<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Merve Geçit</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/merve-gecit</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Merve Geçit</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>Kunduracı Hasan</title>
<link>https://fikirizleri.com/kunduraci-hasan-722</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kunduraci-hasan-722</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir gerçek hayat hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67b7411adf80b.webp" length="24392" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 May 2025 08:42:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kitap adı: Kunduracı Hasan</p>
<p>Yazan: Merve Geçit</p>
<p>144 sayfa </p>
<p>#okudum bitti#</p>
<p>Sevgili Merve Geç it'in yazmış olduğu Kunduracı Hasan romanı Kunduracı Hasan'ın gözünden kendi hayatını ailesini, ilk aşkını evliliğin ve ailesi etrafında gelişen olayları sade yalın ve akıcı bir dille anlatıyor. Tatlı kolay okunan hayatı masum yanlarıyla anlatan bir roman. Bir tavsiye vermem gerekecek olursa biraz daha karakterlerin iç dünyalarına girerek karakterlerin duygularını daha fazla yansıtarak romana daha fazla derinlik katılabilirmiş. Aynı zamanda daha fazla tasvir ve betimleme yaparak romanın edebi dili biraz daha geliştirilebilirdi diye düşünüyorum. Genel anlamda kolay okunan akıcı ve güzel bir roman. Tebrik eder kendisini yazdığım konularda geliştirerek daha da güzel eserler çıkartmasını temenni ederim. </p>
<p></p>
<p>Bir okurum tarafından kitabıma yapılan yorumlardan ilki. Teşekkürler değerli yorumunuz için Elvan Dinçel hocam ??</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Muğla Akyaka</title>
<link>https://fikirizleri.com/mugla-akyaka</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mugla-akyaka</guid>
<description><![CDATA[ Gezip gördüğüm yerler. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f652d715222.webp" length="100168" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 13:59:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Zamanın durduğu mekân</p>
<p></p>
<p>Bu küçük, sakin kasaba; hayatın keşmekeşinden sıkılan ve durup dinlenmek isteyenler için bir kaçış yeridir. Denizi, güneşi, tarihi, doğasıyla insana cennette hissi uyandıran Akyaka, bir tarafında Azmak Deresi, diğer yanında Gökova Körfezi ile belki de Türkiye’nin en güzel yerlerinden biridir. Antik çağlardan beri üzerinde yerleşim olduğuna inanılan bu topraklarda Akyaka, yakın yıllara kadar gözlerden uzak küçük bir balıkçı köyü olarak varola gelmiştir. Akyaka’nın “keşfi” ise 1970’lere dayanır. O yıllarda çok küçük çaplı da olsa, bir turizm faaliyeti başlamıştır. Civar il ve ilçelerden gelen ziyaretçiler ile büyük şehirlerden kaçanlar, Akyaka’nın bakir doğasına, yazın bile hiç kesilmeyen tatlı meltemine akın etmeye ve yavaş yavaş Akyaka’da yazlık evler, turistik tesisler inşa etmeye başlamışlardır. Ve sonunda, 1980’lerdeki turizm patlaması ile birlikte Akyaka da bir patlama yaşamış, bugünkü “turistik belde” görünümünü almıştır.</p>
<p></p>
<p>Doğal akvaryum: Azmak Deresi</p>
<p></p>
<p>Doğal güzellikleriyle ünlü Gökova Körfezi’ne dökülen Azmak Deresi, doğal akvaryum görünümüyle ziyaretçilerine büyülü bir dünyanın kapılarını açar. Derinliği 8 metreyi bulan derenin suyunun sıcaklığı, yaz kış takriben 10 derece civarındadır. Su samurundan deniz kaplumbağasına kadar onlarca hayvan türü ile bazıları tropikal iklimlerde yetişen farklı bitki çeşitlerine ev sahipliği yapan dereyi tekne ve kanolarla gezen turistler, bu bitki ve hayvan türlerini görme fırsatı bulmaktadır. Ayrıca Azmak Deresi boyunca yer alan balıkçı restoranlarının ünü, bütün Türkiye’ye yayılmış durumdadır. Akyaka’nın kuzeyindeki Sakartepe ise yamaç paraşütçüleri için biçilmiş kaftandır.</p>
<p></p>
<p>Çevreye duyarlı yapılar</p>
<p></p>
<p>Bugün turistler tarafından keşfedilmiş bir yer olmasına rağmen Akyaka’da insanı boğan bir kalabalık yoktur. Bu cennet köşede bir sakinlik, bir huzur havası hâkimdir. Sanki zaman Akyaka’da durmuş gibidir. Mimarisi de doğası gibi naiftir Akyaka’nın. Çevreye duyarlı bu yöresel mimari, kasabaya özgün bir kimlik kazandırmıştır. Ahşabın hâkim olduğu bu geleneksel yapılar, yeşil ve maviyle uyum içindedir.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ankara Hamamönü</title>
<link>https://fikirizleri.com/ankara-hamamoenu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ankara-hamamoenu</guid>
<description><![CDATA[ Gezip gördüğüm yerler. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f6493fdb399.webp" length="111578" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 13:18:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hamamönü - Ankara</p>
<p>Hamamönü, Ankara ilinin Altındağ ilçesinde bulunan tarihi bir semttir. Semtte bulunan 19. yüzyıl sivil mimarlık örneği tarihi binalar, restore edilerek bölge yeniden canlandırılmıştır.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p>Tanıtma Genel Müdürlüğü</p>
<p> </p>
<p>Hamamönü, adını bir Türk boyu olan Oğuzların Bayındır boyu beylerinden Karacabey’in yaptırdığı çifte hamamdan almıştır. Tarihi Karacabey Hamamı burada bulunmaktadır. İstiklal Marşı’nın yazıldığı ve günümüzde Mehmet Akif Ersoy Müze Evi olarak kullanılan yapı ve bu yapının içerisinde yer aldığı Mehmet Akif Ersoy Parkı da Hamamönü’ndeki önemli duraklardandır.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p>Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü</p>
<p> </p>
<p>Hamamönü, Ankara’da kültürel ve sanatsal faaliyetlerin yoğun biçimde gerçekleştirildiği yerlerden biridir.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p>Tanıtma Genel Müdürlüğü</p>
<p> </p>
<p>Canlı müzik konserleri ve film gösterimleri gibi etkinliklere ev sahipliği yapan Hamamönü, Ankara’da yılın her döneminde ziyaret edebileceğiniz ve gezebileceğiniz bir yerdir. Sanat Sokağı’ndaki tarihi evlerde geleneksel el sanatlarıyla uğraşan sanatçıların eserlerini görebilir; el ürünleri pazarında ise yerel halkın el emeği üretimlerini satın alabilirsiniz.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Hamamönü, özellikle Ramazan aylarında geleneksel etkinliklere de ev sahipliği yapmakta olup ziyaretçilerin hoşça vakit geçirdikleri bir uğrak yeri olarak ilgi görmektedir.</p>
<p> </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eskişehir Harikalar diyarı</title>
<link>https://fikirizleri.com/eskisehir-harikalar-diyari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eskisehir-harikalar-diyari</guid>
<description><![CDATA[ Gezip gördüğüm yerler. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f6487c94647.webp" length="65746" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 13:15:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Eskişehir İç Anadolu Bölgesi'nde masal gibi bir şehir ve Eskişehir gezilecek yerler listesindeki en güzel mekanlardan biri de Eskisehir Sazova Parkı. Sazova Parkı'nın içindeki Masal Şatosu da özellikle çocuklar için ayrı bir dünya.</p>
<p>Sütiş Eskişehir</p>
<p>9 Mart 2014 tarihinde açılan Masal Şatosu; Çocukların algı dünyalarına hitap ederek hayal dünyalarını geliştirmek, interaktif oyunlarla kendilerini ifade edebilen bireyler yetişmesine olanak sağlamak, masallar sayesinde hayatı, insanları tanımalarına, problem çözme ve yaratıcı düşünme becerisi geliştirmelerine yardımcı olmak, masallarla oluşan köprü sayesinde yetişkin - çocuk iletişiminin güçlenmesi hedeflenmiştir. Masal Şatosu Nasreddin Hoca, Dede Korkut ve Keloğlan'ı çocuklarla buluşturup Türk Kültürü masallarını, fıkralarını, hikayelerini ziyaretçilere tanıtıyor, eğlenceyle eş zamanlı kültürel, sosyal gelişimi ve bilinçlendirmeyi bir arada sunuyor. Masal Şatosu 8 kule ve 18 kulecik olmak üzere toplamda 26 kuleden oluşmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Masal Şatosu Çalışma saatleri: Pazartesi günleri kapalı olan Masal Şatosu diğer günler saat 10.00 - 17.00 saatleri arasında hizmet vermektedir.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eskişehir Odunpazarı</title>
<link>https://fikirizleri.com/eskisehir-odunpazari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eskisehir-odunpazari</guid>
<description><![CDATA[ Gezip gördüğüm yerler 2 ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f647245c9f3.webp" length="45054" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 13:10:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Odunpazarı Tarihi</p>
<p>Eskişehir ovasına yüksekten bakan Odunpazarı, kentin en eski yerleşim yeridir. İlçenin tarihinin, Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçaslan’ın Anadolu’da Türk hakimiyetini kabul ettirdiği Miryokefalon Savaşı’nı kazanmasıyla başladığı rivayet ediliyor. Savaş sonrasında Eskişehir’e gelen halk yerleşmek için havasının sağlıklı olduğuna karar verdikleri bu bölgeyi seçerek yerleşiyor. Yıllar içinde gelişmeye devam eden şehrin aşağı kısmı, 1905 yılında çıkan yangında zarar görüyor. Yangın sonrasında ticaret merkezleri bu Odunpazarı’na doğru kayarak, bakırcılar, demirciler gibi meslek sokaklarını oluşturuyorlar. Köylülerin dağdan getirdikleri odunları burada satmaları nedeniyle Odunpazarı adını alan ilçe, Osmanlı sivil mimarisinin en özgün örneklerini günümüze kadar taşıyor. 1988 yılında “Odunpazarı Tarihi ve Kentsel Sit Alanı” ilan edilen bölge, Odunpazarı Belediyesi ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin girişimleriyle aslına uygun olarak restore edilmiştir. Doku bütünlüğü korunan bölgede 300 ev, 3 cami, 2 kervansaray ve 15 çeşmenin restorasyon çalışmaları tamamlanmıştır. </p>
<p>Tarihi Odunpazarı Evleri, Türk konut mimarisinin ve yapıldığı döneminin sosyal ve kültürel özelliklerini taşıması nedeniyle önemlidir. 19. Yüzyılın geleneksel dokusunu koruyan yerleşim bölgesinin merkezinde Kurşunlu Külliyesi yer alıyor. Burada evlerin konumu, sokakla görsel iletişimi sağlayacak şekilde yerleşmiş olup genellikle üst katları cumbalı veya çıkmalıdır. Bitişik nizam inşa edilen bu evler, konumları ve görünümleri ile sokakların şekillenmesinde etkili olmuştur.</p>
<p></p>
<p>Odunpazarı’nın tarihi evlerinin yapımında genellikle ahşap hatıllı kerpiç sistemi kullanılmıştır. Bir, iki veya üç katlı inşa edilen yapıların cephelerindeki kapı, pencere, cumba detayları ve ahşap işçilikleri evleri benzersiz kılıyor. Restorasyon çalışmalarıyla hayat bulan Odunpazarı evlerinin büyük bir bölümü günümüzde kafe, restoran, müze ve butik otel olarak hizmet veriyor. Dinlenmek için oturduğunuz kafede veya gezdiğiniz müzede</p>
<p>bu yapıların içlerini görebilme şansınız bulunuyor. </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mavi köşk</title>
<link>https://fikirizleri.com/mavi-koesk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mavi-koesk</guid>
<description><![CDATA[ Gezip gördüğüm yer. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f6460829c64.webp" length="91882" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 13:05:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Tarihin Unutamadıklarıgirne, kıbrıs, mavi köşk, tarih</p>
<p>Girne’deki Mavi Köşk’ün Hikayesi</p>
<p>Çocukken saklambaç oyununa olan merakımız, aslında giz’in oyunsallaştırılmış hali olmasından gelir belki de. Büyüdükçe, içine kapanma olarak devam eder bu durum ve artık bir yetişkin olduğumuzda ise “çok kolay dost edinemeyenler”in arasında layık olduğumuz yeri alırız… Kendimizle ilgili anlatacaklarımızı büyüdükçe kısıtlamaya başlarız ve yaş geçtikçe deşifre edebileceklerimiz yoka yakına ulaşır…</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Hayatı maskeleme gereğimiz insanların güvenilmez olduğu düşüncesinden gelir; güvenilmez dediklerimizin de bize karşı aynı hissi duymaları ise, aslında kimsenin kendisinden daha değerlisini görmediği gerçeğinden beslenir.</p>
<p></p>
<p>Daima bir muamma oldurmaya çalıştığımız, açık vermemek için stratejik binbir oyun oynadığımız hayatımızın ince ayrıntılarına başkalarının ulaşmasını engelleriz hep. Bizi zaaftarımızın olduğu noktadan ateşe tutmasınlar diye güçlü duruşumuz da hep bundandır… Tüm, çelik yelek giyme çabalarımız da o kurşunun zararını minumuma indirebilmek için değil midir? </p>
<p></p>
<p>Olası saldırı karşısında bazen sığınaklar bile hazırlarız kendimize hazırlıksız yakalanmayalım diye ki bu sığınakları oluşturma bahanelerimize de “şüphe” denir pratikte… Beslediğimiz her şüphe gardımızı almamızda bize daha fazla yardımcı olur. Şüpheden kurtulabilmek için bakış açımızı genişletmemiz gerektiği mutlaktır ve bunun için de bir ayna görevi gören, hangi açıdan bakarsak bakalım düşmanın sinyalini alabileceğimiz yani sırtımızı döndüğümüzde bile bizi korumaya devam edebilecek olan dostlar edinmemiz gerekir. Bu dost bazen bir insan olabileceği gibi bazen de bir “ev” olabilmektedir, Pavlo Pavlides’in hikayesinde olduğu gibi…</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Pablo Pavlides… </p>
<p>Kıbrıs doğumlu, İtalyan asıllı bir Rum… </p>
<p>Mesleği avukat ancak bu mesleği silah kaçakçılığı kimliğini gizlemek için yaptığı ve kendisinin, Ortadoğu’nun en büyük silah kaçakçısı olduğu söylenmekte… </p>
<p>Ölüm korkusunu hücrelerine işletmiş bir kişi… </p>
<p>Sanatçı kimliği de mevcut… </p>
<p></p>
<p>Dönemin ünlü mafyalarına da avukatlık yapmış olan Pablo Pavlides, dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda Baş Piskoposluk da yapan Makarios’un da avukatıdır. </p>
<p></p>
<p>Girne’de Güzelyurt Yolu üzerinde yer olan Mavi Köşk’ü yaptıran adamdır Pablo Pavlides. Bu köşk, 1957 yılında tamamlanmış ilginç bir köşktür. 1957-1974 yılları arasında tam 17 yıl burada yaşayan Pavlides, köşkü, yakın bir mimar arkadaşına yaptırır ve yapı tamamlandıktan sonra köşkün içine gizlenmiş, kendisinin gard almasını sağlayan bilgiler ifşa edilmesin diye o arkadaşını öldürür. Mavi Köşk’ün, gözleri üzerine kilitleyen özelliği ise, nereden bakılırsa bakılsın asla görülememesi ancak köşkten bakıldığı zaman her yerin çok net görüldüğü bir alana inşa edilmiş olmasıdır. Köşk, çevre dağların en tepelerinden bile görülememektedir. Ayrıca denizden de hiç bir şekilde silüeti bile seçilemeyen bu Mavi Köşk’ün içinden bakıldığında her şey çok net olarak görülebilmektedir. Zaten, bir silah kaçakçısı olan Pavlo Pavlides’in bu köşkü yaptırma amacı da deniz yoluyla getirdiği silahları sorunsuzca dağıtmak ve köşkün gizinden faydalanarak avukatlık paravanının etkisini sürdürmek…</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Dört dönümlük bir arazi üzerinde kurulmuş bu yapı, Akdeniz’e tepeden bakan bir yamaçta bulunuyor ve evin çevresinde makinalı tüfek yuvaları yer alıyor. . Barış Harekatı sırasında Beşparmak Dağları’na yapılan paraşütçü indirmesi sırasında bir grup Türk Askeri’nin, köşkün altındaki ovaya inmesiyle, Pavlides’in korumalığını yapan Rum Askerleri’nin ateş açması eş zamanlı oluyor ve dolayısıyla çok sayıda Türk Askeri (takribi 100 kadar) şehit düşüyor. Bu nedenle köşkün altındaki bölgeye “Kanlı Vadi” adı verilmiş.</p>
<p></p>
<p>Silah kaçakçılığını önceki tarihlerden beri sürdüren Pavlides, bu köşkü de kaçakçılıktan kazandığı paralarla yaptırmış. Bu silahları Rumlara satan Pavlides, bu köşkün içinde keyif sürerken, o silahlarla Türkleri öldürmeye devam etmişler Rumlar ve bu yüzden Mavi Köşk, bir ibret müzesi haline dönüştürülmüş. Köşk, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin himayesinde ve köşke ziyarete gidenler bir asker eşliğinde gezdiriliyor. </p>
<p></p>
<p>Mavi Köşk’ün dış cephesi mavi ve beyaz renklerden oluşmaktadır. 2 katlı olan bu köşkün tam 13 adet odası ve her odada, o zamanın teknolojisiyle yapılmış ancak 1957’den beri hala çalışan klimalar bulunmaktadır. Odalar mavi, kırmızı ve sarı renklerine boyanmış ve her oda kendi renginde perdelere sahip. Sarı renkli oda, çocuklar için özel olarak sonradan yapılmış olup depreme dayanıklı olarak raylı bir sistemle dizayn edilmiş. Yemek odasındaki masalar da bu üç renkten oluşmakta. Bunun nedeni de evin içindeki düzeni daha kolay sağlayabilmek. </p>
<p></p>
<p>Köşkün ikinci katında bir dinlenme odası bulunuyor ve bu odadaki bibloların içinde de içkiler… Bayanlar, kadın şeklindeki; erkekler ise erkek biçimdeki bibloların içindeki içkilerden içiyorlarmış. Ayrıca bahçede de bir aslanlı çeşme mevcut, bu çeşmeden devamlı şarap akmaktaymış zamanında ve misafirleri için özel olarak dizayn edilmiş.</p>
<p></p>
<p>Köşkün elyaflı perdeleri büyülü bir pelerin gibi… Perdeler çekildiği zaman ne dışarıdaki ses içeriye giriyor, ne de içerdeki ses dışarıya çıkıyor. Yalıtımının nasıl yapıldığı bilinemeyen ve zamanın şartları düşünüldüğünde inanılması imkansızlaşan bir tasarı… </p>
<p></p>
<p>Pablo Pavlides’in çalışma odası da aynı muntazamlıkta dizayn edilmiş… Çalışma masası ceylan derisinden, koltuklarıysa uzun çalışma saatlerinde uyku problemi yaşanmaması ve Pavlides’in devamlı tetikte kalması için hazırlanmış; zaten yumuşak olmayan koltukların 1 saat sonra sırt kısmı, 2 saat sonra ise oturulan kısmı taş gibi sertleşiyor. Çalışma odasındaki masası ise karşıdan gelecek ani saldırılara maruz kalmaması için duvar kenarında konumlandırılmış…</p>
<p></p>
<p>Kendisinin kova burcu olduğu söylenen Pavlides’in, yakın dostları için hazırlattığı odaların duvarlarında misafirlerinin burçlarının sembolleri var. Köşkte ayrıca bir de dilek havuzu bulunmakta. Söylentiye göre, bu dilek havuzuna arkası dönük şekilde dileğini tutup paralarını atanların paraları eğer tura gelirse, dileklerin gerçek olacağına inanılıyor.</p>
<p></p>
<p>Köşkte bir de küçük amfitiyatro bulunmakta. Bir avukat olan Pavlides, bu odada sesinin mahkeme salonunda nasıl bir etki uyandıracağını ölçmekteymiş. Sanata da çok fazla merakı olduğu evin her tarafından anlaşılan Pavlides’in kendi kara kalem çalışmaları da duvarlarında bulunmakta. En çok göze çarpan sanat eseri de duvarında asılı olan Meryem Ana tablosu. Bu tablonun özelliği; odanın neresinden bakarsanız bakın (üç boyutlu olarak tasarlandığı için) elleri, ayakları ve dizlerinin size dönük olmasıdır. Tablonun halesi som altından yapılmış olup, elindeki tas ve gerdanlığı ise altın suyuna batırılarak resmedilmiş. </p>
<p></p>
<p>Köşke girişine bir süt havuzu da yaptırmayı ihmat etmeyen Kaçakçı, bu havuzda dönemin ünlü aktristlerinden Sophia Loren’i de ağırladığı, anlatılan rivayetler arasında. Ayrıca bu süt havuzunun hemen yanında da bir müzik odası bulunuyor ki bu da, köşke misafir olarak gelen bayanların, süt banyolarını yaparken bir yandan da müziklerini dinlemelerinin kolaylaştırmasının amaçlandığını gösteriyor. </p>
<p></p>
<p>Her ayrıntının ince ince düşünülerek tasarlandığı görülen bu köşkte bir de ismi “denge” olan küçük bir heykel bulunuyor. Tam köşkün ortasında bulunan heykel, bir uyarı sistemi gibi… Ufak bir harekette sallanan heykel, depremin uyarısının alınması için özel olarak yapılmış… </p>
<p></p>
<p>Bukalemun derisinden yapılmış olan içki dolabı ise mevsimin getirdiği ısıya göre rengini değiştirerek içindekileri muhafaza ediyormuş. Bir de Uzak Doğu’dan özel olarak getirttiği 9 gözlü ayna ile de baktığında her noktayı gören Pavlides’in, ölüm korkusu yüzünden kendini tam olarak karantinaya aldığı, evin dört bir yanından görülebiliyor.</p>
<p></p>
<p>Köşkte dikkat çeken ilginç bir ayrıntı da Pablo Pavlides’in 13’e ne kadar düşkün bir insan olduğu: İki katlı köşk 13 odadan oluşmakta, merdivenler 13 basamaklı, bahçesindeki havuzunda 13 tane musluk bulunmakta ve köşkün krokisine bakıldığında hem 13 rakamına hem de tabancaya benzemekte… </p>
<p></p>
<p>Mavi Köşk’e dair anlatılan, efsaneleşmiş bir diğer hikaye de köşkte verilen partilerle ilgili… Anlatılanlara göre, Pavlides verdiği ev partilerinin bazılarının ilerleyen saatlerinde köşkünün ikinci katına çıkar, bir ısırık aldığı elmasını balkondan, evin ön tarafında bulunan havuza atar ve bu elmayı ilk alan kişi ile o geceyi geçirirmiş.</p>
<p></p>
<p>Çok sayıda da günah çıkartma köşesi bulunan köşkteki bu köşelerden birisinde, 7 ayrı görüş açısına sahip bir ayna yer alıyor. Bunun sebebiyse, ibadeti sırasında dalgınlığından faydalanan birisinin olma olasılığına karşı devamlı tetikte olma isteği.</p>
<p></p>
<p>O dönemlerde ulaşımı kolay bir yolu bile bulunmayan köşkün, en stratejik tasarılarından biri de yer altından bir kilometre uzağından bulunan 8 ayrı İngiliz evine tünel çıkışının bulunmasıdır. 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Harekatı’ndan kısa bir süre önce bu harekatın gerçekleşeceğini öğrenen Pavlides, bu tüneller yardımıyla kaçıyor ve izinin belli olmaması için de kuru patlayıcılarla tüneli imha ediyor. </p>
<p></p>
<p>Pavlides’in yatak odasının baş kısmında da gizli bir geçit bulunuyor ve bu geçitin nereye çıktığının tam olarak belirlenemediği söyleniyor. Ancak gizli bir mahzene açıldığı düşüncesi ihtimaller arasında yer almakta. Bu kapak ve tüneller de Pavlides’in nasıl bir korkuyla hayat sürdürdüğünü kanıtlar nitelikte. </p>
<p></p>
<p>Kaçtıktan sonra Pavlides’in kasası zorla açılıyor ve içinden 20 sterlin ve bir altın anahtardan başka hiç bir şey bulunmuyor. Anahtar, evin her köşesinde deneniyor ancak köşkte hiç bir yere uyumlu bir anahtar olmadığı anlaşılıyor. Hala da bu anahtarın neyi gizlemek için kullanıldığı anlaşılamamıştır. </p>
<p></p>
<p>1974’te bu köşkü terkeden Pavlides, 1986 yılına kadar köşkün bakımı için gerekli olan parayı göndermeye bir umutla devam ediyor. Bir gün bu köşkü geri alma ümidini 1986’ya kadar hiç kaybetmeyen Pavlides, iddiaya göre, 100 yıl boyunca köşkün bakımı için gerekli olan parayı göndermeyi teklif edip karşılığında da çalışma masasının ve sandalyelerinin iadesini isteyince Türk Barış Gücü Askerleri, bu istekten şüphelenip köşkte bulunan tüm eşyalar üzerinde, Türkiye’de, en küçük ayrıntısına kadar bir inceleme başlatıyorlar.</p>
<p></p>
<p>Pavlides, bazı kaynaklara göre Sicilya’da, bazı kaynaklara göre de İtalya’da bir mafya toplantısında çıkan çatışmada öldürülüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kunduracı Hasan</title>
<link>https://fikirizleri.com/kunduraci-hasan-721</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kunduraci-hasan-721</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir gerçek hayat hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67b7411adf80b.webp" length="24392" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 17:58:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bay Romantik Yarı tekting hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/bay-romantik-yari-tekting-hikayesi-720</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bay-romantik-yari-tekting-hikayesi-720</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir yarı tekting hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67af2e5e35913.webp" length="40426" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 17:54:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Azra odasında otururken, telefonunun yine bir bildirim geldiğini belirten o sesi duyduğumda merakla bildirimin kimden geldiğini görmek için telefonu eline aldı.</p>
<p></p>
<p>Bildirim bu sefer hikaye yazdığı hikaye sitesi olan, Watpaddan gelmişti.</p>
<p></p>
<p>Merakla bir yeni mesaj yazan kutucuğun üstüne gelerek, mesajı açarak okumaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Mesaj yine bilinmeyen bir nunaradandı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Sadece tek bir cümle yazıyordu. " Hikayelerin çok güzel, oy verdim ama gelmedi sanırım."</p>
<p></p>
<p>Azra hikayelerinin okunmadığı için kendini üzgün hissediyordu. Çoğu zaman kendini, acaba ben mi, kötü yazıyorum, derken buluyordu.</p>
<p></p>
<p>Watpadda karşısına çıkan hikayeler milyonlarca okunuyordu çünkü. Biraz da, şans işiydi.</p>
<p></p>
<p>Azra çoğu zaman hikaye yazmayı bırakmayı, Watpaddı tamamen kapatmayı düşünmüştü. Ama içinde bir şey onu engellemişti.</p>
<p></p>
<p>Azra bu yabancı kişinin hikayesini okumasına içten içe sevinerek, hemen gülümsemeyle cevap yazmaya koyuldu.</p>
<p></p>
<p>Azra: Beğenmene sevindim, teşekkür ederim."</p>
<p></p>
<p>0430: Bir şey değil, sadece hikayen ilgimi çekti. Bundan sonra okumaya devam edeceğim."</p>
<p></p>
<p>Azra: Canın sağolsun."</p>
<p></p>
<p>Bir süre cevap gelmedi.</p>
<p></p>
<p>Bir kaç dakika sonra..</p>
<p></p>
<p>0430: Benim adım Muhammed ya, senin?"</p>
<p></p>
<p>Azra ne güzel ismi var, diye düşündü.</p>
<p></p>
<p>Azra: Benim de, Azra. "</p>
<p></p>
<p>Bir süre konuşmaya devam ettiler. Hatta neredeyse her gün konuşur olmuşlardı.</p>
<p></p>
<p>En sonunda, gizemli beyden yeni bir mesaj geldi.</p>
<p></p>
<p>0530: Numaranı verir misin, hem daha kolay olur, arada canım sıkılınca yazarım?"</p>
<p></p>
<p>Azra bir süre ekrana baktı. İçinde bir yerlerde panik olmuştu. Bu, çocuk durduk yere ne diye numarasını istiyordu ki?</p>
<p></p>
<p>Ve Azra o an yapmaması gereken bir hatayı yaptı. Bu hata için artık çok geçti. Geri alınmayacak bir yola girmişti bir kere..</p>
<p></p>
<p>Azra : Tamam, veriyorum. 0560...." Diyerek numarayı verdi.</p>
<p></p>
<p>0530: Ay, bu Watpadd kafayı yedi, niye numaran gözükmüyor?"</p>
<p></p>
<p>Azra heyecandan ne yapacağını bilemiyordu. Üstelik babası yanında oturuyordu.</p>
<p></p>
<p>Bu akşam tüm aile üyeleri olarak akşam yemeğine gideceklerdi.</p>
<p></p>
<p>Babası okuduğu gazeteden başını kaldırıp, merakla Azra'ya bakarak " Kim o, kızım? Daha deminden beri yüzünde gülümsemeyle yazıştığın?"</p>
<p></p>
<p>Azra bu soru üzerine far görmüş tavşan gibi donakaldı. Babası fark etmişti işte!</p>
<p></p>
<p>Korkuyla yutkunurken, bir süre durdu. Babası ise hala ona ne diyecek diye bakıyordu.</p>
<p></p>
<p>Azra en sonunda yüzünde gülümsemeyle hemen babasına bakarak " Yok bir şey baba! Reklam. Sürekli mesaj yolluyorlar." Diyerek pembe bir yalan uydurdu.</p>
<p></p>
<p>Azra içinden ne olur Allah'ım inanmış olsun, diyerek dua etti.</p>
<p>Babası her ne kadar ikna olmamış olsa da, en sonunda tamam, anlamında başını sallayarak gazetesini okumaya devam etti.</p>
<p></p>
<p>Azra rahatlayarak gözlerini kapattı. Tam o esnada 0530 bir yeni mesaj yollamıştı.</p>
<p></p>
<p>Azra çaktırmadan telefonuna baktı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>0530: Hah, sonunda oldu. Benim numaram da, bu. Kaydededersin." </p>
<p></p>
<p>Azra telefonu kapattı. Ayağa kalkarak giyinmek için odasına ilerledi.</p>
<p></p>
<p>Kış ayı olduğu için dolabından boğazlı siyah bire kazak, altına da pantolon giymişti.</p>
<p></p>
<p>Aynaya baktığında annesi ona " Hadi, kızım çıkıyoruz." Diye seslendi.</p>
<p></p>
<p>Azra da, annesine"Tamam anne, geliyorum şimdi." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Odadan çıktığında ailecek evden çıkarak, hep birlikte restorana gitmek üzere yürümeye başladılar.</p>
<p></p>
<p>Restoran evlerine çok yakındı. Azra bir yandan yürüyor, bir yandan da, gizemi beye mesaj yazıyordu.</p>
<p></p>
<p>Tam mesajı göndermişti ki, önündeki taşa takıldı. Düşmekten son anda kurtulduğunda babası ona sinirle bakarken, " Yolda bari şu telefonu bırak. Hadi yemeğe gidiyoruz." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra babasına bakarak sadece gülümsedi.</p>
<p></p>
<p>O an aklına gelen fikirle telefonu eline aldı. Çaktırmadan gizemli beye mesaj yazdı.</p>
<p></p>
<p>Azra: Tekrar merhaba. Ben düşündüm de, vazgeçtim. Seninle biz olamayız."</p>
<p></p>
<p>Telefonu kapatarak, tekrar yoluna devam etti.</p>
<p></p>
<p>Tam o esnada telefonu titreyince derin bir nefes alarak gelen mesaja baktı.</p>
<p></p>
<p>0530: Lan, o zaman niye numaranı verdin, madem istemiyorsun."</p>
<p></p>
<p>Al işte adamı sinirlenmişti. Ah, Azra! Keşke daha farklı şekilde olmayacağını söyleseydin.</p>
<p></p>
<p>Mesaja cevap yazmayarak telefonu cebine koydu.</p>
<p></p>
<p>Bu sırada da, restorana gelmişlerdi.</p>
<p></p>
<p>Burası çok güzel, kocaman yemyeşil bir bahçesi olan bir restorandı.</p>
<p></p>
<p>İçeriye girdiklerinde ise garson gülümseyerek yanlarına geldi. </p>
<p></p>
<p>Onlara bakarak " Hoş geldiniz, buyurun sizin masanız şu tarafta." Diyerek önden ilerledi.</p>
<p></p>
<p>Onlar da, garsonun peşinden gittikleri sırada ise garson kocaman bir masanın önünde durmuştu.</p>
<p></p>
<p>Hep birlikte masaya oturduklarında garson siparişlerini aldı.</p>
<p></p>
<p>Gençler konuşacak konular olduğu için ayrı bir masaya oturmuştu. </p>
<p></p>
<p>Azra onlara katılmamıştı. Kuzeni, Yeşim ona gülümseyerek " Azra hadi sen de, gelsene." Dediğinde Azra omuz silkti.</p>
<p></p>
<p>Annesi Azra'ya bakarak " Kızım, ne duruyorsun yaşlıların yanında. Git sene?" Dediğinde Azra da oflayarak ayağa kalktı.</p>
<p></p>
<p>Gençlerin oturduğu masaya gittiğinde Yeşim'in yanına oturdu.</p>
<p></p>
<p>Yeşim' in kolunu dürterek, " Yeşim, benim sana söylemem gereken bir şey var?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Yeşim ona heyecanla bakarak " Nedir, hadi söyle. Ay çatlayacağım." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra cevap vermeden önce durup, kısa bir süre büyüklerin masasına baktığımda kendi aralarında sohbet ettiğini gördü.</p>
<p></p>
<p>Tekrar Yeşim'e bakarak " Benim, bir sevgilim var." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Yeşim, şok olmuş bir halde ona " Ay, inanmıyorum. Kim bu çocuk?" Diye bağırdığında Azra onu " Yavaş ol. Duyacaklar." Diyerek susturdu.</p>
<p></p>
<p>Yeşim de, ona "Tamam, tamam. Sustum. Hadi anlat." Dediğinde Azra da, yüzünde gülümsemeyle anlatmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Diğer kuzenleri ise onu merakla dinledi.</p>
<p></p>
<p>Azra Yeşim'e bakarak " İşte daha çok yeni. Adı, Muhammed, esmer tenli, siyah saçlı, kısa boylu, yakışıklı bir delikanlı. Benim numaramı istedi, ben de verdim. Şimdi de, beni aradı." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Yeşim şok olmuş bir halde elini ağzına kapattı.</p>
<p></p>
<p>Ona bakarak " Sen ciddi misin, konuştunuz mu?" Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra: Açmadım, yani korktum. Hem zaten pişman da oldum." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Yeşim'e baktığında Yeşim de, ona anlayışla bakarken, " Ne diyeyim canım, hakkında hayırlısı olsun." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra ayağa kalkarak onlara " Ben, bizimkilerin yanına gidiyorum. " Derken tekrar eski yerine döndü.</p>
<p></p>
<p>Tam o esnada ise telefonu titremeye başladı.</p>
<p></p>
<p>Azra ne yapacağını bilememişti. Gizlice telefona baktığında şaşkınlıktan gözleri kocaman olmuştu.</p>
<p></p>
<p>Gizemli bey, bu sefer mesaj atmamış, direkt arıyordu. Ekranda, isim yerine sadece bilinmeyen numara vardı. </p>
<p></p>
<p>Azra eli ayağı birbirine karışmış bir halde numarayı kapattı. Gizemli bey onu aramak için yanlış zamanı seçmişti.</p>
<p></p>
<p>Derin bir nefes alarak gözlerini kapattı. Bir süre öylece kaldı.</p>
<p></p>
<p>Gözlerini açtığında annesinin ona merakla baktığını gördü. Kadın annelik iç güdüsüyle kötü bir şeyler olduğunu hissetmişti.</p>
<p></p>
<p>Ona soran gözlerle bakarken, Azra yolun sonuna geldiğini anladı. Hem annesine anlatırsa, o muhakkak bir çözüm bulurdu.</p>
<p></p>
<p>Annesi çok anlayışlı bir kadındı. Babası gibi sert değildi.</p>
<p></p>
<p>Annesine sessizce " Anne, babama söyleme. Ben, biriyle konuşuyorum. Arayan o zaten." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Annesi şok olmuş bir halde ona bakarken, " Kızım sen ne dediğinin farkında mısın, baban en sonunda öğrenecek, ondan saklayamayız." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Bir yandan da, kocasına endişeyle baktığında neyse ki, adam onları fark etmemişti.</p>
<p></p>
<p>Azra zoraki gülümseyerek annesinin elini tutarak ona " Anne, lütfen!" Dedi.</p>
<p></p>
<p>Annesi onun bu haline asla kıyamazdı.</p>
<p></p>
<p>Ona gülümseyerek elini okşarken " Ama." Diyecekti ki, tam o esnada babası merakla onlara bakarak, " Benden neyi saklıyorsunuz?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Bu soru üzerine herkes susmuştu. İki kadın panikle adama bakarken, adam da sinirli bakışlarını bir kızına bir eşine dikerek, cevap gelmesini bekledi.</p>
<p></p>
<p>İki kadın da, korkudan cevap veremiyordu. </p>
<p></p>
<p>Adam cevap gelmeyince bir kez daha " Size bir soru sordum?" Diye bağırdı.</p>
<p></p>
<p>Bağırmasıyla bütün restoranda bulunan insanlar ona dönüp baktı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Azra korkuyla yutkunurken, konuşan annesi oldu.</p>
<p></p>
<p>Eşine gülümseyerek sakin bir ses tonuyla " Sakin ol bey, kızımız aşık olmuş." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Eşi de, annesine bakarak " Kim bu adam, kimin nesi fesi? Zaten ben anlamıştım, evde yüzünde gülümsemeyle cık cık birine yazıp duruyordu. Kızım, sen tanımadığın insanlara niye numaranı veriyorsun. Yetmedi mi, başına gelenler. Daha ne istiyorsun?"diye kızına bağırdı.</p>
<p></p>
<p>Herkes kendi aralarında onları işaret ederek, konuşmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Azra göz ucuyla etrafa baktığımda herkesin gözü onun üzerindeydi. Rezil olmuştu işte!</p>
<p></p>
<p>Annesine sessizce " Ben sana babama söylemeyeyim dedim." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Annesi de, kızını dürterek, sinirle " Sus, sende." Dediğinde Azra utançla başını önüne eğdi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Annesi eşine gülümseyerek " İstersen, bunu evde konuşalım. Şimdi ne yeri ne zamanı." Diyerek eşini uyardı.</p>
<p></p>
<p>Eşi de, akrabalara bakarak " Kusura bakmayın, hadi devam edelim." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Neyseki, şimdilik konu kapanmıştı. Ama Azra akşam eve geldiğinde sorguya çekilecekti, bunu çok iyi biliyordu.</p>
<p></p>
<p>Neşe içinde sohbet ettiler. Gece yarısını geçtiğinde ise evlerine gelmişlerdi.</p>
<p></p>
<p>Babası Azra'ya bakarak " Ver, telefonu." Derken elini telefonu almak için uzattı.</p>
<p></p>
<p>Azra üzgün bir şekilde annesine baktı. </p>
<p></p>
<p>Ardından da, " Ama baba." Dese de, adam ona sinirle " Ver, dedim." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra el mahkum telefonu babasına verdi.</p>
<p></p>
<p>Tam o esnada telefon tekrar çalmaya başladı. O arıyordu...</p>
<p></p>
<p>Babası balkona çıkarak, telefonu " Alo," diyerek yanıtladı.</p>
<p></p>
<p>Azra da, sessizce balkon kapısından konuşmaları dinlemeye koyuldu.</p>
<p></p>
<p>Bir süre karşı taraftan ses gelmedi.</p>
<p></p>
<p>Babası sinirle " Alo," diye cevap verdi</p>
<p></p>
<p>Bu sefer de, karşı taraftan ne cevap geldiyse, babası sinirle " Sen kimsin ve kızımı niye arıyorsun?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Bir süre yanıt gelmesini bekledi.</p>
<p></p>
<p>Babası onu tehdit eder bir ses tonuyla " Bana bak, sakın jir bir daha bu numarayı arayayım deme. Hatta mesaj atmayı dahi aklından geçirme. Bu, savcının numarası." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Azra duyduğu şey karşısında gözleri kocaman oldu. Kesin çocuk bu saatten sonra korkar, bir daha ölse de, mesaj atmazdı.</p>
<p></p>
<p>Babası içeriye girdiğinde Azra 'yı kapıda durmuş, onu beklerken buldu.</p>
<p></p>
<p>Telefonu kızına uzatarak " Al, şunu. Ben, hallettim. Artık aramayacak. Sen de, akıllı ol, bilmediğin etmediğin adamlara cevap yazma." Derken telefonu uzattı.</p>
<p></p>
<p>Azra telefonu alarak, babasına başını salladı.</p>
<p></p>
<p>Odasına girdiğinde o an telefonu son kez titredi </p>
<p></p>
<p>0530: Yalancı, hani senin numarandı. Aradım, telefonu başka biri açtı."</p>
<p></p>
<p>Azra oflayarak telefonu yatağa attı. Bu, işte kazasız belasız bitmişti. </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kunduracı Hasan</title>
<link>https://fikirizleri.com/kunduraci-hasan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kunduraci-hasan</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir gerçek hayat hikayesidir ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67b7411adf80b.webp" length="24392" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 20 Feb 2025 17:54:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords>edebiyat, şiir, şair, yazın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Tekrardan merhaba! Benim kitabım satışa çıktı.</em></p>
<p></p>
<p>Siz hiç 18. yaşınızı kutlarken hayatınızın en büyük kâbusu</p>
<p>olacağını düşündünüz mü? Hasan da hayatında belki de ilk defa o gün çok heyecanlıydı. Ta ki bir kâbusa uyanana kadar.</p>
<p></p>
<p>Bundan sonra Hasan için, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.</p>
<p>Nereden bilebilirdi ki hayatının kâbusunun bugün başladığını?</p>
<p>Hayallerinin yarım kaldığı ve tüm yaşama sevincini yitirdiği bir anda</p>
<p>Hasan, yepyeni bir umuda uyanıp hayatında ilk kez aşkla tanışacak.</p>
<p>Peki ya bu aşk, yaşadığı tüm hayal kırıklıklarını tamir etmeye yetecek</p>
<p>mi yoksa en derinden yaralarını yeniden kanatıp, çok daha büyük bir kâbusa mı sürüklenecek?</p>
<p>Aşk varsa umut var... </p>
<p><strong>Merve Geçit </strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bay Romantik Yarı tekting hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/bay-romantik-yari-tekting-hikayesi-424</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bay-romantik-yari-tekting-hikayesi-424</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir yarı tekting hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67af2e5e35913.webp" length="40426" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 18 Feb 2025 14:29:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>.</p>
<p>2.  Bölüm. </p>
<p>Azra dün geceden beri hiç uyumamıştı.</p>
<p>Bütün gece enine boyuna iyice düşünmüş ve sonunda bir karara varmıştı.</p>
<p></p>
<p>Uyuyamayacağını anlayınca sessizce odadan çıktı.</p>
<p></p>
<p>Telefonu eline alarak geri odasına döndü.</p>
<p></p>
<p>Odanın ışığını açmaya gerek duymadı. Ailesini rahatsız etmek istemiyordu.</p>
<p></p>
<p>Telefonu eline alarak, Watpadda girdi. Yeni hikaye bölümüne tıklayarak derin bir nefes alarak yazmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Yazdığı şiirin adını " Gecem gündüzüme karıştı be adam!"</p>
<p>Koyduktan sonra devam etti.</p>
<p></p>
<p>" Gecem gündüzüme karıştı be adam!</p>
<p></p>
<p>Sen geldin, uykularım karıştı.</p>
<p></p>
<p>Gecem, gündüzüme karıştı be adam!</p>
<p></p>
<p>Sen geldin ya, aklım karıştı."</p>
<p></p>
<p>İşte böyle yazmıştı. Tekrar tekrar yazdığını okudu. Emin olunca da, yayınla yazısına tıklayarak Watpadda paylaştı.</p>
<p></p>
<p>Yusuf bu, sürprizi görünce acaba ne yapacaktı? E, hep o sürpriz yapacak değildi ya...</p>
<p>İçinde bir yerlerde hala hata yaptığını zannediyordu.</p>
<p></p>
<p>Aldığı karardan hiç pişman değildi. Aksine en doğru kararın ikisi için de, bu olduğuna emindi. Bir yandan da, kalbiyle aklı savaş veriyordu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Daha içinde aşktan çok baskın bir duygu vardı.Vicdan azabı yiyip bitiriyordu.</p>
<p></p>
<p>Daha önce bu, sanal ortamda olanlardan çok ağzı yanmıştı. Artık deyim yerindeyse, yoğurdu üfleyerek yiyecekti.</p>
<p></p>
<p>Daha dikkatli olacaktı. Ailesinin ise bundan hiç haberi yoktu.</p>
<p></p>
<p>Telefonu eline aldığında Yusuf'un mail adresine girdi. Yazdığı şiiri gönder tuşuna bastıktan sonra da, ekranda bir yazı belirdi.</p>
<p></p>
<p>" Mesaj gönderilmiyor." Halbuki o kadar emek vermişti. Kendi kendine oflarken, telefonun titremesiyle o an donakaldı. </p>
<p></p>
<p>Yusuf'u engellemişti ama o, instgramdan ona mesaj atmıştı.</p>
<p></p>
<p>İlk konuştuklarında Azra'ya sosyal medyası olup olmadığını sormuştu. Azra ise korktuğu için aynen şu cevabı vermişti</p>
<p></p>
<p>0508: İnstgramın var mı?"</p>
<p></p>
<p>Azra: Hayır yok." </p>
<p></p>
<p>Azra her ne kadar istemese de, pembe bir yalana başvurmuştu. Çoğu zaman yalan söylemek iyiydi.</p>
<p></p>
<p>Bir süre Yusuf'tan hiç mesaj gelmedi.</p>
<p></p>
<p>Bir kaç dakika sonra..</p>
<p></p>
<p>0508: Niye yalan söylüyorsun, baktım varmış İnstgramın?"</p>
<p></p>
<p>Azra o an donakaldı. Bu, çocuk tahmin ettiğinden daha zekiydi. Acaba hacker filan olabilir miydi?</p>
<p></p>
<p>Azra ne yazacağını bilemiyordu. Aksine deyim yerindeyse, yalancının mumu yatsıya kadar, derler. Azra bu kadar erken açık vereceğini tahmin edemezdi.</p>
<p></p>
<p>0508: Beni niye Watpad'dan engelledin. Tam bir şey yazacaktım, baktım mesaj gitmiyor."</p>
<p></p>
<p>Azra parmaklarını masaya vurarak işte şimdi sırası, diyerek yazmaya koyuldu.</p>
<p></p>
<p>Azra: Çünkü bir karar vermem gerekti. Ben zaten başından sana olmaz, demiştim. Ama sen inat ettin."</p>
<p></p>
<p>Azra: Senin bana hissettiğin gibi benim sana karşı öyle bir duygum yok maalesef."</p>
<p></p>
<p>0508: Ben de, sana aşık değilim demedim zaten... Sadece hoşlantı dedim."</p>
<p></p>
<p>Azra: Hem ben nereden bileceğim, belki bir organ mafyasısın, beni kandırıyorsun?"</p>
<p></p>
<p>0508: Olabilir, ben de aynı şeyi senin için düşünüyorum. Sen de, beni kandırıyorsun belki de... Hem sen bu kafayla çok yaşamazsın, senin psikolojin bozulmuş. Her adamı o tiplerden sanıyorsun." </p>
<p></p>
<p>Azra bu yazılanı okuyunca sinirden dişlerini sıktı. Burnundan sinirle soluk alıp verirken, telefonu yere fırlatmamak için kendini zor tuttu.</p>
<p></p>
<p>Sinirle gülerken, başını iki yana salladı. Yusuf ona hangi hakla ruh hastası diyordu ki, o ne yaşadığını biliyor muydu?</p>
<p></p>
<p>O sinirle telefonu yatağa fırlattı. Tam o esnada Yusuf'tan bir mesaj geldi.</p>
<p></p>
<p>0508: Merak etme, seni bundan rahatsız etmeyeceğim. Sen istemediğin sürece de, sana yazmayacağım. Kendine iyi bak."</p>
<p></p>
<p>Azra şok içinde mesajı okurken, o an tam mesaj yazıyordu ki, ekranda şu yazı çıktı.</p>
<p></p>
<p>0508 seni engelledi.</p>
<p></p>
<p>Azra kendi kendine " Allah, Allah ya! Adama bak, bir de trip atıyor." Diye cevap verdi.</p>
<p></p>
<p>Ama bir yandan da, sosyal medyada tek konuştuğu insandı. O yüzden bir taraftan da, bu duruma çok üzülmüştü.</p>
<p></p>
<p>Bir şeyler yapması lazımdı. Çocuğun gönlünü almalıydı.</p>
<p></p>
<p>Watpadda girerek, Yusuf'un mesaj bölümüne girdi. Engel tuşunun üstüne gelerek, bir süre bekledi.</p>
<p></p>
<p>Sonuçta vicdanlı insandı o.</p>
<p></p>
<p>Derin bir nefes alarak engel tuşuna bastı</p>
<p></p>
<p>Bir süre sonra da, ekran da Yusuf kişisini sessizden çıkardın, diye yazı belirdi.</p>
<p></p>
<p>Kendi kendine " Bakalım, şimdi ne yapacaksın?" Diye söylendi</p>
<p></p>
<p>O gece Yusuf'tan hiç mesaj gelmedi. Hatta aradan bir kaç gün geçti.</p>
<p></p>
<p>En sonunda Yusuf'tan bir mesaj geldiğinde Azra heyecanla mesajı açtı</p>
<p></p>
<p>0508: Bakıyorum da, engeli kaldırmışsın, bunu yapmanı gerektiren neden nedir?"</p>
<p></p>
<p>Azra yüzünde gülümsemeyle bir süre ekrana baktı. Demek ki, Yusuf küsmemişti.</p>
<p></p>
<p>Azra: Kaldırdım, çünkü beni kalbim buraya getirdi. Küstün mü bana?"</p>
<p></p>
<p>Bir süre cevap gelmedi. Muhtemelen ne yazacağını düşünüyordu.</p>
<p></p>
<p>0508: Yok, küsmedim. Sana ciddi davrandığımdan belli değil mi? Ben, sana dedim. Ne zaman istersen ben buradayım."</p>
<p></p>
<p>Azra yüzünde gülümsemeyle hemen cevap yazdı. Yusuf'un onu affetmesine sevinmişti.</p>
<p></p>
<p>Azra: Ben, ne yapacağımı bilemedim. Çünkü ilk defa başıma geliyor. Bir de bu sosyal medyada başıma bir sürü olay geldi."</p>
<p></p>
<p>0508: Anlıyorum, ne gibi olaylar, anlatmak istersen dinlerim?"</p>
<p></p>
<p>Azra bunun üzerine iç çekerken, anlatıp anlatmamakta kararsız kaldı. Eğer anlatmaz sa, kendi kendini mahvedecekti.</p>
<p></p>
<p>Çünkü o, içine atan bir insandı. Öyle asla ağzına geleni söyleyemezdi. Hem birine anlatmaya ihtiyaç duyuyordu. Anlatırsa eğer içindeki o, onu boğan karanlık gider, biraz olsun ferahlardı.</p>
<p></p>
<p>Azra: Yakın bir arkadaşım bana ahlaksız teklifte bulundu desem?"</p>
<p></p>
<p>Azra aklına geldikçe tüyleri ürperdi. O anı hatırlamak bile canını acıtmıştı. Midesi bulanıyordu, kusmamak için kendini zor tuttu.</p>
<p></p>
<p>0508: Sen ciddi misin? E, ne oldu peki?"</p>
<p></p>
<p>Azra: Bana, gel hayal kuralım dedi. Tabi ben ilk başta güzel hayaller sandım ama değilmiş. Sonra da, bana eğer istemiyorsan söyle dedi. Ondan beri kimseye güvenmeyeceğim." </p>
<p></p>
<p>0508 : Benim de başıma geldi. Bana da, yakın bir arkadaşım kamerayı açarak uygunsuz bir halde karşıma çıktı. Sonra da, nikah masasına oturdu. Ben de, nikah şahidi oldum."</p>
<p></p>
<p>Azra okurken kendi gibi birinin daha bu durumu yaşadığına içten içe sevindi. Bu durumda yalnız değildi.</p>
<p></p>
<p>Azra: Ay sinirim bozuldu. Hahaha."</p>
<p></p>
<p>0508: Ay, boşver canım! Olur olmaz tipler için niye sinirini bozuyorsun."</p>
<p></p>
<p>Azra: Doğru diyorsun aslında."</p>
<p></p>
<p>Azra: Ben sana sormayı unuttum, sahi sen nasıl kadınlardan hoşlanırsın? Ben mesela pantolon giymeyi çok severim."</p>
<p></p>
<p>0508: Kadınlarda etek severim, elbise severim. Hem birlikte dışarı çıkacağımız zaman öyle bedenini gösteren dar pantolon giymeni istemem. Benden başka vücut hatlarını kimse görmesin. Evdeyken dekolte giyebilirsin, mini giyebilirsin."</p>
<p></p>
<p>Azra okudukları karşısında ağzı açık kalmıştı. Bu, çocuk ne diyordu böyle? Hangi hakla giyeceği kıyafete karışırdı.</p>
<p></p>
<p>Azra çocuğu denemek için o bir yem atmıştı, başarılı olmuştu da...</p>
<p></p>
<p>Azra bir kez daha bu ilişkinin olmayacağını anlamıştı. Çocuk odunun tekiydi. Bildiğin yontulmuş odun..</p>
<p></p>
<p>Azra sinirden tırnaklarını kemirmeye başladı. Kimse onun özgürlüğünü kısıtlayamazdı.</p>
<p></p>
<p>Azra: Benim kitap yazmam lazım, sen kitap yazmıyor musun?"</p>
<p></p>
<p>0508: Hayır, ben sadece şiir yazıyorum."</p>
<p></p>
<p>Azra: O zaman görüşürüz."</p>
<p></p>
<p>0508: Tamam canım, yazınca bana haber ver. Rüyanda beni gör, iyi geceler, tatlı rüyalar!"</p>
<p></p>
<p>Azra bunu okuduğu halde görmemezlikten geldi. Artık Yusuf'tan soğumuştu.</p>
<p></p>
<p>Yusuf'un mesaj bölümüne girerek, tekrar engele bastı.</p>
<p></p>
<p>Telefonu kapatarak, kitap yazmaya koyuldu.</p>
<p></p>
<p>Sabah çoktan olmuştu. Telefonun sesiyle gözlerini kısarak uyandı.</p>
<p></p>
<p>Telefonu eline aldığında yazan kişiyi gördüğünde derin bir of çekti.</p>
<p></p>
<p>Yusuf görüntülü arıyordu. Muhtemelen, engellediğini fark etmişti.</p>
<p></p>
<p>Açmaz sa, ailesi sesi duyup, "Kim o kızım sabah sabah arayan?" Diye soracaktı.</p>
<p></p>
<p>O yüzden aceleyle görüntülü aramayı yanıtladı.</p>
<p></p>
<p>Karşısında Yusuf'u görünce yutkundu. Çocuk ona kırgın gözlerle bakarken, " Günaydın, beni gene engellemişsin. Hikaye yazacağım diyorsun, ben de tamam diyorum. Bakıyorum sonra yine engellemişsin."</p>
<p></p>
<p>Azra bunun üzerine üzgün gözlerle Yusuf'a baktı. Şimdi bunu yapmaz sa, hiç bir zaman yapamazdı</p>
<p></p>
<p>Yusuf da, iyi birine benziyordu. Onu üzmek hiç ama hiç istemiyordu.</p>
<p></p>
<p>Azra: Engelledim. Ben bir karar verdim. Gerçekten iki gece hiç uyumadım. Enine boyuna iyice düşündüm. Bunu yapmak hiç istemem, seni kırmak ise asla.. Ama biz birbirimize uygun değiliz. O yüzden kendine iyi bak. Annen sana başka birini bulur, hem benden daha çok sevecek birini."</p>
<p></p>
<p>Yusuf bunun üzerine acıyla gülümserken hiç cevap vermedi. İki genç bir süre birbirlerine öylece baktılar.</p>
<p></p>
<p>Azra dudağını dişlerken, Yusuf zoraki gülümseyerek başını salladı.</p>
<p></p>
<p>0508: Peki, madem öyle diyorsan öyle olsun. Ama şunu unutma, ben sana asla kızmıyorum, seni anlıyorum. Ben kendime kızıyorum, nasıl bu kadar kör olabildim diye.. Sen beni istemediğin halde, ben hala inat ettim. "</p>
<p></p>
<p>Azra'nın duydukları karşısında göz yaşı yanağından süzüldü. İşte yaralamıştı, ona yapılanın aynısını o, da başka birine yapmıştı.</p>
<p></p>
<p>Onunla alay etmişti. Onun saf, tertemiz aşkını kullanmıştı. Ama iş işten çoktan geçmişti. Artık elden ne gelirdi. Son pişmanlık fayda etmezdi ki..</p>
<p></p>
<p>Azra burnunu çekerken, titrek sesiyle Yusuf'a " Yusuf. ben!" Derken Yusuf elini susması için kaldırdı.</p>
<p></p>
<p>0508: Sen beni istemediğin halde seni bu kadar sevdiğim ve göz yaşı döktüğüm için kendime kızıyorum."</p>
<p></p>
<p>Azra başını iki yana salladı. Ona acı dolu gözlerle bakarken, Yusuf canını yakacak son sözü söyledi.</p>
<p></p>
<p>0508: Kendine iyi bak!" </p>
<p></p>
<p>Ekran kapandığında Azra bir süre simsiyah ekrana baktı. Gözyaşları gözünü yaktığı için gözleri acı acı yanıyordu.</p>
<p></p>
<p>Öyle ki, gözleri bulanık olduğundan dolayı etrafı zar zor görüyordu.</p>
<p></p>
<p>Sarsak adımlarla ayağa kalkarak, yatağına yattı. Sessizce ağlamaya başladı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Zaman geçtikçe Azra 'nın acısı hafifledi. Hatta öyle ki, Yusuf ' u bile unutmuş, normal dünyaya dönmüştü.</p>
<p></p>
<p>Güzel, zevk alacağı bir işe girmişti. Her şey yolundaydı. Neredeyse Yusuf'la son konuştuğundan beri 3 ay olmuştu.</p>
<p></p>
<p>Ama Azra'ya 3 yıl gibi gelmişti. Ara ara Yusuf aklına geldikçe acaba ne yapıyor diye düşündü.</p>
<p></p>
<p>Ta ki, Yusuf'tan mesaj gelene kadar... </p>
<p></p>
<p>Azra merakla ekrana baktı. Bunca zaman sonra hala ona yazıyor muydu?</p>
<p></p>
<p>Hem de, ona çok ağır şeyler söylemişken....</p>
<p></p>
<p>Derin bir nefes alarak mesaja tıkladıktan sonra gönderen kişiye baktı.</p>
<p></p>
<p>Yusuf, bu sefer başka bir takma adla ona mesaj göndermişti. Profiline de, aynen şöyle yazmıştı.</p>
<p></p>
<p>" İnsanlar yalancı." Azra kendi kendine gülerek, bir süre bu cümleyi düşündü.</p>
<p></p>
<p>Yusuf ona üstü kapalı bir halde yalancı diyordu. Evet, onun gözünden düşmüştü. Kendi elleriyle kendini ne hale getirmişti.</p>
<p></p>
<p>Ne yazdığını merak ederken, mesajı okumaya başladı. Mesajda aynen şöyle yazıyordu.</p>
<p></p>
<p>" Nasılsın, adıma şiir yazan kadını merak ettim?"</p>
<p></p>
<p>Azra bunun üzerine bir süre durdu. Uzun zaman sonra ilk defa ona cevap yazacaktı.</p>
<p></p>
<p>Azra: İyiyim, hani konuşmayacaktık."</p>
<p></p>
<p>0508: Sen beni unutmuş olabilirsin ama ben söz verdiğimi asla unutmam. "</p>
<p></p>
<p>Azra tek kaşını kaldırarak ekrana baktı.</p>
<p></p>
<p>Ne yani ona söz vermemişti ki, yani daha doğrusu o öyle zannediyordu.</p>
<p></p>
<p>Yusuf 'a cevap yazmadan ekranı kapattı. İşine kaldığı yerden devam etti.</p>
<p></p>
<p>Anlaşılan Yusuf ondan vazgeçmeyecekti.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Asi Bir Mardin Hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/asi-bir-mardin-hikayesi-423</link>
<guid>https://fikirizleri.com/asi-bir-mardin-hikayesi-423</guid>
<description><![CDATA[ Bu Bir Mardin Hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x_67adf3974b8c1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 18 Feb 2025 14:25:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>4. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Polis, Mahir'in arabasına yavaş yavaş yaklaştığı sırada ise Mahir'in kalbi korkudan küt küt atıyordu.</p>
<p></p>
<p>Polisler onu bulmuş olabilir miydi? Bu kadar erken olması Mahir için beklenmedik bir olaydı. Elleri stresten terlemeye başlamıştı bile.</p>
<p></p>
<p>Polisin anlamasından korktuğu için kendi kendine</p>
<p>" Sakin, ol hiç bir şey olmayacak. Belki de her zaman olan bir çevirmedir. " Diyerek kendi kendini teselli etti.</p>
<p></p>
<p>Polis, tam arabanın yanına gelmişti ki Mahir adamına baktı ve " Gaza bas. Hemen uzaklaşalım buradan. " Dedi.</p>
<p></p>
<p>Adamı da başını salladı ve gaza bastı. Araba onlara gelen polis memuruna çarpsa da durmadan oradan hızla uzaklaştı.</p>
<p></p>
<p>Çarptıkları polis memuru ise yerde kanlar içinde yatıyordu. Bunu gören diğer polis memurları ise hemen kaçan arabayı yakalamak için harekete geçtiler.</p>
<p></p>
<p>Mahir yolda giderken ara ara gelen giden var mı diye arkasına bakıyordu. O sırada aracı kullanan şöförü dikiz aynasından onları takip eden polis aracını fark edince Mahir'e baktı ve " Abi, takip ediliyoruz. Ne yapalım?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Mahir de bunun üzerine başını yavaşça dikkat çekmemeye özen göstererek arka cama çevirdi. Gerçekten de arkasında arka arkaya takip ediliyorlardı. Polis araçlarının mavi ışıkları yanıp sönüyordu.</p>
<p></p>
<p>Mahir sinirle " Allah kahretsin. " Diyerek önüne döndü. Bir süre ne yapacağını düşündü.</p>
<p></p>
<p>Bu sırada ise polis arabasının "47MK 1980. Lütfen sağa çek. Tekrar ediyorum, lütfen sağa çek. " Diye anons ediyordu.</p>
<p></p>
<p>Ama bu, hiç bir işe yaramadı. Aksine Mahir'in içinde olan arabanın daha da hızlanmasına sebep oldu.</p>
<p></p>
<p>Polis memuru bir kaç kez daha arabanın durması için anons etti. </p>
<p></p>
<p>En sonunda arka tarafın camından çıkan bir silah Mahir'in arabasının tekerleklerine ateş etmesi sonucu Mahir'in arabası trafikte bir sağa bir sola yalpalamaya başladı.  </p>
<p></p>
<p>Eğer duruma el konulmazsa her an bir felaketin gelmesi demekti. </p>
<p></p>
<p>Mahir'in pes etmeye niyeti yoktu. O sırada canı yandığı sırada elini acıyan bacağına götürdü.</p>
<p></p>
<p>Elini geri çektiğinde ise bütün kanla kaplanmıştı. Bacağından ince ince kan sızıyordu. Muhtemelen kurşunlardan biri bacağına isabet etmişti. Bu kadar süre ne kadar dayabilirdi bilmiyordu.</p>
<p></p>
<p>Canı yandığı için ağzından küçük bir inilti kaçtığı sırada ise şoförü de dikiz aynasından ona baktı ve</p>
<p>" Mahir bey iyi misiniz? Yaralandınız mı?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Mahir de bunun üzerine </p>
<p>şöförüne baktı ve </p>
<p>" Ben iyiyim. Hemen Yan yola sap. " Dediğinde şöförü de " Ama Mahir bey. " Diyecekti ki Mahir de sinirle " Sana ne dediysem onu yap. " Diye bağırdı.</p>
<p></p>
<p>Şoför de bunun üzerine sadece başıyla onaylayarak arabayı son anda yan tarafta bulunan kavşağa kırdı.</p>
<p></p>
<p>Böylece polislerden kurtulmuş oldular. Polisler ise bunun üzerine yanlış yola girmişti. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Komiser sinirle " Allah kahretsin! Yanlış yola girdik. Hemen dön şuradan çabuk." Diye yüksek sesle bağırdığı sırada ise polis memuru da arabayı tekrar aynı yöne döndürdü.</p>
<p></p>
<p>Mahir de polislerden kurtulmak için arabayı tenha bir yere çektirmişti. Arabasının camından geldikleri yola bakıyordu.</p>
<p></p>
<p>O sırada uzaktan polis arabasının yanıp sönen sirenleri gözüktü. Polis arabaları Mahir'lerin girdiği yola girmişti.  </p>
<p></p>
<p>Mahir'in kaçma ihtimaline karşılık da kocaman yolun ortasında durmuşlardı. </p>
<p></p>
<p>Komiser arabadan inmiş, ciddi bir yüz ifadesiyle etrafa göz atıyordu. O sırada yanına gelen polis memuruna baktı ve " Herhangi bir haber var mı? Adamı buldunuz mu?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Polis de komisere baktı ve </p>
<p>" Giriş ve çıkışlar temiz. Herhangi bir hareketlilik yok. Aksine arabayı gören görgü tanığı yok. "diyerek bilgi verdi.</p>
<p></p>
<p>Mahir daha fazla dayanamayıp arabanın kapısını açtı ve aksayan bacağıyla arabadan indi. Bunu gören şoför de arabadan inerek ona doğru geldi.</p>
<p></p>
<p>Mahir'in koluna girerek onu yürütmeye başladı. Birlikte oradan ayrıldılar. Şoförü ise hala hastaneye gitmekte ısrarcıydı.</p>
<p></p>
<p>Yolda giderken Mahir'e baktı ve " Mahir bey, inat etmeyin. Gelin hastaneye gidelim. Eğer gitmezsek kan kaybından ölürsünüz." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Mahir de şöföre baktı ve </p>
<p>" Az aşağıda bizi bekleyen başka bir araba var. Ona binip benim mekana gideceğiz. Sen yolda giderken doktora haber ver. Eve gelsin. " Dediğinde şöförü de daha fazla ısrar etmedi. </p>
<p></p>
<p>Aradan bir kaç dakika geçmişti ki polis memuru telaşla " Komiserim! " Diyerek komiserin yanına geldi.</p>
<p></p>
<p>Komiser heyecanla polis memuruna baktı ve " Evet, bu sefer bana güzel bir haber ver. Hadi koçum!" Dediğinde polis memuru da bunun üzerine başını evet anlamında sallayarak</p>
<p>" Dediğiniz gibi güzel bir haber komiserim. Takip ettiğimiz 47Mk1980 nolu plakalı aracı az ötede terk edilmiş bir halde bulduk. " Dedi.</p>
<p></p>
<p>Komiser memnun olmuş bir halde " Hadi, hemen gidelim." Diyerek telaşla önden ilerledi.</p>
<p></p>
<p>Denilen yere geldikleri sırada ise komiser terk edilmiş siyah film camlı olan mercedese baktı ve " Araç bu mu?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Polis memuru da komiseri başıyla onaylayarak " Evet, komiserim. Diğer ekip arkadaşlar da aracı inceledi. Aracın içinde birine ait kan izine rastlandı. Kime ait olduğunu tespit etmek için örnek alınıp incelenmek için lavabotura götürülecek. " Diyerek bilgi verdi. </p>
<p></p>
<p>Mahir de arabaya binmiş ve yola koyulmuştu. Yolda giderken can acısından kıvranıyordu. </p>
<p></p>
<p>Eve geldiklerinde ise araba durdu. O sırada evin önünde bulunan adamları arabayı görünce hemen arabaya doğru gelmeye başladı.</p>
<p></p>
<p>Mahir'i zar zor arabadan indirdikten sonra da iki adam koluna girerek eve doğru yürümeye başladı.</p>
<p></p>
<p>Eve girdiler. Mahir'i salonda bulunan kocaman koltuklardan birine yatırdılar. Adamlardan biri de koltukta yatan Mahir'e baktı ve " Abi, doktor yoldaymış. Birazdan burada olur. " Dediğinde Mahir de zar zor başını salladı. Adalet buydu ya. İnsan ne ekerse onu biçiyordu.</p>
<p></p>
<p>Mahir de sevdiği kadın için elini kana bulamıştı. Tahir denen o adamı gözünü kırpmadan vurmuştu. Gerçi yine olsa yine yapardı. Ama şimdi de onun bedelini ödüyordu. Belki de Asi'nin ahı tutmuştu.</p>
<p></p>
<p>O günden beri de onun o çaresiz hali gözünün önünden gitmiyordu. Sahi Asi neredeydi? Kaç gündür onu ne aramış ne de sormuştu.</p>
<p>Hiç mi merak etmemişti.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Öte taraftan da Tahir günden güne iyileşiyordu. Ailesi bir an olsun yanından ayrılmıyordu. Ailesi haberi alınca heyecanla Tahir'in odasına girmişti.</p>
<p></p>
<p>Tahir'in annesi oğlunu o halde görünce hemen onun yanına koşmuştu. Oğlunun o güzel yüzünü defalarca öpüp koklamıştı.  </p>
<p></p>
<p>" Ah, benim güzel oğlum. Seni o halde görünce ömrümden ömür gitti. Keşke dedim, oğlumun yerine o yatakta ben olsaydım. Yeter ki sana bir şey olmasın. " Diyerek sitem etmişti.</p>
<p></p>
<p>Tahir de bunun üzerine annesinin elinin üzerine ufak bir öpücük kondurdu ve " Korkma ana. Ben iyiyim. " Dedi.</p>
<p></p>
<p>O sırada gözü Asi'ye takıldığında ise Asi'nin bu anı dolu gözlerle izlediğini gördü. Onun da gözleri Tahir' i bulunca Asi de gözyaşı içinde ona gülümsedi. Bir süre öylece kaldılar.</p>
<p></p>
<p>Pansuman için gelen hemşire de odaya girdiğinde bu anı görünce " Burası çok kalabalık. Lütfen boşaltalım. Hastayı daha fazla yormayalım." Diyerek onları uyardı.</p>
<p></p>
<p>Bunun üzerine hepsi odadan çıktı. Akşama doğru da doktor odaya gelmiş Tahir'e müjdeli haberi vermişti.Tahir artık eve çıkabilcekti. </p>
<p></p>
<p>Mahir'in haber ettiği doktor da çoktan Mahir'in evine gelmişti. Elinde tuttuğu çantadan gerekli malzemeleri alarak Mahir'in yarasına müdahale etmeye başladı. </p>
<p></p>
<p>Mahir ara ara acıdan dişlerini sıksa da direnmek zorundaydı. Bu, ilk kez olmuyordu. Daha önce de kaç defa yaralanmıştı.</p>
<p></p>
<p>Doktor işini bitirince Mahir'in adamı da onu yolcu etmek için kapıya doğru ilerledi.</p>
<p></p>
<p>Doktor evden çıkarken de adama baktı ve " Ben, Mahir beyin yarasına müdahale ettim. Ama bu evde olacak şey değil. Yara her an mikrop kapabilir. O yüzden de en yakın zamanda acilen hastaneye gitmesi gerek. " Dedi.Ardından da evden ayrıldı. </p>
<p></p>
<p>Bu sırada adamı da kapıyı kapatıp içeriye girdi. Mahir'in yanına geldiğinde beti benzi atmıştı. Mahir'e baktı ve "Abi, bilmen gereken önemli bir konu var. " Dedi.</p>
<p></p>
<p>Bunu gören Mahir de zar zor "Ne oldu oğlum? Söylesene?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Adamı da başı öne eğik titrek bir sesle Mahir'e " Abi, bu hastanede olan adam. Tahir Korkmaz. Gözlerini açmış. Yakında hastaneden çıkar diyorlar. " Dediğinde Mahir de şok olmuştu.</p>
<p></p>
<p>24 saat sonra...</p>
<p></p>
<p>Polis memuru komiserin odasına telaşla girdiğinde komiser önünde duran dosyalardan başını kaldırıp polis memuruna baktı ve</p>
<p>" Evet, sonuçlar çıktı mı?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Polis memuru da başını evet anlamında sallayarak " Evet komiserim. Aracın içinde kurumuş kanın kime ait olduğu ortaya çıktı. " Dedi.</p>
<p></p>
<p>Komiser de heyecanla polis memuruna baktı ve " Kime aitmiş?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Polis memuru da komisere baktı ve o can alıcı cevabı verdi. " Sonuçlara göre kan örneği Tahir Korkmaza ait komise</p>
<p>rim." Dedi. </p>
<p></p>
<p>Komiser o an bir şeyden emindi. Artık bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çöpten Hayaller</title>
<link>https://fikirizleri.com/coepten-hayaller-422</link>
<guid>https://fikirizleri.com/coepten-hayaller-422</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir bilim kurgu hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67b46bfe64b61.webp" length="15926" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 18 Feb 2025 14:17:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords>#zamanmakinesi# #geçmişzaman# #macera# #aşk# #bilimkurgu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>2.</p>
<p>Zamanla baba kız işleri büyütmüş, tamirhane dükkanı daha da işlek hale gelmişti. Eskiden sadece iki ya da üç kişinin geldiği dükkana şimdi izdiham vardı.</p>
<p></p>
<p>Yelda ve babası bu durumdan hayli memnundu. Yelda, tamirhanenin bir köşesine de yaptığı maketi koymuştu.</p>
<p></p>
<p>Yaptığı makete de ilgi büyüktü. Herkes bu, genç kızı konuşuyor, bütün televizyon kanalları ondan " Yılın, genç girişimci kadını." bahesdiyordu.</p>
<p></p>
<p>Yolda gören herkes Yelda'yı durdurup onu tebrik ediyor, kimi zaman da fotoğraf çekiliyorlardı.</p>
<p></p>
<p>Yelda yine bir gün dükkandayken babasına baktı ve " Baba, hadi gel seni eski aşkların olduğu döneme götüreyim. Sen, ödül alırken orada yoktun." Dediğinde babası da derin bir nefes aldı ve " İyi madem. Götür bakalım. " dediğinde Yelda heyecanla zaman makinesinin düğmesini çalıştırdı.</p>
<p></p>
<p>Makine yine büyük bir gürültüyle çalıştı. Baba kız bir anda kendilerini eski siyah beyaz dönemde buldular.</p>
<p></p>
<p>Yelda ikinci kez buraya gelmişti. O yüzden babasına ne tepki verecek diye bakıyordu. </p>
<p></p>
<p>Babası ise hayranlıkla etrafı inceliyor, bir an nasıl burada olduğunu anlamaya çalışıyordu. </p>
<p></p>
<p>Şok içinde kızına baktı ve</p>
<p>" Kızım, bu bu nasıl oldu?" Diye sordu. </p>
<p></p>
<p>Yelda da " Meslek sırrı." Derken babasına gülümseyerek göz kırptı.</p>
<p></p>
<p>Tam o esnada ise yine o sokaktaydılar. İlk buraya geldiğinde gördüğü o ailenin evden kovulduğu zaman aklına gelince Yelda'nın içine bir hüzün çöktü.</p>
<p></p>
<p>Babası ise eski o günleri tekrar yakından şahit olduğu sırada ister istemez derin bir iç çekmiş, bu an karşısında duygulanmıştı.</p>
<p></p>
<p>O zamanlar ne güzeldi. Kimsenin kimsenin malına göz dikmediği yıllar.... Çünkü herkes eşitti. Ayrımcılık yoktu.</p>
<p></p>
<p>Şimdi ise kardeş kardeşin gözünü oyar hale gelmişti. Bazen sosyal medyada tatil fotoğrafları görünce insan. kendi kendine neden ben de gidemiyorum, neden benim de böyle bir ayakkabım yok derken bulurdu. </p>
<p></p>
<p>Eskiden öyle mi bayram sabahları dört gözle beklenirdi. Herkesin neşe içinde sohbet ettiği kocaman uzun masalar konulur, çocuklar sabahtan bayramlık giyer, ev ev gezip şeker toplardı.</p>
<p></p>
<p>Şimdi ki çocuklar ise bütün gün bilgisayar başında otururdu. Eskiden öyle kolay kolay hastalık da olmazdı. En fazla veba olurdu. </p>
<p></p>
<p>Çünkü insanlar organik beslenirdi. Şimdi ise her gördüğümüz insan obezdi. Gençler bile. Aklımıza gelmeyen binlerce hastalık vardı.</p>
<p>  Eski insanlar belki 100 yaşına kadar yaşardı. Hatta Yelda'nın memleketinde 100 yaşında olan bir komşuları vardı.</p>
<p></p>
<p>Yelda ve babası eski yeşil renkli olan otobüse bindiler ve şehir turu attılar. O zamanlar öyle metrobüs, otobüs metro yoktu.</p>
<p></p>
<p>O zamanlar insan sayısı çok azdı. O yüzden de otobüste itiş kakış olmazdı.</p>
<p></p>
<p>Şimdi ise öyle mi? Otobüsler tıklım tıklım ağzına kadar doluydu. Hatta yer olmamasına rağmen şoför en sinir olan o cümleyi, arkaya doğru ilerleyin diye söylerdi.</p>
<p>Sanki çok yer varmış gibi.... </p>
<p></p>
<p>Yelda ilk kez bir otobüste bu kadar rahat oturduğunu hatırlamıyordu. Camdan dışarıya yine o, aşık adamı görür mü diye heyecanla bakınırken tam o esnada ise kocaman bir ayakkabı dükkanının önünde durdular.</p>
<p></p>
<p>Yelda'nın o sırada gördüğü kişiyle heyecandan kalbi hızla atmaya başladı. İşte oradaydı. Adını bile bilmediği, hayatında ilk kez gördüğü o yabancı...</p>
<p></p>
<p>Dükkanın içinde arkasında kocaman ayakkabı raflarının bulunduğu sandalyesinde oturmuş, işini yapıyordu. </p>
<p></p>
<p>Yelda kendi kendine " İşte buradasın. Buldum seni." Diye fısıldadı. O sırada babası da bunu duymuş olacak ki merakla kaşlarını çatarak kızına baktı ve " Bir şey mi dedin kızım? Anlamadım. " diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Yelda o an şok olmuş bir halde babasına baktı ve </p>
<p>" Onu, ben dışımdan mı söyledim ya?" Diye kendi kendine sordu. </p>
<p></p>
<p>Babası ise hala ondan bir cevap bekliyordu. Yelda bir anda kendine geldi ve zoraki gülümseyerek babasına bakarak " E, eski zamanları özledin mi?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Babası da kendi kendine iç çekti ve başını salladı. Muhtemelen kızının deli olduğunu düşünüyordu.</p>
<p></p>
<p>Yelda ise başını tekrar cama çevirdi ve dışarıya bakmaya başladı. Genç delikanlı hala bıraktığı yerdeydi.</p>
<p></p>
<p>Yelda ve babası ayakkabı dükkanının hemen önünde indiler. Yelda o sırada genç delikanlı ve patronunun konuşmasına şahit oldu.</p>
<p></p>
<p>Patronu, genç delikanlının yanına geldi ve ona bakarak " Al, bunu. Bu, senin." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı ise patronunun bir elindeki zarfa bir de patroununa şok içinde baktı ve " Ne, bu Cemal abi?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Patrounu ise omuz silkerek </p>
<p>" Bilmem oğlum, aç kendin bak. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı başını salladı. Zarfın içinde ne olduğunu bir yandan deli gibi merak ederken bir yandan da kalbi hızla atıyordu.</p>
<p></p>
<p>Heyecandan titreyen elleriyle zar zor zarfı yırttı. İçinden de bir mektup çıktı. </p>
<p></p>
<p>Genç delikanlının o an içine bir ateş düştü. Bu, el yazısı, Handan'a aitti. </p>
<p></p>
<p>Yoksa düşündüğü şey miydi. Okumadan önce başını kaldırıp patronuna baktığında onunda nefesini tutmuş, heyecanla beklediğini gördü.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı o an derin bir nefes aldı ve sessizce mektubu okumaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Mektup aynen şöyle başlıyordu.</p>
<p>Hasan'ım.</p>
<p>Bu mektubu sana bir veda olarak yazıyorum. Hayatımın sonuna kadar unutamayacağım o geceden sonra karşına çıkacak hiç bir cesareti bulamadım.</p>
<p></p>
<p>Her günüm göz yaşıyla geçti. Keşke o gece yer yarılsaydı da içine girseydim, babam sana bu utancı yaşatmasaydı. Ama ne yazık ki bu, adam benim babam.... </p>
<p></p>
<p>Sana koşmak seninle kaçmak istedim. Ama yapamadım. Çünkü her şeye rağmen ailemi çiğneyemezdim. </p>
<p></p>
<p>Sana bunu yaşatıklarım için çok üzgünüm. Senden binlerce kez özür dilesem de bu acıyı telafi etmeye yetmez. </p>
<p></p>
<p>Hasan'ım affet beni. Yakında tekrar kavuşacağız. O zamana kadar ben seni bekleyeceğim..</p>
<p></p>
<p>Handan...</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı ise bu satırları belki de yüzlerce kez okumuştu. O an gözünden bir damla yaş süzüldü.</p>
<p></p>
<p>Yelda ise bu görüntü karşısında o, genç delikanlının yanına koşmak, ona sımsıkı sarılarak geçecek demek, onu teselli etmek istedi. Ama yapamadı.  </p>
<p></p>
<p>Sadece izledi. Kendi bu, satırları yazarken de çok kötü olmuştu. Aynı bu genç delikanlı gibi...Sonuçta Yelda bu hikayenin senaristiydi. </p>
<p></p>
<p>O sırada genç delikanlının bu halini gören patronu elini genç delikanlının omzuna koydu ve " Geçecek evlat. Elbet bir gün bu yaran da kabuk bağlayacak. Eskisi gibi senin canını yakmayacak. Unutmayacak ama alışacaksın. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı da derin bir nefes aldı ve göz yaşını sildi. Evet Handan onun bu zamana kadar ilk aşkıydı. Kendini bildi bileli hiç aşık olmamıştı. Şu anda ise ilk aşk acısını çekiyordu. İlk kez ihanete uğruyordu. Kendi kendine sinirle güldü. </p>
<p></p>
<p>Ne demişler hayat süprizlerle doludur diye.. Belki de hayatın onun için bir süprizi vardı kim bilir..</p>
<p></p>
<p>Yelda ve babası oradan ayrıldı. Aradan bir kaç gün geçti geçmedi, Yelda bu sefer de annesini alarak aynı yere geldi.</p>
<p></p>
<p>Kendi bile neden burada olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sanki içinden bir ses onun buraya ait olduğunu fısıldıyordu.</p>
<p></p>
<p>Hep kendini burada buluyordu. Bu sefer ne yapıp edip cesaretini toplayarak karakterinin karşısına çıkacaktı.</p>
<p></p>
<p>Annesiyle beraber yine dükkanın bulunduğu sokakta yürürken gözleri ayakkabı dükkanına takıldı.</p>
<p></p>
<p>Kendini camdan içeriye bakarken buldu. Genç delikanlı ise düne göre daha kötüydü. </p>
<p></p>
<p>Öylece bir köşede oturmuş, dalgın bir halde duvara bakıyordu. </p>
<p></p>
<p>Tam o esnada ise içeriye patronu girdi. Yanında da tanımadığı bir arkadaşı vardı.</p>
<p></p>
<p>Patronu genç delikanlıya baktı ve " Günaydın, oğlum." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlının o an duvara takılı gözleri patroununa çevrildi. Kuru soğuk bir ses tonuyla " Günaydın, ustam. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Patronu ise onun bu halini acısına vererek üstüne gitmedi. </p>
<p></p>
<p>Arkadaşıyla birlikte koltuğa geçip oturdular. Arkadaşı sohbet sırasında patronuna " Ben, yeğenim Fatma'yı fotoğraf çekimi için fotoğrafçıya getirdim. Ama kapalıymış. Gitmeden de size uğramak istedim. " dedi.</p>
<p></p>
<p>O an hiç beklenmedik bir şey oldu. Genç delikanlının ilk defa duyduğu bu isimle bakışları adama döndü ve " Yeğeniniz mi?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Adam da gülerek başını salladı ve " Evet, Fatma benim yeğenim. Kendisi Almanya başvurusu için müracaatta bulunacak. Altı tane vesikalık istediler. Biz de fotoğraf çektirmeye geldik." Dediğinde genç delikanlı bu sefer kendi kendine" Almanya. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Evet evet Almanya'ya gitse hayatı kurtulurdu. En azından geri döndüğünde daha zengin bir halde dönerdi. O zamanlar sadece işçi olarak yurt dışına gidiliyordu.</p>
<p></p>
<p>Şimdi kime sorsan herkes bir Avrupa sevdalısı olup çıkmıştı. Tek hayalleri yurt dışında yaşamaktı. Ve genç delikanlı hayatında ilk kez doğru bir karar verecekti.</p>
<p></p>
<p>Adam gittikten sonra da enine boyuna iyice düşündü taşındı. Burada durup bir ömür boyu Handanın hasretini çekemezdi.</p>
<p></p>
<p>Onun da bir hayatı, çok sevdiği eşi ve çocukları olmalıydı.</p>
<p></p>
<p>Ustası da genç delikanlıyla uzun uzun konuştu. Aynı adam bugün de gelmişti. </p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı derin bir nefes aldı ve adama bakarak </p>
<p>" Fotoğrafı var mı?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Adam ilk başta şasırsa da başını salladı ve " Evet, var tabi. Buyur." Diyerek cebinden çıkardığı eski siyah beyaz bir fotoğrafı genç delikanlıya uzattı.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı ise fotoğrafa bakar bakmaz daha ilk görüşte bu kadına vurulmuştu. Kadının geceye benzeyen simsiyah saçları, ay gibi beyaz teni, kapkara gözleri dikkat çeken özellikleriydi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı adama baktı ve " Tamam. Yeğeninize söyleyin, ben onunla görüşmek istiyorum. Fabrikanın oraya gelirim." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Adam da duyduğu bu haber üzerine heyecanla başını salladı ve yerinden kalkarak dükkandan dışarıya çıktı.</p>
<p></p>
<p>Yelda da annesine baktı ve " A, annem. Bak! Ne güzel eski ayakkabılar var. Hadi, gel bakalım. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Annesi de başını salladı ve önden ilerledi. Yelda da içinden gelen bir cesaretle dükkana bir adım attı. İçeriye girdiğinde ise her yerde raflara dizilmiş eski ayakkabılar vardı.</p>
<p></p>
<p>Dükkan sahibi onları görünce gülümseyerek yanlarına geldi ve " Hoş geldiniz, buyurun nasıl yardımcı olabilirim?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Yelda'nın annesi de adama gülümseyerek baktı ve " Merhaba, biz sadece bakıyorduk. Acaba bu ayakkabının otuz sekizi var mı?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Adam da Yelda'nın annesine baktı ve " Tabi, depoda olacaktı." Dedikten sonra da genç delikanlıya " Oğlum, buraya bir bak." Diye seslendi..</p>
<p></p>
<p>O sırada Yelda'nın da gözleri genç delikanlıya çevrildi. Genç delikanlı da başını salladı ve ayağa kalkarak yanlarına geldi.</p>
<p></p>
<p>Yelda belki de ilk kez bir karakteri yakından inceleme fırsatı buldu. Simsiyah kıvırcık saçlı esmer tenli, kapkara zeytin gibi gözleri sanki eski türk filmi jönlerini andıran bir delikanlıydı.</p>
<p></p>
<p>Yelda genç delikanlıya baktı ve " İyi misiniz?" Diye sordu. Genç delikanlı da anlam vermeye çalışan bir halde kaşlarını çatarak genç kıza baktı. </p>
<p></p>
<p>Yelda da durumu toparlamak için derin bir nefes aldı ve " Solgun görünüyorsunuz." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı da zoraki gülümseyerek " İyiyim, sağ olun. Biraz rahatsızım da ondan." Dedi. Hiç tanımadığı bu yabancıya gerçek sebebini açıklayacak değildi.</p>
<p></p>
<p>Genç kız delikanlıya baktı ve </p>
<p>" Pardon, adınız neydi?" Diye sordu. </p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı da merakla " Hasan." Dedi. Demek adı Hasan'dı.</p>
<p></p>
<p>Genç kız ise delikanlıya gülümseyerek baktı ve " Memnun oldum. Ben de Yelda. Sizin hikayenizin yazarıyım. " dedi. </p>
<p></p>
<p>Bir insan kendi yazdığı karaktere aşık olurmuydu. Olurdu demek ki. Yelda o gün anlamıştı. Bu, iyi</p>
<p> kalpli, yardımsever, merhametli insana aşık olmuştu.</p>
<p></p>
<p>Ve Yelda o gün bir karar aldı. Bu, yaralı adamın yarasına merhem olacak, onu iyileştirecekti. </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bay Romantik Yarı tekting hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/bay-romantik-yari-tekting-hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bay-romantik-yari-tekting-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir yarı tekting hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67af2e5e35913.webp" length="40426" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 14 Feb 2025 15:02:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Azra'nın telefonuna mesaj geldiğini bildiren ses geldiğinde Azra, kimin olduğunu görmek için telefonu eline aldı.</p>
<p></p>
<p>Gönderen kişi bilinmeyen bir numaraydı.</p>
<p></p>
<p>Azra kendi kendine " Allah, Allah kim bu acaba?" Diye sorarken, mesajı açtı.</p>
<p></p>
<p>0508.. " Şiir sever misin?" </p>
<p>Azra: Severim de, siz kimsiniz ve numaramı nereden buldunuz?</p>
<p></p>
<p>Bir süre karşı taraftan ne cevap geleceğini beklerken anında mesaj gelmişti.</p>
<p></p>
<p>0508.." Sevindim, ben de geçen ay şiir yarışmasına katıldım. Eğer istersen, seninle ilk şiirimi paylaşmak isterim.</p>
<p></p>
<p>Azra okuduğu şeyle şaşkınlıkla tek kaşını kaldırdı.</p>
<p>Tanımadığı biri ona şiirini okumak istiyordu. Aslında ara ara şiir karaladığı olmuştu.</p>
<p></p>
<p>O, düşünürken bir kez daha mesaj geldi.</p>
<p></p>
<p>0508: " Evet, cevabın nedir?" </p>
<p>Azra içindeki merak duygusuna yenilerek, anında karşılık verdi.</p>
<p></p>
<p>Azra: " Ya! Öyle mi hayırlı olsun. Tamam, şiirini merak ettim açıkçası.. Bekliyorum."</p>
<p></p>
<p>Aradan bir kaç dakika geçmişti. </p>
<p></p>
<p>0508: " Geceye benzerdi gözlerin. </p>
<p></p>
<p>Yıldızlar gördükçe utanırdı güzelliğinden.</p>
<p></p>
<p>Ay bile utanırdı, senin o etrafa ışık saçmandan.</p>
<p></p>
<p>Güneş, kıskanırdı, senin o sıcak kanlılığını, </p>
<p></p>
<p>Ey sevgili, sen bu, dünyadaki</p>
<p>En güzel şeysin...."</p>
<p></p>
<p>0508: Sence nasıl olmuş?"</p>
<p></p>
<p>Azra şaşkınlıkla tekrar tekrar şiiri okuduğunda nutku tutulmuştu. Daha önce hiç kimse ona, böyle şiir yazmamıştı.</p>
<p></p>
<p>Açıkçası hoşuna da, gitmişti.</p>
<p></p>
<p>Azra yüzünde gülümsemeyle hemen yazmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Azra: Çok güzel olmuş ellerinize sağlık." </p>
<p></p>
<p>0508: Beğenmene sevindim. Hatta senin için bir sürprizim var, eğer bana gmalini yollarsan?"</p>
<p></p>
<p>Azra bu teklif karşısında biraz korkmuştu. Hiç tanımadığı bir insan gmailini istiyordu sonuçta.</p>
<p></p>
<p>Biraz düşündükten sonra da, aklına bir fikir geldi.</p>
<p></p>
<p>Azra: Buradan gönder, ben sana mail adresimi veremem."</p>
<p></p>
<p>0508: Ya, ver işte! Hem buradan olmuyor, bir şey yapmayacağım söz!"</p>
<p></p>
<p>Azra: Peki, madem gönderiyorum." diyerek mail adresini yolladım.</p>
<p></p>
<p>Azra: Bu arada nasıl bir sürpriz, yazı filan mı?"</p>
<p></p>
<p>0508: Teşekkür ederim, beni ne kadar mutlu ettin bilemezsin." </p>
<p></p>
<p>0508: Hayır, yazı değil. Şah çok hoşuna gidecek bir şey. Daha romantik, daha duygusal.." </p>
<p></p>
<p>Azra'nın yüzünde güller açarken tam o esnada telefonu titredi.</p>
<p>Daha romantik ve duygusal mı, demişti o?</p>
<p></p>
<p>0508: Yarın sürprizini göndermiş olurum, gerekirse bu gece uyumayacağım."</p>
<p></p>
<p>Azra içten içe tanımadığı bu kişinin haline üzülmüştü. </p>
<p></p>
<p>Azra: Ya, saçmalama! Uyu, kimsenin benim yüzümden hasta olmasını istemem." </p>
<p></p>
<p>0508: İnsan, değer verdiği birine bir şey yapacaksa, uyku yanında sıfır kalır." </p>
<p></p>
<p>Azra: Sen bilirsin!"</p>
<p></p>
<p>0508: Dövseydin:)"</p>
<p></p>
<p>Azra tanımadığı kişiye biraz sert çıktığını fark ettiğinde pişman olmuştu. Ne olurdu, sanki çenesini tutsaydı.</p>
<p></p>
<p>0508: Yarın sabah hazır olur, rüyanda beni gör." </p>
<p></p>
<p>0508 çevrimiçi oldu.</p>
<p></p>
<p>Azra o gece heyecandan uyuyamamıştı. Acaba sürpriz neydi, bütün gece hep bunu düşündü.</p>
<p></p>
<p>En sonunda sabaha karşı uykuya daldı.</p>
<p></p>
<p>Sabahleyin.</p>
<p></p>
<p>Azra erkenden kalkıp, telefonunu eline aldı. Gmailini açtığında Yusuf kişisinden bir yeni mail yazıyordu.</p>
<p></p>
<p>Azra rüyada olduğunu zannetti ama değildi. Gerçekten dediğini yapmıştı.</p>
<p>Demek adı, Yusuf'tu. </p>
<p></p>
<p>Tam o esnada telefonuna Yusuf'tan bir bildirim geldi.</p>
<p></p>
<p>0508: Günaydın, sürprizini beğendin mi, nasıl olmuş?" </p>
<p></p>
<p>Azra hemen cevap vermedi, maile tıklayarak ekranın açılmasını bekledi.</p>
<p></p>
<p>Karşısında siyah bir ekranda kendi fotoğrafı vardı. Arkada fon müziği olarak aşk şarkısı çalmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Fotoğrafın üstünde birden art arda aşk şiiri yazmaya başlayınca Azra hayranlıkla elini ağzına götürdü.</p>
<p></p>
<p>Gerçekten de, çok güzel olmuştu.</p>
<p></p>
<p>Azra: Çok güzel olmuş, bayıldım."</p>
<p></p>
<p>0508: Gerçekten mı, bunu duyduğuma çok sevindim. Bitirdiğimde sabah ezanı okunuyordu." </p>
<p></p>
<p>Azra: Yok artık."</p>
<p></p>
<p>Azra sabaha kadar sürdüğüne inanamıyordu. Bu, gizli romantik çok inatçı çıkmıştı.</p>
<p></p>
<p>0508: Süprizimdeki mesajı anladın mı?"</p>
<p></p>
<p>Azra merakla kaşlarını çattı. Ne mesajından bahsediyordu?</p>
<p></p>
<p>Azra tekrar videoyu baştan oynatarak izlemeye başladı.</p>
<p></p>
<p>Videoda dediği gibi, " Ben sana aşık oldum." Yazıyordu.</p>
<p></p>
<p>Azra ne cevap vereceğini bilmiyordu.</p>
<p></p>
<p>Azra: Ben, buradan tanıdığım biriyle hemen sevgili olmam. Ben gerçek hayatta bir aşk yaşamak istiyorum. Eğer başka şartlarda karşılaşsaydık belki olurdu. Sokakta filan.. Anlatabiliyor muyum?"</p>
<p></p>
<p>Azra böyle söyleyerek Yusuf'u kendinden soğutmak istiyordu.</p>
<p></p>
<p>0508: Ben de, hemen sevgili olalım demiyorum zaten. Onlar ileride olacak şey."</p>
<p></p>
<p>Azra: Hem sen nerede yaşıyorsun? Daha onu bile bilmiyorum." </p>
<p></p>
<p>0508: Annemler Ankara'da oturuyor, ama ben tek başıma Adana'yım. 1+ 1 evde yaşıyorum. Büyük evleri sevmiyorum."</p>
<p></p>
<p>Azra'nın o anda dikkatini Yusuf'un fotoğrafı çekti.</p>
<p></p>
<p>Fotoğrafta küçük, tatlı mı, tatlı kıvırcık kahve tüyleri olan bir köpek vardı</p>
<p></p>
<p>Azra merak ederken, hemen bu soruyu Yusuf' a yazdı.</p>
<p></p>
<p>Azra: Fotoğraftaki köpek senin mi, çok tatlıymış?" </p>
<p></p>
<p>0508: Evet, benim ama annemlerde kalıyor."</p>
<p></p>
<p>Azra: Benim de kedilerim var, belki sana fotoğrafını yollarım."</p>
<p></p>
<p>0508: Olur."</p>
<p></p>
<p>Azra: Hem ben makyaj sevmem. Yani, çok titiz de değilim. Gezmeyi de çok severim. Öyle şehir şehir gezeyim. Öyle baskıya filan gelemem. Hayır, dediysem hayırdır." </p>
<p></p>
<p>0508: Bana gönderdiğin maddeleri okudum ve cevap veriyorum. Ben de, kadında sadelik severim. Hem hayır dediysem hayırdır bencillik olur bence. İnsanlar birbirlerinin fikirlerine saygı duymak zorunda." </p>
<p></p>
<p>Azra bunun üzerine sinirlenmiş olacak ki, gülümsedi.</p>
<p></p>
<p>0508: Ben de, bugün doktora gittim."</p>
<p></p>
<p>Azra'nın o an yüzündeki gülümseme dondu. Bu, çocuk neyden bahsediyordu.</p>
<p></p>
<p>Azra: Ne oldu, neyin var?" </p>
<p></p>
<p>0508: Ben, kanserim. </p>
<p></p>
<p>Azra : Sen beni gördün, ben seni hiç görmedim."</p>
<p></p>
<p>0508: Dur, bir saniye. Arıyorum."</p>
<p></p>
<p>Arıyorum mu, demişti o? Azra görüntülü konuşmayı hiç sevmezdi ki..</p>
<p></p>
<p>Azra okurken çocuğa keşke öyle davranmasaydım, dedi.</p>
<p>Şimdi vicdan azabı duyuyordu. Bu, çocuk elini kolunu bağlamıştı. </p>
<p></p>
<p>Azra oflayarak "Ben, şimdi ne yapacağım. " Diye kendi kendine söylendi.</p>
<p></p>
<p>Tam o esnada Yusuf'tan bir görüntülü arama yazısı ekran da çıktığında bir süre öylece şaşkınlıkla bekledi.</p>
<p></p>
<p>Acaba aç samıydı, yoksa engelle semi? İçinden bir yerlerde Yusuf'u da merak etmiyor değildi.</p>
<p></p>
<p>Şimdi ne yapacaktı. Bir süre cevap vermedi. Hatta çocuk bir kaç kere aradı, Azra yanıtlamadı</p>
<p></p>
<p>En sonunda tekrar aradığında Azra, ne olacaksa olsun diyerek aramayı kabul etti.</p>
<p></p>
<p>Karşısın</p>
<p>da kıvırcık, gözlüklü, genç bir delikanlı gördüğünde açıkçası şok oldu.</p>
<p></p>
<p>Azra ilk defa bir erkekle görüntülü konuşuyordu. O yüzden heyecandan eli ayağına dolaşmıştı.</p>
<p></p>
<p>0508: Sustun?"</p>
<p></p>
<p>0508: Ben de, bugün arkadaşlarla dışarıya çıkacaktım. O yüzden hazır karşımdayken sana yazdığım şiiri okumaya başlayayım. Dur, şöyle."</p>
<p></p>
<p>Yusuf telefonu koltuğun kenarına koyarak, Azra'nın onu en iyi şekilde görmesi için açıyı ayarladı.</p>
<p></p>
<p>Azra onu merakla dinlemeye başladı.</p>
<p></p>
<p>Yusuf şiirini bitirdiğinde nasıl olduğunu görmek için Azra'ya baktı</p>
<p></p>
<p>0508: Sence nasıl? Beğendin mi?"</p>
<p></p>
<p>Azra : Çok beğendim."</p>
<p></p>
<p>0508: Ben de, şiir yazmaktan hoşlanırım. Her sabah erkenden kalkar, ilk önce güzel bir spor yaparım. . Ondan  bir demlik çay demlerim. Çayımı içerken de, film seyrederim. Hatta yanımda olsaydın, beraber korku filmi izlerdik.</p>
<p>Azra hala Yusuf'a bakıyordu</p>
<p>Sporu seviyordu demek, bu iyiye işaretti.</p>
<p></p>
<p>0508: Ne oldu, kaldın öyle? Sen korku filmi sevmez misin? Hatta korkunca bana sarılırdın, ben seni korurdum.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Azra: Se, severim tabiki.."'</p>
<p>Azranın tam o esnada kolu kayınca telefon yere düştü.</p>
<p>Telefonu eline aldığında neyse ki, ekran kapanmamıştı.</p>
<p></p>
<p>0508: Ne oldu, ekran gitti?"</p>
<p></p>
<p>Azra: Kolum kaydı, telefon elimden düştü.</p>
<p></p>
<p>0508: Bir daha ki, sefere telefon tutacağı al. Kıyamam ben sana."</p>
<p></p>
<p>Azra ne kadar da, düşünceli diye içinden geçirdi. </p>
<p></p>
<p>Azra: Peki, ailen ilişkine bir şey demiyor mu, yani benimkiler karışıyor?"</p>
<p></p>
<p>0508: Bu, benim özelim. Onları ilgilendirmez. Hem sen de, söyleme. Arkadaşım dersin, nereden bilecekler?"</p>
<p></p>
<p>Azra kendi kendine" Öyle kolaydı, sanki?" diye söylendi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Tam o esnada kapı açıldığında Azra telaşla kapıya baktı.</p>
<p></p>
<p>Muhtemelen ailesi gelmiş olmalıydı.</p>
<p>Azra: Benimkiler geldi, kapatıyorum."</p>
<p>0508: Görüş."Derken arama sona erdi.</p>
<p></p>
<p>Azra ondan sonra ki iki gece boyunca Yusuf'a nasıl açıklama yapacağını düşündü, durdu.</p>
<p></p>
<p>Yusuf aklını başından almıştı. Ama hala kararı değişmemişti. Yusuf bir şekilde ilişkisini kesecekti.</p>
<p></p>
<p>Aklına gelen fikirle hemen Yusuf'la olan mesaj bölümüne girdi. Onu engelledik ten sonra da, derin bir nefes aldı.</p>
<p></p>
<p>Her ne kadar istemese de, bunu yapmak zorundaydı.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Asi&amp; Bir Mardin Hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/asi-bir-mardin-hikayesi-379</link>
<guid>https://fikirizleri.com/asi-bir-mardin-hikayesi-379</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir töre hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67adf3973fb9f.jpg" length="83106" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 13 Feb 2025 16:29:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>3.</p>
<p>Mahir gördüğü kişiyle donakaldı. O an elinde tuttuğu enjektörü ise arkasına gizlemişti.</p>
<p></p>
<p>Hemşire şüpheli bir tavırla bir yatakta yatan Tahir'e bir de hemen yanında bulunan Mahir'e baktı ve " Sizin ne işiniz var burada? Buraya girmek yasak. Lütfen çıkın derhal. " Diye bağırdı.</p>
<p></p>
<p>Mahir ise olayın şokunu atlattıktan sonra da hemen yan tarafta bulunan iğnelerden birini yavaşça eline aldı.</p>
<p></p>
<p>Niyeti karşısında bulunan bu hemşireyi ortadan kaldırmaktı.</p>
<p></p>
<p>Ardından da işine kaldığı yerden devam edecekti. Hemşire parmağını sallayarak " Size dedim beyefendi, beni duymuyor musunuz?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Mahir de hemşireye doğru yaklaştı, yaklaştı. Bunu gören hemşirenin ise az önce ki halinden eser kalmamıştı.</p>
<p></p>
<p>Aksine şimdi korkmuş gözlerle karşısında duran celladına bakıyordu. Bu adam hiç te normal bir hasta yakınına benzemiyordu.</p>
<p></p>
<p>Aksine az sonra ölüm fermanını verecek olan bir padişah gibi duruyordu </p>
<p></p>
<p>Mahir bir anda elinde tuttuğu iğneyi hemşirenin omzuna sapladı.</p>
<p></p>
<p>Hemşire acıyla inleyerek elini kanlı omzuna götürdü. Mahir ise hemşirenin omzuna çarparak odadan hızla çıktı.</p>
<p></p>
<p>Sesi duyan diğer hemşireler de odaya girdiğinde az önce ki bağıran hemşireyi yerde yatarken buldular.</p>
<p></p>
<p>Hemen başına toplanmış bir halde ona " Elif iyi misin? Ne oldu burada?" Diye sordular.</p>
<p></p>
<p>Elif de zar zor konuşarak</p>
<p>" Güvenlige haber verin, az önce bir adam yoğun bakımda yatan hastayı öldürmeye çalıştı." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Bir diğer hemşire de hemen yatakta yatan Tahir'in başına geldi ve onun yaşayıp yaşamadığını kontrol etti.</p>
<p></p>
<p>Ardından da arkadaşlarına dönerek " Solunum iyi görünüyor, gene de doktor beye haber verelim." Dedi.</p>
<p>Diğer hemşireler de başlarını sallayarak telaşla odadan çıktı.</p>
<p></p>
<p>Güvenliğe bile haber verilmişti. Hastanede Mahir'in yakalanması için tam bir ohal ilan edilmişti. </p>
<p></p>
<p>Mahir ise hastaneden çıkmak için ön kapıya giderken hastanenin kapısında bulunan ve oradan oraya aceleyle koşuşturan insanları görünce o an olduğu yerde kaldı.</p>
<p></p>
<p>Kendi kendine " Allah kahretsin. Ben ne yapacağım şimdi. Ay, ben böyle işe. " Diyerek sinirle küfür etti.</p>
<p></p>
<p>Ardından da ne yapacağını düşünürken o sırada gözüne hemen yan tarafta bulunan giyinme odası çarptı. Kapıyı görmesiyle yüzünde bir gülümseme oluştu.</p>
<p></p>
<p>Eğer kılık değiştirse kimsenin dikkatini çekmezdi. Kapının önünde durduğunda açmadan önce etrafta kimse var mı yok mu diye kontrol etmek için etrafına bakındı.</p>
<p></p>
<p>Kimsenin olmadığını görünce de hızla odaya girdi ve kapıyı kapattı. Burası oldukça küçük bir odaydı. İçeride yan yana önlük ve formaların olduğu raflar diziliydi.</p>
<p></p>
<p>Mahir raflara tek tek göz gezdirdi. Ne giyeceğini düşünürken o sırada ise gözüne doktor üniforması çaprtı.</p>
<p></p>
<p>Hemen aceleyle üniformayı üzerine geçirdikten sonra da odadan çıkmadan önce durup etrafı dinledi.</p>
<p></p>
<p>Ardından da kapıyı yavaşça açarak bir hayalet misali dışarıya süzüldü. Üzerinde bulunan doktor üniformasıyla sanki o hastaneden biriymiş gibi etrafa bir hava katıyordu.</p>
<p></p>
<p>Yakalanmamak için de arka acil kapısına yöneldi ve gözden kayboldu.</p>
<p></p>
<p>Haberi duyan Tahir'in ailesi ise yoğun bakımın önünde toplanmış karşısında duran doktora bir ağızdan sorular soruyordu.</p>
<p></p>
<p>Tahir'in annesi doktora "Bu, nasıl olur doktor bey? Kim yapar böyle bir şeyi, ya benim oğluma bir şey olsaydı? Ya, o hemşire bir beş dakika daha geç kalsaydı. Bunun hesabını kim verecek, kim!" Diye feryat etti.</p>
<p></p>
<p>Doktor da karşısında bulunan acılı anneye iç çekerek baktı ve " Anlıyorum, ama zamanında hemşire hanım müdahale etmiş. Yani şimdilik bir sorun yok. Oğlunuzun durumu gayet iyi. Polisler de bu arada her yerde onu arıyor. İçiniz rahat olsun." dedikten sonra da yanlarından ayrıldı.</p>
<p></p>
<p>Öte yandan ise polisler de hastanede soruşturma başlatmıştı. Güvenlik kamerasından olayın nasıl olduğunu çözmeye çalışıyordu. Bu sırada orada bulunan Tahir'in ailesi de dahil olmak üzere görgü tanıklarının ifadesine başvurdu.</p>
<p></p>
<p>Olayı bizzat yaşayan hemşire ise olayın şokunu hala üzeriden atamamıştı. Göz yaşları içinde polis memuruna " Ben, odaya geldiğimde hastanın başındaydı. Sonra da bana saldırdı. " Diyerek gücü yettiğince anlattı.</p>
<p></p>
<p>Mahir ise çoktan onu bekleyen arabaya binmişti. Eve gitse polis onu anında yakalardı. İyi de nereye gidecekti. Otele gitse o da olmazdı. Polis, onu otel misafir kayıtlarından bulurdu. </p>
<p>En iyisi buradan uzaklaşmaktı. Kendini bir fare gibi hissediyordu. Hepsi o Mahir denecek adam yüzündendi.</p>
<p></p>
<p>En yakın adamı ona baktı ve</p>
<p>" Nereye gidiyoruz ağabey?" Diye sordu. </p>
<p></p>
<p>Mahir ise izlediği yoldan çevirdiği bakışlarını adama dikti ve " Sen, beni bizim yere götür. Orada bizi kimse bulamaz. " Dediğinde adam da başını sallayarak önüne döndü.</p>
<p></p>
<p>Mahir'in annesi ve Asi de salonda oturmuş, haberleri dinliyordu. Haberlerde sunucu " Evet, şimdi de siz değerli izleyicilere önemli bir gelişmeyi bildiriyoruz. Düğünde yaralanan Tahir Korkmaz hastaneye kaldırıldı. Bugün aldığımız bir duyuma göre hastanede kimliği belirsiz kişiler tarafından Tahir Korkmaz'ı öldürülme suretiyle bir saldırı olmuş. Neyse ki Tahir Korkmaz'ın sağlık durumu iyi. Kimliği belirsiz kişi ise polisler tarafından aranıyor. " Dediğinde ikisi de donup kalmıştı.  </p>
<p></p>
<p>Asi'nin ağzından o an şokla</p>
<p>" Tahir."diye bir fısıltı çıktı. </p>
<p></p>
<p>Mahir'in annesi ise "Ah, ne kadar gençmiş. Kim kıydı bu gencecik oğlana. " Diye ağıt yakarken o sırada da Asi ne yapacağını bilemez bir halde birden ayağa kalktı.</p>
<p></p>
<p>Kendi kendine salonda bir o yana bir bu yana yürürken </p>
<p>" Hayır, hayır. Bu mümkün değil. Bunu Mahir yapmış olamaz. Bu kadarını yapmaz. " Diyerek kendi kendine konuşuyordu.</p>
<p></p>
<p>Ardından da aklına gelen fikirle arkasını döndü. Hala olduğu yerde kendi kendine dövünen kadını görünce hemen onun önünde diz çöküp göz yaşlarıyla ona baktı ve " Anne, benim Tahir'i görmem lazım. " Dedi.</p>
<p></p>
<p>Mahir'in annesi de o an şokla Asi'ye baktı ve " Olmaz kızım. Sen ne dediğinin farkında mısın? Hem Mahir duyarsa ne olur,biliyor musun? ikimizi de öldürür. Yok yok, yapma kızım. Kendini beni de tehlikeye atma. Hem bak Mahir nerede kim bilir." Dedi</p>
<p></p>
<p>Asi ise aldığı cevap karşısında hayal kırıklığına uğradı. Derin bir nefes aldı ve elinin tersiyle göz yaşını sildi. Ardından başını sallayarak </p>
<p>" Tamam, anne. Haklısın."diyerek ayağa kalktı. </p>
<p></p>
<p>Annesine son bir kez baktı ve Ben odama gidiyorum." Diyerek odasına gitti. İçinden de " Ben, ne yapıp edip Tahir'i göreceğim. Onun yanında olacağım. " Dedi. </p>
<p></p>
<p>Annesinin uyumasını bekleyecek ardından da buradan gizlice çıkacaktı. Ama o zamana kadar da yapacağı tek şey sakin bir halde hastaneye gideceği anı beklemekti. </p>
<p></p>
<p>Saatler sonra..</p>
<p></p>
<p>Asi uyumamış, camdan dışarıya bakıyordu. O sırada evin ışıkları da söndü. Muhtemelen annesi yatmış olmalıydı.</p>
<p></p>
<p>Üzerine montunu alarak kapıya doğru ilerledi. Ses çıkarmadan odanın kapısını açtı. Nefesini tutmuş bir halde parmak ucunda merdivenlerden aşağıya indi.</p>
<p></p>
<p>Korumalara yakalanmamak için de mutfaktan bahçeye açılan kapıya doğru ilerledi. Etrafta kimse var mı diye kolaçan ederken o sırada evin kapısının önünde bir o yana bir bu yana yürüyen korumaları gördü.  </p>
<p></p>
<p>Mahir o günden beri güvenlik için koruma sayısını arttırmıştı. Deyim yerindeyse kuş uçurtmuyordu.</p>
<p></p>
<p>Asi hızlıca bahçeden koşarak arka sokağa çıktı. Orada bulunan bir taksiye binip gideceği yeri tarif etti. Taksi de hareket ederek hastaneye doğru yola çıktı. </p>
<p></p>
<p>Hastaneye geldiğinde ise taksiciye ücreti ödedikten sonra da hızla taksiden inerek hastaneye girdi.</p>
<p></p>
<p>Danışmanda bulunan görevliye Tahir Korkmaz'ın nerede olduğunu sorduğunda ise görevli de ona Tahir'in yoğun bakımda olduğunu söyledi.</p>
<p></p>
<p>Asi kadına teşekkür ettikten sonra da hızla merdivenlerden yukarıya çıktı. Sanki bacakları onu taşımıyordu.</p>
<p></p>
<p>Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Nefes nefese merdivenlerden yukarıya çıktığında ise yoğun bakımı görmesiyle olduğu yerde durdu.</p>
<p></p>
<p>Az ötede sevdiği adam yatıyordu. Canının diğer yanı, onun için hayatını, canını bile verirdi.</p>
<p></p>
<p>O sırada gözleri ilk önce Tahir'in annesini buldu. Kadın bir köşede oturmuş içli içli ağlıyordu.</p>
<p></p>
<p>Babası ise elini başına koymuş öylece oturuyordu. Kendinden emin adımlarla ağır ağır onlara doğru yürüdü</p>
<p></p>
<p>Birazdan olacaklardan korkuyordu. Tam yani başında durduğunda ise ilk bir kaç dakika ne diyeceğini bilemedi. Sanki dili mühürlenmişti. Konuşamıyordu.</p>
<p></p>
<p>Hafifçe öksürdüğü sırada bütün gözler ona çevrildi. Asi hepsinin gözlerinde acı, biraz öfke, sitem, isyan gördü.</p>
<p></p>
<p>Asi ise bunların sebebinin kim olduğunu çok iyi biliyordu. O yüzden de bakışlarını yere dikti. En iyisi onlara bakmamaktı. </p>
<p></p>
<p>" Ben, ne diyeceğimi bilmiyorum. Çok geçmiş olsun. Hepsi benim yüzümden. Ne yaparsam yapayım, bunu asla telafi edemem. Ama izin verin onu son bir kez göreyim. Ona veda edeyim. Sonra söz bir daha karşınıza çıkmayacağım. " Diye konuştu. </p>
<p></p>
<p>Bir kaç dakika sessizlik oldu. O sırada bu sessizliği bozan Tahir' in annesinin " Geç, o da seni bekliyor." Diyen konuşması oldu.</p>
<p></p>
<p>Asi ise bu an karşısında dolu gözlerle kadına gülümsedi. O sırada oradan geçen hemşire de onları görünce Asi'ye "Buyurun, ben size yardımcı olayım. " Diyerek onu yönlendirdi.</p>
<p></p>
<p>Asi ise hazırlandıktan sonra da yoğun bakımın önünde durdu. Otomatik kapı açıldığında ise onu gördü. Sevdiğini.... </p>
<p></p>
<p>Sedyede boylu boyunca uzanmış yatıyordu. Yanında da kalp atışını gösteren alet vardı.</p>
<p></p>
<p>Asi derin bir nefes aldı ve yavaş adımlarla sedyeye doğru yürüdü.</p>
<p></p>
<p>Bir süre ayakta durmuş, oturacak bir yer aradı. O sırada ise hemen yan tarafta bulunan sandalyeyi görünce yatağın yanına çekti ve oturdu.</p>
<p></p>
<p>Derin bir nefes aldı ve o an gözünden bir damla yaş süzüldü. </p>
<p></p>
<p>Acıyla gülümseyerek </p>
<p>" Ben, geldim. Asi'n. Uzun zaman oldu değil mi? Şimdi sen bana neden geldin diye soruyorsun, içinden kendi kendine kızıyorsun biliyorum. Ama ben de böyle olsun istemezdim inan! Keşke senin yerinde ben olsaydım. Keşke seninle farklı koşullarda karşılaşsaydık. Seninle bir hayatım olacaktı. Çocuklarımız... Belki biri kız, bir erkek. Küçük bahçeli bir evimiz olacaktı. Buralardan çok uzağa gidecektik. Sadece ikimiz olacaktık. Ama olmadı. Senbelki beni unuttun. Haklısın da. </p>
<p>Ama inan ben seni asla unutmadım. Sevmekten de vazgeçmedim. Ölene kadar da seni seveceğim. " Diyerek Tahir'in elini aldı ve yanağına koydu.</p>
<p></p>
<p>Gözlerini huzurla kapattı. Bir süre öylece durdu. Tam o sırada ise boğuk bir ses " Asi." Dedi.</p>
<p></p>
<p>￼</p>
<p></p>
<p>Asi ilk başta hayal görüyor sandı. Başını yavaşça yukarıya kaldırdığı sırada ise ona bakan bir çift mavi gözle karşılaştı.</p>
<p></p>
<p>Tahir'e " Tahir, uyandın. Çok şükür uyandın. " Diye sevinçle sorduğu sırada ise Tahir de ona yorgun bir halde gülümsedi.</p>
<p></p>
<p>Asi de o an " Sana bir şey olacak diye çok korktum Tahir. Eğer olsaydı kendimi asla affetmezdim." Dediğinde Tahir de onun dudaklarına parmağını koymasıyla lafı yarıda kesildi.</p>
<p></p>
<p>Tahir " Korkma, ben iyiyim. " Dediğinde Asi de başını salladı.</p>
<p></p>
<p>Ardından da derin bir nefes aldı ve kekeleyerek "Ben, dışarıya haber vereyim. " Diyerek odadan çıktı.</p>
<p></p>
<p>Kapıda bekleyen insanlar onu görünce aceleyle yanına geldi. Asi de güzel haberi verdiği sırada ise hepsi sevinçle birbirine sarıldı. Asi o an bir şeyden emindi. Hayat ne olursa olsun çok kısaydı. İnsan sevdiğinin değerini kaybedince anlıyordu..</p>
<p></p>
<p>Mahir de mekana giderken o sırada polis çevirmesine takıldı. Adamı da Mahir'e baktı ve " Abi, şim</p>
<p>di ne yapacağız. " Dedi.</p>
<p></p>
<p>Mahir'in gördüğü tek şey kendilerine doğru gelen polis memuruydu. Yolun sonuna geldiğini çoktan anlamıştı. </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bu Bir Mardin Hikayesidir.</title>
<link>https://fikirizleri.com/bu-bir-mardin-hikayesidir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bu-bir-mardin-hikayesidir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679cb46ba6570.jpg" length="82845" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 31 Jan 2025 14:34:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sabaha karşı </p>
<p>Tahir'in saçımı okşayarak sıcacık " Hayatım, geldik. " Diyen sesiyle gözlerimi açtığımda etrafıma şok içinde baktım. </p>
<p></p>
<p>Kocaman, masmavi denizi görünce o an Mardin'den çok uzakta olduğumuzu anladım.</p>
<p></p>
<p>Sonunda başarmıştık işte olmuştu. Tahir'e baktım ve</p>
<p>" Kurtulduk mu yani? Bitti değil mi?" Diye sordum.</p>
<p></p>
<p>Tahir de cevap olarak sadece başını sallamakla yetindi. Kocaman köprüden geçti ve yola devam etti.</p>
<p></p>
<p>Şehir dışında bulunan kocaman orman içinde sıra sıra evlerin olduğu bir yerde araba durduğunda ise merakla bir karşımda bulunan eve bir de Tahir'e baktım ve " Burası mı?" Diye sordum</p>
<p></p>
<p>Tahir de " Evet, hadi gel." Diyerek arabadan indi. Ben de peşinden inerek eve doğru yürümeye başladım.</p>
<p></p>
<p>Ara ara bir kaç ev daha vardı. Ama sanki o an bizden başka kimse yoktu. Sadece cır cır böceklerinin sesi ve ara ara havlayan köpek sesi duyuluyordu.</p>
<p></p>
<p>Tahir cebinden çıkardığı anahtarla evin kapısını açtı ve eve girdi. Benim gelmemi beklerken ben de çoktan eve girmiştim bile..</p>
<p></p>
<p>Tahir kapıyı kapattığı sırada ben de evi incelemekle meşgüldum. Ev küçük, şirin bir evdi. Sadece iki odası bulunuyordu. Tahta camlardan karşıda bulunan kocaman orman görünüyordu.</p>
<p></p>
<p>Tahir yanıma geldi ve bana sımsıkı sarılarak " Şimdilik bu gece idare edeceğiz. Yarın bakarız artık. " Dedi.</p>
<p></p>
<p>Bir süre öylece durduk. Ardından da Tahir kendini geri çektiğinde bana baktı ve " Aç mısın?" Diye sordu. Ona bakarak sadece başımı salladım.</p>
<p></p>
<p>Tahir de bana bakarak</p>
<p>" Tamam, ben gidip bir bakayım. Yiyecek bir şeyler var mı?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Ardından da mutfağa giderek buzdolabına bakmaya başladı. Ev küçüktü ama sadece bize aitti. Benim ve Tahir'e....</p>
<p></p>
<p>O an gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Her yer huzur kokuyordu. Öyle ki annemin ve babamın kavga etme sesi yoktu. Babamın annemi dövdüğü, annemin ağladığı zamanlar yoktu. </p>
<p></p>
<p>Gözlerimi açtığımda Tahir'i yemek yaparken buldum. Hemen yanına giderek onu izlemeye başladım.</p>
<p></p>
<p>Bir süre sonra da evin önünde bulunan kocaman masada yemek yerken bir ara Tahir'e baktım ve " Bizim yokluğumuzu fark ettiler mi acaba?" Diye sordum.</p>
<p></p>
<p>Tahir cevap vermeden bana bakarken ben de o anlar aklıma geldiğinde ise zoraki gülümseyerek " Kesin babam çok kızmıştır. Sinirini her zaman ki gibi annemden çıkartır. Ah, canım annem. Bazen babam bana vurmasın diye önüme geçerdi. " Dediğim sırada o an gözümden bir damla yaş süzüldü.</p>
<p></p>
<p>Tahir de bu halimi görünce bir anda elimi tuttu ve bana baktı. Ona zoraki gülümseyerek hemen aceleyle göz yaşımı sildim.</p>
<p></p>
<p>Yemekten sonra da birbirimize sarılarak öylece ormana bakıyorduk. Uykumuz gelince yatağa giderek yattık.O gece de öyle bitmişti. </p>
<p></p>
<p>Sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Sabahleyin de erkenden kalkıp salona indim.</p>
<p></p>
<p>Tahir de bir süre sonra yanıma gelerek bana baktı ve " Hazır mısın? Bugün büyük gün. " Dediğinde heyecanla ona bakarak başımı salladım.</p>
<p></p>
<p>Evden çıkıp belediyeye gitmek için arabaya bindik. Tahir önceden her şeyi ayarlamıştı. Geriye bir tek nikah kıymak kalmıştı.</p>
<p></p>
<p>Bugünden itibaren Tahir'in eşi olarak yeni bir hayata başlayacaktım. Arabaya bindiğimiz sırada yola koyulduk. </p>
<p></p>
<p>Öte yandan ise annemler de benden gelecek iyi bir haberi bekliyordu. Hiç biri sabaha kadar uyumamıştı.</p>
<p></p>
<p>Salonda oturdukları sırada ise adamlardan biri babamın yanına geldi ve kulağına eğilerek bir şeyler söyledi.</p>
<p></p>
<p>Babam da sadece başını sallayarak ayağa kalktı. Annem ona merakla baktı ve " Nereye bey?" Diye sordu. </p>
<p></p>
<p>Babam da anneme döndü ve</p>
<p>" Asi'yi bulduk. Onu, alıp geleceğim. " diyerek kapıdan çıktı. Tabi ki de sağ salim getirmeyecekti. Sadece annem rahat etsin diye öyle demişti.</p>
<p></p>
<p>Arabaya bineceği sırada Mahir de koşarak babamın yanına geldi ve " Babacığım, izin verin de bu işi ben üstleneyim. Sonuçta namus benimdir." Diye sordu. </p>
<p></p>
<p>Babam bir süre cevap vermeden öylece durdu. Ardından da başını salladı. </p>
<p></p>
<p>Mahir de memnun olmuş olacak ki kısa bir baş selamı verdikten sonra da hemen aceleyle arabasına bindi ve yola koyuldular.</p>
<p></p>
<p>Biz ise her şeyden habersiz çoktan belediyenin önüne gelmiştik. Araba durduğunda ise heyecanla arabadan indim.</p>
<p></p>
<p>Bir süre yerimde durup belediyeye baktım. Heyecandan içim içime sığmıyordu.</p>
<p></p>
<p>Tahir yanıma geldi ve elimi sımsıkı tutarak bana başıyla hadi, diyerek içeriye girmemiz için işaret etti.</p>
<p></p>
<p>Ben de derin bir nefes aldım ve başımı salladım. Ardından da birlikte içeriye girdik.</p>
<p></p>
<p>Kocaman, salona girdiğimde ise her şey hazırdı ve bizi bekliyorlardı. Tahir nikah memuruyla el sıkıştıktan sonra da yerimize oturduk.Nikah başlamıştı. </p>
<p></p>
<p>Her şey yolunda gidiyordu. Ama bu güzel anın bozulacağını, gelinliğimin beyaz değil de kana bulanacağını nereden bilebilirdim.</p>
<p></p>
<p>Tam " Evet." Diyordum ki o an göğü yaran bir kurşun sesi duyuldu. Herkes korkuyla oradan oraya koşmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>O an anlamıştım, sonumun geldiğini.. Kapıdan giren elind e silah olan bu, hayatımın kabusu olan adamı tanıyordum.</p>
<p></p>
<p>Öfkeli gözlerle bir bana bir de Mahir'e bakıyordu. Korkuyla</p>
<p>"Mahir." Dedim.</p>
<p></p>
<p>Bizi nasıl bulmuştu. Tahir de pis pis gülerek başını sallayarak " Mahir ya! Ulan benden kaçabileceğinizi mi sandınız? Sen, benim olanı benden nasıl alırsın?" Diyerek Mahir 'e silahı doğrulttu.</p>
<p></p>
<p>Korkuyla başımı iki yana sallayarak " Mahir , yapma. " Dediğim sırada ise Tahir de öfkeyle " Nereden senin oluyor. Ben, çocukluğumdan beri bu kıza sevdalıyım.. Asıl sen benim elimden aldın onu. Şimdi bu, arkanda duran adamları da topla ve git buradan. Haydi." Diyerek bağırdı.</p>
<p></p>
<p>Tahir ise o an öfkeyle havaya bir el sıktı. Korkuyla yere eğilerek kulaklarımı kapamış ve başımı ellerim arasına almıştım.</p>
<p></p>
<p>Mahir ise bana bakarak" Asi, buraya gel." Dediğinde o an donup kaldım. </p>
<p></p>
<p>Ne cevap verebiliyorum, ne de bir adım atabiliyordum. Mahir bir kez daha "Asi." Diye bağırdığı sırada o anın şokuyla yerimde sıçradım.</p>
<p></p>
<p>Tahir bana bakarak başını iki yana sallayarak " Yapma, sadece blöf yapıyor. Dinleme onu.'"Dedi. </p>
<p></p>
<p>Tahir de " Sen, sus." Dedikten sonra da bana baktı ve " Son kez söylüyorum. Geliyor musun gelmiyor musun? Eğer kalırsan bu, senin için hiç iyi olmaz." Diyerek açıkça beni tehdit etti.</p>
<p></p>
<p>Tam ayağa kalkarak Tahir'e baktım ve " Özür dilerim." Dedikten sonra adım atıyordum ki Tahir o an kolumdan yakaladı. </p>
<p></p>
<p>O sırada ise bir kurşun sesi duyuldu. Hayatımı mahveden, benim beyazımı siyaha, gündüzü geceye, yazı kışa çeviren bir kurşun sesi.</p>
<p></p>
<p>Daha ben ne olduğunu anlayamadan Tahir yerinde sendeledi. Merakla kaşlarımı çatarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.</p>
<p></p>
<p>Tahir yere yığılırken bile gözleri bir an olsun benim gözlerimden ayrılmadı</p>
<p></p>
<p>Tahir kollarımın arasına düştü. O an ilk önce elime kırmızı sıcak bir sıvı geldi. Hayır hayır! Ne olur Allah'ım. Bu, olmasın..</p>
<p>Başımı kaldırıp Mahir'e baktığımda ise onun silahını Tahir'e hala doğrulttuğunu gördüm</p>
<p></p>
<p>" Ne yaptın sen? Sen, ne yaptın?" Diye bağırdım. </p>
<p></p>
<p>O an yere yığıldım ve </p>
<p>korkuyla " Tahir. " Diye bağırdm ve ona sımsıkı sarıldım. O an hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.</p>
<p></p>
<p>Bir yandan da Tahir can çekişiyordu. Bana bakarak zar zor elini kaldırdı ve " Ağlama. Benim, güzel Asim." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Ona bakarak " Tahir, dayan. Bak, ambulans gelecek. Ne olur beni bırakma." Diye bağırdım.</p>
<p></p>
<p>O an etrafta bulunan insanlara da " Yardım edin." Diyerek yardım istedim. Ama kimse yardım etmiyordu.</p>
<p></p>
<p>Tahir'e baktığımda ise gözleri yavaş yavaş kapandığını gördüm. Korkuyla " Hayır, hayır Tahir. Aç gözlerini. Beni bırakma. Tahir." Dediğim sırada ise Tahir'in başı yana düştü</p>
<p></p>
<p>O gün benden sadece sevdiğim adamı almadı. Benden mutluluğu huzuru, aşkı da aldı. Geriye sadece bundan sonra intikam almak için yaşayan bir Asi kaldı.</p>
<p></p>
<p>Hani derler ya, " Oysa herkes öldürür sevdiğini...." diye.</p>
<p></p>
<p>Mahir bir kurşunla Tahir'i öldürmemişti. Beni de öldürmüştü. </p>
<p></p>
<p>O an bir şarkı çalmaya başladı. " Oy, Asiye. Asiye.Tütün koydum testiye.."</p>
<p></p>
<p>O an beni Tahir'den söküp alırken bir yemin ettim. Ben, Asiye. Bekleyin beni, intikam için geliyorum....</p>
<p></p>
<p>Ne kadar süre Tahir'e sarılı kaldım bilmiyorum. O kadar çok ağlamıştım ki gücüm tükenmişti. Sadece omuzlarım inip kalkıyordu. </p>
<p></p>
<p>Tahir ise öylece yerde yatıyordu. Bunun bir rüya olmasını isterdim. Uyanmayı ve Tahir'in saçlarımı okşayarak " Geçti, güzelim. Ben yanındayım. Korkma. " Demesini.... Ah, ne çok isterdim. </p>
<p></p>
<p>Ama rüya değildi. Bu, yaşadıklarım tamamen kabustu. </p>
<p></p>
<p>Son bir kez Tahir'in o güzel, yakışıklı yüzünü ellerim arasına aldım ve son bir kez sevdiğim adamın alnına uzun bir öpücük bıraktım.</p>
<p></p>
<p>Bir yandan da doya doya o mis gibi kokusunu içime çektim. Bir daha asla bu kokuyu koklayamacaktım. Ona sımsıkı sarılamayacaktım.</p>
<p></p>
<p>Sonra da Mahir'e dolu gözlerle bakarak " Mahir, ne olur bir şey yap. Ambulans çağır. " Dediğimi hatırlıyorum....</p>
<p></p>
<p>Mahir'in de beni umursamaz bir halde adamlarına</p>
<p>" Götürün şunu. " Dediğini hayal meyal hatırlıyorum...</p>
<p></p>
<p>Bu anı bozan, beni Tahir'den ayırmaları oldu. Ellerimiz her ne kadar istemesem de birbirinden ayrıldı. </p>
<p></p>
<p>Son gücümle beni tutan adamlara " Bırakın, beni. Tahir'i burada bırakamam. " Diye direndim ama beni dinlemediler. </p>
<p></p>
<p>Kapıdan çıkmadan önce de son bir kez dönüp sevdiğime baktım. </p>
<p></p>
<p>Adamlar beni karga tulumba arabaya bindirdiler. Kaçmayayım diye de iki yanıma oturdular. </p>
<p></p>
<p>Mahir de bir kaç dakika sonra </p>
<p>arabaya bindiğinde araba hareket etmeye başladı.</p>
<p></p>
<p>Yola koyulduğumuz sırada gözlerimi kısarak ona baktım ve " Şimdi ne olacak?" Diye sordum.</p>
<p></p>
<p>Mahir benim aksime gayet rahat bir şekilde öne doğru eğildi. İşte şimdi burun burunaydık.</p>
<p></p>
<p>Bu, yakınlıkta olmamız, beni ürpertiyordu. O yüzden de titremeye başlamıştım. Ama bunu Mahir'in görmemesi lazımdı. Cesur olmalıydım.</p>
<p></p>
<p>Mahir soğuk bir ses tonuyla</p>
<p>" O, adamın yaşayıp yaşamaması sana bağlı. Eğer uslu durursan yaşar. Ama bana kafa tutarsan onun mezarının başında Fatiha okursun. " Dedi.</p>
<p></p>
<p>Yok bu adam ruh hastasıydı. Tahir'i göz göre göre ölüme terk edecekti. Üstelik Tahir masumdu, onun beni sevmekten başka bir suçu yoktu.</p>
<p></p>
<p>Ah, Tahir keşke benim karşıma hiç çıkmasaydın. Derin bir nefes aldım ve aynı ses tonuyla Mahir'e " Senden korkmuyorum, bu bir ve asla senin karın olmayacağım. Bu da iki. "dedim.</p>
<p></p>
<p>Aklı sıra Mahir'e meydan okuyordum. Mahir'in ise bunun üzerine cevabı sadece tek kaşını kaldırmak oldu.</p>
<p>  </p>
<p>En sonunda eve geldiğimizde Mahir önden indi. Ben ise olduğum yerde oturmuş öylece ona bakıyordum.</p>
<p></p>
<p>Mahir bana baktı ve " İn aşağıya." Dediğinde ona cevabım sadece " İnmeyeceğim." Diyerek omuz silkmek oldu.</p>
<p></p>
<p>Mahir derin bir nefes aldı ve gür bir sesle " Sana in dedim." Dediğinde olduğum yerde sıçradım.</p>
<p></p>
<p>Mahir benim inat ettiğimi görünce yanında duran adamlara baktı ve baş işaretiyle " İndirin şunu." Diyerek beni arabadan indirmelerini istedi.</p>
<p></p>
<p>Adamlar da aldıkları emir üzerine harekete geçtiler. İki adam beni kollarımdan tuttuğu sırada ise ben de onlara baktım ve son gücümle " Bırakın beni. Size bırakın dedim. " Diye bağırdım. </p>
<p></p>
<p>Ama bu adamların umrunda olmadı. Aksine kollarımda baskı daha da arttı. Adamlar beni sürükleyerek hemen karşımızda bulunan eve doğru götürdüler.</p>
<p></p>
<p>Eve girdiğimizde ise Mahir de arkamızdan sanki az önce beni alıkoyan olan kendisi değilmiş gayet rahat bir şekilde eve girdi. </p>
<p></p>
<p>Adamlar Mahir'e baktı ve</p>
<p>" Abi, emrin ne?" Diye sordu. Mahir de cevap vermeden önce durup kısa bir süre beni baştan aşağı süzdü</p>
<p></p>
<p>Ardından da bakışlarını adama dikti ve " Kızı, Bodrum'a götürün. " Dediğinde adamlar da denileni yaptı.</p>
<p></p>
<p>Merdivenlerden aşağıya indiğimizde ise beni karanlık karşıladı. </p>
<p></p>
<p>Bir süre yürümeye devam ettik. Ardından da en sonunda demir bir kapısı olan odanın önünde durduğumuzda ise adamlardan biri sürgülü kapıyı sonuna kadar açtı.</p>
<p></p>
<p>Diğeri de beni içeriye hızla ittiği sırada ise darbenin etkisiyle yere düştüm. Ağzımdan bunun üzerine küçük bir acı dolu inilti çıktı.</p>
<p></p>
<p>Başımı yavaşça kaldırıp kapıya baktığımda ise kapının kapandığını gördüm. Hemen ayağa kalktım ve kapıya koştum.</p>
<p></p>
<p>Var gücümle bir yandan " Çıkarın beni buradan." Diyor, diğer yandan da kapıya vuruyordum.</p>
<p></p>
<p>Ama kimse beni duymuyordu. Koskoca mahzende benden başka kimse yoktu. Sesim mahzen boş olduğu için yankılanıyordu. Bunun üzerine de sadece kendi sesimi duyuyordum.</p>
<p></p>
<p>Kaç saattir kapıya vurdum hatırlamıyorum. En sonunda gücüm tükenmişti. Olduğum yere hıçkırarak diz çöktüm ve kapıya başımı dayadım.</p>
<p></p>
<p>Ara ara odaya yemek getirmek için girenler oluyordu. Onun dışında ise tek başıma kalıyordum.</p>
<p></p>
<p>Yorgunluktan bitap düşmüş bir halde uykuya daldığım sırada ise de ara ara kabus görerek uyanıyordum. Hep gözümün önünde Tahir'in yere düştüğü an geliyordu.</p>
<p></p>
<p>Yaşıyormuydu, hayatta mıydı? Yoksa biri</p>
<p> onu kurtardı mı hiç bilmiyordum.</p>
<p></p>
<p>Gece mı gündüz mü, günlerden hangi gün onu bile bilmiyordum. </p>
<p></p>
<p>Ara ara duvara tırnaklarımla işaret atıyordum. Bu koca odada neredeyse kafayı yiyecek hale gelmiştim.</p>
<p></p>
<p> ay sonra </p>
<p></p>
<p>Tahir'i o gün çevredeki insanlar bulmuş ve hastaneye getirmişti. Tahir'in anne ve babası ise hala bir mucize olmasını bekliyordu.</p>
<p></p>
<p>Tahir'in annesinin göz yaşı o günden beri dinmemişti. Ara ara kendi kendine " Benim oğluma bunu kim yaptı, nasıl kıydılar sana?" Diye feryat ediyordu.</p>
<p></p>
<p>Hemşireler ise onu zor sakinleştirmişti. Tahir'in babası ise öylece olduğu yerde oturuyordu. </p>
<p></p>
<p>En sonunda doktor odadan çıktığında ise ikisi de heyecanla yerinden kalktı ve doktorun yanına koştu.</p>
<p></p>
<p>Doktora baktı ve " Doktor bey, oğlumun durumu nasıl?" diye sordu. </p>
<p></p>
<p>Doktor ikisine birden kısa bir süre baktı. O an sanki asırlar geçmiş gibiydi. </p>
<p></p>
<p>Doktor ikisine birden  "Her gün bu soruyu soruyorsunuz ama maalesef oğlunuzun durumu stabil." Dediğinde yine iki yaşlı insanın hayali yerle bir oldu. Umutları tükendi.</p>
<p></p>
<p>İkisi de başlarını sallayarak" Anladım doktor. Sağ olun." Dediğinde ise doktor da yanlarından ayrıldı.</p>
<p></p>
<p>Tahir'in babası ise eşinin omzuna elini koydu ve</p>
<p>" Umudunu yitirme hanım. Oğlumuz kurtulacak. Yine eskisi gibi gülüp eğleneceğiz. " Dedi.</p>
<p></p>
<p>O sırada Mahir de odaya girdiğinde ise ben zar zor başımı kaldırıp kapıya baktım. </p>
<p></p>
<p>Mahir yanıma geldi ve saçımı okşamak için elini uzattığı sırada hemen kendimi geri çektim ve ona iğrenen bir halde bakarken " Dokunma bana. " Diye bağırdım.</p>
<p></p>
<p>Mahir de buz gibi soğuk bir ses tonuyla bana " Hiç bir şey yenemişsin. Hasta olacaksın. Hem bak daha nikah günü alacağız. " Dediğinde ona sinirle gülerek " Ölsem daha iyi ya. Sen benim bu hayatta yaşama sevincimi elimden aldın. Benden daha ne istiyorsun? Ha, ben seni sevmiyorum. Sevmeyeceğim de. Senin asla ama asla eşin olmayacağım. Sen iğrenç bir insansın. " Dediğinde yüz ifadesi sertleşti.</p>
<p></p>
<p>Ona baktım ve " Tahir'in anne ve babası seni görseler ne yaparlar biliyor musun?" Diye sordum..</p>
<p></p>
<p>Mahir de tek kaşını kaldırarak bana baktığında ise ona baktım ve " Yaklaş." Dedim.</p>
<p></p>
<p>Mahir bana yavaşça yaklaştığı sırada ise onun yüzüne " İşte bunu." Diyerek tükürdüm.</p>
<p></p>
<p>Mahir o an sinirle gözlerini yumdu. Ardından da bana bakarak tokat atmasıyla başım yana savruldu.</p>
<p></p>
<p>Bana baktı ve bir anda boğazıma yapıştığı sırada nefes alamadım.</p>
<p></p>
<p>Gözlerim kayıyordu. Bir yandan da kurtulmak için Mahir'in eline vurdum.</p>
<p></p>
<p>Mahir de bana " Seni şimdiye kadar öldürmedim. Ama beni sakın zorlama. Benimle iyi geçinmeye bak. Tahir'i unutacaksın. Yakında benim karım olacaksın. Anladın mı?" Diye sorduğunda ise zar zor başımı salladım.</p>
<p></p>
<p>Mahir bir anda beni sertçe ittirdiği sırada ise olduğum yerde öksürmeye başladım.</p>
<p></p>
<p>O sırada kapı açıldığında ise Mahir de o tarafa baktı. Adamlardan biri telaşla Mahir'e " Abi, önemli bir şey oldu." Dediğinde Mahir de kısa bir süre bana baktıktan sonra dışarıya çıktı.</p>
<p></p>
<p>Ben de hemen kapıya gittim ve nefesimi tutarak konuşmaları dinlemeye başladım.</p>
<p></p>
<p>Adam " Abi, bu bizim öldürmek istediğimiz adam. Tahir. Yaşıyor. " Dediğinde o an sevinçten havalara uçacaktım.</p>
<p></p>
<p>Gözlerimden yaşlar akarken küçük bir kahkaha attım. Yaşıyordu, benimleydi. Beni bırakmamıştı. </p>
<p></p>
<p>O an bir süre ses gelmedi. Merakla Mahir'in ne diyeceğini dinlemeye başladım. </p>
<p></p>
<p>Mahir sinirle " Bu, nasıl olur? Onun oradan sağ çıkmaması gerekiyordu. " Diye kükredi.</p>
<p></p>
<p>Adam da Mahir'e korku dolu bir sesle " Ne yapalım abi?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Mahir de " Başladığımız işi yarım bırakmayın. Söyle adamlara. Hastaneye biri gitsin ve kalan işi halletsin. " Dediğinde ise o an dünyam başıma yıkıldı</p>
<p></p>
<p>Bu nasıl olurdu. Daha sevdiğime kavuşmadan, onun yaşadığına sevinemeden onu bir kez daha kaybedecektim</p>
<p></p>
<p>Hayır hayır buna asla izin veremezdim. Düşün düşün. Bir şey bulmam lazımdı.</p>
<p></p>
<p>Ayağa kalktım ve odada kaçmak için bir şeyler aramaya başladım. </p>
<p></p>
<p>En sonunda ayna gözüme çarptı. Aynayı elime aldım ve ayağımla parçaladım</p>
<p></p>
<p>Parçalardan birini de kolumun içine sakladım. Evet, Mahir odaya girdiğinde ise bunu ona karşı kullanacaktım.</p>
<p></p>
<p>Adamlar gitmiş olacak ki ses kesilmişti. Geriye bir tek Mahir'in odaya girmesi kalmıştı. Mahir bu odaya eninde sonunda girecekti.</p>
<p></p>
<p>Adamlar ise evden çıkarak hastaneye gitmek için arabaya bindiler. Araba yola koyuldu.</p>
<p></p>
<p>En sonunda araba hastanenin önünde durduğunda ise adamlar arabadan inip hastaneye girdi.</p>
<p></p>
<p>Orada bulunan görevliye baktılar ve Tahir'in hangi katta olduğunu sordular. </p>
<p></p>
<p>Hemşire Tahir'in yoğun bakımda olduğunu söylediği sırada ise adamlar teşekkür ederek hızla merdivenlerden yukarıya çıktı.</p>
<p></p>
<p>Adamlardan ikisi gözcü olurken diğeri de sanki doktormuş gibi sakin ve rahat adımlarla yoğun bakıma ilerledi. Hem böylece kimse ondan şüphe etmeyecekti. </p>
<p></p>
<p>Şanslı gününde olmuş olacaktı ki yoğun bakımın önünde kimse yoktu. Bu süre işini halledip çıkması için yeter de artardı bile.</p>
<p></p>
<p>Adam yoğun bakımın önünde durdu. İçeriye girmeden önce de durup kısa bir süre etrafına gelen giden kimse var mı diye baktı.</p>
<p></p>
<p>Ardından da yoğun bakımın yanında bulunan tuşa bastığında ise otomatik kapı sonuna kadar açıldı. </p>
<p></p>
<p>Adam yoğun bakıma girdiğinde ise gördüğü kişiyle yerinde durdu. İşte oradaydı.</p>
<p></p>
<p>Yüzünde sinsi bir gülüşle Tahir' e doğru yaklaştı. Bir süre hareketsiz yatan adama baktı ve o an eli cebine gitti</p>
<p></p>
<p>Eline aldığı içinde zehir bulunan enjektörü yapmadan önce adama baktı ve " İyi uykular." Diyerek tam enjektörü yapıyordu ki o an otomatik kapı açıldı. </p>
<p></p>
<p>Adam da o an donakaldı. Arkasını dönüp gelen kişiye baktı. </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Asi&amp; Bir Mardin Hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/asi-bir-mardin-hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/asi-bir-mardin-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir töre hikayesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679a1351ef869.jpg" length="51264" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Jan 2025 14:42:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Asi Bir Mardin Hikayesi </p>
<p>Sabaha karşı, tak diye bir gürültüyle yerimde korkuyla doğruldum. Kendi kendime " Ne oluyor be! Sabahın köründe kim bu?" Diye söylendim.</p>
<p></p>
<p>Tam geri yatıyordum ki tekrar aynı ses duyulduğu sırada oflayarak yerimden kalkıp cama ilerledim. Gece gece beni uyandıran şahıs kimse ben, ona bunun hesabını sorar mıyım? Sorarım!</p>
<p></p>
<p>Camı açtığımda kimin olduğunu görmek için etrafa baktım. Ama görünürde kimse yoktu. </p>
<p></p>
<p>Tam kapatıyordum ki o sırada " Asi! Buradayım. " Diyen bir ses duydum. </p>
<p></p>
<p>Bu, Tahir'in sesiydi. Tahir, benim çocukluk aşkım.... İlk aşkım...</p>
<p></p>
<p>Heyecanla onun nerede olduğunu görmek için etrafa baktığımda yan tarafta bulunan duvarın dibinde bana gülerek el sallayan sevgilimi görünce gülümseyerek " Tahir, ne işin var senin burada?"diye sordum.</p>
<p></p>
<p>Tahir ise sadece bana eliyle " Hadi, gel. " Diyerek gelmemi işaret etti. Yok, bu delikanlı kesinlikle kafayı yedi.</p>
<p></p>
<p>Göz devirirken " Ne olur, git buradan. Babam seni, burada görürse alnının çatısından vurur." Dedim.</p>
<p></p>
<p>Ama dinleyen kim. Tahir bana " Eğer gelmezsen, ben de oraya gelirim. " dediğinde onun gözünün kara olduğunu bir kez daha anlamıştım.</p>
<p></p>
<p>Oflayarak iç çektim ve </p>
<p>" Tamam, bekle orada. Geliyorum." Diyerek camı kapatıp, içeriye girdim.</p>
<p></p>
<p>Sessizce parmak ucunda yürüyerek odadan çıktım ve merdivenlerden inmeye başladım.</p>
<p></p>
<p>Evde çıt yoktu. İnşallah yakalanmadan dönerim. Kocaman demir kapıyı yavaşça açtım ve bir hayalet gibi hızla dışarıya çıktım.</p>
<p></p>
<p>Bir yandan da biri geliyor mu diye arkama bakıyordum. Kimsenin gelmediğini görünce de kollarını açmış beni bekleyen sevgilimin kollarına atıldım.</p>
<p></p>
<p>Tahir'e bir yandan da</p>
<p>" Delisin sen. Ama çok vaktim yok. Bizimkiler uyanmadan gitmem lazım." Dedim. </p>
<p></p>
<p>Tahir saçıma öpücük kondurdu. Bir süre el ele yürüdük. </p>
<p></p>
<p>Ardından da gitme vakti geldiğinde ise evin önünde durduğumuzda ona el sallayarak içeriye girdim.</p>
<p></p>
<p>Benim adım Asiye, annemin dediği gibi Asi.... Hani, adıma şarkılar yazılan, Asiye...</p>
<p></p>
<p>Ben, bu koca duvarlar olan hapishanede, kocaman bir ailede büyüdüm. Bizim buralarda erkeğin hükmü geçerdi. </p>
<p></p>
<p>Babam erkek olmuyor, diye annemin üstüne kuma getirdi. Benden başka iki kardeşim daha var... Sevmediği halde başkasıyla evlendirilmek zorunda kalan Asi...</p>
<p></p>
<p>Ama ben, onlara asla boyun eğmeyecektim. Gerekirse bu duvarları aşacak, yine de kadere boyun eğmeyecektim.</p>
<p></p>
<p>Babam bir gün beni karşısına aldı ve soğuk sesiyle " Sana, talip çıktı. Sen, yarın evleniyorsun. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Kulaklarım doğru duyuyordu değil mi? Ben, sevmediğim bir adamla mı evlenecektim. En sonunda dayanamayıp babama " Baba, ben evlenmek istemiyorum. Sevmediğim bir adamla evlenmeyeceğim. " Dediğim sırada yüzümde patlayan sadece bir tokattı.</p>
<p></p>
<p>Babam salonu inleten gür sesiyle " Evleneceksin diyorsam evleneceksin. Ben, ne diyorsam o. Hem; onlar soylu bir aile. Soyumuzun devam etmesi için bu şart. " Dediğinde ise o an diyecek bir cevabım yoktu.</p>
<p></p>
<p>Günlerce odadan çıkmadım. Düğünden bir gece önce de Tahir gelmiş ve bana " Hadi, gel benimle. "Dedi.</p>
<p></p>
<p>O anın şokuyla ne diyeceğimi bilemiyordum. Tahir'e baktım ve " Nereye gidiyoruz, eğer bulurlarsa ikimizi de öldürürler. " Dedim.</p>
<p></p>
<p>Herkes düğün telaşına düştüğü için etrafta kimse yoktu. Tahir de elimden tutarak beni az ötede bekleyen arabaya bindirdi.</p>
<p></p>
<p>Araba hareket ettiğinde ise o an derin bir oh çektim. Onlar fark edene kadar biz çoktan kaçmış olurduk. </p>
<p></p>
<p>Arabaya bindiğimiz sırada Tahir hemen arabayı çalıştırdı. Yolda giderken göz ucuyla Tahir'e baktım. Yoldan gözlerini ayırmıyordu.</p>
<p></p>
<p>Derin bir nefes alarak</p>
<p>" Nereye gidiyoruz?" Diye sordum.</p>
<p></p>
<p>Tahir de yoldan çevirdiği bakışlarla bana baktığında ise " İstanbul'a gidiyoruz sevgilim. Sağ olsun yakın dostum Ali bize yardım etti. Bizi asla bulamazlar. " Dediğinde o an rahatlıkla gülümsedim.</p>
<p></p>
<p>O an gözlerim şok içinde kocaman açıldı. Ben, İstanbul'u hiç görmedim. Hep gitmek istemiştim ama babam denilen o adam izin vermedi.</p>
<p></p>
<p>Bir yandan içimde yeni bir şehir görecek olmanın mutluluğunu yaşarken diğer yandan da hiç tanımadığım, bilmediğim yeni bir hayata adım atmanın korkusu vardı.</p>
<p></p>
<p>Tahir bir anda elimi elinin içine aldı ve bana gülümseyerek bakarken</p>
<p>" Yarın, ilk işimiz nikah kıymak olacak. Ondan sonra sonsuza kadar benimsin." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Tahir bu halimi anlamış olacak ki çenemi kaldırıp ona bakmak için kendisine çevirdi. </p>
<p></p>
<p>Gözlerimde ki korkuyu görmüş olacak ki bana endişeyle " Ne oldu?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Derin bir nefes alarak sadece " Korkuyorum." Dedim. Tahir de " Korkma. Sana bir şey olmasına asla izin vermem. Hadi, gül biraz. " Dediğinde zoraki gülmeye çalıştım.</p>
<p></p>
<p>Daha gidecek uzun bir yolumuz olduğu için sonunda uyuyakalmıştım.</p>
<p></p>
<p>Bu sırada babam etrafta olmadığımı anlayınca anneme baktı ve " Kız nerede kaç saattir, git şuna bak." Dediğinde annem de el mahkum başını sallayarak merdivenlerden yukarıya çıkarak odamın önüne geldiğinde kapıyı çaldı ve " Asi, kızım. Orada mısın? Hadi gel de gidelim. Düğün başlayacak. Bak, baban kızıyor. Herkes seni bekliyor." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Ses gelmediği için tekrar kapıyı çaldı. Bir süre bekledikten sonra da kendi kendine " Allah, Allah. " Diyerek kapıyı açarak odaya girdi.</p>
<p></p>
<p>Ama oda boştu. O, panikle</p>
<p>"Asi, neredesin?" Diyerek tuvalete de göz attı.</p>
<p></p>
<p>O an koca avluda yankılan annemin çığlık sesi oldu. Herkes korkuyla ne olduğunu merak ederek eve bakıyordu.</p>
<p></p>
<p>Annem korkuyla merdivenlerden inerken bir yandan da " Bey, bey. Bilsen ne oldu. Ah başımıza gelenler." Diyerek söylendi.</p>
<p></p>
<p>Babam da sinirle ona bakarak " Ne oldu, hanım? Dövünmeyi bırak ta doğru düzgün anlat." Dediğinde annem de dizlerine vurarak bir yandan da " Asi. Ah, Asi'm. Ben, sana dedim ama değil mi böyle olmaz dedim. Etme, eyleme. Kız o, adamı sevmiyor. Bak, ne oldu görüyor musun? Kızımız kaçtı sonunda. " Diyerek ağıt yaktı.</p>
<p></p>
<p>Babamın o an yüz ifadesi insanı korkutan cinstendi. Kendi kendine " Ne demek ulan! Kaçmış, kimle? " diye bağırdı.</p>
<p></p>
<p>Ardından da kapıda duran adamlara baktı ve " Gidin, her taşın altına bakın. O, kız ve o iti bulmadan gelmeyin. Gerekirse ikisini de gebertin." Diyerek başıyla gitmeleri için işaret etti.</p>
<p></p>
<p>Düğün de böylece iptal oldu. Mahir, benim zorla evlenmek zorunda bırakıldığım adam babama baktı ve " Bu, ne demektir Harun baba. Biz, böyle mi anlaştık. " Diye hesap sordu.</p>
<p></p>
<p>Babam ise onların karşısında ne diyeceğini bilemeden iki büklüm olmuş bir vaziyette öylece duruyordu. </p>
<p></p>
<p>Gece bütün ahalinin beni aramasıyla geçmişti. Sabaha kadar taş taş üstünde kalmamış, her yeri didik aramışlardı. </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çöpten Hayaller</title>
<link>https://fikirizleri.com/coepten-hayaller</link>
<guid>https://fikirizleri.com/coepten-hayaller</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir bilim kurgu hikayesidir ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679947e9ec361.jpg" length="56336" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Jan 2025 23:05:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Merve Geçit</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x_6799457f0e97c.jpg" alt=""></p>
<p>Çöpten Hayaller </p>
<p></p>
<p>Tek hayali, yazar olmak olan genç kız. O, kim mi? Yazar olmayan yazar. Kendi halinde yazdığı sitede aldığı bir mesajla bütün hayatı değişir. Yazdığı sitenin adını da Çöpten Hayaller koyar. Peki, ya! Yazdığı karakterler gerçek olursa? </p>
<p></p>
<p></p>
<p>1.</p>
<p></p>
<p>Zamanla baba kız işleri büyütmüş, tamirhane dükkanı daha da işlek hale gelmişti. Eskiden sadece iki ya da üç kişinin geldiği dükkana şimdi izdiham vardı.</p>
<p></p>
<p>Yelda ve babası bu durumdan hayli memnundu. Yelda, tamirhanenin bir köşesine de yaptığı maketi koymuştu.</p>
<p></p>
<p>Yaptığı makete de ilgi büyüktü. Herkes bu, genç kızı konuşuyor, bütün televizyon kanalları ondan " Yılın, genç girişimci kadını." bahesdiyordu.</p>
<p></p>
<p>Yolda gören herkes Yelda'yı durdurup onu tebrik ediyor, kimi zaman da fotoğraf çekiliyorlardı.</p>
<p></p>
<p>Yelda yine bir gün dükkandayken babasına baktı ve " Baba, hadi gel seni eski aşkların olduğu döneme götüreyim. Sen, ödül alırken orada yoktun." Dediğinde babası da derin bir nefes aldı ve " İyi madem. Götür bakalım. " dediğinde Yelda heyecanla zaman makinesinin düğmesini çalıştırdı.</p>
<p></p>
<p>Makine yine büyük bir gürültüyle çalıştı. Baba kız bir anda kendilerini eski siyah beyaz dönemde buldular.</p>
<p></p>
<p>Yelda ikinci kez buraya gelmişti. O yüzden babasına ne tepki verecek diye bakıyordu. </p>
<p></p>
<p>Babası ise hayranlıkla etrafı inceliyor, bir an nasıl burada olduğunu anlamaya çalışıyordu. </p>
<p></p>
<p>Şok içinde kızına baktı ve</p>
<p>" Kızım, bu bu nasıl oldu?" Diye sordu. </p>
<p></p>
<p>Yelda da " Meslek sırrı." Derken babasına gülümseyerek göz kırptı.</p>
<p></p>
<p>Tam o esnada ise yine o sokaktaydılar. İlk buraya geldiğinde gördüğü o ailenin evden kovulduğu zaman aklına gelince Yelda'nın içine bir hüzün çöktü.</p>
<p></p>
<p>Babası ise eski o günleri tekrar yakından şahit olduğu sırada ister istemez derin bir iç çekmiş, bu an karşısında duygulanmıştı.</p>
<p></p>
<p>O zamanlar ne güzeldi. Kimsenin kimsenin malına göz dikmediği yıllar.... Çünkü herkes eşitti. Ayrımcılık yoktu.</p>
<p></p>
<p>Şimdi ise kardeş kardeşin gözünü oyar hale gelmişti. Bazen sosyal medyada tatil fotoğrafları görünce insan. kendi kendine neden ben de gidemiyorum, neden benim de böyle bir ayakkabım yok derken bulurdu. </p>
<p></p>
<p>Eskiden öyle mi bayram sabahları dört gözle beklenirdi. Herkesin neşe içinde sohbet ettiği kocaman uzun masalar konulur, çocuklar sabahtan bayramlık giyer, ev ev gezip şeker toplardı.</p>
<p></p>
<p>Şimdi ki çocuklar ise bütün gün bilgisayar başında otururdu. Eskiden öyle kolay kolay hastalık da olmazdı. En fazla veba olurdu. </p>
<p></p>
<p>Çünkü insanlar organik beslenirdi. Şimdi ise her gördüğümüz insan obezdi. Gençler bile. Aklımıza gelmeyen binlerce hastalık vardı.</p>
<p>  Eski insanlar belki 100 yaşına kadar yaşardı. Hatta Yelda'nın memleketinde 100 yaşında olan bir komşuları vardı.</p>
<p></p>
<p>Yelda ve babası eski yeşil renkli olan otobüse bindiler ve şehir turu attılar. O zamanlar öyle metrobüs, otobüs metro yoktu.</p>
<p></p>
<p>O zamanlar insan sayısı çok azdı. O yüzden de otobüste itiş kakış olmazdı.</p>
<p></p>
<p>Şimdi ise öyle mi? Otobüsler tıklım tıklım ağzına kadar doluydu. Hatta yer olmamasına rağmen şoför en sinir olan o cümleyi, arkaya doğru ilerleyin diye söylerdi.</p>
<p>Sanki çok yer varmış gibi.... </p>
<p></p>
<p>Yelda ilk kez bir otobüste bu kadar rahat oturduğunu hatırlamıyordu. Camdan dışarıya yine o, aşık adamı görür mü diye heyecanla bakınırken tam o esnada ise kocaman bir ayakkabı dükkanının önünde durdular.</p>
<p></p>
<p>Yelda'nın o sırada gördüğü kişiyle heyecandan kalbi hızla atmaya başladı. İşte oradaydı. Adını bile bilmediği, hayatında ilk kez gördüğü o yabancı...</p>
<p></p>
<p>Dükkanın içinde arkasında kocaman ayakkabı raflarının bulunduğu sandalyesinde oturmuş, işini yapıyordu. </p>
<p></p>
<p>Yelda kendi kendine " İşte buradasın. Buldum seni." Diye fısıldadı. O sırada babası da bunu duymuş olacak ki merakla kaşlarını çatarak kızına baktı ve " Bir şey mi dedin kızım? Anlamadım. " diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Yelda o an şok olmuş bir halde babasına baktı ve </p>
<p>" Onu, ben dışımdan mı söyledim ya?" Diye kendi kendine sordu. </p>
<p></p>
<p>Babası ise hala ondan bir cevap bekliyordu. Yelda bir anda kendine geldi ve zoraki gülümseyerek babasına bakarak " E, eski zamanları özledin mi?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Babası da kendi kendine iç çekti ve başını salladı. Muhtemelen kızının deli olduğunu düşünüyordu.</p>
<p></p>
<p>Yelda ise başını tekrar cama çevirdi ve dışarıya bakmaya başladı. Genç delikanlı hala bıraktığı yerdeydi.</p>
<p></p>
<p>Yelda ve babası ayakkabı dükkanının hemen önünde indiler. Yelda o sırada genç delikanlı ve patronunun konuşmasına şahit oldu.</p>
<p></p>
<p>Patronu, genç delikanlının yanına geldi ve ona bakarak " Al, bunu. Bu, senin." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı ise patronunun bir elindeki zarfa bir de patroununa şok içinde baktı ve " Ne, bu Cemal abi?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Patrounu ise omuz silkerek </p>
<p>" Bilmem oğlum, aç kendin bak. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı başını salladı. Zarfın içinde ne olduğunu bir yandan deli gibi merak ederken bir yandan da kalbi hızla atıyordu.</p>
<p></p>
<p>Heyecandan titreyen elleriyle zar zor zarfı yırttı. İçinden de bir mektup çıktı. </p>
<p></p>
<p>Genç delikanlının o an içine bir ateş düştü. Bu, el yazısı, Handan'a aitti. </p>
<p></p>
<p>Yoksa düşündüğü şey miydi. Okumadan önce başını kaldırıp patronuna baktığında onunda nefesini tutmuş, heyecanla beklediğini gördü.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı o an derin bir nefes aldı ve sessizce mektubu okumaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Mektup aynen şöyle başlıyordu.</p>
<p>Hasan'ım.</p>
<p>Bu mektubu sana bir veda olarak yazıyorum. Hayatımın sonuna kadar unutamayacağım o geceden sonra karşına çıkacak hiç bir cesareti bulamadım.</p>
<p></p>
<p>Her günüm göz yaşıyla geçti. Keşke o gece yer yarılsaydı da içine girseydim, babam sana bu utancı yaşatmasaydı. Ama ne yazık ki bu, adam benim babam.... </p>
<p></p>
<p>Sana koşmak seninle kaçmak istedim. Ama yapamadım. Çünkü her şeye rağmen ailemi çiğneyemezdim. </p>
<p></p>
<p>Sana bunu yaşatıklarım için çok üzgünüm. Senden binlerce kez özür dilesem de bu acıyı telafi etmeye yetmez. </p>
<p></p>
<p>Hasan'ım affet beni. Yakında tekrar kavuşacağız. O zamana kadar ben seni bekleyeceğim..</p>
<p></p>
<p>Handan...</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı ise bu satırları belki de yüzlerce kez okumuştu. O an gözünden bir damla yaş süzüldü.</p>
<p></p>
<p>Yelda ise bu görüntü karşısında o, genç delikanlının yanına koşmak, ona sımsıkı sarılarak geçecek demek, onu teselli etmek istedi. Ama yapamadı.  </p>
<p></p>
<p>Sadece izledi. Kendi bu, satırları yazarken de çok kötü olmuştu. Aynı bu genç delikanlı gibi...Sonuçta Yelda bu hikayenin senaristiydi. </p>
<p></p>
<p>O sırada genç delikanlının bu halini gören patronu elini genç delikanlının omzuna koydu ve " Geçecek evlat. Elbet bir gün bu yaran da kabuk bağlayacak. Eskisi gibi senin canını yakmayacak. Unutmayacak ama alışacaksın. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı da derin bir nefes aldı ve göz yaşını sildi. Evet Handan onun bu zamana kadar ilk aşkıydı. Kendini bildi bileli hiç aşık olmamıştı. Şu anda ise ilk aşk acısını çekiyordu. İlk kez ihanete uğruyordu. Kendi kendine sinirle güldü. </p>
<p></p>
<p>Ne demişler hayat süprizlerle doludur diye.. Belki de hayatın onun için bir süprizi vardı kim bilir..</p>
<p></p>
<p>Yelda ve babası oradan ayrıldı. Aradan bir kaç gün geçti geçmedi, Yelda bu sefer de annesini alarak aynı yere geldi.</p>
<p></p>
<p>Kendi bile neden burada olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sanki içinden bir ses onun buraya ait olduğunu fısıldıyordu.</p>
<p></p>
<p>Hep kendini burada buluyordu. Bu sefer ne yapıp edip cesaretini toplayarak karakterinin karşısına çıkacaktı.</p>
<p></p>
<p>Annesiyle beraber yine dükkanın bulunduğu sokakta yürürken gözleri ayakkabı dükkanına takıldı.</p>
<p></p>
<p>Kendini camdan içeriye bakarken buldu. Genç delikanlı ise düne göre daha kötüydü. </p>
<p></p>
<p>Öylece bir köşede oturmuş, dalgın bir halde duvara bakıyordu. </p>
<p></p>
<p>Tam o esnada ise içeriye patronu girdi. Yanında da tanımadığı bir arkadaşı vardı.</p>
<p></p>
<p>Patronu genç delikanlıya baktı ve " Günaydın, oğlum." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlının o an duvara takılı gözleri patroununa çevrildi. Kuru soğuk bir ses tonuyla " Günaydın, ustam. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Patronu ise onun bu halini acısına vererek üstüne gitmedi. </p>
<p></p>
<p>Arkadaşıyla birlikte koltuğa geçip oturdular. Arkadaşı sohbet sırasında patronuna " Ben, yeğenim Fatma'yı fotoğraf çekimi için fotoğrafçıya getirdim. Ama kapalıymış. Gitmeden de size uğramak istedim. " dedi.</p>
<p></p>
<p>O an hiç beklenmedik bir şey oldu. Genç delikanlının ilk defa duyduğu bu isimle bakışları adama döndü ve " Yeğeniniz mi?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Adam da gülerek başını salladı ve " Evet, Fatma benim yeğenim. Kendisi Almanya başvurusu için müracaatta bulunacak. Altı tane vesikalık istediler. Biz de fotoğraf çektirmeye geldik." Dediğinde genç delikanlı bu sefer kendi kendine" Almanya. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Evet evet Almanya'ya gitse hayatı kurtulurdu. En azından geri döndüğünde daha zengin bir halde dönerdi. O zamanlar sadece işçi olarak yurt dışına gidiliyordu.</p>
<p></p>
<p>Şimdi kime sorsan herkes bir Avrupa sevdalısı olup çıkmıştı. Tek hayalleri yurt dışında yaşamaktı. Ve genç delikanlı hayatında ilk kez doğru bir karar verecekti.</p>
<p></p>
<p>Adam gittikten sonra da enine boyuna iyice düşündü taşındı. Burada durup bir ömür boyu Handanın hasretini çekemezdi.</p>
<p></p>
<p>Onun da bir hayatı, çok sevdiği eşi ve çocukları olmalıydı.</p>
<p></p>
<p>Ustası da genç delikanlıyla uzun uzun konuştu. Aynı adam bugün de gelmişti. </p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı derin bir nefes aldı ve adama bakarak </p>
<p>" Fotoğrafı var mı?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Adam ilk başta şasırsa da başını salladı ve " Evet, var tabi. Buyur." Diyerek cebinden çıkardığı eski siyah beyaz bir fotoğrafı genç delikanlıya uzattı.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı ise fotoğrafa bakar bakmaz daha ilk görüşte bu kadına vurulmuştu. Kadının geceye benzeyen simsiyah saçları, ay gibi beyaz teni, kapkara gözleri dikkat çeken özellikleriydi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı adama baktı ve " Tamam. Yeğeninize söyleyin, ben onunla görüşmek istiyorum. Fabrikanın oraya gelirim." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Adam da duyduğu bu haber üzerine heyecanla başını salladı ve yerinden kalkarak dükkandan dışarıya çıktı.</p>
<p></p>
<p>Yelda da annesine baktı ve " A, annem. Bak! Ne güzel eski ayakkabılar var. Hadi, gel bakalım. " dedi.</p>
<p></p>
<p>Annesi de başını salladı ve önden ilerledi. Yelda da içinden gelen bir cesaretle dükkana bir adım attı. İçeriye girdiğinde ise her yerde raflara dizilmiş eski ayakkabılar vardı.</p>
<p></p>
<p>Dükkan sahibi onları görünce gülümseyerek yanlarına geldi ve " Hoş geldiniz, buyurun nasıl yardımcı olabilirim?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Yelda'nın annesi de adama gülümseyerek baktı ve " Merhaba, biz sadece bakıyorduk. Acaba bu ayakkabının otuz sekizi var mı?" Diye sordu.</p>
<p></p>
<p>Adam da Yelda'nın annesine baktı ve " Tabi, depoda olacaktı." Dedikten sonra da genç delikanlıya " Oğlum, buraya bir bak." Diye seslendi..</p>
<p></p>
<p>O sırada Yelda'nın da gözleri genç delikanlıya çevrildi. Genç delikanlı da başını salladı ve ayağa kalkarak yanlarına geldi.</p>
<p></p>
<p>Yelda belki de ilk kez bir karakteri yakından inceleme fırsatı buldu. Simsiyah kıvırcık saçlı esmer tenli, kapkara zeytin gibi gözleri sanki eski türk filmi jönlerini andıran bir delikanlıydı.</p>
<p></p>
<p>Yelda genç delikanlıya baktı ve " İyi misiniz?" Diye sordu. Genç delikanlı da anlam vermeye çalışan bir halde kaşlarını çatarak genç kıza baktı. </p>
<p></p>
<p>Yelda da durumu toparlamak için derin bir nefes aldı ve " Solgun görünüyorsunuz." Dedi.</p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı da zoraki gülümseyerek " İyiyim, sağ olun. Biraz rahatsızım da ondan." Dedi. Hiç tanımadığı bu yabancıya gerçek sebebini açıklayacak değildi.</p>
<p></p>
<p>Genç kız delikanlıya baktı ve </p>
<p>" Pardon, adınız neydi?" Diye sordu. </p>
<p></p>
<p>Genç delikanlı da merakla " Hasan." Dedi. Demek adı Hasan'dı.</p>
<p></p>
<p>Genç kız ise delikanlıya gülümseyerek baktı ve " Memnun oldum. Ben de Yelda. Sizin hikayenizin yazarıyım. " dedi. </p>
<p></p>
<p>Bir insan kendi yazdığı karaktere aşık olurmuydu. Olurdu demek ki. Yelda o gün</p>
<p> anlamıştı. Bu, iyi kalpli, yardımsever, merhametli insana aşık olmuştu.</p>
<p></p>
<p>Ve Yelda o gün bir karar aldı. Bu, yaralı adamın yarasına merhem olacak, onu iyileştirecekti. </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>