Güvenli Alanlar

Bazen en güvenli yer, bildiğimiz hikâyeler ve tanıdık yüzlerdir. Peki ya dışarıda bizi bekleyen, hiç bilmediğimiz ihtimaller?

Ağustos 12, 2025 - 15:38
Eylül 25, 2025 - 23:01
 0  269
Güvenli Alanlar

Bazen fark ediyorum; çoğumuz yeni bir şeye başlamaktansa, bildiğimiz, tanıdığımız yerlere dönüyoruz. Boş vakitlerinde daha önce izlediği diziyi tekrar açanlar… Bitmiş bir filmi, defalarca izlemesine rağmen hâlâ keyif alanlar… Yıllar önce oynadığı oyunu yeniden yükleyenler… Hatta aynı kitabı tekrar tekrar okuyanlar… Belki o yapımı gerçekten çok seviyorlar. Belki de asıl özlenen, o yapımın hayatlarına dokunduğu zamandaki kendileri. Kim bilir?

Bazen bana da oluyor. Nadir boş vaktim olduğunda, yeni bir şey denemekle, daha önce bana iyi gelmiş bir şeye geri dönmek arasında kalıyorum. Tanıdık olan her zaman güvenli geliyor. Yenisinde risk var; beğenmemek, sıkılmak, boşa vakit harcamak ihtimali var. Oysa eski dost gibidir bazı hikâyeler. Ne söyleyeceğini, nerede güldüreceğini, nerede hüzünlendireceğini bilirsin. Sürpriz azdır, ama huzur boldur.

Bu sadece dizilerde, filmlerde, kitaplarda değil; insan ilişkilerinde de böyle. Özellikle belli yaşanmışlıkların ardından, çoğu kişi hayatına yeni insan almaktan çekiniyor. Mevcut çevresine sıkıca sarılıyor, yeni dostluklara kapı aralamıyor. Belki yorulmuşluktan, belki hayal kırıklıklarından, belki de hayatın temposunun dayattığı o sürekli yorgunluktan… Zaten seni tanıyan bir insanla sohbet etmek, yeni birini çözmeye çalışmaktan daha kolay geliyor.

Ama hayat akıp gidiyor. Bir noktadan sonra bu akışı yakalamak imkânsızlaşıyor. Durup soluklandığımız anlar az; o anlar altından bile kıymetli. Çünkü giden zaman geri gelmiyor. Belki de bu yüzden, güvenli alanların sıcaklığından çıkmak, yeni bir pencere açmak gerek. Her insan başka bir dünya, her hikâye başka bir manzara, her deneyim başka bir yolculuk… Ve bu yolculuk, sadece bir kez yaşanacak.

Bazen kendimize hatırlatmamız gerekiyor: Tanıdık olan iyidir, ama bilinmeyenin ihtimali bambaşka.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Mustafa KALFA 1995 yılında Mersin’de doğdum. Maddi olarak büyük zorluklar yaşamadım; zengin değildim belki ama eksik de değildim. Hayat istediklerimi hemen sunmadı ama zamanla hep bir yolunu buldum. Er ya da geç, hayallerime ulaşmayı başardım. Çünkü beklemeyi, sabretmeyi ve yetinmeyi öğrendim. Huzuru, daha fazlasında değil; sahip olduklarında mutlu olabilmekte buldum. Kendimi bildim bileli her şeyi fazlaca düşünüyorum. Ufak ayrıntılara takılıyorum, belki de bu yüzden saçlarım daha şimdiden beyazlamaya başladı. Aşırı düşünmek bazen alnımda damarlar belirginleştiriyor. Kulağa çok da iyi gelmiyor biliyorum ama artık kimse kimseyi kendini vererek düşünmüyor. Ben hâlâ düşünenlerdenim. Her ne kadar maddi anlamda büyük sıkıntılar yaşamamış olsam da, çoğunlukla kalben yarım kaldım. Bu boşluğu kendi aileme taşımamak ve iyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir abi olabilmek için çabalıyorum. Kusursuz değilim, ama elimden geleni yapıyorum. Ben kendimi anlatmaya değil, içimdekileri paylaşmaya geldim. Anlatacaklarımın birilerinde karşılık bulacağına inanıyorum. Hayal gücüme güveniyorum çünkü onunla ayakta kaldım. Ve belki de en çok, bir gün bu dünyadan göçtüğümde adımı hatırlayan son kişi de beni unuttuğunda, geriye bir iz bırakmak istiyorum. Ben sadece tarihte var olmaya çalışan bir dünya yolcusuyum.