adı literatürde “edebiyat yapmak” diye geçse de biz buna gönülde yepyeni bir dünya kurmak diyoruz.</p>
<p>Kendinize bir dünya kurmaktan vazgeçmeyin.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Düşünce ve hafızanın evrensel mücadelesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/dusunce-ve-hafizanin-evrensel-mucadelesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dusunce-ve-hafizanin-evrensel-mucadelesi</guid>
<description><![CDATA[ Edebi açıdan bize empoze edilen kasvetin aksine kargalar ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_68465be0dc400.webp" length="28676" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 06:58:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hazal Y. Keskin</dc:creator>
<media:keywords>Karga, mitoloji, edebi imgeler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Odin'in İki Kargası: Düşünce ve Hafızanın Evrensel Mücadelesi</p>
<p></p>
<p>Odin’in iki kargası, mitolojik bir figür olarak yalnızca İskandinav kültüründe değil, dünya genelinde düşünce ve hafızanın sembollerinden biri olmuştur. Bu kargaların isimleri Huginn (düşünce) ve Muninn (hafıza) olup, her ikisi de Odin’e her gün dünyadan bilgi getiren önemli varlıklardır. Düşünce ve hafıza, insanın ruhsal ve zihinsel yapısını şekillendiren temel unsurlar olup, bu unsurlar arasındaki ilişki, insanlık tarihinin en önemli temalarından birini oluşturmuştur. Bu yazıda, Odin’in kargalarının sembolik anlamlarının ötesinde, düşünce ve hafıza arasındaki mücadelenin insan yaşamına etkilerini ele alacak ve bu iki kavramın birbirine nasıl bağlı olduğunu tartışacağız.</p>
<p></p>
<p>Düşünce ve Hafıza: Birbirini Tamamlayan İki Unsur</p>
<p></p>
<p>Düşünceler, insan zihninin karmaşık yapısının temel taşlarıdır. Ancak düşünceler içinde boğulmak, insanı sosyallikten uzaklaştırarak, bir anlamda otistik evreye sürükleyebilir. Kişi, sürekli olarak zihinsel bir çalkantının içinde sıkışıp kalabilir ve çevresiyle olan ilişkisi zayıflayabilir. Bunun tam zıddı olarak hafıza, yaşanan olayları, duyulan kelimeleri ve deneyimleri depolar ve bu anılar, insanın yaşamını şekillendirir. Hafızaya alınan her kelime ve olay, bireyin yaşamına yansıyan anlamlarla doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda, düşünce ve hafıza arasındaki denge, bireyin içsel huzuru ve dış dünyayla ilişkisi açısından oldukça kritik bir rol oynamaktadır.</p>
<p></p>
<p>Odin’in kargaları, düşünce ve hafızanın birer temsilcisi olarak, birbirleriyle sürekli bir mücadele halindedir. Bu mücadele, insanın zihinsel dünyasında bir denge kurma çabası olarak görülebilir. Ancak, bu iki unsurun yalnızca bir mücadele değil, aynı zamanda bir mübadele ve değer saklama aracı olarak da işlev görebileceğini düşünmek mümkündür. Düşünceler sürekli değişir ve evrilirken, hafıza geçmişi korur ve bu geçmiş, insanın şimdiki zamanını şekillendirir. Eğer düşünce ve hafıza arasında bir değişim ve değer saklama anlayışı geliştirilebilirse, insan, daha sağlıklı bir zihinsel yapıya sahip olabilir.</p>
<p></p>
<p>Kargalar ve İnsan Doğası: Kin ve Kasvetin İmgeleri</p>
<p></p>
<p>Geçmişten günümüze kadar, kargalar genellikle kinci, karanlık ve kasvetli imgelerle ilişkilendirilmiştir. Mitolojilerde ve halk inançlarında, kargalar genellikle kötü haberlerin taşıyıcısı, ölümün simgesi ya da kasvetli bir atmosferin belirtisi olarak karşımıza çıkar. Ancak bu mitolojik anlayış, kargaların doğasına dair yanlış bir algıdan beslenmektedir. İnsan, çoğu zaman mitlerinden ve inançlarından beslenerek, kargaları olumsuz imgelerle özdeşleştirmiştir. Oysa kargalar, zeki ve dikkatli hayvanlardır. İnsanları ve çevrelerini çok iyi tanırlar, analiz ederler. Kargalar, zeka açısından oldukça gelişmiş varlıklardır ve bir düşüş ya da zaafiyet durumunda dahi, kasvetten ziyade çözüm arayışındadırlar.</p>
<p></p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, kargaların insanların sahip olduğu zaaflara ve kırılganlıklara değil, onların potansiyeline odaklanmış olmalarıdır. Kargaların insanları tanıması, sadece onların zayıflıklarına dair gözlemler yapmakla sınırlı değildir. Aksine, kargalar insanları çözüm arayan, zeki varlıklar olarak görürler. Bu bağlamda, kargaların yaşamlarımıza dair sunduğu dersler, sadece olumsuz imgelerle sınırlı değildir. Aksine, kargalar bizlere, yaşamın derinliklerine inmeyi, düşünceleri ve hafızayı doğru bir şekilde yönetmeyi öğretebilir.</p>
<p></p>
<p>Bilimsel Perspektif: Kargaların Zekası</p>
<p></p>
<p>Kargalar, bilimsel açıdan oldukça ilginç ve zeki kuşlar olarak bilinirler. Yapılan araştırmalar, kargaların problem çözme yeteneklerinin oldukça gelişmiş olduğunu göstermektedir. Özellikle, araç kullanımı, karmaşık görevleri yerine getirme ve hatta kendi yansımasını tanıma gibi beceriler, kargaların yüksek zekalarını gösterir. Birçok bilim insanı, kargaların düşünme süreçlerinin insanlara benzer şekilde işlediğini ve hatta bazı durumlarda insan zekasına yakın seviyelere çıkabildiklerini belirtmektedir. Kargaların bu zekâları, onlara çevrelerini analiz etme ve hayatta kalmak için stratejiler geliştirme yeteneği kazandırmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Kargaların zekâsı üzerine yapılan deneylerden biri, kargaların çeşitli araçları kullanarak ulaşılması zor yiyecekleri alabilmeleridir. Bu tür davranışlar, kargaların sadece içgüdülerine dayalı hareket etmekle kalmayıp, aynı zamanda mantıklı ve yaratıcı çözümler üretebildiklerini ortaya koymaktadır. Bu özellikleri, kargaların insanlara benzer şekilde düşünce ve hafıza unsurlarını kullanarak yaşamlarını sürdürebildiklerini ve hayatta kalma stratejileri geliştirebildiklerini gösterir.</p>
<p></p>
<p>Kur'an'dan Karga İmgesi: İnsanlara İbret</p>
<p></p>
<p>Kur'an’da karga, özellikle "Mâide Suresi"nin 31. ayetinde, insanlara ibret vermek amacıyla kullanılmıştır. Ayette, Habil ile Kabil’in hikâyesi anlatılmakta, Kabil'in kardeşi Habil’i öldürmesinin ardından, bir karga, Kabil’e cesedin nasıl gömüleceğini öğretmek için gelir. Ayet şu şekildedir:</p>
<p></p>
<p>"Bunun üzerine bir karga gönderdi ki, yerde bir şeyler karıştırarak, cesedi nasıl gömeceğini Kabil’e göstersin. Kabil, 'Vay başıma gelenlere!' dedi, 'Bir karga gibi olamadım da kardeşimin cesedini gömecek bir yer bulamadım.' Bunun üzerine pişman olup tövbe etti." (Mâide, 5/31)</p>
<p></p>
<p>Bu ayette karga, yalnızca bir hayvan değil, aynı zamanda insanlara düşünme ve öğrenme yoluyla ibret alma öğüdü veren bir figür olarak yer alır. Karga, Kabil’in sahip olduğu zaaflara değil, onun gelişmesi için bir rehber olur. Bu, karganın zekâsının insan hayatındaki öğretici yönünü vurgulayan bir örnektir.</p>
<p></p>
<p>Sonuç: Kargalardan Alınacak Dersler</p>
<p></p>
<p>Odin’in iki kargası, düşünce ve hafızanın sürekli bir etkileşim halinde olduğunu ve bu iki unsur arasındaki dengenin insan hayatındaki önemini simgeler. Ancak kargaların sadece karanlık ve kasvetli imgelerle özdeşleştirilmesi, onların gerçek doğasını anlamaktan uzak bir yaklaşımdır. Kargalar, zeka ve gözlem yetenekleriyle, insanlara birçok değerli ders verebilecek varlıklardır. Onlar, yalnızca karanlık bir atmosferin habercisi değil, aynı zamanda insanları tanıyan ve onlara çözüm önerileri sunan akıllı varlıklardır. Kargaların yaşamları ve davranışları, insanlara düşündürmeyi, hafızalarını doğru kullanmayı ve düşünsel bir denge kurmayı öğretebilir. Kur’an’daki ibretlik örnek ve bilimsel araştırmalar da kargaların zekâsını ve insan hayatındaki öğretici rollerini pekiştirmektedir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Özgürlük maskesi ile sunulan dönüşüm</title>
<link>https://fikirizleri.com/ozgurluk-maskesi-ile-sunulan-doenusum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ozgurluk-maskesi-ile-sunulan-doenusum</guid>
<description><![CDATA[ Eşitlik terazisi eğildiğinde, adalet herkes için kaybolur.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_68465961da33e.webp" length="38466" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 06:48:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hazal Y. Keskin</dc:creator>
<media:keywords>Feminizm, iç çelişkiler, eşitlik şiddeti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ÖZGÜRLÜK MASKESİ İLE SUNULAN DÖNÜŞÜM </p>
<p>Feminizm, başlangıçta kadın haklarını savunma amacıyla doğmuş olsa da, zamanla bu amacından saparak toplumsal yapıyı hedef alan ideolojik bir aygıta dönüşmüştür. Bugün feminizm, yalnızca bir hak arayışı değil, toplumu kutuplaştıran ve cinsiyet temelli çatışmaları körükleyen bir şiddet aracı haline gelmiştir. Eşitlik adı altında erkekliği baskılayan bu ideoloji, kadın ve erkek arasındaki doğal farkları reddederek insan doğasına karşı bir duruş sergilemektedir.</p>
<p></p>
<p>Modern feminist hareket, özellikle “toksik erkeklik” gibi kavramlarla erkekliği sistematik biçimde şeytanlaştırmakta, kadınlığı ise sadece mağduriyet kimliği üzerinden tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, kadın-erkek ilişkilerinde düşmanlığı teşvik etmekte; bireyleri cinsiyetlerinden ötürü suçlu veya mazlum ilan etmektedir. Bu, toplumsal şiddetin yeni ve kamufle edilmiş bir biçimidir.</p>
<p></p>
<p>Feminist ideoloji, aynı zamanda cinsiyetsizleştirme sürecini meşrulaştırarak çocukların ve gençlerin kimlik gelişimini tehdit eder hale gelmiştir. Aile, annelik, babalık gibi geleneksel roller küçümsenmekte, bireyler aidiyet duygusundan uzaklaştırılarak yalnızlaştırılmaktadır. Özellikle eğitim ve medya yoluyla yayılan bu zihniyet, doğal cinsiyet rollerini yok sayan “nötr insan” modelini dayatmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Bu süreçte aile kurumu da hedef alınmış, evlilik patriyarkal baskının sembolü olarak sunulmuştur. Kadınların özgürleşmesi söylemiyle yalnızlaşmaları yüceltilmiş, çocuklar ise parçalanmış aile ortamında sağlıksız biçimde büyümeye mahkûm edilmiştir. Toplumsal dengenin temeli olan kadın-erkek iş birliği, feminist ideoloji tarafından bilinçli şekilde yıkıma uğratılmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak feminizm, eşitliği sağlama iddiasıyla çıktığı yolda bugün cinsiyetler arası uçurumu derinleştiren, bireyleri kimliksizleştiren ve toplumsal düzeni bozan bir yapı haline gelmiştir. Feminizm, özgürlük maskesiyle sunulan ancak temelde insan doğasını hedef alan bir dönüşüm aracıdır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Medeniyet Kendimizdir</title>
<link>https://fikirizleri.com/medeniyet-kendimizdir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/medeniyet-kendimizdir</guid>
<description><![CDATA[ Ne aradığın Batı’dadır ne unuttuğun Doğu’da... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_6845c72b624e7.webp" length="61610" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 08 Jun 2025 20:25:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hazal Y. Keskin</dc:creator>
<media:keywords>Medeniyet, Batı&#039;nın ilüzyonu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MEDENİYET KENDİMİZDİR: BATILILAŞMA İLLÜZYONU VE KÜLTÜREL YADIRGAMA</p>
<p>Türk milleti, binlerce yıllık tarihinin her safhasında yalnızca devlet kurmakla kalmamış, aynı zamanda adalet, estetik, ilim ve ahlak temelli bir medeniyet inşa etmiştir. Bu medeniyet, ne yalnızca Orta Asya'nın bozkırlarında, ne yalnızca Anadolu’nun bereketli topraklarında kalmış; Balkanlardan Afrika içlerine, Kafkasya’dan Hint Okyanusu’na kadar yayılan bir ruhun, bir sistemin, bir dünya görüşünün adıdır. Bugün adına “medeniyet” denilen Batı merkezli modernleşme modeli, Türk milletine ne ruhen ne de kültürel derinlik bakımından bir üst değer sunamamıştır. Asıl medeniyet bizdik, lakin başkasının gölgesinde büyümeye çalışırken kendi gövdemizi görmezden geldik.</p>
<p>Batılılaşma, özellikle Tanzimat’tan itibaren bir mecburiyet gibi takdim edilmiş; ilerleme, kalkınma ve “çağdaşlık” Batı ile özdeşleştirilmiştir. Oysa Batı, ilerlemeyi maddi düzlemde gerçekleştirmiş olabilir; lakin bu ilerleme, insanı makineleştiren, değerleri metalaştıran, manayı yok sayan bir gidişattır. Türk-İslam medeniyeti ise ilimle hikmeti, adaletle merhameti, akılla kalbi dengelemiş bir yüksek irfanı temsil eder. Bugün “medeniyet” dediğimiz şeyin tanımını yeniden düşünmek gerekmektedir: Zira medeniyet, yalnızca teknolojik üstünlük değil; insanı insan yapan değerlerin sistemleşmiş hâlidir.</p>
<p>Cumhuriyet devrimlerinin çoğu, bu bağlamda haklı bir modernleşme hamlesi gibi görünse de, özü itibariyle taklitçidir. Kendi tarihinden, kültüründen, inanç sisteminden beslenmeyen her dönüşüm, köksüzlük üretir. Kıyafet devrimiyle dış görünüşümüzü Avrupalılaştırdık ama ruhumuzu giydiremedik. Harf devrimiyle okuma oranını artırmayı amaçladık, lakin geçmişin mirasını bir gecede sessizliğe mahkûm ettik. Müzik inkılabıyla ezgimizi değiştirdik ama gönlümüzü susturduk. Bu hamlelerin ortak noktası, Batı'yı mutlak ilerlemenin kaynağı sayarak, kendi benliğimizi geri ve geçersiz ilan etmemizdi.</p>
<p>Oysa asıl medeniyet, yüzümüzü Batı’ya dönmekte değil, özümüzü hatırlamakta gizlidir. Mevlana’nın hoşgörüsünde, Yunus’un dilinde, Hacı Bektaş’ın hikmetinde ve Osmanlı’nın adaletinde hayat bulan bir büyük yürüyüştür bu. Bu yürüyüşü reddedip başka medeniyetlerin tüketici birer taklitçisi olmak, millet olmanın anlamını da silikleştirir. Millet, yalnızca sınırlarla değil, kültürle, inançla, hatıralarla ve gelecek tasavvuruyla bir bütündür. Bu bütünü Batı kalıplarıyla biçimlendirmeye çalışmak, ruhu dar bir kalıba hapsetmektir.</p>
<p>Bugün yaşadığımız kimlik bunalımı, aslında bize ait olmayan bir medeniyet çizgisini kendi benliğimize dayatmanın sonucudur. Ne tam Batılı olabildik, ne de tam manasıyla kendi öz değerlerimize dönebildik. Arada sıkışmış, ne doğuya ne batıya tam ait hissedebilen bir kimlik şekli ortaya çıktı. Oysa asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, kendi medeniyetimizi yeniden anlamlandırmak ve bunu çağın ruhuyla harmanlayacak özgün bir model ortaya koymaktır.</p>
<p>Sonuç olarak, Türk milletinin önünde iki yol vardır: Ya başkasının medeniyetini kopyalayarak kültürel intihara sürüklenecek ya da kendi tarihini, inancını, kültürünü yeniden anlamlandırarak, asıl medeniyetin kendisi olduğunu idrak edecektir. Zira medeniyet, geçmişin mirası değil, bugünün şuuruyla geleceğe taşınan bir hakikattir. Bu hakikat ise bize ait olduğu sürece sahici, özgür ve onurlu olacaktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kültürel Boykot</title>
<link>https://fikirizleri.com/kulturel-boykot</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kulturel-boykot</guid>
<description><![CDATA[ “Bir halkın kültürünü elinden almak, sesini kısmaktan beterdir; çünkü sessizlik geçicidir, ama köksüzlük kalıcıdır.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202506/image_870x580_6845af9937419.webp" length="64462" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 08 Jun 2025 18:46:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hazal Y. Keskin</dc:creator>
<media:keywords>Boykot, kültür, insansızlaşma</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kültürel Boykotun Gerekliliği: Zihinsel İşgalden Ruhsal İstiklale</p>
<p>Savaş artık toprağa değil, insanın kalbine ve zihnine yönelmiştir. Kitle imha silahları yerini dijital ekranlara, görsel manipülasyonlara ve kültürel ithallere bırakmıştır. Bu savaş, gövdeye değil, gönle saplanan bir hançerdir. Ve ne acıdır ki bu hançerin farkına varmak, kurban için çoğu zaman imkânsız hâle gelmiştir. Bugünün istilası sessizdir; ancak etkisi bir kurşun kadar ölümcül, bir sömürge kadar kalıcıdır. Bu sebeple kültürel boykot, sadece ahlâkî ya da toplumsal bir tercih değil, aynı zamanda dinî bir vecibedir.</p>
<p>İslam, insanın zihnini ve kalbini inşa etmeyi esas alır. Kur’an’da, “Onların çoğu zanna uyarlar. Oysa zan, hakikat adına hiçbir şey ifade etmez.” (Yûnus, 36) buyrularak; bilginin, idrakin ve sorgulamanın ne denli hayati olduğu vurgulanır. Bugün küresel medya ve popüler kültür, zanla bezeli sanal hakikatler üretmekte ve özellikle genç dimağları bu gerçeklik algısı içinde kendi değerlerinden uzaklaştırmaktadır. Bu durum, bireyin fıtratına müdahaledir. Zira fıtrat üzere yaratılan insan, yabancı değerlerle donatıldığında ruhen parçalanmaya başlar.</p>
<p>Kültürel boykot, bir öfke refleksi değil; bilinçli bir hicrettir. Bu, Hz. İbrahim’in putları kırarken gösterdiği bilinçle eşdeğerdir. Bugünün putları ekranlarda, reklamlarda, moda akımlarında saklıdır. Ve bunların çoğu, tüketimi körükleyen, ahlâkı sulandıran, aile yapısını zedeleyen içeriklerle doludur. Müslüman birey, hem kendi ahlâkî bütünlüğünü korumak hem de ümmetin kültürel direncini ayakta tutmak için bu kuşatmaya karşı set olmak zorundadır.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav), müşriklerle yapılan her alışverişin, onların zulmüne ortaklık anlamı taşıyabileceğine dikkat çekmiş ve kimi dönemlerde ticari boykot uygulamıştır. Bu sünnet, bugün küresel kültürün bize dayattığı, İslamî değerlerle uyuşmayan içeriklere karşı da geçerliliğini korumaktadır. Elbette bu boykot, ilkel bir kopuş değil; bilinçli ve adaletli bir ayrışmadır. Zira İslam, zulmün karşısında durmayı ve batıla boyun eğmemeyi emreder.</p>
<p>Bugün gençliğin kültürel işgalden korunması, bir vakıf kurmak kadar önemlidir. Çünkü kimliğini kaybetmiş bir nesil, ne kendine ne de toplumuna fayda sağlar. Kültürel boykot, bu nesli tekrar kendine döndürmenin, ruhunu köklerinden beslemenin en etkili yoludur. Kendi müziğimizi, kendi sinemamızı, kendi hikâyemizi üretmeden; özgür bir gelecekten söz edemeyiz.</p>
<p>Sonuç olarak, kültürel boykot bir tavırdan öte, bir ibadettir. Maruz kaldığımız içerikleri seçmek, neyi izlediğimiz kadar neye sırt çevirdiğimizle de ilgilidir. Çünkü bu çağın imtihanı; harama bakmamak kadar, bâtılı meşrulaştıran içeriklere kayıtsız kalmamaktır. Hak ile bâtıl arasındaki çizgi, artık fiziksel değil kültüreldir. Bu yüzden her bilinçli tercih, bir secde kadar kıymetlidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ENGEL OLMAYALIM!..</title>
<link>https://fikirizleri.com/Engel</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Engel</guid>
<description><![CDATA[ Özel yetenekli insanlar ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202505/image_870x580_683559fedb7eb.webp" length="16954" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 27 May 2025 09:25:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Engelsiz yaşam</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kimi</strong> doğuştan kimi ise sonradan hiç birimizin arzu etmeyeceği durumlar'la karşı karşı'ya kalmışlardır. Gözleri görmeyenleri "<em>âmâ</em>" veya kaba tabir'le kör; kulakları işitmeyenleri sağır; eli-ayağı tutmayanları topal;beynin'de rahatsızlık duyanları veya hasar oluşanları ise zihinsel engelli veya deli diye nitelendiriyoruz ve malesef bizler gibi etten kemikten yaratılan bu "özel insanları "kırmaktan, üzmekten, haklarını gasp etmek'ten geri durmayan insanlar hâline geldik!</p>
<p><strong><em>Empati</em></strong> yapmayı tamamen unuttuk, "tamamen" diyorum açık ve net bir şekilde,çünkü toplum olarak bugün yaşadığımız birçok problemin altında bu kaçınılmaz gerçek var.</p>
<p>Size birşey soracağım: Mertçe cevap verin bana,hiç kendinizi-bir an olsun-o engelli diye dışladığınız (özel)insanları'n yerine koydunuz mu ya da sevdikleriniz'den herhangi birini?..</p>
<p>Şimdi biraz düşünelim ya da matematiksel tabiriyle; beyin fırtınası yapalım, ne dersiniz!?</p>
<p>Merak etmeyin tâ doğuma kadar gidecek değilim.Yarın sabah uyandınız ve gözleriniz hiçbir şey görmüyor, her yer kapkaranlık... Doktor kör olduğunuzu söyledi. Ne yapardınız?</p>
<p>Aniden işitme kaybı yaşadınız, doktor size bir veya her iki kulağın artık sağır, deseydi ne yapardınız!?</p>
<p>Yanlış anlaşılmasın; niyetim rencide etmek değil;sadece bunlar üzerine sizi düşünmeye sevk ediyorum.Çook insan var,akşam yatağına sapasağlam uzanıpta sabaha sakat uyanan. Hafizan Allah, ya siz de o kendinizden değilmiş gibi muamele ettiğiniz (özel) insanlar gibi herhangi bir sakatlıkla imtihan edilseydiniz ve bugün onlara yapılan eziyet ve zulm'ün aynısı size de yapılsaydı üzülmez,kırılmaz mıydınız?</p>
<p>Doğduğunuza doğacağınıza pişman etseydiler...Hoşunuza gider miydi?</p>
<p>Hem o dışladığınız (özel) insanlar sizden daha çok hayata sarılıyor ve nice nice başarılara imza atıyor: Bir bakıyorsunuz yüzme şampiyonu bir bakıyorsunuz okçuluk, resim, heykel,</p>
<p>futbol, hentbol, voleybol, koşu müsabakaları,santranç,tenis, basketbol... Gibi alanlar'da madalya, altın madalya, bronz ve diğer kupaları alıyor, göğsümüzü kabartıyorlar!</p>
<p>Hatta içleri'nde öğretmen, şair, ressam, veya yazar olanlar da var... Bizim bu (özel)yeteneklere sahip insanımızı desteklememiz, eli'nden tutmamız, yolunu açmamız gerekirken; engel teşkil eden durumlar'la boğuşmalarına sebebiyet veriyoruz. Oysa onlar kendi kaderlerini kendi çizmedi. Kendileri için yapılan ve sınırı belirlenen sarı noktalar'da görme engelliler yürümesi gerekirken; başkaları yürüyor.Toplu taşıma araçları'nda onlar için ayrılan bölüme sapasağlam olan biri rahatlıkla ve fütûrsuzca oturabiliyor... Affedersiniz; hastane vs. yerlerde sadece onlara mahsus yerleri düşünmeden kullanabiliyoruz. Daha da ileri giderek ve saygısızca görmeyen, duymayan insanlarla bazen jest ve mimik'le bazen de sesli bir şekilde dalga geçebiliyoruz!</p>
<p>Gerçi bizler evimiz'in önündeki bir kediye bir tas yemeği ve suyu çok gören insanlarız. Nerde kaldıki insana biraz sevgi biraz saygı ve merhamet!.. Ne ara böyle bir topluma dönüştük: Olaylara duyarsız, insanlara ve hayvanlara karşı zalim...</p>
<p>Hangi kitap'ta yazıyor... Çünkü ben 4 büyük semavî din'in kitapları'nın hiçbirinde eziyete, zulme, haksızlığa, cahilliğe teşvik eden ibâreler görmedim. Hele ki son Din'in son Kutsal Kitabında asla böyle bir ayet görmedim. Kur'an düşünme'ye, iyiliğe, sevgi'ye, merhamete, duyarlılığa ve güzel ahlâk'a teşvik eder. Aranız'da iyiliği ve selâmı yayın der. Pekiyi o zaman biz neyle amel ediyoruz? Neye göre önyargı'da bulunup hemen hüküm veriyoruz!?</p>
<p>Önümüzde toplumsal bir gerçek varken; bizleri münferit davranmaya, ben eksenli düşünmeye sevk eden nedir?</p>
<p></p>
<p>Biz bu engelleri aşmadıkça asıl engelin bizler olduğunu ve bizden kaynaklandığını kavramadıkça toplumsal bir huzur ve denge sağlayamayacağız.</p>
<p></p>
<p>Zaten yeterince zor olan hayatlarını daha da zorlaştırmamak adına bu yazıyı dikkat'le okumanızı ve paylaşmanızı istirhâm ediyorum.</p>
<p></p>
<p>Ve yazımı şu hâdis-i şerif'le bitirmek istiyorum:</p>
<p><strong><em>"Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz.</em></strong></p>
<p><strong>Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız."</strong></p>
<p>Hazret-i MUHAMMED (sav)</p>
<p></p>
<p>Size yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına da yapmayınız.</p>
<p></p>
<p>Sevgi, umut ve iyilik'le...</p>
<p></p>
<p>~Şiir Yürekli Roman Yazar ✍? </p>
<p></p>
<p>Abdulaziz ADAKAN </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KİŞİSEL GELİŞİM BEBEKLİKTE BAŞLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/kisisel-gelisim-bebeklikte-baslar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kisisel-gelisim-bebeklikte-baslar</guid>
<description><![CDATA[ KİŞİSEL GELİŞİM BEBEKLİKTE BAŞLAR ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698a3dac5ad8d.webp" length="15068" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 May 2025 08:44:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KİŞİSEL GELİŞİM BEBEKLİKTE BAŞLAR</p>
<p>Kendi potansiyelini fark etmek, becerilerini geliştirmek ve hayatta başarılı olmak isteyen bireyler için kişisel gelişim hayati öneme sahiptir. Çünkü kişisel gelişim, bireyin kendisini tanıma, yeteneklerini keşfetme ve hayatın farklı alanlarında kendini geliştirme sürecidir. Ancak kişisel gelişim, sadece yetişkinlik döneminde başlayan bir süreç değildir. Bunun nedeni, bu sürecin temelleri sadece yetişkinlikte değil, doğumdan itibaren atılır. Bebeklik dönemi, kişisel gelişim sürecinin en kritik evrelerinden biridir. Bu evre ise, bireyin doğumdan itibaren başlayan ve yaşam boyu devam eden bir yolculuğudur.</p>
<p>Bebeklik Döneminde Beyin Gelişimi ve Kişisel Gelişim</p>
<p>Bebeklerin beyinleri, yaşamlarının ilk yıllarında olağanüstü bir hızla gelişir. Bir bebek, en yakın çevresindeki bireylerle kurduğu bağlantılar aracılığıyla dünyayı anlamlandırır. Araştırmalar, bebeklerin ilk yıllarda deneyimlediği uyaranların beyin gelişimlerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Anne, baba ve bakıcılarla kurulan güvenli bağlanma, bebeklerin ilerleyen yaşlarda kendine güvenen, duygusal olarak dengeli ve başka insanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilen bireyler olmalarına yardımcı olur. Bu dönemde bebeklerin duyularının uyarılması, onların algı yeteneklerini ve problem çözme becerilerini geliştirir.</p>
<p>Dil ve Bilişsel Gelişim</p>
<p>Bebeklik döneminde dil gelişimi de kişisel gelişimin önemli bir parçasıdır. Bebekler, yaşamdaki ilk etkileşimlerini ağlama ve mimiklerle kurmaya başlarlar. Bebeklere sık sık konuşmak, onlara kitap okumak ve etkileşimde bulunmak dil becerilerini geliştirir. Zamanla, duydukları kelimeler ve cümleler sayesinde dil gelişimleri hızlanır. Dil yeteneği gelişmiş bireyler, kendilerini daha iyi ifade edebilir, daha iyi iletişim kurabilir ve akademik ya da mesleki yaşamda başarılı olmaktan asla kaçınmazlar.</p>
<p>Motor Beceriler ve Fiziksel Gelişim</p>
<p>Bebeklik döneminde hareket etmek ve dünyayı keşfetmek, fiziksel gelişimi destekler. Fiziksel olarak aktif olmak, ilerleyen yıllarda bireyin daha enerjik ve sağlıklı olmasına katkı sağlar. Emekleme, yürümeye başlama ve ince motor becerilerini geliştirme, ilerleyen yaşlarda bireyin kendine olan güvenini arttırır. </p>
<p>Sonuç Olarak;</p>
<p>Kişisel gelişim, sadece yetişkinlikte kazanılan bir beceri değildir; bebeklik döneminde atılan temeller, bireyin gelecekteki kişisel gelişimini büyük ölçüde etkiler. Bebeklik döneminde beyin gelişimi, bağlanma, dil ve bilişsel gelişim gibi faktörler, bireyin ilerleyen yaşlardaki kişisel gelişiminin temelini oluşturur. Bu nedenle ebeveynler ve bakıcılar, bebeklerin zihinsel, duygusal ve fiziksel gelişimlerini destekleyen bir çevre sunmalıdır. Kişiler gelişimde, erken yaşlarda kazanılan deneyimler, bireyin kendini geliştirme kapasitesini ömür boyu destekler.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇALIŞMANIN ÖNEMİ ve BAŞARIYA ULAŞMA İRADESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/calismanin-onemi-ve-basariya-ulasma-iradesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/calismanin-onemi-ve-basariya-ulasma-iradesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698a3e3d983ac.webp" length="42924" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 02 May 2025 20:47:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Çalışmanın Önemi ve Başarıya Ulaşma İradesi</p>
<p>    Başarmak, insanın en temel amaçlarından biridir. Bu amaç doğrultusunda, azimle çaba harcamak ve hedeflere ulaşmak, insanların yaşamlarını anlamlı bir şekilde yerine getirir. Çalışma ve başarı, sıkı sıkıya bağlı kavramlardır ve birinin diğerini desteklemediği bir denklem düşünülemez. Bu makale de çalışmanın önemi ve başarmak için gereken yöntemin nasıl geliştirilebileceği üzerine odaklanacağız.</p>
<p>Çalışmanın Önemi</p>
<p>   Çalışmak, insanların potansiyellerini en üst düzeye çıkararak kişisel ve profesyonel başarıya ulaşmasını sağlar. Çalışmanın, insanlara birçok faydası bulunmaktadır. Bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<p>• Kişisel Gelişim: Çalışmak, bireylerin keşfetmesini, kendini geliştirmesini ve sürekli öğrenme fırsatlarının yaratılmasını sağlar. Bu süreç, özsaygıyı arttırır ve böylece kişisel tatmini sağlar.</p>
<p>• Bağımsızlık: Çalışarak kendi geçimini sağlamak, bireyin ekonomik bağımsızlığını elde etmesini sağlar. Bu, maliyeti artırır ve yaşam düzeyinin kalitesini yükseltir.</p>
<p>• Toplumsal Katkı: Çalışan şirketler, yaşadığımız hayata düzenli olarak katkı sağlarlar. Ürettikleri ürünler veya sundukları hizmetler, toplumun değerine değer katarak sosyal etki yaratırlar.</p>
<p>• Öğrenme ve Deneyim: Çalışma, insanlara yeni beceri kazanma ve yeni deneyim kazanma fırsatları sunar. Bu deneyimler, kişinin kendini sürekli yenilemesine ve gelişmesine yardımcı olur.</p>
<p>Başarıya Ulaşma İradesi</p>
<p>    Başarıya ulaşmak, sadece yeteneğe dayalı değil, aynı zamanda güçlü bir iradeye sahip olmayı gerektirir. İşte başarıya ulaşmayı başarmak için bazı adımları size şu şekilde sunabilirim:</p>
<p>• Hedef Belirleme: Başarıya giden yolda belirli hedefler koymak, motivasyonu arttırmak en önemli unsurlardan biridir. Hedefler net olmalı, belirlenen değerler ise ölçülebilir ve saklanmaya özen gösterilmelidir.</p>
<p>• Azim ve Kararlılık: Zorluklarla karşılaştığınızda pes etmek yerine azim göstermek ve kararlı kalmak, başarıya ulaşmayı başarmanın en temel kuralıdır.</p>
<p>• Açıklık: Yeniliklere ve sonuçlara açık olmak, kişinin kendisinin sürekli geliştirmesini ve öğrenmesini sağlar. Değişen uyum sağlama yeteneği, başarının ortaya çıkması için çok önemlidir.</p>
<p>• Çekirdekteki Düşünce: Olumsuz düşüncelerden çözümler üreterek, olumlu bir zihinsel yapıya destek olmak, motivasyonu artırmaya yarar.</p>
<p>• Disiplin ve Planlama: İyi bir plan yapmak ve disiplinli bir şekilde bu plana sadık kalmak, hedefe ulaşma sürecini daha etkili hale getirir.</p>
<p>Sonuç olarak, çalışmak ve başarmak insanın vazgeçilmez bir parçasıdır. Çalışmanın önemi, bireysel gelişimden toplumsal katkıya kadar geniş bir yelpazede etkiler yaratır. Başarıya ulaşmak, hedef belirleme, azim, büyüme, olumlu düşünce, disiplin ve planlama gibi işlevsel özelliklerle güçlenir.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TARIK YILDIZI</title>
<link>https://fikirizleri.com/tarik-yildizi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tarik-yildizi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_680791c892ed3.webp" length="14800" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 22 Apr 2025 15:56:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seda çelik</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>‎"Son zamanlarda merak sardığım konulardan birisi olan Tarık yıldızını ve bu konu hakkındaki araştırmamı sizlerle paylaşmak istiyorum.Yazımı çok uzatmadan ve ayrıntılara girmeden herkesin anlayacağı şekilde kaleme aldım:</strong></em></p>
<p><em><strong>‎  Bazı inançlara göre hayvanların atası olarak bilinen bu yıldıza inanan insanlar olmakla birlikte inanmayanlar da vardır her konuda ve görüşte olduğu gibi. Ne yazık ki doğayı tahrip edip hayvanlara fütursuzca kıyan insanlar maalesef aramızdalar. Oysa doğanın kendine has bir sistemi var ve insanoğlu hayvanları katlederek, doğayı bilinçsizce tahrip ederek aslında bu doğal süreci bozmaktadır.</strong></em></p>
<p><em><strong>‎Doğa ve hayvanlar kimsesiz değildir; onların bir yaratıcısı ve hesap sorucusu vardır. İnsanoğlunun bu vahim tutumu sonucunda, Tarık yıldızının Dünya'ya yaklaşmasıyla doğanın ve hayvanların intikamının çok çetin olacağı rivayet edilir. Bunun etkileri arasında devasa tsunamiler, yıkıcı depremler ve yanardagların aktifleşmesi gibi sonuçların görülebileceği söylenmektedir.</strong></em></p>
<p><em><strong>‎Doğanın tüm yaşamımız üzerinde işleyen bir sistemi vardır ve insanoğlu bu sisteme zarar verdiği ve bu sistematiği bozduğu sürece bunun bir karşılığı olacaktır. Bu yüzdendir ki hayvanlara ve doğaya dokun mayalım, bırakalım kendi sistemleri içinde işlemeye devam etsinler."</strong></em></p>
<p><em><strong>              </strong></em></p>
<p><em><strong>                                                       -SEDA ÇELİK-</strong></em></p>
<p><strong><em>‎</em></strong></p>
<p>‎</p>
<p>‎                                           </p>
<p>‎</p>
<p><strong><em>‎</em></strong></p>
<p>‎                                           </p>
<p>‎</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kavramlar ve Yüklediğimiz Anlamlar&amp;2</title>
<link>https://fikirizleri.com/Kvr</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Kvr</guid>
<description><![CDATA[ Kavram Anlam ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67fc03119e5a9.webp" length="28906" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 15 Apr 2025 19:45:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Kavramlar Anlam</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Devrim nedir?</p>
<p>Devrim'in de iyisi kötüsü var mıdır?</p>
<p>Hangisi yararlı hangisi zararlıdır!?</p>
<p></p>
<p>Devrim iki türlüdür:</p>
<p>1.si haksızlığa karşı yapılır, ikincisi ise Hakk'a ve hakikâte karşı yapılır.(Neuzubillah!)</p>
<p>1.devrim İslâmî ve insanî çizgi'de aşırıya kaçmadan;hakkı hak bilip ona yaklaşmak,bâtılı ise bâtıl bilip uzaklaşmak adına atılan ve sınırları belirlenmiş adımlardan ibaret'tir.</p>
<p>(Bu adımlar,Kur-an'da ayetler'le sabittir.)</p>
<p>Bu devrim türü'nde haksız yere cana kıymak,can yakmak, başkası'nın malına,nâmusuna el uzatmak yoktur!</p>
<p>Cazip ve makûl olan devrim budur,akla ve vicdana da uygundur.</p>
<p>2.si ise Dinî mubin-i İslam'ı ve onun kutsallarını yok etmek,bu dine mâl olmuş değerleri hiçe sayarak müslümanlar'ın o değerlerden uzaklaşmalarını sağlayarak:</p>
<p>Allah(cc)'ın varlığı ve eşsiz bir ilâh olduğunu,peygâmberlerini,kitaplarını vs yok sayma'nın insanı daha mutlu ve huzurlu hâle getireceğini savunan ve bu bâtıl ve küfre götüren düşünceyi ön plânda tutan Ateizm, Deizm,Satanizm, Modernizm, Materyalizm,Darwinizm,Siyonizm gibi akımlar'ın baş çektiği çeşitli anlayışlardır.</p>
<p>Bu akımlara hergün ismi ve filli tamamen akla ve mantığa aykırı olanlar da ekleniyor,malesef.</p>
<p>Örneğin;kedi kesip kanını içmek gibi vahşet durumlarla karşımıza çıkan satanistler gibi...</p>
<p>Dini bayramlar'da kesilen hayvanlar için 'çağdışılık' diyen bu gruplar,baş örtüsü,sakal bırakmak,cüppe giyip sarık takmak,hatta namaz kılmayı bile 'yobazlık' olarak nitelendirecek gayr-ı vicdanî ve ahlâkî değerlendirme ve bir takım eylemler'den de geri durmuyor.</p>
<p>Oysa 21.yüzyıl gösteriyor ki;ne baş'taki örtü ne de bırakılan sakal ve başa sarılan sarık gelişmeye, başarılı olmaya,din'e diyanet'e,vatana,millete,devlete,ana baba'ya faydalı olma'nın;asker,polis,öğretmen,hâkim,bilim adamı,astronot,politikacı,gazeteci,doktor vb meslekler'in önünde engel teşkil etmiyor,bilâkis;değerlerine bağlı yaşayan bireyler'in güzel ahlâklı,eğitimli, gelişim ve teknoloji'ye daha açık,ilim ve irfân sahibi birer insan olmalarına vesile oluyor ve bu yönde onları motive ederek destekliyor!</p>
<p>Tübitak,Teknofest gibi daha sayamadığım birçok ulusal ve uluslararası yarışmalar'da bu yobaz! diye topluma lanse edilen mütedeyyin insanlar, farklı platformlar'da birincilik elde ediyor, göğsümüzü kabartan madalyalar,kupalar kazanıyor,ülkemiz'in kaderini değiştirecek,dünya'da saygın bir yere getirecek icatlar'la geleceğimize ve tarihe damga vuracak başarılara imza atıyorlar.</p>
<p>Ve bu güzellikleri,gururu bize yaşatan insanlara tarih boyunca saldırdıkları gibi aynen saldırılarına devam ediyorlar!</p>
<p>Ya mahalle baskısı adı verilen fiiller'le,çirkin ithâm ve uygulamalar'la gerek sosyal hayat'ta gerek sosyal medya platformları'nda inançları'ndan ve inandıkları gibi yaşamaktan alıkoyuluyorlar ya da canlarına ve mallarına kastediliyor ve bunu yapanlar da kendini "çağdaş ve modern olarak"tanımlıyor!</p>
<p>"İzm"ile biten ve tek ilâh inancına karşı geliştirilen bu akımlara karşı tek ilâh anlayışını benimseyen:</p>
<p>Allah'ın emrettiği şekilde yaşamaya gayret eden insanlara tarih boyunca saldırdıkları gibi bugün de saldırmaya ve yıldırma politikasını yürütmeye devam ediyorlar!</p>
<p>Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de Hak ile bâtıl savaşı'nın kıyamete kadar süreceğini biliyoruz ve imtihan gereği herşeyin dört dörtlük olmasını da beklemiyoruz,ancak elimiz'deki imkânlar'la,edindiğimiz ilim, irfân ve ahlâkî çizgi'de bu dünya ve ahiretimizi tehlikeye düşürecek düşünce ve teşebbüsleri geri püskürtmek;kendi nefis ve neslimiz'le birlikte tüm inananları korumak ve uyuyanları uyandırmak hem fitrî hem insanî hem de vicdanî bir sorumluluktur.</p>
<p>Binaenâleyh,bu anlayışla haksız ithâm ve uygulamalara karşı duruyor,hangi alan'da icraatimiz olursa olsun bu çizgi'de yürümeye; Herşeyden önce iman etmiş bir Müslüman olarak görevimizi ifâ etmeye çalışıyoruz.</p>
<p>Tabi bunu yaparken'de o haksız uygulama ve vicdani ve ahlâkî olmayan eleştirilere bizler de maruz kalabiliyoruz.</p>
<p>Ama şu da unutulmamalıdır ki;bu hazımsızlık ve eleştiriler bizi daha çok güçlendiriyor,ne kadar doğru bir yol çizdiğimizi gösteriyor ve inancımızı biraz daha pekiştirerek kararlılıkla yolumuza devam etmemiz'de bize ivme kazandırıyor.</p>
<p>Hz.Peygâmber(sav):"Bir zulüm, haksızlık gördüğünüzde onu ya elinizle ya dilinizle engellemeye çalışın,bunu da yapamazsanız,kalben buğzedin,(yani gönlünüz'ün buna razı olmadığını gösterin.) buyurur.</p>
<p>Aynı şekilde;</p>
<p>Hz.Ali(r.anh):"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır."buyuruyor.</p>
<p>Müslüman mahallesi'nde salyangoz satmaya çalışan sapık ve sapkın akımlar'la bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da akıl ve vicdanımız'ın rehberliği'nde mücadele ve mücâhede etmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Çocuklarımızı ve gençlerimizi bu kirli,çirkin, mesnetsiz, gayr-ı vicdanî ve ahlâkî akım ve düşüncelerden uzak tutmaya vesile olacak adımlar atmaya;farklı platformlar'da bu gaye ve gayretlerimize yönelik bir takım çalışmalar yürütmeye eskiye nazaran daha bilinçli ve kuvvetli bir şekilde devam edeceğiz!</p>
<p></p>
<p>Devrim dediğimiz inşâ ve ihyâ etme işidir,yakmak,yıkmak,parçalamak,bölmek gibi şeylere hizmet eden devrim ise din başta olmak üzere tüm kutsalları,mukeddâsatı ve mâneviyatı yok etmek için meydana gelen bir düşüncedir.</p>
<p>İsimleri farklı ideolojilere hizmet etmek adına ya aileleri tarafından verilen ya da sonradan isimlerini bu amaca hizmet etmek için bilinçli bir şekilde değiştiren ve kullanan bu insan-cık-lar'ın İslam'a ve müslüman kimliğine verdiği zararı hiçkimse vermedi,veremezdi!</p>
<p></p>
<p>Ey kendini devrimci sanan kâfir,müşrik, münâfık ve fâsık!</p>
<p>Sana devriminin ne olduğunu birkaç örnekle ankarmaya çalışayım.</p>
<p>Öyle bir devrim geldi ki,tüm putları yerle bir etti,kız çocuklarını diri diri toprağa gömülmek'ten kurtardı.O karanlığı izâle eden nûr'la birlikte tüm putçuklar yere serildi,dünya ve ahiret saadeti'nin kaynağı olan o nûr gönülleri yeniden birleştirerek ensâr ve muhaciri kardeş yaptı...</p>
<p>O devrimki;Kardeş kanı dökmeyi yasakladı.O devrimki;İlk evrensel kadın beyânnamesini ilân etti ve "kadınlar size Allah'ın emanetidir."diyerek kadın'ın izzet ve onurunu ön plân'da tuttu.</p>
<p>O devrimki;Mekke'yi Mükerreme'yi müşrikler'den temizleyerek müslümanların İzzet ve onurunu ayaklar altında ezilmekten kurtardı.</p>
<p>O Nûr(sav)bir çağı kapatıp yeni bir çağı başlattı, Yaptığı atılımlar'la Cahiliye dönemini kapatıp Asr-ı Saadet devrini açtı.Bedir,Uhud,Hendek gibi savaşlar'la İslam'ın İzzettini korumaya ve dünya'nın dört bir yanına İlâ-yi kelimetullah davasını duyurmaya başladı,işte gerçek inkılâp veya devrim buna denir.Ve en büyük devrimci de Hz.Peygamber Edendimiz'dir (sav).</p>
<p></p>
<p>Ben senin taptığ'ın sahte ilâhlara ve ideolojilere tapmadım,tapmam da!</p>
<p>Sen de benim taptığım ilâhıma tapıcı değilsin(Kur'an,Kâfirun suresi).</p>
<p>(Lâ ilahe illallah,ALLAH'tan başka ilâh ve mabûd yoktur.) diyerek haykırdığım Allah'ım vardır,O(cc) ezelî ve ebedîdir.Nice firavunu yok etmiştir.</p>
<p>Ben asr'ın firavunları'nın ve saçma sapan akımlar'ın değil;kendisine düşman olan ve savaş açan firavunları ve akımları yerleyeksân eden Allah'ın kuluyum.Elbetteki,dinimi, imanımı,mukâddesatımı herşeyden üstün tutacak ve ona göre yaşamaya gayret edeceğim.</p>
<p>Neden şaşıyorsunki bu hâlime?</p>
<p>Ben Müslümanım Elhamdülillah!</p>
<p>Müslüman gibi yaşayacağıma da söz verdim Rabbim'e.</p>
<p>Ve son olarak;</p>
<p></p>
<p>Peygamberim'in(sav):"Onlar,lâ ilahe illallah"deyinceye kadar onlar'la savaşmak'la emrolundum."buyurduğu bir dava'nın savunucusu ve neferiyim!</p>
<p></p>
<p> Abdulaziz ADAKAN </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kavramlar Üzerinde Oynanan Oyunlar!..</title>
<link>https://fikirizleri.com/kavramlar-uzerinde-oynanan-oyunlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kavramlar-uzerinde-oynanan-oyunlar</guid>
<description><![CDATA[ Devrim ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67fc03119e5a9.webp" length="28906" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 13 Apr 2025 21:35:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Abdulaziz ADAKAN</dc:creator>
<media:keywords>Devrim Yobaz Gerici İslâm</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Devrim iki türlüdür:1.si haksızlığa karşı yapılır, ikincisi ise Hakk'a ve hakikâte karşı yapılır.(Neûzubillah!)</p>
<p>1.devrim İslâmî ve insanî çizgi'de aşırıya kaçmadan,hakkı hak bilip ona yaklaşmak,bâtılı ise bâtıl bilip uzaklaşmak adına atılan ve sınırları belirlenmiş adımlardır.(Bu adımlar,Kur-an'da ayetler'le sabittir.)</p>
<p>Bu devrim türü'nde haksız yere cana kıymak,can yakmak, başkası'nın malına,nâmusuna el uzatmak yoktur!Cazip ve makûl olan devrim budur,akla ve vicdana da uygundur.</p>
<p>2.si ise Dinî mubin-i İslam'ı ve onun kutsallarını yok etmek,bu dine mâl olmuş değerleri hiçe sayarak müslümanlar'ın o değerlerden uzaklaşmalarını sağlayarak:Allah(cc)'ın varlığı ve eşsiz bir ilâh olduğunu,peygâmberlerini,kitaplarını vs yok sayma'nın insanı daha mutlu ve huzurlu hâle getireceğini savunan ve bu bâtıl ve küfre hizmet eden düşünceyi ön plânda tutan Ateizm, Deizm,Satanizm, Modernizm,Metaryalizm,Darwinizm,Siyonizm gibi akımlar'ın baş çektiği anlayışlardır.</p>
<p>Bu akımlara hergün ismi ve filli tamamen akla ve mantığa aykırı olanlar da ekleniyor,malesef.</p>
<p>Örneğin;kedi kesip kanını içmek gibi...</p>
<p>Dini bayramlar'da kesilen hayvanlar için 'çağdışılık' diyen bu gruplar,baş örtüsü,sakal bırakmak,cüppe giyip sarık takmak,hatta namaz kılmayı bile 'yobazlık' olarak nitelendirecek gayr-ı vicdanî ve ahlâkî değerlendirme ve bir takım eylemler'den de geri durmuyor.</p>
<p>Oysa 21.yüzyıl gösteriyor ki;ne baş'taki örtü ne de bırakılan sakal ve başa sarılan sarık gelişmeye, başarılı olmaya,din'e diyanet'e,vatana,millete,devlete,ana baba'ya faydalı olma'nın;asker,polis,öğretmen,hâkim,bilim adamı,astronot,politikacı,gazeteci,doktor vb meslekler'in önünde engel teşkil etmiyor,bilâkis;değerlerine bağlı yaşayan bireyler'in güzel ahlâklı,eğitimli, gelişim ve teknoloji'ye açık,ilim ve irfân sahibi birer insan olmalarına vesile oluyor ve bu yönde onları motive ederek destekliyor!</p>
<p>Tübitak,Teknofest gibi daha sayamadığım birçok ulusal ve uluslararası yarışmalar'da bu yobaz! diye topluma lanse edilen mütedeyyin insanlar, farklı platformlar'da birincilik elde ediyor, göğsümüzü kabartan madalyalar,kupalar kazanıyor.</p>
<p>Ve bu güzellikleri,gururu bize yaşatan insanlara tarih boyunca saldırdıkları gibi aynı çizgi'de saldırılarına devam ediyorlar!</p>
<p>Ya mahalle baskısı adı verilen fiiller'le,çirkin ithâm ve uygulamalar'la gerek sosyal hayat'ta gerek sosyal medya platformları'nda inançları'ndan ve inandıkları gibi yaşamaktan alıkoyuluyorlar ya da canlarına ve mallarına kastediliyor ve bunu yapanlar da kendini "çağdaş ve modern olarak"tanımlıyor!</p>
<p>"İzm"ile biten ve tek ilâh inancına karşı geliştirilen bu akımlara karşı tek ilâh anlayışını benimseyen:Allah'ın emrettiği şekilde yaşamaya gayret eden insanlara tarih boyunca saldırdıkları gibi bugün de saldırmaya ve yıldırma politikası yürütmeye devam ediyorlar!</p>
<p>Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de Hak ile bâtıl savaşı'nın kıyamete kadar süreceğini biliyoruz ve imtihan gereği herşeyin dört dörtlük olmasını da beklemiyoruz,ancak elimiz'deki imkânlar'la,edindiğimiz ilim, irfân ve ahlâkî çizgi'de bu dünya ve ahiretimizi tehlikeye düşürecek düşünce ve teşebbüsleri geri püskürtmek,kendi nefis ve neslimiz'le birlikte tüm inananları korumak ve uyuyanları uyandırmak hem fitrî hem insanî hem de vicdanî bir sorumluluktur.</p>
<p>Binaenâleyh,bu anlayışla haksız ithâm ve uygulamalara karşı duruyor,hangi alan'da icraatimiz olursa olsun bu çizgi'de yürümeye; Herşeyden önce iman etmiş bir Müslüman olarak görevimizi ifâ etmeye çalışıyoruz.</p>
<p>Tabi bunu yaparken'de o haksız uygulama ve vicdani ve ahlâkî olmayan eleştirilere maruz kalabiliyoruz.</p>
<p>Ama şu da unutulmamalıdır ki;bu hazımsızlık ve eleştiriler bizi daha çok güçlendiriyor,ne kadar doğru bir yol çizdiğimizi ve inancımızı biraz daha pekiştirerek kararlılıkla yolumuza devam etmemize ivme kazandırıyor.</p>
<p>Hz.Peygâmber(sav):"Bir zulüm, haksızlık gördüğünüzde onu ya elinizle ya dilinizle engellemeye çalışın,bunu da yapamazsanız,kalben buğzedin,(yani gönlünüz'ün buna razı olmadığını gösterin.) buyurur.</p>
<p>Aynı şekilde;</p>
<p>Hz.Ali(r.anh):"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır."buyuruyor.</p>
<p>Müslüman mahallesi'nde salyangoz satmaya çalışan sapık ve sapkın alımlar'la bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da akıl ve vicdanımız'ın rehberliği'nde mücadele ve mücahede etmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Çocuklarımızı ve gençlerimizi bu kirli,çirkin, mesnetsiz, gayr-ı vicdanî ve ahlâkî akım ve düşüncelerden uzak tutmaya vesile olacak adımlar atmaya,farklı platformlar'da bu gaye ve gayretlerimize yönelik bir takım çalışmalar yürütmeye eskiye nazaran daha bilinçli ve kuvvetli bir şekilde devam edeceğiz!</p>
<p></p>
<p>Devrim dediğimiz inşâ ve ihyâ etme işidir,yakmak,yıkmak,parçalamak,bölmek gibi şeylere hizmet eden devrim ise din başta olmak üzere tüm kutsalları,mukeddasatı ve mâneviyatı yok etmek için meydana gelen bir düşüncedir.</p>
<p>İsimleri farklı ideolojilere hizmet etmek adına ya aileleri tarafından verilen ya da sonradan isimlerini bu amaca hizmet etmek için değiştiren ve kullanan bu insan-cık-lar'ın İslam'a ve müslüman kimliğine verdiği zararı hiçkimse veremezdi!</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ey kendini devrimci sanan kâfir,müşrik, münâfık ve fâsık!</p>
<p>Ben senin taptığın sahte ilâhlara ve ideolojilere tapmadım,tapmam da!</p>
<p>Sen de benim taptığım ilâhıma tapıcı değilsin(Kur'an,Kâfirun suresi).</p>
<p>(Lâ ilahe illallah,ALLAH'tan başka ilâh ve mabûd yoktur.) diyerek haykırdığım Allah'ım vardır,O(cc) ezelî ve ebedîdir.Nice firavunu yok etmiştir.</p>
<p>Ben asr'ın firavunları'nın ve saçma sapan akımlar'ın değil;kendisine düşman olan ve savaş açan firavunları ve akımları yerleyeksân eden Allah'ın kuluyum.Elbetteki,dinimi, imanımı,mukâddesatımı herşeyden üstün tutacak ve ona göre yaşamaya gayret edeceğim.</p>
<p>Neden şaşırıyorsunki bu hâlimize?</p>
<p>Ben Müslümanım Elhamdülillah!</p>
<p>Ve son olarak;</p>
<p>Peygamberim'in(sav):"Onlar,lâ ilahe illallah"deyinceye kadar onlar'la savaşmak'la emrolundum."buyurduğu bir dava'nın savunucusu ve neferiyim!</p>
<p></p>
<p> Abdulaziz ADAKAN </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İncirli Kurabiye</title>
<link>https://fikirizleri.com/incirli-kurabiye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/incirli-kurabiye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f8f393f3050.webp" length="49554" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 10 Apr 2025 19:20:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kerem DEMİR</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevimlidir oysa nefret etmek, cümle önyargıdan. Bir bardak çayın yanındaki incirli kurabiye gibi... </p>
<p>Elmalı turtaya benzer bazı hayaller, duygusal bir empatidir çilekli pasta. </p>
<p>Dünya'nın bir yerlerinde mutlaka saat beş olmuştur, birkaç bulut, pamuk şekeri gibi...  </p>
<p>İşte öyle sükunet dolu bir akşam, dolunaya nöbetçiyim şu sıralar, bütün gündüzler kara kayıp! </p>
<p>"çıt" Ses yok! Ağlamaktan hangi yetişkin buldu çare, yakından çirkin mi, yoksa daha mı güzel kurabiye! </p>
<p>Ben Nazım Hikmet değilim ama sen Piraye'sin... Bayat görürsem seni günün birinde, ekmek çarpsın beni! </p>
<p>Eskimez, yaşlanmaz, ölmez incirli kurabiye. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TOPLUMUN SESSİZ GÜCÜ: KADINLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/toplumun-sessiz-gucu-kadinlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/toplumun-sessiz-gucu-kadinlar</guid>
<description><![CDATA[ TOPLUMUN SESSİZ GÜCÜ: KADINLAR ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f4edad0464e.webp" length="16756" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 08 Apr 2025 12:39:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumun Sessiz Gücü: Kadınlar</p>
<p>Kadınlar, geçmişten geleceğe tarih boyunca toplumun en önemli unsurlarından biri olmuştur. Bu yüzden aileden ekonomiye, sanattan bilime kadar her alanda önemli katkılar sağlamıştır. Geleneksel rolleriyle birlikte modern dünya düzeninde de giderek daha fazla söz sahibi olan kadınlar, toplumun ilerlemesinde kritik bir rol oynamaktadır.</p>
<p>Kadınlar, toplumun temel taşlarıdır. Onlar, sadece birer birey değil, aynı zamanda hayatın her alanında varlık gösteren güçlü, fedakâr ve üretken insanlardır. Bir anne olarak sevgiyi, bir öğretmen olarak bilgiyi, bir lider olarak vizyonu ve bir emekçi olarak azmi temsil ederler.</p>
<p>Kadın ve Toplum</p>
<p>Kadınlar, toplumsal yapının en temel unsurlarından biridir. Geleneksel olarak aile yapısının merkezinde yer alan kadınlar, çocukların eğitimi ve aile bireylerinin refahı konusunda önemli bir rol oynarlar. Ancak, kadınların toplumsal rolleri sadece aile ile sınırlı kalmamış; siyaset, ekonomi, sanat, spor ve bilim gibi pek çok alanda etkili bir şekilde varlık göstermişlerdir.</p>
<p>Kadın Hakları ve Eşitlik</p>
<p>Tarih boyunca kadınlar, eşit haklara sahip olmak için büyük mücadeleler vermiştir. Kadın hakları hareketi, 19. yüzyıldan itibaren kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanması, eğitim hakkına erişim ve iş hayatında eşit fırsatlara sahip olma gibi konulara odaklanmıştır. Günümüzde de kadın hakları konusunda farkındalık yaratmak ve cinsiyet eşitliğini sağlamak için çeşitli yasal ve toplumsal girişimler hala sürmektedir.</p>
<p>Kadın ve Ekonomi</p>
<p>Kadınlar, ekonomik kalkınmanın vazgeçilmez bir parçasıdır. Geçmişte daha çok ev işleriyle ilgilenen kadınlar, sanayi devrimiyle birlikte çalışma hayatına daha fazla dahil olmuş, günümüzde ise yönetici pozisyonlarına kadar yükseldikleri görülmektedir. Kadın girişimciliği ve iş hayatındaki başarıları, toplumsal ve ekonomik kalkınmayı olumlu yönde fazlasıyla etkilemektedir.</p>
<p>Geçmişte ve günümüzde kadınlar, sadece aile içinde değil, toplumun her alanında kritik roller üstlenmektedir. Onların eğitime, ekonomiye, siyasete ve sanata katılımları artıkça, toplumlar daha adil, eşitlikçi ve kalkınmış hale gelmektedir. Bu nedenle, kadınların haklarını korumak ve onlara eşit fırsatlar sunmak, her bireyin sorumluluğu olmalıdır.</p>
<p>Kadınların değeri, yalnızca başarılarıyla değil, aynı zamanda taşıdıkları sevgi, şefkat ve adalet duygusuyla ölçülmelidir. Onları desteklemek, hak ettikleri saygıyı göstermek ve fırsat eşitliği sağlamak, gelişmiş bir toplumun olmazsa olmazıdır.</p>
<p>Kadın, hayatın kaynağıdır. Onların emeği, sevgisi ve gücü olmadan dünya eksik kalır. Kadınlara değer vermek, insanlığa değer vermektir.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ELMA</title>
<link>https://fikirizleri.com/elma</link>
<guid>https://fikirizleri.com/elma</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f41075619b8.webp" length="24776" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 07 Apr 2025 16:15:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kerem DEMİR</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir elmanın iki yarısına benzetilirdi aşıklar; oysa bütün halde güzeldi elma, yarım kalmalıydı bazı aşklar, böylesi daha güzeldi...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>OLUMLU DÜŞÜNMENİN HAYATIMIZDA Kİ ROLÜ ve ÖNEMİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/olumlu-dusunmenin-hayatimizda-ki-rolu-ve-onemi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/olumlu-dusunmenin-hayatimizda-ki-rolu-ve-onemi</guid>
<description><![CDATA[ Derya, Yağmur, Olumlu, Düşünmenin, Hayatımızdaki, Rolü, ve, Önemi ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_699aca619d12d.webp" length="17014" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 05 Apr 2025 14:41:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>OLUMLU DÜŞÜNMENİN HAYATIMIZDA Kİ ROLÜ VE ÖNEMİ</p>
<p>Olumlu düşünme, hayatımızda önemli bir rol oynar ve birçok açıdan faydalar sağlar. İşte olumlu düşünmenin hayatımızdaki rolü ve önemi üzerine bazı noktaları gelin hep birlikte keşfedelim:</p>
<p>Stresi Azaltır: Olumlu düşünme, stres yönetiminde önemli bir faktördür. Olumsuz düşünceler ve endişeler yerine, pozitif bir bakış açısıyla olaylara yaklaşmak stres düzeyini azaltabilir.</p>
<p>Sağlığı İyileştirir: Olumlu düşünen bireyler genellikle daha sağlıklı yaşam tarzları benimserler. Düzenli egzersiz yapma, sağlıklı beslenme gibi alışkanlıklar olumlu düşüncenin bir sonucu olabilir.</p>
<p>Motivasyonu Artırır: Olumlu düşünen insanlar genellikle daha motive ve hedeflerine odaklanmıştır. Başarıya olan inançları ve enerjileri, daha etkili çalışma ve başarma isteğiyle sonuçlanabilir.</p>
<p>Duygusal Dengede Yardımcı Olur: Olumlu düşünme, duygusal zorluklarla başa çıkmayı kolaylaştırabilir. Olumlu bir bakış açısıyla, yaşanan zorlukların üstesinden gelme ve olumlu hissetme becerisi gelişebilir.</p>
<p>İlişkileri Güçlendirir: Olumlu düşünme, iletişimi güçlendirir ve ilişkilerde daha pozitif bir etkileşim sağlar. Karşılıklı anlayışı ve destekleyici bir ortamı teşvik eder.</p>
<p>Yaratıcılığı Artırır: Pozitif düşünme, yeni fikirler üretme ve yaratıcılığı artırma konusunda yardımcı olabilir. Zihinsel esneklik ve çözüm odaklı düşünme becerilerini destekleyebilir.</p>
<p>Karar Verme Sürecini İyileştirir: Olumlu düşünme, karar verme süreçlerini etkiler ve daha dengeli, mantıklı kararlar almaya yardımcı olabilir. Problemlere çözüm odaklı yaklaşımı teşvik eder.</p>
<p>Olumlu düşünme, elbette her zaman kolay olmayabilir ve bazı durumlarda zorlayıcı olabilir. Ancak pratik yaparak, bu düşünce tarzını güçlendirip hayatımızdaki olumlu etkilerini artırabiliriz. Her gün ufak adımlarla pozitif düşünce alışkanlıkları geliştirmek, genel refahımızı ve yaşam kalitemizi artırmada önemli bir rol oynar.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>En Gizli Köşem</title>
<link>https://fikirizleri.com/en-gizli-koesem</link>
<guid>https://fikirizleri.com/en-gizli-koesem</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x_67ef3c278c6fa.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 03 Apr 2025 19:51:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kerem DEMİR</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Dokunurdum dudaklarına, kış gününde ateşe yaklaşmak gibi. Çizgi çizgi, hücre hücre dokunurdum... Her bir satır başına, mısrasına, bent bent dokunurdum. Özenle inceleyip bütün çizgilerini, ciltler dolusu okurdum dokunurken, cümle cümle. Kıtalarca cennet bahçelerinin saklandığı en gizli köşemdi dudakların. Seher vakti derin uykudayken cümle alem, sıcak ekmek misali iştah kabartan, bütün uykumu yok eden sabahın köründe, ne ikna edici bir yöntemdir bu! Kuytu karanlık alıp yıldızları çekilmeden daha, buram buram kahve kokardı dudakların. Mümkün değildi aymamak, sabah uykusu değersizleşirdi sen başlamışken güne, sen ayaktayken de uyumak haramdı bana. Yudum yudum koklamadan seni doymak istemezdim uykuya ve aslında tembel bir adamdım ben. Hayatımdaki tüm başarıların, en kıymetli anahtarıydı dudakların. Ne uyumak mümkündü ne de uykusuz kalmak, ne yemek mümkündü ne de aç kalmak... Kitap kitap dokunurdum her bir harfine, ölümden önceki son arzu gibi, tatlı bir umuttu dudakların. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Değil Her Renk</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-degil-her-renk-768</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-degil-her-renk-768</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67ec5d6f28cde.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 02 Apr 2025 00:41:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kerem DEMİR</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kış güneşinde, dağ manzarasına karşı, bir fincan acı kahve senin gözlerin. Neşeli çocukların koşup oynadığı huzurlu bahçe, bir değil her renk senin gözlerin. Onlarca eğri kılıç kuşatmış etrafını, hepsi birden gece gündüz nöbetçi! Nadide bir sanat şaheseri; denizden berrak, güneşten parlak, dünyadan uzak gözlerin. Belki biraz öfke, belki şefkat, belki de Bayram şekeri. Anlatması zor... Bir değil, her renk senin gözlerin. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sade Kahve</title>
<link>https://fikirizleri.com/sade-kahve-758</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sade-kahve-758</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679939129df67.jpg" length="59149" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 01 Apr 2025 17:32:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kerem DEMİR</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Şekersiz kahve içemezdim ben, o dünyalar tatlısını tanıdığım güne kadar... Öğrendim ki sonradan, acı içmekmiş tutkunun zirve noktası, yalnız başına. Tatlıya mahal yokmuş meğer. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANNEMİN ÇANTASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/annemin-cantasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annemin-cantasi</guid>
<description><![CDATA[ hikaye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6e61e3e8da.webp" length="54846" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 21:32:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Annemin çantası yıllardır özenle sakladığı yerdeydi. El örgüsüyle yapılmış kırk seneyi aşkın bu çantayı neden hala sakladığını anlamak zordu. Bugün temizlik günüydü ve annemi heryeri didik didik ararken buldum. Söylenerek telaş içinde ortalığı karıştırıyordu. Ona yardım etmeyi teklif ettiysem de beni duymuyor gibiydi. Yine de ayrılmadım yanından. Sonunda pes ettiği bir anda yanına oturdum. Gözleri dolmuştu. Üzülmesin diye odamdan son aldığım çantayı getirdim ve onun olabileceğini söyledim. Bir çantaya bu denli bağlı olmak beni şaşırtıyordu. Oysa benim bir eşyadan sıkılıp yenisini almam çok zor değildi. Üstüne üstlük eşya bu ne önemi vardı ki? Annem teşekkür etti. Ama mutlu olmamıştı. Israrım üzerine çantanın hikayesini anlattı. Vatanlarından ayrıldıklarında, orada kalan yakınlarını bir daha görmeyeceklerini düşündüklerinden, yanlarında getirdikleri oraya ait eşyaları da korumuşlar. Annem dayısını sadece bir kez görebilmiş. Bu çantayı da dayısı onu görmeye geldiğinde hediye etmiş. Birini görmeden sevmek ve sevgisini bu kadar diri tutabilmek ne tuhaf diye düşündüm. Hiç kaybetmemiş olmak mı benim bunu anlamamama sebep? Yıllarca bu çantayı neden gittiği birçok yere götürdüğünü düşündüm. Acaba annem yanında çok özlediği dayısını da mı taşıyordu? Demek ki kimse kimsenin yerini tutamıyordu bu hayatta. Anneme ne versem boştu. Hiçbir şey onun yerini tutamayacaktı. Annem köyden şehre gittiklerinde, şehirli çocukların onun kıyafetiyle alay ettikleri sırada dayısının ona bir eşofman takımı hediye ettiğini anlattı. Eşofmanları giydiğinde şehirli çocuklara benzemenin nasıl bir his olduğunu da. Ne zaman yüzü düşse, dayısının kaval çaldığını onun yüzünü güldürmesinin çok kolay olduğunu anlattı. Dayısının ona verdiği eşyalar değil, onda bıraktığı izdi özel olan. Kaybettiği de çanta değil, adeta dayısıyla anılarıydı. Şimdi onu daha iyi anlıyordum. Annemin gözyaşlarını sildim. Bizlerin sahip olduğu yüzlerce şeyin, sadece birkaçına sahip olan çocuklardı onlar. Ve şu anda karşımda üzgün küçük bir kız çocuğu oturuyordu adeta. Birazdan daha sakinleşmiş anneme sarılıp yeniden aramaya koyulduk çantayı. Ve her zaman olduğu yerde bulduk. Annem çantayı bulduğuna çok sevindi. Boynuna takıp evin içinde sevinçle dönüp durdu. Çantayı ondan sonra benim korumam gerektiğini bunun çok önemli olduğunu söyledi. Ben de bu çantayı belki kendi kızıma hediye ederim olmaz mı?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Biyolojik Saat: İnsan Vücudunun Doğal Ritmi</title>
<link>https://fikirizleri.com/biyolojik-saat-insan-vucudunun-dogal-ritmi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/biyolojik-saat-insan-vucudunun-dogal-ritmi</guid>
<description><![CDATA[ Derya, Yağmur, Biyolojik, Saat ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698a3e48f2398.webp" length="37378" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 10:23:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Biyolojik Saat: İnsan Vücudunun Doğal Ritmi</p>
<p>Biyolojik saat, organizmaların günlük, aylık veya mevsimsel ritimlerini düzenleyen içsel bir mekanizmadır. İnsanlarda ve diğer canlılarda birçok fizyolojik ve davranışsal sürecin düzenlenmesinde kritik bir rol oynar. Bu incelemede biyolojik saatin nasıl çalıştığını, vücuda olan etkilerini ve modern yaşamın bu doğal ritim üzerindeki etkilerini ele alacağız.</p>
<p>Biyolojik Saatin Çalışma Mekanizması</p>
<p>Biyolojik saat, beynin hipotalamus bölgesinde yer alan suprakiazmatik çekirdek (SCN) tarafından yönetilir. SCN, gözlerimizden gelen ışık bilgisiyle senkronize olarak vücudun ritmini düzenler. Gün ışığı, biyolojik saatin temel belirleyicisidir ve vücudun uyku-uyanıklık döngüsünü yönlendirir.</p>
<p>Biyolojik saat, saat genleri adı verilen belirli genler tarafından kontrol edilir. Bu genler, protein üretimini düzenleyerek hücresel süreçlerin zamanlamasını sağlar. Ayrıca, melatonin hormonu biyolojik saatin önemli bir bileşenidir. Melatonin, karanlık ortamlarda salgılanarak uykuya dalmamızı kolaylaştırırken, gün ışığında üretimi azalır ve bizi uyanık tutar.</p>
<p>Modern Yaşamın Biyolojik Saat Üzerindeki Etkisi</p>
<p>Teknolojik gelişmeler ve şehir hayatı, biyolojik saati olumsuz etkileyen faktörler arasında yer alır. Özellikle vardiyalı çalışma, gece geç saatlere kadar ekran kullanımı ve düzensiz uyku alışkanlıkları biyolojik saatin dengesini bozmakta büyük rol oynar.</p>
<p>Bu dengenin korunması için bazı önlemler alınabilir:</p>
<p>• Düzenli bir uyku programı oluşturmak</p>
<p>• Sabah güneş ışığına maruz kalmak</p>
<p>• Akşamları mavi ışık kaynaklarını sınırlamak</p>
<p>• Dengeli ve saatinde beslenmek</p>
<p>• Düzenli fiziksel aktivite yapmak</p>
<p>Biyolojik Saatin Sağlık Üzerine Etkileri</p>
<p>Biyolojik saatin düzgün işlemesi, genel sağlık için kritik öneme sahiptir. Düzensiz bir biyolojik saat, çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir:</p>
<p>• Uyku Problemleri: Düzensiz uyku saatleri ve gece ışığa maruz kalma, uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>• Hormon Dengesizlikleri: Biyolojik saat bozulduğunda kortizol, insülin ve leptin gibi hormonların salgılanması düzensizleşebilir.</p>
<p>• Metabolik Rahatsızlıklar: Gece geç saatlerde yemek yemek veya düzensiz beslenme, obezite ve diyabet riskini artırabilir.</p>
<p>• Zihinsel Sağlık Sorunları: Biyolojik saat bozulduğunda depresyon, anksiyete ve odaklanma sorunları gibi durumlar ortaya çıkabilir.</p>
<p>Sonuç Olarak</p>
<p>Biyolojik saat, vücudumuzun doğal ritmini korumamıza yardımcı olan kritik bir sistemdir. Modern yaşam tarzı bu ritmi bozabilse de, bilinçli seçimlerle biyolojik saatimizi yeniden dengeleyebiliriz. Sağlıklı bir biyolojik saat, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımızı korumak için temel bir unsurdur. İnsan sağlığının temel bileşenlerinden biri olup, sirkadiyen ritmin korunması bireyin genel sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, düzenli uyku, dengeli beslenme ve fiziksel aktivite gibi faktörler biyolojik ritmin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için önemli bir rol oynamaktadır.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR DEYİM VE ANLAMI</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-deyim-ve-anlami</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-deyim-ve-anlami</guid>
<description><![CDATA[ ÇAM DEVİRMEK ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x_67d2ab12ca0a5.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 13 Mar 2025 12:58:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yalçın Sevim</dc:creator>
<media:keywords>Deyim, anlam, deyimler, deyimler ve anlamları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>DEYİM: </strong></em></span></p>
<p> <strong><span style="color: rgb(224, 62, 45);">Çam Devirmek</span></strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>ANLAMI:</strong></em></span></p>
<p>Karşısındakine dokunacak veya kötü bir sonuç doğuracak söz söylemek.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ETKİLİ ZAMAN YÖNETİMİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/etkili-zaman-yonetimi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/etkili-zaman-yonetimi</guid>
<description><![CDATA[ ETKİLİ ZAMAN YÖNETİMİ ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_699ac918eb3cb.webp" length="50436" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 06 Mar 2025 20:54:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Etkili Zaman Yönetimi: Verimliliğin Anahtarı</p>
<p>Zaman, hayatımızdaki en değerli ve sınırlı kaynaklardan biridir. Etkili zaman yönetimi, kişisel ve profesyonel yaşamda daha verimli ve başarılı olmanın anahtarıdır. Günlük görevlerimizi planlamak, önceliklendirmek ve zamanımızı akıllıca kullanmak, stresi azaltır ve üretkenliği artırır. İşte zaman yönetiminde başarılı olmanızı sağlayacak bazı temel yöntemleri gelin hep birlikte keşfedelim:</p>
<p></p>
<p>1. Hedef Belirleme</p>
<p></p>
<p>Zamanı etkili yönetmenin ilk adımı, net ve ölçülebilir hedefler belirlemektir. Günlük, haftalık ve uzun vadeli hedefler belirleyerek yapılacak işleri daha düzenli hale getirebilirsiniz. SMART (Spesifik, Ölçülebilir, Ulaşılabilir, İlgili, Zamanlı) hedefler koyarak zamanınızı daha verimli kullanabilirsiniz.</p>
<p></p>
<p>2. Önceliklerinizi Belirleyin</p>
<p></p>
<p>Tüm işler aynı öneme sahip değildir. Görevleri önem ve aciliyet durumuna göre sınıflandırarak önceliklendirin. Eisenhower Matrisi, görevleri şu dört kategoriye ayırarak verimli çalışmanıza yardımcı olur:</p>
<p></p>
<p>Önemli ve Acil: Hemen yapılması gereken görevler.</p>
<p></p>
<p>Önemli ama Acil Değil: Planlanarak yapılması gereken uzun vadeli işler.</p>
<p></p>
<p>Acil ama Önemsiz: Mümkünse devredilmesi gereken işler.</p>
<p></p>
<p>Ne Acil Ne Önemli: Zaman kaybına neden olabilecek işler.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>3. Planlama ve Takvim Kullanımı</p>
<p></p>
<p>Zaman yönetimi için günlük ve haftalık planlar oluşturmak büyük önem taşır. Takvim ve yapılacaklar listesi kullanarak zamanınızı daha iyi organize edebilirsiniz. Dijital takvim uygulamaları (Google Takvim, Trello, Notion vb.) size bu konuda yardımcı olabilir.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>4. Pomodoro Tekniğini Kullanın</p>
<p></p>
<p>Bu teknik, 25 dakikalık yoğun çalışma süreleri ve ardından 5 dakikalık molalar içerir. Kısa molalar, beynin daha iyi odaklanmasını sağlar ve verimliliği artırır.</p>
<p>5. Dikkat Dağıtıcılardan Uzak Durun</p>
<p></p>
<p>Sosyal medya, gereksiz e-postalar ve uzun süren toplantılar zaman kaybına yol açabilir. Çalışırken bildirimleri kapatmak ve odaklanma sürenizi artırmak, zamanınızı daha etkili kullanmanıza yardımcı olur.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>6. Dinlenmeye ve Kendinize Zaman Ayırın</p>
<p></p>
<p>Verimli çalışmak kadar düzenli mola vermek ve kendinize zaman ayırmak da önemlidir. Spor yapmak, kitap okumak veya meditasyon gibi aktiviteler zihinsel ve fiziksel sağlığınızı korumanıza yardımcı olur.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>7. Esneklik ve Adaptasyon</p>
<p></p>
<p>Her zaman planlarınız beklediğiniz gibi gitmeyebilir. Bu yüzden esnek olmak ve değişen durumlara hızlıca adapte olmak önemlidir. Gerektiğinde planlarınızı revize ederek zamanınızı en iyi şekilde kullanabilirsiniz.</p>
<p></p>
<p>Sonuç:</p>
<p>Etkili zaman yönetimi, sadece daha fazla iş yapmak değil, aynı zamanda daha akıllıca çalışarak kaliteli bir yaşam sürmek anlamına gelir. Doğru stratejiler ve alışkanlıklarla zamanı kontrol altına almak, hem profesyonel hem de kişisel hayatınızda başarıya ulaşmanızı sağlar. Zamanınızı iyi yönetin, hayatınızı daha verimli hale getirin!</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GERÇEK &amp;quot;KRAL&amp;quot; KİM?</title>
<link>https://fikirizleri.com/gercek-kral-kim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gercek-kral-kim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67c77bee8f612.webp" length="27840" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 05 Mar 2025 01:17:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gökçem Elif Yolcu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>Son dönemlerde popüler olan Kral Kaybederse dizisinin ana kahramanı olan Kenan Baran'ın sözde "kral"lığını sorgulamadan geçemeyeceğim. Güçlü, çekici, manipülatif, grandiyöz (büyüklük hissi) narsistik yapıya sahip bir karakter kendisi. Kenan Baran gibi karakterler, kadınların gözünde ya da model alma çağlarında olan erkek ergenlerin gözünde ulaşılamaz, çok güçlü ve büyüleyici olarak lanse edilmektedir. Ama asıl kral, insanları ezerek değil, onları yükselterek güçlü hissettiren kişidir. Bir adam, karşısındaki insanı aşağı çekerek ya da kendi hatalarını kabul etmeyip üzerine partnerinin duygularını manipüle ederek "kral" olamaz. Gerçek güç, duygularını saklamakta değil. Aksine, onları sağlıklı bir şekilde yönetebilmekte yatar. Sevmek, değer vermek ve sadakat göstermek güçsüzlük değil, asıl cesaret göstergesidir. Gerçek kral, başkalarının gözyaşları üzerine değil, sevgi ve saygı üzerine bir taht kurabilen kişidir. Kısacası Kenan Baran bir kral değil, yalnızca kendi boşluğunu başkalarının acılarıyla dolduran, maskeli bir karakterdir. Toplumda, medya ve sosyal medyanın gücü ile oluşan bu "karizmatik zorba" algısının sorgulanması gerektiğini düşündüm.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KİŞİSEL GELİŞİM BEBEKLİKTE BAŞLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/kisisel-gelisim-bebeklikte-baslar-457</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kisisel-gelisim-bebeklikte-baslar-457</guid>
<description><![CDATA[ KİŞİSEL GELİŞİM BEBEKLİKTE BAŞLAR ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698a3dac5ad8d.webp" length="15068" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 25 Feb 2025 20:00:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KİŞİSEL GELİŞİM BEBEKLİKTE BAŞLAR</p>
<p>Kendi potansiyelini fark etmek, becerilerini geliştirmek ve hayatta başarılı olmak isteyen bireyler için kişisel gelişim hayati öneme sahiptir. Çünkü kişisel gelişim, bireyin kendisini tanıma, yeteneklerini keşfetme ve hayatın farklı alanlarında kendini geliştirme sürecidir. Ancak kişisel gelişim, sadece yetişkinlik döneminde başlayan bir süreç değildir. Bunun nedeni, bu sürecin temelleri sadece yetişkinlikte değil, doğumdan itibaren atılır. Bebeklik dönemi, kişisel gelişim sürecinin en kritik evrelerinden biridir. Bu evre ise, bireyin doğumdan itibaren başlayan ve yaşam boyu devam eden bir yolculuğudur.</p>
<p>Bebeklik Döneminde Beyin Gelişimi ve Kişisel Gelişim</p>
<p>Bebeklerin beyinleri, yaşamlarının ilk yıllarında olağanüstü bir hızla gelişir. Bir bebek, en yakın çevresindeki bireylerle kurduğu bağlantılar aracılığıyla dünyayı anlamlandırır. Araştırmalar, bebeklerin ilk yıllarda deneyimlediği uyaranların beyin gelişimlerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Anne, baba ve bakıcılarla kurulan güvenli bağlanma, bebeklerin ilerleyen yaşlarda kendine güvenen, duygusal olarak dengeli ve başka insanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilen bireyler olmalarına yardımcı olur. Bu dönemde bebeklerin duyularının uyarılması, onların algı yeteneklerini ve problem çözme becerilerini geliştirir.</p>
<p>Dil ve Bilişsel Gelişim</p>
<p>Bebeklik döneminde dil gelişimi de kişisel gelişimin önemli bir parçasıdır. Bebekler, yaşamdaki ilk etkileşimlerini ağlama ve mimiklerle kurmaya başlarlar. Bebeklere sık sık konuşmak, onlara kitap okumak ve etkileşimde bulunmak dil becerilerini geliştirir. Zamanla, duydukları kelimeler ve cümleler sayesinde dil gelişimleri hızlanır. Dil yeteneği gelişmiş bireyler, kendilerini daha iyi ifade edebilir, daha iyi iletişim kurabilir ve akademik ya da mesleki yaşamda başarılı olmaktan asla kaçınmazlar.</p>
<p>Motor Beceriler ve Fiziksel Gelişim</p>
<p>Bebeklik döneminde hareket etmek ve dünyayı keşfetmek, fiziksel gelişimi destekler. Fiziksel olarak aktif olmak, ilerleyen yıllarda bireyin daha enerjik ve sağlıklı olmasına katkı sağlar. Emekleme, yürümeye başlama ve ince motor becerilerini geliştirme, ilerleyen yaşlarda bireyin kendine olan güvenini arttırır. </p>
<p>Sonuç Olarak;</p>
<p>Kişisel gelişim, sadece yetişkinlikte kazanılan bir beceri değildir; bebeklik döneminde atılan temeller, bireyin gelecekteki kişisel gelişimini büyük ölçüde etkiler. Bebeklik döneminde beyin gelişimi, bağlanma, dil ve bilişsel gelişim gibi faktörler, bireyin ilerleyen yaşlardaki kişisel gelişiminin temelini oluşturur. Bu nedenle ebeveynler ve bakıcılar, bebeklerin zihinsel, duygusal ve fiziksel gelişimlerini destekleyen bir çevre sunmalıdır. Kişiler gelişimde, erken yaşlarda kazanılan deneyimler, bireyin kendini geliştirme kapasitesini ömür boyu destekler.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÜNLÜK HAYATIMIZDA RENKLERİN GİZEMİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/gunluk-hayatimizda-renklerin-gizemi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gunluk-hayatimizda-renklerin-gizemi</guid>
<description><![CDATA[ Derya, Yağmur, Renklerin, Gizemi ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_699ac9d918e0d.webp" length="53206" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Feb 2025 22:22:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords>Derya, Yağmur, Renklerin Gizemi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GÜNLÜK HAYATIMIZDA RENKLERİN GİZEMİ</p>
<p>Renkler, hayatımızda sadece estetik bir unsur değil, aynı zamanda duygularımızı, düşüncelerimizi ve kararlarımızı etkileyen güçlü araçlardır. Günlük hayatımızda farkında olsak da olmasak da duygularımızı, davranışlarımızı ve kararlarımızı büyük ölçüde etkiler. Giydiğimiz kıyafetlerden yaşadığımız mekanlara, yediğimiz yemeklerden satın aldığımız ürünlere kadar her şeyde renklerin bilinçaltımıza mesaj gönderdiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Çünkü Psikolojik, fizyolojik ve kültürel anlamlarıyla renkler, çevremizdeki dünyayı algılayışımızı şekillendirir.</p>
<p>1. Duygular Üzerindeki Etkileri</p>
<p>Renkler hayatımızın her alanında büyük bir etkiye sahiptir. Özellikle insan psikolojisi üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Dolayısıyla günlük hayatımızda bazı renkler sakinlik verirken, bazıları enerji ve heyecan uyandırır. Bazıları ise kötü olan günü daha da kötü hale getirir. Gelin renklerin insan üzerinde ki etkileşimlerini hep birlikte keşfedelim.</p>
<p>Mavi: Günlük hayatımızda çoğunlukla huzur, güven ve dinginlik hissi verir. Bu nedenle iş dünyasında ve bankalarda sıkça kullanılan renk mavidir.</p>
<p>Kırmızı: İnsanlar arasında fazlasıyla dikkat çeken bir renktir, her zaman heyecan ve enerji vermesi ile bilinir. Aynı zamanda kırmızı rengin iştah açıcı bir etkisi olduğu için restoranlar tarafından sıkça tercih edilir.</p>
<p>Yeşil: Her zaman doğayı ve huzuru temsil eder ve stresi azaltır. Yeşil renk hastanelerde ve sağlık sektöründe sıkça yerini alan bir renktir.</p>
<p>Sarı: Çoğunlukla mutluluk ve pozitif enerji verir, ancak fazla kullanımı insanlar üzerinde kaygı hissi yaratabilir.</p>
<p>Siyah: Genellikle güç, gizem ve zarafet anlamına gelir. Bu yüzden çoğunlukla lüks markalar tarafından tercih edilir.</p>
<p>Beyaz: Saflık, temizlik ve sadelik hissi verir. Özellikle hastanelerde ve minimalist tasarımlarda yaygındır.</p>
<p> Gri: Duygusal soğukluk ve motivasyon kaybında insanlar üzerinde oldukça etkili bir renktir.Nötr bir renk olmasına rağmen fazla kullanımı, ruh halini fazlasıyla düşürebilir ve motivasyonu azaltabilir.</p>
<p>Koyu Kahverengi: Ağırlık ve hüzün gibi insan hayatını olumsuz yönde etkileyen boğucu bir etkiye sahip olabilir.</p>
<p>2. Renklerin Davranışlarımız Üzerindeki Etkisi:</p>
<p>Renkler, sadece estetik bir unsur değil, aynı zamanda davranışlarımızı, ruh halimizi ve kararlarımızı yönlendiren güçlü psikolojik araçlardır. Örneğin; Mağazalarda kırmızı ve turuncu tonlarının indirim tabelalarında kullanılması, tüketicilerin dikkatini çekerek alışveriş yapma isteğini artırır. Yemek sektöründe sıcak renkler (kırmızı, turuncu, sarı) kullanılarak iştahın açılması sağlanır. Ofislerde mavi ve yeşil tonlarının kullanılması, çalışanların daha verimli ve huzurlu hissetmesine yardımcı olabilir.</p>
<p> Sonuç Olarak:</p>
<p>Renkler, sadece görsel estetik sağlamakla kalmaz, aynı zamanda davranışlarımızı, duygularımızı ve kararlarımızı da büyük ölçüde etkiler. Hayatımızın her alanında büyük bir etkiye sahiptir. Kıyafet seçimlerimizden, yaşadığımız ortamlara, reklam panolarından, gıda ambalajlarına kadar her yerde bilinçaltımızı yönlendirirler. Bu yüzden renkleri bilinçli şekilde kullanarak daha verimli, huzurlu ve motive edici ortamlar oluşturabiliriz.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KİBRİTÇİ KIZ YAŞAMAK İSTİYOR!</title>
<link>https://fikirizleri.com/kibritci-kiz-yasamak-istiyor</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kibritci-kiz-yasamak-istiyor</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67a9b2987c87f.jpg" length="131450" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Feb 2025 11:37:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yasemin OCAK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kar ... </p>
<p>Ne mucizevi şey!</p>
<p>Hele ki gecenin karanlığından kardan aydınlık bir sabaha uyanmışsan ...</p>
<p>Pamukvari beyaz ise her yer ...</p>
<p>Gözünü açtığında her yerin kirinden pasından arınmış beyazlığın sabahıyla karşılanmış ise ne mutlu olur insan değil mi ? </p>
<p>Elinde bir fincan ile o büyülü tanelerin yer yüzüne düşüşünü izlemek ...</p>
<p>Peki hiç düşündüğünüz mü yüzümüzde kocaman bir gülümseme içimizde tarifsiz bir huzur barındıran bu manzara birçoğu için tane tane ölüm olup düşüyor toprağa?</p>
<p>Her kar yağışında ben bunu düşünürüm. Önce yüzüme yerleşen kocaman bir gülümseme ile karda yapılabilecek bir dolu eğlenceli etkinlik düşer aklıma ... Sonra ... Çocukluğumun en büyük ve ilk acısı: KİBRİTÇİ KIZ MASALI...</p>
<p>Elindeki kibritlerin alevinde buz gibi havada gördüğü hayallerle ısınması ve kibritler sönmesin bu rüya bitmesin diye dua eden kocaman gözleri... </p>
<p>"Hiç kibritim kalmadı, eve dönemem" derken sesindeki sessiz ve titrek korku...</p>
<p>"Keşke babaannem burda olsaydı, gelip beni de alıp götürseydi" diyerek elini göğsüne bastırarak dilediği dileğin kabul olması...</p>
<p>Bir yılbaşı akşamında evlerinde sayısız yiyeceklere ve dolu dizgin eğlenceye yetişmek isteyen ben-ci insanların görmeden , sesini duymadan, gözlerindeki sevincin de acının da kırıntısını hissetmeden yanından geçtikleri kendisi küçük ama gönlü hayalleri büyük bir bedenin karlar üstünde donarak ama büyük bir huzurla yüzüne yansıyan koca bir gülümsemeyle sessizce dünyadan göçüp gitmesi ...</p>
<p>Bir gece önce yaşarken , hayattayken onu görmeyenlerin karlar üstündeki donmuş bedenini ertesi gün görmesi ... Haksız birkaç gözyaşı döküp hayatlarına geri dönmeleri ...</p>
<p>Her biriniz bilirsiniz bu masalı... Hepimizin yüreğini yakan bir masal bu ve unutamadığımız bir masal!</p>
<p>Aslında öyle sandığımız!</p>
<p>Bizler o gece kibritçi kızın yanından gelip geçen, ne yardım eden ne bir kutu kibrit alan hatta onu görmeyip donmasında sorumlu olan sonra da saçlarını okşayarak donmuş bedeni başında bir kaç damla döken ardından hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına dönenen yürekleri olmayan varlıklarız...</p>
<p>Hala kar yağıyor , dünyanın bir çok yerinde kimi yıl daha az kimi yıl daha çok ama hala kar yağıyor olmayan gönüllerimize..</p>
<p>Bu karın altında yalın ayak dolaşan sessiz ve kimsesiz o kadar çok KİBRİTÇİ KIZ var ki ...</p>
<p>Ben artık ne kara "Beyaz ölüm" diye kızıyorum ne de kış ayının ayazına alev soğuğu diye ... Çünkü kış kar taneleri ile o ölen bir tabiatın üstünü örtüyor ve can suyu oluyor, onu bahara hazırlıyor. Ya bizler ?</p>
<p>Bizler kimin , kimlerin can suyu olabiliyoruz ?</p>
<p>Kibritçi kızlar sadece soğuk bir uykuya dalmıyor şimdi. Görmeyen gözlere, duymayan kulaklara sesleniyor. Tüm güçleri ile haykırıyor:</p>
<p>TUTUN ELLERİMDEN, YOKSA DÜŞECEĞİM! </p>
<p>SÖNECEK İÇİMDE, BAHARIM ATEŞİM...</p>
<p>TUTUN ELLERİMDEN YOKSA BİTECEĞİM!</p>
<p>DERİN UYKULARA YALNIZ GİDECEĞİM...</p>
<p></p>
<p>Kibritçi kızların hepsi yaşamak istiyor. Kimseden korkmadan, kimseden kaçmadan... Kimse onları incitmeden, yüreklerinde de bedenlerinde de büyük ve derin yaralar açmadan..</p>
<p>Kibritçi kızların hepsi yaşamak istiyor. Bedenlerini saran hastalıklara direnirken, yemek yiyemeden konusamadan savaşıyorlar. SMA ve daha nice nice dertler ile...</p>
<p>Kibritçi kızlar aramızda ve hepsini yaşamak istiyor. Hepsi direniyor ... Onların cansız vücutları karlara düşmeden ellerindeki kibritleri almalı gönül köşklerimizde bir köşe vermeliyiz onlara .</p>
<p>İstedikleri şeyler çok da zor, çok da imkansız değil kulak verin yeter : Gönülleri sevgiye doymak, ruhlarındaki yaralar sarılmak ve geleceğe  dair güzel hayaler kurmak istiyorlar. Hepsi bu ...</p>
<p>Kibritçi kızlar aramızda ve hepsi yaşamak istiyor. Hepsi aslında ben-ci insana yardım etmek istiyor. Bize yardımlaşmayı, sevmeyi ve başkalarını da düşünmemiz gerektiğini anlatmak istiyorlar . Onlar yaşamak ve bizleri de yaşatmak istiyorlar.</p>
<p></p>
<p>Müsade edelim onlara, biz onları  yaşatırken onlar da bizi insanca yaşatsınlar.</p>
<p>Müsade edelim ve hep birlikte kurtulalım...</p>
<p>Yasemin OCAK </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Cemrenin İnsan ve Duygu Dünyasındaki Yankısı</title>
<link>https://fikirizleri.com/cemrenin-insan-ve-duygu-dunyasindaki-yankisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cemrenin-insan-ve-duygu-dunyasindaki-yankisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f647e458092.webp" length="38372" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 09 Feb 2025 18:12:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Derya Yağmur</dc:creator>
<media:keywords>Yazar, Derya, Yağmur, Araştırma, Yazsısı, Cemre</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Cemrenin İnsan ve Duygu Dünyasındaki Yankısı</p>
<p> Cemre, edebiyatta ilkbaharın müjdecisi olarak doğanın uyanışını simgeler. Doğanın uyanışı insanların duygusal dünyasında önemli bir anlam taşır. Cemre, önce havaya, sonra suya, en son da toprağa düşerek doğanın yeniden canlandığını işaret eder. Doğanın böyle bir döngü içerisinde olması, insanların ruhunda değişim çağrışımını uyandırır.</p>
<p> Edebiyatta ise cemre, genellikle şu temalarla ilişkilendirilir:</p>
<p>1.Yeniden Doğuş ve Umut</p>
<p> Cemre, gelmesiyle birlikte baharın müjdecisi olarak insanların ruhunda bir canlanma duygusunu tetikler.</p>
<p>2. Duygusal Canlanma</p>
<p> Cemrenin gelmesiyle birlikte doğa tatlı bir hareketlilik içerisinde olur. Bu da insanların duygularında da mucize bir uyanışı simgeler. Bu mucize uyanışlar, aşk, sevgi, neşe ve coşku gibi duyguların yeniden filizlenmesiyle temalandırılır.</p>
<p>3. Değişim ve Dönüşüm</p>
<p> Cemre, düştüğü andan itibaren hem doğada hem de insanlarda büyük bir değişim sağlar. Bu değişimler genellikle kişisel gelişim, hayatta yeni bir başlangıç ya da içsel dönüşümle bağlantılı olarak yerini alır.</p>
<p>4. Hüzün ve Geçicilik</p>
<p> Cemre aynı zamanda doğanın geçici döngüsünü simgeler. Bu da insan yaşamının tıpkı doğa olaylarının gibi gelip geçici olduğunu anımsatır. Doğal olarak bu yönüyle de hüzünle karışık bir farkındalık duygusunu yaşatır.</p>
<p>Türk edebiyatında, cemreye dair imgeler özellikle divan ve halk şiirleri arasında sıkça görülür. Bu divan ve şiirler genellikle doğa-insan ilişkisi, umudu ve baharın gelişini anlatan bir sembol olarak yerini alır.</p>
<p>DERYA YAĞMUR</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kahverengi Gözlerine</title>
<link>https://fikirizleri.com/kahverengi-goezlerine</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kahverengi-goezlerine</guid>
<description><![CDATA[ Şiir ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679becc96efe4.jpg" length="62604" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 31 Jan 2025 17:49:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ekrem Akgümüş</dc:creator>
<media:keywords>Şiir edebiyat kahverengi gözlerin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir şiirsin sen;</p>
<p>Kahverengi gözlerinde kaybolduğum</p>
<p>Gözbebeklerinde noktalanıp</p>
<p>Saçlarında yeniden doğduğum.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ya beni küt kes kalayım kulaklarında</p>
<p>Ya da uzun bırak döküleyim omuzlarına</p>
<p>Savur beni harmanlayım saçlarında</p>
<p>Tel tel dökülüp anlam bulayım</p>
<p>Kökten uca.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Tutsak et göğüs kafesinde merhametinle yargıla</p>
<p>Gönlüne süzüleyim har harf vurgula</p>
<p>Ya kır kalemi idamı hazırla</p>
<p>Ya da berat ver yazılayım alnına.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Narin yüreğin pamuktan doku</p>
<p>Bin bir çiçekte yoktur sendeki koku</p>
<p>Gönlün ilaç olmuş şifalı kapı</p>
<p>Nazlı bakışların kutsal yapı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bitmeyen şiirsin tel tel saçlarınla</p>
<p>Ömrüm deva bulsun kahverengi bakışlarınla</p>
<p>Kuşlar aşka gelsin kanat çırpışlarında</p>
<p>Toprağıma tohum ol, gül bakışlarınla.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bir sabah güneşinde gözlerine doğayım</p>
<p>Akşam olsun yıldızlara kavuşayım</p>
<p>Batmasın ay, sende kalayım</p>
<p>Mühürle yüreğine senin olayım.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Kahverengi gözlerine kurban olduğum</p>
<p>Tel tel saçlarında deva bulduğum </p>
<p>Yüreğinde hece, satır olduğum</p>
<p>Bir şiirsin sen, ömrüme nokta koyduğum... </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SOSYAL MEDYADA ERKEKLİK KAVRAMI VE FENOMEN BABALAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/sosyal-medyada-erkeklik-kavrami-ve-fenomen-babalar-183</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sosyal-medyada-erkeklik-kavrami-ve-fenomen-babalar-183</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679c8fc587a63.jpg" length="53106" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 31 Jan 2025 12:40:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gökçem Elif Yolcu</dc:creator>
<media:keywords>Erkeklik, fenomenlik, fenomen baba, sosyal medya</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medya, artık günlük hayatımızın önemli ve vazgeçilmez bir parçası, kişilerin kendilerini diğer insanlara profilleri aracılığıyla diledikleri gibi tanıtabildikleri bir ortam olmuştur. Bazen bu platformlarda insanlar kendilerini olmak istedikleri ideal kimlikleriyle tanıtmak için ortam bularak kendilerini tatmin etmişlerdir bazen de kendi fikirlerine yakın insanlarla tanışarak kendilerini bir sosyal gruba ait hissetmek istemişlerdir. Bu sosyal grupta yaşanan etkileşimler kişilerin kimlik oluşumuna, fikirlerinin olumlu ya da olumsuz yönde değişmesine katkıda bulunmuştur. Paylaşılan gönderilere yönelik alınan beğenilerle kişi kimliğinin onaylandığını, beğenildiğini hissetmektedir. Kişiler hep en iyi beğeniyi alabilmek için çabalamaktadır. Bu çabalar kişilerde kendini sürekli başkalarıyla kıyaslamaya, bulunduğu konumu beğenmemeye, kıskançlığa, doyumsuzluğa, az beğeni aldığında değersiz hissetmeye yol açmaktadır. İnsanları diğerlerinden onay almaya bağımlı hale getirmektedir. </p>
<p>Erkeklik kavramı sürekli kanıtlanması gereken bir kavramdır. Kanıtlama durumu sadece gerçek dünyada değil sanal dünyada da oldukça yaygındır. İnstagram’da erkeklikle özdeşleştirilen şeylerin başında güçlü olmak gelmektedir. Bu güç kavramı cinsel, toplumsal, fiziksel ve duygusal güç olarak ele alınmaktadır. Erkekler özellikle İnstagram’da kaslı fotoğraflarını, spor salonundan çekindiği hikâyeleri paylaşarak cinsel açıdan güçlü olduğunu, sportif, yakışıklı olduğunu diğer insanlara ispatlamaya çalışmaktadır. Duygusal açıdan güçlü, yıkılmaz, yenilmez olduklarını; toplumsal açıdan ise lüks yerlerde yapılan iş toplantılarından fotoğraflar paylaşarak güçlü ve başarılı olduklarını göstermeye çalışmaktadırlar. Toplumda erkek gibi erkek olmak sadakatli, esprili, bakımlı, yeri geldiğinde ciddi, kadını sahiplenen, koruyan, onu kimseye muhtaç etmeyen, siyasetten anlayan, yeri geldiğinde kavgacı, cesur, vatansever, yiğit, gururlu, et seven, dozunda küfür eden, bazen maço, iyi bir işi olan, para kazanan, kontrolcü, duygularını saklayan, saygılı, dindar, efendi, cinsel açıdan güçlü, tek eşli, aile reisi olmakla tanımlanmaktadır. Toplumda tanımlanan tüm bu sıfatlar aslında İnstagram’da da kendini göstermektedir. Erkeklikle özdeşleşmiş bıyık, kirli sakal, silah, lüks araba, tesbih gibi nesnelerle paylaşılan fotoğraflar oldukça yaygındır. Erkeklerin profillerine bakıldığında erkeklikle özdeşleştirilen nargile, sigara gibi fotoğrafların altında bazen erkekliği övücü sözler paylaşılmaktadır.</p>
<p>Genelde erkekler, geleneksel ailede kendilerini evin reisi olarak görmektedirler. Erkeğin görevinin sadece eve para getirmek, eşine yardım etmeden dinlenmek için tv karşısına geçmek olduğunu, çocuğuyla fazla yüz göz olmadan sert bir baba olması gerektiğini savunmaktaydılar. Günümüzde ise kadının iş hayatına girmesi ile birlikte aile içi rollerde değişimler meydana gelmektedir. Son yıllarda, teknoloji konusunda uzman olmaya çabalayan, bilgisayara hâkim olan erkek daha donanımlı görülmektedir. Ailesine daha çok zaman ayıran, çocuklarıyla daha çok ilgilenen, ev işlerine yardım eden, çocuğunun iyi yetişmesi için sosyal medyayı aktif kullanan baba kavramı ile yeni bir erkeklik düşünce alanı gelişmiştir. Bu yeni gelişen erkeklik düşüncesi geleneksel babalık ve erkeklik kalıp yargılarına zıt bir düşüncededir. Erkek rollerindeki bu değişmeler fenomen annelik kadar fenomen babalık kavramını da popüler hale getirmektedir. Fenomen babalar, çocuklarıyla geçirdikleri kaliteli zamanları, oynadıkları oyunları, çocuklarına yaptıkları yemekleri paylaşarak bunları kendilerini takip eden kitleye sunmaktan oldukça büyük zevk almaktadırlar. Paylaşılan fotoğraflar ve altına yazılan yazılarda toplumsal olarak değişen babalık rollerine vurgu yapılmakta ve geleneksel babalık rolleri mizahi bir dille eleştirilmektedir. Böylece takipçilerin bilinçlendirilmesi ve toplumsal duyarlılık yaratma amaçlanmaktadır. Fenomen babaların takipçilerinin erkeklerden daha çok kadınların ve annelerin olması ise geleneksel babalık kavramının özellikle medya ve dijital ortamlar vasıtasıyla modern babalık kavramına dönüştüğünü göstermekte fakat bu dönüşümün toplumun her kesiminde yayılmadığını gözler önüne sermektedir. Fenomen babalık kavramının sadece maddi olarak gelir getirdiği ve popüler olmayı beraberinde getirdiği için mi yaygınlaşmaya başladığı yoksa gerçekten aile içi geleneksel erkek rollerinin modern babalığa doğru değiştiğini mi göstermekte cevapları tartışmaya açık olmaktadır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>UYANIŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/uyanis</link>
<guid>https://fikirizleri.com/uyanis</guid>
<description><![CDATA[ Saat üçtü. Yeni günün ilk saatleri… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f540ebadfe5.webp" length="16398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Jan 2025 21:29:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ramazan Turhan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">UYANIŞ<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Gece üç… Uykumdan uyandım. Cam balkonun önünde bilgisayarımı açtım. Dışarıda şehrin karanlığa gömülmüş sessizliği, içerideyse uyanık bir kalbin uğultusu vardı. Bazen insanı saat değil, içindeki görünmez bir ses uyandırır. Bir çağrı gibi, bir fısıltı gibi: <em><span style="font-family: 'Helvetica',sans-serif;">“Kalk, yaz.”</span></em><o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Evin derinliklerinde tatlı bir sessizlik vardı. Odanın kapısından içeri sızan loş ışıkta, çocukların uyuyan yüzlerine baktım. Birbirine karışan nefes alışları, sanki masumiyetin melodisi gibiydi. İnsan o an fark ediyor: çocukların uykusu, evin en güvenli duasıdır. Gecenin derinliğinde onların huzurunu izlemek, yüreğe hem bir yük hem de bir teselli bırakıyor. Belki de her baba, gecenin bir saatinde, farkında olmadan, çocuklarının düşlerini koruyan görünmez bir nöbetçidir.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Sonra parmaklarım tuşlara değdi. Uyku ile uyanıklık arasındaki o ince perdeden kalan rüyalar, satırlara akmak istedi. Sanki rüyam bile bana sitem ediyordu: <em><span style="font-family: 'Helvetica',sans-serif;">“Beni yarım bırakma, bari yazıya çevir de tamamla.”</span></em> O an anladım: rüyalar bazen devamını kağıtta bulur.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Bir süre yazdım. Kelimeler bilgisayar ekranında belirirken, içimdeki ağırlık hafifliyordu. Yazmak, gecenin karanlığına küçük bir pencere açmak gibiydi. İnsan, yazdıkça kendi içine daha çok yaklaşır.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Sonra kalktım. Ellerimi, yüzümü, gözlerimi, kulaklarımı, başımı, ensemi ve ayaklarımı suyla yıkadım. Her damla, içimde birikmiş uykuyu değil, sanki karanlığı da alıp götürdü. Suyla gelen serinlik, bedenimi değil, ruhumu da tazeledi. Geceyi üzerimden akıttım, yeni günün ilk saatlerine hazırlanmış oldum.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Ve düşündüm: Gece sadece uyumak için değil; bazen insanın kendine uyanması içindir. Çocukların uykusunda saklı masumiyet, rüyanın fısıldadığı yarım cümleler, suyla gelen tazelik… Hepsi yeni günün habercisiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p style="margin-top: 0cm; background: white;"><span style="font-size: 9.5pt; font-family: 'Helvetica',sans-serif; color: #222222;">Saat üçtü. Yeni günün ilk saatleri…<br>Uykum gitmişti, yazı gelmişti.<br>Ve ben bir kez daha anladım: bazı cümleler gündüzün gürültüsünde değil, yalnızca gecenin sessizliğinde doğar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fikir İzleri ailesi! &amp; Eğitim Videosu</title>
<link>https://fikirizleri.com/fikir-izleri-ailesi-egitim-videosu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/fikir-izleri-ailesi-egitim-videosu</guid>
<description><![CDATA[ Fikir İzleri ailesi! - Eğitim Videosu ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_67966b243b1af.jpg" length="75734" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Jan 2025 20:05:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kaan Turhal</dc:creator>
<media:keywords>eğitim, tanıtım, yazar, kaanturhal</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Merhaba Fikir İzleri ailesi! </span></p>
<p><span>Bugün sizlerle harika bir başlangıç yapıyoruz. Bu kanal, Fikir İzleri web sitemizin bir parçası olarak sizlere faydalı ve ilham verici içerikler sunmayı amaçlıyor. Burada, eğitimle hayatınıza değer katacak bilgiler, fark yaratacak yöntemler ve başarıya giden yolda size rehberlik edecek araçlar bulacaksınız. Bu videoda, Fikir İzleri web sitemizin sunduğu eğitim fırsatlarından ve ödül sisteminden bahsedeceğim.</span></p>
<p><span> Eğer kendinizi geliştirmek ve emeğinizin karşılığını alacağınız bir topluluğun parçası olmak istiyorsanız, doğru yerdesiniz! ???? Videoyu sonuna kadar izlemeyi unutmayın; çünkü her saniyesi sizi bir adım ileri taşıyacak bilgilerle dolu. Hep birlikte daha büyük bir aile olalım ve fikirlerimizle dünyaya iz bırakalım. Hadi başlayalım! ???? Bu tarz videoların devamının gelmesi için desteğini göstermeyi unutma, her like ve değerli yorumun benim için daha fazla motivasyon demek :) </span></p>
<p><span></span></p>
<p><span>♥️ İZLEDİĞİN İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM ♥️</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Edebiyat Trivia Quiz</title>
<link>https://fikirizleri.com/edebiyat-trivia-quiz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/edebiyat-trivia-quiz</guid>
<description><![CDATA[ Edebiyat Trivia Quiz ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679627f1007b1.jpg" length="52380" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Jan 2025 02:13:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kaan Turhal</dc:creator>
<media:keywords>edebiyat, quiz, soru, cevap, test, kaanturhal</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Madalyon</title>
<link>https://fikirizleri.com/madalyon</link>
<guid>https://fikirizleri.com/madalyon</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68ea26c0c0d6b.webp" length="30922" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 02:00:00 +0200</pubDate>
<dc:creator>İsmail ulubay</dc:creator>
<media:keywords>Madalyon</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 17px;" ;="">Bir bilmece saklıdır bu gece mısralarımda, tek soru onlarca cevapla karşı karşıya.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Sevdaların sırrı, aşkların katili soruyu sorarım kendime, yanan sigaramın eşliğinde.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Gidenler mi cesaretliydi yoksa kalanlar mı?</span> <br><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Gidenlerin kefesindeki korkuyu, kalanların yüreğindeki ızdırabı misafir ediyorum bu gece sözlerimde.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">İki kefe, tek terazide bir bilmecede hakikati arıyorum vakitsizce.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Gönül terazisi şaşmaz derler, onlarca acı dolu ayrılık hikayelerinin sahipleri şimdi nerede?</span> <br><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Gidenlerin sırtına vurulan semerlerdeki yükleri hancılar alıp hüzünlü hikayelerine  meze ettiler.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Sevdalar dillere dolanır, sarmaşık gibi diyarlar boyunca uzanır.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Kalanların ızdırabı, aşkta olan inadı zaman tüketirken günleri geceleri,kimsecikler işitmedi dillerinin ucundan dökülen acı dolu heceleri </span> <br><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Gidenlerin dilleri bülbül gibi durmadan korkaklığına sebepler buluyor, gittiği her handa  karıştığı dert kervanlarının geride bıraktığı yollarda.</span> <br><br><span style="font-size: 17px;" ;="">İncir ağacından çiçek bekler kalanlar.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Vakitler geçip yıllanır, yaşananlar .</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Şarap gibi eskidikçe acıtır anılar.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Halbuki kalanların hep aklındalar, mazide kalanlar.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Anıları yok sayanlar var.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Gidenler sevda madalyonunun kaybolan yüzleri.</span> <br><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Gidenlerin kefesindeki sevda madalyonunun bakir yüzleri harcanır, gittiği yoldaki hanlarda bazen bir kadeh şaraba, bazen birazcık muhabbetle karışık yalana.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Cesaret arıyorum sevdanın madalyonunda.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Bir yüzü bakir, bir yüzü silik.</span> <br><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Yollar var, yolcuları yalnız ama yürekleri kalabalık. </span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Bekliyorum baharın habercisi çiçekleri, bir incir ağacının altında.</span><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Yollar var sevda diyarına, alınan biletlerin ihanetle satıldığı, kalanların madalyon gibi harcandığı, gidenlerin dönmediği, kalanların gitmeye cesaret edemediği.</span> <br><br><span style="font-size: 17px;" ;="">Biraz cesaret borç almak isterdim maziden, gelecekteki hayal kırıklığından habersiz dünlerimden ama artık madalyonun kalan tarafına işlenmişti suretim, kalanların arasında, incir ağacının altında.</span><br><!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_251011_122132_618.sdocx--></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>