Karga Kardeşliği: Kanat Kanata İntikam

Karga Kardeşliği: Kanat Kanata İntikam

Temmuz 10, 2025 - 16:55
Temmuz 11, 2025 - 13:31
 0  737
Karga Kardeşliği: Kanat Kanata İntikam

Karga Kardeşliği: Kanat Kanata İntikam

Yazan: Bike S. Demirkız

“Yüksekten bakanlar sadece zenginler değildir. Bazen bir elektrik direğinde dört karga oturur, aşağıya öyle bir bakar ki… İnsan olduğuna utanırsın.”

Ben, Kıvırcık.

Biliyorum adımı soran olmadı, belki de hiç umurunuzda değil ama yine de söyleyeyim dedim. Aramızda tüyü en kabarık olan benim.  Kargaların sağ kanat lideri, doğu balkonları sorumlusu. Şehir zekâsı yüksek, İstanbul doğumlu bir kargayım. Kardeşlerimle birlikte, “Kara Kanatlar 34” çetesinin kurucu üyesiyim.

Şimdi hayatımızın en anlamlı operasyonunu başlattık:

Operasyon adı: Albay Mahmut.

Albay Mahmut, 27 yıl boyunca kurmaylık yapmış. Ceket mendiline kadar düzgün, tıraşına sinek bile konamaz.  Sivil hayatta da disiplin timsali.  Kravatsız balkona bile adım atmaz, evet balkona ya balkona!

Her sabah aynı saatte çıkar evinden esnaftan alışverişini yapar. Sokağın ortasında ceketini ilikleyip “günaydın!” derken mahalleli saygıyla hazır ola geçip selam verir.

Ayakkabısının topuğunu kaldırmadan dimdik yürür, arabanın yanına varınca, büyük bir özenle üzerine eğilir, cebinden çıkardığı toz beziyle tozları temizler.

Ne var ki içten içe…Yalnız.

Eşi yıllar önce çekip gitmiş. Muhtemelen kravat yüzündendir.

Evinde tek başına, çiçeklerine komut verir gibi konuşur:

“Sarmaşık! Dallanmadan sola kıvrıl! Duvarı sar, ama emir dışına çıkma! Emir tekrarı yapmam, fotosentezini düzgün yap”

Sardunya! Şu yaprakları toparla, saksı hizasında dur! Güneşe dönük olmayan çiçek, görevini yapmıyor demektir! Ben bu balkonda disiplinsiz bitki istemem! Sulama saatine geç kalırsan, sorumlusu sensin!”

Begonyalar! Bu ne hal böyle? Yapraklar sarkmış, çiçekler dağınık! Burası botanik bahçesi değil, balkon karargâhı! Her biriniz saksı hizasında, dimdik duracaksınız! Gölgeyi bahane eden begonya, çiçek açamaz! Anladınız mı? Anlamayanı budarım!”

Bizse can kardeşlerimle birlikte, yani Pırtık, Karatüy, Zuzu ve ben her sabah çatının köşesinde toplanırız. Mahmut aşağıdan geçerken, Zuzu bir türkü tutturur:

“Gak Gak, geliyor sabunun gururu, bezin delisi geliyor…”

Elbette ki bizi…

Yani kargaları hiç sevmez.

Nerden mi biliyoruz? Çünkü su kaplarımızı boşaltır. Zulalarımızı bulup, dağıtır. Bizi görünce kendi kendine konuşup kafasını hoşnutsuz bir şekilde sallar.  Bize çöpçü muamelesi yapar. Ekmeğin sertini atar ki yiyemeyelim, boğazımıza takılsın.

Bu düşmanlık yetti gari!

Öncelikle şunu bilelim: Biz çöp kuşu değiliz.

-          İleri düzey yüz tanıma yetimiz var.

-          Araç trafiğine göre zamanlama yaparız.

-          Sopa sallayan adamı 4 yıl unutmayız.

-          Ve biz intikamı önce ısıtırız, sonra serin serin servis ederiz.

Kara Kanatlar 34 çetesini tanıyalım:

Ben (Kıvırcık): Taktik uzmanı.

Pırtık: Dalgıç-bombacı.

Karatüy: Sanatsal nişancı.

Zuzu: Gözlemci ve havada burgu yapan serbest stilci.

***

Operasyon Başlıyor: “Ceketli Kâbus Planı- 1. Hafta”

Öncelikli Hedef: Honda Civic

Kod Adı: “Titizliğin Mabeti”

Günlük Görevler:

Pazartesi:

Zuzu sabah 06:32’de karşı ağacın üstünde pozisyon aldı, balkon gözlemine geçti. Mahmut Albay, çiçeklere sırayla “hadi yavrum” dedi.

O sırada Karatüy, arabanın tepesine tüneyip, doğru açıyı hesaplayıp İki gündür içinde biriktirdiği tüm sanatsal ilhamı, arabanın yan dikiz aynasına bir modern sanat eseri olarak bıraktı. Tam isabet, dikiz aynası komple Picasso.

Salı:

Mahmut su kaplarını ters çevirdi, mama kaplarını çöpe attı. Misilleme: "Zuzu ve Karatüy, ‘V’ formasyonunda F-35 hassasiyetiyle arabayı hedef aldı. Ben mi? Ben lojistik destek birimiydim, havada ikmal birimi ve Pırtık son donuşları damlatma tekniğini kullanarak son noktayı koydu.

Adam, o gün delirdi.

Arabayı yıkamaya götürdü, döndü, yine bombaladık.

İşte o gün mavi branda çıktı ortaya.

Bizse tünediğimiz ağaçta hep beraber kanat çakıp kahkahalarla gakladık.

Çarşamba:

Gece rüzgârın da yardımıyla, brandayı uçurduk.  Umumi helamız yine bize kaldı. Bunun üzerine Mahmut bu sefer arabanın üstüne plastik baykuş kondurdu. Aklınca korkuluk yaptı.

Gözlerinin içine bakıp bağırdım:

“Cidden mi ya cidden mi Baykuşla mı korkutacaksın bizi? Şu evcil ezik şey mi bize mâni olacak?!”

Plastik baykuşu arabanın üzerinden alıp bacadan içeriye saldık.  Geri dönüş: Yok. Uğurlar ola!

Mahmut içten içe kaynıyor.

Perşembe:

Balkon çiçeklerine sırayla teşekkür ettiğini duyduk. Endişe verici bir sükûnet.

Pırtık bugün ciddi nişan aldı. Tavan boyasında iz kaldı.

Cuma:

Mahmut’u yıkattığı arabayı “Yalnız yaşarım, ama temiz yaşarım” diye okşarken yakaladık.

Biz ne yaptık sabaha karşı beşli dalış yaptık. Araba değil, savaş meydanıydı adeta. Meğer o gece Mahmut arabanın üstüne mavi brandayı sermiş ve sinek kovucu kokular serpmiş.

Evet, kokudan biraz başımız döndü ama gururumuz sapasağlam.

İkinci sortiyi yapmadan önce hemen yeni plan yaptık. Brandayı tırmalayıp delmeleri için mahallenin kedilerine, zulaladığımız kedi mamalarından verdik. İş birliğimiz sonuç verdi. Branda artık delik deşik, araba sanat eseri.

***

Bak, biz karga milletiyiz.

İnsanlar bizi unutur ama biz kimseyi unutmuyoruz. Ömrümüz uzun acelemiz yok.

Önce simit atıp sonra üstümüze taş atan çocuğun düğününde, ses sistemine pisledik. Pastasındaki süsü kaptık. Damadın ceketine yeni bir hava kattık.

Bir apartmanın yöneticisi bize sopa sallamıştı, çanak antenini çaldık. Netflix’e üye olmak zorunda kaldı.

Mahalle bakkalı “Defolun!” dedi bize, Neymiş, kapı önüne koyduğu cips paketlerini kapıyormuşuz.

 Bak sen, göz hakkı nedir bilmiyor demek! Ertesi sabah dükkânı açarken gökten kar yerine cips yağıyordu üzerine.  

Biz kin tutmayız.

Kusursuzca biriktirir, zamanı geldiğinde geri veririz.

***

2. Hafta: “Sabunlukta Solucan Operasyonu”

Emekli Albay Mahmut’a karşı.

Kod adı: Temizlik Tiryakisi, Balkon Bükücü, Kravatlı Kâbus.

İstihbarat birimi (Zuzu) balkonun sol korkuluğunda Mahmut’un sabahları sabunlu suyla pas silme alışkanlığı geliştirdiğini saptadı.

“Adam balkon korkuluğuna da temizlik bezi ayırmış, sabunu da kutuya koymuş. Gözlerimle gördüm komutanım!” – Zuzu raporu, saat 06:44

Biz de dedik ki:

“O zaman sabun operasyonu başlasın”

Görev:

Sabunluk kutusuna sabun gibi görünen ama aslında ince, uzun, kıvrımlı, ıslak bir toprak solucanı yerleştirilecek.

Ekip: Karatüy & Kıvırcık gece görevi.

Dikkat: Parmak izi bırakmayın. (Şaka ama yine de delil bırakmayın.)

Uygulama:

Gece 05:07, balkon.

Karatüy nöbet tutuyor, ben uçtum geldim. Gagamdaki solucanı sabunluğa yerleştirdim.

Tombul tombul nemli, güzelce kıvrılmış uykuda. Sabun gibi duruyor ama sabun değil.

Sabun köpürür, bu yumuşaksa delirtir.

Saat 06:30, Mahmut balkonda.

Kravat takılı, pantolon ütülü. Balkon terlikleri giyilmiş.

Sağ elinde temizlik bezi.

Sol el sabunluğa uzandı.

Ve…elinin altında kıpırdayan vıcık bir şey hissetti.

 

“AAAAHHHHHHH!!! BU… BU NE LAN?  BU HAREKET EDİYOR?!”

Ağzı, kelime dağarcığını geçip karanlık tarafa geçti o an. Mahallede iki çocuk ağlamaya başladı. Mahmut sabunluğu kaptığı gibi sokağa fırlattı.

Solucan yere düştü, Pırtık kusursuz bir dalış yapıp onu hemen kaptı, tek lokmada yutuverdi. Zaten ilk bulduğumuz andan itibaren gözü üstündeydi! “Of tombul tombul ne güzel bir kahvaltı olur bu” diye sabahtan beri belki 5 kere Gaklamıştı.

Mahmut’un bu arada tepkisi:

Balkonda paslandı diye “çelik” sandalyelerini çöpe attı. Trabzanları boyattı. Yeni bir paspas siparişi verdi, teslimat notuna “dezenfekte edilmiş olsun” diye yazdı. Evine içini dışını çamaşır suları ile iyice yıkadı.

İşlem başarılıydı, bizse daha yeni ısınıyorduk.

***

Bir gün Mahmut daha fazla dayanamadı, camdan dışarı bağırdı:

“YETER! SİZ KİMSİNİZ BE?!”

Ben bir gözümle ona baktım, diğeriyle penceresinden görünen duvardaki “Az insan, çok huzur” yazısını okudum.

Dedim ki kendi kendime:

“Sen iç huzur arıyorsun Mahmut ama bizden sana dışarıda bile huzur yok artık…”

***

Yeni haftada Mahmut hâlâ aynı Mahmut’tu: disiplinli, titiz, yalnız ve kravatlı.

Ama bu hafta onun titiz düzeninin temelini, alışkanlıklarını, yavaş yavaş çürüteceğiz.

Mahmut’un sabahları bir mekanik saat gibi işler.

            06:00 – Cep alarmla uyanır. Alarm sesi: marş gibi kısa ama tok bir melodi.

            06:05 – Banyoya girer, aynı sırayla tıraş sabunu, fırça, tıraş.

            06:09 – Kravat takılır.

            06:15 – Balkonda ilk yoklama.

            06:30 – Emaye kupada ilk çay.

            06:40 – Sardunya, begonya ve gül fidanlarına “durum kontrolü.”

07:00 – Sandalyesine oturur, ikinci çayla beraber, kapıcının emir eri titizliğiyle her sabah aynı saatte kapıya bıraktığı gazeteyi okur.

Biz bunu biliyoruz, çünkü karşı ağaçtan sabırla gözlem yaptık her sabah.

Biz de dedik ki:

“Bu adamı bozacaksak önce rutinini bozalım.”

Operasyon “Emaye Kupada Anomali” – Gün 1

Mahmut’un en sevdiği eşyası: KKK M.Ö.209 (Kara kuvvetleri Komutanlığı) armalı kendi adı yazan emaye kupa. Yıllar önce emekli olurken hediye edilmişti. Kutsal emanet gibiydi onun için.

Pırtık bir sabah, Mahmut balkona çay dolu fincanı bırakıp kapıdan gazeteyi almaya giderken kupanın içine, birkaç balık pulu bıraktı.

Önceki gece balıkçı pazarından bulduğumuz parlak minik pulcuklar, dikkat çekici bir şey.

Mahmut kupadan bir yudum alınca durdu.

Bakışları dondu.

“Bu da ne? Balıklı çay mı içtim ben?!”

İlk defa ikinci yudumu içmedi, gitti kupayı yıkadı, ağzını da…

Rutin kırıldı.

Operasyon “Alarm Gaklaması” – Gün 2

Mahmut’un alarmı saat 06:00’da çalıyor.

Mahmut alarm çaldıktan sonra hemen kalkıp pencereyi açar. Camı açtığında tek duyduğu şeyin sessizlik olmasını sever.  Sessizlik = kontrol.

Biz dedik ki:

“Cam açıldığında karşısında önce biz olalım. Gaklayarak. Kakafonik.”

Tam 06:01’de

Ben, Pırtık, Karatüy ve Zuzu hazırda bekledik.

Cam açıldığında…

GAK GAK GAK GAK GAK GAK GAAAAAAAAAAAAAAAK!

Ses, eski okul zili gibi patladı kulaklarında. Mahmut irkildi. Ani bir hareketle pencereyi kapattı.

Az sonra tekrar açtı. Biz yoktuk.

O gün 06:30 çayı gelmedi.

Kupa da yoktu ortalarda.

Operasyon “Manşet Etkisi” Gün 3

Mahmut sabahları gazete okurken her detayına kadar okur. Kültür sayfasında şiir köşesine bile bakar.

Biz Zuzu’yla mahalledeki çöpten bir gazete bulduk. Kopmuş bir sayfa.

Üzerinde kalın puntolar:

“DELİRMENİN SESSİZ BAŞLANGICI” yazıyordu.

Sayfayı biraz çiğnedik, kenarına ufak tüy kondurduk, sonra balkona, çay masasının üstüne bıraktık. Sabah 05:30’da, Mahmut uyurken.

Sabah 06:33.

Mahmut kupasını eline aldı, sandalyeye oturdu.

Sayfayı gördü. Tüyü de.

Ve…

Dondu. Kaldı.  Sayfayı okudu. Bakışları yavaş yavaş çiçeklerine döndü. Sonra çayı bıraktı, içeri girdi.

İlk kez balkonda 5 dakikadan az kaldı.

Ek Saldırılar:

Karatüy, Mahmut’un balkon masasına şeffaf, ince ve yapışkan bir reçine parçası taşıdı (daldan akan doğal reçine).

Mahmut oturuduğuna koluna yapıştı.

“Sakız mı bu!?” dedi.

Masayı sildi, ama tekrar oturmadı.

Pırtık, o gece balkon korkuluğuna sulu yavaşça süzülen izini bıraktı. Rüzgarla da balkona doğru yavaşça iniyordu.

Mahmut her sabah neyle karşılaşacağını bilemez olmuştu ne olduğunu anlayamıyor, balkonda gölgeler görüyor ama hep gecikiyordu.

Haftanın Durum Özeti:

Emaye kupa artık kullanılmıyor.

Sabah balkonu daha az kullanıyor.

Balkon çiçeklerinden biri kurudu, Mahmut suçluyu bulamıyor.

Mahallenin yaşlı komşusu “Mahmut Bey, biraz solgun görünüyorsunuz,” dediğinde…

Mahmut cevap veremedi.

 

Bir hafta daha geçti. Yeni haftanın operasyon adı:

Yansıma – Camdaki Silüet Operasyonu

“Dış düzen gitti, şimdi sıra iç huzurda.”

Mahmut son üç gündür balkonda daha az oturuyor. Emaye kupa kullanılmıyor. Elinde bir ince belli içindeki çayın rengi açılmış.

Çiçeklerle artık emir kipiyle değil, rica tınısıyla konuşuyor.

İçten içe bir rahatsızlık var ama ne olduğunu tam da oturtamıyor kafasında.

İşte tam bu noktada, bir iz bırakıyoruz.

Ama doğrudan değil…

Yansımalı.

1. Gün: Camdaki İz – Görünmeyen Parmaklar

Zuzu sabah 05:40’ta harekete geçti.  Mahmut’un salon penceresine kondu.  Karatüy ona özel bir teknik öğretti: Tüy sürtme izi.

Kargaların tüyleri, toz ve doğal yağlar bırakabilir camda.

Zuzu, kanadını pencereye birkaç saniye sürttü.

Camda bir “yay” izi oluştu.

Ne net…

Ne silik…

Sanki biri gece gelip parmağıyla şekil çizmiş gibi.

06:15’te Mahmut perdeyi açtı. Gözleri cama takıldı. Durdu.

İçeri gitti, cam silme spreyini aldı. İzi İçerde sandı ama dışardaydı, kapıyı açıp sildi ama kim yapmıştı bunu? Kafasını iki yana sallayıp duruyordu. Yüzünde o şaşkın bakış gün boyu asılı kaldı.

 2. Gün: Yansıma Hilesi – Silüetin Gölgesi

Mahmut’un balkon korkuluğu tam sabah güneşini alır.

Biz de dedik ki, hadi ışıkla oynayalım.

Zuzu bir yerden küçük parlak bir alüminyum folyo parçası getirdi. Karatüy onu balkonun yan korkuluğuna taşıdı. Öyle bir yere yerleştirildi ki…

Sabah güneşi vurunca, karşı duvara yuvarlak, belirsiz bir silüet düşüyor.  Sanki biri karşıdan seni izliyormuş gibi.

 

06:20

Mahmut ilk çayını yudumlarken. Karşısında duran gölgeyi gördü. Dondu kaldı. Çayı içemeden hemen toparlanıp kalktı. Bir daha da oturmadı.

Folyoyu fark etti mi?

Hayır.

Gölgeyi unuttu mu?

Kesinlikle hayır.

3. Gün: Tesadüf Gibi Sunulan Yeni Mesaj

Bir gün önce yine gazete yığınında bulduk: Eski bir sayfada, bir köşe yazısı.  Başlık dikkat çekiciydi: “İnsan Gölgesinden Kaçabilir mi?”

Zuzu bu sayfayı yavaşça yırttı, bir ucunu hafifçe kemirdi ve gagası ile alıp uçtu sabah saat 05:50’de Mahmut’un çay masasındaki sandalyeye bıraktı.

Üstüne de bir zeytin çekirdeği koydu, rüzgârda uçmasın diye.

06:29

Mahmut çayla çıktı balkona. Sayfayı gördü. Başlığı Okudu. Ardından yüzü düştü.

İçeri girdi. Gazete kupürünü de aldı, ama çöp kutusuna atmadı. Mutfak masasının üzerine koydu. Bir not gibi. Kanıt gibi…

4. Gün: Çift Yansıma – Çift Karga

Bu sefer biz yoktuk.

Ama Mahmut vardı.

Ve sabah 06:22’de camdan dışarı bakarken yine iz gördü. Camda değil karşı duvarda. Bizim gölgemiz değil ama önceki gün bıraktığımız yansımanın devamıydı. Üstelik artık sabit de değildi. Güneş vurdukça sanki bir figür sürekli pencerenin dışından onu gözlüyormuş gibiydi.

Mahmut elleriyle saçlarını yokladı. Sonra aynaya baktı. Sonra balkon kapısını kilitledi ve perdeyi sıkıca çekti.

İlk defa… Balkona çıkmadan günü geçirdi.

Haftanın Durum Raporu:

Mahmut balkona çıkmayı bıraktı.

Emaye kupa mutfak dolabına kaldırıldı.

            Çiçekler solmaya başladı, sulanmıyorlar.

            Mahmut’un gözü karşı apartmanın camlarında bizi gözlüyor.

            Sabah rutinleri bozuldu, tıraşı aksadı.

            Mahallenin bakkalı “Komutan sabah gelmedin ya… hayırdır?” dedi. Mahmut’sa sadece başını sallamakla yetindi. Dik duruş gitti omuzlar çöktü.

***

“Sessizlik, bazen en büyük çığlıktır.”

Mahmut birkaç gündür çıkmıyor balkona. Çiçekler ölüyor. Gazeteler kapının önünde birikmiş.  Kravatı? Askıda buruşuyor. Sanki artık sabahlar da onunla uyanmıyor.

Ama biz…

Her sabah aynı saatte çatının köşesindeyiz. Tetikteyiz. Bekliyoruz. Son bir hamle, son bir iz, son bir veda için...

Sabah 05:55

Ben ve Karatüy, Mahmut’un balkon korkuluğuna indik.  İlk defa balkona ayak bastık.

Gaklamadık.  Tüy dikmedik. Sadece sessizce korkuluğa tünedik gözlerimizi balkon camına dikerek...

Camın arkasında Mahmut vardı. Perde aralığından gözleri seçiliyordu. Bizi izliyordu. Biz de onu.

Sonra…

Mahmut perdeyi kapattı. Karga çetesi camdan içeri bakmayı bıraktı, bir komutan utançla geri çekilmişti.

Operasyon “Tüy ve Taş” – Gün 2

Sabah 06:00

Zuzu, Pırtık’la birlikte balkondaki boş sandalyeye kondu.

Olmayacak bir şey ama bir çay lekesi vardı masada. Tam üstüne, tek bir siyah tüy bıraktılar ve yanına da bir çakıl taşı iliştirildi. Küçük, ama pürüzsüz. Ne bir yazı var üstünde ne de bir işaret… Gel gör ki anlamı büyük.

Gün 3: Sessiz Göç

Sabah 06:10

Aşağıda alışılmadık bir hareketlilik var.  Mahmut kapısının önünde. Elinde siyah bir bavul. Ceket, kravat, baston yerli yerinde ama bu sefer pantolon ütüsüz.

Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı son bir kez kafasını iki yana salladı. Pislenmiş arabasına bindi. Kapıyı kapattı ve mahalleyi terk etti.

Bizse?

Tam o anda, tam Mahmut’un arabasının üstüne doğru uçtuk ama… hiçbir şey yapmadık.

***

“Balkon Sustu, Gökyüzü Güldü”

Mahmut’un evi hâlâ orada ama balkon boş. Sandalyede tüy yok. Cam silinmiş.

Bizse hâlâ buradayız ağaçta. Yeni kiracıyı izliyoruz.

Saçları dağınık. Tişörtünden göbeği dışarı sarkmış, çizili düşük belli pijaması ve terlikle balkona çıkıyor. Çiçek saksılarına bira döktü, sigarasını söndürdü.

Zuzu:

“Hedef mi? Diye sordu.

Ben:

“Hayır… dost.” “Dün gece balkonda mangal yaptı kalan köfteyi bize verdi”.

Zaten arabası da siyah değil, kirli gri.

Kendisine saygı duyuyoruz...

***

Son Söz:

İnsanlar bilmez…

Ama her semtin bir karga çetesi vardır.

Bizimkisi: Kara Kanatlar 34

Ve biz hâlâ Mahmut’u özlemiyoruz.

***

Durun şimdi bir son dakika gelişmesi düştü ajanslara:

İki mahalle ötedeki Kuzguniler Çetesinden gelen doğrulanmış bilgiye göre:

Mahmut orada balkonsuz bir giriş katına yerleşmiş, üstelik karşı komşusu iyilik sever Semra Hanım ile tanışıp, pek de kaynaşmışlar hemen. İkili her sabah 7:00’de spor kıyafetle yürüyüşe çıkıp, mahalledeki mama ve su kaplarını beraberce tazelerken gözlemleniyormuş… Yüzlerde gülümse elele…   

 

 

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Bdemirkiz Sonsuzlukta Bir Kıvılcım yazarı