Benim Adım Kadın

Şubat 2, 2025 - 14:45
Şubat 2, 2025 - 18:48
 3
Benim Adım Kadın
Çizim bana aittir.

BENİM ADIM KADIN

Kadın, tek başına anlam ifade eden ses değeri taşıyan bir kelimden mi ibarettir? Bir kader, bir heves, bir duygudan mı?

Kadın olmak, yalnızca doğurganlık mıdır? Kucağında doğurduklarını kurban vermek mi? Kurbanın kendisi olmak mı?

Kadın boğularak öldürülen, ateşe verilip yakılan, bir mal gibi satılan mıdır? İnsan olmanın tarihi başlangıç noktası mıdır?

Benim adım kadın. Beş harften ve iki heceden oluşuyorum. Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen olarak geçiyor Türkçe sözlükteki karşılığım. Öz Türkçede kraliçe, Hakan eşi veya kızı anlamındayken zaman içerisinde değişime uğrayarak farklı isimlerle de anılmışım.

Şule, Pınar, Ceren, Özgecan, İlknur , Selin, Emine, Ayşe, Buse, Kübra, Rojin, Narin ve daha burada sıralayamadığım yüzlerce isim...

Kadın olan o yürekleri çocuktu hepsinin. Birinin kızı, kardeşi, kuzeni, arkadaşı, annesiydiler. Bu ülkede kadın olmanın zorluğuna tezat basitçe öldürüldüler!

Yaşamaya dair kurdukları nice hayalleri vardı. Maruz bırakıldıkları fiziksel şiddet yüzünden içindeki masum çocuklara ihanet ettiler.

Yaşadığımız çağda her geçen gün katledildiğimiz ülkemizde kim namus ve ahlak bekçiliğimizi yapıyorsa en namussuz ve ahlaksız olan sadece kendisidir!

Kadına boş boş konuşma, saçın uzun aklın kısa gibi yaftalarla ayrıştıranlar kapat o çeneni, otur oturduğun yerde diyorsunuz değil mi bana?

Bütün kadınların adına kapat o çeneni diyenlere soruyorum şimdi;

Biz adaleti mumla ararken, siz ülkeyi değiştiremiyoruz, yasaları değiştiremiyoruz diye konuyu değiştirmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?

Tanrım, cehennemden kaçıp buraya mı geldi yoksa bütün şeytanlar? Elini kolunu sallayarak nasıl bu kadar rahat dolaşabiliyorlar?

Ülkemiz ne ara bu kadar can pazarı haline geldi. Kadına çocuğa ve hayvanlara yaşama hakkı için başka bir dünya yaratılamaz mı? İnsanın varlığına büyük zararlar veren kötülük salgınından kurtulmanın bir yolu yok mu? İki ayaklı bedhahlardan korunmak için, iyilerin atlarına binerek gittikleri gibi, bizde çekip gidemez miyiz buralardan uzaklara?

Artık nereye baksak sadece vahşet sadece kan görüyoruz. Bu karanlığın, rutubetin ve çürümüşlüğün içinde insan kalan yerlerimizi de kaybediyoruz.

Buralar sanki bizim topraklarımız değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi olmuş. Var oluşun kadınla başladığı bu evrende söyler misiniz daha kaç kez öldürüleceğiz? Bu ülkede kadın olmanın bedelini daha ne kadar ödeyeceğiz?

Sesimizi duyan yok mu? Sesimiz çıkmasın diye kuru gürültü yapan şaklabanlardan kulaklarımız sağır, gözlerimiz kör, dilimiz lal olmuş. Annemizin karnından doğarken bahşedilen insanlığımızı hoyrat bir makasla kesip kör kuyulara mı attınız?

Sustuğunuz susturulduğumuz bütün hakikatlere zehir mi karıştı? O zehir önce seni sonra beni zehirledi. İçindeki toksin insanlığın hamurunu bozdu.

 Utanç... Utancımızı kaybettik. Sevginin, saygının vicdanın ve merhametimin başını yedik. Başımız sağ olsun!!!

Farkında mıyız artık yaşamıyor sadece hayatta kalmaya çabalıyoruz. Kim hesap soracak tüm bu olanlardan? Ölen kadınlar mı? Öldürülen çocuklar mı? Sırada öldürülmeyi bekleyenler mi?

Bu vahşet daha ne kadar devam edecek? Bunun için kıyametin kopmasını Dünya'nın batmasını mı bekleteceğiz. Ülkemiz ne tür bir şeytanın pençesine düştü böyle. Kadınlar çocuklar ve hayvanlar hunharca öldürüldükçe, Tanrının kararladığı eceli gelenin ölmesine zerre kadar inancım kalmadı.

 Üzerimize yapışan duyarsızlıktan gözlerimizi açamıyor derin bir uykuda kitle halinde uyuyor ahlaksızlığın içinde boğuluyoruz. Olan her şeyi kabul ediyor ve her kabul edişte daha büyüğünü doğuruyoruz. Ortaya çıkan sonuçları izlerken oturup karı gibi ağlıyoruz. Oldu mu hiç şimdi bu? En insani tepki olan gözyaşına da bir cinsiyet belirleyiveriyoruz.

Tanrım bu nasıl bir yara böyle? Her yerimiz kan revan içinde. Öldürülmekten daha kolay daha ucuz bir şey kalmamış güzel ülkemde.

Elimde sihirli bir gücüm olsa insanlığımıza dair kaybettiğimiz erdemli parçalarımızı bulup, fabrika ayarlarımıza dönmeyi kendimizi yeniden inşa edebilmeyi o kadar çok isterdim ki...

O zaman buraya sorup bırakıyorum. Bunun için neler mümkün?

SÜMEYRA AĞAOĞLU 

Ey kahraman Türk kadını sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın!

Mustafa Kemal ATATÜRK

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sümeyra Ağaoğlu Sümeyra Ağaoğlu 1981yılında İzmir Torbalı'da doğdu. A.Ü Sağlık Kurumları İşletmeciliğinden mezun oldu. On yedi yıldır bir kamu kuruluşunda sağlık çalışanı olarak görev yapmaktadır. Azra'nın Nefes'e Kavuşması, Uzaydan Gelen Yolcu ve Sınıfta Kaktüs Var ! isimli üç çocuk kitabı bulunmaktadır. Kolektif ve antoloji kitaplarında birden çok yetişkin ve çocuk öyküleri yayınlanmıştır. Eserlerinin telif gelirlerini vakıf kuruluşlarına ve sma'lı bebeklerinin kampanyalarına bağış olarak gerçekleştirmiştir. Sosyal Sorumluluk Projesi kapsamında yaptığı çalışmalarla dikkat çekerek 2024 yılında "Yılın En Duyarlı Çocuk Kitabı Yazarı" unvanı aldı. Uluslararası düzenlenen bir yarışmada "Mor Kaplı Defter"öyküsüyle jüriden onur belgesi almıştır. Dijital platformlarda yazdığı makale, öykü ve köşe yazılarıyla daha çok okura ulaşmanın mutluluğunu varoluş amacına hizmet olarak görmektedir. Yazarlık üzerine almış olduğu eğitimlerin yanına Altınbaş Üniversitesin'den aldığı Etkileşimli Masal ve Hikaye Anlatıcı uygulayıcı belgesin ekledi. Çocuklarla gerçekleştirdiği atölyelerle yaşamındaki rolüne Masal ve Hikaye Anlatıcı kimliğini ekledi. Narlıdere Huzurevinde düzenlenen kitap okuma etkinliklerinde yer alıp kendi yazdığı hikayeleri huzurevi sakinlerine okumaktan mutluluk duymaktadır.