Lavinia

Temmuz 13, 2025 - 15:59
Temmuz 17, 2025 - 00:23
 0  702
Lavinia

Ne düşler utandı kurdurduğu hayallerden…

Ne de koca şehir sıkıldı “olmaz” demekten.

Biz mi?

Körü körüne daldık karanlığa.

Ne hesap ettik sonunu,

Ne de tutunduk bir umuda.

Bir çukur vardı orada,

Sessiz, derin ve davetkâr...

Ve biz,

Bile bile…

İçine düştük.

Çırpına çırpına çıktım o karanlıktan.

Her tırnağımda bir hatıra izi,

Her nefesimde bir kırık yankı.

Kaç kere düştüm

Kaç kere yeniden yürümeye başladım…

Unuttum.

Ama bilirim,

Her seferinde biraz daha eksildim.

Ve sen bilmezsin Lavinia,

Yanmadım belki görünürde,

Ama içerim…

İçerim çoktan tutuşmuştu.

Dumanı olmayan yangınlar vardır,

Ne görürsün,

Ne de kokusunu alırsın.

Ama yakar.

En çok da susarak yakar.

Söndüremedi kimse o yangını.

Fark eden de olmadı.

Bir ben vardım kendime şahit,

Bir de gecenin içinden

Yavaşça sızan sessizlik.

Kül olmaya yüz tutmuş fotoğraflar...

Yüzümde o eski gülüşün izleri,

Ama artık kimse tanımaz beni.

Ve oysa bir zamanlar

"Ah Lavinia" demiştim sana

Mevsimi değilse,

Çiçek de ekilmez toprağa.”

“Toprak çiçek açmazsa küser Güneş,

Sen ne toprağa kulak verdin,

Ne mevsimlere...

Yoksa…

Umrunda değil miydi hiçbir şey?

Gezdiğimiz her sokak

Biraz daha dargın şimdi.

Her köşe biraz daha uzak.

Şehrin bütün yollarını adımladım,

Tek tek oturdum her kaldırıma

Ve baktım sessizce...

Anıları birer birer çağırdım,

Yeniden hatırladım.

Yenemediklerimi.

Unutamadıklarımı.

İçimde biriktirdiklerimi.

Ve sustuklarımı.

Çünkü bazı sessizlikler bağırır insanın içinde.

Bazen bir isim olur ağzının ucunda takılır kalır,

Bazen de bir şarkı söylenmez hale gelir.

Ben senden sonra

Ne ismini söyleyebildim

Ne de şarkılar tam çıktı içimden.

Küs kaldım gökyüzüne,

Kırgın yürüdüm yollarda.

Bir çay ocağında durdum

Şekersiz içtim sensizliği.

Yanağımda eski bir tebessüm,

Yüreğimde en taze yara.

Lavinia…

Sen hiçbir zaman anlayamayacaksın.

Çünkü sen,

Yanmanın ne demek olduğunu

Hiç bilmedin.

Ama ben,

Ben bir Anka’yım.

Yanmak benim doğamda var.

Bir kere yanarım…

Bin kere küllerimden doğarım.

Ve bil ki:

Bu şehirde bıraktığım her hatıra

Sadakam olsun geçmişe.

Bu sokaklarda yürüdüğüm her an

Kendime ödediğim kefarettir.

Yaşadığım her hayal kırıklığı

Bu şehrin günahı…

Benim değil.

Bugün de sustum.

Yarın da susarım.

Ama bir gün —

Yeniden kanatlanırım Lavinia.

Çünkü ben,

Yenilmeyi bilmeyen bir Anka’yım.

Ve bu hikâyede

Yanmakla bitmez

Benim yolculuğum…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

SİNAN CANPOLAT Sinan Canpolat, hayatın her darbesinden bir dize, her acıdan bir umut yaratmayı seçmiş bir yazar ve şairdir. Hayatına sığdırdığı kayıplar, sürgünler, özgürlük arayışları ve küllerinden doğuşuyla, edebiyat onun için sadece bir ifade biçimi değil, varoluşun ta kendisidir. İlk yurtdışı deneyimini genç yaşta yaşayarak alışılmışın dışına çıktı; konfor alanlarını yıktı, bazen sürgün gibi yaşadı, bazen özgürlüğü damarlarında hissetti. Hayatının bazı dönemlerinde sessiz bir isyan taşıdı içinde; cezaevi duvarlarında kendine ayna tuttu, orada bile kendini yeniden inşa etmeyi bildi. Oğlu, en büyük dayanağı, en anlamlı satırı oldu. Şiirlerinde alttan alta akan bir hüzün, ama inatla parlayan bir umut vardır. Sinan, okurun kendini satır aralarında bulmasını ister, çünkü yazdıkları bir kişinin değil, bir neslin içsel yolculuğudur. “Bir Anka’nın Güncesi”, onun hayatla hesaplaşmasının ve yeniden doğuşunun en şiirsel tanığıdır. Sinan için yazmak, bir yere ait olmak değil; aksine hiçbir yere ait olmadan, her yerde bir iz bırakmaktır. O, kelimelerin göçebesi, duyguların savaşçısıdır.