Pharos I (Bölüm 1 – Uyanış)

Okyanusun altında bir adam uyanır. Ne kim olduğunu bilir, ne neden yazdığını. Ama kalem, hala onunla konuşur. Pharos I, belleğin tortularında, gözetimin ışığında ve kontrol yanılsamasının içinde bir direniş anlatısıdır. Burada rüyalar sansürlenir, sanat izne tabidir. Işık, hükmetmek içindir. Ve yazmak—belki de tek özgürlüktür.

Haziran 9, 2025 - 11:05
Haziran 10, 2025 - 14:50
 0  796
Pharos I (Bölüm 1 – Uyanış)

Gözlerimi açtığımda, tavandan sarkan donuk bir ışığın, tam da masaya odaklandığını fark ettim. Işık… fazla beyaz, fazla yapaydı. Sanki gün ışığını taklit etmeye çalışan ama bir türlü beceremeyen eski bir teknoloji gibi. Odanın geri kalanı, gölgelerle bölünmüş gri duvarlarla çevriliydi. Işığın erişemediği yerler, bilerek karanlık bırakılmış gibiydi — bir şeyi gizlemiyor, aksine orada hiçbir şey olmadığını hatırlatıyordu.

Yavaşça doğruldum. Yatak sertti. Metal bir iskeletin üzerine atılmış, ince, hastane örtüsünü andıran gri bir şilte. Yatağın hemen yanı başında sabitlenmiş bir sandalye vardı, bir de ağır görünümlü çalışma masası. Odanın sol arka köşesinde göze çarpmayacak kadar sade bir lavabo, yanında ise içeri gömülü metal bir tuvalet haznesi duruyordu. Her şey soğuk, verimli ve kişiliksizdi.

Ama en çok ışık rahatsız ediciydi. Sadece masa üstünü aydınlatan o tek kaynak. Tavana zincirle asılmış gibi duran, başıboş bir ampul değildi bu. Daha çok, yukarıdaki bir mekanizmadan aşağıya yönlendirilmiş sabit bir projektör gibi. Başımı çevirdiğimde fark ettim — ışık sabitti ama hafifçe titriyordu. Tıpkı bir nabız gibi. Ya da zihnimin titrek bir anısı gibi.

Masaya doğru birkaç adım attım. Üzerinde dağınık hâlde duran notlar, çizimler ve sararmış bir gazete kupürü vardı. Elime aldığım ilk not, yazılmış bir uyarı ya da bir kayıt gibiydi:

“Yüzeyde yaşam sona erdi. Sular kıtaları yuttu. Ay hâlâ doğuyor. Güneş hâlâ batıyor. Ama biz, derinliğin içinde sıkışıp kaldık.”

Bir diğerinde:

“Gökyüzüyle bağlantımız, sadece en tepedekilerin ayrıcalığı. Alt katlar karanlık. Işık, artık statüyle ölçülüyor.”

Nefesimi tuttum. Bu bir günlük müydü? Uyarı mı? Kimin eliyle yazılmıştı bu sözcükler? Yoksa… benim mi?

Gazete kupürünü çevirdim. Yanmış kenarları, geçmişe dair bir aceleyle saklanmak istenmiş gibiydi. Manşet, silik ama belirgindi:

“Pharos I: Yeni İnsanlığın Son Umudu”

Altında küçük bir cümle daha:

“Deniz fenerinden daha fazlası…”

“Pharos I…” dudaklarımın arasından döküldü. Boğuk, unutulmuş bir ezgi gibi. Bu isim… tanıdık mıydı?

Tam o anda, dikkatimi başka bir şey çekti. Odanın sağ alt köşesinde, neredeyse gözle fark edilmeyen ince bir çizgi. Yakından bakınca bir kapak olduğu anlaşılabiliyordu. Duvarla bütünleşmiş, belli ki mekanik bir sistemin parçasıydı.

Elimi usulca uzattım, duvara dayadım. Parmaklarım yavaşça o çizginin üzerinden kaydı. Ve bir ses…

Fısıltı kadar hafif ama oradaydı.

İşte o zaman fark ettim. Oda, aslında sessiz değildi.

Çok derinlerden gelen… bastırılmış bir uğultu vardı. Suyun döngüsel sesi, sanki bir fanusun dışından kulağıma çarpıyordu. Ama o sesin içinde başka bir şey daha gizliydi…

Vuuuumm… Vuuuumm…

Kesinlikle bir döngü. Bir mekanizmanın ağır ağır dönüşü. Metalin, boşlukta yaptığı dairesel bir çağrı. Deniz fenerinin tepesinde dönen ışığın sesi. Dalgaların ağır baskısıyla birleşince ortaya tuhaf bir fon sesi çıkıyordu. Ne melodik, ne mekanik. Ne tehditkâr, ne huzur verici. Sadece… oradaydı. Hep vardı.

Ve sanki bana bir şey söylüyordu:
"Yalnızsın. Ama gözleniyorsun."

O an anladım. Ne bir saat vardı bu odada, ne pencere. Zaman bile burada devre dışıydı. Oysa ışık titriyordu. Ses yankılanıyordu. Duvarlar konuşmuyordu ama duyuluyorlardı.

Beni burada bırakanlar vardı. Ve hâlâ izliyorlardı.

Bir gerçek kalıyordu geriye. Tek bir yalın gerçek:

Bu odada yalnızdım.
Ama tamamen terk edilmiş değildim.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Mustafa KALFA 1995 yılında Mersin’de doğdum. Maddi olarak büyük zorluklar yaşamadım; zengin değildim belki ama eksik de değildim. Hayat istediklerimi hemen sunmadı ama zamanla hep bir yolunu buldum. Er ya da geç, hayallerime ulaşmayı başardım. Çünkü beklemeyi, sabretmeyi ve yetinmeyi öğrendim. Huzuru, daha fazlasında değil; sahip olduklarında mutlu olabilmekte buldum. Kendimi bildim bileli her şeyi fazlaca düşünüyorum. Ufak ayrıntılara takılıyorum, belki de bu yüzden saçlarım daha şimdiden beyazlamaya başladı. Aşırı düşünmek bazen alnımda damarlar belirginleştiriyor. Kulağa çok da iyi gelmiyor biliyorum ama artık kimse kimseyi kendini vererek düşünmüyor. Ben hâlâ düşünenlerdenim. Her ne kadar maddi anlamda büyük sıkıntılar yaşamamış olsam da, çoğunlukla kalben yarım kaldım. Bu boşluğu kendi aileme taşımamak ve iyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir abi olabilmek için çabalıyorum. Kusursuz değilim, ama elimden geleni yapıyorum. Ben kendimi anlatmaya değil, içimdekileri paylaşmaya geldim. Anlatacaklarımın birilerinde karşılık bulacağına inanıyorum. Hayal gücüme güveniyorum çünkü onunla ayakta kaldım. Ve belki de en çok, bir gün bu dünyadan göçtüğümde adımı hatırlayan son kişi de beni unuttuğunda, geriye bir iz bırakmak istiyorum. Ben sadece tarihte var olmaya çalışan bir dünya yolcusuyum.