<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Mihriban Börklüoğlu</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/mihriban-boerkluoglu</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Mihriban Börklüoğlu</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>ELA&amp;apos;NIN GÜNCESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/elanin-guncesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/elanin-guncesi</guid>
<description><![CDATA[ Mardin&#039;in tarihi dokusunda ümitle yeniden doğan bir aile hikâyesi... Minik bir bebeğin gelişiyle neşelenen taş konak, sevginin gücüyle imkânsızı başaran bir asker ve yarım kalan vuslatın görkemli bir düğünle tamamlanma mücadelesi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a605f5b65e51.webp" length="54862" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:34:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>​I. Bebek Sesi ve Yeni Bir Başlangıç</strong></p>
<p>​Altay ve Aysima’nın evliliği, taş evin odalarını neşeyle doldururken sonbaharın ilk serinliğinde kapılarını çalan mucizeyle taçlandı. Aysima Öğretmen, Nur adını verdikleri minik kızını kucağına aldığında kışlanın çelikten komutanı Altay’ın gözlerinden süzülen yaşları kimse saklayamadı.</p>
<p>​Altay, kızını kucağına alıp doğruca Alper’in yanına koştu. Onu tekerlekli sandalyesinde oturan devresinin kucağına bıraktı.</p>
<p>​"Bak devre... Harbiye ranzalarında iki yetim gibi birbirimize sarılırken bir gün kucağımda kızımla sana geleceğimi söyleseler inanmazdım. Nur’un amcası sensin. Ona bu vatanı ve dik durmayı sen öğreteceksin."</p>
<p>​Alper, minik bebeğin yumuk ellerini tutarken gözleri doldu. O küçük can, sadece Altay ile Aysima’nın değil, bu dört kişilik büyük ailenin yeni neşesi, umudunun simgesi olmuştu.</p>
<p>​<strong>II. Adım Adım İyileşen Bir İrade</strong></p>
<p>​Minik Nur’un gelişi, Alper’in içindeki o gizli direnci yeniden ateşledi. Ela’nın hiç tükenmeyen inancı ve her gün elinden tutup verdiği güçle Alper zorlu bir fizyoterapi sürecine girmeye karar verdi.</p>
<p>​Askerî hastanenin fizyoterapi salonunda geçen aylar, cephedeki en çetin operasyonlardan bile daha zorluydu. Yıllarca dağlarda rüzgâr gibi koşan o bacaklar, şimdi paralele yakın barlara tutunurken titriyordu. Her düşüşünde, her canı yandığında yanında iki kişi vardı: Bir elini tutan Ela ve diğer yanında terini silip "Kalk devre, daha operasyona gideceğiz!" diye bağıran Altay.</p>
<p>​Aylar süren ter, acı ve inatçı bir iradenin ardından o mucizevi an geldi.</p>
<p>​Bir öğleden sonra Mardin’e bakan terasta Ela elinde çaylarla içeri girdiğinde Alper tekerlekli sandalyesinde değildi. Paralel barlara ihtiyaç duymadan bastonuna hafifçe dayanarak ayakta duruyordu. Ela’nın elindeki tepsi neredeyse düşecekti. Alper, titrek ama kararlı iki adım attı ve Ela’ya doğru yürüdü. Ela sarı örgülü saçlarını onun göğsüne bastırıp gözyaşlarına boğulurken Alper başını onun saçlarına gömdü:</p>
<p>​"Sana söz vermiştim, Ela... Seninle o nikâh masasına yürüyeceğim demiştim. Bak, ayaktayım."</p>
<p>​<strong>III. Mardin’de Davul Sesleri: Düğün Hazırlıkları</strong></p>
<p>​Alper’in ayağa kalkmasıyla birlikte taş evde tatlı bir telaş başladı. Yarım kalan o vuslat tamamlanacak, Ela ve Alper görkemli bir düğünle hayatlarını birleştirecekti.</p>
<p>​Düğün hazırlıkları tam anlamıyla imece usulü ilerliyordu:</p>
<p>​Aysima Öğretmen, bir yandan kucağındaki minik Nur’u emzirirken bir yandan da Ela’nın gelinlik detaylarıyla ilgileniyor, beldedeki kadınlarla birlikte düğün yemeklerinin planını yapıyordu.</p>
<p>​Altay Üsteğmen, kışladaki görevinden arta kalan her anı Alper’in yanında geçiriyor, davetiyelerden düğün alanının kurulmasına kadar her ayrıntıyı bizzat koordine ediyordu.</p>
<p>​Ela, bir yandan hayatlarının en mutlu gününe hazırlanırken bir yandan da kitabının ikinci cildini, bu iyileşme ve yeniden doğuş hikâyesini kâğıda döküyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYATIM 2</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayatim-2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayatim-2</guid>
<description><![CDATA[ Hazır mısın rüzgârın kızı? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a50c864dfbf9.webp" length="18214" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:42:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>2. BÖLÜM: İki Teker Üstünde Özgürlük</p>
<p>​Mihriban için o gün, sıradan bir gün değildi. Haftalardır zihninde döndürdüğü, hayalini kurarken bile kalbinin ritmini değiştiren o an nihayet gelip çatmıştı. Bahçedeki ahşap masanın üzerinde duran sıfır kask, güneşin altında parıldıyordu.</p>
<p>​Mihriban, her zaman yaptığı gibi ritüelini bozmadı. Aynanın karşısına geçip saçlarını özenle iki yandan ördü. Örgülerini omzunun üzerinden geriye atarken kendine baktı; gözlerinde hem tatlı bir heyecan hem de geri adım atmayacak bir kararlılık vardı.</p>
<p>​Aşağı indiğinde Serbay, motorun yanında durmuş, aynalarını kontrol ediyordu. Mihriban’ın geldiğini görünce yüzüne o güven veren gülümsemelerinden birini yerleştirdi.</p>
<p>​"Hazır mısın rüzgârın kızı?" diye sordu Serbay, kaskı Mihriban’a uzatırken.</p>
<p>​"Doğduğumdan beri hazırım," dedi Mihriban gülerek.</p>
<p>​Kaskı kafasına geçirip vizörü indirdiği an, dış dünyadaki tüm uğultu kesildi. Sadece kendi nefesi ve motorun çalışmaya başladığındaki o tok, güçlü gürültü kaldı. Debriyajı çekip ilk vitese taktığında, içindeki Artemis ruhunun uyandığını hissetti. Gazı yavaşça açtı ve iki tekerlek, üzerindeki yükü unutup asfaltla buluştu.</p>
<p>​Yol ilerledikçe rüzgâr, örülen saçlarının arasından süzülüp geçiyor, özgürlük hissi adeta kanında dolaşıyordu. Virajları aldıkça kendini bir kuş kadar hafif hissediyordu.</p>
<p>​Biraz ileride, yol kenarındaki seyir tepesinde onları bekleyen üç tanıdık yüz belirdi: Aysima, Edilay ve Tuanay. Motorun sesini duyar duymaz üçü de ıslık çalıp alkışlamaya başladılar.</p>
<p>​Mihriban motoru durdurup kaskını çıkardığında, rüzgarın dağıttığı örgülerini düzeltti. Yüzünde kocaman, ışıl ışıl bir gülümseme vardı.</p>
<p>​Edilay coşkuyla öne atıldı: "Abla inanılmaz görünüyordun! Adeta bir film sahnesi gibiydi!"</p>
<p>​Tuanay gözlerini motordan alamayarak ekledi: "Ben de büyü büyüyünce kesinlikle böyle bir şey istiyorum. Baksanıza şuna, duruşu bile karizma!"</p>
<p>​Aysima ise yanına yaklaşıp Mihriban’ın gözlerindeki o değişimi hemen fark etti. "Ruhun sonunda ait olduğu yeri buldu, değil mi?" dedi sessizce.</p>
<p>​"Buldu Aysima," dedi Mihriban, arkasındaki yeşil vadiye ve sonsuz gibi görünen yola bakarak. "Direksiyonu elime aldığım an, hayatımın kontrolünün de tamamen bende olduğunu hissettim. Bu sadece bir motor değil; bu benim kanatlarım."</p>
<p>​Serbay arkadan gelip grubun yanına katıldı, elini Mihriban’ın omzuna koydu. "Ve bu kanatlar seni daha çok uzun yollara götürecek. Biz de her zaman arkanda takipte olacağız."</p>
<p>​Güneş yavaş yavaş batmaya başlarken, tepeye çöken tatlı serinlikte dört dost ve Serbay, Mihriban’ın ilk sürüş zaferini kutladılar. Mihriban, saçlarındaki örgüler rüzgârda savrulurken bir kez daha anladı: O, kendi yolunu çizen, rüzgara yön veren kadındı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYATIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/Ruhun-ve-ya%C5%9Fam%C4%B1n-bereketle-dolsun..</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Ruhun-ve-ya%C5%9Fam%C4%B1n-bereketle-dolsun..</guid>
<description><![CDATA[ Özgürlük, ona sadece bir adım uzaktaydı...  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8d58ebe4aff.webp" length="22176" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 06:57:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​1. BÖLÜM: Rüzgarın Çağrısı</p>
<p>​Mihriban için hayat hiçbir zaman düz bir çizgiden ibaret olmamıştı. O, çizgilerin dışına taşmayı, kendi patikasını kendi çizmeyi sevenlerdendi. Aynanın karşısına geçip aynadaki yansımasına baktığında ilk işi, uzun saçlarını özenle örmek olurdu. O ince ince örülen her tutam, onun için sadece bir saç modeli değil; içindeki bağımsız ruhun, doğaya ve köklerine olan o sessiz bağlılığının bir simgesiydi.</p>
<p></p>
<p>​Mihriban’ın içindeki bu enerjiyi durdurmak zordu. Gündüzleri sorumluluklar, dersler ve geleceğe dair planlar zihnini meşgul etse de akşam olup da ortalık sakinleştiğinde ruhu her zaman açık yollara, rüzgârın sesine ve gecenin gizemine çekilirdi.</p>
<p>​İşte yine öyle akşamüstlerinden biriydi. Gökyüzü mor ve turuncu tonlarına bürünürken Mihriban, evlerinin yakınındaki o sessiz tepeye çıkmıştı. Tam o sırada arkasından gelen neşeli ayak sesleri sessizliği böldü.</p>
<p></p>
<p>​"Yine fısıltıları dinlemeye mi geldin, Özgür Kız?"</p>
<p>Mihriban arkasını döndüğünde Aysima’nın yüzündeki o sıcacık gülümsemeyi gördü. Aysima, Mihriban’ın sadece en yakın arkadaşı değil, zihninin içindeki fırtınaları tek bir bakışıyla anlayan tek kişiydi.</p>
<p>​"Rüzgâr bu akşam başka türlü esiyor Aysima," dedi Mihriban, saçındaki örgünün ucunu düzeltirken. "Sanki bana henüz keşfetmediğim yolların olduğunu hatırlatıyor."</p>
<p>​Aysima yanına oturup omzunu omzuna çarptı.</p>
<p>"Senin o yollara düşeceğinden hiç şüphem yok zaten. Ama önce şu dünyevi işleri bir halletsek mi? Edilay ile Tuanay aşağıda bizi bekliyor, 'Mihriban Abla yine hangi hayal âlemine daldı' diye sabırsızlanıyorlar."</p>
<p>Mihriban gülümsedi. Edilay ve Tuanay... Hayatlarına girdiklerinden beri gruba getirdikleri o cıvıl cıvıl, bitmek bilmeyen enerji Mihriban’a her zaman iyi geliyordu. İkisi de grubun neşesi, Mihriban’ın ise adeta gözü gibi koruduğu en yakın genç dostlarıydı.</p>
<p>​Aşağı indiklerinde Edilay elindeki soğuk içecekleri sallayarak, Tuanay ise her zamanki enerjik tavrıyla onları karşıladı.</p>
<p>​"Nihayet gelebildiniz!" dedi Tuanay gülerek. "Mihriban Abla, yine Artemis modunu açıp ağaçlarla konuşmuyordun umarım?"</p>
<p>​"Ağaçlarla değil, rüzgârla konuşuyordum," diye takıldı Mihriban. "Ve bana dedi ki:" Bu kızlar yakında büyük bir maceraya atılacak!"</p>
<p>Edilay gözlerini parlatıp öne atıldı:</p>
<p>"Gerçekten mi?</p>
<p>Ne macerası?</p>
<p>Yoksa o bahsettiğin şeyi mi yapacaksın artık?"</p>
<p>Mihriban’ın gözleri bir anlığına yoldan geçen bir motosikletin sesine kaydı. Derin, tok bir motor sesi sokağı inletip uzaklaşırken Mihriban’ın kalbi ritim kaçırdı.</p>
<p></p>
<p>​"Yapacağım," dedi kararlı bir sesle. "Kendi yolumu çizeceğim. İki teker üstünde, rüzgârı tam karşıma alarak..."</p>
<p>​Tam o sırada patikadan aşağı doğru gelen tanıdık adımları fark ettiler. Güven veren duruşu ve elindeki çay bardağıyla Serbay yaklaşıyordu. Serbay, Mihriban’ın hayatındaki en sağlam limandı. Herkes Mihriban’ın hayallerine "biraz fazla özgürce" derken, Serbay sadece gülümser ve ona inanırdı.</p>
<p>"Yine ne planları yapılıyor bakalım burada?" dedi Serbay, Mihriban’ın yanına gelip gözlerinin içine bakarak.</p>
<p>​Aysima araya girdi:</p>
<p>"Bizimki yine rüzgarın peşine takılma kararı aldı, Serbay bey."</p>
<p>Serbay, Mihriban’ın saçlarındaki örgülere ve gözlerindeki o kararlı ışığa baktı.</p>
<p>"O rüzgar Mihriban’ı nereden çağırıyorsa, oraya gitmeli," dedi yavaşça. "Ben kaskını hazırlayayım o zaman?"</p>
<p>Mihriban gülümsedi. İçindeki o vahşi, doğaya ve özgürlüğe âşık ruhun tam olarak anlaşıldığını hissettiği anlardan biriydi bu. Hayatındaki dostları, Serbay’ın desteği ve içindeki durdurulamaz tutkuyla, artık ilk adımı atmanın zamanı gelmişti.</p>
<p>Özgürlük, ona sadece bir adım uzaktaydı... </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>🦉BAYAN BAYKUŞ🦉</title>
<link>https://fikirizleri.com/bayan-baykus</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bayan-baykus</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Kendi hikâyesini kendi yazan Artemis kızı Mihriban...&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a699cc973c90.webp" length="55074" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 12:42:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​Özgürlüğün Efsanesi</p>
<p>​Artemis’in özgür kızı Mihriban...</p>
<p>Yarısı çözülmüş saçlarının örgüleri</p>
<p>Asi bir rüzgârda özgürce sallanır,</p>
<p>Geceye, yollara ve özgürlüğe sevdalıdır.</p>
<p>​İki tekerin üstünde şahlanan o metalik güç,</p>
<p>Yolların tozunu yutarken içinde büyür hürriyet.</p>
<p>Derin vadilerden, serin ve sığ sulardan geçer hızla,</p>
<p>Kendi izini bırakır doğanın kalbine cesaretle.</p>
<p>​Aşar yüksek dağları; varır kendi dünyasına;</p>
<p>Kendi elleriyle kurduğu o sarp dağ evine...</p>
<p>Şamanik bir ruhla dokunur toprağa, taşa,</p>
<p>Doğanın kadim fısıltısı karışır adımlarına.</p>
<p>​Pencerenin pervazında bilge bir baykuş bekler,</p>
<p>Geceye hükmeden o sessiz, derin gözler...</p>
<p>Kadim zamanların bilgeliğini fısıldar rüzgâr,</p>
<p>İçindeki o vahşi ve asil ruha eşlik ederler.</p>
<p>​Gürül gürül yanan şöminenin kızıl alevlerine karşı,</p>
<p>Dumanı kıvrılan purosuyla baş başa kaldığı an...</p>
<p>Elimde kalemi, önünde derin sayfalar;</p>
<p>Hem kendi dizesini yazar, hem evrenin sırrını okur o an.</p>
<p>​Ne kimseye boyun eğer ne yoldan döner,</p>
<p>Çiçeklerin diliyle konuşur, baykuşun gözüyle görür.</p>
<p>Kendi dağında, kendi kurallarıyla yaşayan bir efsane;</p>
<p>Kendi hikâyesini kendi yazan Artemis kızı Mihriban...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALTIN ELBİSELİ ADAM</title>
<link>https://fikirizleri.com/altin-elbiseli-adam</link>
<guid>https://fikirizleri.com/altin-elbiseli-adam</guid>
<description><![CDATA[ Barkın Bayoğlu Altın Elbiseli Adam) anısına... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a61d70ac3954.webp" length="31070" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 16:45:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>​İki Tekerin Altın Kalpli Adamı</strong></p>
<p>​Bir vizör kapandı, sustu motorun sesi,</p>
<p>Arpaya yatmış bir rüzgâr kaldı geride.</p>
<p>Altın tulumunda bir çocuk neşesi,</p>
<p>Efsaneler ölmezmiş, sen de duruyorsun bir yerde.</p>
<p>​Ne virajlar aldın hayatın kulvarında,</p>
<p>"Ekipmansız çıkmayın" derdin her defasında.</p>
<p>Bir tatlı sert üslup, abilik vardı kelamında,</p>
<p>Şimdi bir gaz kolu eksik, sohbetlerin ortasında.</p>
<p>​Sen ki rüzgara kafa tutan o adam,</p>
<p>Bize sevdirdin iki tekerin gizemini.</p>
<p>Unutur mu bu yollar, unutur mu bu camia?</p>
<p>Giderken arkanda bıraktığın derin izini...</p>
<p>​Şimdi hangi meçhul virajdasın bilmem ama,</p>
<p>Kaskın başında, elin yine gaz kolunda olsun.</p>
<p>Mekanın cennet, gazın açık,</p>
<p>Rüzgarın daima bol olsun Altın Elbiseli Adam...</p>
<p></p>
<p>​"<em>Ekipmanınızı tam giyin, rüzgârınız bol olsun</em>." — Barkın Bayoğlu</p>
<p>​Saygıyla, sevgiyle ve özlemle yad ediyoruz...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR SUBAYIN GÜNCESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-subayin-guncesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-subayin-guncesi</guid>
<description><![CDATA[ Bir subayın görev, fedakârlık ve aşk arasında şekillenen yaşamı; bazen bir üniformanın altında en güçlü hikâyelerin saklı olduğunu gösteriyor. Bu öykü, vatan sevgisinin ve insan olmanın ortak hikâyesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a605f5b65e51.webp" length="54862" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​ÜNİFORMANIN ALTINDAKİ KALP​📜</p>
<p>​I. Şafak ve Çelik</p>
<p>​Sessizliği sadece rüzgarın uğultusu ve uzaklardan gelen nöbetçi düdüğünün böldüğü o gri saatte, Üsteğmen Alper’in gözleri çalar saatinden önce açıldı. Saat tam 05.00’ti. Yılların verdiği alışkanlıkla, yataktan tek bir hareketle kalktı.</p>
<p>​Üniformasını giyerken aynadaki yansımasına baktı. Jilet gibi ütülenmiş kamuflajı, göğsündeki bröveleri ve pırıl pırıl parlayan botları... Bir subay için kıyafet sadece bir kumaş parçası değildi; taşıdığı sorumluluğun, arkasından gelen onlarca askere verilen sessiz bir mesajın simgesiydi.</p>
<p>​Çok küçük yaşta annesini ve babasını kaybetmişti Alper. Yetim kelimesinin ağırlığını o yaşta omuzlarında hissetmişti. Bir ailesi, sığınacak bir limanı olmadığında dünya bir çocuğa çok büyük, kendisi ise çok savunmasız gelirdi. Kimsesiz kaldığı o günlerde ona devlet sahip çıkmış, milletin ekmeğiyle büyümüştü. Göğsündeki ay yıldızlı bayrağa her baktığında düşündüğü tek şey vardı: "Bu topraklar benim babam oldu; sıra bende."</p>
<p>​İşte bu yüzden subay olmuştu. Ordu onun yuvası, üniforması ise ailesiydi. İçtima alanına çıktığında, askerlerinin gözünün içine bakarken bir komutan olmanın ötesinde, her birinin abisi ve babası gibi hissetmesi bundandı.</p>
<p>​II. Beldedeki Sessiz Temas</p>
<p>​Sokakların daraldığı, teyakkuzun en üst seviyede olduğu meskun mahal operasyonunun ortasında, kader Alper’i hiç beklemediği biriyle karşılaştırdı.</p>
<p>​İstanbul’un hengamesinden kaçıp dedesinden kalan eski köy evine yerleşen 27 yaşındaki genç ve güzel yazar Ela, elinde not defteriyle yolun kenarına çekilmişti. Örgülü sarı saçlarını yana atmış, iri gözleriyle askeri araçların geçişini izliyordu. Alper araçtan inip yanına yaklaştı:</p>
<p>​"Hanımefendi, ilerideki mahallede güvenlik uygulaması var. Güvenliğiniz için birkaç saat köyün bu tarafında kalsanız daha iyi olur."</p>
<p>​Bu, aralarındaki ilk ufacık temastı. Operasyon kazasız belasız bittiğinde, Alper ve timi emniyet için bir süre beldede kaldı. Birkaç gün sonra beldenin asmalı kahvesinde oturan Ela’nın masasına adım attı Alper. Kahve kokulu, demli çaylı ufacık sohbetler başladı aralarında.</p>
<p>​Ela kelimelerle yaşayan bir kadındı ama Alper’in o ketum, ailesiz büyümüş olmanın verdiği vakur duruşunu hemen fark etmişti. Bir gün beldenin tepesinde rüzgara karşı otururken Ela sordu:</p>
<p>​"Çok zor değil mi? Sürekli tetikte olmak, her an bir yere ait olamadan gitmeye hazır yaşamak..."</p>
<p>​"Zor..." dedi Alper. "Ama benim gidecek, arkama bakacak başka bir yerim zaten hiç olmadı Ela. Bu üniforma benim hem evim hem ailem oldu."</p>
<p>​Ela, o an Alper'in içindeki derin yalnızlığı hissetti. Ona acıyarak değil, büyük bir saygıyla baktı. İlk defa biri Alper’e "komutan" ya da "yetim" olarak değil, sadece "Alper" olarak bakıyordu.</p>
<p>​III. İki Devre ve Sığınak Gecesi</p>
<p>​Görevin bitimiyle Alper harekat merkezine döndü. Onu karşılayan, Kara Harp Okulu sıralarından beri aynı çamuru çiğnediği, Menteş kampında son yudum suyunu paylaştığı devresi Üsteğmen Altay’dı. Sakalsız, yakışıklı ve yüzünde küçük bir hatıra yarası taşıyan Altay, kışlanın neşesiydi ama Alper’in bu hayattaki en gerçek kardeşiydi.</p>
<p>​Gece yarısı sığınakta, bir mum ışığında demli çaylarını içerken Alper ilk kez bir kadından bahsetti devresine. Ela’yı, onun gözlerindeki o anlayan bakışı anlattı. Altay muzip tavrını bir kenara bırakıp elini Alper’in omzuna koydu:</p>
<p>​"Biz vatanı koruyoruz, evet devre, ama insanın kalbinde koruyacağı ufacık da olsa bir sıcaklık olması gerekir ki sahadaki soğuğa dayanabilsin. O kız senin çelik zırhının altındaki çocuğu gördüyse, bunu geçiştirme. Döndüğümüzde o kahveye beraber gideceğiz."</p>
<p>IV. Bahçedeki Kahve Fincanları</p>
<p>​Aynı saatlerde beldedeki eski ahşap evin bahçesinde, Ela da yaşadıklarını en yakın arkadaşına anlatıyordu. Beldenin ilkokulunda görev yapan 29 yaşındaki, hafif çekik gözlü ve kahküllü Aysima Öğretmen, Ela’nın fincanını çevirişini izliyordu.</p>
<p>​"Aysima, o adam öyle bir baktı ki..." diyordu Ela. "Ben kurgu dünyalar yaratırken, o benim dünyam yıkılmasın diye çamurun içinde canını ortaya koyuyor."</p>
<p>​Aysima Öğretmen olgun bir tebessümle arkadaşının elini tuttu:</p>
<p>​"Sen buraya hikaye biriktirmeye geldin Ela, ama kader senin karşına yalnızlığın kitabını yazmış bir adamı çıkarmış. Kalbinin duvarlarını aralamışsın. Döndüğünde o masada üç kişi oturacağız; sen, ben ve senin o yürekli subayın."</p>
<p>​V. Mardin’de Mühürlenen Kader</p>
<p>​Mevsimler döndü, görev yerleri değişti. Kader bu dört ruhu Mardin’in tarihi ve mistik atmosferinde bir araya getirdi. Aysima Mardin’e tayin oldu; Alper ve Altay ise sınır kışlasında omuz omuza göreve devam etti.</p>
<p>​Mardin’in ovaya bakan eski bir taş evinin terasında, Ela ve Alper nişanlandı. Yüzükler takıldığında, Alper’in gözleri hayatında ilk kez bu kadar parlıyordu. Yalnız çocuk, nihayet limanını bulmuştu. Yüzükleri takan Altay ve gözleri dolan Aysima, bu mutlu anın en yakın şahitleriydi.</p>
<p>​Ancak nişandan birkaç ay sonra, sınır hattındaki hain bir çatışmada dünya karardı. Alper Üsteğmen, askerlerini ve devresi Altay’ı korumak için kendini öne attığında patlayan şarapnelle ağır yaralandı. Günlerce süren yaşam mücadelesini kazandı ama artık yürüyemeyecekti. Omuzlarındaki rütbelerin yanına en yücesi eklenmişti: O artık bir gaziydi.</p>
<p>​Hastanede gözlerini açtığında Ela’nın elini bırakmak istedi Alper. Yük olmamak için "Git" dedi. Ama Ela, onun gözlerinin içine bakıp elini daha sıkı kenetledi:</p>
<p>​"Sen bu vatan için göğsünü siper ettin Alper. Şimdi sıra bende. Senin yürüyemediğin her yolda ben senin ayakların olacağım."</p>
<p>​VI. Sonsuz Bir Aile</p>
<p>​Zaman, Mardin’in şifalı rüzgarlarıyla aktı. Altay, her mesai çıkışında devresinin yanına koştu. Onu hiç yalnız bırakmadı. Kısa bir süre sonra Altay ve Aysima Öğretmen görkemli bir düğünle hayatlarını birleştirdi. Bu dörtlü artık sarsılmaz tek bir aile olmuştu.</p>
<p>​Yıllar sonra raflarda yerini alan bir kitabın kapağında, kara kalemle çizilmiş bir subay yüzü duruyordu. Yazarı Ela idi.</p>
<p>​Ela, Alper’in yetimhanede başlayan, kışlalarda büyüyen, cephelerde çelikleşen ve gazilikle taçlanan hayatını yazmıştı. Kitabın son satırlarında şöyle diyordu:</p>
<p>​"O, sığınacak bir evi olmadığını sanıyordu. Oysa onun evi bu vatandı. Şimdi ise onun evi, kalbimin tam ortası. Bir subay toprağa basarken postallarından ses çıkarır ama bir gazinin kalbi attıkça, koca bir milletin iradesi yankılanır..."</p>
<p>​Mardin’in terasında, Mezopotamya ovasına karşı otururlarken Ela başını Alper’in omzuna koydu. Uzaktan Altay ve Aysima’nın neşeli sesleri geliyordu. Alper, Ela’nın elini tuttu, gözlerini gökyüzüne çevirdi ve içinden fısıldadı:</p>
<p>​"Çok şükür... Sonunda benim de bir ailem var."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Subay Alper&amp;apos;in Hayatı</title>
<link>https://fikirizleri.com/subay-alperin-hayati</link>
<guid>https://fikirizleri.com/subay-alperin-hayati</guid>
<description><![CDATA[ Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden bir çocuk, dünyada yapayalnız kaldığında kendine nasıl bir yuva inşa eder?                    Alper üsteğmen, sığınacak bir aile, yere sağlam basacak bir zemin ararken şerefli Türk üniformasını giydi.                                                Kimsesizliğin ortasından doğan, orduyu kendine aile, vatanı ise yuva belleyen bir askerin yürek burkan ama bir o kadar da dik duruşlu hikayesi... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a561af57b185.webp" length="49334" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 14:45:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Alper Üsteğmen’in o dik duruşunun, gözlerindeki o erken yaşta olgunlaşmış ifadenin arkasında, hayatın en sert rüzgarlarıyla erken yaşta tanışmış bir çocuğun hikayesi gizli.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">​Kışla bahçesindeki çay ocağında, elindeki demli çay bardağını avuçlarının arasına alıp uzaklara bakarak anlatıyor Alper Üsteğmen:</span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><strong>​Erken Büyüyen Bir Çocukluk</strong></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em>​Bana neden asker olduğumu soruyorlar ya hep... Aslında bu bir tercih değil, benim için tek doğru yoldu.</em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em>​Çok küçük yaştaydım, annemi ve babamı kaybettiğimde. 'Yetim' kelimesinin ağırlığını, o yaşta omuzlarımda hissettim. Bir aileniz, sığınacak bir limanınız olmadığında dünyayı çok büyük, kendinizi ise çok savunmasız hissediyorsunuz. Sokakta yürürken başınızı okşayacak bir elin eksikliği, insanı ya tamamen içe kapatır ya da hayata karşı çelik gibi sertleştirir. Ben sertleşmeyi, dik durmayı seçtim.</em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em>​Bir gün bir başıma kalmışken memleketin askerlerini gördüm. Üniformaları jilet gibiydi, adımları toprağı titretiyordu ama en önemlisi birbirlerine bakışlarıydı. O an anladım; onlar sadece arkadaş ya da meslektaş değildi. Onlar arkalarını birbirlerine yaslayan, birbirleri için canını veren devasa bir aileydi.</em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><strong>Devlet Benim Babam, Ordu Benim Ailem Oldu</strong>.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em>​Kimsesiz kaldığım o günlerde bana bu devlet sahip çıktı, bu milletin ekmeğiyle büyüdüm. Göğsümdeki bu ay yıldızlı bayrağı her gördüğümde içimden hep aynı şeyi geçirdim: 'Bu topraklar, bu devlet senin baban oldu; şimdi sıra sende.'</em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><strong>​İşte bu yüzden subay oldum.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em>Orduya katıldığım gün, hayatımda ilk defa o büyük yalnızlığımın bittiğini hissettim. Binlerce kardeşim, abim, evladım oldu bir günde.</em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em>Beni büyüten, koruyan bu millete ve devlete ömrümün sonuna kadar ödeyemeyeceğim bir vefa borcum var. Bu üniforma, benim bu borcu ödeme şeklim.</em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em>Kendi çocukluğumda hissettiğim o çaresizliği iyi bildiğim için emrimdeki tek bir askerin bile kendini yalnız hissetmesine izin vermem. Bölüğümün karşısına geçtiğimde sadece bir komutan değil, gerekirse her birinin abisi, babası olmaya çalışmam bundandır.</em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>​Gidecek Başka Bir Yerim Yok</strong></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em>​<span style="font-size: 12pt;">Bazıları için askerlik bir meslektir; mesai biter, eve dönerler. Benim için öyle değil. Benim sığınacak başka bir evim, arkamı yaslayacak başka bir duvarım yok. Benim evim kışla, ailem de bu üniformanın altına kalbini koymuş herkestir.</span></em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>​O yüzden sahada çamura ilk ben yatarım. O yüzden gecenin ikisinde uykum kaçar da nöbetçinin halini, hatırını sormaya giderim. Çünkü insan ailesini korurken yorulmaz. Ben bu hayatta her şeyimi kaybettim ama bu üniformayla her şeyi yeniden kazandım.</em></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SUBAY ALPER’İN GÜNCESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/subay-alperin-guncesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/subay-alperin-guncesi</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Bir subayın günü, disiplinle başlayan ve sorumlulukla sona ermeyen uzun bir nöbettir.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a561af57b185.webp" length="49334" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Subay'ın Bir Günü</p>
<p>Sessizliği sadece rüzgârın uğultusu ve uzaklardan gelen nöbetçi düdüğünün böldüğü o gri saatte, Üsteğmen Alper’in gözleri çalar saatinden önce açıldı. Saat tam 05.00’ti. Yılların verdiği alışkanlıkla, yataktan tek bir hareketle kalktı. Odadaki sessizlik, onun zihnindeki mutlak disiplinle birleşti.</p>
<p>​Üniformasını giyerken aynadaki yansımasına baktı. Jilet gibi ütülenmiş kamuflajı, göğsündeki bröveleri ve pırıl pırıl parlayan botları... Bir subay için kıyafet sadece bir kumaş parçası değildi; taşıdığı sorumluluğun, arkasından gelen onlarca askere verilen sessiz bir mesajın simgesiydi.</p>
<p>​Aynadaki bakışlarını sabitleyip yakasını düzeltti. Hazırdı.</p>
<p>​🌅 Şafak Vakti: Toprağa Basan İlk Adım</p>
<p>​Kışlanın bahçesine çıktığında sabahın ayazı yüzüne kamçı gibi çarptı. Ciğerlerine çektiği o soğuk ve temiz hava, uykunun son kırıntılarını da süpürüp götürdü.</p>
<p>​İçtima alanına doğru yürürken, postallarının betonda çıkardığı tok sesler kışlanın duvarlarında yankılanıyordu. Karşısında, sabah karanlığında tek bir vücut gibi duran bölüğü vardı. Hepsinin gözlerinde uykunun ve soğuğun mahmurluğu vardı ama Alper Üsteğmen’in alana girmesiyle hepsi çelik gibi dikleşti.</p>
<p>​"Bölük, Rahat! Hazır ol!"</p>
<p>​Alper, sırayla askerlerin gözlerinin içine baktı. Kimin evinden kötü bir haber geldiğini, kimin uykusuz olduğunu, kimin gözünde memleket hasreti tüttüğünü o tek bakışta anlamak zorundaydı. Onlar sadece emrindeki askerler değil, canını emanet ettiği ve canlarını emanet aldığı evlatlarıydı.</p>
<p>​📋 Gün Ortası: Toz, Çamur ve Çelikten İrade</p>
<p>​Saat 10.30... Eğitim alanında barut, ter ve toz birbirine karışmıştı. Bugün taktik akın ve sızma eğitimi vardı. Alper Üsteğmen sadece kenardan emir veren bir izleyici olmadı hiçbir zaman. Telsizden gelen cızırtılı raporu dinlerken, çamurun içine ilk o bıraktı kendini.</p>
<p>​"Sol kanat, baskı ateşini sürdür! Sağı kapatın!" diye kükredi.</p>
<p>​Sürünerek hedef mevziye ulaştığında, yanındaki genç asteğmenin heyecandan titreyen elini gördü. Omzuna sert ama güven veren bir el koydu: "Sakin ol evlat, nefesini ayarla. Ben yanındayım."</p>
<p>​Öğleden sonra ise bu hareketli sahne yerini kağıtlara, haritalara ve bitmek bilmeyen bürokrasiye bıraktı. Masasının başına geçtiğinde, az önce çamurda sürünen adam gitmiş; yerine her detayda mükemmeliyeti arayan analitik bir yönetici gelmişti. Lojistik raporlar incelendi, nöbet listeleri titizlikle kontrol edildi. En ufak bir hata, kışlanın güvenliğinde bir açık demekti.</p>
<p>​🌆 Gece Yarısı: Sessizliğin Bekçisi</p>
<p>​Güneş çoktan batmış, kışlaya derin bir sessizlik çökmüştü. Birçok rütbeli evine, ailesinin yanına dönmüştü ancak Alper için bu gece farklıydı: Nöbetçi Subaydı. Yani güneş yeniden doğana kadar bu kışladaki her nefesten, her binadan ve sınırdaki her taştan o sorumluydu.</p>
<p>​Gece yarısı saat 02.00’de el fenerini alıp denetlemeye çıktı. Nöbetçi kulübesine yaklaştığında adımlarını sessizleştirdi. Nöbet tutan genç askerin uyanıklığını test etti. Parolayı sorduğunda askerin verdiği kararlı cevap içini rahatlattı.</p>
<p>​Nöbetçi kulübesinin yanından ayrılıp gökyüzüne, yıldızlara baktı. Cebinden telefonunu çıkarıp eşinden gelen "Çocuklar uyudu, seni bekliyoruz. İyi nöbetler" mesajını okudu. Yüzünde hafif, yorgun bir tebessüm belirdi. Mesajı cebine koyup rüzgara karşı yürümeye devam etti.</p>
<p>​Omuzlarındaki yıldızlar ağır gelmiyordu ona; çünkü o yıldızların, ülkenin üzerindeki karanlığı aydınlatan gerçek yıldızlar olduğunu biliyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ARTEMİS&amp;apos;İN KIZI</title>
<link>https://fikirizleri.com/artemisin-kizi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/artemisin-kizi</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Sınır tanımaz o derin ve hür hislerin, sana dar gelir o daracık duvarlar.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a560b6b42f85.webp" length="39424" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 06:22:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Patikanın Çağrısı ve Yabani Çiçekler</p>
<p>​Ne tahtlar istersin ne de parıltılı saraylar,</p>
<p>Sana gökyüzünün sonsuz tavanı yeter.</p>
<p>Ayak bastığın yerde uyanır, uykudan aylar. </p>
<p>Bastığın topraklarda mor menekşeler biter.</p>
<p>​Bir yanda papatyaların o saf, temiz neşesi,</p>
<p>Bir yanda ortancaların mağrur, sessiz duruşu.</p>
<p>Sen ki bu vahşi vadinin en içten sesi,</p>
<p>Avucunda büyütürsün yaralı bir kuşu.</p>
<p>​Üzerinde en rahat, en telaşsız giysilerin,</p>
<p>Yüzünde makyajsız, doğanın kendi rengi var.</p>
<p>Sınır tanımaz o derin ve hür hislerin,</p>
<p>Sana dar gelir o daracık duvarlar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Enkazın Sessizliği&amp;2</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-enkazin-sessizligi-2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-enkazin-sessizligi-2</guid>
<description><![CDATA[ Özüm&#039;e ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a50f2179ede2.webp" length="69108" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:26:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yarım kalan ne varsa yükledim geceye,</p>
<p>Sırtımda taşınmaz bir dünün yükü.</p>
<p>Sokaklar dilsiz, lambalar suskun,</p>
<p>Dudaklarımda sönen en acı türkü.</p>
<p>​Küllerinden geriye ne kaldı dersin?</p>
<p>Bir kırık ayna, bir eski resim.</p>
<p>Yıkılan duvarlar konuşmaz artık,</p>
<p>Boşlukta yankılanır kaybolan sesim.</p>
<p>​Adımlar yoruldu, yollar tıkandı,</p>
<p>Bir adımı sorsan, bin ah işitirsin.</p>
<p>Bu öyle bir yangın, öyle bir enkaz;</p>
<p>Hangi denizi döksen, nasıl söndürürsün?</p>
<p>​Gölgesi kaybolmuş bir gövde gibi,</p>
<p>Bekledim şafağın sökmediği yerde.</p>
<p>Ne bir el uzanır bu kimsesizliğe,</p>
<p>Ne bir ışık sızar çekilen perdeye.</p>
<p>​Anladım, bu enkaz bendim aslında,</p>
<p>Kendi sokağında kaybolan o kul.</p>
<p>Şimdi sustu nehir, durdu o zaman,</p>
<p>Gözlerimi örten son perde makbul.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Enkazın Sessizliği</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-enkazin-sessizligi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-enkazin-sessizligi</guid>
<description><![CDATA[ Kaybettiklerimize itafen. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a50c864dfbf9.webp" length="18214" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 13:36:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mihriban Börklüoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Enkazın Sessizliği</p>
<p>​Gözlerin ardında eski bir şehir,</p>
<p>Sokakları tozlu, lambaları sönük.</p>
<p>İçimde bir nehir, tersine akar,</p>
<p>Her damlası dünden bugüne dönük.</p>
<p>​Zaman ki geçmez bir yara gibidir,</p>
<p>Dokunsan kanar, bıraksan sızlar.</p>
<p>Gökyüzü bu gece siyah bir hırka,</p>
<p>Altında üşür umutsuz yıldızlar.</p>
<p>​Bir vedanın gölgesi düşmüş duvara,</p>
<p>Kelimeler yorgun, cümleler eksik.</p>
<p>Giden mi terk etti kalan mı bilmem,</p>
<p>Bu bomboş odada her şey darmadağınık.</p>
<p>​Şimdi bir yaprak düşer dalından,</p>
<p>Sessizce fısıldar toprağa adını.</p>
<p>Ne rüzgâr unutturur bu ayrılığı,</p>
<p>Ne de zaman siler onun tadını.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>