<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Fatma ÇAKMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/fatma-cakmak</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Fatma ÇAKMAK</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>IŞIĞIN GİZEMİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/G%C3%BCne%C5%9Fi-ben-do%C4%9Furdum.</link>
<guid>https://fikirizleri.com/G%C3%BCne%C5%9Fi-ben-do%C4%9Furdum.</guid>
<description><![CDATA[ Herkesin kendini kaybettiği gizli bir odası vardır. Işığını dışarıda arayanlar karanlıkta kalmaya mahkûmdur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac625e507551.webp" length="11336" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 14:22:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fatma ÇAKMAK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>O gizli odaya adım atmasına izin verilen o "ayrıcalıklı" azınlıktan biriyim ben de. Dışarıdan bakınca seçilmiş, sırra vakıf olmuş özel biri gibi görünüyor insan; vitrin fena durmuyor yani. Oysa eşikten içeri süzüldüğünüz an o cilalı ayrıcalık hissi, tek olmadığını fark etmenin getirdiği o hantal sıradanlığa çarpıp tuzla buz oluveriyor. Yanılmışım; ben de herkes gibiyim. Kendini benzersiz sanırken aynı fasit daireye hapsolmuş, aynı duygusal dekorda sahne alan sıradan bir başkası...</p>
<p>​Fakat bu, doğrusu ya, eşsiz bir sıradanlık. Hem birebir aynıyız hem de birbirimizden fersah fersah uzak.</p>
<p>​Kapı numarası değişmiyor ama tokmağı çeviren eller başka. Dört duvar aynı yerde duruyor durmasına; gelgelelim boyanın tonu, pencereden vuran ışığın açısı, içeri sızan gölge bambaşka. Durum aynı kalsa da göğüs kafesimizin altında kopan fırtınaların rüzgârı birbirine benzemiyor. Benzer patikalardan yürüyoruz belki ama tabanlarımızdaki sızı aynı değil. Hatta ardımızda bıraktığımız o silik izlerin başkalarında ne uyandırdığını bile hiçbir zaman tam kestiremiyoruz.</p>
<p>​Aynı boşluğa gözlerimizi dikmiş olmamız, aynı repliklerle konuşmamızı gerektirmez. Dışarıdan bakana tekdüze görünen o tepkiler, yakınına vardığınızda kendine has bir keder taşır. Aynı yangının ortasında durup bambaşka küller bırakabilmek... Bizi insan kılan, o tekdüzelikten çekip alan asıl maharet de tam burada başlıyor zaten.</p>
<p>​Madem tepkilerimiz bu denli bize özgü, öyleyse o odada aslında yapayalnız kaldığımızı fark etme, bunu hazmetme ve nihayetinde yas tutma sürecimiz neden standart bir takvime sığsın ki?</p>
<p>​Birinin hayatımızdan usulca çekildiğini kabul etmek için kaç yaprak düşmeli takvimden?</p>
<p>​Aramızda artık yeri kalmayanın ardından kaç mevsim kapı aralığına bakıp durmalı insan?</p>
<p>​Bir ölünün ardından tutulan o somut kederle, gözümüzün önünde yavaş yavaş silinip giden birinin bıraktığı boşluk aynı kefede tartılabilir mi?</p>
<p>​Daha da mühimi: Yokluğa alışmanın bir saati, bir kotası var mı?</p>
<p>​Ve belki de zihni en çok kemiren o kaçınılmaz soru: Biz gerçekten beklemeli miyiz?</p>
<p>​Hiç var olmadığını ta en başından içten içe bildiğimiz bir ihtimalin nöbetini tutmak; kimselerin uğramadığı bir odada ömrü bozuk para gibi harcamaktan başka ne getirir insana?</p>
<p>​Umut dediğimiz şey, sık yapraklı koca bir çınarın dalları arasından yüzümüze vuran o sinsi güneş ışığına benziyor. Bulutun arkasına saklanıp her an söneceğini bilirsin; yine de gözünü kamaştıran o parıltıya kapılır, kaybolduğunda yüzünü ısıtacak yeni bir huzmeyi beklemeye başlarsın. Çoğu zaman kendi kendimize kurduğumuz en zarif tuzaktır umut.</p>
<p>​Peki, sırf o ışıltının hatırına koca bir gerçeği, gerçekleşmeyecek ihtimallerin sunağında kurban etmeye sahiden değer mi?</p>
<p>​Peki ya siz?</p>
<p>​Hiç olmayacak bir duanın âmininde, hiç gelmeyecek bir ihtimalin kapı eşiğinde nöbet tuttunuz mu? O görünmez odanın mandalını kaldırıp çıkmayı nasıl başardınız; sizi o tatlı uykudan uyandıran neydi? Eşiği geçenlerin sesine kulak vermek iyi gelir...</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>