<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Selma Demir</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/derindeki-ses</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Selma Demir</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>DENİZ&amp;apos;İN KIYISINDA ENGEL&amp;SİZ  ROMANINDAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/denizin-kiyisinda-engel-siz-romanindan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/denizin-kiyisinda-engel-siz-romanindan</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x_67e6e129d2577.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 23:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar, roman</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kitap alıntı : Dünyanın en güzel yeri neresidir diye sorasalar , denizin kıyı ile buluştuğu heryerdir derim. İnsanı kendinden geçirirde, yeniden buldurur bu manzara . Dalgaların sesinde bir melodi saklıdır mesela. Dikkatle dinlerseniz, mutlaka duyarsınız. Martılar bana hep birşeyler anlatır gibi. İki sıkı dost konusur dururuz ezelden beri . Ben anlatırım o dinler.Uzun uzun bakarız birbirimize. Bir dalgayla vurur kıyıya kızınca, anlarım hemen susmam gerektiğini. Durgunsa, bende bozmam keyfimi, susarım. O da, öyle konuşur benimle. Oturduğum bankta karalanmış isimleri okurum sonrada uzun uzun. Kimbilir, başka kimleri büyüledin benim gibi? Kaç kişi karşında paylaştı sevgisini.Sen ne ketum şeysin deniz! Bundan mıdır bazen hırçınlığın ? Tabi, taşıyamazsın bunca şeyi. Çünkü, sende benim gibi yorgun olmalısın…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİZ GÜNEŞ OLDUK</title>
<link>https://fikirizleri.com/biz-gunes-olduk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/biz-gunes-olduk</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x_67e6df9be6e34.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 23:07:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>BİZ GÜNEŞ OLDUK Megule, renkli, eğlenceli, neşe dolu, hayal dünyasında yaşıyordu. Her akşam olduğu gibi, dişlerini fırçalayıp heyecanla yatağına yattı. Heyecanlıydı çünkü, uyumanın büyümek için ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Her gece yastığına başını koyduğu anda, yarın ne olacağını düşünürdü. Hava çok sıcaktı. “Yarın ne olsam, ne olsam” diye düşünürken, uyuyakaldı. Sabah alarmı çaldı. Megule, ”Harika bir sabah. Bulduuuuum, bugün güneş gibi parlak olmalıyım! Evet evet, bugün parlak, sıcak ve kocaman bir Güneş olmaya karar verdim! Peki ama güneş neler yapar, nasıl yaşar,acaba kaç yaşında?” dedi. Bunları öğrenmek ve Güneş kılığına girebilmek için yatağından heyecanla fırladı. Elini yüzünü yıkayıp, dişlerini fırçaladı. Dolabındaki sarı renkli bütün eşyaları çıkardı ve aralarından seçim yaptı. Sarı şapkasını taktı. Sarı çoraplar ve sarı gözlüklerini de takarak hazırlığını bitirdi. Aynada kendine baktı. Megule,”Harikaaaaa! Artık bir güneş gibi parlamamın zamanı geldi!” dedi Koşarak mutfağa girdi. Megule, “Anneee.Anneciğim,” diye seslendi heyecanla. Mamiş anne, “Vayyyyyy bir güneş gibi parlıyorsun Megulem! Dur tahmin edeyim sen bugün,” Megule sözünü kesip yerinde zıplamaya başladı. Megule “Bul bul bul!” Mamiş anne gülümseyerek cevap verdi. Mamiş anne,“Güneşsin! ” Kollarını açarak meguleyi kucakladı. Megule, “Evet! Anneciğim, bugün güneş gibi sarı bir yumurta yemek istiyorum.” Elleriyle karnını ovalayarak. Mamiş anne, “Tabiki, istersen güneş hakkında sohbet ederiz. Eeee, madem güneşsin, onun neler yaptığını bilmelisin.” Megulenin başını okşadı. Megule, masanın başında heyecanla kahvaltı tabağını bekledi. Kahvaltı, günün en önemli öğünü olduğundan, annesinin ona hazırladığı hiçbir şeye itiraz etmedi. Mamiş anne, yumurtayı pişirirken, Megule’nin Güneş hakkında bilmek istediği her şeyi büyük bir keyifle anlattı Megule’nin kalbi heyecan doluydu. Duracak vakti yoktu. Kahvaltıdan sonra ellerini yıkayıp, dişlerini güzelce fırçaladı. Arkadaşlarını arayıp, bugün için yapacakları hazırlıkları bir bir anlattı.”Acaba nasıl olacaklar?” diye düşündü. Annesini kocaman öpüp, koşarak gizli karargaha gitti. Birkaç dakika sonra Esoş geldi. O ne?gözleri kamaşmıştı. Esoş başına taktığı sarı büyük şapkası, sarı yeleği, limon desenleriyle dolu eteği ve parlak ayakkabılarıyla inanılmaz derecede güzel görünüyordu. Esoş , “Günaydın Megule!” dedi gülümseyerek. Megule, “Günaydın Esoş. Ne kadar güzel parlıyorsun” dedi. Gözlerini pırıl pırıl parlayan Esoştan alamıyordu. Gerçekten de parlıyordu Esoş. Esoş, “Beğenmene sevindim! Bugün güneş olmak çok ilginç olacak.” dedi kikirdeyerek. O sırada, bahçeye Mamuş girdi. Esoş ve Megule ‘nin şaşkınlıktan ağzları açık kalmıştı. Mamuş, başına taktığı iki büyük kulağı, önünde kocaman gülen bir yüzün olduğu, sarı tişörtü ve parlayan yağmur çizmeleriyle, en parlak güneşlerden biriydi. Mamuş, “Günaydın Esoş, günaydın Megule!” dedi tüm sevimliliğiyle. Hep bir ağızdan “ günaydın “ deyip kucaklaştılar . Artık karargaha gitmenin vakti gelmişti. Sağa sola bakıp, hemen ağacın dibindeki büyük kutulardan inşa ettikleri, gizli karargaha girdiler. Burayı onlardan başka kimse bilmiyordu. Eski buzdolabı kutusunu, bahçede buldukları kuru dallarla örtmüşlerdi. Gizlice içeri girdiler. Megule, arka arkaya birkaç öksürükle boğazını temizledi ve konuya girdi. Megule, “Sevgili arkadaşlar, bugün bir güneş gibi yaşayacağız.” dedi büyük bir ciddiyetle. Mamuş , “Tamam, ama ben güneş neler yapar pek bilmiyorum.” dedi. Esoş, “Evet bende bilmiyorum.” dedi. Megule, “Tamam arkadaşlar, merak etmeyin hepsini anlatacağım. Siz sadece beni iyi dinleyin.” dedi. Ve annesinden öğrendiği her şeyi bir bir anlatmaya koyuldu. Megule, “Gece karanlıkta gökyüzüne baktığınızda ne görüyorsunuz?” Esoş yerinde zıpladı, heyecanla “Yıldızları! ” dedi, ellerini çırparak. Megule, “Evet” dedi. Mamuş, “Peki bunun güneşle ne ilgisi var? ”dedi şaşkınlıkla. Megule, “Güneşte bir yıldız çünkü, tıpkı diğer yıldızlar gibi. ” dedi. Esoş, “ Yıldız mı?” İşler iyice karışmıştı. Mamuş, “Peki niçin diğer yıldızlar küçük, Güneş bu kadar kocaman? En büyük yıldız, Güneş mi yoksa?” dedi pencereden dışarı bakarak. Megule, “Hayır,hayır. Ondan değil. Diğer tüm yıldızlar dünyamıza çok uzak olduğu için, minicik görünüyorlar. Güneş ise, dünyamıza en yakın yıldız.” dedi heyecanla. Mamuş, ”Harika! Peki Güneş kaç yaşında? ”dedi merakla. Esoş, “Bir dakika, ben biliyorum! Abim yaklaşık dört buçuk milyar yıldır yaşadığını söylemişti.” dedi. Mamuş, “Neeeeeee! O kadar yaşlı mı?” diye sordu. Esoş, “Dedemden bile yaşlı! ” dedi. Hepsi kahkahalarla güldüler. Megule, “Bu çoook uzun bir zaman. Güneş, bütün canlılardan önce ordaydı dedi annem. Ve tüm canlıların yaşam kaynağıdır arkadaşlar. ” dedi. Açıklama yaparken çok ciddiydi. Mamuş, “Yani, insanlar hayvanlar ve bitkiler Güneş olmadan yaşayamazlar mı?” dedi merakla. Esoş, “ Yaşayamazlarmış. Çünkü, Güneş olmasa Dünyamız kapkaranlık ve buzzz gibi olurdu.” dedi. Mamuş, “ Ayy korkunç! ” Hepsi elleriyle gözlerini kapattılar. Megule, ” Hemde Dünya ısınmadığı için de buzlarla kaplı olurdu. Kocaman buzlaarrr!”dedi. Herşey dahada heyecanlı bir hal almaya başlamıştı. Esoş, “Bir dakika, ya bitkiler, onlar ne yapardı Güneş olmasa? Ben ıspanağı çok seviyorum, ıspanak yemezsem güçlü olamam. Domates, salatalık, biber, bütün bitkiler büyümek için Güneşe ihtiyaç duyarlar.” dedi.Sebzeler olmasa ne olurdu? diye düşündüler. Megule, ”Tıpkı bizim gibi. Güneşte, bizim vücudumuzun sağlıklı olması için lazım olan süper bir vitamin var. Adı da ‘D’ vitaminiymiş. Annem, bahçede güneşlenirken sordum. Niye güneşlenmeye çıkıyorsun? diye. Kulaklarıma inanamadım. Bizim de pilimiz varmış. Onu da, kışın Güneş çok görünmediği için yazın doldurmalıymışız. İnanabiliyor musunuz buna? Evet Esoş senin de dediğin gibi, bitkilerde Güneş ışığı olmadan büyüyemezmiş. Hem bitkiler, Güneşten ışığı alıp, havaya oksijen verirler. Böylece bizde sağlıklı bir hava soluruz.” dedi. Mamuş, “Annem bana Güneş’ten koruyucu bir krem sürüyor. Güneşin zararlı ışınlarından korumak için. Bir de, çıplak gözle sakın bakma, Güneş gözlüklerini mutlaka tak dedi. Eskiden Güneş bu kadar zararlı değilmiş. Amaaa Dünyayı koruyan ve zararlı ışınlarının gelmesine engel olan, bir gaz tabakası varmış. Adı da Ozon tabakasıymış. Baksak göremezmişiz. İşte o Dünyadaki kirlilik yüzünden, Ozon tabakası delindiğinden beri, daha çok dikkat etmemiz gerekiyormuş.” dedi. Megule, “Arkadaşlar size bişey göstericem, gelin bahçeye çıkalım.” dedi gizlice. Gizli karargahtan başını ilk önce Megule uzattı. Bir sağa birde sola baktı. Megule,“Tamam arkadaşlar kimse yok bahçeye çıkabiliriz.” dedi gizlice. Tek tek kutudan çıkıp büyük ağacın altında toplandılar. Megule, ”Ben Güneşim. Esoş sen şimdilik Dünya, Mamuş sende Ay olacaksın. Etrafımda toplanın.” dedi. Bir dal parçası alıp yere kocaman bir daire çizdi. Dairenin tam ortasına geçip kendi etrafında dönmeye başladı. Megule, ”Ben kendi etrafımda dönerken, Dünya da benim etrafımda dönecek. Ay da ,Dünya’nın etrafında. Güneş kendi etrafındaki dönüşünü tam bir yılda, yani üçyüzaltmışbeş günde tamamlar.” dedi. Ve hep birlikte bir çember etrafında dönmeye başladılar. Esoş, ”Dünya, hem kendi etrafında, hemde Güneşin etrafında dönüyor. Bu harika! sanki hepimiz gökyüzünde dans ediyoruz. Dünya kendi etrafındaki dönüşünü tam bir günde, yani yirmidört saatte tamamlar. Dönerken bir yarısı Güneşte, diğer yarısı da karanlıkta kaldığı için gece ve gündüz oluşur. O yüzden, Dünya’nın yarısında sabahken, diğer yarısında gece olur. Birde, bu dönüş sırasında mevsimler oluşur. İlkbahar, yaz, sonbahar ve kış.” Mamuş, ”Ay, kendi etrafında döner. Bu dönüşü, yirmidokuz buçuk günde tamamlar. Sonra Dünya’nın etrafında da döner. Bu dönüşlerini yaparken, ikisi birlikte, Güneşin etrafında da dönerler.” dedi. Megule Esoş ve Mamuş, Güneş, Dünya ve Ay'ı, gerçekten onlar gibi canlandırdılar. Kahkahaları her yerden duyuluyordu. O sırada, onları büyük bir keyifle pencereden izleyen Megule’nin annesi seslendi. Mamiş anne, ”Çocuklarrrr, karnınız acıkmadı mı hala? Gelin,bakın size ıspanaklı börek pişirdim. Kocaman olmak istiyorsanız, hepsini bitirmelisiniz. Yoksa gücünüz kaybolur. Çocuklar, dikkatle Mamiş anneyi dinlediler. Esoş, ”Neee ıspanak mı ? Bayılırım! ”dedi neşeyle. Mamuşun, o anda karnı guruldadı. Mamuş, ”Bakın, karnım cevap verdi, tam zamanıydı,” dedi. Gülüşerek hep birlikte gizli karargahı kapattlar. Büyük bir neşe ile ıspanaklı böreklerini yemek için eve gittiler. Ellerini yüzlerini yıkayıp, neşe ile masaya oturdular. O sırada, Megule pencereyi açtı ve çocuklara seslendi. Megule, ” Sevgili arkadaşlar, bugün bizimle birlikte Güneş olduğunuz için teşekkür ederiz. Sizde arkadaşlarınızla harika bir güneş olmanın yollarını bulabilirsiniz. Annelerinizi üzmeyin, yemeklerinizi bitirin ve uyumaya gittiğinizde, her sabah için, yeni hayaller kurun. Çünkü,her yeni gün, harika sürprizlerle doludur, bunu sakın unutmayın.” dedi. Pencereyi kapatıp masaya, arkadaşlarının yanına döndü. Mamiş annenin hazırladığı yemekleri afiyetle yerken, neşeli bir sohbete daldılar.. 1.ATÖLYE ETKİNLİĞİ -Sen bir Güneşsin, sabahları nasıl doğardın bana gösterir misin? -En güzel Güneş olmak için neler giyerdin, bana anlatır mısın? -Kocaman bir Güneş olsan, bir günde neler yapardın? -Sevgili Güneş, bana kendini tarif eder misin? -Sence neler Güneşe benzer? Neden?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASIL DENİZ OLUNUR?</title>
<link>https://fikirizleri.com/nasil-deniz-olunur</link>
<guid>https://fikirizleri.com/nasil-deniz-olunur</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x_67e6e2281ac4e.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 23:04:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>NASIL DENİZ OLUNUR? Sevimli mi sevimli Megule, rengarenk bir hayal dünyasında yaşıyordu. Her akşam olduğu gibi dişlerini özenle fırçalayıp, bambaşka hayallere dalabilmek için, heyecanla yatağına yattı. Heyecanlıydı çünkü, uyumanın büyümek için ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyordu. Başını yastığına koyduğu anda, yarın hangi maceraya atılacağını düşündü.”Yarın ne olsam, ne olsam?” diye düşünürken, her zaman olduğu gibi uyuya kaldı. Sabah alarmın çalmasıyla, heyecanla gözlerini açtı. İki kolunu iki yanına açarak kocaman gerindi. Megule, “Harika bir sabah. Yaşasııın, ne olacağımı buldum! Bugün uçsuz bucaksız bir deniz olacağım. Evet evet kocaman masmavi bir deniz. Peki ama denizler ne işe yarar? Acaba deniz olabilmem için neler yapmam gerekir?” dedi heyecanla. Tüm bunları öğrenebilmek ve uçsuz bucaksız bir deniz kılığına girebilmek için yatağından fırladı. Elini yüzünü yıkayıp dişlerini fırçaladı. Dolabındaki mavi renkli tüm eşyalarını yatağının üzerine çıkardı. Ve aralarından seçim yaptı. Deniz mavisi tişörtünü giydi.Tişörtünün üzerinde büyük köpüklü bir dalga ve o dalgada sörf yapan gülümseyen bir çocuğun resmi vardı. Altına giydiği, her yeri rengarenk balık desenleriyle kaplı şortu, uzun mavi çorapları ile, pırıl pırıl bir denize benzetti kendini. Aynanın karşısına geçip kendine baktı. Megule, “ Harikaaaaaa! Artık uçsuz bucaksız bir deniz olmanın zamanı geldi.Peki ama kocaman bir deniz neler yapar? Bunu hemen öğrenmem gerekiyor,” dedi. Koşarak mutfağa girdi. Megule, “Anneee, anneciğim!” diye seslendi heyecanla. Mamiş anne, “ Günaydın Megule, dur bir bakayım, sen ne olmuşsun bu sabah böyle?” Megule her zamanki gibi sözünü kesip yerinde heyecanla zıplamaya başladı. Megule, “Bul bul bul! ” Mamiş anne gülümseyerek cevap verdi. Mamiş anne,“ Sen bir deniz mi oldun yoksa?” Ellerinden tutup Megule’yi kucakladı. Megule,” Evet anneciğim, her zamanki gibi bildin. Ama nasıl oluyorda her şeyi biliyorsun anlamıyorum?” dedi annesine sarılarak. Mamiş anne, sevgiyle baktı oğlunun gözlerine. Mamiş anne, ” Sana leziz krepler pişirdim. İstersen kahvaltını yaparken denizler hakkında öğrenmek istediklerini de konuşuruz, ne dersin?” dedi. Megule her sabah olduğu gibi masanın başına oturdu. Yerinde duramıyordu. Kahvaltısını büyük bir keyifle yemeye başladı. Kahvaltı günün en önemli öğünüydü. Mamiş anne, Megule’nin yanına oturup deniz hakkında sorduğu bütün sorulara cevap verdi. Megule’nin kalbi heyecan doluydu. Kahvaltısını bitirip, annesinin yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. Arkadaşları Esoş ve Mamuş’u arayıp onlara bugün ne yapacakları hakkında bilgi verdi. Megule hazırlıklarını bitirip, evlerinin arkasındaki gizli karargaha gitti. Büyük ağacın dibinde, kutulardan yaptıkları gizli karargahın penceresinden bakıyordu ki, Mamuş çıkageldi. O da ne? Gözleri kocaman açıldı Megule’nin. Mamuş, üzerinde onlarca renkli balığın olduğu harika bir elbise giymişti. Ayaklarında, bir çift mavi terlik vardı. Başına bir tac takmış, tacın üzerine ise dört kırmızı yengeç figürü yapıştırmıştı. Parlak bir deniz, nasıl olması gerekiyorsa, öyle olmuştu. Mamuş karargaha girdi. Mamuş,” Günaydın Megule, nasıl güzel bir deniz olmuş muyum?” Megule,” Tabiki olmuşsun. Bayıldımmm!” dedi hayranlıkla. Mamuş,” Sen de harika bir deniz olmuşsun.” dedi utanarak. O sırada Esoş bahçeye girdi. Mamuş ve Megule, karargahın penceresinden bakarken ağızları açık kalmıştı. Esoş, üzerinde kocaman bir köpekbalığı resimli tişörtü, mavi çizmeleri ve mavi camlı gözlükleriyle muhteşem görünüyordu. Neşe ile karargaha girdi. Esoş, “Günaydın arkadaşlar, bakalım beni beğenecek misiniz?” dedi sevinçle. Megule ve Mamuş hep bir ağızdan “Günaydın!” dediler. Hepsi çok mutluydu. Megule hemen söze girdi. Megule,” Arkadaşlar bugün söylediğim gibi kocaman birer deniz olacağız. Ve bu çok eğlenceli olacak.” dedi. Mamuş,” Ben çok merak ediyorum, bu kadar büyük denizler nasıl oluştu, yani bu kadar suyu kim gelip döktü oraya?” Megule ve Esoş kahkahalarla güldüler. Megule,” Yağan yağmur suları, zaman içinde, dünya yüzeyindeki çukurlarda birikti. Milyonlarca yıl yağan yağmurlar o kadar çok birikti ki, ortaya bugünkü denizler çıktı.” dedi bilmiş bilmiş. Mamuş,” Neee milyonlarca yıl mı? Bu kadar zaman mı geçmiş, inanamıyorum! Demek ki denizler de çok yaşlıymış.” dedi şaşkınlıkla. Esoş,” Peki denizlerin neden tuzlu olduğunu hiç düşündünüz mü?” Megule,” Yağmur yağdığında kayaları aşındırdı ve kayalardan gelen bazı maddeler nehirlere, akarsulara sızarak denizlere aktı. Böylece denizlerin tuzlu olmasına sebep oldu.” diye anlattı. Mamuş ve Esoş merakla soru sormaya devam ettiler. Esoş,”Bizim ülkemizin üç tarafı denizlerle kaplıymış ve ağabeyim ülkemizdeki en tuzlu denizin, Akdeniz olduğunu söyledi.” Mamuş,” Diğer denizleri de söyler misin?” dedi merakla. Esoş,” Tabiki söylerim. Ege Denizi, Kara Deniz ve en küçüğü Marmara deniziymiş.” dedi. Mamuş bunları öğrendiği için çok mutlu oldu. Megule,”Arkadaşlar deniz içinde yaşayan canlılar denizin tuzlu olmasından dolayı bu kadar zenginmiş. Denizler tuzlu olmasaydı, o canlıların çoğu bugün yaşamazdı.” Esoş,” Peki su renksiz ise, denizler neden mavi görünür?” dedi şaşkınlıkla. Mamuş, “ Güneşten gelen rengarenk ışınlar suya vurur. Su bu renkleri kolayca emer, ama mavi rengi daha az emdiğinden denizin mavi görünmesine sebep olur. İşte bu yüzdende su renksiz olduğu halde mavi görünür.” dedi heyecanla. Megule,” Arkadaşlar denizlerde birçok canlı yaşar ve bu canlıların yenilebilir olanları biz insanlar için çok faydalı bir besin kaynağıdır.” dedi iştahla. Mamuş,” Ben balığı çok severim. Annem balık yersem beynimin çok daha iyi çalışacağını söyledi.” dedi kikirdeyerek. Esoş,” Denizlerde yaşayan en büyük balığın mavi balina olduğunu duydunuz mu?” Megule,” Denizlerde sadece balıklar değil, bitkilerde vardır ve bunlar tamamen su altında yaşarlar. Bu bitkiler deniz altında yaşayan canlıların korunma ve beslenmesi için çok önemlidir.” dedi. Tam o sırada, dışarıdan birinin onlara seslendiğini duydular ve gelen sese dikkat kesildiler. Esoş,” Bu Neçko dayımız değil mi? Hadi çıkıp bakalım arkadaşlar.” Hep birlikte karargahtan çıktılar. Az ileride Neçko dayı, kocaman gülümsemesiyle onları bekliyordu. Neçko Dayı,” Günaydın çocuklar. Bugün buralarda üç büyük deniz olduğunu duydum. Bende bu denizlere yakışır bir hediye getirmek istedim.” dedi. Çocuklar heyecandan yerlerinde duramıyorlardı. Koşarak, Neçko Dayının yanına gittiler. Neçko Dayı arkasına sakladığı büyük kutuyu çıkardı ve heyecandan yerinde duramayan çocuklara gösterdi. Üç küçük turuncu süs balığı, pırıl pırıl suyun içerisinde bir o yana bir bu yana yüzüyordu. Çocuklar o kadar sevinmişti ki dayılarının bacaklarına sarıldılar. Neçko Dayı,” Çocuklar bu balıklara çok iyi bakacağınıza eminim. Her birine birinizin ismini koydum. Şimdi onları alıp evlerinize götürebilirsiniz. Umarım onlarla iyi anlaşırsınız.” dedi. Çocuklar hep bir ağızdan teşekkür edip dayılarına sarıldılar. Onları pencereden izleyen Mamiş anne seslendi. Mamiş anne, ”Çocuklar karnınız acıkmadı mı hala? Size en vitaminlisinden balık pişirdim. Çok daha akıllı olmak istiyorsanız, hepsini yemelisiniz. Çocuklar dikkatle Mamiş anneyi dinlediler. Mamuş,”Neee balık mı? bayılırım.” dedi iştahla. Ellerinde turuncu süs balıkları koşarak eve girdiler. Ellerinini yıkayıp masanın başına geçtiler. Mamiş anne ve Neçko Dayı kahvelerini yudumlarken, Megule pencereyi açtı ve çocuklara seslendi. Megule,” Sevgili arkadaşlar,bugün bizimle deniz olduğunuz için teşekkür ederiz. Sizlerde arkadaşlarınızla birlikte harika bir deniz olmanın yollarını bulabilirsiniz. Annelerinizi üzmeyin, yemeklerinizi bitirin ve uyumaya gittiğinizde, her sabah için yeni hayaller kurun. Çünkü, her yeni gün, harika sürprizlerle doludur, bunu sakın unutmayın.” dedi. Pencereyi kapatıp masaya,arkadaşlarının yanına döndü. Mamiş annenin hazırladığı yemekleri afiyetle yerken, şen kahkahalar arasında sohbete daldılar… 3. ATÖLYE ETKİNLİĞİ -Dünyanın en büyük denizinin içinde neler var bana anlatır mısın? -Denizin üzerinde neler var bana anlatır mısın? -Bir deniz olsan nasıl giyinirdin? -Dalgalı deniz nasıl sesler çıkarır ve nasıl davranır lütfen bana gösterir misin? -Denizler olmasa ne yapardık ?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖKYÜZÜ OLMAK İÇİN NE LAZIM?</title>
<link>https://fikirizleri.com/gokyuzu-olmak-icin-ne-lazim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gokyuzu-olmak-icin-ne-lazim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6e2ca4bc1f.webp" length="32264" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:54:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x_67e6e2ca8158a.webp" alt=""></p>
<p>GÖKYÜZÜ OLMAK İÇİN NE LAZIM? Megule her gece olduğu gibi yarın ne olacağını bulabilmek için heyecanla hazırlıklarına başladı.Tüm güzel fikirler buluttan da yumuşak yatağına girince aklına geliveriyordu. Dişlerini fırçalayıp yıldızlı pijamalarını giydi. Herkese iyi geceler dedikten sonra, yatağına yattı. Yarın ne olsam, acaba diye düşünürken, tavanına yapıştırdığı yıldızları izledi. O sırada tatlı bir uykuya daldı. Her sabah aynı saatte uyanmak için kurduğu alarmı çaldı. Yatağında oturup kollarını iki yana açtı. Megule, “ Ahh ne güzel bir sabah,” diye düşündü. Pencereden dışarı baktı. Dışarıda harika bir gökyüzü onu selamladı. Megule, “ Buldum, bu sabah uçsuz bucaksız bir gökyüzü olacağım” dedi sevinçle. Hızla yatağından fırladı. Elini yüzünü yıkayıp dişlerini özenle fırçaladı. Dolabındaki mavi renkli giysileri bulup yatağının üzerine çıkardı. Ve giysilerinin içinden dikkatlice seçim yaptı. Mavi tişörtünü giydi. Üzerinde kuş desenleri olan beyaz şortunu bulup mavi çoraplarıyla takım yaptı. Büyük bir sevinçle aynanın karşısına geçti. Megule, “ Harika! Artık, uçsuz bucaksız bir gökyüzü olmamın zamanı geldi! “dedi. Koşarak aşağıda kahvaltı hazırlayan Mamiş annenin yanına gitti. Megule, “ Anne, anneciğim!” diye seslendi. Mamiş anne, “ Benim güzel oğlum, her zamanki gibi harika olmuşsun. Dur tahmin edeyim bugün sen, ” Megule yerinde duramıyordu. Heyecanla annesinin tahmin etmesini bekliyordu Megule, “ Bul anne bul!” Mamiş anne, “ Maviler, beyazlar ve kuşlar, hııımmmm, buldum sen bugün gökyüzüsün değil mi?” Oğlunun sevincini paylaşmak için onu kucakladı. Megule, “ Evet anneciğim, bildin! Ben bugün masmavi bir gökyüzü olacağım. Bugün kahvaltıda, buluttan da yumuşak bir krep yaparmısın? diye sordu. Mamiş anne eğilip oğlunun gözlerine sevgiyle baktı. Mamiş anne, “ Tabiki yaparım. İstersen, şu koca gökyüzünde neler olup bitiyormuş bir konuşalım. “ dedi . Megule masanın başında heyecanla yemeğini yedi ve annesinin ona anlattığı her şeyi can kulağıyla dinledi. Annesinin yanağına bir öpücük kondurup teşekkür etti. Telefonla arkadaşlarını arayıp, bugün ne olacaklarını anlattı. Bahçedeki büyük ağacın altında, gizli karargahın hemen önünde beklerken Mamuş çıkageldi. O da ne? Mamuş üzerinde sapsarı bir güneş resmi olan, parlak mavi elbisesi, beyaz büyük şapkasıyla gözlerini kamaştırmıştı. Ayağına giydiği terliklerin üzerinde içi su dolu iki bulut vardı. “Bu ne güzel bir icat,” diye düşündü. Megule, “ Günaydın Mamuş, sen ne güzel bir gökyüzü olmuşsun!” dedi gülümseyerek . Mamuş, “ Teşekkür ederim, beğenmene sevindim. Bak terliklerimin üzerindeki bulutları annemle birlikte yaptık. “ Megule, “ Harika bir fikir, bu benim aklıma nasıl gelmedi? ” dedi üzülerek . Mamuş, “ Üzülme Megule, senin içinde bulut yapıp, terliklerine yapıştırırız olur mu? “ deyip Meguleye sarıldı . Tam o anda Esoş bahçeye girdi. Üzerinde onlarca kuş deseni olan beyaz kabarık elbisesiyle onları hayretler içerisinde bıraktı. Mavi parlak ayakkabıları gözlerini almıştı. Başına gökkuşağının bütün renklerinin olduğu kocaman bir şapka takmıştı. Esoş, “ Günaydın arkadaşlar, beni nasıl buldunuz?” dedi sevgiyle. Mamuş, “ Harika görünüyorsun Esoş, ne de güzel gökyüzü olmuşsun, üzerinde bir sürü kuş uçuyor sanki, bayıldımmm!” dedi hayranlıkla . Megule, “Evet bende çok beğendim. Hele o gökkuşağı şapkası, harika! Hadi bugün neler yapacağımızı konuşalım. “ Megule birkaç minik öksürükle boğazını temizledikten sonra, konuya girdi. Megule, “ Sevgili arkadaşlar, bugün hepimiz harika birer gökyüzü olacağız. Annem bu sabah, bana gökyüzüyle ilgili harika bilgiler verdi. “ dedi tüm ciddiyetiyle. Mamuş. “ Bu sabah masmavi bir gökyüzü var. Hiç düşündünüz mü, gökyüzü neden başka renk değilde mavidir? “ dedi merakla . Megule, “ Harika bir soru, bende ilk önce bunu düşündüm! Güneş ışıldarken gökkuşağının bütün renklerine sahip aslında. Güneşten dünyamıza gelen bu rengarenk ışınlar, gökyüzündeki toz parçacıkları gibi küçük şeylerle çarpışıyor. Güneş ışığındaki renklerden en çok çarpışanı mavi olduğundan dolayı biz gökyüzüne baktığımızda mavi rengi görüyoruz. Bu harika değil mi ? Esoş, “ Peki pofuduk bulutlar bulutlar, onlar nasıl oluşur ve neden mavi değilde beyaz renkte olurlar? “ Megule, “ Deniz, göl ve nehirlerdeki suyun küçük bir bölümü buhara dönüşerek havayla karısır. Ama bu buharı gözümüzle göremeyiz. Buhar, gökyüzüne doğru çıkarak pofuduk bulutlara dönüşür. Bulutlar mavi değil çünkü; güneşin ışıklarını saçamazlar. Gün ışığı, genelde beyaz olduğu için, bizde bulutları beyaz görürüz. “ Mamuş, “ Bazen de gri olur bulutlar, o zaman içinde çok fazla yağmur olur dedi annem.” Megule, “ Evet aynen öyle, hava ısınır yeryüzündeki su buharlaşır, gökyüzüne çıkar, bulutları oluşturur. Kocaman bulutlar da birleşip yağmur yağdırır. Ozaman bitkiler ve toprak için gereken bütün su onlara ulaşmış olur.“ dedi heyecanla. Esoş, “Gökyüzünde, en sevdiğim şeylerden biri de, rengarenk gökkuşağı. Sihir gibi bir şey, sizcede öyle değil mi? “ Mamuş, “ Yağmur sonrası gökyüzünde, gökkuşağı oluşur. Bu gerçekten gökyüzünün sihri. Su damlacıkları güneşten gelen ışınlarla çarpışır ve kırılır. Böylece yay şeklinde rengarenk ışıklar saçılır. Kırmızı, turuncu, yeşil, mor, sarı, mavi renkleri vardır. Buna gökkuşağı denir ” dedi neşeyle. Megule,” Arkadaşlar, gökyüzünde bütün canlıların yaşaması için gerekli olan hava, yani oksijen vardır. Oksijen olan tek gezegen bizim dünyamızdır. Oksijen olmasa, nefes alamayız. Hiçbir canlı, oksijen olmadan yaşayamaz. “ dedi. Esoş derin bir nefes çekti ve puf diye nefes verdi. Esoş, “ Bakın oksijeni ciğerlerime doldurdum,” dedi . Mamuş, “ Bitkilerde karbondioksiti alıp, bizim için temiz oksijen üretiyordu, hatırladınız mı? O yüzden ormanlar, havanın temiz olması için çok önemli,” dedi heyecanla. O sırada bahçede onlara birinin seslendiğini işittiler. Birbirlerine bakıp gülüştüler. Gelen Esoş’un annesi, Nevo teyzeydi.Tek sıra halinde sessizce gizli karargahtan çıktılar. Nevo teyze onlara selam verdi. Nevo teyze, “Selam çocuklar nasılsınız?“ Hep bir ağızdan, onlarda Nevo teyzeyi selamladılar. Nevo teyze, elindeki büyük paketi yavaşça yere bıraktı. Merakla birbirlerine baktılar. Nevo teyze, “Burada ne olduğunu merak ettiğinizi biliyorum. Görüyorum ki bugün harika birer gökyüzü olmuşsunuz. Söyleyin bakalım bana gökyüzünde uçmak ister misiniz?” Hepsi şaşkınlıkla birbirine baktı. Hep bir ağızdan neşeyle “Eveettt “diye bağırdılar. Nevo teyze büyük kutunun üzerindeki örtüyü kaldırdı. O da ne kutunun içerisinde bembeyaz üç güvercin vardı . Çocuklar, heyecanla güvercinlere yaklaştılar. Nevo teyze dikkatle her birine bir güvercin verdi. Sevgiyle güvercinlerini okşadılar. Nevo teyze, ”Her birinizin güvercinine sizin adınızı verelim ve onları masmavi gökyüzüne, ait oldukları yere uçuralım, ne dersiniz? “ dedi . Megule, güvercininin başını öptü ve onu gökyüzüne doğru yükseltti. Megule, “Sevgili Megule güvercini, şimdi seni masmavi gökyüzüne uğurluyorum, artık özgürsün,” dedi sevinçle. Mamuş ve Esoş’ta kuşlarını öpüp, masmavi gökyüzüne uğurladılar. O sırada, onları keyifle pencereden izleyen Mamiş anne seslendi . Mamiş anne, “Çocuklar, karnınız acıkmadı mı hala? Gelin bakın size bulut gibi yumuşak poğaçalar pişirdim, tam ağzınıza layık.” Mamuş, “Oleeyyyy! Karnımda çok acıkmıştı, koşun arkadaşlar, bakalım ilk önce kim bitirecek? “ dedi . Şen kahkahalar arasında, koşarak eve girdiler. Nevo teyze, Mamiş anneyle kahvelerini yudumlarken, Megule pencereyi açtı ve çocuklara seslendi. Megule, “Sevgili arkadaşlar, bugün bizimle birlikte gökyüzü olduğunuz için teşekkür ederiz. Sizde arkadaşlarınızla harika bir gökyüzü olabilmenin yollarını bulabilirsiniz. Annelerinizi üzmeyin, yemeklerinizi bitirin ve uyumaya gittiğinizde, her sabah için yeni hayaller kurun. Çünkü her yeni gün, harika sürprizlerle doludur, bunu sakın unutmayın.” dedi. Pencereyi kapatıp masaya arkadaşlarının yanına döndü. Mamiş annenin, onlar için pişirdiği buluttan da yumuşak poğaçaları keyifle yerken, keyifli bir sohbete daldılar . 3. ATÖLYE ETKİNLİĞİ -Kocaman bir gökyüzüsün, içinde neler var, bana anlatır mısın? -Gökyüzünde neler olur konuşalım mı? -Gökyüzünde en sevdiğin şey olsan, hangi renklerde ve nasıl olurdun, bana tarif eder misin? -Gökyüzünde duyulan seslerin taklidini, birlikte yapalım mı? -Birlikte gökyüzüne çıksak neler yapardık?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TOPRAK NE İŞ YAPAR?</title>
<link>https://fikirizleri.com/toprak-ne-is-yapar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/toprak-ne-is-yapar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6e4a961ebf.webp" length="89414" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:51:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>TOPRAK NE İŞ YAPAR? Sevimli mi sevimli Megule’nin rengarenk bir hayal dünyası vardı. Her akşam olduğu gibi dişlerini özenle fırçalayıp, bambaşka hayallere dalabilmek için, heyecanla yatağına yattı. Heyecanlıydı çünkü; uyumanın büyümek için ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyordu. Başını yastığa koyduğu anda,“ yarın ne olsam, ne olsam?” diye düşünürken, her zaman olduğu gibi uykuya daldı. Sabah, alarmın çalmasıyla heyecanla gözlerini açtı.Yatağında kollarını iki yana açarak kocaman gerindi. Megule, “ Harika bir sabah! Yaşasııın, ne olacağımı buldum! Bugün toprak olacağım. Evet evet, toprak olmak çok ilginç olacak. Ama bir dakika, toprakla ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Toprak ne işe yarar? Neler yapmam gerekir bunun için?” dedi heyecanla. Tüm bunları öğrenebilmek ve toprak gibi görünebilmek için yatağından fırladı. Dolabındaki kahverengi her şeyi yatağının üzerine çıkardı. Ve ardından seçim yaptı. Toprağa benzemek onun için kolay olacaktı. Kahverengi tişört ve şortunu giydi.Tişörtünün üzerinde kocaman bir papatya resmi vardı.Kahverengi yağmur çizmelerini heyecanla ayağına geçirip, başına yeşil büyük bir şapka taktı. Kocaman kahverengi çerçeveli gözlüklerini de gözüne takıp, aynanın karşısına geçti. Megule, “ Harikaaaaa! Artık güçlü bir toprak olmak için hazırım. Bakalım annem benim bugün ne olacağımı bilebilecek mi?” Her zamanki gibi koşarak mutfağa girdi. Megule,” Anneee anneciğim!”diye seslendi heyecanla. Mamiş anne,” Günaydın oğlum, dur bir bakayım sen bugün ne olmuşsun? Hıııım acaba toprak olabilir mi doğru cevap?” Megule,” Evet anneciğim, hemen de buluverdin. Ama bu biraz zordu. Nasıl da her şeyi biliyorsun böyle?” deyip annesini kucakladı. Mamiş anne,” O zaman senin için hazırladığım nefis kahvaltılıkları yemelisin. Bu sabah toprakta yetişen sebzelerden harika bir kahvaltı tabağımız var. Hem yer, hem de sohbet ederiz olur mu? dedi sevgiyle. Megule her sabah olduğu gibi masanın başına oturdu. Yerinde duramıyordu. Kahvaltısını büyük bir keyifle yerken, annesine toprak hakkında bilmek istediklerini sordu. Megule’nin kalbi heyecan doluydu. Kahvaltısını bitirip annesinin yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. Arkadaşları Esoş ve Mamuş’a bugün yapacakları hakkında bilgi verdi. Megule hazırlıklarını bitirip, evlerinin arkasındaki gizli karargaha gitti. Büyük ağacın dibinde kutulardan yaptıkları gizli karargahın penceresinden bakıyordu ki, Esoş’un bahçeye girdiğini gördü. O da ne! Esoş üzerine toprak rengi bir elbise giymişti. Elbisenin her yanında kırmızı küçük kır çiçekleri vardı. Başına koca bir kırmızı çiçekli toka takmıştı. Üstelik kahverengi terliklerinin üzerinde de aynı çiçeklerden vardı. Esoş bir tarlaya serpilmiş çiçek bahçesine benzemişti. Megule şaşkınlığını gizleyememişti. Esoş,” Günaydın Megule, nasıl sence toprağa benzemiş miyim?”dedi, tüm sevimliliğiyle. Megule,” Harika olmuşsun, güzel bir bahçeye benzemişsin.” dedi gülümseyerek. O sırada içeriye Mamuş giriverdi. Megule ve Esoşun şaşkınlıktan ağızları açık kalmıştı. Mamoşun eteklerinin uçlarındaki pembe çiçekler, pırıl pırıl parlıyordu. Kıvırcık saçlarını çiçekli tokalarla süslemişti. Toprağın üzerinden fışkıran bitkileri andırıyordu. Parlaklığıyla gözümüzü alan koyu kahve ayakkabılarının üzerinde aynı çiçeklerden vardı. Gözüne taktığı kocaman yuvarlak gözlükleriyle renkli bir bahçeyi anımsatıyordu. Mamuş,”Günaydın arkadaşlar, bu kadar şaşırdığınıza göre beni beğendiniz değil mi?” dedi gülümseyerek. Hep bir ağızdan “günaydın,” dediler Mamuş’a. Megule,”Arkadaşlar harika olmuşsunuz! Bugün hepimize ev sahipliği yapan, bize gıda veren toprak olmaya karar verdik. Toprak yaşamın kaynağıdır ve tüm canlılar için besin sağlar. Hava ve su gibi bütün canlıların ortaklaşa kullandığı bir hazinedir aslında.” dedi heyecanla. Mamuş,” Evet toprak olmasaydı bitkiler de olmazdı. Bitkiler olmasaydı canlılar ne yerdi? Ağaçlar nereye tutunurdu? Hem bunca canlı toprağın üzerinde yaşıyor, toprak aynı annemiz gibi, hep bizim için çalışıyor.”dedi. Esoş,” Bizim için bu kadar önemli olan toprağı nasıl koruyabiliriz peki?” Megule,”Ağaç dikmek en önemli şey. Ağaç toprağı kökleriyle tutar, toprak kaybını önler ve su kaynaklarını korur. Toprağın ısısını düzenlerken, bitkiler için besin maddeleri de üretir.” dedi, büyük bir ciddiyetle. Mamuş,”Evet ağaçlandırma olmazsa, topraklarımız bomboş ve savunmasız kalır. Sonra yağmur veya rüzgarla başka yerlere taşınır, biz de topraksız kalırız. Sebzeler meyveler nerede yetişir, biz ne yaparız?” Esoş, “ Sakin ol Mamuş, daha geçen gün bahçelerimize yeni fidanlar ektik. Kendi toprağımızı korumak için ilk adımımızı attık.” dedi keyifle. Megule,” Her yere, her şey ekilmez. Toprağın birşeyler yetiştirmeye uygun olması gerekir. Ayrıca ekmek için doğru zamanı da bilmeliyiz. Annem bir sürü toprak çeşidi olduğundan bahsetti. Bir şeyler yetiştirmek için en iyi toprak “Kara toprak’’ mış. Mamuş,” Sadece bu da yetmez, topraklarımızı korumak için yapabileceğimiz en önemli şeylerden biri de onu kirletmemektir. Toprağı gübrelemek, evlerimizden çıkan çöpleri, toprağı kirletmeyecek yerlere taşımak, fabrikalardan çıkan atık suların toprağa karışmasını önlemek gibi bazı şeyler yapılabilir.” dedi. Megule ve Esoş Mamuş’u dikkatle dinlediler. Esoş,” Toprak küçük canlılar için bir ev değil mi? Karınca, solucan, kirpi, köstebek, kunduz ve yılanlar toprak altında yaşar. Topraklar zarar görürse bu canlılar da evsiz kalır.” dedi korkuyla. Megule,” Evet haklısın kimsenin evsiz kalmasını istemeyiz değil mi?” dedi . Mamuş, “Arkadaşlar benim bir fikrim var. Hepimiz kendi bahçelerimizdeki toprakları temizleyip zenginleştirip koruyalım. Sonra da çevremizdeki herkesi bu konuda bilgilendirelim. Böylece bu yavaş yavaş tüm ülkeye yayılır. Bizler ve diğer tüm canlılar yaşamın kaynağı olan toprağımızı korumuş oluruz. Nasıl fikrimi beğendiniz mi?” İkisi bir ağızdan “evet “ diye bağırdılar. O sırada dışarıdan birilerinin onlara seslendiğini duydular. Bir anda susup dikkat kesildiler. Esoş,” Bu anneanne ve dedenin sesi değil mi?” dedi sevinçle. Toparlanıp, heyecanla karargahtan çıktılar. Anneanne ve dede gülümseyerek selam verdiler. Çocuklar koşarak, onlara sarıldılar. Anneanne,”Çocuklar, siz nasılda güzel olmuşsunuz böyle!”dedi sevgiyle. Dede,” Evet ben de çok beğendim. Ayrıca bu kadar duyarlı olmanız gözlerimi yaşarttı. Biz de gelip sizinle bir şeyler yapmak istedik.” dedi. Çocuklar sabırsızlanıyorlardı. Oldukları yerde zıplayarak, bugünkü sürprizi öğrenmeye çalıştılar. Anneanne,” Madem öyle, sizi daha fazla bekletmeyeceğiz. Şimdi ilk olarak kendi bahçemizi temizleyeceğiz.” dedi neşeyle. Çocuklar anneanne ve dedelerinin onlara verdikleri poşetlere bahçedeki tüm çöpleri doldurup çöp konteynerine attılar.Dedelerinin onlara verdiği çapa ile toprağı çapalayarak havalandırdılar.Çimleri, çiçekleri ve ağaçları suladılar. Dede,” Şimdi herkes ayakkabılarını çıkarıp toprağa bassın. Toprağa basmak sağlığımız için çok önemlidir. İnsanın topraktan uzak bir yaşam sürmesi düşünülemez.” dedi gülümseyerek. Megule, Mamuş ve Esoş ayakkabılarını çıkarıp, dans etmeye başladılar. Dedeleri onlara katılmış, o da neşe ile şarkı söylüyordu. Birazdan anneanneleri elinde büyük bir kova ile yanlarına geldi. Çocuklar merakla yanına koştular. Anneanne,” Sevgili çocuklar, toprağı sadece temizlemek onu korumaya yetmez, ayrıca onu beslemeliyiz. Bu kovayı, bundan sonra gübre yapmak için kullanacağız.” dedi. Çocuklar hayretler içerisinde kalmışlardı. Hep bir ağızdan, “Nasııılll?”diye bağırdılar. Anneanne kovayı bahçe duvarına yaslayıp anlatmaya başladı. Anneanne,” Şimdi bu kovanın dibine biraz toprak koydum, sizde evinizdeki sebze ve meyve kabuklarını yada artıklarını çöpe değil, getirip buraya atacaksınız. Üzerini biraz daha toprakla örtüp biraz da sulayacağız. Zamanla bu atıklar toprakla birleşip faydalı bir gübreye dönüşecek.”dedi. Çocuklar bunu daha önce hiç duymamışlardı. Megule,” Bu kadar kolay mı yani?” dedi şaşkınlıkla. Dede,” Evet bu kadar kolay.” O sırada Mamiş anne, her zamanki gibi yemeğin hazır olduğunu söylemek için onlara seslendi. Mamiş anne,” Çocuklaaar, siz daha acıkmadınız mı? Gelin bakın, sizlere toprakta yetişen nefis sebzelerden bir yemek yaptım.” dedi gülümseyerek. Çocuklar dikkatle mamiş anneyi dinlediler. Megule,” Neee sebze mi? Bayılırım sebzeye!” dedi karnını ovalayarak. Koşarak eve girdiler. Ellerini yüzlerini yıkayarak yemek masasına oturdular. Anneanne ve dede, Mamiş annenin yaptığı kahveyi keyifle yudumlarken, Megule pencereyi açıp çocuklara seslendi. Megule,” Sevgili arkadaşlar, bugün bizimle toprak olduğunuz için teşekkür ederiz. Sizlerde arkadaşlarınızla birlikte harika birer toprak olabilmenin yollarını bulabilirsiniz. Topraklarımızı koruyalım ve bizden sonra gelecek nesillere tertemiz bir dünya bırakabilmek için çok çalışalım. Ayrıca annelerinizi üzmeyin, yemeklerinizi bitirin ve uyumaya gittiğinizde, her sabah için yeni hayaller kurun, çünkü, her yeni gün, harika sürprizlerle doludur, bunu sakın unutmayın.” dedi. Pencereyi kapatıp masaya, arkadaşlarının yanına döndü. Mamiş annenin hazırladığı yemekleri afiyetle yerken, şen kahkahalar arasında sohbete daldılar… 5. ATÖLYE ETKİNLİĞİ -Sen bir topraksın üzerinde neler var bana anlatır mısın? -Toprağın altında sence neler yaşar? -Sence topraktan neler yapabiliriz bana anlatır mısın? -Toprak en çok ne sever? -Toprak kimlerin evidir , bana anlatır mısın?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EN GÜZEL AĞAÇ KİM</title>
<link>https://fikirizleri.com/en-guzel-agac-kim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/en-guzel-agac-kim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6e95306a50.webp" length="47660" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:46:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>EN GÜZEL AĞAÇ KİM? </p>
<p>Sevimli mi sevimli Megule, her gece olduğu gibi, yepyeni bir macera hayali için, dişlerini fırçalayıp, heyecanla yatağına yattı. Heyecanlıydı çünkü, uyumanın büyümek için ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Buluttan bile yumuşak yastığına sarıldı. “Yarın ne olsam , ne olsam” diye düşünürken tatlı uykusuna daldı. Her sabah olduğu gibi alarmı çaldı. Yatağında doğruldu. Kollarını iki yana açıp kocaman gerindi. Gözlerini ovaladı. Megule, “ Harika bir sabah, Bulduuum, bugün büyük bir ağaç olacağım! Peki ama ağaç neler yapar? Nasıl yaşar ? Nasıl büyür?” dedi merakla. Bunları öğrenmek ve ağaç kılığına girebilmek için, yatağından fırladı. Elini yüzünü yıkayıp, dişlerini fırçaladı. Dolabındaki yeşil renkli bütün eşyaları çıkardı. “ Bir dakika! Benim birkaç renge daha ihtiyacım olabilir. Çünkü, yeryüzünde birçok renkte ağaç var. ” diye düşündü. Ve giysilerinin arasından özenle seçim yaptı. Yeşil tişörtünün altına toprak kahverengisi şortunu giydi. Başına kiraz gibi kırmızı şapkasını taktı. Meyve desenli rengarenk çorapları ve yeşil terliklerini giyip, heyecanla aynanın karşısına geçti. Megule , “ Harikaaaa! Artık, bir ağaç gibi kocaman olmamın zamanı geldi. “ deyip koşarak mutfağa Mamiş annenin yanına gitti. Megule, “ Anneeee, anneciğim,“ diye seslendi. Mamiş anne, “Vayyyy muhteşem görünüyorsun Megulem, galiba bugün sen …” Megule’nin heyecandan bekleyecek zamanı yoktu, yerinde zıplamaya başladı. Megule , “ Bul bul bul! “ dedi. Mamiş anne gülümseyerek oğlunun ellerinden tuttu. Mamiş anne, “Sen gördüğüm en güzel ağaçsın. “ dedi. Ve oğlunun sevincini paylaşmak için onunla zıpladı. Birkaç dakika sonra nefes nefese kalıp kucaklaştılar. Megule, “ Evet anneciğim bugün yeşil salatalık, yeşil biber, kırmızı kiraz da olabilir mi kahvaltımda? “ diye sordu. Mamiş anne, Oğlunun başını sevgiyle okşadı. Eğilip gözlerine baktı. Mamiş anne, “ Tabiki, istersen ağaçlar hakkında sohbet ederiz. Eeeee madem kocaman bir ağaç olacaksın, onun neler yaptığını da bilmelisin. “ dedi. Megule masanın başında heyecanla kahvaltı tabağını bekledi. Kahvaltının, günün en önemli öğünü olduğunu bildiğinden, annesinin ona hazırladığı her şeyi afiyetle yedi. Yemeğini yerken, annesi ona ağaçlar hakkında bilmesi gereken her şeyi anlattı. Megule, en yakın arkadaşları Esoş ve Mamuş’u arayıp bugün yapacaklarını sevinçle anlattı. Annesini kocaman öpüp, zıplaya zıplaya gizli karargaha doğru gitti. Çok geçmeden Esoş geldi. O da ne ? Esoş başına bir şapka takmış, şapkanın üzerinden sarkan çeşitli meyveler, yürüdükçe sallanıyordu. Yemyeşil elbisesinin üzerinde bir sürü elma resmi vardı. Kahverengi yağmur çizmeleri inanılmaz güzeldi. GÖRSEL… Megule , “Esoş, sen ne güzel bir ağaç olmuşsun! Yürümesen gerçek ağaç zannedecektim. “ dedi gülerek. Esoş kikirdeyerek cevap verdi, Esoş, “Gerçekten beğendin mi ?” dedi. Esoş, “ Uyanır uyanmaz anneme bugün ne olacağımı anlattım. O da bana , bu güzel şapkayı tasarladı. Birlikte evdeki malzemelerden yaptık. Başını sallayarak şapkasındaki meyveleri hareketlendirdi. Megule, “ Nevo teyzem benim, ne güzel düşünmüş, çok beğendim! “ dedi sevinçle. Onlar şapkaya heyecanla bakarken, Mamuş girdi bahçeye. Megule ve Esoşun şaşkınlıktan dili tutuldu. Mamuş saçını iki kuyruk yapmış, kuyruklarına kirazlı iki büyük toka takmıştı.Yürüdükçe kirazlar hem parlıyor, hem de sallanıyordu. O da ne ? Yeşil tişortu ve yeşil şortunun altına giydiği çoraplarından da kırmızı kirazlar sarkıyordu. Kahverengi terlikleriyle, tam bir meyve ağacı olmuştu. Tüm sevimliliğiyle arkadaşlarının yanına geldi. Mamuş, “Günaydın arkadaşlar. Bugün, ben bir meyve ağacı olduğum için çok heyecanlıyım. Siz de harika olmuşsunuz.” dedikten sonra birbirlerine sarıldılar. Ve karargaha doğru gizlice hareket ettiler. Birlikte yaptıkları karargaha girince, Megule büyük bir ciddiyetle konuya girdi. Megule, “Sevgili arkadaşlar, bugün hepimiz harika ağaçlar olduk. Annem sabah bana bir sürü yeni bilgi verdi.” dedi. Esoş , “ Ben ağaçları çok seviyorum. Acaba ağaçlar benim onları sevdiğimi biliyor mu? “ dedi merakla. Megule, “ Yapılan araştırmalarda bitkilerin de bizi hissettiği bulunmuş. Ve yaprakları koparılan bitkiler ağlarlarmış.” Esoş, “ Biliyordum hissettiklerini biliyordum. Canlılara iyi davranmayı çok seviyorum. Her parka gittiğimde, koşarak ağaçlara sarılırım. Çünkü, annem ağaçların bizim için havayı temizlediğini anlattı. Düşünsenize, kirli havayı alıp bize temiz hava veriyorlarmış. Biz onlara hiç bir şey vermiyoruz, ama onlar bizim için çalışıyorlar. Onlarda bizi çok seviyorlar o zaman, değil mi? ” dedi , büyük bir ciddiyetle. Esoşun ağaçları ne kadar çok sevdiği, gözlerinden okunuyordu. Mamuş söze daldı, Mamuş, “Bunu nasıl yapıyorlar ben anlamadım! Ağaçlar, tıpkı bizim gibi nefes mi alıyorlar yani? “ diye sordu, gerçekten kafası karışmıştı. Megule, “Tabiki , bütün canlılar gibi ağaçlar da nefes alır. Ama bitkiler , yapraklarıyla solunum ve fotosentez yaparlarmış.” dedi. Mamuş, “ Fotosentez miiiiii, o da ne ? “ dedi şaşırarak. Megule, “ Hazır olun, şimdi anlatıyorum. Bu ağaçların hayatımızda neden önemli olduğunu da anlayacaksınız. Foto , ışık demek. Sentez de üretim demekmiş. Yani, fotosentez demek , ışıkla üretmek demekmiş. Bitkiler, kökleriyle topraktaki suyu çekip ,yapraklarına gönderiyorlarmış .Aynı zamanda , havadan da yapraklarının üzerinde bulunan küçük deliklerle kirli havayı çekip, bizim için tertemiz havayı gökyüzüne gönderiyorlarmış. “ Bunları anlatırken büyük bir hayranlık içerisindeydi. Esoş , “Canım ağaçlar ! Onları daha da çok seviyorum artık. Ama her geçen gün şehirler büyüyor ve ağaçlar azalıyor. Ağaçlar olmazsa, kirli hava fazlalaşır.Ve ağaçlarda yaşayan canlılar, evsiz kalır. Kuşlar yuvalarını nereye yapar? “dedi üzülerek. Mamuş, “ Annem bana bahçemizdeki büyük ağacın, toprağımızı koruduğunu söyledi. Ağaçlar olmasa topraklar kayar, seller artarmış. Kocaman kökleriyle toprağın sel suyunu çok fazla çekmesini engelliyormuş ve toprağı bir arada tutuyormuş, böylece toprak kayıp gitmiyormuş. Bu harika birşey. Canım Esoş, haklısın. Ben de çok seviyorum artık ağaçları. “ dedi tüm sevgisiyle . Megule, “Arkadaşlar sadece bu mu? Ağaçlar bize başka ne verir, bir düşünün bakalım bulabilecek misiniz?” dedİ. Esoş, “ Ben buldum, meyve!“ dedi heyecanla. Mamuş, “ Hem de, en sevdiğimiz meyveleri bizim için üretirler. Canım ağaçlar, “ dedi sevgiyle kendini sarmaladı. Megule, “ Evet sizi akıllı bıdıklar. Dersinize çok iyi çalışmışsınız. İnsanlar bu meyveleri satarak para da kazanırlar. “dedi . Esoş, “Annem bazı ağaçların otuz, bazılarının da beş bin yıla kadar yaşayabileceğini söyledi. Dünyanın en yaşlı ağacı bizden çoook uzak bir ülkedeymiş. Kulaklarınıza inanabiliyor musunuz? “ dedi ve, şaşkınlıkla ellerini havaya kaldırdı. Megule, “Arkadaşlar şimdi ağaçların ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorum. “ dedi . O anda dışarıdan onlara seslenen birini duydular. Dikkatle dinlediler. Megule, “Bu Semroş teyze, gizlice dışarı çıkalım, bakalım ne istiyormuş?” dediler ve gizlice karargahtan ayrıldılar. Semroş teyze, “ Merhaba sevgili çocuklar . Harika görünüyorsunuz! Siz hayatımda gördüğüm en güzel ağaçlarsınız!” dedi. Çocuklar çok mutlu olmuşlardı. Semroş teyze elinde kocaman bir paketle gelmişti. Çocuklar heyecanla paketin içinde ne olduğunu sordular. Semroş teyze elindeki büyük paketi dikkatlice yere bıraktı. Ve çocuklara keyifle cevap verdi. Semroş teyze, “ Sevgili çocuklar bugün size kendi bebek fidanlarınızı hediye edeceğim. Onları bahçenin en güzel yerine kendi ellerinizle ekeceksiniz. Sonrada toprağa tutunabilmeleri içinde ilk can suyunu kendi ellerinizle dökeceksiniz. Onlara istediğiniz ismi verebilirsiniz. Dünyamızı güzelleştirmek bizim öncelikli görevimiz olmalı. Anlaştık mı?” dedi. Megule, Esoş ve Mamuş sevinç ve heyecandan yerlerinde duramıyorlardı. Semroş teyze fidanları ekmeleri için çocuklarla birlikte üç çukur kazdı. Ve fidanları yanyana dikkatlice ektiler. Bahçedeki çeşmeden sırayla su taşıyıp kendi fidanlarının dibine döktüler. Öyle güzel görünüyorlardı ki, dayanamayıp fidanlara sarıldılar. Hepsi çok mutlu olmuştu. Kim bilir bu fidanlar büyüyünce kimlere yuva olacaktı? Hepsi koşarak bu anlamlı hediyeyi getiren Semroş teyzelerini kucakladılar. Semroş teyze de onlara sevgiyle sarıldı. O sırada, Mamiş anne evden seslendi. Öğlen yemeği vakti gelmiş olmalıydı. Mamiş anne, “ Çocuklar acıkmadınız mı hala? Gelin, bakın size yaprak sarma ve meyveli kek pişirdim. Kocaman olmak istiyorsanız hepsini bitirmelisiniz. Yoksa gücünüz kaybolur. Çocuklar dikkatle Mamiş anneyi dinlediler. Mamuş, “ Neee yaprak sarması mı? bayılırım.“ dedi. Esoş, “Ya meyveli keke ne dersiniz?“ dedi iştahla . Semroş teyze, “Hadi bakalım çocuklar ellerimizi yüzümüzü güzelce yıkayıp masanın başına geçelim. Siz yemeğinizi yerken biz de kahvelerimizi içeriz. “ dedi . Çocuklar heyecanla eve girdiler. Tüm görevlerini yerine getirip masanın başına oturdular. O sırada Megule pencereyi açıp diğer tüm çocuklara seslendi. Megule, “ Sevgili arkadaşlar , bugün bizimle birlikte ağaç olduğunuz için teşekkür ederiz .Sizde bizim gibi fidanlar ekip, dünyamıza ve gelecekteki çocuklara güzel bir dünya bırakabilirsiniz. Doğayı sevin ve onu koruyun. Annelerinizi üzmeyin, yemeklerinizi bitirin ve uyumaya gittiğinizde her sabah için yeni hayaller kurun. Çünkü,her yeni gün, harika sürprizlerle doludur, bunu sakın unutmayın.” dedi ve pencereyi kapatıp arkadaşlarının yanına döndü. Mamiş annenin hazırladığı yemekleri keyifle yerken şen kahkahalar içinde sohbete daldılar. 2. ATÖLYE ETKİNLİĞİ -Bir ağaç olsan hangi ağaç olurdun neden? -Ağaçlar nasıl davranır bana gösterir misin? -Sence ağaçlar yan yanayken neler konuşur? -Ağaçlar nasıl nefes alır ? -Kocaman bir meyve ağacı olsan hangi renklere ihtiyacın olur bana anlatır mısın?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AYAK TABANIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/ayak-tabanim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ayak-tabanim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6e9a8ec928.webp" length="36502" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:43:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/“Keşke sizi dinleseydim.” dedi kadın. Pencerenin kenarında oturalı saatler oluştu. Ara sıra, kendi kendine mırıldandığı birkaç cümle ile, yapışmış dudaklarını oynatıyor, uzun zamandır yalnız olmasının acısını, kendi kendine konuşarak gideriyordu. Derin bir “ah” çekti ve  tekrar etti aynı cümleyi. “Keşke sizi dinleseydim.” dedi ayak tabanlarına bakıp. Güçlükle kalktı oturduğu yerden. “Bak, görüyormusunuz basamıyorum bile istediğim gibi. Oysa, aklım yerine sizi dinleseydim, şimdiye köyümün çimenlerinden ayrılmaz, o nehirin sularında karşılardım her günü. Ahh aptal kafam ah! Ne vardı da buralara geldik. Yıllarca, koş oraya koş buraya, arşınladım o soğuk betonları. Hep bir koşuşturma, hep bir telaş. Belki hiç giymek istemedin o yüksek ökçeleri. Gösterişle boğdum sizi. Bir anlamı varmış gibi. Evet, evet bana bir ceza bu. Bu gün böyle yürüyemiyor olmam, yılardır size aldırış etmeden, oraya buraya gitmelerimdendi.” Boş bir çuval gibi oturdu aynı yere. Çaresizdi. “Ben çok üzgünüm. İstesemde dönemem geri. Çok yıllar oldu. Kimsecikler kalmadı oralarda. Hem şimdi, aynı olur mu sizin için. Çimlere basıp koşabilir miyim mesela? Nehirin soğuk suyuna dayanabilir miyim? “ Ayağının altında ki terlikleri, parmak ucuyla itekleyip yavaşça coraplarını indirdi. İçinde bir heyecan, dudağının kenarında minik bir tebessüm vardı. Doğruldu yerinden. “Aaa, yeter bu korkaklık. Kimsenin bana yardım edeceği yok. Gidiyorum ben. Bugünden tezi yok, siz nereye istiyorsanız oraya gidiyorum. Bağa bahçeye hasret kaldım yıllardır. Ben köy çocuğuyum, bu şehir, bu ayakkabılar, bu yollar hiç mutlu etmedi beni. Yetti canıma artık. Bir gün daha basmam buraya.” Yalınayak, yalpalaya yalpalaya attığı birkaç adımla ulaştı kapıya. Dönüp son kez baktı, bir ömür yaşadığı odaya. Bir daha dönmemecesine çıktı gitti.">“Keşke sizi dinleseydim.” dedi kadın. Pencerenin kenarında oturalı saatler oluştu. Ara sıra, kendi kendine mırıldandığı birkaç cümle ile, yapışmış dudaklarını oynatıyor, uzun zamandır yalnız olmasının acısını, kendi kendine konuşarak gideriyordu. Derin bir “ah” çekti ve tekrar etti aynı cümleyi. “Keşke sizi dinleseydim.” dedi ayak tabanlarına bakıp. Güçlükle kalktı oturduğu yerden. “Bak, görüyormusunuz basamıyorum bile istediğim gibi. Oysa, aklım yerine sizi dinleseydim, şimdiye köyümün çimenlerinden ayrılmaz, o nehirin sularında karşılardım her günü. Ahh aptal kafam ah! Ne vardı da buralara geldik. Yıllarca, koş oraya koş buraya, arşınladım o soğuk betonları. Hep bir koşuşturma, hep bir telaş. Belki hiç giymek istemedin o yüksek ökçeleri. Gösterişle boğdum sizi. Bir anlamı varmış gibi. Evet, evet bana bir ceza bu. Bu gün böyle yürüyemiyor olmam, yılardır size aldırış etmeden, oraya buraya gitmelerimdendi.” Boş bir çuval gibi oturdu aynı yere. Çaresizdi. “Ben çok üzgünüm. İstesemde dönemem geri. Çok yıllar oldu. Kimsecikler kalmadı oralarda. Hem şimdi, aynı olur mu sizin için. Çimlere basıp koşabilir miyim mesela? Nehirin soğuk suyuna dayanabilir miyim? “ Ayağının altında ki terlikleri, parmak ucuyla itekleyip yavaşça coraplarını indirdi. İçinde bir heyecan, dudağının kenarında minik bir tebessüm vardı. Doğruldu yerinden. “Aaa, yeter bu korkaklık. Kimsenin bana yardım edeceği yok. Gidiyorum ben. Bugünden tezi yok, siz nereye istiyorsanız oraya gidiyorum. Bağa bahçeye hasret kaldım yıllardır. Ben köy çocuğuyum, bu şehir, bu ayakkabılar, bu yollar hiç mutlu etmedi beni. Yetti canıma artık. Bir gün daha basmam buraya.” Yalınayak, yalpalaya yalpalaya attığı birkaç adımla ulaştı kapıya. Dönüp son kez baktı, bir ömür yaşadığı odaya. Bir daha dönmemecesine çıktı gitti.</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yazmaya başlamak</title>
<link>https://fikirizleri.com/yazmaya-baslamak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yazmaya-baslamak</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6ea7c22593.webp" length="47476" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:37:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Korkma! Seni yazmaktan alıkoyan tek şey korkun. Büyük resimler hep küçük bir noktayla başlar ve eşsiz eselerde bir harfle. O zaman bunu arkana al ve ilk taslağını yazmaya basla. Öyle mükemmel birşey çıkarmaya uğraşma. Çünkü; ilk adımda mükemmel olmaya çalışmakta seni amacından uzaklaştıracak. Kalemin parmak izin gibidir sakın unutma! Onunla ihtişamlı bir yaşam, hayallerin ötesinde bir dünya, büyük bir sefalet, ya da unutulmaz bir aşk yaratabilirsin. Hepsi sadece parmaklarının ucunda. En iyi metinler, en kotu taslaklardan oluşur, taslaklarini hafife alma. En olmadık zamanlarda aklına geleni kaydet mutlaka. Bu senin kasan olsun. Bazen bir söz bir kitap yazdırır insana. Neyi değiştirmek istiyorsan onu yaz! Ve yazmaya en çok bildiğin şeyden başla. Unutma! Yazarsan, “YAZAR”sin, yazmazsan yazmayan.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TİRAT</title>
<link>https://fikirizleri.com/tirat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/tirat</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6e79853157.webp" length="26842" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:28:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Beni  merak etmişsiniz.İşte buradayım. Bir dağın başında mı, bir ağacın tepesinde mi, pencerenin kenarında mı ya da eşiğinde mi kapının? Ne önemi var? Nerede olursam olayım, bu bedendeyim. Ve içerisinde fırtınalar kopan bu zihinde. Yoo, sizin beni anlamanız mümkün bile değil. Neden mi? çünkü; ben bir oyuncuyum. Yalanlar söylüyorum herbirinize. İnşa ettiğiniz toplumsal kurallar repliklerim. Sizlerin de ezbere bildiğiniz.Çokta zor değil ezberlemem. Ardı ardına sıralanmış saçmalıklar silsilesi. Ve dağatılan maskelerden bende de çokça var. Herbirinizi tanıdığım gibi, elbette sizlerde tanıyorsunuz beni. Hanımefendiler, beyefendiler.. Ahahahahahahh! Ne hoşsunuz, ne güzel konuşuyorsunuz, tesekkür ederim, teveccüğünüz, o sizin güzelliğiniz, ne kadar da bilgilisiniz, hadi şunu da bileyim, daha çok sevileyim….  Kapayın çenenizi, derhal! Şu andan, şu dakikadan itibaren, bu saçmalıklara alet olmayı bırakıyorum.  Ne? Ne, duyamadım?  Yalnız mı kalırım? Ahahahhahahah Bundan korkacağımı mı zannediyorsunuz ahmaklar. Benim ne ihtiyacım olur ki size?"></a></p>
<p>Beni merak etmişsiniz.İşte buradayım. Bir dağın başında mı, bir ağacın tepesinde mi, pencerenin kenarında mı ya da eşiğinde mi kapının? Ne önemi var? Nerede olursam olayım, bu bedendeyim. Ve içerisinde fırtınalar kopan bu zihinde. Yoo, sizin beni anlamanız mümkün bile değil. Neden mi? çünkü; ben bir oyuncuyum. Yalanlar söylüyorum herbirinize. İnşa ettiğiniz toplumsal kurallar repliklerim. Sizlerin de ezbere bildiğiniz.Çokta zor değil ezberlemem. Ardı ardına sıralanmış saçmalıklar silsilesi. Ve dağatılan maskelerden bende de çokça var. Herbirinizi tanıdığım gibi, elbette sizlerde tanıyorsunuz beni. Hanımefendiler, beyefendiler.. Ahahahahahahh! Ne hoşsunuz, ne güzel konuşuyorsunuz, tesekkür ederim, teveccüğünüz, o sizin güzelliğiniz, ne kadar da bilgilisiniz, hadi şunu da bileyim, daha çok sevileyim…. Kapayın çenenizi, derhal! Şu andan, şu dakikadan itibaren, bu saçmalıklara alet olmayı bırakıyorum. Ne? Ne, duyamadım? Yalnız mı kalırım? Ahahahhahahah Bundan korkacağımı mı zannediyorsunuz ahmaklar. Benim ne ihtiyacım olur ki size?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Umut&amp;apos;un resmi</title>
<link>https://fikirizleri.com/umutun-resmi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/umutun-resmi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6e8ea47ae6.webp" length="59956" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:24:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Elif miskin miskin evde oturuyordu.Karnı acıkmıştı. Telefonu elinde saatlerdir yerinden kalkmadan eğlenceli videolar izliyor kendi kendine gülüyordu. Oanda kapı zili çaldı. Annesi Elif’e kapıyı açmasını söylediyse de bir faydası olmadı. Sonunda söylenerek kapıyı annesi açtı.Gelenler Elif’in okul arkadaşı Umut ve annesiydi. Umut Elif’in annesine selam verdi ve nasıl olduğunu sordu. Anneler bir kenara çekilirken Elif hala yerinden kıpırdamıyor ilgisiz davranıyordu.Annesinin onu bu davranışından dolayı eleştirmesine de kulak asmadı. Umut yavaşça Elifin yanına geldi ve ona da selam verdi. Fakat Elif, çok kısa cevaplar veriyor ona bakmıyordu. Umut o sırada çantasından bir kağıt ve renkli birkaç kalem çıkardı. Büyük bir hevesle birşeyler çizdi. Osırada Umut’un annesi, uzun süreli telefon kullanımının çocukların sosyal hayatlarını olumsuz etkilediğinden ve bu yüzden umutun telefon kullanımını kısıtladığından bahsediyordu. Elif göz ucuyla Umut’u izledi. Suratını buruşturdu ve alaycı bakışlarla baktı. Umut ise mırıldandığı şarkıyla keyife çizimine devam etti. Birazdan bitirdiği resmi koşarak annesine götürdü. Anneler onları çizen Umutu kutlayıp sevgiyle sarıldılar. Elif iyiden iyiye sinirlenmiş, Umuta gıcık kapmıştı. Elif bir anda çığlık attı. Annesi korkuyla yanına koştu. Elif o kadar ağlıyordu ki, annesi ne olduğunu birturlu anlayamıyordu. Elif parmağıyla telefonu işaret etti. Telefonu bir anda kapanmıştı. Annesinin durumu düzeltmesine bile tahammülü omayan elif yerinde tepinmeye devam ediyordu. Annesi bir anda öfkelendi. Bunun iyi bir fırsat olduğunu düşünerek telefonu ortadan kaldırdı. Elifin öfkesi daha da büyümüştü. Umut ise olanları büyük bir hayretle izliyordu. Elifin annesi hala yakınmalarına devam ediyordu. Bir süre sonra sakinleşen Elif’in yanına bir kağıt ve bir kalem alarak giden Umut onu resim çizmeye davet etti. Elif çabucak kabul etmeyecek kadar sinirliydi. Umut kağıdı onune bırakıp yerine geçip keyifle çizime devam etti. Elif bir süre bekledikten sonra bir çiçek çiziverdi. İstediği renkler için Umut un yanına gitti. Ve ondan boyalarını istedi. Umut hemen uzattı diğer renkleri de. Birazdan Elifin ağzından çıkan şarkıya anneler dikkat kesildiler. Umut gülümsedi. Elif te. Çizdikleri resimleri birbirlerinin annelerine verip kucaklaştılar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zeynep&amp;apos;in resmi</title>
<link>https://fikirizleri.com/zeynepin-resmi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zeynepin-resmi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6e6eadf555.webp" length="62174" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:20:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Zeynep hiç okula gitmemişti. Koyunlarıyla arkadaşlık eden küçük bir çobandı. Çoban olmanın ne olduğunu bile bilmezken, çoban oluvermişti. Her sabah olduğu gibi, kotunları ve kuzusuyle ağır ağır otlağa doğru ilerlerken bir türkü mırıldanıyordu. Sesi de çok güzeldi. Bu kocaman yalnızlıkta, yankılanan sesini dinliyordu. Sabahın erken saatleri, heryere çiğ düşmüştü.Zeynep etrafı uzun uzun izledi.Birden aklına bir fikir geldi. Koyunlarını bir yere topladı. Yerden kırık bir dal parçası aldı. Ve bir öğretman edasıyla konuşmaya başladı. Okulda ne yapıldığını bilmediğinden, defalarca prova yaptı. İçini bir heyecan kaplamıştı. Okula gitmek bir kenara dursun, okul oyunu oynamak bile heyecan vericiydi. Her sabah bu heyecana kalbim dayanır mıydı? zannetmiyorum. Peki bu çocuklar buna nasıl dayanabiliyordu? O sırada ses çıkaran kuzulara uyarılarda bulundu ve onları sıraya sokmaya çalıştı. Onlara bazı sorular sordu. Öyle öyle, zaman geçmişti. Birden uzaktan gelen fülüt sesine kulak kesildi. O da ne? bu amcasının oğlu Ramazan dan başkası değildi.Elindeki sopayı yere fırlattı. Kuzusunu kucağına alıp sesin geldiği yere doğru çılgınlar gibi koşmaya başladı. Okuldan eve dönen Ramazanın türküsüne ortak oldu. Ramazan ‘a yaklaştığında kuzusunu yere bıraktı ve kollarını iki yana açıp onu kucakladı. Ramazan okula nasladığından beri Zeynep yalnız kalmıştı. Birçok kuzeni vardı fakat Ramazan başkaydı. Onunla kardeşten de öteydiler. Ramazan okulda çizdiği resmi zeynep’e gösterdi. Zeynep dakikalarca resme baktı. Gözyaşlarını tutamadı.  Türküyü birlikte söyleyerek evlerine doğru yola koyuldular. Zeynep eve geldiğinde elindeki resmi ailesine gösterdi. Babası başkasına ait olan şeyleri eve getirmesinin doğru olmadığını söyledi. Zeynep bunun bir hediye olduğunu söylesede, yaşadıkları dönemde katı kuralları olan ailesinin ısrarıyla resmi amcasının oğluna geri götürüp üstüne üstlük özür diledi. Ramazan da resmi kendisinin verdiğini söylemek istese de sözünü dinletemedi. Büyüklerin sözleri ve kuralları tartışmaya açık değildi. O günden sonra Zeynep için hiçbirşey aynı olmadı. Hediye almak hala onun suçlu hissetmesine neden oluyordu. Mutlu olmak yerne suçlu hissetmek, yaşamda hep yanlış yollara sapmak gibi birşeydi. Hakettiklerini hiç alamadı. çünkü; vermeden almak hiç yoktu yaşamında."></a></p>
<p>Zeynep hiç okula gitmemişti. Koyunlarıyla arkadaşlık eden küçük bir çobandı. Çoban olmanın ne olduğunu bile bilmezken, çoban oluvermişti. Her sabah olduğu gibi, koyunları ve kuzusuyla ağır ağır otlağa doğru ilerlerken bir türkü mırıldanıyordu. Sesi de çok güzeldi. Bu kocaman yalnızlıkta, yankılanan sesini dinliyordu. Sabahın erken saatleri, heryere çiğ düşmüştü.Zeynep etrafı uzun uzun izledi.Birden aklına bir fikir geldi. Koyunlarını bir yere topladı. Yerden kırık bir dal parçası aldı. Ve bir öğretman edasıyla konuşmaya başladı. Okulda ne yapıldığını bilmediğinden, defalarca prova yaptı. İçini bir heyecan kaplamıştı. Okula gitmek bir kenara dursun, okul oyunu oynamak bile heyecan vericiydi. Her sabah bu heyecana kalbim dayanır mıydı? zannetmiyorum. Peki bu çocuklar buna nasıl dayanabiliyordu? O sırada ses çıkaran kuzulara uyarılarda bulundu ve onları sıraya sokmaya çalıştı. Onlara bazı sorular sordu. Öyle öyle, zaman geçmişti. Birden uzaktan gelen fülüt sesine kulak kesildi. O da ne? bu amcasının oğlu Ramazan dan başkası değildi.Elindeki sopayı yere fırlattı. Kuzusunu kucağına alıp sesin geldiği yere doğru çılgınlar gibi koşmaya başladı. Okuldan eve dönen Ramazanın türküsüne ortak oldu. Ramazan ‘a yaklaştığında kuzusunu yere bıraktı ve kollarını iki yana açıp onu kucakladı. Ramazan okula nasladığından beri Zeynep yalnız kalmıştı. Birçok kuzeni vardı fakat Ramazan başkaydı. Onunla kardeşten de öteydiler. Ramazan okulda çizdiği resmi zeynep’e gösterdi. Zeynep dakikalarca resme baktı. Gözyaşlarını tutamadı. Türküyü birlikte söyleyerek evlerine doğru yola koyuldular. Zeynep eve geldiğinde elindeki resmi ailesine gösterdi. Babası başkasına ait olan şeyleri eve getirmesinin doğru olmadığını söyledi. Zeynep bunun bir hediye olduğunu söylesede, yaşadıkları dönemde katı kuralları olan ailesinin ısrarıyla resmi amcasının oğluna geri götürüp üstüne üstlük özür diledi. Ramazan da resmi kendisinin verdiğini söylemek istese de sözünü dinletemedi. Büyüklerin sözleri ve kuralları tartışmaya açık değildi. O günden sonra Zeynep için hiçbirşey aynı olmadı. Hediye almak hala onun suçlu hissetmesine neden oluyordu. Mutlu olmak yerne suçlu hissetmek, yaşamda hep yanlış yollara sapmak gibi birşeydi. Hakettiklerini hiç alamadı. çünkü; vermeden almak hiç yoktu yaşamında.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nananın ekmeği</title>
<link>https://fikirizleri.com/nananin-ekmegi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/nananin-ekmegi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6eb73ca6a9.webp" length="38450" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:14:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Emir arkadaşlarını yanına geldiğinde morali bozuktu.Annesinin ona hazırladığı yemekleri beğenmemişti. Tüm çocuklar tek tek şikayetlerini dile getirdiler. Hepsi de birbirine hak veriyordu. Sadece sevdikleri yemekleri yemek konusunda hemfikirdiler.Onların konuşmalarını dinleyen nana, duydukları karşısında çok üzüldü ve seslenip onları yanına çağırdı. Onları yeniden dinledi. Hepsi bir ağızdan şikayetlerini dile getiriyorlardı. Nana yavaşça onları susturdu ve karşısında bir daire şeklinde oturmalarıı sağladı. Neden evde hazırlanan yemekleri yemek istemediklerini sordu. Çocuklar tek tek gerekçelerini söyledier. Hepsi birbirinden saçma gerekçeleri dinleyen nana çocuklara tohumun ne olduğunu sordu. Birkaçı cevapladı. Çocukların ve tüm insanların da bir tohuma benzeterek tohumun gelişim aşamalarını ve çocukken bir meyvenin veya bir sebzenin oluşumunu izlerken duyduğu heyecanı anlattı. Evinin yanında bulunan bahçesine çocuklarla girerek onlara bahçeden kopardığı sebzelerden yer sofrası hazırladı. çocuklar ona yardımcı oldular. Sepetinden çıkardığı ve kendi elleriyle yaptığı ekmeği bir süre elinde tuttu. Onlara ekmeğin ne anlama geldiğini sordu. Çocuklar gülüştüler. Ve güncel cevaplar verdiler. Nana ekmeği her gördüğünde babasını hatırladığını ve bunun sebebini anlattı. Babası bir zamanlar koyun yakınlarındaki tuz madeninde çalışırmış. Oradan aldığı bir çuval tuzu sırtına yüklenir, gece ormanın içinden gecer merkeze varırmış. tuzu verir karşılığına mısır ve buğday alırmış. Çuvalları sırtlanır aynı yolu tüm gece yürüyerek gün ağırmadan değirmene dönermiş. Değirmende un haline getirdiği mısır ve buğdayı çocuklar uyanmadan ekmek yapıp pişirsin diye eşine getirirmiş. ne aman sıcak ekmek kokosu burnuna gelse bu hikaye olduğu gibi gözlerinde canlanırdı. Ve ne zaman biri yemek konusunda mızmızlansa morali bozulur herşeyin içindeki büyük emeğe hürmet ederdi. Peki bu çocuklara bunu unutturan neydi diye düşündü. Onu dikkatle dinleyen çocuklara ekmeğini kazanmak için insanların ne çok çalıştıklarını, kendisinin de sırf bu yüzden çocuk yaşta işe girip çalışmak zorunda olduğunu anlattı. Ayrıca dünyada hala savaşlar olduğunu, ve dünyanın birçok yerinde çocukların hastalıklar ve açlıktan dolayı çok zor durumlarda yaşadıklarını anlattı.Çocuklar nanadan etkilenmişlerdi. Nana onlara biraz şımarıklık yapıp yapmadıklarını sordu. Nanaya hak verdiler ve onu kucakladılar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Annemin hikayesi</title>
<link>https://fikirizleri.com/annemin-hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annemin-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f2a04f1f924.webp" length="31550" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:11:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Elektirikler kesildi yine! Birazdan, gaz lambası yanar. Ardından annem, memleket türkülerinden, ortaya karışık birşeyler söyler. Bu türküler, doğup büyüdüğü vatanına özlem içeren, çoğunlukla ağıt niteliğinde olurdu. Gözleri dolar, arada bir yutkunurdu. Bildiğim birkaç kelimeden, şarkının hikayesini çıkarmaya çalışırdım bende, sonrada annemi anlamaya... Yüzüne bakıp, ne kadar üzgün olduğunu hissetmemem mümkün bile değildi. Bizlere sahip olduğu herşeyi cömertçe vermeye herzaman hazırdı. Ve gözlerini seçmeye çalışırdım karanlıkta. O an, orada olsada, aslında gözlerinin önünde gördüğü manzara, koparıldığı köyünden başka birşey değildi. Bacası tüten evi, kuzularını otlattığı, Ninaja dağları, Özgürce koşturduğu patika yolları Pruzan köyünün.. Bahçelerinde bulunan boyundan büyük çoban köpeğini, su kuyusundan su içişini, küçük çantasına babaannesinin özenle yerleştirdiği somun ekmeği, dağlarda sırp çocuklarıyla karşılıklı atışmalarını…Ve büyük bir trene binip terkettiği vatanını görüyordu aslında. Birbirini birdaha asla göremeyeceğini düşünen ailelerin ağıt dolu vedaları, böyle bir hale itmişti o zamanın çocukları, şimdinin yetişkinlerini. Bundan sebep biz, içimizde bilmediğimiz bir ayrılık acısıyla büyütüldük. Buralarda doğmuş olmamıza rağmen, bir anda kalkıp gidecekmişiz gibi emaneten oturuyor hissi var hep içimizde. Oysa, Balkanlardan kaçış sebebi, hemen hemen her yüzyılda bir tekrarlanan soykırımdan başka birşey değildi. Ve korkulan gerçektende olmuştu.Kendilerini şanslı görmekten ziyade, içlerine işlemiş duyguların pençesinde, geride kalan yakınlarını kaybetme korkusuyla yeniden kanadı yaraları. Tüm bu düşünceler içerisinde, annemin düşük perdeden söyledi türkü, sihirli bir sis bulutu gibi sarmıştı odayı. Başımı kaldırıp baksam, belli belirsiz bulutların tepemize üşüştüğünü hisseder, çoğu kez ürperirdim. Annemin kalbine sığdırdığı, bizden gizlediği gri bulutlar… Onca şarkıya rağmen uyumazsak, isimlerimizden uydurduğu tekerlemelerden sıralardı ardı ardına. “Selma’ye seysuz seguliye sekman” Annemin kucağına üşüşen beş çocuktan ortancasıydım. Sıra benim adıma uydurulan tekerlemeye gelince, nedendir bilmem, kendimi özel hissederdim. Benim adıma yapılmış bir besteymişçesine. Arada havaya kalkan ellerimin gölgesine gözüm kayar, hızla basımı karanlığa doğru çevirirdim. Bir keresinde, duvara yansıyan gölgeye bakmanın gece yatakta altını ıslatmaktan tutunda, korkunç rüyalarla uykunuzun bölünmesine kadar kötü şeylere sebep olabileceğni duymuştum. komik değil mi? Elektiriklerin kesildiği bir gece, kendi çocuklarımı bile kaçırmıştım duvara yansıyan gölgelerinden. O gün, daha iyi anlamıştım annemi… Çocuklarını en olmayacak şeylerden bile korumanın ne demek olduğunu…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İşçi çocuk</title>
<link>https://fikirizleri.com/isci-cocuk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/isci-cocuk</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e44e9b95d3f.webp" length="39850" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 22:00:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://fikirizleri.com/brkpanel/Mehdi, yeni geldiği ve dilini bile bilmediği bu ülkede, tek katlı derme çatma evlerinin önünde oturuyordu. Henüz yolların asfat olmadığı toprak yolların tozu ayakkabılarının rengini açık kahve rengine boyamıştı. Kollarını dizlerine bağlamış yoldan geçen okul çocuklarını izliyordu. Kalbi sevinçle doldu. Gidip babasına okula gitmek istediğini söyleyecek kadar heyecanlıydı. Büyüklerin sözü üzerine söz söylemek şöyle dursun, birşey istediğini belli etmenin ayıp sayıldığı dönemlerde yaşıyordu. Yine de söylemekte kararlıydı. O da okumak, geride bıraktığı köy okulu günlerine dönmek istiyordu. Çocuk olmaktan öğrenci olmaktan başka birşey de bilmiyordu henüz. Tüm cesaretini toplayıp köşede sessizce oturan babasına yaklaştı. Bir bir sıraladı aklından geçenleri fakat; zaman okula gitme zamanı değildi şimdi. Evin en küçüğüne kadar çalışmalıydı herkes. Yarınları belli olmayan yeni yaşamlarını garantiye almadan durmak söz konusu değildi. Mehdi, babasının son sözlerine dayanamadı. o da biliyordu gerçekleri fakat bununla başa çıkamayacak kadar küçüktü. O gece sabaha kadar gözyaşlarıyla ıslattığı yastığına dayadı başını ve vazgeçtiği hayallerini. Sabahın ilk saatleri ağabisinin sesiyle uyandı uykusundan. Bu gün ona buldukları çıraklık işine başlaması gerektiğini öğrendi. Onun için karar verilmişti. Ve ilk tokadını yediği, yüzünün gözünün pasa bulaştığı ilk iş gününde, çocukluğunu kilometrelerce uzakta bıraktığı kendisiyle vedalaştı. kulaklarında yankılanan çekiç sesleri nehrin kayalara vurduğu sestir dedi, öyle kandırdı kendini. Koşmaya doyamadığı yeşilliklere basmıyordu motor yağından siyaha bulaşmış parmakları. Ve bunun için ağlamaya vakti de yoktu. On yaşındaki bir çocuk ne kadar korkuyorsa, o kadar korkuyordu annesinden uzak olmaktan. Bambaşka bir yol çiziyordu artık yaşam. Ve bambaşka birine dönüşüyordu o da. Pes etmemek genlerinde vardı. Ne zaman düşse, en dipten başlamanın bilgeliğiyle, yeniden ayağa kalkıyordu. Zor zamanların yarattığı güçlü insanlardandı. Hayali, çocukları için kolay zamanlar yaratmaktı….">Mehdi, yeni geldiği ve dilini bile bilmediği bu ülkede, tek katlı derme çatma evlerinin önünde oturuyordu. Henüz yolların asfat olmadığı toprak yolların tozu ayakkabılarının rengini açık kahve rengine boyamıştı. Kollarını dizlerine bağlamış yoldan geçen okul çocuklarını izliyordu. Kalbi sevinçle doldu. Gidip babasına okula gitmek istediğini söyleyecek kadar heyecanlıydı. Büyüklerin sözü üzerine söz söylemek şöyle dursun, birşey istediğini belli etmenin ayıp sayıldığı dönemlerde yaşıyordu. Yine de söylemekte kararlıydı. O da okumak, geride bıraktığı köy okulu günlerine dönmek istiyordu. Çocuk olmaktan öğrenci olmaktan başka birşey de bilmiyordu henüz. Tüm cesaretini toplayıp köşede sessizce oturan babasına yaklaştı. Bir bir sıraladı aklından geçenleri fakat; zaman okula gitme zamanı değildi şimdi. Evin en küçüğüne kadar çalışmalıydı herkes. Yarınları belli olmayan yeni yaşamlarını garantiye almadan durmak söz konusu değildi. Mehdi, babasının son sözlerine dayanamadı. O da biliyordu gerçekleri fakat bununla başa çıkamayacak kadar küçüktü. O gece sabaha kadar gözyaşlarıyla ıslattığı yastığına dayadı başını ve vazgeçtiği hayallerini. Sabahın ilk saatleri ağabisinin sesiyle uyandı uykusundan. Bu gün ona buldukları çıraklık işine başlaması gerektiğini öğrendi. Onun için karar verilmişti. Ve ilk tokadını yediği, yüzünün gözünün pasa bulaştığı ilk iş gününde, çocukluğunu kilometrelerce uzakta bıraktığı kendisiyle vedalaştı. kulaklarında yankılanan çekiç sesleri nehrin kayalara vurduğu sestir dedi, öyle kandırdı kendini. Koşmaya doyamadığı yeşilliklere basmıyordu motor yağından siyaha bulaşmış parmakları. Ve bunun için ağlamaya vakti de yoktu. On yaşındaki bir çocuk ne kadar korkuyorsa, o kadar korkuyordu annesinden uzak olmaktan. Bambaşka bir yol çiziyordu artık yaşam. Ve bambaşka birine dönüşüyordu o da. Pes etmemek genlerinde vardı. Ne zaman düşse, en dipten başlamanın bilgeliğiyle, yeniden ayağa kalkıyordu. Zor zamanların yarattığı güçlü insanlardandı. Hayali, çocukları için kolay zamanlar yaratmaktı….</a></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANNEMİN ÇANTASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/annemin-cantasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annemin-cantasi</guid>
<description><![CDATA[ hikaye ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202503/image_870x580_67e6e61e3e8da.webp" length="54846" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 21:32:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selma Demir</dc:creator>
<media:keywords>deneme, hikaye, yazar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Annemin çantası yıllardır özenle sakladığı yerdeydi. El örgüsüyle yapılmış kırk seneyi aşkın bu çantayı neden hala sakladığını anlamak zordu. Bugün temizlik günüydü ve annemi heryeri didik didik ararken buldum. Söylenerek telaş içinde ortalığı karıştırıyordu. Ona yardım etmeyi teklif ettiysem de beni duymuyor gibiydi. Yine de ayrılmadım yanından. Sonunda pes ettiği bir anda yanına oturdum. Gözleri dolmuştu. Üzülmesin diye odamdan son aldığım çantayı getirdim ve onun olabileceğini söyledim. Bir çantaya bu denli bağlı olmak beni şaşırtıyordu. Oysa benim bir eşyadan sıkılıp yenisini almam çok zor değildi. Üstüne üstlük eşya bu ne önemi vardı ki? Annem teşekkür etti. Ama mutlu olmamıştı. Israrım üzerine çantanın hikayesini anlattı. Vatanlarından ayrıldıklarında, orada kalan yakınlarını bir daha görmeyeceklerini düşündüklerinden, yanlarında getirdikleri oraya ait eşyaları da korumuşlar. Annem dayısını sadece bir kez görebilmiş. Bu çantayı da dayısı onu görmeye geldiğinde hediye etmiş. Birini görmeden sevmek ve sevgisini bu kadar diri tutabilmek ne tuhaf diye düşündüm. Hiç kaybetmemiş olmak mı benim bunu anlamamama sebep? Yıllarca bu çantayı neden gittiği birçok yere götürdüğünü düşündüm. Acaba annem yanında çok özlediği dayısını da mı taşıyordu? Demek ki kimse kimsenin yerini tutamıyordu bu hayatta. Anneme ne versem boştu. Hiçbir şey onun yerini tutamayacaktı. Annem köyden şehre gittiklerinde, şehirli çocukların onun kıyafetiyle alay ettikleri sırada dayısının ona bir eşofman takımı hediye ettiğini anlattı. Eşofmanları giydiğinde şehirli çocuklara benzemenin nasıl bir his olduğunu da. Ne zaman yüzü düşse, dayısının kaval çaldığını onun yüzünü güldürmesinin çok kolay olduğunu anlattı. Dayısının ona verdiği eşyalar değil, onda bıraktığı izdi özel olan. Kaybettiği de çanta değil, adeta dayısıyla anılarıydı. Şimdi onu daha iyi anlıyordum. Annemin gözyaşlarını sildim. Bizlerin sahip olduğu yüzlerce şeyin, sadece birkaçına sahip olan çocuklardı onlar. Ve şu anda karşımda üzgün küçük bir kız çocuğu oturuyordu adeta. Birazdan daha sakinleşmiş anneme sarılıp yeniden aramaya koyulduk çantayı. Ve her zaman olduğu yerde bulduk. Annem çantayı bulduğuna çok sevindi. Boynuna takıp evin içinde sevinçle dönüp durdu. Çantayı ondan sonra benim korumam gerektiğini bunun çok önemli olduğunu söyledi. Ben de bu çantayı belki kendi kızıma hediye ederim olmaz mı?</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>