<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Mihriban B.oğlu</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/mihriban-boglu</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Mihriban B.oğlu</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>ELA&amp;apos;NIN GÜNCESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/elanin-guncesi-4806</link>
<guid>https://fikirizleri.com/elanin-guncesi-4806</guid>
<description><![CDATA[ Minik Mucize, Mardin’in tarihî taş konağında geçen, geçmişin harp ve yetimhane acılarını geride bırakmış bir ailenin huzur dolu ikindi vakti buluşmasını anlatır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac75ad1dccd6.webp" length="51518" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 06:57:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban B.oğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MİNİK MUCİZE</p>
<p>​Mardin’in o tarihî taş konağının avlusu; tarihin ve hüznün değil, şimdi hayatın en saf neşesinin yankılandığı bir yuvaya dönüşmüştü. Ovanın üzerine serilen ikindi güneşi taş duvarlarda altın sarısı gölgeler bırakırken avludaki ahşap masanın etrafında bu koca ailenin nefesleri birbirine karışıyordu.</p>
<p>​Birinci hikâyenin o karlı ve çetin şafaklarından, cephedeki yankılı patlamalardan geriye kalan tek şey, şimdi bu masanın etrafındaki sarsılmaz bağdı.</p>
<p>​Kolları yeniden güçlenen, bastonuna yaslanarak demli çayları tazelemeye çalışan Alper, yüzündeki huzurlu tebessümle masaya baktı. Yetimhanenin soğuk rüzgârlarında büyücülük oynayan o yalnız çocuk; şimdi bu kalabalık sofranın başköşesinde, gerçek bir babanın ve amcanın gururunu taşıyordu.</p>
<p>​Karşısında, kollarında minik Nur’la oturan Aysima Öğretmen, tülbentten yaptığı sarı oyalı yazmasını düzeltirken gülümsedi. Yanında, her zamanki muzip ama gözleri dolmaya hazır duruşuyla Üsteğmen Altay oturuyordu. Altay, kızının tombul ellerini öpüp devresine bakarak gururla başını salladı:</p>
<p>​— Gördün mü devre? dedi sesi biraz titreyerek. Biz bu vatanın yollarında yürürken sadece bayrağı korumadık; geleceğimizi, bu masadaki huzuru büyütmüşüz.</p>
<p>​Avlu içinde Ela’nın sıcak elini hisseden Alper, derin bir nefes aldı. Ela, önündeki deri kaplı deftere son cümleleri yazıyordu. İkinci cildin son satırları, masanın ortasında duran minik bir bebeğin gülüşüyle tamamlanıyordu. Kitabın adı belliydi: Minik Mucize.</p>
<p>​Ela, kalemi defterin üzerine bırakıp başını Alper’in omzuna yasladı. Gözleri, Mardin’in serin rüzgârında dalgalanan o uzak tepelere takıldı.</p>
<p>​— Biliyor musun Alper? diye fısıldadı Ela, sesi bütün avluda yankılanır gibiydi. Sen bu vatanın topraklarına adını yazdırdın, ben ise senin o çelikten iradeni kelimelerle ölümsüzleştirdim. Ama asıl hikâye bu masada, bu minik ellerin arasında saklı.</p>
<p>​Nur bebek, sanki annesinin yazdıklarını onaylar gibi minik ellerini havaya kaldırdı ve neşeyle gülümsedi. Alper sandalyesinden hafifçe doğrulup o minik elleri parmak uçlarıyla tuttu. İçindeki o eski, kimsesiz ve üşüyen çocuk nihayet tamamen iyileşmişti.</p>
<p>​Çünkü inançla kurulan bir yuva sadece iki insanın değil, bir milletin iradesinin, bir dostluğun ve sevginin en güzel eseriydi. Ve o an, Mardin’in taş evinden gökyüzüne yükselen sadece kahkahalar değil, sonsuza kadar sürecek bir ailenin sessiz yeminiydi: Biz buradayız, birlikteyiz ve hiçbir güç bu bağı koparamaz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Serbay ve Mihrela: Büyük Yalanlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/serbay-ve-mihrela-buyuk-yalanlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/serbay-ve-mihrela-buyuk-yalanlar</guid>
<description><![CDATA[ &quot;The Whisper&quot; (Fısıltı) ile başlayıp Mihrela&#039;nın ilk yalanı ekmesiyle şekillenen üç bölümlük bir hikâye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6abf641a9bc77.webp" length="76502" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 02 Oct 2026 11:22:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban B.oğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bölüm 1: Mihrela ve Yalanın Başlangıcı (The Whisper)</strong></p>
<p>​Hikâye, sol paneldeki "The Whisper" (Fısıltı) ile başlar.</p>
<p>​Zamanın başlangıcında, yeşillikler ve sırlar içinde saklı bir bahçede Mihrela, kadim ağacın dalları altında düşüncelere dalmıştır.</p>
<p>​Gölge ve ışığın kesiştiği yerde, ona insanlığın kaderini sarsacak o ilk ve en büyük fısıltı ulaşır.</p>
<p>​Mihrela, bu gizemli fısıltının zihninde ve kalbinde uyandırdığı merakla yalanın ilk tohumunu eker.</p>
<p>​<strong>Bölüm 2: Ve Yalan Gerçek Oldu – Yalan Yayılıyor (The Grandest Lie Ever Told to Humanity)</strong></p>
<p>​Orta panelde, zaman akıp geçer ve fısıltı devasa bir Hakikat Ağacı’na dönüşür.</p>
<p>​Ağacın köklerinden yayılan altın sarısı enerji damarları, geçmişten geleceğe tüm insanlığı sarmalar.</p>
<p>​Krallardan bilginlere, tüccarlardan halka kadar herkes bu büyük illüzyonun etkisi altında kalır.</p>
<p>​İşte bu dönüm noktasında Serbay, yalanın kalbinde bu devasa ağacın karşısına dikilir; çünkü yalan artık nesiller boyu yayılarak bir "gerçek" gibi kabul görmüştür.</p>
<p>​<strong>Bölüm 3: Serbay Hakikati Ortaya Çıkarıyor (The Revealed Light)</strong></p>
<p>​Sağ panelde, karanlık bulutların arasından süzülen göksel bir Hakikat Işığı her şeyi aydınlatır.</p>
<p>​Serbay, öncülük ettiği bu uyanış hareketinde, yalanın sembolü olan karanlık sarmalları ve engelleri bu ilahi ışıkla paramparça eder.</p>
<p>​Mihrela ve diğer yoldaşlarıyla birlikte karanlığın zincirlerini kıran Serbay, insanlığın gözündeki bağları çözer.</p>
<p>​Böylece asırlar süren en büyük yalan son bulur ve insanlık nihayet gerçekle yüzleşir.</p>
<p>​Büyük yalanlar nesiller boyu gerçeğin yerini alabilir; ancak tek bir hakikat ışığı, karanlığın tüm imparatorluğunu yıkmaya yeter.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AKŞAMÜSTÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/aksamustu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/aksamustu</guid>
<description><![CDATA[ Sararmış bir akşamüstünün hüznünde, uzaklara uzanan sessiz bir özlem hikâyesi... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aba309f193af.webp" length="204600" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:38:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban B.oğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sararmış bir akşamüstü, bulutlar perde,</p>
<p>Güneş saklanır dağların ardında öylece.</p>
<p>Yapraklar arasından sızan bu sarı ışık,</p>
<p>Sensiz geçen her günü vurur yine yüzüme derinden gizlice.</p>
<p>​Uzakta bir siluet, sessiz ve biraz yorgun,</p>
<p>Hasretin kor gibi düşer bu akşam ömrün orta yerine.</p>
<p>Bilmem ki bu dumanlı ufuklar ne zaman kavuşturur bizi,</p>
<p>Akşamın bu inceden sızan hüznü hep senin rengine.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sihirli Orman ve Mihriban</title>
<link>https://fikirizleri.com/cocuk-hikayeleri</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cocuk-hikayeleri</guid>
<description><![CDATA[ Mihriban, kalbinin sesini pusula edinmiş, doğayla konuşabilen bir gezgin. Sihirli ormanın derinliklerine uzanan yolculuğunda kaybolan seslerin ve kuruyan bir nehrin ardındaki sırrı çözmeye çalışırken, iyiliğin ve cesaretin izinden ilerliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab112183e331.webp" length="93372" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 14:55:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban B.oğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sihirli Orman ve Mihriban</strong></p>
<p>Uzun zaman önce, dünyanın en yeşil, en canlı ormanlarından birinin yanı başında, masalsı bir taş evde Mihriban yaşardı. Mihriban, sıradan bir kız çocuğu değildi. Adı gibi sevgi doluydu. (Mihriban, sevgi ve şefkat dolu kalp demekti.) En büyük özelliği ise doğayı dinlemeyi, kuşların şarkılarını ve çiçeklerin fısıltılarını anlamayı bilmesiydi. Belki de bu yüzden ormanın sihirli sakinleri onu çok severdi.</p>
<p>Mihriban’ın hayatı, o sabah kapağını gördüğümüz o an, yepyeni bir maceraya doğru adım attı. Sırtında her zaman yanında taşıdığı, içini sadece onun bilebileceği küçük hazinelerle dolu (belki de sihirli tohumlar?) çantası, üzerinde kendisinin diktiği, kendi çizdiği çiçek ve yıldız desenleriyle süslü zümrüt yeşili elbisesi, ayağında ise uzun yürüyüşler için rahat mı rahat sandaletleri vardı.</p>
<p>O gün, ormanın derinliklerinden rüzgârın getirdiği bir çağrı duymuştu. Bu çağrı onu, evinin hemen yanındaki köprüyü geçip hiç bilmediği bir yöne, güneşin altın ışıklarının dağların ardında kaybolduğu yere çağırıyordu.</p>
<p><strong>Mihriban’ın Yoldaşları</strong></p>
<p>Mihriban yalnız değildi. Çiçeklerle çevrili patikada yürürken ona ormanın küçük, neşeli dostları eşlik ediyordu:</p>
<p><strong>Kuşlar: </strong>Biri sağ omzunda, diğeri havada uçuşan mavi kuşlar, ona yol boyunca neşeli şarkılar söylüyor, belki de yaklaşan maceraları fısıldıyorlardı.</p>
<p><strong>Kelebekler: </strong>Adım attığı her yerde, sanki havada dans eden renkli ışıklar gibi etrafını saran turuncu ve mavi benekli kelebekler.</p>
<p><strong>Mantarlar ve çiçekler: </strong>Patikanın iki yanında mor çan çiçekleri, kırmızı gelincikler ve minik pembe ormangülleri, sanki Mihriban’a “İyi yolculuklar.” dercesine başlarını eğiyorlardı. Hatta bazı mantarlar, minik ışık böcekleri gibi parlayarak onun yolunu aydınlatıyordu.</p>
<p>“<strong>Kendine Has Gezgin”in Anlamı</strong></p>
<p>Mihriban’a neden “Kendine Has Gezgin” deniyordu, biliyor musun? Çünkü o, diğer gezginler gibi haritalara ya da pusulalara ihtiyaç duymazdı. Onun pusulası kalbinin sesiydi. Yolunu çiçeklerin yönüne, rüzgârın estiği yere ve hayvan dostlarının işaretlerine göre bulurdu. Ayakları onu nereye götürüyorsa oraya gitmek, oradaki hikâyeyi dinlemek ve yardım etmek onun için bir maceraydı.</p>
<p>Mihriban, köydeki seslerin kaybolduğunu fark etti. Köylülerle sohbet edip sırrı öğrenince kalbinin sıcaklığıyla o sessizliği kırdı ve köyü eski neşeli günlerine döndürdü.</p>
<p>Tam bu zaferin ardından köyün yaşam kaynağı olan nehrin kuruduğunu fark etti. Suyun kaynağını bulmak için ormanın hiç gidilmemiş derinliklerine doğru cesur bir yolculuğa çıktı.</p>
<p>Yolculuğun sonunda aradığı mucize, toprağa huzur verecek özel bir tohumdu. Mihriban bu tohumu doğru yere dikerek kuraklığı sona erdirdi ve köyü sonsuz bahara kavuşturdu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AŞKA AŞIK BİR KALP TAŞIYORUM SOL YANIMDA</title>
<link>https://fikirizleri.com/aska-asik-bir-kalp-tasiyorum-sol-yanimda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/aska-asik-bir-kalp-tasiyorum-sol-yanimda</guid>
<description><![CDATA[ Aşka aşık bir yürek taşıyorum, 

Sol kaburgamın hemen altında... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aaadc09cb33a.webp" length="54148" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:12:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban B.oğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>CEMAL SÜREYA</p>
<p>O, sürekli Cemal Süreya okuyor. </p>
<p>Ben ise; kendi şiirlerimi yazıyorum...</p>
<p>Bir sese aşık olmuşum, </p>
<p>Bir ruha aşık olmuşum.</p>
<p>Ne bir kadın sevmişim, </p>
<p>Ne de bir erkek...</p>
<p>Yazmışım öylece sayfalarca...</p>
<p>Bir hayale adadım, kendi benliğimi. </p>
<p>İnsanlar tanıyorum, </p>
<p>Yüzleri ezberliyorum, </p>
<p>Sesler duyuyorum, </p>
<p>Bir sese, yüreğe vuruluyorum. </p>
<p>Sonra...</p>
<p>Sonra bir yazar,</p>
<p>Bileklerini kırarcasına yazmaya başlıyor.</p>
<p>Aşka aşık bir yürek taşıyorum, </p>
<p>Sol kaburgamın hemen altında...</p>
<p>Ben bir cisme, bir sese değil, </p>
<p>O, saf mazlum aşka aşığım. </p>
<p>Aşka aşık bir yürek taşıyorum, </p>
<p>Sol kaburgamın hemen altında...</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>