OKYANUS CANLILARI VE YAŞAMI

Bu yazıyı, kaybolmasın diye hafızama ince ince nakşettiğim bir manzaranın içindeymişim gibi, zamanı durdururcasına yazdım. Okyanusun ritmini hissetmek için nasıl kulağınızı dalgalara verirseniz ya da çok sevdiğiniz bir yemeğin tadını çıkarmak için ağır ağır yerseniz işte bu satırların da öyle sindire sindire okunmasını diliyorum. Okyanusun o masum ve derin ritmini birlikte hissedelim...

Kasım 28, 2025 - 10:16
Kasım 28, 2025 - 14:56
 2  40
OKYANUS CANLILARI VE YAŞAMI

 

Bir okyanus düşünün. Yüzme bilen herkes giremez.

Yüzme bilmek yetmez. Sınırlı bir denizde yüzmeyi öğrenenler, okyanusta boğulur. Okyanusun sınırları belli değildir; uçsuz bucaksız, derin, bazen dalgalı, bazen girdaplarla dolu geniş bir kütleye sahiptir.

Sen okyanus olduğunu bilirsen, kimsenin denizmiş gibi davranmasına müsaade etmezsin. Dedim ya, deniz ile okyanus farklıdır. İnsanlar kendisiyle getirdiği tüm çöpleri denize bırakabilir ve bu, zamanla okyanusa karışabilir. Bundandır ki okyanusun temiz kalabilmesi için denizden çok uzakta bir noktada olması gerekir. Okyanus sınırsız, temiz ve derindir.

Uzaktır; hem karaya hem denize hem dünyaya, aynı zamanda içindedir hepsinin.

 Okyanusun kendi içinde yaşayan nadir bulunan canlılar vardır. Okyanusun farklı bölgelerinde, hatta dipte veya deniz tabanında bile yuva yaparlar. Çünkü onlar oraya aittir. Seçilmiş yalnızlığın yaşamını sürdürürler.

Okyanus canlılarının bazıları, orada yaşamanın kendilerine sunulmuş bir ayrıcalık olduğunu söyler; kimi ayrıcalık mı yoksa dezavantaj mı olduğunda kararsızdır.

 Denizdeki canlıların ışığa bu kadar yakın olup da lambaya el uzatmaması, karanlıkta kalmayı tercih etmesi ayrı bir tartışma konusudur.

 Okyanus canlıları okyanusta yaşasalar bile, denizdeki canlılara ışık yakmak isterler. Fakat bir zaman sonra görürler ki, ışığa el uzatmak istemeyene sen güneşi getirsen dahi aydınlatamazsın.

Okyanus canlıları farklı şekillerde beslenir; her biri deniz ortamına göre uyum sağlamıştır. Avcılar, otçullar, parazitler gibi gruplara ayrılsalar da en dikkat çekenler fotosentez yapan canlılardır.

Fitoplanktonlar, güneş ışığını kullanarak kendi besinlerini üretir ve besin zincirinin temelini oluşturur. Dünya oksijeninin yaklaşık %50’si fitoplanktonlar tarafından üretilir. Ayrıca hiçbir beklenti olmadan karbon dioksiti emerek dünyayı serin tutarlar.

İletişime gelince, okyanus canlıları kendi türleriyle anlaşmak için ses, ışık, renk, kimyasal sinyal ve davranış gibi yollar geliştirmiştir.

 İnsan dili gibi karmaşık olmasa da, ihtiyaç duydukları mesajları etkili ve anlaşılır şekilde iletebilirler. Yani okyanus canlılarının sevgisi, insanların sarılması veya sözlerle ifade etmesi gibi doğrudan yollarla değil, okyanus ortamına uyarlanmış davranışlarla ortaya çıkar. Bir balık, diğer balığı gördüğünde konuşmaya başladığı an…Sanki düşüncelerinin üzerindeki tüm örtüler birer birer düşerdi. Karşısında durduğu canlı, onu öyle derin, öyle içten bir yerden görürdü ki, kelimeler ağzından çıkarken düşünceleri çıplaklaşır; saklamaya çalıştığı her duygu, suyun içinde şekil değiştiren ışık gibi görünür hâle gelirdi.

Bu, gerçek anlamda bir çıplaklık değil; zihnin ve ruhun savunmasız, yalın hâliydi.
Bir anlığına, bütün korunaklı kabuklar kırılır, bütün maskeler akıntıya karışır, gerçek benlik en saf hâliyle ortaya çıkardı.

O an balık, karşısındaki varlıkta kendi iç dünyasını görür gibi olurdu sanki ruhu suyun içinde çıplak bedenler gibi görünür, en gizli düşünceleri bile saklanacak bir yer bulamazdı.

Ve belki de bu yüzden, okyanusun sessizliğinde konuşmak bile büyük bir cesaretti: Çünkü her kelime, karşısındaki canlıya zihninin kapısını tamamen aralamak, kendini olduğu gibi bırakmak demekti.

 

Kısaca; deniz canlılarının yaşamı daha kolaydır. Okyanus canlılarının yaşamı daha zor, ama çok özel yetenekler gerektirir.

Okyanus, sınırsızlığı, derinliği ve içinde barındırdığı nadir canlılarla, yaşamın güçlü ve seçkin bir biçimde sürdüğü bir dünyadır.

"Okyanusun derinliklerinde, her an, kendi yolunu keşfeden canlıların kendine özgü hikâyeleri yaşanır. İşte onlardan biri:

Derin okyanusun mavi karanlığında bir balina süzülüyordu. Aniden, kendi büyüklüğünde bir gölge belirdi. İlk başta şaşırdı; sonra fark etti ki karşısındaki canlı tamamen kendisine benziyordu.

Başta temkinliydi, ama diğer balina sessiz bir sesle cevap verince rahatladı. Yavaş yavaş birlikte yüzdüler, derin maviliklerde birbirlerini izlediler.

Derin sularda karşısındaki gölgeye baktığında, sanki bir aynaya bakıyormuş gibi kendi yansımasını görüyordu. Yavaşça birbirlerinin etrafında dönmeye başladılar, suyun akışıyla uyum içinde hareket ettiler.

Bu an, balinaya kendini daha iyi tanıma ve derin okyanusun sırlarını keşfetme fırsatı verdi. Artık yalnız değildi; karşısındaki gölge hem kendisinin bir yansıması, hem de denizin gizemli bir rehberi olmuştu.

Derin bir nefes alıp gölgeye son kez yaklaştı. İkisi de bir anlığına hareketsiz kaldı; yalnız suyun melodisi aralarında akıyordu. Sonra balina, rehberi gibi görünen bu yansımayla birlikte karanlık maviliğe doğru süzüldü.O anda anladı: Kendini tanıyan asla kaybolmazdı.

Balinanın çevresindeki su hafifçe titreşti; gölge ona yaklaşırken balina içgüdüsel olarak geri çekildi. Fakat aynı anda, okyanusun akışı sanki ikisini görünmez bir çizgide yeniden bir araya itiyordu. Aralarındaki çekim, balinanın kontrol edemeyeceği kadar derin ve sessizdi . Ne bir çağrı, ne de bir söz… sadece varlığını hissettiren bir akım.

Gölge ona baktı, balina da istemsizce karşılık verdi. O anda okyanus tamamen sessizleşti; suda yalnızca ikisine ait olan, tarif edilemeyen bir titreşim dolaştı. Bu titreşim ne bir mesaj taşıyor ne de bir son vaat ediyordu.Sadece vardı.Balina, bu hissin nereden geldiğini bilmeden, bunu anlamaya da çalışmadan, derin mavilikte ilk kez hiçbir beklenti olmadan… sadece o anın mistikliğine teslim oldu. Aralarındaki açıklanamayan çekim, derinlerde fırtınalara birlikte göğüs germelerine, akıntılara birlikte karşı durmalarına yol açtı. Zamanla bu uyum, kendi kendine bir yuva yarattı; okyanusun koruduğu ılık ve sessiz bir koyda kök saldı. Yıllar geçti, o ilk gizemli çekim bir aileye dönüştü. Suyun içinde dolaşan küçük hareketler, minik kalpler , yaşamın yeni nefesleri… Yavruların varlığı, sevgisi balinanın ve gölgenin sessiz dansının somut bir yankısıydı.. Okyanus, sırlarını böyle fısıldıyordu. Hikayenin sonu şaşırtsa da, bazı şeyler sadece hissedilir,açıklanamazdı.

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

BurçakSorhun Merhaba, ben Burçak Sorhun. Kafamın içi susmadığında, yazmak susturdu beni. Ama en çok da orada kendimi duydum. İlk romanım Kaldırımda Açan Çiçek, kadınların hayatları boyunca karşılaştığı zorluklara, görünmeyen yaralara ve ayakta kalma mücadelesine dair bir hikâye. Aynı zamanda umudu, direnci ve içimizdeki ışığı da anlatıyor. Sevgiyle Değişen Dünya adlı bir çocuk kitabıyla da minik kalplere dokunmaya devam ediyorum. Hayatın detaylarında, sokak aralarında, kaldırımda açan çiçeklerde hep bir hikâye ararım. Belki sen de kendi çiçeğini bulursun, satır aralarında.