<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Ceyhan Han Ataç</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/ceyhan-han-atac</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Ceyhan Han Ataç</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>SIZI</title>
<link>https://fikirizleri.com/sizi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sizi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694bc36a30d11.webp" length="12670" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 13:42:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ceyhan Han Ataç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Odada bir başına kalan Demir, üzerindeki battaniyeyi çekerek yatağın üzerine bıraktı. Oturduğu yerden öne doğru eğildi. Altları sızlamaya başlayan ayaklarını hafifçe yana çekti. Yer yer ayak tabanlarının şeklini almış ve bir kısmı halâ ıslak olan kan izlerini gördü. Doğrularak yatağına baktı. Yastığın kenarında ve çarşafın üzerinde de kan izleri vardı. Aynı şekilde, yastığın kenarında duran annesine ait baş örtüsü ve kedisinin tasması da kurumuş kan ile lekelenmişti. O an Bahriye'nin sözleri kulaklarında yankılandı; "Çok fazla kan izi vardı."</p>
<p>   Sol bacağını sağ dizinin üzerine çekerek tabanına baktı. Dokundukça içinden kan çıkan ince kesikler halâ tazeydi. Bir gece önce, alkolün etkisiyle ve o anki sıcağıyla hissetmediği yaraların sızısı yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Üstelik gittikçe daha da artan, daha da can yakan sızılardı bunlar. Yatağın üzerine bıraktığı cımbızı sol eline alan Demir, sağ elinin işaret ve baş parmağını kesiklerden birinin üzerine koydu ve kesiği iki yana doğru hafifçe açtı. Acıyan canına aldırış etmemeye çalıştı. Yaranın içindeki cam parçası kana bürünen bir elması andırıyordu. Cımbızı kesikten içeri sokan Demir, acıyan canına rağmen cam parçasını almayı denedi ama yapamadı. Her iki ucu sıcak kana bulanan cımbızı geri çekti. Kalp atışları ve nefes alıp verişleri hızlanmıştı. Bir süre bekledi. Sakinleşmeye çalıştı. Derin derin birkaç nefes aldıktan sonra cımbızı tekrardan kesiğin içine soktu. Bu defa daha da derine sapladı. Kanlı ete giren cımbızın sebep olduğu acı öylesine keskindi ki, Demir'in tüm vücudu elektriğe kapılmış gibi titredi. Canının en çok yanacağı anın o an olduğunu düşündü ve dayanmaya çalıştı. Ama yanılmıştı. Çünkü esas acı, yaranın içindeki cam parçasını cımbızın arasına almak için cımbızı her iki ucundan sıkmaya başlayınca duyduğu acıydı. Boylu boyunca kesiğin içinde ilerleyen cımbızın uçları cam parçasına sarıp sarmalayana kadar geçen birkaç saniye Demir'e yıl gibi gelmişti. Acıyla dolu dolu olan gözlerini istemsizce sıktı. Sağ gözünden fışkıran yaş yanağından aşağıya süzüldü. O an cımbızı geri çekmeyi düşündü ama aynı acıyı yeniden yaşamak istemediği için başladığı işe devam etti. Kendini kanata kanata cımbızın uçlarını birleştirdi ve cam parçasını çekip çıkardı. Yerinden çıkan parçanın sebep olduğu çukur kısa sürede kanla doldu taştı ve kesikten dışarı süzüldü. Koyu kırmızı kan damlaları ardı ardına yere damlarken, Demir, kesikten çıkan ve ışıl ışıl parlayan cam parçasına baktı.</p>
<p>   O an, cam parçasının üzerindeki ışıltının yavaş yavaş kararmaya başladığını farkeden Demir, geri kalan her şeyin aynı şekilde karardığını ve gözlerine inen katran karası perdeyi ise farkedemedi.</p>
<p></p>
<p>CEYHAN HAN ATAÇ</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAĞMUR KOKUSUNA AŞIK</title>
<link>https://fikirizleri.com/yagmur-kokusuna-asik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yagmur-kokusuna-asik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_69451516e782a.webp" length="58266" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 12:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ceyhan Han Ataç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üzerinde kırmızı bir kazak vardı</strong><br><strong>Ve üstten toplanmıştı dalgalı kısa saçları</strong><br><strong>Adam O’nu görmüş ve gidene dek sessizce izlemişti</strong><br><strong>Yağmur yeni dinmişti ve yerler halâ ıslaktı</strong><br><strong>Yazılabilecek bir şeyler aradı adam kaleminin ceplerinde</strong><br><strong>Mutlaka bir şeyler olmalıydı</strong><br><strong>Bir süre düşündü durdu O gittikten sonra</strong><br><strong>Yine de o an için yazacak fazla bir şey bulamadı</strong><br><strong>Ama emin olduğu tek bir şey vardı</strong><br><strong>Bundan sonra yağacak her yağmur</strong><br><strong>Adama O’nu hatırlacaktı</strong><br><strong>Belki de bu sebepten yağmur kokusuna aşık olacaktı</strong></p>
<p></p>
<p><strong>CEYHAN HAN ATAÇ</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SICAK GÖZYAŞLARI</title>
<link>https://fikirizleri.com/sicak-gozyaslari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sicak-gozyaslari</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6936999a95401.webp" length="27620" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 10:04:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ceyhan Han Ataç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sabahın ilk saatlerinde hastane koridorları görevli hastane personeli ve birkaç hasta yakını dışında neredeyse bomboştu. Çıt çıkmaz bir sessizlik koridorlara sis misâli çökmüştü. Demir'in göğüs kafesi ise mahşer yeri gibiydi. Annesinin güzel yüzünün hayali, yaşadıkları hatıralar, birlikte geçirdikleri güzel günler, morga doğru attığı her adımda zihninin köşelerinden bir bir ortaya çıkıyor ve göğüs kafesinin içine doluşuyorlardı.</p>
<p>   Morga geldiklerinde Demir Sertaç'a içeriye yalnız girmek istediğini söyledi. Sertaç her ne kadar onu yalnız bırakmak istemese de onun bu isteği karşısında diretemedi. Cüssesiz, kel adamın ardından odadan içeri giren Demir, kapıyı kapatarak etrafına bakındı. Göze batan tek şey, üst üste ve yan yana dizilmiş sekiz bölmesi bulunan, büyük bir dikdörtgen şeklindeki dolaptı. Bir nevi buzdolabıydı bu. Tek farkı, içine ölen insanların konulmasıydı. Görevli adam kapısını açacağı bölmenin üzerine iliştirilmiş kağıda göz attı. Ardından da bölmenin kolunu tuttu. Kolu aşağıya doğru bastırmaya başladığı o kısacık anda, Demir'in ayak uçlarından kafa derisine kadar bütün vücudu titremeye başladı. Buz kesen parmaklarını, göğsünü delip dışarı fırlayacakmış gibi atan kalbini hissedebiliyordu. Bölmenin kapısı açıldığında bayılmasına ramak kalmış ama kendini toparlamıştı. Kapı açıldı ve kel adam kızaklı sedyeyi kendine doğru çekerek cesedi dışarı çıkardı. Demir, annesinin cansız bedeninin yanına doğru ağır ağır yürüdü. Yanına gelip üzerinde örtülü olan beyaz çarşafı hafifçe aşağıya doğru çekti. Annesinin, tüm kanı çekildiği için beyazın en solgun tonuna bürünen yüzü tam karşısındaydı. Ona doğru eğildi. Önce yanağına, sonra alnına bir öpücük bıraktı. Ardından da kendini daha fazla tutamayarak ağlamaya başladı. Ardı arkası kesilmeyen gözyaşları, yanaklarından süzülerek annesinin yüzüne düşerken, sıcak gözyaşları onun soğuk bedenini ısıtmaya yardımcı olur ve belki onu geri getirir diye umutlanmıştı içten içe. Oysa sadece bir umuttu bu. İşe yaramayacağının bilinmesine rağmen umut edilen çocukça bir umut..</p>
<p>"Bırakma beni anne. Ne olur bırakma." </p>
<p>   Demir kırkdokuz yaşındaydı ve o yaşına gelene kadar hayatının bazı dönemlerinde zor şeyler yaşamıştı. Fakat ölmüş bir anneye son bir kez dokunmanın, son bir kez sarılmanın, onu son bir kez öpmenin ve kokusunu son bir kez içine çekmenin zorluğu ile kıyaslandığında, o zorlukların her birinin boşa olduğunu anlamıştı. Annesinin ardından tüm yakarışları boşunaydı. O gitmişti ve bir daha geri gelmeyecekti.  </p>
<p>   Demir'in haykırışlarını kapının ardından duyarak içeri giren Sertaç, onun koluna girdi ve eğildiği yerden ayağa kaldırdı. Sonra da odadan çıkardı. Cüsseden yoksun kısa boylu kel adam ise kadının boynuna kadar sıyrılan çarşafı tekrardan üzerine örttü ve kızaklı sedye üzerindeki cansız bedeni o soğuk bölmenin içine geri koydu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;apos;O&amp;apos; İLHAMIN TA KENDİSİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/o-ilhamin-ta-kendisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/o-ilhamin-ta-kendisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_691d7ab4b29b0.webp" length="10634" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 11:07:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ceyhan Han Ataç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir sigara yaktım. Dumanı en içimi sardı. Açık radyoda birbiri ardına tıngırdayan şarkıların belli belirsiz sesi... Kulak kesildiğimden değil. Öylesine çalıyorlar işte. Ben ise ilham arayan aciz bir yazar çaresizliğindeyim. Dört bir yanım ‘yazamamak’la çevrili. Sonra bir anda O’nun resmini görüyorum. Sanki İLHAM’ın beden bulmuş hali. O’nu aradığımı o an farkediyorum. Kalemimin yüzünde istemsiz bir gülümseme. Seyretmeye başlıyorum onu. Sanki bir günbatımı izlermişim gibi. Düzleştirdiği koyu saçlarının arasına serpiştirilmiş güneş vari sarılıklar yüzünü aydınlatmış. Birbiriyle eşit dudaklarında neredeyse zor görülecek hafif bir gülümseme. Ama sanki biraz buruk gibi. Hissettiğim bu şey de umarım yanılıyorumdur diye iç geçiriyorum. Zira o dudaklara yakışacak tek şey içten bir gülümseme. </p>
<p>Duruyorum biraz. En derininden birkaç nefes alıp veriyorum. Sonra yine sigaramdan çektiğim içimi saran o dumanlar. Ama çok fena O’nu  yazasım var. Yine seyretmeye başlıyorum resmini. Çok güzel. Güzel kelimesinin yetersiz kalmasından korksam bile o çok ama çok güzel. Kalemimin rengi gibi kaşları, dudaklarının kenarında biten ince çizgileri… Dedim ya, o İLHAM’ın ta kendisi. O an düşünüyorum da, O’nu yazmak mı daha heyecanlı, yoksa O’na yazmak mı? Cevap ne olursa olsun yine de O var kelimelerimin içinde. Ve tüm bunları okuyacak oluşu kalbimdeki şuursuz rüzgarın sebebi… Yine derin derin nefes alıp verişim, yine sigaramdan bir nefes çekişim ve yine onu izleyişim. Ardından da en sona bıraktığım o gözlerini yazmaya kalkışım.</p>
<p>Bir çift sonsuzluk olan o gözleri… Resmi olmasına rağmen baktıkça kaybolduğum gözleri. Kalın kirpiklerinin arasına gizlenmiş, kocaman gözbebekleri olan o gözleri… Yazarken ellerimin titrediğini o an farkediyorum. Ama bakışlarında da bir yorgunluk var gibi sanki. Tıpkı dudaklarını saran gülümsemesindeki burukluk gibi. Belki de böyle düşünmekte yanılıyordum diyorum yarım ağzımla ama yanılmadığı hissedebiliyorum.  Kalbindeki yorgunluğu, ruhundaki kırgınlığı yazarken ellerimi titreten o gözlerindeki bakışlardan hissedebiliyorum. Sigaram bitti bitecek. O’na dair yazacaklarım da öyle. Ama şimdilik öyle. Biliyorum ki o yine ansızın karşıma çıkacak. Resmiyle olsa bile. Ve O yine İLHAM olup kelimelerimin doğma sebebi olacak, yüzündeki buruk tebessüm, kalbindeki yorgunluk ile. O ana dek bekleyecek kalemim, tıpkı bir başka bekleyen olan kalbimle…<br>                                                         (HAN)</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TENİNİN KOKUSU &amp;apos;YAŞAMAK&amp;apos; GİBİ OLAN BİR KADIN</title>
<link>https://fikirizleri.com/teninin-kokusu-yasamak-gibi-olan-bir-kadin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/teninin-kokusu-yasamak-gibi-olan-bir-kadin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_690dd68c6ac37.webp" length="10120" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 14:23:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ceyhan Han Ataç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>    Gökyüzündeki bulutlar tenefüs saatine çıkmış ilkokul çocukları gibiler... Güneş aralarda bir yerlerde. Ben ise kelimenin tam anlamıyla bölük pörçük ve bir o kadar da başı boş bir halde. Bir parçam dalgaların beyazımsı köpüklerini yüzüne çalıyor. Bir parçam ise koca koca binaların duvarlarına çarpıp duruyor. Bir parçam ağaçların dallarıyla haşır neşir, bir parçam ise sokak aralarında yerle bir... Ve bir parçam ki o parça bizzat benim, bir kadının tenindeyim. <br>Bir kadın... Saçlarını gelişi güzel toplamış. Belli ki çok üzerine düşmemiş. Oysa ki Sonbahar'ın rengi çoktan o saçların üzerine düşmüş. Bakışlarında bir şey var. "Keder" mi yoksa "Keşke" mi diye emin olamadığım. Ya da bana öyle geliyordur. Belki de "Umut"tur o bakışlardaki şey. O an için bilemiyorum. Ama ona daha da yakın olmak istediğimi biliyorum. Diğer parçalarım sessiz şehrin herhangi bir yerindeler. Ama ben, kendim, onun yanındayım.</p>
<p><br> Önce sol el bileğine dokunuyorum. Sıcak kanın kol gezdiği damarının atışını hissedebiliyorum. Hoşuma gidiyor bu. "Kalabilirim orada, süresiz, zamansız" diye kısa bir cümle yazasım geliyor. Kendisi kısa, anlamı ise sonsuz bir cümle... Ama onda  ve o anda olmak istediğim çok yeri var. Misâl boynu... Yana çevirdiği başıyla iyice ortaya çıkan ince boynu.  Sahi ya, bir  boyun kemiğinin dahi zarif olabileceğinin ispatı mı bu duruş? Daha önce herhangi bir yazar herhangi bir kitapta bir boyun kemiğinin zarifliğini anlatacak bir şey yazmış mıdır bilemem ama ben bunu o an yazabilirdim. Usulca, gram acele etmeden, emekleyen bir bebek gibi aşağıdan yukarıya takip ettim o zarifliği. Boynunda gezinmek değildi benimkisi. Nasıl desem, tavaf etmek gibiydi. Öylesine özel... Bir de teninin kokusu var tabi. Kelimelerimi tüketen, nasıl anlatacağımı, neye benzeteceğimi bilemediğim o koku. Durun bakayım, biraz zorlayayım kendimi. Yok yok, tarifi mümkün değil. Ya da belki şöyle bir şey olabilir; teninin kokusu YAŞAMAK gibi.. </p>
<p><br>   Bir kadın... Yüzüne değmek istiyorum artık. Yüzüne, gözlerinin altındaki solgunluklara, dudağının kenarındaki benine, sebep olduğum serinlik yüzünden biraz sertleşmiş yanaklarına ve tabiki dudaklarına. Boynundan yüzüne geçiyorum. Olmayan kalbimin daha önce böylesine hiç şahit olmadığı bir heyecanla... Heyecandan sakarlık yapıyorum. Sonbahar renkli saçlarının önündeki dağınıklık benim bu sakarlığımdan oluyor. Kusuruma bakmaz umarım. Ama elimde değil. Yüzüyle aramda bir nefeslik mesafe var artık. Sağda solda fink atan diğer parçalarımın aksine, ben tam da olmak istediğim yerdeyim. Onun güzel yüzünün bir nefes karşısında. Bu arada, olmak istediğim yerin orası olduğunu da şimdi öğrenmiş olduğumu farkedip gülümsüyorum. O da bunu hissetmiş olmalı ki dudakları hafifçe oynuyor. Dudağının kenarındaki ben de öyle. Bir kadın... </p>
<p>   Teninin kokusu "YAŞAMAK" gibi olan bir kadın orada, öylece duruyor. Ve ben, yani rüzgar, parçalarım başka başka yerlerdeyken, ilk defa bir insana şöyle sıkıca, sanki hiç ayrılmamacasına sarılacak kollarım olmadığı için buruluyorum. </p>
<p>CEYHAN HAN ATAÇ</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BABAMIN SAĞ EL BİLEĞİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/babamin-sag-el-bilegi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/babamin-sag-el-bilegi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68f74484601bd.webp" length="7468" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 11:30:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ceyhan Han Ataç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Sürgülü gri kapı sessizce açıldı. İçeriden çıkan hemşirenin yüz ifadesi, o günden önceki dört günde olduğu gibi yine ifadesizdi. Ama daha önceki dört gün boyunca o kapıda belirdiği her an bir papağan gibi tekrarladığı "Yalnızca üç dakikanız var" sözünü bu defa söylememişti. Sessiz kalmıştı. Kapıdan geçerek içeri girdim. Yavaş adımlarla ilerlemeye başladım. İçeride kimin yattığını bilmediğim ilk iki odayı geçtikten sonra üçüncü odanın kapısına gelerek durdum. Her biri göğüs kafesimin tam ortasını sızlatan derin derin alınmış birkaç nefesten sonra kapıyı iterek içeri girdim.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Oda yine soğuktu. İçeriye sinmiş ilaç kokusu yine geniz yakarcasına keskindi. Prize takılmış makineden kendini tekrar ederek çıkan ses yine sinir bozucuydu. Ama tüm bu aynılıkların arasında farklı olan bir şey vardı. O da ense kökümde hissettiğim garip bir ürpertinin varlığıydı. Adını koymaya kalksam ya da bir şeye benzetmeye kalksam, "ölüm" diyebileceğim bir şey.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Yatağın ayak kısmında durup babamı seyretmeye başladım. Bu odaya ilk alınışında nasılsa, halâ aynı şekilde sırtüstü yatıyordu. Teninin rengi biraz daha solmuştu. Göğsünün üzerini kaplayan çoğu aklaşmış kılların belli belirsiz hareket etmesi yavaşta olsa halâ nefes aldığını gösteriyordu. Açılmış ağzından sararmış dişlerinin hepsi ve boğazına kaçmasın diye bir aparat ile tutturulmuş dili görünüyordu. Yana doğru sıyrılmış yatak çarşafı sağ ayağını ortaya çıkarmıştı. Mantarların sardığı topuğunu ve tırnağı taşlaşmış ayak baş parmağını da görebiliyordum. Dizlerimin titremesini umursamadan ilerledim ve babamın başucuna geldim. Yüzüne doğru eğildim. Kırışmış göz kenarlarına, yer yer beyazlaşmış sakallarına yakından baktım. Gariptir ama gözlerini açar diye umut etmedim bu defa. Belki de adına son durak denen gerçeği kabullendiğim ilk andı o an. Onun yerine babamın sağ elini tuttum. Damar yolu bulmak için soktukları iğnenin sebep olduğu tahribat yüzünden morarmış elinin üzerini öpmek istedim. Ama halâ orada yapışık olan iğne yüzünden bunu yapamadım. Onun yerine elini avucu yukarı bakacak şekilde hafiçe çevirdim ve sağ el bileğine dudaklarımı dayadım. Güçsüz ve yavaş bile olsa nabız atışlarını hissedebiliyordum. Bir şeyler söylemek istedim. Söyleyemedim. Ağlamak istedim. Ağlayamadım. Bir süre öylece kaldım. <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Babamın sağ el bileğini öpüp olduğum yerden doğruldum. Geldiğim yoldan geri gittim. Sürgülü otomatik kapı bir kez daha açıldı. Dışarı çıkmam için yalnızca bir adım gerekliydi. Ama omuzuma dokunan bir el o adımı atmama engel oldu.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">"Hastaneden ayrılmayın. Hastayı her an kaybedebiliriz." <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Ondan önceki dört gün boyunca yüzünde ifade namına hiçbir şey göremediğim hemşirenin yüzünde ilk defa bir ifade görmüştüm. Adına "üzgün" diyebileceğim bir ifade. Sonrasında gerekli olan o bir adımı attım ve dışarı çıktım.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">                   </span>****<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Sürgülü siyah kapı yağlanmamış tekerleklerinden çıkan diş gıcırdatıcı bir sesle açıldı. İçeriden çıkan adamın yüz ifadesi bana acırmış gibi miydi yoksa bana mı öyle gelmişti, bilememiştim. <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">"Abi sizinki yıkama mı yoksa su dökme mi?"<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>diye sordu.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Bana iki seçenek sunan ve ilk etapta anlayamadığım bu soru hayatımın o anına dek duyduğum en tuhaf soru olmuştu. Haliyle o an için verilebilecek bir cevabım da olamamıştı. Bu duruma alışkınmış gibi doğal davranan adam, boynundan bağlı koyu yeşil önlüğü gelişi güzel düzeltti ve soruyu kısaltarak bir kez daha sordu; "Abi yıkama mı su dökme mi?"<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">"Su dökme." çıkıverdi ağzımdan. Neler olacağını bile bilmeden ama sanki bir an önce olsun bitsin istermiş gibi. <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">"On beş dakika sonra alıcam sizi içeri." diyen adam sürgülü kapıyı aralıktan bir insan geçecek şekilde açık bıraktı ve arkasını dönerek gözden kayboldu.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Ellerimin titrediğini bir sigara yakmak istediğimde farkettim. Vazgeçtim. Ellerimi önümde kavuşturdum ve aynı adamın on beş dakika sonra tekrardan yanıma geleceği o ana dek küçük küçük voltalar attım.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Adam tam da dediği sürede geri geldi ve "Buyrun beni takip edin." dedi. Boynundan bağlı önlük ıslanmıştı. O önde ben arkada, yürüdük. Üzerinde erkek<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>ibaresi olan küçük bir işaret levhasının asılı olduğu bir başka kapıdan geçerek bir odaya girdik. Girer girmez de benim için hayal mi gerçek mi ayırt edemediğim şeyleri görmemin başlangıcı verilmiş oldu.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Musalla taşının ayak kısmında durup babamı seyretmeye başladım. Yoğun bakım odasındaki yatırılışı nasılsa, yine aynı şekilde sırtüstü yatırılmıştı. Teninin rengi ruhunun bedeninden ayrıldığının ispatıymışcasına solgundu. Göğsünün üzerini kaplayan çoğu aklaşmış kılların hiç hareket etmemesi de artık nefes almadığını ispatı gibiydi. Morarmış dudaklarının çevrelediği ağzı kapalıydı. Dört gün boyunca hareketsizce yatmasından dolayı boynuna kan oturduğunu da görmüştüm. Edep yerini örten beyaz bir havlu dışında tamamen çıplaktı. Mantarların sardığı topuğu, tırnağı taşlaşmış ayak baş parmağı ve geriye kalan her yeri yıkanmıştı. Önlüklü adamın sorduğu o tuhaf sorunun artık tuhaflığını yitirdiğini de o an farketmiştim. Yıkama diye kastettiği şey buymuş demek ki. Peki ya su dökme? O ne anlama geliyordu?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Dizlerimin titremesini umursamadan ilerledim ve babamın başucuna geldim. Yüzüne doğru eğildim. Kırışmış göz kenarlarına, yer yer beyazlaşmış sakallarına son kez baktım. Adına ölüm denen gerçeği bir musalla taşının üzerinde cansız ve ıslak bir halde yatan babamda gördüğüm için umut etmek artık nafileydi.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">"Başın sağolsun. Mekanı cennet olsun. Allah onu cennetinin en güzel köşelerinden birine alsın." <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Sesin geldiği yöne baktığımda orada bir başka adam olduğu yeni görmüştüm. İmam olduğunu belli eden ince bıyıkları ve her canlının ölümü tadacağını belli eden yüz ifadesiyle bana bakan ellili yaşlarda bir adamdı.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">"Al bakalım şu hortumu ve suyu babanın sağ omuzundan başlayarak her yerine dök."<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Su dökme de bu oluyordu demek. Hortumu aldım ve imamın talimatlarıyla babamın cansız bedenine su dökmeye başladım. Hoca hem ne yapmam gerektiğini hem de bunun sevabının büyük olduğunu söylüyordu. Dediği her şeyi yapıp hortumu elimden bıraktım. Babamın sağ tarafına geçerek sağ elini tuttum. Damar yolu bulmak için soktukları iğnenin sebep olduğu tahribat yüzünden iyice morarmış elinin üzerini öpmek istedim ama vazgeçtim. Onun yerine elini avucu yukarı bakacak şekilde hafiçe çevirdim ve sağ el bileğine dudaklarımı dayadım. Artık atmayan ve hiçbir zaman da atmayacak olan nabzını duymayacağımı bilmeme rağmen bunu yaptım. Yine bir şeyler söylemek istedim. Söyleyemedim. Yapmak isteyip de yapabildiğim tek şey ağlamak oldu. Ağladım, ağlayabildim. Gözlerimden süzülen yaşlar yanaklarımdan geçip babamın sağ el bileğine döküldüler. O tuzlu tadı aldım ve bir süre öylece kaldım. <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">"Hadi sen dışarıda bekle biraz." Omuzuma dokunan imam beni olduğum yerden kaldırdı. Dediğini yaptım ve dışarı çıktım. Ellerimin titrediğini yine bir sigara yakmak istediğimde farkettim. Ama bu defa vazgeçmedim ve bir sigara yaktım. Beynine giden damarlarından birinde atan bir pıhtı yüzünden yalnızca dört gün içinde kaybettiğim babam içeride kefenlenerek tabuta konulurken, ben yaktığım sigarayı kapının önünde içtim.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"></b></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;">CEYHAN HAN ATAÇ </b></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>